SUNUCU:“Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza Kaçkar TV, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve radyo ve aynı zamanda Harunyahya.TV internet sitemizden devam ediyoruz. Hocam buyurun inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocamıza müracaat edelim.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’ye içinde “hidayet” kelimesi geçen ayetlerden okuyorum inşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Kuran’da hidayet kelimesi geçen ayetler:
“Gerçekten, apaçık belgelerden indirdiklerimizi ve insanlar için kitapta açıkladığımız hidayeti” Mehdi (a.s.)’yi “gizlemekte olanlar; işte onlara, hem Allah lanet eder, hem de (bütün) lanet ediciler.” “Kitapta açıkladığımız hidayeti” Hocam, Mehdi (a.s.)’ye işaret olarak inşaAllah ayette Allah buyuruyor “Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet (hiç kimseye) isabet etmez.” Allah her şeyin kaderde olduğunu bildiriyor. “Kim Allah'a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah, her şeyi bilendir.” Allah, hidayete yönelteceğini; Mehdi (a.s.)’ye yine işaret var inşaAllah, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur. Şüphesiz, senin Rabbin; Kendi yolundan sapanı en iyi bilen O'dur ve hidayet bulanı da en iyi bilen O'dur.” Yine Mehdi (a.s.)’ye burada hidayet olarak Allah dikkat çekiyor inşaAllah, işaret ediyor. "(Ancak) Beni yaratan başka. İşte O beni hidayete yöneltip-iletecektir." Yine Mehdi (a.s.)’nin hidayet sıfatı, Allah’ın “Hadi” sıfatının tecellisine burada dikkat çekiliyor inşaAllah. "Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir." Burada da Allah yine hidayet ve Mehdi (a.s.)’ye işaret var inşaAllah. “Dediler ki: "Eğer seninle birlikte hidayete uyacak olursak,” hidayete, Mehdi (a.s.)’ye uyacak olursak, “yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan) çekilip-kopartılırız.” “De ki: "Allah'a itaat edin, Resûl’e itaat edin. Eğer yine yüz çevirirseniz, artık Onun (Peygamberin) sorumluluğu kendisine yüklenen, sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. Eğer Ona itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz.” Yine burada Allah, hidayetin tabii şartı olarak itaati buyuruyor Allah. Ve burada hidayetle de Mehdi (a.s.)’ye işaret var aynı şekilde inşaAllah. “Elçiye düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir.” “Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir;” burada Allah bir yol gösterici gelecektir diyor. “kim Benim hidayetime” yani Mehdi (a.s.)’me inşaAllah, işari anlamı olarak “uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz."” “Selam, hidayete tabi olanların” işari olarak da Mehdi (a.s.)’ye tabi olanların “üzerine olsun.” maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Başka ne anlatacaksın Oktar?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Üstad Said Nursi Hıristiyanlarla ittifakı, Hıristiyan, dindar din adamlarıyla ittifakı teşvik ediyor. Üstad Said Nursi şöyle söylüyor inşaAllah:
“Risale-i Nur’un İhlas Lem’alarında denildiği gibi, şimdi ehl-i iman, değil Müslüman kardeşleriyle, belki Hıristiyan’ın dindar ruhanileriyle ittifak etmek” yani Müslümanlarla Hıristiyan din adamlarıyla ittifak etmek “ve medar-ı ihtilaf meseleleri nazara almamak, niza etmemek gerektir. Çünkü küfr-ü mutlak hücum ediyor.” Burada Üstad Müslümanlara Hıristiyan din adamlarıyla ittifaka teşvik ediyor. Aynı zamanda Üstad Hz. Mehdi (a.s.) döneminde gerçek Hıristiyanların, dindar Hıristiyanların Kuran talebeleriyle ittifak edeceklerini ifade etmiştir. Şöyle diyor Said Nursi, “Hattâ, hadis-i sahihle, Ahir zamanda İsevîlerin” samimi Hıristiyanların, dindarların “hakikî dindarları ehl-i Kur’ân ile ittifak edip,” gerçek Müslümanlarla ittifak meydana getirerek inşaAllah Kuran talebeleriyle “müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi;” küfre karşı bir birliktelikleri olacağını, ittifak edeceklerini bildiriyor Said Nursi. “Şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakikî dindar ruhanîleriyle dahi,” yani Hıristiyanların samimi inananlarıyla, üçlemeye inanmayanlarıyla “medar-ı ihtilâf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve nizâ etmeyerek, müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar.” Yani küfre karşı ittifaklarının elzem olduğunu söylüyor. Böyle de olacağını bildiriyor Üstad Said Nursi inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Hıristiyanlarla evet. Tevhid inancının olduğu Hıristiyanlarla beraber, mücadelenin tartışılacak noktaları sonraya bırakın, diyor. Önce asıl dinsizlik cereyanı çok büyük bir tehlike, diyor; değil mi?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Hocam, Said Nursi aynı zamanda sol cereyanın da Müslüman-Hıristiyan ittifakını bozmaya çalışacağını ifade etmiştir. O bölümü de okuyayım mı Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“Misyonerler ve Hıristiyan ruhanileri, hem nurcular çok dikkat etmeleri elzemdir.” Çok dikkatli olmaları gerektiğini söylüyor. “Çünkü herhalde şimal” yani sol, kuzey “cereyanı, İslam ve İsevi dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etme fikriyle” İslam Müslümanların ve samimi Hıristiyanların ittifakına karşı kendini korumak amacıyla “İslam ve misyonerlerin ittifakını bozmaya çalışacak.” İsevilerin, Hıristiyanların ittifakını bozmaya çalışacak diyor, sol cereyan.
ADNAN OKTAR:Şu anda da bunu yapıyorlar, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman diyor ki Kastamonu Lahikası sayfa 70’te.
“Risale-i Nur; bütün tabakat-ı beşere (insan gruplarına) hem medrese, hem mekteb, hem kışla, hem hekîm, hem hakim olarak, en amî (cahil) avamdan en ehass-ı havassa (en halis ilim sahiplerine) kadar ders verip, talim ve terbiye etmesi bizce meşhuddur (aşikardır, açıkça görülmektedir).” Yani herkes okuduğunda Risale-i Nur’u anlar diyor Bediüzzaman. Onun için Risale-i Nur’u değiştirmek, dil eğip bükmek, bilmem ne falan, bunlar anormal hareketler. Mesela diyor ki Said Nursi yine Şualar, sayfa 549’da: “Bir ortaokul çocuğu veya okumasını bilen bir kadın, büyük bir feylesofun eserini okuduğu zaman istifade edememiştir. Fakat Risale-i Nur'dan herkes derecesine göre istifade etmektedir.” diyor; okuduğunda anlarlar, diyor. Onun için Mehdi (a.s.) ile ilgili olsun, Ahir zaman ile ilgili olsun her konuda dil eğip bükmek çok yanlış bir hareket, anlamı açık çünkü.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Bu, mesela doğru söylemeyenler için de Bediüzzaman adına yalan söyleyenlere de, Bediüzzaman uyarı yapıyor. “Yol ikidir: Ya sükût etmektir (susmaktır). Çünkü söylenilen her sözün doğru olması lazımdır” diyor. Yani Bediüzzaman’a sevgi adına yalan söylemek çok çirkin ve haramdır, değil mi? Mehdi (a.s.) gelecek diyor, şahıs olarak gelecek diyor. Yok, şahs-ı manevi olarak gelecek, diyor. Bu açık aleni bir doğru söylememe olayı olmuş oluyor. Bak, “Çünkü söylenilen her sözün doğru olması lazımdır. Veya sıdktır (doğruluktur). Çünkü İslamiyet’in esası, sıdktır (doğruluktur). İmanın hassası, sıdktır (doğruluktur). Bütün kemalata isal edici (iyiliklere ulaştıran), sıdktır (doğruluktur). Ahlak-ı Aliyelin (yüksek ahlakın) hayatı, sıdktır (doğruluktur). Terakkiyatın mihveri (ilerlemenin merkezi) sıdktır (doğruluktur)” diyor. Daima doğru konuşacaklar. “Alem-i İslam'ın nizamı (İslam aleminin düzeni) sıdktır (doğruluktur).” Yine her yerde doğruluğu esas edinin diyor Bediüzzaman. “Nev'-i beşeri kabe-i kemalata isal eden, (insanlığı ahlak ve terbiyeye ulaştıran) sıdktır (doğruluktur). Ashab-ı Kiram'ı (sahabeleri) bütün insanlara tefevvuk ettiren (üstün kılan) sıdktır (doğruluktur). Muhammed-i Haşimî Aleyhissalatü Vesselam'ı meratib-i beşeriyenin (insanlık derecesinin) en yükseğine çıkaran, sıdktır (doğruluktur)” diyor İşaret'ül İ'caz’da, sayfa 82’de. Onun için gözlerimizin içine baka baka yani 70 milyon Müslümanın ve dış alemdeki Müslümanların gözünün içine baka baka alenen doğru söylememek haram olur.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şu Mehdi (a.s.) hakkında Tevrat’tan sözler var. Şu sayfayı oku, ben de açıklayayım.
