SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal Avrupa, Çay Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Art Uşak Tv, Çorum Kanal 19, Iğdır Tv, Uşak Egem Tv, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Bingöl FM 102.0, Kars Kafkas FM 95.5, Nevşehir Keyif FM 92.7, Ordu Radyo Mega 88.5, Tekirdağ Yıldız FM 87.7, Haberhilal.com, Haberaktuel.com, Selamhaber.com, Sekizsutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz merak ettiğiniz sorularınızla siz de e-mailerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan Sayın yazar Adnan Oktar. Hoşgeldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Hoşbulduk efendim.
SUNUCU:Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Efendim, Oktar Bey buyrunuz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, ne haddime Hocam. Ahmet Hakan’ın bir yazısı vardı Hocam “Not Defterinden” diye bir yazı yazmış bugün; “Ne zaman ağaya, üstada, bir lidere itaatsizlik söz konusu olsa acayip sevinirim. “Bizler Erbakan’ın emir kulu değiliz, o ne derse o olur diye bir şey olmaz” diyen Milli Gazete ekibi, gazeteyi toptan terk etmişler. İnsanlık onuru adına öyle mutlu oldum ki sormayın” diyor. Ayrıca Numan Kurtulmuş’un yeni partisinin ismi Yükseliş ve Atılım Partisi olacakmış, yani partinin isminin kısaltılması YAP olacakmış. Bu söz üzerinden mavra yapılmaya çok müsait bir sözcük hatırlamasında bulunmak isterim” demiş yazısında.
ADNAN OKTAR:Ne, mavra mı?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:“Üstada, lidere bir itaatsizlik söz konusu acayip sevinirim.” Allah, “İtaatli erkekler ve itaatli kadınlar” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Müminlerin vasfıdır Kuran’da. Müminlerde Allah’ın övdüğü bu güzelliği, Ahmet Hakan benim gördüğüm pek beğenmiyor anladığım kadarıyla. Önemli değil onun beğenmemesi. Efendim, “Milli Gazete ekibi gazeteyi toptan terk etmişler, insanlık onuru adına öyle mutlu oldum ki sormayın”. Bakın bu tip insanlar, EÖ, şu bu falan hep mutlu oldukları şeyler sonra onlara rahatsızlık veriyor ve onları yoruyor yani zannettiği gibi olmaz. Milli Gazete şu an kendine geldi. Yani asli güzel, sıcak çizgisine girdi. Allah esirgesin yani bambaşka bir mecraya gidecekken belki Allah korudu. Şimdi eskiden beri gelen geleneksel o güzel çizgisine girdi. Eski güzeldir, eskiyi yıkmak pek akılcı bir hareket değildir. Diyor ki, “30 sene öncesinin tavırları” diyor. 30 sene öncesi çok güzeldi. 1400 sene öncesi hepsinden güzeldi değil mi inşaAllah Resulullah (s.a.v.) zamanı? O devrin insanlarının konuşması, üslubu, kişiliği, candanlığı ve sıcaklığı hedeflenen bu. Ama şimdi bilgisayarın, internetin gelişmesi ile, biraz Avrupa’daki akımların gelişmesi ile böyle özenti entel havası gelişti. Özenti entel havasında saygı, itaat, sevgi, şefkat, merhamet gibi birçok duygular böyle gereksiz duygular, gereksiz düşüncelermiş gibi görünmeye başladı. Ve suni bir sevgi anlayışı, olmayan bir sevgi anlayışı gelişmeye başladı. Şimdi bunun yerine Allah, bizim milletimizde bir derlenme toparlanma meydana getiriyor. SP çok büyük bir badireden döndü. Allah korudu. Milli Gazete’yi de Allah büyük bir badireden kurtardı. Bundan sonra, ferahlık ve aydınlık çağı başlıyor ve bayağı güçlenecektir SP. Çünkü milletin asli ruhunu temsil eden bir düşünceyi savunuyor ki sağ partiler genellikle bu çizgide ki CHP’de çok güzel gelişmeler gördüm. Son olarak yani dün özellikle gördüm şaşırtıcı güzel gelişmeler. Daha önce söylediğim, uyardığım konularda CHP’nin sıcak bir tavır gösterdiğini gördüm. Bu da çok olumlu, bayağı güzel. Dolayısıyla Erbakan Hocamızın güzel bir sözü vardır: “Son gülen, iyi güler” der. Şimdi, “Öyle mutlu oldum ki sormayın” diyor, son mutlu olan iyi mutlu olur, onu beklesin. Kim mutlu oluyormuş, kim mutlu olmuyormuş yakın bir zamanda görür inşaAllah. Ki defalarca tecrübe ettikleri halde, değil mi? İşte millet asliyetine, özüne dönüyor. Çok güzel gelişmeler oluyor çok güzel. MHP’nin de topluca kıldığı namaz eleştirilecek bir yönü yok. Çok çok çok güzel. İftihar ediyoruz. Allah razı olsun. Böyle şeylerde bir art niyet aramak, samimiyetsizlik aramak çok çok yanlış olur. Yani Müslümanlar oraya toplanmış, topluca bir namaz kılmışlarsa buna sadece “MaşaAllah” denir. Yani arkasında bir art niyet aramak o zaman bunun önü sonu gelmez ki. Her namaz kılana şüphe gözüyle bakmak mevzu bahis olur o zaman, oruç tutana da şüphe gözüyle bakılır. Müslümanlıktan, Kuran’dan anlatana da şüphe gözüyle bakılır, bu çok çok yanlıştır. “MaşaAllah” demek en güzelidir. Bereket getirir, güzellik getirir. Kuşku gözüyle bakmak yanlış olur inşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:“BBP lideri Yalçın Topçu’dan Numan Kurtulmuş’a yeşil ışık” diye bir Topçu, Numan Bey’de dahil milliyetçi, maneviyatçı, demokrat duruşlu, toplumun sevdiği, beğendiği herkese gidip kapılarında bekleyeceğim” demiş.
ADNAN OKTAR:“Kapılarında bekleyeceğim.” MaşaAllah, mütevazı, güzel bir üslup. Yalçın Topçu temiz bir insan, dürüst bir insan, sevgi anlayışı, şefkat anlayışı güzel, yani Kuran ahlakına uygun, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ahlakına uygun bir tavır gösteriyor. O yönüyle takdir ediyoruz. Numan Bey’e de birilerinin sahip çıkması gerekiyor. O sahip çıkmış, çok güzel demek ki boşta kalmayacak inşaAllah, Allah nasip ederse. Tabii kendi bilir nereye isterse ama herkes kapısını açıyor. İnsanlar kapısını açıyorlar. İnşaAllah BBP’de görev alır. Orada hizmet eder. Mazlum bir insan, faydalı olur. Ama liderlik ayrı bir konudur. İnşaAllah. Evet, Oktar Hocam seni dinleyelim. Mehmet Şevket Eygi Hocam ne demiş?
OKTAR BABUNA:Onu anlatacağım Hocam, bir önceki haber vardı yalnız. EÖ bir yazı yazmış “Herkesin gizli bir duası vardır” diye. Onu geçtim onun için.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
OKTAR BABUNA:“Her gün”, özetle şöyle diyor Hocam; “Her gün önemlidir. Ve her gün, bizi, hayat dediğimiz olağanüstü hediyenin hazan mevsimine götürür” yani gizli duasından bahsediyor. “Öyle anlarda düşünürsünüz. Allah'tan ki, sonbahar hüznü en güzel müsekkindir. Çünkü sakinleşen ruhun tevekkülü de, mukadderatı hayatın şeyleri içine katar. Yani er geç karşılaşacağınız son hakikati” demiş.
ADNAN OKTAR:Ne o? Neyi kastediyor?
OKTAR BABUNA:Ölümü Allahualem.
ADNAN OKTAR:Ölümden bahsediyor.
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İşte derin düşünsün, akılcı düşünsün. Ondan sonra, arada sırada öyle yanlış sözler ediyor. Bu sefer onları toparlamaya kalkıyor. Kardeşim bir değil, iki değil, dört değil yani öyle bir kanaat getirttirdi ki, tam kanaatimiz geldi neredeyse. Sonra da çıktı panik oldu bu sefer de, yok öyle değil, şöyle. Kardeşim ne gerek var o zaman? Niye onları yapıyorsun? Niye o acayip lafları ediyorsun? Bir şey var demek ki, düzelt tavrını. Yani ne diyeyim? Allah, Allah.
OKTAR BABUNA:Mehmet Şevket Eygi Hocamız da Milli Gazete’de Müslümanların başsızlığından bahsetmiş Hocam. “Dünya Müslümanlarının başında 1924'ten beri bir İmam-ı Kebir yahut Emirülmü'minin bulunmaması büyük kopukluklara, dağınıklığa, kaosa, anarşiye, fitne ve fesada, zillete, hezimete, sebebiyet vermiştir” diyor. Hristiyanların da başı olduğunu söylüyor ama “Müslümanların başı yok” diyor. “Dağılmaya sebep oldu. Dağınıklığa sebep oldu” diyor. Bu yazıyı bu şekilde anlatmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehmet Şevket Eygi Hocam çok şuurlu bir insandır. Ehl-i Sünnet’e titiz, tam Osmanlı çelebisidir. Üslubu da çok güzel Müslümanların başsızlığını epey büyük bir kitle önemsiz görüyor. O yüzden de muazzam felaketler yağıyor. Müslümanların şu an başına geçecek olan kişi Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Ve Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın da anlattığı bu, inşaAllah. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihi ile ilgili de onun bir yazısı vardı, inşaAllah. Zaten Hz. Mehdi (a.s.)’ın dışında da kimsede ittifak etmez Müslümanlar. Hiçbir cemaatte, hiçbir topluluk, hiçbir kimsede ittifak etmezler. Sadece Hz. Mehdi (a.s.)’da ittifak ederler. Hz. Mehdi (a.s.) konusunda tereddüt yaşatanlar, Müslümanların lidersiz kalma süresini uzatmış oluyorlar ve ahirette bunun hesabını verecekler. Başka türlü de lider kabul etmiyor Müslümanlar. Başka bir insanı kabul etmezler. Tek çözüm, tek amaç, tek güzellik İtthad-ı İslam’dır. Türk İslam Birliği’dir ve onun başında bir lider olmasıdır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Son kısmında şöyle bitirmiş Mehmet Şevket Eygi; “Böyle bir devirde ilk yapılacak iş imanını ve âhiret saadetini kurtarmak için cehd etmektir (var gücüyle çalışmaktır). Kaptansız bir gemide yolculuk yapıyoruz. Cenâb-ı Hak yardımcımız olsun” demiş.
ADNAN OKTAR:İşte bak, o da Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun önemini vurgulamış oluyor. Şahs-ı manevi, şahs-ı manevi diyerek bak Müslümanları perişan ediyorlar. Mahvediyorlar yani paramparça Müslümanlar, Nur talebeleri paramparça, cemaatler paramparça, Müslüman alemi müthiş eziliyor, acı çekiyor, ızdırap çekiyor, çok büyük zorluklar içerisinde. Daha hala kimi “1000 yıl sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” diyor, kimi “570 yıl sonra” diyor, kimi “Şahs-ı manevi” diyor, kimisi “Ruhtur görünmez” diyor. Allah’ta işte böyle karşılık veriyor. Bunun çözümünü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) göstermiş. Bir kere Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i çok sevdiklerini söylüyorlar, çok muhabbet duyduklarını söylüyorlar, ağlıyorlar. Mesela saçının telini, sakalının telini gördüklerinde gözleri doluyor, heyecandan duygusal, güzel bir ruh haline giriyorlar. Peki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i bu kadar seviyorsunuz, Peygamberimiz (s.a.v.) mucize gösteriyor diyor ki, “Bin küsur sene sonra şu olay olacak” anlatıyoruz bu seni hiç ilgilendirmiyor. Mesela diyor ki; “Ay ve Güneş tutulmaları olacak” tarihini veriyor, aynısıyla oluyor. “Kuyruklu yıldızlar çıkacak” diyor, aynısıyla oluyor. “Ekonomik kriz olacak” diyor, aynısıyla oluyor. Yani 150’nin üzerinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği aynısıyla tahakkuk ediyor. Ben böyle bir şey duyduğumda çok müthiş heyecan duyuyorum Peygamberimiz (s.a.v.)’i sevdiğim için. Ama bunu duyurmayanlar yani bu heyecanı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu mucizelerini insanlara bildirmeyenler sorumlu olurlar. Peygamberimiz (s.a.v.) sorsa, dese ki, “Ben size ileride şu olayın olacağını söylemiştim”. Yahut Cenab-ı Allah dese, ahirette sorgulasa Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i de şahit etse, “Benim Peygamberim (s.a.v.) size ileride olacak bu olayı söyledi mi?” dese, “Kabe’de baskın olacak, kan akıtılacak” Söyledi diyecekler. Değil mi? Hadislerde görmüşler. “Peki bu olay oldu mu?” dese Cenab-ı Allah. “Oldu” diyecekler. “Peki neden sizi ilgilendirmedi?” dese. Cevap yok. “Peki iki uçlu kuyruklu yıldızın çıkacağını ben size Peygamberim (s.a.v.) kanalıyla bildirdim mi?” dese Cenab-ı Allah. “Bildirdin” diyecekler Cenab-ı Allah’a. “Bu kuyruklu yıldızın bütün vasıflarını bildirdim mi?”, “Bildirdin” diyecek. “Peki böyle bir mucize 1400 sene sonra tahakkuk etmesi neden sizi ilgilendirmedi? Neden muhattap olmadınız?” dese Cenab-ı Allah ne diyecekler? Cevap yok. Değil mi? Hem Allah’tan korktuğunu söyleyip, hem Allah’ı sevdiğini, hem Peygamber (s.a.v.)’i sevdiğini söyleyip hem de Peygamber (s.a.v.)’in alenen gösterdiği mucizeleri görmezlikten gelmek sorumluluk gerektirir. Bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil, değil mi? O yüzden Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in gelecekle ilgili verdiği haberlerin aynısıyla çıkması sorumluluk gerektirir. Müslümanların bunu inceleyip büyük bir heyecan ve hayretle Resulullah (s.a.v.)’in mucizelerini seyretmeleri, görmeleri lazım. Nasıl Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Peygamberimiz (s.a.v.) bir mucize gösterdiğinde sahabeler çok heyecanlanıyorlardı, büyük zevk alıyorlardı, çok etkileniyorlardı. Bizim asrımızın Müslümanları da Peygamberimiz (s.a.v.) yaşamadığına göre onun gösterdiği hali hazırda devam eden mucizelerden aynen yaşıyormuş gibi Peygamberimiz (s.a.v.) zevk almaları lazım ve bundan heyecan duymaları lazım. 1400 sene sonra, Peygamber (s.a.v.)’i sanki 1400 sene geride bırakmışlar gibi. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.) bizimle iç içe ve sürekli mucize gösteriyor. Harikalar gösteriyor. Bununla ilgilenmemek, muhatap olmamak çok büyük sorumluluk getirir. Hiçbir gerekçesi de yok. Ve ne mahsuru var, yani neden tedirgin oluyorsunuz da Peygamber (s.a.v.)’in mucizeleriyle muhatap olmuyorsunuz.
