SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, TV Kayseri, Samsun AKS, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Uşak Egem TV, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Aksaray Radyo Star 94.0, Bingöl FM 102.0, Nevşehir Keyif FM 92.7, HaberHilal.com, HaberAktüel.com, SelamHaber.com, SekizSütun.com’dan canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoşgeldiniz. Sayın Hocamızla beraberiz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, emredin inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Sen bize bayağı güzel şeyler anlatıyorsun. Bugün de güzel şeyler anlatacağını umuyoruz.
OKTAR BABUNA:Üstad Said Nursi’yi anlatıyorsunuz Hocam sürekli olarak inşaAllah, maşaAllah. Bugün de bir haberde Said Nursi için “Ahir zaman müceddidi” başlıklı bir yazı yazmış Yeni Asya’da Kazım Güleçyüz. Diyor ki bu yazısında, “Ahir zaman müceddidi” başlıklı yazısında; “Dayanılmaz zulüm, baskı, mahrumiyet, çile, sıkıntı ve ıztıraplar içinde, bir an bile ulvî hedefinden inhiraf etmeksizin verdiği muhteşem iman hizmetini 50.5 yıl önce tamamlayıp berzah âlemindeki nurlu menziline intikal eden Said Nursî, hayatına kastedenlere, “Ölümüm hayatımdan çok daha fazla hizmet edecek” demişti. Her bir vefat yıldönümü, onun bu mesajını da defaatle ve her seferinde daha göz kamaştırıcı tezahürlerle tasdik ve teyid eden inkişaflara vesile olageldi. Yarısını geride bıraktığımız 50. yıl ise, bütün bunların taçlandığı bir sene oldu. Acele edip geldiği o zorlu ve amansız karakışta, bugünkü cennetâsâ baharın tohumlarını serpen Ahirzaman Müceddidini bir kez daha rahmet dualarıyla yad ediyor ve yetiştirmeye devam ettiği nurlu nesillerle birlikte selâmlıyoruz” demiş Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Yani “bir efsaneydi” diyor Hocamız için, “fakat gelip geçmiştir, bundan sonra biz rahat bir dünyadayız, artık mutlu, huzurlu yaşayabiliriz. Eskiler artık acı çekmişler, çile çekmişler, ama bizim artık acı ve çile çekmemize, riske girmemize gerek yok. Keyif, zevk içerisinde güzel çocuklarımızı yetiştireceğiz, Avrupa’ya göndereceğiz, işimize gücümüze bakacağız, ticaret yapacağız. Mehdi (a.s.) de geldi, İsa (a.s.) da gelip gitti, Kıyamet’e de daha çok var, en güzel mücadele bol para kazanmakla olur. Bol para kazanırsan mesela kalmaz” deseler, dense ne dersin Oktar?
OKTAR BABUNA:Çok yanlış Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok yanlış.
OKTAR BABUNA:Günümüzdeki durum ortada, siz hep anlatıyorsunuz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi Kazım Güleçyüz Hocamızı tanırım, eskiden tanırım. Yeni Asya’ya gidip gelirdim, orada görürdüm. Çok muhterem bir kardeşimiz. Ben tutuklandığımda, “Allah’tan tokat yedi” dedi, 99’da. Yani “Mehdiliği gündeme getirdi, işte böyle konuları gündeme getirdi, tokat yedi” dedi. Sonra Mehmet Kutlular ağabey tutuklandı benim arkamdan. Ankara’da bir ağabey, bu mantığın çok ayıp olduğunu, çok yanlış olduğunu, bu kişinin, Kazım Güleçyüz’ün bu ifadesinin yanlışlığını dile getiren, Ankara Yeni Asya sorumlusu olan ağabeyimiz güzel bir yazı kaleme aldı, yine Yeni Asya Gazetesi’nde ona cevaben. Yani “bu işler böyle tokat konusu değil, çile konusudur” dedi. Bediüzzaman da hapis yatmıştır, Adnan Oktar da hapis yatmıştır, efendim Süleyman Hilmi Tunahan da, diğer müceddidler de, büyük alimler de, Müslümanlar, Allah yolunda gayret eden herkes çile çeker. Timurtaş Uçar. Birçok kişi zorluğa girmiştir. Bunu anlattı. Yani hapisin tokat olmadığını, hapse girmenin tokat olmadığını. Hani bunu yapmasa, bunlar başına gelmezdi gibi bir yazı yazmıştı o zamanlar. Yani böyle Mehdiliği gündeme getirdiği için tokat yedi gibisinden. Hemen arkamdan Kutlular Ağabey tutuklanınca, anladı ki onunla alakası yok, Ahir zamanda olduğumuzu anladı. Ona cevap, Ankara’dan geldi ona. Yine ünlü bir ağabey güzel bir yazı kaleme aldı. “Böyle demez, bu şekilde bir üslup kullanılmaz, bu çok yanlıştır”. Hani diyorlar, ayette de var, “bunları yapmasaydı, bunlar başlarına gelmezdi, öldürülmezlerdi” diyorlar. O konuya hatırlatmış orada ona. Ama tabii Kazım Güleçyüz mücahittir, Bediüzzaman’ı çok sever, Üstadımı seveni ben çok severim. Üstadımızdan taviz vermeyene karşı saygım sevgim büyüktür. O sözü önemli değil zaten, onun cevabını Allah verdi, İnşaAllah. Onun yanlışlığını anladı.
Fakat Bediüzzaman gelmiştir, Mehdiyet de bitmiştir, deccal çıkmış görevini yapmıştır, biz artık ticaretimize bakalım derken aniden Kıyamet’e yakalanacaklar ben söyleyeyim. Çünkü bak Bediüzzaman açıkca söylüyor, bir 70 yıllık süreden bahsediyor. Hicri 1400 ile 1500 arasında bir süre vermiş. Bunun içerisinde, İslam ahlakının hakimiyeti var, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı var, deccaliyetin yenilmesi var, İsa Mesih (a.s.)’in nüzulü var, hepsi var. Eğer Nur talebesiyseler, samimiyseler bu bir gerçek. Ve 1545 gibi de Kıyamet kopacak diyor, Bediüzzaman. Yani, ha “ben bunu anlamazdan geliyorum” diyorsa bir insan ayrı mesele. Bediüzzaman çile çekmiştir, konu bitmiştir, biz işimize bakalım mantığı olmaz. Sakin sakin sabahleyin işine gidecek, yanında o üç katlı sefer tası, onunla yemeğini yiyecek öğlenleyin, akşama manava uğrayacak, işte marul, bilmem ne, ıspanak falan alacak, gayet sakin yaşayacak. Böyle bir hayat yok. Yani Allah diyor bak; şeytandan Allah’a sığınırım; “Daha öncekilerin başına gelenler, sizin başınıza gelmeden, Cennet’e girebileceğinizimi zannettiniz?” diyor. Allah diyor ki ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Onlar bir şey olmayacak zannettiler, körleştiler ve sağırlaştılar” yine Allah bir daha tekrarlıyor “onlar bir şey olmayacak zannettiler körleştiler ve sağırlaştılar”. Allah’ın yakalaması ani olur. Akıllarını başlarına alacaklar. Bak dünyanın cellatıdır Nemesis. Allah bu infaz için dünyanın yanına böğrüne yaklaştırdı koskoca Nemesis’i. Bak, kuyruklu yıldız fırlatıyor. Göktaşı fırlatan bir varlık ve gökyüzü de yoğun olarak bulut gibi taşla doldu. Kıyamet’in hazır olduğunu Allah bize ayrıca gösteriyor. Bak hem hadiste gösteriyor, hem bu olaylarla gösteriyor. Bak 1980 yılından sonra çok süratli bir göktaşı artışı oldu. Ama yani bulut tarzında yığıldı. Nemesis de hiç ortada yokken dünyanın böğrüne geldi, birden bu vakitte. Kıyamet’in hazırlandığı anlaşılıyor. Bir de insanlığın yapısından da anlaşılıyor. Mesela 570 yıl sonrasından 1000 yıl sonrasından bahsediyor. Sen şu an da dini muhafaza edemiyorsun, 570 yıl sonraya nasıl garanti veriyorsun. Şu an ayakta duramıyorsun, alay ediliyor seninle, aşağılanıyorsun, gariban konumundasın, nereye kaçacağını bilemiyorsun, insan içine çıkamıyorsun, birçok yere gidemiyorsun sen. Bak Necip Fazıl diyor ki; “Öz vatanında garipsin, öz vatanında parya” diyor. Neredeyse parya haline gelmiş bir kısmı, Müslümanların. Böyle bir konumda anlamazlıktan gelip, sanki öyle yüzyıllarca yaşayacaklarmış gibi bir görünüm veriyor. Halbuki dünyanın genel yapısına baktığında, insan Kıyamet’in yakın olduğunu ve son kere dinin hakim olacağı da açıkça belli oluyor, son kere. Yani baktığında anlaşılıyor, inşaAllah. Allah vermesin biz olmasaydık, Darwinizmi yedirip İslam alemini fesada götüreceklerdi. Alimleri de almışlardı, dini alimlerini de almışlar, Hocaları da almışlar, iş bitmişti yani. Türkiye Gazetesi’ne varıncaya kadar Darwinizm her yere sıçramıştı. Haber7.com, şu bu falan. Biz çelik kolumuzla ortaya çıkınca darmakeşan oldu Darwinizm, yani nefes aldırmayacağımızı anladılar, böyle bir şeye müsade etmeyeceğimizi anladılar, onun için cesaret edemiyorlar. Şu an cılız cılız, oradan buradan ince ince inlemeler geliyor o kadar. Onlar da bir üfürüyoruz uçuyor, inşaAllah. Fakat bakın, böyle bir mücadele yapmamış olsaydık, Fethullah Hoca’nın Cemaati mesela takva bir cemaat olarak biliniyor. Bakın onlara bile el atıldı ve Risale-i Nur Külliyatı’ndan uzaklaştırma politikası var şu an. Mesala Fethullah Hoca’nın Cemaatini Risale-i Nur Külliyatı’ndan uzaklaştırmak için sistemli bir çalışma var ve hakikaten de geniş çaplı uzaklaştırdıkları görülüyor. Yani bu yönde adam zaten açıkca çıkarıyor, şaşar beşer çıkıyor Faruk Beşer, anlatıyor adam, “Risale-i Nur diye bir şey yok” diyor adam. Biz bunu anlamazlıktan gelmek istiyoruz ama, anlamazlıktan gelinecek gibi değil, tevil etmeye çalışıyor ama tevil edilecek gibi değil. Hani mızrak çuvala sığmaz derler, ama çok açık belli oluyor olay. Aksiyon Dergisi’nde, yine onların dergisinde, “ne insan, ne hayvan” dediler, direk Darwinizm propağandası yapılıyordu. Birden ilmi olarak vurduk, vurur vurmaz düştü, inşaAllah.
Ama yani Fethullah Hoca Cemaati açılmışken konusu, onlar gariban mazlum insanlar, oturup onları böyle bilmiyorum yani özel bir politika olarak mı yapıyorlar, süper bir güç gibi göstermeye çalışmak hem komik oluyor, hem anlamsız, hem de mantığı yok. İşte “her yeri kapladılar, yer gök onların, polisi ele geçirdiler, jandarmayı ele geçirdiler”. Bayağı gariban insanlar, gidip bir görüşün bakalım anlarsınız. Yani Nur talebesiyim demeye bile çekiniyorlar. Yani çok zor durumdalar. Kendi halinde hakikaten insanları eğiten, Mehmet Ali Birand da benim yazılarımdan, konuşmalarımdan etkilenmiş.