SUNUCU:İnşaAllah. “(Mehdi (a.s.)) sadece sedirinden hükümdarlık edecek. (Talmud: Sanhedrin 20b)”
ADNAN OKTAR:Evinden, oturduğu yerde, değil mi? Oradan etkili olacak, oradan faydalı olacak, inşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah. 2-“Onun adı Harika Öğütçü, olacak. (Tevrat: Yeşaya, 9:6)”
ADNAN OKTAR:Çok harika ve güzel konuşacak, “harika öğütçü.” Yani herhangi bir insan gibi değil; çok etkili, özlü ve vurucu konuşacak inşaAllah.
SUNUCU:3- “(Mehdi (a.s.)) unutulduğu/beklenmediği bir anda gelecek. (Talmud: Sanhedrin 97a)”
ADNAN OKTAR:“Unutulduğu ve beklenmediği,” çünkü Cübbeli çıkacak, diyecek ki; “570 sene sonra gelecek” diyecek. Osman Ünlü çıkacak, diyecek ki; “1000 yıl sonra gelecek”. Bir kısmı diyecek; “hiç gelmeyecek”, bir kısmı diyecek; “şahs-ı manevidir” diyecek. Bir kısmı “Bediüzzaman’dı, vazifesini yaptı, bitti gitti” diyecek. Bir kısmı “falanca şeyh efendi, filanca kişiydi” diyecek.
OKTAR BABUNA:Beş milyar yıl sonra gelecek diyecek.
ADNAN OKTAR:Bir kısmı da beş milyar yıl sonraki olaylardan bahsedecek. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) unutturulmaya çalışılacak. İslam tarihinde Mehdi (a.s.) aleyhtarı hareket, Mehdi (a.s.)’nin gelmediğinin söylenmesi ve gelmeyeceğinin söylenmesi bu derece, bu dozda hiç olmamıştır. İlk defa akıl almaz derecede yüksek dozda “Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Mehdi (a.s.) çıkmayacak” sözleri duyulmuştur. Bunu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) belirtmiştir hadislerde. Aynı şey, aynı açıklamayı 3000 yıl önceden Tevrat bildiriyor, 3000 yıl öncesinden. Kader böyle inşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah. 4- “Halk (Mehdi (a.s.)'yi) bütün güzelliğiyle görecek. (Yeşaya, 33:17)”
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) yakışıklı olacak demek ki. Güzel bir insan olacak ama bak; halk, bütün insanlık, bütün dünya. Bu ancak televizyonla olabilir.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnternet de olabilir, televizyon da olabilir. Çünkü bütün dünya bir insanı nasıl görebilir? Bakın, Tevrat 3000 yıl öncesinden televizyona açıkça işaret etmiş oluyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, maşaAllah.
SUNUCU: 5- “Sen insanların en güzelisin. (Mezmurlar, 45:2)”
ADNAN OKTAR:Manevi bir güzellik tabii bu aynı zamanda. Fiziki güzellikten ziyade, manevi güzellik. Yani aklı, feraseti, samimiyeti, metaneti, derinliği, Allah’a olan sevgisi, Allah’tan korkusu ve diğer Kuran’a uygun özellikleri yönünden güzel Mehdi (a.s.), inşaAllah.
SUNUCU:6- “Kral için söylüyorum. Sen insanların en güzelisin, lütuf saçılmış dudaklarına. Doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin. (Tevrat: Mezmurlar, 45:1-7)”
ADNAN OKTAR:Evet. Yani konuşmaları çok güzeldir, üslubu güzeldir, ahlakı güzeldir. Bunu söylüyor.
SUNUCU:Hikmetli konuşur demiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin birçok özellikleri var, hikmetli konuşmanın dışında. Mesela seçeceği insanların hal hareketlerini biliyor. Bir insanı yüzünden baktığında anlayabiliyor, tavrından anlayabiliyor Allah’ın dilemesiyle. Merhametli, şefkatli, yardımsever, adaletli, cömert, cesur. Birçok özellikleri vardır inşaAllah. Evet, şimdilik bu kısım yeterli.
SUNUCU:Tamam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak sıdkın, doğruluğun önemini Bediüzzaman anlattı, değil mi? Okuduk. Demek ki doğru söylememek haram. Müslüman mutlaka doğru konuşmakla mükellef. Ve Risale-i Nur’da çok açık diyor Bediüzzaman. Çocuk olsa okur, anlar, diyor; onu da okuduk, değil mi?
Şimdi diyor ki Bediüzzaman Sikke-i Tasdik-i Gaybi sayfa 138’de. Bakın her zaman vurguladık. Artık ezberledik yani. Özellikle de çok vurguluyorum ki ezberlensin ve bu konuda artık doğru söylememek tamamen dursun.
“Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde (dünya çapında) asil sahipleri, yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri (talebeleri) Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir.” Şimdi dilini eğip-bükenin üslubuyla bir de bakalım. “Ta Ahir zamanda,” bunu millet anlamasın diye, insanlar anlamasın, Mehdi (a.s.)’nin geleceğini bilmesin, Mehdi (a.s.)’ye gönül bağlamasınlar, Mehdi (a.s.) sevgisiyle insanların gözü, gönlü dolmasın, işte İttihat-ı İslam’ı insanlar istemesin diye bazı kişiler bazı yerlerde bazı konuşmalar yapıyorlar. Şimdi, “ta Ahir zamanda,” şimdi o adamlara sorulsa, biz onların kafasındaki mantığı da çıkaramıyoruz ama herhalde onlara şeytan yardım ediyor, Allah-u alem bu diyorlar. “Ta Ahir zamanda,”’ yı etkisiz hale getirecek bir söz ne olabilir bu anlamdan çıkaracak? Adam buluyor. “Ta Ahir zamanda,” mesela bu ilerde olacak bir şey anlamına gelmiyor mu? Bu öyle bir konuşuyor ki, öyle bir anlama gelmiyor, onun sözüne göre. Bak, “hayatın geniş dairesinde,” televizyonun, internetin, radyonun değil mi? Hepsinin olduğu dönemde. “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri,” mesela bu da çok açık. Asıl sahibi demek ne demektir?
OKTAR BABUNA:Gerçek sahibi.
ADNAN OKTAR:Gerçek sahibi, asıl sahibi. Bakın, “yani” diyor, “yani, Mehdi (a.s.).” Adam bunu, abidik gubudik mi artık diyelim, bir oyunla yok ediyor. Mesela bu kelimeyi etkisiz hale getiriyor. Yani “Mehdi (a.s.)” diyor. Hayret edecek yöntemle yok ediyor “Mehdi ve Şakirtleri”ni. Şakirtlerini de yok ediyor, adeta büyü yapıyor, yani hipnoz yapıyor. Bu Mehdi kelimesi de kayboluyor, şakirtleri kelimesi de kayboluyor. Sadece burada şahs-ı manevi kalıyor. Bir de diyor ki; “ya biz otuz seneden beri Risale-i Nur okuyoruz. Sen otuz günden beri okuyorsun. Sen bilmessin, ben bilirim” diyor. Kardeşim tamam da, yani bu nasıl kaybedilecek böyle bir kelime? “Yani Mehdi ve şakirtleri.” Sen nasıl bir büyü yapıyorsun, nasıl bir hipnoz yapıyorsun da bunu etkisiz hale getiriyorsun? Bak, “Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir.” Yani net olarak bir gelmeden bahsediyor, değil mi? Adam bunu da örtbas ediyor, bunu da yok ediyor. “O daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir.” “Risale-i Nur dairesini genişletiyor ve siz tohumsunuz sümbülleneceksiniz.” diyor. “Bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz.” Ben de o vakitte ölü olacağım, diyor. Kabri bambaşka bir şey diyor. “Kabrimizden seyredip,” dediği, “kendi evini kastediyor” diyor mesela Bediüzzaman, kabrimizden seyredip. “Zaten Müslüman evi bir nevi kabir değil midir, kapalı bir yer olduğuna göre? Mezar kastedilmiyor” diyor. Halk arasında buna çamura yatma derler. Yani rezalet çıkartıyorlar değil mi, bu kadar açıkken. Bir de ne mahsuru var? Alenen, kardeşim de ki; düz anlamı üstüne açıkça, anlamı da düz bunun. Bu konuda oturup oyun yapmaya gerek yok, dürüstçe konuşalım demen lazım. Yani abudik gubudik sözü, tabii bu cahil olanları tenzih ediyorum, bilgisizliğinden yapanları. Gerçekten oyun oynayanları kastediyorum.
“Selamlar Hocam.” Aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam uyku vakitleri dışında, gündüz kitaplarınızla, gece sohbetlerinizle hayatımızın bir parçası oldunuz. Uzun bir aradan sonra yeniden namaza başladım. Sizi çok seviyorum Allah’a emanet olun. Yasemin Akman, Ankara.” MaşaAllah, Allah mübarek etsin. Allah kabul etsin.
