SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Aksu TV, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve aynı zamanda HarunYahya.TV sitemizden yayınımıza devam ediyoruz. Hocam buyrun.
ADNAN OKTAR: Genel olarak Türkiye’deki Müslümanlar güzel insanlardır, iyidirler yani. Gerek İskender Paşa Cemaati olsun, efendim Menzil Cemaati, mesela çok olgundur onlar, çok öyle siyasete falan, o tip şeylere girmezler, anarşi, teröre karşıdırlar, PKK’ya karşıdırlar, devlete sadıktırlar. Ondan sonra öyle iş çıkartmazlar, icat çıkartmazlar, çok hoşsohbet, Yeni Asya’cılar yine öyle çok hoşsohbet.
Fethullah Hocayla ilgili söyledikleri doğru değil, geçen günler birkaç kişiyle daha konuştum, bizim çocuklar da konuştu, yeni gelen arkadaşlar, yeni tanıdıklarımız, meğer onlar hep böyle Fethullah Hocamızı sevenlerle evde kalmışlar, o ortamda kalan kişilermiş falan. “Nedir bu olay? Bana biraz anlatın” dedim. İşin özü şu, yani bazı hayırsever insanlar para topluyorlar, para getiriyorlar, kim olursa olsun ama, komünist, dinsiz, imansız, Müslüman, kim olursa olsun o çocuklara bakıyorlar o evlerde. Hiçbir şeylerine karışmıyorlar. “Karışıyorlar mı size” dedim, “karışmıyorlar” dedi. Yani hayret maşaAllah. Ama şöyle bir şey anladığım kadarıyla, hani bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır derler, onlara iyilik gösteriyorlar, böyle insanlık gösteriyorlar, güzel ahlak gösteriyorlar, vicdanı olan seviyor onları böyle şey yapan, vicdansız olan da onların aleyhine oluyor. İşte muhbirlik yapmaya kalkıyor, aleyhlerine gayret ediyor. Çünkü şöyle olması lazım, ya hiç karışmazsın bir şey demezsin, Allah razı olsun dersin yanlarından çıkar gidersin. Çünkü senelerce orada yanlarında kalıp da arkasından hainlik yaparsan bu adilik, bu ahlaksızlık. Madem kötüler niye kalıyorsun orada, onların evinde. Yani niye yiyeceklerini yiyorsun, niye yataklarında yatıyorsun, sularını içiyorsun. Demek ki iyi güvenilir bulmuşsun ki gitmişsin. Ha fikir olarak beğenmiyorsun, beğenmezsin o normal, ona bir şey demiyoruz. Ama aleyhinde konuşma, fitne çıkartma yani. Ayıp adam sana bir şey yapmamış ki. “Baskı yaptı mı?” diyorum, “yapmadı” diyor. “Bir şeye yönlendirdi mi?” diyorum, “yönlendirmedi” diyor. O zaman nedir? “Hayatına karıştı mı?”, “karışmadı” diyor. “Ama Risale-i Nur Külliyatı okumamızı tavsiye ettiler” diyor. Ne güzel. Bir de şaşar beşer okutuyorlar mı acaba diye merak ettim Faruk Beşer. Öyle bir şey de yokmuş. O zaman mesele yok, o zaman sorun yok. Gönlünde bir sevgi kalıyor sonunda insanların. Bak çocuklara sordum, mesela “ne kadar kaldın?”, “bir sene kaldım ayrıldım” diyor. Hepsinin gönlünde bir sevgi kalmış. Nereye karşı sevgi kalmış? Müslümanlara karşı sevgi kalmış. Yani “ben bu cemaatin mensubuyum, Fethullah Hocanın cemaatinin mensubuyum” demiyor. Müslümanlığı sevmişler. Tamam istenen de o zaten. Gayet hoş.
Hüseyin Hilmi Işık Hocam mesela, ben hep liseden üniversiteye kadar Hüseyin Hilmi Işık Hocamın Tam İlmihal’ini okurdum. Şöyle kalınca bir kitap, ama ne istersen var. İşte diyor vücudun sağlıklı olması için, işte şunu şunları yemek lazım, şunları yememek lazım. Çok şahane bir kitap, aklına ne gelirse var, ansiklopedi gibi, küçük bir ansiklopedi gibi. Benim acayip hoşuma gidiyordu. Mesela Mehdi (a.s.) konusuna bakıyorum buluyorum, yiyecekler konusuna bakıyorum buluyorum, namaz konusuna bakıyorum buluyorum, ne istiyorsan var. Müntesipleride çok temiz insanlardır, çok efendi, bayağı aklı başında. Onlar da devlete sadıktırlar, anarşi, terör falan, öyle şeyler bilmezler.
Çok güzel mesela Süleymanlı tabir ettiğimiz Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebeleri de öyle. Yani o yönleriyle çok güzeller. Devlete sadakat, anarşi teröre karşı şiddetle karşı olmak, mülayim olmak, yatıştırıcı olmak, düzenleyici olmak, hepsinde bu vardır. Mesela bir kısmı öyle değiller, terör, anarşiye falan yatkın olan gruplar vardır, ama bunlar çok küçüktür. Çok marjinal ve pek de müntesibi yoktur yani, onlarla pek insanlar şey yapmazlar. Ama Süleymanlı kardeşlerimiz bir, Hüseyin Hilmi Işık’ın talebeleri iki, Nur talebeleri üç, bunların üçünün de çatısı birbirine benzerler. Stil, yöntem, kıyafet, dış görünüş, hepsi benzer. Yani böyle halim selim olmak, nezaketli olmak gibisinden. Aşağı-yukarı liderlerinin de hemen hemen hepsini tanırım. Yani Enver Ören Beyefendi mesela görüşmüştüm çok neşeli bin insan. Ama zamanla tabii bazı cemaatlerde, bazı topluluklarda değişiklikler oluyor, yani asıl ve değer verdikleri yargılar, değer yargılarını, yapılarını, zamanla biraz değiştirebiliyorlar ama, zaman zaman da toparlıyorlar. Morallerini güçlü tutmak için teşvik etmek lazım. Yani olumlu yönde teşvik edilmesi gerekiyor. Hayırlı, iyi insanlar, güzel insanlar, yani o yönden Türkiye çok nasipli.
