OKTAR BABUNA:“... Bize Katından bir yardım eden yolla diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” diyor Allah, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Orada şu an birçok kardeşimiz akıl almaz derecede aşağılanıyor, hakaret görüyor; iffetine, namusuna yönelik aleni tecavüzler oluyor, insanlarımız şehit ediliyor. Adamlar adam öldürme zevki şeklinde şeytani pis bir karakter geliştirmişler, Avrupa’da ve Amerika’da yaşayan o esrarkeşler. Filmlerde görüldükleri psikopatlıkları uygulamak için bir uygun ortam. Kimsenin de sesi sedası çıkmıyor, gariban Müslümanlar. Akşam adam zil zurna içiyor, gecenin ikisinde Müslüman’ın evine, kapısına dayanıyor. Mesela Afganistan’ın bir köyü, kervan geçmez kuş konmaz. Adam postalıyla bir vuruyor tekmeyi, kapıyı kırıyor, içeri giriyor. Kadınlara tecavüz ediyor, çocukları öldürüyor, adamları öldürüyor. Sabaha da hiçbir şekilde bir delil bırakmıyorlar. Köylüler zaten şikayet edemez, kime şikayet edecekler? Amerika Merkez Komutanlığa mı şikayet edecekler? Çünkü deccal ordusu olarak görünüyor Müslümanlar. Çok büyük bir zulüm ve ızdırap bütün İslam alemini sarmış durumda. Buna karşı Müslümanların en kısa sürede ittifak edip birleşmeleri Allah’ın emri, farz. “İttihad-ı İslam en büyük farzdır” diyor Bediüzzman. İnşaAllah. Adamlar oturmuşlar 28 Şubat muhabbeti yapıyorlar, diyorlar ki; “Biz İttihad-ı İslam’ı istersek, Türk-İslam Birliği’ni istersek 28 Şubat ortaya çıkar, faaliyete başlar.” Kardeşim senden ala 28 Şubat var mı? 28 Şubat’ın şahı olmuşsun sen. İttihad-ı İslam’ı istemiyorsun sen, Türk-İslam Birliği’ni istemiyorsun. Müslümanlığa korkaklığı, meskeneti, çekingenliği, doğru söz söylememeyi öğretiyorsun. Ve senin 28 Şubat’ın çok uzun yıllardan beri devam ediyor. Adamlar 28 Şubat’ı çok kısa sürede yaptılar; geldi, gitti. Senin 28 Şubat’ın önü arkası yok. Kimi “yedi yıl var” diyor, kimi “yetmiş yıl var” diyor, kimi de “binlerce sene yıl var” diyor, kimi “altı yüz sene var” diyor, kimi “altı yüz otuz sene var” diyor. “Yedi yıl” diyen doğru söylüyor, kısa süre, anlaşıldı mı? “Yetmiş yıl var” diyen zaten son dönemi söylemiş oluyor, inşaAllah. Kendileri 28 Şubatçı olmuşlar haberleri yok. Müslümanlığı engelleyen, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini engelleyen, İttihad-ı İslam’ı reddeden, İttihad-ı İslam’a bin bir türlü tevil getirip kapatmaya çalışan, “Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek, Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diyenler, “İttihad-ı İslam’dan ümidi kesin” diyenler, 28 Şubatçıların şahı işte bunlar, kendileri 28 Şubatçı olmuşlar. 28 Şubat’ın bir şey yaptığı yok, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz Hocam aynı zaman da oturup seyretmenin de olmayacağını söylüyorsunuz, Allah şöyle buyuruyor ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Mü'minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah, cehd edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.” Allah, oturmanın olmayacağını söylüyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Cübbeli “oturacağız” diyor “570 sene oturacağız” diyor. Osman Ünlü Hoca da “bin yıl oturacağız” diyor. Hoca daha ferah yani. Öbürü de “Kıyamete kadar oturacağız” diyor, şaşar beşer Faruk Beşer Hoca. Bunların yanlış düşüncelerini çeşitli örneklerle, ayetle, hadisle sürekli hatırlatacağız, anlatacağız, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam. Penguen ile ilgili evrim haberi Türkiye Gazetesi’nde yani 2. 10. 2010 tarihinde Türkiye Gazetesi’nde yayınlanmıştı. Bunlara ne diyelim Hocam? Türkiye Gazetesi’nde de bir İliksiz var galiba” diyor Barış. Türkiye Gazetesi ne yaptığını bilmiyordur, haberleri bile yoktur. Yapacağı tahribattan da haberleri yoktur. O zaman Türkiye Gazetesi’ne de anlatalım bir olayı.
Enver Ören Hocamın bundan haberi var mı acaba? Enver Ören, ben yıllar önce görüşmüştüm onunla; çok halim selim, mümin, muttaki, Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın manevi varisidir, öyle diyeyim de anlaşılsın yani. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız biliyorsunuz Esseyyid Abdulbaki Arvasi Hazretleri’nin halifesiydi. Nakşi şeyhiydi Hüseyin Hilmi Işık. Çok değerli, büyük bir alimdir, Ehl-i Sünnet alimidir. Çok titizdir İslam’a, Kuran’a, dine. İttihad-ı İslam’ı da şiddetle savunur. Müslümanların iyi olması için gayret etmişti ömrü süresi içerisinde. Onun damadıdır Enver Ören ve manevi vekilidir. O da Nakşidir, inşaAllah. Esseyyid Abdulbaki Arvasi Hazretleri’nin de hayranıdır.
Enver Ören Hocamızdan biz istirham ediyoruz. Türkiye Gazetesi durup durup evrim propagandası yapıyor. Yani bu kadar Ehl-i Sünnete titiz, bu kadar muttaki insanların asla yapmaması gereken, aklının ucundan bile geçmemesi gereken bir şeyi Türkiye Gazetesi göğsünü gere gere yapıyor. Yani bu çok acayip bir şeydir. Ben özellikle Enver Ören’den istirham ediyorum. Abdulbaki Arvasi Hazretleri’nin kemikleri sızlıyor şu an. Yapmayın, etmeyin, Allah rızası için olmasın bu yani. Kaç defa uyardık, kaç defa. Bir kere, iki kere, üç kere, dört kere değil yani. Önü, sonu gelmiyor, her gördükleri haberi alıyorlar. Yaratılışla ilgili haberleri niye almıyorsunuz peki o zaman. Mesela bir proteinin tesadüfen meydana gelmemesi haberini Türkiye Gazetesi niye yayınlamıyor? Bir protein tesadüfen meydana gelemiyor. Bunu yayınlayın. Ara fosil yok mesela bunu yayınlayın. Her gün yaratılışı ispat eden binlerce fosil bulunuyor yer altında, bunu yayınlayın. Anadolu Ajansı’nda yayın çıktı mı tak Türkiye Gazetesi alıyor. Anadolu Ajansı’nın da bu konuda uyarılması gerekiyor. Devletin ajansı değil mi Anadolu ajansı?
OKTAR BABUNA: Devletin ajansı, evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim yaratılışla ilgili olanları almayıp, bilimsel gelişmeleri almayıp sadece evrimle ilgili olanları alıyorsa buna ne demek lazım? Türkiye Gazetesi de gözü kapalı olarak alıyor. Çok acayip.
“Gerçekten bir mücahitsiniz Erbakan Hoca’ya destek verdiğiniz için. Yazan Fatih Soğancı.” “İyi akşamlar Hocam. Devamlı sohbetlerini dinliyoruz. Sizce Saadet Partisi Genel Başkanı olarak kim gelebilir? Fikirlerinizi alabilir miyiz? Allah’a emanet olun. Hayırlı akşamlar. Cevaplarsanız seviniriz.”
Ben Saadet Partisi’nden kardeşlerimden bir çoğunu tanımıyorum. Ben Erbakan Hocamı tanırım bir tek. Eski ağabeyleri tanıyorum, kimseyi tanımıyorum. Ama Saadet Partisi’ne başkan olmak için bir aday varsa ben onu tanımak isterim tabii ki. Hem de ehemmiyetli bir konu olarak görürüm, mutlaka tanımak isterim, inşaAllah. Hepimiz mücahidiz. Erbakan Hoca’ya destek verdiğim için değil; İslam’ı, Kuran’ı, Allah’ı, Kitap’ı savunduğum için mücahidim. Erbakan Hocamız da bir mümin, muttaki, veli bir insan olduğu için ona yapılan baskılar hamiyet-i İslamiyeme ağır geldiği için ve beni ciddi şekilde kızdırdığı için var gücümle savunurum Hocamı. Hatta söyledim, kardeşlerimiz internet sitelerine de koymuşlar, Milli Görüş’ün internet sitelerine; “ağzını kulaklarına kadar yırtarım” dedim. “Erbakan Hocamızın aleyhinde faaliyet yapanları, iftira atanları kulaklarına kadar yırtarım.” Ne ile, yani bunun anlamı nedir? Kanun, hukukla karşılarına çıkarım. Bu anlamdadır, inşaAllah. Bilmiyorum yani biliyorsa kardeşimiz, yani düşünülen kişiler varsa tabii haberimiz olsa çok çok iyi olur. Benim haberim olsa çok çok iyi olur. Çünkü Allah vermesin bu sefer yeni bir Numan Kurtulmuş vakası, artık parti herhalde kaldırmaz tahmin ediyorum böyle bir olayı Allah vermesin, inşaAllah. İnşaAllah olmaz bir daha, inşaAllah. Yani benim istediğim hangi partide olursa olsun, büyüklerine sevgi duyan, sadık, sadakatli, vefalı, şefkatli, derin düşünen, Allah’tan başka kimseden korkmayan, böyle delikanlı -ürkek lider olmaz- Darwinizme, materyalizme karşı, bak bu çok önemli; Darwinizme ve materyalizme karşı ve Aydın Doğan’ın karşında el pençe divan durmayan, Taha Akyol’un karşısında el pençe divan durmayan ve tekrar tekrar söylüyorum, büyüklerine karşı vefalı, şefkatli, merhametli, muhabbetli ve koruyan, böyle birisi çirkin bir söz söylediğinde sevdiklerini koruyup kollayan, “haklısınız efendim” diyen değil, bunlara özen gösteren birisi olursa ne güzel, ne güzel, inşaAllah. İftihar ederiz, Allah selamet versin, Allah yolunu açık etsin, inşaAllah. Saadet Partisi Türkiye’nin çimentosu olan partilerden birisidir. Saadet bir, bak her zaman söylüyorum, MHP iki. Mutlaka bu partilerin güçlü olması lazım ve mutlaka meclise girmeleri lazım, mutlaka. Ve Büyük Birlik Partisi, bunlar çimento partilerdir, çok önemli. Cumhuriyet Halk Partisi de denge partisidir, onun da hayır yönü çok var. Modernliğin, çağdaşlığın demokrasinin teşvik edilmesinde emeği geçiyor. O yönden de çok güzel.
