SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Kaçkar Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve radyo, ART Uşak Tv, Çorum Kanal 19, Uşak Egem Tv, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas Tv, Tokat Turhal Super Tv ve radyo, Aksaray Radyo Star 94.0, Bingöl FM 102,0, Nevşehir Keyif FM 92.7, Ordu Enerji Radyo 90.0, haberhilal.com, haberaktuel.com, selamhaber.com, sekizsütun.com’dan canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Sizler de hoş geldiniz.
Hadi bakalım Hocam, anlat bir şeyler.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir haber çıkmış bugün. Ama ondan önce bir kitabınızı tanıtabilirmiyim? MaşaAllah Hocam. “Kuran Mucizeleri”’nin Rusça yeni baskısı çıktı. MaşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Yüzlerce Rusça baskıdan bir tanesi, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, maşaAllah. Allah razı olsun Hocam, dünya çapında Darwinizm’i ve materyalizmi yok ettiniz, İslam’ın yayılmasına vesile oluyorsunuz, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Rusya’da Rusça baskısı böyle bu şekilde çıkıp, en çok okunan kitaplar sizin olurken, hala Hocam bazı yerlerde; bu Cumhurbaşkanı’nın katıldığı bir yerde pankart açmışlar bazı, güya, öğrenciler. Burada da, “Üniversiteler bizimdir”, “Cemaate geçit yok”, “Üniversitede AKP istemiyoruz, Harun Yahya’lar istemiyoruz” gibi sloganlar atmışlar. Daha önce de, Başbakan’a yapmışlar Hocam böyle bir şeyi, 14 Mart’ta. Oradaki mahkemede de yargılanıyormuş bazı kimseler. İsimlerini de vermiş burada. Yargılananlar da DHKPC örgütü üyesi olmak ve terör örgütü propagandası yapmak suçundan 6 ile 15 yıl arasından değişen hapis cezaları ile yargılanıyorlarmış.
ADNAN OKTAR: Tamam, konuşsunlar. Gençler özgür, düşüncelerini istedikleri gibi ifade edebilirler, konuşacaklar. Üniversitede Harun Yahya’lar istemiyoruz. Bir de ne, AKP’yi de mi istemiyorlarmış? AKP’lileri de istemiyorlar, başka?
OKTAR BABUNA: Cemaate geçit yok, üniversiteler bizimdir.
ADNAN OKTAR: Cemaate geçit yok, herhalde Fethullah Hoca’nın talebelerini de istemiyorlar. Diğer cemaatlerden de istemiyorlar. MHP’lileri hiç istemiyorlar. Ülkücüleri istemiyorlar. Büyük Birlik Partili Alperenleri istemiyorlar. Efendim başka?
OKTAR BABUNA: Saadet Partilileri,
ADNAN OKTAR: Saadet Partilileri, Akıncıları zaten onları hiç istemiyorlar. Efendim başka?
OKTAR BABUNA: Doğru Yol Partilileri,
ADNAN OKTAR: Doğru Yol Partilileri istemiyorlar. Yani toptan milleti istemiyorlar, özetle bu çıkıyor. Şimdi MHP’lileri istiyorlar mı, MHP’li gençleri?
OKTAR BABUNA: İstemiyorlar.
ADNAN OKTAR: Ülkücü gençliği istemiyorlar. Büyük Birlik Partili Alperenleri istiyorlar mı? Onları da istemiyorlar. Saadet Partili Akıncıları da istemiyorlar, gençleri. Milleti istemiyorlar. Şimdi ne yapacağız? Üniversite kapısında biz bekleyeceğiz, 4 kişi onlar gidip okuyacaklar mı koskoca üniversitede? Onbinlerce talebe dışarıda bekleyeceğiz, 4 tane komünist, Marksist içeride okuyacaklar, biz de dışarıdan bakacağız. Yani pek mantıklı değil, inşaAllah. Böyle demesinler, diyecekler ki; her fikre özgürlük olsun, her düşünce temsil edilsin. Biz, Marksistler okusun diyoruz. Okula gelsinler diyoruz. Çıksınlar, tartışalım diyoruz. Kitap bassınlar, dağıtsınlar. Darwinizm okutulsun. Marksizm okutulsun, devlet okutsun. Faşizmi okutsunlar. Ama bir istirhamımız var, Yaratılış’la ilgili bilimsel delilleri 10 sayfacık, fazla değil, 10 sayfacık, onu da biz anlatmış olalım, istirham ediyoruz. Varlar mı? Bak onlar 100 sayfa anlatsınlar komünizmi, ben 10 sayfa cevabını yayınlayayım. 10 sayfa, fazla istemiyorum. Varlarsa, hodri meydan, yerle bir ederim. Fikrimden korktukları için, aslında oradaki hikaye o, Harun Yahya olayı. Bakın başka hiç isim vermemişler, bir tane isim veriyorlar. Harun Yahya, o kadar. Yani delikanlılarsa çıksınlar karşıma. Eğer bir güçleri varsa. Bak diyorum, bin sayfa devlet onlara imkan tanısın, bana da 10 sayfa imkan tanısın. Hodri meydan diyorum. Silindir gibi ezerim, inşaAllah. Onlar da biliyorlar. MaşaAllah teşhis etmişler.
OKTAR BABUNA: Çünkü siz Hocam Darwinizmi ve komünizmi ezim ezim ediyorsunuz. Atatürk’ümüzün de bir sözü vardı siz hep hatırlatıyorsunuz, söyliyeyim mi Hocam onu, komünizimle ilgili?
ADNAN OKTAR: Ne demek yani, tabii ki söyleyeceksin.
OKTAR BABUNA: Atatürk’ümüz şöyle diyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Komünizm Türk Milleti’nin en büyük düşmanıdır. Her görüldüğü yerde mutlaka ve behemahal ezilerek yok edilmelidir” diyor.
ADNAN OKTAR: Behemahal bak, her görüldüğü yerde. Ben ne yapıyorum? Her gördüğüm yerde eziyor muyum?
OKTAR BABUNA: Eziyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir de, her halükarda eziyormuyum?
OKTAR BABUNA: Her halükarda.
ADNAN OKTAR: Bak Atatürk’ün sözünü tutuyorum işte., maşaAllah. Ve daha Atatürk’ün sözünü ifaya gayret edeceğiz, daha da. Atatürk’ün İslam’la, Kuran’la ilgili sözlerinden oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, hemen okuyorum.
ADNAN OKTAR: Biraz komünistlerin beyinleri açılsın, şu kalpleri biraz ferahlasın. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Atatürk’ümüz şöyle diyor: “Muhammed Mustafa (s.a.v.) Peygamber olmadan evvel, kavminin sevgisine, saygısına, güvenine erişti. Fahr-ı Alem Efendimiz (s.a.v.) sonsuz tehlikeler içinde, tükenmez sıkıntılar ve zorluklar karşısında 20 sene çalıştı ve İslam dinini kurmaya ait Peygamberlik görevini yapmayı başardıktan sonra Cennet’in en yüksek katına erişti. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v.) Cenab-ı Hakk tarafından insanlara dini gerçekleri bildirmeye memur ve elçi olmuştur. Anayasa’sı hepimizce bilinir ki, şanı büyük olan Yüce Kuran’daki Nas’lardır. İnsanlara gelişme ve aydınlanma ışığını vermiş olan dinimiz son dindir, en eksizsiz dindir. Din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer, insana hüzün verir. Mutlaka bir şeye inanacağız, bu dinlerin en sonuncusu, elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür. Onun hak Peygamber olduğundan şüphe edenler şu haritaya baksınlar ve Bedir Destanı’nı okusunlar. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bir avuç imanlı Müslümanla, mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş Ordusu’na karşı, Bedir Meydan Muharebesi’nde kazandığı zafer fani insanların karı değildir. Onun Peygamberliğinin en kuvvetli delili, işte bu savaştır. Bence, dinsizim diyen mutlaka dindardır. İnsanın dinsiz olmasının imkanı yoktur. Dinsiz kimse olmaz. Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed (s.a.v.)’i örnek almalı ve kendisi gib hareket etmeli. İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli, zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler. Ey Millet, Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Koyduğu esas kanunlar Kuran-ı Azimü’ş Şan’daki ayetlerdir. İnsanlara fevz ruhunu vermiş olan dinimiz, son dindir, ekmel dindir. Çünkü dinimiz akıla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi ve tabi kanunlar arasında ahkırılıklar olması gerekirdi. Bütün ilahi kanunları yapan Cenab-ı Hakk’tır. Milletimiz, din gibi kuvvetli bir fazilete sahiptir. Bu fazileti hiçbir kuvvet milletimizin kalb ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz. Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Türk Ulusu daha dindar olmalıdır, yani tüm sadeliği ile dindar olmalıdır. Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Halbuki elhamdülillah hepimiz Müslümanız, hepimiz dimdarız. Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, halkın menfaatine uygundur, biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslam’ın menfaatine uygunsa kimseye sormayın, o şey dindir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı, mükemmel olmazdı, son din olmazdı. Atatürk 1923 yılında Konya’da Dar-ül Hilafet-i Aliye Medresesi’nde ahlak dersinin okutulduğu bir sınıfa girmiş ve Hamdizade Hamdi isimli bir öğreciden, şeytandan Allah’a sığınırım, “İnnallahe ye’mürüküm en tüeddü’lemaneti, ila ehliha.(Nisa Suresi 58) (Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor.) ayetini yorumlamasını ve ayetten çıkan ahlak ilkelerini açıklamasını istemiştir. Öğrencinin açıklamalarının ardından Atatürk, öğretmen ve öğrencilere “Bu ayet-i kerimeyi muvaffakiyatımız için yegane bir delil hayr eylerim” diyerek duygu ve düşüncelerini açıklamıştır. Kurtuluş Savaşı’nın en zor günlerinde Kerim Paşa, Kuran’da geçen “Allah’ın eli onların üzerindedir” ayetini yorumlamış ve bu ayette belirtildiği gibi Allah’ın yardımıyla sıkıntılardan aşılacağını söylemiş. Bunun üzerine Atatürk şöyle karşılık vermiştir: “Azizim, ‘Yedullahi fevka eydihim’ (Allah’ın eli bütün ellerden üstündür). Millet Allah’ın buyruğunu yerine getirecektir ve buyurduğunuz gibi milletçe elde edeceklerimiz hayırlı ve uğurlu olacaktır. Lütufkar dualarınızın eksik edilmemesini rica ederim. Gayret bizden, yardım ve kolaylık ölümsüz Allah’tandır.” Yine Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri Ulus aktarıyor. “Atatürk bazı kereler çalışırken okuduğu tefsirlerin çok etkisinde kalırdı ve de “Hey büyük Allah’ım. Kuran’a inanmayan kafirdir, bize nasıl yol gösteriyor? Kuran’ı’ tüm dünyaya okutmalıyız” derdi. Sonra o an yanındaki bizlere “Okurken ruhum coşuyor, size de oluyor mu?” diye sorardı. Atatürk’ün en çok üzerinde durduğu surelerden birisi Şura Suresi’dir. Atatürk bir konuşmasında Şura suresine şöyle vurgu yapmıştır: “Kuran ayetlerine ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözlerine göre hükümetin esasları ifade edilmiştir. Onlar şunlardır: Danışıp konuşma, adalet ve devlet başkanına itaat.” “Şura, muamelat-ı nası (insanlara ait davranışları) ifa ederken adilane ifa edecektir. Çünkü adaletten mücerred (ayrılmış) olan şura, Allah’ın emrettiği bir şura olamaz.” Atatürk, cumhuriyete giden süreçte sıkça Şura Suresine göndermeler yapmıştır. Atatürk bir keresinde “Senin şanını yükseltmedik mi?” ayetini de içeren İnşirah Suresi’nin tefsirini yapmıştır. Cumhuriyet tarihinde Kuran’ı ilk kez 71 yıl önce, Atatürk’ün isteği ile, Türkçe olarak okutulduğu bildirildi. Hafız Yaşar şöyle anlatıyor. Atatürk Cemil Said Bey’in Kuran tercümesini getirttiler. Sabaha kadar konuştuk. Daha sonra kendileri ayağa kalkarak ceketinin önünü iliklediler. Kuran-ı Kerim’i ellerine alıp Fatiha Suresi’nin Türkçe tercümesini açıp halka okuyormuş gibi ağır ağır okudular.” “Kurtuluş Savaşı’nın en zor günlerinde Kerim Paşa, Kuran’da geçen Allah’ın Eli onların üzerindedir, ayetini yorumlamış ve bu ayette belirtildiği gibi Allah’ın yardımı ile sıkıntıların aşılacağını söylemiştir. Bunun üzerine Atatürk şöyle karşılık vermiştir, “Azizim, Yedullahi fevka eydihim; Allah’ın Eli bütün ellerden üstündür. Millet, Allah’ın buyruğunu yerine getirecektir ve buyurduğunuz gibi milletçe elde edeceklerimiz hayırlı ve uğurlu olacaktır. Lütufkâr dualarınızın eksik edilmemesini rica ederim. Gayret bizden, yardım ve kolaylık ölümsüz Allah’tandır.” Hafız Hafız Yaşar Okur da Atatürk’ün Ramazan aylarındaki davranışlarını şöyle gözlemlemiştir: “Ramazanların Atam için çok büyük bir önemi vardı. Beni huzurlarına çağırır, Kuran-ı Kerim’den bazı sureler okuturdu. Ben okurken gözleri bir noktaya takılır, derin bir huşu içinde dinlerdi. Ruhunun çok mütelezziz olduğu her halinden anlaşılırdı.” Nuri Ulusu, Atatürk’ün 30 Ramazan gecelerine büyük önem verdiğini şöyle anlatmıştır: “Atatürk 30 Ramazan geceleri o devrin hafızları olan beyleri davet ederdi. Atatürk davet ettiği bu hafızlardan tek tek din hususunda bilgiler alırdı. Ayrıca çok üzerinde durduğu Türkçe Kuran-ı Kerim hakkında görüşlerini de sorardı. Yine bir Ramazan ayı gecesinde hafızlar geldiğinde hep birlikte salona girdiler. Konu yine Türkçe Kuran-ı Kerim’di. Atatürk hepsiyle ayrı ayrı ilgilendi. Kuran-ı Kerim’den okudukları duaları zevkle dinledi.” Yine Nuri Ulusu aktarıyor: "Atatürk bir gece bahçede dolaştıktan sonra köşkün kapısına geldiklerinde kapının tam önündeki kayısı ağacına gözü takılıverdi. Dallarında kayısılar olmuş öylece duruyorlardı, şöyle bir baktı, sonra alçak olan bir daldan eliyle tutarak bir kaç tane kayısı koparttı. Sonra eliyle ovalayıp yemeye başladı ve yerken de ‘Oh oh ne kadar da güzelmiş, Allah’ın hikmetine bakın, neler yaratıyor neler, inanmayanlar kafirdir’ diyerek içeri girdi.” Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatıyor. Atanın elini öpmek üzere yanına girdim. "Sen dindar mısın" diye sordu? "Evet dindarım" dedim. Cevabım hoşuna gitmişti. "Çok iyi, Allah, büyük bir kuvvettir. Ona inanmak lazımdır" dedi. Ve bu konuda uzun uzun izahat verdi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi komünist kardeşlerimizin yüreklerine herhalde bir ferahlık gelmiştir. Atatürk’ün coşkun iman anlayışını, coşkun imanını, Peygamber (s.a.v.) sevgisini, Allah sevgisini gördüler. Ne kadar akıllı, dirayetli, bilgili bir insan olduğunu da biliyorlar. Böyle bir insan hakkı ve hakikati mükemmel açıklayrak onları aydınlatmış. Biz de Atatürk’ten naklettik, kalpleri ferahlasın diye, İnşaAllah. İnşaAllah onlara olumlu etkisi olmuştur. Ama tabii onlar Atatürk’ü dinlemez. Komünistler, Marx, Lenin, Stalin, Mao; onları lider kabul ediyorlar, Atatürk’ü kabul etmiyorlar. Biz de onlara Atatürk’ü sevdirmeye gayret edeceğiz, çalışacağız, inşaAllah. Atatürk’ü anlatarak, doğru yolda hareket etmeleri için var gücümüzle gayret edeceğiz. Ama eninde sonunda doğru yolu göreceklerine eminim, inşaAllah. Marx yok, Atatürk var. Lenin yok, Atatürk var. Mao yok, Atatürk var, bunu öğreteceğiz. Anlamazlarsa yine anlatırız, anlamazlarsa yine anlatırız. Sonunda anlayacaklar, inşaAllah. Başka Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Milliyet’te Mehmet Ali Birand’ın bir yazısı var Hocam; dünkü yazısının devamı ve sizin söyledikleriniz doğrultusunda. Şöyle bir açıklaması olmuş Fethullah Gülen cemaati ile ilgili; dün bir yazı yazmıştı. “Bu cemaati diğer gruplaşmalardan ayıran bir unsur, kurmayı başardıkları mekanizmadır, bu birlikteliği yaratan da Fethullah Gülen. İşin temelindeki felsefe, muhafazakar, dini değerlere önem veren genç bir nesil yaratmak.”
ADNAN OKTAR: Şimdi sen özetini söyle.
OKTAR BABUNA: Evet. Kendilerini pek açığa vermemeyi, ortalarda konuşmamayı öğrendiler, yıllar boyunca siperde yaşadılar. Cemaati tehlikeli gören kısımlar da, gücü hakkında abartılı bir propaganda yapınca, işin rengi değişiyor. Yani ortada görünmüyorlar, diyor.
ADNAN OKTAR: Mehmet Ali Birand bunu kelimesi kelimesine benden öğrendi, günlerden beri heyecanla bunu anlatıyor. Şu ana kadar neredeydin o zaman Mehmet Ali? Şu ana kadar neredeydin? Ben anlattıktan sonra açıldı. Daha önce böyle bir fikri yoktu. Daha önce hakikaten inanıyordu güçlerine.
OKTAR BABUNA: Kelimesi kelimesine yani Hocam, o kadar.
ADNAN OKTAR: Bak, harfi harfine benden duyduğunun aynısını naklediyor.
OKTAR BABUNA: Ortalarda yoklar, çok abartılı diyor.
ADNAN OKTAR: Yıllardan beri hakikaten gücüne inanıyordu, bilmiyordu. Ben anlatınca anladı, inşaAllah. Ondan sonra da bilmiş bir edayla meşhur yöntemiyle anlatıyor.
OKTAR BABUNA: Hüseyin Gülerce Hocamız bir yazı yazmış Zaman’da Hocam, “Pennsylvania'dan Bakınca” diye bir başlıkla. Diyor ki, Fethullah Gülen Hocamız’ın bir konuşmasını aktarmış. Şöyle diyor.
ADNAN OKTAR: Fethullah Gülen ne zaman konuşmuş?
OKTAR BABUNA: Yeni bir konuşma olması lazım Hocam.
ADNAN OKTAR: Fethullah Gülen Hocamız’ın yeni bir konuşması olması lazım, oysa tamam.
OKTAR BABUNA: Evet, o Hocam evet. Orada bir bölüm,
ADNAN OKTAR: Bak, Fethullah Gülen Hocam’a da, ben Nur talebelerini de söyledim, bir açıklama yapın. Bu adamlar böyle sürekli heyecanlanırlar ve gittikçe bunu körüklerler, çünkü paniğe kapıldılar anlamıyorlar, gittikçe eziliyorlar. Nereden olduğunu da anlayamadılar. Bir oraya tutunuyorlar, olmuyor. Bir buraya tutunuyorlar olmuyor. Herhalde olsa olsa Fethullah Hoca cemaatidir dediler, onlara tutundular, yani anlayamadılar. Bak, Hızır (a.s.) yapıyor, diyorum. O zaman Hızır (a.s.) nerede? Hızır (a.s.) görünmez, onun özelliği odur. Fethullah Gülen’in talebeleri son derece gariban, mazlum insanlar, nereden çıkarıyorsun? Yüzüne baksan kızarır, yere bakarlar, acayip çekingenler. Adını sorsan söylemez. Kendi halinde insanlar. Sessiz sedasız namazını kılar, ondan sonra ibadetlerini yapar ki onları bile sezdirmemeye çalışır. Namazlarını bile gizli kılıyorlar, yani o kadar dikkat ediyorlar. Ne alaka? Gidecek orada adamlar ihbar edecek, bilmem telefonlar dinleyecek; onun işi değil onlar. Bu Hızır (a.s.)’ın işidir. Bilmeyecekleri yönden Hızır (a.s.) onları ezim ezim ezecek böyle ve devam edecek bu. Bitinceye kadar devam edecek. Daha önce palazlanmalarına bir şey dedi mi Hızır (a.s.)? Demedi. Şimdi de ezme kararı verdi eziyor, o kadar. Ne diyorsunuz siz? Agartha’dan, yer altından bize birileri geliyor demiyor musunuz, kendiniz demiyor musunuz? Resmi tutanaklarda iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün resmi dosyasındaki tutanaklarda bu yazmıyor mu? Uzun uzun anlatıyorsunuz. Yer altı mağaralarında yaşıyor bizim öndelerimiz, diyorsunuz. Agartha diyorsunuz. Oradan çıktı önderlerimiz, bizi oradan yönetiyorlar, diyorsun. İşte o mağaranın içinden gelenler, o ruhani varlıklar şimdi de sizi ezme kararı aldılar, olay bu. Kafanıza takmayın fazla, karıştırmayın. Daha fazla düşünürlerse, kafalarının çizgisi mesela değişebilir. İsteseniz detaylandırayım. Daha önce pür neşeydiniz, gayet rahattınız, size bir şey dedi mi Hızır (a.s.) o zaman? Demedi. O zaman böyle olması gerekiyordu. Şimdi de ezme kararı aldı. Hızır (a.s.), Mehdi (as.), İsa Mesih (a.s.) üçü birlikte hareket ederler, bunu bilecekler. Bunun sırlarını öğrendiklerinde, onların kafa tası böyle bir havaya atlayacak, küt diye yere düşecek. Söylesem, nefesleri kesilir, oturdukları yerden kalkamazlar. Ayaktalarsa da, yere otururlar. Perde kalkarsa, Allah esirgesin yani, akıllarına bir hal gelir, inşaAllah. Onun için bu kadarı ile devam etsinler, inşaAllah. Düzelsinler, sözümü dinlesinler. Allah’ı sevsinler, Kuran’a tabi olsunlar, hakkı görsünler artık, inşaAllah. Allah ne derse o oluyor. Allah’ın dediğinin dışında bir şey olmaz. Allah’a itaat etsinler. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Bu hafta sonu yapılan bir röportaj Hocam, Amerika’ya gitmiş haftasonu.
ADNAN OKTAR: Ne diyor Fethullah Hocamız?
OKTAR BABUNA: "Çetin bir dönemde yaşıyoruz. Kışta geldik, hep bahar rüyaları görürdük. Bahara ait bu kadar emareyi görebileceğimizi de ummadık. Karların eridiğini kardelen çiçeklerini gördük. Toprak olmak çok önemli çünkü topraktan başka gül bitiren olmaz" demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) çıktı, diyor. Kapalı bir üslupla söylemiş. Şifreli bir üslupla söylemiş. Karı delen Kardelen çiçekleri. Oku bir daha. Baştan sona oku.
OKTAR BABUNA: "Çetin bir dönemde yaşıyoruz. Kışta geldik, hep bahar rüyaları görürdük. Bahara ait bu kadar emareyi görebileceğimizi de ummadık. Karların eridiğini kardelen çiçeklerini gördük. Toprak olmak çok önemli çünkü topraktan başka gül bitiren olmaz."
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Mehdiyet’i çok net anlatmış. Başka ne var Oktar?
