SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal Avrupa, Çay Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Art Uşak Tv, Çorum Kanal 19, Iğdır Tv, Uşak Egem Tv, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Aksaray Radyo Star 94.0, Bingöl FM 102.0, Kars Kafkas FM 95.5, Nevşehir Keyif FM 92.7, Ordu Radyo Mega 88.5, Tekirdağ Yıldız FM 87.7, haberhilal.com, haberaktuel.com, selamhaber.com ve sekizsutun.com’dan yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoşgeldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Efendim, herkes hoşgeldi. Şimdi Oktar Bey başlayın, buyurun.
OKTAR BABUNA:Serdar Turgut, Türkiye’nin lider ülke olacağını söylemiş Hocam, maşaAllah bugünkü yazısında. Türkiye’de son dönemde ne kadar büyük bir değişim olduğunu söylemiş, dönüşüm olduğunu. Eğer Türkiye’nin bu fırsatı kullanırsa dünyanın lider güçleri arasında yer alacağını yazmış maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Doğru. Fırsatla alakası yok, kader öyle. Allah’ın emrettiği bir olay bu. Meydana gelmiş, yaşanmış bir olay. Bunu göreceğiz. Bak, birçok aydın hiç umulmayan aydınlar hiç umulmayan yazarlar hepsi söz birliği etmişcesine ben “Türk İslam Birliği olacak, İttihad-ı İslam olacak” dedikten sonra, iki yıldan beri bu izahlarımdan sonra ve ispat ettikten sonra, dellillendirdikten sonra “evet” dediler “Türkiye hakikaten lider ülke” dediler. Peki paramızdan, ekonomik gücümüzden mi kaynaklanıyor? Değil. Manevi gücümüzden kaynaklanıyor.
Oktar Hocam nedir anlatmak istediğin?
OKTAR BABUNA:Bir şey daha söylemiş Hocam. Değişimi istemeyen yıllardır baskı ve zorlama politikası yürütenlerin yenilgiyi kabul etmeleri gerektiğini söylemiş, artık güçlerinin tamamen yok olduğunu. Kısa bir bölüm okuyayım mı Hocam sözlerinden?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“Eski sistemin legal illegal koruyucuları bu defa yenildiler ve tecrit edildiler, artık devletten destek alamıyorlar. Bu nedenle, bu kez gelişmeler tersine döndürülemeyecek. O nedenle durumu kabul etsinler hem kendileri hem de toplumun vaktini almasınlar, hacamasınlar” diyor “Türkiyenin önünde nihayet büyük bir yol açıldığını görebiliriz” diye de bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Daha eskiden marksistler, devlet içindeki bazı ideologlar, bazı kişiler kendilerinden çok emindiler, yani Darwinizmden, materyalizmden, ateizmden ve dinin gerçekten hurafe olduğuna inanıyorlardı. Haşa, böyle insanları rahatlatmak için zaman zaman insanlar ortaya çıkmıştır bir şeyler söylemişlerdir, haşa. İdare etmişlerdir ama artık modern çağ gelmiştir dolayısıyla böyle şeylere ihtiyaç kalmamıştır gibi yani bayağı inanıyorlardı. Biz çıktık, “kardeşim” dedik “siz ta Sümerlerden kalan bir pagan putperest inanca inanıyorsunuz. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız?” dedik. “Bir de hepsinin üstünde din gerçek” dedik “Allah var. Din de doğru” dedik. “Tamamı doğru. Kuran’ın tamamı vahiy. Şimdi bak size ispat edelim” dedik. “Bir de Peygamber (s.a.v.)’in bütün dedikleri çıktı bak görüyorsunuz 150’nin üzerinde”. Hepsinin kanaati geldi ilgili kişilerin. Psikolojik olarak bütün güçlerini kaybettiler. Yani mücadele edecek, böyle terse hareket edecek güçlerini kaybettiler. Yani bu suskunluğun nedeni o, güçleri gitti. Yoksa iddia edilen Ergenekon Örgütü çok çirkef bir örgüttür. Acayip çirkeftir yani bu şekilde kendilerine bir muamele yaptırmazlar. Ama moral güç olarak çöktüler. Yani inanç yok, inanamıyor. Çünkü hakikaten Darwinizmin olmadığına inandılar, materyalizmin olmadığına inandılar. Dinin de hakikaten gerçek olduğuna inandılar. O zaman örgütün bütün inanç sistemi, moral sistemi çökmüş oldu. Hatta bir profesör demişti, “Siz başörtüsüyle falan uğraşırken bu adam alttan alta” benim için profesör bunu söyleyen ama 20 yıl önce söyledi bunu, 25 yıl önce söyledi, hadi 20 yıl önce. “Alttan alta sistemi çökertiyor” dedi. Yani “Sizin haberiniz yok” dedi. Sistem dediği işte Darwinist, materyalist sistemi kastediyor. Hakikaten dediği oldu. Tebrik ediyorum o profesörü, adam hakikaten hissetmiş demek ki. Şimdi Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu dediklerinize maşaAllah Hocam, sizin vesilenizle herkesin de kanaati geliyor. Yiğit Bulut’ta yazısında bu konuyu işlemiş, şöyle diyor: “Dünya denklemindeki Türkiye bileşeni sıçrıyor! Türk kamuoyu uyuyor” diye başlamış ve Türkiye’deki ilerlemeyi yazmış Hocam. Kısa bir bölüm okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Bu son kısmında özellikle, “Türkiye yıllardır savunduğum, uğruna her şeyimi feda edeceğim bir yolda hızla ilerliyor. Bu bilgiler ışığında şimdi siz şu detaylara dikkat edin: Benim gibi bu tezi savunanlara kamuoyunda neden büyük bir saldırı var? Aynı saldırının farklı boyutu neden siyasi otoriteye, özellikle Başbakan'a yönelmiş durumda ve en önemlisi "bugün yarın içten patlayacak" denen ordu neden "bu adımları" destekliyor? Soruların cevabı tek; yerleşik kan emici düzene karşı "ortak bir Türkiye ideali" ile hareket ediliyor ve "yerleşik düzen" can çekişiyor. Sabredin; büyük, güçlü, emperyal bir Türkiye çok yakın” diye de bitirmiş maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yiğit Bulut tam delikanlıymış, maşaAllah. MaşaAllah. Masaya 2 yıl önce güm diye bir vurduk Oktar Hocam, sesi ta Sibirya’dan geldi maşaAllah. Bütün aydınlara, bütün yazarlara, bütün fikir adamlarına, hepsine, büyük bir bölümüne müthiş bir cesaret ve kararlılık, şevk ve heyecan geldi. Gerçekleri gördüler. Mesela çıt çıkmıyordu daha önce. Tabii. Hatta işte Türkiye gitti, ordu da gitti, battık, yandık, kül olduk falan diyorlardı. Baktılar süper güç olmuşlar, haberleri yok. Baktılar Türk ordusu bölgenin en güçlü ordusu. Moral gücü çok önemlidir, manevi güç çok önemlidir. Para ile bilmem ne ile olacak işler değil bunlar, inşaAllah. Evet, söyle şimdi.
OKTAR BABUNA:Faruk Çakır da, Yeni Asya’da bir yazı yazmış Hocam, “Risale-i Nur, üfledikçe parlar” diye. Rusya’da son yıllarda Risale-i Nur’ların yasaklandığına dair haberler geliyordu hakikaten, ancak karar tamamı için değil bazı Risaleler içinmiş. Örneğin Haşir Risalesi Moskova Devlet Üniversitesi’ndeki öğretim görevlilerinin olumlu raporlarına rağmen yasaklanmış. Mahkeme bu raporu dikkate almamış. Faruk Çakır’da diyor ki; “Ne zaman ki Risâle-i Nur’u söndürmek için üflenmiş, o nurlar daha fazla parlamış, daha fazla okunmuştur” diyor.
ADNAN OKTAR:İlginç olan, hayret verici olan da Rusya’da benim kitaplarımın tamamı serbest yani her yerde satılıyor. Rus Devleti de alenen destekliyor; söylediler bize, resmi olarak da söylediler. “Kitaplarınızın satışından memnunuz. Fikirlerinizin yayılmasından da memnunuz” dediler. Bayağı hoşlarına gidiyor. Risale-i Nur’a da karşı olmazlar da orada bazı kişilerin Risale-i Nur’u anlatmalarının dışında orjinal bazı tavırlar göstermiş olmaları mevzu bahis, ondan kaynaklanan bir şey olabilir. Çünkü biz Rus Devleti güçlü olsun isteriz, Rusya yıkılsın istemeyiz. Rusya kıyamete kadar güçlü olsun, sağlıklı olsun. Rus milleti de kıyamete kadar sağlık sıhhat içinde yaşasın, mutlu olsunlar. Bizim istediğimiz onların dindar olması, materyalizme, Darwinizme karşı tavır almış olmaları, Müslümanların Müslümanlığı rahatça yaşamaları. Bazı şeylerden de işgillenmiş, şüphelenmiş olabilirler yani aslında tamamen haksız gibi de görünmüyorlar. Tamamen haksız gibi görünmüyorlar ama aslında da öyle bir şey yok. Görünüşe göre hakikaten haklı gibi görünüyorlar. Pratiğinde bakıldığında Rusya için her hangi bir risk yok. Tamamen samimiyim bu konuda, kendi araştırmam incelemem. Ama çok sathi yüzeysel bakılırsa sanki böyle Amerikan yanlısı bir tehlike varmış gibi görünüyor Rusya açısından. Ama ben pratikte incelediğimde böyle bir şeyin olmadığını gördüm, tamamen hayali. Çünkü oradaki insanlar gayet sıcak, sevecen, sevgiyi etrafa yayan insanlar. Belki Rusya’ya karşı sevgilerini daha iyi vurgulayabilirler. Rus milletine karşı, Rusya’nın güçlü olmasına karşı olan isteklerini, taleplerini daha iyi vurgulayabilirler çünkü biz hiçbir devletin yıkılmasını istemeyiz. Her devlet dursun, niye yıkılsın? Hiçbir devletin yıkılmasını istemeyiz. İhya olmalarını, iyi olmalarını isteriz. Yani bunun iyi vurgulanması lazım. Yoksa onun dışında pek bir sorun olmaz, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Ahmet Taşgetiren Hocamız da bugün bir yazı yazmış. Yazısında, “Asla unutmamak” başlıklı yazıda, başörtüsü tartışmaları ile ilgili konuşurken unutulmaması gerekenleri sıralamış uzun bir liste ama bir kaçını kısaca okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Kısaca, özetle ne diyor?
OKTAR BABUNA:Mesela, “Türkiye'nin bir İslam ülkesi olduğunu unutmamak gerekir. Türkiye nüfusunun yüzde 90'larının kendisini Müslüman olduğunu unutmamak gerekir” diye unutulmaması gerekenler listesi yapmış.
ADNAN OKTAR:Ben Ahmet Taşgetiren Hocayı çok severim. Yani çok iyi, samimi, güzel huylu bir insandır, mürşit ruhlu bir insandır. Fakat bu tip telkinlere materyalistlerin, Darwinistlerin karnı toktur, hiçbir şekilde etkilenmezler. Yani bu bir telkin metodu değildir. Türkiye’nin yüzde 90'ı Müslümandır. Efendim nedir? Oku bakayım.