OKTAR BABUNA: Büyük Birlik Partisi.
ADNAN OKTAR:Cumhuriyet Halk Partisi. Büyük Birlik Partisi zaten delikanlı bir partidir, inşaAllah, diğer partilerimiz gibi. Büyük Birlik Partisi biraz işin doğrusu MHP ile Saadet Partisi arası bir partidir. Ama ona da çok büyük ihtiyaç var, öyle bir şeye de ihtiyaç var. Mesela MHP’nin yaptığı şu cami ziyareti kardeşim muhteşem, muhteşem kimin aklına geldi de kim böyle güzel bir uygulama yaptıysa Allah binlerce kere ondan razı olsun. Bir de mehter takımı; Allah Allah, Allah Allah, Türkiye sallandı, maşaAllah. Ve harabe bir camide, Ani harabelerin olduğu yerde; anlamı çok güzel, manası çok güzel ve ecdadın ruhları şad oldu. Atalarına binlerce kere rahmet olsun hepsinin inşaAllah. MaşaAllah hepsine.
“Sevgili Hocam, öncelikle ellerinizden öper, hayırlı dualarınızı isterim. Şahsım Antalya’da ikamet etmekteyim. Ben otuz beş yıllık Risale-i Nur talebesiyim.” Hay maşaAllah. “Her akşam sizleri izlemekten müthiş keyif alıyoruz. Bütün ailem çok mutlu oluyoruz yani tiryakiyiz. Sizleri çok seviyoruz. Sizi ve Oktar Bey’in simasını görmediğimiz zaman o gün kendimizde eksiklik hissediyoruz.” MaşaAllah. ”Hocam, Efendimiz (s.a.v.)’in işaret ettiği Ahir zamanı bütün şiddetliliğiyle yaşamaktayız. Hocam Miladi 1453 İstanbul’un fethidir. Hicri 1453 İslam’ın bütün dünyaya fethi olacaktır.” İnşaAllah. “Şu anda 1431’de yaşamaktayız. 1432 Allah-u alem Hz. Mehdi (a.s.)’nin, inşaAllah zuhuru olacaktır. 2012 (1506-1507)’ye kadar bütün dünya mutlu ve müreffeh yaşayacaktır, inşaAllah. 1507’den 1542’ye kadar İslamiyet peyderpey yeryüzünden kaldırılacaktır. 1545’te Kıyamet kafirin başına kopacaktır, inşaAllah. Bu üç inkılab-ı azime Miladi 2126’lara kadar yaşayacaktır. Ama şu bilinmelidir ki,” o Hicri ve Miladiyi hesap ederken 2126’ya getirmiş kardeşimiz, belki onun hesabı doğrudur ama biz 2120 olarak biliyoruz. Fakat belki onun hesabı da doğru olabilir. Ama Allah-u alem 2120, inşaAllah. “Ama şu bilinmelidir ki, 20. yüzyıl İslam’ın yüzyılı olacaktır. Gerçek bilgi Allah Katındadır. Gaybı Allah’tan başka kimse bilemez.’’ MaşaAllah. “Sevgili Hocam, tekrar selam eder, ellerinizden öper, emirlerinizi beklerim. Binali.” Biz sizin emrinizdeyiz Binali. Kapıcınızız. Milletimin kapıcısıyım ben.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii, iyi kapıcılık yaparım ben.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. İslam’ın kapılarını açıyorsunuz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii. İslam ahlakı dünyaya hakim olsun yani inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamın kapıcısı olacağım, inşaAllah. Çok iyi bir iş, inşaAllah. Ama Şeyh Nazım Hocamın dergah da şahane. 200 yıllık bina. Hocam çok şahane bir yerde, portakal ağaçlarının içerisinde, maşaAllah.
“Saygıdeğer Adnan Hocam, programlarınızı haftanın altı günü her akşam, annemle mutlaka izliyoruz. Sizi, Oktar Hocamızı ilgiyle takip ediyoruz. Oktar Hocamızı gerek kültür, gerek kişilik yapısıyla çok beğeniyoruz. ‘Evet’, ‘inşaAllah’ ve ‘maşaAllah’ sözlerini sizlerden duymaktan her seferinde büyük bir keyif alıyoruz. Allah yar ve yardımcınız olsun. Allah yolunuzu her daim açık etsin. İki dünyada sizleri görmek ve tanımayı nasip etsin” diyor İlker kardeşimiz. İnşaAllah, Cenab-ı Allah karşılıklı böyle tahtlarda oturmayı nasip etsin.
Belki Oktar’a söylenen sözden kardeşlerimizin hamimiyetleri biraz şey olmuş olabilir, tahrik olmuş olabilir, hamiyet hisleri. O yüzden şefkatlerinden ısrarla yazıyorlar. Çok fazla yazı geldi hakikaten. Biz Hocamıza zaten hemen arkasından dedik, “sen serbestsin” dedik, inşaAllah.
Oktar Hocam seni dinliyoruz biraz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Stephen Hawking’in bir açıklaması olmuştu. Güya “evrenin başlangıcında (haşa) Yaratıcı’ya ihtiyaç yoktu, yer çekimi vardı ondan önce, kendi kendine oldu” gibi Hocam. Böyle siz açıklamıştınız neden yanlışlığını. Bu bir yabancı, İngiltere’deki sitede Hocam, bir profesörün açıklaması çıkmış Hocam. “Bir bilim adamı olarak ben eminim ki Stephen Hawking yanlış. Evreni Yaratıcı olmaksızın kesinlikle açıklayamazsınız” diyor. Siz Darwinizmi yerle bir ettikten sonra, açıklamalarınızdan sonra bu tip insanlar çıkıp açıklamalar yapmaya başladılar bu yönde, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir daha anlat. Kim bu adam?
OKTAR BABUNA:Bir profesör Hocam, İngiltere’deki bir profesör.
ADNAN OKTAR:Adamın ismini duyalım.
OKTAR BABUNA:John Lennox Hocam. Burada ismi de var. “Ben eminim ki Stephen Hawking yanlış. Evren bir Yaratıcı olmaksızın kesinlikle açıklayamaz’’ diyor, haşa.
ADNAN OKTAR:Ne demiş ki Hawking?
OKTAR BABUNA:Haşa “evrenin başlangıcında bir Yaratıcıya ihtiyaç yoktu, yer çekimi vardı Big Bang olmadan önce. Yer çekiminden dolayı tesadüfen kendi kendine evren oluştu” gibi. Siz de bunun saçmalığını ve yanlışlığını açıklamıştınız Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi Hawking’i görmüş mü bu adamlar? Resmen koma halinde yaşıyor o. Artık şuur, beyin perişan vaziyette. Bu adamcağızın konuşmalarını durup durup gündeme getirmek falan bunları bıraksınlar. Adamın bütün vücut organları tamamen felç olmuş vaziyette. Beyni de perişan vaziyette. Yani hiçbir yeri kıpırdamıyor adamın. “Gözlerine bakıyoruz, gözlerinden anlıyoruz” diyorlar. “Gözlerindeki konuşmalarından çıkarıyoruz” diyorlar. Adamın bir şey dediği mediği yok garibimin, adam canıyla uğraşıyor, perişan halde yani. Onun için adamcağızı kendi haline bıraksınlar. Onun adına oturup konuşma yapmalarına gerek yok. Bir de konuşmuş olsa bile, sağlığını kaybetmiş bir insan. Ki yani konuşamayacak halde. Ama farz edelim böyle bir konumda olan insan mesela bir vekalet vermek istese, hukuki bir vekalet, vekalet kabul olmaz. Başka birisine mal intikali yapamaz. Onun zihni yönden sağlıklı olmasını hukuk kabul etmez bu durumda. Perişan durumda bir insan. Oturup, durup durup ona cevap vermek, şunu yapmak, çok ayıp. Profesör adam oturup onu kaale alıp cevap veriyor, çok acayip bir şey. Normal adamlara, onlara cevap versin, o ayrı mesele. Ama o insan perişan durumda. Onun oturup öyle konuşacağı gibi bir durum yok, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, bunlar eskiden hiç olmuyordu. Şimdi sizin vesileniz ile Hocam; siz Darwinizmi, materyalizmi yok ettikten sonra, İngiltere gibi ateizmin çok ileri olduğu ülkelerde böyle profesörler, akademisyenler çıkıp Darwinizmin olmadığını, materyalizmin geçersizliğini artık söyleyebiliyorlar. Mesela Royal Bilimler Akademisi var, Kraliyet Bilimler akademisi, onun bilimsel başkanı bile çıkıp Darwinizmin geçersizliği konusunda bir açıklama yapmıştı. Gerçi görevinden çıkarttıklar adamı ama en azından cesaret bulup çıkanlar olabiliyor. Buna siz vesile oldunuz Hocam, maşaAllah, dünya çapında.
