SUNUCU 1: Tekrar iyi akşamlar sayın izleyicilerimiz. Yayınımıza Kahramanmaraş Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve harunyahya.tv sitemizden devam ediyoruz. Buyursunlar Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Söyle bakalım.
OKTAR BABUNA: Hocam, siz söylemiştiniz; “muhabbetlerde insan farkında olmadan yol alır” diye, “sohbetlerde” inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, insanlar güzel ortamda güzel bir hal içerisinde oluyor. Resulullah (s.a.v.)’ın yanında da öyle oluyor. Gül bahçesine giren gül kokar, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Araf Suresi: “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul’e) uyarlar; o, onlara marufu emrediyor, münkeri yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor” şeytandan Allah’a sığınıyorum “ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki” o müşriklerin getirdiği, yalan yanlış garip inançları, garip yasakları, garip engelleri, yanlış engelleri, “zincirleri indiriyor” kaldırıyor. Ferahlık, özgürlük veriyor. Özgürlük sağlıyor Peygamber (s.a.v.). “Ona inananlar” Resulullah (s.a.v.)’a inananlar, “destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler” yani Kuran’ı izleyenler “işte kurtuluşa erenler bunlardır” diyor Allah.
“De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (Peygamberi)yim. Göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur.” Yani adam diyor ki; “benim” diyor. Yok; Allah’ın, yerin ve göğün mülkü Allah’ındır. “O'ndan başka İlah yoktur, O diriltir ve öldürür.” Bak, “O'ndan başka İlah yoktur, O diriltir ve öldürür.” Diyor ki adam; “şu şunu öldürdü.” Allah öldürür, onu sebep eder. Trafik kazasında, yok “kalpten öldü” kalpten ölmez, Allah öldürür; kalbi vesile eder Allah. “Öyleyse Allah'a ve ümmi Peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.” “Peygambere iman ederseniz hidayete ermiş olursunuz” diyor Allah. “Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır.” Bak bu ayrıca bir sır olarak Kuran’da verilmiş. “Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır.” Kuran’a hayran, Kuran’a tabi Museviler var, gizli. Kuran bak, ona işaret ediyor. “Musa’nın kavminden hakka yönelten” hakikaten de çok kilit noktalardalar, yani önemli noktalardalar. “ve onunla adalete davranan bir topluluk vardır.” Kuran’a tam tabi inşaAllah.
Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Buyurunuz.
OKTAR BABUNA: Bu, mağaralarda resimler vardı Hocam, 25-35 bin yıllık. Gösterelim mi onları Hocam?
ADNAN OKTAR: Göster.
OKTAR BABUNA: Binlerce yıl öncesine ait mağara resimleri. Mesela 17 bin yıllık resimler görünüyor burada, Lascaux Mağarası. Buradaki boyadaki karışımlar çok özel, 25 bin yıl boyunca bozulmamış. Atın ayağı da kabartmalı bir zeminde çizilerek hareketli izlenim veren gelişmiş bir yöntem kullanılıyor burada da. Siz söylemiştiniz Hocam, bu kadar bin yıl boyunca bozulmadan gelmiş olması çok üstün teknolojik kullanıldığının, dolayısıyla o dönemde çok üstün bir teknolojinin olduğunu gösteren bir delil olmuş oluyor, inşaAllah. Yine 16 bin yıllık resimler, mağara gibi nemli bir ortamda, soğuk sıcak hava gibi; hiçbir bozulmaya uğramamış. Yine 32 bin yıllık bu resimler de, Chalvet Mağarası. 32 bin yıllık aslan resimleri, yine çok katman kullanılan başka bir resim; önde bir at, arkada öküz görülüyor. Bu da atların dört değişik halini gösteren özel bir resim, 32 bin yıllık aslan resimleri yine, burada 17 bin yıllık dünyada ilk polikrom tekniği kullanılan resim. Günümüzde de kullanılan, tek bir noktada değişik renklerin elde edilmesi tekniği. 16 bin 500 yıllık resimler, Altamira Mağarası. Picasso, ünlü “Altamira’dan sonra her şey bozulmuş” sözünü buradaki resimleri gördükten sonra söylemiş.
ADNAN OKTAR: Evet, ne anlıyoruz bu resimlerden Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Çok özel bir teknolojinin olduğunu o dönemde. Bu, Hocam yine Mısır şeylerinde ampul resimleri vardı. O ampulü canlı yayında ortaya koymuşlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, görelim.
OKTAR BABUNA: Ve o çizimlerdeki ampulün, Mısır çizimlerindeki ampulün işlevsel olduğunu ortaya koymuşlar bilim adamları. Şimdi bunu canlı yayında gösteriyorlar. Aynı, çizimlerdeki ampulü görüyoruz burada. Şimdi gösterecek. Bakın bu çizimlerdeki ampul, Mısır; tam olarak işlevsel. Binlerce yıllık çizimler bunlar Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Adamlar orada ampulü nasıl yaptılar, hayret. Elektrik de yapmışlar, ampul de yapmışlar. Aslında başka araç gereçler de yapmışlar. Firavun devrinde muazzam bir teknoloji varmış. Ama saraya ait, yani onlara ait; dışarı pek sızdırmamışlar. Yani özel kalmış, sonra da halka yansıtmamışlar. Halkın kullanacağı gibi değil de, sadece sarayın özel kullanacağı gibi bir teknik kullanmışlar. Evet, bu çok şaşırtıcı.
Bu, mağarada yapılan resimlerde, resimlerin bozulmama sebebi nedir? Niye bozulmuyor onlar? Renkleri niye solmuyor?
OKTAR BABUNA: Çok özel bir teknik alaşım kullanılması, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir insana şimdi “yap” desek yapabilir mi?
OKTAR BABUNA:Yapamaz Hocam.
ADNAN OKTAR: Yapamaz.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, badana bile bir iki senede dökülüyor, evin badanası.
ADNAN OKTAR: Değil mi, otuz bin sene resmin mağarada kalması? Bir de bayağı güzel çizmiş, çok düzgün çizmiş.
OKTAR BABUNA: Evet, Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Eskiz çalışması gibi yapmış ama çok şahane yapmışlar. E onların dediğine göre; “o devirdeki adamlar böyle lafını sözünü bilmeyen, daha konuşmaya başlayamamış, elinde baltalarla hoplayarak sıçrayarak yürüyen, kıllı kılçıklı, tüylü falan mahluklar” diyor. Burada ne görüyoruz? Adam sanatçı. Neandertallerin olduğu mağaralarda ne görüyoruz? Müzik aletleri var. Flüt ve gayet de güzel çalıyor. Halen kullanılabilir vaziyette, şu anda da kullanılabilir vaziyette. Dolayısıyla onların anlattıklarının tamamen hayal olduğunu anlıyoruz. Yani gayet güzel, modern bir hayat yaşadıkları, kaliteli bir hayat yaşadıkları anlaşılıyor.
OKTAR BABUNA:Bu, bahsettiğiniz flüt Hocam, 67 bin yıllık.
ADNAN OKTAR: Bak, 67 bin yıl önce adamlar nota biliyor, sanattan anlıyorlar. Müzik aletleri kullanıyorlar. Bu, sadece bu kalanlar. Şimdi, bezden olan şeyler kalmaz, çürür. Ahşap da, mağaranın yapısından dolayı kalmış bunlar. Bunlar da kalmaz normalde. Hiçbir şey kalmaz, çürür. Ama bazen oradaki kimyasal ortam veyahut ortamın soğukluğu veyahut oksijensiz olması, şu, bu falan nedenlerle bozulmadan kalabiliyor.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela bak, Nuh (a.s.)’un Gemisi’nin kalması; adamlar iniyorlar, oksijen yok. E dolayısıyla orada bir kurt murt falan, hayvan gelişecek gibi bir ortam yok. Ve aşırı derecede soğuk, sıfırın altında ısı, bir de kalın buz tabakası oluşmuş, onun altında kalmış. Yani, derin dondurucuda Allah muhafaza etmiş, derin dondurucuda nasıl etler kalıyor, şeyler kalıyor; o da derin dondurucuda muhafaza olmuş, ahşap. Olduğu gibi kalmış. Yalnız o Nuh (a.s.)’un Gemisi’nin bulunması konusu, basın örtbas etmeye çalıştı ama çok çok büyük olay o, inşaAllah.
Var mı onun filmi sende? Hazır var mı bizde onun filmi?
OKTAR BABUNA: Var Hocam.
ADNAN OKTAR:Yukarıya bir sor, bakalım var mı.
OKTAR BABUNA:Siz söyledikten de bir süre sonra, “Nuh’un Gemisi bulunacak” demiştiniz Hocam, ondan sonra da Allah buldurmuştu, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, ne demiştim?
OKTAR BABUNA:“Nuh’un Gemisi bulunacak” demiştiniz Hocam. İsmen söylemiştiniz. Hatta dağın ismini de vermiştiniz. “Ağrı Dağı olabilir” demiştiniz. MaşaAllah, tam dediğiniz gibi Ağrı Dağı’nda Nuh’un Gemisi bulundu Hocam, siz dedikten bir ya da iki sene sonra, siz söyledikten sonra Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, var mıymış film?
OKTAR BABUNA:Burada da Hocam 12 bin yıllık boncuklar var. Fakat boncukların üzerindeki delikler çok anlamlı. Bunlar ancak bir metalle yapılmış olabilir. Bu taşın üzerinde, taşla bu şekilde delik açmak mümkün değil, taşa taşla vurularak. Böyle sert taşlarda böyle delik açılması için mutlaka metal kullanılması gerekiyor, çelik veya demirden yapılmış aletler. Bu bir teknoloji olduğunu gösteriyor.
