SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Art Uşak Tv, Çorum Kanal 19, Uşak Egem Tv, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Aksaray Radyo Star 94, Bingöl Fm 102.0, Nevşehir Keyif Fm 102.7, Ordu Enerji Fm 97.0, haberhilal.com, haberaktuel.com, selamhaber.com, 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programına hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Efendim sizler de hoş geldiniz, her ikiniz de. Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz insan ömrünün birkaç on yıldan ibaret olduğunu, dört beş on yıldan ibaret olduğunu,
ADNAN OKTAR: Canım, dört, beş, altı, yedi…
OKTAR BABUNA: Allah dünyada insanların acizliğini göstermek, samimi iman edenlerin, Kendisi’ne yakınlaşmasına vesile olması için hastalıkları da bir imtihan konusu olarak yaratıyor. Ben de ağır bir hastalık geçirmiştim, inşaAllah bu şekilde. Televizyonlarda, gazetelerde dünya hayatının geçiciliğini düşündüren bu şekilde çok sayıda haberle karşılaşıyoruz Hocam, inşaAllah. Şimdi bunlardan bir tanesini göstermek istiyorum.
ADNAN OKTAR:Nedir Oktar Hocam o?
OKTAR BABUNA: Michael Douglas ile ilgili, hastalığı ile ilgili görüntüler vardı.
ADNAN OKTAR: Ya adamı elleme. Michael Douglas şu ‘Temel İçgüdü’deki şahıs mı? Bak,
OKTAR BABUNA: Rahatsızlanmış, gırtlak kanseri olmuş. “Gırtlak kanserine yakalanan Michael Douglas (66), filmin New York galasında böyle görüntülendi” diyor. 2010 yılındaki hali, diğeri de 1987 yılındaki hali.
ADNAN OKTAR: Bak bir zamanlar dünyalar benim diyordu. Hakikaten de daha yeni gencecik, böyleydi. Hiçbir şeyi yoktu bunun. Bak kısa süre içinde bu hale gelmiş.
OKTAR BABUNA:Aylar içerisinde bu hale gelmiş. “Sekiz hafta sonrasında Douglas başka biri” diyor. Sekiz hafta öncesindeki görüntüsü, Ağustos ayında da bu şekilde Hocam. Bir iki ay içerisinde böyle olmuş.
ADNAN OKTAR: Bu da dünyanın geçiciliği açısından çok anlamlı, İnşaAllah. Aslında psikolojik çökme de var tabii, onun etkisi de var. Biraz da süsle ilgisi var, süsle falan ayakta duruyorlar, inşaAllah. ‘Temel İçgüdü’, işte temel olaylardan biri de ölümdür. Onu bilecek. Demek ki sırf temel içgüdüyle kalmıyormuş. Ölecek demiyorum da, hepimiz öleceğiz o anlamda değil ama bunları düşünmesi lazım, tefekkür etmesi lazım, ufkunun geniş olması lazım. Hayatın kısalığını bilecek, inşaAllah.
Oktar Hocam bir konu söyle de anlatayım.
OKTAR BABUNA: Siz seneler önce Hocam, bütün Müslüman ve Türki ülkeler kardeş olarak birlik oluşturacaklarını söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR: Doğru.
OKTAR BABUNA: Dünyaya yön veren büyük bir Türk-İslam Birliği kurulacağından bahsediyorsunuz ki o dönemlerde bu yönde henüz hiçbir girişim, hiçbir konuşma yapılmıyordu siz bunu söylediğinizde Hocam. Ancak sizin etkili anlatımlarınızdan sonra şu an hemen her gün Türk-İslam Birliği yolunda önemli adımlar atılıyor. Bu adımlardan birini göstereceğim, inşaAllah. Bu yönde haberler çıkıyor sürekli olarak, maşaAllah.
“İslam ülkeleri, küresel kalkınma için aralarındaki sınırları kaldırmalı” haberi, bugün çıkan bir haber, inşaAllah. Cumhurbaşkanı Gül, “tercihli ticaret sistemi devreye girsin” diyor. “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İslam ülkeleri arasında kurulması planlanan ‘Tercihli Ticaret Sistemi’ konusunda üye ülkelere çağrıda bulunarak, ‘taraf ülkeler yükümlülüklerini yerine getirsin’ dedi.” Her gün bu konuda adımlar atılıyor. Cumhurbaşkanı Gül, “İslam ülkeleri için işbirliği şart.” “Cumhurbaşkanı Gül, buradaki konuşmasında, İslam ülkelerinin kalkınması için işbirliğinin gerekliliği üzerinde durdu” Siz Hocam 8 Mart 2008 tarihli basın toplantısında diyorsunuz ki, basın size soruyor; “İslam Birliğine dayalı bir siyasal sistemden bahsettiniz, bu konuyu biraz açabilir misiniz? Bu sistem nasıl kurulacak? Bugünkü uluslar sisteme nasıl entegre olacak? Biraz açar mısınız” diye size soruyor. Siz de; “Bu sistemi açıklayayım. Bu sistemde her devlet bağımsız devlet oluyor bir kere. Yani Türkiye, Türkiye olarak kalıyor; Azerbaycan, Azerbaycan olarak kalır; Türkistan, Türkistan olarak, herkes ayrı. Bu bir gönül birliği, bir sevgi birliğidir, bir muhabbet birliği. İnsan sevgisine dayalı, teröre ve şiddete karşı işbirliği yapan, ekonomik kalkınmada işbirliği yapan; fedakarlık inancını, cömertlik inancını daha ön plana getiren, Allah sevgisini ön planda tutan bir düşünce” demiştiniz. “Ekonomik kalkınmada iş birliği” diyorsunuz, bu yönde haberler çıkıyor her gün Hocam, maşaAllah. Cumhurbaşkanı da söylemiş. “Ekonomik kalkınmada işbirliği yapan” ifadesi, özellikle İslam ülkeleri arasında, maşaAllah. Söyledikleriniz de birer birer gerçekleşiyor, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, evet şimdi diğerini oku.
OKTAR BABUNA:Ahmet Hakan bir yazı yazmış Hocam bugün. “Bir arı için yarım saat ağlanacaksa” diye bir başlık atmış. Burada özetle şöyle diyor, “Fethullah Gülen Hocaefendi’nin dünkü yazısına ithafen eleştirilerini söylüyor. “Eğer,” örnek olarak verirsek, “"kanadı kırık zavallı bir arı" için yarım saat ağlanacaksa,” Fethullah Gülen Hocaefendi öyle söylemişti dün, “Silivri zindanında suçlarını bile bilmeden tutuklu olarak yatan insanlar için ağlama süresi ne kadardır acaba? Eğer "kanadı kırık zavallı bir arı" için yarım saat ağlanacaksa, uydurma suçlamalarla apar topar kodese tıkılan bir polis müdürü için ağlama süresi ne kadardır acaba?” gibi böyle iddia edilen Ergenekon tutukluları ve diğer olayları alarak böyle, orada o kadar ağlanacaksa bunlarda ne yapılması gerekir gibi bir mantık kurmuş kendince.
ADNAN OKTAR:Peki, sen ne diyorsun?
OKTAR BABUNA:Siz söylediniz Hocam, çok abartıyorlar diye bu gelişen olayları. Fethullah Gülen Cemaati’ne ithaf ediyorlar gelişmeleri. Siz demiştiniz ki, “çok abartılı bir güç ithaf ediyorlar” demiştiniz. Bütün o gelişen gelişmelerin arkasında onların olduğunu düşünerek, ben öyle anladım Hocam, yanlış da olabilir tabii ama sanki onu kastediyor gibi. Bir de Fethullah Hoca’nın o ifadesini almış, o zaman bunda ne yapılması gerekir gibi bir mantık kurmuş.
ADNAN OKTAR:Şimdi işin doğrusu eğer ağlamak gerekiyorsa, ağlanacak bir şey de yok ayrıca; biz ağlamayız, ağlatırız. Müslüman ağlamaz, ağlatır. Küfür ağlasın, deccaliyet ağlasın, firavunlar ağlasın, zalimler ağlasın, psikopatlar ağlasın. Müslüman niye ağlasın? Ama Hocaefendi kendine has, nevi şahsına münhasır özel bir şahsiyettir, içli bir insandır. Zaten tecridi mutlak gibi bir ortamda, esaret hayatı gibi bir ortamda yaşıyor. Ama illa ağlaması gerekiyorsa bir insanın, bu tutuklanan adamlara ağlamaz, niye ağlasın? Mahkeme ve savcılık, Emniyetten getirdiği delilleri koyuyor, çok fazla sayıda savcı bakıyor, kanuni mecburiyet olarak, kanuni mecburiyet olarak tutuklama talebinde bulunuyor, bu delillerin çokluğundan dolayı. Mahkeme de karar veriyor, tutukluyorlar. İtiraz ediyorsun üst mahkemeye, heyet halinde onlar da diyor; “yok, tutuklamanın devamı gerekiyor.” Canım ciğerim, biz dokuz ay yattık, sen nerdeydin Ahmet Hakan? On ay da akıl hastanesinde yatırdılar beni ve sonunda da ben beraat ettim. Bakın aynı savcı bana; burada aslan kesiliyor, iddia edilen Ergenekon Örgütü vakalarında Ahmet Hakan aslan kesildi. Peki, bizim davalarda niye aslan kesilmedin koçum? Biz bu memleketin evladıyız. Bakın dokuz ay, “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” dediğim için, dokuz ay hücrede, on ay da akıl hastanesinde akıl hastalarının içerisinde tutuldum ki kanunen akıl hastaları içinde benim tutulmamam gerekiyor. Çünkü hükümlü olmam lazım, hüküm almam lazım. Ben gıkımı çıkarttım mı? “Hay Allah razı olsun, elinize sağlık, teşekkür ederim” dedim. Allah beni hapse soktu, Allah çıkarttı. Dolayısıyla o zaman sen neredeydin Ahmet Hakan Efendi? Bak şimdi milli avukat kesildin başımıza, ama sırf iddia edilen Ergenekon Örgütü vakalarında milli avukat, ne hikmetse bu Aydın Doğan’ın ekip? Türkiye’de on binlerce mahkum var, bir çoğu bazı makul olmayan sebeplerden düşmüş oluyor cezaevine, bazen de hakikaten iftira sonucu ceza evine düşüyor. Niye onlarla ilgilenmiyorsun, onlar bu vatanın evladı. Niye iddia edilen Ergenekon Örgütü üyeleri, illa onlar yani, niye onlar? Ben bak bir kelimeden dolayı on dokuz ay en feci şartlarda yattım. Benim bulunduğum yerde yedi kişiyi öldürdüler akıl hastanesinde. Sen orada nerdeydin Ahmet Hakan Efendi. Sakallarını sıvazlayarak geziyordun o zaman. Benim evime kokain koydular, yiyeceğime Emniyette kokain karıştırdılar, gıkın çıkmadı hazret, çıtın çıkmadı. Yuttun onları. O zaman niye Aydın Doğan Efendi ortaya çıkmadı? “Ne yapıyorsunuz bu çocuğa, bu gence yaptığınız doğru değil” niye demedi?
OKTAR BABUNA: Tam tersine manşet atmışlardı.
ADNAN OKTAR: Bilakis “Adnan Hoca kokainman çıktı” diye başlık attı. “Adnan Hoca akıl hastası çıktı” diye sür manşet, sekiz sütuna manşet haber yaptı Hürriyet. Askeri hastane de ruhen ve bedenen tam sağlıklı ve sıhhatli diye rapor verdi. Onu niye yayınlamadın? Kokainin evime polis tarafından konduğunu ve yiyeceğime, içeceğime de polis içindeki kişiler tarafından konduğunu mahkeme tespit etti. Polis mi artık bilmiyoruz, kim yaptıysa? Polis diyemeyiz tabii, polis demeyelim de polisin içerisindeki kişiler, yaptığını mahkeme tespit etti ve berat ettim. Bu çok büyük, Türkiye çapında bir olay, bunu niye haber yapmadın?
Bediüzzaman’ın otuz yıl hapiste yatmasını, adamlar iftihar ediyor. İftiharla anlatıyorsun yani bu haksızlığı niye anlatmıyorsun? “Otuz yıl bu insanı niye hapiste tuttunuz” niye demiyorsun? Bediüzzaman’ı. “Ne yaptı bu insan” niye demiyorsun? Yok, iddia edilen Ergenekon Örgütü şöyle. Savcılar, hakimler ellerinden geldiği kadar var güçleriyle samimi gayret ediyorlar, son gayretleri bu işte mevcut kanunlar içerisinde. Ama sen samimi isen bunları gör.
Senin patronunun avukatı şu an bizimle uğraşan kişi o. Senin patronunun avukatı. Bak adamlar hala hızını alamamış durumdalar ve devam ediyorlar, yeni yeni davalar açıyorlar. Yine yeni bir ekip oluştu, onları da biz polise yakalattık. Şantajdan yakalattık ve mahkemeye sevk edildiler. “Para vermezseniz aleyhinize şahitlik yapacağız” dedi adamlar. Biz de “para veremeyiz” dedik, polise bildirdik, polis de yakaladı bunları. Haber yapacaksan sen bunları yap, bunları konuş.
