SUNUCU 1: ‘Adnan Oktar İle Gece Sohbetleri’ programımıza Kaçkar Tv, Art Uşak Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve Harunyahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: ‘Zamanın Efendisi’ diye bir kitap yazmış Hekimoğlu İsmail Hocamız. ‘Bediüzzaman Kimdir, Risale-i Nur Nedir?’ diye. Şu kitap, bu da arka kapağı. Hekimoğlu İsmail Hocamız çok değerli bir Nur talebesidir, önemli bir insandır. Bak diyor ki bu kitabı 108. sayfasında; “Bence herkes Mehdi (a.s.)’yi aramalı.” “Bence herkes Mehdi (a.s.)’yi aramalı. Fakat bulursa, bulduğuna dair kanaati gelirse, Mehdi (a.s.) de ona bir iş, bir görev verirse ve yapamazsa o zaman da durumu değişik olur” diyor. “Herkes talebe olamaz Mehdi (a.s.)’ye” diyor. Ama “herkes Mehdi (a.s.)’yi aramalı” diyor. Seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. İsrail’de bir cami kundaklaması olayı olmuş. “İsrail’den cami kundaklamasına büyük tepki” diye bir haber vardı inşaAllah. “Batı Şeria’daki Beit Fajar camisinin kundaklanmasının ardından, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, ‘Bunu yapanlar her kimse teröristten başka bir kelimeyle ifade edilemez’” diyor haberde Hocam. Açıklamaları var. Aynı zamanda olay yerine giden hahamlardan Haham Froman, burada haberi vardı Hocam inşaAllah; gitmiş ve hem kınamış hem de Müslümanlara iyi niyetlerini söylemiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O, Müslümanlarla Musevilerin arasını açmak için yapılmış çok alçakça bir provokasyon. Gerçek dindar Museviler öyle bir şey yapmazlar, akıllarının ucundan bile geçmez. Musevileri Müslümanlara düşman etmek istiyorlar, Müslümanları Musevilere düşman etmek istiyorlar. Ona müsaade etmeyiz.
OKTAR BABUNA: Hahamlar da şöyle demişler Hocam zaten, “bizim amacımız camiye yapılan bu saldırıdan duyduğumuz dehşeti paylaşmak ve bunun Tevrat’a ve Museviliğe aykırı olduğunu açıkça ifade etmek. Bu ahlaken ve dinen yanlıştır. Biz evlatlarımızı bu şekilde yetiştirmedik. Bazı Müslümanlarla anlaşmazlıklarımız olsa da İslam düşman bir din değildir. Cami Müslümanlar için kutsal bir mekandır. Bizim onları incitmek gibi bir amacımız olamaz. Müslüman dostlarımız için kutsal olan bir yere yapılan saldırı çok ciddi bir suçtur” diyerek kınama mesajı vermişler Hocam, hahamlar.
ADNAN OKTAR: Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Bu Sanhedrin Hahamlarına da bir tutuklama olmuş Hocam İsrail’de. İkisi hukuk sistemini eleştirdikleri için, bu da İbranice haberi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tutuklananlar kimler?
OKTAR BABUNA: İki tane haham, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Resimleri yok?
Bakın ne diyor Hocamız, 109. sayfasında; “deccalin tahribine karşı Mehdi (a.s.) mücadele verir. Deccal ne kadar yıkıcı ise Mehdi (a.s.) de o kadar onarıcıdır. Fakat yıkmak kolay, onarmak zor olduğundan deccal çok büyük işler yapıyormuş gibi görünürken, Mehdi (a.s.) hiçbir şey yapmıyormuş zannedilir” diyor. Yahut 30 seneden beri nerede o zaman diyor. Halbuki çok büyük yol alınıyor, haberi bile olmuyor. Yani genel olarak hem İslam aleminde, hem Türkiye’de muazzam değişiklikler olurken, onu fark edemezler insanlar. “Ama deccal bir buz dağı gibi erirken etrafı bataklığa döner. Mehdi hareketi çiçek çiçek, yaprak yaprak yeşerir. Yeryüzü bir gülşene dönerken” diyor, devam ediyor. “maalesef o gülistan içinde bidat dikenlerde çıkar.” Yani böyle Mehdi (a.s.)’ye karşı çıkan, malum o İstanbul’daki cahil Hoca gibi, bir kısım başı sarıklı; diyor ya Peygamberimiz (s.a.v.); ‘70 bin sarıklı Mehdi (a.s.)’ye karşı huruç ederler, deccal tarafına geçerler.’ “Öyle kişiler de çıkar” diyor. Said Nursi’den örneklerle anlatmış, Said Nursi Hazretleri’nin Mehdi (a.s.) konusunu sormasını, 110. sayfada. “Aziz sıddık kardeşlerim. Evvela: Nurun ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi, çokların namına benden sordu ki: ‘Nurun halis ve ehemmiyetli bir kısım şakirdleri, pek musırrane olarak Ahir zamanda gelen Al-i Beytin büyük bir mürşidi seni zannediyorlar (Mehdi (a.s.) seni zannediyorlar) ve o kadar çekindiğin halde onlar ısrar ediyorlar. Sen de bu kadar musırrane onların fikirlerini kabul etmiyorsun, çekiniyorsun. Elbette onların elinde bir hakikat ve kat'î bir hüccet var ve sen de bir hikmet ve hakikata binaen onlara muvafakat etmiyorsun.” Yani Mehdilik iddiasını kabul etmiyorsun, diyor. “Bu ise bir tezattır, herhalde hallini istiyoruz. Ben de bu zatın temsil ettiği çok mesaillere cevaben derim ki:” yani anlattığı konulara karşılık, “O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var. Fakat iki cihette bir tabir ve te'vil lazım. Birincisi: Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdî Al-i Resûlün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı manevîsinin üç vazifesi var.” Bak, Mehdi Resul (a.s.) var, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan Mehdi Resul (a.s.) var, temsil ettiği bir kudsi cemat var ve bunlardan oluşan bir şahs-ı manevi var. Bakın üç parça, üçünü de belirtmiş Bediüzzaman. Mehdi (a.s.), cemaati ve meydana gelen fikir sistemi, şahs-ı manevisi, ayırmamış. “Bu topluluğun” diyor bak, Mehdi (a.s.), talebelerinin ve meydana gelen şahs-ı manevinin, “üç vazifesi var.” Bir tane değil.
Çok uzun bir konu, onun için şu an bu kadarını anlatalım. Daha önce bu konuları anlattığım için şimdilik bu kadar yeterli. Evet, seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: “Kudüs Rabbaniler Meclisi Sanhedrin’in baş hahamlarından iki kişi bugün İsrail polisi tarafından tutuklandı. Sanhedrin genel Sekreteri haham Ştayn ve Sanhedrin Milli Konulardan Sorumlu Özel Mahkemesinin başkanı Haham Ariel, İsrail’de hukuk sistemini eleştirdikleri için tutuklandılar. Sanhedrin İsrail Devleti’nin dindar olmasını, Tevrat’taki emirlere göre yönetilmesini istiyor.” Yaptıkları konuşmalardan dolayı da sık sık tutuklanıyorlarmış. Resimleri de burada Hocam hahamların.
ADNAN OKTAR: Hahamlar ve Sanhedrin şunu bilecek ki, Kral Mesih olmadan hiçbir şekilde rahat edemezler. Hiçbir şekilde Tevrat’ın hükümlerini uygulayamazlar. Hiçbir şekilde bu baskılardan, acılardan kurtulamazlar. Kral Mesih’i aramaları lazım. Yani Mehdi (a.s.)’yi aramaları lazım. Kral Mesih’e tabi olmaları gerekiyorlar. Eğer Tevrat’a inanıyorlarsa, Tevrat’ta Kral Mesih uzun uzun Allah tarafından anlatılıyor, izah ediliyor. Eğer bir insan bunu ehemmiyetli görmezse, Kral Mesih’in varlığını, mutlaka acı çekecektir. Yani Sanhedrin Meclisi’nin ilk yapacağı şey Kral Mesih’i bulmaktır ve ona tabi olmaktır. Tevrat’ın onlardan istediği budur. Müslümanlardan da Cenab-ı Allah onu istiyor, Musevilerden de onu istiyor. Kral Mesih’e tabi olmaları lazım. Yoksa her seferinde böyle konuşurlar, tutuklanırlar, acı çekerler, dövülürler, hapsedilirler ve hiçbir netice de alamazlar, hiçbir netice alamazlar. Bak, yaşlı hahamlar boş yere hapishanelerde acı çekiyorlar. Tabii Allah rızası için Müslümanlar hapse düşer, zorluklarla karşılaşırlar ama Kral Mesih’e tabi olmak da çok önemli bir husus, yani Tevrat’ın en önemli konularından bir tanesidir. Evet, seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Serdar Turgut bir açıklamasında şöyle diyor Hocam; “Türkiye’nin şu anda çok iyi durumda olduğunu ama Avrupa’da tam tersine yaygın bir mutsuzluk yaşandığını, gençlerin korku içinde olduklarını” yazmış Hocam. “Amerika Birleşik Devletleri’nin de dıştan yenilmez göründüğünü ama aslında yaralı olduğunu ve can çekiştiğini” söylemiş. Aynı şekilde, “İngiltere’nin de büyük bir gerileme içinde olduğunu, kimsenin umudun nasıl canlandırılacağını bilmediğini” belirtmiş. Ayrıca yazısında “Türkiye içinde global ekonominin sadece olumlu yanlarıyla bağlantılıymış ve olumsuzlukla bağlantısını koparmış gibi yaşıyor” demiş. Yurtdışındaki Türkler için de; “Avrupa'nın hastaları arasında dolaşan sağlıklı insanlar” tanımını yapmış Hocam. Dediğiniz gibi mutsuzluğun yaygınlığını anlatmış Hocam. Gençlerin korku içinde olduğunu.