ADNAN OKTAR:Bir de Hawking’in söylediğini iddia ettikleri şey, kendi iddiaları yani. Uydurmaları demeyim de kendi iddiaları. Şimdi diyor ki, yani o kadar garip bir ifade ki bak. “Sıfır hacimli bir ortam, bir şey vardı” diyor. Sıfır hacmin diğer adı nedir? Yokluktur. Yoklukta yer çekimi neden olsun kardeşim. “Hawking orada "yer çekimi vardı" dedi” diyor. Madde yoksa yer çekimi olur mu? “Madde sonra oldu” diyorsun sen. Madde olmadan nasıl yer çekimi olacak? Ve yerçekimi olsa ne olur ayrıca? Yer çekimi neyi meydana getirir.Allah’ın varlığı apaçık ortada. Daha önce Hawking biraz şuuru, sağlığı daha yerindeyken Allah’ın varlığını açıkça savunuyordu. Ama sonradan onun adına ortaya çıkmaya başladılar. Şunu dedi, bunu dedi. Nereden anlıyorsun? “Gözüne baktım, anladım” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet o şekilde söylüyorlar Hocam. Gözünü oynatabiliyor ancak.
ADNAN OKTAR:Tabii, gözüyle anlıyoruz diyorlar. Nereden çıktı bu? “Ben de gözüne baktım başka türlü dedi” derse olur mu? Adamı kendi haline bıraksınlar.
“Selamun aleyküm Hocam, iyi akşamlar. Mehdiyet konusunu 8-9 yıldan beri araştırıyorum ama benim anlamadığım bir hadis var, o hadisi açıklayabilir misiniz? "Hz. Mehdi (a.s) İstanbul’a ayak basınca bir alev geceyi gündüz gibi eder" diye bir hadis, tam böyle mi bilmiyorum, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. 1979’daki olay, petrolün alev alması olayı sanırım. Hz. Mehdi (a.s)’nin yeni dünyaya geldiğini mi anlamalıyız, yoksa İstanbul’a ayak bastığını mı? Tam olarak şu an kaç yaşlarında olabilir? Sağlıcakla, hayırlı akşamlar. Sedat.” 1979 yılında Mehdi (a.s)’nin o kutsal beldeye ayak bastığını söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). “O ateşi gördüğünüzde bilin ki, o mukaddes beldeye Müslümanların lideri gelmiştir” diyor özetle. Yani “oraya ayak basmıştır, oraya gelmiştir” diyor. Dolayısıyla doğumuyla ilgili değil. Doğumunu çeşitli veliler anlatıyorlar, açıklıyorlar. Yani onların ilhamla yahut hadislerin işaretleriyle yahut Kuran’daki ebcedin işaretleriyle söyledikleri, Allah-u alem diye söyledikleri sözleri var. Ama Mehdi (a.s.) 30 ile 40 yaş arasında vazifeye başlayacak. O zaman hesap etsinler işte 1979’da 30 yaşında desek ona göre düşünsünler artık kaç.
Efendim, ne diyor? “Selamun aleyküm Hocam.” Aleyküm selam. “Şimdi kaderle ilgili konuşuyorsunuz Hocam, "kaderi doğrudan, Allah ezelden belirtmiş" diyorsunuz doğrudur. Alt detayında insanları da bilgilendirirseniz, ezelde kader tek taraflı belirlendi ise, bize seçenek kader de tolerans bırakılmadıysa, haşa bu ne Allah’ın adaletine yakışır, ne bizim imtihandan geçmemizin bir anlamı olur. Bunları insanlara detaylı anlatırsanız” diyor, Mustafa kardeşimiz. Mustafa sen şimdi bunları yazarkenherhangi birisi senin kolundan tuttu mu? Zorla yazdırdı mı? Yazdırmadı, kendi iradenle yazmadın mı? Yazdın. Ama sen bunu daha baban doğmamışken, daha baban, deden doğmamışken yazmıştın. Ve ben bu yazıyı daha deden doğmadan ben bunu okumuştum. Beni de kimse zorlamadı bunu okurken, ben öyle bir şeyin farkında değilim, beni kimse zorlamadı. Ben isteyerek yaptım bunu, o da bunu isteyerek yazdı. Ama ben daha dedem doğmadan ben bunu okumuştum. Burada okumuştum bu şekilde. Zaman açılsa, anın içine girmiş olsak, bunu görür kardeşimiz. Tek bir an vardır. Zaten aksi küfürdür, Allah’ın zamana mahkum olduğunu haşa söylemek. İnsanlar zamana mahkumdur, Allah değil. Allah zamanın dışındadır, mekanın dışındadır. Zamanın, mekanın dışında olunca, tek bir an olmuş oluyor. Tek bir an içerisinde, Allah bir şey beklemez. Şimdi şöyle diyor adamlar; “Allah bize iki yol gösterdi, Allah bizim ne yapacağımızı bilmiyor” diyorlar, haşa. Nereye gideceğimizi bilmiyor, haşa belki tahmin ediyor gibi konuşuyorlar. “Sonra biz o yolun başında dururuz” diyor, “kendimiz seçeriz” diyor. Aslanım, canım ciğerim sen “kendim seçtim” dediğin an var ya, onu sana Allah seçtirir. Bak; “Allah dilemezse siz dileyemezsiniz” diyor Allah ayette. Sen haşa Allah mısın? Nasıl kendin dileyeceksin sen? Kendim dilerim derse adam kendine ilahlık payesi vermiş olur. Şirktir bu, kendi dileyemez, Allah diler ondan sonra o yapar. Ve kaderde nereye gideceği, ne yapacağı hepsi belirlenmiş ve bitmiştir ayrıca. Tek bir an vardır. Kardeşim, Cennetteki insanların hayatını anlatmıyor mu Kuran bize şu an, açtığımızda. Ebu Leheb, karısıyla ikisi beraber.
OKTAR BABUNA: Odun hamalı, eşi de odun hamalı.
ADNAN OKTAR: Odun hamalı.Allah Cehennemdeki hallerini anlatıyor. Müslümanların Cennetteki hallerini anlatmıyor mu Kuran? Yaşıyorlar şu an. Bu ne demektir bu, tek bir anı göstermiyor mu? Şu an dünyanın ilk yaratılışı da Allah’ın Katında hazırdır. Hz. Adem (as.) daha balçıktan çamur halinde şu an, Allah’ın Katında ve şu an Hz. Adem (a.s.) Allah Katında heykel halinde. Ve daha yeni ruh üfürülüyor. Mehdi (a.s.) çoktan vazifesini yaptı, vefat etti. Hz. İsa (a.s.) çoktan indi, vefat etti vazifesini yapıp. Kıyamet çoktan koptu, Allah Katında Kıyamet şu an devam ediyor. Allah Kıyameti anlatıyor Kuran’da, okumadı mı kardeşlerimiz? Kıyametin bütün detaylarını anlatmıyor mu Allah? Olmuş bir olayı anlatıyor, olacak bir olay anlatmıyor ki. Ben böyle tasarlıyorum demiyor Allah, böyle düşünüyorum demiyor, olmuş bir şeyi anlatıyor Allah. Cennette de olmuş bir hayatı anlatıyor, yaşayan insanlardan örnek veriyor Allah. Buradan bunu açıkça anlamaları lazım. Tek bir an vardır. Allah zamanın dışındadır, ama hiç kimse de zorlanmaz. Sor komüniste bakayım, zorla komünist mi olmuş? Bana da Marksist arkadaşlar sormuşlardı, “şu an seni zorlayan var mı dedim, “yok” dedi, “mesele yok” dedim. Çünkü ben de öyle baskı altında hissetmiyorum kendimi, öyle bir şey yok, kendi isteğimle yapıyorum. Ama daha dedemin dedesinin dedesi doğmamışken ben bu konuyu bitirmiştim. Ve bu konuyu da, ben daha Hz. Adem (a.s.)’in çamuru yoğrulurken ben bu konuyu anlatmıştım. Böyledir bu. İllaki zaman ve mekan içine sıkışmak istiyorlar, zaman ve mekan dışındadır Allah, bunu bilecekler.
