SUNUCU 1:Sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv, Malatya V Tv, Adana Ceylan CRT Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Uşak Egem Tv, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Super Tv ve Radyo, Bingöl Fm 102.0, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Ordu Enerji Radyo 90.0, Haberhilal.com, Haberaktuel.com, Selamhaber.com ve 8Sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programına hoş geldiniz. Hocam nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam buyurun.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Özal’ın suikasti, siz söyledikten sonra Hocam, çok gündemde bugünlerde ve her yerde bu yönlerde yazılar var. Hem eşinin, hem oğlunun açıklamaları var Hocam. Hürriyet, Milliyet gibi Aydın Doğan’ın yayın organlarında Hocam, arka arkaya yazılar çıkıyor. Her gün birkaç yazarı Turgut Özal’ı suikast ile vefat etmediğini, eceli ile öldüğünü anlatan bir yazı yazıyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Kim?
OKTAR BABUNA: Aydın Doğan’ın, Doğan Grubu’ndaki gazete yazarlarından. Bugünde Şükrü Küçükşahin yazmış. Diyor ki; en kısa özetle, “En son gezisini çok yakından takip ettim, çok yorgundu, merdivenlerden inemiyordu, ayakkabılarını bile korumaları giydiriyordu. Çok yemek yiyordu, orada rahatsızlanmıştı, çok stres altındaydı.” Yani “bunlar nedeniyle vefat etti” diyor, Turgut Özal için, Hocam.
ADNAN OKTAR:Şükrü Küçükşahin, doçent doktor, aynı zamanda adli tıp uzmanı. Kriminal laboratuvarda şef, evet. Tamam, bundan sonra polise müracaata gerek yok demek ki, Aydın Doğan’a gitmemiz yeterli olacak. Yani böyle bir mantıksızlık olmayacağı belli, inşaAllah. Bu tip üsluptan kaçınsınlar. Mutlaka araştırılması gerekiyor, cinayet olduğu her halinden belli olayın. Eşref Bitlis Paşamız da o şekilde, şehit edilmiştir. Onun da araştırılıp, teşhis edilmesi gerekiyor.
OKTAR BABUNA:Nitekim siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, “Turgut’u uluslararası güçler zehirledi” diye Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’ın da bir açıklaması var Hocam. Vatan Gazetesi’nde. Semra Özal Kuzey Irak yönetimindeki, kontrolündeki Erbil’de İngilizce olarak yayınlanan bir gazeteye vermiş bu demeci. “Eşimin zehirlenerek öldürüldüğüne yüzde yüz eminim” diyor, açıklamasını yapmış. “Eşimin zehirlendiğine dair elimde bulunan belgeleri yetkili kurumlara vermelerine rağmen” diyor Semra Özal, bu belgelerin yok edildiğini de ileri sürmüş. “Biz hala bu işin takipçisiyiz ama ne yaparsak yapalım, o belgeleri ortadan yok ediyorlar” demiş. “Ama biz bu işin peşini bırakmayacağız.” Başarısız suikast girişimini de hatırlatmış Hocam bu yazıda. Bu girişimin arkasında da iddia edilen Ergenekon Örgütünün olduğunu söylemiş Semra Özal. Sözlerini de şöyle sürdürmüş; “Eğer kocam hayatta olsaydı dünya haritası bile değişmiş olacaktı, ölümünden bir gün önce bir dış gezideydik. Türki devletler bir Türk Birliği kurmak üzere bir antlaşma imzaladı. Altı gün içinde Çin’i ziyaret edip bu antlaşmayı orada açıklayacaktı. Ancak buna izin vermediler” diyor “Bazıları bunu görmek istemedi. Eğer Türk Birliği kurulmuş olsaydı, şimdi harita değişmişti. Dev bir petrol ve doğal gaz rezervi bu birliğin elinde olacaktı” demiş. “Ama işte tam bu nedenden kurulmasına izin vermediler, uluslararası güçler Turgut Özal’ı zehirledi ve öldürüldü” diyor Semra Özal.
ADNAN OKTAR:Tamam, eşi söylüyorsa, oğlu söylüyorsa, çocukları söylüyorsa zaten kanunen araştırılması gerekir. Hürriyet Gazetesi’ne ne demek düşer bu durumda. Tasdik etmek düşer, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Güzel bir yazısı var Hocam Osman Müftüoğlu’nun. “Mutsuzluk virüsü size de bulaşmasın” diyor. Bu yazıda Hocam özetle şunu söylüyor. Serdar Turgut şu an dünyadaki en büyük sorunun mutsuzluk olduğunu, tüm dünyada bunun çözülmeye çalışıldığını yazmıştı geçen gün. Osman Müftüoğlu da bu konunun ne kadar önemli olduğunu yazmış; “Parayla saadet olmaz, en etkili ilaç şükretmektir” demiş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, dindar demek ki, maşaAllah. Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:“İsrail’de yoğun Türkiye aleyhtarı propaganda” diye bir haber var Hocam. Milliyet’ten yine, Semin İdiz’in yazısı. İsrail’de yoğun Türkiye aleyhtarı propaganda oluyormuş. İsrail’deki gazetelerin son dönemlerde Türkiye’ye karşı olumsuz bir tavır içinde olduklarını, yalan yanlış haberlerle aleyhte propaganda yaptıklarını söylüyor. “Özellikle de Cumhurbaşkanı Gül’ün Perez’le görüşmeyi reddetmesinden sonra” demişler, ABD’de görüşmeyi reddetmesinden sonra bu tip haberler çıkmaya başladı. Mavi Marmara’daki yardıma yönelik de çok saldırgan ifadeler yer alıyormuş İsrail basınında. Avrupalılara hep uyarılar yapılıyormuş, “gözünüzü açın” diye ifadeler yer alıyormuş yazılarda.
ADNAN OKTAR:İsrail’le Türkiye’yi savaştırmak istiyorlar. Armageddon için bu gerekiyor, böyle atom forvet kendilerince girişimlerde bulunuyorlar, müsaade etmeyiz. Yani mümkün değil, onu unutacaklar. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Milli Gazete’nin Genel Yayın Yönetim Kurulu ayrıldıktan sonra, Numan Kurtulmuş’tan sonra Hocam, onunla birlikte hareket eden kişiler, Erbakan Hocamıza destek veren yazılar çıkmaya başladı. Mesela Mahmut Toptaş “Ayrılsak da beraberiz” isimli bir yazı yazmış ve tüm Müslümanların kardeş olduklarını, hep birlikte hareket etmenin farz olduğunu yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani, “ayrılsak da beraberiz” derken, nasıl? Yani ayrılmış mı Hocamız? Onu mu demek istiyor? Yani onlar adına mı konuşuyor, kendi adına mı konuşuyor?
OKTAR BABUNA:Benim anladığım kendi adına konuşuyor.
ADNAN OKTAR:Okudun mu sen yazıyı?
OKTAR BABUNA:Tamamını okumadım Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani ayrılması mevzubahis mi Hoca efendinin? Mahmut Toptaş, benim bildiğim alim.
OKTAR BABUNA:Tüm Müslümanların kardeş olduklarını söylüyor Hocam. Birlikte hareket etmenin de farz olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR:Genel anlamda diyor yani öyle “ayrılsak da beraberiz” yani konuyu anlatan bir başlık değil de herhalde Müslümanlar zaten kardeştir, beraberiz, hep beraberiz demek istemiş.
OKTAR BABUNA:Ayrılmamaları gerektiğini de Allah-u alem kastetmiş olabilir, onların. Yani ayrılıklarının iyi bir şey olmadığını, Müslümanlıkta birlikteliğin farz olduğunu.
SUNUCU 1: İlk cümlede de bir ayet var sanırım onun üzerine yazmış.
ADNAN OKTAR:Evet, oku Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kur'an'ın bize öğrettiği bir duayı bu günlerde biraz daha fazla okuyalım. "Rabbimiz, bizi ve bizden önce imanla geçip giden kardeşlerimizi bağışla. İman edenlere karşı gönlümüzde hiçbir kin bırakma. Rabbimiz, şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin" (Haşr 59/10)” “"Bal" demekle ağız tatlanmaz, "gül" demekle ciğerlerimiz gül bayramı yapmaz. Bal yenince, gül koklanınca fayda verir. Mü'min insanlara karşı gönlümüzde kin bırakmayacağız” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Çok güzel demiş.
OKTAR BABUNA:Reşad Nuri Erol’da Milli Görüş’ün önemini vurgulayan bir yazı yazmış Hocam. “Eksik olan ve yapılması gereken” diyor; “Bu mücadele yollarında bir zamanlar beraber yürüdüğümüz bir grup arkadaş; "Millî Görüş Gömleği" ile bu işlerin olmayacağını iddia ettiler ve gömlek çıkardılar, "Adil Düzen"i ise başından beri hep inkâr ettiler. Şimdi ikinci bir grup da onların yolunu izliyor! Gidenler için yapacak bir şey yok! Liderimizin ve Önderimizin dediği gibi; 'Allah hidayet versin, Allah şuur versin'” diyor. “Ama kalanlara tekrar ve bir defa daha ehemmiyetine binaen hatırlatıyoruz: Artık bütün ilmî, dinî, iktisadî, siyasî ve sosyal faaliyetlerimizi yürüttüğümüz kurumlarımızı "adil düzen"e ve "adil ekonomik düzen"e uygun olarak yeniden yapılandırmalı ve ona göre işletip yönetmeliyiz” diyor. Adil görüşün önemini vurgulamış.
ADNAN OKTAR:Reşad Nuri Erol Hocamız. Saadet Partisi, apayrı siyasi bir yapılanmadır yani kendine has güzel bir çizgisi vardır, yapısı vardır. O yönde gider. Yani o ayrılanlar da belki kendilerine göre bir şey yapacaklar ama Saadet Partisi mutlaka bütün gücüyle, bütün ihtişamıyla sürekli bulunması gereken önemli bir partidir, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Sinan Burhan, yine Milli Gazete’de “Açlığın çözümü var mı?” başlıklı bir yazı yazmış ve sizin kitaplarınızda yıllardır vurguladığınız gibi; “tüm sorunların çözümü Kuran ahlakıdır” demiş özetle, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Bütün sorunların çözümü bu şekilde olur” demiş. Serdar Turgut’un bir yazısı var, “Mahalle baskısı ve Kuran” diye. Serdar Turgut’ta Pelin Çift’le beraber Habertürk’te ‘Öteki Gündem’ isimli bir program yapıyor ve programda hep dinlerle, din tarihleriyle, metafizik konularla ilgileniyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Geçen hafta da Marmara Üniversitesi hadis profesörünü çıkarmış, bu programda çok etkilenmiş, şunu diyor; Ali Akyüz, Kuran’da Peygamberimiz (s.a.v.)’e Rabbimizin doğrudan hitaplarından "Bir Müslüman nasıl olmalıdır?" diye güzel ahlak listesi oluşturmuş, 114 maddeden oluşuyor bu liste. Bunlardan arasında da dinde zorlama olmayacağı gibi mahalle baskısı gibi bir şeyin asla olamayacağını söylemiş Serdar Turgut. Bu tür konuları herkes okusun, anlasın ve ona göre yaşasın” diyor.
ADNAN OKTAR:Doğru diyor, dinde zorlama yoktur, baskı yoktur, evet.
OKTAR BABUNA:“İnsanlar Kuran’da olmayan davranışları benimsedikleri için bu sorunlar ortaya çıkıyor” demiş ayrıca.
ADNAN OKTAR:Evet, Oktar Hocam sende kalan bütün bilgileri anlat. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Yine meydan Erbakan’a kaldı” diye bir yazı var Hocam. “Saadet Parti Kongresi’nin 17 Ekim’de yapılacağını açıklayan Erbakan; "diğer partilere benzemek helak olmaya götürür"” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Erbakan Hocamız aslandır. Ama tabii benim bakış açıma göre de ben tabii bütün sağ partileri destekliyorum.
OKTAR BABUNA:Bir de Numan Kurtulmuş’a yönelik olarak da bir şey söylemiş, okuyayım mı onu Hocam?
ADNAN OKTAR:Ne söylemiş?
OKTAR BABUNA:“Sürüden ayrılanı kurt kapar. Sırat-ı müstakimden şaşmamak esastır. Diğer partilere benzeyip heves etmek adım adım helak olmaya götürür” diyor. “Sürüden ayrılanı kurt kapar.”