Şimdi ağlama işine gelince, bakın Afganistan’da on binlerce kardeşimiz şehit edildi. On binlerce hanımın ırzına geçiliyor Afganistan’da, on binlerce çocuğun ırzına geçiliyor. İlla ağlamak istiyorsa buna ağlaması gerekiyor Müslümanların. Ama biz ağlamayız, ağlatırız onu söyleyeyim. Küfrü ağlatırız. Zor kullanarak mı? Hayır. Bilimle, akılla, mantıkla yenip sistemlerini çökertiriz. Sabaha kadar ağlasın zaten duygusal ve şey tipler böyle değişik tipler, anlaşıldı mı? Tabii ki bir arının kanadı için mi ağlanır yahut Müslüman için mi ağlanır denilirse tabii ki Müslüman’ın Müslüman için ağlaması lazım. Mesela bu gemide yardım götüren çocukları şakır şakır vurdular. Ağlanacaksa ona ağlanılır. Ama Fethullah Hoca’nın demek istediği şu aslında; “ben böyle içli bir insanım, bu kadar mazlumun, iyi niyetli bir insanım, ben böyle işlerin içine girmem” demek istemiş ama tabii ki bu yönü Allah-u alem aklına gelmemiş olabilir, bu yönden yaklaşacakları akıllarına gelmemiş olabilir. İyi niyetli bir konuşma, hakikaten insan bazen çocuğuna… ama içli bir insan, her şeye ağlıyor zaten. İçli biri olduğunu, sevgi dolu olduğunu vurgulamak için, biraz daha vulgarize edilmiş gibi görünüyor. Biraz da abartılı olmakla beraber onu vurgulamak için yapmış, iyi niyetle yapmış ama bir insanın temeline bakmak lazım. Fethullah Hoca zaten başının üzerinde birçok bela bulutları gezen bir insan ve bundan çekindiği için kendi vatanını bırakıp gitmiş, Amerika’da yaşayan bir insan. Böyle bir insana şefkat duyulur, dolayısıyla bu şey doğru değil. Ben bunu anlattım da; “her şeyin arasında Fethullahçılar, Fethullah Hocacılar aramayın, öyle bir şey yok” dedim. Benden sonra ünlü kalemşörler çıktılar, ben konuştuktan sonra, mantıklı buldular anlattığımı, doğru buldular. Delillendirdim çünkü. Hepsi “doğru söylüyor” dediler, kendi fikriymiş gibi anlatmaya başladılar. Mehmet Ali Birand da benim konuşmamdan bir gün sonra başladı. O sıralarda, o aylarda nerdeydin?
OKTAR BABUNA:Bugün de yazmış Hocam bir yazı, bire bir sizi takip ediyor.
ADNAN OKTAR: Aynısı tabii, inşaAllah. Ama yine iyi, hiç yoktan iyidir.
OKTAR BABUNA: Yalçın Doğan bir yazı yazmış Hocam. “400 ayrı panelde iktidar arayışı” diye, solun çöküşünü anlatıyor. “400 ayrı panelde iktidar arayışı” başlıklı yazıda; İngiliz İşçi Partisi’nin sosyal demokrasinin geleceği ile ilgili 400 panel düzenlediklerini, Avrupa’da solun neden çok büyük düşüşte olduğunu araştırdıklarını, tartıştıklarını yazmış. Diyor ki; “80’li yıllarda Avrupa’da iktidarda olan sol partiler şu anda hep muhalefette ve çok güç kaybettiler. “Örneğin; İsveç'te, son 78 yılın 65 yılında iktidar olan sosyal demokrat parti şimdi muhalefette.” İngiliz İşçi Partisi son 10 yılda 5 milyon oy kaybı yaşamış, bunun nedenlerini tartışıyorlarmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın nedenleri nedir biliyor musunuz? İstanbul’a doğru gelsinler, gelsinler; bu semte doğru yaklaşsınlar, yaklaşsınlar; bu eve doğru gelsinler, şu masanın başına gelsinler, karşılarında beni bulurlar. Darwinizmi yerle bir edince sol kalmaz. Bakın CHP ne dedi? “Biz artık sol parti değiliz, sağ partiyiz” dedi. Doğru söylüyorlar. Solun dini Darwinizmdir. Dinini aldın mı ne sol kalır, ne kol kalır. Hiçbir şey kalmaz ve bu hale gelirler, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Verdiği yıl da; “80’li yıllarda” diyor. 80’li yıllar sizin faaliyete başladığınız yıllar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, bizimle beraber muntazam çöküş başlamış, inşaAllah. Demek ki decaliyet yani Darwinizm bizimle beraber, biz de tabii Mehdi (a.s.) öncüsü olarak Mehdi (a.s.) talebeleri olarak ortaya çıktık. Daha doğrusu Mehdi (a.s.)’nin zuhuru ile beraber alelen, herkesin görebileceği ve kimsenin inkar edemeyeceği bir şekilde, bilimsel bir gerçek olarak sol çöktü. Solu çökerten Mehdiyettir ve bakın her şey 1980 yılında başlıyor. Dünya’nın gök taşları ile dolması 1980, İsrail’de dindarların artışı 1980. Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’nin çıkışı ile ilgili olarak 1980’i veriyor, diğer ulemaların açıklamaları hep 1980. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden yine 1980 ortaya çıkıyor.
OKTAR BABUNA: Bütün alametler başlıyor.
ADNAN OKTAR: Bütün alametlerin başlaması açısından 1980. Ekonomik krizin, şunun, bunun başlaması hepsi 1980’lerden sonradır. Bütün ünlü, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı ile ilgili özel alametlerin çıkışı da. O kadar çoktur ki, saysam saysam sabaha kadar sayarım. Hep 1980, 1400’den sonradır. Evet, Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, Cumhuriyet Gazetesi’nde Cüneyt Arcayürek bir yazı yazmış Hocam. Türban sorunu ile ilgili sert yazılar çıkıyor Cumhuriyet Gazetesi’nde son günlerde. Cüneyt Arcayürek de, “şapka altında türban devrimi” başlıklı yazıda türban konusunda yaşanan gelişmeleri tek tek eleştirmiş ve Oktay Ekşi’nin son günlerde yazdığı yazıları desteklemiş, alıntılar yapmış. CHP’nin tavrını da eleştirmiş ve şu cümlelerde bitirmiş yazısını “Türbanla kapıyı açtın mı, o kapının açılmasını sağladın mı: Dinin caiz gördüğü devrimler sıraya girer”diyor.
ADNAN OKTAR: Başörtüsü konusunda gereksiz tedirginlik yaşıyorlar. Başörtüsü eskiden serbestti, hiçbir şey olmuyordu öyle bir şey olmadı. Asıl tehlike başörtüsü değildir, asıl tehlike Mehdiliktir, ben onlara söyleyeyim. Tehlike arıyorlarsa ben onlara tehlikeyi söylüyorum; Mehdiyettir ve Hz. İsa Mesih (a.s.)’tir tehlike, eğer tehlike olarak bakacaklarsa, bazı kişiler yani Darwinist, materyalistler ve komünistler ve gözü maddeden başkasını göremeyenler, sadece madde gözü ile bakabilenler; mana gözü ile bakamayanlar, satanistler, PKK, sabaha kadar sayarım. Özellikle materyalist dünya görüşünü savunanlar eğer tehlike arıyorlarsa başörtülü mazlum bir avuç genç kızda hiç aramasınlar. Onlardan onlara hiçbir şey çıkmaz söyleyeyim. Hiç bir tehlikeleri yok, sıfır tehlike vardır. Bak ben onlara bir ağabeylik yapayım, tehlikeyi onlara açıklıyorum, Mehdi(a.s.)’dir tehlike ve İsa Mesih (a.s.)’tir. Onlar için tehlike odur. Güçleri yetiyorsa hodri meydan diyorum, buyursunlar. Yenemezler. Ne bir avuç genç kızın başörtüsünü örtmesine… Zaten utangaç, içine kapalı, mazlum genç kızlar. Sen ne yapacaksın? Adam yüzüne baksa kıpkırmızı oluyor çocuklar, sana ne yapabilirler yani? Sen istediğini yapıyorsun. Evinde vur patlasın, çal oynasın, kendi aleminde yaşıyorsun, kimsenin sana bir şey dediği yok. Plaja da gidiyorsun, diskoteklere gidiyorsun, eğlencelere gidiyorsun. Genç kızlar başörtüsüyle gelip, “senin diskotekte, burada ne işin var” mı diyorlar sana? Bir de bizim milletimiz aydın ve Atatürkçü, milliyetçidir. Bizde gericilik, irtica, mirtica bir olay olmaz. Koçlarım, bunu bilsinler yani. Böyle bir şey olmaz. Bir de irticayı bu tipler hortlatıyor zaten. İrticayı bunlar hortlatır. Çünkü bunlar irtica ile mücadele ederken, Darwinist ve materyalist düşünceyle mücadele ediyor irticaya karşı. İrticaya karşı Kuran’la ve hadisle mücadele edin. Aşkla, şevkle, Allah sevgisiyle mücadele edilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de irtica ile mücadele etti. O devrin müşrikleri, o devrin yobazları ve gericileri defalarca suikast yaptılar Resulullah (s.a.v.)’a, defalarca. Ve beceremediler. Ondan sonra Hz. Ali (a.s.)’ye ve on iki imama, hepsine suikast yapmaya kalktılar. Ama Allah onları muvaffak etmedi. Her yerde ezilmiştir, yani irtica ta Hz. Adem (a.s.) devrinden başlar. Habil, Kabil devrinden başladı mesela. Kabil mürtecisiydi o devrin. Firavun devrinde de vardı, Hz. Süleyman (a.s.) devrinde de vardı. Hz. Süleyman (a.s.) o zaman mürtecileri ezdi, muazzam bir saltanat kurdu. Ne ile? Akılla, fikirle ezdi, ilimle ezdi. Mesela Zülkarneyn zamanında da gericiler vardı. Ama Zülkarneyn akıllı bir insandı. Klas bir insandı. Gayet mükemmel bir medeniyet kurdu ve dünya hakimiyeti sağladı. Sol, dünyada genellikle sarı adamlar yaratır; benzi solmuş, oksit sarı olmuş, kansız, böyle kanı canı gitmiş. Bitkin insanlar meydana getirir, neşesiz insanlar meydana getirir, soğuk bakışlı insanlar meydana getirir. Yani komünist düşünce, sol derken; Darwinist, materyalist, komünist düşünce getirir. İsterse baksınlar. Sanat ortadan kalkar, bana bir tane komünist sanatçı göstersinler, bir tane. Bana bir tane komünist bilim adamı göstersinler. Böyle hakkıyla bilim adamı göstersinler, gösteremezler. Komünistler döneminde yapılmış bana bir tane sanat eseri göstersinler, dünya çapında. Yoktur. Çin’de bana bir sanat eseri göstersinler, bir tane sanatçı gösterin halihazırda. Komünizm ve materyalist felsefe, Darwinist felsefe insanı mahveder, beynini felç eder. Bunun adına gericilik denir. Sen ta Sümerler devrinin, ta Firavun devrinin dinini gelip hortlatmaya kalkarsan Darwin kanalıyla, Darwin’i de kendini Peygamber kılarsan o zaman sen mağlup olursun işte. Ta Sümerler’den kalma bir dini savunuyorlar. Sümerler’de ne diyorlardı adamlar? “Bütün hayvanlar, bitkiler, canlılar topraktan tesadüfler sonucu meydana gelmiştir” diyorlardı. “Geliyor” diyorlar. Firavun ne diyordu? “Nil’in çamurlarından tesadüfler sonucunda meydana geliyor” diyordu. Sen irticanın şahını yapmıyor musun kardeşim? Kaç bin yıllık irtica, kaç bin yıllıkirtica? Peygamber (s.a.v.)irticayı yıkmaya geldi, anlaşıldı mı? Bir avuç genç kızla böyle oturup mücadele etmek, akıllı bir hareket değildir. Her zaman başörtülü annelerimiz olmuştur. Anadolu’da bütün halk başörtülü gezer. Sana ne onların başörtüsünden? Kimi sıcaktan korunmak için örter, kimi terlediği için örter, kimi inancından örter; kimi beğenmiyordur görünüşünü, kapatır başını. Sana ne? İstediği gibi örtünsün. İrtica ile ne alakası var, inşaAllah. İrtica ile mücadeleyi biz yapıyoruz ve yapacağız da. İrticanın ta göbeğinden onlar. Marx’ın kokuşmuş düşüncelerini, Lenin’in batmış düşüncelerini, Darwin’in herkesin güldüğü acze düşmüş düşüncelerini zorla dünya çapında, hipnozla, manyetik alan meydana getirerek ayakta tutuyorsunuz ve inanılır gibi değil, mucize yani. Dünyanın %95’i o hipnozun altında. Biz bu hipnozu kırmakla uğraşıyoruz işte ve kırıyoruz ve kıracağız. On yıl sonra ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklar. Kırıyor muymuşum, toz mu yapıyormuşuz daha iyi anlayacaklar, inşaAllah. Tabii bu sözlerim bu şahıslara değil. Bunlara ayrı bir anlatım yaparız sonra, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Yine Cumhuriyet Gazetesi’nden Ümit Zileli de bu sefer, o da Cüneyt Arcayürek gibi türban ve Ali Bardakoğlu’nun söylediği ‘imamlar toplum hayatına dahil olmasa’ sözlerini eleştirmiş. Şöyle diyor; “Proje hayata iyice geçsin, zaten özgürlük diye bir sorun da kalmayacağı için yaşadığımız türden tartışmalara da gerek kalmayacak. Kanaat önderi imamın toplum yaşamına el koyduğu bir düzen. İşte o zaman öğrenci, memur, işveren, gazeteci, esnaf, bilim adamı fark etmeyecek. Tek tip insan imalatının birkaç yıl içinde toplumu getireceği nokta çok açık. Padişahım çok yaşa, halifem sana canım feda!” gibi bir ifadeyle bitirmiş. “Afiyet olsun” diye.
