SUNUCU:Yayınımıza Samsun AKS Tv, Kayseri Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, ayrıca HarunYahya.Tv internet sitemizden kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşaAllah. Hocam nasıl devam etmek istersiniz?
ADNAN OKTAR:Biz de her zaman olduğu gibi Hocamıza müracaat ediyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Hocam en has Nur talebelerinden olan Abdülkadir Badıllı, “Bediüzzaman’ın manen seyyid olduğunu ancak maddeten seyyid olduğuna dair ellerinde hiçbir delil olmadığını” ifade ediyor, okuyayım mı ifadesini Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“Üstad Hazretleri’nin bu mübarek ve namdar (nam salmış, ünlü) nurani silsile ve maddeten de mensubiyetini (maddeten mensup olduğu) bağlı oluşunu, bütün kalbimizle isteriz. Ancak gelecek tahliller de görüleceği üzere, Üstadın kat-i bir deyl (azca bir nesne) elimizde bulunmamaktadır” diyor inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Zaten bilinen bir şey o, yani Bediüzzaman Kürt asıllıdır, Selahaddin Eyyubi Hazretleri Kürt asıllıdır; birçok değerli mürşit, alim Kürt asıllıdır. İftihar ederiz, inşaAllah. Seyyidler de silsile olarak bilinir, bakıldığında hemen anlaşılır, inşaAllah. Said Nursi Hazretleri çok değerli hizmetler yaptı ve birçok düşüncenin, birçok fikir akımının temelini oluşturdu. Mesela bak, Necmettin Erbakan Hocamız da Said Nursi Hazretleri’nin manevi ikliminde yetişmiş, değerli bir insandır. Birçok kişi aynı şekilde. Mesela bak, Hüseyin Çelik konuşuyor televizyonda görüyorsunuz veyahut diğerleri konuşuyor, diğer siyasetçiler konuşuyor, çok büyük bir kitle Necmettin Erbakan Hocamız gibi Said Nursi Hazretlerinin manevi ikliminde yetişmişlerdir. Onun talebeleridirler. Ama tabii onlar da kaldıkları yerlerde büyük hizmetler yapmışlardır, devam ettirmişlerdir, o daireyi daha da genişletmişlerdir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Dün gece münafıklarla ilgili ayetleri çok hikmetli olarak açıkladınız Hocam. Sinsi yöntemlerini deşifre ettiniz, maşaAllah. Münafıklar ile ilgili ayetler okuyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Onlardan gelip kimi seni dinler, nitekim yanından çıkıp-gittikleri zaman ilim verilenlere derler ki: O biraz önce ne söyledi?” (Muhammed Suresi 16)
ADNAN OKTAR:Bu münafıkların detay üsluplarındandır. Münafıklar özel bir dil kullanırlar. Mesela birbirlerine bakışmaları özeldir münafıkların, gözle birbirleriyle anlaşabilirler münafıklar. Bakar, birbirine işaret verirler. Olumsuz bir şey olduğunda mesela Müslümanların aleyhine bir şey olduğunda, mesela Müslüman konuşurken birbirlerine bakarlar ve o anda işareti verirler. Bir de konuşmayla da bu işareti verirler ama aleni değil. Bakıyor ama mesela o bakışı yakalasan “ne anlama geliyor?” desen, bir şey çıkaramazsın. Ama münafık anlar ondan. Münafık, münafıktan anlar. Mesela bu konuşmada da “o ne demişti” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi normal olarak Müslüman der ki; “şunları söylemişti” der. Halbuki kastettiği onun çirkin bir anlam. Yani kelimeleri, cümleleri çirkin kullanmayı münafıklar çok iyi bilirler ve hitap şekillerindeki saygıya uygun olmayan üsluptan da anlaşılır. Mesela “o ne demişti?”“Resulullah (s.a.v.) ne demişti; hatırlayalım, düşünelim, konuşalım” demek ayrıdır, “o ne demişti?” ayrıdır. Yani aynı cümle birinin vurgulanışı başkadır, birinin vurgulanışı ayrıdır. Yani vurgularının içerisinde münafıklar ince, şeytani vuruşlar ve saldırı sistemleri geliştirirler. Bunlara çok dikkat etmek gerekiyor, Kuran buna dikkat çekmiştir. Yani ve o yüzden de münafık kendini çok zeki zanneder, çok akıllı zanneder, kendine çok güvenir. Mesela 50 kişilik bir topluluğun içerisinde, 3-4 tane münafık varsa birbirleriyle bağlantı kurmuş olmak onları şeytani bir gurura, şeytani bir kendinden eminliğe götürür. Yani müthiş kendinden emin olurlar; yani muazzam bir yetenek olduklarını, Müslümanları beğenmiyorlar, onları aklı yetmez olarak görüyorlar, ayette de belirtiliyor, onların akılsızlığına onu yorarlar. Kendi aralarında anlaşmayı da bir üstünlük olarak görürler münafıklar. Halbuki o hareketlerinden kendilerini Cehennemin dibinde, çok şiddetli bir ızdıraba doğru teslim etmiş oluyorlar, bunun farkına varmazlar.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım. Ayet devam ediyor.
“İşte onlar; Allah, onların kalplerini mühürlemiştir ve onlar kendi heva( istek ve tutku)’larına uymuşlardır” (Muhammed Suresi, 16)
ADNAN OKTAR: Allah kalplerini mühürlediği için akledemiyorlar. Zeki oluyorlar fakat akılsız oluyorlar. Evet devam et.
OKTAR BABUNA:“Onlara: Allah’ın indirdiğine ve elçiye gelin denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün”
ADNAN OKTAR:Münafık itaatten hiç hoşlanmaz, şeytan gibidir. Aynı şeytan gibidir. Onun için lider ve imam onun için çok büyük ızdırap vesilesidir. Peygamberimiz (s.a.v.)’den mesela haşa şiddetli rahatsız olurlar. Peki, Peygamberimiz (s.a.v.) vefat ettikten sonra yerine Hz. Ebubekir (a.s.) geçiyor, ondan rahatsız olmuyorlar mı? Ondan da rahatsız oluyorlar. Onu gördüğünde o aklına gelir, aynı şey aynı etki olur. Çünkü orada da itaat var, orada da saygı duyması gerekir. Münafık kendini çok akıllı gördüğü için, kendisinin aslında idareci olmasını düşünür. Dolayısıyla kendisinin üzerinde bir güç kabul etmez. Peygamber (s.a.v.)’i de kabul etmez, haşa Allah’ı da kabul etmez. Her şeyin üzerinde görür kendisini ve Allah muhafaza, Allah’ın da üzerinde görür kendisini, münafığın özelliğidir. Tabii bunu münafık açık olarak itiraf etmez, bu onun gizli dünyasıdır, münafığın yani karanlık dünyasıdır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet başka bir ayet söyle.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Onlardan kimi de: Andolsun, eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız diye Allah’a ahdetmiştir. Onlara, Kendi bol ihsanından verince ise, onunla cimrilik yaptılar ve yüz çevirdiler; onlar böyle sırt dönenlerdir” (Tevbe Suresi, 75-76)
ADNAN OKTAR:Münafığın doymak bilmeyen bir maddi hırsı olur. Yani neye yaradığı da belli olmaz, sürekli biriktirmek ister münafıklar. Harcamak istemez, Allah’ın hikmeti yani, öyle garip bir hastalık vermiştir Allah onlara. Zaten suç işlemesinin de ana nedenlerinden biri de odur. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanından ayrılmalarının nedeni odur veya Hz. Mehdi (a.s.)’ye düşman kesilmelerinin nedeni de odur. Yani gittiği yerde daha çok kazanç kazanacağını düşünerek gider. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında rahat ediyor, ekonomik durumu yerinde ama şimdi çok çok daha fazlasını istemesi mevzubahis olduğu için, mallara ve oğullara kavuşma hırsı olduğu için Peygamber (s.a.v.)’in yanında da duramıyor. Kafası hep dışarıda kalır münafığın. Hep daha fazla, hep daha fazla, hep daha fazla ruhu onu boğar, münafığı. Münafık sürekli yer değiştirir onun için, sadık olduğu hiç kimse yoktur. Bir oraya gider, bir oraya gider; sürekli arar, bir şeyler arar yani mal elde etmek ister, para elde etmek ister. Allah vermesin onu cinayete kadar da götürür. Mesela farz edelim dayısını seviyor; dışarıdan bakan adam da, dayısına karşı bir muhabbeti var zanneder. Halbuki onun ölümünü bekliyordur o. Ölmüyorsa da öldürmeye kalkar münafık. Yani doğal olarak ölmüyorsa, öldürmeye kalkar. Öyle psikopattır münafık, öyle şeyi olmaz. Şeytan ruhludur, çok tehlikeli. Mesela görüyoruz ya televizyonlarda, orada burada cinayet vakaları. Hep bunlar şeytanın ele geçirdiği insanlardır. Yani akli dengesini yitirmiş, şeytana teslim olmuş mahluklar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
“Onlar, yeminlerini bir siper edinip Allah’ın yolundan alıkoydular. Doğrusu ne kötü şey yapıyorlar” (Münafikun Suresi, 2)
ADNAN OKTAR: Bak münafıkların sipere ihtiyacı var, Kuran buna dikkat çekiyor. Siper, yemin; yemin nedir? Allah’ı anmak. Münafık ne yapar? Kuran’ı siper edinir, hadisi siper edinir, İslam alimlerini siper edinir. Onların arkasından Müslümanlara yaklaşır ve Müslümanlara saldırırken de Kuran’ı tevil ederek, alimlerin sözlerini çarpıtarak ve kendi amacına uygun hale getirerek Müslümanlara saldırır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında öyleydi. Kuran ile hareket ediyorlardı. Ama Kuran’ı kullanırken dil eğip büküyorlardı. Yani ayette de o belirtiliyor. “Dillerini eğip bükerler” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani kendi çıkarına uygun hale getiriyor. Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “hadi cihada çıkalım; tebliğ yapmaya, İslam’ı yaymaya” “Ya Resullullah (a.s.), ayet var” diyor “anneleriniz, oğullarınız”. Mesela “Allah evlenin diyor” diyor “ayet var” “Yakınlarınızı koruyun diye ayet var, ben bu ayeti uygulamak istiyorum eğer müsaade ederseniz” diyor. Peki, cehd neyi emrediyor? Bütün Müslümanları kurtarmayı emrediyor. O ne diyor? “Ben ailemi kurtarmayı istiyorum” diyor. Aileni niye kurtarmak istiyorsun? “Miras kalacak da onun için, yemek yapacak da onun için, gidip yatacak da onun için, rahat edecek de onun için, onu tehlikelerden onu koruyacak da onun için. Cehdde ne var? Tehlike var, aç kalmak var, susuz kalma var, yaralanma var, hapsedilme var. Münafık bunu istemez. Münafık zaten Allah’a hizmet etmek istemez, dine hizmet etmek istemez. Onun için de bu tarz bir stil geliştiriyor.
