SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Programımıza Samsun AKS, Tv Kayseri, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve harunyahya.tv sitemizden devam ediyoruz. Nasıl devam edelim Hocam?
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, bana konu söyle, anlatayım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Risale-i Nur’dan mı Hocam, nasıl uygun olur?
ADNAN OKTAR: Risale-i Nur’dan. Risale-i Nur’u bir kısım kardeşlerimiz sıcak yerde çay içerken, insanın kalbini rahatlatan kitaplar olarak görüyorlar. Öyle değil. Risale-i Nur dünya hakimiyeti kitabıdır, İttihad-ı İslam kitabıdır, Kuran’ın yaşanması kitabıdır. Delikanlılık kitabıdır, mücahitlik kitabıdır; fedakarlık, yüksek ahlak kitabıdır. Kuran’ın tefsiridir. Yani böyle kavruk bazı şahıslar, ruhunu iğdişleştirmiş, ruh gücünü kırmış insanlar, Risale-i Nur’u bambaşka bir ruhla yaşama azmindeler. Biz de Risale-i Nur’un özünü, samimi yönünü insanlara göstermeye çalışıyoruz. Ben, gitsinler başlarını belaya soksunlar demiyorum. Ama bu kadar samimiyetsiz tavıra da gerek yok, inşaAllah.
SUNUCU 1: Bediüzzaman’la ilgili daha çok bilgi almak istiyorum Hocam, araştırıyorum.
ADNAN OKTAR: Tamam, ben sana bilgi vereyim. Bediüzzaman’la ilgili. Bediüzzaman’ın ana özelliği samimi Müslüman olması. Samimi Müslüman çok nadir olur. Çok zeki bir insan, ezber gücü çok yüksek; bir sayfayı alıp baktığında, şöyle kısaca bir kere okuduğunda tamamı aklında kalıyor. Bu çok acayip bir şey. Yani bu aslında söylenip geçiyor ama bu çok muazzam bir şey. Mesela şimdi ben bu sayfayı aldım, okudum. Bu sayfayı çevirdiğimde bu benim aklımda yıllarca kalıyor. Öbür sayfayı okuyorum yıllarca kalıyor. Nasıl oluyor bu? Mucize bu. Çok şaşırtıcı bu. Harika bir şey. Bu Bediüzzaman’ın bir özelliğidir. Mesela bilinmeyen bir özelliği, çok bilinmiyor. Bediüzzaman’a Allah özel bilgi vermiş. Benim gördüğüm zamanın dışına çıkarmış Allah onu. Zaman zaman, zamanın dışına çıkmış. Yani zaman ve mekanın dışına çıkabilen bir insan. Zaman belki de ona tek bir an olarak gösterildi bazı yerlerde. Çünkü gelecekle ilgili verdiği bilgilerin hepsi doğru çıkmış. Bazı Hocaefendiler vardır, söyler ama hiç alakası yoktur. Bediüzzaman genelde konuşmuyor. Mesela diyorlar ki onlar; “üç zamana kadar şöyle olabilir” diyorlar. Bediüzzaman net, miladi tarih veriyor. “Şu tarihte şu olacak” diyor, Allah’ın izniyle. Aynısıyla dediği tarihte o oluyor. İnsanların güven olarak güvenebileceği, bütün Müslümanların genel olarak samimi güvenebileceği bir insandır Bediüzzaman. Böyle bir Müslüman kolay kolay olmaz. Yani ben herkese şu kişiye mesela açık açık güvenin demem. Mesela Şeyh Nazım Hocamız da çok dürüsttür. Gerçekten dürüst, çok samimi insan, güvenilir insandır. Bir de bu insanlarda asillik oluyor mesela bu çok önemli. Bazı insanlar basittir, sıradandır böyle çıkarıyla çatıştığında boyun eğer. Yaltaklanmaya başlar, bilmem ne falan, öyle değil. Mesela Bediüzzaman asla boyun eğmeyen bir insan. Yalnız benim kanaatim, bir kısım Nur talebeleri de, bir kısım insanlar da gerek Mehdiyet konusunda, gerek deccaliyet konusunda, Kıyametin yakınlığı konusunda boş bulundular. Tahmin etmediler vaktin bu kadar çabuk geçeceğini, Kıyametin bu kadar yakın olduğunu, Mehdi (a.s.)’nin de gerçekten çıkacağını tahmin etmediler. Onlar herhalde ütopik bir şey sandılar Mehdiyet’i. Deccal de öyle, hani söylenir, böyle garip bir mahluk vardır, bulutlara kadardır, böyle tek gözüyle gezer. Pratikte inanılmaz böyle şeylere, insanların birçoğu inanmazlar. Bir kısmı belki usülen inanır, hükmen inanır ama genelde bunlar öyle ütopik bir konu olarak kabul edilir. Baktılar ki hakikaten Mehdi (a.s.) gelmiş. O ortamda da bazı, ‘safdil’ diyor Bediüzzaman, safdil kişiler ‘Mehdi (a.s.)’yim’ diye ortaya çıktılar. O da Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerindendir. “Eskiden beri bazı makamperest bazı safdil kişiler Mehdi (a.s.) olacağım diye dava ederler” diyor. Yani alenen, açıkca söylüyor; “ben Mehdi (a.s.)’yim” diyor. “Dava ederler” diyor. Tabii o kadar bir sorun değildir. Ciddiye alınacak bir şey değil ama Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olması açısından önemlidir. Mesela bak bu yetmiş yıllık süre hiç anlamazlıktan geldikleri ve deneyip geçmeyi düşündükleri bir süre. Yani ileriki nesiller deneyecekler kendi kafalarınca; çocuklarının, ileriki nesillerin o süreyi deneyeceği ve Bediüzzaman’ın o sözünün hurafe olmasını çok istiyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in o sözlerinin doğru olmamasını çok istiyorlar. O hadislerin doğru çıkmamasını çok istiyorlar. Ama bak açıkca söyleyeyim, net doğru. İslam ahlakının dünyaya hakim olmasının istememelerinin bir nedeni de belki de Kıyametin kopmasını istemedikleri için olabilir. Halbuki yani Kıyamet illaki kopacak. Boş yere çabalıyorlar. Bu entel dantel takımının böyle dünyayı seven kesimi müthiş panik halinde. Kıyametin yakın olduğunu bu şekilde bilmiyorlardı. Yani ekonomik krizi tetikleyen nedenlerden biri de bu olabilir. Çok korktu insanlar. Dünyayı hakikaten böyle yayla gibi, eğlenilir, yenilir, içilir, işte evlenilir, çoluk çocuğa karışılır, nesilden nesile geçer. Hiçbir şekilde Dünya’ya bir şey olmaz. Burayı böyle bir eğlence yeri gibi görüyorlardı. Baktılar ki hakikaten imtihan yeriymiş. Tabii bir kısım kişiler için söylüyorum bunu. Bak Sungur Ağabey de her şeye rağmen çıktı orada gürül gürül anlattı. Bak, “yetmiş yıl kaldı” diyor Sungur Ağabey, net söylüyor. Aklı başında bir Nur talebesinin bunu anlamazlıktan gelmesi yakışık kalmaz. 70 yılın içerisinde mutlaka İslam ahlakının dünyaya hakim olması gerekiyor. İsa (a.s.)’nın görülmesi gerekiyor. O zaman Mehdi (a.s.)’nin de gelmiş olduğu net oluyor. Bak Seyid Salih Özcan Hocamız çok net söyledi, açıkca söyledi. Bununla ilgilenen insanlar çok az. Şimdi şöyle yapsınlar o zaman kardeşlerimiz; Nur talebesi olanlar, olmayanlar, herkes; Bediüzzaman’ın, Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) ile ilgili bütün sözlerini, bütün açıklamalarını her internet sitesi mutlaka koysun. Eğer dürüst ve samimilerse. Yorum yapmadan koysunlar. Şöyle yapsınlar, Türkçeleştirebilirler; Türkçeleştirsinler, koysunlar. Madem dilleri gitmiyor, “Mehdi (a.s.) çıkacak” diyemiyorlar, madem İsa (a.s.) inecek” diyemiyorlar, Bediüzzaman’ın çok açık sözleri var. Onlar çekiniyorsa, Bediüzzaman hiç çekinmiyor, açıkca anlatmış. Bediüzzaman böyle söyledi diye koysunlar. Ama bundan da kaçınıyorlarsa, onlar Nur talebesiyim diye hiç gezmesinler. O zaman biz ona inanmayız, bir şey vardır, harikuladelik vardır. Mesela bak şu sitenin demin söylediler.
“Selamun aleyküm Hocam. MaşaAllah yaptığınız programların ve uyarıların etkisi görülmeye başlandı. Risalehaber.com günlük verdiği Risale-i Nur dersinde bugün Hz. İsa (a.s.) ile ilgili bölüm sunmuş.” Bakın, “alıntı Kastamonu Lahikası, 50. Mektup. Bunu almış.” Bu hayretle karşılanıyor. Bak, kardeşimiz sevinmiş. “Nasıl oldu? Hayret” diyor. Ben de diyorum ki; “hayret nasıl oldu?” Şaşırıyoruz. Kardeşim, niye şaşıralım, böyle şey olur mu? Sen Nur talebesisin. Koysana Bediüzzaman’ın bütün ifadelerini, hepsini koy, ne mahsuru var? Okuyalım. Yani neden okumamamız gerekiyor? Risale Haber’i tenzih ederim tabii ki. Oradaki kardeşlerimizi buraya çağırdık. Onlar da gelecekler herhalde. Yani okunmasının ne mahsuru olur? Bir de Risale-i Nur gizlenebilecek gibi bir şey değil ki, çok açık. Biz de okuyoruz, herkes okuyor. Sadece mahçup olur, küçük düşerler. Gizlemeyle olmaz, ayıp yapıyorlar. İnsanlar okusun, Peygamber (s.a.v.)’in hadislerini de bilsinler. Yani nereye kadar kaçacaklar bundan.