OKTAR BABUNA:Bugün tam söylediklerinizi yazmış.
ADNAN OKTAR:İyi bir takipçim anladığım kadarıyla. Çünkü onun bileceği bilgi değil bunlar. Çünkü cemaatlerle alakası yok, bağlantısı olan bir insan da değil.
OKTAR BABUNA: Hayır ilk defa böyle bir yazı yazıyor zaten. Siz söylediniz Hocam bunu zaten.
ADNAN OKTAR:Ne diyor? Oku bakayım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Diyor ki siz söyledikten sonra; “Cemaat, efsaneleşen gücünün esiri oluyor” diyor, başlıkta. “Ancak Gülen Cemaati’ni son derece ciddiye alınması gereken bir tehlike bekliyor. Komplo teorilerine hemen inanan ve gerçek olarak kabul eden Türk toplumunun gözünde bu cemaat, gerçek boyutlarının ötesinde efsaneleşiyor. Gücü öylesine abartılarak dilden dile dolaşmaya başladı ki, önlem alınmazsa, birgün o güç kendini yok edebilecek.Türk toplumuna yepyeni bir efsane yaratılıyor. 1970–2000 arasında, yaklaşık 30 yıl süreyle bir ölüm-kalım mücadelesi veren cemaat, şimdilerde inanılmaz bir güç atfedilen, ülkenin her kurumuna hakim, her gelişmenin altından çıkan, müthiş bir organizasyon konumuna girmiş durumda. Neredeyse, bir mafya gibi koordineli çalışan, her yerde bir adamı bulunan örgüt gibi sunuluyor. Gülen Cemaati’ne yüklenen güç aslında müthiş abartılı. Gerçekleri de yansıtmıyor, ancak öylesine bir efsaneleşme rüzgarı esmeye başladı ki, her gelişme cemaat’e fatura ediliyor” demiş.
ADNAN OKTAR:Hayır onlar da çekindikçe, çünkü içine kapalı bir topluluk bu, çok çekingenler, hem utangaç, hem çekingen, hem çabuk tedirgin olan. Yani mesela konuşmaya bile şu an ben adam bulamıyorum. Birçok ağabeylerle konuşurduk, tanışırdık, zor bulabiliyoruz, acayip çekingenler. Fakat böyle de abarttıkça, anlattıkça, daha da tedirginlikleri artıyor. Mesela normalde çıkıp, cemaat adına biri çıkıp “nereden çıkarttınız bunu” demesi lazım, diyen olmuyor çekindikleri için. Çünkü, şimdi onu derse lafa tutacaklar işte şu şöyle mi, yeni yeni konular çıkartacaklar o zaman tedirginlik daha da artacak. Çünkü, temizleyeyim derken daha da yıkılan bir sistem gibi görünüyor gözlerine. Ama haklılar da, çünkü çekiniyorlar. O mübarek orada esir konumunda adeta, Amerika’da. Mesela kendi vatanına gelemiyor, çok acayip bir şey sanki adam öldürdü. Ne yaptı? Hiçbir şey yaptığı yok. Sıfır suçu var, hiçbir suçu yok. Sıfır yani hiçbir şey yok. Ama acayip çekiniyor şu an gelmeye ve talebeleri de çekiniyorlar getirmeye. Ben de bir kere gelmesi için ısrar etmiştim, “tamam” dediler, sonra tamam bir düşünelim, Hocamızı getirmeye bizim çocuklar gitsinler, arkadaşlara söyleyelim getirsinler Hocamı dedik. Hemen bir Yargıtay’dan bir karar mı çıktı, bir itirazlar bir şeyler oldu yani, yeniden yargılanması gerekiyor gibi. Baktık ki hakikaten ortalık şey olacak biraz, bir de şekeri var şimdi, tansiyonu da var, hassas bir insan, iş çıkmasın diye vazgeçtik. Ama her halukarda tabii Hocamızın bir şekilde getirilmesi gerekiyor. Yani yaygaraya hiç tınmayan insanların onu getirmesi lazım. Yani yaygaradan tedirgin olan insanlar getirirse olmaz. Çünkü o damarını şimdi hissettiler, yani oradaki, oradan vurmaya çalışıyorlar şu an. Mesela diyor ki Hz. Yakup (a.s.) herhalde Kuran’da hatırladığım kadarıyla Hz. Yakup (a.s.)’du, “oğlum Yusuf (a.s.)’u korkarım ki kurt kapar” diyor. Bak onların kafasına ışığı yakıyor. Zaafı söylendiğinde adam sana oradan yaklaşır, zaafı fark ettiğinde. Şimdi zaaf gibi gösterdiler, şimdi gelmiş olsa hakikaten yeri yerinden oynatırlar Fethullah Hocayı. Çünkü oradan tedirgin görünüm verdiler. Halbuki “yazsan kaç yazar” deseler, yani “her yeriniz yazı olsa ne olur” derse dini konulara tenzih ederim, konu biter. Ama bunu diyen olmayınca, bu durum meydana gelmiş oldu. Ve şu an hiç sebepsiz bir kilitlenme meydana geldi ortada hiçbir şey yokken. Hiçbir sebep yok. Yani sıfır suçu olan bir insan kendi vatanına gelemiyor sırf yaygalar olacak diye. Yaygaradan çekindikleri için. Bütün millet Mehdi (a.s.) ordusu oldu, olay bu, Fethullah Hocayla alakası yok. İsmail Ağa ile, şununla, bununla, İskender Paşa, hiçbir yerle alakası yok. Türk Milleti komple Mehdiyetle kaplandı. Mehdi (a.s.) oldu millet, inşaAllah. Allah bir liderlik verdi millete, imanlı millet, özüne döndüler, atalarının ruhuna döndüler, ecdadın ruhuna döndüler, Osmanlı ruhuna döndüler, olay bu. Polisin alayı delikanlıdır söyleyeyim, hepsi delikanlıdır. Çok nadir içlerinde böyle yanar döner tipler vardır, azdır, onları da zaten devlet yakalıyor, inşaAllah. Onun dışında hakikaten maneviyatçı, mukaddesatçı, Atatürkçü, aydın, aklı başında, gericiliğe karşı, dindar, sağlam insanlardır ve vicdanlı insanlardır. Türk Ordusu, acayip mükemmel yetiştiriliyorlar. Helal olsun paşalarıma. Askeri okullarda şahane yetiştiriliyorlar, gayet genel kültür açısından olsun, başka konularda olsun çok güzel yetişiyorlar. Çok efendi ve devlet terbiyesiyle yetişiyor, çok çelebi çıkıyorlar böyle teğmenler, aslan gibi delikanlılar. Onlar da Mehdiyet’in ruhunun içerisine girdiler. Bakın cenaze namazlarını görüyor musunuz? Cenaze namazlarını, şehit cenazeleri? Bütün kumanda heyetini, bütün kurmay heyetin tamamı, sünnete uygun, abdest alıp sünnete uygun namaz kılıyor mu? Bitti. Bitti olay bu. Şimdi o zaman ne diyeceksin? Her namaz kılanı gördüğünde, Fethullahcı diyor. Allah taraftarı diyeceksin, Allah taraftarı. Fethullahcı değil, Allah taraftarı. Olay bu. Başka bir şey yok. Bakıyor, nereye baksa polis de namaz kılıyor, sokağa çıkıyor herkes Allah’tan bahsediyor, bakıyor herkes oruç tutuyor. Eskiden de yakışıklı birini gördüğünde hemen Adnancı derlerdi. Eli yüzü düzgün mesela bir genç kız güzel düzgün giyinmişse, o tamam bu Adnancıdır. Dinden imandan bahset sen, istersen giyin dışarıda git bir yere, temiz, Allah’tan dinden bahset yüzde yüz sana Adnancı diyeceklerdir. İkinci bir ihtimal yok. Öyle yani. Adnancı diye bir kelime yok, bütün Türkiye’yi, İslam alemini Mehdiyet kapladı, Mesihiyet ruhu kapladı. Kıyamet yakın diyorum, bak bunu kavrayamadı bir kısım insanlar, ben doğru söylüyorum, oyun oynamıyorum ben, ciddi bir şey söylüyorum. Kardeşim hurafede ağırlığımı koymuyor muyum ben? Cübbeli’ye karşı tavrımdan görmüyor musunuz? Ben hurafeyi kabul edecek bir adam mıyım? Kıyamet yakın diyorsam, doğru söylüyorum, bir bildiğim var da söylüyorum, gerçekten öyle. Ve 70 yıllık bir süre var diyorum. Bu sürenin içinde İsa (a.s.), Mehdiyet, Hz. İsa Mesih (a.s.)’in zuhuru, Mehdi (a.s.)’nin zuhuru olacak, deccaliyet ve süfyaniyet de yok oluyor. Başka da vakit yok. Ondan sonra bozulma başlayacak. Şimdi adamlar desinler torunlarına, Adnan Hoca böyle diyor desinler. Veyahut ne diyorlarsa işte, Adnan kardeş mi diyorlar, Adnan ağabey mi diyorlar, ne diyorlarsa. Böyle diyor desinler, aynısıyla dediğimin çıktığını görecekler. Bunu herkes biliyor anlamazlıktan geliyorlar. İşlerine gelmiyor tabii hayat akışında ağızlarının tadını kaçırıyor. Kıyamet yakınsa adamın fabrikasının konumu ne olacak falan diye düşünüyor. Halbuki son ana kadar fabrikanı da yaparsın, bilmem başka tesisin de varsa yaparsın.
OKTAR BABUNA:Oktay Ekşi bir yazı yazmış. “Türbanın düğümü” diye.
OKTAR BABUNA:Şöyle diyor Hocam, son günlerde çok gündemde olan başörtüsü konusuyla ilgili bir yazı yazmış. “Üniversitelerde başörtüsü serbest bırakılırsa, bu burada kalmaz. Tek tek dini emirler hayatımıza kural olarak geçirilmeye başlanır” diyor. Bir de saygıya uymayan ifadeleri de olmuş Hocam yazıda.
ADNAN OKTAR:Bu kadar mı Oktar?
OKTAR BABUNA:Biraz daha okuyabilirim. Ama biraz...