Mesela Bediüzzaman’ın kerametleriyle, harikalarıyla da muhatap olmuyorlar. Mesela evliyanın gösterdiği kerametlerle de muhatap olmuyorlar. Onu da örtbas etmek istiyorlar. Değil mi? Mesela bak Menzil’in velileri, Menzil Dergahı’nın büyük velileri diyorlar; “Hz. Mehdi (a.s.) geldi” diyorlar. İnsan bir merak eder “Ne demek istedi acaba?” diye. Değil mi? “Tarikat bitmiştir” diyor. Çok büyük bir olay tarikatın bitmiş olması. Yüzlerce seneden beri devam eden tarikatın bitmiş olması ve “Hz. Mehdi (a.s.)’a devredilmiştir” diyor. “Artık hidayet Hz. Mehdi (a.s.) kanalıyla insanlara ulaşıyor” diyor. Şimdi ben o cemaatin bir mensubu olsam, çok heyecanlanırım, çok büyük bir olaydır. O zaman, “Hz. Mehdi (a.s.) nerede?” diye ararım. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.)’ı nasıl tarif ettiğini o zaman okumak isterim. Alırım Ehl-i Sünnet eserleri Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili söylediği alametleri tek tek incelerim. Hz. Mehdi (a.s.)’ın dış alametlerine de tek tek bakarım. Ehl-i sünnet eserlerden 400 yıllık, 500 yıllık, 1000 yıllık eserlerden bakarım. Baktım ki aynısıyla olmuş, yerimde duramam o zaman ben, çok büyük bir şey bu. Resulullah (s.a.v.)’e karşı muhabbetim, sevgim kat kat artar, değil mi? Muazzam heyecan duyarım, çok büyük bir olay bu. Bediüzzaman mesela “71’de şu olacak” diyor 1971’de Allah’ın izniyle, aynısıyla oluyor. İlgilendirmiyor adamı. “81’de şu olacak” diyor, o da ilgilendirmiyor. “97’de şu olacak” diyor, 28 Şubatı bütün detaylarıyla tarif ediyor, o da ilgilendirmiyor. 2001’i veriyor, 2011’i veriyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın Darwinizm ve materyalizm ile mücadele edeceğini söylüyor. Akıl almaz bir büyü sistemi ile, akıl almaz bir hipnoz sistemi ile bütün bu gerçekleri örten bir mekanizma işliyor dünyada şu an. Yani Deccal insanlara hipnoz yapıyor. Yani hipnoza soktu insanları, İslam alemini hipnoza soktu. Yani “sihir ve manyetizmanın nev'inden müthiş harikalara mazhar olan deccalde” diyor. “Kendisini” diyor, “Allah gibi tanıtır insanlara” diyor. Yani Darwinist, materyalist sistemle geliştirilen bu sistemde Müslümanlara büyü yaptılar, hipnoza soktular. Yani bölünmeyi çok normal karşılar hale geldiler. Mahvediyorlar mesela Irak’ı, Afganistan’ı mahvediyorlar yani her türlü cinsi sapıklığı yapıyorlar, çocukları kullanıyorlar bütün dünya seyrediyor. Yani deccalin hipnozundan çıkamadı insanlar, normalde bir insana bunu söylesen dağı taşı birbirine katar. Çok büyük bir olaydır bu. Yerinde duramaz. Hepimizin anneleri bacıları onlar, oradaki çocuklar bizim çocuklarımız. Her gün mahvediyorlar bu insanları ve sürekli faili meçhul oluyor, ilgilendirmiyor. Ölü toprağı serpilmiş gibi işte bu deccalin büyüsü, hipnoz yaptı dünyaya. İnsanların beyni dondu adeta, bir şey oldu insanlara. İşte Hz. İsa (a.s.)’ın özelliği bu hipnozu, bu büyüyü bozacak inşaAllah. Mehdiyet bu zor ortamda gayret ediyor ama Hz. Mehdi (a.s.)’ın büyüyü bozabilme ve hipnozu bozabilme gücü yok. Bozamaz. “Onun için” diyor Bediüzzaman “Mucizatlı bir Peygamber gerekir” diyor. Hz. İsa (a.s.)’ın gelişi ile bir mucize meydana geliyor. Ve insanların beynindeki, üstündeki büyü kalkıyor. Hipnoz kalkıyor. Bak, “Sihir ve manyetizmanın nev'inden” diyor, “Müthiş harikalara mazhar olan deccal ise” diyor Bediüzzaman. Süfyan’da da var o özellik, Mesih Deccal’de de var. Süfyan’da onu gösterdiğinde bütün Müslüman alemi hipnoza girdi. Yani felç oldular halbuki derler ya “tükürüğüyle boğar” yani tükürüğüyle boğabilecekken bir şey yapamadılar felç oldular. Hafız Esad, bütün İslam alemine Arap sosyalizmini, materyalist, Darwinist sistemi süfyanlık hasebiyle yaydı ve kabul ettirdi. Dinsizlik, ateizm, materyalizm, böyle entel kafası, ama tabii olumsuz yönde entel kafası, özenti kafa, bir yönüyle züppelik, bir yönüyle çakallık, bir yönüyle başka anormal yönleri insanlara telkin etti. Ve bundan çok fazla etkilenen insanlar oldu ve kabul ettirdi. Hem de alkışlarla kabul ettirdi, iftiharla kabul ettirdi. Mesela BAAS’çı rejim bütün Arap ülkelerini kapladı, sosyalist, materyalist sistem. Darwinizm, materyalizm de bütün dünyaya hipnozunu yaptı, bak Türkiye Gazetesi gibi muttaki bir gazete ki Hüseyin Hilmi Işık Hocamız Nakşibendi Şeyhi idi. Hem kimya yüksek mühendisi, emekli albaydır. Fakat Nakşibendi Şeyhi’dir. Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin evlatlarındandır. Bakın onun gazetesi bile Darwinizmin etkisi altında, yayınlıyor, Darwinist propaganda yapıyor. Bir hipnoza girdiler.
Mesela diğer Müslüman gazeteler, bir kısmında, yahut internet gazetelerinin bir kısmında aynı şeyi görüyoruz. Mesela haber7.com o da yayınlıyor hipnozla, farkında bile değiller. “Ne yapıyorsunuz?” diyoruz. “Ne yaptık ki” diyorlar. “Ne var anlamadık?” diyorlar. “Penguen bulunmuş bastık” diyorlar “Ne var? Bir şey yok kemiği varmış” diyor. Kardeşim sen Darwinist propaganda yapıyorsun, materyalist propaganda yapıyorsun. “Ne yaptığından haberin var mı? Müslümanların imanını elinden alıyorsun” diyoruz. “Yani imanını bozuyorsun adamların” diyoruz. “Haa” diyor. “Tamam, pardon bir daha yapmayız” diyor. 15 gün geçiyor, bir daha, bir tane daha yani. Kardeşim sen ne yaptığının farkında mısın? “Yok gerçekten farkında değilim, bilmiyorum” diyor. Hipnozda, haberi yok. Sürekli yapıyorlar. Yani, “İliksiz’e ilik nakli yapıyorum” diyorsun ya, o tarzda işte. Adam hipnozda. Yani bir entel özentisi kafayı da deccaliyet insanlara sundu. Onunla da çok ciddi şekilde etkiliyor. Mesela bir bilgisayar dili geliştirttirdi deccaliyet. Adamlar artık inşaAllah demiyor “İnş”. MaşaAllah demiyor mesela “Mşl”. Dilin mi kopar? Akşama kadar dedikodu yapıyorsun dır dır bomboş laflar ediyorsun. Tek kelime yazacaksın. O internet yazışmalarında bir dedikoduya girdiler mi, 4 saat 5 saat konuşuyorlar bir kişiyle. Kardeşim bir kelime maşaAllah yazacaksın maşaAllah. Yüzlerce binlerce kelime yazıyorsun. Zorun nedir? Değil mi? Öyle bir üslup olur mu?
OKTAR BABUNA:Olmaz Hocam.
ADNAN OKTAR:Ve buna Müslümanlardan büyük bir kitle uydu. Mesela bu da bir büyüdür. Bu da bir hipnozdur. Deccaliyetin bir hipnozudur. Bu hipnozun içerisine girdiler, haberleri bile yok. Hipnozla onları istediği gibi yönlendiriyor. Yani her yere el atıyor deccaliyet, fakat Müslümanların haberi olmuyor, farkına varmıyorlar. O büyünün etkisiyle, hipnozun etkisiyle farkına varmıyorlar. Çünkü o çok ustaca yapılan bir hipnozdur. O büyü yapılırken çok ustaca yapılıyor.
Mesela Erbakan Hocamıza karşı tavır, o da bir hipnozdur. İnsan canı gibi sevdiği, bütün hayatını İslam’a vakfetmiş bir insan, dava adamı, bak iki kişinin kolunda yürüyor, konuşamıyor böyle zor konuşuyor, son nefesine kadar mücahit artık, son nefesine kadar mücahit. Git alnından öp kardeşim, veli, evliya bir insanla karşı karşıyasın sen, coş. Bütün ömrünü Allah’a adamış bir insan, ona karşı böyle entel bir üslup kullanmayı İslam’a hizmet olarak görüyorlar. Bu bir hipnozdur işte. Yani böyle bilmiş, üst kattan yukarıdan tepeden ve kaale almayan, saygıya uygun bir üsluptan uzak tavrı İslam’a bir katkı olarak görüyor. Müslümanlığa bir katkı olarak ve “Ne kadar faydalı bir hareket yapıyoruz” diyor. “Remodernize, reorganize ediyoruz” diyor. Modernize, kardeşim sen onun altında kalırsın o sistemin. Kendi sistemini yıkıyorsun sen. Şefkati, merhameti, dostluğu, vefayı, sadakati, her şeyi yıkıyorsun, haberin yok. Ne yaptığından haberin yok, değil mi? Kardeşim sen büyüğüne bunu yaparsan bir başkasına ne yapmazsın sen? Sana insan nasıl güvensin o zaman? Bütün ömrünü İslam’a vakfetmiş bir insana sen bunu layık görüyorsan bir son olarak, bir son olarak bunu layık görüyorsan bir başka insana ne yaparsın sen? Demek ki, “Güçlü olan haklıdır” diyorsun. Darwinistler ne diyor? “Güçlü olan haklıdır” diyor. Değil mi? Yaşlandığında karşısına çıkıyorsun. Ekonomik gücü elinden alındığında karşısına çıkıyorsun. Siyasi gücü elinden alındığında karşısına çıkıyorsun. Değil mi? Niye daha önce karşısına çıkamıyorsun? Ne kadar ayıp, ne kadar ayıp. Ne kadar garip. Adeta kabus seyrediyoruz, kabus. İnanılır gibi değil. Daha hala sanki Erbakan’ın, bu bir meslekmişte bundan geçim sağlıyormuş gibi bir üslupla Erbakan’ı değerlendiriyorlar. Kardeşim sen evliyalara, velilere de aynı şeyi söyleyeceksin. Allah yolunda mücadele eden herkese aynı şeyi söyleyeceksin sen o zaman. Değil mi? Ne yapsaydı yani Erbakan? Yapmasa mıydı böyle faaliyet? Bunu mu istiyorsun? Yani sanki böyle siyasi çıkar için, para için, köşeyi dönmek için bir hırs içerisinde olduğu izlenimi vermeye kalkıyorlar. Erbakan bizim gözümüzün önünde değil miydi? Bizim gözümüz önünde yaşamadı mı bu muhterem insan. Aşkla, şevkle biz onu alkışlamadık mı zamanında? Herkes bağrına basmadı mı muhabbetle? Ve müthiş bir imanlı gençliğin gelişmesine vesile olmadı mı bu insan? Peki ne oldu? Hapis yattı, ızdırap çekti, malı mülkü elinden alındı. Allah yolunda, bak iki büklüm yine Allah yolunda mücadele ediyor. Kardeşim bu ne ruhtur, ne oluyor size? Bu hipnoz nedir? Bir Allah’a sığının Bismillahirrahmanirrahim, Euzu billahi mineşşeytanirracim. “Bismillahirrahmanirrahim” deyin. “Ya Rabbi, bizi şeytandan koru, bu üstümüze gelen hipnozdan bizi koru” deyin. Ne kadar acı bir olaydır. Allah vermesin. Ne kadar garip bir şey? Allah korudu yani Hocamızı maşaAllah, Elhamdülillah. Tabii bizleri de vesile etti. İnşaAllah. Kılına tüyüne dokundurtturmam Hocamın evvel Allah.