OKTAR BABUNA:“Türkiye bir İslam ülkesidir. İslam'ın bu ülkede, şu veya bu şekilde belirleyici değer olduğunu unutmamak gerekir” gibi.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bunu zaten herkes biliyor. Bunların hiç etkisi olmaz. Bunlar 20 yıldan beri, 30 yıldan beri sürekli herkesten duyduğu sözlerdir. Antidarwinist, antimateryalist faaliyet yapılmadıktan sonra, imani konularda halk pekiştirilmedikten sonra, güçlü imanlı bir nesil için gayret edilmedikten sonra, bu tip sözlerden pek insanlar etkilenmezler. Alınan yolda, şu ana kadar alınan yolun sebebi de materyalizmin ezilmesidir. Karşı din, materyalist, ateist düşünce ezilmeden dine hürriyet olmaz. Din rahat etmez. Yani o ezildikçe din rahat eder. Yani düşünün, mesela terazide bir ağırlığı bir yere koyduğunda öbürü havaya kalkıyor. Ama öbür tarafı ağırlık konduğunda öbür taraf havaya kalkıyor. Ağırlığın konulması çok önemlidir. Yani ilmi ağırlık konması gerekiyor. İlmi ağırlık konulduğunda net netice alınır. Budur bu, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Sabah Gazetesi’nde profesör Fuat Sezgin’le bir röportajda İslam Medeniyeti’nin eserlerini sergiliyormuş Hocam Avrupa’da. “Müslümanlar 16. yüzyılın ortalarına kadar bilimde Avrupalılara nispeten ileriydi” diyor, “Sonradan Avrupalılar aldılar bu ilerlemeleri Müslüman bilim adamlarından. Avrupalılar da boşuna böbürlenmesin” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bunlar da hep klasik yöntemlerdir: İşte Harizmi şunu yapmıştır, El-Cebir şunu yapmıştır, işte haritayı biz bulduk. Tamam da, senin ecdadın bulmuş, sen ne buluyorsun şu an? Sen Darwinizme, materyalizme karşı mücadele edecek gücün var mı bir ona bak bakalım. Ezebiliyor musun fikren? Yeni buluşlar yapabiliyor musun? Sanat gücün nedir? Kültürel gücün nedir? Yani ona bakman lazım. Ezilmenin sebebi, Osmanlı dönemindeki ezilmenin sebebi bilim eksikliğidir, kültür eksikliğidir. Ve Darwinist atağın gücüdür. Darwinizmin ayağı, bacağı, kolu kırıldığı için şu an felç vaziyette. O yüzden Müslümanların önü açıldı. Rahat hareket edebiliyorlar. Yoksa nefes alamazlardı. Yani zannettikleri gibi olmaz din. Şu ana kadar perişan olurdu Müslümanlar. Büyük emek verdik. Onun sonucunda bu oldu inşaAllah. Yoksa yani böyle bu tip sözlerle, “Bizim atalarımız geçmişte bak neler yapmıştı. Harita yapmışlardı. Barutu icat etmiştik” bundan etkilenmez adamlar. “Geçmiş geçmiştir” der adam halihazıra bakar. Halihazırda Müslüman kaliteli olması lazım, mesela genç kızlar kaliteli olacaklar, delikanlılar kaliteli olacaklar, hayatları kaliteli olacak, üslubu kaliteli olacak. Sen şimdi adamların karşısına Cübbeli’yi çıkarırsan alın size ideal Müslüman adayı diye. O zaman mağlup olursun, hem de feci şekilde mağlup olursun. Adamlar bak uyandı işte o konuda ne yapmaları gerektiğini anladılar. Onun için Müslümanların ideal, kaliteli, böyle seçkin, derin düşünen, huyu suyu güzel, nezih insanlardan oluşması gerekiyor, böyle sevecen, güzel insanlardan oluşması gerekiyor. O zaman etkili olabilir Müslümanlar. Yani bu konuşmalar sonucunda netice alıyor değiller, bundan kaynaklanmıyor netice. Çünkü bakıyoruz haber7.com’a, Darwinizmi savunuyor, Türkiye Gazetesi’ne bakıyoruz Darwinizmi savunuyor. Kardeşim bu durumda sen yenilirsin, perişan olursun. Biz aldık adamların elinden onları, parçalayacaklardı biz aldık. Yani hatta Aksiyon Dergisi bile çıktı, “Ne insan ne maymun” diye başlık attı. Bunları engelledik. Ses çıkartmasaydık Aksiyon da, Darwinistlerin karşısında pasif durumdaydı, Türkiye Gazetesi de adeta teslim olmuş durumdaydı. Haber7.com’u tahmin tahayyül edemiyordum yani şu anki pozisyonunu, çünkü din adamlarını ele geçirmişlerdi büyük bir bölümünü. Hala daha da görüyorsun. Bak Vatan Gazetesi’ndeki o Hoca efendiyi öbür Hoca efendileri ve profesörlerin konumunu görüyorsunuz. Büyük bir bölümü Darwinist ve materyalist, Darwinisttir evrimci düşünceyi savunuyorlar. Materyalist değildir ama sonuçta yine aynı noktaya çıkıyor, materyalist noktaya çıkıyor, inşaAllah. Dolayısıyla bam noktasından, asıl ince noktasından ezildikleri için böyle netice aldık. Yoksa böyle bir netice almamız Allahualem mümkün olmazdı, inşaAllah.
Risale-i Nur’a karşı titizlik önemlidir. Risale-i Nur dışında yeni yeni çizgiler çıkartmak çok riskli olur. Ama yani sadece Risale-i Nur’la da netice alamazlar. Sadece Risale-i Nur’la mümkün değil. Çünkü durum ortada ve Bediüzzaman’ın üslubu ortada. Bediüzzaman sadece Risale-i Nur’la netice alınacak olsaydı söylerdi. Ama “Mehdiyet ile netice alınacak” diyor. “Hz. İsa Mesih (a.s.) ile netice alınacak” diyor. O zaman derdi, “Sadece Risale-i Nur’la konu bitecek” derdi. Demiyor. “Bir yönüdür” diyor Risale-i Nur, ama Hz. Mehdi (a.s.)’ın yeni eserler hazırlayacağını, yeni bir çalışma stili meydana getireceğini Sungur Ağabey de açıkça söyledi zaten. Ama Bediüzzaman’ın sarih ifadeleri var net. “Ondan önce” diyor, “Bir taifenin uzun tetkikatı ile yazdıkları eserleri kendilerine hazır bir program olarak alır, neşr ve tatbik eder” diyor. Fakat Risale-i Nur’a da bir kısım insanlar pek sadık kalmadılar, o yüzden onlarda da manevi bir gerileme oldu. Yani sadık olmayanlarda manevi bir gerileme oldu. Ama her halükarda çok güzel netice alındı Türkiye’de. Yani Mehdiyet’in gölgesini çok açık görüyoruz, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Reşat Nuri Erol Hocamız da “Milli Görüş’ü örtenler” isimli yazıda son günlerdeki eleştirilere dikkat çekiyor ve şunu söylüyor özetle Hocam; “Turgut Özal, ANAP, Tayyip Erdoğan ve AKP’nin varlığınıın temel sebebi” diyor, “Milli Görüş’tür” diyor.
ADNAN OKTAR:Doğru, güzel.
OKTAR BABUNA:Hatta Ali Bulaç ve Ahmet Hakan’ı da saymış Hocam ve benzerleri diyor. “Milli Görüş hareketi olmasaydı bugünkü Türkiye’yi ellerine geçirme imkanları bulabilirler miydi?”
ADNAN OKTAR:İşte bak günlerden beri anlattığım konuyu nihayet Hocalarımız gündeme almaya başlamışlar, bu güzel. Bak Erbakan Hocamıza en şiddetli saldırıların olduğu dönemde birçok kişi susuyordu, ben bu konuları bütün gayretimle ve candanlığımla anlattım. Gecikmeli de olsa Hocalarımızın bu konuyu gündeme getirmiş olması, anlattığım bu konuları gündeme getirmiş olması kadirşinaslıktır, bir vefa borcudur güzel olmuş.
OKTAR BABUNA:Soner Yalçın bir yazı yazmış Hocam, Hürriyet’te. “İslam coğrafyasından aklı, bilimi kim kovdu” diyor bu yazıda. 12. yüzyıla kadar İslam coğrafyasındaki üstünlüğü yazmış, çok büyük bir aydınlık ve Altınçağ yaşadığını. O da İslam alimlerinin isimlerini saymış ilerlemeleri, sonra “Kim kovdu?” diyor yazısında da bunu.
ADNAN OKTAR:Kim kovdu? Darwin kovdu. Yani o devre kadar, bakın tarihe Darwin’in olduğu dönemden itibaren ani bir çökme başlamıştır. Birdenbire yani İslam alemi dümdüz giderken, hatta yükselerek giderken dimdik yere doğru çökmeye başlamıştır. Osmanlı yerle bir oldu. Osmanlı aydınlarının büyük bir bölümünü ifsad etti Darwinizm, çöktüler sonunda da gelişen olayları herkes biliyor.
OKTAR BABUNA:Hasan Celal Güzel de, Özal suikastına değinmiş Hocam ve suikast olduğunu söylüyor. “Zamanın başbakanı Demirel’in de, “Eceliyle kendi ölmüştür” iddiası ise tamamen mesnetsizdir” diyor Demirel’in söylediği. “Ne yapmalı?” demiş. Birkaç madde saymış Hocam, sizin söylediklerinizin paralelinde, “Suikast araştırılmalı” diyor özetle o maddelerde de.
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyor tabii ki. Hasan Celal samimi insandır, fakat sadece Erbakan Hocamızla ilgili biraz bazı sözleri beni biraz şaşırttı, onları da illaki düzeltecektir, umuyoruz. Evet seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Mehmet Altan da yazısında Hocam, “Kent dindarlığına fetva” başlıklı yazıda, günümüz İslam toplumlarının ancak Peygamberimiz (s.a.v.) dönemindeki gibi şehirli kültürünü yerleştirerek yaşadığı sorunları aşabileceğini söylemiş Hocam yazıda.
ADNAN OKTAR:Yani.
OKTAR BABUNA:“Hz. Muhammed şehirli doğdu” diyor. “Tam bir şehirli olarak yaşamıştı, şehirde vahiy alıp Peygamber olmasını söylemiş, sorunlarda bu şehirli Müslüman yaşantısıyla çözülür” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, maşaAllah. Çetin Altan’ın iki oğlu da güzel huylular, materyalistler gördüğüm kadarı ile ama ahlak olarak güzel ahlaklılar, yani kişilikleri iyi.
OKTAR BABUNA:Burada Mustafa Mutlu Vatan Gazetesi’nde Kemal Kılıçdaroğlu’na bir kaç gündür sert eleştiriler yazıyordu. Bugünde, “Sen nasıl CHP istiyorsun Allah aşkına” diye yazmış Hocam. Mesela bir iki özet örnek olarak, “Baykal’ın hatalarını yapmıyor ama kimsenin doğruluğundan kuşku duymadığı CHP’nin siyasi çizgisini inanılmaz bir hızla değiştiriyor” diyor mesela yazısında. Eleştirmiş Kılıçdaroğlu’nu.
ADNAN OKTAR:Nasıl olmasını istiyormuş?
OKTAR BABUNA:Onun mesela başörtüsü açılımı vardı. O konu gibi konularda, “CHP’yi çizgisinden saptırmasın” diyor eski çizgisinden.
ADNAN OKTAR:Yani, CHP hiçbir şekilde iktidar olmasın demek istiyor. “Sürekli muhalefette kalsın” diyor. Kardeşim CHP’ye akıl verenlerin yüzünden CHP bir türlü iktidar olamadı. Şunlar bir sussa CHP çoktan iktidardı. Bunların yüzünden iktidar olamadı. Sürekli böyle yapışıyorlar CHP’ye. Oradan buradan çekiştire çekiştire CHP’nin her yükseldiği dönemde, bunlar çeke çeke aşağı indirmiştir her seferinde. Bu Aydın Doğan’ın takım, bunlar bir türlü bırakmazlar CHP’yi eskiden beri yani. Ne zaman iktidar olmaya doğru bir adım atsa, mutlaka bir şey yaparlar ve geriye çekerler. Bıraksınlar şu CHP’nin yakasını da CHP bir iktidar olsun. Deniz Baykal ne zaman güzel bir hareket yapsa hemen gittiler yakasına yapıştılar. Bir kaset olayı oldu, sür manşet onu haber yaptılar. Kardeşim hiç muhatap olmasana, normal işine devam et. Oturdular onu büyük bir olay haline getirdiler. O insanın utangaç olduğunu da biliyorlar, onu mecbur ettiler istifaya. Ve istifa etti. Yani bir nevi mecbur olmuş oldu. Çünkü bu kadar sansasyon haline getirdikleri için olayı, halbuki hiç kimse muhatap olmasa sessiz sedasız geçiştirilirdi konu kapanacaktı. Evet.
OKTAR BABUNA:Kuran’da Ay’a çıkış var Hocam Kuran mucizesi olarak gösterelim mi?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Kuran’da Ay’a çıkış tarihine işaret var inşaAllah. Kuran’da Kamer (Ay) Suresi, Kamer kelimesinin Türkçe’deki karşılığı Ay’dır. “Ay” isimli bu sureden Kuran’ın sonuna kadar tam 1389 ayet geçer. Hicri takvimde de 1389 yılı, Miladi takvime göre 1969 yılına denk gelmektedir. 1969 Miladi yılı da Ay’a ilk çıkış tarihidir, maşaAllah. Allah Kamer Suresi’ndeki bir ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Ve ay yarıldı” Ay kelimesinin yanında kullanılan “Şakka (yarıldı)” kelimesi aynı zamanda Şakka Arapça bir kelime yarıldı anlamına geliyor, “toprağın yarılması, kazılması” anlamlarına da gelmektedir. Benzer şekilde Ay’a giden Apollo 11 uzay aracı da Ay toprağından birçok parça alarak Dünya’ya dönmüştür. Şakka kelimesinin işaret ettiği anlamda tam tahakkuk etmiş oluyor dolayısıyla inşaAllah. Hem 1389 rakamıyla 1969 Ay’a çıkış tarihine işaret var hem de Ay’da yapılan bu kazma, toprağın yarılması, kazılması anlamlarında tahakkuk ettiğini görüyoruz maşaAllah. Ki Kuran’daki yüzlerce mucizeden bir tanesi. HarunYahya.org’da Kuran Mucizeleri eserleri ücretsiz olarak indirilebilir. Yüzlercesi var maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
“Selam Hocam”. Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam affınıza sığınıyorum ama aklıma inanın bu geldi. MÜSİAD Başkanı Erol Yarar sanırım Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı ile elindeki zenginlik gidecek ve çıkar...” öyle demeyelim de yani bilmiyoruz çünkü o bir zan olur öyle diyemeyiz. Aleyküm selam. Eşi Amina Hanım da çok dindar, muttaki bir insan, ben onu tanırım Amina’yı. Gençliğinde, yeni geldiğinde gelmişti tanışmıştık. Bizimle bir süre bir tanışması olmuştu yani görüşmüştük o zamanlar. Bayağı mütesettir, dindar bir hanımdı. Sonra Erol Bey’le evlendiler. Erol Yarar da dindar bildiğim kadarıyla, namazında niyazında bir insan. Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili de kendine has görüşleri olabilir, o normal o. Yani kabul eder etmez serbest, o normal.