ADNAN OKTAR:Ekşi Hocam genellikle ekşi yazılar yazar böyle, özelliği odur. Yani dini konuları tenzih ederim. Kardeşim şimdi bir irticadan çekinmeleri var, ama anlatım şekli böyle arkadan, enseden gösteriyor. Kardeşim de ki, “ben Cübbeli mantığından çekiniyorum, ben yobazlıktan çekiniyorum, ben gericilikten çekiniyorum, gericiye, irticaya karşı olanlarla omuz omuza olalım” de. Yanında olurum, ama “ben Kuran’a karşıyım, ben asr-ı saadete karşıyım” dersen yenilirsin. Hem de ne yenilme yani, acayip yenilirsin ve beni bilimle ve akılla karşında bulursun. Ve beni yenemezsin sana söyleyeyim, inşaAllah. Yani yenemeyeceğin bir adamım. Bunu bileceksin, inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle inşaAllah. Ama irticaya omuz omuza olalım, ne kadar irticaya karşı olan insan varsa beraber olalım. Ben onları canı gönülden destekliyorum. Bu büyük bir tehlikedir insanlık için. Bir tek burada değil, İsrail’de de tehlikedir, Rusya’da da tehlikedir, Amerika’da da tehlikedir, yani mürtecinin şakası olmaz. Yani sağı solu belli olmaz. Şimdi Oktay Ekşi’nin anlattığı şeyler, sonunda şunu demek istiyor benim anladığım yani, tabii enseden anlatıyor da. Hayatın güzellikleri yok olursaya, getirecek en sonunda, dili dönmediği için anlatamıyor. Senden önce biz varız dedem, senden önce biz varız. Sana hiç gerek yok, laf da düşmez sana, inşaAllah. Millet var ortada, millet, inşaAllah. Bizim milletimiz aydın, aklı başında bir millettir. Ve asla ve kesinlikle irticayı kabul etmez, inşaallah. Başörtülü çocuklara kafayı takmışlar, kardeşim ne güzel şeker şeker başlarını örtüyorlar, geliyorlar bizim sevimliler var ya başörtülü, kime ne zararları var bu çocukların? Mazlum. Kimi de kardeşim saçı dökülür örter başını, sana ne. Mesela saçı bakımsızdır başörtüsü sarar çıkar, o örtebilir. İnancının gereği örtebilir. Karışma ne yapıyorsa yapsın, istediği gibi giyinsin, inşaallah. Bir de kardeşim eskiden başörtü zaten serbestti. Ben akademideyken serbestti, iki tane başörtülü çocuk geliyordu, iki tane, kime ne zararı var bunun? İstanbul Üniversitesi’nde okurken de birçok başörtülü genç kız vardı, birçoğu da açık modern kıyafetli kızlardı, kime ne zararı var? Amerika’da da var okullarda kızlar bir kısmı başörtülü, hatta çarşaflı var, sırf gözü açık olanlar var, böyle kapalı yani, tam anlamıyla kapalı, hatta bir gözü açık olanlar var. Sana ne, o insan, o bayan, o kardeşimiz öyle hoşlanıyorsa öyle yapsın. İrticanın dünyaya oturması artık mümkün değildir yani, imkansızdır, öyle bir şey olmaz. Yani aydınlanma çağında, genel kültürün bu kadar geliştiği ortamda, bilginin geliştiği ortamda, irticanın gelişme imkanı yoktur. Böyle bir şey olmaz. Durup durup Ekşi dedem oradan böyle kendince bir şeyler söylüyor. İhtiyarladıkça onun da tabii bilgisi, kültürü artıyor, görüşü derinleşiyor böyle, ihtiyarlığıyla doğru orantılı olarak. Ona mahsus olarak, ona mahsus olarak, akıl almaz bir genel kültür ve bilgi derinliğine kavuşmaya başladı, gittikçe ilginç konuşmalar yapıyor. İhtiyarlığı daha da artsın daha da ilginç şeyler anlatacaktır bak göreceksin. Bir süre sonra Aydın dedem diyecek ki, “olmuyor sen” diyecek, ama bilmiyorum tabii o da bir yandan yol alıyor. Neyse bu konuyu geçelim.
OKTAR BABUNA:Melih Aşık’ın bir yazısı var Hocam inşaallah, “kanaat önderi” diye. Milliyet Gazetesi’ndeki bu yazısında sizin dün de üzerinde durduğunuz bir konuyu işlemiş Hocam. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu’nun “din adamlarının sosyal hayatta da bulunmaları gerekir, kanaat önderleri olmaları gerekir” şeklindeki sözünü eleştirmiş. “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş yasasında din adamlarına böyle bir görev veriliyor mu? Hayır” demiş. “Atatürk toplumu eğitme görevini öğretmenlere vermiştir. Kanaat önderleri atamayla işbaşına gelmez. Kişi bilgisi, kültürü, duruşu, önderlik yetenekleriyle zaman içinde sınavlar vererek kanaat önderi olur. Atama ile önder olunmaz” demiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi Ali Bardakoğlu tabii eski Diyanet İşleri Başkanları gibi değil, yeni bir bakış açısı var onun. Daha atak, daha cesur, daha samimi. Böyle hani “katılaşmış, donuklaşmış din adamı tavrından çıkın, yani tamam maaşlı memursunuz ama, samimi olarak da İslam’ı anlatabilirsiniz, çıkın bir kanaat önderi gibi, samimi olarak da anlatabilirsiniz. Kendinizi sıkmanız için bir gerek yok, yani çıkın halkla görüşün, iç içe olun, ahbap olun, yani böyle bir dava adamı ruhu alın, gibisinden söylüyor Hocamız ve doğru söylüyor, güzel söylüyor. Zaten bunu dinleyen az insan olur. Bazı imamlar vardır, söylenmese de yapıyor onlar. Mesela hakikaten camide faaliyet yapar, insanlar toplar, kütüphane kurar, internet sistemi kurduruyor, gider kahvehanelerde anlatır, böyle coşkuludur. Bir kısmı da maaşını alır oturur işine bakar. Ali Bardakoğlu biraz yürüklendirmek istemiş anladığım kadarıyla, daha hani çekingen olanları yüreklendirmek istemiş, olay bu. Yanlış bir şey söylediği yok.
Ben bir konuşma yaptığımda bazen kardeşlerimiz, bir kere şakacı insanım ben, bir de rahat konuşuyorum ben, gülen de oluyor, “Hocam bize güldüler” diyor, gülsün ne var kardeşin gülen Allah Allah. Dün neydi o delikanlının ismi unuttum, “Hocam kız arkadaşlar bana güldüler” diyor, bayağı içerlemiş, “kırıldım” diyor. Kırılacak ne var, kardeşin onlar senin, biz de kardeşiniz, ben senin ağabeyinim, Hocanım, Allah Allah her şey de söylerim, şaka da yaparım, konuşurum da, eleştiririm de. Yani bu kadar kırılgan, hassas olmaya ne gerek var, delikanlı adamsın. Ben şaka yapmıyor muyum sizinle konuşurken?
OKTAR BABUNA:Her zaman Hocam, inşaAllah, Hocam çok güzel oluyor elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Bütün millet yerlere yatıyor, ben gece gündüz espri yaparım yani, ben illaki birini hedeflerim zaten espri yaparken yani Allah Allah. O yanmış o zaten ben birini, onu kabul edecek, espride biri gidecek.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah çok neşeli bir ortam oluyor Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Esprinin özelliği odur. Arkasında gizli bir onore vardır, ama konuşursun sevdiğin için, güvendiğin için, rahat hoş sohbet konuşabilir insan. O alınganlığı kaldırsınlar. Ama benimle resmi olmak istiyorlarsa, resmi olurum. Ama yok ağabey, yok Hocam ben sizi çok seviyorum, istediğiniz gibi konuşun, istediğiniz gibi eleştirin, nefsime ağır gelse de bana hakkı söyleyin derlerse anlaştık. Ama böyle olsunlar, ben yani, baskıya pek gelmem ben, özgürlükten hoşlanırım, rahat konuşacağım, rahat hareket edeceğim, deli doluyum ben. Beni disipline ederseniz, ben böyle kalırım o zaman, olmaz. Disipline olmaya gelmem ben, ben Kuran’ın dışında disiplin kabul etmem. Yani sünnetin dışında da disiplin kabul etmem. Onlar benim kardeşim, yani lafım sözüm geçsin. “Hocam seni çok seviyoruz” diyorlar, internet sitesinde sırf benim kitaplarımı indirmiş, siteler yapmış, tek kelime söylüyorum, “kırıldım Hocam” diyor, Allah Allah. Herhangi bir eleştiri, bir şey yok. Biraz espri var içinde, biraz neşelenelim, rahatlayalım diye konuşuyoruz, o kadar büyütmesinler. Bu sözüm yeterli olmadıysa, bir daha ararsa söyleyeyim ikinci bir açıklama yapacağım, ama iyi bir şey yapacağım tabii. Şimdi bir de bana “Hocam bize soru sormada sınır getirdiniz” diyorlar. Kardeşim şimdi bak diyorum ki, Afganistan’da hanımların, mütesettir hanımların, tertemiz kardeşlerimizin, küçük çocukların ırzı payimal ediliyor, mahvediliyor. İslam alemi işgal altında, hayati konuların üzerinde durun diyoruz, vaktimiz dar diyorum. Adam gayet sakin şimdi “Hocam pilav yerken sağ elimizle mi yiyeceğiz, sol elimizle mi yiyeceğiz?”. Kardeşim şimdi yapma etme gözünü yediğim, şimdi sırası mı bunların?. Ben Cübbeli miyim şimdi? Cübbeli adam ferah “570 yıl var” diyor, adam yan gelmiş yatmış. Adam kavun nasıl yenilir, cima teknikleri nasıldır, cinsel ilişki nasıl yapılır, onları anlatıyor adam. “İki cilt kitap yazdım” diyor. Adamın mangal gibi yüreği var, rahat, ferah. Ben rahat değilim, benim milletim esir olmuş, İslam Milleti esir olmuş, annelerin, bacıların durumu perişan, ben vicdanen rahat edemiyorum ve acil konuların üzerinde duruyorum.
OKTAR BABUNA:Bu tam sizin söylediğinizle ilgili bir film var Hocam. İsrail’de bir esir kadının etrafında oynuyor askerler böyle.
ADNAN OKTAR:Kardeşim yüzlerce var da, göster bir tane de anlasınlar.
VTR
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu yine gösterilebilecek gibi. Normal internette olan filmler gösterilecek gibi değil. Kepazelik paçadan akıyor, rezalet paçalardan akıyor. Yani bu ortam, böyle bir ortamda işte, bana ne soruyor mesela, “Kudüs şehrinin imar planında yeni değişiklikler yapılacakmış, oraya ne tür ağaçların ekilmesi gerekir” diyor mesela. Kardeşim sen deli misin? Vaktimiz açısından bu makul mü, bu tip sorular? Acilliği açık belli. Yani doğrudan iman hakikatlerine yönelik, Kuran’ın hakikatlerine yönelik, imani konuları sorun, iman hakikatleri sorun, İttihad-ı İslam’la ilgili sorun, Türk İslam Birliği ile ilgili sorun, komünist tehlike, gerici tehlike, bunlarla ilgili sorun, şey yapayım, ama yani hiç alakası olmayan şeylerle vakit geçiremeyeceğimiz belli. Ama illa merak ediyorsa, illa sormak istiyoruz diyorsanız, tamam vicdanınız el veriyorsa cevap vereyim, inşaAllah. Ama acil olan konuların üzerinde durmak lazım.
“Hocam haber7.com internet sitesinde evrimi savunan bir haber yayınlanmasının yanlışlığını anlatmıştınız. Dünkü programda Darwinizmi kabul etmediği için işinden atılan İsrail Eğitim Bakanlığı’nın Bilim Bölümü Başkanı Dr. Avital’i anlatmıştınız. Hocam sizin konuşmanızın sabahında haber7.com bu anlattığınız konuyu haber yapmış. Haber7.com hatasını anlamış gibi gözüküyor, umarız bir daha evrimi savunmaz haber yapmaz. Eşref Yenidoğan”. Yani huylu huyundan vazgeçmez derler ama inşaAllah vazgeçmiştir.