Mesela öyle dev ekoller meydana gelmiş ki, sırf Süleymanlı tabir ettiğimiz, Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebeleri, tek başına Türkiye’de böyle güzel bir zemin için yeterlidir. Yani eğitim için, çok çok olgun insanlardır tek başına. Tek başına Nur talebeleri yeterlidir. Aynı zamanda bu Türkiye Gazetesi grubu işte Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın talebeleri, onlar da öyle, tek başına yeterlidir, olgun insanlardır. Ama tabii bir heyecan devrine giriyoruz artık, yani böyle bu sakin dönemden heyecan dönemine. Çünkü bak, Hz. Musa (a.s.)’nın dönemi çok heyecanlıydı. Resulullah (s.a.v.)’ın dönemi heyecanlıydı. Hz. İsa (a.s.)’nın dönemi heyecanlıydı. Yani Müslümanların hiç heyecansız dönemleri olmamıştır. Ama şu an, yani uzun süreden beri çok halim ve çok sakin, kendi halinde böyle aile yaşantısı içerisinde, istikbalini düşünen, sakin bir hayat tarzı içerisinde yaşıyor Müslümanlar, genelde dünyanın her tarafında öyle. Allah bunu istemiyor, heyecanlı bir dünya istiyor Allah, heyecanlı bir İslamlık istiyor. Bakın, Hz. İsa (a.s.) dönemine bakın, muazzam gerilim ve heyecan vardır. Musa (a.s.) dönemi ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dönemi ve Hz. İbrahim (a.s.) dönemi de öyle. Sanki o Peygamberlerin göreviymiş gibi gösteriyorlar, onlar o zamanda heyecanı yaşamışlardır, onlar zorluklarla karşılaşmışlardır, onlar cihad yapmışlardır, biz artık hani onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine diyorlar ya böyle, rahat yaşayalım, öyle bir şey yok yani. “Daha öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden Cennet’e girmek yok” ayet var, inşaAllah. Onun için biz de kendimizi Allah’a adayacağız bir, cehde adayacağız Allah rızası için cehd yapacağız iki, gayret edeceğiz, Hz. İsa (a.s.) sevgisiyle kalbimiz dolacak üç.
Allah bakın müthiş bir mucize meydana getireceğim diyor, Allah. 2000 yıl önce yanıma aldığım İsa (a.s.)’yı geri göndereceğim diyor. 1400 sene öncesinden başka bir mucize daha söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.): “Benim evlatlarımdan Mehdi (a.s.)’yi Allah’ın izniyle, Allah gönderecek” diyor. Ve bütün dış görünümünü anlatıyor. Şu şu şu şöyle görünümler var, yüzlerce bak saydım demin bir evvelki kanalda saydım. Yüzlerce özelliğiyle Mehdi (a.s.)’yi tarif ediyor Peygamberimiz (s.a.v.), “onu göndereceğim ve İttihad-ı İslam olacak, Türk İslam Birliği olacak” diyor. “Ondan önce de böyle yalaka sahtekar Hocalar olacak” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). “Korkak, böyle aşağılık, satılmış, tir tir titreyen, havf damarı baskın gelmiş, korku damarı baskın gelmiş, teslim olmuş, ürkek, tadil edici Hocalar olacak” diyor. Buna karşı da ayrıca “İslam’ı hakkıyla savunan Mehdi (a.s.)’yi göndereceğim” diyor. Cenab-ı Allah. İşte biz şimdi bu heyecanlı dönemdeyiz. Heyecan yoksa da Allah heyecan yaratır. Mesela Afganistan son derece sakindi. Allah Amerikan işgali yaptı, muazzam bir heyecan meydana geldi orada insanlarda mecburen. Irak’ta nargile kaynatıp, kadın oynatıyorlardı, acayip rahatlardı, Allah acayip heyecan meydana getirdi, yani ne yapacaklarını şaşırdılar insanlar. Toparlandılar, kendilerine geldiler. Şimdi de Allah Mehdiyet ile ve Hz. İsa (a.s.)’nın nuzülüyle bir heyecan meydana getiriyor ve getirecektir. Uyusalar da uyanacaklar, inşaAllah. Bana bir konu söyle anlatayım.
MİSAFİR:Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, kaderle ilgili bir sorum olacak. Şimdi her şeyin kaderde yazılı olduğunu söylüyorsunuz. Nasıl hareket edersek edelim bunun zaten bizim kaderimizde var olduğuna inanıyoruz. Ancak şeye, yani sorduğum zaman çelişkili cevaplar aldım her zaman ben, örneğin kendi irademiz var, iyiyi seçmek, kötüyü seçmek gibi. Ama bunlar da şimdi kaderde yer alıyor. Ben neyi seçersem seçeyim o zaten benim kaderimde var olan bir şey, şimdi ben orada takılıyorum. Şunu sormak istiyorum, ruhlar ilk yaratıldığı an, yani o zaman kader yoktu da, Allah iyiyi seç, kötüyü seç gibi bir soru mu sordu, ya da kader nerede başlıyor? Onu sorayım.
ADNAN OKTAR:Sana bu çelişkili cevaplar verenlere ben şimdi toptan güzel bir cevap vereyim, inşaAllah. Çelişkili cevaplarla hakikaten insanların çok acayip vaktini alıyorlar. Sürekli böyle samimiyetsiz bir üslup meydana geliyor. Biz zer alemindeyken Allah’a söz verdik, Allah’a kul olacağımıza. Peki zer aleminden önce ne yapıyorduk? Daha önce Cennet’te, Cehennem’de ki yerimizde oturuyorduk. Bak daha dünyaya gelmeden önce, şu an ya Cennet’teyiz ya Cehennem’deyiz şu an yaşıyoruz. Şu an çoktan öldük, hepimiz öldük. Ama aynı zamanda Hz. Adem (a.s.)’in çamuru şu an yoğuruluyor. İkici Dünya Savaşı şu an devam ediyor başka bir şuur için.