“Selamün aleyküm, Allah’ın aslanı saygıdeğer ve nur yüzlü Hocam. İnsanlara Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatmak için söylediğiniz hadis-i şerifler, “O zayıf hadis” diyerek kestirip atıyorlar” diyor. “Bu konuya ne diyorsunuz?” diyor. Şimdi hadis tahakkuk edince ne olur?
OKTAR BABUNA:Sahih.
ADNAN OKTAR:Hem de mütevatir sahih olur. Çünkü birisi diyor ki bir insan diyelim, “Ben” diyor, “yarın, çarşamba günü buraya bir arkadaşımla geleceğim” diyor. Şimdi bu bir düşüncedir yani böyle bir şeyi kastetmiştir. Ama geldi mi demek ki sözü doğruymuş artık o acabası kalmaz, gelmiş. Peygamber (s.a.v.) ne diyor? “Şu tarihte şu olacak” diyor. O tarih geliyor, o dediği oluyor. Şimdi diyor ki adam, “bu zayıf hadis”. Hemşerim olmuş, zayıflığı kalmış mı bunun. Ne olmuş? Sahih hadis olmuş, mütevatir hadis olmuş, inşaAllah.
Efendim, şimdi birdenbire bazen ilginç laflar ediyorlar onun için önden dikkatlice okumak istiyorum.
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. “Muhterem Hocam, Tv’deki bütün konuşmalarınızı dikkatlice takip etmeye çalışıyoruz inşaAllah. Abdülrahim İnan” Bizi çok seven bir kardeşimiz. Ehl-i tariktir. Şeyhi olan muhterem zat da çok aydın ve değerli bir insan. Onların da maşaAllah böyle bana karşı bir hüsn-ü zannı var ve çok müthiş bir sevgileri var. Biz de bilmukabele Hoca efendiyi de kardeşlerimizi de hepsini çok seviyoruz. Mardin’deki bütün kardeşlerimize Urfa, Siirt hepsine selam, Güneydoğu’daki kardeşlerimize. Kardeşim Mehdilik ile ilgili sormuş da yine. Ne diyor? “Mehdiliğini kabul etmez diyorsunuz Hz. Mehdi (a.s.). Resulullah (s.a.v.) de, “Zorla kabul ettirecekler” diyor. Bu durumda ona nasıl biat edilecek? Cevabını çok merak ediyorum”. “Siz” diyorlar, “Yetenekli bir insansınız yani malum çok etkiniz oldu. Bizde dünyada baktık samimi kanaatimiz olarak sizi uygun gördük. Dünyadaki Müslümanların lideri olun” diyorlar. “Biz hepimiz istişare ettik. Kendi aramızda işte böyle karar verdik” diyorlar, işte Mehdilik budur. Yani sen Hz. Mehdi (a.s.) olduğuna ben net karar verdim. Sen Hz. Mehdi (a.s.)’sın demiyor. Kalben, vicdanen hissediyor, dile getirmiyor ama ortak kanaatimiz olarak, zaten Müslümanların ortak kanaati olacak Hz. Mehdi (a.s.). Yani bunu Bediüzzaman da söylüyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de hepsinin üstünde o söylüyor. Yani öyle bir hale gelecek ki herkesin samimimi kanaati gelecek. Kurtuluş için çok isabetli olacağı, iyi olacağı yani o kişinin liderliğinin iyi olacağı söylenecek. Zaten Müslümanlar da o ruhta olacak. Onun birliği altında toplanacaklar olay bu.
“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Ben çok seviyorum bu Muhammed ismini, maşaAllah. Aferin çok hoş, hakikaten içim açılıyor ismi duydukça, Muhammed Adnan çok güzel maşaAllah. “Muhammed Adnan Hocam, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Bakara Suresi 214. ayette, “Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” ayetinde olduğu gibi Allah’ın rızasını kazanarak Cennete girebilmek için Kuran’daki kıssalarda Peygamberlerin müminlerin başına gelenler bizim de başımıza gelmesi gerekiyor inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) Cennetin yakışıklısı olarak hadislerde geçtiğine göre Hz. Mehdi (a.s.) Kuran’daki kıssaları tam olarak yaşayacak mıdır? Hz. Mehdi (a.s.) Kuran’la birebir örtüşen bir hayata mı sahip olacaktır? Hürmetler” diyor Tuncay sormuş. Şimdi her Peygamber ayrı bir çile çekmiştir. Mesela Hz. Eyüp (a.s.)’ın çilesi, sinirsel bir ızdırap olduğu anlaşılıyor, psikolojik bir ızdırap olduğu anlaşılıyor. İçten sebepsiz bir sıkıntının onu kapladığı anlaşılıyor. “Ya Rabbi, bana şeytandan bir azap dokundu” Cenab-ı Allah ne diyor? Sıkıntıyı en iyi geçiren şeylerden birisi “Soğuk su iç” diyor. Susuzluk hakikaten sıkıntı yapar insanda. “Hareket et” diyor “Ayağını depret”. Hakikaten hareketlilik de, spor da sıkıntıyı giderir. Ve “Yıkan” diyor, duş almak soğuk suyla yıkanmak hakikaten üçü de sıkıntıyı ciddi şekilde hafifleten ve azaltan şeylerdir. Ama Allah onu bir mucize olarak meydana getiriyor tabii. Bunları yaptığında hakikaten ferahlıyor ondan sonra. Ama o yetmiyor gibi akrabalarını kaybediyor, çocuklarını kaybediyor, mallarını kaybediyor. Hz. Mehdi (a.s.) da çeşitli yöntemlerle imtihan edilecektir tabii. Ama şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’ın ne yöntemlerle imtihan olduğunu Allah ile o bilir. Onu şimdi biz bilemeyiz ki yani illa böyle klasik işkence anlamına gelmez. Klasik işkence bile kısa sürer. Ama zorluklar vardır. Mesela bizim bir bildiklerimiz vardır, bir de bilmediklerimiz vardır. Bir insanın biz içini bilemeyiz. Mesela Hz.Nuh’taki kavminin hakaretleri ve iftiraları ve alayları çok uzun süre olması, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e sürekli suikastler olması, hakaretler, iftiralar olması, dedikodular olması. Ama bu insanlarda imtihanın şiddetini arttıran şey, bu insanların ruh alış gücü normal insanlara göre çok yüksek oluyor. Mesela farz edelim, bir tıkırtı, herhangi bir tıkırtı bir insanı fazla rahatsız etmezken Peygamberlerde çok şiddetli etki yapabilir. Mesela çirkin bir söz bir başkasında hafif etki yaparken, Peygamberlerde ve velilerde çok yüksek etki yapabilir. Mesela bir iftira veyahut baskıya yönelik bir söz, anlaşıldı mı? Yahut herhangi bir şey çok şiddetli bir iç sıkıntısına sebep olabilir ki Peygamberimiz (s.a.v.)’de bunu görüyoruz. Bak, “Neredeyse” şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar iman etmiyorlar diye kendini helak edeceksin” diyor. Helak edeceksin demek öleceksin neredeyse o kadar canı yanıyor, o kadar şiddetli etki yapıyor onda. Başka bir insan tebliğ yapar adam inanmıyorsa inanmaz, işine bakar. Ama Peygamber (s.a.v.)’de çok şiddetli ızdıraba sebep oluyor. Mesela onun imtihanıdır o. Birçok yerde var mesela “Kalbinin daraldığını görüyorum, biliyoruz” diyor Allah, “İçinin daraldığını biliyorum” diyor Allah ayette. Bu herhangi bir daralma değil, sıradan bir daralma değil, şiddetli daralmalar kastediliyor. Mesela Hz. Musa (a.s.) “Ya Rabbi” diyor “Firavun’un yanına gideceğim ama dilim tutuluyor, göğsüm daralıyor” şimdi göğüs daralması öyle hafif bir şey değil. Yani dili tutulacak derecede psikolojik muazzam bir sıkıntıya giriyor. Acayip bunalmaya giriyor ve kalbinde çok şiddetli ağrı, belki tansiyonu yükseliyor mesela çok şiddetli bir ızdırap çektiğinde kendini gösteriyor. Başka bir insanda mesela çok daha hafif olabiliyor o da onun imtihanı oluyor. Mesela adam öldürüyor, mesela güzel ahlaklı bir insanın, yüksek vicdan sahibi bir insanın Allah vermesin bir insanı öldürmesi kazara öldürmesi dehşetli ızdırap verir. Öyle sıradan bir adam, kedi öldürmüş kadar önemli görmez adam, böcek öldürmüş gibi görür. Ama o mümin olduğu için çok şiddetli etkisinde kalıyor. “Seni” diyor, “Büyük bir imtihandan ve tasadan kurtardık” diyor Allah. Büyük bir tasadan, yani çok büyük ızdıraptır onun için. Bir de aranmanın sıkıntısı var bak, 8 yıldır aranıyor psikopatlar tarafından yani çok tehlikeli bir şey. Manyak adamlar ellerine geçirseler insanı paramparça ederler böyle işkence yaparak. Sürekli gizlenmek mesela çok zordur. Buna benzer birçok imtihan çeşidiyle onlar imtihan edilmişlerdir. Yani bütün hayatları böyle gerilimle geçmiştir. Bu bir imtihandır. Hz. Mehdi (a.s.)’da da buna benzer veyahut bizim tahmin etmediğimiz imtihanlar olabilir. Ama biz gördüğümüzde onu anlayabiliriz. Ama Hz. Mehdi (a.s.) bütün Peygamberlerin özetidir. Hadislerde belirtilmiştir o. Bütün Peygamberlerin özetidir. Evet Oktar Hocam, şimdi seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hocam dün Ahit Sandığı’ndan bahsetmiştiniz. Peygamberimiz (s.a.v.), inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.) zamanında bulunacağını söylüyor. Bu sandıkta inşaAllah, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Milattan önce 587 yılından bu yana kayıp, nerede olduğu bilinmiyor.
ADNAN OKTAR:Milattan önce 587’de.
OKTAR BABUNA:Evet. Allah’a inanmayanlar tarafından tahrip edilmesin diye muhafaza edilmek üzere Kudüs güvenli görülmeyip daha kuzeye götürüldü deniyor inşaAllah Hocam bu yönde bilgi var. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadislerinde Antakya’da olduğunu söylüyor yani daha kuzeyde. Okuyayım mı Hocam hadisi inşaAllah? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: ““Ona Mehdi (a.s.) denilmesinin nedeni, gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir. Antakya denilen bir yerden Tabutu (kutsal emanetler sandığını) ortaya çıkaracaktır” Suyuti’den.
“Mehdi (a.s.), Tabut-u Sekine’yi (Kutsal Sandığı) Antakya Mağarası’ndan çıkarır”
ADNAN OKTAR :Sandığın 1.5 arşın genişlikte ve yükseklikte 2.5 arşın uzunlukta olması altın orana uygun. Altın oranla yapılmış evet. Tevrat’ta şöyle geçiyor, Mısır’dan Çıkış 25’e 10’da; “Akasya ağacından bir sandık yapsınlar.” Boyu 2.5, 1.1 metre eni, yüksekliği 1’er buçuk arşın 67” evet. Altın buhur sunağıyla her yeri altınla kaplanmış anlaşma sandığı buradaymış. Sandığın içinde; altından yapılmış kudret helvası testisi konduğu kap altından yapılmış, Hz. Harun (a.s.)’ın filizlenmiş değneği, Hz. Harun (a.s.)’a ait asa, filizlenmiş değnek ve anlaşma levhaları, Hz. Musa (a.s.)’a gelen levhalar, sandığın üstünde bağışlanma kapağını gölgeleyen kerut tabir edilen bu kanatlı heykeller. Tevrat’ta Ahit Sandığı’nın akasya ağacından yapıldığı belirtiliyor. Bu ağaç Mısırlılar tarafından hayat ağacı olarak bilinir ve birçok hastalığın tedavisinde kullanılmış olan özel bir bitkidir. Aynı zamanda bu ağacın tahtası suya çok dayanıklıdır. İsrailoğullarının göçü sırasında bu sandık din adamları tarafından kafilenin önünde ilerleyecek şekilde taşınmıştır. En önde o gidiyor, sandık gidiyor bir yerden bir yere gittiklerinde. Ahit Sandığı İsrailoğulları ile birlikte bu kavmin her gittiği yere götürülmüş hatta savaşlarda kendilerini korur ümidiyle yanlarında bulundurulmuştur. Yani bereket bulmak amacıyla yanlarında bulundurmuşlar, inşaAllah. Sandık taşınırken hep perde altında saklı tutularak ve onu taşıyanların dahi sandığı görmeleri engellenmiştir. Böyle her taraftan perde tutuyorlar götürürlerken sandığı, yani dört taraftan perde ile saklıyorlar. Yani götürenler halkın görmemesini istiyorlar. “Rab, Musa Harun’a” Çölde Sayım Tevrat’ta bu “Ordugah taşınacağı zaman Harun’la oğulları gelip bölme perdesini indirecekler ve Levha Sandığını bununla örtecekler” levhaların bulunduğu sandığı bununla örtecekler. “Sonra üzerine deri bir örtü geçirilecek, üstüne de salt lacivert bir bez serecek, sırıkları yerine koyacaklar”. Sandığın çok yüksek elektrik yüklü olduğu da söyleniyor. Yani kıvılcımlar saçıldığı.
SUNUCU:Korumak açısından mı?