OKTAR BABUNA:Haber yapmışlar evet.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Gürbüz Özaltınlı Taraf Gazetesi’nde ki yazısında “Referandum ve Türk İslam Sentezi İdeolojisi” diye başlık atmış Hocam. Diyor ki yazısında, “Erdoğan hükümetinin komşu ülkelerle yürüttüğü tüm bu açılımlar milliyetçi değerleri terketmeye zorluyor bizi ve doğal olarak da Türk İslam sentezi ideoloji yavaş yavaş aşılıyor ve terkediliyor. MHP tezlerini milliyetçilik üzerine kurdu ve hezimete uğradı. Artık muhafazakarlar arasında Türk İslam sentezi çözülmekte gücünü yitirmekte, toplumsal ihtiyaçlara cevap vermiyor. Hatta Bahçeli’in bunu farkettiği için Ani Harabeleri’nde yaptığını (haşa) panikatak sonucu yapılmış bir hareket” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Sağlı sollu Gürbüz Özaltınlı. Bir kere MHP’nin orada yaptığı olay, orada meydana getirdiği güzellik çok takdire şayan, tarihi bir olay. Zaten Gürbüz kardeşimiz de o yüzden olayın etkisinde çok kalmış ki, onu bu şekilde dile getiriyor. Yani Allah sayısını arttırsın. Türk İslam sentezi, Türkiye’de milli devlet ideolojisidir, Hocanın haberi yok. Devletin ideolojisidir, Türk İslam sentezi. Ta Atatürk zamanında devlete ideoloji olarak verilmiştir, resmi ideolojidir. Yazılı mıdır? Değildir. Sözlü resmi ideolojidir, kalplerde olan ideolojidir. Her devlet mensubu Türkiye’nin büyük olmasını ister, Türk Birliği’ni ister, İslam ülkelerine Türkiye’nin hakim olmasını ve lider olmasını ister. İstemeyen bir kişi varsa bana getirsinler. Çok nadir komünistlerden vardır, iddia edilen Ergenekon Örgütü üyelerinden vardır, değişik fikirlerde kişilerden vardır, ama çok nadirdir. Kardeşim bu istenmeyecek bir fikir mi? Türk İslam Birliği muhteşem bir güzellik. Onun için Gürbüz Özaltınlı hiç inandırıcı olmayan bir yazı yazmış. Çok yanlış. MHP bir kere çok sıhhatli bir partidir ve Türkiye için ihtiyaç olan bir partidir. Türkiye’de MHP, Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi, çimento partilerdir, hayatidir. Kardeşim kazanmasa dahi gerekli bu partiler. Kazanmasın, yani illaki taraftarı olsun, güçlü bir yapısı olsun, fakat bu partilerin olması gerekir. Yani kazanıp kazanmama önemli değildir. Ama bu partiler sürekli güçlenecetir söyleyeyim ve hiçbir zaman için geriye çekilmezler. Yani milletin ruhu böyle. Ak Parti, Türk İslam sentezini uygulamıyor mu şu an?
OKTAR BABUNA:Uyguluyor.
ADNAN OKTAR:Eee neyi anlatıyor o zaman Gürbüz kardeş? Cumhuriyet Halk Partisi Türk Birliğini istemiyor mu, gitsin sorsun bakalım. İslam ülkelerini Türkiye’nin koruyup kollamasını, ağabey olmasını CHP ister mi, istemez mi, bir sorsun bakalım. O zaman bitti. Devletin bütün birimleri bunu ister ben ona söyleyeyim. Ve devletin bütün birimleri bu bakış açısındadır. Bu konuda gönlü rahat olsun, inşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siyasette üslubu anlatmıştınız, üzerinde durmuştunuz onun. Onunla ilgili haberler vardı Hocam inşaAllah. “Siyaset dili yenilenmeli” diye haber vardı Hocam, inşaAllah. “CHP’de tavır değişikliği”.
VTR
ADNAN OKTAR:Ben söyledikten sonra mı oldu, bu olaylar gelişmeye başladı.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, siz söyledikten sonra, maşaAllah. Çıkan haberler o yönde ve fikirleri, hem Cumhurbaşkanı’mızın, Başbakan’ın. “İncittiysem özür dilerim” diyor, Başbakan Erdoğan, açıklama yapmıştı referandumdan sonra üslup için. Burada da “kavgayı bırakalım, kavgadan bu ülke çok çekti. Kavgadan kardeşlik bağlarımızı kopardık neredeyse. Beraber oturacağız, beraber uzlaşacağız. Eğer samimiyetimizden kuşku duyuyorlarsa, hiç duymasınlar, korkmasınlar yeni bir sayfa açtık” diyor, Kılıçdaroğlu maşaAllah Hocam. Siz vesile oldunuz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kılıçdaroğlu’nun en hoşuma giden şeyi şu boynuna sardığı olayı kaldırdı, ne güzel tertemiz giyiniyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Üslup gayet güzel. Bir de artık Gandi demiyorlar ona çok iyi oldu.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Gandi altı ayda bir yıkanan adam kardeşim Gandi ne alaka, adam yalınayak geziyor, her yere basıyor, onlarla evin içine giriyor bilmem ne, ne bulursa yiyor. Ben de nezaketli açıkladım daha önce, yani adam öyle, ara sıra bir Ganj nehrine uğruyor adam, oradan aldığı suyu kafasına döküyor falan, o da sabunsuz yıkanıp çıkıp geliyor yani. Bir şey yok, Kemal Kılıçdaroğlu’nu ona benzetmek doğru olmaz.
OKTAR BABUNA:Siz söyledikten sonra kaldırdılar Hocam.
ADNAN OKTAR:Demesinler, demiyorlar da hakikaten, diyemezler de artık. Bu acı gerçeği bilmiyorlardı da onun için.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, evet.
OKTAR BABUNA:Bir açıklamanız daha olmuştu Hocam sizin “Numan Kurtulmuş ayrıldıktan sonra partinin Saadet Partisinin şahlanacağını” söylemiştiniz. Onunla ilgili bir haber vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
OKTAR BABUNA:27 Eylül 2010 tarihli Adıyaman Asu Tv röportajında diyorsunuz ki Hocam; “Saadet Partisi bundan sonra daha da şahlanacak, değeri ve etkisi kat be kat artacaktır”.
ADNAN OKTAR:Bak Numan Kurtulmuş Hocam beni tanır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Beni tanır, bende onu çok iyi tanırım. Görüştük, konuştuk, bütün samimiyetimle söylüyorum tabii, inşaAllah kalır partide, inşaAllah güzel, huyunu suyunu daha güzelleştirir devam eder. İnansın bana, partiden o ayrıldıktan sonra parti şahlanır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Samimi kanaatim, isterse baksın.
ADNAN OKTAR:Evet sonra.
OKTAR BABUNA:“Erbakan 3. şahlanış hamlesini başlatıyor” diye haber var Hocam. Bugün tarihli (Zaman gazetesi)
ADNAN OKTAR:Benim bu konuşmamdan çok sonra.
OKTAR BABUNA:Çok sonra evet, çok sonra bugün itibariyle haber var. Saadet Partisi olağan üstü büyük kongre hazırlık ve istişare heyetinden yapılan açıklamada “3. şahlanış hamlesi için, büyük bir heyecan duyulduğu ifade edildi” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak şahlanış kelimesini kullanıyor yani.
OKTAR BABUNA:Evet aynı kelimeyi Hocam, maşaAllah.
ADNAN OTAR:Erbakan Hocamız da aynısıyla kullanmış.
OKTAR BABUNA:Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, Oktar Hocam anlat.
OKTAR BAUNA:Estağfurullah Hocam, NTV yine bir haber yapmış Hocam evrim ile ilgili.
ADNAN OKTAR:Aman bu NTV’den bıktım ben.
OKTAR BABUNA:Çok komik bir haber.
ADNAN OKTAR:Hoppala bu kim?
OKTAR BABUNA:Neandertal çizmiş böyle, “Neandertallder de duygusalmış” diye. Güya “Neandertalleri elleri sopalı kaba canlılar şeklinde tasvir bir kitaptan, farklı bir açısı” diyor ama, yani bunu “insanın en yakın akrabası olarak tanıtmış” yine Neandertalleri, halbuki bugün insan ırkı olduğu çok net olarak biliniyor. Hatta siz defaatle anlattınız, flütleri var, 35.000 yıllık ondan sonra iğneleri var, tekstil yaptıkları çok açık, başka şeyler de bulundu. Sadece “nesli tükenmiş bir insan ırkı olduğu” en önde gelen bilim adamları tarafından da söyleniyor. Bunu yine eski mantıkla, insanın yakın akrabası olarak tanıtmaya çalışmışlar. Ona da duygusallık şeyi eklemişler böyle, bu resmi de koymuşlar Hocam böyle bu şekilde.
ADNAN OKTAR:Duygusal olduğunu nereden anlamışlar?
OKTAR BABUNA:Şöyle diyor Hocam, “duyurduğu son bulgularsa Neandertalleri entelektüelliğine dair ipuçları ortaya koyuyor. Üstelik sadece alet kullanmada, avlamada değil, duygusal anlamda da”.
ADNAN OKTAR:Hoppala Neandertelleri de kendileri gibi yapmışlar, hem entel, hem duygusal.
OKTAR BABUNA:Yani “şefkat duygusu, bugün yaşayan insanınkiyle birebir örtüşüp, örtüşmediğini bilmediklerini, fakat en genel anlamda onların da diğer bireylerin hislerini anlayabildiklerini ve buna uyan davranış sergilediklerini” belirtiyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi çizdikleri resimden, ruh hallerini yansıtmış oluyorlar anladığım kadarıyla. Neandertallerin de böyle onlar gibi entel ruhlu ve ruhlarının böyle değişik olduğunu falan mı vurgulamak istemişler?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Ruh halleri, çünkü poz da onu veriyor yani çizdikleri resim. Neandertaller delikanlıydı, delikanlı yanlış anlamasınlar. Neandertaller öyle şey bilmez. Bak geçmişe öyle şeyle söylemesinler. Neandertaller duysa bir dediklerini acayip olay çıkarırlardı söyleyeyim, çok büyük olay çıkardı. Neandertaller adamları buna nasıl layık görüyorsunuz böyle eli çenesinin altında bilmem ne falan.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Halis kan delikanlıydılar, bir de kafa hacimleri adamların ta böyle, ne alaka.
OKTAR BABUNA:1700 cc.
ADNAN OKTAR:Tabii 1700 cc, acayip kafalı adamlar. Elbiseler yapmışlar kendilerine, flüt, müzik aletleri, ne diyorlardı bunlar? “Konuşmayı bile bilmeyen hanzoydular” diyorlar, adamlara. Adamlara iftira attılar, sonra baktık gösterdik delilleri “a pardon” dediler. Bu sefer de adamlara “entel, dantel” demeye başladılar.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Bırakın şimdi, normal delikanlı adamdılar. Allah Allah. Kişiyi nasıl bilirsen derler, illa kendileri gibi biliyorlar, yani bazı yönlerden. Yok duygusalmış da, yok elini çenesinin altına koyup böyle poz verirmiş de, bıraksınlar bunu. Böyle bir şey yok. Onu kim yazmış?
OKTAR BABUNA:NTV Hocam.