OKTAR BABUNA:“Gizli toplantıların fısıldaşmaların da (kulis) men edilip, sonra men edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygambere isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah’ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya derler. Onlara cehennem yeter; Oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir” (Mücadele Suresi, 8) İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Münafığın sinsi ve gizli bir dünyası vardır yani aleni açık çalışma yapmaz münafık. Yani önce kendini gizlemeye ihtiyacı vardır. En çok ihtiyacı olan şey gizlemektir. Eylemini yaparken de eyleminin fark edilmemesi çok önemlidir. Onun için fısıltıya ihtiyacı vardır, yüksek ses nedir? Duyulması demektir. Yahut aleni konuşma ne demek? Duyulması demektir. Münafığın kaçamak görüşmelere, gizli fısıldaşmalara ihtiyacı vardır. Mesela Müslümanların yanından gider, küfürle veya diğer münafıklarla bağlantı kurar. Bağlantıyı nasıl kurar? Mesela dışarı çıkıyor, “nereye gidiyorsun?” dersin, “söyle bir hava almaya gidiyorum” der veya “bakkaldan bir şey alıp geleceğim” der. Ama asıl amacı münafıklarla görüşmektir. Mesela farz edelim konuşuyor telefonda, içeriden duyulacaksın. O ne yapar? Fısıltı ile konuşur, sezdirmemesi lazımdır. Fısıltı ne demektir? Diğer kişiye bilginin gitmemesi için alınan her türlü tedbiri içine alan bir kelimedir fısıltı, yani diğer kişiye bilginin akışını durdurmak. Bunu internetten gizli yapar, telefonla gizli yapmaya çalışır, konuşmasını gizli yapar. Gizli bağlantının her çeşidine işaret eden bir ayet o. Yani sezmeyeceğin bir tavır. O kuluçka devresi vardır işte münafığın, kudurmadan önceki kuluçka devresi, onda bir gizlilik vardır. Sonra aleniyete döker artık münafık; bir süre sonra artık eli, yüzü yırtar, ayrıldıktan sonra saldırganlaşmaya başlıyor. Ondan sonra gider işte ihbarcılık yapar, Müslümanları ele vermeye çalışır. Mesela Mekke müşriklerine Peygamberimiz (s.a.v.)’in sırlarını veriyor, Müslümanların sırlarını veriyor veya Müslümanlara saldırmak isteyen diğer gruplara, Müslümanların hangi stratejileri güttüklerini, nasıl savunma sistemi kurduklarını gidip onlara anlatıyor. Sonrada iki tarafın savaşını uzaktan, Bedevilerin arasından seyrediyor münafık; heyecanla, bakalım ne olacak gibisinden. Tabii Müslümanların yenilmesini istiyor, Müslümanlar da yenilmeyince onu beceriksizliğine veriyor. Diyor ki; “ben beceremedim herhalde” diyor. Halbuki kaderde yok. Akılsız olduğu için, başarılı bir operasyon yapamadığı için onun öyle olduğunu zannediyor. Bir daha dener, yine yapamaz; bir daha dener, yine olmaz. Allah diyor; “O inatçılıkları, kararlılıkları, kalpleri parçalanıncaya kadar devam eder”diyor. Yani yıllar geçmesi, on yıl geçiyor vazgeçmez münafık, yirmi yıl geçer yine vazgeçmez, otuz yıl yine vazgeçmez. Allah; “ancak kalbi mezarda parçalanınca vazgeçer” diyor. Yani kalbini bakteriler parçalıyor ya mezarda, “o zaman bırakır, o zaman vazgeçer” diyor Allah. “Ölmeden vazgeçmez” diyor Allah ayette. Çok inatçı, gözü dönmüş bir kararlılığı vardır münafığın ve gizliliğe azami itina gösterir. Mesela ilk safhasında hiç anlayamazsın, o yüzden anlaşılmıyor münafık. Müslümanlar arasında tam muttaki, mümin, iyi niyetli, dürüst, efendi bir insan görünümündedir. Mesela dışarıya çıkışlarında, gezmeye gittiğini veya arkadaşlarıyla görüşmeye gittiğini yahut çok masum amaçlarla çıktığını söyler. Halbuki direkt Müslümanlar hakkında bilgi vermek ve Müslümanları yıkacak bilgiyi tasarlamak, onunla ilgili bilgiyi geliştirmek için gider. Ama sığınacak bir yer bulmazsa Müslümanların yanından gitmiyor. Ayette de var, sığınacak yer, “bir mağara dahi olsa” diyor, hayvan yani hayvanın yattığı yer. “O oraya da sığınır” diyor Allah. Yani mesela izbe bir ev de olabilir, izbe bir yer de olabilir ama yeter ki Müslümanların yanından kaçabilecek bir yer olsun ve Müslümanlarla savaşacak bir yere ihtiyacı vardır. Yani karakol kurar Müslümanlara karşı. Bu bir ev de olabilir, bir mağara da olabilir, bir harabe de olabilir, bir evin bodrum katı da olabilir, herhangi bir yer olabilir. Yeter ki Müslümanlarla mücadele edeceği bir yer olsun. Oradan artık bilgi topluyor, kendindeki bilgiyle, küfrün ihtiyacı olan bilgiyi birleştirir. Orada elde ettiği bilgiyle küfre bilgi verir. Mesela der ki; “siz şuradan saldırın, şöyle yaparsanız netice alırsınız” der. “Ama siz mesela şöyle saldırırsanız, onların yöntemidir bakın buradan tedbir alırlar, buna karşı dikkatli olun” der münafık, anlaşıldı mı? Mesela “onların zayıf noktaları şuralardır” der. “Şu kişiler münafıklığa daha yatkındır, bunların üzerine bastırılırsa,” tabii münafık demez o da, “bu kişiler müsaittir, bunların üzerine giderseniz bize çekebilirsiniz onları” der. “Kardeşlerinden bize gelin diyenleri bilir” diyor ya Cenab-ı Allah, münafık da uzaktan onu tespit eder; kimse onlar, teker teker onlara haber gönderir, “bize gelin” der. Münafık çok şiddetli bir gerilim halindedir. Kuran’da ona dikkat çekmiş Cenab-ı Allah; “göğe yükselir gibi” diyor, yani çok müthiş bir ızdırap ve eğilim vardır. Hatta intihar eğilimi de vardır münafıklarda, yani çok şiddetli bir bunalım. “Dünya bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiştir” diyor ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. Dönmek isteyenlerde de böyle bir şey oluyor ama münafıklarda da olur bu şey. Yani müthiş bir ızdırap ve sıkıntı olur, gerilim olur. Münafığın gecesi, gündüzü Cehennem gibidir, çok ızdırap çeker. Ama müminin vicdan azabı ayrıdır. Yani müminin vicdan azabında da sıkıntı olur, rahatsızlık olur; döner mümin karakterli ise. Ama münafık da o muntazam acı olarak devam eder, ızdırap çektiğiyle devam eder. O yenememenin acısı vardır münafıkta. Müslüman’da vicdan azabının acısı vardır yani “niye ben bunu yapıyorum, niye yanlış yapıyorum?”un vicdan azabını çeker. Ondan dünya dar gelir. Ama münafıkta da hedefine ulaşamadığı, Müslümanlara zarar veremediğinin acısı vardır. Onun beceriksizliğinden dolayı yaptığını düşünür, ondan dolayı aynı acıyı onlar da çeker. Münafığın çektiği acılara ait çok fazla ayet var. Hatta diyor ya; “gözleri baygın, ölüm baygınlığı gibi sana baktıklarını görürsün” diyor. Yani o çektiği ızdırabın şiddetinden, bak “üstüne ölüm baygınlığı” gelmiş yani ölüm baygınlığı ne demektir? Komaya girmek üzere olan insan gibi. “O kadar şiddetli azap çekerler” diyor Allah. Onun için diyor ki Allah; “öfkeleriyle ölsünler” diyor Allah, ayette. O meydana gelen öfke, onlarda, bedenlerinde müthiş tahribat meydana getirir. Mesela beyninde tahribat yapıyor, vücut organlarında tahribat yapıyor, tansiyonunu bozar, kan kolesterolünü yükseltiyor. Mesela kansızlık yapar, mide rahatsızlıkları meydana geliyor, mesela mide krampları, sindirim bozuklukları meydana geliyor. Münafık çok müthiş bir gerilim içerisindedir. Onun için o asabi gerilimi içerisinde de saldırgandır. Yani o ızdırap üstüne çöktükçe onun da saldırganlığı daha artar münafığın, onun için delice ve çok dengesiz hareketlere başlar, kontrolsüz. Yani aptallığı iyice artar o zaman, şeytani aptallığı. Mesela sarsak ve ahmakça hareketler yapmaya başlar. Yani suç işleme eğilimi artar. En sonunda da kendini helak edinceye kadar bir kafa müsademesine girer. Kafayı bir oraya vurur, bir oraya vurur, kendini batırır. Kuran bunlara çok detaylı dikkat çekmiştir yani çok ince ince dikkat çekmiştir. Dar zannedilen kısımlar, aslında çok geniştir. Mesela Kuran’da bir cümle ile Allah açıklar ama çok geniş alanı alan bir izahtır. Mesela bak “yeminlerini siper eder” diyor. Ne demek? Dini, Kuran’ı siper ederler anlamına gelir. Demek ki din ile saldırır münafık, Kuran ile hücuma geçiyor, hadisle hücuma geçer. Hiçbir zaman için küfür adına ortaya çıkmaz. Dolayısıyla dinle ortaya çıkacağına göre çok muttaki görünmesi gerekir ve çok takva görünmesi gerekir. Allah’tan çok korkan, Allah’ı çok seven görünmesi gerekir ki bir mevzi elde edebilsin kendince. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e karşı saldırılarında bu çok aşikar görülüyor. O yüzden Kuran çok fazla cevap vermiştir, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e karşı. Mesela hep onun insani yönünü hazmedemiyorlar. Diyorlar ki; “yemek yiyor, çarşılarda geziyor, hanımlarla beraber oluyor, bu nasıl olur?” diyor, Peygamber (s.a.v.) için diyor. Münafık da böyle Budistlerin kendine eziyet etme yöntemleri, öyle bir Müslümanlık anlayışı vardır. Onun için lider olacak insan, bir hırka, bir lokma yiyecek; sürünecek, perişan olacak, hayatı yaşamayacak. Bakıyorlar Peygamberimiz (s.a.v.) geziyor, çarşıda geziyor. Ona göre, münafığa göre hiç çıkmaması lazım.Yani münafığın şartları çok zor, yapsa da fark etmez yine karşı olur da ama onun kaba şartları çok acayiptir münafığın. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in kadınlara karşı sevgisi münafıklara çok acı gelmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) onları kızdıracak çok güzel bir söz etmiştir. Diyor ki; “Bana dünyada üç şey sevdirildi. Bir güzel koku, bir namaz, gözümün nuru namaz, bir de saliha kadınlar” diyor. “Üç şeyi bana sevdirdi dünyada” MaşaAllah, helal olsun dedeme, helal olsun. Allah da bol bol nasip etmiştir. Münafıkları kahreden bir azap Peygamberimiz (s.a.v.)’e nimet olmuştur, münafıklara da azap olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.)’e kadınlar kendilerini hibe ediyorlardı, hibe etmek istiyorlardı. Bu münafıklara acayip ağır geldi. Sürekli cariyeler geliyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e, bir de kadınların en güzelleri geliyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e, bu çok manidar yani. En güzel, mesela her kavimden, her yerden en güzel annelerimiz geliyorlardı. Şimdi münafık kendi evlenemiyor, zaten ruhu kavrulmuş, bakıyor sürekli Peygamber (s.a.v.) evleniyor. Bir de onlarda yakın akraba ile evlilik; teyze kızı ile, hala kızı ile evlilik zaten onların acayiplerine gidiyor. Ama evliliğin çok olmasından, mesela diyor ki; “teyzesinin kızını da almış, halasının kızını da almış, bir de kadınlar kendilerini hibe ediyor” diyor münafıklar. Münafıklarda bir homurtu yoğunluğu oluyor. Cenab-ı Allah bu sefer bir ayet indiriyor. Cenab-ı Allah diyor ki; “halanın bir kızını değil, halanın kızlarının hepsini, dayının kızlarını, amcanın kızlarını, hepsini ve kendisini sana hibe eden” yani kadın diyor ki; “ben sana kendimi hibe ettim” diyor Peygamber (s.a.v.)’e. “İster al, ister alma” diyor, “Allah rızası için ben kendimi hibe ettim” diyor, “seninim ben” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e, “hiçbir şey de istemiyorum” diyor, “ama ben vefat edersem de benim mirasım senin olsun” diyor. Bu şekilde, anladınız mı? “Sana aidim ben” diyor. Şimdi bakıyorlar Peygamber (s.a.v.) zenginleşmiş, fakirken zengin oldu. Allah ayette diyor ya; “seni fakirken zengin etmedim mi” diyor. “Yol bilmez iken sana hidayet verdim” diyor Cenab-ı Allah, “güzellik verdim” diyor ve “üzerindeki ağır yükü de kaldırdım” diyor Cenab-ı Allah. Ve ona her türlü nimeti veriyor. Ama en çok hoşlandığı şey de kadın Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Yani dünya nimeti olarak, Allah da bol bol veriyor. Bir tane, iki tane değil yani, üç tane, dört tane değil. Bir kısım avanakların bu ağırına gidiyor, ağzına alamıyor, ben iftiharla anlatıyorum, iftiharla, helal olsun benim dedeme. Benim canım dedeme, benim nurlu biricik dedeme, inşaAllah. Güzeller güzeli nur Peygamberim (s.a.v.)’e, maşaAllah, helal olsun. Annelerime de helal olsun, böyle güzel bir seçim yaptıkları için, iftihar ediyorum onlarla, maşaAllah, annelerimle. Resulullah (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah böyle bol miktarda, bol sayıda güzel hanımlar nasip edince, münafıkların ağız-burun böyle yamuldu. Tikler, ağız, burun… Allah ızdırap verecek, Allah nimetle canlarını yaktı. Hem zengin etti, mesela onların üstleri başları, berbat giyiniyordu münafıklar. Peygamberimiz (s.a.v.) Bizans işi çok pahalı bir cübbe giyiniyordu, acayip şık. Saçlar pırıl pırıl parlıyor böyle, uzundu saçları. Gözler zaten simsiyah. Tertemiz, böyle pırıl pırıl, her gün banyo alıyordu Peygamberimiz (s.a.v.), her gün; her gün gusül abdesti, maşaAllah. Cilt pırıl pırıl parlıyor, evi çok güzel, yemesi-içmesi yerinde, hanımları etrafında pervane, nesli gelişiyor; Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.) ve diğer evlatları. Münafıkları bu gerdi, gerdi, gerdi, delirdiler. İşte On iki İmam’ı şehit etmelerinin nedeni bu. On iki İmam’a saldırmalarının nedeni bu. Mehdi bir tek mağaraya sığınmış, o da orada şehit oldu. Son evlatlarından Mehdi. Diyorlar ya; “binlerce seneden beri mağarada bekliyor,” öyle bir şey yok. Çocuk da orada şehit oldu, mübarek. Ama Cenab-ı Allah’ın kastettiği şuydu yani “senin nesline o devirde değil” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah. “Ahir zamanda senin evladın Mehdi (a.s.)’ye, torunun Mehdi (a.s.)’ye dünyayı vereceğim” diyor Allah. “Senin zamanında değil” diyor. Onun için Kevser Suresi’nde anlatılan odur. İnna a’tayna’da. Allah ona çok büyük bir nimet verdi, Peygamber Efendimize (s.a.v.); dünya hakimiyeti. Peygamberimiz (s.a.v.)’in getirdiği dine, Müslümanlığa bir hüsn-ü hateme, dünya hakimiyetiyle sonuçlandırıyor, inşaAllah; evlatlarından Mehdi (a.s.) vesilesiyle, Muhammed Mehdi (a.s.), inşaAllah. Şu an Mehdi (a.s.)’nin devrindeyiz. Münafıklar kavruluyor, kavruluyor. Bak, 1400 senelik kin ayağa kalktı münafıkların. Yani o ruh, şeytanın iblis ruhu var ya. Çünkü münafık demek, zaten şeytan demektir. Yani insanın şeytan haline gelmesi. Anlaşıldı mı? Münafıkların şu an hop oturup, hop kalkmasının nedeni budur. Onun için şeytan şu an delirdi, insanların beyninden Mehdiyet’i silmeye çalışıyor. Mehdi (a.s.)’yi kaldırmaya çalışıyor. O çırpındıkça da Mehdiyet gelişiyor. Şeytanın şuuru kapandı, delirdi yani. Çünkü en istemediği şeydi. Çünkü Cenab-ı Allah’a dedi ki şeytan; “benim gibi bütün insanlar, Sana ispat edeceğim bunu” dedi Cenab-ı Allah’a, haşa. Allah “sana vakit verildi” dedi. Şimdi şeytan mağlup oluyor Mehdi (a.s.) devrinde. Enaniyet, kibir sıfıra gitti şeytanın, rezil oldu yani. Rezil rüsvay oldu. Bir de İsa Mesih (a.s.) iniyor üzerine, artık yani şeytan çizdi yani kafayı çizdi. Şu an o manyaklıktan bir çırpınma ve agoni halinde, yani ölüm agonisinde şu an. Tıbbi bir ifadedir agoni.
