SUNUCU: Kanal 47, Sivas Sipaş Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Haberhilal.com, Haber aktuel.com, Selamhaber.com, 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Hoş geldiniz Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Sizler de hoş geldiniz. Buyurunuz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, estağfurullah. Oktay Ekşi’nin bir yazısı vardı Hocam bugün. “Kurtulan kim” diye başlık atmış ve Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisinden ayrılışınız yazmış Hocam. Özetle diyor ki: “Siyasette Erbakan kadar”, biraz bir ifade kullanmış. “Bir tip bulmak kolay değildir” diyor. “Nitekim bu sütunu izleyenler, kendisinin Türkiye Ticaret Odaları ve geçmişte olan olayları hatırlayacağını bilirler” diyor. “Numan Kurtulmuş siyasete artık kuracağı yeni partide devam edeceğini açıkladı ama bu açıklamada Erbakan zihniyeti ile yapılan particiliği eleştirmekten geri kalmadı” diyor. Onun bazı ifadelerine yer vermiş, “örneğin” demiş Numan Kurtulmuş’un ifadelerinden “Firavunlaşmayacağız, Karun’laşmayacağız, Belamlaşmayacağız” buradakinin de açıklamasını yapmış, “arkadaşlarımıza göre” diyor “belam, Karun döneminde yaşamış bir din adamıymış. Bu adam Karun’un zulmünü dini kılıfa uydurarak meşrulaştırmış” diyor Oktay Ekşi. “Ayrıca Kamunun kaynaklarını zenginleşme ve servet aracı olarak kullanmayacağız, dini siyasete alet etmeyeceğiz dedi” demiş, Numan Kurtulmuş için. “Bu sözleriyle başka kimlere gönderme yaptı dersiniz” diye bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Bunu bay Bıyık mı diyor?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. İyi işte güzel konuşmuş, çok isabetli konuşmuş ondan sonra bak basiret gözü açılmış, feraset gözü açılmış demek ki, maşaAllah iyiye doğru gidiyor. Bak “Firavunlaşmayacağız” diyor, güzel. “Karunlaşmayacağız” diyor, bu da çok güzel, “Belamlaşmayacağız” diyor, bu da çok güzel maşaAllah. Demek ki Firavunlardan uzak duracaklarmış, duracakmış bu. “Bundan sonra titiz olacağız” diyor, “Firavunlardan uzak duracağız” diyor, “Karunlardan da uzak duracağız” diyor. Ne güzel, ne güzel, Allah basiretini arttırsın. “Belamlardan da uzak duracağız” diyor, maşaAllah. Bizim beklediğimiz de buydu Numan Hocamızdan aferin, çok güzel maşaAllah, çok güzel. “Firavunlaşmayacağız, Karunlaşmayacağız, Belamlaşmayacağız” Allah Allah, basiretinde, ferasetinde ciddi bir açılma var demek.
OKTAR BABUNA:Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabi, Firavunlardan uzak durma kararı almış, Karunlardan da uzak durma kararı almış, Belamlardan uzak durma kararı almış. Biz de bunu anlatıyoruz. Aman yanlış anlaşılmasın şimdi Aydın Doğan’ın ekibi falan kastetmiyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabi şimdi bir de onlarla uğraşmayayım ben. Geniş anlamda alıyoruz, geniş, geniş, çok geniş anlamda alıyoruz. Ne haddimize bizim, öyle bir şey demeyiz Aydın Doğan yahut efendim, Fatih Altaylı say say sen iyi biliyorsun hepsini ezbere.
OKTAR BABUNA:Mehmet Yılmaz, Ruşen Çakır.
ADNAN OKTAR:Evet efendim başka? Taha Akyol önemli bir zat Taha Akyol.
OKTAR BABUNA:Taha Akyol evet.
ADNAN OKTAR:Bunların hiçbirini kastetmiyoruz, sakın alınıp gücenip bana iş çıkartmasınlar inşaAllah. Geniş, geniş anlamda öyle bir şey yok. Bak ne demiş, ne kadar güzel demiş. “Firavunlaşmayacağız” demek ki Firavunlardan uzak duracakmış. Ne güzel asrın Deccallarından, asrın üç kağıtçılarından uzak duracakmış güzel. “Karunlaşmayacağız” değil mi böyle acayip zengin olup, üç kağıtçı olan tiplerden uzak duracağız” diyor. Anadolu’daki insanların parasını emip, milletimizin parasını emip böyle efendim, baronlaşan. Azılı Deccal’lardan uzak duracağız diyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok güzel, “Belamlaşmayacağız, uç kağıtçı, sahtekar din Hocalarından uzak duracağız” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Böyle destek sağlayan, bazı kişiler.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:“Böyle sahtekar, bütün milletin yaka silktiği sahtekar Hocalardan, cahil böyle avanak bazı Hocalardan uzak duracağız” diyor.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne kadar güzel, basireti, feraseti bir hayli açılmış. Ama dediğim gibi bu şahıslarla alakası yok, sakın ha öyle ne bir ima, ne bir şey, iş anlamında Hocamızın sözü, evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Buyur Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Ali Bulaç Milli Görüş hakkında bir yazı yazmış Hocam. Erbakan’a karşı biraz eleştirel bir mantık var yazıda ama, “Sonunda hüsn-ü zan esastır“ şeklinde bağlıyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani ne demek bu?
OKTAR BABUNA:Şöyle demiş Hocam. “Beklendiği üzere Numan Kurtulmuş SP’den ayrıldı. Bunun yakın tarihimize ve orta gelecekte şekillenecek siyaset açısından büyük anlamı var. 69’da MSP ile başlayan Merkezi Milli Görüş Hareketi noktalanmış bulunmaktadır”
ADNAN OKTAR: Şimdi Oktar uzunmuş bu.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Özetle ben Ali Bulaç Hocamı tanırım. Defalarca görüştüğüm, çok sevdiğim değerli bir kardeşimizdir. Erbakan Hocamızı canı gibi sever. Üç kağıtçıları, Firavunları, Deccalleri desteklemez, sahtekarları desteklemez, dürüst iyi insanları destekler. Bak Erbakan Hocamızın koluna giriyor insanlar, götürüyorlar, aslanım benim bak bu yaşında tam bir mücahit, tam bir vatansever, tam bir vatan evladı ve güzel bir Atatürkçüdür. Güzel bir Atatürkçüdür ve Türk milliyetçisidir. Vatanını, milletini, bayrağını çok sever, Türk-İslam Birliği aşığıdır, İttihad-ı İslam aşığıdır. Bütün ömrünü ona vakfetmiştir, çok büyük bir dava insanıdır, çok büyük bir insandır ve veli bir insandır veli. Veli bir insandır. Bazı tipler anlamıyor olabilir, önemli değil biz canımız gibi seviyoruz. Milyonlar onu seviyor, destekliyoruz. Saadet Partisi bir kere daha dirilmiştir. Parti artık bunun üstüne coşacaktır. Önemli bir badireden geçmiştir, büyük geçmiş olsun, çok büyük geçmiş olsun. Çok büyük geçmiş olsun. Büyük ferahlığa çıkmışlardır, bundan sonra yolları açık Allah’ın izniyle, çok güzel gidecekler.
Dün de MHP’yi gördüm, tüylerim diken diken oldu. Helal olsun, helal olsun aslanlarıma, topluca o camii de namaz kılıyorlar. Ben zannettim sadece oraya küçük bir grup gitti, baktım doldurmuşlar. Bir de Mehter Takımını gördüğümde Hocam, yani bütün saçlarım böyle diken diken oldu, acayip hoşuma gitti. Tekrar tebrik ediyorum bütün MHP’lileri, oradaki bulunan zevatı müthiş bir uygulama, müthiş bir güzellik yapmışlar. Acayip kalbimiz ferahladı, Allah tekrarını nasip etsin.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Harika, harika çok güzel.
OKTAR BABUNA:Haber çıkmamış ama Hocam Taha Akyol’un bir yazısı var bugün. “Erbakan Milli Görüşte mutlak otoritedir, itiraz edilemez” diye başlıyor. “Böyle bir geleneğin penceresinden Numan Kurtulmuş’un şu vurgularına bakınız” “Alemlerin Rabbinden başka kimsenin önünde diz çökmeyeceğiz” diyor. “Saadet Partisinin artık önemi kalmamıştır” demiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah bak Numan Hocam bir güzellik daha geliştirmiş. Basireti iyice açılmış. Ne diyor bir daha oku maşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Alemlerin Rabbinden başka kimsenin önüne diz çökmeyeceğiz”
ADNAN OKTAR:Hah maşaAllah, bak çok güzel bir çizgiye gelmiş maşaAllah. Bak Baron’ların, sahtekarların, Firavun’ların önünde Müslüman diz çökmez, el pençe divan durmaz. Hocamıza maşaAllah bu konuda kararlı olduğunu söylemiş, maşaAllah. Kararından dolayı tebrik ediyorum, çok iyi olmuş inşaAllah, Allah yolunu açık etsin. Bol bol kitap okusun, bilgisini arttırsın. Kendini yetiştirsin, değerli bir bilim adamıdır, o yolda inşaAllah Allah’ın izniyle devam edecek gibi görünüyor inşaAllah evet.
OKTAR BABUNA:“Neden bağımsız İslamcı aydın yok” diye bir yazı yazmış Hocam, Ahmet Hakan.
ADNAN OKTAR:Ne demek o?
OKTAR BABUNA:Yani “bağımsız Müslüman, aydın olmadığını iddia etmiş ve neden yok” diye kendince maddeler sıralamış Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir tane örnek verirsen anlatayım.
OKTAR BABUNA:“Bir iktidarı, bir zümreye, bir cemaate sırt dayamanın verdiği o müthiş huzur duygusunu artık iyice alışmış olmaları nedeniyle”
ADNAN OKTAR:Şimdi bak mesela ben bir iktidar ile hiçbir alakam yok, cemaate de bağlılığım yok.
OKTAR BABUNA:EvelAllah, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bütün partileri destekliyorum ve Masonları karşıma alıyorum, iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nü karşıma alıyorum. PKK’yı karşıma alıyorum, komünist örgütleri karşıma alıyorum, faşist dünyadaki örgütleri karşıma alıyorum. Satanistleri karşıma alıyorum. Darwinistleri karşıma alıyorum. Materyalistleri karşıma alıyorum, alıyorum da alıyorum karşıma. Vız gelir tırıs gider. Bir avuç etrafımda insan, kardeş çevrem var. Benim iktidarla da bir alıp veremediğim yok, iktidarın bana hiçbir desteği olmadı şu ana kadar. Bir sürü mahkemelerim var, davalarım var. Yani birçoğu da aleyhimize sonuçlanıyor. Yani öyle bir olay yok. Ben iktidardan kaynaklanan hiçbir menfaat görmedim şu ana kadar. Kollanma da görmedim. Korunup, kollanma da görmedim, hiçbir şey olmadı yani.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, evet görmediniz hiç görmediniz.
ADNAN OKTAR: Yani var diyen varsa, gelsin göstersinler.