OKTAR BABUNA: Oktay Ekşi bir yazı yazmış Hocam, “Sorumlular söylesin!” diye. Bu yine türban konusu ile ilgili. “Gerçek şu ki “türban” barajı yıkılmıştır ve bunu ardı arkası kesilmeyecek gelişmeler izleyecektir. Seçmenler ülkeyi “laikliğe” düşman kadrolara teslim edince bugün yaşadığımız nokta gelmek mukadder oldu. Şimdi kimse “asıl sen kabahatlisin” demesin. Çünkü bunu diyecek olanın, suçladığı kesimden daha az sorumlu olduğunu savunmak imkânı yok” gibi bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR: Oktay Ekşi çok ayıp ediyor. Koskoca insan, yaşlı başlı artık, yani piri fani olmuş, Allah’tan korksun. Bir avuç genç kız, bir avuç çocuk. Bunları bu kadar tedirgin etmenin, bu kadar ızdırap vermenin alemi ne? Sana ne? Gitsin çocuklar baş örtüsü ile, gitsin-gelsin, sen ne karışıyorsun? Yani şu baskıya, şu eziyete ne gerek var şu çocuklara? Mazlum, kendi halinde genç kızlar. Öyle inanıyorsa, sana ne? Allah Allah. Kardeşim saçında bir kusur olabilir, örter. Başı yaştır, örter. Bakımsız çıkmıştır, örter. Utanıyordur, örter. İnancından dolayı örter, sana ne, ne mahsuru var yani? Sana karışan oluyor mu, senin yaşantına, hayatına? Memleket gitti, bilmem ne oldu falan, ne alaka? Yani Türkiye’deki aydın insanlara, aklı başında insanlara güvenmeyip, kendine güvenmesi çok acayip bir şey. Kardeşim bizim milletimiz son derece aydın, aklı başında, Atatürkçü bir nesildir. Çok keskin görüşlüdür. Gericiliği, yobazlığı, komünistliği, PKK’yı, iti kopuğu, hepsini ayırdeder, bilir. Bize akıl öğretmene gerek yok. Senden mi öğreneceğiz biz irticayı yahut komünistliği şunu bunu falan. Biz öğretiyoruz sana. Otur dinle nezaketinle. Bir avuç çocukla böyle uğraşmak çok ayıp, çok çok ayıp. Bırak çocukları rahat rahat yaşasınlar. Nasıl istiyorsa öyle yaşasın, sana ne yani, inşaAllah. Yani marifet mi? Okullun kapısında çocuğun başını açtırıyorsun, içeriye giriyor başı açık, dışarıya çıkıyor yine başı kapalı. Bu eziyete ne gerek var, ne fark ediyor? Yine zaten o çocuk dindar, ne fark ediyor yani. Niye mahçup ediyorsun çocuğu? Niye mahçup ediyorsun arkadaşlarına karşı? Öyle inanıyorsa yapsın, ne yaparsa yapsın. Hayır, ne değişiyor ayrıca, sen bunu yapınca ne değişiyor?
OKTAR BABUNA: Bir şey değişmiyor Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Yani girmiyor değil ki, yine giriyor. Yani yine dindar. Onların dindarlığı ile Türkiye irticaya mı teslim oldu şu an, ne oldu, ne fark etti? Bunu nasıl akıl edemiyor ben anlamıyorum. O çocuklar zaten giriyor okula, perukla giriyorlar. Peruk takıyorlar veyahut başını açıp giriyor, ama giriyor okula. Türkiye’de hiçbir şey olmadı, olmaz da. Bir de baş örtüsü ile irticanın ne alakası var? Uçuyor, ağzına geleni söylüyor. Hay dedem hay, böyle yaş ilerledikçe mübarek olgunluğu artıyor, kültürü bilgisi artıyor, böyle taşıyor. Piri fani oldu, daha da ilginç şeyler konuşmaya başladı. Daha da ilerde kimbilir neler konuşacak. Uzaylılar hakkında mı bilgi verecek bize, bilmiyorum artık. Başka ne var?
OKTAR BABUNA: Mustafa Özden Hocamız yazısında, Nur’un büyük ağabeylerinin üzerinde durdukları konuları anlatmış Hocam. Üçü de sizin üzerinde durduğunuz konular. “Birincisi; Seyyid Salih Özcan’ın anısı. Üstadın kendisine ‘keçeli keçeli, ben Mehdi (a.s.)’yi görmeyeceğim ama sen göreceksin’ demesi. İkincisi; Mustafa Sungur Ağabey’e Üstadın ‘gelir kabrimde bana anlatırsın’ demesi. Üçüncüsü; Salih Özdemir Ağabey ve Üstad’n Mekke ve Medine’ye gitmemesini, mutlaka Türkiye’de kalmak istemesini anlatmış. MaşaAllah Hocam, bunları söylemiş yazısında.
ADNAN OKTAR: Şimde teker teker al bunları. Ne onlar?
OKTAR BABUNA: Bir bölüm okuyayım mı Hocam yazdığından? Salih Özcan çok bilinmeyen bir hatırasını paylaştı ve bunu hazirunun huzurunda nakletti: “Keçeli, Mehdi’yi ben göremeyeceğim ama sen göreceksin.”
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, maşaAllah. Demek ki, Mehdi (a.s.) gelmiş. Demek ki gelmiş. Kardeşim bir kısım insanlar Nur talebesiyim diyor, ama değiller. Nur talebelerine bir mühendislik projesi uygulandı. Mühendislik projesinin sonucunda meydana gelen imalat var. Bazı kişiler de bu imalatın sonucudur. Gerçek Nur talebesi Risale-i Nur’un üslubuna inanır, hadislere inanır, Kuran’a inanır, Bediüzzaman’a karşı da saygılıdır. Bediüzzaman Mehdi (a.s.) konusunda diyor ki; “bu Allah’ın vaadi”, Allah’ın vaadi. “Allah vaad etmiştir, elbet de vaadini yerine getirecektir” diyor. Ve Allah’ın sünnetidir, kanunudur, bunu yerine getirecek, diyor. Ayrıca “Muhbir-i Sadık Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in vaadidir, o söylemiştir, sadıktır. Dedikleri çıkmış, çıkıyor, çıkacak ve bu olacak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği olacak,” diyor. Ayrıca kendisi de bunu bir daha vurguluyor. Nur talebesi kardeşlerimiz ne diyorlar? “Bu bir fikir jimnastiğidir” diyorlar Bediüzzaman söylediği. Allah’tan kork, Allah’tan kork. Ne konuştuğundan haberin var mı senin? Sen Kuran’a söylüyorsun bunu, hadise, Allah’ın Resul’üne Peygamber (s.a.v.)’e söylüyorsun. Peygamber (s.a.v.)’in söylediği (haşa) fikir jimnastiği mi, saygısızlık yapıyorsun. Bediüzzaman fikir jimnastiği yapacak başka yer bulamadı mı, Risale-i Nur Küllayatı’nda mı fikir jimnastiği yapıyor? Aklını başına al. İman edemiyorsan dersin; benim imanın zayıf Allah beni korusun, bana hidayet versin, dersin. Dua ederiz, yardımcı oluruz. Bediüzzaman’ı bu kadar hakaret dolu bir ifade ile rahatsız etmen, ruhunu rahatsız etmen bir Müslüman’a yakışır mı? Mesela bak diyor ki...
Sen konuşmana devam et.
OKTAR BABUNA: Bu konuşmalar, izleyicilerden bilmeyenler olabilir, son Bediüzzaman sempozyumundaki konuşmaları ağabeylerimizin. Devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Son Bediüzzaman sempozyumundaki? Ve binlerce kişi dinledi. Nerede yapıldı?
OKTAR BABUNA: İstanbul’da, burada yapılan.
ADNAN OKTAR: İstanbul’da yapıldı, evet. Binlerce kişi geldi, yerli ve yabancı, profesörler, şunlar bunlar. Üstadın bütün eski talebeleri geldi. Bütün Nur talebelerinden tanınanlar, ünlü olanlar geldiler. Ve onları gözünün önünde Seyyid Salih Özcan Hocamız ne dedi? Bir daha oku.
OKTAR BABUNA: “Keçeli, Mehdi’yi ben göremeyeceğim ama sen göreceksin.” diye başına da hafifçe vurarak böyle.
ADNAN OKTAR: Söyledi diyor.
OKTAR BABUNA: Evet, söyledi diyor.
ADNAN OKTAR: Bu ne demektir? Seyyid Salih Özcan Hocam çok yaşlı bir insan. Mehdi (a.s.) geldi demektir.
OKTAR BABUNA: “Salih Özcan’a Mehdi (a.s.) müjdesi verirken, Mustafa Sungur Ağabeye de, Nur bayramlarına ve Nur baharlarına kavuşacağını müjdeliyor ve bir de tembihte bulunuyor. ‘Kabrime gelip bunları bana anlatacaksın’”.
ADNAN OKTAR: “İslam ahlakı hakim olduğunda, Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde bunu, gelip kabrimde anlatacaksın” diyor. Sungur Ağabey bütün herkesin içerisinde söyledi; “’ben görmeyeceğim, sen göreceksin’ dedi bana,” dedi. Ve ayrıca camiide de bana söyledi. “’Mehdi (a.s.) bambaşka olacak. Nur talebesi olmayacak dedi,’ dedi.” İnşaAllah. Ağabeyler aslında bunu daha da dillendirseler, bu Risale-i Nur’a uygulanan mühendislik projesini yıksınlar. Yoksa bakın, ne Risale-i Nur bırakacaklar, ne Bediüzzaman bırakacaklar bu görüşle, bu kafayla. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: “Daha doğrusu onun ağzından nakil olarak bunları İhsan Atasoy anlattı. Mustafa Sungur Ağabey şimdi bu baharları yaşadıklarını ve Hicri 1506 yılına kadar da yaşayacaklarını, Bediüzzaman’ın müjdeli haberleri ışığında anlattı. Bundan dolayı karşı taraf bütün gücüne rağmen oyun kurmakta ve sürdürmekte zorlanıyor. Galibane nurun yürüyüşü devam ederken, 1506 ile 1542 yılları arasında nurun ışığının sönmese de yeniden kararacağını, zayıflayacağını ve mağlubane bir vaziyette yoluna devam edeceğini ve zulumatın ise yeniden koyulaşacağını ve kıyametin kâfirler üzerine kopacağını hatırlattı.
ADNAN OKTAR: 1545’te?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: “70 yıl kaldı” diyor. Bak, 70 yıl içerisinde İsa (a.s.)’nın inişi, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı, İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti, hepsi bitecek” diyor, Sungur Ağabey söylüyor. Ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine dayandırarak söylüyor. 7 tane 10 sene. Uyuyor adamlar. Daha hala teville, tabirle olayı kapatmaya çalışıyorlar.
OKTAR BABUNA: O ifadesini tekrar okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Bak, 1545’te de, yani 2120’de de Kıyamet kopacak diyor. Evet.
OKTAR BABUNA: Tekrar okuyorum Hocam inşaAllah. “Mustafa Sungur Ağabey şimdi bu baharları yaşadıklarını ve Hicri 1506 yılına kadar da yaşayacaklarını,” söylemiş.
ADNAN OKTAR: Bak, “bahar geldi” diyor. Bediüzzaman bahar için Mehdiyet’i söylüyor. “Biz kışta geldik, onlar baharda gelecekler” diyor Mehdi (a.s.) talebeleri için. Bakın şimdi bir koç yiğit ne yapmış. O ne sitesidir? Sorularla Risale. Sorularla Risale diye bir internet sitesi, nokta com. Bak mübareklere soruyorlar. “Faraza hakiki beklenen o zat” ifadesini soruyorlar. Bak mübarek sonuna getirmiş diyor ki; “Bu sebeple farklı ve gelecekte çıkacak bir Mehdi manası, yanlış bir manadır.” Peygamber (s.a.v.)’in söylemsi de yeterli değil. Kuran böyle söylüyor, Kuran’ın işareti de bu, Allah’ın hükmü de bu, diyor bak. “Cenab-ı Allah’ın sünneti budur,” diyor Bediüzzaman. “Hadislerde böyle geçmiştir, Peygamber (s.a.v.) bunu söylüyor, ben de böyle söylüyorum onlara uyarak” diyor. Hazret ne diyor bakın ve bu Nur talebesi bunu söyleyen. Sorularlarisale.com sitesine isterlerse açıp baksınlar. “Böyle bir Mehdi anlayışı İslam düşüncesinde yoktur. Bu sebeple farklı ve gelecekte çıkacak bir Mehdi manası, yanlış bir manadır.” Yani gelecekte Mehdi (a.s.) çıkmayacak, diyor. İttihad-i İslam da yok, Türk-İslam Birliği de yok, hiç boşa çalışmayın, gayret etmeyin, diyor. “Üstad Hazretleri’nin ‘bir asır sonra çıkacak’ ifadesi, onun diğer iki vazifesinin şaşaa ile tecellisi kastediliyor ki, bu iki vazifeyi nurani cemaati ve takipçileri yapacak ya da farazi bir fikir egzersizidir.” Farazi; yani farz edelim. Farz edelim demiştir, öyle bir şey yok ki, diyor. Yani Peygamber (s.a.v.)’in hadisler, Buhari, Muslim, Tırmızi, hepsi faraziymiş. Bak; “farazi bir fikir egzersizi.” Peygamber (s.a.v.)’in hadislerini de öyle görüyor adam, farazi fikir egzersiziymiş. Ve bunları da yayınlıyorlar adamlar ve buna uyan insanlar oluyor. “Demek daha mantıklı olur kanaatindeyiz. Ama yeni bir Mehdi gelecek diye ısrar edenlere saygı duyarız. En iyisini Allah bilir.” Senin saygın kalmış mı kardeşim? Senin Peygamber (s.a.v.)’e saygın yok ki, bize saygın olsun, Müslümanlara saygın olsun. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine sen farazi bir fikir egzersizi dersen, Bediüzzaman’ın yüzlerce sayfa açıklamasına farazi fikir egzersizi dersen, sana ben ne diyeyim? Allah sana hidayet versin. Yani ne konuşulur seninle. Farazi fikir egzersizi, işte bak gelecekleri son nokta buydu. Bak, bir de diyorum ki, bir mühendislik projesi uygulanıyor. Şaşar beşer, Faruk Beşer bilmem ne falan tipleri çıkarttılar, bak sonucunda böyle bir sistem geliştirdiler. Böyle bir Risale-i Nur talebesi anlayışı geliştirdiler. Bediüzzaman fikir egzersizi yapmış. Ayetle söylüyor bak, ayetle delil veriyor, ayetle delillendiriyor ve çok fazla hadisle açıklıyor Bediüzzaman, hepsi fikir egzersiziymiş.