ADNAN OKTAR:Ümit Zileli. Bu sosyalistlerde, solda böyle bir romantik bakış açısı vardır. Böyle olaylara daha çocukça ve çok romantik bakıyorlar. Genellikle de hep yenilirler dikkat edersen, sürekli yenilirler. Hep böyle tahmin eder, gittiler mesela Numan Kurtulmuş’u desteklemeye kalktılar, hezimete uğradılar. Bilmem kimi desteklemeye kalkıyorlar, hezimete uğradılar. Bak neyi savunuyorlarsa hep aksi olur dikkat edersen. Neyin aksinde oluyorlarsa o başarı kazanıyor. Neyi savunurlarsa o kaybediyor. Onun için başları bir türlü sıkıntıdan kurtulmuyor. Yani çok romantik yaklaşıyorlar, akılcı yaklaşmıyorlar. Mesela bu da romantik. Cami imamları gideceklermiş de sokaklara, bütün sokaklara hakim olacaklarmış. Cami imamları gariban, kendi halinde adamlar. Zaten camiye giden insanlar, beş tane, on tane ihtiyar dede gidiyor, camilerin çoğu bomboş. Öyle bir konu yok. Bak Ümit Zileli ne diyorum? Asıl çekinecekse Mehdi (a.s.)’den çekinsin ve İsa Mesih (a.s.)’ten çekinsin. Onlar Darwinizmi, materyalizmi yıkacak olan. Cami imamlarının yapacağı bir şey yok. Onlar mazlum, kendi halinde yıllardan beri faaliyet yapan insanlar, zaten yapıyorlar. Zaten Diyanet İşleri Başkanı dedi diye de onlar sokaklara dökülmezler. “Allah razı olsun” der, o dediğinden, ne diyecek yani? Zaten yapacak olsalardı çoktan yaparlardı. Diyanet İşleri Başkanlığı talimatını mı bekliyor onlar? O dedi diye mi ortaya çıkacaklar? O dese ki; “halka gidip görüşmeyin, anlatmayın” dese, yine anlatırlar. Ama “gidin, anlatın” dese de yine anlatmazlar. İsteyen anlatır, istemeyen anlatmaz, o anlamda diyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hatırlatma yazısı geldi Hocam. Bu E.Ö. yazı yazmıştı, “her seçimde benim partim kaybediyor” diye. Siz kaybederler demiştiniz. E.Ö. yazısında; “benim tuttuğum parti her seçimde kaybediyor” diye tek tek sıralamış. Bütün oy verdiği partiler kaybetmiş bugüne kadar, bunu yazmış.
ADNAN OKTAR:Sol sürekli yenilir. Her Darwinist, materyalist, Marksist görüş sürekli yenilir. Dünyanın her tarafında yenilirler. Hep de duygusallar, hayali şeyler düşünürler, neler yapacaklarını düşünürler, projeler geliştirirler, kendi kendilerine konuşurlar, entel kahvelerinde toplanırlar, yani halkı nasıl yönlendireceklerini düşünürler, kendi kafalarında böyle inkılap yaparlar, böyle bilmem ne. Fakat dıştaki sistem hiç onların istediği gibi gelişmez. Bambaşka bir sistem gelişir. Bak tek yapacakları, akılcı düşünmektir. Akıllı düşünürlerse Darwinizmin, materyalizmin gülünecek içi boş şeytani bir felsefe olduğu anlayacaklardır.
OKTAR BABUNA:Yine Ali Sirmen de Hocam bu yönde bir yazı yazmış Cumhuriyet Gazetesi’nde, bayağı da saldırgan bir üslup kullanmış Ali Sirmen. “Din devletine son adım” başlıklı yazıda Bardakoğlunu eleştirmiş. Ve bu girişimlerini yapan kişileri de “dangalak Türkler” diye tarif etmiş Hocam. “Bardakoğlu her şeyi o kadar açık söylemiş ki. Hani ne demişler: "Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az." Dinin bütün sosyal hayatı kapsadığı yönetimlerin, laik toplumlar olmadığını bilmek için kâhin ya da âlim olmaya gerek yok” diyor. “Dini ve din adamlarını toplumun her bölümüne egemen kılmak isteyen Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı’yla onun memurları imamların, resmi kurum ve kişiler olmadığını söyleyerek, kendi kafasınca bir din-devlet ayrımı yapıyor. Diyanet’in pek becerikli başkanı Ali Bardakoğlu, laik Cumhuriyet’in henüz ayakta kalmış son kalıntılarına darbeyi de, Diyanet’i ve imamı "bütün sosyal hayatı kapsayacak" hale getirerek indirmeye çalışıyor” diyor, devam ediyor; “Bu tehlikeyi görenlere "Beyaz Türk" demek doğruysa eğer, bunların karşıtlarına da "Dangalak Türkler" demek gerek. Tabii siz eğer, onların kişiliklerinde kurnaz satılmışları görüp, hain sıfatını dangalağa tercih etmiyorsanız. Ben hain sıfatının uluorta kullanılmasını sevmediğimden, "dangalak"ı tercih ediyorum” diye de bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Kim için söylüyor dangalak diye?
OKTAR BABUNA:Bu karşı olduğu fikirlerine. Bardakoğlu’nun fikirlerini eleştirmiş, onları takip eden inananlara da ‘dangalak’ diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Emin misin? Öyle mi diyor?
OKTAR BABUNA:“Bu tehlikeyi görenlere "Beyaz Türk" demek doğruysa eğer, bunların karşıtlarına da” yani dindarları kastediyor Allah-u alem, “Dangalak Türkler" demek gerekiyor.” O kendisi tehlikeyi görenler grubunda.
ADNAN OKTAR:Canım kötü söz, çirkin söz havaya çıkar, böyle atmosfere. Şöyle bir tur atar. Döner, döner, döner, kim söylediyse gider onun başının üzerine konar, orada durur. Bakın kötü sözün özelliği budur. Havaya uçar, atmosfere, üç bin metre havaya uçar. Şöyle bir haber uçar, gelir söyleyenin başına konar. Haklıysa ilgiliye gider ama haksızsa gider onun başına konar. Bu gözlerini zaman zaman iri açan dedemize bir ithaf edelim.
Kardeşim, şimdi bu klasik işte solun, soldaki bazı şahısların, hepsini tenzih ederim. Solda benim on binlerce, yüz binlerce dostum var, sevdiğim insan var. Soldaki bazı ilginç tipleri söylüyorum, yani benim muhataplarım belirlidir, sayarım tek tek. Çünkü solcudur adam da sosyal demokrasiyi savunur, sosyal adaleti savunur, o benim canımdır. Dürüstlüğü savunur, sevecenliği savunur, iyiliği savunur, kadın haklarını savunur, o benim baş tacımdır; ben onu severim. O değil benim dediğim. Bazı malum tipler işte bu tarz. Şimdi Ali Sirmen’in buradaki üslubunda solun, Beddiüzzaman’ın devrinden beri gelen hatalı bir bakış açısı vardır. Asıl tehlikeyi göremezler, alakasız şeyler üzerine giderler. Kardeşim, bir kere cami imamları zaten mahallede halkla iç içeler, zaten konuşuyor, anlatıyor. Diyanet İşleri Başkanı’nın talimatıyla birden bire atağa geçmeyecekleri belli. Bak hepsi birden aynı şeyi bando gibi çalıyorlar. Diyanet İşleri Başkanı bunu söyledi, hayli oluyor bunu söyleyeli; hangi cami imamı bu söz üzerine atağa geçmiş? Bana Türkiye’de bir tane adam göstersinler, bir kişi, tek bir tane. Adam okur, “iyi, maşaAllah, ne güzel” demiştir cami imamı. Ali Bardakoğlu dedi diye adam harekete geçmez, böyle bir şey olmaz. Cami imamları kendi halinde olan insanlar. Çoluğu, çocuğu var, ailesini geçindiriyor. Devlet memuru, maaşının gelmesini bekler, camide namaz vaktinde millete namaz kıldırır, ezan okur, işine bakar onun dışında. Öyle geniş çaplı bir faaliyet Mehdiyet anlamında bir faaliyet cami imamlarında olmamıştır şu ana kadar, olmaz da. Kendi halinde yaşarlar. Tabii keşke olsa ama nadirdir, yani ender-u nâdirâtta olur. Suç olarak da görmüyorum. Adamın bilgisi, kültürü o kadardır, imkanları o kadardır, o kadar anlatırlar, bildikleri kadar anlatıyorlardır. Zaten soran oldu mu anlatıyorlar. Ama “gelin sizi yönlendireceğim” demez imamlar. “Size ben akıl vereceğim, sizi yöneteceğim” demez. Zaten dinlemez, karşısındaki insan da dinlemez onu yani. Niye öyle bir şey olsun. Ama en iyi anlayacakları şu; bundan dolayı şu ana kadar yani bu olay ile ilgili olarak hareket geçen kimse olmadı, olmaz da. Niye hayali şeyler anlatırsınız? Başörtülü kızlar okula gidince “okul bitecek, mahvolduk” falan diyor. Zaten giriyor o kız çocukları. Kapıda başlarını açıp giriyorlar, çıkınca yine bağlıyorlar başlarını, ne fark ediyor? Peruk takıp giriyorlar yani nedir?Ne oldu Türkiye ye şu ana kadar? Kardeşim, bir kere dünya Darwinizmin ve deccaliyetin elinde şu an, siz neden bahsediyorsunuz? Cami imamları ile bu iş hallolmaz. Yani o konuda Ali Sirmen’in gönlü rahat olsun, öyle bir şey olmaz. Darwinistler, materyalistler, ateist düşünce dünyada hakim şu an. Bunu yıkacak olan Mehdiyettir, Mehdiyet. Bak, ben ona da söylüyorum; tehlike arıyorsa Mehdiyet’te arasın. Asla durduramayacağı bir tehlikeden bahsediyorum ama asla durduramayacağı. Yiğitse, delikanlıysa karşısına çıksın. Ve Mesihiyettir. İsa Mesih (a.s.), bakın ismi bile dillerini eritir bazılarının, İsa Mesih (a.s.). Bunun dışında garibandır benim milletim, imamlarım garibandır. Bıraksınlar yani kendi halinde mazlum, tertemiz; “selam Hocam” dersin, “aleyküm selam” der, mütevazi. Zaten çekingendirler. Zaten ucu ucuna geçiniyorlar. Çocuklarını yetiştiriyorlar. Kendi halinde mazlum insanlardır. Oturup böyle tehlike gibi göstermek çok ayıp, çok ayıp. Ali Bardakoğlu da coşkun bir insan, samimi bir Diyanet İşleri Başkanı olduğu için düşünmüştür; niye herkes tebliğ yapmıyor? Herkes tebliğ yapsın. Herkes dini yaysın. Ön ayak olayım. Ben böyle atıl kalmayayım, tutuk bir Diyanet İşleri Başkanı görünümünde olmayayım. Coşkun ve kararlı olduğumu göstereyim diye hükmen bunu söylemiştir. Ama bunun sonucunda bir santim ilerleme olmamıştır. Hiçbir şey olmaz. Bıraksınlar bunu. Bunlar klasik solun yaygaracı üslubudur. Memleket elden gidiyor falan. Darwinizm gidiyor, materyalizm gidiyor, Sümer dini gidiyor, Firavun’un dini gidiyor. Doğru bunlar. Yani zulüm kalkıyor, kalkacak. İttihad-ı İslam geliyor, Türk-İslam Birliği oluşacak. Güzellik geliyor. Demokrasi gelecek, barış gelecek, insancıllık gelecek; estetik, bilim gelecek, bilimin gerçeği gelecek. Dünyada güzel olan her şey gelecek. Bolluk ve bereket gelecek. Bunu da Mehdi (a.s.) yapacak. “İşimize gelmiyor arkadaş” diyorsanız. Ben size söyleyeyim, isterseniz yemin edeyim, durduramazsınız. Olacak bu yani, inşaAllah. Eğer hedef istiyorsanız, mücadele etmek için, ben size söylüyorum, madem içiniz dolu dolu; Mehdi (a.s.)’dir hasmınız, çıkın karşısına. İsa Mesih (a.s.)’dir hasmınız, çıkın karşısına. Talebelerinin karşısına çıkın. Onun dışında gerek yok yani gariban, mazlum insanlara, benim tertemiz imamlarıma, tertemiz kız kardeşlerime oturup onlara böyle kahramanlık yapmaya, onlara bazı sözler söylemeye gerek yok. Onlar kendi halinde, kendi dünyasında yaşayan insanlar. Bak, Fethullah Hocam da orada mazlum ve “gözyaşı döküyorum” diyor mesela bir arının kanadı için. Bunu iyi niyetle söylüyor yani sevgi anlamında. Bu semboliktir. “Ben bu kadar ince düşünen bir insanım,” “sevgi doluyum”a getiriyor. Yoksa oturup arının kanadı falan tabii o bir anlatım metodudur. Dedi ki mesela; “mezarlardaki adamlar bile kalksın, gitsin oy kullansınlar” dedi. Bu sembolik bir anlatımdır. Ama hakikaten içli bir insan.