Evet, “Esselamu aleyküm rahmetullahi ve berekatühü, değerli Hocam.” Ve Aleyna aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hayırlı akşamlar, hayırlı geceler diliyorum. Bir kitapta okudum, ne yazık ki fazla açıklayıcı bilgi yoktu. Talut ve Calut hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Talut’a gönderilen tabuttan bahsedilmişti, anlatırsanız sevinirim. Saygılarımla Elif Hanım” evet. Bu Ahir zamanda Mehdi (a.s.) devrinde ortaya çıkarılacak olan tabuttur. Eğer biraz daha beklerse kardeşlerimiz, bu harikayla karşılaşacaklardır inşaAllah. Efendim buradaki anlatım, bu çok uzun bir yazı bu çok vaktimizi alır, bunu sonra okuyalım inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Selamun aleyküm Hocam.” Aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatühü. Az önce reklam arasında bu İliksiz arkadaşın Haber7’deki yazısını okudum. Yaratılış ve karşıtı mücadele olduğunu söylüyor. ‘Ben bu mücadelenin tarafı değilim’ diyor, sonra da ‘Kuran’a inanıyorum’ diyor. İnançlı olduğunu söyleyip ‘bir de biyoloji bilmek gerekir’ diyor evrim ile ilgili konuşmak acaba, kendisi biyoloji biliyor mu, “antropoloji biliyor mu?” diyor, değil mi? Soruyorum çünkü bu ağız bahaneci evrimci ağzına benziyor. Siz ne dersiniz Hocam?” diyor. Halis. Şimdi Halis biz de şüphelendik. Şimdi bu İliksiz’in ben bir şeyden anladığını zannetmiyorum. Yani bu konularda bir bilgisi yoktur. O entel olmaya özenmiş anladığım kadarıyla. Bir de Aydın Bey de onu tebrik edince heyecanlanmış anladığım kadarıyla. Yani onlar tarafından kabul görmek falan, bunlar da şok etkisi meydana getiriyor. Bu diğer kişi de aynı şekilde olmuştur. Daha önce o da Kanal 7’de çalışıyordu, Aydın Doğan ona ilgi alaka gösterince o çok heyecanlandı, başka bir aleme geçti adeta inşaAllah. Cahilliği net. Cahil olduğu için zaten bu yazıları yayınlıyor. Ona hakikaten bir gerçekmiş gibi görünüyor. Ve evrimci düşüncenin yapacağı tahribatı da pek hesaplamıyor. Onu, ona anlatacağız, inşaAllah.
“Hocam Türk-İslam Birliği ile ilgili tüm düşüncenizi canı gönülden destekliyoruz. Sizi Tv’lerden izliyorum. Ben, MHP İlçe Başkan Vekili ayrıca Türk Haber İş Sendikası Kocaeli Bölge temsilcisiyim. Benim yanımda 3 baş temsilci ve 9 tane temsilci ile Telekom’da sendikacılık da yapıyorum. İttihad-ı İslam’ı biraz açarak açıklarsanız teşekkür ederim” diyor. Vural kardeşimiz.
Türk-İslam Birliği’nin diğer adıdır İttihad-ı İslam. İttihad-ı İslam’ın diğer adı da Türk-İslam Birliği’dir. Yani Türkiye’nin lider olduğu, ta Çin’e kadar, Rusya’yı da içine alan, ta Adriyatik Denizi’ne kadar, efendim İtalya’ya kadar, bütün Afrika’yı içine alan bir birlik Türk-İslam Birliği. Saadetin, sevginin, barışın, kardeşliğin, adaletin, özgürlüğün hakim olduğu, sanat ve bilimin en yüksek noktaya çıktığı, sosyal adaletin en mükemmel uygulandığı, insanların “biz Kuran’ın böyle olduğunu bilmiyorduk. Türk-İslam Birliği’nin bu kadar mükemmel olduğunu bilsek, yüzlerce yıl önce biz bunu kabul ederdik. Bu güzelliği kabul ederdik” diyeceği bir sistem inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Efendim, MHP’den kardeşimiz bunu soruyor, fakat MHP de zaten Türk-İslam Birliği’nin aşkla, muhabbetle savunucusu olan bir partidir inşaAllah. Aynı şekilde, Saadet Partisi de, aynı şekilde Büyük Birlik Partisi de, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Hocam selamlar” diyor. Ahu Hanım güzel bir şeyler yazmış. Evrimcilerin, proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceği, kromozomların yapısının harikalığı bunlar içinde ancak mucize diyebileceğiz.” dediklerini belirtiyor. Tabii onlar mucizeyle açıklayabilriz, başka türlü bilimsel bir açıklaması yok, diyorlar. Mucize ne demektir?
OKTAR BABUNA: Allah’ın yaratması inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mucizenin diğer adı Allah yaratmasıdır. Bilimsel açıklaması yok diyorsa bir insan, ancak mucizelerle açıklanabilir diyorsa, değil mi? “Uzaylılar geldi yaptı” diyorsa, işte Allah yarattı demektir. Allah yarattı diyemeyince bunu söylüyorlar. Bizim İliksiz’i de öyle efendim ikna etmiştir anladığım kadarıyla.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Kafalamışlar diyecektim ama, herhalde yakışık kalmaz. Evet. Her devrin adamı ile ilgili de yazı yazmışlar, detaylı bilgi vermişler. Her devrin adamı, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün sinsi destekleyicisidir, gizli adamıdır, gizli ajanıdır. Öbürleri alenen söylerken, bu korkakça ve gizlice orda burada duvar aralarında, koridor köşelerinde iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü savunur. Böyle bir taife-i mahlukattan bir adamdır. İnşaAllah. Çok sinsidir. Bilim Araştırma Vakfı’na ve bana karşı çok kinlidir, İttihadı İslam-ı, Türk-İslam Birliğini savunduğumuz için. Ondan sonra her çorbaya bir limon olur her çorbaya limon olur böyle. Karanlık bir adamdır, çok çok karanlık bir insandır, gözü çok yükseklerde olan birisidir. Beni ve Bilim Araştırma Vakfın’ı hedeflemesinin nedeni, bizim Türk-İslam Birliği’nin oluşmasında etkili olacağımızdan emin olmasıdır ve Darwinizm’i, materyalizmi yıkıp dolayısıyla PKK’yı da tepeleyeceğimizi bildiği için, var gücüyle bize oyunlar, tuzaklar hazırlamakta kendince hukuk alanında da bazı oyunlar ihsas etmeye çalışıyor. Fakat yargıyı kandıramaz, hukuku kandıramaz diyoruz inşaAllah. Özellikle bundan sonra da etkisi olacağına inanıyoruz inşaAllah.
Bak, Tevrat’ta yine. (Zekeriya, 9/10) “Mehdi (a.s.) bütün uluslara barışı duyuracak” barış adamı, kan yok. Tevrat söylüyor, aynı zamanda. Bir de Tevrat’ı hiç yerine koymak da çok anormal bir harekettir bak, onu da söyleyeyim. Çünkü Kuran’da Allah Tevrat’a dikkat çekiyor. Allah “bir nurdur” diyor Tevrat için. Adam Tevrat’ı hiç hükmünde kabul ediyor. Yani mevcut Tevrat’ı da hiç hükmünde kabul ediyor. Öyle olmaz. Tevrat’ın hak kısımları var, onlar geçerlidir, okunur. İstifade edilir, kalbe ferahlık verir. Allah “nurdur” diyor. İncil de öyle, İncil’in tamamı hiç hükmünde olmaz. Hak olan kısımları kalbe ferahlık verir. Allah İncil’i de övüyor Kuran’da, değil mi? Yani hiç hükmünde olan bir kitap, yani bir kitaptan bahsediyor, var olan bir kitaptan bahsediyor. Allah. “yok” demiyor ki, var. Tahrif edildiğini de söylüyor. Ama hak kısımları var, hak olan kısımlarından istifade de edeceğiz inşaAllah. Bak, mesela bu anlattıklarım hak kısımlarından. Tevrat (Yeşaya, 42/4) “Adaleti sadakat ile ulaştıracak Mehdi (a.s.)yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek.” Delikanlı Mehdi (a.s.) maşaAllah. (Yeşaya, 53/7) “O, baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı. Kesime götürülen kuzu gibi” Hıristiyanların Hz. İsa (a.s.)ya “kuzu” demelerinin sebebi budur. Hâlbuki Mehdi (a.s.) için söylenmiştir bu. Yani Hz. İsa (a.s.) o anlamda bir çile çekmemiştir. Yani çivilenmek, duvar o şekilde, öyle bir olay yok. Şiddetli acı çekecek, çile çekecek olan Mehdi (a.s.)dir. Kral Mesih’tir. İki Mesih’i karıştırdığı için Hıristiyanlar, onları Hz. İsa (a.s.) zannettiler. Hz. İsa (a.s.)nın da çile çekmediğini görünce, yani o anlamda acı çekmediğini görünce, onun çarmıha gerilmesini uygun gördüler kendi kafalarında. Yani çarmıhta acı çekti. İşte, dikenli taç giydirdiler gibisinden bir yalan hikâye geliştirdiler. Allah doğrudan göğe almıştır, Allah “onların içinden seni temizleyeceğim. Tahir edeceğim” diyor. Öyle bir şey yok. Mehdi (a.s.)dir acı çekecek olan, yani çok üstüne gelecekler Mehdi (a.s.)nin. Hapishanede çile çekecek, başka türlü çile çekecek. Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor. Bak, “baskı görüp eziyet çektiyse de” bak, baskı görmek ne demek? Hakaret, iftira, baskı, her şey. Hz. İsa (a.s.) da görmüştür ama buradaki asıl kastedilen yani onların dediği bir anlamda bir çile çekmemiştir. O çok önemli yani, öyle bir çiviye çakılma, çivi ile ellerinden çakılma, böyle eziyet çekme o tarz bir şey değil. Ama sözlü çok acı çekmiştir İsa (a.s.) da, çile çekmiştir. Hz. İsa (a.s.)’ya da bakmakla beraber, Mehdi (a.s.)’ye de bakan bir Tevrat izahıdır bu. “Baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı. Kesime götürülen kuzu gibi” diyor. Mesela “adaleti sadakatle ulaştıracak, adil kurtarıcı, alçak gönüllü, bunların hepsi Mehdi (a.s.) içindir, İsa (a.s.) için değildir bunlar inşaAllah. Çünkü Mehdi (a.s.) bunları halledecek olan, Kral Mesih’tir halledecek olan. Kral Mesih’e bağlı olarak o görev yapacaktır, İsa Mesih (a.s.). Yani yardımcı olacaktır. Tevrat (Zekeriya, 4/6) “Güçle kuvvetle değil” kan dökerek değil. Bak, güçle, kuvvetle, tankla, topla değil. Açık buradaki ifadeler bak,“Güçle kuvvetle değil,” yani döverek, ezerek, yıkarak, tankla, topla, bombayla, silahla değil. “Ancak Benim Ruhumla başaracaksın" diyor, Mehdi (a.s.) için Cenab-ı Allah. “Böyle diyor Her şeye Egemen Rab.” (Tevrat, Zekeriya, 4/6). (Mezmurlar 1/2) “Zevki Rabbin şeriatındandır”. Yani “şeriata uymak ona zevk verir” diyor Hz. Mehdi (a.s.)’ye. Yani ondan hoşnut olur, içi açılır. “Ve gece gündüz O'nun şeriatını derin derin düşünür.” Bak, gece ve gündüz sürekli faaliyet halinde, demek ki az uyuyan bir insan. Çünkü gece de faaliyet halinde ki “O'nun şeriatını derin derin düşünür.” diyor. Yani analiz eder, genişletir, açıklar, değil mi? “O'nun şeriatını derin derin düşünür.” Yani sırf düşünme değil, Mehdi (a.s.) aynı zamanda hayata geçiren bir insandır, biliyorsunuz. Ama derin düşünen bir insan olduğunu görüyoruz. Derin kavrayışa sahip, derin düşünen bir insan olduğunu Tevrat söylüyor üç bin yıl öncesinden. “Mehdi (a.s.) dünyadaki uluslara barışı duyuracak.” Nasıl duyuracak? Atla gidilmez. Ne ile olur? Televizyonla, radyoyla, internetle (Zekeriya 9/10) “Bağırmayacak ve sesiniyükseltmeyecek” (Yeşeya 42/2) Çünkü teknoloji var. İki anlamı var. Bir: insanlara hakaret etmeyecek, yüksek sesle bağırmak, kavga etmek, kendini kaybeden, saldırgan bir insan değil. Yani bazı insanlar vardır, çok halim selimdir de birden mesela bam tele dokunursun, bağırıp çağırıp saldırganlaşır, kendini kaybeder. Bak, diyor ki; “Bağırmayacak ve sesiniyükseltmeyecek.” İkinci anlamı da; teknoloji geliştiği için normal konuşmayla her yere sesini duyurabilecek. Çünkü eskiden mesela askerlere veyahut halka konuşma yapacağı vakit, o devrin Kralı veyahut lideri kimse, yüksek bir yere çıkıyor ve bağırarak yüksek sesle konuşuyor, başka türlü sesini duyuramazlar. Yani gücü yettiği kadar bağırarak anlatıyor. Ama bak, burada diyor ki: “Bağırmayacak ve sesiniyükseltmeyecek” ama buna rağmen insanlara anlatacak. Bu da teknolojiye işaret etmiş oluyor aynı zamanda. Yani normal bir konuşmayla her yere duyuracak sesi anlamına geliyor inşaAllah. Radyo, televizyon, internet hepsine işaret ediyor. “Senden yaşam istedi,” demek ki Mehdi (a.s.) uzun ömürlü olmak için Allah’a dua edecek, iyi hizmet edebilmek için. Mehdi (a.s.)nin duası olacak, “Ya Rabbi bana uzun ömür ver, küfrü iyice ezeyim. İslam ahlakını tam hâkim edeyim. Senin adaletini dünyaya iyice yayayım. Senin saltanatını, Senin ihtişamını bütün insanlığa Senin yarattığın kadarıyla göstereyim” diyecek, dua edecek inşaAllah. Bak, “Senden yaşam istedi, verdin ona uzun bir ömür.” diyor. Buradan da Mehdi (a.s.)’nin uzun ömürlü olacağını görüyoruz, inşaAllah. Hadislerde de o şekilde geçiyor. “Yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek.” Demek ki Mehdi (a.s.) dürüst bir insan, samimi. “Ezilenleri kurtarmayı da hedeflemiş, mustazafları, fakir, fukaralar, hasta olan insanlar. Mesela İran, Irak gibi veyahut başka Müslüman ülkeler gibi dünyanın her tarafında Müslümanlar eziliyor, onları kurtaracak. Yani ezilen hiçbir insan kalmayacak inşaAllah. “Kıyı halkları onun (Mehdi (a.s.)’nin) yasasına umut bağlayacak.” Bütün Akdeniz, bütün kenar; onları da ayrıca söylüyor. “Kıyı halkları onun (Mehdi (a.s.)nin) yasasına umut bağlayacak.” Mesela kıyı halkları daha değişiktir, onlardaki ruh hali daha farklıdır. Bak, Tevrat ona da dikkat çekmiş, kıyı halklarına. Yani içeride yaşayan insanla kıyılar arasında çok büyük kişilik farklılıkları oluyor. “Kıyı halkları onun (Mehdi (a.s.)nin) yasasına umut bağlayacak” diyor. (Tevrat, Yeşaya 42/4) “Gözüyle gördüğüne göre yargılamayacak, kulağıyla işittiğine göre karar vermeyecek.” (Tevrat Yeşeya 11/3) Şimdi sen “adam suç işledi” derler, delili önüne koyarlar, şahitler de gelir ifade verir onu da duyarsın, ama bu yeterli değildir. Mesela adam masumdur. Yalancı şahidi gözünden anlar Mehdi (a.s.), konuşmasından anlar. Delilin de sahteliğinden anlayacak. “Bu delil sahte” diyecek, ispat edecek. “Hadi kaybolun, gidin” diyecek, değil mi? Böylece mazlumu kurtarmış olacak. Çünkü şu an hep öyle oluyor dünyada, sahte delil, sahte şahit ile insanların canını yakıyorlar. Biz de gördük, herkes görüyor. (Tevrat, Yeşeya 9/6) “Yönetim onun omuzlarında olacak.” Mehdi (a.s.)’nin omuzları güçlü, “omzunda olacak,” yani o omuzlayacak, o, bu zor görevi alacak inşaAllah. Fethullah Hoca da söylüyor diyor: “Sabanın yere konduğu hengâmda artık insanların gücü yetmeyecek” diyor. “Artık insanlar yani hiç kimsenin gücü yetmeyecek, öyle bir ortamda Mehdi (a.s.) ortaya çıkacak” diyor inşaAllah. “Ve milletler arasında hükmedecek.” Millet değil bak, “milletler arasında hükmedecek ve çok kavimler hakkında karar verecek.” Her kavim, her millet ona bağlı olacak inşaAllah. “Ve kavimler hakkında karar verecek,” kavimleri ezdirmeyecek. Adam mesela çingene diye, yok, Japon diye veyahut zenci diye eziyorlar, buna müsaade etmeyecek işte Mehdi (a.s.). “Bunların hepsi Allah’ın kuludur, hepsi Âdem’in evlatlarıdır. Bu kavimleri ezdirmeyeceğiz” diyecek. Musevileri de ezdirmeyecek. Ermenileri de ezdirmeyecek. Rumları da ezdirmeyecek. Hiç birini ezdirmeyecek. Yani ön yargıyı kabul etmeyecek Mehdi (a.s.) inşaAllah. Bakın, “kulum (Hz. Mehdi (a.s.)) başarılı olacak, üstün olacak, el üstünde tutulup alabildiğine yüceltilecek” (Yeşea 52/13) Bak, “başarılı olacak, üstün olacak, el üstünde tutulup alabildiğine yüceltecek” Allah onu alabildiğine yüceltecek, güç sahibi yapacak, diyor. “Ona (Hz Mehdi (a.s.)ye) egemenlik yücelik ve krallık verildi.” Bak, egemen oluyor, yücelik veriyor Cenab-ı Allah, Krallık verildi, hâkim, “bütün halklar, uluslar her dilden insan ona hizmet etti” diyor. Yani bütün dünyadaki her dil; demek ki her dile hitab edecek. Demek ki her dilde eserleri olacak, değil mi? Onlara hitab edecek çeşitli dillerde, uluslara bütün dünyaya bilgi verecek. Onları aydınlatacak. Onlar da ona bağlanacaklar inşaAllah. Bakın, (Zekeriya 9/10) “Savaş arabalarını uzaklaştıracağım. Savaş yaylaları kırılacak Kralınız (Hz. Mehdi (a.s.)) uluslara barışı duyuracak.” Savaş arabaları ne? Tank, top, kariyer, hepsi, bunların hepsi kalkıyor. Askeri araçların hepsi kaldırılıyor, eritiliyor. “Savaş arabalarını uzaklaştıracağım. Savaş yaylaları kırılacak” yani tüfek, tabanca, bilmem ne filan hepsi eritiliyor. “Kralınız (Hz. Mehdi (a.s.)) uluslara barışı duyuracak.” Bütün dünyaya barışı duyuracak, kan yok. “Silah da yok, kan da yok” diyor. Damla kan akmayacak inşaAllah.