Bak Bediüzzaman bu konuda diyor ki (Şualar 456’ınca sayfa,) 456’da; “Büyük Mehdi (a.s.)’nin dört ehemmiyetli vazifesinin,” bak Büyük Mehdi (a.s.) dört ehemmiyetli vazife yapacak diyor. Diyanet aleminde, siyaset aleminde, saltanat aleminde ve cihad aleminde, dört vazife. “Dört ehemmiyetli vazifesinin ve daha evvel gelip geçen küçük Mehdiler,” bir de küçük Mehdiler var. “Küçük Mehdiler “Büyük Mehdi (a.s.)”’nin bir kısım vazifelerini bir cihette icra ettiklerini,” yani mesela bir Mehdi geliyor; mesela ‘küçük Mehdi’ dediği, Bediüzzaman kendisi için küçük Mehdi unvanını alıyor, diyor. Bir nevi küçük Mehdi. “Çünkü ben diyanet yönünde geldim” diyor. Bir kısım Mehdiler siyaset yönünde gelirler; mesela Mehdi Abbasi, ben diyanet yönünde. Abdülkadir Geylani, İmam-ı Rabbani, bunlar küçük Mehdilerdir.” diyor. Bunlar diyanet yönünde. “Siyaset yönünde gelenler, saltanat yönünde gelen Mehdiler de vardır, cihad yönünde gelen Mehdiler de vardır” diyor. “Çeşitli Mehdiler vardır, ama hiçbiri Büyük Mehdi (a.s.)’nin bu dört vazifesini birden topluca yapmamışlardır. Hepsi bir vazifeyi, bir cihette görmüşlerdir, bir yönüyle yapmışlardır” diyor, kendisini de dahil ediyor bunun içine. “Ahir zamanda gelecek Mehdi (a.s.), dört vazifeyi de tam anlamıyla, mükemmel yapacaktır” diyor. İşte bunu aklı almayan kardeşlerimiz ne diyor? “Farazi bir fikir egzersizi” diyor, geleceği nokta bu işte. “Peygamberimiz (s.a.v.) yolunu, Kuran ahlakını ve hakikat-ı furkaniyeyi (Kuran ahlakının esaslarını, hakikatlarını) ve Sünneti Ahmediye’yi (a.s.m) (Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini) ihya ile ve ilan ve icra ile (herkese duyuyarak ve uygulayarak) başkumandanları olan,” bak başkumandanları olacak birisi çıkacak diyor Bediüzzaman. Ama farazi, diyor, yani faraziye ile uğraşmış, Bediüzzaman faraziyeciymiş yani. Teoriler geliştirmiş, yani Darwin gibi görüyor haşa, teoriymiş bunlar. Yani belki olabilir gibisinden söylemiş, yani mümkün, niye olmasın? Olur mu acaba, bir düşünsek mi? Olmaz ama, olduğunu düşünelim. Bak, “olmaz ama olduğunu düşünelim, o anlamda söylemiştir,” diyor. “İlan ve icra ile (herkese duyurarak ve uygulayarak) Başkumandaları olan Büyük Mehdi (a.s.)’nin kemal-i adaletini (yüce adaletini) ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri” bak dünyaya gösterecek, diyor. “Göstermeleri gayet makul olmakla beraber,” faraziye mi diyor? “Gayet makul olmakla beraber, gayet lazım” bak gayet lazım, “ve zaruri (mutlaka şart) ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların (cemiyet hayatına ait kuralların) muktezasındır (gereğidir)” diyor. Ve mutlaka olacaktır, diyor inşaAllah. Bu adamlara nasıl oralarda yazı yazdırıyorlar? Yahut nasıl hakkı anlatan insanlara müsaade etmiyorlar, ben bunu anlayamıyorum. Bu adam bunu diyorsa, bunun cevabını da yazdırtın kardeşim. Üsluba baksana. sorularlarisale.com hiç olmazsa Bediüzzaman’ın dediklerini olduğu gibi yayınlayın kardeşim, var mısınız ona. Bu adamın, mesela bu yazısına Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili burada sözleri var, bu sözünü yayınlayın. Hiç çıkartmadan yayınlayın, inşaAllah. Bak, “Büyük Mehdi (a.s.)’nin çok vazifeleri var ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad aleminde, çok dairelerde icraatları, işleri olduğu gibi” diyor. Bu ne biliyor musun onlara göre? Faraziye bu, olabilir. Olmaz ama, olduğunu farz edelim. Bak bu çok önemli; olmaz ama olduğunu farz edelim. Zaten mümkün değil olmaz, imkansız diyor. Yani kapı dahi aralamıyor, binde bir ihtimaldir, bile demiyor bak. Milyonda bir ihtimal bile demiyor. Hiç mümkün değil diyor. Küfür hakim oluyor, ona bir şey demiyorsun. Masonlar hakim oluyor, ona bir şey demiyorsun. Komünist hakim oluyor, ona bir şey demiyorsun. Amerika hakim oluyor, ona bir şey demiyorsun. Çin’in hakimiyetini makul görüyorsun. Müslümanlar niye hakim olamıyor kardeşim? Niye faraziye oluyor bu? Ne oldu bu insanlara böyle, ben anlamıyorum? Bir kişi de çıkıp cevap da vermiyor bu adamlara, Allah’ın hikmeti. Ne oldu bu insanlara ben anlamıyorum yani.
Bak Bediüzzaman diyor ki; (Kastamonu Lahikası Sayfa 139). “Hem bu üç vazife birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor.” Benim zamanımda Mehdi (a.s.), cemaat olarak da bunu yapamaz, şahıs olarak da yapamaz, şahs-ı manevi olarak da yapamaz. Benim zamanımda mehdi çıkamaz, diyor. Buyrun, alıp okusunlar; Kastamonu Lahikası Sayfa 139, net. “Ta Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevi’nin, Peygamberimiz (s.a.v.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden” yani seyyidler cemaatinin topluluğunu temsil eden, temsilci olan. Mümessil, temsilci nedir? Bir kişidir. “Temsil eden Hazret-i Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide,” bir de cemaati var diyor. Bak, Mehdi (a.s.) var, cemaati var ve cemaatindeki şahs-ı manevide, “ancak içtima edebilir.” Ancak oluşabilir, teori demiyor buna, hadise dayandırıyor. Bunu Allah’ın Resulü (s.a.v.) söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor ve Tevrat’ta geçiyor. Zebur’da geçiyor ve bütün Peygamberler bildiriyor bunu. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) fikir jimnastiği olarak söylemiyor bunu.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, (haşa).
ADNAN OKTAR: Haber 7 sitesi bu hafta içerisinde 2 kez Faruk Beşer’in iki ayrı kitabına geniş haber ve tanıtım yaptı. Yani iki taraf birbiriyle tam mutabakat halinde gibi görünüyorlar şu an. Yani Samanyolu TV ile, Haber7.com. Onlar, onlara muhabbet gösteriyorlar, onlar onlara muhabbet gösteriyorlar, bak gelinen nokta da bu. Ama tabandaki Nur talebelerinin, mesela şu an bizi dinleyen Nur talebeleri; bunların haberleri bile yok çocukların. Tertemizdir Nur talebeleri, hepsi Mehdi (a.s.)’nin geleceğini bilirler. Yani bütün Müslümanlar, bütün Sünni, Şii, Alevi, herkes bilir Mehdi (a.s.)’nin geleceğini. Fakat böyle bir fikir cereyanı çıkartmak isteyen 5-10 kişi var. Var güçleri ile gayret ediyorlar ve kilit noktaları tutmuşlar, habire anlatıyorlar. Faruk Beşer de içlerinde. Evet Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Biraz önce söylediğiniz, Fethullah Gülen’le ilgili olarak Ahmet Altan da bir yazı yazmış dün. Dünkü yazısında; her şeyin Fethullah Gülen’e bağlanmasını eleştiriyor Ahmet Altan yazısında. Bunu iddia edenlerin hiçbir belge ortaya koyamadığını söylemiş. Ama Ergenekoncuların yaptıkları her şeyin belgeleri ile birlikte yakalandığını bildirmiş Hocam Taraf’ta yazdığı yazıda.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi, bir filmimiz vardı ona bir bakalım. Ben gelmeden önce söylemişlerdi, Şeyh Ahmed Hocamızın.
VTR: ŞEYH AHMED YASİN HOCANIN MEHDİ (A.S.) İLE İLGİLİ KONUŞMASI.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak Şeyh Ahmed Yasin Hocam, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerinin o güzel ruhaniyetini adeta içmiş. O güzel ruhu tamamen içinde özümsemiş, nezih ve çok değerli bir insan. Bütün halifeler öyle aynı güzellikte ve aynı efendilikte ve aynı incelikteler, maşaAllah. Şeyh Nazım Hocamıza öfke duyanlar çok utanç duyacaklar sonra. Onlar kiminle karşı karşıya olduklarının farkında değiller. Bakın ben açık, sarih söylüyorum, asrın kutbu diyorum. Kutbu’l Aktab’tır diyorum, adam bana yazı yazıyor, yani eleştiri tarzında. Bu onun hem cahilliğini gösteriyor, hem yol bilmezliğini gösteriyor, hem ferasetsizliğini, hem basiretsizliğini, hem de batın gözüyle bakamadığını gösteriyor. Sen kimsin, Şeyh Nazım Hocamız kim? Tırnağının ucu olamazsın sen. Bir destur yap, şöyle bir ağzını yıka, cenabetten bir arın, bir abdest al bir gusül abdesti al, ondan sonra bir ağzını da yıka, ondan sonra Şeyh Nazım Hocamızın adını ağzına al. Yolunu yürümekten aciz bazı cahil cühela, bu tip yakışıksız, çirkin üslup kullanıyorlar. O da Hocamızın manevi makamını çok yükseltiyor. Acayip sevgi insanıdır. Onun sohbetinde defalarca bulundum. Yani kuş gibi hafiflersin, acayip güzel, neşe ve sevinç doluyor. Mübarek iki kere güzel lütufta bulundu, bize bir iyilik olarak, böyle lütuf olarak fakirhaneyi ziyaret etti. “Ben kimsenin yanına gitmem, kimsenin ayağına gitmem ben. Adnan oğlumu ben çok seviyorum, o beni çok seviyor onun için geliyorum” dedi. O haliyle, bak yaşlı haliyle geldi, bayram havası esti, bir görseniz. Acayip, böyle herkes sevinç içindeydi. Çok nüktedan, gayet güzel konuşan bir insandır. Yobazlığa şiddetle karşıdır. Sevgiyi arayan bir insandır. Böyle kandan, kavgadan, fitneden şiddetle kaçınan, onları telin eden bir ruha sahiptir. Kalb ehli derin bir velidir, keramet ehlidir. Mesela ne söylerse çıkar, maşaAllah. Nezaketi ile ama. Akıl almaz mütevazi, hayret edeceğiniz şekilde mütevazi, son derece mütevazi. Onun için yetiştirdiği talebeler de çok güzel ahlaklı, çok şahane insanlar. Ahmed Yasin Hocamız da Şeyh Nazım Hocamızın, o muhterem Hocamızın değerli vekillerindendir. Allah kalbini daha da açsın, ilmini daha da derinleştirsin. Bak ne kadar güzel anlatıyor, Mehdi (a.s.) kan akıtmaz. Mehdi (a.s.)’nin kanla, irinle işi olmaz. Kan kim akıtır? Deccal. Deccalin vasfıdır kan. Bak hadislerde deccal hep kanla beraber anılır. Hep kan, hep kan, hep kan, yani deccalde kan vardır. Mehdi (a.s.) anti-kandır, kanı durdurur. Deccal kan akıtır, vasfıdır bu. Hep kan ister. Kan, irin dedin mi, deccal. Temizlik, güzellik, iyilik, hayır, bereket, bolluk, adalet, özgürlük, huzur diyorsan Mehdiyet’tir. Hocamız da çok güzel ifade etmiş, maşaAllah, ağzına sağlık. Evet, Oktar Hocam buyur.