ADNAN OKTAR: Türkiye’deki gürbüzlüğün nedeni Mehdiyet’tir. Mehdiyet’in bereketiyle, Mehdiyet’in nuruyla Türkiye’de bir sağlık-sıhhat mevzubahis. Yoksa Türkiye de ekonomik yönden çökerdi, maddi yönden, her yönden çökerdi. Mehdiyet’ten dolayı Türkiye ayaktadır. Canlılığın sebebi budur. Felaketlerden korunmasının sebebi de odur, inşaAllah. Avrupa’nın çökmesinin nedeni de Mehdiyet’ten uzak olmalarıdır. Mehdi (a.s.)’nin değerini bilmeleri için Allah tarafından özel olarak yaratılıyor. Bak çaresizlik içindeler. Çözüm de bulamıyorlar. Bir durgunluk var, bir ölüm var. Çözüm diyorsun, bilmedikleri için bekliyorlar. Bilmediklerinden değil, aslında biliyorlar ama bildiklerini Allah onlara itiraf ettirecek. Allah onlara onu zorla söyletecek. Çözümün ne olduğunu kendileri söyleyecekler. Çözüm Kuran’a uymaktır, Mehdi (a.s.)’ye tabi olmaktır. Mesih (a.s.)’e tabi olmaktır. Başka bir çözüm yok, inşaAllah. Bak diyor ki Talmud Sanhedrin’de, 97a; “Mesih’in (Hz. Mehdi (as)’nin) geldiği nesilde krallık delalete düşecek,” yani yönetimler delalete düşecek, açmaza girecekler. “Fakat onları uyaran kimse olmayacak.” Yani insanlar birbirini uyarmayacak, diyor, inşaAllah. Halbuki çözüm budur, biz onları uyarıyoruz. Çözüm Tevrat’ın hükümlerinde açıkça belirtilen Mehdi (a.s.)’ye uymalarıdır, çözüm yine İncil’de açıkça belirtilen Mehdi (a.s.)’ye uymalarıdır, inşaAllah. Yani Kuran’a. Çünkü Mehdi (a.s.) Kuran’ın uygulanmasını isteyen Allah’ın bir kuldur. “Mesih'in (Hz. Mehdi (as)’in) çağı gelmeden önceki sürede devlet yönetimleri delalete düşecek.” Devletler perişan olacaklar, diyor. “(Dini inançlara ters düşecek) ve onları kınayacak kimse olmayacak” diyor. Bilakis takdir ediyorlar. Kınayan bizleriz, inşaAllah ve diğer şuurlu Müslümanlar. (Talmud, Sota 49b) “Mesih'in (Hz. Mehdi (as)’in) çağı gelmeden önceki sürede günahtan korkan insanlar hor görülecek ve gerçeklerden yoksun kılınacak.” (Talmud, Sota 49b) Mesela bak, Musevilere de eziyet edileceği belirtiliyor. Burada açıkça anlatıyor. “Mesih'in (Hz. Mehdi (as)’in) çağı gelmeden önceki sürede günahtan korkan insanlar hor görülecek ve gerçeklerden yoksun kılınacak.” Müslümanlara her yerde acı çektirileceği, ama Musevilerin de hor görüleceği buradan anlaşılıyor. “Davud oğlunun (Hz. Mehdi (as)’nin) geldiği nesilde Allah'tan korkan kişiler hor görülecek.” (Talmud, Sanhedrin 97a) “Acı çekecekler” diyor. “Davud oğlunun (Hz. Mehdi (as)’nin) geldiği nesilde kötülükten ayrı giden kişi, kendisini bir av yapacak.” Yani avlanacaklar, hapsedilecekler, acı çekecekler, diyor. “Kötülüğü terk eden kişiyi, kendi halkı alaya alacak.” (Talmud, Sanhedrin 97a) Kötülükten kaçındığı için; gayrı meşru, kötü şeyler yapmadığı için alaya alacaklar, diyor. Müslümanlarla alay edilecek, diyor. “Davud oğlunun (Hz. Mehdi (as)’nin) geldiği nesilde kötü insan takdir görecek.”(Talmud, Sanhedrin 97a) Mesela zalimlik yapıyor, zulüm yapıyor, psikopatlık yapıyor, itlik yapıyor, münafıklık yapıyor, takdir görüyor. Cahillik yapıyor, züppelik yapıyor, takdir görüyor. “Davud oğlunun (Hz. Mehdi (as)’nin) geleceği nesilde tüm devletler Minim dinini (ateizmi) kabul edecek.” (Talmud, Sanhedrin 97a) Dünyadaki devletlerin hemen hemen tamamı ateist şu an. Bak, “Minim dinini (ateizmi) kabul edecek ve verilen öğütlerden yüz çevrilecek.” (Talmud, Sanhedrin 97a) Mehdi (a.s.)’nin gelmesinden önce, yani zuhurundan önce, belli olmasından önce. “Davud oğlu (Hz. Mehdi (a.s.)) tüm dünya kafirliğe dönene kadar gelmeyecek.” (Talmud, Sanhedrin 97a) Dünya kafir olunca, Darwinist, materyalist olup yani ateizme teslim oluncaya kadar gelmeyecektir. Ateizme teslim olduktan sonra ortaya çıkacaktır, diyor, inşaAllah. Evet Oktar Hocam, şimdi seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Türkiye’nin hem tarihi tecrübesi, hem de milletimizin güzel ahlakı nedeniyle ağabeylik vasfını en güzel yapabilecek ülke olduğunu sık sık vurguluyorsunuz Hocam, maşaAllah, anlatıyorsunuz. Bugün gazetede bu konuyla ilgili bir haber var. Boşnaklar da Türkiye’yi ağabey olarak gördüklerini söylemişler Hocam haberde. “İzzetbegoviç, Türkiye’yi ağabey gibi görüyoruz.” Tam sizin kullandığınız kelimeyi kullanmış Hocam. “Aliya İzzetbegoviç’in oğlu Bakir İzzetbegoviç, ‘Türkiye’yi güçlü ve bilge bir ağabey gibi görüyoruz. Doğru bir şekilde hem Boşnaklara hem de Balkanlar’daki diğer halklara yardım etmektedir’” diyor bugünkü haberde. 27 Temmuz 2008 tarihinde diyorsunuz ki Hocam Kordon Tv’de. “Aslında Türkiye’nin o bölgede ağabey olması lazım, yani lider olması lazım. Türkiye, çok vicdanlı insanların olduğu bir ülke. Bosna’ya gidiyorlar seviliyorlar, Somali’ye gidiyorlar, seviliyorlar, her yerde saygı görüyorlar. Afganistan’da çok sevilip saygı görüyorlar. Böyle fiili bir durum var. Demek ki bütün Ortadoğu, bütün İslam alemi Türk ordusunu seviyor ve Türk Milleti’ni seviyor. Demek ki ağabeylik yapmalarını istiyorlar. Yani Türkiye’nin burada ortaya çıkıp, bu ağabeyliği yerine getirmesi gerekiyor, İslam ülkelerinde ve Türk devletlerinde de” demiştiniz Hocam, maşaAllah. Aynısıyla İzzetbegoviç de söylemiş.
ADNAN OKTAR: Ne demiş İzzetbegoviç? “Ağabey” diyor. MaşaAllah.
“Selamun aleyküm sayın Hocam. Avrupa’da aşırı İslam düşmanlığı var.” Bu Mehdi (a.s.)’nin zuhur alametidir. O düşmanlık, Müslümanları birleştirecektir. Birbirlerini sevmeye ve İttihad-ı İslam’a, Türk-İslam Birliği’ne onları yöneltecektir, yönlendirecektir. “Biz Müslümanlar bu nefretin içinde yaşamaya çalışıyoruz. Bu nefrete karşı ne yapmalıyız?” Mehdi (a.s.)’yi arayacaksınız, Türk-İslam Birliği’ni isteyeceksiniz, İttihad-ı İslam’ı isteyeceksiniz; bilimi, sanatı, kültürü geliştireceksiniz. Entel muhabbeti değil, entel muhabbeti değil, o çok büyük bir tehlikedir. Komünist taklidi yapmak, entel taklidi yapmak; entel derken bir kısım entelleri kastediyorum tabii, hepsini kastetmiyorum. Yani özenti, çünkü başında da konuştum bugün konuşmamım, böyle züppe, özenti, aşağılık kompleksi içinde olan bir Müslüman anlayışı geliştirmeye çalışıyorlar. Bunlar dış görünümüyle biraz komünistlere, biraz satanistlere, biraz ressam kılıklı; yani şu Avrupa’da var ya böyle artistlik ressam havalarına giren tipler; tavrıyla, hareketiyle Van Gough ayaklarında böyle. Yani biraz kendini psikopatça gösteren ve Kuran’ı ve Müslümanları eleştiren bir ruh hali. Yani o züppeliğiyle de ilginç olduğunu düşünüyor. Ben öyle bir Müslüman’ım ki, Kuran’ı bile eleştiririm, diyor (haşa). (Haşa) Peygamber (s.a.v.)’i de eleştiririm, Müslümanları da eleştiririm, ama ben iyi bir Müslüman’ım diyor. Böyle deli ve züppe bir mantık gelişmeye başladı ve insan türü gelişmeye başladı. Buna karşı çok dikkatli olmak lazım. Kuran’ın tarif ettiği Müslüman modeli vardır; Hz. Süleyman (a.s.) gibi olmak, Peygamberimiz (s.a.v.) gibi olmak, Hz. Nuh (a.s.) gibi olmak. Model Peygamberimiz (s.a.v.)’in gösterdiği modeldir, model Kuran’da geçen Peygamberlerin modelidir, sahabelerin modelidir. Yeni çıkan bu yeni yetme züppe modele karşı bütün Müslümanlar uyansınlar. Bu kokuşmuş züppe, çakal model çok tehlikelidir. Böyle leş gibi, kızlarda da bazen görüyorum, delikanlılarda da görüyorum; böyle satanist kılıklı, ağzında it ağzı, üslup berbat, bakışlar berbat, herkesle alay eden, herkese laf sokan, herkeste idişen, hürmet, saygı ve sevgi hislerini kaybetmiş, bilinmez bir hınç ve kinle sürekli hareket eden, neyi savunduğu belli olmayan, zaman zaman sahabeleri eleştiren, zaman zaman Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaptıklarını eleştirmeye kalkan, (haşa) böyle aptal bir üslup geliştirmişler. Hatta bu avanaklar Kuran’ın bazı ayetlerinden utanıyorlar. Bunların utandıkları ayetleri okuyacağım bundan sonra. Okumak istemedikleri ve utanç duydukları ayetler var, yani bu ahmakların. Allah’ın hikmetle ve güzellikle sunduğu ve bizlere anlattığı ayetlerden haya ediyor adam, utanıyor. Entel arkadaşlarının yanında, yani malum tarz entel arkadaşarının yanında, o züppe dünyasına herhalde uygun bulmuyor, ne yapacağını şaşırıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını anlatırken utanç içinde anlatıyor bu sersemler. Sordun mu da; ben Müslümanım, hem de çok akıllı Müslümanım, diyor. Senin ne olduğun belli değil, önce ne olduğunu belli et, inşaAllah. “Sizin Avrupa’daki Müslümanlara tavsiyeleriniz nedir Hocam? Bir de Mehdi (a.s.)’yi ne zaman göreceğiz? Allah razı olsun. Fatma.” Güzel Fatma, sevimli Fatma sen Mehdi (a.s.)’yi, eğer iman nuruyla bakarsan Bediüzzaman göreceğini söylüyor. Yani samimi vicdanla, Allah korkusuyla, candan teslimiyetle, Allah’ı aşkla severek bakarsan Mehdi (a.s.)’ı Allah-u alem diyerek görürsün. Yani görmemesi mümkün değildir bir Müslümanın, inşaAllah. Ama samimi kalple, son derece samimi kalple ve son derece samimi vicdanla, ön yargısız, çıkarına çatıştığında da delilenmeden. Tam bir teslimiyetle, dünyadan geçmiş olarak ama bak, dünyadan geçmiş olarak. Bir dünya Müslümanı vardır, bir de Allah’ın Müslüman vardır. Dünya Müslümanı ayrıdır, o çıkarına çatışmaya gelmez onda. Allah’ın Müslümanı olacaksınız. Allah’ı seven Müslüman olacaksınız, inşaAllah. O zaman görürsünüz Allah’ın izniyle. En azından eserlerini, faaliyetlerini görürsünüz, etkisini görürsünüz. Ruhunu hissedersiniz, ruhaniyetini hissedersiniz. Onun vesilesiyle gelen hidayeti hissedersiniz, inşaAllah, Allah’ın vesile ettiği hidayeti.
