SUNUCU: Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza Samsun Aks, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo. Aynı zamanda HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Hocam buyurun sözü size bırakıyorum.
ADNAN OKTAR: Oktar söyle.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hep Türkiye’nin ağabeyliğinden, liderliğini vurguluyorsunuz Hocam inşaAllah. Bu yönde haberler vardı, maşaAllah. Şöyle Hocam inşaAllah; “Türkiyesiz Barış Olmaz” diye bugün çıkan bir haberde, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ülkesiyle İsrail arasındaki görüşmelerde, Türkiye’nin arabuluculuğunu olmasa olmaz koşul olarak ilan etti. Yine Hocam, “Türkiye Bir Model vazgeçilmez Aktör” diyor Beşşar Esad’ın haberi, inşaAllah.
Siz de Hocam iki yıl önce, 2008 yılında, The Gulf Today Basın Kuruluşu’na diyorsunuz ki; “Türkiye her zaman fiilen Türk İslam aleminin liderliğini üstlenmiştir. Her yerde bunu hissettirmektedir. Her yerde bir ağabeylik görevini dolaylı yoldan veyahut dolaysız olarak da göstermektedir. Her türlü anlaşmazlıkta Türkiye devreye girmektedir. Mesela Kafkas İttifakının oluşmasında Türkiye devreye girmiştir. Diğer ülkelerin arasında anlaşmazlık olduğunda Türkiye arabulucu konumunda olmaktadır.”
Yine Kıbrıs Ada TV, 1 Ağustos 2008 tarihinde, yine şunu söylüyorsunuz inşaAllah, söylemiştiniz; “Türkiye’nin ağabeyliği çok hayati hale geldi artık bu bölgede… Çünkü Amerika bu işi yapamıyor, Avrupa da yapamıyor, Rusya da yapamıyor. Bir boşluk var. Bu boşluğu ancak Türkiye doldurabilecek konumda. Bu da zaten insani, ahlaki ve imani bir görev. Türkiye de bu göreve zaten talip. Osmanlı'dan gelen bir mirasın devamı olarak bunu yapacak. Bunu herkes görecek inşaAllah” demiştiniz. 2 sene sonar Beşşar Esad aynıyla; “Türkiyesiz olmaz” diyor. Diğer başka Devlet Başkanları da söylüyor, Türkiye’nin ağabeyliğini.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“İslam Kerimov Özbekistan’da, ‘Özbekistan’ın Saddam’ı’ olarak tanımlanıyor” diyor. Ya bu çok ağır bir ifade, böyle olmaz. Kerimov’a şefkatle yaklaşsınlar. “Kerimov'un Özbekistan'daki baskıcı yönetimi nedeniyle şu an zindanlarda binlerce kişi bulunmaktadır. Özellikle de şehir merkezinde patlayan bombalardan sonra Kerimov, ülke genelinde binlerce insanı hapsettirmiş, dini eğilimi olan herkesi terörist olarak nitelendirmiş ve insan hak ve özgürlüklerini yok sayan bir yönetim uygulamaya koymuştur.” Şimdi o bombayı patlatan psikopatlara dikkat etmek lazım. Şimdi, Özbekistan’da iddia edilen Ergenekon Örgütü faaliyet halinde; onların bir oyunu olabilir. Yani onlar meraklı böyle rezillik çıkarmaya. Kökenine bakmak lazım. Aslında Kerimov’la bağlantılı olmak lazım. Yani nedir tedirginliği? Tedirginliğini giderecek şekilde bir tavır göstermek lazım. Bir kere Nur talebeleri de ona çok yardımcı olurlar, gereksiz korkmuş Nur talebelerinden, çok büyük hata yapmış. Halbuki son derece rahat eder onlarla beraber hareket etmiş olsa. Risale-i Nur’lar Özbekistan’da okunsa, Özbekistan güllük gülistanlık olur, Cennet gibi olur, çok rahat ederler. Bir de anarşist, terörist diye bir olay olmaz. Yani Nur talebeleri şiddetle karşıdır teröre. Ona yardımcı olmak lazım. Yani böyle üstüne giderek, ajite ederek olmaz. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Siz Hocam, bu yönde de aslında ilanlar yayınlanmıştı Hocam. “Türk-İslam Birliği, Özbekistan için kurtuluştur” diye, 5 Mart 2009 tarihinde. Burada deniliyor ki; “Özbekistan Yönetimi, ateist Siyonistlerin ve masonların mazlum Müslümanlara yönelik oyunlarına gelmemeli, tüm vatandaşlarına karşı sevgi ve şefkat dolu bir yaklaşım içinde olmalıdır” diye. Bu da ilandı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Özbekistan ile ilgili evet, ben hatırlıyorum, böyle ilan çıkarmıştı arkadaşlarımız.
OKTAR BABUNA:Evet, 2009 yılında.
ADNAN OKTAR: 2009 yılında. Allah Allah, daha hala devam ediyor demek ki.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.)’yle ilgili, İttihad-ı İslam’la ilgili, Türk-İslam Birliği’yle ilgili, Hıristiyanların da Müslüman olup tek bir İslam ahlakı hakimiyetinin olacağına dair açıklamalarını ‘fikir jimnastiği’ olarak görmesi Nur talebesi denen kişilerin, çok hayret verici ve çok ibret verici ve dehşet verici, yani çok şaşırtıcı. Gerçi ben dehşete kapılmam da ama üslup öyle görünüyor, Allah’ın izniyle. Ve bu cesareti nereden buldular? Gizlice bu düşünce nasıl yayıldı? Bu da çok acayip. Yani ne cüret? Bu nasıl bir üsluptur böyle? Uzun uzun Kuran ayetlerine dayandırarak, hadis-i şeriflere dayandırarak, sahih hadislere dayandırarak anlattığı bütün konuları; “fikir jimnastiği” diyip, işin içinden çıkıyorlar. Bir kısmı da diyor ki; “Bediüzzaman’ın devri geçmiştir” diyor. Bir kısmı da diyor ki; “hiç Bediüzzaman’la ben” diyor, “muhatap dahi olmam. En büyük benim” diyor; Şaşar Beşer Faruk Beşer. “Size” diyor, “namaz kılmayı öğreteyim şimdi de” diyor, “namaz kılmayı bilmiyorsunuz” diyor. Yani, “1400 yıldan beri bilmiyorsunuz, ilk defa ben size öğreteceğim” diyor. Yani çok acayip gelişmeler oluyor. Bir de bunu çok normal karşılıyorlar. Evet.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Hocam, o ilanlar, gazetedeki tam sayfan çıkan ilanlar da, o zamanlar Nur talebeleri tutuklanmıştı, o zaman onun üzerine çıkmıştı o ilanlar da.
ADNAN OKTAR:Yalnız bu Nur talebelerinin, aileleri yok mu bunların kardeşim? Söylesinler, bizle bağlantıya geçsinler. Kimler tutuklanmış? Kaç kişi tutuklamış? Haberimiz bile yok. Hangi şartlarda yaşıyorlar? Söylesinler bize. İnşaAllah. Yani, böyle şeylere karşı sessiz kalınması olmaz. Çünkü Cumhurbaşkanımızla, Başbakanımızla arası iyi İslam Kerimov’un. Yani öyle kontrolsüz, dengesiz bir insan değil. Ama korkutmuş, tedirgin etmiş olabilirler; ona bir çözüm bulabiliriz. İnşaAllah. Evet, Oktar Hocam, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Geçtiğimiz haftalarda Hocam, Kudüs Barışı için dua günü düzenlendi. Kudüs’te bulunan Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerden din adamları, rahip, haham ve imamlar beraber dua ettiler. Kudüs’ten Haham Menachem Froman da katıldı. Kudüs’te bulunamayan dini liderlerin duaları da sitelerinde yayınlanmaya devam ediyor Hocam. Orayı gösteren site burada; barış Kudüs. Burada sizin de duanız vardı Hocam, inşaAllah. “Adnan Oktar” diye burada görülüyor, maşaAllah. Sizin de duanızı sitelerinde yayınladılar Hocam, maşaAllah. Burada İslam Birliği’ni, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışını, Kral Mesih’le aynı kişi olduğunu anlatıyorsunuz, Hz. İsa (a.s.)’nın dönüşünü anlatıyorsunuz, maşaAllah. Birliğin ancak bu barışı sağlayabileceğini, bunun da Hz. Mehdi (a.s.)’nin liderliğinde olacağını, maşaAllah, önderliğinde olacağını, hepimizin aynı Allah’a inandığını, dinlerin barışını, birlikteliği -burada duası- anlatıyorsunuz Hocam maşaAllah. İngilizce olarak basmışlar, maşaAllah. Burada da resimler var. Hep birlikte üç dine mensup insanlar inşaAllah; hahamlar, Müslümanlar ve Hıristiyan rahiplerle birlikte. Froman da görüntüde, burada Haham Froman. Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, emredin Hocam.