ADNAN OKTAR:NTV malum yani, NTV’nin hepsini tenzih ederim de bazı zevat, bazı kişiler demek ki, bu görüşe yakınlar, entel ve ruhu şey ince, öyle olduğu anlaşılıyor baksana. Kardeşim bir kere bir konunun başlangıçtan mümkün olup olmadığına bakılır. Başlangıçtan mümkün değilse, artık onun üstüne bir binayı kuramazsın. Şimdi temeli olmayan bina olur mu? “Bina havada duruyor, üstüne gökdelen çıktık” diyor. Proteinler tesadüfen olamadığına göre, Evrim Teorisi yatmıştır, bitti. Bizehiç masal anlatmasınlar. Ara fosil de olmadığına göre yine yatmıştır. Konuşacak halleri yok. Evrim Teorisi hipnoza dayalı, telkin metotlarına dayalı, böyle beyine etki eden özel metotlarla insanlara enjekte edilmiş deccal’in dinidir. Yani normal bir insanın Darwinizm’e inanması mümkün değildir, imkansız olan bir şey, ama bak adamlar eviriyor, çeviriyor yine karşımıza bayat salata gibi çıkarıyorlar. Diyoruz; “kardeşim proteinler, tesadüfen meydana gelemez.” Bak ağa babaları söylediler. “Uzaydan geldiler” diyor. Konu bitmişken ne oturup, durup konuşuyorsun. Neandertallerin sanki yanındaydılar adamların. Evet Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, siz Hocam dün Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin “neden 313 kişi olduğunu” anlatırken, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanında bulunmak öyle kolay değil” demiştiniz. “Bütün çıkarlarıyla çatışabileceğini kişinin Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanında olmanın, dünyevi bütün zevkleriyle, istekleriyle, keyfi ile çatışacağını, buna rağmen her şeyi kabul ederek Allah yolunda hizmete geldim diyenlerin ancak Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesi olabileceklerini” anlattınız Hocam. “Yorgunluk, korkuya dayanamayanların Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olamayacağını, kişinin Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olması için, halis kan, delikanlı, arslan olması gerektiğini” anlattınız Hocam, maşaAllah. Üstad da “Ahir zaman da, deccal korkuyu kullanacak” diyor, inşaAllah ve “İnsanlar da en şiddetli etkiyi psikolojik olarak havf damarıdır” diyor siz söylediniz Hocam. Üstad’ın bir sözünü okuyacaktım Hocam inşaAllah izninizle. Üstad şöyle diyor;“İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hissi havf’tır (korku hissidir). Dessas zalimler, bu korku damarından çok istifade etmektedirler. Onunla korkakları gemlendiriyorlar. Ehl-i dünyanın hafifiyeleri ve ehl-i delaletin propagandacıları, avamın (halkın) ve bilhassa ulemanın, bu damarlarından çok istifade ediyorlar, korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar. Çok ehemmiyetsiz evham ile çok ehemmiyetli şeyleri feda ettiriyorlar. Hatta bir sinek beni ısırmasın diyerek, yılanın ağzına girer.” Mektubat’ta söylüyor Hocam üstad Said Nursi.
ADNAN OKTAR:Çok güzel anlatmış maşaAllah. Hakikaten Ahir zaman da bunu görüyoruz. Yani delilik derecesinde korku bir kısım Müslümanlar arasında yaygın. Böyle havadan nem kapıyorlar. Yani tahmin edilmedik şeylerden çok şiddetli korkuyorlar. O yüzden de hizmeti de bırakıyorlar, İslam’ı anlatmayı da bırakıyorlar, davayı da bırakıyorlar. Kimi kaçıyor, kimi gizlenyor, kimi susuyor, kimi hakkın tam tersi şeyleri konuşuyor, kimi evrim propagandası yapmaya başlıyor, kimi bende sizdenim demeye başlıyor, kimi entel-dantel havalarına girmeye başlıyor, kimi satanist kılığına giriyor, kimi züppelik yapmaya kalkıyor. Ayrı ayrı reaksiyonlar gösteriyorlar korkunun sonucunda. Ama Müslüman bir tek Allah’tan korkar, haramdır bir tek Allah’tan korkulur. Çünkü kader değişmez bütün bu görüntüyü Allah, bizim beyinimizin içindeki görüntüyü Allah yaratıyor. Dış alem vardır ama biz görüntüsünü görüyoruz. Evet, seni dinliyorum Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Eğer uygun görürseniz Hocam, bu konuyla ilgili bir detay daha vermek istiyorum. Siz zaten çok daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah. Risale-i Nur talebelerinde bu şekilde bir korkutarak Bediüzzaman’dan ve Risale-i Nur’dan soğutmak, uzaklaştırmak ve hizmetten alıkoymak amacıyla hapis, işkence, mahkemelerde dolaştırma gibi çok çeşitli psikolojik şiddet uygulamaları yapılarak Risale-i Nur hizmeti bastırılmaya ve yok edilmeye çalışılmıştı o dönem de Hocam. Kendisiyle görüşmekten çekinenleri de Bediüzzaman, uzaklaşan bazı kimseler hakkında, şöyle diyor; Hocam inşaAllah. “Benim bazı dostlarım, ehl-i dünya bana şüpheli baktıkları için, ehl-i dünyaya hoş görünmek için, benden zahiren teberri ediyorlar (çekiniyorlar) ; belki tenkit ediyorlar. Halbuki kurnaz ehl-i dünya, bunların teberrisini ve bana karşı içtinaplarını (kaçınmalarını), o ehl-i dünyaya sadakate değil, belki bir nevi riyaya, vicdansızlığına hamledip, o dostlarıma karşı fena nazarla bakıyorlar”, yani böyle yapınca da siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, “onlara kötü nazarla bakıyorlar” diyor zaten, inşaAllah. “Bende derim: Ey Ahiret dostlarım! Benim Kuran'a hizmetkarlığımdan teberri edip kaçmayınız. Çünkü, inşaAllah benden size zarar gelmez. Eğer, faraza musibet gelse veya bana zulmedilse, siz benden teberriyle kurtulamazsınız. O hal ile müsibete ve tokada daha ziyade istihkak kesb edersiniz. Hem ne var ki evhama düşüyorsunuz?” diyor Üstad Said Nursi.
ADNAN OKTAR:Bak, o devrin şiddetini görüyor musun? O devirde de Bediüzzaman’ı çok tehlikeli bir insan olarak gösterdiler. İşte çocukları ailelerinden kopartan, hatta evde gizlice rakı içen, eve kötü kadınları aldığını iddia ediyorlardı, Mehdilik iddiasında bulunduğunu söylüyorlardı, devleti yıkmaya kalktığını, işte, çıkar peşinde olduğunu, buna benzer çok fazla iddiada bulunuyorlardı. Bu çok samimiyetsiz ve çok çirkin iddialardı ama o devirde buna inanan vicdanı zayıf insanlar çıkmıştı. Hem de bayağı inanıyordu adam ve Bediüzzaman’ı o yüzden yalnız bıraktılar. Birçok yönde, sadık talebelerinin dışında yalnız bıraktılar. Korku damarı şu an daha da şiddetlenmiş durumda. Çünkü o zamanlar işte gazetede haber olmaktan falan, tutuklanmaktan çekiniyorlardı. Şimdi internette de haber olabiliyorlar, televizyonlarda haber olabiliyorlar, radyolarda haber olabiliyorlar, daha da yaygın şekilde haber olabiliyorlar. O yüzden korkunun şiddeti daha da arttı. Onun için böyle göğüs göğse aslan gibi, İslam’ı, dini savunan, samimi olarak İslam’ı savunan insanlar azaldı. Genelinde ya kaçarak, ya göçerek, ya perde arkasından, ya titrekçe, ya işte biz de enteliz, biz de zaten sosyalistiz, Darwinistiz, mateyalistiz, bizim de sizden farkımız yok tarzında veyahut buna benzer. Yani zaruri olmadığı halde, çok çok zaruri olsa belki, yani olağanüstü durumlarda belki olabilir ama böyle bir şey olmadığı halde, böyle bir konuma düştüler ve buna rağmen daha hala 1000 yıl sonra İslam ahlakının hakimiyetinin olacağını söylüyorlar. 570 yıl sonra İslam ahlakının hakim olacağını söylüyorlar. Mesela bak Cübbeli ortaya bile çıkamıyor. Mesela televizyona çıkıyor, insanlar gülüyor konuşmalarına. Etkili olamıyor. Çünkü iman hakikatleri insanların hidayetine vesile olmak ayrıdır, bir konuyu olduğu gibi aktarmak ayrıdır. Mesela bir teknik alete bir bilgisayara bile versen ilmihali olduğu gibi aktarır o. Yani bir konuşmayı, bir bilgiyi sözlü olarak düz aktarmak ayrıdır, insanların hidayetine vesile olmak, iman hakikatleri anlatmak, onların kafalarındaki vesveseleri çözmek, kararlı bir imanla, güçlü bir imanla onlara güzel örnek olmak ayrı bir konudur. Cübbeli’de biz bunu görmüyoruz. Bilakis zorlaştırıcı ve hurafeler ortaya çıkaran bir üslup içerisinde görüyoruz. Dolayısıyla insanlar olan imanlarını da kaybediyorlar.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, Allah saklasın, evet.
ADNAN OKTAR:Tabii, o yönden riskli. Bediüzzaman’ın o korku ve havf damarıyla ilgili konuşmasını bir daha okusana.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havf (korku hissi) dir.
ADNAN OKTAR:İnsandaki bak, “en mühim duygu” diyor, bak korku hissi, evet.
OKTAR BABUNA:“Dessas zalimler bu korku damarından çok istifade etmektedirler.”
ADNAN OKTAR:Şimdi bakıyor adamın en büyük zafı ne? Korku. “Tamam ben bu korku yönüyle buna yanaşayım, ben bunu korkutayım” diyor. Korkutmanın birçok yönü var ve hakikaten de rahatça korkutuyorlar. Mesela bak benim aleyhimde her gün yazı çıkıyor. Gazetelerde bugün de var, ertesi gün de var. Vız gelir, tırıs gider. Yani alayınız bilmem ne olsa kaç yazar, yani her yerin yazar olsa kaç yazar. Bana o değil, onu yüz mislini, bin mislini yapsalar yine etkili olmaz. Korkmanın k’sini bile kabul etmem. Bak, alayına meydan okuyorum, yani artık düz gidiyorum. İddia Edilen Ergenekon Örgütü’ne. On binlerce, yüz binlerce elemanı var İstanbul’da. Bak düz gidiyorum. PKK’ya düz gidiyorum. Darwinistleri yerle bir ediyorum. Yani bütün karşıt unsurlara, yanlış düşünenleri fikren eziyorum, ama gıkları çıkmıyor. Bu tip yazılar, işte bilmem neler, iftiralar, şunlar bunlar, falan. Ben de diyorum ki; onar onar, yüzer yüzer, biner biner gelin, vız gelir, tırıs gider. Bak ben buradayım sürekli, bir yere kıpırdadığım yok, inşaAllah. Her şeyi tehdit ediyorlar, “seni hapse attırırız” diyorlar, işte “öldürürüz, asarız, keseriz, bilemem ne falan. Ben de diyorum, elinizden geleni ardınıza koymazsanız en aşağılık adam sizsiniz diyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Onunla, korkakları gemlendiriyorlar”.