“Selamün aleyküm Hocam. Muhammed Adnan Hocam.” MaşaAllah, Ünal bana Muhammed ilavesiyle isim vermiş, ne kadar güzel, maşaAllah. Ben de Ünal’a, Muhammed Ünal diyorum. Çok güzel bir isim Muhammed maşaAllah. “Muhammed Adnan Hocam. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri neden 313 kişi? Bu kişiler ne zamandan itibariyle artmaya başlayacak? Mehdi (a.s.), Mehdiliğini ilan etmeden Mehdi (a.s.)’ı tanıyabilecekler mi? Hocam siz Mehdi (a.s.)’ın öncüsü olduğunuzu söylüyorsunuz. Siz Mehdi (a.s.)’ı gördüğünüzü veya göreceğinizi ne zaman ilan edeceksiniz? Biz Mehdi (a.s.)’yi tanıdığımızı ve bildiğimizi inanıyoruz, maşaAllah” diyor Ünal. Ünal önce bana soruna cevap vereyim. “Mehdi (a.s.)’yi gördüğünüzü ya da göreceğinizi ne zaman ilan edeceksiniz?” Tamam, ilan edeyim o zaman, Mehdi (a.s.)’yi ne zaman göreceğimi. Ben alametlerini gördüm. Peygamberimiz (s.a.v.)’in saydığı bütün alametleri gördüm, kokusunu hissettim, ruhaniyetinden istifade ettim, hidayetinin etkisini hissediyorum, inşaAllah. Yöntemini, mücadele şeklini anladım, tamam, maşaAllah. Sadece yüzünü görmeye kaldı sıra, inşaAllah. “Mehdi (a.s.)’ın talebeleri niye 313 kişi?” Bak ben daha önce söyledim. Hızır (a.s.)’a geliyor, Hz. Musa “taleben olmak istiyorum” diyor. Daha üçüncü konuşmadan itibaren talebelikten ayrılmak mecburiyetinde kalıyor, talebesi olamıyor. Mehdi (a.s.)’ye talebe olmak kolay değildir. Dünyanla çatışır, ailenle çatışır, işinle çatışır, okulunla çatışabilir, keyfinle, zevkinle çatışabilir, yani sana sabaha kadar sayarım çatışacak çıkarlarını. Hepsiyle çatışabilir. Sen buna rağmen kabul edersen Mehdi (a.s.)’yi görebilirsin. Yorgunluğa dayanamazsın, korkuya dayanamazsın ki korku en şiddetlisidir. Bediüzzaman ne diyor? “Ahir zamanda deccal korkuyu kullanacak. En büyük etki insanlarda, psikolojik etki olarak en şiddetli etki korkudur, havf damarı. Ve ulemaya da bununla teshir edecekler” diyor. Bakın ulemanın büyük bir bölümü korkudan sesini çıkaramıyor. Özetle şöyle diyeyim, o korkuyu insanların yenmesi kolay değildir. Mehdi (a.s.) ile, Mehdi (a.s.)’nin yanında olduğunda insan, talebesi olduğunda, hem çıkarlarından ayrı kalıyor, hem belanın içine giriyor, hem de yoğun korkuyla karşılaşmış oluyor. Yani dünya korkularıyla karşılaşmış oluyor. Şimdi orada delikanlının delikanlısı olması gerekiyor. Halis kan aslan olması gerekiyor, öbür türlü kaldıramaz. Adam “selamün aleyküm” diyecek. Evet. “Ben Allah yolunda mücadeleye geldim.” Güzel. “Önce bana bir iş ayarlayın.” Tamam. “Bir de evlenmek istiyorum, evlenmemi sağlayın.” O da tamam. “Evlenince de çocuklarıma bakılması gerekiyor, onu da sağlayın.” O da tamam. “Tehlikeye karşı da beni çok uzak tutun, yani polis molis, olay molay beni bu tip şeylere sakın beni sokmayın.” Bu da tamam. “Bir de akşam benim biraz erken uykum geliyor, uygun bir yer de ayarlarsanız.” O da tamam. “Arkadaşlarımdan da ayrılmak istemiyorum, onları da çok seviyorum. İşte akrabalarımla da tam mutabık olmamız gerekiyor, onların da bir muhalefet olmaması gerekiyor, annem, babamla da bir muhalefet olmaması gerekiyor. Onların da kabulü gerekiyor.” O da tamam. Sabaha kadar tamam. “Ben Mehdi (a.s.) talebesi olmak istiyorum.” İşte o tamam değil. Bir tek o tamam değil. Ondan gerisi hepsi tamam. Öyle olmaz o. Çıkarınla yüz noktada, bin noktada çatışırsın. Bunu kabul ediyorsan, Mehdi (a.s.) sana zaten gün gibi görünür. Yani ışık görünür, bir şey yok. Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’yi anlatıyor, bak burada da Hocamız anlatıyor. Hekimoğlu İsmail Hocamız anlatmış. Uzun uzun anlatıyor. Fakat bütün bu anlatımlara rağmen, bakıyoruz Mehdi (a.s.)’yi arayan yok. Mesela bak orada Bediüzzaman Sempozyum’u yapılıyor, dolu böyle. Hocamız çıkıyor diyor ki; “ben göremeyeceğim Mehdi (a.s.)’yi, sen göreceksin dedi” diyor, ilgilenen insan sayısı az. Kalben ilgilenenler vardır tabii ki. Yer yerinden oynar böyle bir söz durumunda, çok muazzam bir şey, ne demek? “Ben göremeyeceğim, sen göreceksin.” Şimdi yaşı itibariyle de o şahsın, yani Hocamızın yaşı itibariyle de Mehdi (a.s.)’nin yüzde yüz gelmiş olması gerekiyor. Kardeşim sen Mehdi (a.s.) ile aynı şehirde yaşarsın da, nasıl Mehdi (a.s.) seni ilgilendirmez? Nasıl Mehdiyet seni ilgilendirmez? Nasıl İttihad-ı İslam seni ilgilendirmez? Nasıl Türk-İslam Birliği seni ilgilendirmez? Afganistan’da, Irak’ta mahvedilen bacılarımız, kız kardeşlerimiz, annelerimiz seni nasıl ilgilendirmez? Mahvedilen çocuklar seni nasıl ilgilendirmez? Afganistan’da muazzam bir Amerikan askerlerinin sapıklığı yaygın, haberleri geliyor bize sürekli. Ben utanıyorum, söyleyemiyorum. Yani içler acısı, rezalet derecesinde. On binlerce, yüz binlerce çocuğu kullanıyorlar Afganistan’da. On binlerce çocuğu kullanıyorlar. Sen bu ortamda gayet sakin hanım da böyle patates, efendim, pilav yiyerek duba gibi olmuş, hazrette dört gerdan. Ondan sonra gevrek gevrek, bir de ense de parıl parıl parlıyor. Ondan sonra gevreğe İslam’daki ekonomi siyaseti nasıl olması gerekiyor? Ticari siyaset nasıl gerekiyor? Ana konu buymuş gibi ballandıra ballandıra bunu anlatıyor. Bu kadar konu varken hiçbiriyle muhatap olmak istemiyor. Varsa yoksa ticaret. “Cihat budur” diyor, Ahir zamanda. Bir de ağabey bildiğimiz bazı kişileri de görüyorum, anlatıyor. “En sonunda ne yapalım Hocam” diyor. “Ticarete yönelin, en güzel cihad budur, ticaret cihadıdır” diyor. Biraz da Hocamıza oradan da kazandığımızdan da herhalde takdim edersek daha da makbul olacak. O da işte çoluk çocuğunu onunla geçindirecek herhalde. Çok anormal bu üsluplar. Bunu fark etmiyor gibi görünmeleri çok anormal. Alenen bir samimiyetsizlik ve deccalin büyüsü var dünyada. Şu an manyetik alan oluşturdu deccal ve insanların basireti, feraseti bağlandı. Büyük bir bölümünün bağlandı. Hamiyeti İslamiye’sinden insan çıldırır, yeri göğü birbirine katar. Bakın Irak’ta gencecik kızlar, gencecik anneler zorla böyle, saç, başörtüleri yırtılıp açılarak tecavüz ediliyor. Muhatap dahi olmuyor adam. Daha hala ekonomik ticari, bilmem ne. Bir de böyle gevrek gevrek konuştuğunda güzel olduğunu zannediyor ayrıca, o da nesiyse. Karşısındaki bilmem ne falan, bir de bunları da işin acayip yanı da böyle kilit noktalara oturtup getirip konuşturuyorlar. Bilmem ne ağabey, bilmem ne Naci dayı, bilmem ne diyerekten. Yani utanç verici durumlar. Kardeşim bu kadar İslam alemi yer yerinden oynuyor, söylesene, konuşsana bunları sen, nasıl konuşmazsın, nasıl Müslümansın sen? Yani dinsiz bile buna tahammül edemez, dinsizin bile bir vicdanı vardır. O bile vicdanı hareket geçer, bu nedir böyle diye. Yani kendine has olan tabii vicdani ölçüleri oluyor. Gerçek vicdan değil de, bir zahiri vicdanları oluyor. Kendilerine has, böyle taklidi ve zahiri vicdanları, onunla bile hareket geçiyorlar, inşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam”, aleyküm selam. “Ben şu an” diyor, İran’ın inancını söylüyor, “Ayetullah Hameney Mehdi (a.s.) geldi ve İran’ı...” Yani özetle Şii inancını anlatmış kardeşimiz uzunca. Kaynaklar vermiş. Görünmez bir Mehdi (a.s.) yoktur. Bütün Peygamberler görünür gelmiştir. Hangi