OKTAR BABUNA:Hocam, sizin tıp ilminiz zaten bilinen bir şey, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Şimdi şeytan elindeki son silahı kullanıyor işte, hipnoz gücü vardır şeytanın. Deccal zaten doğrudan şeytandır, şeytan insandır deccal. Liderleridir yani, şeytanların liderine deccal diyoruz. Şeytanların liderinin adı deccaldir, Ahir zamandaki liderlerinin adı. Müminlerin de Ahir zamandaki liderinin adı Mehdi (a.s.)’dir. Pozitif olan Mehdi (a.s.)’dir, negatif olan deccaldir ve şeytandır. Şimdi Mehdi (a.s.)’nin telkin ve hidayet gücü var, Allah’ın dilemesiyle hidayet gücü var. Ama şeytanın da hipnoz gücü var. Çünkü insanın imanı kavraması için akla ihtiyaç oluyor. Şeytan ne yapıyor? Aklı etkisiz hale getirmede bir güç kullanabiliyor, yani aklın fonksiyonlarına zarar verebiliyor. Dikkat, irade, anlama kabiliyeti gibi, kavrama kabiliyeti gibi yerlerde vurabiliyor şeytan. Özellikle dikkatini uyuşturabiliyor insanın. Mesela otuz saniye dikkat verebiliyor hale getiriyor veyahut altmış saniye dikkat verebilecek; mesela bir buçuk, iki dakika, on dakika dikkat veremeyecek hale getiriyor. Mesela adam dikkatini verirken birden dikkatini dağıtıveriyor. Mesela namaz kılarken aklına binbir türlü vesvese getiriyor. Şeytan delidir yani ki ona namazı kıldırmaz. Mehdi (a.s.)’ye tabi etmemek için de binbir türlü oyun oynuyor şu an, akla hayale gelmedik oyunlar ve birçok Müslüman’ı da kullanıyor. O kullanılan Müslümanların haberi yok şu an. Yani onları da hipnozla etkisi altına alıyor, farkına varmıyor onlar. Mesela kimine “‘1000 yıl sonra gelecek’ de” diyor, adam; “1000 yıl sonra gelecek” diyor. Kimine de diyor ki; “‘570 yıl sonra gelecek’ de” diyor, o da o kadar diyor. Kimine diyor ki; “‘gelmeyecek’ de” diyor, “gelmeyecek” diyor. Kimisine söylüyor; “‘şahs-ı manevidir’ de, dağılsın; belli olmayan bir şeye çevir ve aralarında bölünsünler, parçalansınlar” diyor. Ama bunu yaparken Müslümanların hiç haberi bile yok. Farkında bile değiller. Yani zaten bilse Müslüman var gücüyle karşı çıkar. Deccalin böyle şeytan kanalıyla insanlara hipnoz yaptığını bilmiyorlar, farkına varmıyorlar. Halbuki Bediüzzaman bu konuyu çok kapsamlı anlatmış. Deccalin yaptığı etkinin nasıl olduğunu, Şualar’da da çok açıklamış, öbür eserlerinde de çok açık anlatmıştır, inşaAllah.
5. Şua, 917. sayfa: “Onüçüncü Mes'ele: Kat'î ve sahih rivayette var ki: "İsa Aleyhisselâm büyük Deccal'ı öldürür”
Allah-u alem bunun iki vechi var: Bir vechi şudur ki:” Bak ‘sihir’, sehr olarak geçiyor, ‘sehr’. “Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracî hârikalarıyla kendini muhafaza eden herkesi teshir eden,” istisnasız ama bak herkes, yani dünyada ne kadar insan varsa tamamına teshir ediyor, hepsine etkili oluyor, “teshir eden o dehşetli deccal’ı öldürebilecek,” yani mesela Mehdi (a.s.)’ye de deccalin etkisi var, fakat Mehdi (a.s.) aklını, iradesini ve azmini kullanarak o hipnozu kaldırıyor, onu delip geçiyor. Yoksa deccalin ana hedefi Mehdi (a.s.)’dir zaten. Var gücüyle onun beynine yüklenir. Var gücüyle yüklenir ama Mehdi (a.s.) çelik gibi yaratılmıştır, Allah’ın dilemesiyle etki edemiyor. Yani onun ruh gücünü bozmak mümkün olmuyor Mehdi (a.s.)’nin. Yoksa Mehdi (a.s.)’nin sağlığını, ruh sağlığını bozmak için bütün cinni şeytanlar ve hepsi üzerine yükleneceklerdir. Yani muazzam bir tazyik meydana gelecek. Peygamberimiz (s.a.v.)diyor ayette, “üzerine keçeleşmişlerdi” diyor. Ayet var, Kuran’da ayet var. Mehdi (a.s.)’nin üzerine keçeleşiyorlar ama vız gelir, tırıs gider, ona hiç etki etmez. Balistik çelik gibidir Mehdi (a.s.). Tabii. O yüzden şeytan deliye dönüyor. Bak diyor ki Bediüzzaman, “herkesi teshir eden” diyor, “o dehşetli deccal'ı öldürebilecek,” bak, “dehşetli” diyor, “mesleğini değiştirecek; ancak hârika ve mu'cizatlı,” mucizeye ihtiyaç var o hipnozun kalkması için, “ve umumun makbulü,” bütün dünyanın makbulü, “bir zât olabilir ki: O zât, en ziyade alâkadar ve ekser insanların,” yani “dünyada Hıristiyanları, Müslümanları toplar, ekseriyet onlarda olur” diyor. Ne diyor Bediüzzaman? “Ekser insanların Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâm'dır.
İkinci vechi şudur ki: Şahs-ı İsa Aleyhisselâm'ın,” bak, “Şahs-ı İsa Aleyhisselâm'ın kılıncı ile maktul olan şahs-ı deccalin teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli” yani Darwinist ve materyalist, ateist dünya sistemi, şu an olduğu gibi. Bak, “maddiyyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevîsini” yani o fikrin şahs-ı manevisi bütün dünyayı kaplamış durumda, “şahs-ı manevîsini öldürecek ve inkâr-ı uluhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek olan” yani Darwinist, materyalist, ateist sistemle meydana gelen dünyadaki dev yapı. %95’ine hakim şu an dünyanın deccal. “İnkâr-ı uluhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek ancak İsevî ruhanîleridir ki; o ruhanîler, din-i İsevî'nin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek,” bakın görüyorsunuz Amerika’nın devlet başkanları, şunlar, bunlar hepsi İslamiyet’e doğru aleni ve açık, sarih ifadelerle gelmiş durumda, geliyorlar. Bak, “İsevî'nin hakikatını o ruhanîler, din-i İsevî'nin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek,” karıştırarak, birleştirerek, “o kuvvetle onu dağıtacak ve manen öldürecek. Hattâ "Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir. Hazret-i Mehdi (a.s.)'ye namazda iktida eder, tâbi' olur" diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder” Yani Kuran’la deccaliyet kaldırılıyor. İsevî ruhaniler de Kuran’ı değerlendirerek kaldırıyorlar, inşaAllah.
“Rivayette var ki: "Deccal'ın birinci günü bir senedir, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür” Allah-u alem bunun iki tevili vardır:
Birisi: Büyük Deccal'ın kutb-u şimalî dairesinde ve şimal tarafında zuhur edeceğine kinaye ve işarettir” İsviçre, Danimarka, Norveç, Hollanda, İngiltere, Darwinizm zaten İngiltere’den yayıldı, o taraftan diyor, “zuhur edeceğine kinaye ve işarettir” Yani deccal fikrinin. “Çünkü kutb-u şimalînin mevkiinde bütün sene, bir gece bir gündüzdür. Bir gün şimendifer ile bu tarafa gelse, yaz mevsiminde bir ay mütemadiyen güneş gurub etmez” “Güneş batmaz” diyor bir ay, o taraflarda, doğru. “Daha bir gün otomobil ile gelse, bir haftada daima güneş görünür” Sürekli güneş, orada batmıyor biliyorsunuz. Battığında da batıyor, duruyor öyle. “Ben Rusya'daki esaretimde bu mevkiye yakın bulunuyordum. Demek büyük deccal, şimalden bu tarafa tecavüz edeceğini mu'cizane bir ihbardır” Yani İngiltere tarafından çıkacağını, Danimarka, Norveç, İsviçre. Şu an zaten en çok sahip çıkanlar onlar Darwinizme, materyalizme.
“İkinci tevili ise: Hem büyük Deccal'ın, hem İslâm Deccalı'nın üç devre-i istibdadları manasında üç eyyam var. "Bir günü; bir devre-i hükûmetinde öyle büyük icraat yapar ki, üç yüz sene yapılmaz” İlk devresi, Bediüzzaman’ın bulunduğu devre. Yani bir günde, üç yüz senede yapılmayacak tahribatı yapıyor. Bediüzzaman’ın bunu durdurması mümkün değil, durdursa zaten bunu yapamaz. Bak, diyor ki; “Bir günü; bir devre-i hükûmetinde öyle büyük icraat yapar ki,” bak; “Bir günü; bir devre-i hükûmetinde öyle büyük icraat yapar ki üç yüz senede yapılmaz” Mesela bir gecede karar alıyor hükümet, akıl almaz bir tahribat yapıyor. Dünyada öyle olmuştur mesela. Bütün deccal komitesinin ekibi, Marx, Lenin, şu bu falan, hepsi; Hitler, Mussolini, hepsi akıl almaz tahribat yaptılar.