ADNAN OKTAR:Erbakan Hocamız tabii ki o siyasi çalışma içerisinde, o siyasi kültür içerisinde konuşması gereken stil budur yani bu şekilde konuşur. Biz saygı duyuyoruz, seviyoruz da, çok hürmet ediyoruz. Ama benim bakış açım genel kucaklayıcıdır, yani tüm partileri kucaklayan bir bakış açımız var, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Alman Cumhurbaşkanı “İslamiyet Almanya’ya ait” demiş. “Birleşmenin 20'nci yıldönümünde konuşan Cumhurbaşkanı Wulff, "Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi İslamiyet de Almanya'ya ait"” demiş Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Güzel, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Stratejik ortak Suriye” diye yine bir haber var Hocam. Vizeleri kaldıran Türkiye ve Suriye yeni projeler için anlaştı. Nusaybin’e sınır kapısı açılacak. G.Antep-Halep hızlı tren hattı kurulacak. Asi Nehri üzerine Dostluk Barajı kurulacak. PKK’ya karşı ortak hareket edilecek” diyor. Büyük bir toplantı olmuş Hocam, bütün bakanların da katıldığı, 12 bakanla; “Bakanlar çıkarma yaptı” diyor hatta, maşaAllah. Tam bir birleşmeye doğru gidiyor adım adım.
ADNAN OKTAR:“PKK’ya karşı ortak hareket edilecek.” Hiçbir şey çıkmaz ondan. Hangi ülkeyle birleşirse birleşsin, PKK’ya karşı fikri mücadele verilmedikten sonra hiçbir şekilde baş edemezler, söyleyeyim. Yani çözüm fikri mücadeledir. Suriye’de de çok fazla PKK’lı var. Suriye parlamentosunda da bayağı PKK’lı var. Yani oralarda PKK’lı kaynıyor. Irak’ta aynı şekilde, çok sayıda PKK’lı var. Çünkü fikri çalışma yapıyor adamlar. Fikri çalışma yapılınca, fikri çalışmaya karşı siyasi bir faaliyet hiçbir şekilde netice vermez. Askeri faaliyet de netice vermez. Yani polisiye tedbirler de netice vermez. Askeri çalışma fikir olmadığında netice verir. Yani bir toplulukta fikir yoktur, netice alırsın. Ama fikre karşı fikirle karşı çıkmayınca netice alınmaz. Mesela bizim Kurtuluş Savaşı’nda bir fikrimiz vardı; milli devlet istiyorduk, kurtulmak istiyorduk. Milletin namusunu, devletin şerefini korumaya karar vermiştik ama karşı tarafın inancı yoktu. Mesela Yunanlıların, şunun, bunun inancı yoktu adamın, inançsız yani bir inancı yok. Ne yaptığını bilmiyor. Sadece işgale gelmiş adam ve suçluluk hissi var. Psikolojik olarak gücü yok. Mesela İngilizlerin de, suçluluk hissi içerisindeydiler. Ama bizde müthiş bir iman heyecanı vardı, inanç heyecanı vardı. Ve o inançla, o imanla yendik. O zaman Darwinizm, materyalizm falan Mehmetçiği, askeri sarmamıştı. Halkı sarmamıştı daha. Yani daha köylere kadar inmemişti. Dolayısıyla çok az insan Darwinizm, materyalizme inanıyordu. Materyalist insan pek yoktu. Mesela Çanakkale Savaşı’nda görmüşsünüzdür; son saldırıdan önce bütün Mehmetçikler topluca namaz kılıyorlar, binlerce, topluca. Bu yoğun bir iman demektir. Yani topluca askerlerin namaz kılması, saldırıdan önce. Demek ki o zamanlar olay bambaşkaymış, ruh hali bambaşkaymış. Ama sonra Darwinizm gelişti, materyalizm gelişti, dine karşı bağlılıkta insanlar da gevşeme oldu ve komünist ideoloji, Darwinist ideoloji, materyalist ideoloji gelişti ve mevzi aldı. Amerika destekliyor, Avrupa destekliyor; internet var, televizyon var, kitaplar var, basın var ve ayrıca Darwinizme devlet destekliği de var. Hatta muhafazakar basın bile destekliyor. Bakın Türkiye Gazetesi çıkıyor, Darwinizmi destekliyor. Yani umulmadık bir yapılanmaya girdikleri görülüyor. Yani tahmin, tahayyül edemediğimiz bir yapılanmaya girdikleri görülüyor. Mesela biz Türkiye Gazetesi deyince, müthiş güven duyardık. Yani TGRT’nin kuruluşunda da müthiş güven duyardık ve herkes gitti bileziklerini verdi, hanımlar; Müslüman dedeler yüzüklerini çıkartıp verdiler, TGRT kuruluyor diye. Sonra bambaşka bir olayla karşılaştı Müslümanlar. TGRT’ye çıkarttılar bir şahsı, aleyhimizde akıl almaz konuşmalar yaptırdılar. Bir mankeni çıkardılar, akıl almaz konuşmalar yaptırdılar. Ve bizi çok mağdur bir durumda bıraktılar yani zor durumlara soktular. Gerçi beraat ettik ama muazzam badirelerden geçtik. Ve kendi verdiğimiz parayla TGRT’ye ve kendi verdiğimiz paralarla kurulan TGRT bize karşı böyle bir tavır aldı. Yani muazzam bir tavır aldı. Açıkça da söyleyeyim, Savaş Ay çıktı televizyona, gürül gürül bizim verdiğimiz paralarla bizim aleyhimize orada konuştu. Birçok kişiyi çıkarıp konuşturdular. Akıl almaz sözler ettirdiler. Ebru Şimşek’i çıkartıp konuşturdular. Cevap hakkı? Cevap hakkı yoktu. Bize onların öğrettiği, Hüseyin Hilmi Işık’ın bize öğrettiği konuları biz orada göremedik. Bambaşka bir hayatla karşılaştık ve arkasından Darwinizm propagandasına başladılar şimdi de. Mesela bu çok acıdır. Ben onun için muhterem Enver Ören’e istirham ediyorum, bu felaketi önlesin. Yani geç kalınmış bir şey yok. Yani nereden dönülse kardır. Nereden dönülse kardır. Çok efendi bir insandır, çok mazlum, terbiyeli bir insan. Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın manevi talebesidir, halifesidir, inşaAllah. Nezih bir insan, görgülü bir insan. Profesör bildiğim kadarıyla. Yani öyle biliyorum, yanlış da biliyor olabilirim.
OKTAR BABUNA:Bakayım hemen Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani kültürlü bir insan. Mesela Haber7.com, Müslümanların en güvendiği sitelerden bir tanesiydi. Kanal 7, Kanal 7’nin kuruluşunda da Müslümanlar, hanımlar bileziklerini verdi, yaşlı insanlar yastık altında biriktirdikleri paralarını verdiler. İslam’ı, Kuran’ı, Türk-İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı savunacak; Darwinizm’e karşı mücadele verecek, materyalizme karşı mücadele verecek, anti-komünist, anti-faşist, anti-satanist, anti-materyalist bir çalışma yapacak diye ümitvar olduk. Yani büyük bir özveriyle, böyle samimi bir sevinçle destek olduk. Onlar da çıktılar, onlar da Darwinizm propagandasına başladılar. Kardeşim, şimdi Müslüman yani nereye gideceğini şaşırdı, ne yapacağını şaşırdı. Çok acayip bir durum meydana getirdiler. Şimdi bak diyoruz ki; “güvenebilirsin” diyoruz. Adam orada sevinçle ve samimiyetle, güvenle okumaya başlıyor, cayır cayır Darwinizm anlatıyor. Kardeşim, onun için mi millet sana para verdi? Onun için mi kuruluşunda bu kadar emek verildi? Yapmayın, etmeyin. Yani samimi bakın olaya. Ayıptır, günahtır. Yayınlayan yayınlasın, biz yayınlamasın demiyoruz ki. Yani mesela birçok gazete var, çok da makul zaten onlar bir şey demiyorlar, “bizim görüşümüz bu” diyor. Ama sen “benim görüşüm bu değil” diyorsun. Mesela Hüseyin Hilmi Işık’ın Tam İlmihal’ini alıyoruz Darwinizme karşı kesin bir tavrı var ve kesinlikle yaratılışı savunuyor ve Ehl-i Sünnet çizgisine çok titiz. Hangi Ehl-i Sünnet alimi oturup Darwinizmi savunmuştur, nerede görülmüş bu?
OKTAR BABUNA: Savunmamıştır, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:.Neyse inancın onu savun. Yani bir entel özentisidir gidiyor. Yani bazı kişilerin. Buna gerek yok ki. Sen kendi inancında sabit, kadem olman lazım, kararlı olman lazım. Sonuna kadar götüreceksin, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Doktora unvanı varmış Hocam Enver Ören’in. Kimyagermiş.
ADNAN OKTAR:Doktor. Öyle bir şeydi, evet. Kimyager, doktor. Evet.
Bak, diyor ki rivayette, Müstedrek’te var, Taberani, Hammad’da var bu açıklama; “Deccal büyük bir orduyla çıkar.” Yani başı sarıklı insanları da kendi için alıyor Deccal. Yani Müslüman görünümlü, başı sarıklı, takva, Ehl-i Sünnet zannettiğin adamı Deccal kendi tarafına alıyor, kendi safına alıyor. “Doğudan başlayarak önüne geleni hezimete uğratır.” “Her yere yayılmaya başlar” diyor. Yani ‘doğu’ derken dünyanın her tarafı doğudur tabii ki, o anlamda onun bir şeyi yok, inşaAllah. Mesela İngiltere bir başka yere göre doğu olmuş oluyor.
OKTAR BABUNA: Amerika’ya göre doğu olmuş oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, doğu olmuş oluyor. “İlk gireceği şehir,” deccalin, “iki denizin birleştiği yerdeki şehirdir.” İstanbul. Çünkü İslam’ın kalbine vurmuş oluyor, İslam’ın kalbi nerede? İstanbul’da. Deccal ne yapıyor? Kalbe vuruyor. İlk vurduğu yer kalptir. Mehdi (a.s.)’nin yapacağı nedir? Kalbe ameliyat yapıyor. Kalbi eski sağlığına kavuşturuyor. Deccalin yaraladığı kalbi düzeltmiş oluyor, inşaAllah. Bak Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; “İlk gireceği şehir, iki denizin birleştiği şehirdir.” İstanbul. “Sonra Deccalin topluluğu hezimete uğrar ve dağılır, o gün onları koruyacak hiç kimse yoktur.” Şu an olanlar onlar, darmakeşan ediyoruz ve edeceğiz, inşaAllah. İmam-ı Şarani Hazretleri diyor ki, büyük Ehl-i Sünnet alimi İmam-ı Şarani ; “(O sırada) fitneler, karışıklıklar, ihtilaller çok olur da insanlar birbirlerini öldürürler.” Kaç defa ihtilal oldu gördünüz. İslam ülkelerinde de oldu, Türkiye’de de oldu. Bak ihtilal olacağını, darbe olacağını söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Karışıklıklar olur” diyor ve “fitneler.” Anarşi, terör ve fitne. Fitne nedir? İslam aleyhtarı her türlü tavır, anormal hareketler. Ve “insanlar birbirlerini öldürürler” diyor. Anarşi ve terörün alabildiğine yayılması; İsrail’de olsun, başka yerde olsun, Suriye’de olsun, Irak’ta olsun, Afganistan’da olsun yani muazzam. Müslümanlar şehit ediliyor. “İşte öyle sıkıntılı bir zamanında mel’un (lanetlenmiş) deccal çıkar” diyor, zuhur eder. Yani Deccal nasıl çıkıyor? Onun yapısı, gelişmiş yapısı mevcut imkanlarla iyice gelişmiş hale geliyor. Yoksa ani bir çıkış değil. Onun fikir sistemi iyice etrafı sarmış oluyor. Neyle oluyor? İnternetle oluyor, televizyonların yayılmasıyla, radyonun yayılması. İnternet ve televizyonun yayılması daha yakın zamanda, radyoların yayılması. Yani 1980’lerin başından itibaren, Mehdi (a.s.)’nin çıkışıyla beraber başladı. 1980’ler. Aniden radyolarda çoğalma oldu, televizyon kanallarında müthiş çoğalma oldu, internette muazzam bir patlama ve gelişme oldu. İşte, “mel’un (lanetlenmiş) deccal çıkar” denilen bu. Yani gücünü, pençesini ortaya koymuş oluyor. Yani küçükken mesela darken alanı, hareket alanı; hareket alanı müthiş bir güce erişmiş oluyor. Ama aynı anda Mehdi (a.s.)’nin gücü de müthiş bir güce ulaşmış oluyor. Birbirine paralel.