Bak, “Said Nursi’yi yazıyorum diye eleştiriyorlar” diyor. Bak Hocaefendinin oradan, mühendisliğin, uygulamanın alametlerini görüyor musunuz? Neydi o Hocaefendi? İyi bir insan o, şu ortadaki kişi.
OKTAR BABUNA: Mehmet Ali Bulut.
ADNAN OKTAR:Mehmet Ali Bulut. Yani iyi bir insan gördüğüm kadarıyla, böyle Risale-i Nur’a sadık, samimi bir insan. Devam et, yazının sonuna gel bakayım. Nerede o sözü yani yasakladıkları, engelledikleri ifadesi nerede geçiyor?
“Yani bir takım aklı evvellerin sandığı gibi Risale-i Nur değildir yazılarımı kaynak edindiğim. Zaten zerre miktarda Kuran’dan ve hadisten haberi olanlar, göreceklerdir ki her bir iki satırım onları işaret eder” diyor. “O yüzden o tipleri kale bile almıyorum. Ama bazen bakıyorum ki ehl-i hal olması gerekenler de o körlerin yaygarasına kapılıyorlar. O zaman içim inciniyor.”
Yani özetle, Risale-i Nur’dan istifade ettiği için adamlar rahatsız oluyorlarmış. Bakın, o mühendislik projesinin işte bir gereği bu. Yani Mehmet Ali Bulut bayağı kültürlü, aklı başında bir insan. Değerli bir insandır. Bak ne diyor; “Said Nursi’den, Said Nursi yazıyorum diye eleştiriyorlar” diyor. Yazılamıyor, yasak yani niyeyse. Bir de bu çıkmış.
Bak burada mesela kardeşimiz göndermiş o alıntıyı, buradaki alıntıyı; “Hatta, şahs-ı İsa (a.s.)’nın semavattan nüzulü işaretiyle bir mana-yı işarisi olarak Hazret-i İsa (a.s.)’yı temsil ederek ve namına hareket eden bir taife dahi, şimdiye kadar işitilmemiş ve görülmemiş bir tarzda tayyarelerle, paraşütlerle semadan bir belâ-yı semavi gibi nüzul ettiriyor, düşmanların arkasına indiriyor. Hazret-i İsa (a.s.)’nın nüzulünün maddeten bir misalini gösteriyor. Evet,” bakın şimdi “evet” diyor, çok önemli burada. “Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle,” mühendislik projesi yapanlar ne diyor arkadaşlar veya mühendislik projesinden etkilenenler? “Fikir jimnastiği yaptı” diyorlar. “"Hani böyle olsaydı ne olurdu acaba? Hani hayal edelim, farz edelim" dedi” diyorlar. Bak ne diyor Bediüzzaman? “Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle,” burada hayali bir konuşma var mı? Farz edelim var mı? Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine dayandırıyor. Bak, “hadis-i şerifin ifadesiyle İsa (a.s.)’nın semavi nüzulü kati olmakla beraber,” “kesin inecek” diyor, Hz. İsa (a.s.).” bak, “Hz. İsa (a.s.)’ın semavi nüzulu kati olmakla beraber, manai işaresiyle başka hakikatleri ifade ettiği gibi bu hakikati de mu’cizane işaret ediyor.” “Hz. İsa (a.s.) inecek” diyor. Bak, “kati” diyor. İşte adamların duymak istemedikleri cümle şu, cümlelerden biri bu; “Hz. İsa (a.s.)’nın semavi nüzulü kati olmakla beraber.” Bunu istemiyor. Bak bu şey de onu yayınlayınca biz şaşırdık. Halbuki Mehdi (a.s.) ile ilgili kısımların hepsini yayınlasın. İsa (a.s.) ile ilgili kısımları da yayınlasın. Yorumlamaya da gerek yok. İsteyen istediği gibi yorumlasın.
OKTAR BABUNA: Söylediğinizle ilgili bir şey söyleyebilir miyim? Bediüzzaman’ın biz sözü vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, devam et.
OKTAR BABUNA: Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur’u kendi mantıklarına göre tefsir etmeyenlere kalkanların yanlış yaptıklarını söylüyor, inşaAllah. Hatta kendi devrinde dahi tashih ederken zararlı ilaveler ve eksik ifadelere rastladığını söylüyor ve bu konuya da özellikle dikkat çekmiş Hocam. Şöyle diyor; “Nur'un metni, izaha ihtiyacı olsa, ya satırın üstünde, ya kenarda hâşiyecikler (açıklamalar) yazılsa daha münasiptir (uygundur). Çünkü metin içine girse, teksir edilen nüshalar ayrı ayrı olur, tashih (düzeltme) lazım gelir.” Yani metin içine giren bir açıklamanın mutlaka tashihi gerekir. “Hem su-i isti'male kapı açılır, muarızlar (karşı çıkanlar) istifade ederler.” “Bu durumda suistimal edilebilir” diyor, bu şekilde açıklamalar. “Hem herkes senin gibi muhakkik (hakikati araştırıp inceleyip bulan) müdakkik (inceden inceye tetkik eden, en ufak gizli şeyleri bile görmeye çalışan) olmaz, yanlış mana verir.” Herkes kendince bir mana verebilir, yanlışlıklar yapabilir. “Bir kelime ilave eder.” Kelimeler ilave edebilir. “Ehemmiyetli bir hakikati kaybetmeye sebep olur.” Anlatılmak istenenin dışına çıkabilir. “Ben tahsihatımda böyle zararlı ilaveleri çok gördüm” diyor. Yani “kendi mantıklarımıza göre tefsir edilmez” diyor inşaAllah. Ben tashihatımda (düzeltmelerimde) böyle zararlı ilaveleri çok gördüm” diyor. Yani “kendi mantıklarımıza göre tefsir edilmez” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Değerli Adnan Hocam ve değerli dava arkadaşları, Yüce Allah’ın selameti hepimizin üzerine olsun. Bir süredir elimden geldiğince her akşam internet üzerinden sohbetlerinizi dinlemeye çalışıyorum. Güzel üslubunuzdan ve derin bilginizden inşaAllah istifade etmeye çalışıyorum. Yalnız aklımı sürekli kurcalayan bir şey var. Masonluk hakkındaki görüşlerinizi biliyorum. Fakat buna rağmen internette dolaşırken beni şaşırtan bir videoya rastladım. Yine bir sohbetinizde 33 derecede masonları yanınızda ağırlıyordunuz ve masonlukla ilgili pozitif sayılabilecek sözler söylüyordunuz. Örneğin; masonluğun İslam ahlakı hakimiyetinde önemli bir yeri olduğunu, masonların kaliteli ve seçkin insanlar olduğunu, vs. Bütün bunların bir açıklaması olduğunu düşünüyorum. Kalbimin mutmain olması açısından vereceğiniz cevap benim için çok önemli. Burası özel, lütfen boş bulunup canlı yayında okumayın. Sizi zor duruma sokak istemem” diyor. Evet, malum konulardan konuşuyor. “Hocam” diyor, niye? Zor olmayız canım. Diyor ki, “sizi zor duruma sokmak istemem. Ben Mehdi (a.s.)’nin yanında yer alan insanlardan ve dava arkadaşlarından olmak istiyorum. Sizin Mehdi (a.s.) olabileceğinizi düşünüyorum ama siz sürekli Mehdi (a.s.) olmadığınızı söylüyorsunuz. Bu noktada aklım karışıyor. Rabbim’e de bir işaret göndermesi için dua ediyorum. Şimdiden teşekkür ediyorum” diyor. İsmini vermeyebilirim sadece, bir mahsuru yok. Ben buna cevap veririm. Ziyade hüsn-ü zan her zaman vardır. Bediüzzaman’ı da, Muhammed Raşit Erol Hazretleri’ni de Mehdi (a.s.) olarak görmüştür talebeleri. Açıkca söylemişlerdir. Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) olduğunu zaten kitaplarda alenen yazıyor kardeşlerimiz. Risale-i Nur Külliyatı’nda ve eserlerde, yani o dergilerinde, kitaplarında net, sarihaten “Mehdi (a.s.)’dir” diyorlar. Bu ziyade hüsn-ü zan ilk defa görülen bir şey değildir. İnsanlar sevdiklerine hep “Mehdi (a.s.)’dir” demiştir inşaAllah. Hep Abdulkadir Geylani’yi Mehdi (a.s.) zannetmişlerdir, talebeleri. Hüsnü zan edebilir kardeşim fakat benim üslubuma eğer dikkat ederse, yaşantıma dikkat ederse, öyle bir Mehdilik imajı için özel uğraşan, özel o hallere giren bir yapım yok. Gayet kalender, kendi halinde, neşeli, dışa dönük, deli dolu bir adamım. Mehdiliği pekiştirecek bir ruh hali ve görünüş vermiyorum. Her zaman diyorum ya; “ey evlat” falan, işte “rüyamda şunu gördüm,” “şöyle kerametlerim var,” “şu harikam” falan… Ben ne oluyorsa tam aynısı, düz, birebir, dürüstçe anlatıyorum. Yalan beni acayip kasar, yani süper rahatsız olurum yalandan ben. En rahatsız olduğum şey yani. Bütün bünyemi kasar. Yani %100 doğru söylediğim mi rahat yaşayabiliyorum ben. Onu yapamam ben.