OKTAR BABUNA:O dönem hemen hemen sadece siz sahip çıktınız Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, diyorum ben SP’li değilim. Ama ben böyle mübarek ve samimi bir insanın kılına tüyüne dokundurtmam ve böyle tertemiz insanları da garip bir mecraya gidecek şekilde yönlendirirlerse o yönde de uyarırım. Bilimle, akılla, sevgiyle bizde zor yok. Bende zor yok yani inşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Bu Hocam biraz önce gösterdiğimiz haberde Mehmet Şevket Eygi Hocamız, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zaten zuhur ettiğini ve zuhur edeceğini çok net olarak bildiriyor. Bir iki paragraf okuyabilir miyim eski yazılarından Hocam?
ADNAN OKTAR:Oku.
OKTAR BABUNA:Diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.), resmen ve alenen zuhur edecektir. İlâhiyatçının biri terter tepinerek "Bizim dinimizde Hz. Mehdi (a.s.) diye bir şey yoktur" diyor. Bu adama sormak gerek. Hz. Mehdi (a.s.) konusunda yüzden fazla hadis bulunmaktadır. Hz. Mehdi (a.s.)'ın ahir zamanda zuhur edeceğine dair icma (ittifak) vardır vardır” diyor sonra devam ediyor Hocam. “Bazı keşif sahipleri Hz. İman Mehdi (r.a)’ın 1400 Hicri yılında zuhur edeceğini tahmin etmişlerdir. Bazıları ise, 1422 yılını göstermiştir. Şu anda hicri 1419 yılındayız. Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuruna az kalmıştır” diyor.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Bak samimi bir Müslüman, deccalin hipnozuna karşı direnen bir insan maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Devam ediyor Hocam bir şey daha diyor. “Haberlerde Mehdi Hazretleri zuhur edince bir kısım ulemanın onu tanımayacağı, karşı geleceği bildiriliyor. Bunlar ulema-i su’dur. Müslümanları oyalayan, afyonlayan, aldatan, uyutan kişiler.” Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete, 15.6.1998.
ADNAN OKTAR:Nasıl? Nasıl? Bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA:“Haberlerde Mehdi Hazretleri zuhur edince bir kısım ulemanın onu tanımayacağı, karşı geleceği bildiriliyor. Bunlar ulema-i su’dur. Müslümanları oyalayan, afyonlayan, aldatan, uyutan kişiler” diyor karşı çıkanlar için.
ADNAN OKTAR:Bak “afyonlayan, uyutan”. Aldatan kişilerdir. Oyalayan. Bu hadislerde kimin vasfıdır? Aldatan, oyalayan, uyutan.
OKTAR BABUNA:Şeytan.
ADNAN OKTAR:Deccalin ve şeytanın vasfıdır. Demek ki, deccalin hipnozu bu şekilde olacak, bu şekilde. Hocamızın bu sözü ezberlenmesi gereken bir söz. Bir daha oku bakayım.
OKTAR BABUNA:“Haberlerde Mehdi Hazretleri zuhur edince bir kısım ulemanın onu tanımayacağı, karşı geleceği bildiriliyor.”
ADNAN OKTAR:“Bir kısım ulemanın” bunu kim söylüyor? Resulullah (s.a.v.). Ahir Zamanda Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde bir kısım ulema Hz. Mehdi (a.s.)’ın varlığından çok rahatsız olacaklar, anlayacaklar çıktığını hissedecekler, fakat münafıkane var güçleriyle Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele verecekler. Nasıl bir etkiyle? Deccalin etkisiyle. İşte, “Deccale uyacaklar” dediği Peygamberimiz (s.a.v.)’in olay bu. Bakın, “70 bin sarıklı” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), sarıklı kişi “Deccale tabi olacaklar. Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı bu kişiler mücadele edecekler” diyor. Deccal hipnozla etki ediyor işte bunlara. Akılları gidiyor. Akılları kapanıyor. Yani basiretlerini, ferasetlerini kapatıyor deccal. Bir şekilde etkiliyor. Bir büyü yapıyor. Yani anlatsanda anlamıyor ondan sonra. Ve şu an deccalin büyüsü bütün dünyayı kaplamış durumda. İnsanlar hayretler içinde kalıyor. “Kardeşim” diyorsun, “Bu çok açık nasıl anlamazsın?” diyorsun. Hakikaten anlayamıyor hipnozun içerisinde. Deccal hipnoz yapmış. Belki hiç bilmediğimiz bir yöntem kullandı. Belki bir teknoloji kullandı. Belki şeytanların etkisiyle yapıyor ki, deccalle zaten şeytan iç içedir. Yani şeytanın gücünü kullanarak yapıyor. Çünkü şeytan unutkanlık yaptırabiliyor insanda, insanın beynine etki yapabiliyor. Deccalin özelliği bütün şeytanları kontrolü altında tutmasıdır. Yani öyle garip bir mahluktur deccal. Yahudi kökenlidir. Yani ırk olarak, bu bir suç değildir Yahudi ırkına girmesi. Fakat Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bunu belirtmiş. Köken olarak Yahudi’dir. Ama çok muttaki, mümin insanlarda var Musevi olup, Yahudi olup çünkü Hz. İbrahim (a.s.) neslidir. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.) şeytanları kontrol altına alacağı ve şeytanlara emir verip dünyanın her tarafına yayacağı ve onları istediği gibi kullanacağını belirtiyor deccalin. Dolayısıyla Deccal şu an şeytanları kullanarak bütün Müslümanlara büyü yapıyor. Hipnoz yapıyor. Yani normalde üstünden hipnoz kalksa Müslümanların gözü birden perde açılacak gözünde.
Çok açık, mesela Bediüzzaman diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” diyor açık. “Yok” diyor “Ben buradaki yazıyı şahs-ı manevi olarak okuyorum” diyor, o hipnozun etkisiyle işte. Kardeşim yani “Muhammed Mehdi” diyor, “Zat-ı nurani” diyor. Zat diyorsun bak, “”Zat” diyor” diyorsun. “Yok, o şahs-ı manevi” diyor. “Allah, Allah” diyorsun, hayretler içerisinde kalıyorsun. Bak, “Peygamberimiz (s.a.v.) mucize gösterdi” diyorsun, “Bu olay oldu” diyorsun. “Çay, kahve içer misin? Ne anlatayım sana?” diyor. “Peygamber (s.a.v.), bak mucize göstermiş” diyorsun. “1400 sene öncesinden söylemiş, aynısıyla çıkmış” diyorsun. “Nerede yazıyor? Göster” diyor. “Haa. Ama bugün de havalar çok soğudu” diyor. Yani hipnozun etkisindeler, inanılır gibi değil çok büyük mucize oluyor.
Mesela diyor ki İmam Rabbani; “Hz. Mehdi (a.s.), Peygamberimiz (s.a.v.)’den 1000 yıl sonra gelecek, 1000 küsur yıl sonra”. Bakıyor adam diyor ki; “Burada 3000 yazıyor” diyor. “1000” diyorsun, bak “Rakam olarak yazıyor”. “Yok” diyor, “Orada 3000 yazıyor” diyor. Büyünün etkisinde, hipnozun etkisinde, haberi yok. Bak, bak, “sihir ve manyetizmanın nev'inden müthiş harikalara mazhar olan Deccal ise” diyor Bediüzzaman. O yüzden İslam alemini toparlamak mümkün olmuyor. Onun için Mesih’in gelişi bekleniyor. Mesih’ten başka da bunu çözemiyorlar. Yani Hz. Mehdi (a.s.) ilerliyor, gelişme gösteriyor. İslam alemini bir araya getiriyor, toparlıyor. Ama hipnoz devam ediyor insanlarda. Mesela Hristiyan alemi, adamlar koskoca adam, profesör “Hz. İsa (a.s.) kimdir?” diyorsun. “Allah’tır” diyor. Haşa. La havle ve la kuvvete illa billah. Kardeşim deli misin sen? Uyuyor Hz. İsa (a.s.), yemek yiyor, doğal ihtiyaçları var, Allah’a dua ediyor, Allah’ın birliğinden bahsediyor. Nasıl Allah olur? “Yok” diyor, “Alenen biliyorum o Allah” diyor haşa. Kardeşim, profesör, doçentler falan on binlerce, yüz binlerce insan, gözünün içine baka baka bunu söylüyor hipnoz halindeler, hipnoz kalksa kafası berraklaşacak. Olacak iş mi bu? Sırf İncil’e bile baksa yine anlar. Çok net, insan Allah olur mu? Değil mi, uçsuz bucaksız evrende gariban bir varlıktır insan? Etten kemikten olmuş bir varlık Allah’ın kuludur Hz. İsa (a.s.). Allah sorguluyor Cenab-ı Allah ahirette, “Sen mi söyledin İsa” diyor “Böyle Allah olduğunu kendinin” diyor. “Haşa” diyor Hz. İsa (a.s.), “Ben öyle bir şey söylemişsem Sen bilmişsindir” diyor. Hakkı söylediğini belirtiyor, hakkı ve doğruyu söylediğini belirtiyor. Öyle bir şey söylemediğini söylüyor. Allah biliyor ama insanlara ibret olsun gibisinden onu orada sorguluyor, güzellik olsun diye. Bu hipnoza karşı dua edelim, Müslümanlar, bu hipnozun kırılması için. Deccalin hipnozuna karşı en güzel şey duadır. Çünkü o da şeytana yakararak bunu elde ediyor. Şeytanla bağlantı yaparak bunu elde ediyor. Yani bir emir komuta zinciri içerisinde şu an sistem, deccaliyet. Ve mazlum insanları hipnoz altına soktu. İnsanlar hissediyorlar beyinlerinde bir ağırlık şeklinde bir garip put şeklinde bu hissediliyordur. Yani hemen hemen herkes hisseder. Yani bir de birden uyanır gibi bir berraklık meydana gelir. İşte bu, Hz. İsa Mesih (a.s.) zamanında olacak. İnsanlar birden uyanıyorlar. “Çok açık” diyor “Bediüzzaman’ın açıklaması burada”, “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” diyor, “Tek şahıs olarak belirtiyor” diyor. O zaman anlıyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerini o zaman çok daha net anlayacaklar. Mehdiyetin nuruyla şu an o deccalin büyüsü kısmen kırılıyor. Tam anlamıyla değil. Hz. Mehdi (a.s.)’da işte onu kırarak ilerliyor o büyü ve hipnozu. Hz. Mehdi (a.s.)’daki o nuraniyette onu yakıyor işte. Yani antideccaldir Hz.Mehdi (a.s.), anti şeytandır yani. Şeytan yanar Hz. Mehdi (a.s.)’ın karşısında duramaz. Deccal de yanar. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “Benim zamanımda olsa hemen bitirirm işini” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ama ileride gelecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) inşaAllah. Yani ruhaniyetiyle yakar, nuruyla yakar. Etkisi olmuyor. Ama Cenab-ı Allah Hz. Mehdi (a.s.)’a zemin olsun diye bu sistemi tam kaldırmıyor Allah bu hipnozu. Çünkü Mehdiyet bunun içerisinde ilerliyor. Aynı zamanda bu Mehdiyet için de bir örtü olmuş oluyor. Yani bu meydana gelen hipnozun içerisinde Hz. Mehdi (a.s.) sezilmemiş oluyor. İşte diyor ya, “İmanın nuruyla fark edilir” diyor ya Bediüzzaman. O hipnozdan dolayı Müslümanlar fark edemiyorlar. Yani deccalin meydana getirdiği hipnozdan dolayı. O hipnozu delenler Hz. Mehdi (a.s.)’ı çok berrak görüyorlar. Hemen anlıyor. “Çok açık” diyor, “Allahüalem o” diyor yani hissediyorlar. “İmanın nuruyla” dediği Bediüzzaman’ın işte bu. İmanın nuru yakıcı etki yapıyor. Yani büyüyü ve hipnozu deler, yani şeytanı yakar, yıkar, şeytanın etkisini ezen bir şey. Mesela mümin feraset gözüyle baktığında gözüyle, mesela Hz. Mehdi (a.s.)’ın gözü yakar şeytanı. Bakışı yakar. Yani nereye bakarsa yakar öyle özelliği var onun için yanına yanaşamıyor çevresine şeytan. Öyledir yanaşsa da yanar yani. İnşaAllah. “İmanın nuruyla” diyor bak, Hz. İsa (a.s.)’da da Bediüzzaman “Yakın talebeleri ve havas” diyor. Yani “Seçkin, imanlı talebeleri, imanın nuruyla onu tanırlar” diyor. Büyü onlardan kalkmış oluyor, hipnoz üzerlerinden kalkmış oluyor. Anlaşıldı mı?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Bir nevi büyü, şeytanın etkisiyle meydana gelen bir nevi büyü. Şeytanı kullanıyor deccal. İnsanların beyinlerine etki ediyor şeytanlar. Çünkü çok fazla sayıda olduğu için şeytan, insanlara hulul etme konusunda sorunları yok şeytanların. Hemen içine giriverir insanın, beyinlerine hemen dalar. Fakat etkisi zayıf oluyor. Hipnozdayken dikkat dağınıklığı, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü meydana getiriyor. O şekilde insanlar dikkatini veremiyorlar, anlayamıyorlar. Çok şiddetli değildir etkisi, bak konsantrasyon güçlüğü, dikkat dağınıklığı ve unutkanlık, “Şeytan bana unutturdu” diyor Kuran’da ayette. Görüyorsun değil mi “Şeytan bana unutturdu”.