ADNAN OKTAR:İşte özel bir teknik, yöntem kullanılmış bilemiyorum neden olduğunu. Açıldığında böyle elektrik şelalesi çıktığı söyleniyor sandığın kapağı açıldığında. “Rabbin huzuruna yaklaştıkları için ölen Harun’un iki oğlunun ölümünden sonra Rab Musa’ya şöyle dedi: “Ağabeyin Harun’a de ki, perdenin arkasındaki En Kutsal Yere ikide bir girmesin, Antlaşma Sandığı’nın üzerindeki Bağışlanma Kapağına yaklaşmasın. Yoksa ölür” yani Allahualem yüksek voltajlı elektrik var gibi görünüyor. “Yoksa ölür. Çünkü ben kapağın üstünde, bulut içinde görünüyorum” yani ben oradayım diyor Allah. “Her yerdeyim, tecelli ediyorum” diyor inşaAllah. “Ama bağışlanma kapağına yaklaşmasın yoksa ölür” diyor anlaşma sandığının üzerindeki. Delil olarak bunu gösteriyorlar zaten. “Konut, yani Levha Sandığının bulunduğu çadır kurulduğu gün üstünü bulut kapladı. Konutun üstündeki bulut akşamdan sabaha kadar ateşi andırdı. Bu hep böyle sürüp gitti. Konutu kaplayan bulut gece ateşi andırıyordu” aydınlık bir bulut sürekli duruyordu diyor bulunduğu yerde. “Museviler” bakın dikkat edin, “Museviler sandığın ancak Kral Mesih’in” yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişinden sonra ortaya çıkacağına inanmaktadırlar. Bu doğru yani sandığı Kral Mesih yani Hz. Mehdi (a.s.) bulacak, inşaAllah. Hristiyanlar da sandığı Hz. İsa (a.s.)’ın yeryüzüne kıyametten önce tekrar gelişinin alametlerinden olarak görmektedir. Yani o sandık görüldüğünde Hz. İsa (a.s.)’ın da geldiğine inanacaklar. Yani Hristiyanlarda inanç budur.
Bak, Suyuti’de Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi; "Ona Mehdi denilmesinin nedeni, gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir” gizli bak “şurada sandık” orada diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) denmesinin sebeplerinden biri budur” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Sandığın gizli yerini söyleyecek” diyor. Antakya denilen bir yerden Tabut'u (kutsal emanetler sandığını) ortaya çıkaracaktır" Hz. Mehdi (a.s.). Suyuti söylüyor bunu yani çok muteber bir hadis imamıdır. “Hz. Mehdi (a.s.), Tabut-u Sekine’yi Antakya Mağarası’ndan çıkarır” Naim b. Hammad, Kitab-ül Fiten bu da çok makbul Ehl-i Sünnet eserlerden birisidir. “Antakya Mağarası’ndan Tabut-u Sekine’yi çıkaracaktır Hz. Mehdi (a.s.), Şam’daki dağdan da gerçek Tevrat’ı çıkaracak”. Şam’daki bir dağdan gerçek Tevrat’ı çıkaracak. “Birçok Yahudi, Müslüman olacak” diyor Risaletül Huruc-ül Mehdi, sayfa 124. Hepsi bunların hadis, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri. Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen diğer hadislere göre sandık Şam’ın yakınlarında bulunan Taberiye Gölü yakınlarındadır. Bu da ayrı bir parçası yani sandığa ait ayrı belgelerin bulunduğu bir yer “Hz. Mehdi (a.s.), Tabut-u Sekine'yi (Kutsal Sandığı) Taberiye gölünden çıkaracak" Ikdı'd Dürer, sf.51a. “Ona Mehdi denilmesinin nedeni, Şam'da bulunan dağlardan birine yönelmesidir. Oradan (gerçek) Tevrat kitaplarını çıkaracak, Yahudilere karşı delil getirecektir" Suyuti, el-Havi li'l Feteva, 2. cilt, 81. sayfa. Taberiye Şam’a yakın bir yerdir. Şam Ahir Zaman hadislerindeki anlatımda, uzak bir yer, Mekke ve Medine’ye uzak anlamını da taşır. Bu benzetme Taberiye için söz konusudur. Bu bilgilerden yola çıkarak bazı yorumcu ve araştırmacılar sandığın Kudüs’te, Mekke’de, Taberiye’de, Hatay’da olabileceğine dikkat çeker ek olarak İstanbul’a da işaret ederler. Hepsi doğru, Kudüs, Taberiye, Hatay hepsinde kutsal emanetler var, İstanbul. Şimdi bu konu bu kadar yeter, inşaAllah. Evet Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Siz en eski kaynaklarda dahi Hz. Mehdi (a.s.) hakkında bilgi var demiştiniz Hocam. Bu kaynaklardan biri de Kumran Yazıtları, Bu yazıtlarda Eseniler olarak bulunan topluluğa ait okuyayım mı bir bölüm?
ADNAN OKTAR:Evet, oku.
OKTAR BABUNA:Şöyle diyor; “Ölü Deniz yazmaları arasındaki Habakkuk yorumuna göre, Habakkuk kitabı aslında Adalet Üsdatı’nı anlatmaktadır” yani Hz. Mehdi (a.s.)’ı “Ve zamanın sonunun geldiğini haber vermek de Adalet Üsdatı’na düşmüştür: Ve Allah son nesile neler olacağını yazmasını Habakkuk’a bildirdi. Dediklerine gelince; onu okuyan koşsun, bu Adalet Üstadı’nı anlatmaktadır. Allah ona peygamberlerin sözlerinin sırrını açıklamıştır.” Hz. Mehdi (a.s.). “Bu bölüm oldukça ilginçtir, çünkü Adalet Üsdatı direk olarak Tanrı’dan vahiy alıyor olarak gözükmektedir. Aslında burada Adalet Üsdatı Allah’dan vahiy alan biri olarak görülmekten öte, eski bilgileri yeniden derleyen biri olarak da görülebilir” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine göre hareket eden Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor, inşaAllah.
“Sayın Adnan Hocam Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı’nda bulunduğundan bahsettiniz fakat Kuran-ı Kerim’de Cudi Dağı bahsediliyordu. Bu konuda bir açıklık getirebilir misiniz? Teşekkür ederim Mustafa” diyor.
Mustafa kardeş biz bu konuyu açıklamıştık daha önce, Cudi, dağ silsilesi demektir. Dağ silsilesi dağ, Ağrı Dağı da dağdır, zaten o dağ silsilesi içerisindedir ayrıca Ağrı Dağı. Cudi’nin de içinde bulunduğu dağ silsilesi içerisindedir. Ama Arapça karşılığı Cudi denildi mi nedir dersen dağdır. Ağrı Dağı da bir dağdır. Dolayısıyla bulunuş yeri doğru, inşaAllah.
“Hocam sohbetlerinizi büyük bir dikkatle ve şuurlu bir şekilde dinliyorum. Dünya hayatının hadislere göre 7000 sene olduğunu belirttiniz şu an izlemekte olduğum mağaradaki eski insanların buluntuları ve kalıntıları hakkındaki zaman kavramları beni şaşırtıyor. En kısası 12.000 yıldan başlıyor. Pekala bunlar hadisle çelişmiyor mu, aydınlatırsanız sevinirim. Teşekkürler, Yunus Kardeş” Yunus birkaç kere açıkladım bunu ama bir daha açıklayayım. Birçok takvim vardır, Maya Takvimi vardır, Miladi Takvim vardır, Hicri Takvim var, var da var. Peygamberimiz (s.a.v.) kendisinden önceki Hristiyanlardan önceki kullanılan bir takvime göre bir tarih belirlemiş yani belki Hz. İbrahim (a.s.)’ın doğumunu esas alan bir takvim, belki Hz. Nuh (a.s.) devrini esas alan bir takvim yani bilmiyoruz ama 7000 yıllık bir süreden bahsediyor. Bize sorsalar kaç yılındasınız diyorlar. 2010’dayız diyoruz, diyorlar. Adam gelse bize dese ki kardeşim mağaralarda 30.000 yıllık resimler var. Siz nasıl 2010’dan bahsediyorsunuz dese bir manası olmaz, çünkü biz bir başlangıcı olan takvimden bahsediyoruz. Peygamberimiz (s.a.v.)’de bir takvimden bahsediyor yani 7000 yıllık bir takvim. Bu 7000 yıllık takvimin “5600 yılı geçmiştir” diyor. Geriye Hicri 1400 ile 1500 arasındaki vakit kalıyor, başka bir vakit yok. Şu anda da 1431’deyiz yani yaklaşık, 70 yıllık bir vakit var bu olay, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu şeyi söyleyeyim mi Elmalılı Yazır tam söylediğiniz gibi Cudi’ye dağ olarak söylüyor, tefsir ediyor.
ADNAN OKTAR:Nasıl?
OKTAR BABUNA:Diyor ki Elmalılı Yazır tefsirinde; Cudi her dağa söylenebilen bir cins ismidir. “Nitekim Zeyd b. Amr Zeyd Nüfeyl şu beyti bu kabildendir: “SübhanAllah, sübhanAllah diyerek tekrar tekrar onu tesbih ederiz. Cudi her dağa söylenen bir cins ismidir” diyor dediğiniz gibi Hocam.
ADNAN OKTAR:Her dağ için Cudi. Mesela Everest Dağı’na da Cudi diyebilirsin, Sübhan Dağı’na da Cudi diyebilirsin. Hepsi Cudi’dir dağ çünkü.
OKTAR BABUNA:Siz daha bulunmadan önce de söylemiştiniz zaten Ağrı Dağı’na işaret etmiştiniz. Orada da bulundu maşaAllah siz söyledikten sonra.
ADNAN OKTAR:Evet. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, Ashab-ı Sufha var. Onunla ilgili bilgi verelim mi Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Daha önce de bahsetmiştik ama sahabenin içinde Ashab-ı Sufha diye bir grup var. Hayatlarının 24 saatini Allah’a adamış Peygamberimiz (s.a.v.)’in etrafında, hiç evlenmemiş, aile, çoluk çocuk sahibi olmayan, makam derdinde asla olmamış, Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında bulunarak bizzat onun tarafından eğitilmiş çok salih Müslümanlar. Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri de inşaAllah bu şekilde olacak Ashab-ı Sufha gibi hayatlarının her anını Allah yolunda adayan hiç Hz. Mehdi (a.s.)’dan ayrılmayacaklar, baskılardan, zorluklardan da asla yılmayacaklar, inşaAllah. Kuran ahlakının hakim olması için de var güçleriyle çalışacaklar. Şöyle deniyor; “Mescid-i Nebevi’nin kuzey kısmına sonradan eklenen Sufha isminde bölümde kalan, evlenmeyen, aşiret ve akrabaları olmayan, ticaretle uğraşmayan tüm vakitlerini sadece Allah rızası için geçiren ve ömürlerini Peygamberimiz (s.a.v.)’den ilim almaya adayan sahabeye verilen isim”. Tüm hayatlarını Allah yolunda vakfetmişlerdi, ailelerinden uzak dünya işleriyle ilgilenmeyen. Sürekli Kuran öğreniyorlar Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.)’den sürekli derslerini dinliyorlar yanından hiç ayrılmıyorlar. Sayıları 400-500 kadar, irfan ordusu olarak biliniyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) onların eğitimleri ile yakından ilgileniyor ve bu güzide sahabeleri de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hiçbir nasihatını hiçbir hitabetini kaçırmazlardı. Daima orada hazır bulunur irad edilen hitabeleri öğütle ezberleyip diğer sahabelere de naklediyorlar Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İşte Hz. Mehdi (a.s.)’da aynı şekilde onun da bir Ashab-ı Sufha’sı var. Küçük bir genç topluluğu sürekli Hz. Mehdi (a.s.) ile beraber hareket ediyorlar. Onlar da ailelerinden ayrılıyorlar aynı Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında olduğu gibi Allah için birlikte beraber bir cehd içindeler, gayret içindeler, inşaAllah.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz.
SUNUCU:Kısa bir aranın ardından tekrar birlikteyiz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili her yerde bilgi var Hocam maşaAllah. Musevi kaynaklarında da Hz. Mehdi (a.s.) vesilesi ile tüm aldatmacaların ortadan kalkacağı söyleniyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Mehdi deyince sanki biz sadece o şahsın eti ve kemiğinden bahsediyoruz. Mehdiyet demek dünyanın mutluluğu, saadeti, huzuru, güvenliği, neşesi, adaletin oturması yani yüzlerce ana konunun özetlenmiş ismidir Mehdi. Yani biz şimdi ayrı ayrı her seferinde bunları tek tek sayamayız. Bütün dünyanın mutlu olması, rahat olması, özgür olması, kadınlara saygı gösterilmesi, çocuklara sevgi gösterilmesi, büyüklere saygı gösterilmesi, sosyal adaletin yerine gelmesi, ekonomik rahatlığın meydana gelmesi, herkesin Allah’ı çok sevmesi Allah’tan korkması, Kuran’ı hakkıyla anlaması, diğer din sahiplerine sevgi ve saygı göstermeleri, hürmetli olmaları, bunun toplamına biz Mehdiyet diyoruz. Şimdi Mehdi deyince insanlar bir kişinin bir yere gelip saltanat sürmesi falan bu anlamda değil durup durup konuyu o noktaya getirmesinler öyle bir şey yok. Hz. Mehdi (a.s.)’ın bütün ömrü mücadele ile geçecek zaten Hz. Mehdi (a.s.)’ın öyle bir şeye ihtiyacı olmaz. Allah için hizmet eden bir insandır ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir gücü yok. Hz. Mehdi (a.s.)’daki gücü yaratan Allah’tır. O konuda mesela bazı insanlar şirk koşmaya kalkıyor sanki güç sahibi Allah değil de Hz. Mehdi (a.s.) gibi. Hz. Mehdi (a.s.)’ı Allah vesile ediyor. Allah bir çalıdan da bazen konuşabiliyor, tecelli ediyor. Allah’ın görevlendirdiği herhangi bir insandır. Allah’ın veli bir kuludur. Ama meydana gelecek sistem esastır, inşaAllah.