Kader şudur, geçenlerde de defalarca anlattım, sonsuz kısa zaman vardır, sonsuz kısa zaman, buna an deniyor. Mesela yani saniyenin milyonda biri, bir zamandır, trilyonda biri zamandır, ama sonsuz kısa olan zamanda Allah, sonsuz önceyi ve sonsuz sonrayı yaratmış ve bitmiştir. Bizim zer aleminde Allah’a söz verirken, aynı anda dünyada da cihad yapıyorduk. Yani söz verdiğimiz an da aynı anda dünyadaydık, aynı anda da Ahiret’teyiz. Yani bir blok perde vardır biz bunun içindeyiz, hepsini yaptık bitirdik. Mesela bir yerde zer aleminde Allah’a söz veriyoruz, bir yerde Hz. Adem (a.s.)’in çamuru yoğuruluyor, bir yerde Cennet’te insanlar, bir yerde insanlar Cehennem’de, bu şekildedir. Allah çok mükemmel ve kusursuz yaratır. Mesela, atomu, hücreleri, her şeyi çok güzel yaratıyor. Hayvanların yaşam stillerini mesela, nasıl kendilerini koruyacaklarını, ne yapacaklarını, onların da hepsini çok mükemmel yaratıyor. Yavrularını mesela nasıl yalayacak, nasıl sevecek, nasıl emzirecek, çocuğunu ne kadar zamana kadar koruyacak, sonra ne zaman bırakacak. Mesela kedilere falan bakın görürsünüz. Kedilerde, köpeklerde mesela hayvan belirli bir vakite kadar bakıyor, yani insan olsa onu farkedemez. Yani nerede bırakacağını, yani sonuna kadar çocuğunu tutmak istiyor bazı aileler. O vakti geldiğinde onu mutlaka ayırıyor kendinden, yani hiçbir şekilde yanında tutmuyor gönderiyor. Mesela ne zaman sütle besleneceğini biliyor, hangi aralarla süt vereceğini de biliyor ve nasıl onu yalaması gerektiğini, nasıl sevmesi gerektiğini biliyor. Mesela yavrusu ayrılıyor, bizim evde yine kediler doldurmuş bir sürü doğmuşlar. Acayip pasaklı olmuşlar yağmurdan dolayı, üst baş böyle, normalda gıcır gıcırlardı, eşgal acayip kaymış heriflerin. Çamurdan el yüz görünmüyor böyle, tam çete olmuşlar böyle. Anneleri yazık iki saat uğraşıyor böyle onları temizleyeceğim diye böyle. Onların pasaklılıklarını kaldıracağım diye. Çok zor da yani öyle diliyle artık yani ne kadar zor bir şey. Hakikaten bakıyorum uğraşıyor uğraşıyor, onları gıcır gıcır yapıyor, hergeleler yine gidiyorlar, yine batırıyorlar üstlerini, yine geliyorlar. Yine onlarla uğraşıyor hayvan, sütle besliyor onları, bakıyor. Mesela yabancı birisi geldiğinde falan böyle hayvan tüylerini falan kabartıyor mesela, hiçbir şekilde yanaştırmıyor yavrularına, acayip kıskanç, çok özenli. Onlar da annelerine çok özenliler. Nereden biliyorsun anneni? Her doğuran anne alır çocukları bizim kapıya bir şey yaparlar, ne hikmetse, nereden bilirsiniz kardeşim tanımam bilmem kediyi hiç, o da beni tanımaz yani. Biliyor mesela insanların acıyacağını şefkat göstereceğini, yavrularına bakacağını biliyor, bir sürü veledi alıyor geliyor kendisiyle beraber, karşımıza gelip duruyorlar. Hiç tanımadığım kediler. Biliyor bakacağımızı, acıyacağımızı biliyor. Ki, vahşi hayvan bu korkar yani. Çünkü yavru kedi bu ilk defa insan görüyor, bilmez ki. Kim bilir anası ne anlatıyor onlara ki yani, bunların yanına giderseniz, işte biraz da kendinize acındırırsanız, yani süt, ekmek falan, ne istiyorsanız artık, et, kıyma falan bayağı bir olay olur diye Allah-u alem birifing vermiş gibi. Çünkü adamlar kendinden çok eminler yani. Normalde deli gibi kaçar kedi yavrusu, korkar yani, çok vahşi olur insandan ayrı yetiştiği için, yani insanı bilerek yetişmiyor. Mesela onların insanın şefkatini bilmesi, mesela kendilerini sevdirmeleri, bizim çocuklar yiyecek verdiler, yavru mesela normalde deliler gibi kaçması lazım acayip sevdiriyor kendini. Ama yemeğe yumuldu böyle, şuuru kapandı Allah-u alem normalde kaçıyor, hiç ellemiyor ve acayip sesler çıkartıyor tabii onun meşhur. Yani böyle hoşuna giden bir yemek yerken istediğin gibi sevebilirsin. Ama yemeği yedikten sonra keretalar artık tamam pır böyle kaçıyorlar, uzaktan bakıyorlar falan. Tabii bir süre sonra giriyor o özellikleri, yani o savunma refleksiyle. Mesela Allah onlara öğretmesi, küçücük hayvan. Elini ayrı temizliyor, ayağını ayrı temizliyor, bütün vücudunu çok detaylı temizlemeyi biliyor, daha doğduğundan itibaren. Allah müthiş bir bilgi vermiş. Kromozoma bilgi yüklenir mi? Karakter yüklemiş Allah. Çok acayip bir şey. Hayır vücut özellikleri yüklenir tamam, teknik özellikler yüklenir, ama ruh özellikleri yüklenmiş, mesela bunu açıklamıyor bilim adamları. Kromozonlarda hayvanın nasıl temizleneceği yazılmış. Yani mesela nasıl sevgi gösterecek, nasıl ilgi gösterecek, nasıl kendini savunacak, bütün ruh hali, hayvan çünkü sonradan öğrenmiyor bunu, doğduğunda biliyor. Yani öğrenme diye bir olay yok. Nereden öğrensin? Mesela annesi bazen ölüyor kedilerin, küçük yavru daha yeni doğmuş, mesela onlar biberonla falan besleniyor, hepsi biliyorlar kendilerini nasıl savunacağını, nasıl temizleyeceğini, ne yapacağını, hepsini biliyorlar. Yani kromozomlarda bunların bu özelliklerinin kayıtlı olması çok ayrı bir mucize, bunun ayrıca incelenmesi lazım. Yani kişiliği kodlu kromozomlarında. Resim mi göstereceksin?
OKTAR BABUNA:Bir film var Hocam sevimli uykusu gelmiş.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
VTR
ADNAN OKTAR:Mesela bak insanlar bilmiyor bunu. İnsandan olan bir çocuk bıraktığında, ne temizlenmeyi biliyor ne şunu ne bunu, hiçbir şey bilmiyor. Mesela daha kedi yavruyken hemen gidip annesini buluyor, annesinden süt emmeyi biliyor, ne yapması gerektiğini biliyor. Annesi onunla ilgili çok acayip bilgiler biliyor, çok detaylar biliyor. Mesela onunla çok üsturuplu oynuyor. Ensesinden tutuyor mesela, normalde dişini geçirip öldürebilir hayvan, çok özenli tutuyor, ensesinden tutuyor taşırken, çok özenli tutup götürüyor. En ufak zarar gelmiyor. Mesela şakalaşıyor yavruyla onunla oynuyor hiçbir şekilde zarar vermiyor. Mesela yavru da ona zarar vermiyor, o da onu biliyor mesela onun bir oyun olduğunu biliyor. Mesela vahşi direk dişini geçirir, annesi de dişini geçirir ama yapmıyorlar. Bu kadar detayın bunların kromozomlarında kodlu olması, arının ne yapacağı kromozomlarında kodlu.