OKTAR BABUNA: Hep sağ iktidarlarda akıl hastanesi, kokain komplosu, mahkemeleler aralıksız devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Çektiğimiz bütün çileler, zorluklar değil mi, karşılaştığımız bütün komplolar… Gerçi bu iktidar döneminde biz böyle bir komplo ile karşılaşmadık. Ama bir kayırılma ile ilgili de hiçbir şey ile karşılaşmadık. Öyle bir olay yok. “Viran olası hanede” geçim derdi, çocukların okul taksitleri gibi ihtiyaçlar olması nedeniyle..” Benim öyle bir derdim yok. Ben dava adamıyım. Evli de değilim, çoluk çocuğum da yok. Bediüzzaman’ın sözünü dinledim ben, Bediüzzaman “evlenmeyin” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) “Ahir zamanda evlenmeyin” diyor, hadisi var. Ben o hadise ve Üstadımın sözüne uydum ve evlenmedim. Çoluğum çocuğum da yok. Ceketimiz, paltomuz, efendim işte değil mi, o kadar inşaAllah. “Kafayı çıkardıkları anda bel altı vuruşların en pespayesine maruz kalacaklarını gayet iyi bilmeleri nedeniyle..” Biz son derece ilmi, akılcı eleştiriler yapıyoruz. Kuran’a dayalı, bilime dayalı eleştiriler yapıyoruz öyle sıradan bir eleştiri yapmayız. Uzun işler bunlar, şimdi ben onları tek tek... Genel özet olarak cevap verebiliriz.
OKTAR BABUNA:Ahmet Hakan’ın yazısının devamında Hocam; “Numan Kurtulmuş ne yapar, ne yapmaz” diye sıralamış, kendince yine. “Asla AK Partiye geçmez” diyor. “AK Partinin oluşturmayı başardığı o geniş cemaatler, tarikatler, cemiyetler ittifakını dağıtmak için çaba sarf eder” gibi birkaç madde sıralamış Hocam.
ADNAN OKTAR:“Cemaatler, tarikatler, cemiyetler. İslami parti olarak konumlandırıp AK Partinin, merkez sağ hüviyetini belirginleştirebilir. Erbakan ile çatışmaz” Hocam akıl veriyor.
OKTAR BABUNA:Evet estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Yapması gerekenleri ona anlatıyor kendince. Bunlar kendilerini ne kadar uyanık zannediyorlar, ne kadar akıllı zannediyorlar. Yani kim dinler seni, nereden çıkarıyorsun bunları? Bilakis yani zaten mevcut riski bize göstermiş oluyor yani o yönden çok iyi oluyor. Yani ne yapmamız gerektiğini anlamış oluyoruz. Bizi bekleyen riski görmüş oluyoruz, bizleri bekleyen riskler nelerdir bunları görmüş oluyoruz. Yani senin sözünle (Ahmet Hakan) niye hareket edilsin.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir de Numan efendiye de kavuştunuz işte Allah Allah. Bir de bana Numan Kurtulmuş’u böyle olağan bir insan gibi gösterme eğilimleri var. Ben bunu anlamıyorum, bunlar yani çok çocuksu bir hareket. Numan Kurtulmuş herhangi bir insan, yani bir vasfı yok. Kendi halinde, içine kapalı, sessiz, sakin bir insan, biraz da etki altında kalabilen bir insan yani biraz gel şuraya desen geliyor, şuraya git dersen de gidebilen bir şeyi var yani biraz itaatkar bir yapısı var yani teslimiyetçi bir tavrı var bazı yönlerde bu, olay budur. Bir de güçlüden yana bazen tavır gösterebiliyor kendince, ama karar almış bak ne diyor? “Firavunlaşmayacağız,” diyor, “Karunlaşmayacağız, Belamlaşmayacağız”, işi bitirmiş maşaAllah. Bu kadar, kesin kararını almış. Bu çok iyi yani düzelen insana gönlümüz açık, bu güzel. Başka bir ifadesi daha vardı ne diyor? Güzel bir sözü daha vardı.
OKTAR BABUNA:“Alemlerin Rabbinden başka kimsenin önünde diz çökmeyeceğiz” diyor.
ADNAN OKTAR:Bak ne kadar mükemmel bir ifadedir. “Deccalların, Firavunların, baronların önünde diz çökmeyeceğiz” diyor. Yani muhteşem bir ifade, böyle bir insana bizim sözümüz ne olur, çok güzel maşaAllah.
Yalnız bu çocuk böyle bu aklı vermelere devam ediyor, devam da edebilir tabi ki hür de ama biraz yani çocuksu bir üslup kullanıyor. “AK Parti ile oluşturmaya başladığı, o geniş cemaatler, tarikatler, cemiyetler ittifakını dağıtmak için çaba sarf eder” Yani yol gösteriyor, yani oradaki cemaatlerle ilgilenirsen senden yana geçerler. AK Parti içerisindeki, AK Partiyi destekleyen tarikatler, cemaatler, cemiyetler biraz uğraşırsan senin safına geçer. Kuracağı partiyi İslamcı parti olarak lanse et” diyor, “o şekilde göster” diyor. “Merkez sağ hüviyetini belirginleştirebilir” Yani AK Parti de böylece içinde hiç dindar yani bizim anladığımız anlamda yani dindar bilinen kitle yani koyu dindar bilinen kitleyi almış olursun, AK Parti de herhangi bir sağ parti hüviyetine bürünür” diyor. Yani “AK Partiye de iyilik yapmış olursun” diyor kısaca yani ona akıl veriyor kendince, fikir jimnastiği yapıyor. Bak ben ona Ahmet Hakan’a karşı akıl vereyim inşaAllah. Bak bu dediğimi görecek, onun dedikleri olmayacak onu söyleyeyim. AK Partiyi yine dindarlar desteklerler söyleyeyim. Yani ben AK Partili değilim ama dediklerimin hep doğru olduğunu görmüşüzdür. Profesör Numan Kurtulmuş da, kendi halinde bir aile babası olarak hayatını yaşar. Kitap okur, bilgisini artırır. Belki Yalova’ya gider, denize girer böyle kaplıcalara girer, gezer, hatıralarını yazar. Ama bak benim dediğimin doğru çıktığını görecek ama bak eninde sonunda yalnız, hemen demiyorum. Tabi ki bir yani doğrudan vazgeçtim demeyecektir. Ama insanların tepkisi, insanların bakış açısını gördüğünde, hakikaten gereksiz olduğunu anlayacaktır. İnşaAllah. Benim Anadolumu tanımıyorlar, benim Türkiyemi pek tanımıyorlar, benim insanımı pek tanımıyorlar. Benim insanım sıcacıktır, sevgi doludur. Saadet Partisi sıcak, sevgi dolu insanların partisidir. Bütün diğer sağ partileri gibi. Sevgi esaslıdır, yani soğukluktan hoşlanmazlar. Öyle entel havalarından falan onlardan da hoşlanmazlar. Oradan, buradan akıl almasından da hoşlanmazlar. Hele en çekindikleri, en tedirgin oldukları insanlara yanaşanlardan hiç hiç hoşlanmazlar. Ben de olsam, çok tedirgin olurum. Şimdi benim çok sevdiğim birisi olsa, benim hiç hoşlanmadığım birisiyle baksam sarmaş dolaş çok tedirgin olurum. Acayip tedirgin olurum. Rahat edemem ben o insanın yanında bir daha. Onun için o akılları bıraksın (Ahmet Hakan). Ama tabi söyleyebilir, yazardır. Ama ben asıl olacağını söyleyeyim. Öyle bir şey olmaz inşaAllah. Evet bu kadar yeter, nedir Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Bir yazı daha var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Özetle söyle nedir?
OKTAR BABUNA:Söylüyorum Hocam inşaAllah. Bugün Milli gazete de güzel bir yazı var. İsim verilmeden alınmış ama Numan Kurtulmuş’a hitaben gibi. Yazının başlığı da bu yazı işte Hocam “Fitne” “Müslümanların birlik olması gerekirken, fitne çıkarmanın ve birliği bozmanın ne kadar büyük bir günah olduğu” anlatılıyor yazıda Hocam.
ADNAN OKTAR:Milli gazete daha önce Numan Kurtulmuş’u alnından öpüyordu. Sonra bir ekip ayrıldı, herhalde o alnından öpen ekip ayrıldı anladığım kadarıyla ayrılanlar. Öyle düşünebilir adam yani bir acayipliği yok zaten biz Numan Kurtulmuş’u daha önce çok sevip, destekliyorduk yani saygı duyuyorduk, hala da saygımız var, sevgi, şefkat duyuyoruz. Ama son yaptığı olaylardan çok tedirgin olduk. Ama iyiye doğru gittiğini de kendi açıklıyor şu an iyi maşaAllah. Ama yani tarif edildiği gibi öyle yani bir lider vasfı olan, yani öyle onları gösterdiği gibi dahi gösterdikleri bir insan değil. Herhangi bir insandır. Yani bunu bana söyletmelerine gerek yok, gidip konuşabilirler görebilirler. Halim selim bir aile babasıdır yani, bir şey yok. İnşaAllah. Liderlik ayrı bir şeydir. Feraseti, basireti biraz tıkanmıştı, açılmış gibi görünüyor üslubunda, inşaAllah tamamen açılır.
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Zeki Ceyhan Hocamız yine Milli Gazete’den Hocam, Numan Kurtulmuş’un ne kadar hata yaptığını yazmış. Milli Görüş camiasını ne kadar rencide ettiğini, üzdüğünü, onu destekleyenlerin ise kimler olduğunun belli olduğunu yazmış. “Sizi destekleyenler hayatlarında bir kez bile Milli Görüş’e oy vermemiş kişilerdir” demiş Numan Kurtulmuş’a hitaben.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Zeki Ağabey de daha yeni mi uyanıyor? Allah Allah, bak ben yeri göğü aylardan beri sallıyorum. Kükredim, kükredim. Yani iş bittikten sonra konuşma pek şey olmaz. Bak ben şu an övüyorum Numan Kurtulmuş’u. Yani düzeldi, düzeleni överiz biz güzel. Ama yani ondan o tarz bir liderlik beklemeleri, yani eğer görüşüp konuşup tanışırlarsa biraz, o kadar tutarlı olmayabilir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Milli Gazete’den Reşat Nuri Eroğlu da Erbakan Hocayı öven bir yazı yazmış Hocam. Türkiye için önemini belirten bir yazı.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi mi? Bu da ne kadar acayip. Ben bu ağabeylerimizi çok severim, kardeşlerimizi çok severim, yani şimdi mi? Daha önce neredeydiniz? Hocamızın üzerine milletin atak yaptığında ve Aydın Doğan’ın tam takım, tam pres atağa geçtiğinde sustunuz, şimdi konuşuyorsunuz. Yine güzel tamam Allah razı olsun da, ben o zaman dedim, niye Erbakan Hocamızdan yana tavır göstermiyorsunuz tarzında bir üslup kullandım ve var gücümle Erbakan Hocamızı destekledim. İnşaAllah. Allah rızası için, Müslüman dardayken yardım etmek çok önemlidir, rahattayken yardım etmek ikinci derecedendir. Zor anda olan yardım çok önemlidir, manevi yardım. Zor anında susup da efendim, güç kazandığında, rahatladığında değil mi o tarz bir üslup olmaz mı? Olur, çok güzel olur, ama gecikmiş bir olay olmuş olur. Yani ben bu gecikmeyi ayıplıyorum. Erbakan Hocamız canımız bizim, o bize Allah’tan bir emanet. Niye seyrediyorsunuz o dönemde? Niye seyrediyorsunuz? Var gücüyle bir atak vardı karşı taraftan bu insanlara. Karşı taraf derken Kadıköy yakası falan değil. İnşaAllah. Anlaşıldı mı? Öyle dönemlerde çok titiz olunması lazım, o andaki gösterilecek refleks çok önemlidir. Yani bir ferahlık, rahatlık olduktan sonra gösterilen refleksin sevabı çok çok daha az olur. Yani bunu bilecekler. Ama yine de çok çok güzel tabii devam etsinler. Hocamızı tabii hepsi baştacı yapsın, değerini bilsinler, kıymetini bilsinler, bir daha da böyle bir olaya karşı çok çok çok uyanık olsunlar. Milli Gazete bir ara Erbakan Hocamızın resmini çıkartmıyordu, ben “ne yapıyorsunuz” dedim. “Siz ne yaptığınızın farkında mısınız” dedim. “Erbakan Hocamızın niye resmini çıkartmıyorsunuz, niye haberlerini çıkartmıyorsunuz” dedim, ondan sonra çıkarttılar. Siteden sildiler, Erbakan Hocamızın bütün yazılarını, konuşmalarını, resimlerini çıkarttılar. Ben “ne yapıyorsunuz” dedim, burada yayınladım gösterdim, ondan sonra ertesi gün yayınlandı. Erbakan Hocamızın görüntüleri, resimleri yayınlanmaya başladı. Yani çok acayipti o ortam, çok acayipti. Önüne gelen Erbakan Hocamızın üzerine gidiyor gibi bir tavır vardı bazı kişilerde. Ama Hocam böyle Bengal kaplanı gibi kükreyince, zangır zangır camlar titredi yani. İlimle, bilimle, akılla, sevgiyle, şefkatle, doğrulukla ve dürüstlükle ve şahsım adına, sade şahsım olarak. Elhamdülillah. Büyük geçmiş olsun, Erbakan Hocamın da ellerinden öpüyorum.
