SUNUCU 1: Programımıza Kaçkar Tv, Art Uşak Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve Harun Yahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam buyurunuz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. İttihad-ı İslam, Müslümanların birleşmeleri farz, ayrılıksa haramdır diye hep söylüyorsunuz maşaAllah. Allah’ın Müslümanların ayrılmasını ve dinlerini parçalamalarını yasakladıklarını bildiren ayetlerden okuyorum Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım 15/90; “Parça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi, ki onlar Kuran’ı parça-parça kıldılar. Rabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız” diye buyuruyor Allah maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ayrıca Hocam“(O müşrikler ki,) Kendi dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça olmuşlardır ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır.” “Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiçbir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah'adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.” “Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar (dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi bize döneceklerdir” diye buyuruyor Allah maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah, elhamdülillah, başka neler var Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz de zaman zaman anlatıyorsunuz Hocam, bu televole kültüründen bahsediyorsunuz, onun yaptığı zararlardan. Bediüzzaman Said Nursi de bu konuya dikkat çekiyor Hocam. O bölümü okuyayım mı? Nasıl kalın bir gaflet perdesi oluşturulduğuna şöyle işaret ediyor Said Nursi Hazretleri; “Her sabah ve akşam gazetelerle günahları ve mel’aneti (faydasızlığı) birbirlerine nakledip öğretmektedirler. İşte bu sefih (zevk ve eğlenceye düşkün) medeniyet sebebiyle, gaflet perdesi o kadarkalınlaşmış ve onun süs ve fantaziyeleriyle hicap (utanma duygusu) o kadar kesafet peyda etmiştir ki (bulanık hale gelmiştir ki); adeta yırtılmaz bir hale gelmiş” diye buyuruyor Said Nursi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Bediüzzaman, her şeyi çok mükemmel gayet güzel, etkileyici, detaylı, derinlemesine anlatmış. Risale-i Nur Külliyatı’nı herkese tavsiye ederim, inşaAllah. Oktar Hocam devam et, anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.Yine Üstad, İttihad-ı İslam’ın en büyük farzı vazifesi olarak şöyle işaret ediyor, siz daha iyi bilirsiniz İnşaAllah; “İhfa (gizlenmek), havf(korkmak); riyâdandır (gösteriştendir, iki yüzlülüktendir). Farzda riyâ (gösteriş, iki yüzlülük) yoktur” diyor Said Nursi. “Bu zamanın en büyük farz vazîfesi (görevi), İttihad-ı İslâmdır (İslam Birliği’dir)”diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, bunu Müslümanlar çok iyi bilecekler, özellikle Nur talebeleri çok itinalı şekilde bu farzı gündemde tutacaklar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Ahir zamanda çıkacak sözde âlimlerden bahsediyor Hocam. Hz. Mehdi(a.s.)’nin karşısında en şiddetli düşmanlar olacakları söyleniyor inşaAllah. Hz. Mehdi(a.s.)’nin karşısındaki en şiddetli insanlardan biri olacağını anlatıyor. Peygamber Efendimiz(s.a.v), İnşaAllah bu kişileri tanıyabilmemiz için de çok detaylı tarif ediyor, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor, Hz. Ali(r.a.)’den; “Ahir zamandaöyle bir kavim meydana çıkacak ki, Kuran okuyacaklar fakat boğazlarından aşağıya geçmeyecek. Dinden, okun yaydan çıkması gibi çıkacaklar. Onlarla mücadele etmek her bir Müslüman için bir haktır. Görünümlerinde saçları tıraşlıdır” diye buyuruyor Peygamber Efendimiz, Hadislerle Hz. Ali-İmam Nesai. Amr bin Sad'dan; “Halkı (zahirde) benim evladıma davet etseler de, benim evladımdan uzak olurlar. Bu öyle kötü bir topluluktur ki ahlakları yoktur. Zorbalara musallattırlar, cebbarlara fitneyi öğretirler, hâkimlere kan döktürürler.” Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani.
ADNAN OKTAR: Evet,burada münafıklar anlatılıyor, Mehdi(a.s.) devrinin münafıkları anlatılıyor. Bir daha, tekrar oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, “Ahir zamanda öyle bir kavim meydana çıkacak ki, Kuran okuyacaklar fakat boğazlarından aşağıya geçmeyecek. Dinden, okun yaydan çıkması gibi çıkacaklar. Onlarla mücadele etmek her bir Müslüman için bir haktır. Görünümlerinde saçları tıraşlıdır” diyor Peygamber Efendimiz.
ADNAN OKTAR: Evet, başka bir rivayette sarıklıdırlar diyor. Sarıklı 70 bin münafık deccalden yana tavır alıyorlar. Mehdi(a.s.)’ye karşı mücadele veriyorlar. En muteber hadis kitaplarında Peygamber Efendimiz ahir zamanın mühim bir olayı olarak, çok mühim bir olayı olarak, dev bir olayı olarak belirtmiştir. Münafıkların bir özelliği vardır, Peygamber Efendimizin devrinde ve diğer peygamberler devrinde hep zuhur ederler, hep istinasız mutlaka çıkarlar. Mehdi (a.s.) devrinde de vardır münafıklar, o devrin en şedit deccalinden daha şedittir münafıklar. Çünkü deccal açıkça söylüyor deccal olduğunu, münafık gizliyor, daha şedittir konumu, daha iblisane, cehennemde hükümleri daha ağırdır. Ahir zamanın en önemli konusu deccaliyettir ama deccaliyetin en önemli askerleri münafıklardır. Deccal gizli olmakla beraber aşikârdır ordusu, fakat münafık ordusu gizlidir. Bir de her münafığın amacı ayrıdır, her münafık kendi başına ayrı bir ordudur. Peygamber Efendimiz zamanında da ve Mehdi (a.s.) devrinde de bunları göreceğiz inşaAllah, fark edeceğiz. Her biri ayrı bir peygamberi eleştiriyor. Mesela birinin eleştirdiği konuyu diğeri eleştirmiyor. Her biri peygambere ayrı bir suçlamada bulunuyor hâşâ. Her birinin çıkar yolu ayrı, mesela bir tanesi ‘ben savaşmayı bilmiyorum’ diyor. Boş bu, boş, amaçsız adam. Savaşmayı bilsem gelirdim sizinle, diyor. Çıkarım olsa gelirdim yani, ama savaşmayı bilmiyorum diyor, klasik yalancı, münafıklarda bu vardır. Öbürü de diyor ki; benim derdim ailemle, ben ailemi kurtarmanın peşindeyim diyor. Miras gelecek, para gelecek, yiyecek gelecek, ona imkân sağlayacak olan, her türlü çıkarını sağlayacak olan bir birim olarak görüyor ailesini, o yüzden ‘evim açıktadır’ diyor Peygambere, mücadeleye katılmaktan zaten kaçınıyorlar, münafıkların ana özelliğidir bu. Ama bakın onun derdi daha da bir ayrı oluyor. Bir başkası sırf Müslümanları dağıtmak için uğraşıyor. Tutunacak yeriniz kalmadı artık dağılın diyor. Bir başkası daha başka bir şey söylüyor, bir başkası daha başka bir şey söylüyor. Ahir zaman münafıkları da aynı şekildedir, her birinin derdi ayrı olacaktır. Kimi başka bir şey söyleyecektir, kimi başka bir şey söyleyecektir, kimi başka bir şey söyleyecektir. Her birinin çıkar yönü ayrı olacaktır, her münafık kendi çıkarı içerisinde olacaktır. Kimi ticaretini kurtarmanın peşinde olacaktır, kimi ailesini kurtarmanın peşinde olacaktır, kimi siyasi imkânlarını kurtarmanın peşinde olacaktır. Kimi itibar peşinde, kimi çevre peşinde birçok nedenleri olacaktır münafıkların ve amaçları olacaktır. Ama tabii Peygamberimiz zamanındaki münafıklar tescillidir çok nettir, görülmüş vakalardır. Bak; “Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler.” Kof kütük gibi, boşturlar diyor Allah. “Her çağrıyı kendi aleyhlerine sanırlar.” Bak dayandırılmış ahşap kütükler gibidirler. Bir yere dayanmışlar, mutlaka dayanacaklar bir yere küfre sırtlarını dayarlar. Kütük nereye dayanır, mesela duvara dayanır, münafıklar da küfre dayanmışlardır. Allah odun gibi olduklarını söylüyor, kütük gibi, kütüğe bir şey anlatsan ne anlar? Anlamaz. Bir şey söylesen kavrayamaz. Kütüktür adı üstünde. Ruhsuz ve ölü varlıklardır münafıklar, ruhları şeytan tarafından istila edilmiştir. Artık şeytan konuşur onların ağzından, şeytan adına eylem yaparlar, şeytanlaşmıştır. Bir kütüğe şeytanın hulûl ettiğini düşün, o tarzdadır. “Onları dinlersin” diyor, çünkü şeytani konuşma olduğu için zekice konuşur münafıklar, ama ahmaktırlar, konuşma ahmak ama zekicedir, inşaAllah. “Dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler” yani kasıt da gözlerindeki ve üstlerindeki o ruhsuzluk, ölü bünye, ölü bir bedene sahip olduklarını söylüyor Allah. Hani var ya ayette; “Gözleri var görmezler, kulakları var işitmez. Onlar hayvanlar gibidirler, hatta hayvanlardan da aşağıdırlar” diye, işte Allah onu kütük olarak açıklıyor. Münafığın özelliği, kütüktür. Ama şimdi münafık konuştuğunda da insanlar, ya der, bak münafık geldi şunu yapıyor, bunu yapıyor, sanki hakikaten kayda değer bir varlık zanneder insanlar. Halbuki, bir kütüğe şeytanın ilka olması yani şeytanın oraya hulûl etmesiyle oluşan bir varlıktır. Dolayısıyla karşımızda şeytan var. Ve şeytanla bir mücadele var. Mümin zaten şeytan ile mücadele eden bir varlık. Onun için münafığın bir gücü yoktur. Şeytan gibidir. Şeytan gibi zeki fakat şeytan gibi de ahmaktır. Şeytan gibi