OKTAR BABUNA: Sevilay Yükselir, Sabah Gazetesi’nde yazı yazmış Hocam. Mehmet Ali Erbil geçen gün bir televizyon programında Alevi kardeşlerimizle ilgili uygun olmayan bir ifade kullanmıştı. Bunun üzerine de Alevi dernekleri açıklama yaptılar. İlgili program da yayından kaldırıldı. Kendisi de Alevi olan Sevilay Yükselir bu konuyla ilgili bir yazı yazmış. “Daha önce de Güneri Ümit yapmıştı aynı terbiyesizliği” diyor. “Tamam adamın meslek hayatı bitti ama bu arada sayıları 20 milyonu bulan Alevilerin çok canı yandı. Kalpleri incindi. Gururları kırıldı” diyor. “Şimdi de öyle oldu maalesef. Mehmet Ali Erbil yaptı bir terbiyesizlik illaki cezasını çekecek ama ya biz Alevilerin bir kez daha aşağılanması?” diyor. “Şahsen ben artık yoruldum. Bunaldım bu iğrenç ve aşağılık yakıştırmaların Alevilere karşı kullanılmasından” demiş.
ADNAN OKTAR: Yazısında ne diyor? Sonunu nasıl bağlamış?
OKTAR BABUNA: “Şahsen ben artık yoruldum. Bunaldım bu iğrenç ve aşağılık yakıştırmaların Alevilere karşı kullanılmasından. Çünkü kendimi bildim bileli bu salak saçma abuk sabuk lafları duymuşumdur” diyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, işte zamanında bunu bir kahramanlık bildiler. Alevilere, Şiilere, Caferilere, Vehabilere düşmanlığı, onların aleyhinde konuşmayı, onları asıp-kesme edebiyatını bir kahramanlık olarak gösterdiler. Sonucunda da böyle pis, aslı astarı olmayan, çirkin sözler insanların bilinçaltında kaldı. Bir kere benim Alevi akrabalarım var, bizim Tarkan da alevidir. Bizim çocukların birçoğu alevidir, bizim gençlerin çoğu Alevidir, Alevi kökenlidir. Bir kere Alevilerin ana özelliği delikanlıdırlar, bayağı yiğittirler, öyle zorla bir şey kabul ettiremezsin. Mesela Allah vermesin bir işgal olmuş olsa, bir şey olmuş olsa, kanının son damlasına kadar mücadele verirler, bir. Bayağı dürüst ve merttirler Aleviler, iki. İnsan sevgisi ile doludur içleri, acayip muhabbetle doludur. Bak Hacı Bektaş’ın resmine bakın, üslubuna bakın, konuşmalarına bakın. Yunus Emre’nin şiirlerine bakın, o da Bektaşiydi biliyorsunuz, Alevidir. Coşkun bir insan sevgisi ve coşkun bir insana karşı muhabbet vardır. Ve iffet ve namuslarına da müthiş düşkündür Aleviler. Yani çok, çok, çok düşkündürler. Aksini söyleyen insanlar ahlaksız ve terbiyesizdir. Kim söylüyorsa, ben belirli bir şahıs söylemiyorum. Yani Alevileri töhmet altında bırakan, bu tip sözleri söyleyenlerin hepsi ahlaksız, hepsi terbiyesizdir. Hepsi vicdansızdır ve günaha giriyorlar. Ahirette de bunun hesabını verecekler, inşaAllah. Allah’ın aslanlarıdır Aleviler. Koç yiğittir hepsi, inşaAllah. Okumaya çok önem verirler, genel kültüre çok önem verirler. Birbirlerini severler. Bütün Anadolu gibi, benim bütün milletim gibi milletimizin mayasının o ince güzelliğini almışlardır, o derin güzelliğini ve sanatçı ruhludurlar, sevgi ruhludurlar. Her yerde, her şeyin güzelini ararlar. Bitkiye sevgi duyar, insana sevgi duyar, çocuğa sevgi duyar, hayvana sevgi duyar. Sevgi kökenli bir düşüncedir ve bağnazlığa karşı da şiddetle tavır alır Alevilik. Bağnazlığa yani baskıya, zulme karşı şiddetle tavır alır. Benim milletimin aydın ruhu böyledir. 20 milyondan da daha çoktur. Yani çoğu Alevidir. Tokat’ta mesela bizim tanıdıklar, eniştelerim vardı, hepsi Aleviler. Çok efendi ve bayağı dürüst insanlardır. Asla ağzından yalan çıkmaz. Mesela Tokat’ta, gittiğimizde Ahmet eniştem vardı. Son derece hürmetkar, saygılı, nezih bir insandı. Allah rahmet etsin. Yani misafirlerini ağırlar, herkes gelir gider. Bir de bağ evi vardı onun. Bütün akrabalar, soy, talukat giderdik evlerine. Güzel bahçeleri vardı böyle, elma bahçesi. Çıkardık elmalara onların hepsini koparır yerdik, çocukken. Yani özü ve sözü doğru olan dürüst insanlardır, efendi insanlardır. Bu mübarek insanlara karşı, bu mübarek milletime karşı söylenen her dili akılla, ilimle koparacağız. Bilgiyle, sevgiyle koparacağız. Keskin dilleri etkisiz hale getireceğiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Mustafa Mutlu da Vatan Gazetesi’nde bir yazı yazmış Hocam. “Kılıçdaroğlu CHP’yi bölünmeye götürüyor” diye. “Kemal Kılıçdaroğlu’nun son zamanlardaki demokratik uzlaşmacı girişimleri bazı çevreler tarafından çok sert eleştiriler alıyor. Özellikle türban konusundaki yapıcı tavrı Cumhuriyet, Vatan, Hürriyet gibi gazetelerde tepkiyle karşılanıyor. Bugün de Mustafa Mutlu diyor ki; “onu ekranda her gördüğümde sadece "Ne yapmak istiyor bu adam" diyebildim. On günlük gazeteleri biriktirdim; hepsi Kılıçdaroğlu'nun birbirinden "demokratik ve anlayışlı" demeçleriyle dolu! Durum o kadar garip ki; CHP'nin ve CHP tabanının düne kadar karşı çıktığı ne varsa, Kılıçdaroğlu yakıp yıkıp geçiyor!” demiş. Sonunda da şöyle demiş; “Bakın; bugünden yazıyorum: Kemal Kılıçdaroğlu'nun izlediği bu "yeni politika" CHP'yi eritir ve bölünmeye kadar götürür” demiş.
ADNAN OKTAR: Bunu diyen kim?
OKTAR BABUNA: Mustafa Mutlu, Vatan Gazetesi.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bu adamların hep dediğinin tersi çıkıyor. Allah’ın hikmeti yani. Bir kere ben Deniz Baykal’ı da çok seviyordum. Hala da çok seviyorum. Yani çok rahatsız oldum tabii böyle bir oyunla, böyle bir olayla görevinden alınmış olması çok rencide edici. Ama Kemal Kılıçdaroğlu da, Kemal Kılıçadaroğlu Beyefendi de iyi insan. Yani gittikçe daha iyi tavır göstermeye başlıyor. Mesela bir kere eleştiriye açık. Güzeli, hakkı gördü mü kabul eden bir insan. Bu çok önemli, diretmiyor. Hak olan bir şeyi duyarsa, haklı bir eleştiri duyarsa, yerine getiriyor, güzel. Makul bir insan, makul görünüyor da, CHP’ye bu fayda getiriyor, fayda getirir, inşaAllah. Atatürk tam dindardı. Kılıçadaroğlu da dindar tabii ki. Ama daha dindar olsun bak. “Daha dindar olmalıyız” diyor, Atatürk. “Daha dindar olmalıyız” diyor.
OKTAR BABUNA:“Türk Milleti daha dindar olmalı” diyor, evet.
ADNAN OKTAR:“Daha dindar olmalıyız” diyor. Kılıçdaroğlu da bunu yapıyor. Aydındır, aklı başında bir insandır ve irticaya karşı da bir kaledir, inşaAllah. Mustafa Mutlu, Aydın Doğan Beyefendi’nin yemeklerinden az yesin. Kolesterolü yüksek o yemeklerin, o damarları tıkar, inşaAllah. Az yesin o yemekleri, inşaAllah. Sürekli çağırıyor adam, “gel, yemeğe gel” diyor, Mustafa falan, E.Ö, şu bu falan, “evlatlarım gelin size yemek pişirttim” diyor. Ama çok yağlı yemekler, inşaAllah. Dokunur yani, inşaAllah. Damarları tıkar, inşaAllah. Güzel böyle meyve, sebze yesinler. Faydalı şeyler yesinler, inşaAllah. Hadi bakalım.
OKTAR BABUNA:Özdemir İnce de bir yazı yazmış Hocam. Hürriyet yazarı Özdemir İnce’nin yıllardır da hep İslam’a, Müslümanlara böyle hep hakaretamiz ifadeler içeren yazıları oluyordu. Ayrıca Darwinizmi de savunuyor. Bugünkü yazısında da özetle Hocam; “bazı kesimler İslamileşmeyi demokratikleşme olarak göstermeye çalışıyorlar. Oysa İslam ahlakı dünyasına bakılınca bilimden uzak olduklarını görüyoruz, 13. yüzyıldan bu yana Arap dünyası, çağdaş dünyanın dışında kalmıştır. O nedenle AKP’nin anlattıklarına inanmayın” diyor.
ADNAN OKTAR:Bir daha oku bakayım.
OKTAR BABUNA: “Bazı kesimler İslamileşmeyi demokratikleşme olarak göstermeye çalışıyorlar. Oysa İslam ahlakı dünyasına bakılınca bilimden uzak olduklarını görüyoruz, 13. yüzyıldan bu yana Arap dünyası, çağdaş dünyanın dışında kalmıştır. O nedenle AKP’nin anlattıklarına inanmayın” diyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi Özdemir İnce Hoca’nın bilmediği bir şey var. Doğru, yani geçmiş devirlerde Osmanlı döneminde de, başka birçok dönemde de hatalı, eksik, yanlış dönemler oldu. Özellikle Kurtuluş Savaşı öncesinde de eksik ve yanlış olan birçok şey oldu ama biz o dönemler olacak demedik ki. Mehdi (a.s.) dönemindeyiz, Özdemir Hoca, Mehdi (a.s.). Mehdiliği kafası alamıyor, onu anlasın. Bak, Mesihiyet dönemindeyiz, İsa Mesih (a.s.)’in. Muhammed Mehdi (a.s.)’nin dönemindeyiz. Muhammed Mehdi (a.s.)’nin dönemi dünya tarihin en medeni, en modern, en yüksek kültür düzeyine ulaşıldığı; sanatta, bilimde dünya tarihinin en yüksek noktasına çıkıldığı dönemdir. O tahayyül dahi edemez, tahayyül. Aklından geçiremez yani çapını kavrayamaz. Özdemir dedem, kaç yaşında o?
OKTAR BABUNA:Bakayım Hocam.
ADNAN OKTAR:Dedeler ayaklandı kardeşim bu nedir böyle? Allah’ım YaRabbim. Yok canım yaşına bir şey dediğimiz yok. Yaşla, kuruyla bizim işimiz yok da, yani üslubu.
OKTAR BABUNA:Ama yaş ortalaması genel yetmişin üzerinde Hocam.
ADNAN OKTAR:Değil mi, bu Aydın Baba gençlerden yeni bir kadro kursun.
OKTAR BABUNA:Kimi 78 yaşında, kimi 75 yaşında.
ADNAN OKTAR:Hayır çok güzel canım; yaşlı olur, tecrübe olur, güzel olur ama Aydın Baba’nın yemeğinden yiyorlar, o hata var. Bak diyorum, damarlarını tıkıyor diyorum. Yani kolesterolü yüksek yiyeceklerle besleniyor, sorun o. Yoksa yaş, herkes yaşlanacak, o sorun değil, inşaAllah. Evet, devam et, başka ne var.
OKTAR BABUNA:36 doğumluymuş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:74 yaşında.