ADNAN OKTAR:12 bin yıllık?
OKTAR BABUNA: 12 bin yıllık Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Bunlar ne diyorlar? Yok; “Tunç Çağı”, “Demir Çağı”, “Bakır Çağı” falan eskiden anlatılardı bize böyle, hikayeler dinlerdik. Bak 12 bin yıllık. 12 bin yıl önce adam çelik oluşturmuş, çelikle taşı delmiş. Çelik matkapla taşı delmiş. Ama okside olduğu için o tip şeyler kalmıyor. Ama taş kalmış.
OKTAR BABUNA:11 bin yıllık yemek kapları, yine.
ADNAN OKTAR:Bunlar mağarada mı bulunmuş?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Baksana adamlar bayağı özenlilermiş.
OKTAR BABUNA:Evet. Antik Mısır’da elektrik kullanılıyordu; işte o ampul, biraz önce gördüğümüz. Onun buradaki ampul çizimleri, elektrik ampulü, evet.
ADNAN OKTAR:Yani şimdi bunun ampul olduğu çok net. Yani şu anda da bunlar kullanılıyor. Bu yani kullandıkları dirençler, şunlar bunlar falan, kablolar falan net. Ama nasıl elde ettiler? Mesela şu elektrik akımının geldiği o alet de ortada. Oradaki kablo da görülüyor. Kablo da geliyor, arkasından ampule… Zaten ampul kullanıldığını şuradan anlıyoruz. Bu piramitler yapıldığında karanlık dehlizler var, yüzlerce metre derinlikte. Yani karanlık odalar var. Çok fazla oda var, yani hacmi de büyük. Bu koridorlar ve odalar çok titiz teknikle mükemmel resmedilmiş. Boydan boya, böyle milim santim taşırılmadan, gayet düzgün resimler yapmışlar. Şimdi bu resimleri yaparken orada ışığa ihtiyaç var. Herhalde bu adamlar gözü kapalı yapmadı bunları. Karanlıkta resim yapılmaz; mum yakması lazım veyahut meşale olması lazım. Şimdi mum yaktığında, meşale olduğunda da is olur. İs hiç yok, hiç yok. Yani net elektrik, ampul kullanmışlar. Ama elektriği nasıl elde ettiler, ben onu anlayamadım. Yani pil mi kulandılar? Koskoca yani böyle büyük lambalar da pille de yanmaz aslında dev jeneratöre ihtiyaç var. Yani büyük jeneratör kullanılması lazım; çünkü o piramidin içi uçsuz bucaksız, acayip büyük bir yer yani, çok büyük yer. Yani bayağı güçlü jeneratör kullanılması gerekiyor. Elektriği kolay elde etmenin bir yolunu bulmuşlar. Yani daha kolay bir metotla, yani bizim bildiğimiz jeneratör kullanması yönteminin daha dışında. Çünkü güç kaynakları küçük bak, görüyorsun, resimde de var. Yani bir insanın üstüne oturduğunda falan işte makul, mesela en fazla iki metre falan, bir buçuk metre, bir buçuğa bir falan gibi bir şey, bir alet. Bu nasıl bir tekniktir? Bunu araştırmak lazım tabii, mesela bu çok garip; çünkü bayağı güçlü bir aydınlatma yapıyor. Çok büyük ampul kullanmışlar. Çünkü ampul kullanılırken de ampulün içerisindeki havanın boşaltılması gerekiyor. Yani onu nasıl elde ettiler? Mesela o da çok acayip. Akla tek gelen var; ecinniler. Cinlerin dışında bu iş olmaz. Cinlerde dehşetli ilim var, inşaAllah. Hz. Süleyman (a.s.) devrinden kalma bir ilim. Cinler devreye girince bunlar olur tabii, çok kolay yapmışlardır. Yani çünkü onlarda teknoloji diye bir sorun yok, cinlerde. Gayet kolay, her şeyi yapabiliyorlar.
TEKNİK EKİP: Nuh’un Gemisi videosu hazır.
ADNAN OKTAR: Evet, bir bakayım ona.
-VTR-
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bu konuyu biz daha teknik, kendi imkanımızla daha genişletelim. Bu çok büyük olay. Teknik analizini yapalım. Bir de geminin oturuş şeklini, içerdeki yani toprak içerisindeki volkan küllerinin altında kalmış gemi, onun diğer bölümlerini de detaylar vererek anlatalım. Yani sadece onların anlatımıyla bırakmayalım. Tahta bozulmamış. Bak adam tak tak tak vuruyor, olduğu gibi duruyor. Ama hiçbir hayvanın yaşayacağı gibi değil, yani gerek soğukluk açısından gerek oksijen olmaması açısından ya mümkün değil. O yüzden ağaç olduğu gibi kalmış. Tahtanın biçimi, kesiliş biçimi tam gemilerde olduğu gibi; o geçmeli yapılması tam gemilerde olduğu gibi. Çivi de ayrıca kullanılmış. Zaten var çiviler. Onlar da bozulmamış. Paslanmış gerçi ama yani kopmamış; olduğu gibi duruyor. Hayvanların bağlandığı, yani gemide hayvanların bağlandığı çiviler de görülüyor. Fakat asıl, geminin diğer bölümlerine girilememiş. Ya orada kap, kacak, Hz. Nuh (a.s.)’tan kalan eşyalar, birçok şey vardır. Aşırı derecede soğuk ve oksijen yok. Yani oksijen verilmesi lazım içeriye geniş çaplı bir hortumla oksijen tankı götürülmesi gerekiyor. Bir de oraya araç gidemiyor. Yani oksijen olmadığı için araba çalışmıyor. Yani o yükseğe çıkmak mümkün olmuyor. İnsanın çıkması da çok zor, insanlar da zor yaşıyorlar. Oksijen tüpleriyle girilmesi gerekiyor. Şimdi diğer bölümlere girilmesinin yolunu bir arayalım. Çünkü çok küçük bir bölümüne girmişler geminin. Gemi çok çaplı ve kenar iç kısımları, arka kısımlarına kalmış. Yani eşilip tünel açılıp içeriye girilmesi gerekiyor. Bunlar, bir deprem olmuş. Depremde toprakta bir çatlak olmuş, aralık meydana gelmiş. Adam da yürürken o aralığa tevafukken basmış. Ayağı kaymış, içeri girmiş. O zaman anlamışlar; “burada bir şey var” diye. İçeriye girip, detaylı arama yapınca oraya ulaştılar. Bak deprem olmasa onu da anlayamayacaklar. Yani kapalı normalde, tamamen kapalı, toprağın altında kalmış. Deprem vesilesiyle çatlak oluştuğu için içeri girdiler. İçeri girdiler fakat geminin yan bodoslama kısmına girdiler. Geminin asıl iç kısmına girmesi için geminin tahtalarının kaldırılması lazım, açılması gerekiyor. İç kısmına girilecek o zaman, yani diğer odalara. Mesela o zaman Müslümanların kaldığı bölümler, yattıkları bölümler, yatak odaları -çünkü uzun süre kaldılar bu gemide- hayvanların beslendiği yerler; yani onlardan çok fazla kap kacak, eşya falan çok fazla malzeme vardır oralarda. Çünkü Müslümanlar orada çekip indiler aşağıya. Yani gemiyi o haliyle bıraktılar. İndikten sonra aşağıda yerleştiler. Ondan sonra dağıldılar oraya buraya yani çeşitli semtlere. O yüzden, şimdi bunlar normalde yani materyalist-Darwinist bir adam o geminin detaylarının öğrenilmesini istemez. Onun için çok engel koyacaklardır. Bizim resmi girişimde bulunmamız lazım. Zaten jandarma bölgesi orası, jandarma zaten kimseyi sokmuyor oraya. Özel izinle bunlar gitmişler, orada arama yapmışlar. Uzun süreden beri, askeri bölge aynı zamanda; kimse sokulmuyor. Yani istihbarat amaçlı kullanılan bir yer aynı zamanda, yüksek olduğu için. Yan odalara bir an önce girilmesi gerekiyor. Tahta parçalarından büyük parçalar sökülüp getirilmesi gerekiyor ve bunların bir müzede sergilenmesi gerekiyor. Ve bu olayın çok daha böyle geniş çaplı, dünyaya duyurulması gerekiyor.
Bakın, bütün dünya radyoları, gazeteleri, televizyonları suspus. Bizim basın da suspus. Sadece örtbas etmek istiyorlar; o kadar. Yani konuyu kapatmak istiyorlar. Kardeşim, dört bin metre yükseklikte, volkanik küllerin arasında koskoca bir gemi var. Yani alenen gemi biçiminde bir ahşap yapı var ve odaları var ve hayvan bağlanacak yerler var. Ama içine normalde insan giremiyor; oksijen yok çünkü. Yani bir insanın yaşayacağı bir yer değil. Yani herhangi bir amaçla yapılmış olması mümkün değil. Yani gerek soğuk açısından, gerek oksijen olmaması açısından hiçbir canlı yaşamıyor. En küçük böcek bile yaşamıyor; hiçbir şey yaşamıyor yani. Öyle bir yer. Dolayısıyla yani bir insanın orada onu tanzim etmesi, ayarlaması, yapması da mümkün değil. Ve en az beş bin yıllık ağaçlar, yani orada kullanılan kereste. Adam nereden bulacak beş bin yıllık keresteyi, oraya getirecek ve tam gemi biçiminde, oksijensiz ortamda onu yapacak? Hangi çağda, ne zaman yapsın yani? Bir de yaşanacak gibi değil. Bir de girilecek bir yer yok ki. Zaten şu kadarcık bir delik var, bir insan ancak sığıyor yani. Adamlar koskoca keresteleri nereden onun içine soksunlar yani? Tonlarca kereste kullanılmış. Yani öyle az boz değil; çok büyük gemi, ucu bucağı yok. Adamlar kendileri zor yani, ucu ucuna girebiliyorlar. Oraya kereste mereste sokacak, onları biçimlendirecek, gemi biçiminde şekil aldırtacak, üstünü volkanik küllerle kaplayacak falan; yani hiç olması mümkün değil teknik olarak. Yani imkansız. Net olarak Nuh’un Gemisi ve diğer bölümlere girerlerse zaten konu kapanacak, anlarlar. Şimdi biz onların örtbas ettiği konuyu sürekli gündemde tutacağız.