“Zaman (Kıyamet) yakınlaşır, amel eksilir.” “Kıyamet yakınlaşır,” şu an Kıyamet yaklaştı zaten, Bediüzzaman “1545 gibi” diyor. “Amel eksilir,” yani doğru, güzel hareketlerde bir eksilme olur. Namaz kılmazlar, oruç tutmazlar, yardım etmezler, zulme göz yumarlar. “İnsanlara aşırı cimrilik ve hırs atılır.” Yani muazzam bir mal tutma ve nefsani hırs meydana geliyor. Şimdi cimriliğin etkisi nedir biliyor musun? Ekonomik krizdir. Cömertlikte ekonomik kriz çözülüyor. Cimrilikte ekonomik kriz başlar. Çünkü mal ve parayı tuttu mu bir insan, hareket etmiyor para. Kan damarda hareket etmediğinde insan ölür. Hareket etmesi ancak cömertlikte oluyor, bol bol harcamayla oluyor. İnsanlarda da cimrilik geliştiği için ve hırs geliştiği için, egoistlik geliştiği için malını tutuyorlar. Tutunca hem kendini öldürüyor, hem etrafını öldürüyor. O mal da bir işine yaramıyor, para da işine yaramaz. Para kağıt haline gelir, mal da çürür. Hiçbir şeye yaramaz. Kimse de kullanamaz, depo da durur malları. Para da kasa da durur, kağıt halinde. Mal da orada beton haline gelir, hiçbir faydası da olmaz, inşaAllah. Ve “herc çok olur” diyor. “Sahabiler: "Herc nedir Ya Resullulah (s.a.v.)?" diye sordular. Resullullah (s.a.v.): "Öldürmek, öldürmek!" buyurdu” diyor. (Buhari, Sahih Buhari, cilt 13, sayfa 6023) Şu anda da sel gibi Müslüman kanı akıtılıyor. Adamlar parmaklarını kesip Müslümanların övünüyorlar.
“Abdullah İbni Amr (r.a.)’den, diyor ki; "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki"” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den rivayet, “onların yüzü insan yüzü, kalpleri şeytan kalbidir. Kan dökücüdürler.” “Kalpleri şeytan kalbidir” ne demek? Deccale uymuş. Çünkü Deccal, ne dedik? Şeytanın adamı, takımı. Ruhunu şeytan kapladığında, bedenen insana benziyor ama ruhu şeytan olmuş oluyor. Yani münafıklarda ve küfürde ve zalimlerde bu olacak. “Kan dökücüdürler, çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tâbî olursan seni gözetirler.” Mesela münafıklar onlara katıldığında, onları koruyorlar, küfür.. Küfüre münafıklar katıldığında ne yapıyorlar? Onu gözetiyorlar, koruyorlar. “Eğer onlara güvenirsen sana ihanet ederler.” Ve ihanet müthiş yaygın şu an. İnsanlar birbirlerine güvenemiyorlar o yüzden. Yani Deccaliyetin özelliğidir. “Onların çocukları ahlâksız, gençleri arsız olur.” Mesela çocuklarda ahlaksızlık yayılıyor bütün dünyada. Gençlerde de arsızlık yayılıyor; hayasız oluyor, utanma hissi olmuyor. “Yaşlıları ise marufla emretmez ve münkerden nehyetmez olur.” Yani “tebliğ yapmazlar yaşlılar da” diyor. “Maruf olanı, iyi olanı söylemezler; münkerden de nehyetmezler. Onlar da entel havasına girip, bambaşka bir çizgide; materyalist, Darwinist çizgide piposunu tüttürüp kendi işine bakıyor. “Sünnet aralarında bid'at, bid'at ise aralarında sünnet gibidir.” Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını, uygulamalarını adam bid’at gibi gösteriyor. Mesela Mehdi (a.s.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını ortaya koyduğunda adam onu sapkınlıkla suçlayacak. Bid’at olarak görecek. Kendi uydurma ve hurafelerini de sünnet gibi gösterecek. Bak, Peygamberimiz (s.a.v.) aynısını söylemiş. Adam mesela hurafe anlatıyor. Göz göre göre, gözlerinin içine baka baka, yani yüzlerce hurafe anlatıyor. Hepsi uydurma, hepsi uydurma. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini de Mehdi (a.s.) ortaya çıkarttığında da; “"bunların hepsi sünnete muhalif hareketler, bu Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini öldürdü, dinimizi öldürdü" der” diyor İmam Rabbani, Mektubat’ında. Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis. Yani tam tersi meydana gelecek Ahir zamanda. Şu anda da bunu görüyoruz. “İşte bu zamanda Allah onlara şerlilerini musallat kılar.” Şerli insanları musallat kılıyor. İti, kopuğu; Amerikalı sapık, saldırgan askerleri. Komünistleri, teröristleri musallat kılar. “Deccal ortalığa fitne saçarken,” şu an zaten devam ediyor, “Cenab-ı Hak Mesih Meryem oğlu İsa (a.s.)’yı gönderir. Nefesini idrak eden her kafir mutlaka etkisiz hale gelir” diyor. “Nefesini yani varlığını hissettin mi etkisiz hale gelir” diyor. Mehdi (a.s.)’de de öyledir adam, yani Mehdi (a.s.)’yi gördü mü kanı donar. Kaçacak yer arar. Giremez yani bulunduğu yere. Basireti, feraseti bağlanır, konuşamayacak hale gelir. Mehdi (a.s.)’nin yüzüne bakamaz yani, o derece. Küfürün öyle bir özelliği vardır.
“İsa (a.s.) Deccal ile Lud kapısında, Beytü'l Makdis'e yakın bir beldede karşılaşır ve onu yok eder.” Bab-ı Lud, duruyor şu an. Kapıda duruyor öyle hakikaten, harabe halde duruyor, Bab-ı Lud kapısı. “Orada yakalayacak” diyor, inşaAllah. “Ve onu etkisiz hale getirir” diyor. (Sahih-i Müslim) “Benden sonra” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “fitneler görülecektir” diyor. “O fitnelerden kurtuluş yoktur.” Yani “mutlaka olacak o fitneler” diyor. “Orada harb ve kaçmalar olur.” Harpler meydana gelecek ve insanlar oradan kaçacaklar. Mesela Saddam saldırdı. Oradaki mazlum halk Türkiye’ye sığındı ve bir kısmı Suriye’ye kaçtılar. Her saldırıda halk bir yerlere kaçtı ve kaçıyor. Mesela Alman orduları da saldırdığında, faşistler de saldırdığında halk topluca bir yerlere kaçıyorlar. “Ve kaçmalar olur. Sonra ondan daha şiddetli bir fitne olur.” Daha büyük bir fitne. Mesela Birinci Dünya Harbi bitti, arkasından İkinci Dünya Harbi başladı. Daha büyük bir fitne, yani çapı ve gücü daha yüksekti. Çünkü harcanan mermi ve bomba miktarı çok çok daha fazla ve öldürülen insan sayısı çok çok daha fazla. Çünkü teknoloji geliştiği için teknolojiye bağlı olarak kıtalin gücü de artıyor ve fitne de o kadar yayılıyor. Darwinizm en hızlı şekilde o zaman yayıldı. Komünizm ve faşizm. “İşte İşte kesildi derken daha da artmaya devam eder.” “Durmaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Sürekli, yani “orada terör kesildi zannedersiniz. Bir daha yeniden başlar” diyor. PKK terörü bitti zannediyorlar mesela, durdu zannediyorlar. Daha kapsamlı başlıyor. “Fitnenin girmediği hiçbir ev ve dokunmadığı hiçbir Müslüman kalmaz.” “Herkese dokunur, her eve girer” diyor. Müslüman alim de olsa, Hoca da olsa, kim olursa olsun. “Ve dokunmadığı hiçbir Müslüman kalmaz” diyor. Yani istisna koymuyor Peygamberimiz (s.a.v.) “hepsine dokunur” diyor, fitne. “Bu durum soyumdan Muhammed Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar devam eder” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). (Nuaym b. Hammad, vr, 75b)
Bak, dün Bediüzzaman’ın toplantısına baktım, hınca hınç dolu, maşaAllah. Çok çok güzel. Ama oradaki insanlara Bediüzzaman’ın kitaplarını anlatsak, anlatmış olsak, tepkileri acaba nasıl olur diye merak ediyorum. Tamam, çok seviyorlar, bayağı belli, güzel. Büyük bir bölümü de Risale-i Nur’u okumuş insanlardır. Ama Bediüzzaman mesela deccali anlatıyor. Deccali ne derecede kavramışlardır? Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’yi anlatıyor. Mehdi (a.s.)’yi ne derece anlamışlardır? Bediüzzaman İttihad-ı İslam’ı anlatıyor. Hz. İsa Mesih (a.s.)’in geleceğini anlatıyor ve İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını anlatıyor ve bunun için de süre vermiş. Diyor ki; “70 yılınız kaldı” diyor Bedizüzzaman. 70 yıl, şu andan itibaren 70 yıl, en fazla. Oradaki topluluk ve Bediüzzaman’ı överek konuşan insanlar acaba bunun farkındalar mı? Niye bunu konuşmazlar? Bediüzzaman’ın sosyal yönünü ele alıyorlar. İşte, “Bediüzzaman ekonominin Kuran ahlakına uygun olarak uygulanmasını isterdi” diyor. “Bediüzzaman çok kitap okumamızı isterdi. Bilgimizi arttırmamızı isterdi. Kültüre, bilgiye önem verirdi.” Peki, bu anlatılan ne? Bediüzzaman’ın anlattıkları ne? Kardeşim, sen en hayati konuyu bir kenara bırakmışsın, en hayati konuyu, bambaşka olaylara girmişsin. Hiç ölmeyecekmişsin gibi üsluba girmişsin sen. Ona bakan dünyanın en az bir milyar yıllık ömrü varmış gibi zanneder. Yani entel üslupla, böyle entel bir tavırla Bediüzzaman’ı anlatıyorlar ama yani sanki böyle Avrupalı filozof anlatır gibi anlatılıyorlar. Yani isterseniz gidin, dinleyin. Kardeşim, bağırsanıza; “İttihad-ı İslam istiyordu Bediüzzaman” diye. “İslam Birliği’ni istiyordu” desenize. Demiyorlar. “Mehdi (a.s.)’yi müjdeliyordu” desenize, demiyorlar. “Deccale dikkat çekiyordu” desenize, demiyorlar. “İttihad-ı İslam en büyük farzdır” diyor. En büyük farzı, sen o en büyük toplantıda, en büyük farzı söylemen gerekmez mi? En büyük farzla başlasana kardeşim toplantıya. Ne korkuyorsunuz, ne olur? Ne kaybedersiniz? Kaybetsen, en fazla canını kaybedersin, şehit olursun. Daha ne olur bunun üstüne? Toplantıda sanki böyle ne bileyim anlattıkları kişi sanki ünlü bir ressam veyahut ünlü bir sanatçıdan bahsediyorlarmış gibi. Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam için canını ortaya koyan, otuz yıl hapiste kalan bir insandan bahsediyorsun sen. Ve acayip cesur bir insandan bahsediyorsun. “Ne cesurmuş mübarek” diyorlar. Sen de cesur olsana. “Ne çilekeş adammış.” Sen de çilekeş ol. “Ne sabırlı adammış” diyor. Hayranlıkla anlatıyorlar böyle masal kahramanı gibi. Allah, bizim de en az öyle olmamızı istiyor bizden zaten. Allah diyor ayette; “daha öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden hemen Cennete gireceğinizi mi zannettiniz?” diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak, “daha öncekilerin başına gelenler” yani sahabelerin, Bediüzzaman’ın, diğer işte Mevlana Halidlerin karşılaştıkları olaylar, “sizin de başınıza gelmeden hemen Cennete gireceğinizi mi zannettiniz” diyor Allah. Gireceğiz zannediyorlar. Yani grand tuvalet geliyorlar oraya, toplantı yerine. Tabii ki güzel, temiz giyinecekler. Ama tek kelime Bediüzzaman’ın bu yönüne atıf yok, açıklama yok. Kardeşim, ayaklandırsana ortalığı güzel. “Bediüzzaman İttihad-ı İslam’ı istemiştir” de, bir numaralı konu yap, ana konu yap. Öyle bir üslup anlatılıyor ki yani Bediüzzaman’ı biz okuyacağız, biz kitapları okuruz, evleniriz, çoluk çocuğa karışırız, işimize gücümüze bakarız, evimizde o kırmızı kitaplar durur, ara sıra okuruz. Ondan sonra, adam güzel işte bulgur pilavıyla bilmem şeyi yer. Akşamleyin de station arabaya hanımıyla beraber oturur böyle, oğlan çocuklarıyla, arabanın arka bölümünde pür neşe, hep beraber toplantı yapılacak yere gider. Sonra çaylar gelir, Risale-i Nur’dan okunur, o bir kısmı da uyur böyle, yine canlanır falan. Böyle yılda bir kere yapılan büyük toplantılara da büyük bir şevkle gidilir. Nur talebesi olmayı bu çizgiye getirdiler. Bu çok anormal bir hareket. Bu nasıl fark edilmez, bu nasıl söylenmez? Tabii ki ben orada Bediüzzaman’ı coşkuyla severek, merakından, incelemek için yahut hakikaten öğrenme aşamasında olan kişileri tenzih ederim ki %99’u öyle insanlar. Ama bu konuyu çok iyi bildiği halde yani İttihad-ı İslam’ın ehemmiyetini çok iyi bildikleri halde, sırf korkaklıktan ki Bediüzzaman korkaklığa çok dikkat çekmiştir Risale-i Nur’da, Müslümanları mahveden bir özellik olarak belirtmiştir. “Havf damarı” diyor. Yani onu Risale-i Nur’da çok kapsamlı delilleriyle uzun uzun izah etmiştir Bediüzzaman. Korkaklık. Korkaklığa karşı işte delikanlılığı göstermiştir Bediüzzaman. “Korkak olmayın” diyor, “işte beni görün, bak gittim ben 30 yıl hapis yattım gerekirse. Allah rızası için hakkı açıkça söyleyin” diyor. Korkudan dolayı ağzını açamıyorlar. Mesela ağabey diyorsun, değerli bir insan var, müthiş bir korku kaplamış; “Bediüzzaman tabii ki İttihad-ı İslam’ı istiyordu” diyor. “Nasıl yapacağız Hocam İttihad-ı İslam’ı?” diyor. “Ekonomiye ağırlık vereceğiz. Sanayiye ağırlık vereceğiz. İş adamı olacağız, yatırım yapacağız. O zaman İttihad-ı İslam olur” diyor. Kardeşim, Risale-i Nur’da nerede öyle bir konu var? Nereden çıkarıyorsun? İnsanları felç ediyorsun. “Mehdi (a.s.) konusu?” “O, şahs-ı manevidir yani şu anda da her yer Mehdiyet, herkes Mehdi (a.s.)’dir” diyor ve “şahs-ı manevidir” diyor. “Nur talebeleri kaç parça efendim?” diyorsun. “Şimdi sayısını bilemiyorum ama çok çok fazla parça” diyor. Bu ne demek bu? Bunun anlamı ne? “Parça ayırıcılardan” bahsediyor Allah Kuran’da. “Kuran’ı parça parça ettiler” diyor, Allah. Bak “parça ayırıcılardan” bahsediyor birinci ayette. Ve Kuran’ı aralarında parça parça ettiler” diyor. Müslümanların bölünmesini Allah dikkat çekiyor. “Ve onlara hesabını soracağım” diyor Allah ayette. Nur talebeleri gibi bir de parçalandıysa, nerede burada şahs-ı manevi Mehdi (a.s.)’nin zuhuru? Madem şahs-ı maneviymiş Mehdi (a.s.), niye Müslümanlar böyle paramparça olmuşlar o zaman? Niye önüne gelen tokatlıyor Müslümanları? Mahvediyorlar, evlerine girip genç kızların ırzına geçiliyor; Irak’ta olsun, Afganistan’da, diğer ülkelerde olsun. Bak Irak’ta, Afganistan’da herkes biliyor Amerikan askerlerinin yaptıklarını. Bayağı bir kitle bunu kabul etti. Gayet de makul görüyorlar. Bediüzzaman bize bunları mı anlattı? Ne korkuyorsunuz? Açık açık anlatın. İttihad-ı İslam’ı anlatın. Türk-İslam Birliği’ni anlatın. Sen söyleyemiyorsan bile, “Bediüzzaman bunları söylemiş” de. Ne kaybedersin? Yani kendin yorumlamak istemiyorsan, korkuyorsan, de ki; “Bediüzzaman söylüyor, ben söylemiyorum” de. O da bize yeter. “Bediüzzaman böyle demiş” de. Mesela Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’yi açık açık anlatıyor. Yani çok net, sarih. Sonra gevrek bir sesle, “karşısındaki” diye başlıyor. “Ne anlatıyor burada Hocam?” diyorsun. “Şahs-ı manevi anlatılıyor” diyor. “Ne demek şahs-ı manevi?” diyorsun. Hiç, hiçlik, yokluk. Yani bu hal oymuş. Müslümanların yaşadığı hal Mehdiyetmiş bu. Deccal de zaten gelip gitmiş, bitmiş iş. Artık onlara sadece ticaret yapmak, işte hayatına bakmak, işine gücüne bakmak kalmış gibi. Ama benim söylediğim kitle bir avuç insan benim kastettiğim. Yani tam bu işin elebaşı olanlar ve bile bile, açıkça hakkı bildikleri halde gizliyorlar ve samimiyetsizce Müslümanlara büyü yapıyorlar, hipnoz yapıyorlar. Yani mesela fazla da değil bunlar, en fazla beş kişi veyahut on kişidir, en fazla yani. Deccalin büyüsüne kapılmış. Hipnozuna kapılmış, farkında olmadan onlar da hipnoz uzmanı olmuşlar. Konuşmalarla milletin beynini uyuşturuyor. Nasıl yapıyorsa, adamın beyni uyuşuyor. Risale-i Nur’da açık açık yazan konuları adam hakikaten göremeyecek hale geliyor. Uyuşuyor beyni, gidiyor adamın aklı.
Bak, Bediüzzaman diyor ki, mesela Şualar 590; “Büyük Mehdi (a.s.)’nin çok vazifeleri var.” Bak, “Büyük Mehdi (a.s.)” ve “çok vazifeleri var.” Bir şahıstan bahsediyor, çok vazifesi var. “Yok, çok vazifesi yok, bir tane vazifesi var” diyor. Kardeşim, çok deyince, çoktur. “Çok vazifesi var. “Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde ve saltanat aleminde, cihad aleminde” yani mücadele aleminde, “çok dairelerde icraatları olduğu gibi.” Bari değiştirme, de ki; “Bediüzzaman bunu diyor, ben de korkuyorum” de. “Havf damarım, ben korkak adamım ama Bediüzzaman’a olayı ben yükleyeyim” de. “Ona bırakayım. Böyle diyor” de, madem sen korkaksın. Sorumlu da olmazsın, ne korkuyorsun? Kimse yakana yapışmaz. Korkma hapsedilmezsin, bir şey olmazsın. Çünkü “Bediüzzaman dedi” demek suç değil ki, bir şey yok. “Bediüzzaman böyle diyor” diyeceksin, bu kadar.
OKTAR BABUNA:Bediüzzaman’ın sözünü okuyayım mı Hocam bahsettiğiniz, korkuyla ilgili.
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havftır. Dessas (aldatıcı) zalimler, bu korku damarından çok istifade edip; onunla korkakları gemlendiriyorlar. Bunlar avâmın ve bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar, korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar” diyor Bediüzzaman. İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, öyle az buz korkaklık değil. Yani az buz korkaklık yok. Bediüzzaman bu hayati konuya çok güzel dikkat çekmiş. Bir daha oku da şerh ederek anlatalım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havftır.” Korku hissidir. En mühim.
ADNAN OKTAR:En mühim his. Bak, en mühim his. İşte Deccaliyet en mühim hissi kullanıyor, bakın. Ne diyor Bediüzzaman? “En büyük farz vazife İttihad-ı İslam’dır.” “En mühim his de korku hissidir” diyor, bakın. Bu çok büyük bir olay, bu açıklama. Çok hayati bir şey açıklıyor. “En büyük his korku hissidir.”
OKTAR BABUNA:“Dessas (aldatıcı) zalimler”
ADNAN OKTAR:Bak, “dessas (aldatıcı) zalimler.” Deccal ordusu demek istiyor, bak. ‘Dessas’, hileci, Deccal demektir yani, ‘dessas’. Desise yapan aldatıcı zalimler, Deccal ordusu.
OKTAR BABUNA:“Bu korku damarından çok istifade edip,”
ADNAN OKTAR:Korkak olduğunu biliyor çünkü karşısındakinin, korkak olduğunu bildiği için, “bu korku damarından çok istifade edip,”
OKTAR BABUNA:“Onunla korkakları gemlendiriyorlar.”
ADNAN OKTAR:Bak, hayvan gibi gösteriyor Bediüzzaman. “Hayvan gibi bunlar, onları gemlendiriyor, ağzına gem takıyor” diyor. Çekti mi adam, neye gem takılır? Ata, eşeğe gem takılır. “Çektin mi duruyor” diyor. Dürttün mü gidiyor, çektin mi duruyor. Bunu kastediyor.
OKTAR BABUNA:“Bunlar avâmın ve bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar.”
ADNAN OKTAR:Bak, avamın; halk da, halkın üzerinde de şiddetli bir histir korkaklık, korku” diyor. “Ve bilhassa ulemanın” yani “alimlerin, bazı şeyh efendilerin, bazı alim bilinen yani Müslümanlara öncülük görevi verilmiş ve yahut kendini öncü gören kişilerin bu damarından çok istifade ediyorlar” diyor. Ne yapıyor istifade edip? Yönlendiriyor istediği gibi. Mesela çıkarıyor bir avanak Hocayı, it gibi korkutuyorlar adamı orada burada. “Arkadaş sen bizim dediğimizi diyeceksin, şunları diyeceksin” diyor. Mesela, “İslam ahlakının hakim olmayacağını söyle” diyor. “Şunu söyle” diyor, “bunu söyle” diyor. Adam it gibi korktuğu için, elinde onların belge de oluyor tabii bunlarla ilgili. Çekilmiş bir fotoğraf veyahut bir belge. Çünkü ahlaksız oluyorlar bir kısmı, hakikaten adamların ellerinde belge oluyor bunlarla ilgili. Yani bir sapıklıklarıyla ilgili, bir üçkağıtçığıyla ilgili bir belge oluyor. “Bunu yayınlarım” diyor veyahut “seni öldürtürüz” diyor. “Bir şey yaparız” diyor, “bilmem ne yaparız” diyor. Bu da it gibi korkuyor ve ne diyorsa aynısıyla, kelimesi kelimesine aynısıyla yapıyorlar. Yani şu ana kadar isim isim verdiğim şahısları tenzih ediyorum. Onlar cahil insanlar. Fakat böyle tipler bayağı var. Bak, Deccal demek ki sadece korkuyu, ana silahı korku demek, korkuyu kullanıyor. Firavun neyi kullanıyor? Korkuyu kullanıyor. Korkunca adam ne yapıyor? Dili ne yapıyor? Çevirmeye başlıyor. Dilini eğip bükmeye başlıyor işte. Mesela, apaçık gerçekleri gizlemeye başlıyor. Çünkü Mehdi (a.s.)’den bahsedince adam başının belaya gireceğini düşünüyor. Sana ne kardeşim, sen söyle. Mehdi (a.s.) karşına çıkıp, senin yakana mı yapıştı Mehdi (a.s.) senin? Yani “şu şahıs” da demiyor kimse. 1300 seneden beri Mehdi (a.s.)’den bahsediliyor, 1400 seneden beri. Hiçbir şey olmamış. Niye olsun? Derdine düşme sen. Allah’ın muhafazasındadır Mehdiyet. Sen ne korkuyorsun? Mesela bak bunu söyleyemiyor adam. “Büyük Mehdi (a.s.)’nin çok vazifeleri var” diyemiyor. Bak, “siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad aleminde çok dairelerde icraatı vardır” diyor, Mehdi (a.s.)’nin. Söylesene kardeşim. Ne korkuyorsun? “Ben dersem, ya beni hapsederlerse.” Seni hapsetmeyecekler, “Bediüzzaman dedi” diyeceksin sen. Korkma, bir şey olmaz. Allah Allah. “Burada böyle yazıyor” diyeceksin. Ne var bunda?
OKTAR BABUNA:Evet, bir şey yok Hocam, Allah’ın izniyle. Olsa ne olur zaten, o da çok büyük bir şeref olur.
ADNAN OKTAR:Canım biz onu şey yapamayız orada. Adam korkak, manyak gibi korkak. Delirmiş korkudan, ona bir şey diyemezsin. Ama bunu demede ne mahsur var? Allah Allah.