ADNAN OKTAR:Allah uzun ömür versin, inşaAllah Mehdi (a.s.)’yi görür, inşaAllah. Bunlar zannediyor ki böyle yani kendi kafasına göre Cübbeli Ahmed tarzında birisi böyle ortaya çıkacak, Cübbeli’nin mantığını geliştirecek, böyle hurafeler anlatılacak; bilim, sanat ortadan kaldırılacak; hürriyetler, özgürlükler ortadan kaldırılacak. Bırakın bu masalları, kurt masallarını. Biz size Mehdiyet’ten bahsediyoruz. “Cübbeli gelecek” demedik biz, “Mehdi (a.s.) geliyor” diyoruz. Mehdi (a.s.) Tevrat’ta, Zebur’da, İncil’de hatta kaya yazmalarında; eski, tarihi eserlerde, hepsinde adı geçen önemli bir şahıs ve dünya tarihinin en önemli devresidir. Yani çap açısından, insanlığı kaplama açısından. Açsın Tevrat’ı okusun, Zebur’u okusun, İncil’e baksın. Dünya siyaseti şu an Mehdiyet ve Mesihiyet üzerine dönüyor. O gazetedeki küçücük bürosunda, iki büklüm daktilosunun başında, artık bilmem bilgisayarı kullanıyor mudur da; tık, tık, tık, böyle 31 model takılıyor böyle kendince. Dünya değişti, bambaşka, Altınçağ’a girdik, bundan haberi yok tahayyül edemeyeceği bir çağdayız.
Erdal Karakaş; Erdal, Mehdi (a.s.) çok uzun ömürlü olacak Allah’ın izniyle, Allah-u alem yüz yirmi yaşına kadar falan yaşayacak, onu söyleyeyim. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisinde öyle görünüyor, inşaAllah. Sana buradan müjde vereyim, bir. İkincisi, “ben Mehdi (a.s.)’yim” diyen, asla Mehdi (a.s.) olamaz. Bir insan çıkıp, imalar olabilir, herkes herkese ima yapar, o sorun değil, alenen “Mehdi (a.s.)’yim” diyen insan dinden çıkar. Bilin ki dinle alakası yoktur. Eğer iddia eden de varsa onun da dinle alakası kalmaz. “Bu falanca kişi Mehdi (a.s.)’dir” derse dinle alakası kalmaz. “Umut ediyorum, inşaAllah öyle olur” diyebilirsiniz, inşaAllah. Karakaşlı Erdal anladın. İnşaAllah. Mehdi (a.s.), hatta Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste diyor, “yaşlı olduğu halde genç görünür” diyor. Mübarek, ehl-i kudret olacak yani şaşıracağız, “Allah Allah” diyeceğiz, “hay mübarek” diyeceğiz. Mesela doksan yaşında olacak; tak, tak, tak her türlü mücadelenin içine girecek. Bir gün orada, bir gün orada, bir gün orada, bir gün tebliğde, bir gün mücadelede, bir gün konu anlatımında, bir gün Müslümanlarla eğlencede, sohbette, anlaşıldı mı? Gönlü rahat olsun, inşaAllah. Mühim olan kafada kolesterol birikmemesi. Peygamberan hep öyleydi, maşaAllah. Hz. Musa (a.s.) da öyle çok uzun ömürlüydü. Hz. Yusuf (a.s.) uzun ömürlüydü. Nuh (a.s.), mübarek dokuz yüz elli sene yaşadı Hz. Nuh (a.s.). Gittikçe ömürler kısalmıştır, gittikçe kısaldı. “Ahir zamanda yeniden uzayacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ömürler şimdi uzamaya başladı, Mehdi (a.s.) devrinde uzamaya başladı, inşaAllah. Cübbeli öyle biliyor, Mehdi (a.s.) çıkacak, “hadi bakalım göster bir keramet” diyeceklermiş. Ağzın, burnun çarpılır Hoca, ağzın burnun çarpılır, öyle diyemezsin. Senin ne haddine? Mehdi (a.s.)’nin karşısına çıkacaksın da sen, “bana göster bir keramet” diyeceksin. Sen haddini bileceksin. Senin söylediğin kişi de, söyleyeceğini söylediğin kişi de, “birisi çıkacak bunu söyleyecek” diyor, öyle bir züppelik yapmaya kimsenin kudreti yetmez. O züppelik, o çakallık da kendi içerisinde kalır o, öyle bir şey olmaz. Mehdi (a.s.)’nin öyle biri iddiası yok ki ispat etsin. “Başının üzerinde bir bulut olacak, bulutun üzerinde de bir Melek olacak, "bu Mehdi (a.s.)’dir" diyecek. Biz de oradan anlayacağız” diyor. Bütün Peygamberlere bu teklif yapılmıştır müşrikler tarafından. Cübbeli’ye bu yakışmıyor.
OKTAR BABUNA:Kısa bir aradan sonra birlikte olacağız, inşaAllah.
SUNUCU 1:Kaldığımız yerden devam ediyoruz, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Oktar Hocam buyur.
OKTAR BABUNA:Mehmet Ali Birand, Hocam, sizi son zamanlarda bire bir takip ederek yazılar yazıyor, maşaAllah, Allah-u alem. İlk önce önümüzdeki on yılda Türkiye’nin nasıl bir şekil alacağını yazdı, sizin anlattıklarınızın paralelinde. Sonra Fethullah Hocaefendi ile ilgili iki yazı yazdı. Şimdi de başörtüsüyle ilgili bir yazı yazmış Hocam. Yazının başlığı da; “Bıktık artık, bırakın istedikleri gibi giyinsinler” diye. “Ben bıktım artık. Türban veya başörtüsü, ne derseniz deyin, ancak bu toplum da yoruldu. Yine dönüp dolaşıp, üniversitelerde türbanın serbest bırakılıp bırakılmamasını tartışmaya başladık. Yetti. Açıkçası yetti. Üniversite yaşına gelmiş olan bir gencin nasıl giyineceğine artık devlet karar vermemeli. Bu, çok aşağılayıcı bir yaklaşımdır. O genç kıza "hayır, sen başını kapatamazsın" dediğiniz zaman, devletten nefret eden bir insan yetiştirdiğimizi anlayamıyoruz. O gencecik kızı ya eğitimsizliğe, cahil kalmaya itiyoruz veya takiyye yapıp, peruk takarak, şapka giyerek kendini saklamaya zorluyoruz.”
ADNAN OKTAR:Tabii. Çocuklar, televizyonda gösteriyor, kapının ağzında, bütün arkadaşları orada, polisler orada, halk orada, onların gözü önünde kafasını açıyor, çocuğun çektiği eziyeti bir düşünün. Onun inancı öyle, elleme, ne yapıyorsa yapsın çocuk. Devlet yıkılmaz kardeşim beş tane genç kızla, bir şey olmaz. Ve devlete senden daha çok sahip onlar ayrıca, bin kat daha sahipler. Biz sana diyor muyuz; “komünist ihtilal yapacaksın,”. Biz sana diyor muyuz; “Leninist ihtilal yapacaksın,” demiyoruz. “Memleket elden gidiyor” diyor muyuz, demiyoruz. Komünist de istediği gibi konuşsun, fikrini söylesin; solcu da istediği gibi fikrini söyledin, istediği gibi giyinsin, istediği gibi yesin içsin, kimsenin karıştığı yok, inşaAllah. Demokrasi güzeldir, özgürlük güzeldir, özgürlükler sonuna kadar genişletilmeli, özgür olsun insanlar. Hayvan bile özgür olduğunda sağlıklı, sıhhatli oluyor. Hayvanı kafese koyuyorsun, ölüyor hayvan, yaşamıyor. İnsan da baskıyla hasta olur. Bırakın üzerindeki baskıyı insanların, kalksın baskı, ferahlasın insanlar. Ne düşünüyorsa düşünsün kardeşim, istediği gibi anlatsın. Darwinistse, çıksın gürül gürül; “arkadaş ben Darwinistim, fikrim bu;” komünistse, “ben komünistim” desin, gitsin anlatsın. Masonsa masonluğunu anlatsın ama müsaade etsinler de biz de gürül gürül cevaplarını verelim. Tabii o zaman mason, Darwinist kalıyor mu, kalmıyor mu bir göreceğiz. Hodri meydan. Şimdi sen başpehlivan çıkartmazsan pehlivan güreşlerinde, olmaz, olmaz. İnşaAllah biz de başpehlivanlardan bir tanesiyiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Avrupa’da dört yüz tane toplantı yapmışlar “sol niye bitti” diye, 80’li yıllardan itibaren. MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:EvelAllah, evelAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Bismillahirrrahmanirrahim. Selamun aleyküm nur yüzlü Hocam ve kardeşlerim. Hürmetli Hocam, şu an yanımda bir kardeşim var ve sizi daha yeni gördü ve çok etkilenmiş durumda. Size karşı bir sevgisi oluştu, Allah’ın bir mucizesi bu, benim şevkimi daha da arttırdı. Şu an sizi izliyoruz, maşaAllah, sizinle paylaşmak istedim. Azerbaycan’dan sizi çok seven kardeşiniz Oktay Aliyev. İnşaAllah, maşaAllah. Oktay Aliyev.” MaşaAllah. Canım, benim muhabbetlerim güzeldir, arkadaş çevrem beni bilir yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Burada tabii canlı yayın olduğu için kontrollü konuşuyorum, kontrollü konuşmasam daha akıcı, güzel konuşurum.
“Selamun aleyküm Adnan Hocam. Hocam geçtiğimiz günlerde Kuran’da geçen ‘hidayete uymak’ ifadesinin Mehdi (a.s.)’ye uymaya işaret ettiğini söylemiştiniz ve ayetleri okumuştunuz. Kasas Suresi’nin 37. ayetinde de hidayete uymaktan bahsedildiği gibi dünyanın sonucunun onlara ait olacağı söyleniyor. Hocam Kuran’da dünyanın sonucu ifadesiyle Ahir zamana işaret ediliyor olabilir mi? Ayet şu, şeytandan Allah’a sığınırım, “Musa dedi ki: "Rabbim, kimin Kendisi'nden bir hidayetle geldiğini ve bu (dünya) yurdun(un) sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir. Gerçekten, zulmedenler, felah bulmazlar." (Kasas Suresi, 37)”
Güzel Kübra, biz bunu daha önce açıklamıştık, dediğin gibi tabii ki Mehdiyet’e bakıyor. Açıkça Mehdiyet’ten bahsediyor, inşaAllah.
“Sevgili heybetli, yakışıklı Hocam, selamlar.” Allah Allah. Aleyküm selam. “Bir ayet dikkatimi çekti inşaAllah.” Şeytandan Allah’a sığınırım, “Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almıştı. Onlardan on iki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır." (Maide Suresi, 12)” Sıratı müstakimden. “Ayette on iki kişiden bahsediyor, Maide Suresi’nin on ikinci ayeti, bildiğim kadarıyla Hz. İsa (a.s.)’ nın havarileri de on iki kişiydi. Bu ayetin içerisinde geçen on iki kişiyle Ahir zamana işaret ediliyor olabilir mi? Hayırlı akşamlar Hocam, Ahu Güray.”
On iki, on iki imam vardır. Müslümanların bildiği bir konudur bu, Ehl-i sünnet inancında da; Caferi, Şii, Alevi inançta da vardır on iki imam. Ehl-i Beyt, inşaAllah. Tabii ki bakıyor on iki kişiye. Mesela Bediüzzaman Said Nursi’nin de vekilleri on iki kişidir. Bir ve iki; iki, iki de çok önemlidir.
“Selamun aleyküm sayın Hocam. Şeyh Ahmed Yasin Bursevi Hazretleri, izlediğim bir videosunda sizin için, "Allah’ın aslanı ve İslam’a hizmette dünyada seçkin bir insandır" diyor. Ben sizin için her zaman dua ediyorum. Şeyh Ahmed Yasin Hoca Efendi de sizler için dua etmemizi söylüyor. Bir de ekleme yapıyor benim bildiğim, "daha çok şeyler var ama şimdilik bu sizin için yeter" diyor. Siz bunun için ne söylemek istersiniz. İyi akşamlar sayın Hocam.” Adana’dan Melih Tapar kardeşimiz göndermiş. Yani sevgisinden, muhabbetinden, herhalde daha da böyle sevgisini ifade edecek, güvenini ifade edecek, daha da coşkulu ifadeler olur ama hani bir ima gibi olacağı için, açık bir ima olacağı için belki ondan kaçınmış olabilir. Ama çok sevdiği, çok güvendiği alenen belli, çok sarih ifadelerinden. Enaniyeti yok, hırsı yok, çok candan bir insan, çok zeki bir insan; lafını, sözünü biliyor. Talebeleri Hocamızın kıymetini bilsin. Yani hakikaten değerli bir insan, aklı başında bir insan. Yapmacıklığı yok, dürüst konuşuyor; Kuran’a uygun, sünnete uygun konuşuyor. Dünyadan bir alıp veremediği yok, bir çıkarcı yönü yok, halis, maşaAllah. Diğer vekilleri de öyle Şeyh Nazım Hocamızın. Memba mükemmel olunca, kaynak mükemmel olunca, suyu oradan içenler tabii mükemmel oluyor, maşaAllah. Allah yolunu açık etsin, talebelerinin de yolunu açık etsin ve özellikle haseden, Şeyh Nazım Hocamızın ellerinden öpüyorum, hürmet ediyorum. Hocamın kapıcısıyım ben, kapıcısıyım ben, tabii tabii kapıcısıyım ben. Çok iyi kapıcılık yaparım ben Hocama, hakikaten. Çok şahane Osmanlı bir evi var, güzel. Orada misafirlerini ağırlıyor. Dünya tatlısıdır Hocamız, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:İslam’ın kapılarını açıyorsunuz dünyaya da, maşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, Şeyh Ahmed Yasin seyyiddir, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslindendir, kan çekiyor, maşaAllah. Bir yönüyle o da var. Tabii o da seyyid, ben de seyyidim. Şeyh Nazım Hocamızın vekilleri genellikle seyyiddirler. Şeyh Nazım Hocamızın kendisi de hem Hasani, hem Hüseyini; hem şerif, hem seyyiddir. Muhteşem yakışıklıdır dikkat ederseniz Hocamız. Hep öyledir işte, yani Ben-i İsrail görünümünlüdürler, Avrupai ve çok çok yakışıklıdırlar. Keskin hatlar falan, Avrupaidirler yani inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v) de öyleydi. Yani genel çatısı yüzünün çok münevver ve çok keskin hatlara sahipti. Bakanın nefesi kesiliyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e.Ta rahip ilk daha çocukken görünce kervana “bir durun bakalım” diyor, “bu çocukta bir olağanüstülük var” diyor. “Aç yavrum sırtını” diyor, sırtını açıyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, “Ahir zaman Peygamberi bu” diyor. “Bu çocuğu çok iyi muhafaza edin, canını iyi koruyun. Buna suikast de yapabilirler, kötülük yapmaya kalkabilirler, koruyun bu çocuğu” diyor. “Bu Ahir zaman Peygamberi” diyor. Bak, yüzünden anlıyor, şüpheleniyor, açıyor sırtını bakıyor, Peygamber mührünü görüyor sırtında. Abdülkadir Geylani’de de vardı, böyle küçük güvercin yumurtası gibi. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz (s.a.v.)’de de vardı, Abdülkadir Geylani’nin sırtında da vardır. Bak genetik olarak devam ediyor, Allah’ın hikmeti. Mehdi (a.s.)’nin sırtında da var aynı şekilde. Ta kaç bin yıllık, ta Adnan’dan geliyor ta soyu. Hz. İbrahim (a.s.)’den geliyor o da. Muhtemelen Hz. İbrahim (a.s.)’in sırtında da vardı o mühür. Ki rivayetlere bakmak lazım. Silsile yoluyla oradan oraya, oradan oraya hiç değişmemiş, genetik olarak kalmış. Mehdi (a.s.)’de son buluyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz Hocam, izleyicilerimiz bilmeyebilir, seyyid olanları söyleyebiliyorsunuz. Hatta arkadaşımız Doktor Cihat size ilk geldiğinde hemen söylemiştiniz Hocam, “sen seyyid misin?” diye. O da seyyidtir.