SUNUCU1: Programımıza kısa (a.s.) bir aradan sonra beş dakikalık aradan sonra tekrardan devam edeceğiz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, sen bize yeni bir şeyler anlat bakalım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Hocam, Bediüzzaman Hazretlerinin çile ile geçen çok şerefli bir hayatı var inşaAllah. Yaklaşık otuz yılı hapishanelerde geçmiş. Ayrıca da pek çok iftiraya ve komploya maruz kalıyor. Mesela bir dönem akıl hastanesine gönderiliyor. Bir defasında da içki içtiği yönünde de iftira atılıyor. 1908 yılında yine suni olarak oluşturulan sebeplerle mahkemeye sevk edilmiş ve mahkemenin görevlendirdiği doktor heyeti kendisine akli dengesi bozuk raporu vermiş Hocam. Daha sonra sevk edildiği akıl hastanesindeki doktor, Bediüzzaman’ın kendisi ile konuşması sonucunda, “bu adamda delilik varsa, dünyada akıllı yoktur” diyerek raporun asılsızlığını vurguluyor. Bediüzzaman bundan sonra söz konusu çevrelere ait basında sık sık delilik suçlaması ile karşılaşmıştır. Din ahlakına karşı olan bazı çevrelere ait yayınlarda, “Said Nursi tımarhaneye de girip çıkmıştır” gibi aldatıcı yorumlarla, bu büyük İslam âlimini kendilerince halkın gözünde küçük düşürmeye çalışmışlardır. Ayrıca Hocam, bir içki dükkânında “Said’in hizmetçisi Said’e rakı aldı” diye yazılı bir kâğıdın altına içki dükkanındaki sarhoşlardan imza alınmaya çalışılmıştır. Bu şekilde kendisine iftirada bulunulmuştur. Kendisine yönelik komploların bir başka örneğini Bediüzzaman'ın bir mektubunda anlatmaktadır. Bediüzzaman bir mektubunda anlatmaktadır. Bu iftirada da Bediüzzaman'ın sabahlara kadar" tenzih ederiz Said Nursi Hazretlerini, "sabahlara kadar gayri ahlaki bir yaşam sürdüğü ve namussuzların Bediüzaman'ın evine girip, çıktığı gibi son derece mantık dışı ve asılsız bir yalan söylenmiştir. Bu asılsız söylentiye karşı Bediüzzaman'ın verdiği cevap ise son derece açık ve nettir. 'Halbuki benim kapım geceleyin dışarıdan ve içeriden kilitliydi. Ve sabaha kadar bir bekçiyi o bedbahtın (iftira eden adamın) emriyle kapımı bekliyordu" demiştir Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Cenab-ı Allah Ahzab Suresinde, 10'uncu ayetinde; "Hani onlar size hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış, yürekler hançereye gelip dayanmıştı. Ve siz Allah hakkında (bir takım) zanlarda bulunuyordunuz." Bakın şimdi münafıklar çıkarlarıyla çatıştığında, onların imkanları ellerinden alındığında veyahut menfaatleri ellerinden gideceğini düşündüklerinde ilk olarak Allah hakkında suizana başlarlar. Yani Peygamber (s.a.v.)’e yansıması yahut Mehdi (a.s.)'ye yansıması aslında direkt imansızlıktan kaynaklanıyor. Yani o, oraya bakıldığında sanki onların problemi Peygamberleymiş yahut Mehdiyleymiş gibi görünmekle beraber asıl Allah’ladır. Yani Kuran buna işaret ediyor. "İşte orada iman edenler sınanmış ve şiddetli bir sarsıntı ile sarsıntıya uğratılmışlardı." Mümine hiçbir şey olmaz böyle bir durumda. İmanını muhafaza eder. Gayet hatta şevki artar, gayreti artar. "Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar" münafıklar artık hastalıktan geçmiş, şeytan olmuş münafıklar. “Ve kalplerinde hastalık bulunanlar” da bunlar da münafık olmaya aday ama Müslüman olmaya da yatkın kişiler. Bak "Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar Allah ve Resul'ü bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi diyorlardı." Peygamber Efendimiz (s.a.v.) o zamanlar diyor; "hakimiyet olacak, İslam ahlakı yayılacak, Allah'ın dini dünyaya hakim olacak, daha Ahir zamanda da hakim olacak, Mehdi (a.s.) çıkacak, İsa Aleyhisselam inecek" diyor, değil mi? "Ama benim zamanımda da bir ferahlık, bolluk, rahatlık olacak" diyor. Münafıklar ne diyor? "Allah ve Resul'ü bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi." Yani "tamamen yanlışmış" diyorlar. Yani ne Mehdi (a.s.) doğru, ne İsa (a.s.)'nın inişi doğru, ne Ahir zamanda Müslümanların dünya hakimiyeti doğru, ne kendi zamanında olacak ferahlık, değil mi ve bolluk, kardeşlik ortamı? “Bunların hiçbiri doğru değilmiş demek ki” diyor. O devrin sapıkları hiçbir şekilde inanmıyorlar. Ne diyorlar? "Boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi." Bakın asıl üstünde durdukları, Peygamber (s.a.v.)’in vadettiğinin üzerinde duruyorlar. O konuda hassaslaşmışlar. Yani gelecekle ilgili Peygamberin (s.a.v.) Müslümanlara verdiği müjdeyi ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. İşte Mehdi (a.s.)'de de münafıklar ne yapacaktır? Mehdi (a.s.)'nin verdiği müjdeyi ortadan kaldırmaya çalışacaklardır. Mehdi (a.s.) de ne diyecek? "İslam ahlakı yakında dünyaya hakim olacak" diyecek. Münafıklar ne diyecek? "Böyle bir şey yok." "İsa (a.s.) inecek" diyecek Mehdi (a.s.). “O da, öyle bir şey de yok” diyecek münafıklar. Mehdi (a.s.); “barış çağı gelecek, kardeşlik olacak, huzur olacak, güzellik olacak” diyecek, münafıklar "bu da bir aldatmaca" diyecek, "bunlar da doğru değil." Ve ne diyecekler? "Allah ve Resul'ü bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlar. Onlar ne diyor diyecekler? "Allah ve Mehdi (a.s.)" yani sizin söylettiğiniz kaynaklar ve anlattığınız şeylerin hepsi boştur, "Mehdi (a.s.)’nin de, anlattıkları da boş." Bak, "bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlar, boş bir aldanış. "Boş yere aldandık" diyorlar. Demek ki münafıklar Mehdiyete kilitlenecekler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da Mehdiyete kilitlenmişlerdir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) de devrinin Mehdisiydi, asıl Mehdi'dir. Gelmiş geçmiş en büyük Mehdi Peygamberdir (s.a.v.). Ama veli olarak da en büyük Mehdi yani Peygamber olmayan Mehdi de Ahir zamanda gelen Büyük Mehdi (a.s.)'dir, inşaAllah. Her ikisinde de itirazlar birbirine benzer. Her ikisinde de sıkışma anında adilik yapma ortaya çıkıyor. Yani güçlü ve rahat bir ortamda bunu yapmıyorlar. Mesela bir münafık küfür olmadan ortaya çıkmaz. Münafık ne zaman ortaya çıkar? Küfrün gücüne inandığında ortaya çıkar. Mesela gazetesiyle, basınıyla, televizyonuyla, itiyle, kopuğuyla, değil mi? Diğer kendince destek alacağını düşündüğü bazı kişilerle ortaya çıkar. Tabii kendisine uygun olan kısmıyla. Onlara sırtını dayadığı için pervasız ve çok azgın bir görünüm verir. Ama sırtını oraya dayadığı için. Sırtını oraya dayamasının sebebi nedir? Müslümanların sıkışık durumda olduğunu düşünmesidir. Bak bu adamlar niye orada sapıtıyorlar? "Hani onlar hem üstünüzden hem alt tarafınızdan gelmişlerdi." Müslümanların muhasara edildiğine inandığında, Müslümanların gücünün kalmadığına yahut az olduğuna inandığında sapıtıyorlar. Münafık ne zaman sapıtıyor? Müslümanların gücünün elinden alındığını düşündüğünde, küfrün gücü arttığında yani Müslümanlar muhasara altına alındığına inandığında. Yahut mesela farz edelim, komplolar yapılmıştır, oyunlar yapılmıştır. Bunun sonucunda bazı hukuki avantajlar elde etmiştir münafıklar, kendilerince, kendi kafalarınca. Bir sosyal, siyasi abluka olabilir etraflarında, bu durumda münafık kendini güçlü hissediyor. Sırtını küfre dayıyor ve Müslümanların da abluka altında olduklarını düşünerek, güçsüz olduklarını düşünerek, çemkirmeye ve saldırganlaşmaya başlıyor. Ne zaman? İşte bu zaman, bu zamanda yapıyor. Ondan evvel yapar mı? Mesela Müslümanların gücünden emin olsa, küfrün gücü tamamen ortadan kakmış, sadece inananların gücü var. Böyle bir durumda münafığın yapacağı tek şey yaltaklanmaktır. İşte orada yalaka ve yaltakçı tavrını ortaya koyar. Orada sezilmez. Allah onların sezilmesi için özel olarak Müslümanları zor bir görünümün etrafına diziyor. Zor olayları