Örtbas edilen neler var? Proteinlerin tesadüfen meydana gelememesi var. Bir protein tesadüfen meydana gelemiyor. Bilim adamları bunu örtbas ediyor. Biz bunu sürekli gündemde tutacağız. Mehdi (a.s.) konusu örtbas ediliyor; gündemde tutacağız. Kıyamet çok yakın, örtbas ediliyor; gündemde tutacağız. Nuh’un gemisini örtbas ediyorlar; gündemde tutacağız. Şimdi onlara bir müjdemiz daha var. Şimdi Hz. Musa (a.s.)’nın Kutsal Sandığı önümüzdeki günlerde o da bulunacak, Kutsal Sandık. Bakalım onu nasıl örtbas edecekler? Yani edemezler onu; öyle edilecek gibi değil, yani sandığın görünümü açısından. Bir dahaki sefer sandık hakkında bilgi verelim Oktar Hocam, inşaAllah. Dış görünümü, yapısı, genel çatısı hakkında bilgi verelim. Tevrat’ın orijinalleri bulunacak. Hem Tevrat’ın hem İncil’in orijinalleri bulunacak. Aslında bir kısım orijinal parçaları var. Yani muhafaza edilen var. Bizim devletimizin de muhafazasında olan var bir tane İncil’in orijinali. Evet, şu anda mesela o niye tutuluyor? Ben onu anlamadım. Yani mikrofilmleri çekilsin, halka gösterilsin; gizleniyor. Gizlenmesine gerek yok. O artık ortaya çıkarılması lazım. Mesela İncil’in orijinal sayfalarından var; çok az, bir veya iki sayfa o devre ait. Halk bilmiyor, gizli. Fotoğrafları var bizde. Onları gösteriyoruz. Şimdi bu insanlardan gizlenen hem bilgidir sürekli, ısrarlı sunalım. Mesela insan kafatası bulunuyor. Parçalayıp, yok ediyorlar. ‘Homo Sapiens’ tabir edilen. Mesela farz edelim altı yüz bin yıllık, yedi yüz bin yıllık kafatası bulunuyor. Adamlar un ufak edip; yok ediyorlar. Şimdi orayı kontrol etme imkanımız yok şu an. Çin’de bulunabiliyor, fosiller bulunabiliyor. Adamlar da hapsediyorlar, onlardan da alınacak gibi değil. Çin de çok sıkı önlem almış durumda. Fosil bulunduğunda, varsa fosil, hemen yok ediyor adamlar. İnsan kafatasına çok hassaslar. Hayvan kafataslarında da, onlarda da çok hassaslar. Ama yabancı bir tür hayvan türü olursa ona ses çıkartmıyorlar; onun fosilini özel koleksiyonerlerin almasına müsaade ediyorlar. Ama devletler, hiçbir devlet fosil sergisi açmıyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde yok fosil sergisi.
SUNUCU 2:Evet mesela siz geçenlerde getirdiniz, daha da getirebiliyorsunuz sanırım. Onlar nerede tutuluyorlar?
ADNAN OKTAR:Bunlar özel koleksiyonlar. Şahısların evlerinde, mesela İzmir’de bir insanın evinde var, İstanbul’da var, Avrupa’da çok insanın evinde var, Amerika’da var dünyada; koleksiyonerlerin var sadece. Devletler açmıyor.
SUNUCU 2:Hani ben de merak ediyorum; “gidip görülebilecek bir yer var mı?” diye size soracaktım.
ADNAN OKTAR:Yok. Dünyanın hiçbir yerinde fosil sergileyen müze yok; yasak. Bak, yer altından yani şu an dört yüz milyona doğru gidiyor. O kadar çok ki kaynıyor. Ben bizim evin bahçesinde bile, ben bile buldum fosil, kaya katmanlarında. Kayalardan çıkıyor yani. Her yerden çıkıyor. Mesela midye fosili çıkıyor kayanın içerisinden, parçalanıyor midye. Kim bilir kaç yıllık, yani taş haline gelmiş. Şimdi onların tabii vicdanına biz bırakamayız. Yani “siz bir gün sergi yapar mısınız? Nasıl?” falan diyemeyiz. Mesela hatta İran’a da teklif ettik. Dedik ki; “kardeşim “dedik, “siz müsaitsiniz, sizde” dedik, “fosil sergisi yapalım, birçok koleksiyoner var. Dünyanın her tarafına söyleyelim. Rica edelim. Birisi bir bina ayarlasın.” İran yanaşmadı. Yani onlar bile tırsmış. Kabul etmiyorlar. Kardeşim yer altında bulunan fosil. Alıp koyacağız. Yorum da yok. Biz “yer altından böyle bir fosil çıkmış” diyeceğiz, o kadar. Çünkü o fosilin özelliği, adam baktı mı, diyeceğiz ki mesela; “bu tavşan fosili.”
SUNUCU 2:Bugünkü tavşanın aynısı.
ADNAN OKTAR:Tıpkısının aynısı. Yanına da fotoğrafını koyacaksın tavşanın, yorumsuz.
SUNUCU 2:Tamamen yaratılışa ispat oluyor o zaman.
ADNAN OKTAR:Yaratılışı ispat ediyor, tabii. Mesela bak, devletin kitaplarında asla bulamazsın fosil. Asla koymuyorlar. Kardeşim bak on, yirmi, elli, yüz bin falan değil; üç yüz elli milyonun üstünde sayısı. Aynısı, hayrettir yani, hiç değişmemişler. Bildiğin kaya olmuş, taş olmuş. Böyle adam balyozla vuruyor gibi taşı, taş kırılıyor, şak arasında hayvan, taş olmuş, bildiğin taş. Yani kemik memik hiçbir şey kalmamış. Fakat milim santim değişmemiş hayvanlar, olduğu gibi duruyorlar. Her türlü hayvan var. Dünyanın hiçbir yerinde müsaade yok. Fosil sergisi açamıyorsun, yasak.
OKTAR BABUNA:Yeni geldi arkadaşımız New York Doğa Tarihi Müzesi’ne gitmiş. Hiç gerçek fosil yok Hocam içinde.
ADNAN OKTAR:Yok, resim var, koymuyorlar.
OKTAR BABUNA:Evet, alçıdan kalıplar var.
SUNUCU 2:Sizin buraya getirmeniz çok güzel olmuş.
ADNAN OKTAR:Evet. Koleksiyonerlerde çok fazla var. Yani öyle hatta bazı şehirlerde, bazı semtlerde falan adamlar bahçelerinde, kayaları falan eştiğinde hemen çıkıyor. Hiçbiri değişmemiş. En çok saklanan bilgi budur insanlardan. Bunun hakkında bilgi vermezler.
OKTAR BABUNA:Siz ortaya koyana kadar kimsenin haberi yoktu Hocam üç yüz elli milyon fosil olduğundan. Gerçekten bilinmiyordu dünyada.
ADNAN OKTAR:Tabii. Ben de tevafukken fark ettim. Akademi’de, Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’ndeyken oranın kütüphanesine gidiyordum evrimle ilgili araştırma yapmak için. Kitapları indirdim. Bakıyorum, mesela bir kurbağa fosili var, altında da işte mesela “otuz milyon yıllık kurbağa” diyor. Baktım aynısı, hiçbir değişiklik yok. Öbürüne baktım; aynısı. Öbürüne baktım; aynısı. Ama az koymuşlar, yani toplam yirmi tane filan ancak vardır fosil fotoğrafı, fazla yok. Baktım bunlar fosillerden korkuyor. “Bu iş öyle olmaz” dedim, “böyle olur.” Bu Yaratılış Atlası’nı hazırladım.
SUNUCU 2:Mükemmel bir şey olmuş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Baktım Fransa bu işin ağababası. Yayınevine dedim, “bak arkadaşım ben ne telif hakkı istiyorum, ne şu ne bu hepsi senin olsun. Şu Fransa’yı bana bir gecede yerle bir et” dedim. Yani, “ne kadar kitap varsa ayır, bak bütün gelecek karlarımı da sana verdim” dedim yani.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Yıllarca sürecek karlarım da senin. Adamların bir iflahını keseceksin” dedim. “Bas” dedim. “Ücretsiz dağıt.” “Tamam Hocam” dedi. Fransa’da ne kadar politikacı var, siyasetçi var, sporcu var, sanatçı var, hepsinin Fransızların hazır listeleri var, ticaret ehli için hazırlanmış listeler var. Buradan tırla gitti. Bir gece harekâtı; Fransa sabahına dümdüz, yerle bir oldu Allah’ın izniyle. “Gökten felaket yağıyor” diyor.
OKTAR BABUNA:Üç gün ses çıkaramadılar Hocam, bir önce.