“İkinci günü,” yani ikinci devresi, “bir senede otuz senede yapılmayan işleri yaptırır” Otuz sene çok manidar. “Otuz senede yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz” Tebdiller yani, “üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller” yani bozmalar, “on senede yapılmaz” Yani on senede yapılacak tahribatı bir senede yapıyor. O kadar hızlı yapıyor. Ama hızda bir düşüş oluyor gittikçe dikkat edersen. “Dördüncü günü ve devresi âdileşir, bir şey yapmaz” İşte bu devre. Çünkü Mehdi (a.s.) çıktı. Şu an bir şey yapamıyor. “Yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır” Bak, “yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır” Şu an onu yapıyor. Mesela Darwinist-materyalist sistem durumu muhafazaya çalışıyor. Şu an ilerleme kaydedemiyor. Mesela ateist sistem ilerleyemiyor. “…diye, gayet yüksek bir belâgatla ümmetine haber vermiş” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
“Yedinci mes'ele: Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer”” Bak bilim adamı olarak ortaya çıkıyor görüyor musunuz? Yani Darwinizmi, materyalizmi ortaya çıkaranlar nedir? Alim görünümlü, bilim adamı olarak çıkıyor. Ne diyor Bediüzzaman? “Süfyan büyük bir âlim olacak” Bilimle ortaya çıkıyorlar. “İlim ile dalalete düşer” İlmiyle delalete düşüyor. Darwinistler ne yapıyor? İlmiyle delalete düşüyorlar. “Ve birçok âlimler ona tâbi' olacaklar” “Birçok bilim adamları ona tabi olacaklar” diyor, süfyana. Şu an tabi oldular mı? Oldular. Hafız Esad bütün İslam alemini sosyalizmin, komünizmin eline teslim etti. Etmişti daha doğrusu. “Allah-u alem, bunun bir tevili şudur ki: Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde,” yani bir gücü olmadığı halde; yani bir aşireti yok, destekleyeni yok, yalnız olan bir insan olduğu halde, “zekâvetiyle ve fenniyle,” bak aklıyla demiyor Bediüzzaman, “zekâvetiyle,” zekasıyla, “ve fenniyle” yani biyoloji, antropoloji, şu, bu, bütün bilim dallarını, “fenniyle ve siyasî ilmiyle,” siyasi baskı yaparak, siyasi gücünü kullanarak, “o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder” Yani o az olan aklıyla, “birçok din âlimlerin akıllarını teshir eder” diyor, etkiler. Teshir nedir? Etkileme. “Teshir eder etrafında fetvacı yapar” O da diyor, “ben de Darwinistim, tabii ki evrimle meydana geldi insanlar” diyor,. “Ve çok muallimleri,” birçok tebliğ yapan, anlatan öğretmenleri yahut işte insanları eğiten kişileri, doçentleri, şunu bunu, “kendine tarafdar eder ve din derslerinden tecerrüd eden maarifi” yani din derslerini de maariften uzaklaştırmaya çalışır, “rehber edip tamimine şiddetle çalışır, demektir” Yani dini çökertmeye şiddetle çalışır demektir.
“Rivayetler, Deccal'ın dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiaze etmiş” Yani Allah’a sığınmışlar, mesela deccalin ismi geçti mi dua ediyorlar, Allah’a sığınıyorlar, ellerini ters çeviriyorlar.. Her deccalin ismi geçtiğinde, namaz sonrasında ellerini çeviriyorlar. Küttüb-i Sitte’de de var, “deccalin fitnesinden Allah’a sığının” diyor, inşaAllah.
“Bunun bir te'vili şudur ki: İslâmların Deccal'ı ayrıdır” Bak Müslümanların deccali ayrıdır, yani süfyan. “Hattâ bir kısım ehl-i tahkik” yani araştıran kişiler, “İmam-ı Ali (r.a.)’nin dediği gibi demişler ki:” Hz. Ali, Keremullahi Veche,” Hz. Mehdi (a.s.)’nin dedesi, diyor ki, Hz. Ali (r.a.); “Müslümanların deccali süfyandır. İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek” Darwinistler, materyalistler ne yapıyorlar? Aldatarak iş görüyorlar. Arap sosyalizmini, Arap komünizmini anlatanlar ne yaptılar? Aldatmakla iş görüyorlar. Hafız Esad, süfyan Hafız Esad ne dedi? Zulmü ve acıyı ve kini makul gördü ve on binlerce, yüz binlerce Müslüman’ın katline kapı açtı. “Kâfirlerin büyük deccali ayrıdır” diyor. O işte hipnozu yapan dünya çapında hipnozu yapan deccal. “Yoksa büyük deccalin cebr ve ceberut-u mutlakına karşı itaat etmeyen şehid olur” Yani onun saldırganlığına, onun Müslümanlara karşı yaptığı dinsiz ataklara karşı mücadele eden ve o uğurda Allah rızası için ölen, Allah rızası için ruhunu teslim eden şehit olur “ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz” Çünkü zorla yapıyorlar. Zorla yaptırtıyor, mesela Hafız Esad geliyor “şunu yapacaksın” diyor, adama zorla yaptırıyor. Onun için diyor ki bak; “istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz” diyor. Zorla adama uyuşturucu kullandırıyor veyahut zorla adama bir suç işlettiriyor, yani kendi iradesi haricinde. Bunu anlatıyor Bediüzzaman.
SUNUCU:Yayınımıza kısa bir aradan sonra devam ediyoruz, inşaAllah.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ne anlatalım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, emredin Hocam, inşaAllah. Hocam siz Mehdi (a.s.)’nin öncüsü olarak Müslümanların birleşmesi, İslam aleminin kurtuluşa kavuşması için, maşaAllah çok büyük bir ilmi mücadele veriyorsunuz. Hz. Mehdi (a.s.)’nin bu vasıfları bir hadiste şu şekilde bildiriliyor Hocam inşaAllah; “İman edenlerin Efendisi (s.a.v.) der ki: “Allah sizin için, sizi birleştirecek ve sizi dağınıkken bir araya getirecek birini (Hz. Mehdi (a.s.)’yi) çıkarana dek beklerseniz, ödüllendirileceksiniz ve sizin haksızlığa uğratılmanızın intikamını alacak” Yani Darwinizm’e, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, materyalizme ve ateizme ilmi zeminde gereken cevabı verecek, “olanın ve haklarınızın kurtarıcısı olanın, Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu kesinlikle anlayacaksınız” diyor maşaAllah. Sizin için birleştirecek yani Müslümanları birleştirecek, dağınıkken toplayacak, inşaAllah.
Hocam Üstad’ın, siz bahsetmiştiniz, biraz önce bahsettiniz detaylı olarak, beşerin dikkatinin dağılması ve unutmasıyla ilgili bir sözü vardı, okuyayım mı Hocam onu, inşaAllah, Said Nursi’nin?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Said Nursi Hazretleri şöyle buyuruyor; “ Bu fırtınalı zamanın, hissi iptal eden (hisleri çürüten) ve beşerin nazarını (dikkatini) afâka (uzaklara) dağıtan ve boğan cereyanlar iptal-i his nev’inden (duyguları yok eden türden) bir sersemlik vermiş ki,” tam dediğiniz gibi Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İşte bak deccalin hipnozunu anlatıyor. Evet.
OKTAR BABUNA:“Ehl-i dalâlet mânevi azabını muvakketen (geçici olarak) tam hissedemiyor. Ehl-i hidayete dahi gaflet basıyor (gaflet geliyor), hakiki lezzetini tam takdir edemiyor” MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak bu çok önemli işte, buradaki açıklama. Bir daha anlat.
OKTAR BABUNA:“Bu fırtınalı zamanın, hissi iptal eden (hisleri çürüten) ve beşerin nazarını (dikkatini) afâka (uzaklara) dağıtan ve boğan cereyanlar (akımlar),
ADNAN OKTAR:Yani Darwinizm, materyalizm, ateizm. Evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, “iptal-i his nev’inden (duyguları yok eden türden) bir sersemlik vermiş ki,”
ADNAN OKTAR:İşte bak hipnozun açıklaması bu. Evet.
OKTAR BABUNA:“Ehl-i dalâlet mânevi azabını muvakketen (geçici olarak) tam hissedemiyor”
ADNAN OKTAR:Çektiği acıları tam bu gaflet ortamında tam hissedemiyor. “Muvakketen,” yani “kısmen hissedemiyor” diyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Ehl-i hidayete dahi gaflet basıyor”
ADNAN OKTAR:Gaflet basınca da, açık olan, aleni olan gerçekleri göremez hale geliyorlar. Deccalin bir oyunu. Bak Bediüzzaman diyor ki Şualar 919. sayfada; “Evet, ihtilâl-i Fransavîde (Fransız ihtilalinde) hürriyetperverlik tohumuyla ve aşılamasıyla sosyalistlik türedi, tevellüd etti. Ve sosyalistlik ise bir kısım mukaddesatı tahrib ettiğinden, aşıladığı fikir bilâhare bolşevikliğe inkılab etti. Ve bolşeviklik dahi çok mukaddesat-ı ahlâkiye ve kalbiye ve insaniyeyi bozduğundan,” bak, komünistlik yani Bolşeviklik, “dahi çok mukaddesat-ı ahlâkiye (ahlaka ait mukaddesleri) ve kalbiye (insanların kalplerini) ve insaniyeyi (insani hisleri) bozduğundan elbette ektikleri tohumlar hiçbir kayıd ve hürmet tanımayan,” bak, “ektikleri tohumlar,” 71’de diyor ya; “eğer şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa tokatları elbette dehşetli olacak” Darwinist ve materyalistlerin “ektikleri tohumlar hiç bir kayıd ve hürmet tanımayan anarşistlik mahsulünü verecek” Bak Darwin’in ve Darwinistlerin ektikleri tohumlar yani o fikir sistemi, materyalist sistem “hiçbir kayıd ve hürmet tanımayan” yani helal, haram, sevgi, şefkat hiçbir şey tanımayan, “anarşistlik mahsulünü verecek” İşte PKK olayı” “Çünki kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıksa;” hürmetli olmayı bilmese, merhametli olmayı bilmese “akıl ve zekâvet (zeka, insan zekası), o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir” Bak, “gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir” PKK şimdi öyle olmadı mı? İşte onu açıklıyor. Ne zamanı söylüyor? 70 sene öncesinden söylüyor. 70 sene öncesinden söylüyor. “…daha siyasetle idare edilmez” Yani polisiye sistemlerle, efendim askeri sistemle veyahut mülki sistemlerle, mülki amirliklerle, “daha siyasetle idare edilmez” “Kontrol edilemez hale gelirler” diyor. Yani “kitleler artık kontrol edilemez, edemezsiniz” diyor. “Ve anarşistlik fikrinin tam yeri ise; hem mazlum kalabalıklı,” bak hem mazlum fakat kalabalıklı. Fakir, mazlum ve kalabalıklı. PKK nereyi seçti? Güneydoğu’yu seçti. “Hem medeniyette ve hâkimiyette geri kalan kabileler,” medeniyet de geri çünkü oraya okul gitmiyor, imkan gitmiyor, kitap gitmiyor, bilgi gitmiyor. “Cahil ortamları seçerler” diyor, cahil insanların geliştiği ortamları. Bir suç değil oradaki insanlarımızın cahil olması, ama “oraları seçerler ve orada gelişirler” diyor. İnşaAllah. Sonuçta Yecüc ve Mecüc, “anarşi ve terör ortaya çıkmış oluyor” diyor Bediüzzaman. Ve kökenini yine Darwinizme ve materyalizme bağlıyor, komünizme bağlıyor. Nereye baksak Bediüzzaman bunu açıklar.