Peygamber görünmeden gelmiştir? Olacak iş mi bu? Kuran’da hiç olmayan, adetullahta olmayan bir şeyi ortaya çıkartmanın alemi yok. Ama takiyye olarak yapılmış olabilir, ona bir şey demem. Yani Mehdi (a.s.)’yi koruyup kollamak için Şii inanç içerisinde, Mehdi (a.s.) görünmezdir demiş olabilirler bir süreye kadar. Ama Mehdi (a.s.)’nin vakti geldi, zamanı geldi, niye hala aynı takiyyeye gerek duyuluyor olsun? Açın, kaldırın artık takiyyeyi. Mehdi (a.s.) anneden, babadan doğma bir insandır. “Doğumu gizli olacaktır” diyor, Şii kaynağında var, Şii kaynağında. Doğumu gizli olacak, demek ki doğuyor anneden, babadan, doğuyor yani. “Yaşı da belli” diyor, “şu kadar mücadele verecektir” diyor. İstanbul’a geleceği belirtiyor. Şii kaynaklarında o da var, İstanbul’a geleceği belirtiliyor. Fiziksel özellikleri veriliyor. Annesine, babasına işaretler var, onlar anlatılıyor. Tamamen gereksiz bir hurafe şekline getirmişler. Tamam, takiyye olarak bir kıymeti var ama takiyyenin gerekçesi yok şu an. Bir anlamı yok. Öyle olmadıktan sonra o rahatlığı yaşayamazlar, inşaAllah. Oktar Hocam sen ne anlatacaksın?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. İsrail’den bir haber var Hocam. Bu baş bilim adamı, Dr. Gabriel Avital ismi Hocam. Bu Haaretz Gazetesi’nde, en büyük gazetesi İsrail’in. Bugün çıkan gazete de diyor ki; “hükümet evrim tartışması üzerine bilim adamını görevden aldı” diyor. Bu resimde görülen bilim adamını Hocam, bu da diğer haber Maarif Gazetesi’nde bu da. Yine “baş bilim adamı yeni okul görevinden alındı.” Şöyle diyor Hocam haberde, “İsrail Eğitim Bakanlığı’ndaki baş bilim adamı Havacılık ve Uzay Mühendisi Dr. Gabriel Avital, evrimi eleştirdiği için görevinden alındı. 5-6 ay önce evrimi red eden kapsamlı açıklamalar yapmıştı, basın ve akademisyen eleştirilere maruz kaldı. Müfredatta yaratılışın da okutulmasını istedi. Evrimin adeta bir din gibi kabul edildiğini eleştirerek, öğrencilere maymundan geldiklerini anlatmanın yanlış olduğunu, evrimin Tevrat’a aykırı olduğu, evrimin dinsiz temellere dayandığı, tesadüfün olmadığı yönünde konuşmuş” Hocam. “Bu açıklamasının ardında basında eleştiri odağı oldu ve akademik çevreler de istifa etmesi için baskı yaptılar. Baş bilim adamı ise, hükümette görev aldığı için inancını açıklamaktan çekinmeyeceğini” söylemiş. Bugün itibari ile evrimi red ettiği için görevinden alındı. Bu kişi de ‘Yaratılış Atlası’ ve ‘İbranice Evrim Aldatmacası” çok harika kitaplar diyerek, kitaplardan çok etkilendiğini yazmıştı Hocam inşasAllah Dr Gabriel. Yaratılış Atlası’ndaki resimleri kullanmak için izin istemişti. Ayrıca küresel ısınmayı da ret ettiği için basında çok eleştirilmişti Hocam. Bugün de görevinden almışlar.
ADNAN OKTAR: Küresel ısınmadan bir kere küresel soğumaya döndüler. Hani ısınıyordu?
Şimdi bakın İsrail’e ben daha önce de söyledim. Sanhedrin’e de söyledim, diğer kişilere de söyledim. İsrail de deccaliyetin etkisi altındadır. Deccal orada Musevileri, Hıristiyanları ve Müslümanları muhasara altına aldı. Deccaliyet hakim orada. Dolayısyla tek çözüm anti-deccal olan Kral Mesih, Mehdi (a.s.)’ye tabi olmaları. Yok biz yaparız gerek yok diyorlarsa, her nerede olursa olsun sürünme devam eder, başka çözüm yoktur. Eğer Allah’a inanıyorlarsa, Peygamber (s.a.v.)’e inanıyorlarsa, böyle. Museviler de Tevrat’a inanıyorlarsa, böyle. Müslümanlar da Kuran’a, hadise inanıyorlarsa, Risale-i Nur Külliyatı’ndaki açıklamalara inanıyorlarsa, bu böyle. Ve Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerine inanıyorlarsa, böyle. Deccalden asla bahsedemez dünya onun dışında. Şu an en büyük silahını kullanıyor bu spiritizma nevinden manyetik alan kullanma özelliği, insanların basiretini bağladı. Kardeşim şimdi on kişi bir taşı kaldırır. Ama tek kişi kaldıramıyor, ağır oluyor kaldıramıyor. İslam ülkelerine diyoruz ki gelin birleşelim, Türk-İslam Birliği’ni oluşturup bu beladan kurtulalım diyoruz. Turist gönderelim mi, sizde turist var mı? Bize turist mi gelsin, onu mu istiyorsunuz, diyor. Kardeşim bunun turistle ne alakası var bu anlattıklarımızın. Konjonktür onu gerektiriyor diyor. Şimdi tövbe estağfurullah. Konjonktür bilmem ne, alakası yok.. Konmayla, uçmayla alakası olsa söylerdik yani, onunla alakası yok. Çözümü Peygamberimiz (s.a.v.) göstermiş, Kuran göstermiş, hadislerde gösterilmiş ve Tevrat’ın muharref olmasına rağmen, bak o kısımlarını değiştirememişler. Bunlarda da, Tevrat’ta açık açık gösterilmiş. Mehdiyet’e ve Mehdi (a.s.)’ye tabi olmak, yani ne demek? Kuran’a tamam tabi olmak, asıl saadet Müslümanlığını istemek. Hurufattan ve tahrifattan kaçınmak. Hurafelerden kaçınacağız, inşaAllah. Beni ilgilendirmez diyorsa, tadına tuzun bakar. Canı yandıkça, ızdırabı artıkça daha da fark edecektir. Seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir haber var; Almazbek Atambayev; Türkiye bizi yalnız bırakmadı” demiş. “Kırgızistan geçici yönetiminin Başbakan Birinci Yardımcısı Almazbek Atambayev, Türkiye Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşerek yaptığı konuşmasında, Kırgızistan'da geçen hafta sonu yapılan Cumhurbaşkanlığı yemin törenine, dış ülkelerden sadece Türkiye'yi temsilen Davutoğlu'nun geldiğini vurguladı. Türkiye'nin, Kırgızistan'ın daima yanında olduğunu belirten Atambayev, ‘Türkler Kırgızların hakiki kardeşidir. Bizleri yalnız bırakmadılar. İyi ve kötü günlerimizde yanımızda oldu. Bizi desteklediler. Yardımlar gönderdiler. Bugün de 21 milyon dolar tutarında maddi yardım yaptılar. Size çok teşekkür ederiz’" diye konuşmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ahmet Davutoğlu tam helal süt emmiş. Helal olsun ona maşaAllah. Çok değer verdğim, çok takdir ettiğim muhterem, mübarek bir insan. Çok büyük hizmet veriyor, maşaAllah. Türk-İslam Birliği’nin oluşması için muhteşem zemin hazırlıyor, gayret ediyor. Allah yolunu açık etsin. Allah işlerinde kolaylık versin. Allah hidayetini, ilmini arttırsın inşaAllah. Seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “CHP’den pozitif muhalefet kararı” diye bir haber vardı Hocam. “Referandum sürecinde sertleşen siyaset dili Meclis'in açılışı ile yumuşarken, CHP'den iyi bir haber daha geldi”. Sizi bu üslup üzerinde durmuştunuz Hocam, tavsiyeleriniz olmuştu. “CHP Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Suha Okay, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan seçilmesinden bu yana CHP’nin sürdürdüğü ‘pozitif muhalefet’ anlayışının sürmesi konusunda CHP Parti Meclisi’nde mutabakata varıldığını bildirdi” diyor haberde inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam güzel.
OKTAR BABUNA: Yani açıklıyor bunu ; “yani olumlu muhalefet anlayışımızı sürdürmede bir mutabakat olduğu edinildi ve bundan sonraki süreçte CHP, gerilim üzerinden Türkiye’de siyaset üreten iktidarla tartışmak yerine, pozitif ve olumlu muhalefet anlayışı ile Türkiye’nin sorunlarına çözüm önerilerini sunmaya devam edecek. Ve suni gerilim politikaları içerisinde CHP yönetim kadroları yer almayacak” demiş Hocam. Siz bunu söylemiştiniz Hocam maşaAllah. Gerilim üslubundan kaçınılması. Gerilim üslubunun oluşturulmaması.