ADNAN OKTAR:Elindeki bilgilerin hepsini sen bir anlat bakalım. Önce sende bir şey bırakmayalım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, inşaAllah. Hocam siz hep söylüyorsunuz; “bazı kimseler Hz. Mehdi (a.s.)’yi ikiye üçe bölüyorlar ama deccalı ikiye bölmüyorlar” demiştiniz Hocam. “Komünistler, ateistler, herkes dünyaya hakim olabilir ama İslam ahlakı hakim olamaz” diyorlar, “adetullaha uygun değil” diyorlar. Allah da, küfrün yenilgiye uğramasının Allah’ın sünneti olduğunu ve bunda bir değişiklik olmadığını söylüyor Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “(Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.” İnşaAllah, Allah sünnetinin küfrün mağlubiyetine olacağını söylüyor, inşaAllah ve “Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişim bulamazsın” diyor, inşaAllah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Geçen akşam siz Hocam, deccalın önce tahribatını yapacağını, sonra da Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelip, bu tahribatı tamir edeceğini söylemiştiniz. “Deccal ilk çıktığında tahribata direnilse bile” demiştiniz, “tahribat ilerler devam eder. Dinsizliği yayarken durdurulsa zaten deccal olmaz” demiştiniz. Gerçekten, Bediüzzaman’ın müthiş bir imani vazife yapmasına rağmen deccaliyet gelişti, iyice yakıp yıktıktan sonra Hz. Mehdi (a.s.) tahribatı ortadan kaldırmaya geliyor, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah. Bu kişilerin bu Müslümanların birliğini istememesi bana çok acayip geliyor, yani hayret verici bir şey bu. Bayağı kararlılar. Yani İttihad-ı İslam olmaması için, yani Türk-İslam Birliği olmaması için hayatlarını koyuyorlar ortaya. “Olmayacak” diyorlar. E kardeşim ne istiyorsun sen o zaman. Senin nedir, amacın ne o zaman. Yani niçin yaşıyorsun o zaman? Bu din, İslam, Kuran; dünyaya hakim olsun diye gelmedi mi? Burada bir acayiplik var. Yani bunu ağabeylerin görmesini istiyorum ben. Yani Nur talebesi kardeşlerim, gençler de bunu çok dikkatli takip etsinler. Bir şey var. Yani bu hayretlerine gitsin. Bediüzzaman uzun uzun, hadislere dayandırarak, ayetlere dayandırarak sayfalarca, yüzlerce sayfa İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni, Mehdi (a.s.)’nin gelişini, Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini anlatıyor, Ehl-i Sünnet alimlerini anlatıyor. Adam da çıkıyor, yani en muteber, Risale-i Nur’un en iyi talebelerinin hazırladığı iddia edilen internet sitesinde -ve kimse de zaten karşı çıkmıyor, “yok bu böyledir” demiyor- “Bediüzzaman’ın dedikleri” diyor, “fikir jimnastiğidir” diyor, “fikir jimnastiği yapıyor diyor.” Yani, “‘hani olduğunu düşünsek, faraza’ gibi dedi” diyor. Kardeşim o zaman dinin bütününü adam o şekilde almaz mı. “Hani cennet olsaydı faraza anlamında denmiştir. Zaten adam çıkıyor haşa, adam alim, çıkıyor adam; “cennetten kasıt” diyor adam, “insanların iyi olmasını istiyor, istemiş Peygamber” diyor. “Yani, ‘cennet gibi olursunuz; iyi olursunuz. Hayatı yeşillendirirsiniz, güzel olur, cennet gibi olur’ o anlamda demiştir” diyor. “Cehennem de insanların çektiği vicdan azabıdır” diyor. “Allah nedir?” diyorsun, “enerjidir” diyor haşa, “işte dünyanın tamamındaki bu enerjinin hepsine Allah denir” diyor haşa. E kardeşim bu buraya gitmez mi bu kafa. “Fikir jimnastiği” ne demek. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in bunca hadisini, Kütüb-i Sitte’de, Buhari, Müslim, Tırmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davud’da yüzlerce hadis var ve ehl-i sünnet alimlerinin eserlerinde. Bütün bunlar fikir jimnastiğiymiş. Bediüzzaman da yüzlerce sayfa fikir jimnastiği yapmış. O zaman felsefe kitabı Risale-i Nur. O anlamda söylüyor, haşa. Bir kişi de çıkıp da; “kardeşim sen ne yapıyorsun burada?” demiyor. Yani bu nasıl bir internet sitesidir bu. Nasıl buna cesaret ediyorlar, bu üslubu kullanabiliyorlar? Yani siz eğer samimiyseniz, Bediüzzaman’ın üslubunu olduğu gibi alın, ilave yapmadan, “Bediüzzaman Mehdilik ile ilgili ne demiştir? Buyurun arkadaşım” dersiniz, “bak Mehdilik ile ilgili bunları söylemiştir. Deccal ile ilgili de bunları söylemiştir, İsa (a.s.) ile ilgili de bunları söylemiştir.” İlave, ek yapmana gerek yok. Zaten orada çok açık anlatılıyor; çok sarih. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri de bunlardır” dersin. E bütün bunların hepsinin altına en son; “bu bir fikir jimnastiğidir” dediğinde sen, ne olmuş oluyor? Çok büyük fitne olmuş olur o. Ne konuştuğundan haberin var mı senin? Ne demek fikir jimnastiği yani? E bak ben diyorum; “bir mühendislik uygulaması var” diyorum. Göz göre göre adamlar acayip pervasızlar yani. Birçok kişi de sessiz kalıyor, seyrediyorlar. Onun için ısrarlı ve kararlı olarak bunları anlatmak lazım, bu gerçekleri anlatmak lazım.
İslam ahlakının dünya hakimiyetini anlatan ayetleri, Kuran ayetlerinden biraz oku.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Okuyorum.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım.
“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.”
ADNAN OKTAR:Daha önce İslam ahlakının dünya hakimiyeti olmuş mu?
OKTAR BABUNA:Oldu Hocam inşaAllah. Hz. Zülkarneyn ve Hz. Süleyman döneminde.
ADNAN OKTAR:Kuran’da var, değil mi bu?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah söylüyor mu daha önce ayette? Söylüyor.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Oku ayeti bir daha.
OKTAR BABUNA:“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak,”
ADNAN OKTAR:Bak, “hiç şüphesiz” diyor. “Hiç şüphesiz daha önce nasıl yaptıysam” diyor Allah, “güç ve iktidar sahibi kılacağım” diyor. Güç ve iktidar sahibi kıldıklarını Kuran’da anlatmış mı Allah?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Anlatmış. “Aynısı yapacağım” diyor. Evet?
OKTAR BABUNA:“Kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak.”
ADNAN OKTAR:Bu açık bir İslam ahlakının hakimiyeti.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, açık, çok açık inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Sağlamlaştıracağım” diyor ayrıca. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.”
ADNAN OKTAR:Bak, “havf damarı kalkacak” diyor. “Oturup, korkup böyle taviz vermeler, alttan almalar, dinsiz gibi görünmeler, komünist gibi görünmeler” kalkacak diyor değil mi Cenab-ı Allah?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Evet?
OKTAR BABUNA:“Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:“Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık.”
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Zebur’da da olduğunu bildiriyor Allah, inşaAllah. “Andolsun, gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.” Yine hiç şüphesiz Allah İslam ahlakı hakimiyetini.
ADNAN OKTAR:Dünya hakimiyetini.
OKTAR BABUNA:Dünya hakimiyetini, inşaAllah.
“Allah, yazmıştır: "Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir de ağabeylere bunu sormak lazım. “Adamlar böyle diyor” diyelim. Tek tek gezip soralım. “Bunlar, fikir jimnastiği söylüyorlar” diyelim. Yani “‘Mehdi (a.s.)’nin gelmesi fikir jimnastiğidir, İttihat-ı İslam fikir jimnastiği’ olarak söylüyor. Yani, ‘farz edelim, hani olsaydı’ gibisinden söylüyorlar. Ve bu adamlar ümidini kesmiş. Bunları da Nur talebesiyiz diye bunları anlatıyorlar. Ne diyorsunuz?” diye fikirlerini alalım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir de gençler yani buna niye suskun kalıyorlar, anlamıyorum. Yani oraya insan yazı gönderir. Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’la ilgili ifadelerini, hadislerden ifadelerini, diğer ifadelerini yazar. “Bu bir faraziye değil”. “Hani ‘farz edelim olsaydı’ gibisinden değil; açık kesin hüküm olarak belirtiyor Allah, Cenab-ı Allah bunu”. Evet.
OKTAR BABUNA:Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah; Üstad yeis nedeniyle, ümitsizlik nedeniyle, pek çok Müslüman’ın İslam ahlakını yaymaktan geri durduğunu anlatıyor. Okuyayım mı Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Said Nursi Hazretleri şöyle buyuruyor; “yeis en dehşetli bir hastalıktır ki: Alem-i İslam'ın kalbine girmiş... O yeistir ki, yüksek ahlakımızı öldürmüş, menfaat-i umumiyeyi bırakıp menfaat-i şahsiyeye nazarımızı hasrettirmiş. Hem o yeistir ki, kuvvet-i maneviyemizi kırmış... Yeis milletlerin en dehşetli hastalığıdır... Korkak, aşağı ve acizlerin şenidir, bahaneleridir… İstikbalin kıtalarında hakiki ve manevi hakim olacak ve beşeri dünyevi ve uhrevi saadete sevk edecek yalnız İslamiyet'tir...” diye buyuruyor Said Nursi.
ADNAN OKTAR:Faraziye olarak mı söylüyor bunu?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “En dehşetli hastalıktır” diyor; “Müslümanların içine girmiş.”
ADNAN OKTAR:Ve gerçekleri söylüyor, doğrudan gerçekleri söylüyor. Evet.
OKTAR BABUNA:“Dünyevi ve uhrevi saadete sevk edecek olan da yalnız İslamiyet'tir” diye bitiriyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Devam et. Başka neler var?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Hakimiyet ayetlerine mi devam edeyim?
ADNAN OKTAR:Evet hakimiyet ayetlerine.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. “Ki O, elçilerini hidayetle ve hak din ile, diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter.” Bütün dinlere karşı İslam ahlakını hakimiyet vereceğini bildiriyor Allah, inşaAllah.
“Müşrikler istemese de, O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. “"Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)."”
“Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti.” “Sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz” diyor; Allah; dünya hakimiyeti.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.” “Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman.”
“Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik. Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin.” “Apaçık bir fetih” diyor, “dünya hakimiyeti” Allah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı.” “Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:“De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur."”
“Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık.” Yine aynı şekilde doğusuna da batısına da bütün dünyaya hakim kılacağını bildiriyor inşaAllah, samimi Müslümanları.
“Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.”
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. “Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile.”
“Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah, her şeye güç yetirendir.” Yine burada da Allah, dünya hakimiyetini vereceğini bildiriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) Kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.”
“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Oktar Hocam, ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hocam, bazı Nur talebesi kardeşlerimiz, Risale-i Nur’u, hep söylüyorsunuz siz, normal okuyanların anlayamayacağı iddiasındalar. Sadece kendilerinin anlattığının anlatılmasını istiyorlar. Eğer okuyan başka anlam çıkarırsa da o zaman da o kişiyi aralarından çıkarabiliyorlar. Halbuki Bediüzzaman Hazretleri de Risale-i Nur’u herkesin anlayabileceğini söylüyor. Okuyayım mı o ifadesini Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Said Nursi şöyle buyuruyor; "avamdan havassa ya da bir ortaokul talebesinden bir filozofa kadar okuyan herkesin kolaylıkla anlayabileceği" diyor Risale-i Nur için. Yani halktan herhangi biri ya da bir filozof; Kastamonu Lahikası.
“Risale-i Nur bu vazifeyi; en dehşetli bir zamanda ve en lüzumlu ve nazik bir vakitte, herkesin anlayacağı bir tarzda, hakaik-i Kur'aniye ve imaniyenin en derin ve en gizlilerini gayet kuvvetli bürhanlar ile ispat eder.” Yani, “herkesin anlayabileceği bir tarzda” ifadesini kullanıyor Risale-i Nur için Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani benim gördüğüm, bir kısım Nur talebeleri bizim bildiğimiz tarzda bir hayat yaşamıyorlar. Yani bambaşka bir dünyaları var. Yani biz Risale-i Nur’daki anlatılanlar olarak biliyoruz. Biz samimi inanıyorlar zannediyoruz. Yani hadislere samimi inanıyorlar, Risale-i Nur’a samimi inanıyorlar, Kuran’ın hakimiyetle ilgili ayetlerine samimi inandıklarını zannediyoruz. Ama bunlar özel hayatlarında, kendi aralarında bambaşka bir hayat tarzı kurmuşlar. Yani bizim anlayamayacağımız derecede garip, tahmin tahayyül edemeyeceğimiz derecede yanlış, tahmin edemeyeceğimiz derecede yine bizi şaşırtacak bir ruh hali ve özel bir felsefe geliştirmişler. Böyle Nur talebeliği olur mu kardeşim?
OKTAR BABUNA:Olmaz Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani sen istediğin gibi, istediğin hükmü, istediğin hale getiriyorsun. Ahir zamana bakan ayetleri, İslam ahlakının dünya hakimiyetiyle ilgili ayetleri, Bediüzzaman’ın sözlerini, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün hadis-i şeriflerini faraziye haline getiriyorsun. Ve adamlar acayip gönlü müsterih, çok rahat bir üslupla bunu söylüyor, çok çok rahat. E kardeşim sen bunu çıkarttığında, Buhari’deki, Müslim’deki bu hadisleri çıkarttığında orada namazla ilgili hadisler var, oruçla ilgili hadisler var, zekatla ilgili hadisler var; onları da çıkaracaksın. “Bunlar da faraziye” diyeceksin. E ondan sonra din, din kalıyor mu ki o zaman ortada?
OKTAR BABUNA:Kalmaz tabii Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani İslam ahlakı dünyaya hakim olmasını istemiyorsa bir Müslüman, bunu faraziye olarak görüyorsa, İttihat-ı İslam’ı faraziye olarak görüyorsa, din nasıl kalsın geriye? Ne demek istiyorsunuz. Yani açıkça söylesenize yani ağzınızın altındakini. Yani Müslümanların içine bu düşünceyi nasıl sokabiliyorlar? Ve nasıl buna karşı bir şaşırma, hayret etme ve akılcı, ilmi bir reaksiyon olmuyor yeteri derecede? Ben buna şaşırıyorum.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cübbeli çıkıyor, adam mesela; “beş yüz yetmiş sene sonra” diyor, kestirip atıyor. Öbürü diyor ki; “bin yıl sonra” diyor, o da kestirip atıyor. Öbürü “hiç yok” diyor, o da kestirip atıyor. Bir de bu adamları dinliyorlar. Bayağı bir insan dinliyor. Hiç insan şaşırmaz mı. Mesela sorsana; “Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün bu hadisleri çıkmış, Bediüzzaman da bunu söylüyor, bu kadar Ehl-i Sünnet alimi bunu söylüyor, nereden çıkartıyorsunuz bunu?” demeleri lazım. Mehdi (a.s.) taraftarları bütün güçleriyle gayret ediyorlar şu an. Ama bir de Mehdi (a.s.) taraftarı olmayanlar var; onlar da bütün güçleriyle gayret ediyorlar. Yani Müslüman olmuş olsa bile Mehdi (a.s.) taraftarı değil. Yani “Müslüman’ım” diyor; ama Mehdi (a.s.) taraftarı değil. Halbuki Müslümanların birliğinden yana olmayan bir kişi, Müslümanlardan yana olması çok zordur. Yani hakkı, hakikati, güzelliği, iyiliği, sevgiyi dünyaya hakim etmek Müslüman’ın üstüne farzdır. İttihat-ı İslam’ı istemek farzdır. Buna karşı bu suskunluk çok şaşırtıcıdır. Biz demek ki yeteri kadar anlatmamışız şu ana kadar. Daha kapsamlı, daha çaplı olarak bundan sonra anlatacağız. Daha genişleteceğiz. Bununla ilgili daha çok kitaplar çıkaracağız, dergiler çıkaracağız; anlatımı genişleteceğiz. Ben bu mühendislik projesini altüst edeceğim.
OKTAR BABUNA:EvelAllah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben böyle bir mühendislik projesi istemiyorum. Yani, “el mi yaman, bey mi yaman?” demişler, “bey hepsinden yaman” demişler. “Hodri meydan” diyorum, inşaAllah. Görüşeceğiz inşaAllah. Böyle göz göre göre, milletin gözünün içine baka baka, alay eder gibi, insanların zekasıyla alay eder gibi, böyle bir üslup kullanmak çok acayiptir. Yani Ahir zamanın garip bir tavrıdır.
“Selamün aleyküm Seyyid Adnan Oktar Hocam” evet. “Hocam Allah sizden razı olsun inşaAllah. Hocam sizi çok seviyoruz. Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Hocam hayatımızda birçok hurafeler vardı. Allah’ın size verdiği ilimle ve vesilenizle bu hurafeleri yıktık, Allah’ın izniyle. Hocam vesilenizle namaz kılmaya da başladım, inşaAllah. Nice gençlerimize ve insanlarımıza da nasip eder Cenab-ı Allah, inşaAllah. Hocam anlattıklarınız ve verdiğiniz bilgilere heyecanlanıyoruz. Aşkla ve şevkle Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz. Nefes kesici bir olay inşaAllah. Cenab-ı Allah inşaAllah bir gün sizle yüz yüze görüşmeyi nasip eder.” Evet, inşaAllah. “Hocam, Said Nursi Hazretleri eğer kendisi Ahir zamanın büyük Mehdi (a.s.)’si olsa, Hz. Mehdi (a.s.) talebelerinin yaptıkları çalışmaları kabrinden seyredip şükreder miydi?” diyor. Kardeşim ona gerek yok. Adam zaten “faraziye” diyor. Yani olayı o adam bitirmiş. Biz adamları ben hakikaten anlamadılar zannediyorum; onun için anlatıyordum günlerden beri. Ben, ne bileyim ben, iyi niyetle baktım ben. Adam zaten “faraziye” diye görüyor. “Faraziye” diyen adama yapacak bir şey yok ki. Bitmiş adam zaten. “Fikir jimnastiği yapıyor Bediüzzaman” diyor. “‘Hani farz edelim olsaydı’ dedi” diyor. Yani dinin hükümlerini, şimdi diğerlerine de sıra gelecektir Allah-u alem. İttihat-ı İslam’a bunu dedi mi bir insan, Türk-İslam Birliği’ne, Mehdi (a.s.)’nin çıkışına bunu söylüyorsa, Hz. İsa (a.s.)’nın inişine bunu söylüyorsa, Kuran ayetlerine rağmen bunu söylüyorsa, “bu bir fikir jimnastiğidir, ‘farz edelim’ dedi” diyorsa yapacak bir şey yok onlara. Bizim onlara biz sözümüz yok. Biz bilmeyenlere anlatacağız. Onlar artık devre dışı, onlara konuşacak bir sözümüz yok. Ben Şaşar Beşer’e de sözüm yok. Adam Risale-i Nur’u kökten reddediyor zaten. Yani ben ne bileyim eskiden Samanyolu’na çıktı mı biz güvenle seyrederdik. Mehtap