OKTAR BABUNA:En güzel şekilde de sonlandı Hocam vesilenizle.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah onun naciz, aciz bir talebesiyim. İnşaAllah. Ben illet olurum yani, mazlum bir insana birisi atak yaptığında, ben zıvanadan çıkarım söyleyeyim. Beni o yönde delirttiler yani. Bütün ömrünü Allah’a vakfetmiş mübarek bir insana, Aydın Doğan ve ekibi tam takım bandoyla atağa geçmişler, ben de seyredeceğim. Bir de inanılmaz bir basiret kapanması oldu bazı kişilerde. Kardeşim Aydın Doğan ve ekibi neden destekler bir insanı anlamıyor musunuz siz? Demek ki adam uygun bulmuş, uygun bulmuş. Yani kişiliğini uygun bulmuş, karakterini uygun bulmuş, gelecekteki çizgisini uygun bulmuş, hedef olarak da çok uygun bulmuş adamı. Yani ilerideki düşünceleri açısından da çok makul bulmuş ve uysal bulmuş. Adam babasının hayrına desteklemez onu, bir amaçla destekliyor tabii. Bunu anlayamamak nasıl olur. İnanılır gibi değil yani.
OKTAR BABUNA:Şimdi anladılar gibi bir hava var.
ADNAN OKTAR:Yani yavaş yavaş anlıyorlar, yavaş yavaş. Yani bir basiret kapanması oldu, inanılır gibi değil. Bak Ahmet Hakan falan daha hala hızını alamamış adamlar, Bıyık falan daha hala hızını alamamış yani. Kuş uçmuş, kervan gitmiş daha hala nerede benim kuşum, nerede benim kervanım, daha demin buradaydı falan havasındalar. Kardeşim o kadar seviyorsanız alın, değil mi, E.Ö.’yü alın, onun yerine Numan Kurtulmuş’u yazar yapın oraya. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Vakit Gazetesi’nden Serdar Arseven, Necmettin Erbakan Hocamız ile ilgili çok güzel bir yazı yazmış Hocam. Vefadan bahsediyor ve “Erbakan Hocayı çok seviyorum” diyor, o şekilde güzel bir yazı devam ediyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah. Erbakan Hocama ve Saadet Partisi’ne büyük geçmiş olsun. Allah ferahlık, güzellik, saadet, huzur, mutluluk versin çok şahane. Dünkü o MHP’nin namaz kılmasıyla ilgili o güzel olayın filmini bulabilirseniz onu bana getirin, onu bir yayınlayacağız. Yayınlayalım muhteşem. Mehter Takımı’yla geliyorlar acayip güzel, topluca böyle devlet erkanı gibi maşaAllah görünüş. Devlet Bahçeli de orada maşaAllah muhterem, hep beraber tadil-i erkanla namaz kılıyorlar. Nur saçtılar nur, ihya ettiler maşaAllah. Oranın nuru ışığı Kıyamet’e kadar baki Allah’ın izniyle. Allah tekrar tekrar o güzelliği nasip etsin. MaşaAllah. Yani son yılların en mükemmel olayı diyebilirim, muhteşem, muhteşem maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam, Zeki Ceyhan yalnız bir aydan uzun süredir bu yönde yazılar yazıyormuş Hocam. İlk defa yazdığı yazı değilmiş, hatta böyle yazdığı için yazıları kaldırılmış birara.
ADNAN OKTAR:Hay benim ağabeyim Zeki Ceyhan, o zaman onun alnından öpmek lazım ağabeyimizin maşaAllah. İftihar ediyoruz, ellerine sağlık, kalemine sağlık, ilmine bereket olsun. İnşaAllah Allah yolunu açık etsin. Hayır şu anda da övenler yine iftihar ediyoruz ama, yani ibret olsun diye söylüyorum. Tabii ki çok mükemmel, asıl şu an ihtiyaç var yani. Şu anda da çok büyük ihtiyaç var. Daha da arttırarak Hocamıza sevgilerini göstersinler, yeterli değil ki bu, şu an bu yeterli değil. Coşkuyla bağırlarına bassınlar Hocamızı, çok az bu. Büyük bir çoşku bekliyorum ben, büyük bir coşku. O zaman kalbim ferahlar benim. Şahsım adına. Çok uzun süreden beri çok rahatsız olmuştum, ilk defa bir rahatladı kalbim, muhteşem. MaşaAllah.
Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, Hürriyet Gazetesi’nden Mehmet Yılmaz’ın bugün bir yazısı var. Yazının başlığı haşa “kader değiştirilebilir mi” diye. Burada kendisinin kadere inanmadığını söylüyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Kim?
OKTAR BABUNA:Mehmet Yılmaz, Yakup Yılmaz Hürriyet Gazetesi’nden. Evet “kader değiştirilebilir mi” diyor. Ondan sonra da kensini gibi düşünen insanların çok olduğunu söyleyip, “Tayyip Erdoğan’ın madende ölen vatandaşlarımız için “kader” demişti,” bu ifadeyi eleştiriyor. Haşa “kaderin değiştirilebileceğini, akıl ve zeka ile bunun mümkün olduğunu” söylüyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi, akıl ve zeka. Güzel, Mehmet kardeşimiz aklıyla bilimin içine girecek, bilimi kavrayacak, bilimi anlayacak. Bak bilim bize ne diyor? “Zaman izafi” diyor. Yani “zaman bir algı biçimidir” diyor. Mehmet kardeşimiz şimdi, Yılmaz kardeşimiz diyelim soyadıyla şey yapalım inşaAllah. Bilimi, Einstein’in anlattığı izafi fiziği çok iyi kavraması lazım. Anlarsa konu biter. Bak her zaman söylüyorum, şimdi bakın, kalemle vuralım, vurduk değil mi, vakit geçiyor geçiyor geçiyor ama inanç, kafamızda geçiyor inanç, bakın bir kere daha vurdum. Şimdi ikisinin arasında kıyas yaptım beynimde o bana oldu zaman. Zaman neymiş? Bir inanç. Allah’ın katında zaman yok, Allah zamansız ve mekansız. Tek bir an var Allah’ın katında. An nedir biliyor musun? Sonsuz kısa zaman. Yani sonsuz önce ve sonsuz sonra, sonsuz kısa zaman içerisinde bitmiştir Allah Katında. Şimdi sen burada, istesen de, istemesen de Yakup kardeşimiz veyahut Yılmaz kardeşimiz bunu kabul etmek durumunda. Yani tek bir an var, tek bir anın içerisinde her şey bitmiştir. Şimdi o yazdığı yazıyı, o daha annesinden doğmadan yazmıştı ve harflerine kadar belliydi. Daha Aydın Doğan’ın dedesi daha doğmamıştı o yazı yazıldığında bitmişti. Madende olan olay da kaderdir, ama bunu değiştirmek diye bir şey olmaz. Şöyle olur; sen önceden her türlü tedbiri alırsın, her türlü bilimsel tedbiri alırsın, buna rağmen eğer oradaki kişiler ölecekse, şehit olacaksa zaten onlar mutlaka şehit olurlar. Kimi başka bir hastalıktan, kimi bir şeyden, mutlaka olur, onu kimse durduramaz. Veyahut minibüse dolarlar giderler bir yerde trafik kazası yapar ve olur. Dolayısıyla Sayın Erdoğan’ın sözü doğru. Tek bir an olduğu için kader içerisinde olup bitmiştir. Ama bir adam da çıkar da, bir kişi de, “ya bunların hepsi kaderdedir, biz kadere kendimizi teslim edelim, dolayısıyla hiçbir tedbire, hiçbir şeye gerek duymayalım” derse, bu dine karşı bir saldırıdır. Haşa Allah’a karşı güya kendince alay etmeye kalkmaktır. Allah adamı o zaman helak eder. Çünkü Allah bize, neler yapmamız gerektiğini bize anlatıyor. Bir kere aklı ve bilimi tam anlamıyla kullanmamızı ve çalışkan olmamızı söylüyor Allah. Ve her türlü konuda dikkatimizin açık olmasını ve gayretli olmamızı söylüyor Allah. Böyle bir konumda yani şimdi, söylüyoruz mesela bir su bendi var, su doluyor doluyor belli ki taşacak, bir süre sonra aşacak, “ben kadere teslim oldum burada oturuyorum, bekliyorum” dedikten sonra su bendi aşar da o adamı yutarsa, oradaki adam cinayet işlemiş olur. Cinayet işlemiş olur, yani çünkü belli onun orada olacağı, alenen belli. Mesela çökecek bir duvarı bildiği halde, gördüğü halde altına girerse bir insan cinayet işlemiş olur. Kendini öldürmesi de cinayettir, başkasını öldürmesi de cinayettir. Dolayısıyla kaderi samimiyetsiz bir anlatımla anlatanlardan uzağız. Samimi değerlendirmek lazım. Tek bir an vardır, tek bir anın içerisinde herşey olup bitmiştir. İnşaAllah. Anlayamıyorsa izafi fiziği incelesin. Zaman bir algı biçimidir, mekan da bir algı biçimidir. Allah zamansız ve mekansızdır, bizler için vardır zaman ve mekan, bunu bilecekler. Evet devam edelim.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Sünni Müslümanlara merhamet ediniz” diye Mehmet Şevket Eygi’nin bir yazısı var Hocam. Mehmet Şevket Eygi Hoca, Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili kendisine yazılan bir yazıya cevap vermiş ve Bediüzzaman’ı ne kadar sevdiğini bildirmiş burada. Verdiği cevaplarda da Hocam özetle, bu Hıristiyanlarla olan ittifaka cevap olarak, “Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin sözünü tam harfi harfine nakl etmemişsiniz, hatırınızda kaldığı şekilde yazmışsınız” demiş. “Üstad hiçbir zaman Hıristiyanlığın hak din olduğunu söylememiş, iddia etmemiştir. Onun gibi feyyaz bir zeka, onun gibi kamil bir mü'min hiç böyle bir şeye inanabilir mi?” diyor. “Bediüzzaman’ın Hazretleri’nin Hıristiyanlığı, Teslis inancını, Hz.İsa'nın -hâşâ- uluhiyetini kabul ve tasdik ettiğini iddia etmek o muhterem zata karşı yapılmış büyük bir iftira, bühtan ve saygısızlık değil midir?” diye bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehmet Şevket Eygi Hocamızı yine bir gün misafir edelim. Kalpağıyla gelsin inşaAllah. Tam Osmanlı maşaAllah. Çok şahane bir insandır, bayağı samimi, mazlum, kibar, Osmanlı efendisidir tam. MaşaAllah. Çelebi bir insandır, sünnete çok titizdir, Bediüzzaman’ı da çok sever.