ADNAN OKTAR:Aslında sayın Kılıçdaroğlu halim selim bir insan. Yani ona zaten pek gitmiyordu. Biraz da ilginç duruyor onda öyle bağırıp çağırarak konuşmak. Asli kişiliğine dönmüş oldu, normalde halim bir insan. Saygılı, sevecen, milletin manevi değerlerine çok önem veren, değer veren ve o değerleri yüceltmeye gayret eden bir kişilik daima takdir görür, inşaAllah. Seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. MaşaAllah biraz öncede bahsettik; Ahmet Davutoğlu hemen her gün Türk-İslam Birliği isteyen ve bu yönde çalışmasını ifade eden bir açıklaması oluyor. Yine bugün “Mezopotamya birleşiyor” diye açıklaması var. “Ulaşımda, Suriyeli makamlarla olağanüstü hamleler düşünüyoruz. Tren yolunun Hicaz'dan İstanbul'a, oradan Londra'ya kadar götürme planımız var. Türkiye, Suriye’nin en büyük ticari ortağı oluyor. Ürdün ve Lübnan’la da zaten benzer mekanizmalarımız var. Dörtlü bir zirve yapacağız. Hükümet kurulduğunda Irak’ı da buna kattığımızda, beşli bir ekonomik havza oluşuyor” demiş. “Mezopotamya ve eski büyük bereketli Levant birleşiyor.” Siz bu konuları sürekli vurguluyorsunuz Hocam, maşaAllah. Burada Mezopotamya birleşiyor haberi, detaylarını okuduğum. Siz Hocam Başkent Tv’de 13 Ocak 2009’da diyorsunuz ki; “Türk-İslam Birliği bir kere barışı, sevgiyi, kardeşliği, muhabbeti, yardımseverliği, cesareti ve fedakarlığı savunuyor. Türk Milleti çilekeş bir millettir ve hizmete taliptir. Üç kıtaya nizam vermiş ve bir tecrübesi var. Bir devlet tecrübesi var, imparatorluk tecrübesi var. Biz bu tecrübeyi yeniden ortaya çıkararak, Türk-İslam Birliği’nin lideri olarak bütün bölgeyi yönetmeyi istiyoruz ve bunu herkes istiyor. Suriyeliler istiyor, Iraklılar istiyor, Mısır istiyor, İran istiyor, hatta Ermenistan istiyor, Azerbaycan istiyor, Türkistan istiyor, Doğu Türkistan istiyor, herkes istiyor. Yani Türk’ün adaletine, Türk’ün akılcılığına, fedakarlığına herkes güveniyor ve Türk askerleri bütün dünyada seviliyor.” Dinsizi, imansızı, Müslüman’ı, kafiri hepsi seviyor” demiştiniz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak Bediüzzaman diyor ki, Bediüzzaman’ın İslam Birliği, İttihad-ı İslam ile ilgili sözlerinden; 27 Mart 1909 tarihinde söylüyor, 1909: “İhfa (gizlenmek), havf (korkmak); riyâdandır (gösteriştendir, iki yüzlülüktendir). Farzda riyâ (gösteriş, iki yüzlülük) yoktur.” Bak, farzda; farz olan bir şeyde gösteriş, ikiyüzlülük yoktur. “Bu zamanın en büyük farz vazîfesi (görevi), İttihad-ı İslâm’dır (İslam Birliği’dir).” Müslümanların birliğidir. İttihadın (birliğin) hedef ve maksadı; o kadar uzun, münşaib (kollara ayrılmış), muhit (her şeyi kuşatan), merâkiz (karar yerleri) ve maâbid-i islâmiyeyi (İslam’ın ibadet yerlerini) birbirine rabtettiren (bağlayan) bir silsile-i nuraniyi (nurani silsile, soy) ihtizaza getirmekle (harekete geçmekle) onunla merbut (bağlanmış) olanları ikaz (uyarma) ve tarîk-ı terakkiye (yükselme, ilerleme yoluna) bir hâhiş (istek) ve emr-i vicdanî (vicdani emir) ile sevk etmektir. Bu İttihad-ı İslâm Birliği’nin meşrebi (yolu) muhabbettir.” Birbirini sevmek. Yani Arap kardeşlerimizi, Çerkez, Kürt, herkesin birbirini sevmesi. “Muhabbettir (sevgi beslemektir). Husumet (düşmanlık) ise, cehalet (bilgisizlik) ve zaruret (ister istemez) nifakadır (nifaktır, iki yüzlülüktür). Bak, “husumet,” düşmanlık olmasın, “cehalet” olmasın diyor. “Zaruret, fakirlik nifakadır.” Yani nifak meydana getirir anlamında aslında. Bunlar İttihad-ı İslam’ı engelleyen şeylerdir, diyor. “Gayr-ı müslimler (Müslüman olmayanlar) emin olsunlar ki, bu ittihadımız (birliğimiz),” İslam Birliği, yani Museviler ve Hıristiyanlar emin olsunlar ki, diyor, “Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam Birliğimiz, bu üç sıfata (vasfa) hücumdur (karşı çıkmaktır, saldırıdır). Gayr-ı müslime (Müslüman olmayana) karşı hareketimiz iknâdır (razı etmektir).” Yani gayr-ı müslimlere biz saldırı, hücumla baskı yapmayız, diyor, Müslüman olarak. Sadece ikna etmeye uğraşırız, anlatırız, diyor. “Zira onları medenî (faziletli, terbiyeli) biliriz. Ve İslâmiyeti mahbup (sevilen, sevgili) ve ulvî (yüce) göstermektir.” Yani Müslümanlar, ulvi ve yüce göstererek, güzel anlatarak İslam’a ikna ederler diyor gayr-ı müslimleri. Onlara karşı bir güç kullanmazlar. Ama en büyük farz vazife bu devrimizde İttihad-ı İslam’dır, diyor Bediüzzaman. “Aziz, sıddık kardeşlerim, Ruh u canımızla mübarek bayramınızı tebrik ediyoruz. inşaAllah, âlem-i İslâmın (İslam aleminin) da büyük bir bayramına yetişirsiniz. Cemahir-i müttefika-ı İslâmiyenin (birleşik İslam Cumhuriyetlerinin) kudsî (mukaddes) kanun-u esasiyelerinin (anayasasının) menbaı olan (kaynağı olan) Kur'ân-ı Hakîm, istikbale (geleceğe) tam hâkim olup beşeriyete (insanlığa) tam bir bayramı getireceğine çok emareler (işaretler-deliller) var” diyor Bediüzzaman. Yani Kuran ahlakı, Kuran bütün İslam aleminde yayılacak, cumhuriyetler halinde olacak diyor bütün Müslüman ülkeler, ayrı, müstakil cumhuriyetler. Üniter devletler halinde olacaklar fakat bir manevi birlik altında birleşecekler, diyor. Ne zaman? Mehdi (a.s.) zamanında. İleride olacak olayları anlatıyor Bediüzzaman. “Bazan da o şahs-ı mânevîyi bir hâdimine (hizmetkarına) vermişler, o hâdime (hizmetkara) mültefitane (iltifat ederek) bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki,” diyor Bediüzzaman, “sonra gelecek o mübarek zat,” Mehdi (a.s.). “Sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur Külliyat’ını bir programı olarak neşir (yayacak) ve tatbik edecek (yerine getirecek).” Yani televizyonlardan, radyolardan anlatacak, konuşacak Mehdi (a.s.), diyor. Risale-i Nur Külliyatı’ndan bahsedecek, diyor. Bunu da göreceğiz, Mehdi (a.s.)’nin bunu yaptığını da göreceğiz, inşaAllah. “O zatın (Mehdi (a.s.)’nin) ikinci vazifesi, şeriatı (İslam dinini) icra ve tatbik etmektedir (yerine getirmektedir). Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad (inanç) ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde,” Mehdi (a.s.)’nin üç özelliğini sayıyor, bak; kuvvetli itikad (inanç) ve ihlâs (samimiyet) ve sadakat (davasına sadık olması). “Olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddî bir kuvvet ve hakimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin” diyor Bediüzzaman. Ve bütün bunların olması için de 70 yıl var. Bu 70 yılın içinde hepsi olup bitecek inşaAllah. Hayır değil diyorlarsa, bana açsın kardeşlerimiz söylesinler. İnşaAllah. “Üstadım ben bu memleketten gideceğim dedim.” Bediüzzaman’a diyorlar. “’Nereye gideceksin dedi?’ Hicaz’a ya da Mekkeye-i Mükerreme’ye, Medineye-i Mükerremeye.” Niye gidiyorsun diyor Bediüzzaman Said Nursi. “Efendim burası gittikçe bozuluyor.” İstanbul’u kastediyor. “Pavyonlar, Gazinolar çoğaldı, çocuklar bozulur dedim.” Yani ailesine ve çocuklarına zarar geleceğini düşünüyor. “Bak kardeşim,” diyor Said Nursi Hazretleri. “Ben Mekke-i Mükerremede olsaydım Medine-i Mükerremede olsaydım,” Mekke’de ya da Medine’de olsaydım, “Türkiye’ye gelirdim dedi. Neden dedim?” Bediüzzaman diyor ki o zaman, neden dediğinde; “Alem-i İslam’ın kapısı kilidi Türkiye’dir. Bu kapı açılacak Alem-i İslam açılacak." Yani İslam ahlakı dünyaya hakim olacak diyor. Kapı burası diyor. Kapının da asıl merkezinin İstanbul olduğunu söylüyor. 1953’de konuşma, burada ki tarihe göre 1953. Yok daha eski. Çünkü o zaman diyor Said Özdemir Ağabey; “ben 25-26 yaşındayken Diyanette memurdum o zaman.” Çok daha eski evet. Bak diyor ki Bediüzzaman: “Ey 100 sene sonra gelenler.” diyor. Ey 100 sene sonra gelenler tam vaktimiz. “Şu kalenin başında bir Medrese-i Nuraniye çiçeğini yapınız. Cismen dirilmemiş fakat ruhen baki ve geniş bir heyette yaşayan Medreset-üz Zehra’yı cismani bir surette bina ediniz demektir. Zaten Eski Said ekser hayatı o medresenin hayali ile geçmiş o matbu Risalenin,” ve devam ediyor. Bak; “yüksek asrın arkasında gizlenmiş, sâkitane benim sözümü dinleyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybî ile beni temaşa eden (Said, Hamza, Ömer, Osman, Yusuf, Ahmed v.s.) size hitab ediyorum. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz, telgrafla sizinle konuşuyorum. Acele ettim kışta geldim ben. Siz inşâallah cennet-âsâ bir baharda gelirsiniz” diyor, Mehdi (a.s.) ve talebeleri. “Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaklar. Sizden şunu rica ederim ki, mazi kıt'asına geçmek için geldiğiniz vakit mezarıma uğrayınız.” Ben ölü olacağım o zaman, diyor. Yani benim bir Mehdilik iddiam yok, diyor. “O çiçeklerin birkaç tanesini mezar taşı denilen, kemiklerimi misafir eden toprağın kapıcısının başına takınız.” Yani mezarıma o dönemde çiçek bırakın diyor Bediüzzaman. Ben de sizi göreceğim, diyor, inşaAllah. “Eğer siz tembel kalıp onun yolunu yapmazsanız, tembellik etseniz 100 sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz.” Bak; “100 sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz.” 1910 yılında söylüyor bunu. “100 sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz, zira sizinle İstanbul arasın da ki mesafe 1 aydır.” Yeri de söylüyor, İstanbula‘a da dikkat çekiyor. Bak bir yazısında Bediüzzaman diyor ki; “ve Risale-i Nur hakkındaki hüsn-ü zannınız daha fevkinde Risale-i Nur’a layıktır. Çünkü Kuran-ı Hakimin bir mucize-i maneviyesidir. Ahir Zaman’da gelecek Hz. Mehdi (a.s.) de, ona, Risale-i Nur’a o kıymeti verecek itikadındayım”. Risale-i Nur’a çok gerekli kıymeti vereceğine inanıyorum, diyor Ahir zaman’da gelecek Mehdi (a.s.)’nin. Bak; “’Ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi (a.s.) de, ona, Risale-i Nur’a o kıymeti verecek itikadındayım’. Üstadın bu ifadesi Emirdağ Lahikası’nın el yazmasında yer almaktadır.” El yazmalarında var.