TV’yi güvenle seyrederdik. Adam baksana; “ben size, namazı yeniden öğreteceğim size” diyor, “Risale-i Nur külliyatını kökten kabul etmiyorum ben” diyor, “Kütüb-i Sitte’yi de kabul etmiyorum” diyor, “bir kısmını kabul ediyorum Kütüb-i Sitte’nin de” diyor, yani; “işime gelen yerler var” diyor, “uygun gördüğüm; onları kabul ediyorum” diyor. Bunlar kendi toplantılarında aralarında ne konuşuyorlar kardeşim? Nasıl bir dünya bu? Ben, anlamadım ki ben bunu. Müslüman şeffaf, açık olmaz mı kardeşim? Neyse zorunuz açıkça söylesenize. Adamları bulamıyorsun. Konuşacak kişi bulamıyorsun. Ne düşündüğü belli değil. Akıl almaz felsefeler, akıl almaz düşünceler gelişiyor. Bu düşünceyi kim geliştiriyor? Onu da bilmiyoruz. Yeni yeni mantıklar geliştiriyorlar. Baksana; “faraza”ya çevirmişler şimdi de. Haşa. Kim atıyor bu fikri ortaya? Kimler destekliyor? Nasıl gelişiyor? Bunları da bilmiyorum. Şaşar Beşer mesela, nereden çıktı bu adam? Bir anda nasıl bunu bir numara haline getirdiler? Samanyolu’nun mürşidi haline geldi, Samanyolu Televizyonunun. Şimdi biz güvenle nasıl seyredeceğiz o televizyonu? Mehtap TV’yi nasıl güvenle seyredelim biz? Risale-i Nur hakkında ne düşünüyorlar? Açıkça söylesinler Samanyolu TV. Yani geçerli midir bu kitap onlar açısından? Ehl-i Sünnet eserleri geçerli midir? Bunları söylesinler. Mesela Kütüb-i Sitte geçerli midir? Abdülkadir, İmam-ı Rabbani geçerli midir? Bunları söylesinler. Mesela Haber7.Com da bunları açıklasın. Yani hangi kitaplara itibar ediyorlar? Hangilerini kabul etmiyorlar? Düşünceleri, inançları nedir? Ben bunları yeni öğreniyorum. Ben ne bileyim, hepsi eskiden aynı düşüncede zannediyordum. Garip garip kızlar; mesela böyle adam satanist gibi kız. Başını örtmüş ama bakanın kanı iliği çekilir. Böyle Notre Dame’ın bilmem neyi gibi adam. İnsan irkiliyor baktı mı; şeytan gibi, iblis gibi. Bir konuşuyor; dine, imana, mukaddesata, her şeye muhalif, birçok şeye muhalif.Neyi savunduğu belli değil. Kardeşim sen açıkça söylesene. Mesela Kuran’ı kabul ediyorsan; “hepsini kabul ediyorum” de, “Kuran’ın.” “Kuran’ın bir kısmını kabul ediyorum” de, “bir kısmını kabul etmiyorum” de. “Hadislerin bir kısmını kabul ediyorum, bir kısmını kabul etmiyorum” diyor. Kardeşim sana da “Müslüman” deniyor. E değilsen; “değilim” de. Müslüman’san, ne tür bir Müslüman’sın onu söyle. Yeni bir mezhep mi çıkardınız, bir şey mi çıkardınız? Hayır, o zaman acayip karşılamayız. Yani çok makul olabilir. Adam; “yeni bir mezhep çıkarttım arkadaş” der, “yeni bir görüş çıkarttım” der. E tamam değerlendiririz. Ama yeter ki şeffaf olsun. Şeffaf değiller. Ne olduğunu anlamıyoruz. Mesela Ehl-i Sünnet zannediyorsun, bambaşka bir şey. Mesela bir Nur talebesi zannediyorsun, bambaşka bir şey çıkıyor. Hayret edecek gelişmeler. Netliği sağlasınlar. Yani böyle karanlıkların içerisinde adamları buluyoruz. Nerede oldukları belli değil, ne yaptıkları belli değil, ne düşündükleri belli değil, kim oldukları belli değil. Çıkıp konuşsanıza kardeşim. “Biz buyuz.” Hayır, olabilir, sırrın da olabilir. Ben onlara saygı duyarım. E bütün hayatı mı sır olur bir insanın. Bütün inançları mı sır olur? E desene; “ben Nur talebesiyim. Risale-i Nur’u kabul ediyorum” yahut “etmiyorum” de. O da olur yani. Bileyim ne yeter ki. Mesela Kütüb-i Sitte’nin hangi kısmını kabul ediyor, hangi kısmını kabul etmiyor bilmiyoruz, bir kısmının. Yani anlamıyoruz adamların ne düşündüğünü. Samanyolu TV ne demek istiyor, onu da anlamıyoruz. Uyarıyorum mesela günlerden beri, tam yol devam ediyorlar. Yani mesela, Risale-i Nur külliyatı bitti mi onlar için? Samanyolu TV için nedir yani anlamı? Mesela bir kişi çıksın, söylesin. Yani 13’üncü asrın müceddidi midir Bediüzzaman? Müceddit olarak kabul ediyorlar mı? Risale-i Nur külliyatı geçerli midir onlar açısından. Bunu bilmek bizim hakkımız. Mesela bak ben Erbakan Hocamız’ı gün gibi biliyorum, ne olduğunu. Düşüncelerini bilirim, bakış açısını bilirim. Sürekli şekilden şekle girmez Erbakan Hocam. Başta ne idiyse odur. Dinden asla taviz vermez. Ehl-i Sünnet’tir, kararlı bir insandır. Nettir, açıktır yani. Mesela Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebeleri de bellidir. Osmanlı ruhunu çok severler. Ehl-i Sünnet çizgisindedirler. Kararlıdırlar, çok nettir. Burada ne oluyor. Bu nedir bu? Mesela Sungur Ağabey taviz vermez Risale-i Nur Külliyatından, asla. O tam yol düzgün gider, doğru yolda. Yeni Asya, Mehmet Kutlular’ın oluşturduğu o topluluk taviz vermez Risale-i Nur’dan. Yani “Üstadım” der, Risale-i Nur’un naşiri olan, yazarı olan Said Nursi Hazretleri’ne. Sıkı sıkıya sahip çıkar ve hiçbir şekilde taviz vermezler bakın. Asla taviz vermezler. Net ve temizdir. Açıkça konuşurlar. Ama şimdi burada bir belirsizlik var. Bu mesela komünist var, TKP’li komünistler; “biz arkadaş” diyor, “Marksist-Leninist çizgideyiz, komünistiz” diyor, “yerimiz şu.” Tamam, biliyoruz. Mesela Maocu var. Adam diyor; “ben Maocuyum arkadaş” diyor, onu da biliyoruz. E siz de ne olduğunuzu belli edin kardeşim. Böyle olur mu. Yani çok kötü, bakın herkes yazıp çiziyor. Yani karmakarışık bir şey meydana geldi. Fethullah Hocam’ın bir açıklaması oldu, güzel. Günlerdir ben söylüyordum; “Hocamız bir açıklama yapsın” diye. Allah razı olsun açıklama yapmış o. Aynen bak dediğim gibi yani. Var mı o konuşması Fethullah Hocamız’ın? Diyor ya arının kanadından bahsediyor falan bir şeyler. E o mesela kendini açıklıyor, biz Fethullah Hoca’yı biliyoruz. Ama esir konumunda orada Amerika’da. Yani onun da hayatı bilmiyorum, o da müphem şu an, Fethullah Hoca’nın. Bu mübarek insan başında birileri mi bekliyor, orada tehdit mi altında mı tutuluyor; bilmiyoruz. Yani nasıl bir hayat yaşıyor; bilmiyoruz. Öz vatanına nasıl gelemez yani? Kim tehdit ediyor, nasıl oluyor; o da meçhul. Samanyolu TV, bu Şaşar Beşer, bilmem ne falan bunları çıkartıyor, bu adamları çıkartıyor. Bunların görüşleri nedir? Düşün, mesela netleştirsin, Şaşar Beşer diyecek ki; “arkadaş ben Ehl-i Sünnet inancında değilim. Herhangi bir mezhebe bağlı değilim.” Yani gerçekten saygı duyarım ben, hiçbir şey demem. Sorun çıkmaz. Hürmet ederim. Ne diyeceğim yani? Açık, bellidir. “Bediüzaman’ı da kabul etmiyorum” desin. Ona da saygı duyarım. Ama bunları netleştirsinler. Bir Bediüzzaman’dan yanaymış gibi görünüyorlar, bir Ehl-i Sünnet gibi görüyorlar, bir tamamen reddediyor gibi görüyor, bir hiç alakası yokmuş gibi görünüyor. Böyle olmaz, evet.
OKTAR BABUNA:Evet, iki ayrı yazı Hocam. Birinde şöyle diyor Fethullah Gülen Hoca Efendi; “çetin bir dönemde yaşıyoruz. Kışta geldik, hep bahar rüyaları görürdük” hafta sonu söylüyor bunu. “Bahara ait bu kadar emareyi görebileceğimizi de ummadık. Karların eridiğini, kardelen çiçeklerini gördük. Toprak olmak çok önemli çünkü topraktan başka gül bitiren olmaz” diyor.
ADNAN OKTAR:Bu Mehdi (a.s.)’nin çıktığını kapalı bir üslup ile söylemiş. Evet, öyledir Fethullah Hoca’nın üslubu. O çok mübarek bir insan. Evet?
OKTAR BABUNA:Bir de Hanife Avcı’ya; “arı hikayesine cevap” diye bir cevabı var Hocam burada. Hanife Avcı ile ilgili o suçlamalara cevap veriyor. “Hanife Avcı olayını açmak istemedim muhterem Fethullah Gülen şahıslarıyla ilgili. Hüzünlü bir sesle odasına giren arıyı anlattı. ‘Kimseye zarar vermem, veremem ki’ dedi. Hüzünlü bir sesle odasına giren arıyı anlattı. ‘Uçamıyordu, felç geçirmiş gibi bir hali vardı. ‘Belki açlıktandır’ deyip bir kaşık balın içine bıraktım olmadı. Yanına su koydum iyileşmedi. Ne yapsam düzelmiyordu. Aldım, bahçeye bıraktım. Sonra oturdum yarım saat ağladım. Ben kimseye tokat vuramam. Yargıya sızma, emniyete sızma, kendisini en çok rahatsız eden konuların başında geliyor. Bu yalanların mumu yatıysa kadar da yanmaz’” diyor, “‘asıl sızmayı değişik yerlerde ağını kuranlar yapıyor’” diyor.