Masonlar, şöyle söyleyeyim ben kardeşime, Hz.Süleyman (a.s.)’a Cenab-ı Allah şeytanları getiriyor. Şeytanlar, yani şeytan ordusu. Hepsi Hz. Süleyman (a.s.)’ın emrine giriyor ve İslam’a ve Müslümanlara hizmet edecek şekle getiriyor. Şimdi şeytanı hizmet edecek hale getiren bir Müslüman, nihayet bu mason veyahut komünist olabilir. Yani bunun Müslüman olması niçin imkansız oluyor, mümkün olmuyor? Veyahut kimin Müslüman olmasına müsaade var, kimin müsaade yok Müslüman olmasına? O zaman şöyle bir şey oluyor; mason, siyonist, komünist bunlar asla Müslüman olamaz. Böyle bir iddia ortaya çıkıyor. Böyle bir şey yok. Niye yok? Firavun’un bile Müslüman olması umuluyor o devirde, Nemrut’un Müslüman olması umuluyor, bekleniyor ama olmuyor adamlar. Ebu Cehil’e de teklif edildi Müslüman olması. Yani “sen Ebu Cehil’sin, senin mümkün değil Müslüman olman” demedi ki Peygamberimiz (s.a.v.). Defalarca teklif etti, kabul etmedi. Firavun’a da teklif edildi o da kabul etmedi. Masona da teklif edilir. Kabul eden, ederse Müslüman kardeşimiz olur. Etmezse de Allah hidayet versin, yoluna devam eder. Ama benim konuştuğum mason arkadaşlar, buraya gelenlerin tamamı, gittiler küçük Ayasofya’da namaz kıldılar. Masonluk tarihinde görülmüş bir olay değil bu. İlk defa oluyor yani. Tek bir sohbet üstüne, tek bir konuşmanın üstüne topluca gidip masonlar, bana başka bir örneği varsa göstersinler. Ve Müslümanlığa karşı bu kadar sevgi duymaları, hepsi mesela Kuran aldılar. Hepsi Yaratılış Atlası aldılar. Yoğun olarak okunuyor şu an mason mabedlerinde. Bu çok güzel bir hizmet, faydalı. Kaliteli tabii ki, en seçkin insanlardan seçiliyor masonlar yani o çevrenin en zeki, en başarılı, en kilit noktaya gelmiş, insanlar tarafından takdir gören, genel olarak toplum tarafından takdir gören insanlar arasından seçiliyor. Ve özenli bir seçimle masonluğa kabul ediliyorlar. Şimdi bu adamların Müslüman olması, Müslümanlığa çok büyük bir katkı olmaz mı? Olur, tabii ki. Dolayısıyla önemli. Mesela şimdi Tapınak Şovalyeleri de dünya çapında benden haberdarlar, tapınak şövalyeleri. Şimdi en önde ileri gelenleri gelecek önümüzdeki günlerde, Tapınak Şövalyeleri’nin. Tapınak Şövalyeleri masonların da üzerindeler. Yani onları yönlendiriyor. Kendi aralarındaki konuşmalarının bir kısmını söylemiyorum ama durumdan çok memnunlar. Benim onlara İslam’ı anlatmamdan, Kuran’ı anlatmamdan. Kuran’a karşı müthiş bir heyecan ve şevk oluştu. Yazıyorlar bana, birçok mektup göndermişler. “Arkadaşlarımız arasında müthiş yayıldı” diyorlar. “Kuran’ı araştırmak, incelemek ve okumak. Sizin anlattığınız, sizin tarif ettiğiniz Müslümanlık bizim çok hoşumuza gidiyor” diyorlar. Adam Cübbeli’yi görse belki tüyleri diken diken olacak ama biz anlattığımızda faydalı buluyor, güzel buluyor. Bak gittiler namaz kıldılar. Fotoğrafları, belgeleri var. Hatta biz sorduk; “istersek yayınlayabilir miyiz?” dedik, “bir mahsuru yok, isterseniz yayınlayın” dediler de ben yayınlamadım. Çünkü ibadetleri olduğu için, biraz gösteriş gibi olacağı için ona gerek duymadım, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. “Ben yaklaşık 20 senedir Risale-i Nur derslerine katılan bir Nur talebesiyim. Fakat bugüne dek Hz. Mehdi (a.s.) konusunda açıklayıcı bilgi verilmedi” diyor. Hep böyledir. Bütün Nur talebeleri bilir, Mehdi (a.s.) konusunu açtılar mı, “sus” derler. Hemşireler vardır böyle hastanelerde, böyle sus işareti yaparlar. Onlar da, “aman sus” derler genelinde. Kardeşim niye susulsun? Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “kar üzerinde emeklemek dahi olsa, Mehdi (a.s.)’nin yanına gidin” diyor. Resulullah (s.a.v.) söylüyor, emrediyor yani. Peygamberimiz (s.a.v.)’in emri. “Ve Mehdi (a.s.)ile müjdelenin” diyor. Peygamber (s.a.v.)’in emrine sen niye karşı geliyorsun? Niye müjdelenmesini engelliyorsun? Yani karşına biri dikilip de “ben Mehdi (a.s.)’yim” mi dedi. Demediğine göre niye derdine düşüyorsun? Kimse de böyle bir iddiada bulunmayacağına göre, niye panik oluyorsun? Ne var bunda? Ne kadar güzel. “Hz. Mehdi (a.s.) konusunda açıklayıcı bilgi verilmedi. Sorduğum zamanda şahs-ı manevi” dendi. Meşhur. “Şahs-ı manevi” diyor. Tamam, ondan sonra ne yapıyorsan yap. “Fakat ben sizi uzun zamandır takip ediyorum. Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebesi olmayı istiyorum, inşaAllah. Hocam gerçekten size minnettarım. Bu konuyu bize aydınlattınız. Sizden bir isteğim var, inşaAllah Hocam. Hocam sizden Yaratılış Atlası’nı istesem bana hediye olarak gönderir misiniz? Çok seviniriz, inşaAllah.” Artık herhalde dönüşü yok, şu anda okudum zaten. “Hocam Hz. Mehdi (a.s.)’nin siyaset aleminde bulunmasına ne kadar zaman kaldı? MaşaAllah Hocam.” Kardeşimizin ismini vermeyelim. Çünkü hediyesi gidecek, inşaAllah. Ama ismini verebiliriz. Soyadını vermeyelim. Ünal kardeşimiz. Siyaset aleminde, Mehdi (a.s.) bir partiye falan girecek değildir. Gidip Başbakan olmaz, Cumhurbaşkanı olmaz, öyle değil. Mehdi (a.s.)’nin siyaseti, dünya siyasetini evinden, fikirleriyle yönlendirir. Yani Mehdi (a.s.) öyle oturup hiçbir şeye karışmaz. Öyle bir şey yoktur. Yani parti binasına gidip, politika yapmaz. Böyle bir çalışması olmaz Mehdi (a.s.)’nin. Bilakis şiddetle kaçınır. Çünkü Bediüzzaman diyor ki; “zannediyorum siyaset cihedindeki faaliyetinden kaçınacak” diyor. “Zannediyorum” diyor. Zaten Mehdi (a.s.)’nin vakti yok, öyle bir şey yapmaz. Evinden yönlendirecek. Öyle bir fikir koyacak ki siyaset onu kabul etmeye mecbur kalacak. Mesela dünya siyaseti, Türkiye siyaseti o fikirleri kabul etmeye mecbur kalacak. Veyahut karşı siyaset çökecek onun fikirlerinin karşısında, tutunamayacak. Karşı felsefeleri çökertecek. Mesela sosyalist veya sol bir düşünce o sistemin kökünü yıkmasından dolayı siyaset yapma alanına giremeyecek. Çökecek o anlamda. Yoksa bir gidip Cumhurbaşkanlığı binasında oturacak diye bir şey yok. Öyle bir anlamı yok Mehdiyetin.