ADNAN OKTAR:Gemlendiriyorlar. Korkak olanları böyle hayvana benzetmiş. Ayıya falan gem vururlar yahut ata gem vururlar yahut eşeğe gem vururlar. At gibi, eşek gibi korkuyorlar diyor, gemlendiriyor ne demek? Yönlendiriyor, çekersin gemini, korkaktır istediğin yere götürüsün. Mesela öyle yine bir Şeyh Efendi var. Bir süre önce bir yere gitmiş. Orada onunla konuşuyorlarmış, korkudan su kabı varmış elinde, elindeki su kabını düşürmüş, baygınlık falan geçirmiş. Yani o korkunun arkasından da sıfır numara Darwinist oldu ve çalgıcı, çengici havasına girdi ve bambaşka bir adam oldu. Üstelik de müzik haramdır diyen adam. Yani. İslam’da şiddetle haramdır diyen adam, çalgıcı, çengici havasına girdi. Bu nedir? Bu korku işte. İmparatorluğuma bir şey olursa, canıma bir şey olursa. Ne olur? En fazla şehit olursun, bu kadar aşağılatmaya gerek var mı kendini? Bu kadar perişan olmana gerek var mı. O canını ille koruman mı gerekir o şekilde? Ne oldu, ne faydan oluyor? Halbuki şerefinle mücadele etsen, sana saygı duyarlar. Mesela nitekim baktım adamla ilgili, hakikaten aşağılıyorlar, adam yerine koymuyorlar. Yani dönek ve oynak olarak biliniyor. Çok kötüdür bu. Mesela seni sevenleri de küçük düşürmüş oluyorsun, onları da mahcup ediyorsun. Senin ecdadın, neslin böyle miydi? Onlar tehlike, korku yaşamadılar mı? Ama aslan gibi karşı koydular. Sen de Allah için karşı koysana, yiğitçe bir tavır koysana. Gidiyorsun cinsi sapıklarla birlikte toplu resim çektiriyorsun. Olmadık şaklabanlıkları yapıyorsun, ondan sonra “ben ehli sünnetin kalesiyim” diyorsun. Ondan sonra Üftade Hazretlerinden, Şeyh Abdülkadir Geylani, İmam-ı Rabbani’den bahsediyorsun arkasından. O ağza o insanlar gidiyor mu?
OKTAR BABUNA:Gitmiyor Hocam tabii ki.
ADNAN OKTAR:Tabii, ağzına almaman lazım o durumda, inşaAllah. Yahut ağzına alıyorsa, konuşuyorsa, onlara uygun bir hayat yaşaması lazım. Evet, devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Ehl-i dünyanın hafiyeleri ve ehl-i dalaletin.
ADNAN OKTAR:Hafiye; ajan, casus, evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Ve ehl-i dalaletin propagandacıları, avamın”
ADNAN OKTAR:Gazetecileri o zamanki, radyo yani onları kastediyor.
OKTAR BABUNA:“Avamın ve bilhassa ulemanın bu damarlarından çok istifade ediyorlar”.
ADNAN OKTAR:Bak, o devirdeki anlatılıyor, yani gazeteciler, bir kısım haber yayan kişiler ve ilgili hafiyelerdeki muhbirler, münafık casuslar, haber götüren üçkağıtçı sahtekarlar. “Bilhassa ülemanın” diyor, yani “bir kısmı tarikat şeyhleri, mürşitler, alimler veyahut yazarlar, din alimleri olarak bilinen kişileri korkutarak pasifize edip etkisiz hale getiriyorlar” diyor. Ya kendilerine çeviriyorlar, Kehf Suresi’nde var. Diyor; “ya sizi kendi dinlerine çevirirler yahut taşlayarak öldürürler” diyor. Şimdi bunlar da kendini onlardan yana çevirlmiş oluyorlar. “Biz sizin gibiyiz, sakın yanlış anlamayın, bize dokunmayın falan” havasında oluyorlar.
OKTAR BABUNA:“Korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar”.
ADNAN OKTAR:Bak, hakikaten çok rahat korkuyorlar, yani böyle sinek gibiler. Rüzgar esse, hemen anında hopluyor, anında korkaklar. Bak, evham, bir de evhama da. Mesela bir haber yayıyorlar acayip evhamlanıyorlar. Ben gözümle gördüm. Bizi asacaklar, kesecekler, hapsedecekler, dövecekler, sövecekler falan. İşte şu olacak, bu olacak, işte dağıtacaklar, şirketimize el koyacaklar, bilmem ne, falan böyle haberler yayılınca, dimağları donuyor, akılları gidiyor böyle. Aklını kaybediyor yani. Dolayısıyla da mücadele güçleri sıfıra yakın oluyor. Hatta bunaldığı için en değerli alimleri bile tanımazdan gelmeye başlıyorlar. Yani o şeyden kurtulup, entel, dantel ben de sizdenim havasını verebilmek için. Evet.
OKTAR BABUNA:“Çok ehemmiyetsiz evham ile, çok ehemmiyetli şeyleri feda ettiriyorlar”.
ADNAN OKTAR:Tabii ki Ahiret hayatı önemli. Haysiyeti, şerefi her şeyi gitmiş oluyor. Onuru, yiğitliği, delikanlılığı hiçbir şeyi kalmıyor. “Korkak, aşağılık, pısırık, hımbıl, ondan sonra nereye çeksen o tarafa giden, gemlenen, hayvan gibi ürkmüş mahluk havasına giriyorlar” diyor Bediüzzaman. Evet.
OKTAR BABUNA:“Hatta bir sinek beni ısırmasın diyerek, yılanın ağzına girer”.
ADNAN OKTAR:Bak, çok manidar bu, tabii. Sinekten kurtulayım derken, gidiyor cinsi sapıklarla resim çektiriyor. Çalgıcı, çengici takımın şeyi oluyor. Neyse ne artık. “Karşıyım” diyor ama önce bak, “karşıyım, ben ehl-i sünnetim” diyor. Sonra da o ekibin içine giriyor. Böyle tipler treni hiç kaçırmaz. Yani gelen ilk trene binerler. Sen kendini götürecek trene binmez. Mesela bekler peronda hangi tren geliyor, mesela hiç alakasız bir semtin treni, alakası yoktur, direk atlar trene gider. Yani maksat kurtulsun. İlgili treni beklemez o, anlaşıldı mı? Meşhurdur, bilinen bir şeydir, ben onun için söylüyorum. Bilinen bir dar bir meseledir, inşaAllah. Evet, devam et, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu şeyle ilgili bu kadardı Hocam ama bu şeyi söylediniz Hocam, Üstad’ı o dönemde nasıl baskı yapıldığını söylemiştiniz Hocam. Uygulanan baskıları. O dönemin Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan haberi okuyayım mı Hocam? Üstad’la ilgili. Diyor ki, Cumhuriyet Gazetesi’nde. "Said-i Kürdi, dini siyasete alet yaparak irticai propagandalara girişmiş ve birtakım adamları kandırarak doğru yoldan şaşırtmaya çalıştığı anlaşılmıştır. Otuz senelik mayalı bir mürteci olup ifsat edecek saf vatandaş aramaktadır. Şeyh’in (Bediüzzaman'ın) bu meseledeki rolünün bazı safdilleri kandırarak kendilerinden para çekmek olduğu anlaşılmıştır” diyor, Cumhuriyet, 10 Mayıs 1935’te.
ADNAN OKTAR:Bu çok önemli, bir daha oku bakayım.
OKTAR BABUNA:1935’teki bir haber Cumhuriyet Gazetesi. "Said-i Kürdi, dini siyasete alet yaparak irticai propagandalara girişmiş ve birtakım adamları kandırarak doğru yoldan şaşırtmaya çalıştığı anlaşılmıştır. Otuz senelik mayalı bir mürteci olup ifsat edecek saf vatandaş aramaktadır. Şeyh’in (Bediüzzaman'ın) bu meseledeki rolünün bazı safdilleri kandırarak kendilerinden para çekmek olduğu anlaşılmıştır” diyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi aynı olayları görüyor muyuz asrımızda?
OKTAR BABUNA:Aynısı Hocam, aynısıyla evet.
ADNAN OKTAR:Tabii. Muhammed Suresi, 30. Cenab-ı Allah diyor ki, münafıklarla ilgili. “Eğer, Biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın”,münafıkların hal, hareketlerinde, simalarında normal insan dışında anormal bir yapılanma vardır. Yani normal insana benzemez, münafıkların tamamında bu vardır. Bu çok manidardır. Yani tabi, makul bir insan görünümü olmaz, inşaAllah. “Andolsun” diyor Cenab-ı Allah, “sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın.” Münafıklarda çok köklü bir konuşma bozukluğu vardır, yani normal bir insanın konuşma tarzında değildir. Bir kere Müslümanlara karşı akıl almaz bir kin vardır ama bu kini katlanarak artar, arttıkça da onu kemirmeye başlar. Çünkü Allah ona Kuran’da dikkat çekmiş. “Öfkenizle ölün” diyor. Allah onları öfkeleriyle öldürsün, inşaAllah. Kendini yer bitir o. Yani o tasarlar düşünür, düşünür, düşündükçe ızdırap verir, eyleme geçmek ister, netice alamadıkça yine canı yar. Yine eyleme geçmek ister, yine canı yanar ve kendi kendini yakar bitirir. “Ağızlarından taşmaktadır” diyor, öfkeleri ayette. Ağızlarının taşan öfke de o acının bir alametidir. Yani gittikçe, acısı arttıkça, öfkesi arttıkça, yani vücudunun çektiği ızdırap arttıkça, o taşmada gittikçe daha çoklaşır. Yani çünkü kendini tutamıyor artık sıkıntıdan, ağzından taşar. Bir buradan anlaşılır münafığın bir yönü, bir yönüdür bu. İkincisi münafık konuşurken vicdanen hiç rahat değildir. Sürekli sahtekar olduğu için, mesela Müslümanlar arasında konuşurken ya bir Müslümanlar aleyhinde bir şey yakalama peşindedir, ya bir ihbar edebilmek için bir konu arıyordur veyahut diğer bir münafığa bir işaret veriyordur. Münafıklarda çok usturuplu ve dikkatli bir konuşma üslubu içerisinde olurlar, yani “çok şeytani bir zekaya sahiptirler” diyor, Bediüzzaman. Yani mesela bir münafık, diğer münafık tanır ama Müslüman tanıyamaz münafığı. Münafık münafığı anlıyorlar. Müslüman hüsn-ü zan ile baktığı için o kadar anlayamaz ama onlar anlarlar. Mesela gizli alaycılığı vardır münafığın, sezdirmeden böyle içten içe o düşüncesini açıklar. Mesela ne bileyim ben, itaatini söyler farz edelim, itaat ettiğini söyler ama bir başka kişinin anlayacağı göz ifadesi ve ses tonuyla. Özel bir üslupla bunu yapar. Bu münafıkların kendi arasında özel bir sanattır, yani kirli bir sanattır. Kirli bir özelliktir ama bu tabii feraset gözüyle, akıllı bir Müslüman tarafından çok rahat yakalanır ama hüsn-ü zan ile bakan bir insan, avamdan bir insan fark edemez. Keskin dikkatli, keskin nazarlı olan insanların gözünden kaçmaz Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah. “Andolsun, Biz sizden mücahit olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız)”. Münafığı ayırt edecek ana özelliğe Allah dikkat çekiyor. Bak, cehd, mücahitlik, Allah’ın dini yaymak, münafığın tek yanaşmadığı konu budur. Cehd, Allah’ın dinini yaymaya yanaşmaz. Dini kullanır, sadece kendi ihtiyaçları için kullanır, yani Müslümanları ifsat etmek, Müslümanları dağıtmak, İslam’ın yayılmamasını sağlamak için İslam’ı kullanır. Müslümanları bölmek için İslam’ı kullanır. Kendine çevre edinmek, imkan sağlamak için İslam’ı kullanır ama asıl Müslamanlara zarar vermek ve onları dinden soğutmak için kullanır ve bu amacını da en sonunda açıklar, şeytan gibi. Başlangıcında açıklamaz. “Şüphesiz inkar edenler, Allah'ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra 'elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar”, bak, “Şüphesiz inkar edenler, Allah'ın yolundan alıkoyanlar” münafıkların özelliğidir, “ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra 'elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar” bak, karşı geliyor, bir kere münafığın özelliğidir, karşı gelmek, isyan münafığın ana özelliğidir. İsyancıdır münafık. Şeytandaki özelliktir, şeytan nasıl secde et dendiğinde kabul etmedi. Ağrına gidiyorsa, münafığın da bu ağrına gider. İsyan onun özelliğidir. Bir de zorluk çıkarmak, bak ana özelliği budur. Ya işte ihbar ederek, ya engeller çıkartarak, ya bir şeyler yaparak zorluk çıkartmaya çalışır. “Kesin olarak Allah'a hiçbir şeyle zarar veremezler”. Bu Allah’ın kanunudur. Münafıklar bir şey yapamıyorlar. İşte münafığın en canını yakan kanun budur, Allah’ın kanunu budur. Bak, “kesin olarak Allah'a hiçbir şeyle zarar veremezler”. Öfkesiyle ölüyor, perişan oluyor, çok canı yanar, çok bunalır, yani içinden kavrulur, hücreleri onu yakar, içten yanan bir ateşle Allah onu kavuruyor. Kuranda Allah buna işaret etmiştir. Hücrelere işleyen bir ateş ve muazzam bir ızdırap. Onları uykuları ayrı bir beladır, hayatları ayrı bir beladır. O gerilimle vücut hücreleri kendi kendilerini yer bitirir. Sürekli o acı içerisindedirler. “Allah onların amellerini boşa çıkaracaktır.” Yani, “Bütün eylemleri boşa çıkaracaktır” diyor, Allah. Şimdi senden dinleyelim Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.Ahir zaman alametleri, Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerinden bahsedelim mi Hocam? İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış öncesi alametleri, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Fırat ve Dicle arasında büyük çatışmalar” olmasını işaret ediyor. Şu şekilde hadisi, inşaAllah. "Fırat ile Dicle arasında Zevra (Bağdat) denen bir şehir olacak. Orada büyük bir savaş olacak. Kadınlar esir edilecek, erkekler ise, koyun kesilir gibi boğazlanacak",Fırat ve Dicle arasında büyük bir kan dökme, savaşı işaret ediyor, inşaAllah. Ahir zaman Mehdi (a.s.)’si olarak nitekim önce işkence sonra katliyam bu dönemin gazete haberlerinde. O bölgede Fırat ve Dicle arasındaki Irak içene alan bölgede, çok kan döküldü biliyorsunuz. Ve tam hadiste işaret edildiği şekilde, büyük bir savaş gerçekleşti. Fırat’ın suyunun kesilmesini alamet olarak bildiriyor. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak Peygamber Efendimiz Resulullahbuyurdu ki; “Fırat nehrinin suyu çekilip, altın bir dağ meydana çıkmadıkça Kıyamet kopmaz.” (Riyazü’s Salihin) Resulullah “Fırat nehri bir altında dağını ortaya çıkarır” diyor. Hakikaten bakıyoruz Fırat ayrıca hadiste Buhariden ve Müslimden. “Fırat nehrinin suyu çekilerek altın hazinesini açıklaması zamanı yaklaşıyor. Her kim, o zaman orada bulunursa o hazineden bir şey almasın”. Bakın Fırat’ın suyunun çekilmesine dikkat çekiyor ve orada altın bir değerli bir şeye dikkat çekiliyor. Bakın “ABD’nin Fırat rüyası” o altını kimse almasın diyordu. Savaş Fırat’tan çıkacak, Fırat altın deposu. Hakikaten Fırat bulunduğu havzada altın hadiste ki direk anlamıyla altın da bulunduğu. Ama Hocamız açıklamıştı o bölgede Fırat’ın suyunun kesilmesi Keban barajıyla, enerjinin üretildiği, hakikaten çok verimli haline geldi toprakların. Ve para üreten bir bölge haline geldi. Hadis de ki her iki anlamına da gerçekleşmiş oldu, inşaAllah. Onu görüyoruz ve tarih ilk defa Fırat’ın suyu kesiliyor Keban barajı da oldu bu 1973 yılının haberi. Bakın “koca Fırat doğduğu yerde durdu”, kesildi haberi. Hadiste ki işaret edildiği gibi gerçekleşti, “Keban açıldı gözümüz aydın olsun”. “Keban barajı yarın açılıyor”, dönemin haberleri. Bakın Fırat nehri’nin suyu çekilip, altından bir dağ meydana çıkmadıkça”. Hakikaten bu yönde baktığımızda, bir dağ kelimesinin anlamını alarak altından bir dağ çıkmadıkça” bakın görüyorsunuz baraj kesilmiş dağ gibi böyle, yüksek bir baraj inşa ediliyor oraya. Ve büyük bir dağ gibi ortaya çıkmış oldu. Bu anlamıyla hadis tam anlamıyla tahakkuk etmiş oldu, maşaAllah. Bağdat’ın alevlerle yok edilmesine işaret ediyor Peygamber Efendimiz Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak. “Ahir zamanda Bağdat alevlerle yok edilir...” Bakın gazete haberleri birebir aynı. “Bağdat yanıyor”, Amerika Bağdat’a bomba yağdırdı. Saddam’ın sarayları yerle bir edildi”. Hakikaten Bağdat’a büyük yangınlar çıkmıştı bombalama neticesinde, Irak’ın işgal sırasında. Atom bombası gibi Bağdat cacır cayır tam hadis tahakkuk etmiş oldu. 2003 yılının haberleri. Bağdat’ı Hülagu’dan beter yağmaladılar. Yine “Iraklılar şaşkın Bağdat niye diremedi?” dönemin gazete haberleri. “Irak alev alev yanıyor”. Peygamber Efendimiz, Irak’ın yeniden yapılanmasına işaret ediliyor şu şekildeydi; “Irak'a saldırmadıkça Kıyamet kopmaz”. “Irak’taki masum insanlar, Şam’a doğru sığınma yerleri ararlar”, bakın, Şam’a sığınmaya gidecekleri bildiriliyor. “Şam yeniden yapılanır. Irak da yeniden yapılanır”, Irak’ın yeniden yapılanmasına dikkat çekliyor. Kenzul Ummal da. Hakikaten bakın gazete haberlerini görüyoruz. “Irak’ı onarım, Amerikan Birleşik Devletleri’nin, yeniden yapılanması söz konusu oldu 2003 yılının gazete haberleri. “Ne bulurlarsa, yağmalıyorlar”. “Irak’ın kültür mirası paramparça edildi, Irak’ın yapı bozuluyor yeniden yapılanması gündeme geliyor”. “Irak’ın parasının kalmayacağı bildiriyor”, Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Hz.Mehdi (a.s.)’nin çıkış döneminde. “Iraklılar’ın elinde ölçecekleri bir tartı aleti ve alışveriş yapabilecekleri bir para hemen hemen kalmayacak”. Bakıyoruz, gazete haberlerinde, bakın, “Irak borç batağında”, “Irak şimdi dinar çıkmazında” para birimi de değişti, dinar kaldırıldı dolara çevrildi. “Irak’a uçak dolu dolar”. Bakın görüyorsunuz paraları kalmadı için. “Iraklılar artık dolar kullanacak” tam anlamıyla tahakkuk etmiş oldu hadis burada da maşaAllah, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mucizesi olarak. “Iraklı açlık ve sefaletin pençesinde”. “Bir ordunun kaybolması”, tarihte hiç böyle bir olay yok Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor. "Hz. Mehdi (a.s.)'nin beş alameti bulunur. Bunlar Süfyani, Yemani, samadan bir sayha,(çağrı, nara) Beyda'da bir ordununbatışı ve günahsız insanların öldürülmesidir". Bakın bir ordunun, batışı diye ve yer bildirilerek. Beyda’da bir ordunun batışı ve dikkat çekiliyor işaret ediyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).“Kendisine bir ordu gönderilecek. Bunlar yerin bir çölünde iken yere batırılacaklardır”. Çöllük, çöl olan bir bölgede, ordunun kaybolacağı bildiriliyor. “Bir ordu savaş için gelir, çöle girdiğinde baş ve sonundakileri batar, ortadakiler de kurtulmaz”. Bir ordunun yok edileceği bildiriliyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından. Bakın, “Saddam’ın uçakları kumlardan çıkartıldı”. Çölün altında, çölde bir ordu batışı diye geçiyordu hatırlarsınız hadiste. “Saddam da yok, adamları da.” Hakikaten Irak ordusu, Amerika saldırdığında yok olmuştu. Lav edilmişti tamamen bütün ordu. “Saddam cuntası kayıp. Saddam da yok, adamlarıda”. Ordu bulunamadı yani bu tarih ilk defa gerçekleşen bir olay. TamPeygamber Efendimiz’in (s.a.v.) işaret ettiği bir olay, Ahir zamanda gerçekleşiyor. Diğer bütün hadislerin tahakkuk etmesiyle birlikte 150 den fazla alamet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başka var mı Oktar Hocam anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Kısa İman hakikatleri vardı. Göstereyim mi Hocam.
ADNAN OKTAR: Göster evet.
OKTAR BABUNA: Bu ıstakozlarla ilgili, ıstakozlar bir tehlike anında bakın birbirlerine tutunarak, bir fırtına gerçekleşiyor, bu fırtınada denizde fırtına çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi biz Ahir zamanda uzun bir mücadelenin içindeyiz, çok daha vakit alacak. Bizim, Darwinizmi anlatmamız devam edecek. Materyalizmi anlatmamız devam edecek. Ahir zamanı anlatmamız devam edecek. Bu yılda anlatacağız, bir dahaki yılda, bir dahaki yıl daha kapsamlı geniş anlatacağız, bir dahaki yıl daha kapsamlı geniş anlatacağız. Ama her sene katlanarak hem Türk-İslam Birliği’nde gelişmeler olacak, hem bizim anlatımlarımızda gelişmeler olacak, birçok olaylarla karşılaşacağız. Münafıklarla mücadelemiz olacak onların yaptığı alçakça eylemlerle mücadele edeceğiz, darwinistlerin, materyalistlerin yeni son atakları olacaktır, onlarla mücadele edeceğiz. O arada Mehdiyet alametlerini anlatmaya devam edeceğiz ve o arada da harika olaylar da olmaya devam edecek. Bak her sene bir harika olay anlatıyoruz. Her ay yeni bir gelişme oluyor, hayret edecek olaylar var. Ama şimdi aceleci olanlar hemen mesela 6 ay içinde, halbuki çok uzun bir süre içerisinde olacak bunlar yani vakit alacak çalışmalar inşaAllah.
Bir de son zamanlarda kardeşlerim bana bir hayli Erbakan Hocam’la ilgili, Milli gazete ile ilgili yazılar göndermeye başlamışlar. Milli gazete çok güzel bir çizgiye gelecek önümüzdeki günlerde görecekler. Yani Milli gazete adeta kasılmıştı, yani kendi o vasfını bir anlamda dondurmuştu. Yani o heyecanı, şevki kasılmıştı. Şimdi o şevk şuan coştu, şahlanmıştır çok güzel çizgiye gelecek. O konuda aceleci olmasınlar. Saadet Partisi’de mükemmel bir çizgiye doğru bir şahlanışa doğru gidecektir. Türk-İslam Birliği’ni mükemmel savunan, halis Osmanlı evlatlarının oluşturduğu, tertemiz bir neslin oluşturduğu, tertemiz bir partidir Saadet Partisi. Erbakan Hocamız’ın yanında olan onu çok sevenlerle iç içe böyle sıkı sıkıya kardeşlerimiz kol kola girsinler. Birbirlerine tam destekçi olsunlar, bakın bu olaylardan sonra da Hocamızın kıymetini ve Hocamızın çevresindeki mübarek insanlarında kıymetini iyi bilerek müthiş bir şahlanış hamlesine artık girsinler ve çok güzel de netice alacaklar, inşaAllah. Ama bakın hem Hocamıza çok iyi sahip çıksınlar, hem Hocamızın çevresinde o büyük emektarlara o büyük dava adamlarına da çok iyi sahip çıksınlar. Gayet güzel günler, önümüzdeki günlerde gözler önüne gelecek inşaAllah.