başını belaya sokar. Şeytan gibi kendi canını yakar. Şeytan bütün ömrü boyunca sürünen ve acı çeken bir varlıktır. Bütün ömrü acıyla geçer şeytanın. Münafığın da bütün ömrü acıyla geçer. Bak; “ Her çağrıyı kendi aleyhlerine sanırlar.” Şimdi bir gazete haberi onun için aleyhte bir haberdir, Müslümanların herhangi bir atağı aleyhte bir haberdir. Mesela, araba geçse ev sallansa deprem oluyor zanneder. Yani münafık çok manyak bir varlıktır. Mesela cildinde bir kızarıklık olur, onun ölümcül bir şey olduğunu düşünür. Ama bundan kurtulamaz, söylese de kurtulamaz. Deli gibi yaşama hırsı vardır münafığın, deli gibi sonsuz yaşama arzusu vardır, şeytani bir yönüdür o. Tabii ki insanda böyle bir içgüdü var ama o Allah’sız dinsiz yaşamayı ister. Fakat münafık, o kadar ustaca ve o kadar zekice Allah’ ı anar ki yani insanlar gayri ihtiyari ‘herhalde bu Müslümandır’ diye düşünür. Hâlbuki münafık net dinsizdir. Kesin dinsizdir. Ve kesin Allah düşmanıdır. Ama bunu çok şeytani bir kararlılık ve zeka ile örter ömrü boyunca, sezdirmez. Ahirette belli oluyor, yani net dinsizdir. “Onlar düşmandırlar.” Bak Allah vasıflarını söylüyor, Müslümanlara kesin düşman. Müslümanın ‘münafık zarar vermez’ diye itinasını, dikkatini, savunma refleksini kapatmaması gerekiyor. Bak Allah kesin hükmünü vermiş; “Onlar düşmandırlar”. Nasıl şeytan düşmansa, münafık da düşmandır. Öldüresiye düşmandır, ölümüne bir düşmandır. Müslümanların sürekli açığını arar. Mesela asrımızın inkârları ne yapabilir; mesela basında aleyhte haber çıkarttırmak, ihbarda bulunmak, yalancı şahitlik yapmak, sahtekârlık yapmak, suikast hazırlamak, pusu kurmak, fitne çıkarmak, oraya buraya yalan haberler yaymak, dedikodu yapmak, Müslümanları birbirine düşürmek gibi faaliyetler olur. Yani bu düşmanlık vasfı asla kalkmaz. O yüzden ‘ya bu adam zararsız adamdır’ diye dikkati münafıkların üzerinden çekmek Müslümanlar için çok büyük bir gaflet olur. Münafığı Allah öyle yaratıyor. Şeytan mesela, şeytandan zarar gelmez dediğinde çok büyük başını derde sokarsın. Şeytana karşı teyakkuz esastır. Şeytan insanı dinç tutar, canlı tutar. Şeytan kendini yakar ama Müslümanın dinç kalmasını sağlar. Münafık da öyledir, dinç kalmasını sağlar Müslümanın. Neşe ve canlılığını sağlar. Öbür türlü Müslümanlara meskenet ve bitkinlik verir. Münafık olmadığında meskenet ve bitkinlik olur. Münafıkla Müslümanlar aktivite ve canlılık kazanıyorlar, atağa geçiyorlar. Yani mesela bak Erbakan Hocamı canlandıran nedir? Münafıklardır. Ben adı geçen kişileri, Numan Kurtulmuş’u falan tenzih ederim. Saadet Partisi’ndeki o canlı, aktif topluluğu harekete geçiren kimdir; münafıklardır. Onlar onları heyecanlandırır. Ama tekrar diyorum ben Numan Kurtulmuş’u tenzih ediyorum, ayrı bir konu anlatıyorum. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) döneminde sahabeleri de müthiş coşturan bir topluluktur. Müslümanları da her devir takip edecek, Mehdi(a.s.) devrinde de münafıklar, Mehdi(a.s.) cemaatinin şevkini ve heyecanını, azmini ve gücünü artırmasına vesile olan varlıklardır. Münafık gün be gün yanar, yakar kendini. Hep hayıflanır, geçen günlerine yanar, verdiği emeklerine yanar, verdiği imkânlara yanar, her gün hayatından biraz daha günün geçmesine yanar, sağlığının gittikçe bozulmasına yanar, çektiği acıya yanar, çektiği gerilim ve ızdıraba yanar. O acılar onda katlanır katlanır yumak olur ve onu boğmaya başlar. Münafığın özelliğidir bu. Bak; “Bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının” Allah’ın emri. Bak; “Bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının”. Yani savunma refleksi güçlü olsun. Dikkat edin, iyi takip edin, özenli olun, açık vermeyin, keskin bir dikkat, keskin bir uyanıklık sizin üzerinizde olsun, hiçbir şekilde meskenete düşmeyin. Bu çok güzel bir şey Müslüman için. Meskenete düşmüyor, dikkati açık, keskin, uyanık, atak ve çok güçlü olun diyor Allah. Bak; “ Onlardan kaçıp- sakının”. Nasıl olur bu? Güçlü olarak yapabilirsin. Ve ittifak… Müslümanların birbirini çok iyi koruyup kollaması ve birbirlerine kenetlenmesi. Savunma başka türlü nasıl yapılabilir? Kuran’da; “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi mücadele edenleri Allah sever” diyor şeytandan Allah’a sığınırım. İştekurşunla kaynatılmış binalar gibi olmayı münafık sağlar, aynı zamanda o şevki verir. Bak; “Bu yüzden” diyor Allah gerekçe gösteriyor “onlardan kaçınıp-sakının” yani gerekli tedbirleri alın, uyanık olun. “Allah onları kahretsin” diyor Cenabı Allah. Biz de diyoruz Allah onları kahretsin. Münafıkları kahretsin. Şimdi bu ne demektir? Allah onları kahredecek demektir. Nasıl kahrediyor? Psikolojik olarak kahrediyor. Cehennemde de, cehennem ateşiyle kahreder, ama dünyada bayağı acı çeker münafıklar. Bu bir mucizedir, neşelenemez, mutlu olmaz, hiçbir münafık mutlu olamaz. Devamlı acı içindedir, bu çok hayret verici. Müslümanlar açısından neşelendirici, onlar açısından da ızdırap vericidir. Hiçbir münafık gerçek anlamda mutlu olamaz, neşelenemez, içinde hiçbir şekilde bir ferahlık olamaz, acayip şekilde gerilim içerisindedir. İşte bak Allah diyor ki; “ Allah onları kahretsin” diyor. Kahır yani azap, inşaAllah. “Nasıl da çevriliyorlar”. Çok abidik gubidikdir münafıklar. Mesela sürekli oynar. Müslümanın yanında böyledir, Şeyh Nazım Hocamın cemaatine gider, orada Şeyh Nazım’ı çok seviyor gibi gösterir, Cübbeli’nin yanına gider ondan yana gibi gösterir, Nur talebelerinin yanına gider onlardan gibi görünür, bizim yanımıza gelir bizi seviyor gibi görünür, komünistlerin yanına gider komünist gibi görünür, satanistin yanına gider satanist gibi görünür, manyaktır böyle. Bak Allah ona dikkat ediyor; “Nasıl da çevriliyorlar” diyor Allah. Yani sürekli oynaktır, sürekli şekilden şekle girer münafık. “Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır.” Allah’ı aldattıklarını zannediyorlar münafıklar. İslam’a karşı, Müslümanlara karşı çok ince bir strateji uyguladıklarını, muazzam oyunlar oynadıklarını, hâşâ dinle alay ettiklerini, gizli gizli dine karşı mücadele verdiklerini düşünürler, onun için diyor ki; “Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar”. Güya. “Oysa” diyor Allah; “ O, onları aldatandır”. Allah’tır onları aldatan diyor. Çünkü acının içine çekmiş, ızdırabın içine çekmiş, psikolojik olarak çökertmiş ve hiçbir şekilde başarılı olamayacakları bir mücadelede ızdıraplı bir hayatın içerisine onları kilitlemiştir Allah. Mesela en istemedikleri şey dindir, dinin içerisinde kalmaya mecburdur münafık. Bak, en hâşâ en nefret ettiği, en öfke duyduğu olay, dindir. Ama münafık ihtiyacı olduğu için mecburen dinin içinde kalır. En acı çektiği şeyin içerisinde Allah onu yaşatır. En nefret ettiği yine Müslümanlardır ve onları ezmek ister, ezemediği için de, kendi sürekli ezildiği için de müthiş acı içerisindedir. Başarısızdırlar, inşaAllah. “Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar” diyor Allah ayette. Zaten yanında biri varsa isteksiz kalkıyor, yoksa hiç kalkmaz. Biri varsa namaz onu adeta yakar. Namaza duydukları öfkeyi belki hiçbir şeye duymuyor olabilir münafıklar, acayip bunalırlar. Çok rahatsız eder münafığı, onun için yalnız kaldıklarında da hiçbir şekilde namaz kılmazlar. “İnsanlara gösteriş yaparlar.” İşte, 99luk tespihi yanında durur, takkesi yanında olur, gerekirse sakal bırakır, başka yerde gider keser sakalını entel havasına gider. Bir başka yerde evliya havasındadır el pençe divan durur, bazen göbeğine kadar bırakır sakalını, misvaklanır, misvak yapar. Bazen şalvarla gezer, bir de bakarsın otelde şaklabanlık yapar başkalarına, inşaAllah. “Ve Allah'ı çok az anarlar.” Nerede çok az anıyorlar biliyor musun? Kendi aralarında. Müslümanların yanında çok Kuran’dan bahseder münafıklar, yani dinden çok bahsederler. Müslümana karşı mücadelede Kuran’ı kullandıkları için çok bahseder. Ama kendi aralarında çok az anıyorlar Allah’ı. Böyle rast gelirse ‘inşaAllah’ der ya bazen insanlar çok nadir, ayda yılda bir ‘inşaAllah’ der. Şaşırır kalırsın nasıl dedi. Hakikaten inandığı için mi dedi, inanmadığı için mi, nasıl oluyor diye sorarlar. “Münafık erkekler ve münafık kadınlar” Şeytandan Allah’a sığınırım “bazısı bazısındandır;” yani münafukun ve münafıkat olarak geçiyor Kuran’da. “kötülüğü emrederler,” işte, git ihbarda bulun, rezillik çıkart, Müslümanların imkânlarını engelle, onlara olumsuz haberler gönder, suikast hazırla, mücadele et, fitne çıkar tarzında; “iyilikten alıkoyarlar,” İttihad-ı İslam’ı istemezler, Türk İslam Birliği’ni istemezler. Bunu engellemek içinde her şeyi yaparlar. Kuran’ın yayılmasını istemezler. Ama güya savunuyor gibi görünürler, güya. Yanında adam varsa gösteriş gerekirse usulen ama kalben nefret ederek bunu söylerler; “ellerini sımsıkı tutarlar”. Mal, para münafığın en ızdırap