İrem Hanım yazmış, diyor ki; “Hocam sizi çok seviyorum. Lütfen bu dönemde benim de Mehdiyet’e nasıl hizmetim olur?” diyor. Mehdiyet deyince bakın, dünyanın mutluluğu, saadeti yani bütün dünyanın kurtuluşu. Bir Müslüman başka konu üzerinde duramaz zaten. Mesela farzedelim Tayyip Erdoğan Beyefendi ne yapıyor? Türkiye’yi kurtarma peşinde oluyor. Ne konuşsun yani başka? Kurtarıcı. Mesela “adalet düzelsin” diyor. Bu bir Mehdiyet’tir. “Türkiye ekonomik yönden düzlüğe çıksın” diyor, bu da bir Mehdiyet’tir. “Dış ülkelerle birleşelim, Türk-İslam Birliği oluşsun” diyor. Bu da Mehdiyet’tir. Mesela, “terör dursun” diyor, bu da Mehdiyet’tir. “Kan akmasın” diyor, bu da Mehdiyet’tir. Bunun toplam isminin hepsine Mehdiyet denir. Kılıçdaroğlu ne diyor? “Terör istemiyoruz” diyor. “Başörtüsü serbest bırakılsın” diyor, bu da Mehdiyet’tir. Mesela şehitlerin cenazesi oluyor, hep beraber Fatiha okuyor, bu Mehdiyet’tir. “Türkiye’de sosyal adalet olsun. Sevgi, barış, kardeşlik olsun” diyor, bu da Mehdiyet’tir. Yani Mehdiyet her şeyde, her yerde karşımızda bizim. Allah’ın hadi isminin tecellisi. Güzel olan her şey Mehdiyet’tir. İyi olan her şey; dürüst, doğru olan her şey Mehdiyet’tir. “Ben iş yerinde "Mehdi (a.s.) gelecek" diyorum. "Kıyamet yaklaştı" dedim. Kıyameti duyanlar, "sus hele, şimdi moralimizi bozma" dediler” diyor. Kardeşim zaten öleceksin sen, moralinin bozulmayacak ne var? Mesela farz edelim, kırk yaşında birini düşün iş yerinde veyahut elli yaşında birisini düşün. Elli, altmış, yetmiş, çoğu insanlar altmış-yetmiş yaşında vefat ediyorlar zaten. Hadi seksen olsun. Çoğu da seksen yaşında vefat ediyor. Nadiren doksan yaşında olanlar oluyor. Çok, çok, çok nadir yüz yaşında olan insanlar oluyor. Genelde insanlar vefat ediyorlar. Kıyametin özelliği ne? İnsanları öldürmesi. Sen zaten bir üç, beş, on sene sonra ölüyorsun zaten, bir kaç on sene sonra ölüyorsun. Onun için moral bozacak ne var? Sen öldüğünde ne oluyor? Seni götürüyorlar, iki metre toprağı kazıyorlar. Kıyametten neden korkuyor? Binaların altında kalmaktan çekinmiyor mu adam? Toprağın altında kalıyorsun sen zaten. Bina yıkılıyor, altına girmiş oluyorsun sen zaten. Toprakta ağzına, gözüne, eline doluyor; kulaklarına, her yerine doluyor. Karanlıkta adamlar senin üzerine toprağı atıyor, atıyor; beton kapakları da üzerine örttüler mi gümbür gümbür; oranın memurları var, belediyenin, beton kapağı da kapatıyorlar. Üzerine de diğer toprakları yığıyorlar, küreğin arkasıyla da pat pat vuruyorlar güzel, toprağı iyice yediriyorlar. Toprağın içi zifiri karanlıktır, karanlık. Ama iyice pil ışığıyla aydınlattık diyelim. Bir kere nefes alamaz adam orada. Hiçbir şey yapamaz. Facebook’a giremez. Entel sohbeti yapamaz, barlara gidip böyle arkadaşlarıyla bira içerken resim çektirip onu Facebook’taki sayfasına koyamaz. Yine barlarda arkadaşlarıyla dağıtmış havasında, böyle eller havada zafer işareti yaparak resim çektirip, onları da koyamaz Facebook’a. Arkadaşlarının arkasında resim çektirip, dilini çıkarıp, arkasında işaretler yaparak falan çeşitli böyle mutluluk resimleri, onları da koyamaz. Veya o resimlere orada bakma imkanı da yoktur, mezarda. Air condition falan da yok. Soğutma sistemi yok, ısıtma sistemi de yok. Buz gibi soğuktur toprağın altında. Bir süre sonra şişmeye başlıyor insan, bakterilerin etkisiyle. Ağzından kanlı köpük gelir. Kadınların rahmi dışarıya atılıyor. Ağzı, burnu falan dudakları yukarıya doğru şişer. Üst dudağı yukarı doğru, alt dudağı aşağıya doğru şişer. Ağzı kocaman oluyor, davul gibi şişer. Gözleri de şişiyor basıncın etkisiyle ve leş gibi bir koku. Leş kokusu yayılır yani feci şekilde kokar, bozulur. Yani parfüm kokusu falan artık orada, işte siyah Davidoff veyahut işte Versace’nin parfümleri falan veyahut Fahrenheit falan hiçbir şey bulamazsın orada. Öyle bir konu yok. Sadece leş kokusu vardır. Ne kadar? Bekleyebildiği kadar, inşaAllah. Sinemaya gidemez, lokantaya gidemez mesela. Sosyeteden, öyle bir kişi farz edelim; Allah affetsin günahlarını, vefat ediyor; arkadaşları kara gözlük takıyorlar, kara kıyafetler giyiyorlar; ellerinde bir mendil, burunlarına falan ara sıra dokunduruyorlar. Daha dün akşam eğleniyor arkadaşıyla beraber barda, birlikteler. Ertesi gün adam, betondan barın içerisine giriyor, betondan. Simsiyah karanlık disko, inşaAllah. Müzik sesi yok, müzik sadece bir sessizlik sesi, başka bir şey yok. Yemek toprak, bir tek toprak yiyebilecek gibi, başka bir şey yiyecek gibi yok. Başka bir şeye müsaade yok. Hava da alamaz. Genç, ihtiyar da dinlemiyor biliyorsunuz ölüm. Hemen geliyor, hiç fark etmez. Mesela bakıyorum tanıdığın birisi oluyor, genç birisi oluyor; ya trafik kazası oluyor ya bilmem ne oluyor. Gece-gündüz haberleri geliyor, görüyorsunuz. “Çok gençti,” diyor, “daha baharındaydı” diyor. Hatta üzerine gelinlik koyuyorlar. Böyle genç kızlar vefat edince duvak falan koyuyorlar, üzerine koyuyorlar. Geceli gündüzlü her gün televizyonlarda, gazetelerde bunların haberlerini görüyoruz. İnsanlar bundan etkilenmek istiyor mu? Düşünmek istemiyorlar. Ne ölümü düşünmek istiyor, ne Mehdi (a.s.)’yi düşünmek istiyor, ne Kıyameti düşünmek istiyor. Kardeşim, kaçsan da bu sana geliyor zaten. Ve en kötüsü Allah’ı düşünmek istemiyor. Allah ona an an nimet veriyor, yemek veriyor, yiyecek veriyor, ona müzik gösteriyor, müzik dinletiyor, kıyafetler veriyor, ev veriyor, her türlü imkanı veriyor. Beyninin içinde Allah ona bin bir türlü güzellik gösteriyor. Dış alemde yaratır Allah, fakat asıl yaşadığı beyninin içindedir. Kesintisiz, beyninde mutlu bir hayat gösteriyor. Mümkün mertebe Allah’la muhatap olmak istemiyor, haşa. Peygamber (s.a.v.)’in adını duymak istemiyor. Birkaç on sene de olsa yaşabilmek. Kardeşim, kanser oluyor, artık ölüyor. Daha hala artistlik peşinde. Daha hala arkadaşlarına böyle şirin görünmeye görünüyor. Abudik gubudik hareketler yapıyor. Gurur yapıyor, dinsizliğini devam ettirmeye çalışıyor, ağrına gidiyor. Yani hani “kanser oldu da Müslüman oldu” dedirtmemek için, ağırına gittiği için sezdirmemeye çalışıyor. Kardeşim, pişman ol, ne olur? “Elhamdülillah” de, ne güzel. “Allah’a hamdolsun, Allah bu hastalığı vesile etti, iman ettim” de. Ne güzel olur. Bir de son an da gelmemiş. Bu geçerli olur. Yapmıyor, gurur yapıyor. Sonra dirildikleri vakit de; “eyvahlar bize” diyorlar. Yani “din günü gerçekmiş” diyorlar. Kardeşim, ben hurafe anlatacak bir adam mıyım? Net, açık gerçek. Renkli pırıl pırıl bir dünya, simsiyah karanlık beynin içinde yaratılıyorsa, bunun açıklaması nedir? Yani en geri zekalı adama söylesen “ne anlıyorsun bundan” desen, ne der? Bak simsiyah karanlık, kafatasının içi simsiyahtır. Kemikten bir kutu. Kemik bir kutu. Onun içindeki şu hayata bak, şu canlılığına bak. Şu ışığın mükemmelliğine, renklerin mükemmelliğine, görüntü derinliğinin mükemmelliğine bak. “Nedir bu?” diyorsun. “Bırak şimdi onu, hadi diskoya gidelim biz” diyor. Diskoya da beyninin içinde gidiyorsun, haberin yok senin. Allah sana yaratıyor. Birayı da beyninin içinde sana Allah içirtiyor. Viskiyi de senin beyninin içinde Allah sana içirtir. Sen viskiyi dışarıda içemezsin. Viskinin dışarıda tadı da yok, saydam bir şey. Bir şey yok dışarıda. Viski tadını Allah beyine özel verir. Viski de bir şey yok. Allah algısını vermezse, viskiyi nereden bileceksin sen? Viski diye bir his veriyor, kokusunu veriyor, tadını veriyor, ondan dolayı viski diye anlıyorsun. Viskiyi sana Allah içirir. Sen niyet edersin, Allah da sana yaratır. Mesela diskoyu, Allah en ince detaylarına kadar disko müziğini, oradaki bas seslerini falan hepsini Allah yaratır. O dışarıda sadece bir dalgadır o, dışarıda dalga. Dalga nedir? Sessiz, çıt yok. Şu an mesela televizyon dalgaları var burada, dolu. Radyo dalgaları var. Duyuyor muyuz herhangi birini? Duymuyoruz. Çünkü alıcısı yok şu an. Alıcısı olmadığı için duymuyoruz ama alıcısı oldu mu duyuyor. Bunları düşünmek istemiyorlar, yani derin düşünmek istemiyorlar. Gaflet içinde yaşamak istiyorlar. Buna işte gaflet deniliyor. Yani gafil olma. Deccaliyet de insanları gaflete çekip sistemi devam ettirmek istiyor. Yani şeytanın yöntemi bu. Onun için bir hipnoz uyguluyor insanlara.