Arının kromozomlarına öyle bir bilgi kodlamışki Allah. Yani muazzam ama tabii o kromozom kodlama sebep olmuş oluyor. Ama aslında doğru olan Allah’ın ona vahyetmesi, vahyediyor. Yani an an vahyediyor. Kardeşim şimdi arı geliyor. İlk defa yani vahşi bir böcek hiçbir şey bilmez. Gidiyor çiçekte bal özlerini topluyor, patilerinede onun polenlerini topluyor, torbasına topluyor. Bir kere plakalar halinde altından balmumu çıkıyor. Hayvan geliyor, dünyanın en mükemmel ve en küçük altıgenini bir mühendis gibi yapıyor önce, küçük bir tane altıgen. Plakaları alıyor alttan, kendi vücudundan çıkan plakaları, sunta gibi çıkıyor alttan onları güzel yoğuruyor, şekillendiriyor, ince düzgün plaka haline getiriyor. Milimetrik düzgünlükte ve jilet gibi düzgün yapıyor ama böyle kıvamını tam veriyor, açıyı mükemmel açıyla hesaplıyor, birinci açıyı veriyor, ikinci parçanın da açısını tam mükemmel veriyor, gayet düzgün, üçüncünün açısının tam veriyor mükemmel, birbirlerine böyle jilet gibi tutturuyor. Yine altlardan diğer üç parçayı da birbirlerine tam açısıyla mükemmel tutturuyor ve arkaya doğru da bir açı veriyor ki, bal akmasın diye onu da çok mükemmel tutturuyor ve getirdiği balların içine doldurmaya başlıyor. Yani balı vücudunda ayarlıyor, kıvamını veriyor bak normalde çiçek suyundan çıktığında bir şeye yarayacak gibi de olmuyor. Tat da bozulur o yani direk onu getirsen o şey olur yani sirkeleşir, bozulur yahut şaraba dönüşebilir yani bakteriler parçalar onu. Öyle bir kıvam veriyor ki, çok ağdalı bir kıvama getiriyor, bal kıvamına getiriyor. Artık bakteri etki etmeyecek hale geliyor. Özel maddeler de ilave oluyor bakın, özel maddeler. Yani anti bakteriyel özel maddeler de ilave ediyor. Balın içine özel maddeler koyuyor, vücudunda var. Onlarla doldurduktan sonra, doldurdukça kapağı yükseltiyor, doldurdukça kapağı yükseltiyor, çaka çaka doldurduktan sonra tamamen kapatıyor ağzını, incecik bir tabakayla. Bundan ne kadar yapıyor? Binlerce yapıyor, buradan binlerce başlıyor, bu taraftan da binlerce başlıyor altıgenler, küçük altıgenler. Geliyor, geliyor, geliyor tam ağız ağza iki tarafı karşılaşıyor, tak çakışıyor. Ama milimetrik düzgünlükte, blok gayet düzgün balı bitiriyor adam. Kapı da iki tane arı bekliyor, muntazam, nöbetleşe. Vakti geliyor, adamlar bekliyor, bekliyor diyorlar ki, hemşerim senin nöbet vaktin bitti, haydi onlar uçuyor, iki tane daha yeni geliyor, yeni asker onlar beklemeye başlıyorlar. Kardeşim sen nöbet vaktini nereden biliyorsun? Yeni askerin geleceğini de sen nereden biliyorsun, böyle kapıda beklemeyi nereden biliyorsun? Hepsi biliyor.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah evet.
ADNAN OKTAR:Mesela balın kovan ısınıyor, fazla ısınıyor. Adamlar diyorlar ki, hemşerim bu ballar eriyecek hadi hep beraber diyorlar bir kanat çırpalım diyorlar. Topluca kanat çırpmaya başlıyor adamlar. Bu emri kim veriyor, nereden karar alıyorsun, ısıyı nereden bilirsin. Adamlar ısı tamamen düşüyor, diyorlar ki ısı düştü, tamam faaliyeti durduralım arkadaşlar diyor. Mesela böcek giriyor içeriye, bakıyorlar tipi büyük diyorlar ki, biz bununla baş edemeyiz ne yapalım diyorlar, ısıyı yükseltelim, sıcaklıkla yapalım bunu diyorlar. Hayvanın üstüne çöküyorlar, titreşimle ısıyı acayip yükseltiyorlar, hayvan o ısıyla ölüyor. Öldükten sonra dışarıya atamayacaklarını bildikleri için, üstünü anti septik bir madde ile kaplıyorlar. Yani bozulmayı önleyen, yani kokuşmayı önleyen, mumyalaştıran bir maddeyle kaplıyorlar, kimyasal bir madde özel böcek bozulmuyor. Kardeşim mumyalamayı nereden bilirsin, sen böceğin bozulacağını nereden biliyorsun? Onun bala zarar vereceğini nereden biliyorsun? Ve titreşimle sıcağın artacağını nereden biliyorsun ve o sıcaklık seni de öldürebilir, o ısıyı onu öldürecek, kendisini öldürmeyecek ısıyı nereden biliyorsun? Mesela eşek arısı veya büyük böcekleri öldürecek ısıyı biliyorlar. Ama biraz daha artsa kendisi de ölür. Onu yapmıyor, tam o ayarda durduruyorlar. Şimdi kardeşim mesela adam diyor ki; “arkadaşlar ben diyor, iki kilometre ötede bir bal buldum, çiçek alanı buldum. Şimdi size dansla bunu anlatacağım. Bakın Güneşe bakın, bir de benim hareketlerime bakın” diyor. Adamlar ekip halinde etrafına toplanıyor arılar, bakıyorlar tam ilgili yere, onun Güneşe karşı yaptığı danstan tespit ediyorlar. Ben diyor sözde anlatmıyorum, dansla anlatacağım, kalabalık herkes anlatıyor, izleyen adamlar gidiyor arılar, teker, teker, eliyle koymuş gibi o balı rahatça alabilecekleri çiçeklerin bulunduğu bölgeye, orada ne kadar ihtiyacı varsa alıp getiriyorlar. Bir de ihtiyacı kadar alıyor, o çok acayip. Bak giderken ihtiyacı kadar balla gidiyor, fazlasını götürmüyor. Yolda yiyeceği azığını ona göre götürüyor. Yani gidiş gelişi hesap ediyor adam. Kardeşim şimdi arının dansından sen, Aydın Doğan’a desen ki, arkadaşım bak bu arının dansındaki kaç kilometre ötede çiçek yeri var. Böyle bal bulunan şerbetli çiçeklerin bulunduğu yeri tespit et desen, tespit edebilir mi? Edemez, efendim E.Ö’ye desen edemez, Bıyık’a desen edemez. Hiçbiri edemez. Ama bunlar ediyorlar. E.