Efendim. “Selamün aleyküm Hocam” diyor kardeşimiz Mustafa Şahin Ankara’dan yazmış. Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “İsa (a.s.)’ın gelişiyle ilgili olarak duyduğum yanlış bir açıklamayı sizinle paylaşmak istedim inşaAllah. Yaklaşık altı yıl önce Fethullah Gülen Hocamızın yakın talebelerinden Necdet İçel Hocanın bir sohbetinde bulunmuştum. Hz. İsa (a.s.) ile ilgili olarak, Hz. İsa (a.s.)’nın nuzülünün şahs-ı manevi şeklinde olacağını anlatmıştı. Ben de kendisine uygun bir üslup ile Hz. İsa (a.s.)’nın öldürülmediğinin Kuran’da açıkca ifade edildiğini ima ederek, şeytandan Allah’a sığınırım” ima etmiş “Hoca efendi de “her nefis ölümü tadıcıdır” ayetini hatırlatarak, bazı alimlerin Hz. İsa (a.s.)’nın nuzülüne delil olarak bu ayeti verdiklerini, ayetin manasının gerçekleşmesi için, Hz. İsa (a.s.)’nın cesedi ile yeryüzüne inmesi ve ölmesi gerektiğini söylediklerini söylemiştim” Ha kardeşimiz söylüyor bunu evet. “Bu soruma cevap olarak Hz. İsa (a.s.)’nın ruhunun Kıyamet zamanında sûra üfürüldüğünde alınacağını söylemişti. O zaman bu açıklamaya aklım yatmamış inanmamıştım ama, bilgim yetersiz olduğu için de cevap vermemiştim inşaAllah. Şimdi bu düşüncelerden vazgeçmiştir, kendisinin çok samimi ve Allah rızası için gayret eden bir alim olduğunu düşünüyorum. Allah sizden ve tüm kardeşlerinizden razı olsun. Mustafa Şahin” diyor kardeşimiz. “Bu ayetin manasının gerçekleşmesi için, Hz. İsa (a.s.)’nın cesedi ile yeryüzüne inmesi ve ölmesi gerektiğini söylediklerini söylemiştim. Bu soruma cevap olarak Hz. İsa (a.s.)’nın ruhunun Kıyamet zamanında sûra üfürüldüğünde alınacağını söylemişti” Yani herkesin ruhunu Allah kabzediyor ya kıyamet zamanında, o zaman, yani cesetlerin, bütün herkesin cesetlerinin ruhu kabzedilirken, alınırken, dünyadaki gibi anladım. Yani yanlış bir tevil olmuş. Hocamıza bir daha sorsun o zaman, Necdet İçel Hocamıza, yaşıyorsa bilmiyorum. Tanımıyorum ben bu şahsı. İnşaAllah. Yalnız bak garip bir tevil, “Hz. İsa (a.s.)’nın ruhunun Kıyamet zamanında sûra üfürüldüğünde alınacağını söylemişti” yani mezarlarda olan, mezar aleminde olan insanların ruhunu, yani Hz. İsa (a.s.) da öldü o zaman alacak Allah gibisinden. Yani öldü demek istiyor. Zaten bu yaygın, Hz. İsa (a.s.) öldü demeleri yaygın. “Geldi gömdük” diyorlar. Veyahut “o zaman öldü” diyorlar. Yani Allah “göğe benim katıma aldım” diyor, “o dönemde zaten öldü” diyorlar. Yani biz onları anlattık, doğrusunu da anlattık. Fakat Necdet İçel Hocam aradan çok vakit geçti, doğrusunu öğrenmiştir, şu an yeniden bir fikrini alabilir kardeşimiz. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Necdet İçel yaşıyormuş. 55 doğumlu, İzmir’de merkez vaizliği yapıyormuş.
ADNAN OKTAR:Hocamıza bir daha sorsunlar. Hz. İsa (a.s.) gelecek mi? Ondan sonra, Bediüzzaman “gelecek” diyor çünkü. Ama Bediüzzaman’ı hiç yerine koyuyorsa, önemli görmüyorsa o zaman ayrı, o zaman diyebilir tabii. Ve hadisleri sahih, Buhari’yi, Müslim’i hadis kitabı olarak kabul etmiyorsa o zaman diyebilir. Kuran’ın açık ayetlerinde kabul etmiyorsa yine diyebilir. İnşaAllah ama, ehl-i sünnet itikatında, Şiilikte, Caferilikte, Vehabilikte, ikinci bir açıklama yoktur. Alevilikte, Bektaşilikte ikinci bir açıklama yoktur. Hz. İsa (a.s.) mutlaka inecektir, Mehdi (a.s.) de mutlaka çıkacaktır. Ehl-i sünnet itikatında zaten vaciptir bu inanç, yani aksi düşünülemez zaten. Ama Hocamızın orjinal bir inancı, orjinal bir bakış açısı varsa o ayrı mesele tabii, ona birşey diyemeyiz. Yani çünkü ilginç mezhepler var, ilginç düşünceler var. Biz her düşünceye saygı duyarız. Ama bunu açıklar der ki, “ben ehl-i sünnet inancında değilim, Şii, Vehabi de değilim, Caferi de değilim, yani bambaşka bir görüşe sahibim” diyorsa, der niye demesin? Diyebilir yani. Ama Sünniyim deyip de arkasından reddederse, bütün ehl-i sünnet alimlerini ve bütün Küttüb-i Sitte’yi reddetmiş olur. Kuran’ın ayetlerini de reddetmiş olur. O olmaz o zaman.
Evet seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Derya Sazak Hocam, “Özal sağlığına dikkat etmiyor, çok yoğun bir tempoda yaşıyordu, ondan öldü, senaryoya gerek yok” demiş.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, Allah Allah. Milliyet’te mi yazıyordu?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam Milliyet’te.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, Aydın Doğan’ın bandosu efendim, tam takım gösteri halindeler. Boru trampet takımı gibi böyle.
OKTAR BABUNA:Ve sert üsluplarla karşı çıkıyorlar.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, Allah Allah. Niye bu kadar tedirgin oldular. Allah Allah, ben şimdi iyice işgillendim yani. Fethi meyyit şart ve çok kapsamlı bir inceleme şart. Bir şey var, bir harikuladelik var. Ya bütün ailesi gürül gürül diyorlar ki, “bizim babamız öldürüldü, şehit ettiler, bir şey yaptılar, deliller yok edildi, olağanüstü zamandı konuşamadık, şimdi devlet olaya el koysun ve araştırılsın” diyorlar. Aydın Doğan’ın takım, tam takım bando, “sakın ha sakın” marşını çalıyor.
OKTAR BABUNA:Sayayım mı Hocam karşı çıkanları?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:E.Ö sert bir üslupla karşı çıktı. Taha Akyol karşı çıktı sert bir üslupla. Bugün Derya Sazak var, Fatih Altaylı, Cemil Çiçek birde çok sert bir üslupla Ahmet Özal’a yönelik böyle bir ifadeyle karşı çıkmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Sazak hata yapıyor, yanlış yapıyor. Bak çocuğu diyor ki, “kanı alan hemşireyi öldürdüler” diyor. “Ve babamı daha önce öldürmeye kalktılar” diyor. Bütün Türkiye’nin gözü önünde kurşun sıktılar, mikrofona çarptı kurşun yoksa Özal’a gelse zaten adam şehit olacaktı.
OKTAR BABUNA:Görüntüleri vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii. Mikrofon çelik, mirofonun borusunu parçaladı kurşun, eğer Özal’a isabet etse bitmişti konu. Orada beceremeyen, orada neticelendirmek istedi, olay bu. Ağzından köpük gelmesinin açıklaması nerede? Ailesinin tahlil için özel olarak gönderdiği numuneler yok olmuş, kaybedilmiş. Şimdi de bir telaştır gidiyor. Şimdi yani bu olmadı. Burada bir acayiplik var. Bütün Türkiye bu olaya sahip çıksın. Yani rahmetli Eşref Bitlis Paşamızın olayı da son haddine kadar soruşturulsun. Kardeşim iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü çok azgın bir örgüttür. Sel gibi kan akıttı. Kardeşim o devirde Cumhurbaşkanı konuşamıyordu. Yani iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nden çekindikleri için konuşamıyorlardı. Başbakanlar konuşamıyordu. Türkiye muazzam bir badireden geçti, çok tehlikeli bir ortamdan geçti.
Biz şikayetçi olamadık uzun süre, bize işkence yapıldı diye şikayetçi olamadık. Yani 1999’daki bu olayda şikayetçi olamadık. Yani özetle, ben konuyu fazla da uzatmak istemiyorum, çok sakat olaylar oldu, çok sakat bir ortam vardı. Ve Türkiye ilk defa feraha kavuştu. Biz de sonradan şikayetçi olduk, o dönemde şikayetçi olmak mümkün değildi yani. Çok zordu. Şu an özgür olduğumuz için, rahat olduğumuz için şikayette bulunabiliyoruz. O devirde ne mümkündü ya şikayetçi olmak, kolay mı öyle birşey yani. Bana kokain komplosu yapıldı, mahkeme beni bıraktı, alıp emniyete geri götürdüler beni. Alıp emniyete geri götürdüler ve emniyette yeniden işkenceye tabi tutulduk. Yani bunu kimse bilmiyor, bunları bilmiyorlar. Sıkı mı o devirde sen git bir daha şikayette bulun yani? Yani ben kokaini, “benim evime bunu kim koydu” diyemedim. Kime diyeceksin? Nasıl diyeceğiz? Derim de, iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün cirit attığı, oyun oynadığı, tepiştiği bir ortam var, biz orada bunu nasıl yapalım? Kimin ne olduğu anlaşılmıyordu o dönemde. Çok riskli bir ortam vardı. “Benim yiyeceğime kim kokain karıştırdı” diyemedik. Diyemedik, sıkıysa de. “Kokaini kim karıştırdı” dersin, arabanda yirmi kilo kokain çıkar. “Şimdi git onun hesabını ver” derler. “Benim evime kim bu kokaini koydu” dersin, evinde imalethane çıkar. Beladan en kısa yoldan kurtulmanın yolu, ses çıkartmamaktır. O dönemde kimse ses çıkartamıyordu, akılcı olan buydu. En akılcı olan buydu. Onlar da akılcı olanı yaptılar. Şu an bunu talep ediyorlar, sonuna kadar takip etsinler. Yüzde yüz cinayet diyorum yani, yüzde yüz. Yani bu görünecektir. Ya bir insanın ağzından köpükler çıkması ne demek kardeşim. Hangi enfaktüs vakasında ağzından köpük çıkmıştır? Nerede görülmüş yani. Nerede görülmüş Cumhurbaşkanı’nın eşi hazırlıyor, diyor ki; bakın bu malzemeler, o zamanlar detaylı delail, delilleri bir araya getirmiş hanımefendi ve sunmuş, kaybolmuş. Evet. Yani ilgili artık ne ise. Saç parçası, kan, başka malzemeler, yani bu konuyu çözecek her türlü deliller. Hepsi yok olmuş. Kardeşim nereden baksan olay karanlık. Bağırıyor olay, bağırıyor yani. Sazağa ne oluyor? Yani gerçek Sazak olsun, akılcı olsun, inşaAllah, anlaşıldı mı? Yani bir acayiplik var, inşaAllah.