ADNAN OKTAR:Fransız gazeteler önce üç gün şoka girdiler böyle. Dilleri tutuldu. Dördüncü gün dilleri açıldı. Bakın gazete başlığına bakın; “Gökten Felaket Yağıyor” diyor. “Fransa’nın” diyor, “yüzlerce yıllık kültürü bir gecede yok oldu” diyor. Bak; “Fransa’nın” diyor, “yüzlerce yıllık kültürü bir gecede yok oldu.” “Ya” dedim, “şimdi bunlara üçer beşer gönderince bunlar hoplar, tedbir alırlar” dedim. “Ani vuralım” dedim, “bir daha hoplayacak halleri kalmasın” dedim. Yani öyle bir vuralım ki hani bir daha hoplayacak hali olmasın. Tam anlamıyla öyle oldu. Ben dedim yani, “bunlar acayip feryat ederler” dedim. Kardeşim, bir bağır bir bağır da deşarj ol, bir rahatla. Üç gün çıtları çıkmadı; dördüncü gün felaket haberleri peş peşe. Bakın, başta bakın, “deprem”, “deprem” diye başlık atmış Fransa’da. Yani kitapların dağıtılışını, sosyal deprem olarak alıyor. E kardeşim, “el mi yaman” demiş, “bey mi yaman” demiş, “bey hepsinden yaman” demiş. Adamı böyle yaparlar işte. Siz yüz elli sene milleti kandırmaya çalıştınız. Bak biz yüz elli saat sürmedi, yerle bir ettik Allah’ın dilemesiyle. Nasılmış? Bir daha yalan söyleyecek misiniz? Ağızlarına biber sürmedim ama kitap sürdük ağızlarına.
OKTAR BABUNA:Binlerce haber çıktı Hocam, maşaAllah. Öve öve de bitiremiyorlar aslında. Yani kalitesini, içeriğini maşaAllah, böyle anlata anlata.
ADNAN OKTAR:“Ya” dedim, “şimdi bunlar bu kitap böyle küçük bir kitap olursa” dedim, “bunu yakarlar, bu kitabı” dedim, “yırtarlar. Öyle bir kitap yapayım ki” dedim, “ne yakabilsinler ne yırtabilsinler.” Sobaya girebilecek gibi değil bu, çapı olarak mümkün değil yani. Bir de normal koydun mu yanmıyor zaten. Öyle bir yapısı var yani. Yırtmak mümkün değil. Dört kişi birden uğraşsalar yine yırtamazlar inşaAllah, yani ortadan böyle bölemezler. Ha tek tek yaprak yaprak uğraşırsa ayrı mesele ama onu da bayağı bunalır yani, yorulur. O çünkü o yaprakları buluyor bu sefer insanlar; “ya bu nedir?” falan gibisinden. Evet.
OKTAR BABUNA:İşin doğrusu hepsi kütüphanesinde tutuyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, gönderip de yırtan, atan, kesen falan yok.
OKTAR BABUNA:Yok Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İş bitti, iş bitti. NTV’yi, NTV değil mi o? Ona rica etmişler. “Sen bir yas tutar mısın koçum” gibisinden. Onlar böyle dededen kalma yöntemlerle daha hala Darwin dedelerinin eski masallarını anlatıyorlar. Çoktan patlattığımız, toz duman olduğu konuları daha hala anlatıyorlar. İşte “Piltdown Adamı’nı bulduk”, bilmem ne, “Java Adamı’nı bulduk.”
OKTAR BABUNA:“Neandertaller duygusaldı”
ADNAN OKTAR:Ya dedem, “patlattık” diyorum. Yani dümdüz ettik, hepsini açıkladık tek tek yani. Ta proteinlerden başladık, hepsini bitirdik. Arkasından Almanya, bunların tam ağababaları Almanya; istirham ettik oraya. Danimarka, Norveç, İsviçre, Hollanda, İngiltere, İtalya, ispanya, Amerika, Amerikan Parlamentosu, Amerika’daki ünlü sanatçılar…
OKTAR BABUNA:Sarkozy, Tony Blair…
ADNAN OKTAR:Tamamı, Allah’ın izniyle yerle bir oldu inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Tom Cruise.
ADNAN OKTAR:Bir de ikinci cildini ayrı gönderdim, üçüncü cildini ayrı gönderdim; sırf işkence olsun böyle. Yani şunu demek istiyorum, “işkence” derken tabii şaka diyorum. Yani; “iflahınızı kestim, bak ikinci üçüncü cildi de dağıldı. Nerede olduğunu da bilmiyorsunuz” diyorum. Çünkü bak, birinde birinci cildi var. Birisi diyor ki; “ya, bende ikinci cildi var” diyor. Öbürü diyor ki; “ben de üçüncü cildi var” diyor. “Kara haber tez yayılır” derler. Onlar için kara haber bu. Müslümanlar için nur haber, aydınlık haber. Bak, adam zaten bak; “gökten felaket yağıyor” diyor. Gökten sana nur yağıyor dedem, nur. Sen nuru karanlık görüyorsun, karanlığı da nur olarak görüyorsun. Senin yanlış düşüncelerini işte böyle düzelttik, geçmiş olsun.
OKTAR BABUNA: Bu Roma’daki toplantıya gittiğimizde Hocam, dünyanın her tarafından Darwinistler vardı orada. Tamamında vardı. Bir tane bir kadında yoktu sadece. O geldi, elimizdeki tek kopyayı istedi. Dedik ki; “tek kopya veremeyiz” diye. Ertesi gün bir tane Yaratılış Atlası ile geldi. O okulun İlahiyat Fakültesi üniversitenin, hemen yanındaki kitapçıda satılıyormuş ki oradan almış hemen, gördüm maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dün de birisi telefon etti, muhalif birisi; “nerede bulabilirim” dedi. Hemen anında bulmuş. Demek ki sorun değilmiş yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Onun da nasıl olduğunu anlatmıştınız Hocam. Bir tespih geliyor size, demiştiniz. İçinde amberler var böyle, içinde böceklerin olduğu tespihte gördükten sonra...
ADNAN OKTAR: Zincirleme olay gelişti. Allah işte bek, neleri vesile ediyor. “Bana” dedim ki, “amberden bir tespih var mı?” dedim, amberden tespih oluyor. Onlar bir amber tespih aldılar. “Hocam” dediler, bazılarının içinde de böcek oluyormuş” dediler” amberlerde.” “Nasıl oluyormuş bu?” dedim. Bir tane getirdiler, böyle amber içerisinde böcek. “Allah Allah nasıl oluyor bu?” dedik, “var mıymış başka?” Adam; “yok” dedi. “İnternette var mı?” dedik. İnternette baktık, hakikaten birkaç kişi de daha var. Sonra baktık, koleksiyonerler falan dünya çapında. Meğer çok yaygın bir konuymuş. Yani mesela adamın evinde, bin tane iki bin tane fosil var, koleksiyoner; bir başkasının evinde altı yüz, yedi yüz tane; bazısında on, on beş tane. Her yerde var, dünyanın her tarafında. Bazısı duvarına asmış. Mesela balık fosili var, tablo gibi, koleksiyoner duvarına asmış. Hepsi ile bağlantıya geçtik. Hepsinin fotoğraflarını en kaliteli şekilde çektirttim en gelişmiş teknoloji ile. Böyle yani milimetrik detayları çeken özel fotoğraf makineleri ile çektirdim. Ve çok klâs ve hiçbir şekilde reddedemeyecekleri fotoğraflar ortaya çıktı.
OKTAR BABUNA: Özel tekniklerle maşaAllah, özel makinelerle özel tekniklerle.
ADNAN OKTAR: Ondan sonra zaten solun çöküşü başladı Avrupa’da. Bak, atlasların dağıtımından sonra bütün dünyada sol çökmeye başladı. Çünkü sol Darwinizm’e dayalıydı.
OKTAR BABUNA: Göstereyim mi Hocam? Taş yarılıyor içinden fosil çıkıyor burada.
ADNAN OKTAR: Göster.
OKTAR BABUNA: Şu şekilde bu resimde gösteriyor. Bu, taş; ayaklarının arasında duran. Yarılınca içinden fosil çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Bak, vurunca taşı, bölünce ikiye; çıkıyor. Bak, taşın arasında taş olmuş balık. Hiçbir şekilde değişmemiş. Bildiğin, inşaatta kullanılan taş. Mesela 100 milyon yıllık, 150 milyon yıllık; hiçbir değişikliğe uğramamış. Siz hiç, okulda sen hiç gördün mü daha önce böyle evrimi anlatan kişilerin bulunduğu yerlerde, şurada burada fosil gördün mü sen hiç?
SUNUCU 1: Hayır, görmedim.