Mesela bak Mehdiyet’ten bahsettirmemenin nedeni budur. Deccaliyet’in yaptığı hipnozun etkisiyle oluyor bunlar. “Peki, neden bahsedeceğiz?” diyorsun. “İslam’da ticaret, ondan bahset bize” diyor. “Pilav nasıl yenilir, onu anlat.” Cima tekniklerini anlatıyor mesela Cübbeli de. “İki cilt kitap yazdım” diyor, müjdeliyor Flash Tv’de, daha çıktı ilk gün. Cinsel ilişkiyle ilgili kitap yazmış. İki cilt, bir cilt de değil yani. Kapsama bak, iki ciltmiş. Kafaya bak. Bak, İttihad-ı İslam’ı da, Türk-İslam Birliği’ni de “şifredir, kendiniz bulun, ben söyleyemem” diyor. Hayır, buna kadar da geldi yani. Bak buna da ben zoraki getirdim. Bunu diyecek hali yoktu. Bunu demeye niyeti yoktu. Sürekli uyarak, sürekli hatırlatarak dedim ya geçen gün de; “ben buna söyleteceğim” dedim. Şimdi bak Müslümanların çektiği çileleri daha yeni söylemeye başladı. Bunu söylettik. Bir kere daha söyledi. “Ama bak burada bir şifre var. Şifreyi bulun, çözüm orada” diyor. Kuran ayeti söyleyeceksin, ne oturup gizliyorsun, söylesene. “Din Allah’ın oluncaya kadar.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadele edin” diyor Allah. Ve Nur suresinin 55. ayetinde de açık açık, Allah dünya hakimiyetinden bahsediyor. De ki kardeşim; “İttihad-ı İslam farzdır” de. “Türk-İslam Birliği farzdır. Allah’ın emridir. Bu çektiğimiz çilenin sebebi bu” de. Diyor ki; “Osmanlı’da olmuyordu” diyor. “Burada bir şifre var, bulun” diyor. Adamları sen ne zorluyorsun? Zaten birçok insan bizim anlattığımızı zor anlıyor. Birçok kişinin anlattığını zor anlıyor. Dinlemek istemiyor zaten. Şifreyle olur mu? Yani Allah bize şifreyle mi anlatıyor Kuran’da? Açık anlatmıyor mu?
Tabii, mesela bak Nur Suresi, 55. ayeti; “Allah içinizden iman edenlere,” şeytandan Allah’a sığınıyorum, “Allah içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaadetmiştir.” Allah’ın bir kere vaadi var. “Allah vaadinden dönmez” diyor. Ayet var. Kimlere vaadediyor Allah? İman edip, samimi olanlara. İki şart var. Bir samimi olacağız, bir de iman edeceğiz. “Hiç şüphesiz” diyor, Allah bakın, “Sakın şüphe etmeyin, hiç şüphesiz, kesin” diyor. “Hiç şüphesiz, onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa,” “onlardan öncekileri,” o zaman biz Kuran’a müracaat ederiz. Deriz ki, “biz bizden önceki hakimiyet nedir, ona bakalım” deriz. Baktığımızda Hz. Yusuf (a.s.) zamanında görüyoruz. Hz. Süleyman (a.s.) ve Zülkarneyn zamanında görüyoruz ama Zülkarneyn ile Süleyman (a.s.)’da dünya hakimiyeti olarak görüyoruz. Yusuf (a.s.)’da kısmen, Hz. Yusuf (a.s.)’da kısmendir ama buradaki dünya hakimiyetinden bahsedildiğine göre, daha öncekiler dediğine göre demek ki çok. Çok olduğuna göre, en az iki demektir. O zaman Zülkarneyn ve Süleyman (a.s.). Kuran’da başka bahis yok, iki tane dünya hakimiyeti var. Demek ki Zülkarneyn ve Süleyman (a.s.) gibi. “Onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da” bakın, “onları da,” bütün Müslümanları kastediyor. “Onları da.” Alanı söylüyor Allah, “yeryüzünde” diyor, bütün dünyada. “Yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak.” Ebcedi 2013 tarihini veriyor, tam 2013. Demek ki 2013’den itibaren muazzam bir gelişme olacak. 2012, 2013. Bakın, “onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak,” Cübbeli okusun, ayet, Allah’ın ayeti. Korkmasın, bir şey olmaz, hapsetmezler onu, bir şey olmaz. Hiçbir şey olmaz, ben garanti veriyorum ona, inşaAllah. “Ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini,” bak, Allah; “sizin için İslam dinini seçip beğendim” diyor. “Kendileri için seçip beğendiği dinlerini,” yani İslamiyet’i, “kendilerine yerleşik kılıp,” yerleşik hale geliyor, sabitleşiyor din. Hareketli değil, “yerleşik kılıp sağlamlaştıracak.” Çelik gibi, tam oturmuş. “Ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.” Yani “ya bizi kaçırırlarsa,” “ya engellerlerse,” “ya canımızı yakarlarsa,” “ya iftira atarlarsa; “bunlardan sonra” diyor, bu korkulardan sonra, “onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.” Artık dünya hakimiyeti olmuş, tam güvenlik ortamı var. Adalet tam, siyaset tutulmuş, anarşi yok, terör yok. Bakın, Allah şartını söylüyor; “ Onlar, yalnızca bana ibadet ederler.” Müşrik olmuyorlar, şirk koşmuyorlar. Kuran ve Resulullah (s.a.v.)’ın sünneti. “Ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar.” Bak, “yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar.” “Şirk koşmayacaksınız” diyor Allah. O zaman Hıristiyanların şirk koşması dünya hakimiyetini engelleyen bir şeydir. O zaman o kalkacak bir kere. “La ilahe illAllah” diyecekler. Müslümanların şirk koşması nasıl olur? Kuran’ı, sünneti yetersiz görmeleri durumunda olur. O zaman şirk koşmuş oluyorlar. “Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır” diyor Allah.
57. ayette; “inkarcıların, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacaklarını sanma.” Yani “Allah’ın sistemini uygulanmasını engellenecek bir güce sahip olduklarına; Darwinistlerin, materyalistlerin böyle gücü olduğuna inanma” diyor Allah. “Onların son barınma yerleri ateştir. Ne kötü bir dönüştür o.” Müslümanlara eğer zulmediyorlarsa, acı veriyorlarsa; hakkı, hakikati, sosyal adaleti, sevgiyi, barışı, kardeşliği engelliyorlarsa, teröre ve anarşiye kapı açıyorlarsa ve mecbur ediyorlarsa, onlar için ne diyor Allah? “Onların son barınma yerleri ateştir. Ne kötü bir dönüştür o” diyor Allah. Bu Cübbeli’nin bu konudan çekinmesi ilginçtir. Yani çok çok acayiptir. Kuran’da o kadar çok ki İslam ahlakının dünya hakimiyeti ile ilgili ayetler. Bir kere konular olarak hakim. Mesela Kehf Suresi’nde konu olarak hakim. Kehf Suresi baştan sona dünya hakimiyetini anlatıyor. Yusuf Suresi dünya hakimiyetini anlatır, Süleyman kıssası dünya hakimiyetini anlatır. Musa kıssasında yine çok fazla dünya hakimiyetinden bahsedilir. Ne korkuyorsunuz? Hürriyet, özgürlük, barış ve kardeşlikten niçin çekiniyorsun? Ne var bunda, mahsur olan nedir. Evet, Oktar Hocam şimdi seni dinleyelim.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’nin üstün ahlakıyla ilgili hadisi okuyayım mı Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Hadislerde şöyle buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “İmam Mehdi (a.s.) tüm insanların en sakin, en sakınan, en dindar, en cömert, en cesur ve en sadakatlisidir” diyor, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’yi Musevi kaynaklarında acayip övüyorlar, bir de onların hadis kitabı gibi kitapları var, yani Tevrat’ın dışında. Hz. Musa (a.s.)’dan duydukları rivayetler ve diğer Peygamberlerden duydukları rivayetlerden kaynaklanan kitapları var. Mehdi (a.s.) ile ilgili yüzlerce sayfa anlatım var, öyle bir sayfa, iki sayfa değil. Zat-ı alinize bir şey okutalım. Muzaffer Yavuz, açtım o çıktı. Muzaffer Yavuz Gaziantep’ten.
SUNUCU 1:“Muzaffer Yavuz / Gaziantep - 24.06.09 / 20:11 "Hz. Mehdi (a.s.), bütün haramların helal sayıldığı, büyük bir fitneden sonra çıkacaktır. Hilafet (Müslümanların manevi liderliği), ona evinde otururken gelecek ve devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır." (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdi (a.s.)yy-il Muntazar, s. 23)
"Sen Hz. Mehdi (a.s.)’sin" dediklerinde o kabul etmeyecek." (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Beklenen Mehdi’nin Alametleri, s. 40)
"Kendisine ‘senin ismin budur, babanın ismi şudur, alametler sende mevcuttur’ diyecekler, ancak o yine kabul etmeyecek." Bu hadis-i şerifler bu kadar açıkken Cübbeli hala Hz. Mehdi (a.s.)’nin kendisinin Mehdi (a.s.) olduğunun ispatı için "madem sen hakikaten Hz. Mehdi (a.s.)’sin, göster bir keramet" diyen küstah, saygısız ve züppe bir kısım insanlarla uğraşacağını belirtiyor. Cübbeli hadis-i şerifleri incelerse boş bir beklenti içinde olduğunu anlayacaktır.”
ADNAN OKTAR:Niyazi Şahin, Artvin’den, aynı sayfanın devamında, buyurunuz.
SUNUCU 2:Tabii, inşaAllah. “Hakim, İbn-i Mace ve Ebu Naim, Hz. Enes’den tahric ettiler. Ben Resulullah (sav)’den duydum. Şöyle buyurdu: "Biz Abdülmuttalip’in evladından yedi kişi, Cennetin efendileriyiz. Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Hz. Mehdi (a.s.). " (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler - Ahir Zaman Mehdi’sinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, s. 19)
Naim buyurdu ki: Ben Hz. Mehdi (a.s.)’yi Peygamberlerin suhufunda (sahifelerde; Adem (a.s.), Şit (a.s.), İdris (a.s.) ve İbrahim (a.s.) Peygamberlere indirilen sahife şeklindeki kitaplarda) şöyle bulurum: "Hz. Mehdi (a.s.)’nin amelinde ne zulüm ne de ayıp yoktur." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21) Hz. Mehdi (a.s.), bütün Peygamberlerin müjdelendiği Cennetle müjdelenmiş, çok önemli bir şahıstır. Halen insanların arasında vazifesine devam etmektedir. Hadis-i şerif’te belirtildiği gibi, Hz. Yusuf (a.s.) gibi, Hz. Mehdi (a.s.) de insanları görmektedir. Çarşılarda, pazarlarda gezinmekte, fakat insanlar onu görememektedir. Bu durumda Cübbeli Ahmed’in Hz. Mehdi (a.s.)’yi imanın nuruyla göremeyip kendi aklınca Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişini gelecek yüzyıllara ertelemeye kalkması, Hz. Mehdi (a.s.)’nin Hicri 1400 yılında başlayan mücadelesini durduracak bir olay değildir. Pek yakın bir zamanda Cübbeli Ahmed ve onun mantığındakiler, “Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecektir, onun şahs-ı manevisi gelecektir” diyenler isteseler de, istemeseler de, Hz. Mehdi (a.s)’yi ve Hz. İsa (a.s.)’yı görecekler, inşaAllah. Türk-İslam Birliği’nin güneşi doğmuştur.”