İşte kardeşim hükümeti bu yönden destekliyorum, bu yönden. Kardeşim kimin haddineydi daha önce? Müthiş bir ortam vardı. Bu konuda başarılı olması için hükümeti var gücümüzle desteklememiz lazım, bu yönüyle. Hoşumuza gitmeyen yönü varsa, o ayrı mesele. Bakarız, acayip bir şey görürsek, uyarırız, hatırlatırız, eleştiririz. Ama bir anormallik yoksa da oturup eleştirmek veyahut hükümetin ayağına engel olmaya çalışmak, bu da vicdani bir hareket olmaz. Dürüst davranmak lazım. Ama bir gariplik varsa, bir anormallik varsa, bizim oy hakkımız var. Atarız oyumuzu, hükümet çekilir. İnşaAllah. Ama başarılıysa da, dua ederiz, destekçi oluruz, inşaAllah.
SUNUCU: Programımıza kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, şöyle bir giriş yap.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu çocuk kaçırma olaylarına dikkat çekmiştiniz siz Hocam. Dolayısı ile organ mafyasına dikkat çekmiştiniz. Bu yönde haberler vardı Hocam siz söyledikten sonra. Siz Hocam Krak Karadeniz ve Kanal 35’deki canlı röportajınızda; Ekim 2009 tarihinde son zamanlardaki çocuk kaçırma olayı ile ilgili olarak diyorsunuz ki; “önümüzdeki günlerde Türkiye çapında yoğun bir kampanya yapalım. Bu çocukların mutlaka bulunması lazım. Yani bunlar sabi, ağzı var dili yok, kendini korumayı beceremez. Belli ki bunları kaçıranlar psikopat ve tehlikeli insanlar. Yeri-göğü her yeri aramamız lazım. Neresi varsa, mahalleler, sokaklar, özellikle o çocukların kaybolduğu semtlerde. Ben Sayın Başbakanımız’a buradan rica ediyorum, istirham ediyorum. Ne tür kanuni düzenleme gerekiyorsa hemen yapılsın. Biz millet olarak hazırız. Mesela bize deseler ki; “24 saat arayacaksınız” ararız. Tabii müthiş rezalet, nasıl olur? İğne değil ki bu kaybolsun. Koskoca çocuk nasıl kaybolur. Nihayet nereye saklayabilirler? Evlerin tavan arasına kadar aranır, her yer aranır. Bulunmuyor diye bir konu yok” Demiştiniz Hocam, maşaAllah. “35 bin polis aradı, minik Burhan bulundu” diye bir haber var bugün Hocam. “Fatih’te annesinin Pazar alışverişi yaptığı sırada kimliği belirlenemeyen kişi ya da kişilerce kaçırılan 9 aylık bebek Burhan Karagöz, polisin yoğun takibi sonrasında Gaziosmanpaşa’da bulundu” Siz; “herkes ararsa bulunur. Ne demek bulunamaz?” diye söylemiştiniz Hocam, inşaAllah. Öyle yoğun bir arama ile bulmuşlar.
ADNAN OKTAR:Tabii vatandaşlar da dedektif gibi olacaklar böyle şeylerde. Yeri-göğü birbirine katmak lazım. Sabi bu, küçük çocuk. Ağzı var, dili yok. Kendini savunamaz, bir şey diyemez. Bu çok çok kızdırıcı bir olay. Bir de çocuk kaçırmanın cezasının ağırlaştırılması lazım. Çok büyük bir suçtur. Çünkü kendini korumaktan aciz, mazlum, tertemiz bir varlık. Adam her türlü zulmü yapabilir. Ne diliyle kendini savunabilir, ne koluyla kendini savunabilir. Bir de böyle olay olduğunda, bütün vatandaşlar var güçleri ile gayret etmeleri gerekir, özellikle o bölgede, o olayın olduğu yerde. Şüpheli en ufak bir hareketi hemen bildirmeleri lazım. Çünkü bu gizli olamaz, mümkün değil gizli olması, mutlaka ortada oluyor, belli olur. Adamların pervasızlığından, hemen yakalanır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Organ mafyasına da dikkat çekmiştiniz Hocam, çocuk kaçırma ile ilgili olarak. Bunu da 2009 tarihinda Kanal 35’teki canlı röportajınızda söylüyorsunuz. “Yani müthiş rezalet bu, muazzam rezalet. Öyle bir şey oldumu, adamın direkt ensesine çökmek lazım, nereden buldun sen bunu diye” Organ için söylüyorsunuz, nakledilen organ için. “Ya ne iyi, ver hemen monte edelim, olmaz. Mesela buralardan bunlar yakalanabilir. İllaki demek bu tür menfaatleri var, buradan yakalanabilir. Bu konuda bütün dünyanın her yerinde kanun çıkarılması gerekiyor. Bir de kuşkulu olaylarda vatandaşlarımız ihbar etsinler, bilgi versinler. İhbar çok önemlidir” demiştiniz Hocam. Burada; “Kayıp 3 çocuk için şok mektup”, “Kayıp çocukların organlarını aldılar” diye haberler var Hocam. “Cezaevinden ihbar var” Dediğiniz gibi, organ mafyası organlarını aldığı yönünde haberler var Hocam, çocukların.
ADNAN OKTAR:Mesela bu çocukların resmine bakıp da, bir insanın sakin kalması mümkün değil. Yeri-göğü oynatmak lazım. Geceli-gündüzlü gayret edilmesi lazım. Çünkü her an, ya işkence yapıyorlarsa şu an çocuklara? Nereye saklayabilir bu adam bunu? Hiç mi bunu duyan birisi olmaz? Mutlaka ihbar edip, hemen gereken tedbirleri almak lazım. Mesela şüpheli, kuşkulu bir şey oluyor, geçiştiriyorlar. Olmaz, bildirin ne olur ne olmaz. Bir şey olmaz ki. Tamam bakarlar, değilse değildir. Ama o ise, tamamdır. İnşaAllah. Evet, başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:(Haşa) “Peygamberimiz (s.a.v.)’in karikatürleri kitap oldu” diye bir haber var Hocam. Danimarkalı gazetecinin yaptığı hakaretamiz karikatürleri kitap haline getirmiş, piyasaya da çıkartmışlar.
ADNAN OKTAR:Deccal ile ilgili bir film hazırlansa, bu adam baş rolü oynar. Tip tam müsait. Acayip korkunç görünüşü. Eşgal bozuk. Böyle it kopuk olur bunların arasında, bunları kaale almaya gerek yok. Bunların kitabı, yani adam kendi kendini anlatıyor. Bütün hakaretler de kendisine. Ve karaktersiz, haysiyetsiz adamla oturup bunları böyle kaale almak, adam yerine koymak, işte yok kitap yazdı diye bunlarla muhatap olmak çok çok yanlış olur. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bülent Arınç’ın; “Gazeteciler cezaevine girmemeli” diye bir ifadesi olmuş Hocam. “Gazeteciler cezaevine girmemeli. Yanlış da yapsalar, bu yanlışlarının karşılığını, suç unsuru tamam olduğu zaman, gerekli para cezasına dönüştürecek bir cezayala karşılanmalıdır. Hiçbir şekilde girmesinler, ifade özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak istiyoruz” demiş.
ADNAN OKTAR:Tamam. Yani fikir özgürlüğü olsun diyor, öyle mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Olsun tabii fikir özgürlüğü. Fikir özgürlüğü çok hayati bir konudur. Ekmek, su gibi ihtiyaçtır. Ama kimseye hakaret etmeden, kimsenin canını yakmadan, nezaketiyle. İnşaAllah. O, şimdi benim şöyle bir hoşuma gidecek bir olay vardı, bir film var demiştin.
OKTAR BABUNA:Var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam, onu ben bir göreyim. Şimdi olayı da güzelce anlat.
OKTAR BABUNA:MHP Parti yöneticileri, MHP Başkanı Devlet Bahçeli Ani Harabeleri’nde toplanıp Cuma namazı kılıyorlar inşaAllah. Onun görüntüleri.
(HABERİN GÖRÜNTÜSÜ)
ADNAN OKTAR:Helal olsun MHP’li kardeşlerime, helal olsun. Fethiye Camii’ni acayip nurlandırmışlar, çok muhteşem. Yani bu son senelerin en büyük olayı diyebilirim, çok şahane. Özellikle de, öyle topluca namaz kılmaları, devlet erkanının. Mehter Takımı’nın olması, çok şahane. Defalarca gündeme gelmesi gerekir, inşaAllah. Ve inşaAllah sık sık da orada namaz kılarlar. İnşaAllah. Evet, seni dinliyorum Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışında Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül konuşmuş. İktidara, muhalefet partilerine, Yüksek Yargıya, Kürt siyasetçilerine, Ergenekon davası ve gündemdeki bazı soruşturmaları yöneten savcılara bazı önemli mesajlar vermiş Hocam. Siyasilerin üslubunu uyarmış; “Siyaset dili yapıcı da olabilir, yıkıcı da. Kullanacağımız yeni dil, diyalog ortamının oluşmasını ve neticesinde Türkiye’nin önemini arz eden meselelerin ortak bir anlayış ile çözülebilmesini kolaylaştıracaktır. Kaygılara da saygı duyun. Referandumda milletimizin iradesi tecelli etmiştir. Asıl olan, referandumda temsil edilen tüm kesimlerin hassasiyetlerine, kaygılarına, umutlarına, beklentilerine cevap vermek ve tercihlerine saygı duymaktır” demiş. Tam sizin önemle üzerinde durduğunuz, anlattığınız konulardı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, demokrasi ile ilgili hükümetin her çalışması, son derece güzel ve isabetli olur. En büyük ihtiyaçlardan birisidir demokrasi, özgürlükler, inşaAllah. O yönde kim faaliyet yaparsa, herkesin o insanlara yardımcı olması, destek olması çok önemli. Her fikir, her düşünce alabildiğine özgür olsun. Çünkü özgürlükler gittikçe, insanların ruh ve beden sağlığı da bozulur. Bir insan ne kadar özgürse, o kadar ruhen de bedenen de sağlıklı olur. Bak, Rusya’da, Çin’de insanların özgürlüklerini aldılar, insanlar insanlıktan çıktı, perişan oldular. Çin’de halen de öyle, robot gibi insanlar. Ne sanat, ne bilim, ne estetik, hiçbir şey kalmadı. Adamları makine haline getirdiler, adamlar ölümü temenni ediyor, bu kadar perişan ettiler yani. Ama özgürliük ve demokraside, neşe gelir, sevinç gelir, hayat gelir, güzellik gelir. Bir de, hukukun çok sağlıklı ve güzel işlemesi, dürüst işlemesi, hukuktaki düzenleme. Adalet, yani adalet, bir toplumda en hayati ihtiyaçlardan birisi adalettir. Onun için mesela Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; Mehdi (a.s.)’de en çok Peygamberimiz (s.a.v.)’in üzerinde durduğu konu adalet. Yani adalet yönünün üzerinde çok duruyor. Hem sosyal adalet, hem diğer yönlerden. Her yönden adalet inşaAllah. Evet, seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Dün Haber7.com’da çıkan evrimci bir habere yönelik olarak bir bilgilendirme çalışması başlatmıştınız Hocam inşaAllah. Siz, bu haberde bahsedilen; bulunan penguen fosilinde, hiçbir değişiklik olmadığını, penguenin hep penguen olduğunu söylemiştiniz Hocam. 2006’nın Nisan ayında Yeni Zelanda’da Centre Berry’de 62 milyon yıllık penguen fosilleri bulundu.