ADNAN OKTAR: Bak, iki tane misafirim gelmişti. Burada da görüşmüştüm, bir de Ortaköy’deki eve de gelmişlerdi misafirim. Baktım yüzüne, “muhterem siz seyyid misiniz?” dedim. “Evet Hocam, seyyidim” dedi, silsilesini söyledi. Yine buraya bir yazar gelmişti, ona da dedim; “Hocam siz seyyid misiniz?” dedim. “Evet, seyyidim” dedi. Onların ayrı bir siması oluyor, oradan biliyorum, inşaAllah. Bilinir yani seyyidler, inşaAllah. Oktar Hocam buyur, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Hocam, “Müslümanlar iyi niyetle güzel bir şey yaptıklarında bu yapmacıklık değildir, bu gibi durumlarda yıkıcı eleştiri olmaz” demiştiniz siz. “En güzeli maşaAllah demektir” demiştiniz. MaşaAllah, üslubunuzda bu güzellik çok kişiye de örnek oluyor. Bir haber gösterecektim Hocam, inşaAllah. Bu yeni çıkan bir haber, inşaAllah. 03 Ekim 2010 tarihinde Kanal Avrupa’ya diyorsunuz ki Hocam; “MHP’nin de topluca kıldığı namazla ilgili eleştirilecek bir yönü yok. Çok çok güzel. Böyle şeylerde art niyet aramak çok kötü olur. Müslümanlar oraya toplanmış topluca namaz kılmışlarsa buna sadece maşaAllah denir. Şüphe gözüyle bakmak olmaz. O zaman her namaz kılına, her oruç tutana şüphe gözüyle bakılır. Böyle şeylerde maşaAllah demek güzellik getirir, bereket getirir” demiştiniz Hocam, maşaAllah çok güzel bir üslupla. Bugün de, “Bülent Arınç’tan Kılıçdaroğlu’na övgü” haberi vardı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç sık sık polemiklerle karşı karşıya geldiği CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu hakkında bu defa iyi şeyler söyledi. Arınç, "Sayın Kılıçdaroğlu'nun 'Başörtüsü üniversitelerdeki eğitim özgürlüğüne engel olmamalı' söylemini çok olumlu buluyorum"” demiş Hocam, bugünkü haberde, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Bak eskiden böyle bir sistem yoktu. Ben bunu söyledikten sonra böyle güzel bir bakış açısı gelişmeye başladı. Daha ne istiyorsun? Mesela diyorsun, “ben Hacca gideceğim,” “yok, gösteriş.” Allah Allah. “namaz kılacağım” diyor, “yok, gösteriş.” “Zekat vereceğim” diyor, “gösteriş.” Ne yapsın, yapmasın mı peki? O zaman nasıl Müslüman olacak adam? Olur mu öyle şey? Bir hayırda bulunuyor, “gösteriş yapıyorsun” diyor. Sevgi gösteriyor, “gösteriş yapıyorsun.” Olmaz. Hayır olan, güzel olan bir şeye gösteriş denmez. “Allah daha ziyade etsin” denir, “maşaAllah” denir, tabii.
“Hocam, sizin kadınlar hakkındaki düşüncelerinizden dolayı sizi daha da çok seviyorum” diyor, kapalı bir bayan kardeşimiz. Benim güzelimi üzmüşler, “Hocam ne diyorsunuz bu konuda?” diyor. Benim güzel kardeşim, bir kere bir insana yaklaşırken; bakın, “akılsız dostunuz olacağına akıllı düşmanınız olsun.” Atasözüdür bu. Elalemin ahmaklarının niye burnunun dibine girersiniz? Niye akılsız insanların dibine girersiniz. Akıllı insan bir kere kabil-i hitaptır, rahat konuşabilirsin. Bir kere dengesiz adam gözlerinden belli olur, yani psikopatlığı. Agresiftir, ne konuşacağını, ne yapacağını kestiremezsin. Adam on dakika iyiyse on dakika sonra delirir, dengesizleşir. Ki bayağı vardır böyle insan. Kırılıp dökülür, çok nezaketli davranır, adamın bam teline yanlışlıkla bir dokunursun; adam morarır morarır, delilenir falan, taklalar atar, çifteler atar, çılgınlaşır falan, manyak havasına girer. Bir kere bakacağız diyeceğiz ki; “arkadaş, sen akıllı bir adam mısın, ben ona bakacağım” diyeceksin. Kardeşim, akıllıysa bir Yaratan olduğunu görmesi gerekiyor, akıllı bir insanın. Göremiyorsa o sadece zekidir, akıllı değildir. Zeki insanların da büyük bölümü tehlikelidir. Akıllı insandan zarar gelmez. Yani bak, Allah’tan korkuyor mu? “Kork Allah’tan korkmayandan” derler. Allah’tan korkuyor mu? Allah’ı seviyor mu? Allah’a teslim mi? Kadere inanıyor mu? Allah’a tevekkül etmiş mi? Allah’a kendini bırakmış mı? Maddenin hakikatini fark etmiş mi? Beyninin içindeki bir görüntü şeklinde karşısındaki insanın gördüğünü biliyor mu? Öbür türlü uçar o adam. Dünyaya aşık olan adam tabii ki seni harcar, tabii ki vefa gösteremez. Sadakat, şefkat, merhamet gösteremez. Münafık ve küfür ve dalalet ve zalimler sadece kendini düşünür. Ve akıl almaz psikopattırlar. Akıl almaz psikopat olurlar, sağı solu belli olmaz. Parası var, tamam. Arabası var, tamam. Dairesi var, tamam. Tipi de düzgün. “Bana da” diyor, mesela; “şaka yaptı, güzel konuştu.” Aklını baktın mı? Bakmadın. Dinine baktın mı? Bakmadın. Agresif mi, dengesiz mi, psikopat mı, niye kontrol etmiyorsun, konuşmuyorsun? Ondan sonra da vay yandım olur. Olmaz. Allah’tan korkandan zarar gelmez. Çünkü makul olur, konuşabilirsin, bağlantı kurabilirsin, ikna edebilirsin. Yani konuyu anlatabilirsin. Öbür türlü psikopat adam kilitlenir, kalır. “Sen öyle düşünüyorsan, ben de böyle düşünüyorum” der. Ne diyeceksin? Allah’tan korkana rahat söz dinletebilirsin, Allah’tan korkmayana söz dinletmek mümkün olmaz. Onun için Allah’tan korkanla arkadaş olsunlar, Allah’tan korkanla. Allah’tan korkmuyorsa; dinle, imanla espri yapıp, alay ediyorsa, haşa kendince, ondan sonra bekle tabii gelecekleri başına. İnşaAllah. Allah’a dua et, güzel insanlarla, iyi insanlarla seni karşılaştırsın.
Erdal Karakaş, “Hocam ben sizi seviyorum. Tebrik ediyorum. Çalışmalarınız çok yerinde ve doğru. Sizi Allah’ın seçtiğini ve Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırladığınızı düşünüyorum ve Mehdi (a.s.)’nin talebesi olduğunuzu düşünüyorum” diyor. “Bu konudan adım gibi eminim, sizinle şahsen tanışmak istiyorum. İnşaAllah tanışırız. Saygı ve sevgilerimle. Ayrıca uzun süredir sizi takip ediyorum. Sayın Adnan Oktar, çok az kaldı zuhura. Bence, önce Allah ona maddi güç verecek.” Kime güç verecek? Yok, yok, yok sen bilmiyorsun Erdal. Mehdi (a.s.)’nin parayla, pulla işi yok. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in parası mı vardı? Hz. Musa (a.s.)’nın parası mı vardı? Gerektiğinde Allah o cehd için, cihad için gerekli parayı verir, o ayrı mesele. Yani onun için Mehdi (a.s.)... Bu cahiliye kafası olur. “Olsun da İslam ondan sonra gelişsin.” Böyle bir şey yok. Ben Ankara’dan geldiğimde normal bir ailenin, normal bir ferdiydim ben. Ama bak dünyayı sallıyorum. Allah sallatıyor dünyayı. Allah sallıyor, beni vesile ediyor. Yeri yerinden oynattım. İti, kopuğu, münafığı, üçkağıtçısı, sahtekarı, komünisti, ateisti, bak dehşet içinde şu an. Onların tek hedefi haline geldim. Elhamdülillah. Ne şeref, ne şeref. Ateist masonların açın sayfalarını, tek hedefim. Darwinistlerin açın sayfalarını, tek hedefim. Komünistlerin, tek hedefim. Münafıkların açın sitelerini, sayfalarını, tek hedefim. Başka kimseden bahsetmezler. İftihar ederim. Beşer beşer, onar onar gelsinler, inşaAllah. Onlar kaderde yenilmiş olduklarını bilmiyorlar. Kaderi bilmedikleri için, Allah’ın gücünü de takdir edemedikleri için, dünyayı Allah’tan bağımsız zannediyorlar ve rahatça hareket ederiz zannediyorlar. Ve bilemedikleri bir sistemle sürekli yeniliyorlar. İşte, bilemedikleri sistem Allah. Allah onları yeniyor. Mesela Darwinistlerin aklının ucundan geçer miydi yenilecekleri? Hem de 21. yüzyılda ve böyle feci şekilde, küçük düşerek.. Bak, tozlarını çıkarttım.
OKTAR BABUNA: Hocam, Amerika’da ünlü, önde gelen bir evrimci var, Kenneth Miller. Aramış onu oraya giden bir arkadaşımız telefonla, “ben sizin toplantınıza katılmak istiyorum” diye böyle. Telefonda konuşurken de sadece şunu söylemiş, onu sorduğu için de; “ben Türkiye’den geldim, İstanbul” deyince, “ben evrim mevrim anlatmıyorum” diyip telefonu kapamış. Sizin adınız hiç geçmiyor. Sadece Türkiye ve İstanbul lafı geçince..
ADNAN OKTAR: Bir daha anlat bakayım şunu baştan.
OKTAR BABUNA: Kenneth Miller var Hocam, Brown Üniversitesi’nde, dünyanın en önde gelen evrimcilerinden. Bir arkadaşımız arıyor oraya gittiğinde, Amerika’ya. “Ben gelip sizinle görüşmek istiyorum” diyor. Kim olduğunu da söylemiyor. Evrimden hiç bahsetmiyor zaten. “Dersinize katılmak istiyorum” diyor, “bir toplantınıza.” Sadece şey demiş; “ben Türkiye’den geldim. Fazla bir süre kalamayacağım.” “İstanbul” deyince, “ben evrim falan anlatmıyorum” deyip telefonu kapamış hemen.