Ö ne diyor? “Akılsız hücreler” diyor. Kardeşim akılsız hücreden vazgeçtim, akılsız dediğin sen arının yaptığının binde birini yapamazsın. Şimdi E.Ö’yü biz bir arı haline getirsek, küçük bir arı haline gelse o, bıraksan hadi git bal yap desen E.Ö bala gider yapışır orada, iş biter Allah-u alem bir daha çıkamaz oradan. Ters takla atar, kanat verdiysen de uçamaz aynı zamanda, Allah-u alem yarım metre bile gidemez yani tepesinin üstüne çakılır yani, kardeşim şimdi kanat saniyede 500 kere çırpıyor hayvan. Bak tik tak 500 kere. Bak tik tak deyinceye kadar 500 kere kanat çırpmayı bitiriyor. 500 ile 1000 arasında. Artık uğulduyor, uğulduyor yani kanat. Böyle elektrik motoru gibi uğulduyor. O kadar şiddetli kanat çırpmada adam istediği yöne, istediği gibi gidiyor. Mesela suya doğru gitmek istiyor, hemen o tarafa doğru jet gibi gidiyor. Orada bir risk görüyor anında kalkıp uçuyor. İstediği yöne istediği gibi gitmeye gücü var ve düşmanlarından kaçma ve onu oynatma gücü var. Yakalayamıyor bir insan onu istese de, muazzam yetenekli. E.Ö anında şak diye yakalanır Allah-u alem, uçamaz da zaten yakalanır. Bir de en başta bala yapışır zaten. Bir de o altıgenleri yap desen, bir tanesini bile dikemez. O sunta gibi, açıda verecek ona şöyle açıölçerle falan ölçmesi bir kere mümkün değil. O açıyı versen direk yapışır, düşer incecik bir şey bu, çok çok ince. Açı verdikten sonra onu böyle tutacaksın, bir de onun üstüne ikinci parçayı yerleştireceksin, öbür taraftan yandan parçayı vereceksin ve açıları tam olacak iki tarafta. Aşağıya doğru da yine aynı açıyla aşağıya doğru vereceksin altına yeniden, bir de arka tarafını da yine aynı şeklide plakalarla yine aynı tarzda arkada da olması gerekiyor ve hepsinde de belirli bir açıyla arkaya doğru olacak ki, bal aşağıya doğru akmasın. Bunu hangilerinde yaptılar, tamamında, on binlerce küçük bölümde yapıyorlar. Mesela arı yavruları olur. Ufak köfteler, doğuyorlar, işçi arılar teker teker gidiyorlar onlara arı sütü veriyorlar. Bakın bal ayrı, arı sütü ayrı, günde kaç kere hangi yavruları kontrol edeceğine adamlar ezberden biliyorlar. Bir tanesi sekmiyor. Mesela yavruya zamanında gıda verilmezse ölür. Muntazam besliyorlar. Mesela zehir iğnesi var canı daraldığında zehir iğnesini hemen batırıyor. Zehirleyeceğini nereden biliyorsun sen? Allah onun içine mesela zehir koymuş. Kendini öldürür normalde, çok tehlikeli bir zehir arının zehri. Yani vücuduna dağılsa ölür. Yani onu imal eden sistem, kendi vücudunun kan damarlarıyla sarılmış. Kendi kan damarlarındaki maddeden çıkıyor o zehir ve vücudunda o kan damarlarıyla çevrili deponun içerisinde o zehir duruyor. Vücuduna dağılsa hemen öldürür hayvanı ama zehir kendi vücudunda imal olduğu halde ve kendi vücudunu öldürecek derecede olduğu halde, kendi vücuduna dağılmıyor. O deponun içerisinde duruyor, hayvan sıkıldığında, birisi kızdırdığında tak batırıyor, zehrini hemen enjekte ediyor. Hayvan da bak kaç çeşit malzeme var. 1- Bal üretiyor, bal üretme imkanı var. 2- Zehir üretme imkanı var, 3-Arı sütü üretme imkanı var, 4- Suntalar. Vücudundan böyle oluk, oluk alt tarafından suntalar çıkıyor, ince, ince, gıcır, gıcır, balmumu suntaları. Bak Allah onun bal yapacağını biliyor ve yaratmış, bunlar balmumu sunta gibi, balmumu ihtiyacı var. Allah vücudunun altında imalathane yapmış onlara, vücutlarına. Kardeşim bunun evrimle devrimle ne alakası var? Önce bak bal, petek ve arı hepsi birlikte yaratılmış.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani yaşayamaz hayvan öbür türlü, mesela bal olmadan hayvan yaşayamıyor, petek olmadan da yaşayamıyor. O suntalar olmadan da yaşayamıyor. Zehrinin, arı sütünün hepsinin aynı anda yaratılması gerekiyor. Yani bütün bu kapsamlı sistemin, çünkü mesela balın ısıtılması veya soğutulması onların elinde mesela eğer balın sıcaklıkla erimesi mevzu bahis olsa, kovan batar. Onu soğutmayı biliyor hayvan. Ne zamandan bilmesi lazım? İlk yaratılışında bilmesi lazım, eğer ilk yaratılışında bilmezse farz edelim yaptığını farz edelim balı, bal zaten eriyecek. Yüzlerce, binlerce harika özelliğinin aynı anda yaratılması gerekiyor. Ne diyor evrimciler? Parça, parça bir mutasyon gelmiş, bir gözü olmuş arının, bir mutasyon gelmiş bir gözü olmuş, bir mutasyon zehir iğnesi çıkmış, bir mutasyon arı sütü yapmış, bir mutasyon çıkmış, o altından sunta gibi balmumu kanalları oluşmuş. Bir mutasyon olmuş, hayvan o açıyı vermeyi öğrenmiş, bir mutasyon olmuş öbür açıyı vermeyi öğrenmiş, sabaha kadar mutasyon ve mutasyon bunlara profesör gibi, kusursuz bilgi veriyor, sürekli. Yani insan aklının alamayacağı bir bilgiyi onlara veriyor. Çiçeklerin nerede olduğunu öğretiyor mutasyon onlara, dansla onlara öğretmeyi öğretiyor. Eğer Darwinist’ler hakikaten bunu Ahiret’te Allah’ın karşısında anlatabileceklerine inanıyorlarsa, benim onlara bir sözüm yok. Ama bakın hiçbir Darwinist bunu Allah’ın karşısında anlatamaz ve anlatamayacaklar. Ne atomun yapısını anlatabilecekler, ne kromozomun yapısını ne proteinin yapısını, ne arının hayatını, ne bu canlılardaki harika düzeni, ne beynin içinde