ADNAN OKTAR:Şimdi güzel de, sen bunu kime yönelik anlatıyorsun?
OKTAR BABUNA:Bay İliksiz.
ADNAN OKTAR:Hem milletimize, ama özellikle Bay İliksiz’e. Bay İliksiz’e ilik nakli yapıyoruz şu an. Bak onu söyle. Adamcağız şu an ekran başında o. İlik naklinin başladığını söyle. Söyle bakayım, istirham edeyim.
OKTAR BABUNA:Bay İliksiz’e ilik nakli başladı.
ADNAN OKTAR:Tamam, başlayalım şimdi.
OKTAR BABUNA:Siz, bu bulunan penguen fosillerinin hep aynı olarak kaldığını, hiç değişmediğini söylemiştiniz Hocam. 2006’nın Nisan ayında Yeni Zelanda’da Centre Berry’de 62 milyon yıllık penguen fosilleri bulundu. Bu fosiller, dünyada bulunan en eski penguen fosilleri. Günümüzdeki sarı gözlü Kral Penguenleri ile aynı olan bu penguenlerin boyutları da, gümüzdeki penguenlerle aynı. Burada da görüyorlar inşaAllah. Paleontologlar bu fosillerin, günümüzdeki penguenlerden bir farkı olmadığını ve oldukça özelleşmiş yapıları ile penguenlerin tüm özelliklerini taşıdıklarını belirtiyorlar. Bu haber başta National Geografic olmak üzere, pek çok yerde de yayınlandı. Sizin söylediğinizin bilimsel kanıtı Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi sen İliksiz’e ilik nakli yaparken çok itinalı bir ameliyat yapman lazım. Sen çok süratli bir ameliyat yaptın, o şimdi anlamamıştır, anlaşıldı mı? O gazozun etkisi ile, tabii vardır. Biliyorsun gazoz biraz açar yani bazen. Şimdi sen Hocama güzelce bir baştan İliksiz Beyefendi’ye bir daha anlat bakayım. Şimdi bak, o İliksiz’in pengueni ile bu penguenin arasındaki farkı anlat. O İliksiz’in bulduğu penguen ne kadar, ömrü kaç yıllık?
OKTAR BABUNA:O da bu civarda Hocam. 60 küsur milyon yıllıktı.
ADNAN OKTAR:İliksiz’inki?
OKTAR BABUNA:Evet. Evrim olduğunu iddia ediyor, ama bu fosiller penguenlerin hep penguen olduğunu, hatta günümüzdeki penguenlerle hiçbir farkı olmadığını ortaya koyuyor. Dolayısı ile, o iddiasının tamamen yanlış yanlış olduğunu ortaya koyuyor. Bir değişim yok, evrim de yok dolayısı ile.
ADNAN OKTAR:Şimdi o zaman sen en baştan şöyle tane tane bir daha anlat bakalım. Çünkü bak İliksiz itina ile dinliyor, İliksiz’in ilmini arttırıyoruz. İlik naklinde ilim çok önemlidir. Sırf ilikle olmaz bu biliyorsun, ilim de gerekiyor. Evet, şimdi anlat.
OKTAR BABUNA:Bu, onunkinden daha eski Hocam. Onunki 36 milyon yıllık, bu 62 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:Oktar görüyor musun? Beni kandıramazsın. Bak özellikle sordum, çünkü biliyorum onun daha genç olduğunu ondakinin, aynı aynı diyorsun. Aynı değil. Bana yapma yani.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hocam zaten sizden öğrendik ne biliyorsak inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Estağfurullah. Şimdi onun için baştan anlattırıyorum. Şimdi baştan güzelce bir anlat, aradaki farkı anlatarak.
OKTAR BABUNA:O, 36 milyon yıllık penguen fosillerinde değişim olduğunu, bugünkünden farklı olduğunu, dolayısı ile evrim olduğunu iddia eden bir yazıyı oraya kes-kopyala yöntemi ile yapıştırmış. Halbuki 2006 yılında bulunan penguen fosilleri ki, bunlar 62 milyon yıllık, onun gösterdiği 36 milyon yıllık, ondan çok daha eski, neredeyse iki katına yakın. Bunlar Yeni Zelanda Centre Berry’de bulunuyor, resim bunu remz ediyor, fosilleri bulunuyor. Bu fosiller dünyadaki en eski penguen fosilleri. Bunlar da gümüzdeki Kral Penguenleri aynı, sarı gözlü Kral Penguenleri ile. Yani çok daha önce yaşamış olan penguenlerle, gümüzdeki penguenler arasında hiçbir fark yok, dolayısı ile evrim yok. Zaten o gösterdiği fosiller, 36 milyon yıllık, onlarda da evrim yok da, ama bunlar çok daha eski, hiç evrim yok, günümüzdeki ile aynı.
ADNAN OKTAR:Çok daha eski.
OKTAR BABUNA:Hiçbir değişim yok, Allah’ın yarattığını kanıtlıyor.
ADNAN OKTAR:Kaç milyon yıllık?
OKTAR BABUNA:62 milyon yıllık bunlar.
ADNAN OKTAR:Sürekli vurguluyacaksın. 36 ve 62, sürekli vurgulayacaksın, inşaAllah. Bu 62 milyon yıllık ve hiçbir değişikliğe uğramamış. İliksiz’inki kaç milyon yıllık?
OKTAR BABUNA:36 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:36 milyon yıllık. İliksiz’e ilik ameliyatı yaptık mı şu an?
OKTAR BABUNA:Yaptık Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hadi şifalar olsun. Yine bir tane daha getirsin, yine ameliyat yapacağız, inşaAllah. Kaynakları da ver İliksiz bir baksın, onu kandırıyoruz falan zannetmesin.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Bu haber -ki birçok yerde yayınlanıyor- National Geographic olmak üzere pek çok yerde yayınlandı. National Geographic de onun takip ettiği dergilerden bir tanesidir herhalde, çünkü Darwinist bir dergi. Gerçi o pek bilmiyor, o bilgili değil bu konularda ama.
ADNAN OKTAR:Göndeririz dergiyi.
OKTAR BABUNA:Homo erectus’u, Homo eractus diye yazmıştı. Evrimi de bilmiyor, yani Darwinistliği.
ADNAN OKTAR:Aydın Baba onu aydınlatıyor canım. Arada sırada geliyor hem gazoz içiyorlar, hem de aydınlatıyor, inşaAllah. Umarım anlamıştır.
OKTAR BABUNA:Evet, ama devam edecek demiştiniz dersler bir süre iyice şey olana kadar.
ADNAN OKTAR:Evet, bugünkü ameliyat yeterli, inşaAllah. Evet devam edelim.
OKTAR BABUNA:Fosillerimiz vardı, onları sonra mı gösterelim Hocam?
ADNAN OKTAR:Göster.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Bir deniz yıldızı fosili var Hocam inşaAllah. Onu gösterelim önce. Bu da gümüzdeki hali, hemen. Bu deniz yıldızı fosili 490 milyon yıllık, tam 490 milyon yıl. Gümüzdeki halini de ekranda görüyoruz. Bakın 490 milyon yıl boyunca hiçbir değişikliğe uğramamış. Neredeyse 500 milyon yıl önce hali ile günümüzdeki hali tıpatıp aynısı birbirinin. Allah’ın yarattığını ve hiçbir şekilde evrim geçirmediğini kanıtlıyor.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, hadi gözün aydın. Bak Kahramanmaraş’tan Sedd-i Zülkarneyn diye bir kardeşimiz yazı yazmış. Hasan isimli bir kardeşimiz. “Hocam siz orada milyonlara hitap ediyorsunuz” Evet, yaklaşık hakikaten, tespit ettiğim kadarı ile, 30 milyonun üzerinde kişi bizi şu anda seyrediyor, toplam. Yani dünya çapında 30 milyonun üzerinde. “Oktar Hocamız da bizi temsil ediyor” Yani seyredenleri temsil ediyorsun sen de Oktar Hocam, kardeşimiz öyle diyor. “Siz konuşurken karşınızdakilerden hiç ses çıkmaması garip olmaz mı? Bizce bir problem yok, bilakis gayet memnunuz. Rahat olsun Oktar Hocamız” diyor. Artık “evet”leri 4 misline çıkarabilirsin Oktar. “İnşaAllah, ’evet’ Oktar Hocam” diyor. Eveti de büyük yazmış Hasan kardeşimiz, Kahraman Maraş’tan inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam siz, Allah razı olsun, yani bütün dünyayı öyle bir şevklendiriyorsunuz ki siz böyle konuşurken, yani kendimi tutmasam dama bile çıkarım Hocam. Kendimi kontrol ediyorum, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Bak Lahey’den de, Hollanda’dan da sana destek gelmiş. Oktar bu nedir böyle, sen gittikçe benden de meşhur olacaksın?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, sizin vesilenizle inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Selamun aleyküm Sayın Adnan Oktar Hocam” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam, Oktar Babuna Hocamız maşaAllah sizi izleyen herkes adına “evet” diyor, inşaAllah. Allah sizden razı olsun, maşaAllah. Muhterem Hocam, Erbakan Hocamız, Hz. Mehdi (a.s.)’nin öncü talebelerinden olabilir mi? Selam ve dua ile” Erbakan Hocamız çok mübarek bir insandır. Said Nursi nasıl muhterem ve mübarek bir insandır. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri nasıl mübarek bir insandır. Sultan Baba olsun, Şeyh Nazım Hocamız nasıl mübarek bir insandır, Erbakan Hocamız da çok çok mübarek, asrın velilerindendir. Çok değerli ve çok imanlı bir insandır. Bak, çok imanlı bir insandır. İmandan taviz vermez. Kuran’dan taviz vermez. Sünnetten taviz vermez. Allah aşığıdır, Allah aşığıdır ve gerçek liderdir. Öyle macundan lider değildir, inşaAllah. Macundan olanları böyle. Baron alır, şekilden şekle sokar. Böyle kaz şekline sokar, ördek şekline sokar, kuş şekline sokar. Ondan sonra yürütür, uzaktan kumanda ile falan, uçurur. Delikanlıdır Erbakan Hocamız, yani hakiki delikanlıdır, inşaAllah. Bir tek Allah’tan korkar, kimseden korkmaz. Çok da yiğittir. Hak bildiğini de gürül gürül söyler. Evet, seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Yine bir fosil daha vardı Hocam inşaAllah. Bu da Güneş Mercanı fosili, günümüzdeki halini gösteriyorum. Fosilimiz burada. Tam 350 milyon yıllık bu fosil. Günümüzdeki halinin milimetrik olarak aynısı inşaAllah, bütün özellikleri ile korunmuş. Dolayısı ile 350 milyon yıl hiçbir değişikliğe uğramıyor, Allah tarafından yaratıldığını kanıtlıyor. Hiçbir şekilde evrim geçirmedi. Yine burada Gürgen Yaprağı fosilimiz var, 50 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:Şimdi sen İliksiz’i acil bakımdan çıkarttın. Acil bakımdan çıkarttın, normal servisine yatırdın, şu an tedavisine devam ediyorsun.