ADNAN OKTAR:Diyorum ya yani bu oturup, daha bak yeni aydınlandı. Bak ben ısrarla üstüne gittikten sonra aydınlandı. Ondan sonra yazarlar benim anlattıklarımı aktardılar. On yıldan beri uyuyor adam. Ben söyleyince uyandı, bilmiş bir üslupla. Öbürleri de öyle. Fethullah Hoca da bak, Allah razı olsun, o ricamızı kırmamış, inşaAllah.
Belirsizlik ortamında mücadele de çok zorlaşıyor. Ben mesela biz zannediyoruz ki… RisaleHaber herhalde onlar görüşmek istiyorlarmış. Onları bir gün buraya davet edelim- RisaleHaber’deki o çocuklar; “bir gün Hocamızın bir sohbetine katılalım” demişler. Canlı yayında burada sohbete gelsinler, onlarla konuşalım. Ama bu arkadaşlarla da bir görüşelim. Yani, bu nedir bunlar? Yani bizim bilmediğimiz bir şeyler mi oluyor? Ama özellikle Samanyolu TV, kimin kontrolünde, nedir, yani görüşü neye doğru gitti? Aynı çizgideler mi, yeni yeni bir şekiller mi aldılar; bilmiyoruz. Mehtap TV de öyle. Öğrenirsek, çok rahatlarız. Yani hiç sorun değil. Yani mesela adam bambaşka bir mezhepte oluyor, düşüncede oluyor; ben saygı duyuyorum. Ben her fikre saygı duyarım. Ama fluluk, belli olmamak, karanlık beni çok rahatsız eder. Yani bunu yapmasınlar. Risale-i Nur’u kabul etmeyen on binlerce, milyonlarca insan var; Çok makul, kimse bir şey demez. Ama açık söylesinler. Kabul etmiyorsa; “etmiyorum arkadaş” desin. Böyle; “fikir jimnastiği, yok bilmem ne jimnastiği” böyle bu tip üsluplarla, yani dil eğip bükme; bunları kaldırsınlar. Ne demek fikir jimnastiği. O zaman bütün Risale-i Nur Külliyatı kalkar. Bütün hadis-i şerifleri kaldırmış oluyorsun. Evet Oktar Hocam, seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bazı kimselerin korku nedeniyle İslam yolunda mücadele etmediklerini, farklı farklı tevillere gittiklerini anlatmıştınız Hocam. Üstadın bir sözü daha var, korkuyla ilgili; onu okuyayım mı Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“İnsanın havfa (korkuya) ve muhabbete (sevgiye) alet olacak iki cihaz, fıtratında derc olunmuştur.” Yani hem korku hem sevgi. “Alaküllihal, o muhabbet ve havf, ya halka (insanlara) veya halıka (yaratıcıya) müteviccih olacak (yönelecek). Halbuki halktan havf ise elim bir beliyyedir.” Bu korkunun bela olduğunu söylüyor üstat. “Çünkü, sen öylelerden korkarsın ki, sana merhamet etmez veya senin istirhamını kabul etmez. Şu halde havf elim bir beladır.” Bu korkunun da bir bela olduğunu açıkça vurguluyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani; “yüzlerce sayfa fikir jimnastiği yaptı” diyen kişileri ben ayıplıyorum. Allah’tan korksunlar, akıllarını başlarına alsınlar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bakın, Bediüzzaman ne diyor, Said Nursi Hazretleri, Emirdağ Lahikası’nda. Kardeşim baksana, sayfalarca devam ediyor bak. Yine burada devam ediyor, burada devam ediyor, burada devam ediyor, burada devam ediyor. Hep ayet ve hadis kullanmış. Bunlar kardeşim ne biçim insanlar bunlar. Yani hep ayet, hadise dayandırarak söylüyor bunları; hepsi fikir jimnastiğiymiş. Bir de rahatça da diyor; “biz Nur talebesiyiz” diyor.
ADNAN OKTAR: Demin gösterdiğiniz o iki şeyh efendinin sohbetini bir daha görelim.
ADNAN OKTAR: Bu arada da Erbakan Hocam’a buradan selam ediyorum. Şeyh Nazım Hocam’a da selam ediyorum. Ellerinden öpüyorum her ikisinin de hürmetle. İkisini de çok çok seviyorum. EvelAllah, ölünceye kadar yanlarındayım ben, inşaAllah. Var gücümüzle, inşaAllah. Yalnız tabii ben böyle deyince, “Hocamız” diyorlar, “Saadet Partili herhalde.” Bak, defalarca söyledim, böyle bir yönüm yok. Saadet Partili değilim ben. Ben bütün sağdaki partilerin hepsini destekliyorum.
Hazır mı? Evet, bakayım.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Abdülkerim Hocamız bakın, çok candan ve samimi bir üslupla ne diyor? “Mehdi (a.s.) gelmeden birlik olmaz” diyor. İttihad-ı İslam’ın anahtarıdır Mehdi (a.s.). Yani Mehdi (a.s.) olmadan Müslümanların üstündeki ne bu acı kalkar, ne bu ızdırap kalkar, ne bu çileler kalkar; mümkün değildir. Onun için Allah Mehdi (a.s.)’yi gönderdi. Şeyh Nazım Hocam da; “Mehdi (a.s.) geldi” diyor, “gelecek” demiyor “geldi” diyor ve “yetmiş yıllık bir süre var” diyor. Yetmiş yıl, net tarih veriyor; “yetmiş yıl”. Bediüzzaman da aynı şeyi söylüyor; “yetmiş yıllık bir süre var” diyor. Bak, Sungur Ağabey de dün çıktı. O da dedi; “yetmiş yıllık bir süre var” dedi. Koskoca o binlerce, on binlerce insanın karşısında bunu söyledi. Haber7.Com bu konuşmayı alıyor mu? Yok. Seyyid Salih Özcan Hocam ne dedi? “‘Ben Mehdi (a.s.)’yi görmeyeceğim, sen göreceksin’ dedi” dedi. Bu da ne demektir? Mehdi (a.s.) gelmiş. Haber7.Com bunu alıyor mu? Bunu da almıyor.
OKTAR BABUNA: Sadece onu almamış.
ADNAN OKTAR: Evet, Samanyolu TV’yle paralel hareket ediyorlar. Bakın, bunu Allah rızası için açıklığa kavuştursunlar. Yani burada bir acayiplik var. Burada bir acayiplik var. Şimdi tabii ben Samanyolu TV’nin tamamını söylemediğim belli. Yani orada birkaç kişiyi kastediyorum. Haber7.Com’da da birkaç kişiyi kastediyorum. Yoksa çok tertemiz insanlar, çok sevdiğimiz mübarek insanlar. Ben onların tırnağı olmam yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Bak, ne diyor Abdülkerim Hocam ayrıca? “Gruplara ayrıldık” diyor. Hatta bak, Nur talebeleri kendi aralarında gruplara ayrılmış, diğer cemaatler de gruplara ayrılmış kendi aralarında; birleşemiyorlar. “Bu” diyor, “iyidir” diyor, “bunun böyle olması” diyor, “bu da Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti” diyor. Çünkü kaderde öyle, yani birleşmiş olsalar zaten Mehdi (a.s.)’ye gerek kalmaz. Allah birleşemeyeceklerini gösteriyor, o yüzden böyle bir durum oluyor. Hepsini birleştirecek olan Mehdi (a.s.)’dir. Bütün tarikatlar kalkmıştır. Demin de okudum Mehdi (a.s.) ile ilgili; nübüvvet yolunda bir şeyh efendinin kısa bir sohbetinde kemale geliyor, ondan sonra kendisi nübüvvet yolunda ilerliyor artık, Mehdi (a.s.). “Aracıya, mürşide ihtiyacı yoktur” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin” İmam-ı Rabbani, Mektubatı’nda inşaAllah.
Diğer Hocamıza da bakalım.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Şeyh Ahmet Yasin Hocam çok nezih, derin, çok candan, samimi bir Müslüman, Abdülkerim Hocamız da öyle, inşaAllah. Daha da mükemmel, daha da güzel gelişmeler olacak inşaAllah, Allah’ın izniyle. Bakın, ne diyor Hocamız? “79, 80, 81 gibi” diyor, “bütün alametler başladı” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametleri.” İran-Irak Savaşı gibi, bizim belirttiğimiz, “bütün alametlerin olduğunu gördük ve görüyoruz ve devam ediyor” diyor, inşaAllah. “Münafıklar” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin talebesi olamaz” diyor. Böyle, casus kılıklı, haber götüren karaktersizler, cibilliyetsizler. Korkaklar, çıkarcılar, böyle sahtekârlar, bazı kişilerle irtibat halinde olan karanlık tipler Mehdi (a.s.) talebesi olmazlar. Bu çok doğru ve güzel bir söz. Ve bakın, enaniyet ve kibir de yapmıyor Hocamız. MaşaAllah, gayet güzel, candan.