Şimdi Şeyh Nazım Hocamızın o dediğiniz videosunu hazırlayın. Şeyh Nazım Hocamız yeni konuşmuş diyor ki bakın, “70 yıl kaldı” diyor “İslam’ın bitişine”, artık başka ondan sonra daha kalmıyor. Ondan sonra artık kıyamet bekleniyor. Ve Ehl-i Sünnet inancı budur. Dünya bitiyor artık. “Fakat insanlar” diyor “anlamazlıktan geliyor”. Fakat İngilizce anlatıyor ona, yabancılara anlatıyor bütün dünyada da çok fazla talebeleri var. Birçok devlet başkanı, birçok prens, bakan, milletvekili falan hep onun talebesidir. Yani Endonezya, Malezya falan her yer, bir tek şey değil geniş çaplı Amerika’da da bir çok yerde öyledir. Onlara hitap ediyor, göster.
VTR-
ADNAN OKTAR:Şeyh Nazım Hocam, birçok yabancı dil bilir. Arapça, İngilizce, Farsça çok fazla dil bilir, çok kültürlüdür, yani daha çok yabancılar mesela İngiltere’de de çok fazla talebesi var. Avrupa’nın tamamında çok fazla talebesi var. Vekilleri var. Dünya çapında bir insan, bak “70 yıl kaldı” diyor, “İslamın bitmesine”. İslamiyetin bitmesine 70 yıl kaldı. Ondan sonra yok artık dinsiz nesil başlıyor ve dünya batacak ondan sonra öyle bir sistem yok. Ama, “Niye gizliyorsunuz Peygamber (s.a.v.)’in açık hadislerini?” diyor. “Anlatımlarını niye gizliyorsunuz? Niye anlamazlıktan geliyorsunuz? Yani amacınız ne?” diyor. Bir insanın gizlemesi için bir nedeni olması lazım. Olağanüstü önemli bir konu bu ve son derece hayati bir konu, gizlenmesi de çok büyük bir fitnedir. Onun için o konuda iyi vurgularla anlatmış. Bakın, “İbni Ebi Hatem, Tefsir’inde İbni Abbas’dan rivayet etti ki: Dünya, Ahiret haftalarından bir hafta olup, yedi bin senedir ve bunun altı bini geçmiştir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani 5600 seneyi 6000 kabul ediyor Peygamberimiz (s.a.v.). Öbür rivayette diyor ki 5600 diyor. Çünkü 5.5, 6’ya gitti mi artık o tamamdır. Artık o 6 olmuştur. Tam ortasında mesela imtihanlarda da 5 aldı mı adam tam orta oluyor 4.5 alsa zayıf olmuş oluyor. 5.5 alsa iyi olmuş oluyor. Yani 5 ortadır ona göre. Onun için 1545’tir kıyamet tarihi, 1545 tam ortadadır yine dikkat ederseniz orada da 5’e tamamlama vardır. Yani onun ortası esas alınmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’de onun için orada hitap ederken, bakın hadiste ne diyor? “Dünya, Ahiret haftalarından bir hafta olup, yedi bin senedir ve bunun altı bini geçmiştir” başka bir rivayette de 5600 sene diyor. Yani 5600’ü bitmiş olarak kabul ediyor. Yani 6000 tamamlanmış olarak kabul ediyor. Çünkü yarıyı aştığı için. Ama tabii oradaki hadis konuyu hem bu hadis hem diğer hadis konuyu çok açık gösteriyor ki Hicri 1400 ile 1500 arasında ümmetin icabet ömrü bitiyor. Başka da vakit yok. Yani alametlerden de bunları görmüş oluyoruz. Bakın Şeyh Nazım Hocamızın anlattığı bu, Bediüzzaman’ın anlattığı da bu. Ama bakın, o gün, Sungur Ağabey’nin konuşmaları var mı? Onu bir göstersene bir daha. Bak, nasıl konuları örtbas ediyorlar, hiçbir yerde yayınlanmadı, ne Zaman Gazetesi’nde yayınlandı. Bak bütün konuşmaları yayınlandı Hoca efendilerin ama “Hz.Mehdi (a.s.)’ı sen göreceksin” dediği konuşmayı da yayınlamadılar, dünyanın ömrünün bitmesine yani Müslümanlığın bitmesine 70 yıl kaldığına dair açıklamayı da izah etmediler. HIristiyanlık da bitiyor 70 yıl sonra, Musevilik de bitecek. Bak, hem Hristiyanlık, hem Musevilik, hem Müslümanlık ondan sonra kıyamet bekleniyor. Evet.
Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu Videosu-
ADNAN OKTAR:Bak, “En fazla” diyor “Bir iki sene sekme olabilir” diyor. “Allah’ın izniyle ama olacak” diyor ve oldu şu ana kadar Bediüzzaman’ın bütün dedikleri istisnasız çıktı tamamı çıktı, “olacaktır” diyor. Bu Müslim’li bir hadis “Ümmetimden bir taife” yani Hz. Mehdi (a.s.) cemaati, “Allah’ın emri gelinceye kadar” İslam ahlakı dünyaya hakim oluncaya kadar, yani din Allah’ın oluncaya kadar Kuran’da çünkü çok fazla ayet vardır İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti farzdır, yani en büyük farzdır. Onun için gayret etmek, İttihad-ı İslam için gayret etmek farzdır. “Allah’ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır.” Tabii Allah’ın emri kıyamettir ama kıyametten önceside İslam ahlakının dünya hakimiyeti vardır, inşaAllah. Müslim, “Ümmetimden bir taife” şimdi okuduğu Hocamızın Said Nursi’nin açıklaması, “Bölümünün cifr hesabına göre olan sayı değeri 1542 yani 2117 ederek” şimdi 2010’dayız. “2117 ederek varlığının sonuna” bak Müslümanlığın varlığının sonuna, Hristiyan ve Museviliğin de sonu bakın. Budistlik de son buluyor. Yani bütün dinler de, ama tabii o devirde tabii ki Hristiyanlık, Musevilik olmayacak ama İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda anlamanız için söylüyorum. Kıyıda köşede kalmış olsa bile onların da artık sonu. “İma eder. “Hak üzerinde olacaktır.” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane” bakın 2082’ye kadar en fazla yani Mehdiyetin gücü 2082 bak 2010’dayız, 2082 en fazla o tarihe kadar diyor devam edecek Bediüzzaman “(açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar” Miladi 2117’ye kadar “gizli ve mağlubiyet içinde” artık dindarlar kendilerini gizleyecekler diyor yani Müslüman olduklarını söylemeyecekler. “Gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. “Allah’ın emri gelinceye kadar” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120) edip, kâfirin başında kıyamet kopmasına îma eder” Kastamonu Lahikası, sayfa 33. Bakın ne haber7.com, Hoca konuşuyor değil mi burada vermiyorlar konuşmasını, başka konuşmaları veriyorlar. “Nasılsın? İyi misin? Salondakiler nasıllar? Teşekkür ederiz, bu mutlu günde hep beraber burada sevinç içindeyiz” diyor mesela, onu yayınlıyor. Peki bunu niye yayınlamıyorsun koçum? Yani bundan niye rahatsız oldun? Bak, Şeyh Nazım Hocam da diyor. Niye rahatsız oluyorsunuz ki? Niye anlatmıyorsunuz? Ne çekiniyorsun? Ağzının tadı mı kaçıyor? Müslümanların ani mi yakalanmasını istiyorsunuz? Ani belanın içine mi girmesini istiyorsunuz söylesenize önceden? Bak, Seyyid Salih Özcan Hocamın da hiçbir konuşmasında şey yok yani onları veriyorlar. Ama “Hz. Mehdi (a.s.)’ı ben görmeyeceğim sen göreceksin” sözünü ısrarla anmıyorlar. Onun için Nur Talebesi olan kardeşlerimiz olsun diğer kardeşlerimiz olsun Müslümanlar büyük bir mühendislik projesine karşı çok dikkatli olsunlar. Ben Fethullah Hocamı da, Zaman Gazetesi’ni de, haber7.com’u da hepsini tenzih ederim. Bak bu insanların %99.99’u iyi insanlar, ama içlerinde bir kaç kişi 3, 5, 10 kişi var, onlar birçok şeyi yönlendiriyorlar ve bu neticeyi meydana getirtiyorlar benim sözüm onlara. O şeyi de yayınlasana Seyyid Salih Özcan Hocamızın.
Sempozyumdan Salih Özcan’ın konuşması video-
ADNAN OKTAR:Bak, mesela bu ısrarla sakladıkları bir gerçektir. Şimdi bunları niye söylüyorum. Israrla söylüyorum. Saklayanların günahı artsın diye söylüyorum. Hükmü, her anlattığımda hükmü daha artıyor. Her seferinde hükmü daha artar. Her anlattığımda da harika yönü çok artacak çünkü bakın 10 yıl sonra net İslam ahlakı hakim oluyor. Bakın söyleyeyim Türk İslam Birliği olacak 10 yıl sonra. Bu konuşmalarda teknik olarak pek ortadan kalkmıyor yani 10 yıl kalıyor biliyorsunuz ki net çekimler bunlar ayrıca da saklıyoruz. O zaman ki gençler hayretler içinde nasıl aynısıyla çıktığına konuşmaların şaşıracaklar. Çünkü böyle bir, eğer bu konuyu gerçekten ben önemli görüyorsam en az böyle tavır koymam gerekir en az. Gerçekten savunuyorsam en az böyledir. Ama samimi olarak inanmıyorsam, flu bir şey olarak görüyorsam bir veya iki kere bunu söylerim geçerim. Ondan sonra işte ıspanağın faydaları, ondan sonra hangi çeşit meyveler insana yarar o tip muhabbete gireriz, inşaAllah. Dolayısıyla bak, Sungur Ağabey de bunu durduk yere anlatmaz. Normalde Sungur Ağabey Risale-i Nur Külliyatı yaklaşık 12 ciltlik falan bir eser, oradan herhangi bir yeri anlatabilirdi. Ama bakın çok hayati bir yeri anlatıyor. Kasten ve özellikle anlatıyor. Çünkü o kalabalığı bulduğu için ve bunun da basına yansıyacağını bildiği için bu hayati konuyu özellikle belirtiyor. Seyyid Salih Özcan Hocam da o kadar çok ki hatırası Said Nursi’den. Binlerce hatırası var ama bakın en önemli, hayati gördüğü konuyu anlatıyor. En önemli gördüğü meselelerden bir tanesini anlatıyor. Ama bakın arkadaşlarımız ne yapıyor? En önemli görünen konularda, en önemli şekilde haber vermemeye özen gösteriyorlar ve haber yapmıyorlar, gizliyorlar. Biz de ne yapıyoruz onların yaptığı tahribatı temizlemeye çalışıyoruz. Çünkü onlar gizleyince bir kere gizledilerse bizim on kere haber vermemiz gerekir ki o tahribat ortadan kalksın. Yani amaçları nedir ben anlamıyorum. En iyi ihtimal şu olabilir Mehdiyet yeri yerinden oynatacak bir olay olduğu için bir şey olmasın, bir infial meydana gelmesin, yoğun bir hareketlenme olmasın diye olabilir. Kardeşim sen ne yapacaksın? Sadece Hz. Mehdi (a.s.) gelecek, İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. Sana kim ne karışır. Yani kim ne diyebilir? Mesela farzedelim, sen İttihad-ı İslam’ı istemez misin, Türk İslam Birliği’ni?
SUNUCU:Tabii ki isterim.