OKTAR BABUNA:Gürgen Yaprağı, 50 milyon yıllık inşaAllah. Günümüzdeki halinden en ufak bir farkı yok, gümüzdeki halini de gösteriyorum inşaAllah Gürgen Yaprağının. 50 milyon yıl hiçbir değişikliğe uğaramadığını kanıtlıyor. Allah tarafından yaratıldığını kanıtlayan 350 milyon fosilden bir tanesi. Hocam maşaAllah, siz vesile oldunuz. Dünyada hiç fosil gösterilmiyordu bugüne kadar. Hiçbir evrimci hiç fosil göstermiyor, fosillerden bahsetmiyordu. Siz bunları gündeme getirdiniz. Bunlar, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, yurt dışındaki New York’daki, Londra’daki müzelerde sergilenmiyor bunlar, özel olarak depolarda tutuluyor. Sorduğunuz zaman depoda diyorlar. Depo nerede deyince de, deponun yeri de belli değil. Bu şekildeydi Hocam, siz deşifre ettiniz.
ADNAN OKTAR:Kuş aldı, kaçırdı depodan diyorlar. Evet. Devam et sen Oktar Hocam, anlat.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Evrimle mi devam edelim Hocam?
ADNAN OKTAR:Ne bileyim. Biraz münafıklara da biraz şöyle hafiften dokunduralım, inşaAllah. Bir ayet oku münafıklarla ilgili.
OKTAR BABUNA:Tamam Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben okuyayım, var burada yakınımda. Nisa Suresi, 54. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Yoksa onlar, Allah'ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?” Münafıklar, müminlere verilen nimetleri acayip kıskanırlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i de acayip kıskanmışlardı, rahatlığını, huzurunu, zenginliğini, Allah’ın ona çok fazla eş nasip etmesini, zaferlerini, güzelliğini, yakışıklılığını, kudretini, hepsini kıskanıyorlardı, maşaAllah. MaşaAllah, Peygamberimiz (s.a.v.)’e maşaAllah. Onlara da Allah lanet etsin. Münafıklar çok sinsidir. Yani çok titiz bir sinsilikleri vardır. Mesela Müslümanlara zarar vermek istediklerinde, psikolojik savaşla yaparlar bunu. Küfür alenidir, açıkça saldırır. Mesela müşrikler de aleni saldırıyorlar. Münafıkların sinsi savaş yöntemi vardır, mesela gözlerini kullanır münafıklar hep, gözü ile pis bakar. Gözüyle rahatsız eder. Kuran’da; “gözleriyle seni neredeyse devirecekler” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakan insan, aşık bakışı ile bakması lazım, sevgi ile bakması lazım. Öyle bakmıyor. Böyle kudurmuş hayvan gibi bakıyor. Allah; “gözlerin hain bakışlarını bilir,” diyor Allah ayette. Mesela bak, bu yöntemlerden bir tanesi. Münafıklar hem ahmaktır ama aleni savaştan, aleni mücadeleden de kaçınırlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanından, sohbet anındayken, bir kişi kalkıp ayrılmak istiyor, kalkıyor. Cübbeli veyahut neyse kıyafeti üzerinde elbisesi veyahut uzun bir gömlek de giymiş oluyor. Yani onun elbisesinin genişliği, vücudunun cesametine güvenerek; münafık tam onun hizasına gelip tam onun paralelinde onunla beraber yürüyor. Yani çıkarken böylece Peygamberimiz (s.a.v.)’in görmemesini sağlayacak. Uzaktan baktığın zaman bir kişi gidiyor görünüyor, ama normalde iki kişi gidiyor. Şimdi münafığın orada vermek istediği mesaj şu; burada birkaç noktaya dikkati çekiyor. Birincisi, alenen belli olacak bir gizlenme metodunu yapıyor, fakat Peygamber (s.a.v.)’in bunu fark edemeyeceği kanaatinde (haşa), kendince buradan bir mesaj veriyor. İkincisi, oradakilere bir münafıkane mesaj veriyor. Yani, bak Peygamber (s.a.v.) (haşa) beni fark edemiyor, görüyor musunuz? Yani siz de böyle yaparsanız, sizi de fark edemez. Dolayısı ile o, onun dikkati ile benim kurnazlığımı bir kıyaslayın. Ben daha kurnaz ve zekiyim. Ama bak Peygamber (s.a.v.) fark edemiyor (haşa), oyun oynuyorum, diyor, anlaşıldı mı? Eğer başarılı olurda da çıkarsa, yani fark edilmezse de, oradaki münafıkları da çok heyecenlandırıyor. Yani, amma uygulama yaptı, müthiş bir şey. Ben daha değişiğini yapayım o zaman. Daha münafıkane, daha beğenilecek, münafıklarca daha takdir edilebilecek bir eylem yapayım, diyor. Münafıkların böyle; münafıkların beğenmesi için, yaptığı bu tarz çok eylemler olur, yani sezdirmeden vurma münafığın özelliğidir. Onların kendine has bir hali de var. Mesela Allah diyor ayette; “eğer istersem sen onları simalarından tanırsın, bozuk konuşmalarından da anlarsın” Simalarında da bir bozukluk oluyor. Pis bir elektrikleri ve pis bir iticilikleri oluyor münafıkların. Yani yüzünde bir nur, bir ferahlık olmaz. Müslümanları irite eder, rahatsız eder, Allah’ın dilemesiyle. Allah dilerse, bunu hissettiriyor Allah. Mesela münafıkların konuşmaları da çok sinsi olur, yani dikkat vermek gerekir. Mesela konuşma arasında o, bazı kelimelerde (haşa) Peygamber (s.a.v.)’in aleyhine konuşmalar yapıyor. Ama dikkat verilirse fark edilecek gibi yapıyor, yani müthiş bir zeka gösteriyor aslında. Bediüzzaman da diyor; “şeytan gibi zeki olurlar” Yani müthiş bir zekaya sahip oluyorlar. Öyle bir cümle kuruyor ki, ancak münafığın fark edebileceği gibi. Yani onun, o konuda ustalaşmış münafıkların fark edebileceği gibi bir üslup böyle. Çünkü Müslüman hüsn-ü zan ettiği için, hayıra yorduğu için, onun kardeşi olarak güzel bir şey söylediğini düşünüyor, iyi bir şey söylediğini düşünüyor. Halbuki o cümlenin içerisinde birçok gizli mesaj saklı olmuş oluyor. Onu diğer münafık gördüğünde, münafık şehveti duyuyor, münafık heyecanı duyuyor. Böyle şeytani bir heyecen duyuyor. Yani o eylemden onu başarılı bulduğu için, hayranlıkla dolu bir zevk alıyor, şeytani bir zevk alıyor. Nasıl böyle bir yarasa kan içmekten zevk alır, pislik böceği pislikten nasıl zevk alırsa; mesela adam psikopat, boynundan vuruyor, kan akıyor, diyor Amerikalı asker. Hoşuna gittiğini söylüyor. Şehvet duyduğunu söylüyor, sevişmekten daha güzel geliyor bana, diyor. Onun gibi, münafık da bununla hayat bulur. Yani bir yarasa gibi, onun kanı odur. Pislik yapmaktan zevk alır. Her pislik yaptığında, o, ona bir gıda olur. Onunla hayat buluyor o. Mümin de, her güzellik yaptığında içi ferahlıyor. Mesela cehd yapıyor, küfre darbe indiriyor. Bilimsel darbe. Bir iman hakikati anlatıyor, bir hayırlı hizmet yapıyor. Müslümanların bulunduğu yeri temizliyor. Onlara bir yiyecek yapıyor veyahut içecek bir şey getiriyor veyahut onları maddi yönden destekliyor. O, onunla mutlu oluyor. Münafık da, Müslümanlara yaptığı pisliklerle, rezilliklerle, yaptığı adiliklerle mutlu olur. Ama bunu açıkça, alenen yapamayacağı için, münafığın olağanüstü bir zekaya, olağanüstü bir itinaya, olağanüstü bir gizlenmeye ihtiyacı oluyor. Kuran da buna çok işaret etmiş. Mesela bak, Peygamber (s.a.v.)’e bakıyor kalabalık içerisinde ama pis bakıyor. Bir tek Peygamber (s.a.v.)’in görebileceği gibi oluyor. Şimdi Peygamber (s.a.v.) dese ki; “niye öyle bakıyorsun?” Birden bakışını düzeltebilir ve dolayısı ile Peygamber (s.a.v.)’e de kendince bir (haşa) tuzak kurmuş oluyor. Ama Peygamber (s.a.v.)’in sözüne zaten oradaki müminler inanırlar, iman ederler. Yani onun sözü şey olmaz. Yani münafık için Peygamber (s.a.v.)’i (haşa) mat etmek, çok hayatidir. Onunla kendini yücelttiğini düşünür, yükselttiğini düşünür. Onun için, mesela Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “savaşa çıkacağız, cihada çıkacağız” diyor. Şimdi Peygamber (s.a.v.)’i (haşa) mahcup edip, açmaza sokacağını düşünerek; hava çok sıcak, Ya Resulullah, diyor. Ahmak, Peygamber (s.a.v.) bilmez mi onu? Havanın sıcaklığını bilmez mi? Ama münafık kafasına göre o, Peygamber (s.a.v.)’in (haşa) dikkatinin kapalı olduğunu (haşa) ve onu akıl edemediğini düşünür. Münafık aslında hayret edilecek derecede de aptaldır. Hem çok şeytani zekası vardır, ama akıl yönünden çok abartılı aptaldır. Yani sıcaklığı kim bilmez? Herkes bilir, artık alenen biliniyor. Peygamber (s.a.v.)’in onu bilemediğini ve hesaplayamadığını düşünüyor. Bu sıcakta çıkılmaz, diyor. O münafıklara da mesaj vermiş oluyor. Bak, Peygamber (s.a.v.) (haşa) sıcağı bile fark edemiyor, bu havada çıkılamayacağını, diyor. Ve koruyucu görünümü ile münafık ortaya çıkar. Hep kurtarandır münafık, hep kurtarır. Mesela Müslümanları sıcaktan kurtarmış olur, aileyi kurtarmış olur. Ailem açıkta, diyor. Hep kurtarandır. Mesela diyor ki; savaşmayı bilseydik gelirdik. Yani savaşmayı bilmeyen insanı güya Peygamber (s.a.v.) savaşa sürmüş oluyor, onun kafasına göre (haşa), anlaşıldı mı? Orada da Peygamber (s.a.v.)’i (haşa) insanların gözünde yok etme arzusu var. Yani Peygamber (s.a.v.)’e olan saygıyı ve sevgiyi, güveni yok etmek için münafık çok uğraşır. Ve çift amaçlı olmuş oluyor, iki tane. Hem kendini yüceltmek, hem de Peygamber (s.a.v.)’i insanların gözünde etkisiz hale getirmek, yani önemini azaltmak (haşa. Ona çok özen gösterir münafıklar. Ama bunları çok şeytani yapar. İlk bakışta; gaflet gözüyle bakana, haklı gelecek gibi bir üslupla konuşur. Onun için diyor ki Allah; “konuştuklarını da dinlersin” “Konuştuklarını dinlersin,” diyor. Bak o çok manidar, çünkü çok zekice konuşur. Yani zahirine bakılırsa, yani Kuran gözüyle, akıl gözüyle bakılmadığında haklı gibi görünür. Ama Kuran ve akıl gözüyle bakıldığında, arkasındaki şeytanlık anlaşılır. Yani bir oyun olduğu anlaşılır. Bilakis Peygamber (s.a.v.)’in sözünün doğru olduğu, onun yanlış olduğu ve yalan olduğu anlaşılır. Münafığın bu vasıflarını Cenab-ı Allah Kuran’da çok detaylı anlatmıştır. Yani itinalı bakıldığında, bu sarihaten görülür. Bak diyor ki mesela Cenab-ı Allah Tevbe Suresi, 74’de. “Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir”Yani çok büyük iddiaları oluyor. Mesela en büyük olmak isterler. Peygamber (s.a.v.)’den de üstün olmak ister, Allah’tan da üstün olmak ister (haşa), öyle bir şeyleri vardır. Bak; “Oysa Peygamber (s.a.v.)’den intikam