OKTAR BABUNA: Bu Mustafa Özcan’ın yazısında Hocam, bir-iki kerametini daha anlatıyor, onu da okuyayım mı Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: “Bediüzzaman, Salih Özcan’a başka müjdeler de vermiş; bunlardan birisi, bir devlet adamıyla anlaşma yapmasıdır. Rabıta kurucularından birisi olarak Faysal’ın emriyle Avrupa’yı dolaşırken Romanya’da gerçekten de İslâmî hizmetler noktasında Çavuşeşku ile bir anlaşma imzalarlar ve böylece müjde de tahakkuk eder. Said Özdemir’e de Mekke ve Medine’ye gitmemesini ve bilhassa Türkiye’de kalmasını öğütlüyor ve kendisinin de böyle yaptığını anlatıyor. Gerekçesini de şöyle izah ediyor: “Türkiye İslâm aleminin kilidinin anahtarıdır. Türkiye olmadan İslâm aleminin kilidi açılamaz.” diyor Üstad Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “İslam aleminin kilidi Türkiye’de” yani Mehdiyet, maşaAllah. Bakın, bu İttihad-ı İslam’ın olmayacağından emin olan insanlara Müslümanlar çok uyanık olsunlar. Allah’ın rahmetinden ümidini kesmiş adam, yani inanılır gibi değil. Kardeşim binde bir ihtimal ver, binde bir ihtimal. Milyonda bir ihtimal ver, trilyonda bir ver. Hiç ihtimal vermiyor adam. Bu nasıl bir şeydir? İnanılır gibi değil. Nereden biliyorsunuz? Size bu garantiyi kim verdi, İslam ahlakının dünyaya hakim olamayacağının garatisini? Amerika’dan üfürüm mü geldi? Biri mi üfledi kulağınıza? Ve böyle mi demeniz gerekiyor? Deseniz kaç yazar ayrıca, bin kere deyin yani. Allah’ın vaadi gerçekleşecek. “Bu Allah’ın vaadidir” diyor Bediüzzaman. “Cenab-ı Allah vaad etmiştir” diyor. Allah’ın vaadini, Peygamber (s.a.v.)’in muhbir olarak bildirdiği bilgiyi, faraziye olarak almış adam, faraziye. Olmaz ama, hadi olduğunu farz edelim, gibi. Bu anlamda söylemiştir diyor. Ve bu adamlara da böyle yazı yazdırıp, cevap da verdirtmiyorlar. Şimdi orası demek ki bu tip kişilerin kontrolünde, yani birkaç kişinin kontrolünde. Kardeşim sen yorumsuz olarak, eğer delikanlıysan, yayınla Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili bütün sözlerini yayınla, yorumsuz. Bak bakalım ne anlama geliyor o. Böyle altlarını çizerek, altlarını çizerek. Ben sana yazıyı göndereyim istersen. Tek kelime ilave etmeyeceğim. Delikanlıysan yayınla. Ama Allah-u alem yayınlayamaz. Çünkü faraziye diyorsun sen. Faraziyeyi nasıl yayınlayacaksın.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Burada Hocam Nuh Gönültaş’ın bir yazısı var. Bir-iki gün önce Erbakan Hocamız’la ilgili bir yazı yazmış, üslubu saygıya uygun değil Hocam. Erbakan Hocamız’la ilgili yazısında şöyle diyor. “Koyunlar kendi sürüsünde kaldığı müddetçe güvendeler. Sürüden ayrılan koyunları doğal olarak kurt kapıyor. Bir siyasi parti yönetiminde, bir cemaatin hizmetinde böyle bir yönetim anlayışı, gerilerde kalan çok oluyor. Ama Necmettin Erbakan hiç değişmedi. Elbette bu saatten sonra da hiç değişmeyecek, değişmesi de beklenmiyor. Fakat partililer de bir tuhaf, en az iki kişinin kolundan tutarak ancak yürütebildiği Necmettin Erbakan için hala mücahit Erbakan diye bağırıyor, slogan atıyorlar” demiş. “Eğer orada bir yabamcı olsa, ‘eğer mücahid buysa, bu partinin bu halde olması normaldir’ diye düşünecektir.” diye bitirmiş.
ADNAN OKTAR: Gönültaş’ın taş gibi gönlü olmuş demekki. Taş gibi gönülle bakarsa, olmaz. Gönültaş gönlünü güzelleştirecek. Sevgi gözüyle bakacak, gerçek gözüyle bakacak. O zaman ben ona şunu tavsiye ediyorum, Saadet Partisini bir seyretsin. Şahlanışını bir seyretsin. Mehteri o Ceddin Deden musikisi, o marşı o güzelliği kulaklarına dolduğunda o heyecanı yaşayacaktır, ne demek istediğimi anlayacaktır. Şimdi bir ara vereceğiz herhalde.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz. Tekrar sizlerleyiz, buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam,
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, emredin inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen bir şeyler anlatacakmışsın gibi bir görünümün var.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, inşaAllah Hocam. Bu aynı yazıda Hocam, Hüseyin Gülerce Hocamız’ın yazısında Fethullah Hocamızn’ın bir cevabı vardı okuyalım mı?
ADNAN OKTAR: Sen demin bir konu anlattın, o yarım kaldı. Erbakan Hocama yönelik bir şey vardı, onu anlat bakayım.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam. Nuh Gönültaş’ın yazdığı yazıda; iki açıklaması vardı Hocam, hemen gösteriyorum inşaAllah.
Nuh Gönültaş’ın Saadet Partisi ile ilgili yazısı Hocam ve Necmettin Erbakan ile ilgili. Necmettin Erbakan hiç değişmedi, diyor. “Mücahit Erbakan"diye bağırıyor, slogan atıyorlar. Eğer orada bir yabancı olsa "Eğer mücahit buysa bu partinin bu halde olması normaldir" diye düşünecektir.” diye bitirmiş yazıyı Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi Erbakan Hocam’ın üzerine bu kadar yüklenmeleri, Erbakan Hocam’ın ne kadar büyük olduğunu gösterir, ne kadar değerli olduğunu gösterir. İki kişinin kolunda geliyor, diyor. Sahabeler Allah yolunda mücadele ederken kolları kopuyordu, ağır yaralıyorlardı, iki kişinin kolunda getiriyorlardı o gazileri. Ama iflahını kesiyordu küfrün, anlaşıldı mı? Erbakan Hocam da gazi hükmündedir. Allah yolunda bu hale geldi. İki kişinin kolunda, o çok büyük bir şereftir. Hz. Ali (r.a.) de 17 yerinden yaralandı, o da iki kişinin kolundaydı, anlaşıldı mı? Yiğitlik alametidir ama iflahlarını kesiyordu Hz. Ali (r.a.). Erbakan Hocam da Hz. Ali (r.a.) gibi iflahlarını kesecek küfrün, inşaAllah. Gönülleri çok rahat olsun, inşaAllah. Aynı şekilde MHP de kükreyecektir. Büyük Birlik Partisi de kükreyecektir. AK Parti de inşaAllah başarılı olur, daha iyi, faydalı hareketleri, daha faydalı girişimleri olur inşaAllah. Millet selamete ve güzelliğe doğru gidiyor, hayra doğru gidiyor. Boş yere çırpınmasınlar inşaAllah. Şeyh Abdülkerim Hocamın bir konuşması vardı, onu da bir görelim bakalım.
VTR: ŞEYH ABDULKERİM HOCANIN KONUŞMASI
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Abdülkerim Hocamız da Hocamızın mübarek vekillerinden bir tanesidir. O da bak çok temiz bir insan, çok değerli bir insan. Amerika’dan gelen bir kısım üfürümlerle bu mübarek insanlar olumsuz gibi gösterilmeye çalışıyor. Fakat başarılı olamıyorlar ve olamayacaklar. Mehdi (a.s.)’ye bağlanan bir insanın yolu açıktır artık. Gayet güzeldir yolu. Bakın ne enaniyet yapıyor, ne başka bir tavır gösteriyor. Saygıyla hürmetle Mehdi (a.s.)’ye teslim olduğunu ve Mehdi (a.s.)’nin güzel yönetimini, aydın, sıcak, sevecen, barış dolu, güzellik dolu yönetimini istediğini açıkça ifade ediyor. Mehdi (a.s.) geldiğinde kan, irin, rezillik olmaz. Kan temizler Mehdi (a.s.), deccalin döktüğü kanları temizleyecektir. Mehdi (a.s.) kan akıtmayacaktır. Bak Şeyh Ahmed Yasin Hocamız da çok mükemmel açıklıyor. Bunu kim söylüyor? Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Var mı o hadisler sende?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin anti-kan olması, kan temizleyici olması, buna mukabil deccalin de kan dökücü olması meşhur bir kavldir. Mehdi (a.s.) neşe getirir, deccal hüzün ve ağlama getirir. Mehdi (a.s.) temizlik getirir, deccal pislik getirir. Mehdi (a.s.) bereket, bolluk getirir, o kıtlık, kriz getirir; deccaliyet. Her şeyde zıttır. Yani nerede pislik varsa deccaldedir, nerede güzellik varsa Mehdiyet’tedir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “İnsanlar, bal arılarının beyleri etrafında toplanması gibi, Hz. Mehdi (as)'ın çevresinde toplanırlar. (Hz. Mehdi (as)) Daha önce zulümle dolu olan dünyayı, adaletle doldurur. Adaleti o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtmaz.”
ADNAN OKTAR: Bunu Peygamber (s.a.v.) söylüyor bakın. Bunu bir insan söylemiyor. “Kan akıtmayacak” diyor. Yok kan akıtacak dersen, ben Peygamber (s.a.v.)’den daha üstünüm anlamında bir ifade olmuş olur (haşa). Allah’tan daha iyi biliyorum, Peygamber (s.a.v.)’den daha iyi biliyorum anlamında olur. Çünkü vahyi ile söylüyor Peygamber (s.a.v.). Ama deccal için ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? O kancıdır, kan akıtır diyor.
OKTAR BABUNA: Dünya, adeta Asr-ı Saadet devrine geri döner.(El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29 ve 48)
ADNAN OKTAR: Resulullah (s.a.v.) zamanı gibi olacak diyor. Bütün mezhepler kalkıyor, tarikatler kalkacaktır, tek Mehdi (a.s.) kalacaktır. Bütün 12 büyük tarikat Mehdi (a.s.)’de toplanacaktır. Ki en büyük tarikat Nakşibendilik’tir, en büyük Nakşibendi halifesidir Mehdi (a.s.) aynı zamanda. En büyük Kadiri halifesidir, en büyük Şazeli halifesidir ama ondan sonlanacaktır. Yani insanlar manevi bağlantıyı, feyzleri onunla alacaklardır artık. Yani herhengi bir şeyh efendiden, bir müşidten değil, doğrudan ondan alacaklardır. O nereden alacak? Onu açıklayalım. “İnsana Allah-u Teala’nın sevgisine kavuşturan yol ikidir.” Bunu Hüseyin Hilmi Işık Hocamız söylüyor, Saadet-i Ebediyye’de. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız, o da benim mürşidimdir, o da Nakşibendi şeyhidir. O, çok değer verdiğim, lise yıllarında, üniversite yıllarında sürekli onun kitapları ile biz ilgilenirdik, okurduk, bilgilenirdik, maşaAllah. Çok samimi, çok candan muhterem, mübarek bir insandır. Bakın diyor ki: “Birisi nübüvvet yolu olup, aslın aslına kavuşturur.” Bak; “aslın aslına kavuşturur. Ashab-ı Kiram’ın hepsi bu yoldan vasıl oldular. Sonra gelenler pek az zevat da bu yoldan ermiştir. Bu yolda sebebe vasıtaya,” yani mürşide, şeyhe ihtiyaç yoktur. Tarikate ihtiyaç yok. Bakın; “sebebe vasıtaya lüzum yoktur” diyor. Şeyh yok, mürşid yok. Yani tarikat yok. “Bir kamil ve mükemmilin sohbetinde kemale geldikten sonra”, yani bir şeyh efendinin, mesela değerli bir şeyh efendinin herhangi bir sohbetinde; çay sohbeti olabilir, yemek sohbeti olabilir, onun sohbetinde bir dakika, iki dakika bile bulunmuş olsa, “Sohbetinde kemale geldikten sonra,” kemale gelir diyor Allah. Yani kalbinde bir hareketlenme oluyor. “Kemale geldikten sonra, feyzini aslından alıp ilerlerler”. Şeyh Efendiden almıyor artık, “aslından alıp ilerler” diyor. “İkinci yol vilayet yoludur. Kutblar, Evtad, Nüceba, Büdela ve bütün Evliya,” yani tarikat şeyhleri, bütün tarikat şeyhleri. Mesela Kutb-u Aktablar, şu ana kadar gelen kutublar. “Evliya bu yoldan vasıl olmuştur. Bu yola süluk yolu da denir.” Süluk yolu denir. “Bu yolda vasıta aracı lazımdır”. Tarikat gerekiyor, şeyh ve tarikat gerekiyor. “Her iki yolun reisi ve rehberi Resulullah (s.a.v.)’tır”. Nübüvvet yolunun rehberi Resulullah (s.a.v.)’tır. Şimdi ne diyor yine Hüseyin Hilmi Hocamız?