duyduğu konudur, Allah yolunda harcanması. Eğer harcadıysa onulmaz hasretlere dönüşür, acayip acı çekmeye başlar. Es kaza Müslümanlara bir şekilde para verdiyse, imkan verdiyse, yaşadığı müddetçe Allah onun alnını dağlar adeta, acayip ızdırap çeker, müthiş bunalır, aklına geldikçe yer bitirir onu. Bak; “ellerini sımsıkı tutarlar” diyor Allah. “Onlar Allah'ı unuttular;” kafalarında Allah inancını sildiler diyor Allah. “O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.” Allah’ın hükmüne uymazlar diyor. Nerede? Gizli olduğunda, açıkken çok titiz olur münafıklar. “Onlara: ‘Gelin Allah'ın Resulü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin,’ denildiği zaman başlarını yana çevirdiler.” Lider kabul etmez münafık, itaat de kabul etmiyor, üstünde bir insan da kabul etmiyor, bir varlık da kabul etmez. Peygamberimizi (s.a.v.) o zaman kabul etmediler ve ayrı bir mescit kurdu münafıklar. Bak; "‘Gelin Allah'ın Resûlü sizin için bir mağfiret (bağışlanma) dilesin,’ denildiği zaman başlarını yana çevirdiler”. Bakmak istemezler, yanına gelmek istemezler. “Sen, onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün.” Acayip enaniyetlidir münafıklar, Allah buna dikkat çekmiş bak ayette; “onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün”. Yani Müslümanlarla görüşmemeye, uzak durmaya çalışırlar, en sonunda da hiç görüşmezler, tamamen bağlantıyı keserler. Ama bak ‘büyüklük taslamalarına’ dikkat çekmiş Allah. O onlara has özel bir yapıdır. Bütün münafıklar ayrı ayrı kendilerini çok beğenirler. Birbirlerini hiç beğenmezler, birbirlerini hiç beğenmezler. Hepsi en büyük olduğunu düşünür. Acayip enaniyetleri, delilik derecesinde enaniyetleri vardır. En belirleyici vasıflarından birisidir bu. En açık vasıflarından birisidir. Ama tevazu görünümü altında bunu gizlemeye çalışırlar, buna ihtiyaçları vardır. Münafık zeki olduğu için kendini gizlemek için çok uğraşır. Böyle sahte tevazu üslubu içerisinde ama ağzından da taşar zaman zaman küfrü ve azgınlığı, oralardan yakalanır. Taşma noktalarından yakalarsın yoksa anlaşılmaz. “Ağızlarından taşmaktadır” diyor ya Allah ona çok dikkat edilmesi lazım. İşte Allah dikkat edilecek noktayı söylüyor, taşma noktası. Ve “Ona: ‘Allah'tan kork’ denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler”. Zaten Allah’tan korkmak münafığın asla kabul etmeyeceği bir şeydir. Çok enaniyetli olurlar dolayısıyla Allah’tan korkmaz. Ama korkuyor gibi görünür. ‘Büyüklük gururu’ diyor bak burada da Cenabı Allah, bir daha vurguluyor ‘büyüklük gururu’, yani acayip gururludur münafıklar. Kafirane gururu içerisindedirler, küfür gururu sarmıştır; “onu günaha sürükler, kuşatır”. İslam’a, Müslümanlara saldırmaya onu yöneltir. “Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o” diyor Cenabı Allah. Sonsuza kadar cehennemde kalmak için yaratılmış varlıklardır münafıklar. “İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi. (Bu, Allah'ın) müminleri ayırdetmesi; münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: ‘Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın’ denildiğinde, ‘Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik’ dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.” Ali İmran Suresi,167. ‘İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün’, münafık neyi bekler? Müslümanlara saldırma gününü bekler. Bak diyor ki; “İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün”. İşte münafığın en belirgin olarak kendini ortaya koyacağı vakit o gündür. O günün ne olduğunu söylüyor Allah. Müslümanlara saldırı anını bekler münafık. İki topluluk, biri Müslüman topluluk, öbürü de Müslümanlara saldıran topluluk. Herhangi bir topluluk, Müslümanların aleyhine. Bu anı beklediklerini görüyoruz. Münafık aylarca yıllarca bekler saldırı anını. “…size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi” bunu münafık bilmez. Allah’ın yarattığını bilmez o saldırı olayını. Rastgele oldu zanneder. “(Bu, Allah'ın) müminleri ayırt etmesi; ve münafıkları yapanları belirtmesi içindir.” Münafık bunu bilmez. Hâlbuki mümin için bir şeref bu. Müminin makamı yükseliyor, derecesi yükseliyor. Gerçek samimi bir mümin ve arif mümin, halis mümin, razılardan olan mümin, razılardan yazılan mümin olmak konumuna gelmiş oluyor inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle. “Onlara: ‘Gelin, Allah'ın yolunda savaşın’”, münafığın en rahatsız olduğu söz bakın; “Gelin, Allah’ın yolunda savaşın ya da savunma yapın", münafığın zaten bizzat mücadele ettiği bir sistemi var, sen ona teklif etmiş oluyorsun. Müslümanlar bilmediği için iyi niyetle ‘gel tebliğ yapalım, İttihad-ı İslam’ı yapalım, Türk İslam Birliği’ni kuralım’ diyor. Sen onu can evinden vurmuş oluyorsun bu dediğinle. “ ‘Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik’ dediler.” Bak çok şeytani bir cevap. “Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik”, bunu söylemenize bile gerek yok, tabii ki izlerdik sizi. Bak münafık ve üst perdeden bir üslup, ama savaşmayı bilmiyoruz diyor. Münafık işine gelen yerde biliyor havasındadır, işine gelmediği yerde de bilmiyor havasındadır. Bak burada bilmiyoruz diyor. Ve yalan söylüyorlar tabii. “O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar.” İman değil de, küfür yönü daha çok görünür yani. İmana benzer yönleri de var ama küfür alenen belli oluyor. ‘Bakan için açıktır’ diyor Allah küfre yakınlıkları. “Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı.” Kalplerinde böyle bir şey yok ama ağızlarından çıkan başka türlü oluyor. “Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir”. Asıl kalplerinde, işte gizli tutar münafık, öfkesi ve kini kalbindedir o onu yakar, bitirir. Onun şiddeti çok şiddetli oluyor, çapı bayağı güçlü oluyor. Öfke de insanı çok yakan bir şey, o onun kendi içinde kilitlenmiş bir belaya dönüşüyor. Müslümanın haberi yok, onun içindeki öfkeden haberi yok. Öfke onun içine bir ateş gibi düşmüş. Normalde Müslümanların aleyhine olması lazım değil mi o öfke? Onun vücuduna saldırıyor, onu boğar öfke. Onun için diyor ki Allah; “Öfkenizle ölün” diyor. Öfkeleri öldürücü bir güç olarak vücutlarında onlara saldırır. Gece gündüz onları çökertir, darmakeşan olurlar.
“Sevgili Hocam” diyor “röportajlarınızı her gün çok büyük bir zevkle izliyorum. Bazen Tevrat’tan sözler okuduğunuzda aklıma bir soru takılıyor. Hocam Tevrat’ta Mesih olarak anlatılan bölümler, Mehdi(a.s.) mi anlatılıyor” diyor “yani Mesih ve Mehdi(a.s.) aynı kişi mi?” Şafak. Kral Mesih olarak geçiyor, tabii Tevrat’ta Kral Mesih olarak belirtilen kişi Mehdi(a.s.)’dir. Musevilerle de konuştum ben Sanhedrin ile onlar da biliyorlar. Zaten bir tane Mehdi(a.s.) bekleniyor. Musevilerin beklediği Mehdi (a.s.) bir tanedir. Musevilerle Müslümanlar aynı Mehdi(a.s.)’yi bekliyor. Kral Mesih olarak geçer. Tevrat ve Zebur’da da çok detaylı belirtilmiştir. İsa Mesih(a.s.)’e de Tevrat’ta işaretler vardır ama Mehdi(a.s.) çok kapsamlı, dünya lideri olan Mehdi (a.s.) ayrı anlatılmıştır, Kral Mesih. O dünyaya hakim olan kişi olarak anlatıyor ve anlatımı da çok geniş. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz Mehdiyet döneminde Musevilerin de, Hıristiyanların da ‘Muhammeden Resulullah’ diyeceğini söylemiştiniz Hocam, anlatmıştınız. Peygamberimiz(sa.v.)’in bu konuda bir hadisi var inşaAllah. Okuyorum hadisi Hocam inşaAllah;
“İmam Bakır aleyhi'selam'dan nakledilen başka bir hadiste şöyle geçer: ‘Bu galebe (galibiyet) ve üstünlük Al-i Muhammed'den olan Hz. Mehdi(a.s.) kıyam edince gerçekleşecektir. Öyle ki, yeryüzünde Hz. Muhammed Mustafa'yı (onun Peygamberliğini) ikrar etmeyen bir kimse kalmaz.’ ” (Tefsir-i Burhan) MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bir daha oku bakayım.
OKTAR BABUNA: “Bu galebe (galibiyet) ve üstünlük Al-i Muhammed'den olan Hz. Mehdi(a.s.) kıyam edince gerçekleşecektir. Öyle ki, yeryüzünde Hz. Muhammed Mustafa'yı (onun Peygamberliğini) ikrar etmeyen bir kimse kalmaz” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: EvelAllah, evelAllah. Muhammed Mehdi Muntazır Seyyid Battal Gazi gibi, Allah’ın izniyle kasıp kavuracak, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de münafıklarla ilgili bir hadis var, okuyayım inşaAllah. “Mü'min rüzgârdan etkilenen ekin gibidir; devamlı belâ içinde olur. Münafık ise, kesilinceye kadar etkilenmeyen çınar ağacına benzer.”
ADNAN OKTAR: Yani kütük gibi. Kütüğe benzetiyor Allah, ayette kütüğe benzetiyor. Münafık kendi içinde kavrulup yandığı için, işte onu harekete geçiren odur münafığı. O içindeki öfke sürekli vücudunu tırmalar ve yakar. O acıdan kurtulmak için de Müslümanlara saldırır, her seferinde de daha da başı belaya girer. Yine saldırır, yine başı belaya girer. Onunla işte sürüne, sürüne, sürüne ölüyor münafık. Özelliği odur.