“Rivayette var ki: "Deccal çıktığı gün bütün dünya işitir ve kırk günde dünyayı gezer ve hârikulâde bir eşeği vardır”” (Kenzul Ummal 14/330, sf. 227, İbn-i Ebu Şeybe, El Musannef’te var, İbn-i Kesir’in Bidaye’de var bu hadis. Bak “deccal çıktığı gün bütün dünya işitir” Bir anda dünya işitiyor. Nasıl oluyor? Radyoyla. “Kırk günde dünyayı gezer” Bütün dünyayı geziyor süratle ve harikulade bir eşeği vardır.
“Allahu a'lem, bu rivayetler tamamen sahih olmak şartıyla tevilleri şudur: Bu rivayetler mucizâne haber verir ki, "Deccal zamanında vasıta-i muhabere” yani haberleşme; radyolar, televizyonlar ki sonradan, Bediüzzaman’dan sonra, internet. “Ve seyahat o derece terakki edecek ki” yani insanların gezme imkanı o kadar terakki edecek ki, “bir hadise bir günde umum dünyada işitilecek” Şu an işitiliyor mu? Evet, işitiliyor. “Radyo ile bağırır, şark-garp işitir ve ve umum ceridelerinde (bütün gazetelerde) okunacak” Her yerde gazetelerde haberler çıkacak. “Ve bir adam kırk günde dünyayı devredecek” Bir insan şu an dünyayı kırk günde gezebiliyor mu?
OKTAR BABUNA:Çok rahat Hocam.
ADNAN OKTAR:Çok rahat gezer, uçakla geziyor, rahatça gezecek. “Ve yedi kıtasını ve yetmiş hükümetini görecek ve gezecek” “Yedi kıtayı da, yetmiş hükümeti de kırk günde rahatça gezebiliyor uçakla,. “Yedi kıtasını ve yetmiş hükümetini görecek” diyor hadiste, aynısıyla oldu şu an. “…görecek diye zuhurundan, 10 asır evvel telgraf, telefon, radyo şimendifer (tren), tayyare (uçak)’den mucizane haber verir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde. Adamalar bunlarla ilgilenmek istemiyor, bir kısım kişiler ve 150 tane hadis daha zuhur etti, Bediüzzaman’ın açıklamalarından sonra, 150 tane hadis, zuhur etti aynısıyla. “Hem deccal, deccallik haysiyeti ile değil, belki gayet müsterih kral sıfatıyla işitilir” Yani azgın bir lider, dünyada insanları etrafına toplamaya çalışan azgın bir siyasi lideri olarak işitilir. “Ve gezmesi de her yeri istila etmek için değil, belki fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir” Yani dünyayı geziyor, birçok yere gidiyor ama “istila ve savaş için gitmez” diyor, “fikirle hareket eder” diyor deccal. Yani Darwinizmi, materyalizmi, ateizmi anlatıyor ve büyü yapıyor insanlara, hipnoz yapıyor ve etkili oluyor. “Belki fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir” Yani gayri meşru hayata çekmek aynı zamanda. “Ve bindiği merkebi ve himarı ise,” eşeği ise, “bir şimendiferdir ki, bir kulağı ve bir başı Cehennem gibi ateş ocağı,” bak, “bir kulağı ve bir başı Cehennem gibi ateş ocağı,” bir başı öyle, ateş ocağı şeklinde bu eşeğin. “Diğer kulağı ise,” bu eşeğin, “yalancı Cennet gibi güzelce tenzih ve tefriş edilmiştir” Diğer kulağı da Cennet gibi, hem tenzih edilmiş, hem süslü” Tefriş edilmiş, süslenmiş. “Düşmanlarını ateşli başına gönderir” diyor Bediüzzaman. Yani düşmanlarını ateş içine atar, hapsettirir, ezer, yok eder. “Dostlarını ziyafetli başına gönderir” Deccalin bir tarafında da ziyafetli masalar ve eğlenceler var; her türlü keyif, zevk var. “Veyahut onun eşeği, merkebi, dehşetli bir otomobildir” Bak, “dehşetli bir otomobildir” Bunun ne olduğunu açıklamamış beraberinde. “Veya tayyaredir veyahut sükût lâzım…!” diyor ve üç tane nokta koymuş ve ünlem koymuş. Bunun ne olduğunu göreceğiz bu veyahut. Deccalin kullandığı, insanların bilmediği bir vasıta var, Bediüzzaman açıklamamış, gizli bir vasıta, özel bir vasıta, inşaAllah.
“Rivayette var ki: "Ümmetim istikametle gitse, ona bir gün var” Yani, ayetin sırrıyla bin sene hâkîmane ve mükemmel yaşayacak. Eğer istikamette gitmezse, ona yarım gün var. Yani ancak beşyüz sene kadar hâkimiyeti ve galibiyeti muhafaza eder. Allahu a'lem, bu rivayet Kıyametten haber vermek değil; belki İslâmiyetin galibane hâkimiyetinden ve hilafetin saltanatından bahseder ki, ayn-ı hakikat ve bir mu'cize-i gaybiye olarak aynen öyle çıkmış” “Peygamber (s.a.v.)’in hadisi aynen çıkmış” diyor. “Çünki Hilafet-i Abbasiye'nin âhirinde, onun ehl-i siyaseti istikameti kaybettiği için, beş yüz sene kadar yaşamış” diyor. Abbasiler 500 sene yaşamıştır. “Fakat ümmetin heyet-i mecmuası ise istikameti kaybetmediğinden” yani “Müslümanlar topluluğu istikameti kaybetmediğinden, doğru hareketi kaybetmediğinden, “Hilafet-i Osmaniye imdada gelip” Osmanlı imparatorluğu, Osmanlı, “imdada gelip bin üç yüz sene kadar hâkimiyeti devam ettirmiş” diyor. Bin üç yüz sene kadar hakimiyeti devam ettirmiş. “Sonra Osmanlı siyasiyyunları dahi istikameti muhafaza edemediğinden,” Darwinist, materyalist, deccal çıktığı için, “istikameti devam ettiremediğinden o da ancak (hilafetle) beş yüz sene yaşayabilmiş. Bu hadîsin mu'cizane ihbarını, Hilafet-i Osmaniye kendi vefatıyla tasdik etmiş” Osmanlı’nın yıkılışıyla tasdik etmiş. “Bu hadîsi başka risalelerde dahi bahsettiğimizden burada kısa kesiyoruz” diyor. Aynı zamanda 1000 yılla 500 yılı topluyor Şeyh Nazım Hocamız, “ümmetin de ömrünü gösteriyor” diyor. 1500 yıl, Hicri 1500. Said Nursi de zaten; “Hicri 1506’dan sonra bozulma başlayacak” diyor. Ama ayrıca Suyuti’den aldığı sekiz hadisten bunu anlıyor Bediüzzaman; “sekiz ayrı hadis de ümmetinin ömrünün Hicri 1500’de bittiğini” söylüyor. Hicri 1506-1507 gibi bitiyor. Aslında 1507, 1507 gibi bitiyor. Ondan sonra gerileme başlıyor. Ta 1542’ye kadar. Artık 1542 den sonra hiç Allah’ı anamayacak hale geliyor Müslümanlar. Ne zamana kadar? Üç yıl kadar, 1545’e kadar. Hicri 1545’te de Kıyamet kopuyor Allah’ın izniyle.
Zaten Kıyametin bütün hazırlıkları yapıldı. Nemesis dünyanın kenarına, yanına getirildi özel. Dev gök taşları ve kuyruklu yıldız fırlatıyor yani yıldız fırlatıyor. Yani dünyayı vuracak yıldız şu an Nemesis’in içinde duruyor ve dünyanın üzeri binlerce, on binlerce, yüz binlerce göktaşı ile dolduruldu. Cenab-ı Allah onu da hazırladı. Yani büyük bir göktaşı yağmuruna uğrayacak dünya, Kıyametten önce. Onun hazırlığı da tamam, inşaAllah.
Bu konular tabii daha detaylandırılacak konular ama şimdi arkadaşlarımızın bazı sorular var, onlara geçeyim, sonra devam ederiz.
