SUNUCU 1:Programımıza Samsun AKS, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, ART Uşak TV ve HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, ne anlatalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bazı Nur talebesi kardeşlerimiz; “Hz. İsa (a.s.) geldi, vefat etti” diyorlar, “biz onu gömdük” diyorlar. Ama Hz. İsa (a.s.) daha Kuran’da ve hadislerde bildirilen görevlerini yapmadı Hocam, inşaAllah. Ayetlerde Hz. İsa (a.s.)’nın İslam ahlakının hakimiyetine vesile olacağı anlatılıyor, açık olarak bildiriliyor. Hadislerde de, Hz. İsa (a.s.) geldiğinde, Mehdi (a.s.)’nin arkasında namaz kılacağı ve deccalı yok edeceği haber veriliyor. Bunlar da daha gerçekleşmedi, inşaAllah. Hadislerden örnekler okuyabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: “Ebu Hureyre (r.a.) Rasûlullah (s.a.v.)'tan şöyle buyurduğunu işitti: "Meryem oğu İsâ sizin içinize, hükmünde âdil bir hâkim olarak inmedikçe, salibi kırmadıkça, domuzu öldürmedikçe, cizye vergisini kaldırmadıkça ve mal hiçbir kimse kabul etmeyecek derecede dolup taşıncaya kadar Kıyamet kopmaz.’ Sahih-i Buhari”
“Ebu Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘İmamınız (devlet başkanı) kendinizden olduğu halde Meryem oğlu sizi içinize indiği zaman, İsa (a.s.) da imamınıza uyduğu zaman acaba sizler nasıl olursunuz?’"
“Cabiru'bnu Abdillah (r.a.) şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.)’den işittim, buyuruyordu ki: ‘Ümmetimden bir taife Kıyamet gününe kadar hak üzerinde mukatele ederek muzaffer olmakta devam edecektir.’ Nihayet Meryem oğlu İsa (a.s.) iner ve Müslümanların emiri ona: Gel, bize namaz kıldır, der. Bunun üzerine İsa (a.s.): Hayır, Allah'ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğer bir kısım üzerine emirlersiniz, der” Sahih-i Müslim ve Tercümesi Hocam.
SUNUCU 1: Hocam bir de, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, siz söylemiştiniz; “kehlen” kelimesini. Hz. İsa (a.s.) için; “ortalama otuz beş yaşında” demiştiniz sanırım.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 1: “O da geleceğine ve ölmediğine dair bir gösterge” demiştiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. E tamam, o ayetleri oku, onları şerh edelim.
OKTAR BABUNA: Hz. İsa (a.s.)’nın gelişi ayetlerini mi? Tamam inşaAllah Hocam.
Ayette Hz. İsa (a.s.)’nın ölmediği ve öldürülmediği bildiriliyor. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" (katelna) demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler (ma katelehu) ve onu asmadılar (ma salebe). Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu)” Nisa Suresi, Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. “Öldürmediler” diyor. Hocalar çıkıyorlar; “yok” diyorlar, “onlar öldürmedi ama öldü” diyorlar, “bir şekilde öldü” diyorlar. E ne fark eder? Allah ölmemiş olmasını söylüyor, onun üstünde duruyor, değil mi? Ve “onların tuzağını bozdum” diyor Allah, “tuzağı bozdum.” Evet.
OKTAR BABUNA:“… seni Kendime yükselteceğim (rafiuke), seni inkar edenlerden temizleyeceğim (mutahhiruke) ve sana uyanları Kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Bana'dır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim” “Sana uyanları” diyor Allah, “Kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim”
ADNAN OKTAR:“Sana uyanları” Biz Müslüman olarak uyuyor muyuz Hz. İsa (a.s.)’ya?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Uyuyoruz. Hıristiyanlar uyuyorlar mı? Uyuyorlar; çünkü Müslüman. “Kıyamete kadar küfre sapanların üstüne geçireceğim” ne demek? Dünya hakimiyeti. “Sosyal, siyasi, her yönden, inanç yönünden üstüne geçireceğim” diyor Allah.
OKTAR BABUNA: “Şüphesiz o, Kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.” Zuhruf Suresi, 61 Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz o, Kıyamet-saati için bir ilimdir” Zaten ebcedi 2026’yı veriyor. Hz. İsa (a.s.)’nın zuhuru, iyice belli olması; 2026 bak net. “Öyleyse ondan (Kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur” Şimdi hazretler diyor ki; “’Kıyamet saati için bir ilimdir’den kasıt, ‘o’ diye geçen varlığın” diyor, “nereden biliyoruz Hz. İsa (a.s.) olduğunu?” diyor. Kardeşim şimdi samimiyetsizlik yapmayın. Ne diyor burada ayette, bak ayetin gelişinde. Mesela evet, 57’nci ayetten başlayalım. “Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin” şeytandan Allah’a sığınırım “senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar” “Alay ediyorlar” diyor, “senin kavmin” diyor, Peygamber (s.a.v.)’e hitap ediyor inşaAllah, Peygamber (s.a.v.)’in kavmi. Şu anda da Hz. İsa (a.s.)’yla alay eden çok fazla insan var, değil mi? “Dediler ki: "Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?" “Yoksa o mu?” dan kimi kastediyor?
OKTAR BABUNA: Hz. İsa (a.s.), Hocam.
ADNAN OKTAR:E diyor ki adamlar; “ne malum?” diyorlar.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:“Yoksa o mu?” dediğine göre, değil mi? “O” denilen, Hz. İsa (a.s.)’dır. Ayetin akışından o. “Onu yalnızca bir tartışma-konusu olsun diye (örnek) verdiler” Şimdi samimiyetsiz olan adam ne der? “‘Onu yalnızca bir tartışma-konusu olsun diye (örnek) verdiler’den kasıt; orada bir konu vardı, onu kastettiler. Hz. İsa (a.s.)’yı kastetmiyor ki” diyebilir. “Onu” dediğinden, Hz. İsa (a.s.)’dan bahsettiğini anlıyoruz.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Hayır, onlar 'tartışmacı ve düşman' bir kavimdir” Yani “cedel istiyorlar” diyor Allah, “boş tartışma istiyorlar” diyor, “samimiyetsizler” diyor. “O, yalnızca bir kuldur” Şimdi burada adam çıkar da derse ki; “buradaki ‘o’dan kasıt…” Başka bir ayete geçiyor çünkü bakın; “O yalnızca bir kuldur” “Yani, herhangi bir insanı kastettiler, oradaki bir kişiyi kastettiler” deseler, ne diyeceğiz? Samimiyetsiz olduklarını düşünürüz.
“Kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğulları'na bir örnek kıldık. Eğer Biz dilemiş olsaydık, elbette sizden melekler kılardık; yeryüzünde (size) halef (yerinize geçenler) olurlardı. Şüphesiz o, Kıyamet-saati için bir ilimdir” ayetin devamı. E ne samimiyetsizlik yapıyorsunuz? Belli ki Hz. İsa (a.s.)’dan bahsediliyor ve sadece Hz. İsa (a.s.) için; “Kıyamet için bir alamettir” diyor Cenab-ı Allah. Hiç kimse için dememiş. Bak hep; “o”, ”o”, “o” diye devam ediyor ve burada da yine “o” diyor. Buraya gelince niye sapıtıyorsunuz yahut yanlış düşünceye gidiyorsunuz? Veyahut yeni bir mantık varmış gibi göstermeye çalışıyorsunuz, değil mi? “Sapıtıyorsunuz” derken, normal akışından çıkıyor, başka bir yola giriyor. Yani buradaki anlatılan mantıktan dışarı çıkıyor. Bak ayetin devamında diyor ki Cenab-ı Allah; “şeytan sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın” Allah’ın yolu nedir? Kuran, Mehdi (a.s.)’nin gösterdiği yol, Hz. İsa (a.s.)’nın gösterdiği yol. Bak; “şeytan sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın” Deccal, deccal. “Sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o” şeytan, iblis; “sizin için açıkça bir düşmandır” Bak burada başka bir konuya geçtiğinde anlatıyor Cenab-ı Allah. Bak; “Şeytan sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır” Burada da Hz. İsa (a.s.) konusu bitiyor, şeytandan bahsediyor ama burada da “o” diyor bakın. Burada da şeytandan bahsediyor. Demek ki anlıyormuşuz. E şimdi; “‘o’ deyince başka birini kastediyor” dersen olur mu burada? Şimdi bak, bu konuda yanlış çizgiye getirmek isteyenler, taktik olarak böyle bir şey kullanıyorlar; “orada başka bir şeyden bahsediyor” diyorlar. Buradaki yöntemi daha da çok delil gösterebilirim ama bu yeterlidir. Hiçbir Peygamber için “Kıyamet için bir alamettir” denmemiştir; Hz. İsa (a.s.) için denmiştir. Kütüb-i Sitte’de Peygamberimiz; “o Kıyamet için bir alamettir” diyor. Burada da bir alamet olduğu açıkça belli oluyor.