ADNAN OKTAR: İstanbul deyince Adnan aklına geliyor. Adnan aklına gelince, evrimi parçalayan adam aklına geliyor. EvelAllah, evelAllah. Titresinler, titresinler. İlimle, fenle, sevgiyle halledeceğiz. Parayla, pulla hiç alakası yok Erdal kardeş. Parayı, ilgili parayı Allah gönderir, onu yapar. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) İslam’ı yayarken ihtiyaçları oluyor, tam ihtiyacı kadar olanını Allah sürekli gönderir. Ama oturup para beklemeye gerek yoktur. Yani imkan beklemeye gerek yoktur. Sen yürü, yürüdükçe yolun açılır. Yani burada yanlış bir düşünce var. Önce para, mal gelsin, ondan sonra mücadeleye, tebliğe başlarız. Öyle şeye gerek yok. Sen var gücünle hızla yürü, yürüdükçe yolların açıldığını göreceksin. Allah ne diyor, Cenab-ı Allah ayette? “Bir adım gelene daha fazla geleceğini” söylüyor Allah, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hayatınızdan örnek vermiştiniz Hocam. Elinize geçen bir parayı pantolonunuz yıprandığı halde “onu uhu ile yapıştırdım” demiştiniz. “O parayla kitap, broşür dağıttım” böyle. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvelAllah, evelAllah. Mesela bak, bizim dağıttığımız broşürlerden hangisi, göster. Bakın o devirde, o zor şartlarda Cenab-ı Allah epey bir para elime geçirdi. Miras kalmıştı halamdan, şu anın yaklaşık 120 milyarı, yani bana düşen pay 120 milyardı. 120 milyarlık kitap dağıttım. Yıl 86-87. Bakın 120 milyarlık. İstanbul’un büfelerinde böyle kağıtlar astım hepsine. “Burada bedava broşür dağıtılır” diye. Sular seller gibi dağıttırdım. İlk öyle etkili olmuştuk. Niyet ettim, Allah nasip etti. Bak Yaratılış Atlası’nı Avrupa’da her yere ulaştırdık, Allah’a çok şükür.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, yedi kilo. Bütün sanatçılara, sporculara, devlet adamlarına, bürokratlara.
ADNAN OKTAR: Hepsine ulaştırdık.
OKTAR BABUNA: Herkese gitti Hocam, maşaAllah. Yüz binlercesi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşlerimiz Mehdiyet’e yardımcı olmak istiyorlarsa, Mehdi (a.s.) talebesi olmak istiyorlarsa, bak ben onlara yol göstereceğim, inşaAllah. Bir kere Kuran’ı sürekli okusunlar, bir. Hadis incelemek istiyorlarsa, Kütüb-i Sitte’deki hadisleri incelesinler, iki. Yani istifade etmek istiyorlarsa, Ehl-i Sünnet eserlere ağırlık versinler. Mesela bak bu eseri gösterdim, piyasada olması lazım. Şunlar da yakında çıkacak piyasaya, ama bu var. Yani bu çok temel eserdir. Ehl-i Sünnet’in değerli alimlerinden biridir Berzenci. Ama Cübbeli’nin kitaplarında bunlardan birçoğu doğru değil yani değiştirmiş. Eksik hadis veriyor ve çoğunu da değiştirmiş. Güvenilir olan Ehl-i Sünnet alimlerinin eserleridir. Onlarda taviz yoktur. Tam doğru yapmıştır. Yani onlar herhangi baskıyla fikir değiştirmez. Yani eserinde değişiklik yapmaz, eksiklik yapmaz, ilave yapmaz. Ama Cübbeli’ninkinde hem eksiklikler var, hem yorum değiştirmeleri var, hem de hadisleri değiştirmiş. Yani mesela Mehdi (a.s.)’nin rengini koyu esmer yapmış. Mesela bu değiştirmedir. Halbuki Mehdi (a.s.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu. Peygamberimiz (s.a.v.)’e benziyor. Peygamberimiz (s.a.v.) nasıldı? Beyazdı, kırmızıya çalar beyazdı. Niye koyu esmer diyorsun? Abdulkadir Geylani yine öyle, beyaz tenliydi, kırmızıya çalardı. Bütün seyyidlerin hepsi öyledir, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gibi. Koyu esmer nasıl yapıyorsun sen? Koyu esmer, sen gittin orada yandın. Orada kendine, aynaya bakmıştır. Demiştir herhalde, “ben koyu esmerim.” Ama açılıyor rengi insanın, görüyorsun.
OKTAR BABUNA: Bir de ince, zayıflattı. Halbuki geniş omuzlu ve...
ADNAN OKTAR: Tabii mesela çok fazla hadiste “Ben-i İsrail görünümündedir” diyor. “Heybetli ve acar” diyor, “omuzları geniş, göğsü geniş, karnı geniştir, uylukları geniştir” diyor. Sen onun hangi birini gizleyeceksin koçum? Bak “alnı geniş, omuzları geniş” diyor. Nasıl gizliyorsun sen bunu. “Uylukları geniştir” diyor. “Bütün bedeni, vücudu geniştir ve Ben-i İsrail görünümündedir. Heybetli ve acardır” diyor. Değiştir de, değiştir.
OKTAR BABUNA: Burnunu da değiştirdi.
ADNAN OKTAR: “Burnu da ince uzundur” diyor. Bir kere ince, tamam doğru. Ama uzun izafi bir şeydir. Uzun, ne kadar uzun? “Mehdi (a.s.)’nin burnu küçüktür” diyor rivayette. “Küçük burunludur” diyor. Tamam, o zaman oluyor. İnce dersen olur, küçük demek şartıyla. Uzun dedin mi bambaşka bir şey olmuş olur. Niye Mehdi (a.s.)’nin omzundaki benden bahsetmezsin Cübbeli Hazretleri? İşine mi gelmedi? Resulullah (s.a.v.)’ta olduğu gibi. Omzunda ben var. Niye ondan rahatsız oldun ki?
OKTAR BABUNA: Hatta iki tane.
ADNAN OKTAR: İki tane var. Bir de et beni var. Bir tane de “Mersin ağacının yaprağı gibidir” diyor. Bir de et beni var, onu da söyleyemiyorsun. Mesela; “Mehdi (a.s.)’nin yüzü parlaktır” diyor. Mesela sakalları hakkında detay var. Onları niye vermiyorsun? “Cezm edilmiştir.” Meczum duruyor sakalları. Yani “düzeltilmiştir” diyor.
OKTAR BABUNA: Evet. Yanlarda da ince, kevsec.
ADNAN OKTAR: “Kevsec” diyor yanlarda, “incedir” diyor. Onları niye söylemiyorsun?
OKTAR BABUNA: “Yanağında beni vardır” diyor.
ADNAN OKTAR: “Yanağında ben var” diyor.
OKTAR BABUNA: “Gözleri yeşildir” diyor.
ADNAN OKTAR: “Gözleri yeşildir” diyor. Niye canını mı yaktı yeşil renk senin?
OKTAR BABUNA: Tek kaş çatma çizgisi var.
ADNAN OKTAR:. “Alnında tek bir kaş çatma çizgisi var” diyor. Cübbeli’yi birçok şey sıkmış gibi görünüyor. Bak bir de diyor ki; “Kabe’ye baskın olacak” diyor. “Kabe’ye baskın olacak” dedin. Sen desen ki; “Hocam Kabe’ye de baskın olmuş. Gazeteler sürmanşetten vermiş. Bu nedir?” dediklerinde ne diyeceksin? “On beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor. Kendisi vermiş hadisi. Peki, oldu, niye yazmıyorsun olduğunu? Kuyruklu yıldız zuhuru, onu niye yazmıyorsun, iki uçlu kuyruklu yıldızdan niye bahsetmedin? İmam Rabbani bahsediyor. Hani seviyordun sen İmam Rabbani’yi? Hani Resulullah (s.a.v.)’ı seviyordun? Rahatsız mı oldun iki uçlu kuyruklu yıldızdan? Kuyruklarından mı rahatsız oldun kuyruklu yıldızların? Niye bahsetmiyorsun? Her şeyi anlatmışsın. Uzun uzun bana karşı nasıl muhalefet ettiğini, neden dolayı kitabı çıkardığını, iki saat benden bahsediyorsun. Kitabı da bana ithaf etmişsin mübarek. Ama İmam-ı Rabbani’nin belirttiği iki uçlu kuyruklu yıldızdan bahsetmemişsin. Binlerce yılda bir gelen kuyruklu yıldızdan. “Ki” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gider” diyor. İmam-ı Rabbani ne diyor? Aynısını söylüyor. Dilin mi tutuldu Cübbeli Efendi, niye söyleyemedin bu hadisi? Söyleyemezsin çünkü çıktı. Çıktığı için söyleyemezsin. Sen gizledin diye gizli mi kaldı bu hadisler? “Ve çok parlaktır, münevver” diyor. “Münevver” diyor, İmam Rabbani. Bunu niye söylemiyorsun. Mektubat’ı çok iyi okuyan bir insansın sen, hadisleri de çok iyi okuyorsun, bizim kitapları da okuyorsun, niye anlamazlıktan geliyorsun? “Mehdi (a.s.)’nin kaşları yüksektir” diyor ve “hilal kaşlıdır” diyor, inşaAllah. “Gözleri yeşildir ve parlak yüzlüdür” diyor.
OKTAR BABUNA: “Ön dişleri parlak, beyazdır” diyor.
ADNAN OKTAR: “Dişleri parlak ve düzgündür” diyor.
OKTAR BABUNA: “Konuşurken sağ elini kullanır” diyor.
ADNAN OKTAR: Mesela; “bazen dili sürçer, onda sağ elini depretir” diyor.
OKTAR BABUNA: “Geniş omuzludur, geniş karınlı, geniş uyluklu, adımlarını dışarı atarak yürür” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Bunları bak söyleyemiyor Cübbeli Hazretleri, dili tutuldu.
OKTAR BABUNA: “Saçı ve sakalı siyah.”
ADNAN OKTAR: Evet. “Sağ bacağında ben vardır” diyor. “Alnında bir işaret vardır” diyor. Küçük bir yara izi olarak anlaşılıyor.
OKTAR BABUNA: Evet, “tek kaş çatma çizgisi, tam bitiminde de ufak bir çukurluk alan vardır” diyor.
ADNAN OKTAR: Bak “burnu küçüktür” diyor. “Burnunun orta kısmında hafif bir çıkıntı vardır” diyor, bakın hafif. “Alnı hafif iç bükeydir” diyor. Yani “hafif bir çukurluk vardır, kaş üstünde” diyor. “Bombeli değildir alnı, hafif böyle içe doğru” bak “hafif” diyor ayrıca. Mesela; “burnunda hafif bir bombe vardır” diyor üst kısmında ve küçük ve çekme burunlu Mehdi (a.s.). Küçük burunludur. Bunları niye söyleyemiyorsun hazret? Niye rahatsız oldun ki? Ve bu kuyruklu yıldıza niye bunaldın sen? Onu bana söyle bakayım. Bak, İmam Rabbani söylüyor, artık insaf yani. Bin yılının müceddidi. Bininci yılın müceddidi. Bininci yılın müceddidleri, Mehdi (a.s.), İmam Rabbani ve Hz. İsa (a.s.)’dır. Üçüdür, inşaAllah.
Bak ne diyor; “15 yıl kadar önce bir külliye sohbetinde Hz. Mehdi (a.r.) ile alakalı uzun bir konuşma yapmış ve konuyla alakalı bir risale telif edeceğime dair rivayette bulunmuştum. Sonra bu sözün peşine düşüp bunu bana soranlar da olmuştu. Fakat diğer kitap teliflerimin yoğunluğu, hastalıklarımın çokluğu ve 28 Şubat sürecinde başıma gelenler, bunca felaket bu sözümde durmama bugüne kadar geciktirdi.” Bak bu kadar nedenden dolayı devam edememiş. Şimdi bütün bu olayları aşmasına neden olacak büyük bir olayla karşılaşmış. Bak, hastalık da dinlemeyecek artık, başka şey de dinlemeyecek, muazzam bir olayla karşılaşmış, açıklıyor. “Ama Rabbime hamdolsun ki, bugün bu sözü ifaya beni muvaffak kıldı. Harun Yahya müstear isimli Adnan Oktar’ın,” hay maşaAllah, bak atom bombası gibi orada patlamışım. Adamın, Cübbeli’nin kafasına kan gelmiş. Hasta adam ayağa kalkmış bir anda. Hastalığı devam ediyor, hastalığı devam ediyor, hastalığında bir değişme yok. “Adnan Oktar’ın Hz. Mehdi (a.r.) hakkındaki hadis-i şerifleri tahrif ederek, konuyu kendine yönlendirmesi ve kendine uyan hiçbir hadis-i şerif bulunmadığı halde "yüz hadis bana uyuyor” şeklinde söylemesi, daha da beteri Kıyametin sene 1500’lerde kopacağı konusunda bir husus ortaya atarak,” bak, “daha da beter” diyor. Kıyametle ilgili bilgiye “daha da beter” diyor. Çünkü Fatih Altaylı’nın en çekindiği şey Kıyametin yakın olması. Yani herkesin istediği bu. “Kıyameti uzak de” diyorlar buna. “Çok uzak vakitte olduğunu söyle” diyorlar. “…ortaya atarak Resulullah (s.a.v.)’a iftira etmesi, kendileri hakkında çalışma yaptım diğer konular arasında bu konuyu öne almama sebep oldu.” Diğer yaptığı konu ne biliyor musun? İslam’da cinsel hayat, seksle ilgili kitap yazmış, iki cilt. Onun hemen müjdesini verdi. Bak İttihad-ı İslam bu kadar önemliyken, bu İslam Birliği bu kadar önemliyken, Müslümanlar mahvediliyorken, adamın öncelik verdiği kitaba bak. “İslam’da Cinsel Hayat diye iki cilt kitap yazdım” diyor, müjdeliyor Flash Tv’de. Şimdi “hadis-i şerifleri tahrif ederek,” ben hadis-i şerifleri olduğu gibi, Ehl-i Sünnet eserlerden olduğu gibi aldım. Peki sen alabildin mi Cübbeli Efendi? Sen alamadın. Bak söylüyorum alamıyorsun ve alamazsın da. İkinci baskısını ben yaptırayım. Yine bu dursun ama o hadisleri al. O Kütüb-i Sitte’deki hadisleri al. Ama alamıyorsun, alamazsın da. Mehdi (a.s.)’nin bütün alametlerini say. Berzenci’deki olsun, Kütüb-i Sitte’deki ve diğer hadis kitaplarında, mesela El Kavlu'l Muntazar Fi Alametil Mehdiyyil Muntazar’daki hadisleri al, alamazsın. “Kendine yönlendirmesi,” ne yapayım bana benziyorsa suç mu bu? Yani şimdi, “yüz hadis benziyor” diyor. Yüz elli hadis benziyor. Yüz değil, yüz elli. Sayayım istiyorsa. Bir gün programı ona ayırayım, sayayım. Yüz elli tane hadis benziyor, doğru. Ama ben Mehdilik iddia etmiyorum, etmem de ve yemin ettim, defalarca yemin ettim. İki yüzü, üç yüzü bulmuştur yaptığım yemin. Bak diyor ki; “ve kendisine uyan hiçbir hadis bulunmadığı halde,” niye yalan söylüyorsun? Niye bunu yapıyorsun? Doğru söylemiyorsun. Yalan söylüyorsun demeyeyim de, doğru söylemiyorsun. Kardeşim bir kere, “alnı geniş” hadisi bir kere uyuyor, “burnu küçük” hadisi uyuyor, “kaşları kavisli” hadisi uyuyor. “Yanağında ben var” diyor. Benim sol yanağımda var ben.