OKTAR BABUNA:Hiç mahsuru yok, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Bu kişi bunu demiş” de, ne var? Mesela, “Mehdi (a.s.)’nin” diyor Bediüzzaman, “O zatın ikinci vazifesi, Şeriatı (Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini) icra ve tatbik etmektedir.” “Mehdi (a.s.) bunu yapacak” diyor. Şahsı, bizzat; şahs-ı manevi demiyor. “Şahsı yapacak” diyor. Kardeşim, de ki; “burada işte bunu demiş Bediüzzaman, sen ne anlıyorsan onu anla arkadaşım” diyeceksin. Aklı başında bir adam ne anlar buradan? Kardeşim beyninde mühim bir tahribat olmadıktan sonra yani ağır bir beyin sekeri, beyinde bir bozukluk olmadıktan sonra anlar bunu adam.. Bak, “o zatın ikinci vazifesi,” getirelim bir ilkokul çocuğunu, sorayım ben burada; ilkokul, ortaokul çocuklarına soralım. Hemen anlar, anlaşılmayacak bir şey yok ki. “O zatın ikinci vazifesi, Şeriatı (Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini) icra ve tatbik etmektedir.” İslam alemi çapında, evinde değil. Dil eğip bükmesinler. Yani “Mehdi (a.s.) evinde yapacak bunu” dedin mi al sana bir sahtekarlık daha. Dünya çapında olanı söylüyor, İslam alemi çapında olanı söylüyor. Bak, yine mesela Bediüzzaman diyor ki; “O zatın ikinci vazifesi,” yine açıyor Bediüzzaman, “Hilafeti Muhammediye (A.S.M.) ünvanı ile,” unvan alacak” diyor. “Halife unvanı alacak” diyor Mehdi (a.s.), unvan. “(Peygamberimiz (sav)'in halifesi) unvanı ile şeair-i İslamiyeyi (İslam ahlakının esaslarını) ihya etmektir.” Yani genişletmek, tam hakim etmektir. “Alem-i islamın (İslam aleminin) vahdetini (birliğini) nokta-i istinad edip” yani bütün Müslümanları bir araya getirip, ve ona da “nokta-i istinad (dayanma noktası yapıp) beşeriyeti maddî ve manevî tehlikelerden,” anarşi, terör, belalar, hastalıklardan, “ve gazab-ı ilahîden (Kıyametten) kurtarmaktır.” Mehdi (a.s.)’nin görevi” diyor. “Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri (hizmetkarları), milyonlarla efradı (efradı) bulunan ordular lazımdır” diyor. “Bütün İslam aleminin ülkelerinin orduları NATO gibi birleşsin” diyor, Bediüzzaman. “Birleşecekler” diyor. Ne korkuyorsunuz? Söyle, ne var bunda? “Bediüzzaman diyor” diyeceksin, konu kapanacak, o kadar. “Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor” diyeceksin, konu kapanacak. Niye delili böyle yılan gibi hoplatıyorsun. Bir aşağı bir yukarı falan abuk subuk böyle. Gözümüzün içine baka baka samimiyetsizce ve sahtekarca yalan söylüyorsun. Ne kadar kızdırıcı bir şey? Hayır, insanın aklıyla alay etmek, milletimizin aklıyla, zekasıyla alay ediyorlar. Bak Bediüzzaman diyor ki; “Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad” yani “müthiş bir imanı olacak” diyor, Mehdi (a.s.)’nin. Bak Mehdi (a.s.)’nin ana özelliği çok imanlı olması, itikad. “Ve ihlas” “ve çok samimi olacak” diyor.
SUNUCU 1:Programımıza kısa bir aradan sonra tekrardan devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam sözü size bırakıyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben de sözü Oktar Hocama veriyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, geçen gün Ahmedinejad’ın Mehdiyet ve nükleer silah hakkında güzel açıklamalarını okumuştuk. Bir de insan sevgisi ile ilgili yaptığı açıklamalar var. Onu gösterelim mi Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
-VTR-
OKTAR BABUNA:Bundan 16 gün sonra, inşaAllah, İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad’ın 23 Eylül 2010 tarihli Birleşmiş Milletler konuşmasında kadınlar ile ilgili açıklaması. Mahmud Ahmedinejad diyor ki; “Kadın Allah’ın güzelliğinin bir yansıması, sevginin ve şefkatin bir kaynağıdır. O saflığın ve toplumsal hassasiyetin koruyucusudur” diyor. MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Yakından takip ediyor, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, kelimesi kelimesine inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan Darwinizm’le ilgili haberi bana getirsene, birisi getirsin. Daha önce de çıkmıştı, uyarmıştık. Ama biz zaten öbüründe ortalığı birbirine kattık yani bayağı kapsamlı anlattık. Yapmayın, etmeyin diye. İnşaAllah. Türkiye Gazetesi genelde Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın güzel terbiyesini yansıtan bir gazetedir. Onun manevi ruhaniyeti üzerindedir. Ama araya çok nadir de olsa böyle bir şey girdiğinde insanların beyninde şok etkisi yapar. Yani bir insan ömrü boyunca imanlı gider, bir sözle yıkılabilir, bir harekette yıkılabilir. Hüsn-ü hateme çok önemlidir. Onun için öyle bir yazı çıktığında mutlaka onun telafisi de gerekir. Çok özenli telafisi gerekir.
Bakın Bediüzzaman diyor ki 5. Şua’da, Şualar isimli eserde, 5. Şua; “Deccal Şeriat-ı Muhammediye'nin ebedi bir kısım ahkamını (hükümlerini), nefis ve şeytanın desiseleriyle (aldatmacalarıyla) kaldırmaya çalışarak,” bak “ahkamını, nefis,” insan nefsini etkileyerek yapıyor ama burada çok mühim bir şey var. “Şeytanın desiseleriyle.” İşte Deccaliyetin asıl kullandığı şeytandır, “Şeytanın desiseleri.” Mesela Darwinizm, materyalizm, şu, bu falan onunla ilgili ikna ve telkin metodlarıyla. “…(aldatmacalarıyla) kaldırmaya çalışarak hayat-ı beşeriyenin (insan yaşamının) maddi ve manevi rabıtalarını (birleştiren unsurlarını) bozarak, serkeş (inatçı) ve sarhoş ve sersem nefisleri” yani sersemletilmiş nefisleri, “başıboş bırakarak,” yani “sen maymundan geldin, sen mahluksun,” işte “Ahiret yok (haşa), istediğini yap, sana kimse hesap sormayacak” gibi. “Başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer.” Bakın çok hayati bir şey bu; “hürmet ve merhamet.” Şimdi Bediüzzaman’a yapılan tavırlarda biz neyi gördük? Hürmet kalkmış. Zulmedenler de bunu görüyoruz. Ve merhamet de kalkmış, merhamet etmiyor. Erbakan Hocamıza karşı bazı kişilerin uygulamalarına bakıyoruz. Hürmet var mı? Yok. Merhamet var mı? Yok. Şefkat var mı? Yok. Vefa var mı? Yok. Bak, “hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer, hevesat-i müteaffine (nefsi tutkular) bataklığında birbirine saldırmak için cebri (zorla) bir serbestiyet (özgürlük) ve ayn-ı istibdat (baskı) bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar.” “Bölünmelere, Müslümanların birbirlerine mücadele etmesine, insanların birbirleriyle mücadele etmesi için zemin meydana getirir, ortam meydana getirir, Deccal” diyor. “Böyle teşvik eder” diyor. “Dördüncü Cihed ve sebep:” diyor, “Büyük deccalin, ispritizma nevinden teshir edici hassaları (özellikleri) bulunur.” Yani “manyetizma” diyor. Bakın manyetik alan meydana getiriyor dünyada. Mesela bilmediğimiz bir sistemle yapmış olabilir. Yani insanların beyinlerini uyuşturuyor. Manyetik alan meydana getiriyor. “Manyetizma” diyor bakın. “İnkâr-ı mutlaktan çıkan bir cür'et ve cesaretle,” bak, mutlak inkardan, Darwinist ve materyalist kafadan çıkan mutlak bir cüret, çirkin bir cüret ve çirkin “bir cesaretle mukaddesata hücum eder” diyor, deccal. Saldırır. “Avam-ı nas (halk) hakikat-i hali (gerçek halini) bilmediklerinden,” onlar da o büyünün etkisinde oldukları için, o hipnozun, o manyetik alanın etkisinde olduklarından, “harikulada iktidar ve cesaret zannederler” diyor. Mesela Lenin’i ayakta alkışlıyorlar. Hafız Esad’ı -süfyandır- ayakta alkışlıyorlardı. Yani “helal olsun sana” diyor. Sel gibi kan akıtıyor Lenin, yani yer gök oynuyor Lenin’i gördüklerinde, muazzam alkışlıyorlar. Adam, kardeşim, 300 milyon insanı katletti. 300 milyon, kasap yani adam. İnsan kasabı. Gerçek kasapları tenzih ederim. Bu şeytani kasap. Bak, 300 milyon insanı katleden adamı alkışlıyorlar. Kültürü, neşeyi, sevinci mahveden; hayatı boğan adamı alkışlıyorlar. “Çok güzel yaptın” diyorlar. Bak “Avam-ı nas (halk) hakikat-i hali (gerçek halini) bilmediklerinden, harikulada iktidar ve cesaret zannederler” diyor. “Amma iktidar ya” diyorlar. “Ne cesaret” diyor adam. “Muazzam işler yapıyor” diyor. Bak diyor ki Bediüzzaman; “Tabiatçılık (Darwinizm), maddiyyun (maddecilik, materyalizm) felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane,” yani Nemrut’un özelliği neydi? Küfrü her yere hakim kılması. Deccali cereyan, “cereyan-ı Nemrudane, gittikçe Ahir zamanda,” bak, “gittikçe” diyor. Bediüzzaman “benim zamanımda duracak” demiyor. Gittikçe ne demek? Sürekli gelişecek, gittikçe. Ne diyor arkadaşlar? “Bitirdi” diyorlar. Bediüzzaman da diyor ki; “gittikçe gelişecek” diyor. Nasıl bitirsin Bediüzzaman o zaman? Bediüzzaman bitirmiyor, bitirse zaten deccal görevini yapamaz. Bitti mi deccal yoktur zaten, inşaAllah. Halbuki devam ediyor deccaliyet. “Devam edecek” diyor Bediüzzaman. “Süre-i Ahir zaman uzundur. Biz bir faslındayız” diyor. “Ta Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde” cevabının verileceğini söylüyor Bediüzzaman, deccalin. “Gittikçe Ahir zamanda felsefe-i maddiye,” materyalist felsefe, maddeci felsefe yani diyalektik felsefe, “vasıtasıyla intişar ederek (yayılarak) kuvvet bulup, uluhiyeti (Allah'ın varlığını) inkâr edecek bir dereceye gelir.” Şu anda da öyle oldu. “Ve onların başına geçen,” bak, “en büyükleri,” bu bilinmeyen bir kişi, “ispirtizma ve manyetizmanın” yani hipnotizm ve cinlerle bağlantı şeklinde olaylarla, “hadisatı nev'inden müthiş harikalara mazhar olan deccal ise,” bütün dünyada bir manyetik alan meydana getiriyor. Yani insanların beynine etki ediyor. “…deccal ise, daha ileri gidip, cebbarane (zorla) suri hükumetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilan eder.” Kendini Allah olarak gösteriyor. “Bir sineğe mağlûp olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın,”. Darwinizm, materyalizmin her şeyi meydana getirdiğini söylüyor ama “bir sineğin kanadını yap” diyorsun, madem tesadüfen oluyormuş böyle bir şey, “yap” diyorsun, tesadüf kolayca yaptığına göre, senin de yapman lazım. “Yapamıyorum” diyor. “Bir hücresini yap” diyorsun “onu da yapamıyorum” diyor. “Bir kromozomu yap o zaman” diyorsun, “onu da yapamıyorum” diyorsun. “O zaman niye tesadüfen oldu diyorsun?
OKTAR BABUNA:“Protein yap” diyorsun, “onu da yapamıyorum” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:“Protein yap” diyorsun, sentetik, “onu da yapamıyorum” diyorsun. “Bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet dâvâ etmesi ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur” diyor. (Mektubat sayfa 55)
“Maddiyyunluk (ateist, materyalist ve Darwinist felsefe) manevi taundur” diyor, “veba hastalığıdır” diyor Bediüzzaman. Manevi taundur. “Ki, beşere şu müthiş sıtmayı tutturdu,” Yani “beşer titriyor şu an” diyor ve “gazab-ı İlahiye çarptırdı.” “İnsanlık mahvoldu” diyor, “Allah’ın gazabına uğradılar” diyor. Bakın, “Telkin ve tenkid kabiliyeti tevessü ettikçe,” yani ikna kabiliyeti ve eleştiri kabiliyeti, “tevessü ettikçe (geliştikçe), o taun da (bulaşıcı veba hastalığı da)” olan Darwinist, materyalist, ateist “felsefede tevessü eder (gelişir)” diyor. Ne zamana kadar? Mehdi (a.s.)’nin vaktine kadar. “Bir tek Mehdi (a.s.) durduracak” diyor Bediüzzaman, Darwinist, materyalist felsefeyi, açıkça söylüyor. (Mektubat sayfa 513)
Bak o vakti de belirtiyor. Ben bunu ezberlettim adeta söyleye söyleye. Bakın “Ta Ahir zamanda” diyor. Deccaliyetin, bu taunun, bu Darwinist-materyalist taunun ne zaman olacağını söylüyor Bediüzzaman. “Ta Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde,” Mehdi (a.s.)’nin bir kere eli-kolu gelişiyor, yani vuruş gücü yükselmiş oluyor. Hayatın geniş dairesi oluşuyor. “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri” yani bu okuduğumuz Risale-i Nur Külliyatının asıl sahipleri, “yani” diyor Bediüzzaman, “yani” diyor. Mesela bak, Bediüzzaman toplantısında bunu okusunlar. “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirdleri.” Kimse bilmiyor o toplulukta, çoğu bilmez. “Yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirdleri (öğrencileri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir.” Vakit de vermiş Bediüzzaman. “1400’de çıkacak” diyor. “Benden bir asır sonra” diyor. O vakit tam 2010 tarihini veriyor o da. “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirdleri (öğrencileri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir.” İşte o tohumlar da sümbüllenmeye başladı şu an. “Bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. Kimi seyrederiz diyor? “Mehdi (a.s.)’yi seyredeceğim” diyor. “Mehdi (a.s.)’yi ve talebelerini ben kabrimden seyredeceğim” diyor Bediüzzaman. Bu konuda yalan söylemeye ne gerek var? Milletin gözünün içine baka baka. “Bediüzzaman bunu söyledi” de, bitti, bu kadar. Sana sorumluluk gelmez, bir şey olmaz. Seni dinliyorum Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Türkiye Gazetesi’nde evrimci haber çıktı demiştiniz, inşaAllah. Bu haber7.com’da çıkan haberin aynısını onlar da yapmışlardı.