Efendim, videosu varmış. Tamam seyredelim bakayım.
VTR:
ADNAN OKTAR: Evet Ahmet Yasin Hocam olsun, diğer Şeyh Nazım Hocamız’ın vekilleri çok muhterem mübarek insanlar. Bize karşı sevgileri çok güzel, hüsn-ü zanları da çok güzel. Allah razı olsun, İnşaAllah dedikleri gibi oluruz. Ama Müslümanlar arasında bu muhabbet bu uhuvvet, bu kardeşlik duygusunun pekişmesi böyle gelişmesi Mehdi (a.s.)’nin zuhur alametleridir, İnşaAllah. Ki, bak Ahmet Yasin Hocamız çok mütevazi, mazlum bir insan, diğer muhterem vekillerde öyle, çok efendiler, çok güzel huylular. Şeyh Nazım Hocamız’ın o mübarek manevi vesayeti altında güzel bir gelişme göstertiyorlar, sevenleri de çok maşaAllah. Yurtdışında özellikle yurtiçinde de var. Bizim internet sitelerimizi övmesi teşvik etmesi de o Müslüman terbiyesini, Kuran terbiyesini güzel almasından kaynaklanıyor. Bak ne hasetlik var kalbinde ne bir kıskançlık var, ne bir rekabet hissi var, çok candan bir muhabbetle hüsn-ü zanla yaklaşıyor, maşaAllah. Biz Şeyh Nazım Hocamız’ı Kutb’ul Aktab olarak görüyoruz, inşaAllah. Ben Hocamın efendim sakalının tüyüne zarar getirttirmem, evelAllah. Biz onun emrindeyiz, çok seviyoruz, Hocamız çok medeni, sevgi dolu, sevecen, güzel huylu, neşeli. Hoş sohbet çok muhterem mübarek bir zattır. Münafıklar Müslümanların ittifakından, birbirlerini sevmesinden Türk-İslam Birliği’ne doğru gidiyor olmasından dehşete kapıldılar. Şeytan şimdi emir verdi münafıklara Müslümanları birbirine düşürün, birbirinin aleyhine haberler yayınlayın, hadis de var Mehdi (a.s.) devrinde münafıklar yani şeytanlar oraya buraya gidip Müslümanlar hakkında haber yayacaklar. Müslümanları birbirlerine düşürmeye çalışacaklar. Mesela oraya gidip bir şey söyleyecek, oraya gidip bir şey söyleyecek, oraya gidecek bir şey söyleyecek böylece Müslümanları güya birbirlerine düşüreceklerini sanıyor. Halbuki münafık Müslümanın benzinidir. Yani Müslümanın münafıkla şevki artar, gayreti artar, adrenalini artar, biz münafıklara bunu anlatamıyoruz. Münafık ızdıraptan kahrolurken, Müslümanın sağlığı yerine gelir. Neşesi, şevki yerine gelir, kudretine kudret katılır, gücüne güç katılır, neşesine neşe katılır. Münafığın da gücünü alır, kudretini alır, zaaf getirir, bedenen çökertir, aklen çökertir, sinirlerini bozar, psikolojik azaba dönüşür ve muazzam bir stres içinde olur. Yani diyor; et tırnaklarını yerler böyle parmaklarını ısırırlar, ızdıraptan. Yani bu Allah’ın bir lütfudur, Allah’ın onlara gizli azap vermesi ve yerinde duramamaları azaptan ve çaresizlikten kıvranmaları. Şimdi Mehdi (a.s.) münafıklarının en azıp kuduracağı dönemdir. Şimdi artık muhbirlik yapacaklar efendim sahte ihbarlarda bulunacaklar, itlik yapacaklar, çakallık yapacaklar, Müslümanları tehdit etmeye çalışacaklardır, birbirlerine düşürmeye çalışacaklar. Ama hiçbir halt edemezler. Onu söyleyeyim Allah’ın kanunu vardır. Münafıkların böyle senelerin onları yiyip bitirişini seyredeceğiz, inşaAllah. Seneler onları aylar, günler, saatler sürekli kemirir, sürekli yakar, Müslümanları sürekli güçlendirir, geliştirir, hakimiyete doğru götürür. Fakat onları sürekli kavuracaktır. Türk Milletini birbirine düşürmek isteyenler, İttihat-ı İslam’ı engellemek isteyenler, Türk-İslam Birliği’ni kendi içinde etkisiz hale getirmeye çalışanlar böyle tuz dökülmüş solucan gibi kıvranıyorlar şu an tuza düşmüş solucan gibi, kıvrana kıvrana Allah onları etkisiz hale getirecektir. Müslümanlar da “buğday filizi gibi” diyor, Peygamber, Cenab-ı Allah böyle. 700 taneli buğday filizi gibi, İnşaAllah başak verecekler gelişecekler inşaAllah ve gelişiyorlar, İnşaAllah. Mehdiyeti bu kadar gündemde tutmamın nedeni Mehdiyet ve İseviyet bu son 70 yılın dünyanın son 70 yılı var bakın başka vakti yok. Son 70 yılın en büyük ve hakim olayıdır. Yani başka bir olay yok. Yani hakim ana olay budur. Çin’i de Rusya’yı da Türkiye’yi de her yeri ilgilendiren bir sistem şu an Amerika’yı da. Bakın bütün Amerika’lılar Hz. İsa (a.s)’nın dönüşü şuan gündem. Irak’ın işgalinin sebebi Hz. İsa’dır. Onunla ilgili işgal etmişlerdir kendilerine göre tabii armegedon inanışlarından kaynaklanıyor. Afganistan yine o şekilde. Türkiye’deki bereket tırmanış Mehdiyettendir, Türkiye’de ki istikrarın nedeni Mehdiyettir. Türkiye yüz kere yıkılırdı, yüz kere yıkılırdı. Yani bu kadar yıkılması için uğraşılan bir ülke yok. Ama yüz kere dirildi, yüz kere ayağa kalktı, ne ekonomik kriz etki etti, ne şu bu etki etti, ne bu etki etti. Her felaket Türkiye’nin üstünde döndü. Bak o yanardağın dumanı bile geldi Türkiye’nin üstüne gelince geriye döndü, gelemiyor. Deprem mesela bak geliyor en fazla 4.4 o civarlarda kalıyor. Deprem vurmuyor. Çünkü mübarek bir şehir ve Mehdiyet devrindeyiz. Mehdi (a.s.)’nin olduğu bir yerdeyiz. Bakın dün çok tarihi bir olay oldu, çok büyük. Mesela Mustafa Özcan Ağabey bu yazar Vakit Gazetesi’nde yazıyor, eskiden Yeni Asya’da yazıyordu çok değerli büyük bir alimdir o çok kültürlü bir insandır. Bildiğim kadarıyla El-Ezher mezunu yani çok muhterem bir insan. Dün Seyid Salih Özcan Hocamız durduk yere dedi ki, Bediüzzaman benim alnıma vurdu şakadan ve “keçeli ben Mehdi (a.s.)’yi görmedim, görmeyeceğim ama sen Mehdi (a.s.)’yi göreceksin” dedi, bana dedi. Bütün salon bu tarihi ihbarı duydu herkes duydu çok büyük bir olaydır bu, çok büyük bir olaydır. Yani tepkisiz gibi görünmeyle beraber o beyinlere nakşetti. Çok önemli bir şeydir o. Risale-i Nur Hareketi yani Risale-i Nur okuyan insanlar bugün Türkiye’de ki işin doğrusu en etkin topluluktur. Yani her yerde en etkin onlardır, en etkin topluluktur. Efendim evet bir bakalım.
VTR
ADNAN OKTAR: Bak “ben Mehdi (a.s.)’yi görmeyeceğim sen göreceksin”, kardeşim bunun üstüne daha söylenecek ne var? Bak bu insan Bediüzzaman’ın en has talebelerinden ve 12 kişilik seçtiği en güvenilir yakınlarından ve sır katiplerinden. Bak ona söylüyor net, bu ne demektir? Mehdi (a.s.) şu an görevde, vazifede yani bunu hiçbir Nur talebesi inkar edemez, çok net sarih açıklama. Tabii biz bunu söylememizin nedeni bu tarihi olayı, tarihi günleri insanlara iyice nakşetmek. Çünkü onbinlerce yıllık geçmişin, tarihin en önemli olayıdır deccaliyet ve Mehdiyette onun en önemli karşıt olayıdır. Böyle dünya tarihinde bak dünya tarihinin en önemli olayını bizim anlatmamamız mümkün değildir. Bak ben Bediüzzaman; “benim görevim Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlamak” diyor. Türkiye’deki bak en büyük Müslüman topluluğun lideri bunu söylüyor. “Benim görevim Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlamak, onun pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim ona zemin hazırlıyorum” diyor. “Benim görevim bu” diyor. “Biz anladık ki, bu vazifemizle o kutsi çiçeklere zemin isale ediyoruz” diyor. “Risale-i Nur’un asıl sahibi Mehdi (a.s.)’dir” diyor, Bediüzzaman. “Mehdi (a.s.) ve talebeleridir” diyor. Şimdi bu kadar büyük bir olayı Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği, Tevrat’ın ve İncil’in belirttiği büyük bir olayı ve özel olarak Türkiye şu an liderliğe hazırlanıyor dünyada. Yani masonluk da biliyor Türkiye’nin liderliğe hazırlandığını, Amerika da biliyor herkes biliyor. Adım adım yani Türkiye’nin vizeleri kaldırmasını Amerika öyle ağzı açık seyretmiyor, biliyor Amerika ne anlama geldiğini, Rusya da biliyor, Çin de biliyor. Yani dünya devleti de biliyor, arkasından pasaportların kalkacağını da biliyorlar. Bak Amerika’nın eski başkanları geliyor adamlar açıkça söylüyor siz diyorlar; “İslam aleminin, Türklük aleminin liderisiniz ve lider olacaksınız siz. Biz bunu biliyoruz” diyorlar. Ben böyle dev bir olayı niye kapatayım. Tabii ki gündemde tutacağız. Ama bu hakikaten bir kısım nur talebeleri tarafından harika tarzda, şaşılacak ve hayret verecek tarzda örtbas edildi. Bir mucizedir bu, yani alanen ve açıkça Peygamberimiz (s.a.v.) söylediği halde, Tevrat söylediği halde, İncil’de geçtiği halde Kuran’da ayetlerde işaret edildiği halde, Peygamberimiz Kütüb-i Sitte’de boydan boya anlattığı halde, Bediüzzaman açık ve sarih ifadelerle yer belirterek, tarih belirterek, belirttiği halde bu konu örtbas edilmiştir. Ben bu konu üstündeki örtüyü kaldırdım, benim görevim buydu. Ben bu perdeyi kaldırmakla görevliydim ve Allah bana bunu nasip etti, inşaAllah.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...