“Selamun aleyküm Hocam” Aleyküm selam. “Münafıklarla ilgili anlattıklarınızdan yola çıkarak aklıma şöyle bir soru geldi. Bir insan bilmeden, farkında olmadan münafık olabilir mi? Yani kendini inanan bir insan olarak bilen biri, aslında münafık olabilir mi? Namaz kılmayan ama kendini Müslüman bilenler için münafıklık alameti gösteriyor şeklinde yorumlar yapan alimler var. Münafıklığın tanımında kişinin kendisini kesinlikle münafık bilmesi şart mıdır? Hayırlı geceler, Mert Ademoğlu”
ADNAN OKTAR:Aleyna aleyküm selam, ve rahmetullahi ve berekatühü, Mert Ademoğlu kardeşim. Münafık bir kere kendini bayağı üstün görür, öyle münafık görmez. Haşa Allah’tan da büyük görür. Öyle bir psikopattır ve aşağılık olduğunu da bilir. Aşağılık bir köpek olduğunu da bilir, onu söyleyeyim. Mümin ama münafık olmaktan çekinir, Allah’tan korkar. Zaten münafık ayetleri Müslümanları ilgilendirir. Münafık ayetlerine de zaten münafık inanmaz. Yani onu hiç ilgilendirmez. Müslüman onu okuyup, onu ibret alır ve münafık olmaktan Allah’a sığınır, o korkuyla daha güzel ahlaklı olur. İnşaAllah.
“İyi akşamlar Hocam” İnşaAllah. “Sizler bir röportajınızda, "İstanbul’da depremler olmayacak" diyordunuz. Akşam haberlerinde Marmara’da deprem haberleri geldi. Nasıl olacak Hocam, depremler geri başlayacak mı? Ben yıllardır deprem korkusuyla İstanbul’da yaşıyorum. Size güvenerek bu birkaç yıldır rahat yaşıyorum. Akşam ki deprem haberleri bendeki panik atağı tekrar uyandırdı. Depremi durduracak bilgiler yayınlarsanız çok iyi olur. Hayırlı akşamlar, İstanbul, Kamil Tok”
ADNAN OKTAR:“Depremi durduracak bilgiler” Kamil öyle bir bilgi yok, nereden çıkarıyorsun? Yani benim kastettiğim deprem, o tarz bir deprem değil. Yoksa her gün deprem oluyor İstanbul’da; yani bazen yükseliyor, bazen alçalıyor ama depremin olmadığı bir gün yoktur. Çok ufak sarsıntılar şeklinde devam eder, bazen yükselir. Ben yıkıcı depremi kastediyorum, büyük deprem yani, “büyük can ve mal kaybına sebep olan, büyük olaylara sebep olan bir deprem olmayacak” dedim. Yani Mehdi (a.s.) İstanbul’da olduğu için olmaz.
OKTAR BABUNA:Onu söylemiştiniz Hocam, evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama dün depremin olduğu saatlerde bir şey oldu, o bir şeyin bir şeyidir o yani, onunla alakalı. Bir uyarıdır, yani zaten uyarıyı da ilgililer almışlardır. Yani ilgili kişiler o ilgili uyarıyı aldılar. Ne yaptıklarını da, kendileri de biliyorlar. “Akşam haberlerinde Marmara’da deprem oldu haberi geldi” diyor. Akşam haberlerinde. Saat kaç gibi oldu?
OKTAR BABUNA:Ben de hissettim Hocam. Saat 6-7 gibi var mıydı acaba? 9’a doğru evet, olabilir.
ADNAN OKTAR:Bir şey olmuştur, bir şey oldu ve ona bir uyarı. Evet, şiddetli olmayacağını söyledim zaten.
OKTAR BABUNA:Evet, zaten 4.4’müş galiba, çok hafif bir şeydi. Çok kimse de hissetmedi bile.
ADNAN OKTAR:Ben hissetmedim. Ama genellikle bir şey olduğunda hep bir şey olur, inşaAllah. Bir uyarı olarak.
OKTAR BABUNA:9’a 10 kala olmuş Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte ilgili kişiler ne anlama geldiğini biliyorlar, inşaAllah. Yoksa İstanbul merkezli olarak İstanbul’da bir deprem olmayacak, inşaAllah. İstanbul merkezi olarak yani ben civar iller, civar kısımları demiyorum, İstanbul ana merkez olarak söylüyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz onu söyledikten sonra zaten Hocam, bütün deprem uzmanları, “İstanbul’da büyük deprem olmayacak” diye açıklama yapmışlardı.
ADNAN OKTAR: Önce hepsi koro halinde “büyük deprem olacak” diyorlardı. Sonra hepsi birden sustular, ben olmayacak deyince. “Ekonomik kriz de hemen bitecek” diyorlardı, ben olmayacak deyince durdu.
Yani herkes de biliyor deprem olmayacağını, inşaAllah. Allah’ın izniyle. Yani sözümün doğru olduğuna dair kanaat yüzde yüz derecesinde oluyor, inşaAllah. Mesela ekonomik kriz için de dedim, 2014 tarihi dedim; bin bir türlü ses çıktı, bayağı bilmiş açıklamalar yaptılar. Sonra da hepsi birden koro halinde “evet, 2014” dediler. “Niye 2014?” diyorsun bilmiyor. Ben söyledim de onun için diyorsun, inşaAllah. Benden öğrendin, inşaAllah. Ben de hadisten öğrendim, inşaAllah.
SUNUCU:Söylediklerinize güveniyorlar Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah, maşaAllah.
“Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, acaba aşağıda ki ayette Hz. Nuh (a.s.); “ortaklarınızla toplanıp bir işi karara bağlayın, sonra hakkımdaki hükmü açıklayın” diye belirtiyor. Acaba bir heyet Hz. Nuh (a.s.)’u yargılıyor ve hüküm açıklıyor olabilir mi?” Tabii, çok açık. Bak, “ortaklarınızla toplanıp işi karara bağlayın” “Mahkemenizi kurun, mahkemeyi oluşturun, hüküm açıklansın” diyor. Mahkemeden çekinmiyor. Yani hakkında çıkacak bir karardan çekinmiyor Hz. Nuh (a.s.). Bu, Ahir zamana bakan yönü de var tabii. İnşaAllah.
“Selamun aleyküm, sevgili muhterem Adnan Hocam” Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sizin Yaratılış Mucizesi Hollandacaya çevrilmiş belgeseli Belçika’daki yeğenime verdim. Çünkü o okulda evrim konusunda çocuklara devamlı evrimin olduğunu anlatıyorlarmış. Yeğenim öğretmenine ısrarla yaratılış belgeselini izlemelerini tavsiye etmiş. Önce öğretmen kabul etmemiş, yeğenim sınıfta ayağa kalkmış ve öğretmene "eğer evrimden eminseniz, bu cd’yi izlemekten korkup çekinmemeniz lazım" deyince, izlemeye izin vermiş. İzledikten sonra evrimi savunan Hoca hayran kalmış ve "hepsi doğru," yeğenime teşekkür etmiş izlettiği için. "Artık ben de yaratılışı kabullenmek zorundayım" diye cevap vermiş. Allah sizden razı olsun Hocam. Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Sizi çok ama çok seven kardeşiniz Necati Yılmaz” Hollanda’dan yazmış. Hollanda’da evelAllah Osmanlı ordusu var, Osmanlı ordusu, maşaAllah. Almanya da öyle. Danimarka, İsviçre, hep sevdiklerimiz oralarda, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:İsviçre’de konferanstan sonra.
ADNAN OKTAR:Norveç, maşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA:Bizi gönderdiğiniz konferanslardan sonra siz de bağlandınız Hocam. Yaratılış okutulsun diye tasarı verilmiş Zürih’te Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah maşaAllah. Tasarı?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Yaratılışın okutulmaması dünyada zaten utanç verici bir olaydır. Bilimsel açıklama yapacak, diyecek ki; “protein tesadüfen meydana gelemiyor” “Neden? Buyurun, bilimsel kanıtı” Darwinistlere soruyorsun, “bu kanıt doğru mu, tesadüfen meydana gelemeyeceği doğru mu?” diyorsun, “Evet, doğru” diyor. “Yayınlayalım mı bunu?” diyorsun, “çocuklara öğretelim mi?” “Yok, öğretmeyelim” diyor. “Yayınlayalım mı?” “Yok, yayınlamayalım” “Yayınlarsam ne olur?” diyorsun, “seni okuldan atarız” diyorlar. Şimdi bu olmadı. “Ara fosil var mı?” diyorsun, en ağa babalarına; “evrimcilerin dediği gibi, Darwin’in dediği gibi bir ara fosil var mı?” diyorsun, “yok” diyor. Darwin’e soruyoruz, “var mı dede ara fosil?” “Yok. Bütün katmanları araştırdık yok” diyor. “Peki, 150 seneden beri araştırılıyor. Bulundu mu?” Yine “yok” Bilim adamları dediğimiz Darwinistlere soruyoruz, “var mı ara fosil?” diyoruz, “yok” diyorlar. “Peki, bu gazete haberleri ne?” “Kusura bakmayın, çıkıyor öyle” diyor. Ve Türkiye Gazetesi üstlenmiş durumda şu an. Yani ben hayret ediyorum, Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın manevi varislerinin oturup evrimci propagandaya alet olmalarına şaşıyorum. Abdülhakim Arvasi Hazretleri çok mübarek ve muhterem bir insandı. Var mı Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin resmi? O çok muhterem bir insan, onun bilinmesi önemli. Evet, maşaAllah. Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri de seyyiddir, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) neslindendir, Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın da Hocasıdır, inşaAllah. Başka ne var resim olarak?