“Hocam ağzına sağlık, 4 sorum olacak inşaAllah. Sizce şu anda Hz. Mehdi (a.s.)’nin yardımcısı bir nesil var mı? Hz. Musa (a.s.) ile beraber 40 yıl çöllerde gezen ve yeni bir nesil çıkaran Museviler gibi, sizce şimdiki nesil o eğitimi almış mıdır? Sizin Mehdi (a.s.) olabileceğine hüsn-ü zan ettiğiniz birisi var mıdır? Yoksa henüz söylemenin zamanı değil midir? Cin kardeşlerimizle ne zaman buluşmaya başlayacağız? Huruf-u Mukattaa’lardan çözebildiğiniz veya bu olabilir dediğiniz var mı? Her zaman dualarımız o nuru gönder diyen Mehmet Akif’e katılıyor.” Evet Mehmet Akif, Mehdi (a.s.)’yi açıkça işaret etmiştir. Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal diyor. Milletin beklediği günlerin de yakın olduğunu İstiklal Marşında söylüyor. “O nuru gönder” sözü de, aynı Mehdi (a.s.) içindir. Bir de bizi çok seven kardeşlerimizin sevgi ifadeleri var. Oktar Hocam sen anlat bir şeyler.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Dün bir konuya dikkat çekmiştiniz Hocam. Faşizmin ve komünizmin temelinin Darwinizm olduğunu anlattınız. Faşizmin de temelinin Darwinizm olduğunu, bu psikopat hallerini gösterelim demiştiniz. Hitler ve Mussoluni’nin. Gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
VTR
ADNAN OKTAR: Ne söyleyeyim ben bu adama? İşte Darwinizm materyalizmin insanları ne hale getirdiğini Allah insanlara gösteriyor.
OKTAR BABUNA: Bir iki sözleri vardı Darwinizm ile ilgili, okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet oku.
OKTAR BABUNA:Diyor ki Hitler; “Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz.” (Carl Cohen, Communism, Facism and Democracy, New York: Random House Publishing, 1967, s.408-409) Devam ediyor Hitler Nümberg toplantısında; “yüksek ırkın aşağı ırkları idare ettiğini bunun tabiatta görülen bir hak olduğunu ve tek mantıklı gerçek olduğunu söylüyor. Yaşayan savaşmak zorundadır. Sürekli savaşın bir yaşam kanunu olduğu bu dünyada savaşmak istemeyen yaşam hakkına sahip değildir. Uluslar ancak Darwinin yaşam kavgasına benzer şiddetli bir rekabetle gelişebilirler.”
ADNAN OKTAR:“Darwin’in yaşam kavgası benzer,” işte bak zehiri almış. O psikopatların lafları bitmez, işte hepsi Darwinst materyalist herifler. Zaten inkar etmiyorlar, söylüyorlar.
Mektubat sayfa 425 ve 426. “Şimdi de kemiyeten milyonları geçen bir nesl-i mübarektir.” diyor seyyidler, Bediüzzaman. Yani Peygamberin (s.a.v.) nesli. “Mütenebbih ve kalpleri imanlı ve muhabbet-i Nebevi ile dolu cihandeğer şeref-i intisabıyla serfirazdırlar.” Yani Peygamber muhabbetiyle gönülleri doludur, diyor. “Böyle bir cemaat-i azime içindeki mukaddes kuvveti tehyiç edecek ve uyandıracak hadisat-ı azime vücuda geliyor.” Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali, “hadisat-ı azime,” büyük hadiseler, büyük olaylar. Ekonomik kriz, Müslümanların ezilmesi, küfrün yayılması, Darwinizm ve materyalizmin dünyaya yayılmış olması. Bak; “Böyle bir cemaat-i azime içindeki mukaddes kuvveti tehyiç edecek ve uyandıracak (heyecana getirecek) hadisat-ı azime (büyük olaylar) vücuda geliyor. Elbette o kuvvet-i azimedeki bir hamiyet-i aliye,” yani koruma hissi feveran edecek, ayaklanacak. “Ve Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip,” şahs-ı manevi başa geçer mi? Yo geçer, diyorlar. Burada şahs-ı manevi söylüyor Bediüzzaman, diyorlar. Nerenin şahs-ı manevisi? Hz. Mehdi (a.s.) diyor, artık nasıl desin? Başa geçecek, diyor. Başa geçer mi şahs-ı manevi? Yani işi artık deliliğe vermiş durumdalar, bir kısmı. Bak diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek. Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, adetullahtan ve Rahmet-i İlahiye’den bekleriz ve beklemekte haklıyız.” Kış gelirken, kış gelince niye şaşırmıyorsun? Kıştan sonra bahar gelecek, diyor Bediüzzaman. Yok olmaz, bahar gelmez, diyor. Niye gelmesin? Bahardan sonra da kış geliyor. İkisi de oluyor. Bak; “önce hadisat-ı azime,” büyük olaylar vücuda gelecek, Müslümanların kalbi tahrik olacak, şevkleri artacak, heyecanlanacaklar, koruma hisleri artacak, birbirlerine kenetlenecekler. İşte böyle bir ortamda, diyor bak; “Ve Hz. Mehdi (a.s.) Müslümanların başına geçip, tarik-i hak ve hakikate sevk edecek.” Açık, anlamazdan gelinecek gibi değil.
“Kamil İlgen,” Kamil sen bizim kardeşimizsin. Biz seni çok seviyoruz. Ne sormuş Kamil? Şimdi sorunu tam bilmiyorum. Geçen sefer sorduğun bir soru herhalde. Onu yine ben sana daha detaylı yarın anlatayım. Ama gönlün müsterih olsun, sen bizim canımızsın. Rahatsız olacağın, tedirgin olacağın hiçbir şey yok. Evet, yarın anlatacağım için, artık yarını bekleyeceksin özetle, inşaAllah. Ama gönlün müsterih olsun, sevgimizden emin olabilirsin, inşaAllah.