OKTAR BABUNA: Hem de açık renkte.
ADNAN OKTAR: “Açık renktedir ve kabarıkçadır” diyor. Uyuyor. “Alnında tek kaş çatma çizgisi var,” uyuyor. “Burnunun üzerinde küçük bir bombe var,” uyuyor. Alnım çukur yani inişi bombeli değil, uyuyor. Geniş omuzluyum, uyuyor.
OKTAR BABUNA: Yeşil göz uyuyor.
ADNAN OKTAR: Yeşil gözlüyüm, uyuyor. Geniş göğüslüyüm, uyuyor. Uyluklarım geniş, uyuyor. “Orta boylu” diyor, uyuyor. Dişlerim düzgün, uyuyor.
OKTAR BABUNA: Sırtınızdaki benler tıpa tıp, milimetrik.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Cildi parlaktır” diyor. Parlak cildim. Çocuk cildi gibi, lisedeki cildim gibi aynen duruyor.
OKTAR BABUNA: Seyyidsiniz Hocam. “Kafkaslar üzerinden” diyor.
ADNAN OKTAR: “Seyyid” diyor. O da uyuyor. Omzumda ben var, uyuyor, aynısıyla. Tam kalp hizasında, Peygamberimiz (s.a.v.)’de olduğu gibi, uyuyor. Et beni var yine, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “biraz üstündedir, yukarıdadır” diyor.
OKTAR BABUNA: Hatta cildiyeciye gitmiştik Hocam, siz söylemiştiniz, kötü bir şey olmasın diye. Hadis bilinmiyordu o zaman. Sonradan anlaşıldı böyle bir hadis olduğu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Ben hatta şaşırdım bu nasıl bir et beni böyle dedim. Büyükçe bir et beni vardı. Kadın mıydı? Bayan baktı sırtıma. Uyuyor. Hani uymuyordu? İsmi de uyuyor, hepsi uyuyor. Birçoğu uyuyor. Ama bak ben diyorum ki; Allah’ın bir zavallı kuluyum, Müslümanların ayağının tozuyum. Benim ne haddime öyle bir şey söylemek yani. Tahayyül dahi edemem, Allah vermesin. Ne cüret, bir Müslüman; “benim imtihanım bitti, ben Cennetlik oldum, ben Mehdi (a.s.)’yim” diyecek. Diyemem. Benzemesine benziyor. Bediüzzaman diyor; “Darwinizme, materyalizme karşı mücadele edecek” diyor. Benden başka da mücadele eden yok, benziyor. “İstanbul’da çıkacak” diyor, benziyor. Tankerin patladığı gün, ben onun akşamı geldim. O gün geldim. “O gün çıkar Mehdi (a.s.)” diyor. O yönden de benziyor.
OKTAR BABUNA: “İleri yaşlarda genç görünümlüdür” diyor. MaşaAllah, çok genç görünüyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Benim yani gücümü kuvvetimi tahmin, tahayyül edemezsin, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Doğumu gizlidir” diyor. Evde doğum, sizin de o şekilde, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başka ne var aklına gelen? Yüz elliye tamamlayalım. Cübbeli’ye mahcup olmayalım.
OKTAR BABUNA: Okuyayım mı Hocam? Çok var yani, maşaAllah. “Alnında bir iz, yara izi.” Onu söylemiştiniz Hocam zaten. Hatta ağabeyinizle çarpışıp, yara izi oluyor.
ADNAN OKTAR: “Kardeşi azdır” diyor. “Kardeşi azdır.” Bir tane kardeşim var.
OKTAR BABUNA: “Hafif çekik gözlüdür” diyor. Hafif çekik gözleriniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çekik gözlüyüm, tabii.
OKTAR BABUNA: Saçınız, sakalınız siyah. Yanlarda ince, önden düzeltilmiş. “Güzel yüzlü” diyor. MaşaAllah, çok yakışıklısınız, güzel yüzlüsünüz, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Konuştuğunda bütün dünya dinler” diyor. Uydu yayınından herkes dinliyor, duyuyor.
OKTAR BABUNA: “2010’da cemalini göreceksiniz” diyor.
ADNAN OKTAR: “Herkesin evine girer, herkes yüzünü görür” diyor. Kardeşim şimdi bu konuda Cübbeli benimle yarışamaz. Bu konuyu bir kere bıraksın. Bu konuda yenerim, net. Burada doğru söylemiyor. Bak diyor; “kendine uyan hiçbir hadis olmadığı halde,” bu lafı kaldırsın. Benziyor, fakat Mehdilik iddia etmiyorum ve etmem de. Müslüman nasıl desin böyle bir şey? Vahiy olması lazım, Kuran’da açık ifade olması lazım.
OKTAR BABUNA: Ki adınız bile çıkıyor Hocam. Adnan soyadı.
ADNAN OKTAR: Bak, “daha da beter” diyor. “Kıyametin sene 1500’lerde kopacağı hususunda bir hadis olduğunu ortaya atarak Resulullah (s.a.v.)’a iftira etmesi” diyor. Bak şimdi kimin iftiracı olduğunu ben ona göstereceğim, Cübbeli’ye. Tabii, utanma hissi gelişmiştir, inşaAllah, umarım. Yani gelişmediyse de gelişsin bundan sonra. Bak şimdi Cübbeli hazır ol, sana gösteriyorum. Cübbeli Hazretleri dikkat et şimdi, bir iyice yaklaş şöyle, yanaş, yanaş, iyice yanaş, yanaş, ekrana bak bakayım, var mıymış yok muymuş? Peygamber (s.a.v.) ne diyormuş bir bak bakalım, oku. “Sene 1500,” bak şimdi sana çok kolay bir hesap öğreteceğim, ilkokul çocuğunun bile öğreneceği gibi.
Bak ne diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “İbn-i Asakir diyor ki;” uzun bir sahabe silsilesinden sonra, “Enes b. Malik (r.a.)’den: "O dedi ki;"” bak bunu Suyuti söylüyor yalnız Suyuti hadis imamıdır. Bitti, Suyuti söylüyorsa, o hadis tamamdır, doğrudur. Tabii Cübbeli’nin kafası nedir bilmiyorum. Yani Ehl-i Sünnet inancındaysa, Suyuti Ehl-i Sünnet’in göz bebeğidir. “Resulullah (s.a.v.) buyurdu; "Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah-u Teala onun için gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişçesine şu dünyanın 7 bin yıllık ömrü müddetince sevap yazar."” 7 bin yıllık bir takvimden bahsediyor Peygamber (s.a.v.). Şimdi ilkokula gitmiştir Cübbeli, tahmin ediyorum. Biraz hesabı vardır. “Bundan hesap çıkmaz” diyor da. Şimdi ona hesap öğreteceğim. Bak, çok kolay bir hesap. Şimdi 7 bini bir yere yazsın. Rakam yazmayı biliyordur. Bak bir 7 koyacak, 3 tane de sıfır koyacak yanına, 7 bini yazdı. Şimdi ne diyor Ahmed İbn-i Hanbel? Hanbeli mezhebinin kurucusu, mutlak müctehid. Ve İbn-i Hanbel de, Elmalılı da, Suyuti de hepsi bu hadisi alıyorlar. Yani sahih olduğu konusunda hepsi ittifak halindeler. “Ahmed İbn-i Hanbel İlel'inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den, o da Vehb'den rivayet etti: Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki;” Bak Cübbeli duy. “Dünyadan 5600 yıl geçmiştir.” Şimdi zekan müsait Cübbeli, 7 binin altına,5600 rakamını koy bakalım. Yaz şimdi güzelce, yazdın. 5, 6, 0, 0, iki tane de sıfır koydun. Çek altına bir çizgi. Şöyle bir eksi işareti koy. Yap bakayım hesabı, sana on beş dakika müsaade. O ne kadarda yaparsa hesabını. Ama ben sana söyleyeyim, 1400 kalıyor. Bu nedir? Hani iftiraydı? 1400’le, 1500’ün arasında ümmetim ömrü bitiyor. Bunu kim söylüyor? Bediüzzaman Said Nursi söylüyor. Sungur Ağabey de bak bu toplantıda bağıra bağıra yüksek sesle söyledi bütün millete. 70 senesi var Müslümanların. 1431’deyiz. “1506’ya kadar ancak devam edecek” diyor, Bediüzzaman. “1507’den itibaren bozulma başlıyor” diyor. “70 senelik bir vaktiniz var” diyor. İsa (a.s.) da, Mehdi (a.s.) de hepsi bu vaktin içinde. Hani iftiraydı Cübbeli Efendi? Hesabı gerçi şu an yapıyorsundur. Birazdan bitireceksin, Allah’ın izniyle. Bak, 1400 rakamına ulaşacaksın Cübbeli Efendi sonunda. Hesap çıkmaz diyordun ama hesabın çıktığını sana gösterdim. Demek ki doğru söylüyormuşum. Suyuti de doğru söylüyormuş. Kaç tane hadis var burada? Sekiz tane hadis var. Sekiz, sekiz. Bak, gel bir say bakalım. Cübbeli Efendi bakıyor musun? Bak, sekiz tane hadis-i şerif var. Bir daha da böyle bu konuda yanlış bilgilendirmeye kalkma, adamı böyle hale getirirler inşaAllah.. Dedim ki, “hadis var. Ahir zamanda 70 bin sarıklı deccalin safında, Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecekler” dedim. “Yok, öyle hadis” dedi. Getirdim, ispat ettim. Süleymaniye Kütüphanesi’nden orijinallerini çıkardım, evrakın. İki tane birden, iki ayrı Ehl-i Sünnet aliminin eserlerinden getirdim, gösterdim.
Hangi kanalda devam edeceğiz yarımda, inşaAllah? Kaçkar, Karadeniz. Hay aslanlarım, Karadeniz’in koç yiğitleri, canlarım benim. Bütün milletim güzel huylu ama Karadeniz de çok şahane, maşaAllah.
SUNUCU 1:HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımız saat 00:30’dan itibaren Kaçkar Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Ya Allah, Bismillah. Hicr Suresi, 89. Hicr Suresi çıktı. “Ve deki;” şeytandan Allah’a sığınırım. “şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım. Parça ayırıcılara indirdiğimiz gibi.” Müslümanları parçalayanlar, ayrı ayrı bölümlere ayıranlar; mezheplere, ülkelere bölenler, ülkelere bölünür de yani birbirine düşman edenler. Bak, diyor ki Allah; “Ki onlar Kuran’ı parça parça kıldılar.” Kuran’ın işine gelen kısmını alıyor, işine gelmeyen kısmını almıyor. “Rabbine andolsun, onların tümüne bunu soracağız.” Yapmakta oldukları şeyleri. Allah, “hepsinin hesabını soracağım” diyor. “Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkca söyle ve müşriklere aldırış etme.” Bak “müşriklere aldırış etme.” Demek ki böyle ürüyecek müşrikler, biz de yolumuza devam edeceğiz. Tabii Cübbeli’yi tenzih ederim, adı geçen kişileri tenzih ederim. Bak “şüphesiz o alay edenlere karşı biz sana yeteriz” diyor, Cenab-ı Allah. Haşa, elhamdülillah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...