Evet, şimdi devam edelim Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim ve seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları Kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim” Al-i İmran; 55 Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakın, ta başlangıcından uzun uzun geliyor ayette. Al-i İmran Suresi’nde 41’inci ayette Zekeriya (a.s.); “Rabbim bana bir alamet ver” diyor. 42’nci ayette; “hani melekler: "Meryem, şüphesiz Allah seni seçti”” diyorlar. 43’e; “Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et" diyor, Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bunlar, gayb haberlerindendir” Hani gaybı Allah bildirmiyordu? Bak; “gayb haberlerindendir” Allah haber veriyor. “Bunları sana vahyediyoruz” diyor, vahiyle haber veriyor, değil mi? 45’inci ayette; “hani melekler, dediler ki: "Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir”” Allah’ın kelimesidir. Kelimetullah değil mi, Hz. İsa (a.s.)? “Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir” Allah koyuyor ismini; “Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır' ve yakın kılınanlardandır” Öldüğünde -Allah ömrünü uzun etsin- Allah’ın Kendisine yakın kıldığı insanlardandır. “Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir” “Mehdi’de de” diyor. Arapçası, Mehdi. ‘Mehdi’ kelimesi ‘beşik’ anlamına geliyor; yani ‘Mehdi’. “Mehdi’de de, yetişkinliğinde de (kehlen)” yani otuz beş yaşını geçmişken, kırk yaşında da elli yaşında da “insanlarla konuşacaktır”. Halbuki göğe alındığında Hz. İsa (a.s.) otuz üç yaşındaydı. Burada ne diyor? “Beşikte de (Mehdi’de de), yetişkinliğinde de (kehlen)” yani otuz beş, kırk beş, elli beş yaşlarında da “insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir” Hani burada onların dediği gibi bir mantık?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Tekrar geleceği çok açık inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bak ayet hep Hz. İsa (a.s.)’dan bahsederek devam ediyor. Sonra diyor ki Cenab-ı Allah, 55’inci ayete geliyor; “hani Allah, İsa'ya demişti” İsa ibn-i Meryem, “Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim” “vefat ettireceğim, kendime yükselteceğim” Biz şimdi uykuda ne oluyoruz? Vefat ediyoruz. Nereden anlıyoruz? Ayetten anlıyoruz. Allah ayette; “Ben sizi vefat ettiriyorum” diyor. Aynı kelime ‘vefat ettirme.’ Yani uyku halindeyken Hz. İsa (a.s.); “seni uyku halindeyken Kendime yükselteceğim” anlamı çıkıyor, “Kendime yükselteceğim” Zaten uyanık olarak olmaz; aklın ihtiyarı kalkar, illaki uyutulması lazım. Çünkü gelirken de uyku halinde bırakılacak zaten. O zaman da aklın ihtiyarı kalkar. Uykudan uyanarak kalkacak. Bak; “Kendime yükselteceğim (ref'edeceğim), seni inkar edenlerden temizleyeceğim” Orada o pislik adamlar var, küfür var, saldırganlar var; “onların içerisinden temizleyeceğim seni” diyor. ‘Temizlemek’ ne demek Cenab-ı Allah? “Alıyorum, Katıma aldım mı temizlenmiş oluyor” Pislik aşağıda kalıyor, o pislikten kurtulmuş oluyor. Temizlenmiş oluyor. “Temizleyeceğim” Bak Kendine yükselterek Allah temizlediğini söylüyor. Orada çünkü orada bir tuzak var, oyun var ve pislik adamlar var. “Kendime yükselterek seni temizledim” diyor. Bak yani batak adamlardan kurtarmış oluyor Allah. “Sana uyanları Kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim” Bak; “sana uyanları”. Kime? Hz. İsa Mesih (a.s.)’e uyanları. Ne vakte kadar? Kıyamete kadar. “İnkara sapanların” yani küfrün ve deccaliyetin “üstüne geçireceğim” “Onların üstüne hakim olacaksın, ezeceksin onları, etkisiz hale getireceksin, Müslümanlar hakim olacak” diyor Allah, dünya hakimiyeti. Çok açık bak; “seni inkar edenlerden temizleyeceğim” o anda göğe alındığının net açıklaması. Temizlenmek. Bir ani temizlenme var burada, ayette ani temizlenme var. Bak bunu açıklayamıyorlar mesela, değil mi? Hz. İsa (a.s.), kirli pis adamların içerisinde, Allah; “uyku halinde Katıma yükseltiyorum” diyor, “seni, yanıma aldım” diyor, “temizlendin” diyor. Beden ve ruhen temiz olarak Allah Katına gitmiş oluyor. Ruhu tertemiz zaten ama bedende olur pislik. Ruhu zaten temiz Hz. İsa (a.s.)’nın. Bedeninin etrafındaki pislikten insan nasıl kurtarılır? Bedeni alırsın, alıyor Cenab-ı Allah, temizlediğinde kurtulmuş oluyor. Yeni insanın üstüne çamur bulaştığında, yıkadığında bedeni temizlenmiyor mu? Allah diyor ki; “senin etrafında çamur, pislik var, pis adamlar var, senin bedenini bu pislikten temizleyeceğim” diyor. Bedenini temizleyecek çünkü ruhu zaten temiz ama bedenin etrafı kirlenmiş, değil mi? Müslüman, tahir kirden. “Seni onların arasından alıyorum” diyor, “göğe kaldırıyorum. Uyku halindeyken göğe alıyorum. Bedenin de tertemiz oldu” diyor, “şu anda” Ani bir temizleme olayı var orada. Bunu açıklayamazlar. Bak arkasından Allah onları tam köşeye sıkıştırıyor, diyor ki; “sana uyanları” Yani, Hıristiyan ve Müslümanları; çünkü Hıristiyanlar da Müslüman oluyorlar. “Kıyamete kadar” Ne zaman? 2120, 2120. “Kıyamete kadar” yani Kıyametin son anlarına kadar. Yaklaşık Hicri 1507-1508. Çünkü son küsurat artık o, dakikalar olarak kabul edilecek vakitler, çok kısa. “Kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim” “İnkara sapanlar” derken; “deccal ve ordusunun üstüne geçireceğim. Deccalı yeneceksin” diyor, “o vakte kadar hakimsin” değil mi? Çok açık, bak; “sana uyanları Kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim” “Ahir zamanda İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” diyor. Bu nasıl oluyor? İşte o güzeller güzeli uyku halindeyken dünyaya bırakılıyor. Bir kısım talebeleri onu bulacaklar. “Bir kısım insanlar onu imanın nuruyla tanırlar” diyor, “Hz. İsa (a.s.)’yı”. Çünkü o uyur halde bir insan. O devrin kıyafetleriyle bir odada veyahut onların bulunduğu o Hıristiyan cemaatin bulunduğu bir yerde bulunacak Hz. İsa (a.s.). Kalktığında dil bilmiyor, hiçbir şey bilmiyor. Ona yardımcı olacaklar, zannedecekler ki hafızasını unutmuş bir insan. Ama kıyafetlerine bir mana veremeyecekler yani. Çünkü o anda da anlayamazlar kıyafetleri. Çünkü yeni duruyor kıyafetler, eski durmuyor, yeni duruyor yani, inşaAllah. Sonradan o konuştukça, onun dili çözüldükçe, yani dil öğrendikçe onun Hz. İsa (a.s.) olduğunu anlayacaklar, İsa Mesih (a.s.). Sonra da Müslümanlarla beraber Hz. Mehdi (a.s.), namaz için bir aradayken, muhtemelen Kudüs-ü Şerif’te Mescid-i Aksa’da, ikinci bir ihtimal de Ayasofya’da inşaAllah, namaz için çağırıldıklarında birden Hz. İsa (a.s.) beliriyor talebeleriyle beraber. Mehdi (a.s.) görür görmez tanır, inşaAllah. Kamet okunuyor orada, kamet okunduğu için Mehdi (a.s.) duruyor, namaza geçmiyor. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’den emir var. Yani Peygamber (s.a.v.)’den emir var, diyor; “sen ve Hz. İsa (a.s.) namaza çağırıldığında, İsa (a.s.)’yı davet et önce, yani sen doğrudan namaza imamlığa geçme” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “Hz. İsa (a.s.)’yı davet et ama o kabul etmeyecek” diyor, Peygamberimiz, “ısrar et, kabul etmeyecek” diyor “ama o seni sırtından iterek namaza geçirecek, imamlığa geçirecek” diyor, demin de anlatmıştım. Mesih (a.s.)’i yüzündeki nurundan hemen tanıdığı için Hz. Mehdi (a.s.); “efendim” diyor “siz buyurun. Siz daha layıksınız inşaAllah” diyor. “Hayır” diyor, “bu ümmetin bir güzelliği olarak, bir ikram olarak sen” diyor, “imam olacaksın, imamlığa geçeceksin” diyor. Mehdi (a.s.), imamlığa geçiyor fakat yine pişman oluyor, tereddüt ediyor; bir kere daha ısrar edildiğinde yeniden dönüyor. “Efendim” diyor, “siz kıldırın” diyor, “namazı” diyor. O zaman Hz. İsa (a.s.) omuzlarından itiyor. Yani zorla geçiriyor, daha Türkçesi. Zorla imamlığa götürüyor. Yani itiyor Mehdi (a.s.)’yi sırtından. İterek o imamlık yerine kadar geçirttiriyor, “imam sensin” diyor. Tekbir aldığı an imamdır. Çünkü ona uymuş oluyor artık Hz. İsa (a.s.). Ondan sonra dünyanın imamı olmuş oluyor, bütün dünyanın imamıdır. Ama sonradan, yani imamlığı katileştikten sonra Hz. İsa (a.s.)’yı imam olarak atıyor, kendi emrinde olan imam olarak atayacaktır. Ama ondan sonra Hz. İsa (a.s.) tabii ki namaz kıldırır herkese. Ama Mehdi (a.s.)’nin imameti kesinleşmiş oluyor. Yani o çok önemlidir. İmamet Kureyş’tedir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslindedir. Kıyamete kadar da öyledir, Kıyamet vaktine kadar, inşaAllah. Ama bunların hiçbiri aklın ihtiyarını almaz. Göreceksiniz, herkes çok normal karşılayacak. Ama heyecan çok olur tabii, o biat anında çok olur heyecan. Ondan sonra, İsa Mesih (a.s.)’le karşılaşma, onda heyecan olur. Ondan sonra yani öyle. Ama en şiddetli biat anında olur. Yani yıkılacak İslam-ı alem bak göreceksiniz. Naklen yayın yapılacak, yani çok büyük olaydır biat anı, inşaAllah. İnşaAllah evet. Hz. İsa (a.s.) hakkında Cenab-ı Allah, bak hep ona mahsustur, orijinaldir yani açıklamalar. Başka, öbür ayetleri ver, delil olarak.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Nisa Suresi; 159 var Hocam, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır”