Bak diyor ki Bediüzzaman; “Madem Cenab-ı Allah’ın adeti öyle cereyan ediyor, Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında,” işte en büyük fesadın içerisindeyiz şu an. “Elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek.” Bak; “bir zat.” Bu deccalin büyüsünü onların kafasında anlata anlata bozacağım. Deccalin büyüsünü kaldıracağım kafalarından. Deccalin hipnozunu kaldıracağım kafalarından. O manyetik alan beyinlerinin bir kısmını kapladı, onları adeta böyle uyuşturdu. Bak, şu kelimeyi anlayamayacak hale geldiler artık. Ne diyor Bediüzzaman? “Hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak,” yani asrın kutbu olarak, “bir zat-ı nuraniyi gönderecek.” Gönderdi demiyor, gönderecek. Kaç taneymiş? Bir, “zat-ı nurani,” bak; “bir zat-ı nurani,” bir kişiyi gönderecek. “O zat da, Ehl-i Beyt’i Nebevi’den olacaktır.” Seyyid olacaktır, diyor. Tarihini de veriyor, Hicri 1400’de, diyor. 2010’larda da yüzünü göreceksiniz, diyor. Bir asır sonra küfrü darmadağan edecek, diyor, bu devri, bu vakti veriyor. Darwinizm ve materyalizmi hedefleyecek, yerle bir edecek Darwinizm ve materyalizmi, diyor. 70 yıl önce söylüyor bunları. Daha Mehdi (a.s.)’nin adı yok. Daha doğmamış. Doğmamışken Mehdi (a.s.)’nin yapacaklarını söylüyor, hakkında bilgi veriyor. Nerede çıkacağını, hangi tarihte çıkacağını, nasıl faaliyet yapacağını, hepsini anlatıyor. “Ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek zatın,” gelmiş kişi beklenir mi? Bak; “ümmetin beklediği” diyor, bekleniyor. Gelmemiş daha, “beklediği.” “Ahir zamanda gelecek,” gelmiş demiyor, gelecek. “Zatın,” zat nedir? Bir kişidir. Bu acayip oluyor ama, bu büyüyü başka türlü çözmemiz mümkün değil. Bunu belki yüzlerce kere söyleyerek bu büyüyü bozabiliriz. Yani deccal mahvetmiş insanları. Çok acayip, çözülmüyor yani. Manyetik alan oluşturmuş, adama bunu anlatıyorsun mucize olarak, tamam orada şahs-ı manevi diyor, görmüyormusun diyor. Yavrum, evladım, kardeşim, babam diyorsun, yani nerede burada şahs-ı manevi? Sana ne oldu böyle, diyorsun, bilmiyorum, ben öyle görüyorum, diyor. Bak; “ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden,” bak üç tane vazife var diyor. Yok üç değil, bir tane, diyor. Yavrum burada üç yazıyor, diyoruz. Yok onu ben bir olarak görüyorum, diyor. “Üç vazifesinden en mühimi ve büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak cihetiyle,” Mehdi (a.s.) ne yapıyor? Önce Darwinizm ve materyalizmi yıkıyor ve iman hakikatleri ile ilgili kitaplar, eserler hazırlıyor. Televizyondan, radyodan, internetten bunu yayınlıyor ve bununla bu vazifeyi yapıyor. Bu, en önemli vazifesi budur, bu yüzden anlaşılamayacak, diyor. Bak, Ömer Okçu Hocam da, Hekimoğlu İsmail, o yüzden anlaşılamaz Mehdi (a.s.), anlayamayacaklar, diyor. Kaç yıl? Deccal 40 yıl dayanabiliyor, 40’ıncı yılda çöküyor. Hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; 40 yıldır müddeti deccaliyetin, diyor. Mehdi (a.s.) çıktıktan sonra 40 yıldır, diyor. Dayanamıyor 40 yıl. Daha önce çok, sonsuz yaşayacağını zannediyordu deccal. Ama Mehdi (a.s.)’de en fazla 40 yıl gidiyor. Zaten birinci günü, ikinci günü, üçüncü günü, dördüncü günü; dördüncü günü sondur diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Artık durumu muhafazaya çalışır, diyor. Şu an son günündeyiz. Durumu muhafazaya çalıştığı günündeyiz, inşaAllah. Bu hakikatten anlaşılıyor ki,” diyor Bediüzzaman, Tasdik-i Gayb’i sayfa 11’de. “Sonra gelecek o mübarek zat,” bak; “sonra gelecek.” Bediüzzaman zamanında gelmemiş. Nerden anlıyoruz? Sonra diyor, “sonra gelecek.” Sonra geleceği kardeşlerimize söylediğimizde ne oluyor biliyor musun, deccalin büyüsüne kapılmış olan? Sonra gelecekten kasıt, Bediüzzaman’ın vaktini kastediyor, diyor. “Sonra gelecek o mübarek zat,” kendi vaktinde değil yani, “sonra gelecek o mübarek zat.” Bak, “o mübarek zat (kişi) Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyacak, anlatacak sizlere, “neşr ve tatbik edecek” diyor. Büyünün şiddetini görmeleri açısından ben bunu bu kadar çok tekrar ediyorum. Bütün bunlara rağmen yine anlamıyor adam. Ben bunu belki 100 kere daha anlatacağım, buna rağmen yine anlamayacak, yine anlatmaya çalışacağız, yine devam edeceğiz, ta ki büyü büyü kafasından gidene kadar. Yani beyni iptal etmiş oluyor büyü. Yani bir kısmının beynini iptal ediyor. İmanın nuru ile Müslümanlar bu büyünün etkisine girmiyorlar.
Ayhan çok sevimli. “Şimdi Hocam sizin ve arkadaşlarınız, Allah sizden razı olsun. Hep aynı soruları soruyorlar, anlamıyorum. Oysa bu zamana kadar alametleri çıktı ve nerede yaşadığı da, oturduğu yerden hükmeder diye defalarca anlattınız Hocam. Halen sormalarını anlamıyorum.” Yani Mehdilik etrafı sarmış şekilde, dünyayı şarmış şekilde, diyor. Bunu anlamaları için, daha iyi tam kavramaları için Ehl-i Sünnet eserlerine çok önem versinler. Ehl-i Sünnet’in yazdığı, Bediüzzaman’ın eserlerinin dışında, faydalanmak istedikleri eserleri, faydalanabilecekleri eserleri göstereyim.
Bakın mesela bu “Kıyamet Alametleri” çok eski bir eserdir, Berzenci’nin. Ama bu tercüme edilmiş baskısı tabii. Ondan sonra burada yazar hakkında da bilgisi var. Hafız Celaleddin Suyuti’nin Berzah Alemi’nin anlatan; uzun uzun anlatıyor. Neyse, eseri alırsanız orada görürsünüz. Genişletilmiş 10’uncu baskısı, bakın “Kıyamet Alametleri.” Bunu mutlaka alsın kardeşlerimiz, bir. Ehl-i Sünnet’in göz bebeği eserlerindendir. İki, “Beklenen Mehdi(a.s.) Alametleri” İbn Hacer El Mekki Hazretleri’nin “El kavrul Muntazar Fi Alameti Mehdi Muntazar” bu da çok eski bir eserdir. Tercüme edilmiş bir eserdir. Peygamberimiz (s.a.v.)2in hadislerini çok mükemmel anlatan eserlerdir. Bunları bizim siteden ücretsiz indirebilir kardeşlerimiz. Adresini versene sen Oktar. Mesela Celaleddin Suyuti bir eseri, tasnifin hadisler. “Ahir zaman Mehdi’sinin Alametleri” Ali Bin Hüsameddin el-Muttaki Hazretleri’nin. Mesela bu da temel eserdir. Mehdiyet konusuna anlamak için bunları mutlaka alsın kardeşlerimiz. Vayahut internetten indirsinler. Risale-i Nur Külliyatı’nda da “Emirdağ Lahikası” bakın bu çok önemlidir. Bu kitabı edinsin kardeşlerimiz, “Emirdağ Lahikası” bir. İki; “Şualar” Risale-i Nur Külliyatı’ndan, Bediüzzaman’ın yazdığı eserlerden, inşaAllah. Üç, “Sözler” temel eserlerdir bunlar, evet.
OKTAR BABUNA: Suatarusan.com’a girerlerse Hocam, “Beklenen Mehdi’nin Alametleri” ve “Ahir zaman Mehdi’sinin Alametleri” kitaplarını ayrı ayrı indirebilirler. Tüm kitabı internetten bu şekilde yükleyip okuyabilirler Hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela bakın, bu “Sözler” isimli kitapta, buradan şimdi Mehdi (a.s.) hakkında bir konu açacağım, okuyacağım, “Sözler”den.
“Hem şu sırdandır ki,” diyor Bediüzzaman, 335’inci sayfada. Şuradan başlayalım. “İşte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar derler ki: ‘Âhiretin tafsilatını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin 1000 sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi,”bakın dikkat edin, “istikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati (Mehdi (a.s.)’yi) asırlarında karib (gelecek) zannetmişler.” Niçin diyor? Bak sahabeler bile tabiiyyin zamanında Mehdi (a.s.)’yi beklemişler. Şey tabiiyyin, sahabelerin tabiiyyin zamanında, çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’den hemen sonra hem sahabeleri bekliyor, ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) varken Mehdi (a.s.) beklenmez. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hemen vefatından sonra hem sahabeler, hem tabiiyyin Mehdi (a.s.)’yi bekliyorlar. Diyorlar ki sık sık, Mehdi (a.s.) herhalde çıkmak üzere, çıkacak, gelmek üzere, alametleri herhalde belirdi, diyorlar. O şekilde konuşuyorlar. Bak; Âhiretin tafsilatını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin 1000 sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi,” bakın; “istikbal-i dünyeviyede (dünyanın istikbalinde) 1400 sene sonra gelecek bir hakikati (Mehdi (a.s.)’yi) asırlarında yakın zannetmişler.” Nasıl oluyor böyle, nasıl yapmışlar, diyorlar. Halbuki 1400 sene sonra geleceği biliniyor, açıktır, diyor. Bakın; B-İ-N-D-Ö-R-T-Y-Ü-Z, 1400 yazıyor. Mehdi (a.s.)’nin çıkış vaktini bildirmiş Bediüzzaman. Bak; “istikbal-i dünyeviyede (dünyanın istikbalinde) 1400 sene sonra gelecek,” Nasıl? 1980 yılı. Bediüzzaman 1960 yılında öldü, Mehdi (a.s.)’nin geleceği tarihi vermiş 1400, diyor. Nasıl öyle olsun o zaman? 1960 tarihi derdi. Mehdi (a.s.) 1940’larda, 1930’larda olacak derdi Bediüzzaman. Tarih veriyor Mehdi (a.s.)’nin çıkışı için, Hicri 1400’dür, diyor. Daha nasıl açıklasın? “Hem şu sırdandır ki; Mehdi, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları çok zaman evvel hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar.” Bakın Tabiin, sahabeler Peygamberimiz (s.a.v.)2in vefatından sonra Mehdi (a.s.)’yi bekliyorlar, Tabiin zamanında. “Hattâ bazı ehl-i velayet "Onlar geçmiş" demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlahiye iktiza eder ki; vakitleri taayyün etmesin. Çünki her zaman, her asır, kuvve-i maneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak "Mehdi" manasına muhtaçtır. Şimdi Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadîsi tefsir edenler, metn-i ehadîsi tefsirlerine ve istinbatlarınatatbik etmişler. Meselâ: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye (Mehdi (a.s.)’nin çıkışını) veya Süfyaniyeyi Hz. merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.” Rivayetlerde hakikaten, rivayetleri açıklayan kitaplara baktığımızda, bu eserlere baktığımızda, kimileri diyor ki, Basra. Kimileri diyor ki, Kûfe. Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.), İslam aleminin merkezinde, Hilafet merkezinde çıkacak, diyor. Hilafetin olduğu yerede çıkacak, diyor. Bakıyor Basra; Basra’daysa, Basra’da diyor. Mesela ondan 200 yıl sonra yazan alim Şam’da çıkacak diyor. O anda da Şam, İslam aleminin başkenti olmuş oluyor. Mesela ondan bir 200 yıl sonra başkent değişiyor, o zaman orayı söylüyor; Kûfe’de çıkacak diyor. Halbuki İslam aleminin merkezi diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ama hadisi açıklayanlar diyor Bediüzzaman; kendilerini şerh etmişler, ilave yapmışlar diyor. Mesela adı adıma uygun diyor ya Peygamberimiz (s.a.v.) “Abdullah oğlu Muhammed” diyor. Açıklama yapıyor. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.) öyle demiyor. Sadece “adı adıma uygun, denktir, benzer” diyor. Ondan gerisini gizli bırakmış. Zamanla çözülecek hale getirmiş. Mesela burada da “İslam aleminin merkezinde çıkacak” diyor. Artık neresiyse, orası. Son olarak İstanbul’da kaldığı için, Mehdi (a.s.) İstanbul’da çıkıyor. Çıkış yerini göstermiş oluyor. Bak, onun için, “vukuat-ı Mehdiye” diyor. Mehdiyet’in vuku bulması. “Hem de o eşhasın, (o şahısların) şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait asar-ı azimeyi o şahsın zatlarında tasavvur ederek,” yani Mehdi (a.s.)’yi tek başına çıkacak zannediyorlar, çıktığında. Gelir işte herkese anlatır, işi bitirir. Halbuki talebeleri var Mehdi (a.s.)’nin. Bediüzzaman diyor; “her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Şimdi talebeleri var, Mehdi (a.s.) var, Mehdi (a.s.)’nin kitapları var. İnternette eserleri olacak, televizyonlarda konuşacak, radyolarda konuşacak. O da onun şahs-ı manevisini oluşturuyor işte. Yani şahsı onun fikir sistemini oluşturuyor. Yoksa gidip Mehdi (a.s.) Almanya’ya gidip, ev ev gezip anlatmaz. Hollanda’ya gidip, ev ev gidip anlatmaz. Nasıl oluyor? Şahs-ı manevisi etrafı kaplıyor, dünyayı kaplıyor. Ama Mehdi (a.s.) var, talebeleri var, talebelerinden oluşan bir şahs-ı manevi var. Yani üçü var, inşaAllah. “Onun için sırf onun hem de o şahısların şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait asar-ı azimeyi, (büyük neticeyi, büyük eserleri) o eşahsın zatlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, (ulema öyle tefsir etmiş ki) o eşhas-ı hârika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.” Cübbeli de, ben tanırım çıksa, diyor. Halbuki diyor ki Bediüzzaman; “ o eşhas-ı harika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermeleri yanlıştır” diyor. “Tanıyamazlar” diyor. “Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas, (Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)) hatta o müthiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hatta kendisi de bidayeten (başlangıçta) Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın dikkatiyle,” yani samimi bakan, vicdanlı bakanların dikkatiyle, “o eşhas-ı Ahir zaman (Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)) tanınabilir.” “Belki” diyor, Bediüzzaman. Tanıyan tanıyacak, tanımayan tanımayacak, inşaAllah. Bak, çünkü bütün dünyayı etkiliyor Mehdi (a.s.), herkesi etkiliyor. Ama nasıl? Fikir sistemiyle, eserleriyle etkiliyor. Bizzat şahsıyla gidip anlattığından değil, işte buna deniliyor şahs-ı manevi diye. Ama Mehdi (a.s.) hayatta. Başa geçecek, diyor Bediüzzaman. Şahs-ı manevi başa geçer mi? Onun için bak, Mehdi (a.s.) ve talebeleri, diyor. “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelir, o daireyi genişlendirir, o tohumlar sünbüllenir. Bizde kabrimizden onu seyrederiz” diyor. Onları seyrederiz. Ben ölü olacağım o Mehdi (a.s.) geldiğinde, diyor Bediüzzaman. Biz bunları anlattık, anlaşıldı mı? Bak inanın çok büyük bir kitle, yani deccalin zehirlediği ve hipnoz yaptığı ve manyetik alanı içerisine aldığı kişilerin birçoğu anlayamayacaktır. Ama şu an çözülen milyonlarca kardeşimiz var. Yani deccalin manyetik alanından kurtulan ve çözülen. Bak, “ikna ve telkin kabiliyeti tevessür ettikçe o taun gelişiyor.” Deccaliyet de gelişiyor bir yandan. Ne ile? İkna ve telkin kabiliyetiyle. Şimdi biz ne yapıyoruz? Bizde ikna ve telkin kabiliyetini kullanıyoruz. İki taraf da kullanıyor. Deccal de kullanıyor, biz de kullanıyoruz. Biz kullandıkça Müslümanların beyni çözülüyor, o hipnoz kalkıyor. O manyetik alanın etkisi kalkıyor. Deccal de ikna ve telkin kabiliyetini kullanarak, hipnozu ve manyetik alan etkisini genişletmeye devam ediyor. Onu da radyo ve televizyonlarla yapıyor. Mesela televizyonları seyreden insanlara özel sistemler uygulanıyor. Farkına varmıyor insanlar. Ben televizyonları tek tek söylemeyeceğim. Dünya televizyonlarında da Türkiye’deki televizyonların bir kısmında da deccaliyetin özel manyetik etki etme sistemleri uygulanıyor. Yani özel hipnoz sistemleri uygulanıyor. O sistemin etkisine girenlerin bütün karakteri ve kişiliği değişiyor, farkına bile varmıyorlar. Bir de bakıyorsun ki, adamın askeri olmuş. Artık en sevdiğine kafa tutar hale geliyor, bir anda. Bakıyorsun satanist gibi giyinmeye başlıyor. Mesela satanist karakterine bürünüyor. Ve artık laf söz dinlemeyecek hale geliyor. Böyle gözü dönmüş ve küstah hale geliyor. Artık ona söz dinletmek mümkün olmuyor. Deccalin manyetik alanına girmiş oluyor. Müslüman mısın, diyorsun. Müslümanım, diyor. Ne oldu sana böyle, diyorsun, ben böyleyim diyor. Dikkatlice baktığımızda deccalin hipnozuna girdiği anlaşılıyor. Manyetizma özelliğini deccalin ona karşı kullanığı anlaşılıyor. Deccal, hem radyo kullanıyor, hem internet kullanıyor, hem televizyon kullanıyor, hem de şeytanları kullanıyor. Yani geniş çapta şeytanları kullanıyor. O şekilde insanlara etki etmeye devam ediyor şu an dünyada. Müslümanlara da ifsat etmeye çalışıyor. Biz de onun ifsat ettiklerini deccalin elinden kurtarmaya çalışıyoruz şu an. Yani geniş çapta bu uygulama var. Yani can siperane bir mücadeleyle deccalin boğmaya çalıştıklarını deccalin elinden, şeytanın elinden almaya çalışıyoruz şu an, Mehdi (a.s.)’nin öncü askerleri olarak. Yani her verdiğimiz izahla, mesela bir süre sonra bakın çözülmeye ait yazılar geliyor bize, çözüldüğü anlaşılıyor. Yani o manyetik alandan çıkıyorlar. Ama bak mesela o manyetik alanın etkisiyle görüyorsunuz, mesela koskoca adamlar, profesör bildiğin insan bile bakıyorsun deccalin etkisine girmiş. O manyetik alanın etkisine girmiş. En sevdiklerine, en büyüklerine bile kafa tutar hale geliyor. Bambaşka bir insan oluyor. Yani tamamen tersine dönebiliyor. İsim olarak verdiğim kişilerin hepsini tenzih ediyorum, bunun dışında, inşaAllah. Mesela Müslümanlara çok rahat Darwinizm ve materyalizmle ikna edebiliyorlar, inanıyor adam. Bir protein tesadüfen meydana gelemiyor diyoruz, iyi ama maymun kemiği bulunmuş, diyor. Yavrum o maymun kemiği değil, o aldatmaca, diyorum. O zaman bademciğimiz niye var, diyor. La havle vela kuvvete. Yavrum o vücudu güçlendirmek için, Allah tarafından yaratılıyor öyle, diyorum. Ya yine de ben sanki o şeye inanıyorum öyle. Gazeteler öyle yazıyor, radyo, televizyon hepsi öyle, arkadaşlarım da öyle diyor, facebookta arkadaşlarım öyle yazıyorlar. Dolayısıyla ben öyle gibi düşünüyorum, diyor. İşte biz bu etkiyi kırmak için uğraşıyoruz şu an. Kırıyor muyuz?
OKTAR BABUNA: Parça parça ediyoruz inşaAllah. Darmadağın.
ADNAN OKTAR: Tozunu çıkarıyoruz. Ama bizim çalışmamız devam edecek. Yani bu 40 yılı dolduracağız. Bu Mehdiyet’in 40 yılını dolduracağız. Bak talebeleri bu kadar çalışıyorsa, Mehdi (a.s.) nasıl gayret ediyor bir düşünün. Ben talebesinin talebesiyim, inşaAllah.
Bak Şeyh Nazım Hocamızın o mübarek vekili de, o mübarek mürşid de ne diyor? “Ben de Mehdi (a.s.)’nin bir askeriyim, bir talebesiyim” diyor, inşaAllah. Biz de bir talebesiyiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu sitemizi tanıtalım mı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: www.kutubisittedemehdiveisa.com’a girerlerse Hocam, İslam alimlerinin Mehdiyet hakkındaki görüşleri, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili Ehl-i sünnet kaynakları, Bediüzzaman Said Nursi’nin Mehdiyet hakkındaki görüşleri, bütün Küttüb-i Sitte kaynaklarında Mehdiyet ve aşağıya da gelirlerse “Ahir zamanMehdi (a.s.)’sinin alametleri”, “Beklenen Mehdi (a.s.)’nin alametleri” kitaplarını yükleyebilirler Hocam, inşaAllah. Dolayısıyla bu siteye girsinler, çok detaylı bilgi var. Her bir yönden bilgilerini arttırabilirler.
ADNAN OKTAR: Bak Kütüb-i Sitte ve Ehl-i sünnetin en muteber kaynakları bunlar. Çok iyi istifade edecekleri en sağlam kaynaklar. Bunlardan istifade etsinler. Cübbeli’yi falan bıraksınlar, bunlara gerek yok. Şaşar Beşer’e de gerek yok. Ehl-i sünnet eserlere ittiba ederler ve bakarlarsa, bir de bizim internet sitelerimize bakarlarsa, konuyu tam çözeceklerdir, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren www.harunyahya.tv , Mavi Karadeniz Radyo, Tv Kayseri ve Samsun AKS’dan takip edebilirsiniz.
OKTAR BABUNA: www.harunyahya.tv ‘den devam ediyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: www.harunyahya.tv ’den neler anlatacağız orada Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Darwinizm’i parçalamaya devam edeceğiz, sizin vesilenizle inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Darwinizm hakkında çok kapsamlı, geniş açıklamalar yapalım. Süreyi biraz daha arttırabiliriz. Dünkü anlattığımız çok iyiydi. Bugün de inşaAllah devam edelim inşaAllah. Herkese Allah hayırlı akşamlar nasip etsin. Hayırlı geceler nasip etsin inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...