etrafına diziyor Müslümanları, böylece Müslümanlar sanki zorluktaymış gibi ona gösteriyor, münafıklara gösteriyor. Münafıklar o zaman işte turnosol kağıdı gibi hemen rengini gösteriyor. Hemen hopluyor, sıkıştırılmış bilye gibi havaya hopluyor böyle. “Aaa” diyorsun, “bak münafık hopladı.” Ama sıkışma anında işte hopluyor. Münafık onun dışında kendini belli etmez. Münafık yalakadır, yancıdır, sezdirmez kendini. Ama küfrü daha güçlü gördüğünde hemen o tarafa sırtını dayayıp, Müslümanlara karşı çemkiren ve azgın bir saldırı moduna geçer. Ama bunu yaparken de tabii küfür adına yapmaz. Din adına yapar, İslam adına. Kendince onlarda eksik gördüğü yahut eksik olduğunu vurgulayabileceği konular bulur münafık. Onu genişletir, onu Kuran’a yahut hadise dayandırır, ondan sonra saldırısına geçer. Ama münafık için ana konu budur, başka bir konu yoktur. Yani İttihat-i İslam, Türk-İslam Birliği, İslam ahlakının dünya hakimiyeti münafığı ilgilendirmez. Çünkü İslam ahlakı dünyaya hakim olursa, sırtını dayadığı küfür de ortadan kalkmış olacaktır. Sırtını dayadığı küfrün ortadan kalkması münafığın ölümü demektir. Manen ölümü demektir. O manevi ölümü istemediği için, küfrün kalkmasını hiçbir zaman istemez. Küfür kaldığı müddetçe o çünkü ayakta kalabiliyor. Müslümanlara saldırabilmesi için de ona ihtiyacı var. Ama kader içinde yenildiğini bilmez münafık. Halbuki münafık yenilmiş olarak yaratılıyor. O hep böyle içgüdü olarak yeneceği hissi verilir münafığa. Yani yenebileceği hissi verilir. Onun için münafık çok heyecanlı olur, gözlerine de inanamaz. Yani “ne kadar kolay yenmek” der, fakat bir türlü yenemeyince de çok şaşırır münafık. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da, mesela çok kolay zannediyor münafık, hayretler içinde kalıyorlar. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’i muhasara ediyorlar, rahatça şehit edebileceklerini düşünüyorlar, bir türlü şehit olmuyor. Onların inancına, onların sapkın inancına göre “şansı yaver gidiyor” diyorlar. Onlarda ‘şans’ inancı vardır. “Ya bu sefer de şansı iyiymiş” diyor, “bu sefer de şansı iyi gitti” diyor. Onlar biraz olaya başka türlü baktıkları için, başka türlü değerlendirdikleri için, bunu bir türlü kavrayamazlar. “Onlardan bir grup da hani şöyle demişti:” münafıkların değişik karakterlerinden Allah örnekler veriyor. “Ey Yesrib (Medine halkı)” yani büyük şehir halkı, “artık sizin için (burada) kalacak bir yer yok.” Yani kalabileceğiniz bir mekan yok. Münafık için bir mekan çok önemlidir. Allah diyor; “mağaraya bile razıdırlar” diyor. Yani illaki oraya gidip yapışacak yani. Onlara da bunu gösteriyor. Diyor ki; “artık sizin burada kalacak bir yer yok, şu halde dönün” vazgeçin, mücadeleden vazgeçin. “Onlardan bir topluluk da ‘gerçekten evlerimiz açıktır’ diye Peygamberden izin istiyordu.” Şimdi münafıklar insanların vicdanının hangi noktalarda hassas olduğunu iyi bilirler. Mesela aile, aile kavramı, değil mi? Milliyetçilik mesela aile kavramı, milliyetçilik, ama münafıkların genellikle aile kavramını çok şiddetli kullandıklarını görüyoruz. Bak ne diyor? “Gerçekten evlerimiz açıktır diye peygamberden izin istiyordu. Oysa onlar(ın evleri) açık değildi; onlar yalnızca kaçmak istiyordu” diyor, Allah. Evimiz açık, yani diyor ki; “çocuğum var, eşim var, dedem var, anneannem var, babaannem var, halalarım var, yengelerim var, şu var, bu var falan. Onları kurtarmak için” diyor, “mücadele ediyorum” diyor. Peki bir buçuk milyarlık İslam aleminin durumu nedir? Onları kurtarmaya ne diyorsun? “O beni ilgilendirmez” diyor. “Peki, neden aileni kurtarmak istiyorsun?” diyorsun. “Para gelecek” diyor, “mirası nereden alacağız biz” diyor. “Yemeği kim pişirecek, evin ısısını kim ayarlayacak, değil mi, eve kim bakacak, değil mi, ona yiyeceği kim getirecek? Onun hayvani bedenini canlı tutacak bir sistem olduğu için, o yüzden evi istiyor. Eğer insanları kurtarmayı amaçlıyorsa, bütün İslam alemini istemesi lazım, değil mi? Bütün İslam alemini kurtarması lazım. Evi onun içinde küçücük bir parça. Yani bir buçuk milyarlık İslam aleminde üç-beş kişi. Ama İslam alemi bir buçuk milyar. Müslüman bir buçuk milyarı kurtarmanın peşinde oluyor. Münafık da kendisine miras kalacak, para gelecek, kendine bakım yapacak kısmı kurtarmanın peşinde oluyor. O devirde mesela bak Müslümanları Peygamberimiz (s.a.v.) hepsini kurtarmanın peşinde. O da bir avuç ailesini kurtarmanın peşinde, o da kurtarma amaçlı değil. Onlardan çıkar elde etmek amaçlı. Onlardan da nefret eder çünkü öyle bir şey de yok. Bak Allah diyor ki; “Gerçekten evlerimiz açıktır diye Peygamberden izin istiyordu. Oysa onlar(ın evleri) açık değildi.” “Öyle bir amaçları yok” diyor, Allah. “Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.” “Onu bahane ediyorlardı” diyor, Allah. “Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı,” yani küfür her yerden saldırsaydı, mesela ani bir gece operasyonu olsa, büyük bir olay çıksa, Müslümanlar çok mağdur durumda kalsa; onlardan da fitne çıkarmaları istenmiş olsaydı, mesela aleyhte şahitlik yapmaları, Müslümanların tutuklanması için, yahut bir şey yapması için, acı çekmeleri için bir delil oluşturmaları, onlara iftira atmaları istenseydi, “hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı.” “Hemen yaparlardı” diyor, Allah. Yani çünkü kin dolu ve nefret dolu oldukları için, her türlü ahlaksızlığa hazır oldukları için, “iftiraya da, oyuna da her şeye hemen girerler ama yeter ki size saldırı olsun” diyor. “Daha önce yapmazlar” diyor. Daha önce it gibi korkuyor. Böyle uyuz köpek gibi uzaktan seyreder. Saldırı anında atağa geçiyor. “Oysa andolsun, daha önce 'arkalarını dönüp kaçmayacaklarına' dair Allah'a söz vermişlerdi;” değil mi? Bu davadan hiçbir zaman dönmeyeceklerine dair, İslam’ı yaşayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. “Allah'a verilen söz (ahid) ise, (ağır bir) sorumluluktur” diyor Allah. Yani başına geleceği açıklıyor Allah. “De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız” bu da münafıkların ölümden çok korktuğunu gösteriyor. Onlarda böyle hastalık korkusu vardır sürekli, ölme korkusu vardır. Yani hep uzun yaşama eğilimi vardır ve ölümden de şiddetli korkar. Münafığın kaçma nedeni, en önemli nedenlerinden birisi de budur. O pis canını kurtarma peşindedir. “Veya öldürülmekten kaçıyorsanız kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz;” Allah; “ben sizi her yerde bulurum” diyor, “kaçmanız bir şey sağlamaz” diyor. “Böyle olsa bile, pek az (bir zaman) dışında metalanıp-yararlandırılmazsınız." “Az bir zaman sonra ben sizin canınızı alacağım” diyor, Allah. Münafıklar da hakikaten böyle psikolojik olarak azap içinde olduğu için o azabın etkisiyle ölürler. Allah diyor ya; “öfkenizle ölün.” Yani muazzam bir psikolojik stres içinde yaşar münafıklar. Hatta Allah diyor; göğe yükselmiş de onu bir kuş kapmış da göğe yükseltmiş gibi.Yani bir an bile mutlu değildir münafık. Sürekli stres ve gerilim içindedir. Münafıkların kendi bulundukları ortamda da münafıklar çok gergindir. Hepsi birbirinden nefret eder. Hem tiksinir, hem nefret eder, hem çok aşağılık görürler birbirlerini. Ve ikisi de birbirini aptal ve akılsız olarak görürler. Her münafık birbirini akılsız ve aptal olarak görür. Her münafık kendini müstakil olarak kendini en akıllılarıları olarak düşünür. Mesela yüz tane münafık varsa, yüzü de birbirinden üstün görür kendisini. Öyle bir anormallikleri vardır münafıkların. “Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları”, mesela münafıkların bir kısmı da direk mesela çocuğunu eve kapatıyor, çocuğunu kaçırıyor, alıkoyuyor bırakmıyor. Şiddet kullanıyor, tehdit ediyor, mesela ölüm tehdidiyle alıkoyuyor. Kuran ona işaret ediyor.“Ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir.” Bir kısmı dışarıdan haber gönderiyor. “Bize gelin” diyor. Münafık güçlenmek istediği için, yani gelenlerden bir şeyler alacak. Onlar kanalıyla bir şeyler elde edecek. Kendini daha kuvvetli hissedecek ve Müslümanlara zarar vereceğini düşünüyor orada. Müslümanlardan bir eksildi, bizden bir arttı gibisinden, onun faydalı bir şey olduğunu düşünüyor. “Bize gelin diyenleri bilir.” Demek ki münafıklar sürekli bunu kullanacaklar. Kendilerine çağıracaklar. Bir münafık karakteridir bu. Mesela küfürde böyle olmaz. Küfür kendi hayatını yaşar, bize gelin diye şey olmaz. Ama münafık “bize gelin” diyenin peşindedir. Onun için çok önemlidir o. Çünkü kendisini eşit hale getirmek ister. Psikolojik olarak o ızdıraptan kurtulmak için de çoğaltmak ister kendisi gibi insanların sayısını. “Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler.” Yani büyük, mesela Mehdi (a.s.)’nin mücadelesi gibi mücadelelere, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mücadelesi gibi mücadelelere gelmezler. Çünkü onlar kolaylık ve çabuk netice alma peşindedirler. “(Geldiklerinde de) Size karşı 'cimri ve bencildirler.” “Egoisttirler” diyor Allah. Cimri, yani parasını verse bile ondan acı duyar, ızdırap duyar, o bir türlü onu unutamaz. Bir acıymış gibi hisseder ve verirken de isteyerek vermez. “Ve bencildirler. Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.” Bakışlarında bir anormallik olduğunu söylüyor Allah, münafıkların. Bir çok ayette bu, burada da belirtiyor. Bak, “gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.” Öküz gibi bakar münafıklar, Allah’ın hikmeti yani böyle. “Korku gidince, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.” Münafığın sürekli bir eleştirme, kendince incitmeye çalışma yönünde, yani rahatsız etme yönünde bir çalışması vardır. Bu ayette diyor ki: “Korku gidince, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek”, yani çıkara düşkünlük göstererek, “sizi keskin dilleriyle”, demek ki münafıkların böyle keskin, pislik dilleri var demek ki. Yani Kurani, imani konuları tenzih ederim, pislik dillerine Allah dikkat çekiyor, pistir konuşmaları. Ve amacını da Allah diyor, bak; “eleştirip, inciterek”, “incitme amaçlı ve eleştirme amaçlı yaparlar” diyor. “İşte onlar iman etmemişlerdir”, “iman etmedikleri için böyle oluyorlar” diyor Allah. “Böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah'a göre pek kolaydır.” Bütün yapıp ettikleri boşa gidiyor. Münafık bunu bilmiyor. Bozulmuştur münafığın tuzağı, o hakikaten bir şey yapabileceğini zanneder. Yapamayınca kendi beceriksizliğinden olduğunu düşünür. Yeni bir atak daha yapar, yine boşa çıkar, yine bir atak yapar, yine boşa çıkar. Her yaptığı atak, Müslümanların lehine, kendi aleyhine olur. Ama bunun kendi beceriksizliğinden olduğunu zanneder. Şansa inanır, “şansları yine yaver gitti” der. “Yine şansları yaver gitti” der. “Onlar (münafıklar, düşman) birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Eğer (askeri) birlikler gelecek olsa, çölde bedevi-Araplar arasında olup sizin haberlerinizi (ordan) sormayı cidden arzu ediyorlardı.” Böyle cahil cühela, nötr insanlar, böyle, yani pek bilgisi olmayan, Müslümanlara karşı olan, ama şiddetli karşı olmayan kişiler arasında da dolanıyorlar. Cahil cühela, müşrikler, böyle aklı zayıf olan insanlar etrafında dolanıyorlar. Oralarda Müslümanlar hakkında haber soruyorlar. Yani ne yapıyorlar, ne ediyorlar, nasıl yapalım? Yani o habere göre atak, saldırı yapacağı için, sürekli habere ihtiyacı vardır münafığın. O haber ihtiyacını Kuran belirtiyor. “Ve dışarıya çıkıp, özel olarak bunu araştırır, haber alır.” Yani Müslümanların zaaf noktası var mı, zayıf noktası var mı? Mesela hangi tarihte saldırsa iyi olabilir? Nerden saldırsa iyi olabilir? Hangi konularla iftira atsa iyi olabilir? Nasıl yalancı bir şahitlik mi yapacak, oyun mu oynayacak, itlik mi yapacak, çakallık mı yapacak, bunun için bilgiye ihtiyacı vardır. Onun için sürekli yeni gelen bilgiye göre ataklarını tazeliyor. Ama her atağının boşa gideceğini Allah ayette belirtiyor. Ama bu, onun şuurunda olmadığı için boş bir çabanın içerisine giriyor, debeleniyor, uğraşıyor, fakat yine de netice alacağına inanır. Son ana kadar netice alacağına inanır. Ta ölüm gelip, onu alıp götürünceye kadar. Yani taktir edilen, Allah’ın taktir ettiği vakit gelinceye kadar. Evet, müminler ise, bak diyorlar ki: “Mü'minler (düşman) birliklerini gördüklerinde”, yani münafıkları, oyun oynayan sahtekarları, işte ailelerden, itten kopuktan kişileri veya onların kışkırttığı kişileri yahut kandırılıp yönlendirilen kişileri, “gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu, Allah (c.c.)'ın ve Resûlü (s.a.v.)’nün bize vadettiği şeydir.” Bize zaten söylemişti Cenab-ı Allah böyle bir saldırı olacağını, münafıkların ve küfrün saldırı yapacağı zaten bildirmişti. “Allah ve Resûlü doğru söylemiştir.” “Çünkü bundan sevap alacağız, güzel bir şey” diyor, “bunda hayır var.” "Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.” Birbirlerine bağlılıklarını arttırıyor, imanlarını arttırıyor, heyecanlarını arttırıyor. Ben de onun için dedim ya, münafıklar bana saldırmadığında bir eksiklik hissediyorum. Bak bunun bir ihtiyaç olduğunu Allah burada işte ayette açıklıyor. "Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.” Demek ki Müslümanın buna ihtiyacı var. Yani bir manevi gıdadır. Yani münafığın mutlaka saldırması lazım. Yani Kuran bunu ehemmiyetli bir ihtiyaç olarak ve şifa olarak, Müslümanlara şifa olarak belirtiyor Allah. Müslümanlara saldırı oldu mu, Müslümanın içi açılıyor. Adrenalin etkisi yapıyor, kuvvet geliyor. Sağlığı yerine geliyor, şevki yerine geliyor, neşesi yerine geliyor. Telif gücü artar, anlatım gücü artar, heybeti artar. Bereket, bolluk ve güzellik oluşur münafığın saldırısıyla. Olmadığında mümin sabreder. Sabredersin, yani beklersin. Çünkü saldırı olmadan mümin normal fonksiyonunu tam icra edemiyor. Ne yeteri kadar sevap alabilir, ne ibadetlerini yapabilir yeteri kadar, yani birçok ibadetini yapamaz. Nasıl namaz kılmak için suya ihtiyaç var, abdest almaya ihtiyaç var, değil mi? Seccadeye ihtiyaç var, bu ibadetlerin olması için de münafığa ihtiyacı var. Münafık olmadığında bu değerli ibadetlerin büyük bir bölümünü yapamaz, yarım kalır. Yani ayağı olmayınca bir insan kıyamda duramıyor. Münafık olmayınca da bu cihadı, bu heyecanı, bu dava aşkını tam yaşayamıyor. Kuran buna işaret ediyor. Bak; “Allah ve Resûlü doğru söylemiştir. Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.” “Arttırdı”, bak mevcut bir iman var, bir teslimiyet var, bu duruyor. Bunda artma oluyor, ne zaman? Münafık saldırdığında. Öbür türlü normal seyrinde gidiyor. Öbür türlü olağanüstü bir gelişme olup, mükemmellik oluyor. Onun için münafığa çok büyük ihtiyaç vardır. Evet, Oktar Hocam şimdi seni dinleyelim.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Biraz önce de vurguladınız; hep de bahsediyorsunuz münafıkların cehdetmek istemediklerinden, Hz. Musa döneminden ayetler vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Oku.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım, “Dediler ki: "Ey Musa, orda zorba bir kavim vardır, onlar çıkmadıkları sürece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Şayet oradan çıkarlarsa, biz de muhakkak gireriz.” Tam dediğiniz gibi Hocam. Kaçıyorlar, oraya, cehdetmeye kesinlikle yanaşmıyorlar, Hz. Musa’yı bırakıyorlar.