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki Cenab-ı Allah –şimdi bana hiç böyle taktik yapmaya kalkmasınlar Kuran ayetleri çok açık- Nisa suresi 155’inci ayette diyor ki Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “onların kendi sözlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerine karşı inkara sapmaları, Peygamberleri haksız yere öldürmeleri” öldürdüklerinde “öldürdü” diyor Allah bak, değil mi? Öldürüyorsa “öldürdü” diyor, inşaAllah veyahut öldüğünde de “öldü” diyor, değil mi? Mevt ediyor, mevt. Mevt; “öldürdü” evet. “Peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: "Kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle” onlara Allah, evet, parantez içinde “lanetledik” diyor ama bilmiyorum onu nasıl. “Onların kendi sözlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerine karşı inkara sapmaları, Peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: "Kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle” tabii hem lanetlemiş oluyor, zaten yaptıkları da haram olmuş oluyor ama o yapanlar için söyleniyor. Bütün gelecek nesil, küçük Musevi çocuklar, Musevi küçük bebekler için değildir bu ayet, değil mi? İlgililer içindir; kim yapıyorsa o. “Hayır; Allah, inkarları dolayısıyla ona (kalplerine) damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar” “Azı dışında inanmazlar” İşte Ahir zamanda inanacak olan kitle bunlardır; “azı dışında” diyor ya ayet. Bak bu çok manidar; “azı dışında inanmazlar” az olacaktır genel nüfus oranı, hepsi iman edecektir inşaAllah, Muhammedî olacaklar inşaAllah. “(Bir de) İnkara sapmaları ve Meryem'in…” Bak; “inkara sapmaları” münkir oluyorlar ama yapanlar. Yapan kimse; o. “Ve Meryem’in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri” onlar çok büyük iftira attılar biliyorsun, Hz. Meryem’e. “Ve” 157’nci ayette; “Ve: “Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle” bakın, öldürmeye meraklılar, görüyor musunuz? Asrımızda da var öldürmeye meraklı olanlar yani. Bir kısmı da; “gelip öldü, gömdük” diyor. “(Onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler” Bakın, hiçbir Peygamber için bu söylenmemiştir, bir tek Hz. İsa (a.s.) için söyleniyor. Samimi olacaklar. “Ma katelehu” diyor Allah, “ma katelehu” “Ve onu asmadılar” Yani çeşitlerini de söylüyor ki yani dil eğip bükmesinler diye. Bak çok manidardır buradaki açıklama. Bak; “onu öldürmediler” “Yok öldürmediler, o zaman astılar” diyecekler. Onun için diyor ki Allah; “asmadılar da” diyor. Yani hiçbir şekilde yalan söylemelerine müsaade etmiyor Allah. “Öldürmediler ve asmadılar” Yani “ölüm çeşitlerinden herhangi bir şekilde ölmedi” diyor. Bak detay vermesi çok manidardır. Mesela “öldürmediler” yeterdi normalde bu ifade. Ama Allah onu yeterli görmüyor, bir kısım insanların anormallik yapacağını ve bahane bulacaklarını bildiği için. “Onu asmadılar. Ama onlara (onun) bir benzeri gösterildi” “Hz. İsa (a.s.)’ya benzeyen bir insanı astılar” diyor Allah,” onu öldürdüler, Hz. İsa (a.s.)’yı öldürmediler. O ihbarcıyı öldürdüler” Allah onu, benzettirdi Allah onu, mucize olarak. “Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler” diyor. Şu anda da şüphe içindeler. Sürekli Hz. İsa (a.s.)’yı kimi “gömdük” diyor, kimi “gelmeyecek” diyor, kimi başka türlü, değil mi? Bak; “kesin bir şüphe içindedirler” diyor. “Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler” anlaşmazlığa düşmüş durumdalar. “Kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur” diyor Allah, “vahye dayanan bir bilgileri yok” diyor. Zanna uyuyorlar; kimi “orada asıldı” diyor, kimi sonradan geldi, öldü” diyor, kimi “hiç gelmeyecek” diyor, değil mi? Bak Allah diyor ki; “bunlar zandır” diyor. “Zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur” Bak bir daha onu Allah söylüyor, diyor ki; “Onu kesin olarak öldürmediler” diyor, bir daha açıklıyor. Bak, öldürme merakına karşı Allah defalarca “öldürmediler” diyor, görüyor musunuz? Yaşadığını belirtmek için. “Hayır; Allah onu Kendine yükseltti” “Pislik adamların içerisinden seni aldım, yanıma aldım” diyor Allah. “Kendine yükseltti” ‘Yükseltme’ ne demektir? Bir şeyin yukarıya kalkması, Allah Katına alınması, değil mi? “Allah onu Kendine yükseltti” Mesela şehitler vardır, Allah Katında diriler ama bedenleri kalıyor onların, ruh olarak gidiyorlar. Ama burada hem bedeni hem ruhuyla alınıyor ve diri. “Hayır; Allah onu Kendine yükseltti” Küfrün içinden temizledi, aldı, ref etti. “Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. Andolsun” diyor Allah, yemin ediyor şimdi arkasından, “Kitap Ehlinden” Hıristiyan ve Musevilerden, “ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur” “Hiç kimse yoktur” diyor, herkes inanacak. “Kıyamet günü” diyor, “o da onların aleyhine şahid olacaktır” “O da onların aleyhine şahid olacaktır” Onlarla ilgili şahit olacaktır. Şimdi, “Kitap Ehlinden, ölmeden önce” hazretler nasıl açıklıyor bunu? “Hıristiyanlar” diyor, “can çekişiyor mesela bir Hıristiyan, Hz. İsa (a.s.)” diyor, “başına gelecek, o iman edecek ona” diyor. Ne faydası olacak? Hiçbir faydası yok. Kuran’a göre faydası yok, geçerli değil. Ölmeden önce nasıl geçerli olsun?
OKTAR BABUNA: Evet, geçerli değil inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Can çekişirken geçerli olur mu?
OKTAR BABUNA: Geçerli değil, hayır inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kuran ayetleriyle bu meşhur bir konudur, herkes bilir yani. Kuran’da çok fazla ayet var. “Museviler can çekişirken son anda Hz. İsa (a.s.)’yı görecekler” diyorlar “ve iman edecek” Geçerli olur mu? Olmaz.
OKTAR BABUNA: Olmaz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Geçerli olmayan bir şeyi Allah anlatır mı?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, haşa.
ADNAN OKTAR: Anlatmaz. Burada var olan bir şeyi söylüyor bak, inanmadan bahsediyor, inanma. Geçerli bir inanmadan bahsediyor. “Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur” “Herkes iman edecek” diyor. “Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır” Çünkü “iman ettim” diyor, “yaptım” diyor. Tabii anormallik yapanlar için aleyhine şahit oluyor, hepsi için değil. Kim hata işlese, günah işlese; çünkü Hz. İsa (a.s.)’yı görmüşler, iman etmişler, açıklanmış hepsi ortada, belli. “Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır” Anormallik yapanların aleyhine şahit oluyor. Günaha girenlerin aleyhine şahit oluyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Hocam, bir delil daha, inşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım;
“Allah şöyle diyecek: “Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim” Maide Suresi, 110 Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim” Bakın burada da ayrıca bir vurgu var. “Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim” diyebilirdi Allah ama bak; “Kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim” Bu kitap ne? Kuran’ı öğrenecek, değil mi? Bak, Allah onu açık bırakmış. Yani bir kitap daha var; “Kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i”. O kitabın işte Kuran olacağına Kuran işaret etmiş oluyor, inşaAllah. Evet.
Evet, Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA: Hocam Hz. İsa (a.s.)’nın, gelişiyle ilgili hadislerden okuyayım mı Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s.)’nın gelişiyle ilgili hadisler, alamet. Mehdi (a.s.)’nin çıkışının alametlerinin hepsi zaten Hz. İsa (a.s.)’nın geliş alametleridir aynı zamanda.