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:O ayette işte kastedilen budur. Şeytanın insanda meydana getirdiği hipnoz etkisi. Beyinde meydana getirdiği hipnoz etkisi. Ama çok iyi irade kullanılırsa imanın nuruyla o etki de aşılıyor. Müslümanlar bu perdeyi yırtıp geçmek durumundalar, hipnoza karşı en güzel çözümlerden birisi de telkindir. Çünkü şeytan telkinle yapıyor, vahyediyor insanların beynine. Mesela “uyu” diyor adamı uyutuyor. “Bitkinleş” diyor bitkinleştiriyor. “Unut” diyor unutturuyor. Bir konuya dikkatini verdiğinde, “dikkatini dağıt” diyor. “Dikkatini verme, o konuya inanma, öyle bir şey yok” diyor, “inanma” diyor. O telkinle şahıs onun etkisine giriyor, şeytanın etkisine giriyor. Ama deccalin emriyle yapıyor bunu şeytan. Ama şimdi karşı telkin, bizim yaptığımız işte karşı telkindir. Biz de diyoruz ki; “Konsantre olun, dikkatinizi verin”. Bak, tekrar tekrar anlatıyorum. Diyorum ki bakın; “Ta Ahir Zamanda hayatın geniş dairesinde” şimdi o hipnozu delmiş oluyoruz. Tekrarlar hipnozu deler. Biz de karşı atak yaparak şeytanın yaptığı hipnozu yıkmış oluyoruz. Yıkmaya gayret ediyoruz. Yıktıkça insanların açılıyor dikkati. Dikkat kapama özelliği vardır şeytanın. Onun için Allah der ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Dikkat edin” der Allah “Dikkat edin”. Allah emrediyor ya “Dikkat edin” şeytan ne yapıyor? “O zaman ben de dikkati bozayım” diyor. Allah’ın dediğinin tam tersini yapar şeytan. Anlaşıldı mı? “Madem dikkat edin dedi Cenab-ı Allah, bende dikkati bozayım”. Mesela Cenab-ı Allah, “Görmezler mi?” diyor. O görme dikkatini dağıtır şeytan da. Görmezler mi? Diyor ki Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınıyorum; “Nefsinizde ve dış ufuklarda ayetlerimi göstereceğim” diyor şeytandan Allah’a sığınıyorum, Cenab-ı Allah’tan bir uyarıdır bizlere. Bak, “Dış ufuklarda ve nefsinizde ayetlerimi göstereceğim. Siz de görüp, bilip, tanıyacaksınız”. Şimdi hem Kuran’ın mucizelerini görüyoruz hem Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sözlerinin ayınısının çıkmasını görüyoruz mucize olarak. Ama işte bu tanımanın yolunu gösteriyor Allah, “Dikkat edin” diyor. “Görmezler mi?” diyor. Allah feraset ve basiret istiyor ve Müslümanda da feraset ve basiret oluyor. Şeytanın yaptığı da feraset ve basireti bağlamak ve kapatmak üstüne oluyor.
Mesela derler ki insanlar, “Basiretim bağlandı” derler. Şeytanın etkisiyle olur. O bir hipnozdur. Mesela çok açık bir şeyi yapamaz. “Basiretim bağlandı” diyor değil mi? Alıp bir yerden kenara koysa adam kurtulacak yapamıyor, kader öyle olduğu için, Allah’ın hikmeti basireti bağlanıyor. Şeytan doğrudan beyni hedef aldığı için Müslüman da ancak dua ile, Allah’a sığınarak, Allah’a tevekkül ederek, çok samimi olarak ve kararlı bir irade göstererek deccalin hipnozundan çıkabiliyor. Öbür türlü çıkamaz. Öbür türlü zaten sürekli hipnozu takviye edecek bir hipnoz sistemi var.
Mesela habire şahs-ı manevi hipnozu yapılıyor, habire şahs-ı manevi. Adamın aklı kapanıyor o zaman o yönüyle yani göremiyor artık. Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda, “1400 sene sonra gelecek bir hakikat” diyor. Artık yazmış, “1400 sene sonra” diyor. Bak kaç tane harften oluşuyor. B, İ, N değil mi? Onu göremiyor. Kapanıyor basireti kapanıyor. Diyor ki Bediüzzaman; “Bir asır sonra gelecek o zat”, bak “Bir asır sonra gelecek o zat” bunu da yine göremiyor. “Bir asır” artık “Yüzyıl sonra” diyor net. “O zat” diyor. Hepsini şahs-ı manevi olarak görüyor hipnozun etkisiyle. Ve yoğun hipnoz yapıyorlar diğer insanlarada farkına varmadan. Farkına varmıyor haberi bile yok. Yani sorsan gayet muttaki hayırlı bir şey yaptığını kanaatinde oluyor, hakikaten samimi olarak farkında değil. Düşünmediği için farkına varmıyor.
Evet Oktar Hocam şimdi sen anlat bir şeyler.
OKTAR BABUNA:Unutmakla ilgili ayet okuyorum Hocam, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve: "Biz hristiyanlarız" diyenlerden kesin söz (misak) almıştık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık. Allah, yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir.”
ADNAN OKTAR:Bak mesela unutmuşlar. Şeytanın etkisiyle unutuyorlar. Hipnozdur bu. Yani telkin yapıyor şeytan, unutuyor. Mesela adam çok iyi aklında olan bir şeyi unutur eğer dikkatini veremezse. Onun için Allah ona çözüm olarak “Dikkat” diyor yani zihnin yorulması gerekiyor. Çok iyi dikkat verilmesi ve keskin olarak konsantrasyon gerekiyor. Keskin bir konsantrasyon gerekiyor. Tembellik ettin mi, zaten insanın dikkati dağılmaya müsait olduğu için şeytan insanın o zayıf damarını kullanıp ona onu unutturuyor. Çok rahat elde ediyor bunu, dağılıyor adam inşaAllah.
OKTAR BABUNA:O ayeti okuyorum inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “(Genç yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı Şeytan'dan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu."
ADNAN OKTAR:Bak şeytan hipnozla unutturuyor. Yani bak şeytan diyor, ayet zaten o, Kuran ayeti. Allah söylüyor. Değil mi? Şeytanın ona onu unutturduğunu söylüyor. Şeytanın böyle bir etkisi vardır. Zihin dağınıklığı meydana getiriyor. Mesela biz hayretler içinde kalıyoruz Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu kadar alametleri varken, İslam Birliği bu kadar ilerliyor, İttihad-ı İslam olsa Müslümanlar hemen kurtulacak, oralı dahi olmuyor adamlar. Oralı dahi olmuyor, muhattap dahi olmuyor. Böyle bir konu dahi yok. Ama bas bas bağırıyor acıdan, inliyor, ızdırap çektiğini söylüyor, süründüğünü söylüyor, mahvolduğunu söylüyor. Kardeşim diyoruz artık ilacı tam karşısına koyuyoruz. Tam yüzünün karşısına, göremiyor. “Bak, hemen kurtulacaksın bunu yaptığında” diyoruz “Hemen kurtulacaksın”. Göremiyor. İşte Ahir Zamanın harikası budur. Olay budur yani. Şu an bu devam ediyor. İnsanlar dikkat ederlerse çevrelerinde de bunu açık açık hissederler. Yani müthiş bir şaşkınlığa sebep oluyor bu, hayret edecek şekilde.
Zaman algısı da değişti. Zaman müthiş süratli geçiyor. Yine bu Ahir Zamanın özelliğidir. Mesela haftalar gün gibi geçiyor. Mesela şimdi pazar bakın bir daha ki pazar ne kadar süratli geliyor. Göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Ahir Zaman her yönüyle harikadır. Sonra zaman normale dönecek bir süre sonra, bu da çok büyük bir mucizedir. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde de normale dönüyor. Makul akmaya başlıyor ondan sonra.
Mesela bak, Sikke-i Tasdik-i Gaybi sayfa 138, Bediüzzaman ne söylüyor? Bak o hipnozu kırmak için Bediüzzaman acayip vurgular yapmış. Yani hiç kaçamayacakları hale getirmiş. Yani bir de mazallah, bu kadar aleni yazmasaydı ne olacaktı, bir düşünün. Bak bu kadar aleni yazmasına rağmen hipnoz devam ediyor. Bakın “Ta Ahir Zamanda” hipnozun etkisiyle insan bunu nasıl anlıyor? Bediüzzaman’ın zamanında diye anlıyor. “Hayatın geniş dairesinde”, “Hayatın geniş dairesi işte şehirlerin genişlemesi” diyor, “Binaların genişlemesi o kastediliyor” diyor. Yani internetin, televizyonların, radyoların genişlemesi olarak almıyor. Demokrasinin oturması olarak almıyor. Bakın Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri”, “Burada” diyor, “Yanlış bir şey yok” diyor, “Asıl sahiplerinden bahsediyor” diyor. “Yani” diyor Bediüzzaman, “Yani” hipnozu kıracak bir sözdür. Yani, anlaşılması için, “Yani” deyince insan dikkat kesilir değil mi? Ne demek istiyorsun yani der değil mi adam? “Yani” diyor, “Yani Mehdi” bu kelimede hipnozun bozulması lazım, bozulmuyor. “Ve” ilave yapıyor bak, “Ve” kelimeside hipnoz bozucu özellikte. “Ve şakirtleri (talebeleri)” buda kalabalık bir insan topluluğunu oluşturuyor, bu da bozmuyor. “Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir” diyor bu da bozmuyor hipnozu. “O daireyi genişletir” diyor o da bozmuyor. Yani mevcut daireyi, “Risale-i Nur dairesini genişletir” diyor. Kişi ve kişiler, “Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri genişletir” diyor. “Ve o tohumlar sümbüllenir” diyor bak tohuma benzetiyor diyor ki, “sümbüllenir” kafasında o hipnoz kırılsın. Yani tohum nasıl açar, temsille anlatıyor ki temsiller hem unutkanlığı kırar, hem dikkati açar, hem de hipnoz kırıcı özelliği vardır. Bak, “O tohumlar sümbüllenir, açar” diyor. Sümbül insanın gözünün önüne geliyor, yerde bir tohum var açmış sümbüllenmiş. “Siz bir tohumsunuz” diyor, “Sümbülleneceksiniz” Hz. Mehdi (a.s.) devrinde, “Bizler de kabrimizde” bak özellikle diyor kabirde “Ben ölü olacağım” diyor. “Kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz”. Şimdi sen gidip oku hipnoz olan bir insana, “Burada alenen şahs-ı manevi anlatılmış. Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceği anlatılmıyor burada” diyor, maşaAllah. Hayret edilecek şeydir, her şeyi yaratan Allah, harikadır. Görüyor musun şeytanın gücünü? Tabii çok büyük bir mucize. Deccaliyetin gücünü görüyor musun? Peki kardeşimizin haberi var mı? Asla hiçbir şekilde haberi yok. Deccaliyet hipnoz yapmış, ama bütün dünyayı kapsayacak şekilde yapıyor deccal hipnozu yaparken, yani millet zannediyor ki deccal gelir adamla karşılaştığında hipnoz yapar, öyle bir şey yok. Bütün dünyayı kapsayacak şekilde yapıyor. Şeytanı çağırıyorlar. Şeytanın bütün ordularını ayaklandırıyor hepsi. Deccal şeytanın emrinde oluyor. Şeytan da decalin emrinde oluyor, ikisi birbirinin emrinde. Yani Allah diyor “Bir kabuk gibi bağlatırız” diyor, aynı zamanda deccal için söylenmiş bir sözdür. Deccalin her tarafını şeytan kaplamış oluyor. O, “Gidin” diyor, “Darwinizmi, materyalizmi anlatın” diyor. Çünkü deccal nasıl anlasın? Allah’a inancı nasıl ortadan kaldıracak? Bir dine ihtiyacı var şeytanın. Deccalin bir dine ihtiyacı var. Dine karşı dinle mücadele edilir. Onların inancına göre değil mi? Ama makul inandırıcı bir din olması gerekiyor. O zaman ne yapalım? “Bilime dayandıralım” diyor, “Sahte bilime dayandıralım ki insanları ikna edebilelim” diyor. “Formüller sunalım, çeşitli sahte çizimler yapalım, sahte fotoğraflar gösterelim, sahte formülleri geliştirelim, anlatalım, bir çok kişiye telkin ettirelim ve bu şekilde bunu elde edelim” diyor şeytan. “Haydi bakalım dünyaya dağılın” diyor. Adam deccalin emri olduğu için şeytan ona hemen uyuyor. Ve bu netice meydana geliyor. Yapanların haberleri bile yok. Farkında bile değiller.