OKTAR BABUNA: Daha önce demiştiniz Hocam; “tamam, bu sefer tamam der” demiştiniz yine mağlup olur, bu sefer tamam der, şimdi olacak der…
ADNAN OKTAR: Gözlerine inanamaz münafık, olamaz diyor yani açık, aleni, ben bunu rahatça hallederim diyor, yine olmuyor. Üç boyutlu bir bilye hazırlamışlardı, bir şirket hazırlamıştı; bir kabın içinde bir bilye alenen görünüyor. Yani hakikaten elinle alacakmışsın gibi görünüyor, ikinci bir ihtimal görünmüyor. Eğer bulabilirsem onu getireyim. İnsan hakikaten elini sokuyor ama kayboluyor. İnanılır gibi değil. Ama net duruyor yani içinde. Çok şahane bir teknik kullanmışlar. Aksi mümkün değil yani. Çok net, alenen görünüyor. Bir demir bilye, bir demir kabın içerisinde duruyor. Bu kitap nasıl duruyorsa, öyle; açık, sarih yani, öyle bir fluluk, ışık oyunu falan değil, çok net. Elini soktuğunda boşluğa elin gidiyor. Münafık da böyle, sürekli atak yapar ama eli sürekli boşluğu gider. Kaderi öyledir, Allah başarısız olacaklarını söylüyor ayette. Çünkü her tuzak bozulmuş olarak yaratılıyor. Münafık yenilmiş olarak yaratılıyor. Münafığı böyle köpeğe benzetiyor Allah. Yani sürekli havlar diyor. Sen bir şey söylesen de havlar, söylemesen de havlar. Dilini sarkıtıp soluyan köpeğe benzetiyor Allah. Mesela bir şey söylesen de hayvan dilini sarkıtıyor, yapmasan da.
“Selamun aleyküm Hocam. Benim kardeşlerimde bir Nur talebesi var. O da Mehdi(a.s.)’nin şahs-ı manevi olacağını söylüyor. Ne delil gösterdiysem bir bahane buldu. Bediüzzaman Hazretleri’nin; ‘Ben Mehdi(a.s.)’yi göremeyeceğim’ sözünü daha evvel de söylemiştim ama etkili olmamıştı. Şimdi videoyu göstersem ne düşünür diye düşünürken aklıma geldi, muhtemelen diyecek ki; ‘Kişi kendini vasıtasız göremez ancak ayna vasıtasıyla görür. Karşısındakinin görüşü böyle değildir. Hatta alnına vurması da bu görüşünü destekliyor. Üstad takiye yapmış’ diyecek. Bu arada dün önerdiğiniz kitaplardan Ehl-i Sünnet âlimlerinin yer aldığı eserler bütün internet sitelerinde stoklarda bitmiş.” İnternet sitemizden indirebilirler işte, bilgisayarlarına indirsinler. “Hocam son çare Hacı Bayram’da sahaf sahaf gezeceğiz artık. Allah’a emanet olun. Yasemin Akman.” Güzel Yasemin sen şimdi bak, bir adres vereceğim, bizim internet sitemizden kitap olarak indirebilirsin.
“Saygıdeğer Hocamız, biz üniversitede okuyan başörtülü gençler olarak YÖK’ün başörtüsü yasağının kalkmasıyla ilgili yaptığı açıklamayı nasıl değerlendirdiğinizi merak ediyoruz. Bir de sizce başörtüsü yasağının kalkması devamlılık arz eder mi? Bu acı dindi mi?” diyor. “Yayınlarınız için Allah razı olsun sizden.” Sizden de Allah razı olsun, inşaAllah. “Biz başörtülü üniversite öğrencilerine dualarınızda yer verirseniz, inşaAllah. Hayırlı geceler” diyor kardeşimiz. Oktar Hocam, söyleyeceğini söyle.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. KutubiSittedeMehdiveİsa.com sitemize girerlerse Hocam, sizin inşaAllah; İslam âlimlerinin Mehdiyet hakkındaki görüşleri, Hz. Mehdi(a.s.) hakkında Ehl-i Sünnet kaynakları, Bediüzzaman Said Nursi’nin Mehdiyet hakkındaki görüşleri, Bediüzzaman Said Nursi’ye göre Mehdi(a.s.) ne zaman gelecek; sahih kitaplardan Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İbn-i Mace’den ilgili hadisleri Hz. Mehdi(a.s.) ile ilgili, ve aşağıda da, Ahir Zaman Mehdi’sinin Alametleri kitabını yükleyebilirler Celaleddin Suyuti’nin. Beklenen Mehdi’nin Alametleri- Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki’nin de kitabını yükleyebilirler. Çok detaylı bilgi var Hocam, bu siteye girerlerse. Kitabı burada hangi formatta isterlerse; isterlerse word formatında, isterlerse pdf formatında yükleyebiliyorlar. Böyle üzerine getirip tıklarlarsa yüklemeye başlıyor. Kitabın tamamını yüklemeye başlıyor bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Dolayısıyla da Hacı Bayram’da gezmelerine gerek kalmıyor. Evden bu işi halledebiliyorsun güzel Yasemin.
“Sizce başörtüsü yasağının kalkması devamlılık arz eder mi?” diyor. Başörtüsü aslında biraz suni bir yasak, mantıklı bir şey değil. İsteyen istediğini, mesela şapka da giyer, başörtüsü de takar. Başörtüsünü isterse takmaz da. O bir gariplikti yani onu niye yaptılar ben anlayamadım. Çok çok gereksiz bir şeydi o. Bir anlamı da yok onun. Çünkü eğer Müslümanlığın yayılmasından çekiniyorlarsa Müslümanlık kalpte olan bir şey, akılda olan bir şey. Mesela ben anlatıyorum şu an Müslümanlığı. Müslümanlık daha da pekişiyor. Zaten bizim milletimiz Müslüman. Dolayısıyla engellenecek bir şey değil. Başörtüsü de ne alaka? Adam istediği kıyafeti giyer. Yani başörtüsü takar, başına bone de takar, şapka da giyebilir, canı ne istiyorsa onu yapar. Bir genç kıza ne kadar garip bir uygulama, ne kadar mahcup edecek bir şey. Kapıda, ‘hadi bakalım çıkart başörtünü’. Niye çıkartsın? Öyle olmasını istiyor, öyle inanıyor, yani ne mahsuru var? Yüzünü örtme dese, bu tamam. Çünkü suçlu mu, suçsuz mu adamı anlayamazın. Mesela birisi gelir, tehlikeli olabilir. Bunu aklım alır. Ama adamın kafası, başı, sana ne? Başına sargı da sarabilir, rahatsızdır başı, sıcak tutmak istiyordur, üşüyordur başı. Yaştır mesela yıkanır çıkar, gelir; kalın bir şeyle sarar, gelir. Üşümesin diye şapka giyebilir. Bunun engellenmesi inanılır gibi değil. Çok çok şaşırtıcı. ‘Benim inancım bu’ diyorsa, bitti. Bundan sonra zor, Allah-u alem Türkiye daha özgür olacak, hürriyetler daha da artacak. Ama tabii başörtüsüz insanlara karşı saygıda kusur etmek veya başörtülü insanlara karşı saygıda kusur etmek çok yanlış olur. Başörtülü, başörtüsüz hepsi bizim kardeşlerimiz. Can kardeşlerimiz, tertemiz insanlar, hepsi mübarek varlıklar, hepsi tertemiz Müslümanlar. Özgürce istedikleri gibi, bu vatan hepimizin, istedikleri gibi yaşasınlar.
“Selamun aleyküm Hocam, sizi her gün dikkatle izliyorum.” Evet, bu benim dikkatimi çekiyor. Arkadaşlar hep bunu söylüyorlar, maşaAllah. “Hz. Mehdi(a.s.) ‘Mehdi’yim’ diyecek mi ya da ne zaman diyecek?” Allah onu ne kadar güzel planlamış. Mesela Mehdi(a.s.)’ye ‘Mehdi’yim’ dedirtmiyor. O çok mükemmel. Hem alenen belli oluyor ama Mehdi(a.s.)’yim de dedirtmiyor. Böylece kimsenin onun aleyhine silahı olmamış oluyor. ‘Mehdi’yim’ demiş olsa çok büyük olay olur. Yer, gök karışır, aleyhine olur. Çok ciddi şekilde aleyhine olabilir, çok zorlanabilir. Ama Mehdi(a.s.) ne diyor? ‘Ben Mehdi(a.s.) değilim’ diyor ama alenen Mehdi(a.s.) olduğu belli oluyor. Ne güzel ortam, ne güzel. Alenen bütün insanların gözünün içine baka baka faaliyet yapacak, yapıyor, son ana kadar yapıyor. İslam ahlakını dünyaya hakim ediyor. Soruyorlar; ‘sen Mehdi(a.s.) misin?’ diyorlar; ‘Yok, ben Cenabı Allah’ın herhangi bir kuluyum’ diyor, ne güzel ve durdurulamıyor. Ne kadar ilginç bak, münafıklar deliler gibi Mehdi(a.s.)’ye saldırıyor, küfür deli gibi saldırıyor, şu an. Darwinistler saldırıyor, materyalistler saldırıyor, ateist-masonlar saldırıyor, PKK saldırıyor, iddia eden Ergenekon Örgütü deliler gibi saldırıyor, Mehdiyet aslanlar gibi kükreye kükreye devam ediyor. Bu çok büyük mucizedir. Bir insan nihayet, durduracaksın. Durdurulamıyor. Çok büyük mucize, maşaAllah.
SUNUCU 2: Bir de anlatmanız çok güzel, bilmeyen insanlar açısından. Yarın öbür gün birisi çıkıp ‘ben Mehdiyim’ de diyemeyecek yani, bunları biliyoruz. ‘Mehdiyim’ diyene de inanmamış olacağız.