ADNAN OKTAR:İstersin. Peki ne kaybedersin bunu söylediğinde? Ne zarar gelir bir insana? Adam bunu diyemiyor sanki asacaklar yani. Bir Türk evladı için ne kadar mutlu bir sondur Türk İslam Birliği. PKK buhar olmuş, terör buhar olmuş, Türkiye lider ülke olmuş, koskoca bir dünya hakimiyeti meydana gelmiş, mutluluk saadet saçan güzel bir birliktelik var, insanlar sevinç içinde, özgürlükler tam. Komünistler bile sevinç içindeler adamlar çünkü huzur içinde yaşıyor adamlar, onun hayatı da garantiye alınmış. Peki böyle bir sistemden kim rahatsız olurda paniğe kapılıyorsunuz. Yani suçu olan gocunsun, anormal bir şey yapıyorsa bir insan gocunur gizler. Ne bu suç mu? Neyini gizliyorsunuz? Ayrıca Allah söylüyor, Peygamber (s.a.v.) de müjdeliyor. Peygamberimiz (s.a.v.) söyleyin bunu diyor. Şimdi bak demin de anlattım sanki benim konum Hz. Mehdi (a.s.) denen bir insan vardır ben onu sadece ortaya çıkartmak için uğraşıyorum, çıkartacağım. Halk da diyecek ki; “İşte falanca kişi Hz. Mehdi (a.s.)’dır” bu kadar. Kardeşim bu değil Mehdiyet. Mehdiyet bütün dünyanın kurtuluşunun adıdır. Bütün dünyanın mutlu olmasıdır. Yani aydın, aklı başında, güzel ahlaklı bir insan, bütün dünyanın kurtuluşu için gayret etmez mi gece gündüz? Bütün insanlığın kurtuluşu için gayret etmez mi? Hayatını, bütün şeyini Allah rızası için, Allah’ın rızasına, Allah’ın rahmetine kendini adar bir Müslüman ve bütün dünyayı hedefleyen bir kurtuluş mücadelesi verir. Bunun adına Mehdiyet deniyor işte. Yani başka bir isim istiyorlarsa onu söyleyeyim. Kaim var mesela ismi Kaim’dir, kıyam eden. Kaim, Sahib-i Zaman’dır, çok fazla ismi var Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Dünya’daki huzurun özetlenmiş adıdır Mehdiyet. Dünyadaki mutluluğun, dünyadaki sevincin özetlenmiş adıdır. Bir adam şimdi sabah erkenden işe gidiyor. “Niye gidiyorsun?” diyorsun “hemşerim”. “Para kazanmak”. “Parayı niye kazanmak istiyorsun?” diyorsun. Yemek alacağım, evin kirasını ödeyeceğim” diyor. “Huzur içinde yaşamak istiyorum” diyor. Peki biz ne için uğraşıyoruz? Allah rızası için uğraşıyoruz. Sonucunda senin alacağın maaşın bin katını sana sunmayı düşünüyoruz. Saray gibi evde yaşamanı istiyoruz, en güzel arabalara binmeni istiyoruz, terör, anarşi laflarını bir daha duymamanı istiyoruz. Televizyona bastığında sen, bir daha şehit cenazesi görmeyeceksin, kan revan görmeyeceksin. Hatta trafik kazası bile görmezler. Çünkü trafik kazasının sebebi ne? Şu kadarcık yollar, daracık yol, daracık yolda çift şerit, yani arabalar sürekli birbirini solluyor. Zaten kaza olmaması mucizedir. Yani illa ki olması gerekir. Yani bu cambazın bile yapamayacağı bir şeydir. Kardeşim görüyorum daracık yol, her yerde daracık yollar var. Bu taraftan arabalar geliyor, bu taraftan da gidiyor. Adamlar iki tarafta solluyor, şöyle şöyle sürekli hareketler. Böyle bir ortamda arabaların birbirine vurmaması mümkün mü? Kimi 120 ile gidiyor, kimi 130 ile gidiyor, 140 ile gidiyor, olacağı bu. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde trafik kazası da olmaz. Çünkü dev yollar olacaktır. Kuran’da yollara da dikkat çekilmiştir. Tabii, bak Allah diyor “Kırmızı, siyah yollar” diyor, bak asfalt siyah. Siyah yollar ve beyaz yollardan bahsediyor Allah. Demek ki ileride beyaz yollar da yapılacak. Çok acayip, kim bilir nasıl bir madde? Bembeyaz bir yol düşünün. Açık bembeyaz bir yol, çeşitli renklerle döşenmiş, gıcır gıcır bayağı güzel, beyaz lastikli arabaları düşün. İnsanların varacakları son noktaları işaret eder Kuran’da genelinde. Dolayısıyla biz bunları anlatırken insanların mutlu olacağı bütün sistemlerin tamamını savunmuş oluyoruz. “Başka konu yok mu?” diyor. Başka konu ne var da dünyada başka ne anlatalım. Kuran vardır, Kuran’ın yaşanması vardır. İnsanların mutluluğu vardır. Başka ne anlatalım, başka onun dışında. Dedikodu mu yapacağız? Başka konu var mı? Yok, başka konu yok. Allah vardır, Allah sevgisi vardır, Allah rızası için yaşamak vardır, Kuran vardır, Peygamber sevgisi vardır, Kuran’ın hükümleri vardır ve bütün dünyanın mutluluğu kurtuluşu vardır. Başka bir konu da yoktur. Allah için gayret edersin, ahirette de sonsuza kadar güzel bir yaşam Allah bize vaad ediyor. Şimdi burada mesela bak dünya tarihinde olmamış bir şey bu vakite kadar yok. Bir de Allah kısa sürede yapacağını söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in, hadisle bildiriliyor; “Çok kısa sürede hakimiyet meydana getireceğim” diyor. Bediüzzaman diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) çok kısa sürede yapacak, hatta size örnek vereyim” diyor. Bediüzzaman, “Bakın nasıl kısa sürede yapacak” diyor. “Şu sebeple, şöyle örneklerle, kısa sürede yapacak” diyor. Nur Talebesi kardeşlerimize söylüyoruz. “Ne diyorsunuz?” diyoruz. “Bediüzzaman öyle söylüyor ama o fikir jimnastiği yapmış. Hani olursa, olabilir” hani hayal alemi geniş gibi. Var ya böyle Süpermen filmleri falan oluyor böyle filmin konusunu hazırlayan bir kişi olarak düşünüyorlar. Kardeşim desene, “Benim Müslümanlığa karşı inancım zayıf, Ahirete olan inancım da zayıf, bana dua edin” de sana yardımcı olalım. Bediüzzaman’a sen niye böyle sözler ediyorsun? Bir de bu adamları dinliyorlar. Onun için ben bunlara nefes aldırmak istemiyorum yani sürekli mücadele ediyorum. Yani sessiz kalıp başka konulara geçersek bunlar sürekli yol alıyorlar, ilerliyorlar. Bir mühedislik projesi var Türkiye’ye uygulanan onda adım adım ilerliyorlar. Biz durdurduk bunu, onun için çok sıkışmış vaziyetteler. Bakın bütün yazarlar “Türkiye lider oldu” demeye başladılar. Kardeşim siz iki yıl önce bunu diyor muydunuz? Demiyordunuz. 3 yıl önce, 4 yıl önce, 5 yıl önce, 10 yıl önce siz söylemiyordunuz. Ne zaman söylemeye başladınız? Ben söyledikten sonra söylemeye başladınız. Demek ki iyi bir dinleyici kitlemiz var. İyi takip ediyorlar. İnşaAllah. Bakın, ne desem ertesi gün benim sözümün aynısını söylüyorlar. Yani en fazla bir gün sekiyor, en fazla bir iki gün, genellikle ertesi güne. Bu çok güzel, biz memnunuz bundan. Ama başka konulara vakit ayrılacak gibi değil acele etmemiz gerekiyor. Mesela, bak Cübbeli bile İttihad-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni söyleyemiyor. Uzun süreden beri söyleyemiyor. Israrla üstüne gidiyorum, şimdi yavaş yavaş şuna alıştırdım. İslam aleminin acı içerisinde olduğunu, ızdırap içinde olduğunu yavaş yavaş söylemeye başladı. Yani bir kaç haftadan beri söyletmeye başladım. Şimdi ağzında da yuvarlıyor. “Türk İslam Birliği, İttihad-ı İslam gerekir” dedittireceğim ona, dedirttireceğim. Şimdi bak ağzı yaklaştı, seyredin. Şimdi bakın, “dedittireceğim” dedim ve “söyleteceğim” dedim. “İttihad-ı İslam gerekir, Müslümanların birleşmesi gerekir” dedirteceğim Cübbeli’ye bütün Türkiye seyretsin, inşaAllah. Şimdi bak ağzı alıştı, yaklaştı, hiç konuşmadığı konuşmaları yapmaya başladı bakın 2 haftadan, 3 haftadan beri konuşuyor. Şimdi son konuşmasını gösteriyorum buradan anlayacaksınız. Göster.
VTR-
ADNAN OKTAR:Bak, ne diyor? “Osmanlı zamanında bu olmuyordu” diyor. Söylesene ağzına mı yapışır de ki, “Aynısı olsun, Türk İslam Birliği olsun, bu iş bitsin” de. Bak söyleyemiyor. “Geçmişte olmuştu” diyor. “Şifreyi anlayamıyorlar” diyor. Şifreni niye gezdiriyorsun ağzında söylesene şifrenin ne olduğunu. Bak, “şifre” diyor. Adamı şifre çözmeye niye mecbur ediyorsun sen? Ben şifre ile mi konuşuyorum? Bak, “Türk İslam Birliği” diyorum, “İttihad-ı İslam” diyorum. Adam diyor ki bak “Şifreyi çözsünler” diyor Cübbeli. Şifre ne biliyor musun bak açıklayacak onu? “Türk İslam Birliği” diyecek, “İttihad-ı İslam, Müslümanların birlik olması” diyecek. Şimdi hazırlık yapıyor. “Dedirttireceğim” dedim, bak hazırlık başladı. Görüyor musun lafı bak, “şifreyi çözemiyorlar” diyor, adamlara yardımcı olsana. Şifre adam madem çözemiyor tamam çözememiş olabilir. “Arkadaşım” desin “şifreyi açıklıyorum”. Müslümanların birliği şifre dersin. Ağzına mı yapışır bu, diyemiyor bunu. Çünkü bunu dedi mi Mehdiyet gündeme gelecek, Mehdiyet gündeme gelince alametlerin ortaya çıktığı anlaşılacak. Kitabında, “Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diyordu. “570 sene sonra gelecek” diyordu. Bak geçen günlerde diyor ki, “Adnan Hoca bana söz versin” diyor. “Mehdilik iddia etmeyeceğine” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda geleceğini açıklayacağım” diyor özetle. “Bana söz versin” diyor. Kardeşim bu ne biçim korkudur. Bakın ben şimdi acıyorum da Müslümanlara da onun için, şey yapmıyorum. O kadar çok Hoca efendi var ki, adam çıkıyor böyle balkabağı gibi kafasına şapkayı koymuş, ama yazık seviyorum yani acıyorum hakikaten, açıkça söylüyor “Arkadaşlar ben Mehdiyim” diyor. Net söylüyor. Ve “Siz niye bekliyorsunuz ya” diyor. “Neyi bekliyorsunuz? Bana gelsenize, tabii olun” diyor açık konuşuyor, kapalı bir şey yok. Bakın bu adamla kimse muhatap olmuyor. Cübbeli’nin haberi bile yoktur ki binlerce taraftarı var. Televizyonları var, bilmem neleri var. Bunun gibi Hindistan’da var, Pakistan’da var, Türkiye’de zibil gibi var Mehdiler. Net söylüyor adamlar, yazıyorlar adamlar zaten. Dergilerinde de yazıyorlar, “Hocamız Mehdi’dir” diyorlar, açıkçası net söylüyorlar. Kimse muhatap dahi olmuyor. Ama ne hikmettir Fatih Altaylı, o tombul gözlüklü, Aydın Doğan’ın takım, Fatih Altaylı’nın özel misafiri olan Cübbeli Ahmet Hazretleri ve Amerika’daki muhkim Edip Yüksel, geçen günler resmini gördüm tanıyamadım böyle. Bir resmini gösterelim bir ara görelim. Tanıyabilen olacak mı bilmiyorum. Neyse şimdi yorum yapmayacağım. Bakın hepsi koro halinde, “Türk İslam Birliği olmayacak” diyorlar. “Yok” diyorlar, fakat Cübbeli’nin o kadar çok üstüne gittim ki etrafındakilerde onu sıkıştırmaya başladılar yani manevi yönden yaptığının vicdansızlık olduğunu, Kuran’a uygun olmadığınıı, hadise uygun olmadığını herhalde herkes söylüyor. Artık utanmaya başladı o. O kadar da yüzü şey değil onun. Şimdi biraz utanmaya başladı. Şimdi bir kaç şey sonra o şifreyi çözecek, o şifrenin ne olduğunu. Yalnız şifreyi siz çözün demesi normal mi bunun? Müslüman şifreyle konuşur mu? Ne şifresi? Allah’ın hükmünü açıklasana. Bak, Cenab-ı Allah ne diyor? Şeytandan Allah’a sığınırım. “Din Allah’ın oluncaya kadar”, dinin Allah’ın olması ne demek? “Ve fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadeleye devam edin” diyor. Bu kayıtsız şartsız İslam’ın her yere hakim olması demektir. Bak, “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar ve din Allah’ın oluncaya kadar” Allah’ın dini her yere hakim oluncaya kadar mücadele edin diyor Allah. Kardeşim bu ayeti söyle istersen yorumlama sen Cübbeli Ahmet Efendi. Nur Suresi’nin 55. ayetini söyle istersen yorumlama, ayeti de söylemiyor. Dünya hakimiyetini anlatan ayetleri de söyleyemiyor. Geçenlerde dolaylı yoldan dünya hakimiyetini anlatan bir ayet vardı onu okudu onu da yorumlamadı, açıklamadı. Söyleyemiyor, bak “şifre bu” diyor sadece. Allah bize şifre ile mi konuşmamızı söylüyor? Hayır şöyle olabilir derler ki, “Kardeşim, sen İttihad’ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni savunursan, ağzına alırsan seni asarız” derler adama o da can korkusuyla belki de “Şifreyi siz çözün ben söylemeyeceğim” diyebilir. Ben Türkiye’de öyle bir kanun olduğunu bilmiyorum. Asıryorlar mı adamı Türk İslam Birliği’ni isteyenleri?