“Türk-İslam Birliği, peki Kürt-İslam Birliği ne olacak? Sadece İslam Birliği; Türk, Kürt, Arabı yok” diye yazı göndermiş kardeşimiz. Doğru, maşaAllah. Biz aksini söylemiyoruz ki. Türk-İslam Birliği; Türk deyince, Türk’ün için Kürt de var, Arap da var, Çerkez de var, Laz da var, Zaza da var, hepsi var. Türk demek Türkiye topraklarında kardeşçe yaşadığımız topluluğun tamamına biz Türk diyoruz. Türküm diyen herkes Türk’tür. Ben de etnik köken açısından hem Arabım, hem Oğuz Türkü’yüm, hem de Çerkez’im. Ben ne diyeceğim şimdi? Çerkez-İslam Birliği demeyeceğime göre tabii ki Türk-İslam Birliği diyeceğim, inşaAllah. Burada kardeşimiz gereksiz zorlamaya giriyorlar, Kürt denen kardeşlerimizin hepsi Türk’tür. Kardeşim, Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam, hepsi aynıdır, aynı kelimeler. Türk dedi mi zaten Müslüman akla gelir, başka ne akla gelir? Müslüman deyince de Türk akla gelir, budur. Türkiye deyince biz ne anlıyoruz kardeşim? Amerika’ya gidiyor bu arkadaşlarımız, adamlara soruyorlar; “sen nerelisin arkadaşım?” diyor, “Amerikalıyım” diyor. Adam İspanyol kökenli, İtalyan oluyor ama hepsi “ben Amerikalıyım” der. Biz de Türkiye’deyiz, Türk’üz, bunda şaşılacak ne var? Atatürk bunu açıklamış, has milliyetçiliğini açıklıyor Atatürk, diyor ki; “Türk’üm diyen herkes Türk’tür” diyor, konu bu. Bu vatanda yaşayan herkes Türk’tür. Bu birlik ve beraberliğimizin sembolüdür, bir güzelliktir. Bunu oturup fitneye çevirmenin bir alemi yok. Ben ayrıca genetik bir milliyetçilik anlayışını savunmuyorum ki, kafatasçı milliyetçik anlayışını savunmuyorum ki. Nasıl savunsun Müslüman? Zaten haramdır, öyle bir şey olmaz ki. Biz hepimiz Adem (a.s.)’in evlatlarıyız. Herkes, bütün dünya, Adem (a.s.)’in evladıdır. Ama Allah “sizi kavimler olarak yarattım” diyor. Bakıyoruz Türkiye diye, Türklük diye bir kavim var, topluluk var.
SUNUCU 1: Hocam Türk-İslam Birliği ifadesini, oradaki Türklük kavramını açacak olursak eğer, Türklerin daha çok öncü olacağı bir birlik. O yüzden Türk-İslam Birliği diyoruz. Türklere ait olduğu için değil.
ADNAN OKTAR: Çok güzel, evet, tabii. Liderin adını söylemiş oluyoruz, Türkiye lider olduğu için. Araplar olmuş olsaydı onların adını koyardık. Ama başka yapan yok. Türklerden başka yapan olmadığına göreTürk-İslam Birliği diyeceğiz. Varsa söylesinler; başka öncü olan, lider olan başka varsa söylesinler. Yok. Ben bunu belki yüz kere, yüz elli kere açıklamışımdır, her zaman açıklıyorum. Türk dememizin sebebi, Türk-İslam Birliği dememizin sebebi Türkiye’nin lider olmasıdır, Türklerin lider olmasıdır. Çünkü yaman bir kavimdir, zeki bir kavimdir. Hakikaten İslam’ı da güzel yaşayan insanlar. Öncü bir kavimdir ve Allah böyle olduğunu göstermiş, tarih içerisinde göstermiş. Osmanlı döneminde biz lider olmuşuz, bunda şaşılacak bir şey yok ki. Osmanlı ne yapmış? Hizmetçilik yapmış. Kavimler zengin olmuşlar. Yine hizmetçiliğe talibiz, ne var bunda. Türk deyince; “biz ırk olarak üstünüz,” “genetik olarak üstünüz,” “bizden başka üstün yok,” “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” demiyoruz ki biz. Türkler öncüdür, Türkler bütün dünyayı kucaklayacak; onlara kardeşliği, sevgiyi öğretecek; şefkati, merhameti öğretecek; adaleti, bilgiyi, aydınlığı, kültürü, sanatı öğretecek, yepyeni bir medeniyet meydana getirecek ve vazifeye talibiz diyoruz. Başbakan olduğunda adı konuluyor Başbakan diye, hükümet olduğunda mesela “AK Parti hükümeti” diyoruz, AK Parti’den oluşmuyor mu hükümet? Tamam, adı var işte. Şimdi bu, ırkçılık mı bu? Bölünmecilik mi? Parçalanmacılık mı? Bu nedir? Lider konumundalar şu an, seçilmiş lider konumundalar, adı konmuş. İslam aleminde de seçim yapıldığında Türkleri istiyorlar lider olarak, olay bu. Onun için Türk-İslam Birliği diyoruz. Irk üstünlüğü, genetik üstünlük diye bir şey yok. Peygamber (s.a.v.) bunu açıklamış; “Arabın Aceme, Acemin Araba bir üstünlüğü yoktur” diyor. “Üstünlük takvayladır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), bitti. Nasıl olsun zaten? Hepimiz Hz. Adem (a.s.)’in evlatlarıyız, nasıl üstünlük olacak? Bununla oturup, çekinip tedirgin olmalarına gerek yok, bunun özel bir anlamı yok, o anladığı anlamda bir ırk üstünlüğü anlamı yok, inşaAllah.
Seyfullah, öyle bir yazı yazmışsın ki çok uzun. Oku, oku, oku, oku bitmiyor. Ondan sonra ne diyor yakın zamanda Şeyh Nazım Kıbrısi Papa ile Kıbrıs’ta görüşmesi…” Ben Şeyh Nazım Hocamı canım gibi severim; çok mübarek, muhterem bir insandır. Şeyh Nazım Hocamızın, Seyfullah ben sana söyleyeyim, tırnağı olamazsın. Cübbeli Hoca’yı savunmuş arkadaşımız. Bak, Cübbeli hakkında Şeyh Nazım Hocamız ne diyor, sana bir dinletelim.
OKTAR BABUNA: Bu arada ben Hocam Said Nursi’nin “İslam’ın bayraktarlığını Türk Milleti’nin yapacağı” sözü vardı, okuyayım mı Hocam onu?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Said Nursi Hazretleri söylüyor bunu; “Allahü Zülcelâl Hazretleri, Kuran'ı Kerim'de, (şeytandan Allah’a sığınırım) "öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah'ı severler, Allah da onları sever buyurmuştur." Ben de bu beyân-ı İlahi karşısında düşündüm, bu kavmin bin yıldan beri âlem-i İslâm'ın bayraktarlığını yapan Türk milleti olduğunu anladım.”
ADNAN OKTAR: Bir daha oku kardeşimize cevap olsun.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “"Öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah'ı severler, Allah da onları sever buyurmuştur." Ben de bu beyân-ı İlahi karşısında düşündüm, bu kavmin bin yıldan beri âlem-i İslâm'ın bayraktarlığını yapan Türk milleti olduğunu anladım” diyor Said Nursi.
ADNAN OKTAR: Ben de işte aynı şeyi söylüyorum. Bediüzzaman’la aynı şeyi söylüyorum. Farklı bir şey söylemiyoruz.
Şeyh Nazım Hocamız ve onun vekilleri çok muhterem, çok değerli insanlar.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Bak Cübbeli’nin yaptığı tahribatı, asrın kutbu olarak bildiğim, samimi kanaatim olarak da böyle olduğunu bildiğim bu değerli büyük mürşit, hikmetle ve çok kapsamlı bir anlatımla anlatıyor, yaptığı tahribatı. “Fayda yerine zarar getirdiğini” söylüyor, “çok büyük tahribat yaptığını” söylüyor. Öbür konuşmalarında da var, başka konuşmalarında da ve burada da. Ama dikkatlice incelenirse tahribatına dikkat çekmesi sonucunda Cübbeli’nin yaptığı tahribat geniş çapta yok oldu. Yani o yönüyle Şeyh Nazım Hocamız çok büyük hizmet veriyor. Arife arif gözüyle bakar, veliye veli gözüyle bakar ama hasta olana da gereken tedaviyi uygular, inşaAllah, inşaAllah. Çok güzel talebeler yetiştirmiş, maşaAllah Hocamız. Kıbrıs’ta o güzel dergahında, güzel hizmetler yapıyor, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, Hocamıza dua etsin herkes. İnşaAllah sağlık, sıhhat versin. Allah uzun ömür versin, bereket versin. Asrın kutbudur demem, bu arkadaşımıza biraz alerji yapmış galiba. Ben diyorsam doğrudur, bana güvenebilir. Ona yüz cihetten ispat ederim, inşaAllah. Seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’nin asla kan dökmeyeceğini ve çok sevgi dolu olacağını anlatıyorsunuz sık sık Hocam. Hadislerde de Hz. Mehdi (a.s.)’nin döneminde insanların onun sevgisinden ve merhametinden dolayı çok güzel bir hayat yaşayacakları haber veriliyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Hz Mehdi (a.s.) o kadar merhametli olacaktır ki zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır.” (El-Kavlu'l Muhtasar)
“Hz. Mehdi (a.s.)'nin hizmetleri öylesine önemli ve büyüktür ki, rivayetlerden onun idaresinden sadece insanların değil, bütün yer ve gök ehlinin memnun olacağı belirtilir” diyor, maşaAllah Hocam.
“Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı sadece ehli iman için değil, yer ve gök ehli için dahi sevinç kaynağı olur. Öyle ki kuşlar, vahşi hayvanlar, denizdeki balıklar dahi sevinirler” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, başka ne var hadislerden?