ADNAN OKTAR: Bak Peygamberimiz(s.a.v.) de; “Birçok kişi de ‘Mehdiyim’ diye çıkacak” diyor, birçok yalancı Mehdi’nin çıkacağını söylüyor, bu da oldu. “Aynı devirde, ‘Mehdi(a.s.) çıkmayacak, Mehdi(a.s.) yok’ diyen çok fazla insan konuşacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), bu da oldu. “Mehdiyet gündem olacak” diyor Peygamberimiz(s.a.v.), bu da oldu. Hem de nasıl oluyor, biliyor musunuz? Dünya tarihinde olmamış derecede, bak dünya tarihinde olmamış derecede, sırf Peygamberimiz(s.a.v.)’den bu yana değil, çünkü Mehdiyet çok eski ihbardır. Bütün Peygamberler ihbar etmiştir Mehdi(a.s.)’nin geleceğini, hepsi muhbir-i sadıktır; Hz. Musa(a.s.) da muhbir-i sadıktır, Hz. İbrahim(a.s.) de muhbir-i sadıktır. Bütün Peygamberler söylemiştir Mehdi(a.s.)’nin çıkacağını, hepsi Mehdi(a.s.) aşkıyla doludur. Hepsi Mehdi(a.s.)’yi severler. Hz. Adem(a.s.)’den itibaren hepsi ehl-i muhabbettir Hz. Mehdi (a.s.)’ye karşı. Hepsi canları gibi severler. Hep muhabbetle beklemişlerdir, inşaAllah Mehdi(a.s.)’yi. Bu yazıtlarda, Kumran Yazıtları’nda falan hepsinde var. O devirde mağaralar içinde Müslümanlar yazı yazıyor. Mesela Tevrat’ı yazıyorlar, orada da uzun uzun Mehdi (a.s.)’den bahsediyorlar. Hz. Musa(a.s.) mesela, hayran Mehdi (a.s.)’ye. Üç defa Allah’a dua ediyor, Mehdi(a.s.) olabilmek için. Bütün Peygamberler coşkuyla severler Hz. Mehdi(a.s.)’yi ve bütün Peygamberler de deccalden müthiş nefret ederler. Allah düşmanı olduğu için, Mehdi(a.s.) düşmanı olduğu için nefret ederler deccalden ve Peygamberimiz(s.a.v.) diyor ki; “Dünya tarihinin en büyük olayıdır” diyor, “gelmiş geçmiş en büyük olay deccaliyettir” diyor ve dolayısıyla da gelmiş geçmiş en büyük karşı hareket Mehdiyettir. Yani en büyük cihad hareketi. Dünya çapında böyle bir cihad hareketi hiç olmamıştır. Çünkü insan nüfusu hep bir milyon, bir buçuk milyon, üç milyon, o şekilde seyretmiştir. Yani çok azdı dünya nüfusu. Beş milyon, on milyona çıkmıştır en fazlası, inşaAllah. Ama Mehdi(a.s.) devrinde yedi milyar insan var ve yedi milyarın yüzde 90’ı hatta yüzde 95’i deccalin eline düşüyor. Mehdi(a.s.) dana gibi böğürterek deccali öldürüyor, manen öldürüyor ve bütün dünyayı kurtaracak, inşaAllah. Bir de bakın, anlatıyorum; Müslümanlık son buluyor, yetmiş sene içerisinde bitiyor. Cübbeli doğru söylemiyor, boş yere insanlara yanlış bilgi veriyor, 570 sene diyerek. Halbuki bakan anlar yani dünyanın genel şekline bakın, son kere İslam ahlakının hâkim olacağı açıkça anlaşılıyor, son kere. Bundan sonraki nesil götüremez, Allah-u alem götüremez. Diyor ki; “570 sene sonra benim cd’lerimi seyredecekler” diyor Cübbeli. Osman Ünlü 1000 yıl sonrasından bahsediyor. Akılcı bir bakışla baktığında bu gidişatla böyle bir sistemin olmayacağını insan göremez mi? İslam normalde ölmüştü adeta, öldü. Allah yeniden Mehdi(a.s.) kanalıyla İslam’ı diriltiyor. Peygamberimiz(s.a.v.) söylüyor; “Ölümünden sonra yeniden diriltecek” diyor. Hepsi hem fikirdi, faşistler de hemfikirdi, komünistler de, masonlar da, ‘din bitti’ diyorlardı, hepsi. Bazı siyasi partiler de, bakın dünyadaki siyasi partilere, siyasi partilerin hepsi ittifakla İslam, din bitti dediler. Osmanlı uleması, tamamen geri çekildi, büyük bölümü. Osmanlı siyasilerine bakın, Osmanlı aydınlarına bakın, konuşmalarına bakın; çoğunda gizli veya açık, alenen dinin bittiğini söylediklerini görürsünüz. Fiilen de zaten bu hayata geçmişti. Tabii olarak din yok olacak diye düşünüyorlardı, doğal akışı içerisinde din yok olacak diye düşünüyorlardı. Din birden kasırga gibi esmeye başladı. Bunun tek sebebi Mehdiyettir. Başka bir sebebi yok, Allah onu vesile etmiştir ve durdurulması da mümkün değil. Açıkça meydan okuyorum, açıkça söylüyorum; durdurulamayacak diyorum. Bakın yetmiş sene, yedi tane on sene içerisinde bitiyor. Bunu Peygamber(s.a.v.) söylüyor, bunu Said Nursi söylüyor, bunu Elmalılı Hamdi söylüyor, bunu bütün Ehl-i Sünnet âlimleri söylüyor. Müslümanların özellikle aklı örtülmeye çalışılıyor şu an. Deccaliyet hipnoz yapıyor insanlara. Manyetik alan uygulanıyor şu an dünyada. Bunun birçok yöntemleri var, birçok yöntem uygulanıyor. Televizyondan yapılan yöntemler var, başka yöntemler var. Birçok karışık yöntemi var. Büyü zaten telkinle yapılır. Bak; “İkna ve telkin kabiliyeti tevessül ettikçe, bu taun da tevessül eder” diyor. Mesela bir şeyin üç defa tekrar edilmesi bir büyüdür. Mesela bir insana dersin ki; ‘ya sen bugün çok solgunsun’ dersin, birisi gelir; ‘sen hasta mısın’ der, bir arkadaşın, bir başkası da der ki; ‘bayağı çökmüş görünüyorsun, ne oldu’ falan der, o adamı bitirirsin sen, büyü etkisi yapar o. Bak; “İkna ve telkin kabiliyeti tevessül ettikçe, bu taun da tevessül eder”. Mesela Evrim Teorisi bomboş bir teoridir, hiçbir şey yok. Akıl almaz bir yalandır yani rezalet tarzında bir yalandır. Dünya tarihinde böyle bu kadar mantıksız bir yalan hiç olmamıştır. Deve iğne deliğinden geçti desem onun bile mantığı vardır. Fili yuttu bir yılan o da mı yalan falan derler ya. Fakat bak, büyüyle dünyaya inandırdı bunu deccaliyet. İnsanlara büyü yapıldı, dünyaya. İşte büyü, ikna ve telkin kabiliyetiyle, bazı tekrar ve üslupla elde ediliyor o büyü. Beyne etki yapıyor ve insanlar onun etkisinde kalıyor. Allah diyor; “İnsan zayıf yaratılmıştır” diyor. İnsan büyüye açık yaratılıyor. Büyü, hipnoz ve manyetik alana açık yaratılıyor. Ancak imanı güçlü olanlar dayanabiliyorlar. Bunda şeytan kullanılmıştır, büyünün yapılmasında, deccal şeytanı kullandı. Bakın bütün Nur talebeleri yetmiş sene olduğunu biliyor. Kardeşim yetmiş sene ne demek? Yedi tane on sene, bitiyor dünya ve bütün Nur talebeleri biliyor. Bir bakın üsluplarına, hepsini tenzih ederim de bazı kısmının, bir kısmının üslubuna bir bakın; yetmiş milyon sene yaşayacak gibi bir üslubu var. Anormal rahatlar yani. Üniversitede işine gücüne bakıyor, hale gidiyor kendine balık alıyor, gayet sakin, anormal sakin, hayatını yaşıyor. Afganistan’daki haberleri internetten okuyor falan, ‘vay anasını, neler oluyormuş’ falan diyor. Hiç oralı dahi değil. Bak Mehdiyet dünyayı kasıp kavuruyor, çok büyük olaylar oluyor. Bediüzzaman açıkça söylüyor, bütün dedikleri oldu, muhatap dahi olmuyorlar. Bak arkadaşımız diyor; ‘anlatıyorum, anlamıyorlar’ diyor, çünkü büyünün etkisi altında. Hipnozun etkisi altında. Yani garip bir etki sistemi var. En açık, aleni gerçekleri bile göremiyor. Nur talebesi adam bakıyorsun Darwinizme inanmış, materyalizmi savunuyor. Bıraksak yıkacaklardı ortalığı. Yani o kadar sistemli hazırlanmışlar ki, o kadar çok bilim adamını, Müslüman bilim adamını arkalarına almışlar ki, yani mümkün değil Darwinizmin zafer kazanmaması. Öyle bir sistemde acayip hazırlık yapmışlar ki ben bu kadar hazırlık yaptıklarını bilmiyordum. Bizim çıkışımız tamamen şok oldu, hiç beklemiyorlardı. Beklemedikleri bir şey. Ama çok geç kaldılar tedbir almak açısından çok geç kaldılar. Nokta dergisinde bir yazar söylüyordu bana karşı önlem alması konusunda ‘atı alan Üsküdar’ı geçmişti’ diyor, çok geç kalındı artık yapacak bir şey yok diyor. Mesela Türkiye için de Darwinistler toplandılar ne yapabiliriz diye Türkiye hakkında konuştular, yapacak hiçbir şey yok diyor, bitmiştir Türkiye diyor.
OKTAR BABUNA: Kimseyi ikna edemiyorum diyor.
ADNAN OKTAR: Ve kaynak olarak da tek kişiyi gösteriyor suçlu olarak, o da ben. İftihar ederim, iftihar ederim.
OKTAR BABUNA: Fransa’da Hocam, bir gece operasyonuyla bitirdiniz.