“Sual: Müceddid için böyle nasıl söylenebilir? Çünkü Hz. İsa alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm gökten inecek ve müceddid olacaktır. Hz. Mehdi de aleyhi'r-rıdvan çıkacak ve müceddid olacaktır. Bu kişilerin verecekleri feyzleri başkasından almaları düşünülebilir mi?” Yani bir şeyh efendiden, bir tarikatten almaları düşünülebilir mi? “Cevap: Feyz için vasıta almak, yukarıda bildirdiğimiz iki yoldan yalnız ikincisindedir.” Yani velayet yolundadır, vasıta. Mesela tarikat gerekliliği ikinci yoldadır, diyor. “Birinci yolda, yani kurbu nübüvvet denilen yolda feyz ve hidayet vasıta ile gelmez.” Tarikate, şeyhe ihtiyaç yoktur, diyor. “Bu yolda yükselen, arada perde ve vasıta olmadan vasıl olur. Kendisine hiçbir kimse vasıta ve perde olmaksızın,” bak, “kendisine hiçbir kimse,” ne bir şeyh, ne bir mürşid, ne bir tarikat, “vasıta ve perde olmaksızın, feyzlere ve bereketlere kavuşur. Vasıta olma ve perde olmak Kurb-i Velayet denilen yoldadır.” Yani ikinci yoldadır. Bu iki yolu birbirine karıştırmamalıdır. Hz. İsa (ala nebiyyina ve aleyhissalatü vesselam) ve Hz. Mehdi (aleyhırrıdvan) nübüvvet yoluyla vasıl olurlar.” Aracısız, şeyh olmadan, tarikat olmadan. Sadece bir mükemmelin sohbetinde bulunuyorlar, ondan sonra o alıp yürüyor, gidiyor, inşaAllah. “Şeyhayn, ya’nî Hazret-i Ebû Bekr ile Hazret-i Ömer “radiyallahü teâlâ anhümâ” da, nübüvvet yolu ile kavuşmuşlardır.” Onlar da şeyh ve tarikata ihtiyaç duymamışlardır, diyor. Yani nübüvvet yolu, doğrudan bağlantı. “Resulullahın (aleyhi ve ala aleyhissalatü vesselam) himayesi altındadırlar. Şanları çok yüksektir.” diyor. Mehdi (a.s.), İsa (a.s.), şeyhayn yani Hz. Ebu Bekr (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.), inşaAllah, hep nübüvvet yoluyla. İmam-ı Rabbani Hazretleri de yine nübüvvet yolundandır, inşaAllah. Dolayısı ile bütün tarikatlar Hz. Mehdi (a.s.)’de toplanıyor. Başta Nakşibendi Tarikati olmak üzere, en büyük Nakşibendi halifesi olacaktır Mehdi (a.s.) ve büyük Şazeli ve en büyük Kadiri ve 12 imamın da halifesi olacaktır, inşaAllah. Ve bütün insanlığa sevgi, saadet, mutluluk, bereket, bolluk, huzur, güven, neşe ve sevinç verecektir, inşaAllah. Ve evinden yönetecek diyor Peygamberimiz (s.a.v). Onun öyle saraylara, şuraya buraya ihtiyacı yoktur, evinde. Yani kalb ehlidir, sevgi ehlidir. Düyaya sevgiyi öğretecek, sevgi öğretmeni. Şefkat, merhamet öğretmeni. Kavgaları durduracak, savaşları durduracak. Güvenliğin sağlanmasını sağlayacak. “Bu gerilime, bu kavgaya ne gerek var” diyecek. “Bu kana ne gerek var. Birleşelim, kardeş olalım” diyecek, herkes birleşecek. “Fakire, fukaraya yardım edelim” diyecek, bütün fakirlere zenginler bütün mallarını, mülklerini dağıtacak. Devlet bütün imkanlarını dağıtacak. Mehdi (a.s.) “silah yapmaya ne gerek var” diyecek. “Doğru söylüyorsunuz efendim” diyecekler. “Silah fabrikalarını kapatın” diyecek. “Ne yapalım efendim fabrikaları? Buzdolabı üretin, çamaşır makinası üretin, araba yapın” diyecek. “Millet arabaya binsin” diyecek. “Çeliği tanka, topa yatıracağınıza, çeliği arabaya yatırın” diyecek. Millete sudan ucuz araba, sudan ucuz yiyecek, sudan ucuz giyecekler. Hatta “mal o kadar çoğalır ki, şahıs artık malın çokluğundan utanır, alıp geri götürürler. Biz ihsan ettiğimiz geri almayız, ne yapıyorsan yap. Sen ne istersen yap, dağıt bir şey yap. Biz almayız,” diyecekler, öyle büyük bereket ve bolluk olacak. Yani Mehdi (a.s.)’nin dünya ile bir alıp-veremediği yoktur. Saltanat deyince millet böyle hani saltanatla; öyle bir şey yok. Mehdi (a.s.) ev ehlidir, ev insanıdır, sevgi insanıdır. Ki 40 yılı tebliğ ile geçecektir. Yani ileri yaşlarda bu hakimiyet oluyor, inşaAllah. Arakadaşlarımız fikir jimnastiği diyorlar, Mehdi (a.s.) onlara bayağı bir jimnastik yaptıracak, açık hava jimnastiği. Böyle bol bol ciğerlerine nefes alıp-verecekler. Kafalarına kan gidecek yani, inşaAllah. O zaman jimnastik neymiş görecekler. Tabii sevgi ile, şefkat ile, muhabbetle. Mehdi (a.s.) Resulullah (s.a.v.) gibidir. Muhabbet ehlidir, görenin içi açılacak. “Herkes sarılacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Gören bağrına basacak, Mehdi (a.s.)’den başka bir şey konuşulmayacak” diyor. Allah, Resulü (s.a.v.), din, iman ve Mehdi (a.s.). “Herkesin dilinde olacak Mehdi (a.s.)” diyor, inşaAllah. Seni dinliyorum Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir hadisini daha okuyayım mı Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in, kan dökülmemekle ilgili, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oku, evet.
OKTAR BABUNA: “Ona (Hz. Mehdi (as)'a) biat edenler, (Kabe civarındaki) rükun ve makam arasında biat ederler. Uyuyanı uyandırmaz, aslan kan dökmezler.”
ADNAN OKTAR: Bak kan dökmez demiyor, “asla kan dökmez.” Çünkü Mehdi (a.s.) ile kan yanyana olmaz. Deccal ile kan yanyana olur mu? Deccal zaten kan içinde yüzüyor. Deccal kan denizinde yüzer, kan denizinde yaşar. Mehdi (a.s.) anti-kandır, kanı temizlemeye geliyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam deccalin kan dökmesi ile ilgili de okuyayım mı?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “O sırada fitneler, karışıklıklar, ihtilaller çok olur da, insanlar birbirlerini öldürürler. İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar. İşte öyle sıkıntılı bir zamanda melun, lanetlenmiş deccal çıkar.” (İmam Şarani). “’Zaman, Kıyamet yakınlaşır, amel eksilir, insanları aşırı cimrilik ve hırs atılır, herc çok olur’ buyurdu. Sahabeler herc nedir diye sordular. Resulullah (s.a.v.) ‘öldürmek, öldürmek” buyurdu.”
ADNAN OKTAR: İşte deccalin yapacağı budur. Kan, kan, kan başka bir şey yoktur. Fitne, fücur, sıkıntı, rahatsızlık, insanları romantizmin içine sokup, ağlamaya, inlemeye, üzülmeye, korkutmaya çekecektir deccal. İnsanların suratı bir karış olacak, deccalin yapacağı budur. İnsanları böyle hayal aleminde büyülenmiş gibi yaşatacaktır. Saldırgan ve sinirli hale getirecektir insanları. İnsanlar böyle tef gibi gerilecektir. Bir de, “nurani zincirleri çözecek” diyor, Resulullah (s.a.v.). Yani Bediüzzaman bunu açıklıyor. “Hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer. Zinciri çözdü mü, zaten gerilmiş adam patlayacak bomba gibi olmuş. Akıl almaz bir saldırganlıkla saldırıyor. Saldırınca da kan döküyor. Mehdi (a.s.) de güçlü kollarıyla “durun bakalım” diyor. İşte Sedd-i Zülkarneyn’dir Mehdi (a.s.). Ona çarptılar mı sapır sapır dökülecekler, geçemezler. Hani Çanakkale geçilmez diyor, Mehdi (a.s.)’nin kurduğu set de geçilmiyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s.)’nin öncüsü olarak da sizin için söylenmiş böyle bir söz vardı Hocam, Sungur Ağabeyimiz’in inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, ne diyordu?
OKTAR BABUNA: “Sen Sedd-i Zülkarneyn oldun, seni aşıp da bize gelemiyorlar” demişti.
ADNAN OKTAR: Evet, Hocamız söylemişti maşaAllah. Demek ki, Mehdilik halleri bizde de zuhur ediyor tecelli olarak. Çünkü Müslümanlarda Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde tecelliler olur. Bak, bütün milletimizde Mehdilik halleri tecelli ediyor, tezahür ediyor. Yani onun ruhaniyeti kapladığı için, benzeri olaylar Mehdi (a.s.) talebelerinde de oluyor. Mesela bak ben Mehdi (a.s.)’nin öncüsüyüm, askeriyim. Aciz bir talebesiyim. Bende de zuhur olmuş oluyor demekki, inşaAllah. Evet, Sungur Ağabey dedi hakikaten. O çok mübarek bir insandır. Konuşmaz ama konuştuğunda da hayret edilecek çok şahane, derin anlamları olan şeyler konuşuyor. “Sen Sedd-i Zülkarneyn oldun, seni aşıp bize gelemiyorlar” dedi. Hakikaten delikanlılarsa, önce bana bir gelsinler bakayım. Adam kaçıyor, yan binanın içine giriyor, saklanıyor. Kapıyı kilitliyor üzerinden çıkamıyor ki. Gel arkadaşım görüşelim diyoruz, istirham ediyoruz. Öbürünü de İngiltere’den çağırdık; gel sadece yarım saatini alacağız bir şey yok gel. Bak burada 5 yıldızlı otelde ağırlayacağız, dedik. Hani böyle çocuk gönüllüler gibi, ne istiyorsan yapacağız, dedik. Yiğit Bulut da Habertürk’ten çağırdı. “Bak seni Adnan Hocamızla tartıştıracağız, konuşturacağız; sana üzerine para da vereyim, bak para da vereyim. En iyi şartlarda seni getirteceğiz” dedi. İngiltere’de gazetelere ilan verdim. Hazret gel, burada seninle bir tartışalım. Sen orada cik cik cik ötüyorsun. Gel burada bakalım yani nedir durumun, seni bir ölçüye vuralım, şeklini şemalini millete bir gösterelim, dedim. “Yok gelmem” diyor. Gel diyoruz, “yok gelmem” diyor. Peki orada niye ötüyorsun cik cik cik diye?
OKTAR BABUNA: Kendi televizyoncuları çağırıyor, “gelmem” diyor. Dünyada herkese gidiyor, bir tek sizinle tartışmıyor, kaçıyor.