OKTAR BABUNA:Bu konuyla ilgili bir hadis daha vardı Hocam. “Herkes onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) çevresinde sevdiği çocuklarına içten sevgiyle bağlı bir babanın meclisinde ya da tebaasına merhametli bir kralın huzurunda gibi oturacak, neşe veren ayetleri ve müjdeleri sonsuz mutluluk yurdunda gösterecektir.” Yani çok büyük bir mutluluk, merhamet, sevgi ortamı olacak. Ayrıca Hocam Peygamberimiz (s.a.v.)’in İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını müjdeleyen de bir hadisi vardı. “Resulullah sallallahu aleyhi ve alih'in "yeryüzünde İslam dininin girmediği"” Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) döneminde, “"yeryüzünde İslam dininin girmediği toprak, çamurdan yapılmış bir ev ve (çölde) bir çadır kalmaz." buyurduğunu duydum.” Her yere hakim oluyor İslam ahlakı, maşaAllah. Girmedik bir yer kalmıyor, İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti.
ADNAN OKTAR:Kardeşimiz ebced hesabıyla ilgili bir yazı göndermiş. Üstad Bediüzzaman ebcedi vesile etmiş oluyor. Yoksa doğrudan hadisten alıyor. Fakat ebcedle destekliyor, “ebcedden ben bunu anladım” demiyor. Mesela Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini, ümmetin galibane ömrünü, Kıyametin tarihini Allah-u alem diyerek açıklarken açık, sarih hadislerden istifade ederek söylüyor. Çünkü bakın, Suyuti’nin hadislerinde çok açık; “dünyanın ömrü yedi bin yıldır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Sekiz hadis var. Bakın, 88. sayfa, göster, Ahir Zaman Mehdi’sinin Alametleri. Bakın bunların hepsi sahih hadisler, muteber hadisler. Bunu Suyuti söylüyor, hadis imamıdır. Bu hadisleri tasdik eder mahiyette ebced veriyor Bediüzzaman, yani “ben bunu doğrudan ebcedden çıkarttım” demiyor ve “Allah-u alem” diyerek söylüyor fakat hadise dayandırması çok hayatidir ve dediklerinin hepsi doğru çıkmış ayrıca. Tamam, söylemiş ama doğru çıkmış. Yani 28 Şubat’ı söyledi, doğru çıktı. 1971 olaylarını söylüyor, doğru çıkıyor. 81, 91 diyor, doğru çıkıyor. O bunu söylerken “illaki böyle olacaktır” demiyor, tahakkuk ettiğinde o kişinin veli olduğunu anlarız. Yani harikadır bu tahakkuk ettiğinde. Ama Peygamber (s.a.v.) söylediği vakit, daha çıkmadan onun olacağını biliriz, yani ona iman ederiz. Velide olabilir deriz, Allah-u alem deriz, olabilir deriz ama olduğunda velinin de kerameti olmuş olur. O da ona Allah tarafından ilham edildiği anlaşılır, anlaşıldı mı? Ama hadise dayandırılmış açıklamalarını hiçbir şekilde ebcedle açıklayamayız. Sadece ebcedle açıklayamayız. Çünkü zaten hadise dayanıyor. O nettir, o. Ebced bir nevi tasdik eder mahiyette olmuş oluyor, inşaAllah. Çünkü ebcedin bir farz olan yönü yoktur, ebcedin. Biz inanmakla mükellef değiliz ama Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisleri zuhur etmiş, sahihliği ortaya çıkmış, artık bitti konu, net. İnşaAllah. Evet, seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Daha önce İncil’in bozulmamış bölümlerinin Kuran’la mutabık olduğunu söylemiştiniz Hocam. Bu mutabıklığı gösteren bazı örnekler vardı inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam bakalım.
OKTAR BABUNA:Ahirette görüşün keskinlemesi İncil’de şöyle belirtiliyor, inşaAllah; “Şimdi her şeyi aynada silik bir görüntü gibi görüyoruz, ama o zaman (Ahirette) yüz yüze görüşeceğiz.” Yani görüntü keskinleşecek. “Şimdi bilgim sınırlıdır, ama o zaman, bilindiğim gibi tam bileceğim.” Pavlus’tan Korintlilere. Kuran’da Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım; "Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp kaldırdık. Artık bugün görüş gücün keskindir.” MaşaAllah, İncil’le mutabık. Allah dilerse, inşaAllah demek. İncil’de şu şekilde, “Dinleyin şimdi, "Bugün ya da yarın filan kente gideceğiz, orada bir yıl kalıp ticaret yapacağız ve para kazanacağız" diyen sizler, yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Yaşamınız nedir ki? Kısa bir süre görünen ve sonra kaybolan bir buğu gibisiniz. Bunun yerine, "Rab dilerse yaşayacağız, şunu şunu yapacağız" demelisiniz.” İnşaAllah, Allah dilerse yapacağız. (Yakup'un Mektubu, 4. bölüm) Kuran’da Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme. Ancak: "Allah dilerse" (inşaAllah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir."” MaşaAllah, tam mutabık, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, Bediüzzaman diyor ki, 71. sayfada, bizim kitabımızda 71. sayfa. Ne diyor Bediüzzaman? “Birisi nifak perdesi altında risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek, süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek” münafıkların başına geçecek, “şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır.” Yani Şam’dan çıkacak süfyana dikkat çekmiş Bediüzzaman ki Hafız Esad’tır. “Ona karşı, Al-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet” yani veli olan, Mehdi (a.s.) velidir. “Ve ehl-i kemalin başına geçecek, Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî” bak ismi var, Muhammed Mehdi, bir zatı nurani, “o süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.” Süfyanın kendini değil, fikirlerini ortadan kaldırıyor. Süfyan ayrı, o görevini yapıyor, o adam. “İkinci cereyan ise: Tabiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne,” millet, arkadaşlarım bana, soruyorlar insanlar, “yani” diyorlar, “bize deccali açıklar mısın?” Bediüzzaman nasıl açıklıyor deccali? Bak çok özlü ve çok net açıklıyor Bediüzzaman, hiç detaya girmeden. “Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne.” “Efendim” diyoruz, “deccaliyet nedir?” Bakın tek cümleyle cevap veriyor Bediüzzaman. Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne.” “Deccal budur” diyor, yani Darwinizm ve materyalizm, o kadar. Darwinizmi ve metaryalizmi kim yıkıyorsa Mehdiyet odur. Olay bu, Bediüzzaman da aynısını söylüyor. Dünyadaki hal de onu gösteriyor. Çünkü bakın Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanından çok daha evvellere Hz. Adem (a.s.) devrine kadar gidelim. Hz. Adem (a.s.) devrinden bu yana böyle bir küfür hakimiyeti dünyada hiç olmamıştır, ilk defa oluyor. Şimdi biz deccali tanımamız için neyi görmemiz lazım? Dünyada görülmemiş derecede küfrü hakim etmesi gerekiyor, hiç görülmemiş derecede. Dünya tarihine bakıyoruz; Hz. Süleyman (a.s.) devrine, Zülkarneyn devrine, başka devirlere, Peygamberlerin bütün devirlerine bakıyoruz, hiçbir devirde böyle bir olayla karşılaşmıyoruz. Yani bu kadar çaplı, bu kadar ezici, bu kadar kan döken, bu kadar binalar yıkan, bu kadar insanları mutsuz yapan, bu kadar insanları ahlaki çöküntüye götüren hiçbir cereyan olmamış. Bir tek Darwinizm’de bunu görüyoruz. O zaman dev delil oluşmuş oluyor elimizde, yani kaşı gözüyle alakası olmayan dev bir delil. Anlıyoruz ki bu deccaliyet. Şimdi Mehdiyet için de; Mehdi (a.s.)’nin eşkali vardır, detayları vardır ama Mehdi (a.s.) denen zat arkadaşlarıyla beraber Darwinizmi, materyalizmi dünyadan yıkıyor, kaldırıyor ve İttihad-ı İslam’a ve Türk-İslam Birliği’ne sebep oluyor. Şimdi bu dev bir delildir. Bu da hiç görülmemiş bir şey. Hiçbir Peygamber döneminde görülmemiş bir olay. Bu nedir dediğimizde, delil olarak baktığımızda bu da Mehdiyettir. Çünkü görülmemiş bir küfür, görülmemiş bir hidayet akımı ve insanların sayı açısından ve güç açısından yani genel, dünya çapındaki güç açısından görülmemiş bir yapı. İşte bu da Mehdiyettir. Buna kim sebep olduysa onun adına biz Mehdi (a.s.) diyoruz. Bu Darwinizmi, materyalizmi de kim kurduysa ona da deccal diyoruz. Bu kadar, karmaşık bir şey yok. “ikinci cereyan ise,” bakın deccaliyeti açıklıyor, “tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne,” o kadar. Yani uzun uzun deccaliyeti tarif etmeye gerek yok. Bak, ‘gittikçe’, Ahir zamanda gelişme gösterecek, “kendi zamanı dahil sürekli gelişecek” diyor Bediüzzaman, “benim zamanımda duracak” demiyor. “Gittikçe” Ahir zamanda, kendisinden sonra, “felsefe-i maddiye vasıtasıyla,” Darwinist, materyalist felsefe vasıtasıyla,” intişar edecek (gelişerek), “intişar edecek, devam edecek” diyor Bediüzzaman, “ben durdurdum” demiyor. “İntişar ederek (gelişerek) kuvvet bulup” ki dünyanın %95’ini aldı, “kuvvet bulup uluhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir.” Alenen millet Allah’ı inkar etmedi mi