OKTAR BABUNA: Özel olarak onun gelişini bildiren hadislerden.
ADNAN OKTAR: Söyle evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Önce; “İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin Fıkh-ı Ekber adlı eserinin son bölümünde şunları bildirmektedir” siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, “Deccal'in, Ye'cüc ve Me'cücün çıkması, Güneş'in batıdan doğması, Hz. İsa (a.s.) (as)'ın gökten inmesi ve diğer Kıyamet alametleri, sahih haberlerde aktarıldığı üzere, haktır, olacaktır” diyor, İmam-ı Azam Ebu Hanife.
ADNAN OKTAR: Şaşar Beşer Faruk Beşer ne diyor?
OKTAR BABUNA: Reddediyor.
ADNAN OKTAR: “İmam-ı Azam Ebu Hanife de yanlış söylüyor” diyor, “Kuran ayetleri de, o sizin anlattıklarını da kabul etmiyorum ilgili kısımları” diyor, yani “sizin anladığınız şekilde de kabul etmiyorum” diyor. Efendim, Cübbeli de diyor; “beş yüz yetmiş sene sonra” diyor. Kanal 7 çıkıyor… Kanal 7 neydi? İnternet sitesi onların değil miydi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, Haber7.Com
ADNAN OKTAR: Evet, Haber7.Com. O da diyor ki; “evrim vardır” Süleyman Ateş diyor ki; “beş milyar yıl sonra” diyor, “Kıyamet kopacak” diyor. Yani her yerden bir ses çıkıyor. Allah Müslüman olan kardeşlerimize hidayet versin, hidayetlerini arttırsın. Şaşkın hareketlerden Allah korusun. Yalnız tabii bu camialar, bu kişilerden bahsederken ben içindeki ilgili birkaç kişiyi söylüyorum, tamamı değil. Fethullah Hoca cemaati tertemiz bir cemaattir, topluluktur. Ben, içlerindeki ilgili kişiler… Kanal 7 de öyle, sağlam insanlardır. İçlerindeki ilgili kişiler, inşaAllah.
Evet, seni dinliyoruz Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Buhari’de nakledilen bir sahih hadiste, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), şöyle buyuruyor; “nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa (a.s.)'nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır. (Ebu Hureyle (r.a.), Buhari)”
ADNAN OKTAR:Evet, devam et. Başka?
OKTAR BABUNA:Müslim’den; “Sizler on alameti görmedikçe hiçbir zaman Kıyamet kopmaz... Biri de İsa (as)'ın inmesi... (Müslim, Kitabü-l Fiten)”
Yine Müslim’den; “Vallahi muhakkak ve muhakkak Meryem oğlu İsa (a.s.) inecek, hem adil bir hakem, adaletli bir hükümdar olarak inecek... (Sahih-i Müslim)”
Ebu Davud’dan; “Onunla (İsa (a.s.) ile) benim aramda hiçbir Peygamber yoktur. O şüphesiz inecektir. Onu gördüğünüz zaman tanıyın! O, orta boylu, beyaza çalar kırmızı renktedir. Sarıya boyalı iki elbise içinde olacak. Yağmur yağmasa da saçından su damlayacaktır. İnsanlarla İslam için mücadele edecektir. Deccal'i öldürecek, sonra yeryüzünde tam kırk sene kalacak. Sonra ölecek ve namazını Müslümanlar kılacaklardır” Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Tırmizi, Hocam.
ADNAN OKTAR: Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Tırmizi.
OKTAR BABUNA: Evet, büyük hadis külliyatı.
ADNAN OKTAR:Bu, Kütüb-i Sitte’nin hemen tamamında geçiyor bu hadis. Sahih ve mutevatir. Şaşar Beşer Faruk Beşer Hocam ne diyor? “Bu hadis geçersizdir” diyor, “ben daha iyi biliyorum, sizden daha iyi biliyorum” diyor. Samanyolu TV de ne yapıyor? “Bakın” diyor “büyük aliminiz büyük müctehidiniz çıktı, onu dinleyin” diyor. Şimdi biz hangisine inanalım?
OKTAR BABUNA: Tabii ki hadisler Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hadislere inanacağız tabii, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediğine inanacağız Allah rızası için Samanyolu TV’den de istirham ediyoruz, ilgili o kaç kişiyse oradaki kardeşlerimiz, bu konuda akılcı, doğru, Ehl-i Sünnet çizgisinde, Bediüzzaman’ın anlattıklarına uygun, Kütüb-i Sitte’ye uygun üsluplar yayınlasınlar. En azından cevap hakkı versinler, cevap hakkı, değil mi? Yani bilen birisi çıksın, cevap hakkı tanısınlar ona, inşaAllah. Cevap hakkı da olmayınca tabii insan gayri ihtiyari kuşkulanır. “Bir şey mi oluyor acaba?” der, inşaAllah.
Evet, Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’yle ilgili bir hadis okuyabilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Oku evet.
OKTAR BABUNA: “Hz. Mehdi (a.s.) her grubun gizli planlarından haberdar olacak ve planlarını kendilerine söyleyecek. Hz. Mehdi (a.s.), bakmasıyla dost ve düşmanını tanıyacak. (İrşad (Şeyh Müfid))" İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, ferasetiyle anlar, yani insanları gözlerinden anlar, kişiliklerinden anlayacaktır Mehdi (a.s.).
Bak Nisa Suresi, demin okuduğum Hz. İsa (a.s.) ile ilgili konuların geçtiği yerler. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar” Hz. İsa (a.s.) için söylüyor Cenab-ı Allah, 157’nci ayet. 170’inci ayette de; “ey insanlar, şüphesiz elçi size Rabbinizden hakla geldi” Peygamberimiz (s.a.v.)’i anlatmakla beraber ayet, aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye işaret eden bir ayet. “Şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü Allah'ındır” 2014 tarihini veriyor, ayetin devamında bak. “Ey insanlar, şüphesiz elçi size Rabbinizden hakla geldi. Öyleyse iman edin, sizin için hayırlıdır. Eğer inkara saparsanız, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü Allah'ındır” Yerde Mehdi (a.s.) var, gökte de Hz. İsa (a.s.) var, değil mi? 2014 tarihini veriyor. Çok önemli bir tarihtir 2014. Geldiği vakit zaten ne demek istediğimi anlayacaklar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Nüzul-ü İsa (a.s.)’yı kabul edenlerden okuyayım mı Hocam, inşaAllah? “İbrahimî Dinlerde Mesih’in Dönüşü, Sami Baybal, araştırma dizisi; “Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife; ‘İsa (a.s.)’nın gökten inmesi sarih haberlerde varit olduğu üzere haktır’ demektedir. İmam Maturidi’nin, Hz. İsa (a.s.)’nın ölümünü yorumlarken ortaya koyduğu belirsizlik, nüzul-ü İsa (a.s.) hakkında yerini netliğe bırakmaktadır. Zira Maturidi nüzul-ü İsa (a.s.) ile ilgili hadisleri zikrederek ve Hz. İsa (a.s.)’nın yeryüzüne inip deccalı öldüreceğini ifade etmektedir. Büyük bir ihtimalle nüzul-ü İsa (a.s.) meselesini ilk defa teferruatlı olarak zikreden Ehl-i Sünnet kelamcılarından Acûri’dir. Acûri, Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulünün gerçek olduğunu, dolayısıyla buna iman edilmesi gerektiğini savunmaktadır. İbn-i Hazm yine Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulünü kabul etmektedir. Heznevi, Hz. İsa (a.s.)’nın gökten ineceği ile ilgili haberlerin Allah’ın Kitabı’nda ve hadislerde mevcut olduğunu bildirmektedir. Neshefi, Teftazani, Kestelli, İbn-ül Arabî, Kurtubî, hepsi kabul ediyorlar Hocam, inşaAllah. Bütün mezhep imamları da kabul ediyor. Ayrıca İmam-ı Rabbani, Berzenci, Suyuti.. inşaAllah. Daha uzun da bir liste var, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kabul etmeyenler içerisinde, Şeşar Beşerî Faruk Beşerî, onlar da kabul etmeyen grup. Yani Allah hidayetlerini arttırsın, inşaAllah. Hayır bunu diyor, bari dese ki; “İsa (a.s.) gelmeyecek” diyorsun, “Mehdi (a.s.) de çıkmayacak” diyorsun; bari “İttihad-ı İslam olacak” de, “olsun” de, “Türk-İslam Birliği olsun” de. “İleride de olabilir” de, ona da razıyım. Cübbeli gibi; “beş yüz yetmiş yıl sonra” diyor ya, onu dese, ona da razıyım. O; “hiç olmayacak” diyor. O, çok vahim onunki yani. O; “olsaydı Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında olurdu” diyor, “böyle bir şey yok” diyor; çok vahim bir izah. Osman Ünlü de; “bin yıl sonra” diyor. Hoca kafasından bir bin yıl daha ekledi, durduk yere. Niye olduğunu bilmiyoruz şu an. “Bana öyle geldi” diyor, yani “ben öyle istiyorum” diyor. Bir bin yıl daha ilave etmiş. “Nerede, kaynak göster?” diyoruz; “yok” “Delil” diyoruz; “yok” Bir de İmam-ı Rabbani adına bu yanlışı söylüyor. İmam-ı Rabbani’nin söylemediği bir sözü, o söylemiş gibi söylüyor. “Kaynağını göster” diyoruz; kaynak yok. “Nereden duydunuz?” Diyor; “İmam-ı Rabbani söyledi” diyor. “Hani nerede göster?” “Bana müsaade” diyor. Olmaz böyle.