ADNAN OKTAR: “Şu an demesinde ne sakınca var acaba? Hz. Mehdi(a.s.)’nin kim olduğunu bilsek ve bildiğimizi başkalarına söylemenin bir sakıncası var mı? Sükût demiştiniz ne zamana kadar? Allah’a emanet olun.” Farz edelim desek ki, şu kişi Mehdi(a.s.) desek, ona candan destek sağlanmadıktan sonra, o kişilerona talebe olmadıktan sonra; Mehdi(a.s.)’nin öyle olağanüstü bir gösteride bulunup, olağanüstü olaylar meydana getirmesi gibi böyle bir şey yok. Mehdiyet, Allah tarafından kaderde belirlenmiş, önüne geçilemeyen bir güç. Ama şöyle mesela, bir incir ağacını düşünün, incir çekirdeği ne kadar küçücük bir şey. Toprağa atılıyor, elli sene sonra, altmış sene sonra boyu 30 metreye çıkıyor, 20 metreye çıkıyor. Onlarca, yüzlerce dal ve yaprak oluşuyor. Muazzam meyve veriyor. Başlangıçta ne kadar? Ama kaç yılını alıyor bu. Yıllarını alıyor bu. İşte Mehdiyet de öyle. Ufak bir hareket olarak çıkıyor, küçük bir grup olarak çıkıyor, durdurulamıyor. Şeytan saldırıyor, münafıklar saldırıyor, saldırdıkça daha gelişiyor, saldırdıkça daha gelişiyor. Normalde daha gerilemesi lazım, çünkü vurdu mu bir şeyin dağılması gerekiyor. Mehdiyete ters etki yapıyor, daha gelişmesine sebep oluyor, durdurulamaz. Bir insan nihayetinde çeker vurur adamlar yani, öldürülemiyor Mehdi(a.s.), durdurulamaz. Hepsi bir araya gelir, uğraşırlar bir şey yaparlar aleyhte uğraşırsın, durdurulamaz. Mesela Mehdi hapse atılıyor normalde durdurulması lazım hapiste, durdurulamaz. Bütün küfür karşısında ayaklanıyor. Mesela Mehdi(a.s.)’ye karşı mücadele eden münafık ordusu Mehdi(a.s.)’nin zuhuru zamanında açıklanacaktır kim oldukları tek tek, isimleri, resimlerle. Bunlar tarihe geçecektir, bilinecektir, yaptıkları eylemler, neler yapmışlar. Zaten onlar birbirlerini de ele verirler, onlarda öyle bir kalleş ruhu vardır. O da Müslümanların lehine olacaktır. Birbirlerini ele vereceklerdir. Ve yaptıkları bütün kepazelikler, bütün adilikler devlet arşivlerinden, devletin arşivlerinden ortaya çıkarılacak, onlar da kitap haline getirilecektir.Mehdi(a.s.)’ye karşı yapılan suikastlar, eylemler, münafıkların yaptıkları oyunlar ciltlerce kitap halinde insanlığa sunulacaktır. Her münafık mesela nasıl bir kriminal tipti, neler yaptı, nerde ne suikast yaptı, kimi ihbar etti, nasıl ihbar etti, Müslümanlara dine nasıl iftira attı, bununla ilgi gönderdiği evraklar belgeler hangilerihepsi devletin arşivinden çıkarılacak ve belgelenecektir. Ama Türk İslam Birliği kurulunca, İttihad-ı İslam oluştuğunda.
Mehdiyeti Allah o kadar mükemmel yaratmış ki, çok zevkli. Mesela bak,Nur talebelerine Bediüzzaman’ın ne demesi lazımdı; ‘Risale-i Nur’un sahipleri sizsiniz evlatlarım’ demesi lazımdı. Başka türlü ne denir? Bu denir. Bakın hiç görülmemiş bir şey söylüyorBediüzzaman; “Risale-i Nur’un sahibi Nur talebeleri değildir” diyor. Çok acayip ve “Peki kimdir Üstadım” diyoruz, “Mehdi(a.s.)’” diyor, “Mehdi(a.s.) ve şakirtleridir gerçek sahipleri” diyor. Çok şaşırtıcı bir şey mesela, ben ilk defa görüyorum. Abdülkadir Geylani benim eserlerimin sahibi benim talebelerim diyor, İmamı Rabbani benim talebelerim diyor. Ama Bediüzzaman benim talebelerim sahibi değildir diyor. Mehdi ve şakirtleri sahibidir diyor. Bu demektir ki Nur talebelerinin üstüne Cenabı Allah bir manevi bulut çekecek. Epeyi bir kısmının hepsi değil, epeyi bir kısmının ve Mehdi(a.s.)'yi anlayamayacaklar. Çünkü eğer Nur talebeleri başlangıçta Mehdi(a.s.)’yi anlamış olsalardı, bu Mehdiyet için çok riskli olurdu, yani Mehdi(a.s.) adım atamazdı o zaman. Çok büyük olay çıkardı. Mehdi(a.s.)'nin bir perdesi oluşmuş oldu. Yetmiş kat perdeye sarılı Mehdi(a.s.), her sene bir perdesi açılacaktır. Şimdi ben o perdelerden birini yırttım. Açılacak, açılacak, açılacak, açılacak en sonunda yetmişinci perdeyi açtığımızda, bu kim diyeceğiz, ‘e malum’ diyeceğiz. Bak Mehdi(a.s.)’dir demeyeceğiz. “Malum.” Çok özür dilerim eşek olsa anlar, o hale gelecektir, inşaAllah. Şimdi anlaşılmama Mehdi(a.s.)’nin lehinedir. Mehdiyetin lehinedir, Mehdi(a.s.) talebelerinin lehinedir, örtülerden bir örtüdür, yoksa anlaşılmayacak bir yönü olmaz.
Bakın diyor ki Bediüzzaman; Sikke-i Tasdik-i Gaybi sayfa 9, bakın perdelemenin şiddetini görmeniz açısından, daha önce de söylediğim bir konu, yani olayın büyüklüğünü görün diye söylüyorum, yani harika, nasıl bir perdeleme olmuş ilahi bir perdeleme, Cenabı Allah tabii gücü veriyor. Fakat tabii deccalın gücünü veren de Allah’tır. Deccal insanlığın beyninin üstüne bir perde çekiyor. Ama bu Mehdi (a.s.)’nin lehinedir, güya Mehdi(a.s.)’nin aleyhine yapıyor fakat o yetmiş perde hepsi lehinedir. “Ümmetin beklediği” şimdi eğer benim kafamın üstünde bir örtü yoksa kafamda bir örtü yoksa ben bunu hemen anlarım. Ne anlarım? “Ümmetin beklediği” Müslümanların beklediği bir şey, bir varlık, bir kişi. “Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın” şimdi benim kafamda bir örtü yoksa ben bunu hemen anlıyorum. Nitekim yok. “Ümmetin beklediği” beklenen bir kişi var demek ki, ümmet bekliyor, Ahir zamanda gelecek ve “gelecek” diyor zaten “zat” diyor. Zat bir kişi için denir. “Üç vazifesinden” üç vazifesi olan ahir zamanda bir zat gelecek diyor Bediüzzaman. Siyaset, diyanet ve saltanat âlemlerinde vazife yapacak bir şahıs, anlaşılamayacak bir yönü var mı? Yok. Şimdi perde olduğunda otuz kere anlatsan, yetmiş kere anlatsan bunu adam bizim anladığımız açık sarih anlamı gibi görmez. “Ümmetin beklediği” diyor ya istediğin kadar ‘bekleme’ de sen, o beklemeyi kabul etmez. Beklediğim bir şey yok der o, ‘beklemek gelmiş anlamına geliyor’ diyor. Ahir zamandan kasıt ‘Bediüzzaman’ın bulunduğu andır’ diyor. ‘Zat’tan kasıt ‘şahsı manevidir, çoğunluktur” diyor yani ‘milyonlarca insanı kastediyor’ diyor. Allah sana bir hayır versin bir bereket versin diyeceksiniz. Allah hidayetini artırsın diyeceksiniz. O perdenin üstünden kalkması için dua edeceksiniz. Kalkmış olsaydı perde Mehdi(a.s.)’nin aleyhine olurdu. Çok aşikâr bir şey olurdu. Mehdi (a.s.)’nin cemaatinin küçük olması gerekiyor, 313 kişi, bu Allah’ın kaderde takdiri, 313’ü aştın mı tehlike başlar, küçük olacak Allah böyle takdir etmiş. Tevrat’ta da böyle geçiyor, İncil’de de böyle, Kuran’daki işaretlerde de, Kuran’da çok fazla işaret var. Ehli Bedir’in sayısından anlıyoruz, Ashab-ı Kehf’ten anlıyoruz, Hz. Musa’nın talebelerinden anlıyoruz…
OKTAR BABUNA: Talut’la nehri geçenlerden…
ADNAN OKTAR: Evet Talut’la nehri geçenlerden her yerden anlıyoruz. Sayısı az olacak. Mehdi(a.s.) ne kadar gayret ederse etsin İslam âleminin en küçük cemaati olmaya mahkûmdur. Gücünü oradan alır çünkü, küçüklüğünden alır. Atom bombası bir şehri yok ediyor. Öyle olunca insan düşünür, ya dersin böyle bir bombanın en az iki kilometre boyunda, bir kilometre de çapında olması gerekir, en az ki öyle bir bomba etkisi yapsın, en az. E ne kadar? Bir metrelik falan bomba, ama hidrojen bombası bütün şehri buhar ediyor. Mehdi(a.s.) de öyle atom bombası gibidir, küçüktür, cemaati de küçüktür fakat etkisi dünya çapındadır. Dünyadaki deccaliyeti kökten yıkıp, atacak güce sahiptir. Ve şeytana diz çöktürüyor ordularıyla beraber, bak şeytana ordularıyla beraber diz çöktürüyor. Mehdi (a.s.)’nin önünde diz çökecekler. Bunu ne kadar zamanda yapıyor? 70 yılın içinde bitiriyor hepsini. O 70 yılın içerisindedir Mehdi(a.s.)’nin hayatı da, talebelerinin de. Bediüzzaman diyor zaten; “Bir taife-i mücaihide’nin son zamanlarına bakar” diyor. Bir azam diyor, büyük bir cemaatten bahsediyor, işte o kastedilen cemaat Mehdi(a.s.) cemaatidir. Hicri 1506, biz 1431 deyiz, 1506 ve 1507’den itibaren bitiyor, bu kadar. Onun için kardeşlerimiz telaş ediyor diyorlar ki; ‘Mehdi (a.s.) niye bilinmiyor, herkes bilsin’. Bilindiğinde Mehdiyet ilerleyemez. Onun için ne yaparlarsa yapsın kardeşlerimiz Mehdiyet bilinmeyecektir. Hüsnü zan olacaktır, fakat bilinmeyecektir. Ne zamana kadar, söyleyeyim. Şu açıklamayı yapayım ondan sonra söyleyeyim. Sikke-i Tasdik-e Gaybi sayfa 9’da, Bediüzzaman bak, o deccaliyetin insanların üstünü örten bulutuyla göremedikleri bir hakikati anlatıyorum. Deccaliyet bütün insanların zihninin üstüne bir bulut örttü. Şimdi çok açık, aşikâr bir mucize, anlaşılamayan bu mucizeyi anlatıyorum; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki” bak bir hakikat var anlaşılma var “anlaşılıyor ki” “sonra gelecek” sonra geleceği nasıl anlıyor biliyor musun bulut üstünü örtmüş olan ‘gelmiş Bediüzzaman’ın zamanında, bitmiş kişi anlamında anlıyorum’ diyor. “O mübarek zat” nedir arkadaşım bu diyorsun? Üstündeki bulut duruyor ama deccaliyetin bulutu “o mübarek zat” nedir diyorsun? ‘Şahsı manevi’ diyor yani milyonlarca insanın meydana getirdiği fikir sisteminden bahsediyor “o mübarek zat”la diyor. Peki diyorsun; “Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek bu zat” ne demek diyorsun. ‘Şahsı manevi zaten’ diyor. Ne diyeceksin o zaman? Allah hidayetini artırsın diyeceksin. Allah üstündeki o perdeyi kaldırsın diyeceksin, Allah zihnini açsın diyeceksin. Kızmaya gerek yok, o zaten tam anlamıyla berraklaşmış olsa Mehdiyete zarar gelir. Berraklaşmayacak, o mucize olacak, bak; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat” yani Hz. Mehdi (a.s.) “Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek”. Gece derslerinde insanlara anlatacak, radyolardan, televizyonlardan anlatacak, buna rağmen bu perde kalkmayacak ve buna rağmen Mehdi(a.s.) devam edecek. Mehdi(a.s.) niye anlatır bunu, niye anlatacak? Risale-i Nur’u niçin anlatacak? Gerçekleri insanlara göstermek için anlatacak. Ben niye anlatıyorum, Mehdi(a.s.) öncüsü olarak, ona zemin hazırlayan bir insan olarak, bu ileride hatırlansın, bu harika olaya şaşırıp kalsınlar diye anlatıyorum. Hayrettir desin, inanılır gibi değil desin, bu bir mucizedir desin. Bak çıktı Hocamız dedi ki, en has talebelerinden Seyit Salih Hocam, Bediüzzaman’ın müthiş güvendiği en sevdiği talebelerinden, açıkça söylüyor; “Ben Mehdi(a.s.)’yi görmeyeceğim” diyor. “Ben görmeyeceğim ama sen göreceksin” diyor, “ben mezarda olacağım” diyor ayrıca açıklıyor, “ben ölmüş olacağım o an da diyor. Hiç fark etmez diyor adam. Bakın bu örtünün harika yönlerinden bir tane daha anlatıyorum yine, insanları şaşırtan, bu bulutun içerisinde göremedikleri, o deccalin meydana getirdiği bulutun gücünü görmeniz açısından, hayret vericiliğini bilmeniz açısından söylüyorum. Nasıl Darwinizmin sahtekârlığını yalancılığını dünyanın yüzde 95’i göremiyor, yani artık nutkumuz tutuluyor. ‘Bak adamlar uzaylılar yaptı proteini diyor’ diyorsun. En has adamları uzaylılar yaptı proteini diyor. ‘Olamaz bilimsel olarak imkansız diyor adam, ne diyorsun’ diyorsun. ‘İnsan maymundan geldi sonuç olarak ben bunu anlıyorum’ diyor.