OKTAR BABUNA:Asmıyorlar Hocam. Alenen söylüyorsunuz Hocam siz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah vermesin herhangi bir ülke bile olsa öyle bir şey söylenmiş olsa en fazla şehit olursun. Ne korkuyorsun? Ama söyleyecek. Sana söylüyorum bu bandı da saklayın, söyleteceğim inşaAllah. Çünkü etrafındaki Müslümanlarda onu ayıplıyorlar artık. Çok acayip bir konuma geldi.
28. sure 5. ayet, “Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz” Bak, yeryüzünde güçten düşürülenler, Müslümanlar dünyada güçten düşürüldü mü? Düşürüldü. İşgal altındalar, eziliyorlar. Bak diyor ki Allah, “Yeryüzünde güçten düşürülen Müslümanlara lütufta bulunmak, onları önderler yapmak” dünya hakimleri yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz. Her yere mirasçı olacaksınız diyor Allah. “Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım'” Her yere hakim olsunlar diyor. “Firavun'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim”. Yani en çekindiği şey ne? İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği, “O sakındıkları şeyi onlara gösterelim” diyor Cenab-ı Allah bütün Firavunlara, Hamanlara ve askerlerine. 40. sure, 26. ayet, “Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim” şimdi var ya kavgalarda it kopuk bazen birisini dövmeye kalkar, koluna girerler. “Tutmayın beni” falan böyle. O da orada öyle çakallık yapıyor. Diyor ki, “Bırakın beni” yani orada harhalde saldırgan havası yapmışlar onlar da tutuyorlar “Aman yapma Firavun Efendi” falan diyorlar. Yani elinden şey çıkar, öyle artistik hareketler yapıyor anladığım kadarıyla. Bak, “Bırakın beni” diyor “Musa’yı öldüreyim”. Çoktur öyle sokak kavgalarında falan “Bırakın tutmayın beni” der, “dağıtacağım” falan der. “Yapma ağabey” falan, “Elinden kaza falan çıkar” derler, değil mi öyle? "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.” Yani bak fesat çıkarmakla suçluyor. Çünkü o devrin Mehdi’si Hz. Musa (a.s.), o devrin psikopatı da o. Ne diyor? “Yeryüzünde fesat çıkartmasından”, o barıştan, kardeşlikten, sevgiden bahsediyor. O da fesattan bahsediyor. Kendini akıldane görüyor. 7. sure 123. ayet, “Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi?” Orada resmi ideoloji var o zamanlar Firavun’un devrinde. “Arkadaş” diyor “Bir tane ideoloji vardır, bir tane inanç vardır” diyor. “Demokrasi falan yok, hiçbir fikre açık değilim, hiçbir inanca açık değilim. Ben size izin verirsem inanabilirsiniz ancak” diyor yani devlet size ne inanç dayatırsa, devletin gösterdiği inancın dışına çıkamazsınız siz diyor. Komünist devletlerde öyle. Devlet ne diyor? “Arkadaş hepiniz komünistsiniz” diyor. “Teşekkür ederim” diyor. Adam diyor ki, “İstemesem de mi?” “Evet istemesen de, şu andan itibaren komünistsiniz başka hiçbir şey savunamazsınız” diyor. Bak, "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı buradan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır.” Bak “Bu halkı buradan sürüp çıkarmak amacıyla” yani “Firavun’u ve çevresindeki insanların hepsini bu şehirden sürmeyi amaçlıyorsunuz siz” diyor Müslümanlara. “Amacınız siyasi, yani bir hakimiyet peşindesiniz, dünya hakimiyeti peşindesiniz” diyor. “Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz." 7’ye 124, "Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim” o zamanın iddia edilen Ergenekon Örgütü de onlar. Onlara domuz bağı yapıyor o çakallar, bu çakallar da bunu düşünüyor bak, “Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim” yani bir elini ve bir ayağını çaprazlama kesiyor. “Ve hepinizi idam edeceğim”. “Toptan, tenkil sallandıracağım iplerde” diyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü mensupları ne diyor? “Hepsini bir gecede asacağız” diyorlar. “3 milyon kişiyi asacağız” diyorlar. Firavun da aynısını söylüyor. Yani Firavunluk hiç değişmiyor dikkat ederseniz, çağlar geçiyor aynısı devam ediyor. 7’ye 127, “Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki” yani onun yancıları falan, akıl veren akıldaneler "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terk etmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?" Bakın bir de baskı da yapıyorlar, esir edeceksin nefes aldırmayacaksın yani toplumu diktatörlükle baskı altında tutuyor Firavun. Hem inançlarına müdahale ediyor, hem seyahat özgürlüklerini kısıtlıyor. “Gitmeyeceksiniz burada kalacaksınız” diyor. “(Firavun) Dedi ki: "Erkek çocuklarını öldüreceğiz” bütün Musevi, Müslüman o zamanki Müslümanların “Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz" yani kahredici bir üstünlüğe sahibiz diyor Firavun. Aslında Hz. Musa (a.s.) Firavun’a bu yönde korkacağı bir şey de söylemiyor. Adamın psikopatlığının nedeni, delilenmesinin nedeni Tevrat’ta geçen Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili olan Allah’ın hükümleridir. Hz. Mehdi (a.s.) orada dünya hakimiyetinden bahsediyor. “Bütün topraklara hakim olacaksın, bütün krallar senin ayağına gelecekler, yanına gelecekler ve hepsi sana bağlılıklarını bildirecekler” diyor. “Sen onları güzellikle, iyilikle kontrol altına alacaksın, dünyaya hakim olacaksın, dünyada tek olacaksın diyor Allah Hz. Mehdi (a.s.) için. Benim anladığım Allahualem Firavun Tevrat’ı okumuş, yani çok detaylı okumuş. Onu biliyor, halbuki Hz. Musa (a.s.) diyor ki, “Beni ve kavmimi, buradaki kalabalığı bizi bırak gidelim” diyor. Yani normalde Firavun’un işine gelecek bir şey bu. Çünkü adam çekinmiyor musun sen? Çekiniyorsun, bir şey demiyor ki sana Hz. Musa (a.s.). “Senin topraklarına hakim olayım, ben burada kalayım, buralar benim olsun” demiyor ki, “Allah’ın bize vaad ettiği topraklar var” diyor. Zaten vaad edilen topraklarda ayrı. Yeri de ayrı Mısır’la bir şeyi yok Hz. Musa (a.s.)’ın, Mısır onların zaten. “Ben” diyor “Kavmimle gideceğim, beni bırak” diyor. “Yok, bırakmam” diyor. O zaman korkunun nedeninin daha büyük olduğu anlaşılıyor yani dünya çaplı bir hakimiyetten kortuğu anlaşılıyor bütün bölgenin kontrol altına alınması. Muhtemelen söylediğim gibi yani Mehdiyetle ilgili Tevrat’taki hükümleri okuduğu için bunu uygulacaklar, bu kişi de herhalde Mehdilik iddia ediyor diyor Hz. Musa (a.s.) içinde. “Bunu uygulayacak” diyor halbuki Hz. Musa (a.s.) Hz. Mehdi (a.s.) olmak için üç kere Allah’a dua etmiştir, hadis var üç kere. Fakat Allah kabul etmemiştir. Yani ona Peygamberlik görevi vermiştir. Ama Peygamberlik tabii çok yüksek bir görevdir. Fakat dünya hakimiyeti de ona çok güzel gelmiş. Çünkü çok çaplı bir dünya hakimiyeti olduğu için onu istemiş Allah’tan. Firavun’un korkusunun nedeninin bu olduğunu görüyoruz. Yoksa Firavun’a söylüyorlar tabii kahinler. “Bir Peygamber gelecek” diyorlar ama kavmini alıp gidecek demiyorlar. “Hakim olacak” diyorlar, “Her yere hakim olacak” diyorlar. Yani karıştırıyorlar, gerçekten Peygamber (s.a.v.) gelecek doğru ama hakimiyet peşinde olmayacak öyle bir şey yok. Onunla karıştırdığı için Firavun orada Allahu alem çizmiş, yani olan aklı da gitmiş. Zaten psikopat kabadayı hareketleri yapıyor baksana, beni bırakın bilmem ne falan. Yani tehditleri de öyle tam çakal tehditleri, asarım keserim tarzında. O kahinlerin bilgisi de zaten Peygamberlerden aldıkları bilgiler yani kahin bilemez geleceği ama diyorlar “genç birisi gelecek” diyorlar gelişecek, hakim olacak, bütün mülkünü elinden alacak. Ama bu Hz. Mehdi (a.s.)’dır bahsedilen. Fakat aynı devirde de, Peygamber geleceği de biliniyor. Fakat iki bilgi birbirine karışınca yani müthiş bir korku meydana gelmiş oluyor. Yoksa Hz. Musa (a.s.)’ın gerçek amacını bilse Firavun normalde öyle bir psikopatlık yapmaz. Adam zaten sürgün peşinde, Firavun’un istediği o. Zaten hepsi gitsin ister, kalmalarını istemez. Çünkü toprak peşinde oraların rahat etmek peşinde adam yani inşaAllah. Allahu alem tabii.
SUNUCU:Kısmen inanıyormuş Firavun da yani.
ADNAN OKTAR:Yani tabii, bir şey olacağını anlıyor. Zaten Allah diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “Vicdanları kabul ettiği halde” ayet bak, “Vicdanları kabul ettiği halde zulüm ve büyüklenme dolayısıyla reddettiler” diyor Allah küfrün özelliği olarak. Vicdanen böyle çok çok iyi anlıyor. Ama bakın “zulüm ve büyüklenme” büyüklük hissi, münafiklarda da bu vardır. Mesela münafiklar anlar Hz. Mehdi (a.s)’ı fakat zulme yatkın olduğu için ve büyüklenme hissi olduğu için, o daha şiddetli bir duygu olduğu için onlar da kabul etmezler. Mesela Peygamberimiz (s.a.v)’i de münafıklar biliyorlardı Hak Peygamber olduğunu fakat zulüm ruhu var içlerinde ve büyüklenme hırsı var. Ama müthiş bir büyüklük hissi. Mesela bak dışarıda çıksanız bir çok insanda görürsünüz büyüklenme hissini. Görüyor musun büyüklük hissi olan insanı?
SUNUCU:Evet, fazla.
ADNAN OKTAR:Değil mi, bolca da görüyorsundur?
SUNUCU:Çok.
ADNAN OKTAR:Aynı zamanda zalim de oluyorlar. Mesela iftira atabilir, ters laf söyleyebilir, can yakar, ondan sonra mesela bir imada bulunur. Farz edelim, burnu biraz çirkin oluyor ama diğer vücudunun yerleri güzel oluyor. “Senin burnun ne kadar güzelmiş” diyor bak mesela zulüm, sırf ahlaksızlik olsun. Güzel yerini söylemiyor özellikle olmayan bir yerini söylüyor. “Yok” diyor adam da, “Benim burnum güzel değil” diyor, “Çirkin” diyor. “Olur mu, son derece en güzel yerin orası” diyor. “En dikkatimi çeken yer orası” diyor. Mesela bu çok büyük bir alçaklıktır, şerefsizliktir. Böyle kalleşce birbirlerinin asaplarını bozuyorlar. Bu en ufaklarındandır, en küçüğüdür yani. Mesela elbisesi yakışır, “Çok çirkin olmuş” der. Çirkindir, “Yok, çok güzel olmuş bayağı yakışmış” falan der.
SUNUCU:Çirkin olsun ister.
ADNAN OKTAR:Hayır ahlaksızlık yani oturmuş, mayasına oturmuş. İşte bu, bu zulüm. Büyüklenmede de üst perdeden kendini çok büyük zanneder. Yani hiçbir şekilde tevazuyu kabul etmez, itaati kabul etmez. Yani bir üstünde büyük olsun istemez. Yani ben mesela onun için, Erbakan Hocamıza karşı bazı kişilerin tavırlarında o büyüklük hissini hissettiğim için çok rahatsız oldum. Çünkü büyüklük hissi vefayı kaybettirir. Yani vefa hissini yok eder. Yani asil bir duygu yok olur o zaman. Şefkat yok olur, merhamet yok olur, koruma hissi yok olur, çok fazla şey yok olur. Büyüklük hissi hepsinin üstünde oluyor o tip insanlarda. Ve o göz ile baktı mı da insanlarda tevil tabir de eder artık. Gerekirse yalan da söyler, abuk subuk şeyler de konuşabilir. Böyle nefsini kurtarmak peşinde olduğu için garip mantık oyunlarına girebilir ama Allah ayağına dolandırır. Hiçbir şekilde başarılı olamaz öyle insanlar. Yani mutlaka küçük düşerler. Mesela genç kızlar kendi aralarında, ben görüyorum çocukların bayağı bir gurur savaşı oluyor. Yani mesela bir genç ben çok nadir görüyorum rahat yaşayan genç kız. Hep çekiniyorlar birbirlerinden. Kızlar kızlardan çok çekiniyorlar. Doğru mu bu?
SUNUCU:Evet, kesinlikle.
ADNAN OKTAR:Kesinlikle, acayip çekiniyorlar. Çünkü bir laf sokacak, dedikodu yapacak, onu kıskanacak diye ödleri kopuyor.
SUNUCU:Samimiyet yok çünkü.