ADNAN OKTAR:Görmedin. Kardeşim bak, üç yüz elli milyon tane, yani dağa taşa sığmaz; dağ meydana gelir, üç yüz elli milyon fosilden dağ meydana gelir. Sadece koleksiyonerlerin evlerinde gizli, o kadar. Hiçbir devlet kabul etmiyor fosil sergisi yapmayı, hiçbir devlet. Bak, TRT de yine evrim propagandasına devam ediyormuş. Yani TRT bak olacak iş değil. Ve açıkladığımız halde ispat ettiğimiz halde evrim propagandasına devam, tam yol, kaldıkları yerden. Eskiden Bilim Teknik Dergisi her hafta evrim propagandası yapardı, sürekli. Hiç aslı astarı olmayan bilimsellikle alakası olmayan izahlar. Hiçbir yerde, bir okulda bir proteinin molekülünün nasıl olduğu, nasıl meydana geldiği, bunun teknik olarak tesadüfen olup olmayacağı ile ilgili hiçbir yazı çıkmaz. Dünyanın hiçbir yerinde yok, yasak. Kardeşim bilimsel bir konu, ne çekiniyorsunuz. Protein, molekül; koyun resmini, “arkadaş” dersin, “bu molekülün oluşması için şu şartlar var” anlat; “bunun da tesadüfen oluşma ihtimali yüzde kaçtır?” bilimsel bir şey. Ne var bunda? “Bilimsel olarak” diyor, “bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimali vardır” diyor. “Ne kadar?” diyoruz” “Bir sayısının yanına” diyor, “dokuz yüz elli tane” diyor, “sıfırı yan yana koy” diyor; “o kadarda bir ihtimaldir” diyor. Dokuz yüz elli bin tane sıfır koysan yanına yine oluşmaz, dokuz yüz elli bin tane. Haydi diyelim senin dediğin gibi oldu, yani mümkün değil; “oldu” diyelim. Türkiye’de Bağlarbaşı semtinde bir tane protein oluştu tesadüfen. Bir de Kenya’da bir tane daha protein oluştu, bir tane daha. E kim bunları bir araya getirecek? Yani normalde mümkün değil oluşması da. Bir tane de orada oluştuğunu düşünelim, bir tane de Konya’da oluştuğunu düşünelim. Biri sağ elli oldu, biri sol elli oldu.
SUNUCU 2: “Hepsi sol” demiştiniz.
ADNAN OKTAR:Evet. Nasıl birleşecek?
OKTAR BABUNA: Birleşemez.
ADNAN OKTAR:Kardeşim onlar kilometrelerce yolu “ey protein” diyecek, “ya sen orada oluşmuşsun hemşerim, ben de burada oluştum.” “Sen nesin?” diyecek; “ben sağ elliyim”, “ben de sol elliyim”, “e olmuyor” diyecek, “var mı sol elli olanlar” falan diyecek. Mesela Güney Afrika’dan diyecek ki bir tanesi “ben sol elliyim.” “E o zaman atla uçağa gel” diyecek yani. Protein de gelecek; “birleş” diyecek, “iki tane protein olduk” diyecek. Üç tane, haydi bir milyon, yüz milyon tanesi bir araya gelsin, bir trilyonu; protein tozu oluşur, başka bir şey olmaz. Satılıyor protein tozu, bodyciler kullanıyorlar. Protein tozu, başka bir şey olmaz. O yürümez. Einstein olmaz. Başbakan olmaz, sanatçı olmaz. Yazar olmaz, öğrenci olmaz, hiçbir şey olmaz. Kutunun içinde durur o toz. Milletin gözünün içine baka baka acımasızca kandırıyorlar, acımasızca. Millete de büyü yapıldı insanlara, yani deccaliyet büyü yaptı bütün dünyaya, yani bir elektromanyetik alan meydana getirdiler, insanların beyninin büyük bir bölümüne bir şey oldu, kavrayamıyorlar, anlayamıyorlar. Şeytan Kıyamete kadar bunu muhafazaya çalışıyor. Kıyamete de çok az bir vakit kaldı. Eğer şeytan dediğini yaparsa kendinin -güya- Allah’a haklı olduğunu ispat edecek. Diyecek ki; “işte bak, ben demedim mi?” diyecek. Mehdi (a.s.)’yi hesap etmiyor şeytan, hiç hesap etmediği bir şey Mehdi (a.s.). Hâlbuki baş edemeyeceğini görüyor. Şu an şeytanın kafası Mehdi (a.s.)’nin ayaklarının altında çıtır çıtır eziliyor. Tabii, yapacağı da hiçbir şey yok. Kral Mesih olarak geçen Muhammed Mehdi (a.s.), şeytanı öldürecek; İsa Mesih (a.s.) de ona yardımcı. İsa Mesih (a.s.)’i görmeleri de yakınlaştı. Ama ona daha var. İsa Mesih (a.s.) çok daha gizlidir. Mehdi (a.s.) daha aşikârdır, daha alenidir Mehdi (a.s.). İsa Mesih (a.s.) çok çok daha gizlidir, çünkü siyasi faaliyet yapıyor o. Daha çok siyasi ağırlıklı yaptığı için onun ki çok daha gizli, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu fosile bir örnek vereyim mi Hocam? Siz anlattırmıştınız nasıl sakladıklarını. Amerika da Smithsonian Enstitüsü var, çok büyük bir müze. Müzede Kambriyen Dönemi’ne ait patlamayla ortaya çıkan, böyle yani birden bire ortaya çıkan fosiller yaratılışı desteklediği için, müze müdürü yetmiş yıl saklıyor Hocam, öldükten sonra depoda buluyorlar.
ADNAN OKTAR: Yetmiş yıl.
OKTAR BABUNA: Adam ölüyor doksan yaşınsa, depoda buluyorlar fosilleri. Saklamış yetmiş yıl boyunca, yaratılışı ispatladığı için. Dünyanın en iyi müzelerinden biri Smithsonian Enstitüsü, Amerika’da.
ADNAN OKTAR: Hangi fosiller bunlar?
OKTAR BABUNA: Kambriyen Dönemi’ne ait fosiller Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama bak, tamamını saklıyor. Dedemin uyanıklığını görüyor musun? Yetmiş yıl. Yetmiş yıl da adamlar uyuyor orada. Sorsana, “buranın içi taş dolu. Bunlar nedir?” “Dede bunları niye topladın?” Niye demiyorsun. Ucu bucağı yok, depo çaka çaka dolu. “Dedem bu nedir?” İnsan bir merak eder. Yetmiş yıl saklamışlar.
SUNUCU 1: İş ortakları varmış demek ki.
ADNAN OKTAR: Allah-u alem yani. İşlerine gelmeyenleri bak, parçalamalarına rağmen yine durum böyle. Yine baş edemiyorlar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam, evelAllah yerle bir ettiniz, yerle bir. Otuz yılda, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bana birer soru soracaksınız, istirham ediyorum. Mesela, “şu konu” de, konusunu söyle, soruya gerek yok.
SUNUCU 1: Az önce bahsettiğiniz sandıkla alakalı, sandığı merak ettim Hocam.
ADNAN OKTAR: Hz. Musa (a.s.) zamanında saf altından yapılmış bir sandık, büyükçe bir sandık, ondan sonra akasya dalından tutacak yerleri var ama onların üstü de altın ile kaplanmış. Böyle kanatlı iki tane insan figürü var yüzleri birbirine dönük, som altından ama. Kapaklı, kapağı var. İç kısmı yine ahşap, dış kısmı altın kaplama, içinde Hz. Musa (a.s.)’dan kalma kutsal eşyalar var. O sandığın içerisinde muhtemelen, çünkü Kuran’da ona dikkat çekilmiş, Hz. Süleyman (a.s.)’ın dayandığı bir asası var. Asa kırılıyor, iki parça. Yani kurt yemiş, iki parça kırılmış olarak, yani o kırılmış parçası olarak asanın o sandığın içinde olduğunu düşünüyorum.
SUNUCU 1: Sandığın ismi Ahit Sandığı mı?
ADNAN OKTAR: Evet, Ahit Sandığıama içinde İmran ailesine ait, işte diğer kutsal emanetler var birçok. Mesela o zaman Müslümanların yediği helva var, o dönemde yani doğal olarak oluşan. Bir kap içerisinde, yani altın kap içerisinde. Muhtemelen bozulmuştur. Yani tam anlamıyla kalmaz, yani fosilleşmiştir. O şekliyle ondan var. Gömlek; bozulması mümkün değil, ona göre tedbir almışlardır, gömlek var. Ya ama çok fazla kutsal eşya var o sandığın içerisinde, kapalı olarak. Zaten açıldığında kaç bin yıllık olduğu, o eşyaları detayla hepsi ortaya çıkacak, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir canlandırması vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Evet, aşağı yukarı bu tarz. Bir sır daha söyleyeyim, tapınak şövalyeleri yüzyıllardan beri bu sandığın peşindeler.
SUNUCU 2:Bu, Süleyman’ın tapınağında duran sandık.