OKTAR BABUNA:Seyyid Ahmed Mekki Üçışık, Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu da Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın Hocası, bu da Nakşibendi şeyhidir. Hüseyin Hilmi Işık da çok değerli bir insandır. O da Nakşibendi şeyhidir muhterem, mübarek. Enver Ören de damadıdır, maşaAllah. O da Nakşibendi şeyhidir, Enver Ören de. Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın halifesidir, çok değerli bir insandır; çok alim, mütedeyyin bir insandır. Ben kendisiyle de gidip görüşmüştüm, Ehl-i Sünnet’e çok titiz bir insandır. Ama muhterem ağabeyimizden biz istirham ediyoruz, yani Türkiye Gazetesi’nde bu Darwinist propagandanın devam etmesi Müslümanlara yakışmıyor, çok acayip duruyor ve insanlar, aileler zehirleniyorlar, yazık oluyor, günah oluyor. Bilmiyor insanlar, Türkiye Gazetesi’ne güveniyorlar, “bu insanlar dürüst” diyorlar. “Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın talebesi bunlar, Ehl-i Sünnet’e titiz insanlar, burada yazanlar doğrudur” diyorlar. Adam onu okudu mu dini, imanı gider, Allah esirgesin. Ne yapıyorsunuz? Bir ton balın içerisine bir kilo zehir koyarsan, oradan bir avuç bir insan alıp da yerse ölür, zehirlenir. Yapmayın, etmeyin, Allah rızası için yapmayın. Ben Enver Ören Hocam’dan istirham ediyorum, bir önlem alsın. Ve kaçınca uyarımız bu. Bak her yere el atmışlar, her yere. Kanal 7’ye bakıyoruz aynı, haber7.com’a bakıyoruz yine aynı. Senin İliksiz çıktı, Darwinist propaganda yapıyor alenen, açıkça. Hemen arkasından Samanyolu onu çıkartmış televizyona.
OKTAR BABUNA:Dün çıkardılar.
ADNAN OKTAR:Dün çıkardılar. Onu orada konuşturuyorlar. Sorsanıza Samanyolu’ndan; “kardeşim, sen evrime inanıyor musun, evrim bir gerçek mi, proteinler tesadüfen meydana gelebiliyor mu, gelir mi, nedir inancın?” diye sormaları lazım. “Ara fosil yokken niye ara fosil varmış gibi gösteriyorsunuz?” Niye demiyorsunuz? Entel sohbeti gibi bir üslup geliştirmişler, onunla vakit kaybediyorlar. Halbuki orada hayati bir durum var. Yani Müslümanlar orada çok olumsuz bilgilerle zehirleniyorlar ve itikatlarında çok ciddi yaralar alıyorlar. Biz her yere ulaşamayız ki. Biz onların yaptığı tahribatı her yerde temizleyemiyoruz, İnşaAllah. Samanyolu yine aynı şekilde, o da evrim programı yapacaktı. Mesela çok manidar, bak aynı anda olaylar başlıyor. Evriminle ilgili program yapacaklardı, zor durdurduk. Uğraşa uğraşa, anlata anlata durdurduk. Doğrudan evrimcileri çıkaracaklardı, “propagandalarını yaparsınız; yapmayın, etmeyin” dedik. “Tamam, onlara cevap verecek Hocaları çıkartalım” dediler. Zaten onlar onların ezdiği adamlar, onlarla olmaz, oraya biz çıkınca darmakeşan ederiz. Bu konunun Seyyid Battal Gazi’si bellidir. Battal Gazileri, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Dünyada bir kişi var, o da sizsiniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, ben ve arkadaşlarımız, kardeşlerimiz.
OKTAR BABUNA:Sizden öğrendik Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Abdülhakim Arvasi Hazretleri bakın seyyiddir, çok manidar. Seyyidlerin Ahir zamandaki görevleri. Mekki Üçışık mesela, o da seyyiddir. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız daha çocukken, maşaAllah gitmiş gelmiş o değerli insanların yanlarına, onlardan feyz almış, bereket almış. Tam İlmihali vardır bende, hep gençliğimde onları okudum, çocukluğumuzda. Yine genciz de, elhamdülillah. Evet, ama o zamanlar okuyorduk, çok değerli bilgiler var, çok güzel detaylı bilgiler vardır. Çok titiz bir insandır Hüseyin Hilmi Işık Hocamız ve Darwinizme şiddetle karşıdır. Şiddetle karşıdır, açıklar Tam İlmihali’nde. Kardeşim, şimdi ne alaka? Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın kemiklerini sızlatıyorlar, yapmayın, etmeyin.
“Hocam, biraz önce bahsettiniz deccalin vasıtalarından olan, gizli bir vasıta olan ve şu an insanlardan gizlenen ve çok hızlı hareket edebilen ufo vasıtası olabilir mi? Hayırlı geceler. Allah sizden razı olsun. İsa Aktaş, Lahey” İsa sen ne yamansın, sen.
“İyi akşamlar Hocam. Hipnoz konusunu biraz daha anlatın, inşaAllah. İhtiyacımız var ve hafızamızı nasıl kuvvetlendirebiliriz ve hipnozdan kurtulmanın çaresi nedir? İlim ve bilim nasıl ilerletilir? Bana telkin duası hediye ederseniz sevinirim Hocam. Sizi can kulağıyla dinliyorum. Bir de Allah’a hipnozdan sığınma yöntemi var mı? Selda” Ya ne sevimliler bunlar, ne sevimli şeyler bunlar, maşaAllah. Allah’a sığının, dikkatinizi açın, iradenizle azmedeceksiniz, yoracaksınız kafanızı. Kafayı serbest bırakırsanız şeytanın hipnoz gücü ve deccaliyetin hipnoz gücünün kapısını açmış olursunuz. Dikkat ne demektir? Aklı yormaktır. Keskin bir dikkat, irade kullanacaksın. İnsan durduk yere mutlu olmaz, irade kullanır. Nezaket kolaylıkla olmaz, irade kullanılır. Delikanlılık durduk yere olmaz, irade kullanılır. Cesaret de irade gerektirir. Normalde insan ruhu korkaklığa açıktır, ama delikanlılık bambaşka bir şeydir. O deli aşık ruhu bambaşka bir şeydir, yiğitlik ruhu bambaşka. İradeyle olur, akıl kullanılarak olur. İnşaAllah. Mesela hamiyet, koruma hisseleri, akıl kullanılarak olur. Mesela bak ben Erbakan Hocamı savunurken birçok kişiyi karşıma almış oluyorum. Ama benim orada amacım ne? Hak olan bir şey var, ben bir mazlumu ezdirtmem. On bin kişi düşmanım olsun, vız gelir tırıs gider, isterse öldürmeye kalksınlar. Ben bir mazluma el sürdürtmem. Ben diyeceğim ki; “bu kadar insanı karşıma alırım, neme lazım sessiz kalayım” Eğer böyle bir şey yaparsam Allah beni helak etsin. Asla kabul etmem. Beşer beşer, yüzer yüzer gelsinler. Haksızlık varsa kükrerim, öyle sessiz kalma diye bir şey olmaz.
OKTAR BABUNA:Herkes biliyor Hocam, bütün dünya biliyor. MaşaAllah, evelAllah.
ADNAN OKTAR:EvelAllah. Yani bana ne? Orada hak olan bir şey var, mazlum bir insan var. Binlerce insanı yetiştirmiş bir insan Erbakan Hocamız. Allah’tan korksunlar. Hepsinde emeği var, hepsinde ve birçok kişiye siyaseti öğreten odur. Siyasi adabı, edebi öğreten odur. Aşkı, şevki öğreten odur. İttihad-ı İslam düşüncesini öğreten odur. Türk-İslam Birliği heyecanını öğreten odur. Dinden, İslam’dan taviz vermemeyi, tavizsiz İslam’ı yaşama ruhunu öğreten odur. Ee, ne yapacağız? Diyeceğiz ki; “Hocamız yaşlandı, işte Milli Gazete’de de malum bir tavırlar olmaya başladı, sesimizi çıkartmayalım” Bak, Allah her şeyi tersine çevirdi ve Saadet Partisi ferahlığa kavuştu.
OKTAR BABUNA:Sizin vesilenizle Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah vesile etti, elhamdülillah. Üzerlerindeki yük kalktı, inşaAllah ve Milli Gazete’de de bir ferahlık oldu, maşaAllah. Oranın da üzerine bir şeyler çökmüştü. Orası da ferahladı yani maşaAllah. Artık yolları aydınlık, ferahlık. Türk-İslam Birliği gelmeden de onlara bir dur durak yok. İttihad-ı İslam gelmeden bir dur durak yok. Türkiye’yi büyük Türkiye yapmadan dur durak yok. Hep beraber bir heyecanla atağa kalksınlar. Bu olay onları müthiş heyecanlandırsın, MHP’ye de kucak açsınlar, Büyük Birlik Partisi’ne de kucak açsınlar, hepsi kardeş olsunlar, el birlik Türk-İslam Birliği’ni getirelim. Böyle modern, kaliteli, aydın, laik, çağdaş, Atatürkçü düşünceyi yükseklere çıkaralım. Atatürk’ümüzün Türk-İslam Birliği idealini gerçekleştirelim. Onun İslam Birliği fikrini gerçekleştirelim ki Kuran’ın emridir zaten, en başta Kuran’ın emri ve Türk-İslam Birliği ülküsünü gerçekleştirelim. Modern bilimi en yüksek derecede kullanalım, sanatı en yüksek derecede geliştirelim. Güzel ve müreffeh bir Türkiye meydana getirelim. Kardeş olalım, dost olalım, inşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam” diyor. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki” diyor Emir Varol. Emir bunu yarın açıklayalım canım kardeşim çok uzun olacak bu. Bir dakikamız var, inşaAllah, hakkını helal et. Tamam, şimdi kapanış konuşmasını yap, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv ve Malatya V Tv’den takip edebilirsiniz. İyi geceler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Malatya V Tv, ayrı bir şey. MaşaAllah, bütün Malatyalılara selam. Bütün milletimize, inşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...