ADNAN OKTAR:Şimdi, bu şahs-ı manevici kardeşlerin karşılaştıkları olay o kadar çetin ki baş edecekleri gibi değil. Şimdi bir kere Mehdi (a.s.) konusu zaten örtbas edemiyorlar fakat daha da açmaza girecekleri, daha da Kuran ayetlerinin alenen desteklenen bir konu daha var. Hz. İsa (a.s.)’nın gelişi. Kardeşim, yaşadıkları dehşeti tarif edemem, anlatamam. Yani o kadar kapsamlı ki İsa (a.s.) ile ilgili; Kütüb-i Sitte dolu, hadislerle. Sahih yani mütevatir hadisler ve Kuran ayetleri var, üç tane de net Kuran ayeti var. Onları da artık dilini bir aşağı, bir yukarı büküyor, havada parende attırıyor diline. Yani o konuyu da kapatmaya çalışıyorlar, kapatılacak gibi değil. Ne yapacaklarını şaşırmış vaziyetteler. Cenab-ı Allah öyle bir kilitlemiş ki, yani perişan etmiş aslında, kaçmak isteyenleri. Çünkü sırf Mehdi (a.s.) olsa belki debeleneceklerdi hakikaten ama Allah Hz. İsa (a.s.)’yı da vezir olarak gönderiyor Mehdi (a.s.)’ye ve net üç tane de ayet var, Kuran ayeti var. Yani reddedecekleri hiçbir yön yok. Bir Kütüb-i Sitte’de o kadar fazla hadis var ki, artık mütevatir. Vaciptir Hz. İsa (a.s.)’nın inişine inanmak. Ehl-i Sünnet inancında vacip derecesindedir. İkinci bir yol yok. Buna rağmen var güçleriyle, yani debelenme tarzında çırpınıyorlar şu an. Biz de bağırttıra bağırttıra anlatıyoruz. Bakın kardeşim, çocuk diyor ki, bütün Nur talebelerinin büyük bölümü bilirler, ağabeyler tabii bir hayra istinaden yapmış olabilirler, bir hikmeti vardır, ben de gördüm çünkü. Tabu olan, yasak olan iki konu vardır. Yani bir sarayın her yerine girersin. İki konuya giremezsin. Bir Mehdi (a.s.), iki Hz. İsa (a.s.)’nın inişi. Kardeşim, bu yasak kapılarını açsanız da insanlar görse olmuyor mu? Peygamberimiz (s.a.v.) ne anlattı o zaman? Niçin yasaklıyorsunuz, korkacak ne var? Bakın, koyun sitenize yayınlansın, yorum yapmayın. Ne ise düz anlam üzerine biz onu anlayalım, düz anlamı. Zaten yorum yapmaya gerek yok, çok aşikar anlatıyor Bediüzzaman. “Siz anlayamazsınız diyor” bir kısmı. Tamam, kabul ama sen koy biz anlamayalım tek. Sen kendi kafana göre tabii anlamadım zannedeceksin, biz çok iyi anlarız. Niye anlamayalım? Bu konu toplam on kişinin elinde dönüyor şu an. Benim karşı olduğum kişiler bunlar, on kişi. Öbürleri samimi, iyi niyetliler. Hakikaten bilmiyorlar. Çünkü gördüm Nur talebelerini. Çünkü ben de onların içinden gelen insanlardanım, ben de Nur talebesiyim. Olayı biliyorum. Bu konuda arkadaşlar bunu çok ısrarla gündemde tutsunlar. “İsa (a.s.) ile ilgili her türlü Bediüzzaman’ın açıklamasını duymak istiyoruz” desinler. “Hiç yorumsuz dümdüz okuyun bize” desinler ve “Mehdi (a.s.) ile ilgili Bediüzzaman’ın bütün açıklamalarını, hepsini” duymak istiyoruz. “Hem yazılı görmek istiyoruz, hem sözlü.” Yani “internet sitelerine mutlaka koyun” desinler, “Mehdi (a.s.) ile ilgili bölüm istiyoruz.” Hakkı. Koskoca internet sitesi. Ne mahsuru var? Bediüzzaman, Mehdi (a.s.) ile ilgili neler dedi, bir başlık, altına koyun. O zaman mesela hiçbir sözüm olmaz. Hz. Resulullah (s.a.v.)’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerini normalde koymaları lazım internet sitesine, fakat koymuyorlar. Kardeşim, ne kaybedersiniz, ne olur yani, ölür müsünüz? Alın Kütüb-i Sitte’den, Buhari’den, Müslüm’den, Tirmizi’den, İbn-i Mace’den, Sünen-i Nesai’den, Sünen-i Davud’dan koyun; Peygamber (s.a.v.)’in ağzından, vahiy, vahye dayalı sözleri Peygamberimiz (s.a.v.)’in. O güzel vahyi sözleriyle içimiz bir şenlensin. Hz. İsa (a.s.) ile ilgili neler söylemiş Resulullah (s.a.v.) duyalım. Ne kaybedersiniz. Resulullah (s.a.v.)’ın hadislerini duyalım. Bir de Kütüb-i Sitte’den diyorum artık, itiraz edecekleri gibi de bir şey değil ve ayrıca Hz. İsa (a.s.)’yla ilgili Bediüzzaman neler söylemiş? Hepsini yorumsuz koyun. Onun dışında istediğin kadar ne yazıyorsan yaz. Bir şey demiyorum. Yani bu pahalıya mal olacak bir şey de değil, yani bu internette ne tutacak ki bu, gayet kolay bir olay. Pahalı olsa ne olur ayrıca yani. Bir de hazır, düğmeye basacak, alacak. Zaten Buhari, Müslim hadisleri hazır. Her yerde bulabilir internet sitesinden. Basacak, yükleyecek. Çok kolay bir şey. Bu hadislerin olmadığı internet sitelerine kardeşlerimiz uyarsınlar, “biz okumak istiyoruz” desinler. “Öğrenmek istiyoruz, bizden gizlemeyin, bu kapıları bize kapatmayın, bu haram değil.” Peygamberimiz (s.a.v.) okuyalım diye anlatıyor. Biz bilelim diye anlatıyor. Öyle olsa Peygamber (s.a.v.) söylemezdi zaten, inşaAllah.
“Seyyid Abdülhakim Hazretleri, yani büyük alim, değerli, kutup olan Seyyid Abdülhakim Hazretleri, Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin babasıdır.” Doğru. Seyyid Abdülhakim Hazretleri Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin babasıdır. “Ayrıca şu an Menzil’de görevini devam ettiren Seyyid Abdülbaki Erol Hazretleri’nin de babasıdır.” Seyyid Abdülhakim Hazretleri. Seyyid Abdülhakim Hazretleri’nin ben bir videosunu seyrettim hakikaten çok asil bir insan, çok aklı başında. Yüzünden belli seyyid olduğu, değerli alim olduğu yüzünden anlaşılıyor. Ona da selam ediyoruz, çok mübarek, muhterem bir insan. Seyyid Abdülbaki Erol Hazretleri. Bu muhterem, benim solumda olan mübarek Hocamız Muhammed Raşit Erol Hazretleri. Onun babası da büyük mürşit Gavs Hazretleri Abdülhakim Hüseyni Hazretleri. O da babasıdır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İzleyici sorusu var Hocam size, bu konuyla da bağlantılı. Okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA:“Değerli Hocam, sizin belirttiğiniz gibi İmam Rabbani Hazretleri Nakşibendi Tarikatı’nın Hz. Mehdi (a.s.)’ye kadar devam edeceğini söylüyor. Mürşidi Kâmil Şeyh Seyyid Muhammed Raşid Hazretleri dedi ki; "Bugün için Nakşibendî tarikatından başka tarikatlar hep kayıp olmuş, bir tek Nakşibendî kalmış ve devam edecektir. İmam Rabbani buyurdu ki; ‘Nakşibendî tarikatı ta Hz. Mehdi (a.s.)’ye kadar devam edecek, ona ulaşacak, geri kalan tarikatlar kayıp olup gidecektir. Yalnız Nakşibendî kalacak, Hz. Mehdi (a.s.)’nin eline geçecek ve devam edecektir.’"” (Şeyh Seyyid Muhammed Raşid, Sohbetler)
Bir sorusu da var Hocam; “Sayın Hocam tarikatların bittiği bu tarih yakın mıdır? Veli.”
ADNAN OKTAR: Tarikatlar bitti, Mehdi (a.s.)’ye bağlanmıştır çünkü. Neden bitiyor? Hocamın oku sen bakın en yetkili kişi söylüyor bunu ben söylemiyorum. Büyük Ehli Sünnet alimi Şeyh Esseyyid Muhammed Raşit Erol hazretlerinin şeyhi ve Hocası büyük mürşit Gavs Hazretleri, Seyyid Abdülhakim Hüseyni Hazretleri söylüyor. Benim ifadem değil. Buyurun oku.