ADNAN OKTAR:Oku, nasıl olduğunu oku?
OKTAR BABUNA:“36 milyon yıllık dev penguen fosili” diyor. “Bilim adamları, kuşun tüyünün özelliklerinin, fosilin penguen evriminin oldukça erken dönemlerine ait olduğuna işaret ettiğini belirtti” diye devam ediyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi Habip kardeş, merak etmişsin, sormuşsun. Bak, diyorsun ki; “Bugün 4.10.2010 yapılmakta olan programda Türkiye Gazetesine ait, ciddi bir iddiada bulunarak Türkiye Gazetesi’nin Darwinizmi savunduğunu söylediniz. Bunu bize gösterir misiniz?” diyor. Ben de sana şu an gösteriyorum. Buyur bak, iki gün önce çıkan haber. Bak 4 Ekim 2010 Pazartesi, bu da iki gün önce Türkiye Gazetesi’nde çıkıyor. Türkiye Gazetesi sayfası bu, çıkan haber de bu. Bakın alenen “Bilim adamları” diyor, Darwinist bilim adamlarını söylüyor; “kuşun tüyünün özelliklerinin, fosilin penguenin evriminin,” ‘evriminin’, Darwinist evrimin, “oldukça erken dönemlerine ait olduğunu işaret ettiğini belirtti.” Science dergisinde yer alan çalışmada, penguenin kahverengi ve gri olan tüylerinin, modern zamanın penguenlerinin siyah "smokin" görüntüsündeki tüylerinden farklı olduğu belirtildi.” Buyur evrimi anlatıyor. Kaç yıllık bu penguen? 36 milyon yıllık. Biz Türkiye Gazetesi’ne cevap verelim. Buyur, anlat o pengueni.
OKTAR BABUNA: 62 milyon yıllık penguen fosili var, en eski penguen fosili.
ADNAN OKTAR: Göster.
OKTAR BABUNA: Göstereyim Hocam hemen.
ADNAN OKTAR: Bunu haber yapsın Türkiye Gazetesi. Bu, 36 milyon yıllık penguen. Bizim şu anki penguenin aynısı, yaşayan penguenin aynısını biz delil olarak sunuyoruz. Ve ondan çok çok daha eski döneme ait, çok çok daha eski dönemlere. Ama biz bunu haber olarak verdiğimizde Türkiye Gazetesi bunu yayınlamadı işte. Acayiplik burada. Bak evrimcilerin haberini yayınlıyor ama biz söylediğimizde yayınlamaz.
Şimdi Bediüzzaman’ınSikke-i Tasdik-i Gaybî, sayfa 156’da bir açıklaması var. Toplantıda mesela bunu bağıra bağıra yüksek sesle okusun kardeşlerimiz. “Hem bu üç vazife birden bir şahısta, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor” diyor. Şimdi Bediüzzaman, “kendi zamanında Mehdilik görevinin olmasının her yönden mümkün olmadığını söylüyor, mümkün değil” diyor. Bakın; “Hem bu üç vazife birden bir şahısta, yahut cemaatte,” bak, “cemaatte de olmaz” diyor. Yani “şahs-ı manevi şeklinde de olmaz” diyor. Bak, “şahıs, cemaat ve cemaate meydana gelen şahs-ı maneviyle yine olmaz” diyor, “hiçbir şekilde benim zamanımda Mehdilik görevi mümkün değil” diyor. Bak, her yönden açıklamış çünkü; “Hem bu üç vazife birden bir şahısta, yahut cemaatte,” bu ne demektir? Şahıs, cemaat ve şahs-ı manevi. “Şahıs, cemaat ve şahs-ı manevi benim zamanımda Mehdilik görevini asla yapamaz” diyor, “olmaz” diyor. “cemaatte bu zamanda bulunması,” kendi zamanında bulunması, “ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi,” birbirini etkisiz hale getirmemesi, “pek uzak, adeta kabil görülmüyor.” “Mümkün değil” diyor, Mehdi (a.s.)’nin çıkması. Bunu bağıra bağıra topluluğa anlatın kardeşim, niye gizliyorsunuz insanlardan bunu? Bakın, ne zaman diyor? “Ta Ahir zamanda,” şimdi bak cevap veriyor, “Ta Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevi'nin (A.S.M.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden,” yani seyyidler topluluğunu temsil eden, temsilci olan, temsilci bir kişi olur, “temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)'de,” bak, “Hz. Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide,” Mehdi (a.s.) var, cemaati var ve şahs-ı manevi var. Bak, “onlar yapar işte” diyor. “Ben yapamam” diyor, “benim zamanımda olmaz” diyor. Ama “Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’nin şahsı var, cemaati var ve şahs-ı manevisi var, onlar yapar” diyor. Ama “benim zamanımda” diyor, “şahıs olarak, cemaat olarak, şahs-ı manevi olarak biz yapamayız” diyor. “Bizim yapacağımız bir şey değil” diyor. “Seyyid olan Mehdi (a.s.)’nin yapacağı bir şeydir” diyor. “Ben de seyyid değilim” diyor Bediüzzaman. Bunu niye gizliyorsunuz? Buldun mu?
OKTAR BABUNA: Hocam, 62 milyon yıllık, 2006 yılında Yeni Zellanda bulunan penguen fosili, en eski penguen fosili bu. Onların söylediği 36 milyon yıllık, bu 62 milyon yıllık. Neredeyse iki katı daha eski. Bu fosiller dünyada ki en eski fosiller. “Paleontologlar bu fosillerin günümüzde ki penguenlerden bir farkı olmadığını ve oldukça özelleşmiş yapıların penguenlerin tüm özelliklerinin taşıdığını belirtiyorlar.” Ve bu haber baştaNational Geographic olmak üzere bütün bilimsel medyada, her yerde de yayınlandı Hocam. Söyledikleri kesinlikle doğru değil, penguenlerinde tıpatıp aynısı Hocam, bu fosiller, 62 milyon yıllık olanlar.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi Habip Kardeş, kanaatin geldiyse bize yine mesaj yaz, bildir. Bir daha anlat Oktar Hocam bunu.
OKTAR BABUNA: Bunlar Hocam 62 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: 62 milyon yıllık, öbürü Darwinist…
OKTAR BABUNA: 36 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: Bu ondan iki misli daha eski.
OKTAR BABUNA: Nerdeyse iki misli daha eski. Yeni Zellanda’da 2006 yılında bulunan fosiller bunlar.
ADNAN OKTAR: 2006 yılında Yeni Zellanda’da bulunuyor ve hiçbir değişiklik yok, aynısının tıpkısı. Tıpatıp aynısı evet. Türkiye Gazetesi ne diyor? “Evrim geçirdi penguenler” diyor. Biz ne diyoruz? “Geçirmedi” diyoruz, “ispat” ediyoruz. Şimdi Türkiye Gazetesi’nin bunu yayınlaması lazım. Dürüst ve samimilerse yayınlamaları lazım, bu haberi.
OKTAR BABUNA: National Geographic dergileri bile yayınlamış.
ADNAN OKTAR: Biz yarın yazılı olarak sunalım, yayınlarlarsa ne güzel, maşaAllah.Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın ruhaniyeti devam ediyor demektir. İftihar ederiz, inşaAllah. Tabii Müslüman oldukları için, Allah rızası için yapacaklar.
Bak diyor ki Bediüzzaman, Mehdi (a.s.)’nin görevi olarak; Birincisi: “Fen ve felsefenin tasallutiyla,” deccal neyle çıkıyormuş? Fen ve felsefeyle çıkıyormuş. Ne diyor? “Maddiyunluk ve tabiiyyunluk taunu”, materyalizm ve Darwinizm, ateizm hastalığı “beşer içine intisar etmesiyle,” dünyada yayılmasıyla, “her şeyden evvel,” Mehdi (a.s.) ne yapıyormuş? “Her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini,” Darwinizm ve materyalizm fikrini, “tam susturacak bir tarzda” diyor, bak, “tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” “Görevi” diyor, Mehdi (a.s.)’nin. Bunu niye saklıyorsunuz insanlardan, ne mahsuru var bunu söylemesinin? “Ve Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek.” Mehdi (a.s.)’nin bir görevi. “Ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek,” bak, ümmet bekliyor, “ümmetin beklediği,” yalan mı söylüyor koskoca insan? Gelmiş olsa ‘ümmet bekliyor’ der mi? Bak, “ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek,” bak zamanını da veriyor, ayrıca tarih de veriyor, “1400” diyor, “benden bir asır sonra gelecek” diyor. O kadar kalabalık insana nasıl bu yalanı söylüyorsunuz o zaman. “Ahir zamanda gelecek zatın,” bak zat, “zatın üç vazifesinden,” “üç tane vazifesi var” diyor, “en mühimmi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi neşr,” “Darwinizm ve materyalizmle mücadelesi ve iman hakikatlerini anlatması en önemli görevidir” diyor Mehdi (a.s.)’nin, “birinci görevi budur” diyor ki yaklaşık 40 yılı alacak bir dönemdir bu. Sonra “siyaset ve saltanat cihetlerindeki diğer görevlerini tamamlayacak” diyor. Ama insanlar siyaset ve saltanatı daha önemli gördükleri için, öbürünü önemsiz gördükleri için “Mehdi (a.s.) çıktığında Mehdi (a.s.)’yi tanıyamazlar” diyor. “Çünkü onlar saltanat cihetinde bekliyorlar” diyor. Bayraklarla, ordularla, ihtişamlı bekleyiş içinde oldukları için, “Mehdi (a.s.) çıksa da fark etmez” diyor. Onun için “imanın nuruyla belki o eşhas-ı Ahir zaman belki fark edilebilinir” diyor. Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.), “belki” diyor. Kardeşim bunları gizlemek, nereye kadar gizleyeceksiniz ayrıca, yalancının mumu yatsıya kadar yanar derler. İşte bak yatsı da geçti, güneş çıktı artık aydınlandı ortalık. Bu yalanı dolanı bırakacaklar. Yani beş veya on kişidir bu sözlerimin muhatabı olan kişiler. Allah rızası için vazgeçsinler. Samimi ve dürüst insanları da uyutuyorlar. Bilmedikleri için insanlar da dinliyor tabii, vakıf olmadıkları için, “doğru söylüyorlar demek ki, koskoca adam yalan mı söyleyecek?” diyor. Tabii ki yalan söylüyor adam, göz göre göre yalan söylüyor. Bilmiyorum Ahirette bunları nasıl açıklayacaklar? Burada dil eğip büken Kuran’da da dil eğip bükmeye başlıyor, hadiste de dil eğip büküyor. Daha da olmazsa bütün Kütüb-i Sitte’yi reddedenler çıkıyor. Onların etkisinde kalıyor, o adamların etkisinde kalıyorlar. Mesela şaşar beşer Faruk Beşer bu kişilerin etkisinde kaldığı için, bir süre sonra Risale-i Nur’a karşı güvenini de kaybetmiş adam. Risale-i Nur’u tamamen kökten reddediyor şu an. Bakıyor ki baş edecek gibi değil, bu açıklamalar örtbas edilebilecek gibi değil. O daha pratik bir yol bulmuş. O komple vazgeçmiş Risale-i Nur Külliyatı’ndan. Çünkü Risale-i Nur’u kabul ederse, Mehdiyet’i kabul etmemesi mümkün değil. İttihad-ı İslam’ı kabul etmemesi, Türk-İslam Birliği’ni kabul etmemesi, İsa (a.s.)’nın inişini kabul etmemesi mümkün değil. O uyanık, çok kurnaz o. O çok detaylı incelemiş. Bakmış baş olacak gibi değil. Çözüm ne? “Risale-i Nur Külliyatı’nı kökten kabul etmiyorum” diyor. Kütüb-i Sitte’ye bakıyor, Kütüb-i Sitte’de de dolu. “Onları da kabul etmiyorum” diyor. “Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerine bakıyor, “ben, size %90’ı geçersizdir demiştim” diyor talebelerine. “Şimdi o oranı daha da artırdım” diyor. “%90 demiştim, %95’e çıkarttım” diyor. “Daha da arttırıyorum şu an” diyor. Ama o kısımlarını yayınlamamışlar, filmde yok. “O kısımları geçtim” diyor, “aslında %99” diyor, yaklaşık ona getiriyor. “%1 de benim eserlerim” diyor. “Benimkiler doğru” diyor. Bak Mehdi (a.s.)’den kurtulmak için neleri göze almış. Kütüb-i Sitte’yi komple kaldırıyor. Ehl-i Sünnet eserleri de komple kaldırıyor. Bir tek kendi eserleri kalmış oluyor. Risale-i Nur’u da kaldırmış. Risale-i Nur’u da kabul etmiyor. Çünkü o zaman Kıyametin yakın olduğu da ortaya çıkacak, anlayacak. Üstad, “70 yılın içinde hepsi olup bitecek” diyor, “İsa (a.s.)’nın gelişi de, Mehdi (a.s.)’nin gelişi de” diyor.