Şimdi kardeşim, Mehdi (a.s.) kimsenin hesabında yoktu. Tam “Türkiye’yi böleceğiz” derken, acayip hazırlıklar yaptılar. PKK’yı hazırladılar, Güneydoğu’da hazırlıkları bitirmek üzereydiler, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü kurdular. PKK’yla iç içe bütün her yeri kıyıları köşeleri birçok yeri işgal ettiler. Tam hazırlık yaptılar. Bazı kahpe köşe yazarları da onlara kapı açtı, destekledi PKK’yı. Bazı alçak, Baron’un özellikle o it kopuk, kırık çıkık takımı. Onlar da desteklediler. Baron’la alakası yokmuş gibi takılan çakal da onların takımına katıldı. “Ya” dediler, artık iş bitti. Kıbrıs’ı da alacağız. Mis gibi boş arazi Kıbrıs da. Güzel turistik tesisler yaparız” gibisinden. “Güneydoğu da petrol yatağı, orayı da alırız” dediler. İstanbul’u da ayrı bir bölge olarak ayıracaklardı. ‘Bağımsız Ticaret Bölge’ adı altında, oraya da bir yer koyacaklardı böyle, Avrupa’nın artık her türlü ihtiyacını karşılayacak tarzda. Ege Bölgesi’ni ayrı ayrı alacaklardı, Antalya’yı da ayrı ayrı alacaklardı; “İç Anadolu Bölgesi’nde de siz ne yapıyorsanız yapın” gibisinden. “Aslında eğer fazla da mahsuru yoksa siz direkt Orta Asya’ya bir gitseniz olmaz mı?” falan. Aslında onu söylüyorlar zaten. Hani, “kendi isteğinizle gidin, hani gitmezseniz de burada de olay çıkar hani, canınız yanar, kanınız akar. Gidin eski geldiğiniz yere.” Plan buydu. Güm diye ortaya bir haber geldi. “Mehdi (a.s.) çıktı” dediler. Bunlar böyle iliklerine kadar titrediler, zangır zangır titriyorlar. “Ya ne yapalım?” dediler, “ne yapsak acaba? Durdurmanın bir yolu yok mu? Önce bir hemen bir Irak’ı bir işgal edelim” dediler. “Madem bu, ‘Basra, Küfe Şam gibi yerler’ diyor, oralarda çıkacak; orayı bir sağlama alalım” dediler. “Ya” dediler, “bir de, ‘yukardan da ona yardımcılar gelecekmiş’ falan dediler, hani olsa olsa bunlar Afganlardır” dediler, “bir de onları da bir ezelim” dediler. Onları da ezdiler. “Ama” dediler, “bu Türkiye’de çıkacakmış” dediler, “öyle bir şey var” dediler, “ama tam da bilemiyoruz” dediler “yani her yerde de çıkabilir.” Artık tam emin de değiller. CIA’in özel masası var, Mehdi (a.s.)’yle ilgili, Mehdiyet ile ilgili özel masa; uzmanlar, profesörlerden oluşuyor. “O zaman Türkiye’de satılmışlar vardır” dediler, “ Böyle parayı bastırdın mı kendini satan kahpeler var” dediler “gidip onlara bir müracaat edelim, şöyle ağızlarına bir dolar sokalım, kulaklarına da bir dolar sokalım yani.” Boru haline getirdiler doları. Bunların kulağına soktular, ağızlarına da soktular dolarları, burunlarına da soktular. “Haydi koçum” dediler, “haydi hep beraber bir hava çalalım, hep beraber oynayalım” dediler. Alayınız gelse iflahınızı keserim yani, iflahınızı keserim. Hepsinin tozunu dumanına katmazsam bana ne derseniz deyin yani, inşaAllah, Allah’ın izniyle, Mehdi (a.s.) öncüsü, Mehdi (a.s.) talebesi olarak. Bakın, ellerinden gelen ardlarına koymuyorlar Türkiye’yi bölmek için, İttihad-ı İslam’ı ortadan kaldırmak için ve Türk İslam Birliği’ni ortadan kaldırmak için. Var güçleriyle gayret ediyorlar. “Hodri meydan” diyorum ben de. Demek ki biz daha hiçbir şey yapmamışız, ben bunu anladım. Daha hiçbir şey yapmamışız. Yarından itibaren, Allah’ın izniyle, Mehter müziğiyle başlıyoruz. Bismillah Allahu Ekber. Eğer hepsini önüme katıp kovalamazsam, ilimle, bilgiyle, fenle ve hepsini pestil gibi ezmezsem bana ne diyorsanız deyin yani inşaAllah, Allah’ın izniyle. Kardeşim meydanı boş mu buldunuz siz? Sizi dolarcılar sizi, sizi Amerika’nın üfürükçüleri sizi. Amerika bakıyor burada hangi satılmış var? Bir üfürüyor kulağına, bir üfürüyor onun kulağına. Yasak bundan sonra. O dolarları hamur haline getirip yutturacağız onlara inşaAllah. Nerede it kopuk sahtekâr varsa adam oldu bunlar. İlla taktılar; “böleceğiz, illaki Türkiye’yi böleceğiz” Böldürmeyeceğiz arkadaş. Azerbaycan’ı da, Suriye’yi de, Irak’ı da, Ürdün’ü de ta aşağılara kadar, en aşağı noktaya kadar, Afrika’ya kadar her yeri Birliğe alacağız Allah’ın izniyle, tamamını. Hepsini Türk İslam Birliği’nin içine katacağız. Yedi sülaleniz gelsin yani isterseniz. Sülalenin suçu yok da yani, gelsinler yani inşaAllah. Tabii burada adlarını saydığım kişileri tenzih ederim, şimdi oturup durup durup hoplamasınlar. Ne bileyim şimdi de bu çıktı, durduk yere.
Bir kere dedim ki; “ya” dedim, “bazı ülkelerde” dedim, “bir yerde iddia edilen Ergenekon Örgütü bazı sahtekâr Hocaların önünü açmak için cinayetler işliyor” dedim yani onu başa getirmek için, yani onu daha öne getirmek için, daha halkın gözüne getirmek, daha hani böyle hani kendi kafasında bir adamı palazlandırmak için. Bunu söyledik; Fatih Altaylı HaberTürk’te haber çıkardı sür manşet; “Adnan Hoca Cübbeli’ye; ‘iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün elemanı’ dedi. ‘Önünü açmak için diğer Hocaları cinayetle ortadan kaldırdı’ dedi.” Hayda Cübbeli’ye gün doğdu, gitmiş beni mahkemeye vermiş. “Böyle dedi.” Ben demedim onu Habertürk diyor. Ben, öyle bir şey dedim mi ben? Fatih Altaylı’nın gazetesinde çıktı. Ben öyle bir şey demedim. Nerede dedim ben? İddia edilen Ergenekon Örgütü Suriye’de de faaliyet yapıyor. Birçok âlimi öldürdü. Birçok âlimin önünü açmak için, bazı kendi kafalarına uygun âlimlerin önünü açmak için birçok kişiyi katletti. Irak’ta da oldu. Gün aşırı oluyor zaten. İran’da da oldu. Ürdün’de de oldu. Sana ne oluyor da halleniyorsun. Yarası olan gocunsun. Kimse o. Ben ad vermedim, adres vermedim, şahıs ismi söylemedim. Niye halleniyorsun. Hallensin, bir şey dediğimiz yok da yani. Bir de bayağı bir para istemiş benden, tazminat davası açmış. Gel iste direk para; “Hocam param kalmadı” de. Gel, vereyim para, Allah Allah. “Param kalmazsa zaten camide yatar kalkarım herhalde” diyor, geçenlerde öyle bir açıklama yapmış. “Cami önünde” mi “kalırım” diyor, “camide” mi “yatarım” diyor? Öyle bir şeyler söylüyor.
Bir kere bana Mehter müziklerim hazır olsun. Ben her böyle konu olduğunda bir mehter müziği dinlemek istiyorum. Bak, Eski Ordu Marşı, bir; ondan sonra, Ceddin Deden, iki; Tarihi Çevir, üç; ondan sonra. Sende başka var mı?
OKTAR BABUNA: Var Hocam.
ADNAN OKTA: Nedir? Hangisi o?
OKTAR BABUNA:Bakayım Hocam.
-VTR-
ADNAN OKTAR: “Kuran’da zafer vaat ediyor” bak, “Hazreti Yezdan” diyor. Mehter Marşı’na bile girmiş. “Şan alalım şan” diyor, inşaAllah. “Kuran’da zafer vaat ediyor Hazreti Yezdan” diyor. “Uğurun açık olsun ey serdar-ı mücahid” diyor. “Hakk Teala kılıcını keskin etsin, ömrünü gün gibi bedid” diyor. “Fahri alemi hoşnud ettin; Hakk, gazayı ekberin etsin mübarek ve said” diyor, inşaAllah. MaşaAllah. İlim kılıcıyla çıktık ortaya, ilim. Demir kılıç değil, ilim kılıcı. Bilgiyle, fenle, sevgiyle, şefkatle, muhabbetle inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İki yüz ülkede mücadeleniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvelAllah. EvelAllah. EvelAllah.
OKTAR BABUNA:Her yerde, okyanusun ortasındaki adı bilinmeyen adalarda bile varsınız Hocam, maşaAllah. Allah’ın dilemesiyle.
ADNAN OKTAR:Yalnız ben Fethullah Hocam’ın mutlaka buraya getirilmesinden yanayım. Bir şey var. Bir şey yapmış olabilirler. Yani bu bana biraz garip geliyor. Yani böyle bir şey yoktu, sonra çıktı bunlar. Bizim bilmediğimiz bir şeyler oluyor. Fethullah Hoca çok güzel huylu bir insan, veli bir insandır, çok çok güzel ahlaklıdır. Ama burada bir şeyler oluyor. Benim anlamadığım bir şeyler var. Yani beş-on kişinin etrafında dönen bir şeyler var. Ben bu işi çözeceğim, inşaAllah. Yani ben buna, kafam takıldı benim bu olaya. Anormalliğe müsaade yok, inşaAllah. Berrakça olsun; tamam, bir şey demiyoruz. Ama ben fluluktan hiç hoşlanmam. Karanlıktan hiç hoşlanmam. Anlaşılmazlıktan hiç hoşlanmam. Bak ben açıkça söylüyorum; deli doluyum, açığım ben yani inşaAllah. Neysem o, inşaAllah. İnşaAllah.