Ne yapalım bir ara mı verelim? Evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
SUNUCU:Yayınımıza kısa bir aradan sonra devam ediyoruz.
SUNUCU:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Evet Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bir yazısı vardı Hasan Celal Güzel’in Hocam, “Sen çok yaşa Erbakan Hoca” diye başlıklı Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
OKTAR BABUNA:Burada Vatan Gazetesi’nde yazılan bu yazıda Erbakan Hoca ile ilgili eskiye dair bir hatasını aktarmış ve aynı zamanda da bazı güzel olmayan ifadelerde bulunmuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Hasan Celal Hocamız iyi insandır, güzel insandır, öyle bir şey yapmaz. Sen oku bakayım. Ben tevil edeyim onu açıklayayım.
OKTAR BABUNA:“Kurtulmuş ve arkadaşları SP’den istifa ederek Erbakan Hoca’nın ve arkaik yani modası geçmiş eski ekibinin hegomanyasından kurtuldular. Doğrusu, 85 yaşında, beli iki kat bir pîr-i fâninin, bitmez tükenmez politik hırsı karşısında parmak ısırmamak mümkün değil” diyor.
ADNAN OKTAR:Hasan Celal Güzel Hocamız mı demiş? Ben onunla konuşurum, o yazıyı düzeltir. İnşaAllah. Oradaki hatayı, yanlışlığı anlatırım ikna olur o, onu söyleyecek bir insan değil. Çok çok acayip olur, öyle bir şey yapacak bir kişiliği yok. Çünkü acı çekmiş, çile çekmiş bir insan, zorluklardan geçmiş bir insan. O da dava adamı, yarın bir gün o yaşlansa Erbakan’a yapılan muamele ona yapılsa ben yeri yerinden oynatırım, yine aynı tavrı gösteririm. Dolayısıyla yani bu üslubu ben Hasan Celal Hocamın sehven söylediğine inanıyorum. Bir daha ki inşaAllah görüşmemiz olursa o konuşmayı güzel hale getirdiğini göreceksiniz. Çünkü ben ona bir yazı göndereyim konuyu anlatan inşaAllah. Çok acı olur öbür türlü, böyle bir üslup, vicdanları yaralayan bir üslup olur. Ona da yakışmaz. Onu tashih edeceğini, düzelteceğini inşaAllah hep birlikte görürüz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu başlamış Hocam inşaAllah. Orada AKP Genel Başkanı Yardımcısı Hüseyin Çelik’in bir konuşması var. Film olarak da vardı Hocam göstereyim mi?
ADNAN OKTAR:Bakayım.
(Hüseyin Çelik’in Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’ndaki konuşması yayınlanıyor.)
OKTAR BABUNA:Aynı zamanda Bülent Arınç da Hocam konuşma yapmış.
ADNAN OKTAR:Bülent Arınç, onu da dinleyelim.
OKTAR BABUNA:Onun filmi yoktu ama link olarak vardı Hocam burada. “'Bediüzzaman'ın, Nurs Köyü’nde toprağa ektiği, İstanbul'da yeşerttiği, hapislerde, sürgünlerde büyük bir çınara dönüştürmeyi başardığı düşünce dünyası, bugün dünyanın bütün coğrafyalarına kök salmıştır'' demiş.
ADNAN OKTAR:Bak ne diyor? Dikkat et bak. ''Bediüzzaman'ın, Nurs Köyü’nde toprağa ektiği, İstanbul'da yeşerttiği, hapislerde, sürgünlerde büyük bir çınara dönüştürmeyi başardığı düşünce dünyası, bugün dünyanın bütün coğrafyalarına kök salmıştır''.
Şimdi Said Nursi Hazretleri yaşlandı, o devre gidelim. Urfa’ya geliyor. Ne diyor o zamanki Bakan? “Kardeşim Urfa’ya sokmayın” bir. İkincisi diyor ki oradaki mülki kişi, mülki amir olan kişi; “Efendim” diyor “Araba yok” diyor “Nasıl yapsak acaba?” diyor. “Çöp arabasına koyup götürün” diyor. Şimdi Erbakan’a yapılan muameleye bir bakın, Bediüzaman’a yapılan muameleye bir bakın. Bediüzzaman’ın güçlü günlerinde, sağlıklı bir gününde onu ona söyleyemezdi o kişi, söyleyemezdi. Yani kanunla, hukukla onu yuttururdu o lafı ona, ta midesinin ortasına kadar yuttururdu. Ama pir-i fani yaşlı bir insana orada gücü yetti kendince. Anlaşıldı mı? Allah, o mübareği şehit etti, yanına aldı inşaAllah. Şimdi bakın Bediüzzaman’a yapılanlarla Erbakan’a yapılanlar arasında pek bir fark yok, aynısıdır. Erbakan da büyük bir imanlı gençlik kitlesini yetişmesine vesile olmuştur. Vatanı, milletini seven, bayrağını seven, aydın, aklı başında, mukaddesatçı gençliği yetiştirmiştir. Bülent Arınç da onun talebesidir, Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi de onun talebesidir, ben de onun talebisiyim. Binlerce, on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca insan onun talebesi, o yetiştirdi. Siyaseti de öğreten odur. Ilımlı siyaseti öğreten de odur. Tabii Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi’yi o yetiştirdi. Onun talebesidir. AKP’nin kilit noktalarında olan bütün kişiler, hepsini yetiştiren yine Erbakan’dır. Şefkatli olmayı, merhametli olmayı, akılcı konuşmayı, devlet yanlısı olmayı, devleti koruyup kollamayı, Atatürkçü çizgide olmayı, aydın ve ilerici olmayı, Allah’ı, dini sevmeyi, mukaddesatı sevmeyi, Büyük Türkiye azmini, Türk İslam Birliği düşüncesini hepsini öğreten Erbakan’dır. Şu an yapılan muamele nedir? Çok ayıp, çok ayıp, hem ayıp, hem günah. Bir de yapamayacakları bir şeye yeltenmesinler. Yani Erbakan onlara çok büyük gelir. Çok çok büyük gelir. Yani altında ezilirler. Ayıp yapıyorlar. Akıllarını başlarına alsınlar, nezaketli, saygılı, nezih bir üsluba dönüştürsünler. Yani Aydın Doğan bandonun başına geçti, haydi bakalım ondan sonra oyun havası. Olmaz. Burada, bu bandonun içerisinde yer almak yakışmaz. Hasan Celal Güzel’e de yakıştıramadım. Çok değerli bir insan, sehven söylediğine inanıyorum. İnşaAllah tashih edecek güzel bir üslup kullanır. Çünkü çilelerin, acıların insanı ve o da bir dava adamıdır, o da Allah’a, dine, mukaddesata hizmet için kendini adamış bir insandır. Şimdi orada sen onu yaparsan. Yarın öbür gün sen yaşlandığında sana kim ne yapmaz. Gücünü kaybedersen, şimdi Vatan’da yazabiliyorsun. Sana gün gelir Vatan’da yazı yazdırmazlar. Şimdi o zaman insanın aklına o zaman çok kötü şüpheler gelir. Vatan Gazetesi’nde acaba niye yazı yazdırıyorlar derler? İnsanın aklına bu gelir. Aydın Doğan’ın Gazetesi orası. Bizi ona karşı sevgiden soğutmak mı istiyorlar? Hasan Celal Güzel’i de mi bizdendir, Aydın Doğan’dan tarafadır gibi mi göstermek istiyorlar? Biz bunu kabul etmiyoruz. Buna gelmesin, bu olaya gelmesin. O ona yakışmaz. Yani sözünü tashih edecek güzel bir üsluba dönüştürsün. Yani bir adama durduk yerde Vatan Gazetesi’nde yazı yazdırmazlar. Bak, Hasan Celal Güzel ağabeyimiz, büyüğümüz, değerli kardeşimiz bunu bilsin, yapmasın Allah rızası için. Oradaki o dedeye de, Darwinist dedeye de durduk yere yazı yazdırmıyorlar. Değil mi? Bazı yetenekleri olması lazım yazı yazması için, bazı özellikleri olması lazım. Allah rızası için yapmasın. Bak biz onu seviyoruz. Halen de büyüğümüz, değerli bir abimiz, Allah rızası için bunu tashih etsin, düzeltsin. Yani çok rencide olduk. Hiç yakışmamış ona hiç. Bunun sonu nereye varır. Aydın Doğan üfleyecek, güm inecek olmaz öyle şey. Ve niye başka gazetelerde çıkmıyor da kardeşim sürekli Aydın Doğan’ın takımında çıkıyor bu işler. Turgut Özal’ın, rahmetlinin vefatı cinayettir. Çocukları, hanımı, hepsi ayaklandılar dediler ki; “Biz daha önce söyleyemedik iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün tehlikeli yapısından dolayı başımıza bir iş gelmesin diye söyleyemedik ama şu an demokrasi ortamı var söylüyoruz. Babamız cinayetle öldürüldü” diyorlar. “Ve devlet bunu halletsin katilleri bulsun” diyorlar. Haydi, Hocanın ekip, Aydın Doğan’ın “Haydi bakalım” dedi. Toptan kardeşim, bir kişi, iki kişi, üç kişi eksik değil yani tam kadro, koro halinde şarkı söylüyorlar, koro halinde, “Konuyu kapatın”, “Konuyu kapatın”. Kapatmayacağız, savcılık olaya el koymuştur. Niye kapatalım ki, niye telaş ediyorsunuz ki? Niye rahatsız oldunuz ki? Kardeşim hassas olunan konulara bak, Erbakan ve Turgut Özal’ın cinayeti. Konuların hassasiyetteki seçilen yerlere bak sen. Çok acayip bir durum var yani. Bunların hiçbirine nefes aldırmayacağız. Akılla, bilgiyle, sevgiyle, şefkatle, bu sıcak Anadolu ruhu, Türkiyemiz’in bu güzel ahlak yapısını bozdurtmayız. Deccalin üfürümüne hidrojen bombasıyla karşılık vereceğiz inşaAllah. Deccalin beynini patlattık beynini.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Hodri meydan” diyoruz deccale. Deccalin etkilemeye çalıştığı vatandaşlarımızı da deccalin elinden kurtaracağız inşaAllah.
“Bir bilgi olarak Vatan’a yeni geçmiş Hocam Hasan Celal Güzel. İkinci ya da üçüncü yazısıymış. Önce Radikal’de yazıyormuş,” o da Aydın Doğan’ın gerçi, öyle o şekilde.
Yani şimdi yakışmadı. Bizi çok çok tedirgin eden bir şey bu, adama durduk yerde “Gel yanıma” demez, “Gel seni bir alnından öpeyim” demez. Değil mi? Aydın Doğan bir adamın alnından öptüyse bir şey vardır yani. Yapmasın, etmesin. Yani çok güzel şerefli bir mazisi var, geçmişi var.