olan görüntünün mükemmelliğini daha önce anlattık ya maddenin, bunların hiçbirini anlatamayacaklar. Biz duymadık dememeleri için de Allah bak benimle onlara bunu anlattırıyor. Bizim haberimiz yoktu dememeleri için. Bu entel dantel takımı falan hepsi seyrediyor benim programımı, seyretmeyen çok az adam var. Yani en ummadığın adamlar bile seyrediyor. Yani hepsinin haberini alıyorum. Akşam olduğunda programa, hepsi çöküyorlar televizyonun başına. Şimdi meşhur etmek istemiyorum ama neyse bak Soner Yalçın da geçen günler, “müthiş bir gücü var” diyor. Ben onun internet sitesini falan şimdi o benimle ilgili sürekli haberler yapıyor böyle, ben de diyeceğim işte şunu demişler, bunu demişler, insanlar da girecekler onların internet sitesine bakacaklar. Çok komik zaten “Adnan Hoca bu habere kızacak. Adnan Hoca bu habere sevinecek” diyor. Benim ismim geçiriyor. Hayır tabii yine iyi niyetli, sempatik bir üslup kullanıyor fakat kötü yanları şu, anti-demokratik ve samimiyetsiz yanları şu; sadece aleyhte haberlere, yoruma açık tutuyorlar. Aleyhte haberlere. Lehte haberleri titizlikle yerleştirmiyorlar, bu çok ayıp. Soner Yalçın diyor ki: “Ben demokratım, ben özgürlükten yanayım”. Peki ne oluyor bu? Sadece aleyhte habere müsaade var, lehte habere müsaade yok. Hem benim ismimi kullanarak orada geniş çapta giriş sağlıyorsun, hem orada insanların samimi yorumlarına müsaade etmiyorsun. Bu olmaz, ama diyor “Anadolu’da muazzam bir gücü var. Anadolu’daki televizyon kanallarında” diyor. Türkiye zaten Anadolu’dan ibaret. Anadolu, Türkiye’nin her yeri Anadolu. Edirne de Anadolu’dur. Ardahan da Anadolu’dur, İzmir de Anadolu’dur, Antalya da, Mardin, Urfa, Siirt hepsi Anadolu’dur, Samsun, Trabzon.
OKTAR BABUNA:İstanbul’un yarısı Anadolu.
ADNAN OKTAR:Evet inşaAllah. Yarısı değil, tamamı Anadolu’dur. Türkiye’nin her yeri de Anadolu’dur, Türkiye’dir yani evet.
“Selamün aleyküm üstadım”. Güzel bir üslup üstad, Bediüzzaman’a diyorlar üstad diye ama güzel bir hitap şekli. “Nurettin Veren hakkında ne düşünüyorsunuz Hocam? Fethullah Gülen Hoca’nın sağ koluydu. Otuz beş yıldır tanıdığı bir kişi dostken birden bire düşman (düşman demeyelim de yani muhalif diyelim) bir takım iddiaları var sanki haklı gibimize geldi Allahualem. Sistem hakkında bir takım konular hakkında tüyolar veriyor. Fethullah Hocamıza kara büyü yapmış olmasınlar belki büyü tarafından hasta tutuluyordur ve yardımlarınız gerekiyordur Allah’ın izniyle bu Moon tarikatı bağlantıları var iddiası falan da var diyorlar. Bu adamlar hep yüksek derecelerde büyü uzmanı olduğuna inanıyoruz. Herkese selamlar, hayırlı geceler”. Osman ve diğer bir kardeşimiz Hollanda/ Rotterdam’dan yazıyor.
Kardeşim ne diyor? “Nurettin Veren Fethullah Hocanın 35 yıllık tanıdığı”. Bir insan 35 yıl bir topluluk camianın içinde yaşıyorsa, 35 yıl bütün ömrünü vermiş. O insanları adam mükemmel üstü, mükemmel üstü görüyor demektir. Bıraksın bana çok ayıp 35 yıl bir insan, bir insanın yanında kalır mı kardeşim durduk yere. 35 saat kalınmaz kötü bir insanın yanında 35 saat. 35 dakika kalınmaz, 35 yıl kaldıysa mükemmeldir, bıraksın ondan gerisi hikayedir.
“Fethullah Hocamıza kara büyü yapıyorlar mıdır?” Mantıksız tabii kara büyü herkes için düşünülebilir, olur mu öyle şey. Ama tedirginim ben tabii, Hocamızın orada hür olmadığını düşünüyorum ben, esir olduğunu düşünüyorum. Yani kendi vatanında kardeşim, gelecek Hocam Bebek’te sahilde oturacak. Sohbet edecek dinleyeceğiz, bu vatan hepimizin. Bu vatan onun, bu vatan diğer insanların, hepimizin. Nasıl olur, vatanından uzakta öyle yaşar. Ve bayağı da yaşlanmış, resmine baktım, yani bayağı üzüyorlar demek ki. Göz altları falan siyahlaşmış, yazık günah. Ona sebep olan her kim varsa, hepsi açısından hem ayıp, hem günah, hem çok küçük düşürücü, hem çok anormal bir şey. Bir Müslüman, tertemiz bir insan, kimseye zararı olmayan bir insan, yurtdışında yaşamaya mecbur oluyor ve tedirgin ediyorsun ve o yüzden de gelemiyor. Bu çok büyük bir rezalettir, çok büyük olaydır bu. Yani buna duyarsız kalmak inanılır gibi değil, insanlar ileride bundan müthiş utanç duyacaklar, bu sebep olanlar. İşte büyü yapılanlar onlar. Yani kafası büyülenmiş insanların, hipnoza girmişler. Yani bu akıl almaz anormalliği, bu akıl almaz zulmü, normal karşılıyorlar. Ne alaka Hocamız biner uçağa gelir, gelir buraya da durur, gider başka ülkeye de gelir, kendi vatanı, ne alaka.
Dolayısıyla ben Nurettin Veren’i tenzih ederim ama, şahsını, fakat bir topluluğun içerisinden çıkıp hainlik yapan insanlara hiçbir yerde değer verilmez. Yani çok alçak ve kahpedir o insanlar. Kardeşim başında beğenmiyorsan çeker gidersin. Sen hem yıllarca oranın imkanlarını kullan, efendim oranın ekmeğini ye, suyundan iç, imkanlarını kullan, onunla yaşa, sonunda imkanlarını bulamadığında hadi bana müsaade de ve arkasından da hainlik yap, git ihbarda bulun falan. Fakat ben Nurettin Veren’i ayrı tenzih ediyorum, çünkü tanımıyorum bu insanı, kendince nedenleri olabilir, düşündüğü şeyler olabilir. Yani görüşmüş değilim. Ben kahpe münafıklar için söylüyorum, alçak münafıklar vardır.