-VTR- (Faruk Beşer)
ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun? Hazret baş müftü. Şeyhülislam gibi fetvayı vermiş. Biz de “%95’e çıkarttığına göre iş bitmiş” diyeceğiz. Konuşmanın devamı var aslında, “daha da yüksek aslında da söyleyemiyorum” diyor. Ve Samanyolu’nda gece-gündüz çıkarıyorlar bu adamı. Ben önce bu konuyu samimi candan gittim, baktım ki çok ciddi bir üfürüm var dışarıdan. Yani bir şey bir proje var. İtihad-ı İslam’dan, Türk-İslam Birliği’nden dehşete kapılmışlar adamlar. Yani “yetmiş bin sarıklı deccalin adamı olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Onların da etki ettiği, Müslümanların da kafası bulanıyor ondan sonra. Yetmiş bin sarıklının müdahale ettiği insanların. Yani o büyünün etkisine giriyorlar. Bak mesela bu şaşar beşere de birileri etki etmiş. Onun da kafası bulandırmışlar ve adam bu çizgiye getirmişler. Yani üflemiş belli. Buna karşı bizim susup kalmamız olmaz. Milletin kurtuluşu Türk-İslam Birliği’ndedir. Ya birleşeceğiz, ya parçalanacağız, öyle görünüyor. Durağan bir sistem parçalanıyor. Gelişmeyen bir sistem, mesela insan da durdu mu bir süre sonra ölüme doğru gidiyor. Ama çocuk gittikçe gelişir, biliyorsunuz. Sürekli sağlıklıdır. Ama durağanlaştı mı ölüme doğru gider. Büyümek esastır. Büyüdün mü parçalanma olmaz. Parçalanmanın adını bile anmazlar. Büyümeyi hedeflemek lazım. Allah’ın emridir bize bu, İttihad-ı İslam. Bütün Türk devletlerini bir araya getirmek, Türk milletleri hepsini bir araya getirmek, İslam Birliği oluşturup adını koymak. Ne kabadayılık yapan olur o zaman; Afganistan’daki kardeşlerimizin, hanım kızlarımızın, annelerimizin, bacılarımızın bu perişan hali meydana gelebilir; ne Irak’ı adamlar geneleve çevirebilirler, ne canı istediğinde zevkine adam öldürebilirler. Bir de bu psikopatlık çıktı. Filmlerde görüyorlar adam öldürme sahnelerini, adamlar o filmi orada yaşıyor. Mesela gangster filmleri seyrediyorlar, mafya filmleri seyrediyorlar, savaş filmleri seyrediyorlar; onların heyecanı içerisinde oluyorlar, gidiyorlar aynı uygulamayı Afganistan’da rahat rahat yapıyorlar. Savcı yok, polis yok, hakim yok, istediğin gibi yap kafasında adamlar. Evet, Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu haber siz söylemiştiniz, tek haber değil Hocam, eski haberleri gösterelim mi? Bu da yine Türkiye Gazetesi’nden; “dinozorların atası bir sürüngen.” Evrim haberi.
ADNAN OKTAR: Kaç, tarihi göster.
OKTAR BABUNA:Bu 2000 yılında, bir de 2003 yılından var.
SUNUCU 2: 3 Haziran 2000.
ADNAN OKTAR: 3 Haziran 2000 tamam. 3 Haziran 2000’de Türkiye Gazetesi’nde “dinozorların atası bir sürüngen mi?” diye evrimi savunan bir haber çıkmış. Bakın, Türkiye Gazetesi’nde, 3 Haziran 2000 tarihinde, “dinozorların atası bir sürüngen mi? diye bir haber çıkıyor. Türkiye Gazetesi’nin ilk defa yaptığı bir şey değil bu, evet. Devam et başka.
OKTAR BABUNA:Bu da 2003 yılında çıkan bir haber, “aslanların atası Çankırılı” diye, yine evrim haberi.
ADNAN OKTAR: Yine Türkiye Gazetesi’nde mi?
OKTAR BABUNA: Evet, Hocam Türkiye Gazetesi’nde, düzenli yapılan bir şey, ilk defa yapılan bir şey değil.
ADNAN OKTAR: Bu da yine evrimle ilgili, evrimi savunan, Darwinizmi savunan bir haber, Türkiye Gazetesi’nde.
OKTAR BABUNA: Siz her defasında uyarıyorsunuz, yapılıyor ondan sonra tekrar Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela biz şimdi cevap gönderelim, yayınlanmayacaktır. Yayınlanmaz, Allah-u alem yayınlanmaz. Ama yayınlarlarsa ne güzel, inşaAllah. Millet de alırken diyorlar ki, Türkiye Gazetesi’ni; “Abdulhakim Arvasi Hazretleri’nin terbiyesinde yetişmiş, Hüseyin Hilmi Işık’ın terbiyesinde yetişmiş, Mekki Üçışık’ın terbiyesinde yetişmiş, Enver Ören’in terbiyesinde yetişmiş insanlar. Biz bunlara güvenelim, gönlümüz çok rahat olarak, Ehl-i Sünnet çizgisinde tavır gösterdikleri için müsterih olarak okuyabiliriz” diyorlar. O düşüncede oluyorlar. Kardeşim, söylesene çizginin ne olduğunu sen. Adam rahatça ona göre alır ya da almaz. Fikirler serbest, adam istediği gibi savunur ama sunuş böyle değil, sunuş çok önemli. Sunuşu çok iyi yapmak lazım, eğer o sunuşta samimi iseniz gazete haberleri de ona göre samimi olması lazım.. Şimdi biz haberi gönderelim.
OKTAR BABUNA: Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin resmi bu Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden çok büyük alimdir. Esseyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri, Necip Fazıl Kısakürek’in de Hocasıdır. Birçok büyük alimin Hocasıdır, Esseyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri. Seyyid Ahmed Mekki Üçışık o da yine Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın şeyhidir, mürşididir; çok büyük, değerli büyük bir alimdir. O da seyyidtir, o da Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslinden. Hüseyin Hilmi Işık da Tam İlmihal’in yazarı çok değerli büyük bir alimdir. Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin halifesidir, vefat etti. Enver Ören de yine onun halifesidir. O da Nakşibendi şeyhidir ve çok değerli bir insandır. Gerçi şeyhlik kaldırıldı artık Mehdi (a.s.) geldiği için. Tarikatlar kalkmıştır, şeyhlik kalkmaz da. Tarikatlar kalkmıştır. Kalkmıştır derken, kalktığını zaten hepsi birden söylüyor; bir kişi, iki kişiyi söylemiyor, bütün ulema ittifak halindeler.
Mesela diyor ki; Murat Öztürk, Rotterdam’dan yazmış; “Selamun aleyküm aslan Hocam. Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın Saadet-i Ebediye adlı kitabında yapılan Evrim propagandası hakkında kısa bir alıntı buldum. Canlı yayında okuyabilirseniz çok iyi olur, inşaAllah.” Yani Darwinizmin geçersizliğini anlatıyor Hüseyin Hilmi Işık Hocamız. Türkiye Gazetesi de Darwinizm propagandası yapıyor, ona cevap veriyor Hüseyin Hilmi Işık Hocamız. “Mesela bir fen adamı jeolojik tabakalar arasında bulduğu bir kemik parçasına tetkikler yaparak hayat üzerinde kıymetli bilgiler toplamaya uğraşırken beri taraftan fen yobazları, bilim yobazları, radyodan veya broşürden bunu haber alıp, ‘insanların aslı maymunun kemikleri bulundu’, ‘insanların maymundan hasıl olduğu hakikat halini aldı’ yaygarasını basıyor. Saf Müslümanları aldatmaya çalışıyorlar” diyor. Bakın Türkiye Gazetesi bunu iyi duysun şimdi. Enver Ören Hocamızın şeyhi söylüyor bunu. Enver Ören Hocamız da, o da bir şeyhtir, o da değerli büyük bir alimdir. Onun zaten böyle bir şey savunması mümkün değil. Fakat ben anlatıyorum. Bak, “Hüseyin Hilmi Işık HocamızınSaadet-i Ebediye kitabında evrim hakkında kısa bir alıntı” diyor. Evrime cevap veriyor, Hüseyin Hilmi Işık Hocamız. Sayfa 543, Tam İlmihal’e bakabilirler, 543. sayfasında, Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın açıklaması; “Mesela” diyor, “bir fen adamı jeolojik tabakalar arasında bulduğu bir kemik parçasına tetkikler yaparak hayat üzerinde kıymetli bilgiler toplamaya uğraşırken,” mesela biz getiriyoruz, anlatıyoruz, diyoruz ki; “bak hiçbir şekilde evrime uğramamış, değişmemiş.” Burada bizi anlatıyor Hüseyin Hilmi Işık Hocamız. “Ama beri taraftan” diyor, bak, “beri taraftan” diyor. “Beri taraftan fen yobazları radyodan veya bir broşürden” veyahut bir haber ajansından. Bak, “radyodan veya bir broşürden” veya bir haber ajansından, “bunu haber alıp, ‘insanların aslı maymunun kemikleri bulundu’, ‘insanların maymundan hasıl olduğu hakikat halini aldı’ yaygarasını basarak saf Müslümanları aldatmaya çalışıyorlar” diyor. Yani benim söylediğimin aynısını Hüseyin Hilmi Işık Hocamız da söylüyor. Onun için, Allah rızası için akıllarını başlarına alsınlar. Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın terbiyesinden, üslubundan istifade etsinler. Bu hataları sürekli tekrarlamasınlar, bu yanlışı yapmasınlar. Bak diyor; “radyodan veya bir broşürden” veya bir haber ajansından, “‘insanların aslı maymunun kemikleri bulundu’, ‘insanların maymundan hasıl olduğu hakikat halini aldı’,” yani “gerçekmiş gibi” diyor, “insanlara sunuyorlar, yaygara yapıyorlar. Saf Müslümanları aldatmaya çalışıyorlar” diyor Hüseyin Hilmi Hocamız.
OKTAR BABUNA: Okuyayım mı Hocam tarikatların kalktığını?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA: Bunu söyleyen de büyük Ehl-i Sünnet alimi Şeyh Esseyid Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin şeyhi ve Hocası büyük mürşid Gavs Hazretleri Seyyid Abdulhakim Hüseyni diyor ki; “Gavs hazretleri bir sohbetinde evliya yetiştirme mektepleri olan tarikatler artık iman kurtarma mektepleri haline geldi. Eskiden insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh ararlardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp, Müslümanları imanlarının kurtulması için çağırıyor ve topluyorlar. Şah-ı Hazne Ahmed-i Haznevi ümmeti Muhammedin imanını kurtarmaya çalıştı.” Diyor ki şimdi burada; “yoksa bu zamanda tarikat meselesi diye bir şey olmuyor. Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksat iman kurtarmaktır.”
ADNAN OKTAR: Bak şimdi, “yoksa bu zamanda tarikat meselesi diye bir şey olmuyor.” Tarikatlar kalkmış. “Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksat iman kurtarmaktır.” Yani “iman hakikatlerine önem vermek lazım” diyor. İman hakikatlerine önem lazım ki Mehdi (a.s.)’nin stilidir. “Tam hidayet Mehdi aleyhi rahme zamanında olacaktır” buyurdu. Demek ki hidayetin kaynağı ne?