ADNAN OKTAR: Evet, zamanında orada duran. Hz. Musa (a.s.) zamanında olmuş, Hz. Süleyman (a.s.)’ın sarayında muhafaza edildi bu Kutsal Sandık. Bakın, bir sır veriyorum -kolay kolay sır vermem- tapınak şövalyelerinin en büyük amaçlarından birisi bu Kutsal Sandığı bulmaktır. Bakın, altını çizerek söylüyorum; tapınak şövalyelerinin en büyük amaçlarından bir tanesi bu Kutsal Sandık’ı bulmaktır. Bu Kutsal Sandık Mehdi (a.s.) tarafından bulunacaktır. Anlaşıldı mı? Kutsal eşyaları, bizzat kendisi kapağı açıp, kendisi ortaya koyacaktır inşaAllah. Bir de Tevrat tabletleri var. Yani Tevrat’tan bir kısım tabletler var ki yani bir tablette geçen kısım zaten Kuran’da geçiyor. Yani kısa bir ayet, o tabletlerden bir tanesinde, zaten Kuran’da onlara işaret ediliyor. Kuran’da hiçbir konu öyle sebepsiz anlatılmaz. Yani “o tablette bu yazıyor” diyorsa Allah, o tablet görülecek tablettir, inşaAllah. Yani bir şey vardır onda. Allah onu durduk yere demez. Mesela “Hz. Süleyman (a.s.)’ın asası kırıldı” diyorsa, o asa kırık olarak muhafaza altında demektir inşaAllah. Mesela Hz. Nuh (a.s.)’un Gemisi’nden bahsediliyor, bakın buyurun, gemi bulundu. Yani neyden bahsediyorsa Kuran’da, bilin ki Allah’ın izni ile bulunacaktır. O Kutsal Sandık çok ısrarla anlatılıyor. Bu sandık şu sanduka, yani o akasya ağacından yapılmış sandık, ahşap kısmı içinde bunun, aynı zamanda Hz. Musa (a.s.)’nın içine konduğu sandıktır, küçük sandık. Onun üstü altın kaplanmıştır sonra, bu hale getirilmiştir. O tabii herhangi bir akasya ağacı değil, herhangi bir olay da değil. Yani tabii biz, “Allah-u alem” diyerek söylüyoruz, inşaAllah. Olduğu vakit görürsünüz, inşaAllah. Tevrat’ın orijinali bulunacak. Birçok Musevi, Müslüman olacaklar Hz. Mehdi (a.s.) vesilesi ile. Ama bu Kutsal Sandık’ın bulunması çok büyük olaydır. Yani dünyada yer yerinde oynayacak yani. Asıl bunu bekliyorlar. Tapınak şövalyeleri de bak, bin yıl önce İstanbul’a gelmişler, “bu ikinci gelişimiz” dediler, “Hocam” dediler “tapınak şövalyeleri olarak” İnşaAllah. Bak adam, buraya gelen, tapınak şövalyelerinin otuz üç dereceli olan masonu, dünya masonlarının lideri yaptılar benle görüşmesinden sonra. “Çünkü bizim beklediğimiz bazı alametlerle biz karşılaştık” dediler. Yani; “binlerce seneden beri beklediğimiz, yani bin küsur seneden beri beklediğimiz bazı olaylar vardı, onlarla karşılaştık” dedi adamlar. Şimdi yeniden gelecekler, sırf tapınak şövalyeleri ayrı geliyorlar şimdi, ayrıca. Hem masonlar gelecek ama ayrı tapınak şövalyelerinin en ileri gelenlerinden oluşan bir ekip geliyor şimdi. Bak, bunu söylememiştim; ayrı. İstanbul’da bir yerde bir şey var, onu merak ediyorlar. Bir şeyler var İstanbul’da. İstanbul öyle boş bir yer değildir; çok doludur. Şimdi yer-koordinat olmaz tabii de, İstanbul çaka çaka doludur. Özel alametler oluşturulmuştur, mesela; “şurada şu varsa, orada şu vardır, oralarda…” hepsi, alametleri oluşturulmuştur, inşaAllah. Onlar da haklı olarak merak ediyorlar, Yalnız bu sandık öyle herhangi bir sandık gibi bir yapı değil. Yani onun zamanı gelince daha detaylı inceleriz, anlatırız inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ayet okuyorum Hocam o konu ile ilgili. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.”
ADNAN OKTAR: Bakın, şimdi ayeti sen bölüm bölüm oku. Şeytandan Allah’a sığınırım.
OKTAR BABUNA: “Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının belgesi”
ADNAN OKTAR:Hah, Mehdi (a.s.)’nin de belgesi olacaktır. Bak, Kuran ona da işaret ediyor. Mehdi (a.s.)’nin de belgesi olacaktır. Evet?
OKTAR BABUNA: “Size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki)”
ADNAN OKTAR: Bak, “Tabut'un gelmesi.” Bir yerde demek ki bak, ‘gelme’. Bak, ‘bulma’ ayrıdır, ‘gelme’ ayrıdır. Bir yerden bir yere geliyor.
OKTAR BABUNA: “Onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur’”
ADNAN OKTAR:Hah, onda Mehdi (a.s.)’ye de güven olacaktır ve insanlara müthiş bir huzur gelecektir. İçlerinde hiç tereddüt kalmıyor, tam kanaatleri gelecektir. Çünkü karbon metoduyla kaç yıllık olduğunu da görecekler. Eşyaların orijinal olduğunu da görecekler. Ve Tevrat’ın değişmemiş, orijinal nüshasında nasıl Peygamberimiz (s.a.v.)’e işaret edildiğini, Kuran’a nasıl işaret edildiğini, Mehdiyete nasıl işaret edildiğini; bunları da görecekler. Evet?
OKTAR BABUNA: “Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar var.”
ADNAN OKTAR: Bak, “Musa ailesinden ve Harun ailesinden.” Bakın, masonlar hep törende, çırak töreninde de -tapınak şövalyelerinde de vardır- Harun’un kutsal yağ kabı vardır. Yani saçını ve sakalını yağladığı, yağ sürdüğü, yani parlak ve bakımlı olması için kullandığı yağ. Zaten onlar dua ederken de onu söylüyorlar bak, “Harun’un” diyor, “saçından sakalına doğru” diyor, “inen” diyor, “yağın” diyor, “Mesih yağının” diyor ve devam ediyor dua, o şekilde devam ediyor. Onun için bir şeylerin bulunacağından da eminler. Yani onlara ait yağ kapları, Mesih yağ kabı, yani bunlara benzer. Bunları da biliyorlar. İstanbul’un da olağanüstü bir yer olduğunu biliyorlar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:“Onu melekler taşır” inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın, şimdi bu çok önemli bir şey. “İnsan taşıyor” demiyor. “Bir yerden bir yere” bak, “gelecek” diyor. ‘Gelme’ ayrı bir konudur. Ve “melekler taşır” diyor değil mi, Cenab-ı Allah? Ayet ne diyor devamında?
OKTAR BABUNA:“Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır."
ADNAN OKTAR:E bak, “eğer inanmışsanız” diyor, “şüphesiz”, “şüphesiz sizin için bir delil vardır.” İşte bak, dünya hakimiyetinin kilit noktalarından bir tanesidir bu ve net delildir yani. Kimsenin inkar edemeyeceği gibi açık delildir, inşaAllah. Dinsizi, imansızı, imanlısı, herkesin kabul edeceği bir delil; şimdi bunu görecekler. Bakalım ne diyecekler o zaman? İnşaAllah, değil mi Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Evet, estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Nuh’un Gemisi’ni söylediniz Hocam, yerini de işaret ettiniz, aynen çıktı Hocam orda, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak bu Kutsal Sandık’ı da aşağı yukarı evet, orijinaline aşağı yukarı aynen benziyor.
SUNUCU 1:Çizim kim tarafından yapılmış?
ADNAN OKTAR:Bunu bilmiyorum. Bununla ilgili çok fazla öyle çizimler var.
SUNUCU 1:Temsili?
ADNAN OKTAR:Evet, temsili çizimler. O çizimlerden herhangi bir tanesi yani. Tablolar var, resimler var; çok fazladır bu inşaAllah. Ama yaklaşık böyle, evet, inşaAllah. Ama tabii bu kadar düzgün ve şey olmaz, yıpranmıştır yani biraz. İnşaAllah. Fakat altın olduğu için, yani saf altın olduğu için tabii okside olmamış oluyor. Temizliği olduğu gibi kalmış oluyor, inşaAllah. Taberiye Gölü önemlidir, Antakya önemlidir, İstanbul önemlidir. Altını çizerek söylüyorum, inşaAllah. Yani ben söylemiyorum, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Biz Peygamberimiz (s.a.v.)’den naklediyoruz. Ne duyuyorsak oradan aktarıyoruz, inşaAllah.
Evet, bak Bediüzzaman diyor ki; “o zat” diyor, “bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâm’ın muavenetiyle (İslam Birliği’nin yardımlaşmasıyla) ve bütün ülema ve evliyanın” tarikat şeyhlerinin, büyük alimlerin yardımlarıyla ”ve bilhassa Âl-i Beyt'in neslinden (özellikle Peygamberimiz (sav)’in neslinden) her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla (Peygamberler soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) o vazife-i uzmayı yapmağa çalışır” diyor. Yani bunu anlatırken ayete ve hadislere dayandırıyor. Fikir jimnastiği yapmıyor. Fikir jimnastiği yapmıyor, “farz edelim” demiyor. Var olan bir şeyi söylüyor, Peygamber (s.a.v.)’in söylediğini söylüyor.
“Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin izhar etmek lazım gelir. Ve anladık ki” diyor, “bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz)” Mehdi (a.s.) ve talebelerine. “Onun” diyor, “pişdar, öncü bir neferiyim. Öncü bir askeriyim” diyor, Bediüzzaman. “Hiçbir cihette” diyor, bakın, “hiçbir cihette, Ahir zamanın o acip şahsı gibi olamam” diyor Bediüzzaman. “Hiçbir cihette” diyor. “Ahir zamanın o acip şahsı” diyor mesela. “Acip” yani tarif edemiyor Bediüzzaman, acipliğinden dolayı, inşaAllah.
“Elbette” diyor bak, mühendislik projesi değil bu, tahmin değil. “Elbette” diyor. Elbette ne demektir? Net. Ayete, hadise dayandırıyor. “O kuvvet-i azimedeki (büyük kuvvetteki) bir hamiyet-i aliye (yüce bir gayret) feveran edecek (coşacak) ve Hazreti Mehdi (a.s.) başına geçip, tarik-i hak ve hakikate sevk edecek” diyor. “Fikir jimnastiği yaptım” demiyor Bediüzzaman. Akıllarını başına alsın o adamlar, inşaAllah.
Bak, “bundan bir asır sonra zulümatı (karanlığı) dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirtleri (talebeleri) olabilir” diyor Bediüzzaman, inşaAllah.