Mesela Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yanında kalıyorlardı, 20 sene Peygamberin (s.a.v.) yanında kalıyor, 10 yıl kalıyor, ayrılıyor, Medine’de ki müşriklerin yanına gidiyor, Peygambere (s.a.v.) olmadık laf ediyor. Alçak köpek, o zaman niye bekledin orada. Demek ki menfaatin tükenmiş, imkanın tükenmiş, demek ki orada yal bulmuşsun köpek gibi, yeni bir imkan bulmuşsun, yal bulmuş köpek gibi oraya gitmişsin sen. Çıkarla ilgilidir bunlar, imani konu değildir. İmani konu olsa bir insan 10 dakika duramaz haramdır. Yani eğer bir insan Kuran’a İslam’a uymuyorsa, adam orada duruyorsa, zaten o münafığın hasıdır. Küfürdür, İslam’ı Kuran’ı yaşayamadığın yerde senin ne işin var kardeşim, seni mecbur tutan yok ki. Zincirle mi bağlamışlar seni? Madem gayri ahlaki bir şey görüyordun, Kuran’a uygun bir şey görmüyordun, be hey köpek niye bekliyorsun o zaman? Defol git. Ne kadar bekleyebilirsin? En fazla 10 dakika, anlayıncaya kadar, anladığında hemen gitmen lazım. Sen 10 yıl kaldıysan, onlar iyi insanlardır, sen de beğenmişsin. Münasebetsizliği bırakacaksın, çakallığı bırakacaksın, terbiyesizlik yapmayı bırakacaksın. Onun için hiçbir münafığın sözüne Müslümanlar itibar etmesinler. Hiçbir alçağın, hiçbir kahpenin sözüne itibar etmesin.
Mesela Mahmut Hocamın cemaatinden biri bana gelse, dese ki adam, “Mahmut Hoca şöyle kötü, böyle kötü” Ben bazı özel sözler söylerim. Şimdi burada nokta nokta var ya böyle şeyli düdük sesi gibi ses geliyor böyle, uzun uzun. Yani bayağı o seslerden duyarsınız. Ondan sonra yüzüne tükürürüm ve gönderirim. Yani böyle dolu dolu hem de, tam deşarj olurum yani. Çünkü, “ulan alçak” derim, sen 10 yıl o mürşidin yanında kaldın, istifade ettin, demek ki çok sevmişsin, güzel, temiz bulmuşsun. Niye köpek gibi şimdi geldin dedikodusunu yapıyorsun? Niye alçaklık yapıyorsun?” derim. Çok kızdırıcı bir şey bu, bunu hiçbir Müslüman kabul etmesin böyle bir şeyi. Kardeşim ben bir yere gittiğimde bakıyorum adam yamuk, derhal sıtkımı sıyırırım, hemen giderim. Mesela ben bir adam bakarım, kanım ısınmadım mı bir daha görüşmem, bitti. Yani adamda yamukluk görüyorsam, hayır düzeltebileceğimi düzeltirim, o ayrı mesele ama, tam anlamıyla yamuk buluyorsam ve düzeltemeyeceğim kanaatindeysem uğraşmam. Allah “yüz çevirin” diyor ayette. Olmuyorsa yüz çeviririm. Ama tabii nasihat ederim anlatırım yani. Arkadaş senin şu şu şu anormalliklerin var. Ama bak diyor ki Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “söz dinleyeceklerse”. Ama psikopatlık, itlik yapacaklarsa olmaz. Söz dinleyecek adama anlatılır, söz dinlemeyecek adama anlatılmaz. Onlarla bizim bir işimiz olmaz.
Fakat yine söylüyorum Nurettin Veren’i bak arkadaşımız da şey yapmış, onu ben tenzih ediyorum. Çünkü 35 yıl hizmet etmek çok büyük bir olay, Allah razı olsun o yıllar için, verdiği hizmet için. Belki dostane kendince bazı eleştirileri olmuş olabilir, bilmiyorum yani, ne konuştuğundan haberim yok. Onu tenzih ederim, ama aklıma geldi, konu aklıma geldiği için söylüyorum.
Mesala bak Edip Yüksel geçen günler Fethullah Hocaya kabadayılık yapıyor internet sitesinde yazı yazmış. 19 tane soruyor, “Fethullah bana cevap ver” diyor. Sen kimsin, Fethullah diye hitap ediyorsun. Yani şimdi ben ona müsait olsam tam cevabını vereceğim de, sen kimsin, Fethullah diye hitap ediyorsun.. Ağzını düzelt, yıka ağzını ondan sonra konuş. Yani hitap açısından düzelt anlamında yıka derken düzelt, üslubunu düzelt. Tehditkar bir üslup, bak diyor ki, “eğer bana cevap vermezsen, ben senin yerine cevap vereceğim” diyor. Kabadayılığı kime? Mazlum Müslümana. Nasıl Müslüman ama? Esir edilmiş Müslümana. Köşeye sıkıştığına kani onun orada, yani Amerika’da köşeye sıkıştığına, Türkiye’de de basın üzerine gidiyor, herkes de üstüne gidiyor. “Şimdi sırtım sağlam, arkayı sağlama aldık, hedef de kolay” Sen madem öyle kabadayısın, delikanlısın, git komünistlerle tartış, git Darwinistlerle tartış, git itle kopukla tartış, fahişelerle uğraş. Onları kurtarmaya çalış. Zalimlere karşı mücadele ver. Git Amerika’da bak kız kardeşlerimizin, bayanların falan ırzı payimal oluyor git onları kurtar. Onlarla ilgili yazılar yaz Amerika’da. Afganistan’da ki Müslüman kardeşlerimizi kurtarmak için faaliyet yap. Niye Fethullah Hoca gibi bir insana kafayı takıyorsun, eli kolu bağlı bir insana? Ağzı da bağlanmış bir yönde, ona kabadayılık yapıyor. “Eğer cevap vermezsen ben cevap vereceğim, ayrıca kitap da çıkartacağım” diyor. Her tarafın kitap olsa ne olur, yazsan ne olur sen. Fethullah Hoca da ortada, sen de ortadasın. Desen ne olur yani, kim takar yani. Kim takar demiş bilmem işte Edip Yüksel’in şeyini. Yani zorla beni konuşturuyorlar, Allah’ım. Ne kadar gıcık bir şey kardeşim bak, kendince mazlum ve kendini koruyamayacağı kanaatinde bak görüyor musun? Orada delikanlılığı tutuyor. Ve sırtını dayadığı yerlere bak. Yani Türkiye’den şakşak alacağını düşünüyor. Burdan hani biz de alkışlayacağız. Veyahut biz derken tabii onu alkışçıları var meşhur, onlardan alkış alacağım diye ortaya çıkıyor. Sen önce kendini düzelt, bak Türkiye’ye de giremiyorsun. Babanlara gitmiş, yakalatmıştık orada.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Defalarca söyledim gerçi de, hoşuma gidiyor da onun için.