ADNAN OKTAR: Yani başına geleceklerden emin de onun için, inşaAllah. Bu hanımefendi kim?
OKTAR BABUNA: Esra Uçar Hanım Bugün Gazetesi’nde yazmış Hocam inşaAllah. Özetle şöyle diyor “Türk Birliği Atatürk’ün Vasiyeti” başlıklı yazıda; ‘Atatürk’ün Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım var’ demiş. Yazının en son paragrafında da, sizin atamizinvasiyeti.com sitenizi tavsiye etmiş Hocam burada, son bölümünde. Atamizinvasiyeti.com, “bu anlamda takip edelim, vasiyetin bulunması ve açılması için oylamaya katılalım derim. Sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri dünyada pek çok harekete öncülük etmiştir. Her girişimi devletten beklemeyelim, inandığımız değerlerin arkasında duralım” ve Türk Birliği’nin birgün hakikat olacağına inancını da orada belirtmiş Hocam, Atatürk’ün bu ifadesini alarak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakın Haber7.com da Salih Özcan Ağabey’in, Seyyid Salih Özcan Ağabey’in bütün konuşmalarını almış. Allah Allah, sadece “sen Mehdi (a.s.)’yi göreceksin” kısmını almamış. Bütün kouşmaları var. Allah Allah, Haber7.com tedirgin mi oldu o sözden? Bütün Türkiye duydu onu, hepimiz duyduk, kendisi de söylüyor. Yani bunu buraya almamakla ne demek istiyorlar, niye bu tedirginlik?
OKTAR BABUNA: Evet, bir tek onu almamış Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, ilginç çok şaşırtıcı. Bak hepsini almışsın, ne var onda tedirgin olacak? Niye Mustafa Sungur Ağabey’in Kıyamet’in yakın olduğunu, 70 yıl kaldığını söylediğini niye söylemiyorsun. Mehdi (a.s.) için, İsa (a.s.) için, İslam ahlakının dünya hakimiyeti için 70 var hadislere göre, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine göre. Kıyamet an meselesi şu an, an meselesi. Kapıda Kıyamet. Bunu niye almadınız Haber7.com’lu kardeşlerim. Haber7.com’da çalışanların hepsini tenzih ederim, onlar çok mükemmel insanlar. Orada birkaç tane ilginç tip var, ben onlara söylüyorum. Bir o İliksiz Bey, Bay İliksiz, inşaAllah. Bir de birisi daha, inşaAllah, o kadar. Bakayım maşaAllah, iyi bulmuşsunuz.
VTR: SUNGUR AĞABEY’İN SEMPZYUMDAKİ KONUŞMASI.
ADNAN OKTAR: www.atamizinvasiyeti.com, benim değil bu site Oktar. Manen benim, yok. Yani Atatürk’ü savunan herkes kardeşimdir, o anlamda. Ama bizimle alakası olan bir site değil.
OKTAR BABUNA: Tamam Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Evet, başka var mı Oktar anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, var Hocam. Numan Kurtulmuş’un bir açıklaması olmuş Hocam. birikimhaber.com’da.
ADNAN OKTAR: Nedir?
OKTAR BABUNA: Şöyle diyor: "Erbakan`ın sözlerini üstüme alınmıyorum. Kendimi Sırat-ı Müstakim üzere görüyorum. Siyaset bu tür terminolojiler üzerinden yapılmaz. Siyaset irade işidir, iddia işidir. Bu da sürü olmayı değil iddia ve irade sahibi olmayı zorunlu kılar. Ben hiçbir arkadaşımın kendisini sürünün bir parçası olarak gördüğünü düşünmüyorum. Ayrılık kararı almak hakikaten hiç kolay değildi. Bu kadar kötü süreçlerle baş başa bırakılacağımızı öngöremedik. Rüyamızda görsek inanmazdık ama anlaşıldı ki mesele saltanata doğru evrilmiş, bu noktada da ayrılık kararını aldık. Çatışmanın temel noktalarından birisi büyük oranda burasıydı. İstişare başka şeydir icra başka şey. Biz her zaman istişareye, başkasını fikirlerine açık olduk. Ama davul başkasının boynunda tokmak başkasının elinde. Böyle bir siyaset olmaz. Mesele anlaşıldı ki, saltanata doğru evrilmiş bu parti de. Bu noktada da ayrılma kararı aldık” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Saltanatla alakası yok. Saadet Partisi yıllardan beri mükemmel faaliyet gösteren, güzel siyasi bir oluşumdur, siyasi bir partidir. O partiye yardımcı olan, katkısı olan kardeşlerimizin çoğunu tanırım, nur gibi, tertemiz insanlar. Hiçbir zaman için saltanatla işleri olmamıştır. Sayın Erbakan yıllarca saltanat sürmemiş de, iki büklüm haliyle, bu yaşlı haliyle, piri fani haliyle mi saltanat sürüyor şu an? Ayıp yapıyorlar, ayıp yapıyorlar, yakışık almıyor bu sözler. Cehd saltanatı sürüyor, cehd. Allah yolunda mücadele ediyor. Türk-İslam Birliği’ni istiyor, İttihad-ı İslam’ı istiyor. Aydınlığı, güzelliği istiyor Erbakan Hocamız, tabii. Gerçek Atatürkçü’dür, gerçek milliyetçidir. Hayır hasene peşindedir, Allah rızası için gayret ediyor. “Sürüden ayrılanı kurt kapar”, milli bir atasözüdür, ünlü bir atasözüdür. Yani bunda niye bu kadar gocunuyorlar ki? Tabii ki inananlar birlikte hareket ederler. Ayrı ayrı gruplar halindedir ama birlikte hareket ederler ve bu birlikten kuvvet doğar, faydalı olacaktır. Siyasi parti demek, ne demektir? Birlik olması gerekmiyor mu partinin? Zaten parti olmaz ki o zaman o. Ne demesi lazım yani? Yani partimiz ayrı ayrı olsun, parçalansın mı desin? Tabii ki birleşsin diyecektir, topluca hareket edilsin diyecektir, ne denmesi gerekiyor yani? Bakın peşinden de pek giden olmadı Numan Kurtulmuş’un. Çok az insan peşinden gitti. Çünkü ferasetle, basiretle bakıyorlar, anlamamaları da çok güç. Bir de her zaman söylüyorum, Numan Kurtulmuş öyle tarif ettikleri gibi olağanüstü bir insan değil. Gariban, mazlum, kendi halinde aile babası bir insan. Yani öyle liderlik vasfı olan, onların tarif ettiği yeteneklere sahip olan bir insan değil. İsterseniz çıkartıp konuşturun; anlarsınız yani, anlaşılmayacak gibi bir şey değil. Oturup böyle bu hale getirmenin bir alemi yok. Biz büyüklerimizi çok seviyoruz. Büyüklerimize laf söyletmeyiz. Davul, tokmak bilmem ne falan, böyle laflar yakışık almaz. İnsanın büyüğü varsa, oturup böyle garip benzetmeler, yakışıksız benzetmelerle, kendini de mahçup edecek garip benzetmelerle hareket etmez, deği mi? Ne kendisi davul, ne de Hocamız tokmak. Bıraksın bu üslubu. Bak daha lafını, sözünü bilmiyor, ne konuştuğundan haberi yok yani. Garip bir üslup kullanıyor. Sözlerini seçerek kullanması lazım. Saadet Partisi aslan gibi dimdik ayakta, bütün ihtişamı ile duruyor. Bir tek şu Ceddin Deden’i duyamadık. Var mı hazır mehter marşı, Ceddin Deden, bir dinleteyim ben. Oktar sende vardır, bak bakalım.
OKTAR BABUNA: Var Hocam, inşaAllah.
Şimdi o yazıyı geçtim de Hocam, birinin bir yazısı olmuş, E.Ö.’nün. “Almanya’nın ve Avrupa’nın en çok satan gazetesi Bild’e köşe yazarı oldu” diyor. Yazısında: “Ben Müslüman’ım, ancak günde beş vakit namaz kılmıyor, Ramazan Ayı’nda oruç tutmuyor ve camiye de gitmiyorum. Fakat şarapları iyi tanıdığımı söyleyebilirim. Bazen Almanları kızdıracağım, bazen de Türkleri. Bazen Müslümanlar beni sevecek, bazen de Hıristiyanlar. Fakat bazen de iki kesimin de tepkisini çekeceğim. Çünkü iyi provoke ederim. İsterseniz, şimdiden bir tadımlık örnek vereyim. (Irkçılıkla suçlanınca Alman Merkez Bankası’ndan,”
ADNAN OKTAR: Şimdi bu şahsı bana niye anlatıyorsun sen?
OKTAR BABUNA: Yazının sonunda da diyor ki: “Benim de, ‘aptal Türkler’ genetiğiyle ilgili bazı fikirlerim var“ demiş.
ADNAN OKTAR: Kendince böyle onlara şirin görünmeye çalışıyor anladığım kadarı ile. “Aptal Türkler” yani çok acayip bir ifade. Türkler dünyanın en zeki milletidir. Atatürk’ün ifadesi ile de. “Türk Milleti zekidir, çalışkandır” diyor. Gelsinler, bir test yapalım bakın. Dünyanın en zeki milletidir. En çalışkan milletidir. En güzel huylu, en sevecen, en şefkatli, en derin düşünen, aşkı, muhabbeti en iyi bilen millettir. Ayıp yapıyor E.Ö. Aydın Doğan ona bir üfürmüş herhalde, üslubu tamamen bozulmuş.
OKTAR BABUNA: “Özbekistan Nur talebelerine özellikle kör” diye bir yazı vardı Hocam. Özbekistan’da Nur talebelerine tutuklamalar oluyormuş. “Bir hafta önce hapisten tahliye oldum” diye birisi yazmış. “İçerde bir sürü suçsuz, masum insan hiç yere yatıyor. Şartlar çok ağır. Kızılhaç sürekli denetlediği halde olup bitene göz yumuyor. Bir sürü Nurcu veya Türk kolejleri mezunu Özbek de sanki teröristmiş gibi 159. maddeden içeri atılıyor.” diye haber vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Özbekistan niye böyle düşünüyor, çok acayip. Kerimov çok aklı başında bir insan, ona mektup yazalım. Nur talebeleri, devletin garantisidir. Yani Özbek Devleti’nin garantisidir, niye tedirgin oluyor ki? Anarşiyi, terörü durduran bir topluluktur. Sevecendirler, moderndirler, teröre ve şiddete, şiddetle karşıdırlar bu çok önemli. Ve birlik ve beraberlik için çok titiz çalışma yaparlar, hoş sohbettirler, daha ne istiyorsun? Her yere Nur talebeleri okullar açsınlar, sohbetler düzenlesinler, evlerde Risale-i Nur okusunlar, Özbekistan’a bereket gelir. Kerimov’u çok yanlış bilgilendirmişler. Özbekistan elçiliği ile bağlantıya geçelim, onlara anlatalım. Hem de Kerimov’a da mektup yazalım, tamam? Böyle şey olmaz. Doğrudan Nur talebelerini bıraksın, hepsini bıraksın. Yani terörist, ne alaka? Bu çocukların silahla işleri yok, bombayla işleri yok, terörle işleri yok, sadece kitap ver ellerinde. Bunları hapise atmanın alemi ne? Kerimov’u yanlış yönlendirmişler. Onu yarın halledelim, konuşalım. Nedir Oktar?
OKTAR BABUNA: Mehter’i alıyordum Hocam, şu an yüklemiştim.
ADNAN OKTAR: Ama hepsi, şöyle şaşar beşer, efendim E.Ö. falan, hepsi şöyle televizyonun başına iyice bir gelsinler, sesini de açsınlar, hazırlıklı olsunlar. Erbakan Hocam’a laf söyleyenler, ondan sonra Saadet Partisi bölünüp yıkılacak diye boş yere bekleyenler. Evet, Faruk Beşer. “Sayın Hoca. Faruk Beşer ile ilgili Haber7.com’da yayınlanan bir haber gördüm. Faruk Beşer’in yeni çıkardığı kitabının hedefinin milyonlarca kişiyi namaz kılma hususnda bilgilendirebilmek olduğunu yazmışlar. Peki Hocam Faruk Beşer, Hz. İsa (a.s.)’nın gelmeyeceğini söyleyerek, dünyanının ömrü ile ilgili rivayetleri reddederek ve İslam ahlakının hakimiyeti konusunu duyurmayarak, milyonlarca insanı yanlış yönlendirmiyor mu acaba? Haber7.com neden bu konularda yazı yazmıyor?” diyor Şerif. Faruk Beşer; “ben size ilk defa doğru namaz kılmayı öğretiyorum” diyor hatırladığım kadarı ile.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Bu haber vardı.