OKTAR BABUNA: “Gavs Hazretleri bir sohbetinde; "Evliya yetiştirme mektepleri olan tarikatler, artık iman kurtarma mektepleri haline geldi. Eskiden insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh ararlardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp Müslümanların imanlarının kurtulması için çağırıyor ve topluyorlar. Şah-ı Hazne (Ahmed Haznevi) Ümmet-i Muhammed’in imanını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarikat meselesi diye bir şey olmuyor."”
ADNAN OKTAR: Bak, “Yoksa bu zamanda tarikat meselesi diye bir şey olmuyor.” Tarikatlar bitti. Evet.
OKTAR BABUNA: “"Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksat iman kurtarmaktır. Tam hidayet Mehdi Aleyhirrahme zamanında olacaktır" buyurdu.”
ADNAN OKTAR: Bak tam hidayet yani gerçek mürşit, gerçek şeyh yani bütün şeyhlerin üzerindedir, bütün kutupların üzerindedir ve bütün şahların üzerindedir. Yani Şah-ı Nakşibend, Şah Abdülkadir Geylani, Şazeli, hepsinin üzerindedir. 12 tarikatın hepsinin üzerindedir Muhammed Mehdi (a.s.). Hepsinin mürşididir. Evet.
OKTAR BABUNA: “Gavs Hazretlerine sorulmuş: "Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli,Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor?" Gavs Hazretleri buyurmuş: "Evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir durumu muhafazadır, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir."”
ADNAN OKTAR: Bakın, çok net açıklamış “Çünkü tam hidayet şimdi” yani bu asrımızda, vaktimizde, yaşadığımız anda Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir. “Allah’ın ‘Hadi’ ismi onunla tecelli ediyor” diyor Mürşitlerin yapacağı bir şey değildir bu. “Hidayetin yayılması Mehdi (a.s.) vesilesiyledir” diyor.
OKTAR BABUNA: “Tam manasıyla hidayeti o yapacak. Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz.”
ADNAN OKTAR: Gavs Hazretleri bunu söylediğine göre tamamdır. En yetkili ağızlardan bu açıklanıyor. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) zuhur ettiği vakit bütün tarikatlar ona bağlanmış oluyor. Nakşibendi Tarikatı da ona bağlanmış oluyor. Dolayısıyla bütün evliyanın bağlandığı bir kişi olmuş oluyor ve bütün Müslümanların bağlandığı bir kişi olmuş oluyor, Muhammed Mehdi (a.s.). Bunu bütün Ehl-i Tarik söylüyor, bir tek ben söylemiyorum. İmam Rabbani söylüyor, İmam Rabbani’nin talebeleri söylüyor, Mevlana Halid söylüyor, Gavs Hazretleri söylüyor, hepsi söylüyorlar. Dolayısıyla Bediüzzaman’ın açıklamalarında da bunu görüyoruz, öbür açıklamalarda da görüyoruz, olayın netliği ortaya çıkmış oluyor. İmam Rabbani de, Hüseyin Hilmi Işık Hocamız da eserinde belirtiyor, İmam Rabbani’den alarak belirtiyor. “Mehdi (a.s.)” diyor, “bir mürşid-i kamil.” Mesela bir Nakşi şeyhinin sohbetinde, herhangi bir sohbetinde, bir anlık mesela bir dakikalık, iki dakikalık veya on dakikalık sohbetinde, “kemale gelir” diyor. “Artık Nübüvvet yolunda kendi ilerler” diyor. “Ondan sonra şeyhe, vasıtaya aracıya ihtiyaç yoktur” diyor. Dolayısıyla en büyük Nakşibendi şeyhidir aynı zamanda Mehdi (a.s.). En büyük Kadiri şeyhi, Şazeli şeyhidir. Çünkü hepsinin üzerindedir, hepsi ona bağlanmışlardır. Hepsinin üzerinde bir manevi halifedir, bir kutuptur Mehdi (a.s.). Bunu anlatıyor mübarek. Gerçek olan durumu ortaya koymuş oluyor. Zaten en yetkili ağızlar bunu söylüyor. Mesela Ali Haydar Efendi’nin, Mahmut Hocamıza icazet vermemesinin nedeni budur. Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır. Hilafeti ona devretmiştir. Bütün şeyh efendiler hilafeti devrediyorlar, devretmişlerdir. Hangi kola bakarsan bak hep aynı, bu netice ile karşılaşırsın.
“Çok saygıdeğer Sayın Adnan Hocam, ben Şeyh Nazım Hazretleri’nin talebelerindenim, inşaAllah. Size bir soru yöneltmek istiyorum, Şeyh Nazım Hazretleri’nin söyledikleri gibi Mehdi (a.s.) Muharrem ayında çıkacağında dair sohbetleri var.” İnşaAllah, inşaAllah. O dönemde biat edilecek anlamda söylemiştir Hocamız, o anlamda söylüyor, inşaAllah. Allah izniyle, tabii ki bir Muharrem-i Şerif’te, inşaAllah, Müslümanlar Mehdi (a.s.)’ye biat edecekler, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin bulunduğu ortamda artık insanların ruhunda bir bayram havası olacak, yani bir ferahlık, bir suret, bir neşe kendisini gösterecek. Ama bu son mürşitlere çok değer vermek lazım, son derece önemlidir. Mesela Sungur Ağabey, Şeyh Nazım Hazretleri. Mesela Erbakan da siyasi lider olarak görünmekle beraber aslında manevi bir liderdir. Siyasi lider yönü ayrıdır, o ayrı. Ama asıl manevi bir liderdir, çok değerli bir velidir, çok derin bir insandır ve imandan, Kuran’dan asla taviz vermez. Öyle sıradan bir insan değildir Erbakan, çok önemli bir insandır. Mesela Sultan Baba Hazretleri öyle, Muhammet Raşit Erol Hazretleri öyle, Gavs Hazretleri öyledir. İskender Paşa’nın müntesibi olan kardeşimiz, onun rahmetli babası. Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri. Esseyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri’nden sonra gelen, Mekki Üçışık Hazretleri; bunlar çok temiz, mazlum, saygılı ve asil insanlar. Anarşiden, terörden şiddetle kaçınan, devletin birliğinin ve bütünlüğünü üzerinde çok duran, bölücülüğe şiddetle karşı olan, Türkiye’nin lider olmasını isteyen, büyük ülke olmasını isteyen, Türk-İslam Birliğini isteyen muhterem ve mübarek insanlardır. Bediüzzaman da öyleydi. Ama bazı aklıevveller onları bambaşka şeklide tanıtmaya kalktılar. Mehdiyet işte bu iftiraların da sonunu getirecek bir güçtür, inşaAllah.
Abdulkadir Geylani, Peygamber soyundan gelen mübarek bir insandır. Bütün, dediğim gibi on iki hak tarikat ve diğer şeyler de, tamamı Mehdi (a.s.)’ye bağlanmıştır ve bütün mezhepleri kaldıracaktır Mehdi (a.s.). Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi, Şii, Caferi, tamamı kalkıyor. Tek, Asr-ı Saadet gibi oluyor, hepsi kalkacak, inşaAllah. Ama Mehdi (a.s.)’nin zuhuruna kadar tabii hem tarikatlara devam olacaktır, tamamen zuhur edinceye kadar, yani kalkmıştır da fakat okul olarak, manevi kültür açısından, iman hakikatlerinin anlatılması açısından çok büyük faydası var. “Tarikat olarak faaliyet yapmıyoruz” diyorlar zaten tarikatlar. “İman hakikatleri anlatıyoruz artık” diyor. Bak, açıklıyorlar; “biz artık tarikat değiliz” diyor. “İman hakikatleri anlatan, insanların imanlarını teşvik eden bir çalışma içerisindeyiz” diyor. Bediüzzaman da öyledir, iman hakikatlerini anlatıyor ve imana teşvik eden çalışma içerisinde. “Bütün dünya hidayet, Mehdi (a.s.) vesilesi ile dağıtılıyor” diyor, en yetkili ağızlar. O zaman bitmiştir, inşaAllah.
Evet, şimdi biraz da Kuran’dan ayet okuyayım size. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. 28. Sure, Kehf Suresi. “Sen de sabah akşam,” bak, bir sabah, bir akşam, sürekli gün içinde, “O’nun rızasını isteyerek,” Müslüman ne istiyormuş? Sadece Allah’ın rızasını istiyormuş. Allah’ın rızasını isteyerek, “Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.” Müslümanlarla birlikte hareket et, onlar Allah’a dua ederler, ibadet ederler, onlar birlikte sabret. Arkadaşlıktan, dostluktan, birlikte olmaktan ayrılma, sabırla devam ettir. Çünkü güzel ahlakta da sabır çok önemlidir. Dostlukta sabır önemlidir, sadakatte sabır önemlidir, vefa da sabır önemlidir. “Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma.” İşte; çıkar için, yok bardaki arkadaşları için, yok başka maddi manevi çıkarları için, keyfi olan tabii, Kuran’a uygun olmayan, çıkarları için. Bak, “Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan,” Müslüman kardeşlerden, “başka yere kaydırma.” “Onlardan ayrılma” diyor Allah. “Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz,” Allah’ı zikretmiyor, sürekli dedikodu yapıyor, pislik yapıyor, abuk subuk konuşuyor. Bak “kendini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz ‘kendi istek ve tutkularına’,” sadece istek ve tutkularını, “‘(hevasına)’ uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.” ‘İstek ve tutkusu’, mesela; “ben içki içeceğim” diyor, “saldıracağım” diyor, “anarşi çıkaracağım, Kuran’ın hükümlerini yerine getirmeyeceğim, vefa göstermeyeceğim, sadakat göstermeyeceğim, şefkat göstermeyeceğim” diyor. İstek ve tutkularına uyuyor. “Ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.” Ne aşırılık yapıyor? Darwinizmi, materyalizmi savunuyor. Kuran’a zıt düşünceleri savunuyor. “Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin."” Bu da demokrasi işte, bak. “Ve de ki:” diyor, “Hak Rabbinizdendir;” Hak Allah’tandır, “artık dileyen iman etsin,” istiyorsan iman et, “dileyen inkar etsin.” İstiyorsan da inkar et. İnkar ediyorsan da inkar edersin. Kimse karışmaz. “Şüphesiz Biz zalimlere bir ateş hazırlamışız.” Ama Cehennem de karşılığı var. Ama dünyada müdahale yok. Serbest, bakın açık Allah’ın hükmü; “Hak Rabbinizdendir;” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.” 30. ayet; “Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise;” bakın, Allah bir kere, “hiç şüphe etmeyin” diyor. Şüphe çok kötü bir beladır. Onun için Allah önden bir insanlara uyarı yapıyor; “şüphesiz” yani şüphe kalksın demektir bu. Şüpheye karşı gard alın, karalı olur, artık şüphe sizi kemirmesin. “İman edip salih amellerde bulunanlar,” şimdi iman etti ama samimi olmasını istiyor Allah, yaptığı eylemlerin. Samimi, salih amel budur, samimiyettir. “Biz gerçekten,” “kesin” diyor, “Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.” Bak, “en güzel davranışta bulunanların,” güzel demiyor bakın Allah, ‘en güzel’. Müslüman her şeyin en güzelini, en iyisini, en doğrusunu yapmaya çalışacak. Doğrusunu değil, en doğrusunu. Güzelini değil, en güzelini. Onun için Allah, bu ‘en’ kelimesini ilave etmiş. Bak, “en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.” Ebcedi 2062. İslam’ın buram buram ta Kuzey Kutbu’na kadar hakim olduğu dönem. Kuzey Kutbu, Güney Kutbu, Kongo, Çat, Yeni Gine. Başka? Gine Bissau.