“Her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, Ahir zamanın Büyük Mehdi unvanını alamamışlar” diyor. Büyük Mehdi (a.s.)’nin özelliği, sadece diyanet değil, sadece iman hakikatleri anlatmak değil; “hem o, hem siyaset, hem cihat, hem saltanat, hepsini yapacak” diyor. Yapmadığında ne olur? Yani; “sadece diyanet ve iman hakikatlerini yaptığında, büyük Mehdi (a.s.) olamaz” diyor. “Çok güzel hizmet yapar, Allah razı olsun” diyor Bediüzzaman, “yapar tabii ki” diyor. “Ben de yaptım, öbürleri de yaptı” diyor. İman hakikatlerini, mesela Abdülkadir Geylani’nin hizmeti çok büyüktür. Bütün dünyayı nura gark etti. Ama büyük Mehdi (a.s.) değil. Küçük Mehdilerdendir. İmam-ı Rabbani çok büyük bir insandır. Milyonlarca talebesi var. Dünyaya hakim oldu. Ama küçük Mehdidir. Çünkü sadece diyanet yönünde faaliyet yapmıştır. Bediüzzaman öyle diyor. “Büyük Mehdi (a.s.) olması için dördünü de birden yapması lazım” diyor, “hem diyanet, hem siyaset, hem saltanat, hem cihat aleminde, hepsinde” diyor. İnşaAllah.
“Bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili (açıklaması) şudur ki: Büyük Mehdi (a.s.)’nin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi” diyor. Bu üç görev bir arada olmadıktan sonra büyük Mehdi (a.s.) olamıyor. Onun için Bediüzzaman; “yani bana büyük Mehdi (a.s.) demeniz yersiz” diyor. “Tabii ki Mehdiyim” diyor, “o anlamda veliyim. Ama diğer küçük Mehdiler gibi bir Mehdiyim ben” diyor. “İmam-ı Rabbani gibi, Abdülkadir Geylani gibiyim ben” diyor. “İmani hizmet yaptım sadece” diyor. “Ama o gelecek şahıs hepsini birden topluca yapacak” diyor.
Bak, “Ahir zamanın o büyük şahsı Âl-i beyt’ten (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan) olacak.” Evet.
“Ben de onlara demiştim: “Ben, kendimi seyyid (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki ahir zamanın o büyük şahsı Al-İ Beyt’ten (Peygamberimiz (sav)'in neslinden) olacaktır.”” “Yok” diyorlar, “Bediüzzaman yalan söyledi” diyorlar. “Doğru değil” diyorlar. Kardeşim, niye yalan söylesin? Neyden çekinecek yani, sizden mi çekinecek? “Mahkemeden çekindi öyle söyledi” diyorlar. Yani bir kere ayıp; Peygamber (s.a.v.)’in hadisi var. Açık. Bediüzzaman da bunu söylüyor. “Seyyid olanın “seyyid değilim” demesi haramdır” diyor Bediüzzaman. “Peygamber (s.a.v.)’den hadis var” diyor. Bütün bunlara rağmen; “mahkemeden korkup da yalan söyledi” demek çok ayıp. Vefat etmiş bir insana böyle ağır iftira atılmaz. Bir tek Allah’tan korkuyor o. Bir de bunda çekinecek ne var. Mahkeme sorduğunda “evet ben seyyidim” der, ne var yani? “Mehdi değilim ama seyyidim.” “Yok, yalan söyledi diyorlar.” “E kardeşim peki öbürleri?” diyoruz; “e öbürlerinde de takiyye yaptı” diyorlar. “Peki, öbür anlattıkları ne?” diyoruz. “Fikir jimnastiği yaptı” diyor. Allah sana hidayet versin. Aklını Allah arttırsın. Ne konuştuğundan haberin yok senin.
Bak, “o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum” diyor. Açıkça söylemiş Bediüzzaman. Anlamazlıktan gelmenin bir alemi yok. Bunları söyledikçe gittikçe açılıyorlar. Ama deccal öyle bir büyü yapmış ki, adam yetmiş üfürüm yapmış yani, yetmiş perde oluşturmuş. Anlata, anlata, anlata perdelerin otuz beş tanesini falan ancak kaldırabildik. Aylardan beri.
OKTAR BABUNA:Tam bir açmaza soktunuz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii. Daha hala devam ediyoruz. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Kilitlediniz ama Hocam, gidecek yer yok maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Bak Darwinistler de öyle, öyle bir büyü yapmışlar ki, o büyüyü yıkmak o kadar zor oluyor ki. Geceli gündüzlü karşı telkin yapmak lazım, sürekli telkin yapacaksın. “İkna ve telkin kabiliyeti tevessü ettikçe, o taun da tevessü eder” diyor deccaliyet için Bediüzzaman. Yani “Darwinizm, materyalizm” diyor “ikna ve telkinle gelişir.” “Mehdiyet de buna karşı” diyor “ikna ve telkin kabiliyetiyle karşı koyacaktır” diyor Bediüzzaman, özetle. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olduğumuz için ikna ve telkin kabiliyetini kullanıyoruz. İkna ve telkin kabiliyetinde en önemli şeyler tekrarlardır. Çünkü tekrarla adamların beynini pişirmişler. Hani vardır ya hipnozda; “uyu, uyu” der, sürekli “uyu” der, “uyu, uyu…” Adam sonunda derin transa geçer ama sürekli “uyu” der. “Şu an derinleştin” der, “gittikçe uykun artıyor şu an” der. Adamın bir de bakarsın kafası düşer, hakikaten horlamaya başlar. E şimdi aynı şekilde deccaliyet büyü yaptı. Hipnoza soktu insanları. Muazzam tekrarlar yaparak, çok fazla tekrar yaparak; radyolardan, televizyonlardan, kitaplardan, her yerden büyüledi insanları, büyük bir bölümünü. O hipnozu çözmek öyle zamanla olacak bir şey yani, çok uğraşıyoruz. Yani yıkmak, devirmek ayrıdır; hipnozu çözmek ayrıdır. Deccalın da ana özelliklerinden bir tanesidir zaten hipnoz özelliği, inşaAllah.
"Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de." Şeytandan Allah’a sığınırım. 33’üncü ayet, Hz. İsa (a.s.) ile ilgilidir. Hz. İsa (a.s.) otuz üç yaşında göğe alındı biliyorsunuz. Bak, otuz üç. Ayet. "Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün." 2007 tarihini veriyor. Şeddeli olarak da 2057 tarihini veriyor. 2007’den 2057’ye kadar, 2056 zaten çok önemli bir tarihtir, 2056-2057 çok hayati bir tarihtir. Ömrü vefa edenler görecekler, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, bu şeyi söylemiştiniz, okuyayım mı Hocam onu? Tevrat’ta geçiyor. Masonlar da o duayı okuyor, Harun’un sakalıyla ilgili.
ADNAN OKTAR:Evet, oku.
OKTAR BABUNA: Ne iyi, ne güzeldir, birlik içinde kardeşçe yaşamak!
Başa sürülen değerli yağ gibi,
Sakaldan, Harun'un sakalından
Kaftanının yakasına dek inen yağ gibi.
Hermon dağında yağan çiğ
Sion dağlarına yağıyor sanki.
Çünkü Rab orada bereketi,
Sonsuz yaşamı buyurdu.
(Mezmurlar)
Bir de; “Hilal der ki: ‘Harun’un talebelerinden olur. O barışı severdi. Barışı yerine getirirdi. Ve tüm insanları sever, onları Tevrat’a yaklaştırırdı.’” Bu da Mişna’dan Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tevrat’taki o duayı masonlar, çıraklık töreninde ayakta el ele tutuşarak, çıraklığa kabulde o duayı okuyorlar. O başta birinci okuduğun, bir daha oku bakayım onu.
OKTAR BABUNA:“Ne iyi, ne güzeldir, birlik içinde kardeşçe yaşamak!
Başa sürülen değerli yağ gibi.”
ADNAN OKTAR:Bak “birlik içinde kardeşçe yaşamak” evet?
OKTAR BABUNA: “Başa sürülen değerli yağ gibi,
Sakaldan, Harun'un sakalından,
Kaftanının yakasına dek inen yağ gibi.”
ADNAN OKTAR: Tabii bunda bir şifre var. Yani masonik bir şifre var. Onu diğer vatandaşlar da biliyorlar. Yani diğer kişiler de biliyorlar. Bilenler var. Onu zamanı gelince açıklayacağım, inşaAllah. Yani özel şifre açıklamadır, inşaAllah. Özellikle seçilmiş bir sözdür, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir de siz söylemiştiniz Hocam, Tevrat’ta şifreli olarak “Harun” çok fazla geçiyor. Dört yerde geçerken, yirmi beş yerde.
ADNAN OKTAR:Var mı o sende?