Şimdi böyle anlatıla anlatıla insanların bilinçaltında, beyninde ezbere oturacaktır artık. Çünkü ilk anlattığında insanların dikkati dağılır. Peygamberimiz (s.a.v.) onun için bir şey söylediğinde üç defa tekrar ediyormuş. Onun için ısrarlı tekrarlar çok önemlidir. Mesela evrim de bak, ısrarlı tekrarlarla yıkıldı. Mesela biz onu anlattık. Broşür olarak dağıttığımızda bitmesi gerekiyordu, bitmedi. Kitap olarak dağıttık, Avrupa’ya da dağıttık yine bitmedi. Atlas olarak dağıtıp iyice paspas gibi çiğnedikten sonra, böyle üstüne de böyle inşaAllah bir ince cila gibi de geçince, konu kapandı. Onun üstüne konuşacak halleri kalmadı. Demek ki defalarca vurgulamakta fayda var. O zaman konu hallolmuş oluyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Oktar seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Hocam, Abdülkerim el-Kıbrisi el-Hakkani Hazretleri’nin bir açıklaması daha var ama vakit olarak nasıl yapalım?
ADNAN OKTAR: Nedir, konusu ne?
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili yine.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, haberimiz yok demek ki. Anlat, nasıl bir konuşma yapmış?
OKTAR BABUNA: Şöyle diyor, Abdülkerim el-Kıbrisi el-Hakkani Hazretleri; “o yüzden, Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişi de unutulmuş sünnetleri ortaya çıkarmaktır. Peygamber (s.a.v.)’in öyle sünnetlerini ortaya çıkaracak ki, insanlar da zannedecek ki bu yeni bir şey icat ediyor” Hz. Mehdi (a.s.)’yi tenzih ederim. “Peygamber (s.a.v.) sünnetini hayata geçirecek, tekrar yaşanacak. Hz. Mehdi (a.s.) bunun için gelir. Bu dünyanın bütün insanları ‘la ilahe illallah Muhammeden Resulullah’ diyecek. Hz İsa (a.s.) da gelip; ‘ “la ilahe illallah” diyordunuz, şimdi “Muhammeden Resulullah” deyiniz’ diyecek. Onun için bu kargaşa zamanı, fitne fesadın bol olduğu zamandır ki, bütün Peygamberler kendi ümmetini deccal fitnesinden sakındırmış. Biz o günlere girdik şimdi. Tüm insanlar Hz. Mehdi (a.s.)’yi sorar. Deccalı soran yok. Deccal fitnesi kaynıyor ortada. Dikkat et bakalım hangi taraftasınız? Deccal fitnesinin tarafında mı? Yoksa Hz. Mehdi (a.s.)’nin tarafında mı? Ona dikkat et. O zaman hayır, bereket bulursun. Bu oldu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözüdür olacak bu. Bu olacak”
ADNAN OKTAR: Tamam yeterli bunlar. Evet?
OKTAR BABUNA: Evet. “Bu olacak, bunlar Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözüdür, olacak bunlar”
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Zaten bilinen konular. Hocamız da tekrar etmiş. Yani hadislerde açıklanan konulardır. Demek ki Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını uygulamaya başladığında, bir kısım şahıslar diyecekler; “bu sapkın, yanlış” İstanbul’daki o sapık Hoca ortaya çıkacak işte o zaman, o yobaz, İstanbul’daki yobaz. Var gücüyle onu karşı mücadele verecek. Peygamberimiz (s.a.v.) de uyarmış; “böyle bir ahlaksız, böyle bir alçak çıkacak; dikkatli ol. Geldiği vakit senin aleyhinde faaliyet yapacak; İslam’ı durdurmaya çalışacak; İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni durdurmaya çalışacak; fitnecilerle işbirliği yapacak; dikkatli ol” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), özetle bu, inşaAllah.
“Allah’ın fazl-ı keremiyle, onun yüce ihsan ve nimeti, tevfik ve inayetiyle bu tarikat Hz. İmam el-Mehdi Sahib-i Zaman’a kadar devam edecektir” Demin okumuştun bunu, Mevlana Halid Ziyauddin Bağdadi. Mevlana Halid Hazretleri, evet. “Gerçekte Hz. Mehdi (a.s.) ve onun içinde bulunacağı zamanda sarhoşluktan uyanıklığa, faniden bakiye dönülecek” yani geçicilikten, geçici dünyadan baki olan Ahiret hayatına dönülecek, “Halk hidayete çağrılacak, hem zahir, hem bâtıni reislikle feth-i Mümin (açık ve parlak bir zafer) gerçekleşecektir” “Hem zahirde liderdir” diyor, “Mehdi (a.s.). Hem batında liderdir” diyor. Mevlana Halid Hazretleri, Halidiye kolu, ünlü Nakşibendîlik tarikatının mühim, en mühim koludur Halidiye kolu; onun reisi. O devrinin, biliyorsunuz, müceddidiydi. O devrin imamıydı inşaAllah. Devrinin Mehdi’siydi, inşaAllah. Ahir zamanın büyük Mehdisi (a.s.)’ni müjdeliyor.
Tamam bir beş dakika ara verelim, sonra devam edelim, inşaAllah.
SUNUCU 1: Programımıza kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, nelerden anlatalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu, Pakistan’da Müslümanlar Müslümanları öldürmüşler, onun filmi vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Dün gördüğümüz film.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Dünyanın her yerinde bu var. Yani Müslümanları Müslümanlara karşı kullanıyorlar, yaygın. Münafıkları, Müslümanlara karşı kullanıyorlar. Allah’tan korkan, Müslüman’ın canına kıymaz. Ancak münafıksa yapabilir, değil mi? Allah’tan korkan nasıl yapsın öyle bir şeyi ya? Yani elleri parçalanır, manen yıkılır yani, tahayyül dahi edemez. Ahir zamanda Müslüman görünümlü kişileri Müslümanlara karşı kışkırtarak, onları çeşitli şekillerde kullanarak Müslümanların aleyhinde bir ortam meydana getiriyorlar. Ve özellikle Müslümanların etkisiz hale getirilmesini küfür ve deccaliyet düşündüğünde mutlaka Müslüman görünümünde adamları devreye sokuyorlar. O zaman olay daha kolay olmuş oluyor. Daha değişik oluyor. Mesela Mehdi (a.s.) devrinde birçok İslam ülkesinin liderinin küfür karakterli olacağını Allah belirtiyor hadislerde, Peygamberimiz (s.a.v.) kanalıyla. Bu yüzden zaten Müslüman alemi perişan durumda oluyor. Fakat Müslümanlarda bir hamiyet-i İslamiye feveran ediyor. Yani muazzam bir koruma hissi, bir canlanma hissi meydana geliyor, onun sonucunda Mehdi (a.s.) başa geçiyor. Onun sonucunda Mehdi (a.s.) başa geçiyor, Allah’ın istemesiyle, dilemesiyle. Tabii Allah vesile ediyor. Allah istiyor, onları da vesile etmiş oluyor, inşaAllah.
İşte ortalığın düzelmesi, güzel olması için Türkiye’de en başta, sosyal tedbir olarak hukukun düzenlenmesi gerekiyor, hukukta bozukluklar var. Hukukta eksiklikler var. Yani bazı sistemlerin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Mesela, son biz bir, biliyorsunuz, referanduma gittik. Referandum neticesi açıklandı. Ama bunun hayata yansımasını hemen görmek isteriz. Yani hukuktaki iyileşmeyi hemen görmek isteriz, inşaAllah. Gecikme için hiçbir sebep yok. Her şeyin hızlı ve süratli olması güzel olur, hayırlı olur, inşaAllah. İddia edilen Ergenekon Örgütü yargıda birçok yeri tutmuş. Son derece pervasızlar. Yani onların pervasızlığına karşı da tedbir alınması gerekiyor. Onlar rahatça at oynatacağı, cirit oynayacağı bir ortam meydana getirilirse, o akılcı bir hareket olmaz. Hükümetin bu konuda uyanık ve titiz olduğunu görüyorum ama inşaAllah daha titiz, daha uyanık, daha net tedbir alan bir tutum içerisinde olurlar, inşaAllah. İnşaAllah. Zamanında hukukla ilgili bizim de karşılaştığımız birçok zorluklar oldu, birçok olaylar oldu, birçok hoşa gitmeyen olaylar oldu ama hepsini yine hukuk çerçevesi içerisinde çözdük, çözmeye devam ediyoruz.
Mesela bizim bir mahkememiz var biliyorsunuz, Yargıtay’dan döndü ama Yargıtay’a verdiğimiz dilekçeler, bilirkişi raporları falan çok mükemmeldi, çok güzel açıkladık, çok iyi anlattık. Yargıtay da bize verilen o mahkûmiyet kararını -ki bana da üç yıl hapis verilmişti- birçok gerekçeyle, birçok sebeple bozdu ve geri gönderdi, inşaAllah.