OKTAR BABUNA:Çin.
ADNAN OKTAR: Evet. “Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler.” Cennetin üniforması gibi bu kıyafetler, inşaAllah. Ana kıyafeti var Cennetin. “Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler.” O yeşil elbiseye doyamayacağız biz, özel bir renk, orada göreceğiz. En sevdiğimiz renk olacak o. Cennete çünkü hep yeşillik hakimdir. Bütün arazinin tamamı yeşildir, her yeri yeşildir. Uzaktan bakıldığında tamamını yeşillik olarak görülür. “Ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar.” Bak kurulmak demek ki tam, bir de dayanırlar. Dünyadan alıştığımız için zevk alacağız. Dünyada bir ihtiyaçtır. “Ne güzel sevap ve ne güzel destek.” İnşaAllah.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Furkan Suresi, 56. ayet; “Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” Bak, “Biz seni yalnızca bir müjdeci,” İslam ahlakının dünya hakimiyeti, İttihad-ı İslam; Darwinizmin, materyalizmin yıkılması, her şey. Asrımıza bakacak olursak. “Ve uyarıp-korkutucu,” bakın, Kıyamet yakın diyecek. Başka “günaha girerseniz Cehennem de Allah şiddetli azap eder” diyecek. “Öbür türlü dünyada helak olusunuz, çok acı çekersiniz” diyecek. Mehdi (a.s.) açısından söylüyorum, “olarak gönderdik.” 56’cı ayet. 56 ile 25 çarptığınızda hicri 1400 tarihini veriyor. Tam 1400 ebcedine batkınızda miladi 1981 tarihini veriyor. Yine 1400 hicri 1400. Bu Mehdi (a.s.)’ye alenen bakıyor, şimdi bu ayet. Bu inkar edilecek gibi mi? Çok net. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak, “Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” 57’de; “De ki: "Ben buna karşılık,” bu hizmetime, İslam’ı tebliğ etmeme, hakkı anlatmama karşılık, “Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında” yani sizin iyi ve kaliteli Müslüman olmanız dışında, “sizden bir ücret istemiyorum." “Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et.” Bak, “Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan,” biz uyuruz, Allah sürekli diridir o anda. Biz ölürüz, yine Allah sürekli diridir. “Ve O’nu hamd ile tespih et.” Elhamdülillah de. “Kullarının günahlarından Allah’ın haberdar olması yeter.” Allah, “ben sizin günahlarınızı biliyorum” diyor. Gizli ve açık hepsini bilir Allah. 77. ayet; “De ki; "Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?"” Demek ki dua son derece önemli, bakın. “Duanız olmasaydı” diyor Allah, dua etmeseydiniz. “Rabbim size değer verir miydi?” “Değer vermezdim” diyor Allah. “Dua ettiğiniz için değer veriyorum” diyor. “Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır.” Kim yalanlarsa azaptan kurtulamıyor.
Oktar Hocam var mı anlatmak istediğin?
OKTAR BABUNA: Küçük bir tavşan var, gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Ben bu herifi yerim. Önce kulakları, sonra o patiyi, göbüşü. Şu göbüşü bir kere okşamak gerekiyor. Bak keyifle de uyuyor daha hala. Bunu aslında direkt, toptan yemek lazım. Pamuk yığını gibi, kafa gidiyor. Bir de yumuşacık ve sıcacık da oluyorlar. Derdi gücü uyumak. Bir yemek yesin. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Bir de köpekle bebek var, göstereyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Bakayım. Köpek de tosun gibi. Ama köpek de acayip uysal. Hayvanla serbest güreş yapar gibi baksana. Hayvan neye uğradığını şaşırdı. Nefes aldırmıyor. Hayvan, bu eziyet ne zaman bitecek diye düşünüyor olabilir. Elini de ağzına sokmaya çalışıyor, bıyıklarını çekiyor. Hayvanın olan aklı da gidecek. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Nemesis ile ilgili film vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
-VTR- NEMESIS
ADNAN OKTAR: Nemesis’in boyutu dünyanın yedi bin katı kadar. Yedi bin katı. “65 milyon yıl önce dinozorların yok olmasına vesile olan meteoru da Nemesis’in fırlattığı tahmin ediliyor.” Başka da zaten yapacak adam yok orada. “2003 yılında NASA’daki bilim adamları Sedna isimli bir cüce yıldızın Güneş Sistemi’ne yaklaştığını fark ettiler. Bu yıldızın yörüngesinde büyük anormallikler fark edildi. Bir yıldızın bu derece anormal bir yörüngeye sahip olması ancak daha büyük bir gök cisminin çarpmasıyla oluşabilirdi. İşte Sedna’ya çarpan bu gök cismi Nemesis’tir. Nemesis bir kahverengi cücedir. Yani varlığı ancak bıraktığı ultraviyole izleriyle tespit edilebilir. Işık vermez.” Işık vermediği için görülemiyor. “Bu tür kahverengi cüceler güçsüz, sönük ve küçük yıldızlar olmalarına rağmen çekirdeklerindeki nükleer füzyon patlamaları yüzünden uzaya göktaşı fırlatabiliyorlar.” Aniden çok büyük bir göktaşını fırlatabiliyor. Mesela ay kadar bir parçayı alıp fırlatabiliyor, birden. “Yörüngesi belli olmayan yıldızın yörüngesinin kaç milyon yılda bir güneş ile değiştiği anlaşılabilmiş değil. NASA dahil bazı kaynaklar 27 milyon yıl, bazı kaynaklar ise 32 milyon yıl olarak hesaplıyor. Ölüm yıldızı diye anılan yıldızın yörüngesi yanına yaklaştığı yıldızlarla değişebiliyor. Bu yüzden bu yıldıza karşı nasıl bir tedbir alınabileceği de henüz bilinmiyor.” Yani sürekli yörünge değiştiriyor. “Nemesis’in çekim gücünün tehlikeli görünen yanlarından biri dünyanın etrafında dönen meteorların yörüngesini değiştirip hemen hepsinin Dünya’ya çarpmasına neden olabileceği ihtimalidir.” Mesela göktaşları var ya Dünya’nın üzerinde, onların yörüngesini değiştirebiliyor çekim gücüyle. Değişti mi bu sefer Dünya’ya çarpmaya başlıyor.
SUNUCU 1: Hocam çok hızlı hareket ederken herhangi bir dalgalanma veya etki yaratmıyor mu uydular üzerinde, Dünya üzerinde?
ADNAN OKTAR: Bozulmuş zaten, başka yere vurmuş, Sedna isimli cüce yıldıza vurmuş, başka bir yere vurmuş. “Nemesis’in çekim gücünün tehlikelerinden biri de kuyruklu yıldızları Güneş Sistemimize çekebilmesi.” Kuyruklu yıldızları da çekiyor. Dev bir kuyruklu yıldız geliyor, onu çekiyor, Dünya’nın üzerine yolluyor. Öyle bir gücü de var. “Nemesis hakkında bilinmeyen bir gerçek de nasıl oluştuğu. Kansas Üniversitesi Fizik Profesörü, "Böyle bir yıldızın nasıl oluşabileceği konusunda hiçbir fikrimiz yok"” diyormuş. Birden geldi, Dünya’nın yanına yanaştı. Bir de Nemesis’in o yörüngesi sürekli böyle ana yapı olarak dans eder oynuyor. Bir geliyor bir gidiyor, bir geliyor bir gidiyor. Fakat dünyaya yanaşması, başka bir yere yanaşmayıp da Dünya’ya yanaşması ve gökyüzünün bu kadar çok göktaşıyla dolması bir anda ve bunların 1980’lerden sonra olması, yani Mehdi (a.s.)’nin çıkmasından sonra olması Kıyametin yaklaştığının ayrıca teknik delillerinden birkaç tanesi, inşaAllah. Yani Kıyametin çok yakın olduğunun delili.
SUNUCU 1: Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Malatya V Tv ve Asu Tv’den takip edebilirsiniz. Yayınımıza harunyahya.tv sitesinden devam edeceğiz.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...