OKTAR BABUNA:Var Hocam, inşaAllah. Arka sayfalarda; “Harun (a.s.)’un Musevi dinî kaynaklarından alıntılarla özellikleri: Levililer Kitabı’nda gizlenmiş Harun (a.s.). Musevilik dininde Hz. Harun (a.s.)’un soyadından gelenler, Museviler için son derece önemli olan Kohenlik görevini üstlenirler. Süleyman Mabedi yıkılmadan önce burada kurban kesilmesi Kohenler tarafından gerçekleştirilirdi. Günümüzde Kohen soyundan gelenler, Tora olmak üzere ilk olarak çağrılır, Nesihat Kapayim’i, cemaati bereketlendirme olarak kabul edilen Nesihat Kapayim törenini ve diğer önemli dini tören ve merasimleri gerçekleştirme görevleri onlara aittir. Tevrat’ın Levililer Kitabı’nda açık olarak dört yerde “Harun” kelimesi geçer. Ancak 1982’de Levililer Kitabı’nda yapılan araştırma sonucunda Tevrat’ın bu kitabında “Harun” kelimesinin belli harf hatlamalarıyla, bilinenden çok daha fazla sayıda geçtiği tespit edildi. Yapılan inceleme sonucunda “Harun” isminin yirmi beş defa metnin içinde gizlenmiş olduğu görüldü” Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, bu da masonların çok üzerinde durduğu, tapınak şövalyelerinin üzerinde durduğu önemli sırlardan bir tanesi. Evet, zamanı gelince anlatacağımız çok şey var. Ama şimdilik bu kadar anlatıyoruz, inşaAllah.
SUNUCU 2:Ben sizin konu başlıklarınızdan bir tane sorayım. Maddenin Ardındaki Sır, mesela. Maddenin sırrı.
ADNAN OKTAR:Sen onu anladın, ben ona hayret ettim. Mesela anlatıyordum, maddenin vasfını kavradı. Ben anlatırken, çok kısa anlattım, bayağı zeki maşaAllah. Aslında her insan anlamıyor onu. Mesela anlatıyorum adama, “haa çok ilginç hakikaten” diyor. “Anladın mı?” “Anlamaz olur muyum” diyor. Halbuki ben anlasa anlarım onu. Yani tavrına etki eder. Yani her şeyine etki eder. Çok büyük bir olaydır, anlamıyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
SUNUCU 2: O yüzden biraz meraklıyım o konuda.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bak şimdi ben seninle konuşuyorum böyle. Ben senin, net olarak, istersen yemin de edebilirim, beyninin içindeyim. Ben senin beyninin içindeyim şu an.
SUNUCU 2:Bunu kavradım aslında da, hani ne derler, “onu düşünmemeye çalışıyorum” diyeyim, hani o çizgiyi aşmamaya çalışıyorum sadece. “Ülfet” dediniz sanırım bunun için de.
ADNAN OKTAR:Evet, evet. Bak işte anlayanların yaptığı şeydir o. Anlayan çünkü bunda fena makamına geçer, eğer konsantre olursa. Konsantre olmazlarsa girmez. Fena makamına girerken de yanında bir mürşit olması lazım. Yani tek başına yol alınmaz. Fena makamına girdikten sonra zaten madde aleminden çıkıyor. Yani o artık Meleklerle bağlantı kuran boyuta girmiş oluyor. Yani Meleklerle, Hızır (a.s.) ile bağlantı kurulan boyuta girmiş oluyor. Ama çok heyecanlanacakları için ben bunu tavsiye etmem. Yani, çünkü bak ayette diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım: “Yarabbi” diyor “beni güzel bir girişle girdir, güzel bir çıkışla çıkar, beni Katından bir sultanla destekle” diyor. Bir sultanla destekleniyor, bir güç destekler. Onun için yani o tek başına yapılacak bir şey değildir. Çünkü geri inişi onun zor olabilir, yani kendi beceremeyebilir. Normalde iner, yani zaten geri inilir. Yani o olmayan bir şey değil. Mutlaka geri iner inşaAllah. Fakat çok heyecanlanabilir. Yani şiddetli heyecanlanabilir. Sen çok akıllı olduğun için anlamışsın.
SUNUCU 2:Teşekkür ederim, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Tabii. Yani gerçekten ruh sahibi olanlar bunu hemen anlayabiliyorlar. Birçok kişi anlıyor. Ama bazı insanlar anlayamıyorlar. Heyecanlanıyorlar tabii, madde olmaktan çıktıkları için ruh haline giriyorlar; şiddetli heyecanlanıyorlar. Ben bunun açılımını yapacağım. Yani şu an değil. Yani 2012’lerden sonra bunun sırlarını vermeye başlayacağım. Çünkü çok şiddetli heyecanlanacağı için insanlar, böyle bir şeyi insanlara tavsiye etmek veya böyle zora sokmak istemiyorum. Çünkü onun eğitimini aldıktan sonra ona girerlerse çok rahat ederler. Ama o fena makamına girdiklerinde, birçok şeyin sırrını çok rahat anlarlar. Yani bambaşka bir aleme geçerler. Ki yani rahatça, işte mesela Peygamberlerin de, Meleklerle bağlantı kurması ruhaniyetlerindeki bu derin değişmeyle oluyor. Yani madde aleminden çıkıyorlar. Bediüzzaman diyor: “adeta ruhu letafet kesbeder” diyor. Bak “letafet kesbeder adeta” diyor. Mesela Bediüzzaman’ın da bildiği bir ilimdir bu. Bu ilmi sahabeler de biliyorlar. Diyor ki; “biz” diyor, “iki ilim dolu kap aldık” diyor, “Resulullah (s.a.v.)’tan” diyor. “Bu ilmin birisini size açıkladık” diyor, “ama diğer ilmi açıklarsam” diyor, “bu boyun gider” diyor. “Boynumu koparırsınız” diyor, “bunu açıklayamam” diyor. Birçok hadis vardır. Bak; “iki ilim dolu kap aldım” diyor, “size birini açıkladım” diyor, “ama bu özel ilmi, onu açıklayamam” diyor, “boyun gider o zaman” diyor. Çünkü çok acayip bir mantık ortaya çıkmış olacak, bakış açısı açısından. O yüzden “söylemem” diyor. İnşaAllah. Onun için bunu kaldırabilecek insana, yani onun olgunluğunu kaldırabilecek insana bu ilim verilir. O zaman olur. İnşaAllah. Hızır (a.s.)’ın da bağlantı kurduğu boyut budur, inşaAllah. Yani fena makamında bu bağlantıda olur, inşaAllah. Ama bu ilmi bilen, bütün kainatın sırrını, hepsini bilir.
SUNUCU 2:İşte ben o yüzden girmemeye çalışıyorum.
ADNAN OKTAR:Bak Cenneti net bilirsiniz, Cehennemin nasıl olduğunu çok net bilirsiniz, ölümün nasıl olduğunu net bilirsiniz, ruhun varlığını net bilirsiniz. Yani bunu bilen adama Darwinizm’i, materyalizmi anlatmak, hiçbir şeye gerek yok. Net. Yani bir de bunu bilen adamın dinsiz olması imkansızdır. Yani mümkünü yok, mümkünü yok. Ama ruhu olmayan kavrayamıyor bunu. Yani Allah’ın ruh vermediği kişiler, yani ölü olanlar vardır, dışarıda gezen birçok insan ölüdür aslında, insanlar bilmiyorlar. Allah diyor; “siz onları diri zannedersiniz, onlar ölüdürler” diyor. Çıldırmış gibi anlatıyorlar. Adam öyle boş boş bakıyor ona, “inanamıyorum” diyor. Hatta Peygamberimiz (s.a.v)’e de diyor Cenab-ı Allah; “nerdeyse kendini helak edeceksin” diyor “onlar hidayet bulmuyorlar diye.” Adam ölü, öyle. Peygamberimiz (s.a.v.) çok tatlı, çok güzel bir Peygamber. Bak, “kendini helak edeceksin nerdeyse” acayip rahatsız oluyor onlar iman etmiyorlar diye. Çok coşkunca anlatıyor. Adam bön bön bakıyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Yani mesela bön bakışlı insanlarda pek olmuyor, anlamıyorlar, yani kavrayamıyorlar. Ama böyle keskin, akıllı insanlar çok rahat bu gerçeği kavrıyorlar. Bir anda madde aleminden çıkar adam. Yani fena makamına ulaşır, inşaAllah.
SUNUCU 2: Yani dışarıda renk olmayışı, ışık olmayışı çok mantıklı. Çok mantıksız, hani beyne göre.
ADNAN OKTAR:Yok, dışarıda ışık yok, renk de yok, madde saydam dışarıda. Gerçek halinden pek rahatsız olurlar, hiç hoşlanmazlar. Binaların hepsi saydam. Bütün kainat saydam ve simsiyah karanlık. Güneş de simsiyah karanlık. Öyle bir şey yok. Yani doğrudan Allah tarafından yaratılıyor. Renk, gölge, “gölgeyi de ben yaratıyorum” diyor Allah, ayet var. Ve “onu” diyor, “yavaş yavaş uzatıyoruz” diyor Allah. Mesela gölgenin yavaş yavaş uzatılması mucizedir. Böyle milim milim uzatıyor Allah gölgeyi. Yani müthiş bir sanattır gölge. Allah’ın en büyük mucizelerinden bir tanesidir. Gölgeyi meydana getirmek o kadar zordur ki. Yani o kadar zor bir şey ki. Mesela eşyaya göre sürekli şekil alması gerekiyor gölgenin ve onla beraber sürekli oynaması gerekiyor. Özel olarak yaratılıyor. Yani ışık ayrı yaratılıyor, gölge ayrı yaratılıyor. Yani birbiriyle bağlantılı değiller. Işık tamamen ayrıdır. Yani nur olarak Allah tarafından yaratılıyor.
Ne oldu, bitti mi? Tamam, benim imkanım var, harunyahya.tv’den devam ederim, yani benim yolumu durduramazsınız. Yakında da televizyonumuz kuruluyor. EvelAllah evelAllah, Battal Gazi gibi yani. Sabahlara kadar. İnşaAllah.
SUNUCU 1:Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv ve Kanal Avrupa’dan takip edebilirsiniz. İyi geceler.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...