Şimdi bak, Sitte-i Tasdik-i Gaybi, Bediüzzaman 138. sayfadan; “Taa Ahir zamanda” bak bir de ‘taa’ ilavesi koymuş. ‘Taa’ ne demek? İyice ileride demek. “Taa ahir zamanda hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri”, yani bu eserlerin asıl sahipleri, “yani “ yani diyor bunlar hep büyüyü çözmek içindir, hipnozu çözmek içindir. Deccaliyetin meydana getirdiği o bulutu açmak içindir. Kapatan yapıyı açmak için söylenmiş sözlerdir. “Taa ahir zamanda hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri” Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri yani Mehdi. ‘Ne diyorsun, bu “Mehdi” diyor’ diyorsun. ‘Haa o mu, şahs-ı manevi’ diyor. Peki diyorsun, sultanım devam ediyor ediyorsun “ve şakirtleri”… Bu talebeleri ne yapacaksın o zaman diyorsun, onları nereye koyalım. Onlar da şahs-ı manevi diyor. Mehdi ve şakirtleri... “Cenabı Hakkın izni ile gelir” diyor. ‘Zaten olmuş Bediüzzaman’ın zamanında onu kastediyor’ diyor. Yani gelecek bir şey yok zaten gelmiş, olmuş diyor. “Gelir” diyor bak burada, yok orada önemli değil gelir demesi diyor. “O daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir” diyor, tohum halindesiniz siz, büyüyüp sümbüllenip genişleyeceksiniz diyor. Mehdi zamanında Mehdi(a.s.) vesilesi ile. Bak, Mehdi(a.s.) olmadan tohum halinde kalacaksınız, diyor. Mehdi(a.s.)’den sonra tohum açılacak, diyor. Mehdi(a.s.) olmadan ambarda kalan tohum gibi durursunuz, diyor. Ama Mehdi(a.s.) gelmesi ile beraber o bakir ortamda, o güzel ortamda sümbüllenip açacaksınız diyor. “Bizler de kabrimizde” yani ölüyüm ben ölü olacağım o an da diyor, “seyredip Allah’a şükrederiz.” Seyredeceğim dediğine göre demek ki canlı Bediüzzaman demek ki ölmemiş, diyor. Kabirden kastı da dünyayı kastediyor, dünya hayatında ki hayat kabir gibidir demek istiyor, diyor. Dolayısıyla seyrederiz dediğine göre ölü olmadığı anlaşılıyor. Şahs-ı manevi olduğu buradan açıkça görülüyor, teşekkür ederiz diyor. Bu bir harika mucizedir. Bu büyünün, bu hipnozun çözülmesi ancak İttihad-ı İslam’dan sonradır. Daha erken olursa bu Mehdiyete zarar verir.
“Değerli Hocam, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinin bir araya geldiği bir konferansın görüntülerinde Sungur Ağabeyin Mehdi(a.s.) ile ilgili konuşmalarını dinlettirdiniz. Said Nursi Hazretleri, Sungur Ağabeye ‘Mehdi’yi ben görmeyeceğim sen göreceksin’ diyor.” Bak bunun da dikkati kapanmış. Çünkü Sungur Ağabey değil, Seyyid Salih Özcan, en sevdiği talebelerindendir. Seyiddir. Defalarca görüştüm, seyyiddir. “Diğer ağabeyler de bu konuşmayı tasdik ediyorlar. Sayın Hocam, bu durum ağabeylerin Hz. Mehdi(a.s.)’nin Ahir zamanda çıkmış olduğu gerçeğini kabul ettikleri anlamına mı geliyor”, diyor Ebu Bekir. Sungur Ağabey de söyledi bana gittiğimiz zaman; “ ‘Ben görmeyeceğim ama sen göreceksin’ dedi” dedi. İslam’ın hâkimiyeti, Mehdiyet konusunu açmıştım. Hatta orada talebeleri şaşırdılar. “İlk defa duyuyoruz” dediler. İlk defalar hep Sungur Ağabey de bende oldu MaşaAllah. Camide Mehdi’nin varlığı ile ilgili bir kısa açıklaması olmuştu daha önceden anlatmıştım. “Mehdi, Nur talebesi olmayacak” dedi. Çok hayati bir bilgi. İkincisi “bambaşka olacak” dedi. Şimdi mesela o konuşmasında da; “ ‘Ben göremeyeceğim ama sen göreceksin’ dedi” dedi. Yani ağabeyler biliyorlar benim gördüğümü. Çünkü Zübeyir Gündüzalp, Bediüzzaman Said Nursi’nin Mehdi olmadığını biliyormuş. Bütün Nur talebeleri biliyorlar onun öyle olduğunu. Hüsrev Altınbaşak da öyle. Mehdi’nin sonradan geleceğini biliyorlar. Mesela bu çok önemli, Hüsrev Altınbaşak, Bediüzzaman’ın çok önem verdiği bir talebesidir. Ama Zübeyir Gündüzalp bütün talebelerinden üstün gördüğü en başta gördüğü talebesidir. En ünlü talebesidir. Zübeyir Gündüzalp, Mehdi’nin sonradan geleceğini Ahir zamanda geleceğini biliyor. Ve Bediüzzaman’ın da Mehdi olmadığını biliyor. Mehdi’ye zemin hazırlayan bir kişi olduğunu, Mehdi’nin pişdar bir neferi öncü bir askeri olduğu biliyor. Çünkü Bediüzzaman söylüyor zaten bunu ama Zübeyir, berrak bakan yani deccalliyetin pusunu üzerine yaklaştırmayan, o dumanın üzerine gelmediği bir insandır. Ama o duman sarıp kuşatıyor işte insanları. Ahir zamanda bir duman zuhuru vardır biliyorsunuz. Deccaliyetin bir pus dumanı vardır. Bütün dünyayı sarıp kuşatır o, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İki tane mesaj var Almanya’dan size Hocam. “Selamün Aleyküm Hocam. Allah sizden razı olsun. Ben Almanya’da yaşıyorum. Bir Cuma namazı çıkışı, bir Alman genç elinde sizin sarı kitaplarınızdan, sıkı sıkıya sarılmış bir vaziyette dışarı çıktı. Dikkatimi çekti. Elindeki kitabı sordum bana, ‘Harun Yahya’ dedi. Sonra şöyle dedi; ‘Harun Yahya beni Müslümanlıkla buluşturdu, Allah ondan razı olsun’ dedi. Belki de o sizinle yazışamayabilir ama ben onun yerine sizden Allah razı olsun diyorum. Allah’a emanet olun. İsmail.”
Diğeri Hocam. “Selamün Aleyküm Adnan Hocam. Almanya’dan yazıyorum. Sizin eserleriniz sayesinde bir Alman arkadaşım Müslüman oldu. Elhamdülillah. Allah sizden razı olsun. Darısı diğerlerinin başına inşaAllah. İyi akşamlar. Kamil.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Kehf Suresi 30; “Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise; biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.” Bak; “…en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba” uğratmayız. Kuran’ın bu üslubuna çok dikkat etmek lazım, bak; “…en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.” Ebcedi 2062 yılını veriyor. İslam ahlakının hâkimiyetinin tam netleştiği, tam anlamı ile yaşandığı, adının konduğu yani kimsenin itiraz edemeyeceği şekilde, ihtişamın en mükemmel şekilde görüldüğü bir dönem bu inşaAllah.
“Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek” diyor Allah. Cennetten bahsediyor. “…Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler” , bizde altına karşı ruhumuzda bir sevgi vardır, “…hafif ipekten” diyor. Bir de ipeğe karşı da sevgimiz vardır. Bir de ipeğin incesi makbuldür. Kuran’da buna dikkat çekiliyor. Hakikaten ince ipek hoşumuza gidiyor, kalın ipek hoşumuza gitmez o kadar “…ve ağır işlenmiş atlastan” mesela atlas da çok hoşumuza gider. Ağır da işlendiyse daha da güzel oluyor. İnsanı adeta hipnotize eder, çok hoşumuza gider. “…Atlastan yeşil elbiseler giyerler” Allah bütün dünyayı genellikle yeşil ile kaplamıştır. Dünya uzaktan yeşil görünür. Hâkim renk yeşildir. Hakikaten insanların en çok sevdiği renk yeşildir. Ve tahtlar üzerinde kurulup dayanırlar. Taht insanın sırtını dayadığı bir yer. Ama tahtı sevmemizin nedeni, insan hep bir yerde dinlenmek ister dünyada. Gezip dolaşacak ama sırtını dayayacak bir yer olmazsa rahat etmez. İlla ki sırtını dayayacak bir yer arar. Ohh der, oturur şöyle kurulur. Üstelik pufidik bir koltuksa daha da çok hoşuna gidiyor. Onu sonsuza kadar unutmuyor o isteğini insan Cennete gittiğinde. Onun için tahta karşı müthiş bir özlem var. Koşar gider Cennet tahtına oturur ama o içgüdüden kaynaklanıyor. Dünyada sürekli bir istek duydu ya dinlenmeye karşı, zaten eğer onu bilmeseydi o yorgunluğu bilmemiş olsaydı o tahtın lezzetini alamazdı insan. Az olurdu, zevki az olurdu, ama onun zevkini unutamıyor. Mesela hiç uykusu gelmiyor, meselailk 24 saat geçiyor Cennette tamam, bir 24 saat geçiyor, bir 24 saat daha geçiyor, bir 24 saat daha geçiyor, bir 24 saat daha geçiyor, aylar haftalar geçiyor hiçbir şekilde uykusu gelmiyor. Acayip hoşuna gidiyor. Çünkü günü tam yaşamış oluyor. Çünkü öbür türlü günün yarısı gitmiş oluyor neredeyse, uyku yarısını alıyor neredeyse. Ama öbür türlü tamamını günün almış oluyor yani yaşamış oluyor. Mesela yemek yiyor, bakıyor dişini yıkayacak, gıcır gıcır dişler. Hiçbir şekilde ihtiyaç yok. Mesela gece, gündüz yemek yiyor, tertemiz dişler. Mesela yemek yiyor, doyacağını zannediyor çok lezzetli bir yiyecek. Yiyor, yiyor yine doymuyor. Mesela 2 saat yiyor, 4 saat yiyor, doymuyor en sevdiği yiyecekleri, ruhu tam doymuş oluyor, çok hoşuna gidiyor. Mesela kuşlar, böcekler veyahut balıklar var, kediler var, köpekler var ama biz kısmen sevebiliyoruz, kediye bakıyoruz içimiz gidiyor ama sarılıp ağzını öpmek kedinin mümkün olmuyor. Mesela başka hayvan, mesela sevimli bir hayvana sarılıp yatmak mümkün olmuyor. Hayvan çünkü ezilir, ölür, sakatlanabilir, kirli oluyor mümkün olmuyor yani. Ama Cennette hem akıllılar, hem sevgiyi çok iyi biliyorlar, hem sevgiye çok güzel karşılık veriyorlar. Mesela sarılıp yatabilirsin, sevebilirsin, öpebilirsin, konuşuyor çünkü. Mesela olmadık şirinlikler yapıyor, kendini sevdirecek şeyler yapıyor çok zeki oluyor Ahirette. Ama bu dünyada Allah aklını almıştır, o sana şefkatle bakar böyle tatlı tatlı bakar, ama Ahirette öyle değildir. Mesela köpeği olanlar, kedisi olanlar, aynısı Ahirette yine onunla karşılaşacaklar. Hiçbir varlık yok olmaz, yani çünkü hâşâ Allah’ın yok olması gerekir bir şeyin yok olması için. Hiçbir şey hiç bir şekilde yok olmaz. Allah hatırlatmaz gerekirse o ayrı, ama hiçbir olayın yok olması mümkün değildir. Allah hatırlatmaz isterse ayrı, Allah’ın hıfzından yok olması için hâşâ, zaten şirktir aksini düşünemezsin mümkün değil, Allah’ın gücüne karşı bir üsluptur bu, imkânsızdır. Mesela bu konuşmamız, sonsuza kadar yok olmaz mümkün değil. Burada ki davranışlar, sonsuza kadar yok olmaz. Bir kere olur, olduktan sonra da bir daha yok olmaz. Her şey için bu böyledir, mesela Hz. Adem(a.s.)’in çamurunu yoğuruyor Cenabı Allah, hazırlıyor mesela çamur halinde. “İki elimle yarattığıma” diyor zaten “İki elimle yarattım” diyor Allah. Allah-u alem belki de insan şeklinde tecelli etti Allah. Ve onu o şekilde elleriyle bu şekle getirdi. Çünkü “iki elimle yarattım” diyor. Mükemmel bir insan heykeli meydana getiriyor Allah. Tabii bu çok kısa sürede yapar Allah böyle yani, bir insan gibi değil, insanlar acz içindedir. Çünkü çamurun tamamına da, Allah hâkim. Çamuru yaratan da, çamurun şekillenmesi de. Çamur tamamen Allah’a tabidir zaten ama Allah’ın eli orada vesile olmuş oluyor yani insan şeklinde tecelli ediyor, onu vesile ediyor Allah, yoksa hepsini Allah yaratır, çamuru da Allah yaratır, insan şeklinde ki tecelliyi de Allah yaratır. Cennette de biliyorsunuz insan şeklinde tecelli edecektir Allah, inşaAllah. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur Allah’ın. Her şey O’na muhtaçtır O hiçbir şeye muhtaç değildir. Ama zamansız ve mekânsızdır. İnsan olarak tecelli etmesi, mesela bizde de insan olarak tecelli ediyor. Zatı değildir, zatı değildir, tecellisidir. Mesela Hz. İsa(a.s.)’da, tecelli etmiştir Allah, insan olarak tecelli etmiştir İsa (a.s.)’da. Hâşâ akılsızca, yanlışça Allah’ın zatı o zannetmişlerdir. Hâlbuki zatı olarak değil, insan olarak doğru tecelli etti, İsa(a.s.)’da Allah tecelli etmiştir. Peki, Havarilerde tecelli etmedi mi? Onlarda da tecelli etti onları niye söylemiyorsunuz. Her yerde tecelli eder, bende de tecelli ediyor, sende de tecelli ediyor, İsa(a.s.)’da da tecelli etmiştir. Zatı olarak değil, tecelli olarak. Bunu söylemiş olsa konu bitecek. İşte İsa(a.s.) onlara bunu söyletecek. Tamam diyecek Allah bende tecelli etti, ama Allah’ın kuluyum ben, zatı olarak tecelli etmedi bende diyecek. İnsan olarak bende tecelli etti. Sizde nasıl tecelli ediyorsa, başka insanda nasıl tecelli ediyorsa, aynı şekilde tecelli etmiştir diyecek, inşaAllah. Ahir zamanda da mesela, Cennette de Cenabı Allah, insan şeklinde tecelli ediyor. Selam veriyor insanlara. “Aleyküm selam” diyoruz, Allah’a. İnsan olarak tecelli ediyor. Zatı mı? Değil, tecellisi. Çalıda Allah diyor ki; “Ben Allah’ım” diyor, Hz. Musa(a.s.)’ya. Şimdi Zatımı o? Değil, tecellisi. Çünkü çalıda ateş var, Allah ne çalıdır, ne de ateştir. Nedir oradaki olay, tecellidir. İşte Cennette de, çalıda nasıl tecelli ediyorsa, ateşte nasıl tecelli ediyorsa güzel bir insan, genç bir delikanlı olarak tecelli edecektir Allah. “Selamün Aleyküm” diyor “Aleyküm selam” diyoruz. “Ben Allah’ım” diyor. Ama Allah’ın tecellisi.Çok güzel günler göreceğiz inşaAllah. Allah’ın izniyle. Şimdi sen söyle bakalım Oktar.
OKTAR BABUNA: Hocam hayvanlardan bahsettiniz, bir sevimli var göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Göreyim. Dans ediyor bu. Hoppala. Modern dansları öğrenmiş. Salsa yapıyor.Bu herif sabaha kadar dans eder. Sen durdur, buna bırakırsan bayağı devam edecek, keyfi yerinde, inşaAllah.
İşte Cennet de böyle, sürekli Müslümanları neşelendirecekler köpekler, kediler, tavşanlar, kuzular, koyunlar, bütün hayvan cinsleri. Cennetin bir yönü de budur ve konuşurlar, çağırsan gelir. Gel buraya kerata dersin gelir. Nasılsın dersin elhamdülillah iyiyim der. Tabii kuşlar da öyle mesela, işaret ediyorsun, Kuran’da da var, işaret edersin hemen gelir. Hatta kuş geliyor kızarmasını istiyorsun, kızarıyor, yiyorsun, kemikleri kemik oluyor, sonra pır uçup gidiyor yine. Yine çağırırsan yine gelir. Baştan sona harikadır Cennet. Ama bu dünyada her şey sebebe bağlanmıştır. Yoğun sebep zinciri kurulmuştur. Her yer birbirine zincirleme sebeplerle bağlı. Aslında sebepler bir kalksa insanların aklının ihtiyarı kalkar. Aynı şimdi Cennetin sistemi ortaya çıkmış oluyor o zaman. O da aklın ihtiyarını kaldırıyor. İmtihan için mutlaka bu sisteme ihtiyacımız var. Mesela soğuk olacak, işte ceketimizi giyeceğiz, sebep, hâlbuki ceketi giydiren de Allah’tır. Hava soğudu diyoruz, mesela bas şu düğmeye çalışsın diyoruz, düğme diye bir şey yok. Doğrudan Allah yaratıyor. Ama biz üşüyünce, üşüdük birden hava ısınsın dersek, birden bire hava ısınırsa, bu aklımızın ihtiyarını kaldırır. Ama bu alet kanalıyla olduğunu düşündüğümüz için, sebepten dolayı aklımızın ihtiyarı kalkmıyor. Yoksa odayı ısıtan Allah’tır. Mesela ıhlamur istiyoruz, ıhlamuru yaratan Allah’tır. Bize içiren de Allah’tır. Ama biz Coşar getirsin diyoruz, sebep oluyor Coşar. Alakası yok, doğrudan Allah yaratır. İşte Cennette ara vesilelerin tamamı kalktığı için harika olmuş oluyor. Bütün vesile kalmış oluyor.
Biraz sonra Harun Yahya Tv’den mi devam edeceğiz.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam izninizle.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Bizi yarın 22:00’den itibaren, Harun Yahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv ve Kaçkar Tv’den takip edebilirsiniz. Hayırlı akşamlar.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...