ADNAN OKTAR:Tabii, “sen ve Rabbin savaşın,” bak yalnız bırakma eğilimi var görüyor musun? Yalnız bırakıp, kendisi dünyayı yaşayacak kendi kafasınca. Ama Allah diyor ki “az bir süre yararlanırlar”. “Canları azap içindeyken almak için” diyor Allah “ben onlara böyle bir süre tanıyorum.” Azap içindeyken.
Bu İliksiz’e, Aydın Doğan’ın manevi evladı İliksiz’e ne anlatacaksın Oktar? Biraz şu kromozomlardan anlat da İliksiz dinlesin.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. DNA zinciri var, bütün insan ve canlıların bilgisinin kodlandığı. Mesela insanda 1-1.5 buçuk metre uzunluğunda 3.2 Milyar harften oluşuyor.
ADNAN OKTAR:Kaç harf?
OKTAR BABUNA:3.2 Milyar harf.
ADNAN OKTAR:3.2 Milyar harften oluşan bir kitap.
OKTAR BABUNA:Evet.Bir milyon sayfalık ansiklopedi.
ADNAN OKTAR:Şimdi, ikiyi boş verelim, 3 milyar diyelim. 3 milyar harften oluşan bir kütüphane.
OKTAR BABUNA:Bin ciltlik ansiklopedi yapıyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Bin ciltlik ansiklopedi, ve kusursuz yazılmış. Harf hatası olmayan bir kütüphane. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: Bunda, yaklaşık 25.000 tane bölgede olduğu tahmin edilen, bütün proteinler kodlanıyor. Ve bu kodlanan proteinlerin sayısı da en az 100.000 olarak tahmin ediliyor ki, bunun çok daha üzerinde. Şimdi proteinler de kendi içlerinde her biri akıl almaz derecede kompleks yapılar. Yüz binlerce yani protein, daha doğrusu yüz binin üzerinde protein molekülü, her biri son derece kompleks, ve bunlarda da, proteinlerde en ufak bir değişiklik olduğu zaman işlevsiz oluyor. Dolayısıyla..
ADNAN OKTAR:Şimdi İliksiz Hoca, Haber 7.com’da yazı yazıyor. Üç milyar harfi ona biz bir kovaya dolduralım. Yani on kova harf getirelim, küçük. Ondan sonra Taksim Meydanı’na çıksın İliksiz. Kovaları serpsin, harfleri. O üç milyar harften Meydan Larousse dahil bir çok ansiklopediyi ihtiva eden yazılar oluşsun. Bu olursa, o zaman gelsin, İliksiz’le ben konuşacağım. Ama bu olmazsa, İliksiz doğru konuşmuyor. Kardeşim, çünkü üç milyar harfin hepsi kusursuz olarak o yazıyı yazması gerekiyor. Yani tek bir harf yerinden oynamamaksızın. İliksiz’imiz ne diyor? Tesadüf diyor. Yani o tesadüfçüleri zaten destekliyor. Aydın Dede’sine gelmiş, onun da elini öpmüş gördüğüm kadarıyla, inşaAllah. Manevi evladı olmuş artık. Evlad-ı manevisi Aydın Doğan’ın. Şimdi bakın olay burada bir kere bitiyor mu, bitmiyor mu?
OKTAR BABUNA:Bitiyor Hocam.
SUNUCU:Bitiyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kaç tane proteinden oluşuyor dedin sen?
OKTAR BABUNA:Yani en az 100.000 olduğu tahmin ediliyor, ki daha fazla, son araştırmalara göre.
ADNAN OKTAR:100.000, 50.000 diyelim. 50.000 tane protein. 50.000 proteinin bir tanesini, ama tek bir tanesini bana tesadüf sonucu yapsın İliksiz Hocamız.
OKTAR BABUNA:Mümkün değil.
ADNAN OKTAR:Tek bir tanesini, ondan sonra ben onunla konuşacağım. Bir tanesini. Niye mümkün değil?
OKTAR BABUNA: Proteinin olması için mutlaka başka proteinler, mutlaka DNA.
ADNAN OKTAR:Kaç proteine ihtiyaç var?
OKTAR BABUNA:En az 60’ın üzerinde, hatta Hocam proteine son şeklini vermek için 1150 tane daha protein gerekiyor. Yani 1000’in üzerinde protein gerekiyor, bir tek proteine son şeklini vermek için.
ADNAN OKTAR:O kaba şekliyle yapıyor, geçersiz oluyor kaba şekliyle değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Sonra onun rötuşları kaç tane protein yapıyor?
OKTAR BABUNA:1150 tane protein var.
ADNAN OKTAR:1150 tane protein de rötuş yapıyor. Peptid bağlar gerekiyor ayrıca. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Bu tesadüfen olabiliyor mu?
OKTAR BABUNA:Mümkün değil Hocam. Siz söylemiştiniz, bir proteinin olması için başka protein gerekiyorsa zaten sıfır ihtimal.
ADNAN OKTAR:Sıfır ihtimal. Evlad-ı manevi İliksiz’in bundan haberi var mı?
OKTAR BABUNA:Yok.
ADNAN OKTAR:Haberi yok. Aydın Doğan ile gazoz içiyor orada. Sonra da Müslüman, milliyetçi olan insanların beyinlerine yanlış bilgileri empoze ediyor. Şimdi biz İliksiz’i şemalarla yarından itibaren detaylı olarak bilgilendirelim. “İliksiz’e Dersler” dersleri ile anlatacağız. Tamam mı?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR: Yani çünkü baktı ki, insanlar fazla incelemiyordur falan diye anladığım kadarıyla bir kanaati geldi. Haber 7.com’u izleyen kişiler de genellikle benim köylüm, kentlim, bakkalım, manavım, benim milletimin o sıcak insanı. Herhalde onları daha rahat ikna edeceğini düşündü. Veya o kesimin özellikle iyi ikna edilmesi gerektiğini düşündü Aydın Dede, manevi evladının bir sırtını sıvazlamış anladığım kadarıyla. Ona da öyle güzel bir gazoz içirmiş orda, değil mi? Dedenin gazozunu içmiş, belli o hissediliyor yani, fotoğraf öyle görünüyor. O da ona gazoz içirmiş, karşılıklı, bir masa da var. Yanlış mı gördüm ben resmi?
OKTAR BABUNA:Doğru.
ADNAN OKTAR:Şimdi burada bizim yapacağımız, yarından itibaren bir kere her seferinde fosil resimlerini göstermeye devam edelim. Mikro düzeyde anlatım çok önemli. Ben öyle süslü konuşmalardan hoşlanmıyorum ama, onlar öyle konuşuyor, şimdi mecburen öyle söylüyoruz. Onu anlatalım.
Bir de kardeşim, Numan Kurtulmuş’un yanında bu ekip, bizim karşımızda bu ekip, Darwin’den yana bu ekip, efendim, birkaç tane kişi daha söyleyecektim ama onları şimdi söylemeyeyim. Ne yapalım? Bu kadarla bırakayım mı Oktar, devam edeyim mi?
OKTAR BABUNA: Yazayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Yani onları söylemeyim inşaAllah. Yani nerde böyle ilginç bir olay varsa, şaşırtıcı böyle, bize biraz yani hoşlanmadığımız diyelim olaylar, arkadaşlar hep oralardalar. O çok garip. O Ankara’daki zat da bunlarla tam iç içe Cemil Çiçek Beyefendi. Onun ismi Efendi’ymiş sonra değiştirmiş. Efendi Çiçek’miş, sonra Cemil Çiçek olmuş. O “Efendi” kelimesinden de herhalde rahatsız olmuş, niyeyse? Ondan sonra Cemil Çiçek olmuş. Bak o da, Taha Akyol da her ikisi de Özal’ın ölümünün araştırılmasını istemiyorlar. Allah Allah, Allah Allah. Savcı istiyor, çocukları istiyor, ailesi istiyor, “biz istemiyoruz” diyorlar. Burada yetkili ailesi değil midir? Yani nasıl sen vatandaşı engellersin. Böyle şey olur mu? Ve o kadar bariz deliller var ki, o kadar şiddetli deliller var ki, yani şu ana kadar beklenilmesi zaten inanılır gibi değil. Mucize, yani hayret edilecek bir şey.
Evet neyse, programımız bitmiş. HarunYahya.Tv’ den devam ederiz inşaAllah.
SUNUCU: Programımıza Harunyahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz. İnşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...