dünyada? “Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşi bir adam herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir gûna hâkimiyet verir. Öyle de: Allah'ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet verir.” “Allah gibi görürler kendilerini” diyor, “materyalist, Darwinistler” diyor Beidüzzaman. “Büyük görürler kendilerini” diyor, “müthiş bir enaniyet gelir üzerlerine” diyor. “Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hâdisatı nev'inden müdhiş hârikalara mazhar olan Deccal ise;” işte “uzaydan canlılar gelip proteinleri yaptı,” bilmem ne falan diyecek; “uzaylılarla bağlantıya geçtim” falan diyecek, “nasıl geçtin?” diyecek, “ben de uçuyorum” diyecek, artık kim bilir ne diyecek? “Daha ileri gidip,” bak, “daha da sapıtacak o” diyor, “cebbarane,” cabbarca, “surî hükûmetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilân eder.” “Ben Allah’ım” diyor, “Allah benim” diyor haşa. “Bir sineğe mağlub olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın,” Darwinistler bir sineğin kanadını bile yapamıyorlar. “İnsanın uluhiyet dava etmesi, ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur. İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda” yani deccaliyet, darwinist-materyalist düşünce, ateist düşünce çok kuvvetli göründüğü bir zamanda, “Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî Îsevîlik dini zuhur edecek” yani “evanjeliklerin içerisinde, Ortodoksların içerisinde Allah’ın birliği inancı ve Darwinizmin, materyalizmin kabul edilmemesi inancı içinde yayılmaya başlayacak” diyor. Bu Mehdiyetin çabasıyla olacaktır, gayretiyle olacak. “yani yani rahmet-i İlâhiyenin semasından nüzul edecek; hal-i hazır Hıristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek,” “Allah’ın birliğini savunmaya başlayacaklar” diyor Hıristiyanlar. “Hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak,” “gittikçe hurafatı ve tahrifatı değiştirmeye başlayacaklar” diyor Bediüzzaman. “Hakaik-i İslamiye ile birleşecek.” İslam’ın hakikati ile birleşecek, “manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet’e inkilab edecektir.”Yani “bayağı İslamiyet’e benzeyecektir” diyor Mehdi (a.s.) zamanında. Yani baktığında her yönden benziyor. “Ve Kur'an’a iktida ederek,” Kuran’a bağlanarak, “o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu (tabi olunan) makamında kalacak. Din-i Hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır.” Yani “müthiş bir kuvvet bulacaktır, ittifak ettiklerinde, Darwinizme, materyalizm’e karşı.” “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet,” şu an mesela, bak perişan oluyorlar, ayrı oldukları için. Hıristiyanları da eziyorlar şu an. “İttihad neticesinde, (birlik neticesinde) dinsizlik cereyanına” yani Darwinist, materyalist, ateist sisteme, vahşi kapitalizm, komünizm hepsi dahil, “dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken;” işte o vaktin içindeyiz, “âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle,” ‘cismi beşerisiyle’ ne demek?
OKTAR BABUNA:Bedeniyle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:‘Cisim’ diyor, cisim. Beşeri cismi. Cisim neye deniyor? Boyutlu oluyor. Et, kemik de bir cisimdir. “Alem-i semavatta (gökte, Allah Katında) cism-i beşerîsiyle,” hani ölmüştü? Hani İsa (a.s.) ölmüştü? “Gökte” diyor Bediüzzaman; etiyle, kemiğiyle. “Cism-i beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa (a.s.),” “İsa (a.s.)’nın şahsı” diyor. “Şahs-ı İsa (a.s.), o din-i hak cereyanının başına geçeceğini,” bak, “başına lider olacak” diyor. “Ölecek” demiyor. “Isparta’ya götürecek, ağabeyler götürecek, Isparta’ya gömecekler” demiyor. Ne diyor? “O din-i hak cereyanının başına geçeceğini,” Müslüman olmuş Hıristiyanların başına geçeceğini, “bir Muhbir-i Sadık (Peygamberimiz (sav)), bir Kadir-i Külli Şey’in,” Kuran; Allah, Allah’ın bildirmesiyle, “va’dine istinad ederek haber vermiştir.” Şaşar beşer Faruk Beşer, iyi dinle. “Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey va’detmiş,” Allah vaat etmiş, “elbette yapacaktır” diyor Bediüzzaman. Ne diyor adamlar? Bak demin de söylediler; “öldü” diyorlar, “yok” diyorlar. “Hıristiyan aleminin başına geçecek, lider olacak” diyor Bediüzzaman. Ben samimiyim. Lafı evirip, çevirmem. Tam dürüst konuşuyorum. Dürüst olacaklar. Nur talebelerinin epey bir kısmını alenen kandırıyorlar, söyleyeyim. Onlar da alenen insanları kandırıyorlar ve alenen yalan söylüyorlar. Allah’tan korksunlar. Teknik şu; “zaten Risale-i Nur anlaşılmaz. yirmi kere, otuz kere okumanız lazım.” Adam da otuz kere okuyamadığına göre, “o zaman beni dinleyeceksin” diyor. “Ne demek istiyorsun?” “En doğruyu benden öğrenebilirsin.” Adam, “burada açıkça yazıyor” diyor. “Olsun, en iyisini ben bilirim” diyor. Şimdi artık yalanın, dolanın vakti bitti. Yani açıkça söyleyeyim, sahtekarlık yapıyorlar, terbiyesizlik yapıyorlar. Allah’tan korksunlar. Bunu yapanlar toplam bir elin parmağını geçmez. En fazla üç-beş kişi. Öbür kısmı, bir kısmı cahilliğinden yapıyor, onlar ayrı. Ama bilerek yapanlar, kasten yapanlar üç-beş kişi. Allah rızası için bu yalana, sahtekarlığa bir son versinler. Bediüzzaman açık açık anlatıyor. Mehdi (a.s.)’nin görevini de; “fen ve felsefenin tasallutuyla olacak” diyor, deccaliyet. “Maddiyun ve tabiyyun taunu beşer içinde intişar edecek” diyor. “Her şeyden evvel, Mehdi (a.s.) felseyi ve maddiyun fikrini tam susturacak tarzda, imanı kurtaracaktır” diyor. “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza edecektir” diyor. “Bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hz. Mehdi (a.s.)’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez” diyor. “Hazır alimlerin kitaplarından alıp, eser hazırlayacak” diyor. “Onunla o birinci görevi, Darwinizmi-materyalizmi çökertme görevini yapacak” diyor.
“Çünkü hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek.” “O taifenin hazır eserlerinden istifade ederek o birinci görevi tam yapmış oluyor”Said Nursi’nin açıklaması bu yönde.
“Hilafet-i muhammediye (A.S.M.) cihetindeki saltanatı,” İslam için yaptığı hizmetler. Saltanat deyince millet, dev gibi, Cübbeli gibi var ya onun portakal sandığından yapılmış bir tahtı var, oturuyor böyle maytaplar falan yanıyor, kafasına konfeti serpiyorlar. Mehdi (a.s.) böyle cıvıklıklardan hiç hoşlanmaz. Cıvıklık mı diyeyim artık, garipliklerden diyelim yani inşaAllah, hiç hoşlanmaz. Onun saltanatı İslam ahlakını yayma, dini yayma, onunla ilgili yaptığı faaliyetler. Saltanat deyince insanlar eğlence anlıyor olabilir, o değildir, inşaAllah. Oktar Hocam, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu mağaralarda resimler var Hocam, 17 bin yıllık, 16 bin yıllık, 30 milyon yıllık. Onun bir filmi vardı gösterelim mi? Çok özel boya teknikleri kullanılmış.
ADNAN OKTAR:Bu Suyuti’nin kitabına ebcedle ilgili soru soran kardeşimiz, nereden alabiliriz diyormuş. Tamam, bizim yayınevine gelsinler, versin çocuklar. Var bizim yayınevinde, değil mi bundan? Hediye edelim oradan. Ama piyasada yok mu bu?
OKTAR BABUNA:Yoktu galiba Hocam.
ADNAN OKTAR:Öyle mi? Evet, kitabı tanıtsın kardeşimiz. Ama hayret kardeşlerimizin bu hadislerden nasıl haberi olmaz? Sen oku o dediğini Oktar.
OKTAR BABUNA:Binlerce yıl öncesine ait mağara resimleri var. Ki bunlar bazıları 17 bin yıllık 16 bin, 32 bin yıllık. Les D'Gama polikrom mağaralarında, polikrom resim tekniği yani aynı noktada birçok rengin kullanıldığı resim tekniği. Bu bilinen ilk polikrom teknik. Fond D'Gama’ki resimlerde kullanılmış. Şimdi onun filmi var, inşaAllah. Bu mağaradaki resimler 17 bin yıllık, renkleri bozulmamış günümüze kadar gelmiş. 17 bin yıl.
ADNAN OKTAR: Şimdi Oktar, bir kardeşimiz bir soru sormuş da. Tamam, devam edeceğiz ona da, fakat o arada filmi hazırlasınlar, onun için diyorum. Şeyh Nazım Hazretleri’nin Kutb’ul Aktab olduğunu söylüyor Cübbeli, bir film var, onu hazırlasınlar. Cübbeli’nin en güvendiği, itibar ettiği kişi söylüyor, inşaAllah. Evet gösterin, kardeşimiz görsün.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Cevabını işte vermiş olduk. Kardeşimiz diyor ki, Cübbeli’nin arkadaşı olan bir kardeşimiz, yazı yazmış; “nereden anladınız Şeyh Nazım Hocamızın Kutup olduğunu?” diyor. Cübbeli’nin kendisi söylüyor, bak. Bir daha göster de bir daha görsün.