Mesela, bize savunma hakkı verilmemişti. Savcı diyor ki, bizim davamızın savcısı; “Adnan Oktar ve arkadaşları” diyor, “yargılandılar. Fakat bunlar bir bütün” diyor, “hepsi bir bütün. O arkadaşlardan bir kısmını ayırdınız” diyor, “bir kısmını da başka bir yere ayırdınız. Birinci kısma beraat verdiniz” diyor ama dosyadaki deliller aynı, şikayetçiler aynı, iddialar aynı, hepsi aynı. Ne gerekçe gösterdi mahkeme? Nasıl dedi? “Şahitlerin ifadesi samimi ve doğru” dedi, “poliste alınan ifadelere de geçersizdir” dedi, “çünkü işkence sonucu alınmış ve yanında avukat olmadan alınan ifadeler” yani yaklaşık, mealen söylüyorum. “Dosyadaki delillerde de suç unsuru olmadığı için” dedi, “beraat veriyoruz” dedi. Peki, bu kısım? Yani benim içinde bulunduğum kısım? Biz de aynı davadan, aynı delillerle, aynı konumda yargılanıyoruz. “Oraya gelince” dedi mahkeme, “şimdi kanaat değiştirdim” dedi mahkeme, “buradaki şahitlerin hepsinin ifadesi zorla verdirilmiş ifadelerdir; geçersizdir” dedi. “Peki, bunlar nasıldır?” dendiğinde, “onlarınkinde geçerlidir” dedi, “burada bir zor yok” dedi, “zor kullanma yok” E aynı şahitler, aynı dosya; başka bir konu yok. “Burada da geçersizdir” dedi, “burada geçerli, burada geçersizdir”Savcı da bunu kabul etmedi. Yani, “eğer onlarda geçerliyse” dedi, “bu dosyadaki delillere göre değerlendirdiğinize göre, her şey aynı olduğuna göre, en ince detaylarına kadar aynı olduğuna göre, şahitleri de kabul ettiğinize göre, diğer tüm delilleri kabul ettiğinize göre, dosyada da hiçbir farklılık olmadığı da aşikar olduğuna göre e onlara da beraat vermeniz gerekirdi” dedi cumhuriyet savcısı, “ben kabul etmiyorum” dedi, “o yüzden bozulmasını istiyorum” dedi.
Ayrıca dedi ki savcı; “313’üncü Madde’den bu kişilere dava açılmış” dedi, “313. Ama siz” dedi, “220’den yargıladınız. Halbuki sanıkların lehine olan madde uygulanır” dedi. Yani, “4422’den bozulduğuna göre, 4412 kalktığına göre, siz normal 313’e göre yargılamanız gerekir; çünkü hafif olan bir madde. Siz, ağır olan 220’nci Madde’ye göre yargıladınız” dedi savcı, “halbuki kanunda açık yeri var” dedi, “sanıkların lehine olan kısım uygulanır” dedi, “yani kanun maddesi sanığın lehine olan kısmı. Siz, aleyhine olan kısmı uyguladınız” dedi, “o yüzden ben buna da itiraz ediyorum” dedi, “buradan da bozulsun” dedi. Buna benzer bizim de itiraz ettiğimiz birçok yönden mahkemede Yargıtay bozma kararı aldı. Bozdu. Evet, çok çok fazla yani, bir tane iki tane değil.
Şimdi bunlar tabii ilginç. Biz Yargıtay’ın kararına da saygılıyız, mahkemenin kararına da saygılıyız ama cumhuriyet savcısı da bunları söylüyor. Yani, kabul etmedi cumhuriyet savcısı. Buna ait çok fazla daha, yani bunun benzeri çok fazla konu var bu mahkemeye ait.
OKTAR BABUNA: Mesela Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, 4422 numaralı kanun çıkıyor. Gözaltına alınması BAV mensuplarının, bundan tam yüz üç gün sonra. Fakat iddianamede bu kanunun çıkmasıyla, gözaltına alınması arasındaki 103 günlük süre içerisinde hiçbir eylem gösterilmiyor. Türk ceza kanununa göre de cezalar geçmişe yürütülemez. Bütün iddia edilen şeylerde o yüz üç gün öncesinden öncesine dayanıyor. Bu mesela, kanunlara aykırı bir durum olmuş oluyor, kendi ceza kanunlarına.
ADNAN OKTAR: İşte Yargıtay birçok konuda bunların hepsine itiraz etti ve dava bozulup geri geldi. Şimdi biz mesela, bir hakime, herhangi bir hakime, bir haksızlıktan dolayı tazminat davası açamıyoruz. Açtığımızda mutlaka kaybediyoruz. Bir de üstüne artık elinden ne kadar çıkarır, beş milyar mı olur, on milyar mı olur, para ödüyorsun. Böyle bir güzellik var, böyle bir hoş durum var yani ilginç bir durum var. Biz de istiyoruz ki işte, hakimlere rahatça dava açabilelim ve sonucunda da hakim de bize açabilir, değil mi? Hakim bize açtığında, kazanamadığında biz para ödemiyoruz yani, değil mi? Hakim bize dava açıyor, kaybediyor davayı ama hakim bize para ödemiyor, değil mi? Bundan dolayı bir para almıyoruz hakimden. Ama hakim aynı durumda bizden para alıyor, hem de bol bol. Beş milyar, on milyar; ne olursa. Nitekim de verdik. Helal olsun, inşaAllah.
SUNUCU 2:Bu dava açılma dosyası için, her halükarda alınıyor değil mi, para?
ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle; hakimin sana bir haksızlık yaptığına inanıyorsun. İşte açık, alenen haksızlık yapıldığına inanıyorsun. Dava açıyorsun, tazminat davası. Tazminat davasını açtığında eğer davayı kaybedersen, hakime çok yüklü bir para ödemek durumundasın, bir tek hakimlere mahsus olarak özel kanun çıkmış. Yani çok yüklü para ödüyorsun. İşin ilginç yani da hakimlere açılan her davayı mutlaka kaybetmek durumundasın. Yüzde yüz kaybediyorsun. Yani doksan dokuz değil, yüzde yüz kaybediyorsun. Mesela bunda bir düzenleme yapılabilir. Bu düzeltilebilir. Yani düzeltilecek o kadar çok husus var ki; bir tanesi bu. Çok ilginç bir durum bu, çok hayret verici bir durum.
Mesela, bizim davamızda Hakim Salih Öztürk Beyefendi, çok halim selim bir insan. Mahkeme Başkanı oydu, Salih Öztürk Beyefendi. Ona, Yargıtay’dan yazı geldi, dediler ki; “dosyayı gönder, biz bakacağız” dediler. Yani, “313’üncü Madde’ye göre mi, 220’nci Madde’ye göre mi yargılanacak biz buna bir karar verelim” dediler. Allah ömrünü uzun etsin, çok değerli insan Salih Öztürk Beyefendi göndermedi dosyayı, bir yıl göndermedi. Yargılamayı yaptı, bize ikişer yıl ceza verdi, bir yılda üstüne ilave verdi. O ilave neden olduğunu da söylemedi. Açıklamadı. Onu da açıklaması gerekiyormuş kanun maddelerine göre. Açıklamadı. Helal olsun. Açıklamazsa açıklamaz. Tabii onun bileceği iş. Yani, “niye açıklamadı?” demiyoruz da biz, kanuna göre açıklaması gerekiyormuş. Ama açıklamadı. Açıklamamasından da biz rahatsız değiliz. Ellerinden öperim ben onun. Cezayı uyguladıktan sonra, verdikten sonra Yargıtay’a gönderdi ve böylece o inceleme imkanı, Yargıtay’ın o hükmü havada kalmış oldu. Yani, 313 mü, 220 mi tespitini yapmak nasip olmadı Yargıtay’a. Böylece cezayı vermiş oldu. Gerçi Yargıtay bozdu ama böyle ilginç bir durum da var.
OKTAR BABUNA: Halbuki, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, orada mesela bu incelemede Yargıtay 313 olduğuna karar verseydi, dava düşüyordu o zaman. Yani o kadar önemli bir karardı bu.
ADNAN OKTAR: Tabii, 313’üncü Madde olursa dava düşüyor zaten. Ama mahkeme Salih Öztürk Beyefendi’nin bir bildiği var, bilemiyorum, o bayan da vardı. Neydi onun ismi?
OKTAR BABUNA: Nuran Yalınbaş.