almaya kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu”diyor. Rahatlık adamlara rahatsızlık veriyor. Peygamber (s.a.v.)’in verdiği imkanlar, zenginlik, güç, itibar, saygı, ferahlık, neşe, iyilik ortamı, bereket ortamı bak; “Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından,” bol ihsanından. Mehdilik vasıfları olduğu için Peygamberimiz (s.a.v.) hep dağıtıcı. En Büyük Mehdi olduğu için dağıtıcı. Bak; “bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu”Rahatlık ve ferahlık onlarda hasetlik duygusunu meydan getiriyor. Ve kıskançlığı meydana getiriyor ve o yüzden de öfkeye ve kine dönüşüyor. Ama bir zorluk içerisinde olmuş olsa yapmayacak. Zenginlik ve ferahlık kudurmasına neden oluyor münafığın. Yani kıskançlık duyuyor Müslümanların o rahatlığına. Bak, şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: ‘Kin ve öfkenizle ölün.’"diyor Cenab-ı Allah, Al-i İmran Suresi, 119. Yani akıl almaz öfkeye açık oluyorlar. Nefrete akıl almaz açık oluyorlar. Yani böyle bir sapık kini vardır, sapık öfkesi vardır, delice bir öfke. Onun için, öfkenin şiddetinden cinayet eğilimli oluyor, o kadar yüksektir. Münafıklarda hep cinayet eğilimi vardır, yatkındırlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da, suikast planladılar. Hz. Ali (r.a.) yatağına yattı, hiçbir şey yapamadılar, inşaAllah. Defalarca suikast girişiminde bulundular. Çünkü münafıklarda acayip bir sapık gerlim vardır, yani öfke. Şiddetli bir öfke vardır Müslümanlara karşı. Bak diyor ki Mümtehine Suresi, 2’de; “size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar” Normalde diliyle, ama eliyle de işte cinayet işlemek istiyor. Cinayet içindir, elini uzatmasının sebebi cinayettir. Veyahut yakıp yıkmak, sökmek, atmak, anlaşıldı mı? Müslümanlara. Ama dillerini de kötülükle size uzatırlar. Ama bunu yaparken Kuran ile ve hadis ile hareket ediyorlar. Münafık öyle, o zaman münafık olmaz zaten. Doğrudan küfür adına ortaya çıksa, direkt kafirdir o. Münafığın özelliği, din ve Allah adına ortaya çıkmasıdır. Daha takva olma iddiası ile ortaya çıkar münafık. İslam’ı daha mükemmel yaşama iddiası ile ortaya çıkar, “dillerini kötülükle size uzatırlar”dan kasıt bu. Yani ayette anlatılan o. Kuran’ı ve hadisi kullanıyorlar. Ama şeytani bir amaçla kullanıp; bir kısmını tabii, işine gelen yönlerini değiştirerek, dillerini eğip bükerek, Müslümanların hak olan tavırlarını batılmış gibi göstermeye çalışıyorlar. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e yaptıkları tavırlardan bunu anlıyoruz, uygulamadan bunu anlıyoruz.
Al-i İmran Suresi, 118. “Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar” Bak, “Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor,” diyor Cenab-ı Allah. Yani ne tür zarar verebilir? Mesela gidip ihbarda bulunur, yalan şahitlik yapar, oyun oynar, gider Müslümanların arasında fitne karıştırır. Müslümanlara ayrı ayrı iftira tarzında bilgiler verir. Müslümanların Müslümanlarla bağlantısını kesmeye çalışır, ama her türlü zarar bu tabii. Yani maddi, manevi her türlü zararı vermeye çalışır. “Size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar” Mesela Müslümanların tutuklanması, hapse atılması, cefa görmeleri, şehit edilmeleri, hepsi. “Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur,” diyor Allah. Yani adam kendini tutamıyor. “Dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür” diyor Allah. Yani içindeki volkanlar gibi çok şiddetli bir kin. Ama dışarıdan tabii nezaketli bir üslup kullanıyor, münafık buna çok dikkat eder. Çünkü öbür türlü yakalanır. Hem din üslubuyla, dinle Kuran’a uygun gibi görünen, hadise uygun gibi konuşması gerekiyor, hem de kendince kısmen nezaketli gibi konuşması gerekiyor. Münafık buna dikkat eder. Ama zaman zaman da sapıtır, onun için bak diyor ki; “sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür”Ama “size sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur,” taşıyor artık. Taştığı için kontrol edemiyorlar, dışa vurmuştur. “Sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür”Yani kahredici bir kin ve nefret içindedirler diyor Allah. “Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz” diyor Allah. Yani düşünün diyor Allah. Al-i İmran Suresi, 118. Muhammed Suresi 29’da “Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar?” Tabii münafıklara da bakıyor ayet.
Çünkü münafığın kalbinde zaten hastalık var. Ama bir de kalbinde hastalık olup da eyleme geçirmemiş olanlar var. Bunlar Müslüman olma ihtimali olan kişiler. Bak, “Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar?” Muhammed Suresi 29’da, yani onlar mutlaka birgün bir sıkışıp zorda kalıp mutlaka kinlerini ortaya çıkaracakları bir durum oluyor. Mesela Müslümanlara bir saldırı anında, münafıklar hemen lastik top gibi fırlarlar, hemen kendini atar. Yani böyle sıkıştırılmış bilye gibi, hemen havaya fırlar yani, sıkışmaya gelmaz münafık. Onun için rahatlık anındaki münafık tiyniyetli kişilerin, yani kalbinde hastalık olanların iyi davranması pek önemli değildir. Zor anda tehlikeli olabilir. Onun için kalbinde hastalık olanı, kalbindeki hastalık devam ederken tedavi etmek çok önemlidir. Yani nasıl olsa bir şey olmaz demek, doğru değildir. Çünkü sıkışma anında eğer hastaysa, fırlayıp dışarıya çıkıyor. O artık tehlikeli bir mahlıka dönüşür. Onun için tedavisi mümkünken; ne olacak bundan bir şey çıkmaz demeyip tedavi etmek lazım. Çünkü öbür türlü çok tehlikeli oluyorlar. Bak Allah diyor ki, Bakara Suresi, 204. Bak münafıklar için diyor ki: “Dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir;” Yani kalbindeki ahlaksızlığa rağmen, kahpeliğe rağmen münafık Allah’ı şahit getiriyor, Allah adına söylüyor, ayetle, Kuran’la konuşuyor. “Oysa o azılı bir düşmandır” diyor Allah. Bakın, normal bir düşman değil, azılı bir düşman. Kahredici bir kini vardır, münafık gece-gündüz Müslümanlara nasıl zarar vermesi gerektiğini düşünür, gece-gündüz. Sabah kalkar, ne tebliğ, ne İslam’ı yaymak, ne İttihad-ı İslam, ne Türk-İslam Birliği, ne küfürle mücadele, ne Darwinist ve materyalistle mücadele, bunlar onu, münafığı ilgilendirmez. Münafığın tek hedefi Müslümanlardır. Ahir zamanda da Mehdi (a.s.) cemaatinin münafıkları, en şiddetlileridir. Yani son, 1400 yılın en şiddetli münafıkları, Mehdi (a.s.) devrinde çıkan münafıklardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in münafıkları, en şiddetliler onlardılar. Sonraki şiddetliler de, 1400 sene sonra Mehdi (a.s.) devrinin münafıklarıdır. Pek şiddetlidirler yani. Ve zaman ilerledikçe de daha da Allah şiddetlerini ortaya çıkarır. “Onun için Mehdi (a.s.) sürekli ayıklar atar, buğdaya musallat olmuş kurtlar gibidirler” diyor münafıklar. Temizler, yine gelirler. Temizler, yine gelirler. En sonunda tertemiz buğdaylar kalır, diyor. 313 tane buğday. Bütün pislikleri bak, Allah iğrenç kurtlara benzetiyor münafıkları. Kurt nereye musallat olur? Yaraya musallat olur, pisliğe musallat olur, çürümüş şeylere musallat olur. Münafıklar da öyle çürümüş, pis şeylere musallat olurlar, oralarda beslenirler. Onun için temizlenmeleri önemlidir, Allah onları olayla temizliyor, herhangi bir olayla.
Bak, şeytandan Allah’a sığınırım, Muhammed Suresinde Allah açıkça söylüyor. “Allah kinlerini hiç ortaya çıkarmacağını mı sandılar” İllaki ortaya çıkıyorlar, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in evliliklerini, Peygamberimiz (s.a.v.)’in gücünü acayip kıskanıyorlardı. Ve hanımlarına da artık iftira atmaya başlamışlardı, gözleri döndü, sapıttılar o zaman münafıklar. Nur Suresi, 11; “Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır” Yani en azılı münafığa daha büyük ceza vardır diyor Allah. Kim ahlaksızlık yaparsa, ona daha büyük ceza vardır. Yahut kim günaha girerse, daha büyük ceza vardır.
OKTAR BABUNA:Film hazır Hocam. Az zaman kaldı isterseniz bakalım.
ADNAN OKTAR:Bakayım bakayım hemen, bismillah başlayalım.
VTR - DEVLET BAHÇELİ’NİN ANİ HARABELERİ’NDE FETHİYE CAMİİNDE NAMAZ KILMASI.
ADNAN OKTAR:Güzel, maşaAllah. Yok çok güzel oldu, iyi. Bizim istediğimiz kısımları zaten yayınlamış oldu.
SUNUCU 1:Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza 00.30’dan itibaren Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve radyo ve Harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Şimdi bir ayet okuyalım, o iki dakikalık vaktimizi dolduralım, inşaAllah. Ya Allah bismillah. Fussilet Suresi çıkmış, maşaAllah, 14; “Onlara ‘Yalnızca Allah'a kulluk edin’ diye önlerinden ve arkalarından elçiler gelince,” Mehdiler gelince, “dediler ki: "Eğer dileseydi Rabbimiz melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkar edicileriz” Seni kabul etmiyoruz diyorlar Peygamber (s.a.v.)’e. “Ne istiyorsun?” diyor. Melek istiyoruz, başının üzerinde bir Melek olsun, sana işaret etsin kanatlı Melek. Cübbeli ne diyor? “Biz de bunu istiyoruz” diyor. Halbuki bak, bunu müşrikler istiyor, Cübbeli’nin bunu istememesi lazım, çünkü görünmeyen Melek oluyor. Mehdi (a.s.)’nin başının üzerindeki Melek, görünmeyendir. Ama müşrikler görünen Melek istiyoruz, yoksa kabul etmeyiz diyorlar. “‘Yalnızca Allah'a kulluk edin’ diye önlerinden ve arkalarından elçiler gelince,” yani bak elçiler, bütün elçiler de bunu söylüyorlar. Biz bir Melek istiyoruz, diyorlar. Başının üzerinde bir Melek olsun. Müşrikler söylediğine göre, Cübbeli’nin bunu yapmaması gerekiyor.
OKTAR BABUNA:Hocam televizyonları tekrar söyleyeyim. 00.30 ile 02.00 arasında Kahramanmaraş Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, iki kanal.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Ses kasetleri
Devamı ...