“Selamlar Hocam.” Aleyküm selam. Hocam daha önceki Genel Kurul’da Erbakan Hocamız partinin başına oğlunu getirmek istediğinde saltanat iddiaları ortaya atılınca bu yanlış algılamadan dolayı Milli Görüş tabanında sıkıntılara yol açılmaması için geri adım atıldı ve bu hayata geçirilmedi. Daha sonra Numan Kurtulmuş aday oldu ve malum gelişmelere hepimiz tanık olduk. Ben Milli Görüş tabanını yok etmeyi hedefleyen Baron ve ekibinin Erbakan Hocamızın oğlunu partinin başına getirmesini engelleyecek bir oyun oynadığına eminim. Neticede Hocamız Milli Görüş tabanını emin ellere teslim etmek istiyor ve bu bağlamda en çok güvenebileceğini düşündüğü oğlunu bu göreve getirmeye çalışması bir anormallik mi? Mili Görüş tabanı basında çıkan saltanat konularını nasıl algılamalıdır? Görüşleriniz bizim için çok önemli çünkü Numan Kurtulmuş’un gerçek yüzünü sizin sayenizde öğrendik.” Doğru söylüyorsun. “Milli Görüş tabanından kardeşiniz” diyor.
Şimdi ben Erbakan Hocamızın oğlu Fatih’i tanırım yani daha önce de görüştüm. Çok zeki, sevimli bir delikanlı, mazlumdur, ondan sonra çok iyi, acayip saygılıdır, hürmetkardır, biraz da çekingen böyle ondan sonra ama daha şimdi olgunlaşmış tabii biraz olgunlaşmış ama daha olgunlaşacak, daha var. Daha var ama çok çok güzel olur, Erbakan ismini bir daha duyarsak çok çok hoşumuza gider. Ama daha var. Biraz olgunlaşması lazım, daha olgunlaşması lazım, daha pişmesi lazım, o devlet terbiyesi ile bazı sırları böyle ruhuna alarak, bazı derinlikleri ruhuna alarak olgunlaşması lazım. O arada çok değerli bizim abilerimiz var. Çok büyük, güzel insanlar var. İnşaAllah, her biri birbirinden güzel, nur gibi değerli abilerimiz, kardeşim buradaki insanların hepsi zaten genel başkan olacak gibi insanlar, çok muhterem insanlar, Allah aşıkları, Allah’ın deli aşıkları, Allah aşkıyla coşmuş insanlar, Osmanlı’nın evlatları, efendim Kanuni’nin evlatları ve gayet sıcak bir ruhtur. İnşaAllah yeniden şu ev sohbetleri başlasın, bir gün bizi de çağırsınlar. Şöyle yerde bir oturalım, bir abimiz çıksın güzelce bir konuşma yapsın. Erbakan Hocamızın üslubuyla bize güzel Milli Görüş’ü anlatsın. Ağır Sanayi hamlesini anlatsın. O güzel günleri bir yad edelim. Çaylar da bir gelsin şöyle. Çok güzel insanlar, illa ki vardır. Ama şimdilik Fatih’e müsaade yok, Allahualem diyelim yani öyle görünüyor. Çünkü daha olgunlaşması gerekiyor. Ama inşaAllah olmasını çok isteriz. Muhterem kızları da inşaAllah, çok değerli, çok mücahide, çok nezih bir insan, hepsine Allah uzun ömür versin. Ama daha var Allahüalem, yani şahsi kanaatim. Ama çok şahane insanlar.
Mesela MHP’de öyle. Şu namaz olayı içim eridi içim. Dünden beri kendimde değilim yani acayip hoşuma gitti. O bir de mehter takımını görmedim mi süper oldu. Her ne derse desinler hiç alınmasın, hiçbir şey yok, gayet güzel, diyenlerde demesinler. Olmuyor yani, o olaya gitmiyor. Kardeşim öyle bir şey nasıl gösteriş olur. Cuma namazı nasıl gösteriş olur. Cuma namaza gidemeyiz o zaman biz. Bayram namazı gösteriş olur mu? Çok güzel yaptılar, anlamı da çok güzel, manası da çok güzel, başkaları da yapsın çok güzel. Yani başkasının önü kapalı değil ki. Değil mi güzel bir şey? Çok isabetli bir şey. Böyle şeylere, mesela Deniz Baykal Beyefendi, dinle imanla ilgili konuşmalar yaptı dediler ki “gösteriş”. Kardeşim yapmayın, etmeyin. O zaman insanların cesaretini kırarsınız. O zaman her namaz kılana şüphe gözüyle bakılır. Allah’tan her bahsedene şüphe gözüyle bakılır. “MaşaAllah” deyin, “Elhamdülillah” deyin gidip sarılın. Teşvik edin, şüphe gözüyle bakılır mı? O zaman kime hizmet etmiş olursunuz? Çok tehlikeli bir şey bu. İmani, Kurani her faaliyete “MaşaAllah” diyoruz. Hepsine “MaşaAllah” diyoruz. Türk İslam Birliği’ne bir adım attı mı “MaşaAllah”. İttihad-ı İslam’la ilgili bir adım attı mı “MaşaAllah”. Bak, Bediüzzaman ile ilgili güzel bir toplantı olmuş. Hüseyin Çelik Beyefendi’de konuşmuş, helal olsun. Helal süt emmiş MaşaAllah, cesaretle güzelce Bediüzzaman’ımıza sahip çıkmış Üstadımıza. Bir kısmı utanıyor. Bediüzzaman adını ağzına almaktan utanıyor. Biz de onlardan utanıyoruz. Biz de onların varlığından utanıyoruz. Bediüzzaman’dan utanandan da ben utanıyorum onların varlığından. Bediüzzaman bizim medar-ı iftiharımız, biz iftihar ederiz, inşaAllah. Evet. Başka ne var?
OKTAR BABUNA:Hocam Clinton’la ilgili bir haber var. “21. Yüzyılı belirleyeceksiniz” diyor ama bir haberde de, “Müslümanları anlamak için insanların Kuran okuması gerekiyor” demiş Clinton. “Müslümanları anlamak için insanların Kur'an okuması gerektiğini aktaran Clinton, "İnsanlar hangi koşullarda Kur'an-ı Kerim'in indiğini öğrenmeli. Neden Müslümanlar Hazreti Muhammed'e inanıyorlar? Neden Hıristiyanların papası gibi biri yok?" diyor.
ADNAN OKTAR:“Niye Hz. Mehdi (a.s.) çıkmıyor?” diyor. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın talebeleri ona söylemiş, o da bize söylüyor. “Niye duruyorsunuz?” diyor. Hz. İsa Mesih (a.s.) kol geziyor. Bak, “Siyasette” diyor Bediüzzaman “Görev yapacak”. Siyasette etkisini görüyor musunuz Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın? Bu insana bu sözü söyletmek ne demek? Kardeşim, Fransa’nın en önde gelen siyasetçilerine söyletiyor, Amerika’nın en önde gelenlerine, İngiltere’nin en önde gelen siyasetçilerine Kuran’ı savundurtuyor Hz. İsa Mesih (a.s.). Bu çok büyük bir görevdir, çok zor bir şeydir. Yani yetmiş yıl uğraşsan yapamazsın. Ama Hz. İsa Mesih (a.s.) yapıyor maşaAllah. Helal olsun. Ona da selam ediyoruz. Allah gücünü arttırsın, kuvvetini arttırsın. Güzelliğini arttırsın. En kısa sürede görüşmeyi, birbirimize sarılmayı nasip etsin inşaAllah. Bütün Müslümanlara inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir de Türkiye’ye de dikkat çekiyor Hocam. “21. Yüzyılı belirleyeceksiniz” diyor haberde.
ADNAN OKTAR:Hz. İsa Mesih (a.s.)’a, esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtuhu diyoruz.
OKTAR BABUNA:Esselâmu aleyküm Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ona selam gönderiyoruz.
OKTAR BABUNA:Selam olsun Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Erbakan Hocamızla ilgili konuştuk. Başka ne var?
OKTAR BABUNA:Roni Margulies Taraf’ta bir yazı yazmış Hocam, “İslam’ın ve Türk’ün altın çağı” diyor burada. Yazısında özetle şunu söylüyor Hocam. Yeni bir Osmanlı kurulma hayalinin gerçekçi olmadığını, yanlış temellere kurulduğunu söylüyor. Böyle bir özlemin olduğunu ama bunun yanlış olduğunu özetle söylüyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Osmanlı’nın aynısı olur mu? Tabii ki yepyeni modern bir Altınçağ olacaktır. Mehdiyet Çağı, Osmanlı ile alakası yok. Osmanlı yaşanmış bitmiş bir sistem. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Hz. Süleyman (a.s.) ve Zülkarneyn gibi dünyaya hakim olacak”. Hem Hz. Süleyman (a.s.) gibi dünyanın bütün güzelliklerini gösterecek hem Zülkarneyn’in bütün güzelliklerini gösterecek. Yani onda tecelli edecek. Yani onların özeti olacak Hz. Süleyman (a.s.) ve Zülkarneyn’in. Hz. Mehdi (a.s.) bütün peygamberlerin özetidir. Ama Hz. Süleyman (a.s.)’a çok benzeyecek. Zülkarneyn’e çok benzeyecek. İnşaAllah. Hz. Yusuf’a çok benzer mesela bir çok yönüyle benzer. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hıncal Uluç, Ömer Hayyam’dan bir alıntı yapmış Hocam, bir şiir “Toprak olup gitmişlere sorarsan, ha gavur olmuşsun, ha Müslüman. Kimler bu dünyada eğlenmemişse, ötekinde yalnız onlar pişman” gibi bir ifade kullanmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Ahirete gittiğinde konuyu anlayacak zaten şimdi böyle şey gibi gülüyor ama ne derler? Yani ilginç bir şekilde diyelim. Kaç yaşında bu zat?
OKTAR BABUNA:Bakayım Hocam? Bayağı bir yaşlı ama 70’in üzerinde olabilir.
ADNAN OKTAR:70’in üzerinde, Allah hayırlısı uzun ömür versin ama artık ömrünün son basamaklarına gelmiş her fani gibi inşaAllah. Öldüğünde Allah ona bu şiiri ona yeniden okutturur. Allah’ın huzurunda bir daha okur. Ve harf harf açıklayacak bunun ne anlama geldiğini Allah’a. O zaman konuyu niye bu hale getirdiğini, konuyu niye böyle düşündüm diye binlerce kere pişman olacaktır. “Onulmaz hasretler” diyor Allah. Bak, “Onulmaz hasretlere kapılacaklar” diyor. Yani kahredici bir hasret, “Keşke yapmasaydım” diye. “Keşke konuşmasaydım” diye. Allah ona onu satır satır okutacak inşaAllah. Ama Allah ömrünü uzun etsin inşaAllah. İnşaAllah hidayet bulur.
OKTAR BABUNA:71 yaşındaymış.
ADNAN OKTAR:Efendim?
OKTAR BABUNA:71 yaşındaymış.
ADNAN OKTAR:Yaş 70 derler. Ondan sonra olgunluk çağı gelmiş derler. Her fani gibi o da ölecek, hepimiz öleceğiz. Ahirete gittiğinde Allah’ın karşısında açıklayacak o şiiri inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir röportaj var Hocam burada Prof. Mehmet Akif Aydın’la İSAM Başkanı. Burada şöyle diyor Hocam; “İslam'da ise diğer dinlere karşı en azından belli bir müsamaha vardır. Özellikle Allah'a ibadet edilen mekanlara yani mabetlere hangi din çerçevesinde ibadet edilirse edilsin saygı vardır.” Burada Hocam “Haça menfi bakışımızın olduğu söylenemez” diyor. Yani Hristiyanlıktan bahsediyor. “Bir Hıristiyan eğer dinini tek hak din olarak görmezse aslında onun inancında problem vardır.” “Ben Müslüman olarak elbette Ayasofya'nın cami olmasını isterim. Ama eğer Ayasofya haftanın bütün günleri Müslümanların ibadetine açılacaksa, buna mukabil Pazar günleri Müslümanlara kapatılıp kilise olarak kullanılmasını gerektiriyorsa ben bir Müslüman olarak müze olmasından daha çok kabul edilir bulurum” diyor özetle yazının içerisinde. Ayrıca dinde zorlama olmadığını da söylemiş Hocam, Müslümanlıkta inancın samimi olmasının esas olduğunu, “Dinde zorlamanın olmaması da ister istemez diğer dinlerin mabetlerine de saygıyı beraberinde getirmektedir” diyor.
ADNAN OKTAR:Kim bu arkadaş?
OKTAR BABUNA:Prof. Mehmet Akif Aydın.
ADNAN OKTAR:Ben ilk defa görüyorum.
OKTAR BABUNA:İSAM başkanıymış Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani özetle ne anlatıyor? Ne anladın?
OKTAR BABUNA:Zorlama olmamasını, Hristiyanlara bakış açısını söylemiş, onlara musamaha ile bakmamız gerektiğini diğer mabetlere de saygı göstermemiz gerektiğini sadece bir yerde “Haça menfi bakışımızın olduğu söylenemez” demiş.