Saadet Partisi de, bir toplantı yapsınlar şöyle bir Mehter ’le inim inim inletsinler. Ben geleyim bir göreyim yani inşaAllah. Şeyh Nazım Hocam da çok sever Mehter Marşı’nı. Mehter müziğini çok sever. Bütün sevdiklerimde vardır bu maşaAllah. Mehter bizim ruhumuzdur. Bir paşamız, Pakistan’da Mehter Takımı gösteri yapıyordu, bizi seven bir paşaydı o, Allah rahmet etsin. İsmini vermeyeceğim. Orgeneraldi inşaAllah. Bize karşı derin bir muhabbeti vardı. Mehter Takımı geçerken mübarek gözyaşlarıyla seyretmiş. Bana haberi gelmişti, acayip hoşuma gitmişti, maşaAllah. Pakistan’ı yıkmıştı böyle Mehter Takımı. Yeri göğü inletmişti maşaAllah. MaşaAllah. Dünyanın en mükemmel askeri bandosudur. Yani Allah muhteşem bir güzellikle yatmıştır. Mehter çok büyük bir nimettir. Yani akıl almaz bir etkisi vardır insanda. Mesela o zaman da Osmanlı ordusu Mehter’in sesini duydu mu adeta transa geçiyorlar. Yani bambaşka bir insan oluyor. İstanbul’un fethinde de sabah Mehter Takımı’nın, biliyorsun, coşkun nameleriyle inşaAllah o gaza-i ekberi yaptılar maşaAllah. Batından bilgi geldi. “Şu saatte şurada olacaksın” diye inşaAllah, Allah’ın izniyle, Hızır Aleyhisselam’dan, inşaAllah ve Allah’ın izniyle o saatte aldı Fatih Sultan Mehmet.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Bu Mehter müziği de şanlı ordumuza ithaf edilmiş bir marştır. “Ey şanlı ordu, ey şanlı asker. Haydi gazanfer, umman-ı safter” inşaAllah, “Bir elde kalkan, bir elde hançer” diyor. MaşaAllah. Kahraman ordumuz dünyan en mükemmel, en dürüst, en sevecen, en sevgi dolu ordusudur. Bütün milletimiz Mehmetçik’i böyle aşkla bağrına bassın. Çok mükemmel yetiştiriliyorlar. Eğitimleri de mükemmel, maşaAllah. Ama ahlakları çok yüksek ahlaktır, inşaAllah. Dürüstlük, efendilik, temizlik, disiplin çok mükemmeldir, adap, edep, hürmet. Ben, öyle askerlikle ilgili benim işlerim olmuştu, birkaç defa gitmiştim. Acayip mükemmel birbirlerine saygıları, yani astın üste olan saygısı. Böyle o “hazır ol”lar, asla hiç şeyini bozmuyor mesela, müthiş hürmetkar. Çıkışlar böyle acayip hürmetkar, çıkarken. Giriş de mükemmel. Tam Osmanlı terbiyesi, muhteşemdir yani. Ordumuzdaki adap edep yani görülmüş şey değildir. Tabii, yani mesela orgeneral oluyor, altında mesela korgeneral oluyor. Korgeneral acayip hürmetkar oluyor. Halbuki bir rütbe üstü. Mesela tümgeneral de ona aynı şekilde saygılı, acayip hürmetkar; yani diyorsa o. Hazır olda, hiç şeyini bozmaz yani milim, santim. “Emredersiniz” diyor, o kadar. Topuk selamında, maşaAllah. Bu nedir? Hürmet, sevgi, saygı, inşaAllah; çok çok güzel. Bunlar bazılarını herhalde rahatsız ediyor. Alerjileri kabarıyor, onların alerjilerini gidereceğiz. Nezaketiyle, bende alerji ilaçları var, inşaAllah. Ordumuza laf yok, inşaAllah. Ağızlarını yırtarım kulaklarına kadar, o kadar söyleyeyim. Tabii ilimle, fenle, hukukla, bilgiyle inşaAllah. Bizde kan, irin yok inşaAllah. İnşaAllah. Onların da öyle kendilerince moralini bozmaya kalkıyorlardı, ordumuzun. Kardeşim, sen çelikten Ağrı Dağı’nın üzerinde takla atıyorsun kardeşim, kafanla vuruyorsun. Kafan yarılır senin. Kendi kafan yarılır, başka bir şey olmaz. Çünkü ordudan rahatsız olmalarının sebebi ne? PKK’nın kapısını açacaklar ki, ne olur ne olmaz ya engellerse falan. Bölünüp, parçalanmayı kolaylaştırmak için nedir çözüm? Orduyu zayıflatacak. Etin ne, budun ne? Aklın ne, kafan ne? Ne o? Hiç aklın, hayalinden geçiremeyeceğin işlere giriyorsunuz. Bunlara da gereken cevabı milletimiz veriyor. Biz de cevabını veriyoruz, inşaAllah. Evet, ne irticaya müsaade edeceğiz, ne komünizme müsaade edeceğiz, ne bölücülüğe müsaade edeceğiz, ne demokrasi düşmanlarına müsaade edeceğiz. Özgür, müreffeh, zengin, güzel Türkiye’nin kurulması için sonuna kadar gayret edeceğiz. Bayram havası estireceğiz Allah’ın izniyle. Bayram, bayram inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, emredin inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biraz komünist gençleri eğitelim.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Darwinist, materyalistleri de eğitelim. Biraz da Aydın Bey’in arkadaşlarını da eğitelim. Bu proteinler hakkında biraz bilgi ver de, şöyle kafaları açılsın.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Proteinler, vücudumuzda mesela 100.000 çeşit protein var.
ADNAN OKTAR:100.000 çeşit?
OKTAR BABUNA:Evet, en az 100.000 çeşit, daha fazla da olabilir.
ADNAN OKTAR:Bak, 100.000 çeşit protein. Evet?
OKTAR BABUNA:Bunlar işte enzim olarak görev yapıyor.
ADNAN OKTAR:Bunlar sağ elli mi, sol elli mi?
OKTAR BABUNA: Hepsi sol elli Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bir kere sırf şurada bile olay bitiyor, yani bak hepsi sol elli. Ya protein bu kardeşim, bilmez adam sağ elli olur. Hepsi sol elli oluyorlar, tamamı. 100.000 proteinin tamamı sol elli. Evet?
OKTAR BABUNA:Bunların kimi enzim olarak görevlerini yapıyor, yani reaksiyonları hızlandıran robot moleküller. Kimi hormon olarak görev yapıyor. Kimi de mesela kaslarımızı oluşturuyor. Yapısal olarak görev yapanlar da var. Çeşit çeşit fonksiyonları var.
ADNAN OKTAR: Hepsi kendi yerine gidiyor.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR: Beyni yapmak isteyen beyne gidiyor, kemiği yapmak isteyen kemiğe gidiyor. Kıkırdağı yapmak isteyen kıkırdağa, nerede ilgili protein varsa ilgili şubesine gidiyor. Herkes şubesini biliyor. Saçı yapmak isteyen, saçla ilgili proteinler yapmak isteyen saça gidiyor. Ve bunlar, bu proteinler tesadüfen olabiliyor mu?
OKTAR BABUNA: Kesinlikle olamıyor, çünkü bir proteinin olması için, tek bir proteinin olması için ki doğada trilyonlarcası var bunun, birinin olması için mutlaka üretim aşamasına kadar 85 tane ayrı protein, üretim aşamasından sonra son halini vermek için 1150 tane ayrı protein gerekiyor; bu bir.
ADNAN OKTAR:Şimdi, bir daha söyle bakayım bunu.
OKTAR BABUNA:Tek bir proteinin fabrikadaki üretim aşamasına kadar, üretilmesi aşamasına kadar 85 ayrı protein enzim gerekiyor.
ADNAN OKTAR:85 ayrı protein enzim gerekiyor.
OKTAR BABUNA:Mutlaka olması gerekiyor bunların.
ADNAN OKTAR: Bir protein olması için.
OKTAR BABUNA:Tek bir protein olması için.
ADNAN OKTAR:Bir, evet. Bu birinci aşama.
OKTAR BABUNA:Ama bu da yetmiyor. Protein zinciri haline geldikten sonra bunu katlayarak son halini vermek için, işlev yapabilmesi için 1150 tane ayrı protein gerekiyor.
ADNAN OKTAR: 1150 tane de ayrıca yardımcı proteine ihtiyaç var.
OKTAR BABUNA: Proteine ihtiyaç var. Bu da yeterli değil, yani proteinleri yan yana bıraksak bile yine protein olmuyor. Mutlaka DNA’sı gerekiyor genlerde kodlanmış olarak, üretilebilmesi için. Bu da yeterli olmuyor. Bunların olması için mutlaka enerjiye ihtiyaç var. Enerji fabrikaları gerekiyor, mitokondri de gerekiyor, tam anlamıyla. Mitokondrinin içinde ise 600 tane protein ve kendi DNA’sı var. Bunların hepsinin birlikte olması gerekiyor. Bu da yetmiyor, aynı zamanda son halini verebilmek için golgi cisimciği gerekiyor, postane merkezleri halinde; gideceği yere de gönderebilmek için. Bu da yeterli değil. Endoplazmik retikulum diye ayrı bir organel gerekiyor yine bu son rötuşları yapabilmeleri için. Bunların hiçbiri yeterli değil. Mutlaka mükemmel bir hücre zarı ve kapılarıyla çevrilmiş olması gerekiyor ki, ortamdan izole edilmiş olsun, uygun ortam olsun diye. Yoksa aksi halde bu saydığımız enzimlerin, organellerin hiçbiri çalışamıyor, tam bir hücre olmazsa.