ADNAN OKTAR: Yalınbaş hanımefendi, evet. Takdir onların tabii fakat bakın bir yıl dosyada bekledi, gitmedi. Ve “süratle gönderin” diyor Yargıtay. “Derhal gönderin” diyor. Dosyada evrak duruyor yani. Göndermediler. Ki yani, “mahkemeyi durdurun” diyor Yargıtay. “Mahkemeyi durdurun çünkü madde belli değil” diyor, yani; “220 mi 313 mü belli değil. Bu belli olmadan yargılama olmaz” gibi bir üslup kullanmışlar. “Bize gönderin, biz hangi maddeden olacağını tespit edelim, ondan sonra devam etsin” gibi, “inceleyeceğiz” diyorlar, “gönderin” diyorlar. Mahkeme göndermeyip doğrudan o,ü 220’nci Madde’ye göre cezayı verdi ki yani normal kanunlara göre, Yargıtay içtihatlarına göre Yargıtay bunu bozma nedeni kabul ediyor. Yargıtay’ın bozma nedenlerinden. Yargıtay diyor ki; “bir kişi” diyor, “4422’den yargılanıyorsa, 4422 kalktığında, ağır olan bir madde kalktığında, yeni maddelerden hangisine göre yargılanacağı tespit ederden, en hafif olan maddeye göre yargılanır” diyor, “kişi” diyor, “en hafif olan” En hafif olan nedir? 313’tür. “Lehe olan maddeyle yargılanır” diyor, “aleyhe olan maddeyle yargılanmaz” E mahkeme ne yaptı? Aleyhe olan mahkeme maddeden yargıladı. Yani, Yargıtay içtihatlarının aksi bir karar aldı, böyle uyguladı. Yargıtay bunu bozma nedeni olarak kabul ediyor. Ve 220’ye göre yargıladı ve cezayı da verdi, gönderdi.
Ellerine sağlık. Ellerinden öperiz. Allah razı olsun. Teşekkür ederiz. Ama yani, karşılaştığımız olayları da tabii insanların bilmesinde fayda var. Hani, olayları tanımak açısından, mahkemeleri tanımak açısından, Türkiye’yi tanımak açısından fayda var. Ki yani, yaklaşık böyle altmışa yakın konu var aynı mahkemeyle ilgili, altmışa yakın. Aynı bu stilde, şimdi saymaya kalksak, sabaha kadar devam eder; altmışa yakındır. İlginç, hayret verici ama biz tabii Mahkeme Başkanımızın da heyetin de adaletle hareket ettiklerine inanıyoruz. Yani öyle inanmak durumundayız, yani ona inanmak durumundayız. Nitekim Yargıtay da bozdu, davayı bozdu. O da adaletin bir devamıydı, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Savcı mütalaası var Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyor savcı mütalaasında?
OKTAR BABUNA: Hem iki ayrı davaya da iki ayrı mütalaa…
ADNAN OKTAR: Özetle anlatırsan, çok kısa anlat.
OKTAR BABUNA: “Sanıklar hakkında açılan ana davadan tefrik edilen davadan 5 sanık hakkında İddia Makamı olarak 4616 sayılı kanun gereği davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi talep edilmiş olup, mahkemece bu 5 sanığın şantaj ve çete yöneticisi üyesi olmak suçlarından bu sanıkların beraatlerine karar verilmiş ve bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Bu durumda sanıklardan Adnan Oktar'ın suç işlemek için örgüt kurmak ve diğer sanıkların örgütün yöneticisi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarını işledikleri sabit olmadığından CMK'nun 223/2e maddesi gereğince bütün sanıkların müsnet suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur" diyor.
ADNAN OKTAR: Savcı bunu söylüyor.
OKTAR BABUNA: Savcı bunu söylüyor.
ADNAN OKTAR: Evet ve buna rağmen mahkememiz, Allah onlardan razı olsun üçer yıl, kız arkadaşlarımıza da üçer yıl ceza verdi. İki yıldı, bir yıl da ilave etti. Onu bilmiyoruz şu an, niçin arttırdığını. Mesela ben şahsıma ait, niye bir yıl arttırdı bilmiyorum. Yazmamış, öyle bir konu yok. Eline sağlık bir bildiği vardır. Fakat mühim olay; Yargıtay bunları bozdu. Yani ve birçok nedenden bozdu, bir iki nedenden değil.
Annenler nasıllar Oktar Hocam? Onlar her akşam seyrediyorlar programı, izliyorlar annenler. Faydalanıyorlardır, istifade ediyorlardır inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Baban hele alim oldu maşaAllah baban seyrediyorsa. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizi bir zamanlar çok seviyordu Hocam. Kitaplarınızı okuyordu, televizyonlara çıkıp o kitaplarınızdan program yapıyordu. Siz zaten organize etmiştiniz o programları ona. Konferanslara gönderiyordunuz. Kalbi durduğunda zorla hastaneye göndererek hayatının kurtulmasına vesile oldunuz. Acil kalp pili takıldı. Kalp ameliyatı geçirdiğinde arkadaşlarınızı hemen gönderip -hiçbir akrabası kan vermemişti- altı ünite kan verdirttiniz, “bir şey olmasın” diye, emniyet olarak.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama çevresi de çok geniş bir insan, maşaAllah. İstanbul Milletvekili Emin Şirin’le beraber, bizim mahkemeye birlikte girmişlerdi, değil mi? Emin Şirin’le yeni bir dava açılması için önayak olmuştu. Sonra da iddia edilen Ergenekon Örgütü lobi sorumlusu olmaktan yargılanıyor. Adil Serdar Saçan da yine bu operasyonu düzenleyen Emniyet Müdürü de yine aynı şekilde iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne üye olmaktan yargılanıyor.
OKTAR BABUNA: Yargılanıyor evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başka kimler yargılanıyordu?
OKTAR BABUNA: Ümit Sayın yargılanıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Ümit Sayın.
OKTAR BABUNA: MSN yazışmalarında söylüyor; “ben” diyor “masonlara olan sadakatimi, Adnan Oktar’a ve BAV’a karşı olan faaliyetlerimle ispat ettim” diyor. Dava dosyasında var, Ergenekon dava dosyasında.
ADNAN OKTAR: Yani bana karşı yaptığı tavırlar, bize karşı yaptığı mücadeleyi, masonluğa karşı sadakatinin bir delili olarak gösteriyor ve mason bu şahıs da.
OKTAR BABUNA: Ataman Yıldırım var. BAV camiasına karşı olan faaliyetleriyle, internet siteleriyle şu anda o da yargılananlar arasında.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü’nde. İnternet sitesi kurup, BAV aleyhinde yazılar çıkartıyordu.
OKTAR BABUNA: Yazılar çıkartıyordu, evet. Bu dönem, İçişleri Bakanı Saadettin Tantan’dı. Oradaki yazışmalarda Ümit Sayın’la birisi arasındaki MSN yazışmalarında; “Tantan’a istediğimizi yaptırabiliriz” diye bir ifade geçiyor Hocam, dava dosyasında var bu da.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü sanıklarının arasındaki yazışmalarda; “Saadettin Tantan’a istediğimizi yaptırabiliriz” diye bir yazışma geçiyor. Yani, “ne söylesek yapar” diyorlar, öyle mi?
OKTAR BABUNA: Evet, Tantan o dönemin İçişleri Bakanıydı Hocam. Siz daha gözaltındayken, daha hiçbir delil yok, iddianame yok, hiçbir şey yokken –sizi tenzih ederim- “PKK’dan, Abdullah Öcalan’dan daha tehlikeli” diye açıklama yapmıştı, bütün basında da yer aldı.
ADNAN OKTAR: Gazeteler de sürmanşet yazdı ve böylece infial oluşmuş oldu ve benim tutuklama nedenimde mahkeme infiali gösterdi; “infial olduğu için tutuklama yapıyoruz” dedi, inşaAllah. Yani basında böyle bir şey çıkmasa, infial olmasa, yani Bakan bu açıklamayı yapmasa, infial olmasa tutuklama olmuyor. Yani infial gerekçesi, yani gerekçedeki infial gerekçesi kalkmış oluyor, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet. Tuncay Özkan var Hocam. O dönem en büyük medya grubunun başındaydı. Polis ifadeleri, sizin poliste zorla imzalatılan, işkence altında imzalatılan sahte tutanakları anı anına servis oluyordu televizyon kuruluşlarında ve yayınlanıyordu. O da şimdi iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün tutuklusu olarak hapiste şu anda.
ADNAN OKTAR: Allah Allah… Bizle mücadele eden, bizle böyle kendince mücadele ettiğini zanneden kişiler, genellikle hep iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne üye olmak iddiasıyla yargılanıyor. Bu acayip bir şey ama. Bir de yakalanmayanlar var. Bizle uğraşıp da yakalanmayan iddia edilen Ergenekon Örgütü üyeleri var.
OKTAR BABUNA: Bir de Hocam, Adil Serdar Saçan var. O da yargılanıyor şu anda. O da aynı zamanda size ve BAV mensuplarına işkence yapmaktan, 216 yıl hapis cezasıyla yargılanıyor halen, gözaltındayken.