ADNAN OKTAR:Haçı Hz. İsa Mesih (a.s.) kırıyor, yani haç kalkacak inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bunu söylüyor. “Haçı kıracak, domuzu öldürecek ve cizyeyi kaldıracak” diyor Hz. İsa Mesih (a.s.) inşaAllah. Haçla ne işi var inanan bir insanın. Bir Hristiyan, gerçek bir Hristiyan Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı çok sevecek “La ilahe illallah” diyecek “Muhammeden Resulullah” diyecek. “Hz. İsa (a.s.)’da Allah’ın Peygamberidir” diyecek inşaAllah. İncil’deki açıklamada namaz var. Hristiyanlar namaz kılıyor. Allah ne diyor Kuran’da? “Namaz kılın” diyor. Namazlarını kılacaklar. Allah, “Oruç var” diyor. İncil’de de var oruç, oruç tutacaklar. “Zekat verin” diyecekler İncil’de de var, Kuran’da da var. Kuran emirleriyle, İncil emirleri aynı. Ama İncil’i tam doğru öğrenmek istiyorlarsa, Kuran’a tabi olmaları lazım. Hz. İsa (a.s.)’ı tam doğru öğrenmek istiyorlarsa yine Kuran’a tabi olmaları lazım. Çünkü İncil tahrif olmuş. Zaten kendileri de kabul ediyor, dört kitap var. Yüzlerce kitabın içerisinde dört tanesini seçmişler. Dördüde birbiriyle çelişik halde, yüzlerce İncil’in içerisinde. Belli ki ciddi bir tahrifat olmuş. Bak hiç tahrif olmamış İncil, Tevrat hepsi Kuran içerisindedir. Tahrif olmamış Tevrat’ı arayan Kuran’da bulacak, tahrif olmamış İncil’i arayan yine Kuran’da bulacak. Kuran’ın tasdik ettiği İncil’in bütün ayetleri geçerlidir. Kuran’ın tasdik ettiği bütün Tevrat ayetleri geçerlidir. Yani Tevrat ve İncil yoktur diye bir şey yok. Var, onlar kitaptır. Tahrif olmuş kısımları ayrıdır, tahrif olmamış kısımları ayrıdır. Mesela Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili Tevrat’ta çok uzun açıklamalar var tahrif olmamış olduğu gibi duruyor. Onu değiştirememişler. Mesela bak Mehdilikle de, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili birçok hadisi değiştirmişler ama onları değiştirmemişler. Onlar kalmış vaktimize kadar devam etmişler maşaAllah.
“BBP’ye flaş teklif”, “Numan Kurtulmuş Süleyman Soylu ile ittifak yapmak isteriz” diyor. Ne güzel maşaAllah. Çok iyi olur. Hasan Celal Güzel. Bütün kenarda duran, yanda duran bütün kardeşlerimiz bir araya gelsinler güzel bir ittifak oluştursunlar bu da çok hoş olur, bu da ayrı bir güzellik olur. Tabii. BBP’nin de çok güçlü olması gerekiyor o da bir güzelliktir. Anadolu’nun ruhunu çok güzel anlatan Müslüman ruhunu çok güzel anlatan bir siyasi partidir inşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, “Milli Gazete’nin alternatifi Yeni Devir olacak” diye bir haber var Hocam. Yeni gazete kurulması söz konusuymuş. “Genel Yayın Yönetmeni, Milli Gazete’den ayrılan Necdet Kutsal dün görevinden istifa etti. “Son Söz” başlığı altında veda yazısı yazan Kutsal ekibinin bundan sonra Yeni Devir Gazetesini yeniden hayata geçirileceği” belirtiliyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Yeni Devir, güzel. Ama inşaAllah, böyle Ehl-i Sünnet çizgisinde, büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgi dolu, şefkatli, merhametli, hoş bir çizgiye gelirler. Daha iyi olurlar, faydalı olur. Zenginlik olur, güzel olur.
OKTAR BABUNA:Bu hep sizin vurguladığınız konunun Hocam bir delil daha bugün yayınlandı. “ABD’den korkunç deney itirafı” diye “Amerika, 1940’larda bilimsel deney için yaklaşık 700 Guatemala vatandaşına izinleri olmadan cinsel hastalık bulaştırmış. Washington özür dilerken, Guatemala yönetimi “Bu bir insanlık suçu” dedi.” Bu, “Guatemala’da yapılan penisilin deneyleri sırasında, tutuklular ile akıl hastalarına bilinçli olarak frengi ve belsoğukluğu hastalıklarını bulaştırdığı için özür” dilemişler Hocam. “1932 ile 1972 yılları arasında, Amerika’nın Alabama eyaletinin, Tuskegee kasabasındaki 400 kadar frengi hastası siyahi çiftlik işçisine, tedavi uygulanmayıp düzenli olarak kanları alınarak hastalığın doğal ilerleme süreci gözlemlendi”. Deney yapmışlar Hocam bu şekilde insanlar üzerinde.
ADNAN OKTAR:İşte zenci olunca değer vermiyorlar o da Darwin’in insanlara verdiği çirkin bir bakış açısı. Darwin öğretti bunu, çünkü “Zenciler insan değildir” diyor Darwin. “Bir hayvan türüdür” diyor. “Gelişmemiş bir hayvan türüdür” diyor. “Beyaz ırk onu yok edecek” diyor. Adam açıkça söylüyor ve Türkler içinde aynı şeyi söylüyor. “Türk milleti de gelişmemiş” haşa “Bir hayvan ırkıdır” diyor. “Avrupa ırkı onları yok edecektir” diyor. Yani böyle akılsız, mantıksız, münasebetsiz bir çizgi içerisinde Darwin.
OKTAR BABUNA:Yine Hüseyin Çelik’in haberi vardı Hocam. Bediüzzaman kardeşliğin sembolü diye biraz önce filmini de seyrettik aynı açıklaması.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Başka ne var?
OKTAR BABUNA:Yine Bill Clinton’ın “Türkiye neden böyle yapıyor?”, “Amerika Birleşik Devletleri (ABD) eski Başkanı Bill Clinton, Türkiye'nin kendi bağımsız yönünü tayin ettiğini belirterek, batıdaki bazı şüphecilere rağmen uluslararası köprüler kurmaya çalıştığını söyledi. Gazze olayının bunun en somut örneği olduğunu aktaran Bill Clinton, "Siz adil olmayan muamelelere karşı çıkıyorsunuz. Türkiye kötü olayların cereyan etmesini engellemeye çalışıyor" demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Delikanlı da onun için Türkiye, maşaAllah. Haberlerin bu kadar mı Oktar?
OKTAR BABUNA:Sizin söylediğiniz bir konu vardı Hocam gerçekleşen, göstereyim mi onu?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Gaziantep Olay Tv’de, 31 Ağustos 2010’da diyorsunuz ki; “Siyasetçilerin kullandığı gergin üslubu izlemek de yorucu oluyor. En iyisi tek taraflı yatıştırıcı bir politika. Böyle gergin bir ortam bazı partililer tarafından isteniyor olabilir ama bu kısa dünyada, bu imtihan ortamında Allah'ın bizi duyduğunu, Allah'ın bizi gördüğünü bilirken, böyle bir üslup güzel olmaz. Liderler de imtihan oluyorlar, her tavırlarında her sözlerinden hesaba çekilecekler. Mülayamet her zaman iyidir.” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, bunu anlat inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bugün çıkan bir haberde, “Radikal nabız tutuyor. Yeni siyasi dil kalıcı olacak mı? Güzel hareketler bunlar”. “Türkiye referandum öncesi kutuplaşmayı aşma peşinde. Gül'ün yeni siyaset dili çağrısı ve Kılıçdaroğlu'nun jestleri dikkat çekti.İktidar ve muhalefet kurmayları da bundan memnun” haberi var Hocam inşaAllah. Tam dediğiniz yönde mülayemeti tavsiye etmiştiniz Allah’ın gördüğünü belirterek. O yönde bir çaba ve gelişme var Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hakikaten bugün televizyondaki konuşmalar da dikkatimi çekti. Çok sıcak ve sevecen bir üsluba dönüşmüş, üslup. Bana çocuklar gelmeden önce de söylediler. Mesela CHP, “Bundan sonra iyi şeylere karşı olumlu muhalefet yapacağız” diye açıklama yapmış CHP’den Hakkı Süha Okay, ondan sonra çok iyi, bayağı güzel. Hakikaten üsluplara da bu yansımış. Sayın Kılıçdaroğlu’nun üslubu da çok değişmiş sıcak, sevecen bir üsluba dönüşmüş. Bunlar hep hayır, çok güzel şeyler. Türk İslam Birliği’ne doğru gittiğimizin alametleri.
“Sayın Hocam Allah razı olsun. Şefkatinizden dolayı Hasan Celal Güzel vs. gibi isimlerin söylediklerini tevil ediyorsunuz. Şefkat ve merhamet gösteriyorsunuz. Ancak Türk İslam Birliği yaşanabilir, Türkiye yeniden Büyük Türkiye yani bir dünya idealini Sayın Erbakan Hocam ve siz sayın Hocam dışında açıktan savunan ve bu kadar aşikar hiçbir kişi yok. Allah güç ve iradenizi, ittifakınızı arttırsın. Ancak Hasan Celal Güzel ve vs. gibilerde de bu çabayı göremiyoruz.” İnşaAllah vardır. “Ancak dua edip ıslah olmalarını istiyoruz inşaAllah” diyor Ramazan.
Şimdi Ramazan kardeş, tabii bu insanlar kolay yetişmiyor. Hasan Celal Güzel hakikaten samimi bir insandır. Hep böyle fitneci, ters bir üslubu pek olmadı. Yani onu görmedik. Hep böyle haksızlığa, tersliklere karşı cesurca, samimi mücadele vermiş bir insan ama Erbakan Hocamıza bu sözünü ben ilk defa gördüm yani ilk defa böyle garip bir üslup gördüm, şaşırdım. Böyle bazen sehven insanın ağzından bir şey kaçabilir yani böyle bir şey var. Onun için düzeltme imkanı verilir. Yani bir açıklama imkanı verilir. Açıklama yapınca da konu biter kaldığımız yerden devam ederiz. Yani çünkü hep iyi niyetli gelen bir insan şu ana kadar. Haksızlıklara, tersliklere karşı cesurca samimi tavır koymuştur. Ama burada tabii şok olduk bu üsluba, çok şaşırdım, hayret verici. Üstelikte Vatan Gazetesi’nde. Yani olayın çapını 1 milyon misli daha arttırıyor. Yani herhangi bir gazeteye demeç verseydi bu kadar etkili olmazdı. Ama Vatan Gazetesi’nde, kendi köşesinde bunu söylemesi çok çok vahim. O yüzden tabii her halükarda, yok tevil yok burada tevil etmiyorum bunu söylemiş zaten. Nerede tevil var? Düzeltme talebimiz var. Tevil derken yani “Bunu söylememiştir” diyoruz. Söylememiştir diyebiliriz ama demiş artık bu belli inşaAllah. Her gelen habere biz “Ha öyle mi?” demeyiz. “Dememiştir” deriz. Ama dediği kesinleştiğinde düzeltme imkanı veririz. O tevil değildir. Tevilde adam söyler abuk subuk konuşur sen onu bambaşka bir şekle sokmaya çalışırsın. Böyle bir şey yapmadık. Hatasını izah ettim. Yanlış dedim, uzun uzun da anlattım. Fakat bunu düzeltmesini istiyoruz. Yani bu tashih, düzeltme. Tevil ayrıdır, tashih ayrıdır. Tashih edilmesi, düzeltilmesini istiyoruz inşaAllah. “Hasan Celal gibi kişilerde bu çabayı göremiyoruz.” Vardır tabii ki Hasan Celal Güzel’de bir çaba mutlaka vardır. Belki azdır ama mutlaka vardır. Yani yok diyemeyiz. Bir de, “Türk İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı bir tek Erbakan Hocam ve siz açıktan savunuyorsunuz” demişsin ama büyük bir kitle savunuyor öyle değil. Belki bizim sesimiz daha gür çıkıyor olabilir. Mesela MHP’lilerin tamamı savunuyor maşaAllah, BBP tamamı savunuyor. Yani resmen savunuyorlar, açık alenen savunuyorlar. AKP savunuyor. CHP’de öyle duruyor ama o da savunuyor. SP zaten savunuyor inşaAllah. O yüzden o da dar bir çizgi değil yanlış olur öyle dersek. İnşaAllah. Hatta birçok partiler. DYP bile savunur Türk İslam Birliği’ni. İnşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Türkiye bölgenin lider ülkesidir” diye bir haber var. “Karadeniz Kalkınma ve Ticaret Bankası Başkanı Andrey Kondakov, Türkiye'nin, komşularıyla kurduğu başarılı ticaret ve yatırım ilişkileri sonucu bölgenin lider ülkesi olduğunu” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Canım, herkes söylüyor tabii onu demese bile açık bir gerçek bu inşaAllah.