-VTR-
ADNAN OKTAR: İşte cevap bu. Cübbeli’nin bizzat kendisi söyledi zaten.
“Selamun aleyküm Hocam, iyi geceler, hürmetler.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Allah hepimize gecesini güzel yapsın. “Milli Görüş’teki son durum için fikirleriniz nedir acaba? Teşekkürler, iyi geceler. Mehmet.” Milli Görüş zaten adı üzerinde, milli görüşümüzdür bizim, binlerce yıldır milli görüşümüzdür. Erbakan Hocamızın bize anlattığı Kuran’ın özüdür, Kuran’dır, hadistir, Resulullah (s.a.v.)’ın hayatıdır, Asr-ı saadettir ve oradan kaynaklanan yüce ahlaktır. Güzel düşüncedir, büyük Türkiye düşüncesidir. Türkiye’yi bütün dünyaya lider yapma düşüncesidir. Türk-İslam Birliği’ni kurma düşüncesidir. İttihad-ı İslam’dır. Türkiye’yi modernleştirme, yüceltme; bilimde, teknikte, sanatta en yüksek noktaya çıkartmadır. Demokrasidir, özgürlüklerdir, laikliktir; Atatürkçülüğün özüdür, gerçeğidir. Anlatılan budur. Erbakan Hocamızın anlattığı budur. Onun bir konuşması vardı, sırf Atatürk’ü öven bir konuşması olmuştu. Bir büyük toplantısı olmuştu. Mükemmel anlatmıştı, inşaAllah.
Oktar Hocam, mağaraya devam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu atın ayağı kabartmalı bir zeminde çizilerek hareketli izlenimi veren gelişmiş bir yöntem kullanılmış.
ADNAN OKTAR:Tam sanatçıymış yani yapan.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam. Bunlar böyle 16 bin yıllık, 20 bin yıllık resimler. Öndeki kırmızı bir inek, onun arkasında boynuzlarıyla siyah bir öküz var. Pechmel Mağarası, 16 bin yıllık bu resimler. Renkler, boyalar olduğu gibi korunmuş, bu renkli boyalar. O nemli mağaranın ortamında. 32 bin yıllık bu resimler.
ADNAN OKTAR:32 bin yıl değil, millet babaannesinin başörtüsünü bile saklayamıyor. 100 yılda bile parçalanıyor. 100-150 yıl durmuyor. Resim, fotoğraf kalmıyor. Hatta örtüyorlar, ışıktan tahrip4 olmasın diye. Yani muhafaza edemiyor, soluyor, kayboluyor. Bak binlerce yıldan beri hiçbir şekilde bozulmamış.
OKTAR BABUNA:Picasso’nun da bir sözünü söylüyor burada.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
OKTAR BABUNA: “Altamira’dan sonra her şey bozulmuş” sözünü buradaki resimleri gördükten sonra söylemiş Picasso.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ama hakikaten gayet mükemmel çizgiler de. Bir de boyalarda kullanılan teknolojiyi şu an herhangi bir kişiye söylesek yapamaz. Nedir Oktar o?
OKTAR BABUNA:Bir sevimli vardı.
ADNAN OKTAR:Aç bakalım sesini. Tam çete. Böyle kabadayı kaplumbağa ilk defa görüyorum. Bak, bak, kabın içine girdi, bu sefer de olay çıkarıyor. Hayır, kediye niye kafayı takarsın acaba. Acayip şeker bir şeymiş bu. Hayvan da huylandı artık.
Evet, Oktar Hocam başka neler var?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz Hz. Mehdi’de (a.s.) Allah’ın ‘Hadi’ isminin çok tecelli edeceğini anlatmıştınız Hocam. Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’nin insanlardaki akıl ve kavrama gücünün artmasına vesile olacağı anlatılıyor Hocam, inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
“İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kaimimiz (Hz. Mehdi (a.s.)) kıyam edince elini kulların başının üstüne koyar, böylece akıllarını bir araya toplar gelişimlerini kemale erdirir.” İnsanlardaki akıl ve kavrama gücünün artmasına vesile oluyor. “Allah görüşlerini ve duyuşlarını güçlendirir. Öyle ki kendileriyle Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) arasında hiç bir örtü/engel kalmaz.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Şeyh Nazım Hocamızda da maşaAllah, Mehdiyet halleri zuhur ediyor. Tabii o bir Mehdi (a.s.) öncüsü olduğu için, Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlayan mübarek bir şahıs olduğu için, o da mesela böyle insanların başına elini kor, başı ağrıyorsa adamın başının ağrısı geçiyor. Tabii, hakikaten böyle bir ruhaniyet, bir ferahlık geliyor insanların üzerine, maşaAllah. Ben toplantılarında da görmüştüm Şeyh Nazım Hocamızın, maşaAllah. Hakikaten çok fazla insan talep ediyor. Şöyle bir mesh ediyor. Hakikaten o anda şifa buluyorlar. Çok rahatlıyorlar, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam Suyuti’nin kitabını sormuştunuz. İnternette Hocam Suat Arusan’ın sitesinde indirilebiliyor. Suatarusan.com’da ikinci kitap, ilk sayfada çıkıyor. “Ahir Zaman Mehdisi’nin Alametleri”
ADNAN OKTAR:İnternetten ücretsiz indirilebiliyor, imkanı var. Tabii gidip alacağına oradan ücretsiz indirsin. Suatarusan.com.
OKTAR BABUNA:Kitabı indir, bunun üzerine tıklayınca Hocam, kitabı indirmeye başlıyor. Burada yol gösteriyor nasıl yapılacağı anlatıyor. Kitabın hangi versiyonunu istiyorsa, nasıl istiyorlarsa o şekilde indiriyor.
ADNAN OKTAR:Tamam, çok mükemmel.
OKTAR BABUNA:İnternetten de okuyabilirler bütün kitabı.
ADNAN OKTAR: Bak her ikisi de önemli bu eserlerin. Biri “Celalettin Suyuti’nin Tasvirinden Hadisler - Ahir Zaman Mehdisi’nin Alametleri” Ali Bin Hüsamettin El Muttaki’nin, bir de Ahmet bin Hacer Mekki Hazretleri’nin “El-Kavlü’l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar” isimli eseri.
OKTAR BABUNA:İkisi de indirilebiliyor Hocam.
ADNAN OKTAR:İkisi de Ehl-i Sünnet’in çok önemli alimleri tarafından yazılmış, çok değerli muteber eserler, kaynak eserler. Mutlaka kardeşlerimiz okusunlar.
Yok, yok Seyfullah kardeş, Şeyh Nazım Hocamız çok efendi, nezaketli, saygıdeğer bir insandır. Ne yaptığını bilir. Ne yapıyorsa bir hikmeti olur, bir hayırla yapar, inşaAllah. Sen benim sözüme itibar et. Sen beni sevdiğini söylüyorsun. Hocamız dünya iyisidir, dünya iyisidir. Çok mübarek ve muhterem bir insandır. Ve bu kadar çok muhalifi olmasından anla ne kadar değerli olduğunu. Bak, Cübbeli’yi ta göklere, tavanlara çıkaran Fatih Altaylı, ondan sonra o tombul, falan. Onların Şeyh Nazım Hocamıza bakış açılarına bir bak, bir de Cübbeli’ye bakış açılarına bak, oradan anlarsın. Nezaketi, adabı edebi çok güzel bilen ve bu yaşında cansiperane İslam’a, Kuran’a hizmet eden pek çok muhterem bir insandır, çok değerli bir insandır. Hal ehlidir. Ehl-i velayettir ve hal ehlidir. Yani tahmin edemeyeceği bir insandır kardeşimizin, inşaAllah. Gerçek mürşittir. Gerçek mürşit, icazetli gerçek mürşittir. Hem seyyid, hem şeriftir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslinden gelir. Elinden yüzünden de nur akar. Ne konuşursa da hikmetle, hayırla konuşur, inşaAllah. Hüsn-ü zanla, güzel zanla, sevgiyle böyle değerli insanlara yaklaşacağız, inşaAllah.
“Elbette o kuvvet-i azimedeki bir hamiyet-i aliye feveran edecek” diyor Bediüzzaman, “ve Hazreti Mehdi (a.s.) başına geçip, tarik-ı hak ve hakikate sevk edecek.” Bak hep bir başa geçmek var. “Hz. İsa (a.s.) Hıristiyan aleminin başına geçecek” diyor. “Mehdi (a.s.) de Müslümanların başına geçecek” diyor bak. Elbette o kuvvet-i azimedeki bir hamiyet-i aliye feveran edecek,” muazzam bir heyecan meydana gelecek “ve Hazreti Mehdi (a.s.) başına geçip, tarik-ı hak ve hakikate sevk edecek.” Başbakan ne yapıyor? Hükümetin başına geçiyor. Mehdi (a.s.) de İslam aleminin başına geçiyor, lider oluyor. Yani ruhu değil, bedeni lider oluyor, inşaAllah. “Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, Adetullah’tan ve Rahmet-i İlâhiyeden bekleriz ve beklemekte haklıyız” diyor Bediüzzaman. Cenab-ı Allah’ın bir lütfu olacak bu inşaAllah.