OKTAR BABUNA:Mehdi (a.s.).
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’dir. Şimdi devam et.
OKTAR BABUNA: “Gavs Hazretlerine sorulmuş; "Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor?" Gavs Hazretleri buyurmuş: "Evet, artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir durumu muhafazadır, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir. Tam manasıyla hidayeti o yapacak."”
ADNAN OKTAR: Bak “Mehdi (a.s.) geldi” diyor. “Mehdi (a.s.) geldi. Hidayet onun elindedir, Allah’ın izniyle” diyor. “Dolayısıyla tarikatlar kalkmıştır” diyor. “Görev ondadır” diyor, Mehdi (a.s.)’dedir. “Mehdi (a.s.) devam ediyor görevine” diyor. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: “Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” diyor (Şeyh Seyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.)’nin hayatı, Dr. A.Selahaddin Kınacı, sf. 87)
ADNAN OKTAR:Bakın Şeyh Muhammed Erol Hazretleri seyyiddir ve çok çok büyük değerli bir alimdir. Yani ilmi deryalar gibidir. Babası Gavs Hazretleri de anlatmak çok zor, çok derin ilme sahip büyük bir alimdir. Allah rahmet etsin her ikisine de. Muhammed Raşit Erol Hazretleri zamanında Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğini söylüyor. Ama bak diyor; “bizler görevli değiliz” diyor. “Bizler görevli değiliz. Görevli olan Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Aynısını diğer alimlerde de görüyoruz. Mesela Ali Haydar Efendi, Şeyh Mahmut Efendi’nin Hocası Ali Haydar Efendi bir icazet, bir halifelik belgesi vermemiştir. Çünkü neden? Mehdi (a.s.)’nin 1400’de geleceğini biliyor. Bildiği için vermemiştir. Bunu hem şeyhimiz söylüyor, mübarek. Konuşmasında açık açık anlatıyor. Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri izah ediyor. Çünkü Mahmut Hocayı da çok iyi tanıyan bir insan. “İcazetli değildir” diyor konuşmasında, “halifelik vermemiştir Ali Haydar Efendi diyor. Mahmut Hoca’yı en iyi bilen kişidir Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri. “Hatta ben bile yetişemedim onun devrine,” Ali Haydar Efendi’nin devrine, “ben bile yoktum” diyor, “Mahmut Hoca hiç görmedi” diyor, inşaAllah. Yani icazet vermedi, inşaAllah. Çünkü Mehdi (a.s.) geldiğinde bir alimin zaten bunu anlamaması, Ehl-i Sünnet alimin, derin bir … alimin bunu anlamaması mümkün değildir. Anlar fakat söylemeyebilir, gizleyebilir. Nasıl belli ediyor? Halifelik vermeyerek belli ediyor, tarikatı durdurarak belli ediyor. Yani Mehdi (a.s.)’nin geldiğini oradan anlıyoruz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu biraz önce Hocam söylediğiniz sayfa 543, sizin okuduğunuz. İnternetteki sayfaymış, onu söyleyelim de, kitaptaki değil de.
ADNAN OKTAR:İnternetteki adresi ver o zaman.
OKTAR BABUNA:Veriyorum inşaAllah. Huseyinhilmiisik.com’da Tam İlmihali bulabilirler. 543. sayfasına girerlerse inşaAllah, oradan okuyabilirler.
ADNAN OKTAR:543. sayfa, evet.
Afganistan ve Irak’taki olanlara kardeşimiz çok şaşırmış, Babür Kanat kardeşimiz. Babür Kanat, Afganistan’da Karzai, adam ağlıyor çaresizlikten. Orada kadınların ırzına geçildiğini, çocukların ırzına geçildiğini, hatta cinsi sapıklığın çok yaygın olduğunu, Amerikan askerlerinin de bu ortamda, bu çocukları kullandığını herkes biliyor. Fakat Müslüman kardeşlerimiz işinde gücünde oluyorlar. Yani adam çocuğunu okutmanın peşinde, kızını evlendirmenin peşinde, yani ‘bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ peşinde oluyor. Ve bu gerçeği inkar ediyorlar, anlamazlıktan geliyorlar. Yani Irak’ta da öyle. Binlerce Amerikan askeri var ve oradaki kadınları kullanıyorlar. Bunun adı nedir; genelev gibi kullanıyorlar. Bunu inkar edeceğine, bu gerçeği görüp hamiyet-i İslamiyen kabarsın; bunu bir namus sorunu, bir haysiyet sorunu haline getir, var gücünle İttihad-ı İslam iste. Tek kelime İttihad-ı İslam istemen mi, adamlar işte devam eder o zaman. Ve internete koyup övünüyor adamlar. Kardeşim, çarşaflı kadınların çarşaflarını yırtarak, açarak falan yüzlerce film koyuyorlar internete. Adamlar, “biz bunu yapıyoruz” diyor. Adamlar sapık ayrıca. Afganistan’da çocukları kullanıyorlar, binlerce çocuğu kullanıyorlar; üç, beş, on falan değil, herkes biliyor. Yani tam bir kepazelik, rezalet paçalardan akıyor. Tarif edilecek gibi değil. Adamlar şarap içiyor, viski içiyor, gece yarısı kafayı oynatıyorlar, akıllarını yiyorlar, gidip bilmediği insanların, Müslüman kardeşlerimizin kapılarına dayanıyorlar. Direnen olursa kafaların kurşunu sıkıyor adamlar. Yani Türkiye gibi değil oralar, insanların bir kısmı bilmiyor ve bilmek de istemiyorlar ama acı bir gerçektir bu. Kan akıyor Müslüman aleminde. Pakistan’da kardeşlerimiz sürünüyor, sel felaketinden sonra özellikle perişanlar, sokaklardalar. Bak kış geliyor yıkıntıların üzerinde, ince çadırlarda, battaniyeye sarılmış oturuyorlar. Ne yapacaklarını bilemiyorlar. Türk-İslam Birliği olmuş olsa, İttihad-ı İslam olmuş olsa o kepazelik, rezalet durur mu orada? Bunları anlamazdan gelip örtbas edeceğinize, gerçeği görüp hamiyet-i İslamiyeniz kabarsın, sebebe sarılın. Bak PKK geliyor, kabadayılık yapıyor adam; “bana telefon çekin,” bilmem ne falan, şımarıyor yani. Neden? Türk-İslam Birliği olmadığından oluyor. İttihad-ı İslam olmuş olsa bunlar olur mu? Yani tabii ki Irak’ın tamamı bu durumda değil ama büyük bir bölümü bu durumda. Tabii ki Afganistan’ın tamamı bu durumda değil ama büyük bir bölümü bu durumda. Bunu anlamazdan gelmenin bir alemi yok. Hepsi mahvolmadı tabii ki, ama geniş çaplı mahvoldular oradaki kardeşlerimiz. Bu yetmiyor mu, bu? Tamamının mı olması gerekiyor? Neyi bekliyorsunuz yani?
OKTAR BABUNA:Geçen gün bir haber okutmuştunuz Hocam. Asker, Müslüman öldürmenin ne kadar zevkli olduğunu anlatıyordu, “seksten daha güzel ” diyordu, adam öldürmek.
ADNAN OKTAR:Kardeşim internette entel muhabbetleriyle, mesela ben kapalı hanımlarda da ben görüyorum; hakikaten bilgisini, kültürünü arttırıyor, dedikodu ile vaktini geçiriyor. Siyasi dedikodularla vakit geçiriyor. Yani dır, dır, dır, dır saatlerce boş boş birbirlerine entel özentisi sükse yapıyorlar. O arada da atı alan en çirkin yerlere doğru gidiyor. Mesela bak Babür Kanat kardeşimiz, kardeşim, Müslümanlar orada esir, caminin içinde postallarla geziyor adamlar, orayı banyo niyetine kullanıyor, caminin içerisini. Adam şarap içiyor, rakı içiyor, yan gelip yatıyor adamlar. Orada kadın kirletiyorlar, caminin içerisinde, sen uyuyorsun. Düşünmek istemiyorlar, illa ki kapısına dayanacak. Kapısına dayanınca da teslim oluyorlar zaten. Ne diyor Cübbeli? “Gelsinler öldürsünler bizi, şehit oluruz, bu kadar” diyor. “570 yıl sonra gelecek Mehdi (a.s.)” diyor, “570 yıl İslam alemi derin uykuda devam edebilirler” diyor. Yani “deccalin hipnozu 570 yıl devam etsin” diyor. “Hiçbir şey olmaz” diyor. Türkiye Gazetesi’ni okuyan, TGRT’deki eserleri izleyen, TGRT’de sık sık konuşan Osman Ünlü de, “bin yıl” diyor. İmam Rabbani’nin “Mehdi (a.s.) bin yıl sonra gelecek” sözüne iki bin yıl daha ilave etmiş, üç bin yıla çıkarmış hazret. Bak “bin yıl sonra gelecek” diyor ki şu anda 1431’deyiz, “bin küsür” diyor zaten İmam Rabbani. İkinci bin yılda bin küsur. Tam ikinci bin yıl içerisindeyiz. Hoca bir bin yıl daha ilave etmiş, üç bin yıl. Bin yıl daha Müslümanların böyle sürünmesi gerekiyormuş. Yani Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın kemikleri sızlıyor. Çok acayip bir durum var. Sayfalarca Mehdi (a.s.)’nin gelmeyeceğini bana cevap diye kendince hazırlamış Osman Ünlü, sayfalarca. Sayfalarca sen İttihad-ı İslam anlatsana, Türk-İslam Birliği’ni anlatsana. Ve ayrıca bana cevap verince insanlar anlamış oluyor o zaman. O yönden faydası olmuş hiç olmazsa yani. Çünkü insanlar o zaman araştırıyor, bu nedir, nasıl bir şeydir, hadise bakıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)diyor ki; “Kabe’de kan akıtılacak, Kabe işgal oalcak.” Türkiye Gazetesi sürmanşet verdi bunu. Ana haber olarak sekiz sütuna manşet verdi “Kabe işgal edildi” diye. Peygamber (s.a.v.) bunu 1400 yıl öncesinden söylemiş, aynısıyla tahakkuk etmiş. Türkiye Gazetesi yalan mı yazdı o zaman? Peygamber (s.a.v.)’in söylediğinin anısını yayınladı işte. Sekiz sütuna manşet, tam sayfa, birinci sayfayı olduğu gibi kapladı haber. Demek ki olmuş, niye gizliyorsun? Niye bin yıl sonrasına atıyorsunuz? Bin yıl sonra Kabe’nin bir daha mı işgal edileceğini sanıyorsun? 1400 yıldan beri ilk defa olan bir olaydır. O zaman da yine kabul etmez. Bin yıl ömrü uzun olsa Osman Ünlü’nün yine kabul etmez, Allah-u alem. Çünkü o kafasına bazı şeyleri kilitlemiş. Cübbeli’yle aynı şeyi düşünüyor. “Bulutun üzerinde bir Melek olacak, bağıracak” diyor. “Bu Mehdi (a.s.)’dir diye bağıracak” diyor. Kuran’da Cenab-ı Allah “müşrikler bunu ister, böyle bir şey istemeyin” diyor, ayette. Çok fazla ayet var, müşriklerin adetidir bu. Her Peygamber geldiğinde, “bir Melek olsun üzerinde, seni söylesin” diyorlar müşrikler. Müşriklerin aynısını söylemiş oluyor o zaman. Kardeşim, sen ondan kaçınsana, müşriklere benzemekten Allah’a sığınsana. Cahillikle, bilmeden çok büyük hatalar yapıyorlar.
OKTAR BABUNA:Türkiye Gazetesi’nin manşeti Hocam. “Mekke işgal edildi.” Tam sayfa haber yapıyor Türkiye Gazetesi, manşetten ana sayfada. 21 Kasım 1979.
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v.) bunu 1400 yıl önce bildiriyor. Bir kere olan olaydır, bir kere olmuştur.
SUNUCU 1:HarunYahya.tv sitemizden yayınlarımızı 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi AhirZamanSohbetleri@hotmail.comadresinden gönderebilirsiniz. Hocamızın eserlerini HarunYahya.org ve HarunYahya.net adresinden ücretsiz indirebilirsiniz. ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza 12:30’dan itibaren Aksu Tv, Tv Kayseri, Art Uşak Tv, Tokat Turhal Tv ve Radyo, ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi bugün 22:00’den itibaren Harun Yahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Gaziantep Olay Tv’den izleyebilirsiniz.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Evrimcilerin Sahtekarlıkları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...