Bu Su Tv’nin sahibinin bir olayı varmış o nedir Oktar Hocam? Var mı öyle bir resim orada açıklama?
OKTAR BABUNA:Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Su Tv diye bir televizyon kanalı var, iyi güzel.
OKTAR BABUNA:Televizyon kanalı var. Yalçın Özdemir sahibi, başkanı.
ADNAN OKTAR:Yalçın Özdemir sahibi, evet nedir konu?
OKTAR BABUNA:Bir borcu vardı Hocam onun ödenmemesi konusu.
ADNAN OKTAR:Nedir o? Onu anlat.
OKTAR BABUNA:Bize olan borcunun dekontu da burada Hocam inşaAllah. Banka dekontu.
ADNAN OKTAR:Ne diyor? Ne yazıyor orada?
OKTAR BABUNA:Borcu olduğu halde ödemiyor.
ADNAN OKTAR:Ama ne yazıyor?
OKTAR BABUNA:Miktarlar yazıyor burada.
ADNAN OKTAR:Evet, benim bildiğim bir 15 milyar kadar. Bak arkadaşlarımıza demiş ki; “Sizle anlaşma yapalım” demiş. “Ben” işte, “Belirli bir süre kanalımda yayın hakkı tanıyacağım, kanalımı kiralayabilirisiniz” demiş. Ve arkadaşlardan peşin parasını almış 15 milyar kadar. Ondan sonra Hocamız çıkmış, neydi onun ismi? Bir daha bakayım.
OKTAR BABUNA:Yalçın Özdemir Hocam.
ADNAN OKTAR:Yalçın Özdemir evet. Ben tanımıyorum kendisini de. Ama ben çok samimiyetsiz buldum yani bunu. Çok acayip hem haramdır, hem ayıp, hem günahtır, hem de suçtur. Değil mi? Yani 15 milyar paranın üstüne böyle yatmış gibi bir görüntü verilmesi Yalçın Özdemir’e yakışmaz. Bu değerli arkadaşımız, arkadaşlarımızı mağdur etmemesi lazım. Hem günah, hem ayıp, hem çirkin değil mi? Çünkü bu para neyle kazanılıyor yani 15 milyar çok büyük bir para yani hiçbir gerekçe göstermeden parayı geri vermemesi ve “Vereceğim” dediği halde, söz verdiği halde, defalarca söz verdiği halde vermemesi ve arkadaşlarımız yanına gittiği halde, defalarca açıkladıkları halde onları oyalaması ona yakışmıyor. Bak dürüstlükten bahsediyor bu arkadaşımız, samimiyetten bahsediyor, iyilikten bahsediyor kanalında her daima dürüstlüğü esas aldığını söylüyor ki inşaAllah öyle olur. Ama bunu doğru uygulaması gerekiyor. Yakışık almıyor. Hem ayıp, hem günah.
OKTAR BABUNA:8 milyarmış Hocam tam rakamı.
ADNAN OKTAR:8 milyar. Tamam, yanlış olmuş olabilir benim aklımda kalan. 8 milyar da az para değil yani çok yazık yani. Çünkü onu kazanan insan kolay kazanamıyor onu. Değil mi? Emek emek kazanan bir insan. Arkadaşımıza yaptığı o yanlış tavrı, yanlış hareketi düzeltmesi lazım inşaAllah. Arkasından samimiyetten, dürüstlükten bahsedince biraz insanlar ona kuşkuyla bakarlar. Hakkıyla, helaliyle kazansın, o çok acayip bir şey değil mi? Birisinden alıp parayı, yapacağım, edeceğim diyorsun. Sonra vazgeçiyorsun. Tamam vazgeçebilirsin. Peki öde dediğinde, “Onu da ödemiyorum” diyorsun. O zaman niye söz veriyorsun? Sözünden döndün, tamam kabul, versene parasını adamın. Onu da “Vermiyorum” diyorsun. O zaman nereye gider Türkiye’nin hali böyle. Değil mi? Yakışır mı?
OKTAR BABUNA:Yakışmaz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii Müslüman Müslümana hakkı geçmiş oluyor. Günah. Bak aralarında sözleşme de yapmışlar anlaşmışlar da değil mi? Yani haram olduğu açık Allah o zaman onun ahirette hesabını sorar. Çok günah Müslüman Müslümana borç, hakikatten ihtiyacı olsa, perişan durumda olsa ödeyemese helal olsun. Ama böyle bir durumu yok adam zengin, maddi durumu yerinde, hiçbir sorunu yok. Gayet güzel işini gücünü yapabiliyor. Fakir olsa zaten çok ayıp, konuşmam dahi yani helal olsun.
OKTAR BABUNA:Biz şahit olduk Hocam.
ADNAN OKTAR:Helal olsun. Ödeyemiyorsa ödeyemiyordur adam gidip yakasına yapışamazsın. Değil mi? Ama imkanı varken birde dürüstlükten efendilikten, hak geçmesinden bahisle kanalında bir açılım yapıyor. Dürüstlüğü ön plana alıyor. Şimdi burada bir ikilem yaşanmış oluyor. Bu olmaz inşaAllah.
Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Siz bölücü teröre karşı şiddete başvuran tüm ideolojilere ve kan dökmeyi hedefleyenlere karşı onları etkisiz hale getirecek şekilde mücadele ediyorsunuz Hocam maşaAllah. Allah razı olsun. Bilimle ve sevgiyle inşaAllah. Bu Hz. Mehdi (a.s.)’ın öncüsü olarak sizde görünen özelliklerden biri Hocam maşaAllah, inşaAllah. Hadiste de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın hem şiddeti, hem de şiddetin felsefesini yok edeceği bildiriliyor. Okuyayım mı Hocam Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisini?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“Şeyh Tusi'nin Gaybet'i: "Sonra Hz. Mehdi (as)'ın yükselişi olacak... Allah onun (Hz. Mehdi (as)’nin) vasıtasıyla yalanları ortadan kaldıracaktır. onun (Hz. Mehdi (as) vasıtasıyla, şiddeti ortadan kaldıracaktır.”” Yani hem şiddeti, hem de şiddetin felsefesini ortadan kaldıracağını bildiriyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “O (Hz. Mehdi (as) boyunlarınızdaki esaret ayıbını kaldıracaktır.” Kitab-ül Gaybet. MaşaAllah Hocam. Siz öncüsü olarak bunu gerçekleştiriyorsunuz Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. Taha Suresi’ni açmışsın. 114. ayet şeytandan Allah’a sığınıyorum.
“Hak olan, biricik hükümdar olan Allah Yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme” yavaş yavaş düşünerek oku. “Ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır."” Biz de Cenab-ı Allah’tan rica ediyoruz, istirham ediyoruz ilmimizi arttırsın. İnşaAllah.
“Sonra” diyor Hz. Adem ile ilgili ayette açıklama yapıyor Cenab-ı Allah, “Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti. Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin.” Deccal Hz. Mehdi (a.s.)’a düşman oluyor. Değil mi? Şeytan Müslümanlara düşman oluyor.
“Hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir”. Bak, “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime” kim benim Mehdi’me “uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz” ebcedi 1982 yılını veriyor. Bir tane çıkıyor tarih 1982. Bak, “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir” bir mürşit, bir Mehdi. “Kim Benim hidayetime uyarsa” Allah’ın hidayetine uyarsa, Hz. Mehdi (a.s.)’da Allah’ın Hadi isminin tecellisi. Hz. Mehdi (a.s.)’a uyan hidayet bulmuş oluyor zaten. “Kim benim hidayetime uyarsa”, Hz. Mehdi (a.s.)’a uyarsa, Mehdi’me uyarsa şeklinde de yorumlayabiliriz. “Uyarsa artık o şaşırıp sapmaz” bak şaşırıp sapmaz. Şeytan ne yapıyor? Büyüyle insanları şaşırtıp saptırıyor. Deccal ne yapar? İnsanları şaşırtıp saptırır. Hz. Mehdi (a.s.)’a uyarsa şaşırıp sapmıyor. Allah’ın hidayetine uyarsa şaşırıp sapmıyor. Değil mi Hz. Mehdi (a.s.) antideccaldir. Bak, “şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz” deccal ne yapıyor? İnsanları mutsuz yapıyor, acı çektiriyor, korkutuyor, ağlatıyor, üzüyor, bunaltıyor, uyuşturucuya itiyor, alkole itiyor, intihara itiyor, kavgaya, anarşiye, teröre, her türlü rezilliğe itiyor. “Mutsuz olmaz”, yani Mehdiyet’e tabii olan, hidayete tabii olan mutsuz olmuyor.
Evet Yalçın Özdemir Beyefendi’den istirham ediyoruz, kardeşlerimize olan borcunu ödesin. Ayıp yapıyor, hem günahtır, hem ayıptır, hem yakışık almaz. Haram olur aksi haram olur. Helal kazançları kazanmış arkadaşlarımızın ya ücretini versin yahut o program kiralama sözleşmesine uysun. İkisinden birisini yapsın. Yani bak ikisini de kabul ediyoruz. Program kiralama sözlşmesini kabul ediyorsa iftiharla, olmuyorsa almışsın paralarını o zaman öde. O da yok, o da yok. O zaman ne olmuş oluyor? Tam anlamıyla haram olmuş olur. Değil mi? Ahirette hesabını veremez. İhtiyacı da yok, borçlu da değil. Değil mi? O zaman değil mi açıklaması yok bunun? Keşke borçlu olsaydı da helal etseydi arkadaşımız. Ama böyle bir durumu da yok. Onun için umarız bu eksik durumu düzeltir inşaAllah.
Evet, 114. ayet, Taha Suresi, 20. suredir. 124, Taha Suresi’nin 124. ayeti "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır” yani “Darwinist, materyalist düşünceyi geliştirirseniz” diyor Cenab-ı Allah, “Ateist düşünceyi geliştirirseniz, Beni anmazsanız, Bana sevgiden vazgeçerseniz, Allah korkusunu kaldırırsanız, size ekonomik kriz meydana getiririm” diyor Allah. “Nerede yaparsanız ekonomik kriz meydana getirim”. Bak Allah, “Artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır” bu kurtulamayacakları bir sistem oluyor, bak çırpınıyorlar şu an. Sebebini de bilmiyorlar. Ama kurtulamıyorlar ekonomik krizden. Bütün dünyayı ayaklandırdılar. Para bastılar, şunu yaptılar, bunu yaptılar, ne tedbir alsalar kurtulamıyorlar. Ve diyor ki Allah, “Bir tek onunla bırakmam” diyor Allah. “Hem ekonomik kriz meydana getiririm”, “Ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." Yani “Gözü görmeyecek yerde süründürerek haşrederim” diyor Allah. Yani, “Cehenneme sürüklerim” diyor. Ve "O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?" Orada bile bir pervasızlıkları var. Sen zaten evrime inanıyorsun. Mutasyonla gördüğünü iddia ediyorsun. “Mutasyonlar sonucu iki göz oluştu” diyorsun tesadüfen. “Ve tesadüfen birden görmeye başladım” diyorsun. Değil mi? “Mutasyonlar sonucu sinir beyne elektriği götürdü” diyorsun. Elektrik akımı da mutasyonlar sonucu bir ruh denen bir şey, mutasyon sonucu meydana gelen ruh, bak ruh da mutasyon sonucu meydana gelmiş ve “Mutasyon sonucu da renkli olarak tam renkli olarak üç boyutlu olarak görmeye başladım” diyorsun. Değil mi? Niye bununla çırpınıyorsun ki? Madem mutasyona inanıyorsun, işte orada da olmamış olduğunu düşün, değil mi o zaman. Yani tabii ki böyle düşünmesini istemeyiz de. Ama yani sapkınlıklarını vurgulamak açısından diyorum. Allah affetsin. Çünkü mutasyon bunu yapıyorsa, işte mutasyon da seni kör etmiş olsa ne yapacaktın? Mutasyona sen kesin inanıyorsun, saygı duyuyorsun sen mutasyona. Mutasyon sana görme kabiliyeti verdiği gibi kör yapma kabiliyeti de yok mu mutasyonun?
OKTAR BABUNA:Var.
ADNAN OKTAR:Kör yapmış olduğunu kabul et, ne çırpınıyorsun ki o zaman? Mutasyoncuların samimiyetsizliği de çok acayip. Allah hidayet versin hepsine. Tabii bunları temsil için söylüyoruz. Temsil için söylerken tabii anlamı biraz garip olabiliyor Allah affetsin. Evet. Bir dakikamız varmış.
SUNUCU:Yayınlarımızı 24 saat boyunca HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bildirebilirsiniz. Hocamızın tüm eserlerini HarunYahya.org ve HarunYahya.net adresinden ücretsiz indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv ve Malatya Tv’den takip edebilirsiniz. Yayınımıza gece 00.30’dan itibaren Samsun AKS Tv, Kayseri Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve ayrıca HarunYahya.Tv internet sitemizden kaldığımız yerden devam edeceğiz. İyi geceler inşaAllah.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...