Bak ne diyor Bediüzzaman yine, Kastamonu Lahikası, sayfa 42; Tarihçe-i Hayat, sayfa 258; Hizmet Rehberi, sayfa 267; Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 153:
“Tâ Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde,” bak kendisinden sonra, “hayatın geniş dairesinde,” Risale-i Nur Külliyatı’nın “asıl sahipleri, yani Mehdî (a.s.)”, Mehdi (a.s.) diyor bak, “Mehdî (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir. “Ruhları gelecek” demiyor, burada olsa derdi, “ruhu gelecek” derdi. Mehdi (a.s.)’nin kendisinden bahsediyor, bedeninden; cisim, et kemikten oluşan Mehdi (a.s.)’den bahsediyor. Allah rızası için sahtekarlık yapmasınlar, terbiyesizlik yapmasınlar, Allah’tan korksunlar. Ayıptır yalan söylemek, günahtır. Bediüzzaman sürekli dürüst olmaya davet ediyor, Kuran dürüst olmaya davet ediyor. Kuran’da açıkça yalancılığın haram olduğu söyleniyor. Gözümüzün içine baka baka, milletimizin zekasıyla, aklıyla alay eder gibi, sahtekarca yalan söylemekten vazgeçsinler, dürüst olsunlar. O üç-beş kişi var ben onları söylüyorum. İyi niyetle, cahilliğinden olanları, onları tamamen tenzih ediyorum.
Bak, “Tâ Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Mehdî (a.s.) ve şakirtleri (talebeleri) Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz”. “Ben o dönemde vefat etmiş olacağım” diyor, ölü olanı söylüyor Bediüzzaman. “Mehdi (a.s.) diridir” diyor, “ölü olan ben olacağım” diyor. Bak, ölüyle diriyi fark ettiriyor Bediüzzaman, söylüyor, biliyor yani. Bak ne diyor? “Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” “Ben ölü olacağım o anda” diyor, “ama Mehdi (a.s.) o anda diri olacak” diyor, bedeniyle. Göz göre göre kardeşim, bak beni ne kadar mecbur ediyorlar bunu söylemeye, defalarca söylüyorum yani.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Evet Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:En ahmak olan bile anlar bunu, en ahmak artık yani. Ki o bir lütuftur onlar için, Allah bir hikmetle yaratır, bir aşağılama ifadesi değildir bu. Çünkü ahmak deyince insanlar, halbuki ahmak, Allah’ın mazlum kuludur, o kuzu gibi olur, o bilmez. Mesela Allah onu geri zekalı yaratır, bilmez o. Kendine yapılan kötülüğü de bilmez, başkasına yapılan kötülüğü de bilmez; öyle kuzu gibidir, mazlumdur onlar, inşaAllah. Ama bir de şeytani ahmaklık vardır, şeytan ahmaklığı vardır, bu şeytani ahmaklığa girer bu hareket, bunu bırakacaklar, inşaAllah. Oktar Hocam var mı anlatacağın?
OKTAR BABUNA:Hocam Hz. İsa (a.s.)’nın Allah Katına yükseltilmesinin manevi yükselme olduğunu, makamının derecesinde yükselme olduğunu iddia ediyorlar, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Halbuki siz bir-iki gün önce, evvelsi gün de açıkladınız, çok net açıkladınız; Allah, “küfrün tuzaklarını bozduğunu ve Hz. İsa (a.s.)’yı inkar edenlerden temizlediğini” buyuruyor, inşaAllah. Bu konuda İslam alimlerinin açıklamalarından örnek okuyabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Zahid Kevseri, Hocam şöyle diyor, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah; “Çünkü ref’in asıl anlamı aşağıdan yukarıya doğru nakildir. Burada ayetleri mecaz anlamıyla açıklayabilecek bir husus yoktur. Dolayısıyla şeref ve makam bakımından yükseltme gibi bir manayı çıkarmaya çalışmanın bir delili bulunmamaktadır. Hz. Muhammed (s.a.v.) ile ilgili bir ayette (şeytandan Allah’a sığınırım) "Allah seni insanlardan korur" (Maide suresi, 67) buyrulmaktadır. Şüphesiz burada ayet, "insanlara karşı senin mertebeni yükseltir" anlamında değildir” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, öyle bir hale gelmişler ki Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) korkusundan, inanılır gibi değil, mucize bu halleri. Bu paniğe ne gerek var? Kardeşim, sevinsene sen. Hz. İsa Mesih (a.s.)’i iki bin yıl sonra görüyorsun, sevinç duysana. 1400 sene önce bildirilmiş ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından müjde olarak bize açıklanmış Hz. Mehdi (a.s.), senin için çok heyecan verici bir nimet ve güzellik. Niye örtbas etmeye çalışıyorsun? Ama örtbas etmeleri de işte kaderlerinde, Allah’ın hikmeti. Çünkü Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak o mühim bir konudur. Yani herhangi bir reddi söylemiyor Peygamber (s.a.v.) zaten, büyük olayları söyler. Mehdiyet 1400 seneden beri ilk defa bu kadar gündem olmuştur, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanından beri ilk defa, bu kadar çaplı hiç olmamıştır Mehdiyet ve ilk defa, 1400 yıldan beri, “Mehdi (a.s) gelmeyecek” sözü de ilk defa bu kadar çok söylenmiştir, 1400 senden beri. Büyük bir olay olduğu için Peygamberimiz (s.a.v.) bildiriyor. İlk defa, mesela alenen ve açıkça İstanbul’daki yobazı, Peygamberimiz (s.a.v.) ihbar ediyor; “böyle bir yobaz çıkacak, Mehdi (a.s)’ye karşı tavır alacak” diyor. Özel bir şahıs olduğunu bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v.) ve o devirde Müslümanları, o iblis ruhluya karşı uyarıyor, bu da çok büyük bir olaydır, yani dediklerinin aynısıyla çıkmış olması. O devirde mesela diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); 70 binden kast edilen çokluk ifadesidir, çok çok fazla anlamında. Var mı o hadis sende?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oku, hem de göster.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam “Resulullah (s.a.v.):” El Musannef’ten Hocam inşaAllah; “Ümmetimden başları sarıklı 70 bin kişi deccale tabi olacaktır.” (Ebu Bekir Abdürrazzak b. Hemmam)
Ayrıca inşaAllah, Ahmed Bin Hanbel’in El Kütübüs Sitte ve Surru Ruha Müsned’inden; “Ümmetimden başı sarıklı yetmiş bin alim kişi, deccale tabi olacaklar.”
Orjinalleri de şu şekildeydi Hocam inşaAllah, siz onları da hazırlatmıştınız.
ADNAN OKTAR:Cübbeli “böyle bir hadis yok” dedi, “eğer böyle bir hadis varsa ben neyim?” dedi. Ne olduğunu bilmiyoruz da, fakat bakabilir.
OKTAR BABUNA:Bu El Musannef’in kapağı Hocam, devam ediyoruz, orijinali; altı çizili bölüm, El Musannef’te hadis.
ADNAN OKTAR:İşte buyur Cübbeli Efendi, yok dediğin hadis, bak orijinalinde, el yazması orijinalinde. “Eğer öyle bir hadis varsa ben neyim?” diyor.
OKTAR BABUNA:Bu da Ahmed Bin Hanbel’in Müsned’i Hocam, inşaAllah. Onun da kapağı bu şekilde. Hatta numaraları da var, gidip bakabilirler. Türkiye Diyanet Vakfı Araştırmaları Merkezi, numarası da 171087, kitap numarası da 127 diye işaretlenmiş burada, artık hangi numaradan bulurlarsa.
ADNAN OKTAR:Evet, göster hadisi.
OKTAR BABUNA:Bu da ilgili bölüm Hocam, inşaAllah; altı çizili, orjinali.
ADNAN OKTAR:Cübbeli Efendi, senin dediğin ki; “ben neyim?” dedin, işte buyur hadis burada, şimdi ne olduğunu bize anlatman gerekiyor. Ne anlamda söyledi onu acaba? “Eğer böyle bir hadis varsa ben de neyim?” diyor.
OKTAR BABUNA:7000 yıllık hadise de yok demişti önce, sonra var demişti Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Allah hidayetini arttırsın. Allah akıl, fikir versin. Ne diyeyim yani. Çocuk gibi, kendi söylediği sözü, “benim hakkımda böyle sözler söyleniyor” diyor. Kendi söylediğini unutmuş.
OKTAR BABUNA:“Kim söylüyorsa bunu” diyor.
ADNAN OKTAR:“Kim söylüyor ya böyle bir şeyi” diyor, haberi yok ondan.
SUNUCU 1: Değerli izleyenler ve dinleyenler, yarın bizleri Mavi Karadeniz Radyo, Kanal Avrupa ve Çay TV’den takip edebilirsiniz. HarunYahya.Tv sitesinden yayınlarımızı 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi iletmek isterseniz AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresini kullanabilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak edinebilirsiniz. ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programı, yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal Avrupa ve Çay TV’de olacak.
Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir ayet okuyayım. Şeytandan Allah’a sığınırım, Maide Suresi, 104; “Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve (Kuran’a) elçiye gelin"” yani Resulullah (s.a.v.)’a ve onun anlattıklarına gelin, “denildiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. (Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse?” Yani “hidayeti bilmiyorlarsa yine mi uyacaklar?” diyor. Ben falancadan bunu duydum, böyle olmaz. Allah’a ve sünnete, Kuran’a ve sünnete uyacaklar, inşaAllah.
Evet, yarın görüşürüz inşaAllah ve akşam internet sitesinden. Biraz sonra HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz. Hadi bakalım, inşaAllah.
SUNUCU 1: Hoşçakalın.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...