ADNAN OKTAR: Bizim Vatan Gazetesi’nin Hocasından tut, işte Darwin’e kadar hepsi bunun tesadüfen olacağını söylüyor.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Proteinlerin tesadüfen olacağını söylüyorlar. Ben sıkıştırdıktan sonra köşeye, o elma yanaklı ünlü İngiliz Darwinist Dawkins ne dedi televizyonlara çıkıp?
OKTAR BABUNA:Evet. “Tesadüfen olamaz o halde uzaylılar getirmiş olması lazım” dedi.
ADNAN OKTAR:Şimdi önce işi safa yatıp diyordu ki; “protein tesadüfen olur.” Şimdi senin bu anlattıklarını adama anlattık. “Ya” dedik, “arkadaş, bu anlatılanlara göre proteinin tesadüfen olması, yani ne diyorsun, mümkün mü?” dedik. Bir göğe doğru bakıyor değil mi hazret?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR:Kafayı kaldırıyor, gökten de uzaylılar da gelmiyor tabii. Bekledi herhalde uzaylı adamlardan bir bilgi bekliyor. “Uzaylılar yapmıştır” dedi, çıktı işin içinden. E kardeşim şimdiye kadar niye öyle o zaman bir tavır gösterdin? Yani demek ki; “ha, öyle mi?” denilse onu kendince yedirecekti.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:E bak, adamı böyle yaparlar işte. Kardeşim, başı olmayanın sonu olur mu? Bitmişsin. Eğer Aydın Hoca’nın takımından Fatih Altaylı, daha hala evrimin olacağına inanıyor. Efendim bizim gözlüklü arkadaş yine olacağına inanıyor, tombul. Efendim meşhur o isminin harfleriyle konuşabildiğimiz şahıs aynı şekilde, inşaAllah. Artık onu bile söyleyemiyoruz yani. Öyle bir konuma getirdi ki kendisi, hiç konuşamıyoruz. Ve işte Kanal 7’den devşirdikleri o modern olmaya çalışan genç aynı şekilde. Ama biz ne yaptık? Bayram halısı gibi tozlarını çıkarttık bütün Darwinistlerin, inşaAllah. Demek ki Darwinistlere böyle nefes aldırılmıyormuş. Evet.
OKTAR BABUNA:Dünyada bitirdiniz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, kimsenin haberi yoktu ki. Bakın üç yüz elli milyonun üzerinde, yaratılışı ispat eden fosil var. Daha dünya bunu yeni öğrendi, ben söyledikten sonra öğrendiler. Bakın, bütün dünya ben söyledikten sonra öğrendi. Kimse bilmiyordu. Hatta hiç yok zannediyorlardı. Aksine binlerce, on binlerce Darwinizm’in iddia ettiği tarzda fosil var zannediyorlardı. “Ya” dedim, “canım kardeşlerim, hazretler, mübarekler zengin olmak isteyen var mı aranızda?” dedim. “E var” dediler. “Bir on trilyon ister misiniz?” “İsteriz” dediler. “Bana bir tane ama tek bir tane, fazla değil, Darwin’in dediği gibi ara fosil dediğiniz o fosillerden bir tane getirin” dedim, “tak on trilyonu size vereceğim” dedim. Kaç yıl oldu Oktar’ım? İki yıldan beri bekliyoruz. Kovboy kasabası gibi, terk edilmiş kovboy kasabası gibi, gacırt gacırt, rüzgarlar esiyor, kapılar açılıp kapanıyor; kimse ortada yok. Hani ara fosil vardı? Demek ki boş alanı buldu mu at oynatıyorlarmış. Şimdi atlar da onları alıp, yere vurdu işte. Yok bundan sonra. Evet.
OKTAR BABUNA:Hocam, bu kitapla başlamıştınız. Gösterebilir miyiz inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet, evet, iyi hatırlat.
OKTAR BABUNA:Hocamın otuz senelik mücadelesinde başladığı kitap inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnceliğini de göster. Evet. Akademi’de ben bunları böyle, bir arada toptan, yani yaklaşık en az yüz elli bin adet dağıtmışızdır Türkiye’de. En az yüz elli bin adet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Ve bu hale geldi Hocam. Otuz sene sonra inşaAllah, maşaAllah
ADNAN OKTAR:Otuz sene sonra aldığı şekil bu. Evrimciler şimdi burada biraz vesveseleniyorlardır.
OKTAR BABUNA:Yüz gramken, yedi kilo oldu. Ve bütün dünyada iki yüz ülkede, yetmiş üç dilde okunuyor eserleriniz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Fransa’daki hemen hemen bütün sanatçılarda var, siyasetçilerin hemen hemen tamamında var, ünlü profesörlerin hemen hemen tamamında var Yaratılış Atlası’ndan; Almanya’da da öyle, Hollanda’da da öyle, Amerika’da da öyle; futbolcular falan. Hepsi bir şekilde edinmişler, maşaAllah. Bak oradan hiç ses yok. Böyle ufak tefek, kendilerince hafif gurultular çıkarıyorlar ama onları da tedavi ediyoruz, inşaAllah.
Evet. Bak Bediüzzaman, Hz. İsa (a.s.)’nin gelişini Kuran ayetleriyle anlatıyor. Adamlar diyor ki; “fikir jimnastiği bu” diyor “fikir.” Kuran ayetine, “fikir jimnastiği” diyor. Kütüb-i Sitte’deki hadislere -haşa- “fikir jimnastiği” diyor. Yani bu çizgiye kadar gelmişler. Onun için bakın Samanyolu’ndan ben istirham ediyorum, Allah rızası için bu konuyu açıklığa kavuştursunlar. Var mı anlatacağın bir şey?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Bu gece Teke Tek programında bir diyalog olmuş. Fatih Altaylı’yla Ekmelettin İhsanoğlu arasında. Okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Fatih Altaylı diyor ki; “peki Hocam şey düşünülemez mi, Avrupa Birliği benzeri bir İslam Birliği düşünülemez mi? Yoksa sistemler arası farlılıktan dolayı bu zor mu? Çünkü Avrupa Birliği’nde sonuç olarak bir sistemler bütünlüğü, bir hukuk bütünlüğü var. İslam ülkeleri arasında hukuk bütünlüğü olmadığı için zor mu böyle bir şey?” Ekmelettin İhsanoğlu diyor ki; “hukuk birliğinden daha çok, gelişme seviyeleri farklı. Avrupa Birliği bugüne nasıl ulaştı? Fransa ve Almanya’dan başladı, sonra diğer ülkeler. Aldığı ülkelerin seviyesini yükseltti. Bunu İslam ahlakı dünyasında yapmak için, bugün için mümkün değildir ama İslam ahlakı dünyasında yapılmakta olan işbirliği, imkanları arttırabilir. Siyasi, bilim, teknoloji ve ekonomik olarak Türkiye’nin Suriye, Lübnan, Ürdün ile kaldırdığı vizeler, gümrük kolaylıkları gibi. İslam ülkeleri arasındaki ticaret mesela” diye diyalog geçmiş Teke Tek programında.
ADNAN OKTAR: Yani Ekmelettin İhsanoğlu Hocamız; “Türk-İslam Birliği zor” mu diyor?
OKTAR BABUNA:Biraz öyle gibi, evet öyle diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Hocamızı biz ikna ederiz, sorun değil. Hocam olacağını biliyor da, şimdi Fatih Altaylı’yla uğraşmak istememiş anladığım kadarıyla. Biraz şey yapmış ortam müsait olmamıştır. Yoksa mümkün değil. Yani bir kere devletin resmi politikasıdır Türk İslam Birliği. Yani adı konulmamış, yazılı olmayan devletin bir politik anlayışı vardır, devletin de ordunun da. Yani bütün Türkî Devletleri bir araya getirmek; Atatürk’ün emri bu. Yani bunun aksi olmaz zaten, bu resmi düşüncedir zaten ve bütün İslam ülkelerini birleştirip, bir Türk-İslam Birliği oluşturmak. Her devletin vardır öyle yazılı olmayan düşünceleri vardır, idealleri vardır. Bu da yazılı olmayan bir idealdir, resmi idealdir. Türkiye’de kim bunu istemez?
OKTAR BABUNA:Herkes ister Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Fatih Altaylı, şimdi orda tabii İhsanoğlu Hocamız cevap veremeyeceği için, yani onu sıkıştıracağını bildiği için kenardan o kaçmış, açıkçasını söyleyeyim yani. Yoksa Türkiye adım adım Türk-İslam Birliği’ne doğru gidiyor. Yapılan faaliyetler ne? Suriye’yle görüşmeler ne? Ürdün’le, Irak’la yapılan görüşmeler ne? Azerbaycan’la görüşmeler ne?
OKTAR BABUNA:Altmış küsur vize kalktı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İhsanoğlu Hocamız bana bıraksın Fatih Altaylı’yı. Fatih Altaylı’yla o tartışamaz, konuşamaz. Ben olacağım ki orda, böyle bir ortalığın tozunu toprağını birbirine katayım yani, inşaAllah. Onun hakkından ben gelirim, inşaAllah, ilimle, fenle, bilgiyle, şefkatle inşaAllah.
Evet. Hayret, deccalı kabul edip de, Mehdi (a.s.)’yi kabul etmemeleri inanılır gibi değil.
Neyse ne yapalım, şimdi bitiriyor muyuz? Ne yapalım, internetten mi devam edeceğiz?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. HarunYahya.Tv’ den Hocam, inşaAllah.
SUNUCU:Programımıza HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz. Hayırlı geceler.
Web siteleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...İlanlar
Devamı ...