ADNAN OKTAR:Yani çocuklar böyle diken üstünde oturuyorlar, ben çok kere gördüm bir araya geldiklerinde teyakkuz halinde. Mesela bir iltifat ediyor kuşkulanıyor onun iltifatından, yani küçük düşürme kastı ile olduğunu düşünüyor. Hakikaten de biraz da bulanık da oluyor benim dikkatimi çekiyor. Tam yani o anlama gelecek gibi oluyor. Bakıyorum o da ona kendini korumak için başka ters bir cevap veriyor, uygun bir cevap veriyor. Yazık şimdi geriliyor, bir anda kinleniyorlar birbirlerine yani anlıyor onun düşman olduğunu o zaman. Yani dost olmadığını anlıyor. Artık sür git gidiyor o. Halbuki onun kısa bir sevgi gösterisiyle, kısa bir dostluk gösterisiyle hemen muhabbete çevirebilir. Tabii bir anda çözülmez bir insan ama bir sevgi gösterirsin, iki dostluk gösterirsin çözülür. Çünkü Allah diyor ayette; “Sana kötülük yapana sen iyilikle karşılık ver” diyor Allah ayette. “Onun sana dost olduğunu göreceksin” diyor. İnsanın ruhunda vardır o. Belki bir kerede çözülmez ama bir kaç kerede çözülebilir. Çözülmezse de sevap kazanmış olursun bir şey olmaz. Yani kötülüğe kötülükle karşılık verilmez. Evet Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Almanya’da bir konferansımız vardı duyuralım mı Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Duyur.
OKTAR BABUNA:16 Ekim’de yani 6 gün sonra inşaAllah. Almanya’da konferansın adı Bilimin Işığında Evrim Teorisi. 16 Ekim 2010 tarihinde saat 19:00 ile 22:00 arası yani akşam 7 ile 10 arası.
ADNAN OKTAR:Nerede olacağını sonra söyleriz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çünkü çok fitneci bazı hayvanlar. Mutlaka bir pislik yapmaya kalkıyorlar. Son gün söyleyelim. Her gün duyuralım fakat nerede olacağını son gün söyleyelim. Tamam mı?
OKTAR BABUNA:Tamam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Çünkü geçen sefer acayip engellemek için uğraştılar. Önceden haber verdik, ne kadar kalleş insanlar var ne kadar vicdansız insanlar var. Yeri göğü oynatmışlar oradaki konferansı engellemek için. Gerçi beceremediler ama bayağı bize iş çıkardılar.
“Hocam ağzınıza sağlık siz Sungur Ağabeyden bahsedince ağlayacak gibi oldum. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah geçenlerde cemaat onu dışarıda bırakmıştı artık cemaat işleriyle uğraşmasın diye. Allahu alem tahminim ondan sonra da sağlığını kaybetmeye başladı. Hocam dua edelim Allah uzun ömürler versin ona ve diğer Ağabeylere. Sizin de dediğiniz gibi mühendislik olabilir” bak, “Dediğiniz gibi bir mühendislik olabilir. Böyle olaylar çoğalmaya başladı. Allah yardım etsin diyor. S.A.” MaşaAllah bak çok hayati bir konu. Evet ben, bizden bir münafik güruh ayrılmıştı. Böyle bize iftiralar atarak, işte gazetecilere haberler gönderdiler. Biz işte şahitlik ederiz, mahkemelere yazılar gönderdiler aleyhimizde. Evimize baskınlar yapmalar, böyle silahlı baskın yapmalar. Rezalet çıkardılar piskopat tipler. Neyse Allah o beladan pislikten kurtardı. Gittiler Sungur Ağabey’in yanına. “Hocam” dediler, “Onlar çok yanlış yolda Allah razı olsun siz çok iyi insansınız, biz de sizi çok seviyoruz. Bizi kurtarın” dediler, yani size tabi olduk dediler. Sungur Ağabey de iyi niyetli böyle mazlum kendi halinde bir insan. Yani hep hüsn-ü zan eder. Halbuki bakın orada hemen fark edilir. Yani insan, Hocamı tenzih ederim de bana mesela birisi gelse dese ki, “Sungur Ağabey çok tehlikeli adam”, yahut işte “Mahmut Hoca tehlikeli adam”, yahut “Esad Hoca çok tehlikeli adamdı” dese rahmetli için. “Kötü adamdı onun yanından Allah bizi kurtardı senin yanına geldik. Bana gelse; ben suratına tükürürüm -hiç alışkın da değilim ama- sonra yani burada söyleyemeyeceğim bazı sözler söylerim. Yani çok böyle dolu dolu, yani çok iyi bilirim ben öyle şeyleri gerektiğinde ve gönderirim bu kadar. Ama Hocamız bunu tabi yapamaz böyle de benim usulüm. Kabul etmiş onları, inanmış. Bunlar akıl almaz kahpelik yaptılar. Hocamıza yani çok çirkin iftiralar atmaya kalktılar, aklınız hayaliniz durur böyle. Sokağa atmaya kalktılar. Yani evinden de çıkaracaklardı böyle, adamı yani delirtecekler böyle üstüne gidiyorlar. Ben çocuklarla gittim akşam Hocamızın yanına. “Hocam” dedim, baktım çökmüş de yani böyle perişan. Dedi ki hatta bana, “ölmek üzere hemen gitsen iyi olur” dediler yani, “ölecek” dediler. Öyle psikolojik tazyik yapmışlar ki adamcağız ölecek yani psikolojik tazyikten. Çökertmişler, manen çökertmişler. Hatta bunadığını falan söylediler haşa ve “Ölmek üzere” dediler yani, “Gitsen iyi olur” dediler. “Bir gör son kere” dediler. “Hocam” dedim, “Sen Allah’ın velisisin” dedim. “Bediüzzaman’ın bize emanetisin sen. Bediüzzaman’ın görevli kıldığı bir insansın sen. Mehdiyet devrinde görevlisin sen” dedim. “Ahir Zamanda görevlisin, sen ölmeyeceksin” dedim Allah’ın izniyle. “Görevini yapıncaya kadar ölmeyeceksin” dedim. “Hiçbir şeyinde yok, bedi insanlarda bunama olmaz” dedim. “Hiçbir şey olmaz” dedim. Birden açıldı, acayip açıldı ama böyle. Yani fırtına oldu. Gitti Rusya’ya falan ortalığı birbirine kattı maşaAllah. Çok canlandı. Onun için yani münafık bir yerden bir yere geldiğinde münafığı Müslümanların kabul etmemesi gerekir. Kardeşim bir kere kahpelik yapan bin kere kahpelik yapar. Münafığın şakası olur mu? Münafık kabul edilir mi? Çok acımasız davrandılar. Neredeyse öldüreceklerdi mübareği. Böyle azılı kahpe yani süper tehlikeli adamlar. Neyse Allah korudu yani Allah vesile etti. Bakın Sungur Ağabey’in bu dediği de kapatılıyor. Onun için bak Nur talebesi kardeşlerimiz Fethullah Hocamızın talebeleri de kardeşlerim, benim Mehdilik iddiam falan yok ben Allah’ın gariban bir kuluyum benim bir şeyim yok. İstiyorlarsa hiç evden de dışarı çıkmayayım. Yani benim bir zorum yok. Kardeşim bana desinler ki, “falanca Hz. Mehdi (a.s.). Ayağını da öperim, peşinden giderim benim bir sorunum yok. Yani İslam ahlakı hakim olduktan sonra, Türk İslam Birliği olduktan sonra yani ne fark eder bana Hz. Mehdi (a.s.). Bu kişi, Hz. Mehdi (a.s.) gibi görüyoruz deseler, yani bana özgür, sıcak, sevecen, mutluluk dolu bir dünya sunan bir insan olsun. Bitti kardeşim ben ne fark eder ha o olsun, ha o olsun. Yani netice oluştuktan sonra şahıs niçin önemli benim için? Ne fark eder? Ama dediklerim önemli beni iyi takip etsinler. Yani dediklerimi de iyi takip etsinler. Ben samimi adamım. Evlenmedim de ben yani ceketimle pantolonum yani benim öyle Allah’tan başka kimseden korkmam da ben. Hiç kimseye verecek hesabım da yok benim yani öyle bir derdim yok. Çökecek sistemlerim, çökecek holdinglerim falan da yok hiçbir şeyim yok. Dolayısıyla benim düşüncelerim, anlatımlarım hep hadise ve Kuran’a dayalı ve samimiyim. Beni iyi takip etsinler, bakın bir mühendislik uygulaması var. Fethullah Hocamızı esir aldılar orada adeta, “Bir şey yapılıyor” diyorum yani benim sözümü dinlesinler, bir bildiğim var ki söylüyorum. Risale-i Nur Külliyatı’ndan taviz vermek için ortaya çıkan kişiler var, bak bunlara uymasınlar akılcı hareket etsinler. Ehl-i sünnet eserlere uysunlar ve dediklerim doğru ispatlı anlatıyorum. Gerçekten kıyamet yakın doğru bu ve teknik olarak da ispat ediyorum, açıklıyorum. Bakın 70, ben zaten ortadayım beraber hep beraber göreceğiz. İslam ahlakının hakimiyetini görünce zaten kıyamete de inanacaksınız, mecburen inanacaksınız. Binlerce yıldan beri olmayan bir olay olacak bakın dünya hakimiyeti oluyor. Bundan sonra benim kıyametle ilgili bir sözüme adamın inanmaması için deli olması lazım herhalde. Çünkü hadisler, hadislerin hepsi doğru olduğuna göre son açıklamaları mı yanlış. Bütünüyle doğru. Bak Şeyh Nazım Hocamın dediği doğru, 70 yılla ilgili sözü doğru. Bediüzzaman’da aynısı söylüyor, bende aynısını söylüyorum ve bütün ulema bu konuda hemfikir. Cübbeli mübbeli falan bunlar kulağına üfürülmüş adamlar yani bunlara itibar etmesinler. Şaşar Beşer Faruk Beşer bunlar da öyle. Bunların sol kulağından üfürmüşler yani ispat da ederim gerekirse. Bir şekilde hem kıyameti saklamaya çalışıyorlar, hem Türk İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı saklamaya çalışıyorlar. Avrupa Birliği de kendi kafasınca böyle Türkiye’yi yutmaya hazırlanıyor kendi aklınca. Türkiye boğazına tıkanır. Türkiye bayağı büyüktür, boğulur böyle, bağıra bağıra çöker yani. Sakın öyle bir şey girmesin. Yani bayağı iri gelir Türkiye onların boğazına. Bediüzzaman’ın dedikleri doğru, Mehdiyetle ilgili sözlerde doğru bunlar hurafe falan değil. Ben bir de hurafeye falan inanacak adama benziyor muyum ben? Ne ben, ne de benim etrafımdakiler, benim çocuklar süper uyanıktır arkadaşlar. Bunlar hep kolej mezunu, hem İstanbul çocukları, birkaç üniversite bitirmiş, birçok yabancı dil bilen çocuklar, dünyanın her şeyini görmüş adamlar ayrıca çok uyanıktırlar yani hurafeye inanacak bizde adam yok. Öyle kuş gibi adam, nerede öyle bir şey yok. Bakın kardeşimizin ifadesi de çok doğru, ne Sungur Ağabey’i dinliyorlar, ne Seyyid Salih Özcan Hocamızı dinliyorlar. Bak, hiç ehemmiyet dahi vermediler verdikleri açıklamalara. Bak Bediüzzaman söylüyor ona da önem vermiyorlar. Sungur Ağabey çıkıyor ona da önem vermiyorlar. Seyyid Salih Özcan çıkıyor ona da önem vermiyorlar. Ben açıklıyorum bana da önem vermiyorlar, bu harika bir durum. Ama Nur talebeleri bayağı vicdanlı ve akıllı çocuklardır. Böyle ağabeylik kafasını bıraksınlar, gerçeği görsünler yani kendileri müstakil vicdanla karar versinler, samimi kararlar versinler. Bu Ağabeysi dayısı kalmamış artık bu işin. Yani artık 5-10 kişiye esir olmaya gerek yok akılcı baksınlar.
“Selamün aleyküm Hocam. MaşaAllah yaptığınız programların ve uyarıların etkisi görülmeye başlandı. Risalehaber.com günlük verdiği Risale-i Nur dersinde bugün Hz. İsa (a.s.) ile ilgili bir bölüm sunmuş ve Hz. İsa (a.s.)’ın şahıs olarak geleceğini bahseden Bediüzzaman’ın sözlerini nakletmiş, yorumsuz alıntı olarak verilse dahi okuyanların Hz. İsa (a.s.) hakkında şahıs olarak düşünecekleri bir yazı olmuş, hatta yapılan bir yorumda daha önceden şahsı manevi zannedilen Hz. İsa (a.s.) için bu yazı münasebeti ile şahıs olduğunu anlayan bir arkadaş olmuş.” Bak dedim ki, “Kardeşim o zaman hiç olmazsa Bediüzzaman’nın sözlerini olduğu gibi koy”. Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bütün sözlerini koysunlar sırf bunu değil, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili ne kadar sözü varsa koyması gerekir Risalehaber.com’un, yapmazlarsa ayıp yaparlar. Süremiz dolmuş.
SUNUCU:HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz, soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.net ve HarunYahya.org adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00:30 dan itibaren Samsun Aks, Tv Kayseri, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve HarunYahya.Tv sitesinden devam edeceğiz.
OKTAR BABUNA:Hocam, bir de size selam verenler olmuş.
ADNAN OKTAR:Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...