ADNAN OKTAR: Evet, bu işkenceyle yapılmasına rağmen, bak yargılanmaları devam etmesine rağmen mahkememiz sağ olsunlar, ellerine sağlık, yanımızda avukat olmamasına rağmen ve öbür arkadaşlarımız yargılanırken de bu ifadeleri bu nedenlerle reddetmesine rağmen, bize gelince “hayır” dedi, aynı kişiler, aynı olay olmasına rağmen bizde kabul etti. “Onlarda reddediyorum fakat onlarda kabul ediyorum” dedi. Bir bildikleri vardır, teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun, ellerine sağlık yani. Ama mahkeme de her şey eşit, bütün deliller eşit, izahlar eşit, adamlar, şahitler açık; şahitler zaten ifadelerini verdiler, gittiler. Yani yıllar önce şahitlik ettiler. O kişilere yıllar sonra karar verirken mahkeme, “bu kişiler” dediler, “ifadelerinde samimi” Yani, “ifadesini geri alan kişiler, samimi olarak ifadelerini geri aldılar” dediler. “Şimdi sizin için karar veriyoruz” dediler, “sizinkinde de geçersiz” dediler, “sizde de samimiyetsiz, baskı altında ve tehdit altında ifade verdiler” dediler. Hay ağızlarına sağlık, yani Allah ömürlerini uzun etsin, mahkeme. Ne kadar güzel karar verdiler. Ama Yargıtay bozdu yani, inşaAllah. İnşaAllah. MaşaAllah. Yani çok hoş bir durum yani, inşaAllah. Evet, mesela bunu çok az insan biliyor, yani bu ilginç ve hoş durumları. Bak bizimle uğraşan halihazırda uğraşan iddia edilen Ergenekon Örgütü üyeleri de ellerini kollarını sallayarak geziyorlar, değil mi? Bak bize bu davanın açılmasında büyük emeği geçen, bizle halen daha kendince uğraşacağını zanneden, uğraşabildiğini zanneden kişiler de elini kolunu sallayarak şu an geziyorlar. Tabii ki devlet takip ediyordur yani, bir usturubuyla geldiğinde onlar da yakalanacaklardır ayrı mesele de. Fakat ilginç bir durum olduğu için tabii ki biz yine de anlatıyoruz, izah ediyoruz.
İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün çapını insanlar tam anlamıyorlar, anlattığımda da tam anlamıyorlar. “Kardeşim” diyoruz, “bir gecede üç milyon kardeşimizi şehid etmek istiyorlar” diyoruz, “hazırlık yapıyorlar” “Ne var onda?” diyor. “Kardeşim” diyoruz, “Türkiye’yi yirmi ikiye bölecekler adamlar” diyoruz, “açık söylüyor adam, savunuyor” “Ne var bunda?” diyor. “PKK’yı biz kurduk” diyor adam, açıkça söylüyor. “E ne var bunda?” diyor. “Kardeşim komünist, Leninist, Stalinist, anarşist bir örgütsünüz” diyoruz. “E bunda da ne var?” diyor. E’si, ‘bunda ne var’ların sonu gelmez ki bu durumda. Bize göre çok şey var. Sana göre yok ama bize göre çok şey var, değil mi? “Niye mücadele ediyorsunuz ki ya?” diyor “iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı” diyor, değil mi? Yani, “kıtır kıtır doğrayalım milleti. Ne var bunda? Ne mahsuru var?” diyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: Tam o şekilde Hocam.
ADNAN OKTAR: “Vatanı da bölelim dedi” diyor, “ne var, ne çıkacak” diyor, “ne mahsuru var?” diyor. Kardeşim şimdi, ben akıl hastanesinde delilerle kaldım ben bu kadar zırvalayan tip görmedim yani. Yani deliliğinde üstünde bir şey bu zırvalamaları, o kadar ipsiz sapsız konuşuyorlar ki yani. ‘Manyak’ kelimesi bile yeterli değil bunlara. ‘Manyak’ kelimesiyle açıklanamıyor yani tam. Manyağın bile bir çizgisi hududu var. Bunlar onu da aşmış durumda yani. Hiçbir kelime bulamadığım için bir şey de diyemiyorum. ‘Kontak’ desen, o uymuyor, ‘deli’ desen uymuyor. Ne diyeyim ben buna? Hepsinin de üstünde yani.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Meryem Suresi.
“Rahman Rahim olan Allah’ın Adıyla. Ta, Ha. Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik, 'içi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir. Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir. Göklerde, yerde ve bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur” “Hepsi Allah’ındır” diyor, inşaAllah.
Rezzan Hanım bir hayli yaşlandı ama maşaAllah, bayağı bir gayret halinde. Aydın Doğan’ın avukatı değil mi o?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Annenin babanın avukatı.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Bizim aleyhimizde dava açan herkesin avukatı.
OKTAR BABUNA: Evet, Fatih Altaylı’nın da avukatı.
ADNAN OKTAR: Fatih Altaylı’nın avukatı.
OKTAR BABUNA: Murat Bardakçı’nın da avukatı.
ADNAN OKTAR: Murat Bardakçı’nın avukatı.
OKTAR BABUNA: Evet, Ergenekon davası sanıklarından Emin Şirin’in de avukatı.
ADNAN OKTAR: Emin Şirin Beyefendi’nin avukatı.
OKTAR BABUNA: Evet, Ebru Şimşek’in ücretsiz avukatlığını yapıyor, size karşı.
ADNAN OKTAR: Manken Ebru Şimşek benim hakkımda dava açtı ama beraat ettim o davadan, evet; onun da avukatı.
OKTAR BABUNA: Bu, bir kısım ailelerin yapıyor. İşte isimler de var, onları da söyleyeyim mi Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet, işte aleyhimde, benimle ilgilenen, aleyhimde olan kişiler; hepsinin avukatı.
OKTAR BABUNA: Bazı başka, kamuoyunda bilinen davalarda da avukatlık yapıyor. Onları da söyleyeyim mi?
ADNAN OKTAR: Hangi davalar?
OKTAR BABUNA: Mesela, bunlardan biri; Sayın Cumhurbaşkanımıza hakaret ettiği için tazminat ödemeye mahkum edilen CHP Milletvekili Canan Arıtman’ın avukatı. Diğer bir kişi ise; Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün eşi Sayın Hayrunisa Gül ve Sayın Başbakanımızın eşi Emine Erdoğan’ı türban taktıkları için şikayet eden Cumhuriyet Kadınlar Derneği Başkanı Sultan Atıcı’nın avukatlığını da yine Rezzan Aydınoğlu üstlenmiş.
ADNAN OKTAR: Çok sosyal bir kadın.
OKTAR BABUNA: Evet, evet.
ADNAN OKTAR: Bayağı da çevresi geniş.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Tanımadığı da yok yani, bayağı hukukçu profesörleri, Yargıtay’daki birçok kişiyi, yargıdaki kişileri öz kardeşi gibi tanır. Çok yakın tanır.
OKTAR BABUNA: Evet, benim evime silahlı saldırıda bulunanların da avukatlığını yapıyor aynı zamanda.
ADNAN OKTAR: Ve bir de şantaj yapıp, bizden para koparmaya çalışan ve polis tarafından yakalanan ve derdest mahkemeye sevk edilen kalabalık bir grubun da aynı şekilde avukatı, değil mi? Bize ne dediler arkadaşlar, geldiler? “Aleyhinizde şahitlik edeceğiz. Kurtulmak için para verirseniz, kurtulursunuz. Para yoksa, gidip aleyhinize şahit olacağız” dediler. Polis ani baskın yaptı, hepsini yakaladı ve mahkemeye sevk edildiler: bu şahısların da avukatı. Yani, demek ki parayı versek vazgeçecek, aleyhimize şahitlik yapmayacak. Ama parayı vermeyince; “aleyhinize şahit olacağız” diyor. Polis bunları yakalıyor, mahkemeye sevk ediliyorlar; bunların avukatı da Rezzan Hanım. Sosyal yönü çok geniş bir hanım, bayağı geniş. Senin eve baskın yapan kişilerin de mi avukatı?
OKTAR BABUNA: Evet, beni öldürmeye çalışan, silahlı baskın yapanların avukatı da yine Rezzan Aydınoğlu.
ADNAN OKTAR: Evet, seni öldürmek için oraya saldırıya gelen adam önce babanın evine mi girmiş o?
OKTAR BABUNA: Evet, orada, önce orada.
ADNAN OKTAR: Sonra da, oradan da senin eve geldi saldırmaya.
OKTAR BABUNA: Oradan benim eve gelip kapıyı kırmaya çalıştılar.
ADNAN OKTAR: Onun da avukatı.
OKTAR BABUNA: Onun da avukatı Hocam. İkisinin de avukatı. İki kişiydiler.
ADNAN OKTAR: Bu sanık şu an aranıyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, aranıyor.
ADNAN OKTAR: Polisçe aranıyor.
OKTAR BABUNA: Aranıyor.
ADNAN OKTAR: Yani, böyle avukat çok nadir olur. Çok, sosyal yönü geniş bir avukat. Emin Şirin’i de evladı gibi tanır. Birçok kişiyi tanır, inşaAllah. Hukukçu profesörlerden tanıdıkları var. Bayağı yaygın. Sosyal yönü güçlü olması bir insanın, çok iyi bir durumdur yani, güzel bir durumdur. İnşaAllah, daha da sosyal yönünü genişletir. Daha da tanıdıkları var da, onlar da bende kalsın yani. Çok, tanıdığı bayağı bir adam var, inşaAllah. Ablaları gibi severler onu. Anneleri gibi severler, bayağı severler. Avukattır tabii, avukatlığını yapacaktır. Ama bir hayranlık duyuyoruz demek ki yani, sosyal yönünün geniş olmasına, inşaAllah. Diğer yönlerine değil ama. “Sosyal yönlerden geniş olmasını ilginç buluyoruz” diyelim, ‘hayranlık’ demeyelim, o abartı olur da; “ilginç görüyoruz” diyelim.
Evet, bitmiş programımız. HarunYahya.Tv’den devam edebiliriz.
SUNUCU 1: Yayınımıza, HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz.
Sokak Röportajları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...