ADNAN OKTAR: Eğer yanlış bilmiyorsam. “İlk dafa doğru namaz kılmayı” diyor.
OKTAR BABUNA: Şurada haber Hocam. “500 bin kişi daha namazı dosdoğru kılabilecek”
ADNAN OKTAR: Bilmiyorlarmış yani namaz kılmayı. Faruk Beşer yardım ediyor. Bak, 1400 seneden beri biz namaz kılmayı bilmiyormuşuz. Yani İmam-ı Rabbani, Abdülkadir Geylani, İmam-ı Gazali, efendim bitin Ehl-i Sünnet alimleri, bütün büyül müceddidler, Elmalılı Hamdi, Ömer Nasuhi Bilmen, Hüseyin Hilmi Işık. Süleyman Hilmi Tunahan, Said Nursi, bunların hiçbiri namaz kılmayı, dosdoğru namaz kılmayı bilmiyormuş. Şimdi hazret gelmiş gözümüz aydın, inşaAllah namaz kılmayı öğreneceğiz. 1400 seneden beri bilmiyormuşuz. Faruk Beşer, şaşar beşer, Faruk Beşer Hocamız, ne mübarek adam bu?
VTR: MEHTER TAKIMI
ADNAN OKTAR: Evet. Erbakan Hocam’la uğraşanlara, Şeyh Nazım Hocam’la uğraşanlara ve diğer zevata ithaf ediyorum. Şaşar beşere, iliksize, şuna buna, ilginç tiplere falan, hepsine ithaf ediyorum. Her seferinde onlara böyle bir Mehter dinleteceğim. Bir dahaki sefere “Tarihi Çevir” Bir dahaki sefere “Eski Ordu Marşı” inşaAllah. Erbakan Hocam dünya iyisidir, dünya iyisi. Acayip delikanlıdır, acayip. Öyle it gibi korkak tiplere hiç benzemez, hiç benzemez. Öyle yok takip ediliyorum, yok polis arkamda bilmem ne diyen bir lider olmaz. Bir tek Allah’tan korkar lider. Polis bizim aslan gibi polisimiz, takip etsin ne güzel. Can güvenliğini koruyor işte ne güzel, daha ne istiyorsun. İftihar ederim. Üniversitedeyken hep takip ederdi polis. Bizim evin karşısına da şey kurmuşlardı, polis ev tutmuştu, orada görüyordum. Biliyordum ben siyasi şubeden olduklarını, zaten tanışıyorduk böyle. Aşağıya iniyordum, leblebicinin orası hep polis kaynardı devamlı, kuru yemişçinin orada, bir gelir, bir gider. Çünkü gözaltına alınmadan önce mutlaka bir polisin takip etmesi gerekiyor, 3 gün 5 gün takip etmesi gerekiyordu. Ben zaten hazırlanıyordum, bana yolculuk var falan gibisinden. Evi falan hazırlıyorduk, üstümüzü başımızı hazırlıyorduk. Üç gün falan takipten sonra, zır kapının zili çalıyordu, “Hocam buyrun gidiyoruz” diye. Biz hep giderdik. Okulda da öyle. Hatta cezaevindeyken bile bir gardiyan geldi. Orada cezaevindekiler dediler ki; “Hocam bu özel birisi, gardiyan değil. Çünkü gardiyan olsaydı bir disiplin içinde hareket ederdi. Bu istediği an geliyor, istediği an gidiyor ve kimseye de hesap vermiyor. Böyle bir gardiyan olmaz, bu gardiyana benzemiyor ve sırf senin olduğun yerde duruyor, bu da normal bir şey değil” dediler. Sonra ben, selamun aleyküm dedim. “Aleyküm selam” dedi, konuştuk. “Hocam ben seni Akademi’deyken de takip ediyordum, bilmiyorum hatırlıyor musun” dedi. “Sonra işte gün geldi gardiyanlığa geçtik” dedi. Hatta tarif etti, detaylar verdi. “Sen o şeyden aşağıya indiğinde, kitapçıya girdin, oradan dışarıya çıktın. Ben seni takip etmiştim o zamanlar” dedi. Ne güzel, ne güzel. Şeffaflık demektir bu, devlet bilsin kardeşim. Gizli kapaklı olacağına görsün işte seni. Demek ki en ince detaylarına kadar biliyor devletimiz, ne güzel. Telefonum dinleniyor, iftihar ederim. Ne çekiniyorsun? Suç işleyen korksun, sen niye çekiniyorsun. Senin gönlün rahatsa, ne güzel. Güvenliğin açısından da iyi. Takip ediliyorsun işte, güvenlik daha ne istiyorsun? Devlet senin güvenliğini sağlamış oluyor. Bir şey olsa, anında aslan gibi demek ki olaya müdahil olacaklar. Cezaevinde de yani, orada da güzel. Tabii bunlar bizim hatıralarımızda, ara ara böyle şey yapıyoruz. O arada ne hikmettir Edip Yüksel’i de yanıma göndermişlerdi cezaevinde. Yani o da pek rahat hareket eden bir tipti. “Hocam” dedi, yine orada böyle arif birisi vardı; o polisi söyleyen. Onun polis olduğunu söyledi, ben o zaman konuştum adamla. Adam hakikaten itiraf etti polis olduğunu. “Bunun gelişi de normal değil Hocam, bu Edip Yüksel’in yanına gelişi. Yani ben sana söyleyeyim” dedi. Çünkü cezaevinde başka koğuştan yanıma geldi böyle. Orada konuştu falan, bir şeyler anlattı kendince. Şimdi de babanla bağlantıdaymış Edip Yüksel.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Beni aramıştı oradan, sonra polis bastı. Çok kısa süre önce kaçmış.
ADNAN OKTAR: Hayret bak. Karşımıza hem Cübbeli’yi çıkarıyorlar, bak baban hem Cübbeli ile bağlantıda, hem Edip Yüksel ile bağlantıda. İkisinin de ortak amacı var; Bilim Araştırma Vakfına mensup arkadaşlarımızı dağıtmak. Bizleri dağıtmak ve etkisiz hale getirmek, ikiside aynı. Cübbeli zaten söylüyor açık söylüyor. Cübbeli kitabında da söylüyor; amacının bu olduğunu söylüyor. Yani dağılmasını istediğini söylüyor. Edip Yüksel de aynı amacı kurmuş, aynı amaçla hareket ediyor. Yol aynı, yöntem aynı, teknik aynı, biraz garip, şaşırtıcı. Tabii bunlar bizim şevkimizi arttırır, heyecanımızı arttırır, gayretimizi arttırır. Ellerinden geleni ardlarına koymasınlar.
OKTAR BABUNA: Koymasınlar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biz böyle şeylerde daha şevkleniriz. Daha şevkimiz artar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Korkak olmamak, cesur olmakla ilgili bir ayet okuyorum Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah şöyle buyuruyor; “İşte bu şeytan ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın. Eğer müminlerseniz Ben’den korkun.”
ADNAN OKTAR:Var mı onun filmi, Hocanın? Bakayım.
VTR: CEVAT BABUNA’NIN KONUŞMASI.
ADNAN OKTAR: Bak görüyorsun.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Uzun uzun hem beni övüyor, hem Bilim Araştırma Vakfını övüyor ve çok kesin, net delillerle övüyor. Yani bu deliller, yıkılacak gibi deliller değil. “Çok sağlam bilgi veriyorum size” diyor. Kardeşim sana ne oldu iki gün içerisinde, tepetaklak döndün sen. Birdenbire huyu suyu döndü, Oktar’a “kesin görüşmeyeceksin, kesin bağlantını koparacaksın. Var gücümüzle ona karşı bir mücadele vereceğiz” dedi. Bu sefer Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçeler vermeye, müdahil olmaya başladı. Onunla da yetinmeyip bir dava daha açtılar. Sadettin Tantan’la içiçeler. Emin Şirin’le içiçeler. Her ikisi de iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün davasından göz altına aldılar, bir kısmı tutuklu kaldı. Tantan tutuklu kaldı. Tantan diyorum şey, Emin Şirin tutuklu kaldı. Emniyet müdürünü diyorum, karıştı evet. Adil Serdar Saçan, evet. Adil Serdar Saçan tutuklu kaldı. Tantan’ı da güzel andık, yani Tantan’la da bağlantıları var, Tantan’ın da onlarla bağlantıları var.
OKTAR BABUNA: Ama sizin dediğiniz Hocam, dosyada şey diyor zaten; MSN yazışmalarında Ümit Sayın’la Adnan Akfırat aralarında konuşurken diyorlar ki; “Tantan’a istediğimizi yaptırabiliyoruz” diye ifadeleri var Hocam.
ADNAN OKTAR: İstediği ne varsa yaptırabiliyormuş Tantan’a.
OKTAR BABUNA: Evet. Onun da sizinle ilgili açıklamaları olmuştu gözaltındayken Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, 99 dönemi için söylüyor. İstediğimiz her şeyi yaptırabiliriz diyor. Adil Serdar Saçan ile can-ciğer kuzu sarmasıdır sizin aile. Emin Şirin’le can-ciğer kuzu sarmasıdır.
OKTAR BABUNA: Mahkemeye birlikte gittiler zaten.
ADNAN OKTAR: Tabii. İkisi de iddia edilen Ergenekon Örgütü davasında yargılandı.
OKTAR BABUNA: Yargılanıyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, yargılanıyorlar. Öbürünü de daha yeni bıraktılar. Gerçi bu yargılanmadı iddia edilen Ergenekon Örgütü davasında, Tantan yargılanmadı.
OKTAR BABUNA: Yargılanmadı, evet.
ADNAN OKTAR: Fakat bu yazışma da çok acayip, çok acayip. Mesela bak, Kurtulmuş da Tantan’la görüştü diyor, görüşür tabii. Yani herkesle görüşmek serbest, görüşene karışmayız. Ama bakın Cübbeli’nin de ailenle görüşmesi, annenlerle görüşmesi ve cemaatin, arkadaş grubumuzun olduğunu düşünüyor, topluluk olduğumuzu düşünüyor. Etrafındaki herkes dağılsın, diyor Cübbeli. Öbürü ne diyor? Dağılsın diyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü ne diyor? Dağılsın diyor. Kardeşim bu ne oluyor böyle? Önüne gelen dağılsın diyor. Niye dağılalım?
OKTAR BABUNA: EvvelAllah ölene kadar birlikteyiz, sonsuza kadar birlikteyiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hakkı, hakikati, güzelliği var gücümüzle anlatacağız. Dağılma şöyle olur. Sabah herkes işine dağılır, o anlamda olur. Ama onun dışında, onların dediği anlamda gönül bağı kopmaz.
OKTAR BABUNA: Milim yanınızdayız ölene kadar inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ateist masonlar, dağılsın diyor. PKK, dağılsın diyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü, dağılsın. Baban, dağılsın diyor. Annen, dağılsın diyor. Münafıklar, dağılsınlar diyor. Kardeşim biz dağılmaya değil, dağıtmaya geldik. Küfrü dağıtacağız biz. Masonluğu dağıtacağız, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetiyle mükellefiz biz, inşaAllah. İslam ahlakı dünyaya hakim olmadan bu davadan vazgeçersek, en alçak biziz, inşaAllah. Asla vazgeçmeyiz İslam ahlakı dünyaya hakim oluncaya kadar. Hakim olduktan sonra dağılmak nasıl olur? Birimiz Azerbaycan’a gider orada kardeşlerimizle yemek yeriz. Birimiz başka, Fas’a gideriz orada kardeşlerimizle yemek yeriz ama yine toplanır, yine geliriz. Kudüs’te beraber namaz kılarız. İstanbul’da Ayasofya’da namaz kılarız. EvvelAllah yani bu tip dağılma olur. Onun dışında dağılma olmaz. Demin evdeydim buraya geldim dağılmış olduk işte. Yani bu tarz kabul ederiz. Tamam, hangi kanaldan devam ediiyoruz?
SUNUCU: Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net sitelerimizden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsniz. “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 00.30’dan itibaren Samsun AKS, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve radyo ve Harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Karadeniz’in aslanları ile birlikte, koç yiğitlerle inşaAllah birlikte sohbet edeceğiz ama dünya çapında yayınlanıyor zaten. Uydundan evet, inşaAllah.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Ses kasetleri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...