OKTAR BABUNA:Ayakkabısız kaçtı oradan.
ADNAN OKTAR:Oktar’ın zihnini bulandırmaya çalışıyordu böyle, telefon açıyor buna, işte İttihad-ı İslam yoktur, Mehdiyet yoktur, İsa (a.s.) inmeyecektir gibi böyle kendince yönlendirmeye çalışıyorlardı. Bir odada Edip Yüksel, bir odada Cübbeli Hazretleri, ikisi birden yoğun faaliyet halindeydiler. İkisi de işte malum görüyorsunuz durumları yani.
Moon Tarikatı bilmem ne falan yok. Yani 200 dolara bir insan bütün ömrünü Allah’a hibe etmiş bir adam, gidip Moon Tarikatındaki... Kardeşim ne zoru adamı, Moon Tarikatı kim de Fethullah Hocam gidip onlarla muhatap olsun, oradaki çocuklar muhatap olsunlar. Ne alaka, 150-200 dolara çalışıyor o çocuklar. Ta Zimbabwe, bilmem Gine Bisseu hiç alakasız yerlerde falan, çok zor ortamlarda Allah için gayret ediyorlar. Genç kızlar, çocuklar, şunlar bunlar. Takdir edeceği yerde, oturup böyle sözler etmek çok ayıp. Moon Tarikatı bilmem ne falan feşmekan yok. Fakat tabii benim tedirgin olduğum şu var, yani samimi kanaatim, şu şaşar beşer Faruk Beşer, elbet hata işler denilen o kişi. Bu adamın görüşleri eğer yayılırsa bu camia içerisinde, bu mübarek camia içerisinde, bu çok tehlikeli olur. Çünkü adam diyor ki kardeşim, “İttihad-ı İslam diye bir yok, olmayacak” diyor. Bu ne demektir? Türk İslam Birliği olmayacak demektir. Bu ne demektir? Müslümanların ezilmeye mahkum olduğunu söylüyor. Cübbeli de diyor; “570 yıl var” diyor, o da kendince mahkum etmiş. Ama onun ağzını çözeceğim Allah’ın izniyle. Şaşar beşeri söyledik, sadece saçını traş etti o, başka bir şey yapmadı. Dedim bak, “o ünlü eski bir şarkıcıya benziyor görünüşü” dedim şaşar beşerin. Adam hemen uyandı, haklı gördü beni, gitti hemen traş olmuş. Bak bir tek o eleştirimi kabul etti, ondan gerisini kabul etmedi. Kardeşim bir tek o değil ki eleştirim, öbür eleştirilerimi de yapsana, inşaAllah.
Hasan Tuna, Hasan kardeş beyinde yaratılan dışarıdaki varlığın görüntüsü. Dışarıda varlık var, dışarıda görüntü var, elli kere söylüyoruz. Fakat saydam ve karanlıktır dedim. Dış alem karanlıktır. Bu bilimin de kabul ettiği, dinsizin de, dindarın da kabul ettiği bir gerçektir. Yani fizik biliminin bize gösterdiği bir gerçektir. Dışarıda madde yapısı atomun yapısından kaynaklanan saydamlık içindedir. Yani bütün Dünya, Ay, uzay, hepsi saydamdır ve simsiyah zifiri karanlık vardır renk yoktur. Renk beyinde oluyor. Onu anlatıyorum. Bakın şimdi Hasan, benim anlattıklarımı hiç dinlememiş ki Hasan. Çok az dinlemiş. Bak et kemik var, beden var, fakat fakat madde yapısı itibariyle saydamdır. Beyinde Allah bu şekilde renkli ve üç boyutlu olarak gösteriyor. Yani bunu kime sorarsan sor, herhangi bir fizik mühendisine sorsun, dindar Müslüman bir Hocaya sorsun fark etmez. Ben bilimi kabul etmiyorum, ben böyle inanıyorum diyorsa, ona bir sözümüz yok. Ona bir şey diyemeyiz. Ama bilim Kuran’ın bize gösterdiği bir gerçektir. Allah çünkü bilimi Kuran’da sürekli teşvik ediyor. Biz bilimle Allah’ın sanatını görüyoruz. Allah diyor mesela, “göklere bakmazlar mı? Burçlar yarattık” diyor. Biz baktığımızda burçları görebiliyor muyuz? Neyle görüyoruz? Teleskopla görüyoruz. Teleskop için neye ihtiyaç var? Bilime ihtiyaç var. Bilim adamlarına ihtiyaç var. Nücum ilmi. “Yerde” diyor Allah, yerdeki eski kalıntılardan bahsediyor, bunun için arkeolojiye ihtiyaç var. Mesela canlılarla ilgili Allah bilgiler veriyor, paleantolojiye ihtiyaç var. Mesela zerreden bahsediyor Allah, bunun için mikroskoba, elektron mikroskoba ihtiyaç var, bilim farz. Şimdi Allah Allah, gözümüze giden sinir koptuğunda görüntüyü göremiyoruz. Şimdi ben desem ki, yok arkadaş sen yalan söylüyorsun, ben gözümle görüyorum görüntüyü desem, yalan bu. Çünkü sinir koptuğunda görüntüyü göremiyorum. Hatta elektrik verildiğinde göze, göz sinirine, bambaşka şeyler görüyor insan. Yani bunun gerçek olduğu belli, bu inkar edilecek bir şey değil. Dolayısıyla bundan tedirgin olmasına gerek yok.
Nesli, bu kader olayını biraz daha açmamı istiyor, sorduğun soruyu, Nesli Hanım. Kardeşim bakın Allah bizim ne yapacağımızı önceden bilemeyip, bizi deniyor gibi düşünüyorlar. Böyle hani bakalım ne yapacak gibi haşa. Bu Allah’ın İlahlık vasfına uygun olmaz, Allah’lık vasfına uygun olmaz, böyle bir şey olmaz. Biz yaratılmış varlığız, Allah bizim ne yapacağımızı, bize iki yol gösterdi diyorlar, Allah da bizi haşa izliyor diyorlar. Son anda biz bir karar veriyormuşuz, son anda, süpriz bir karar alıyoruz ama Allah bilmiyor ve süpriz kararla biz ilerliyormuşuz. Kardeşim senin babanın doğumu Allah Katında bitmiş durumda, annenin doğumu Allah katında bitmiş durumda, dedenin dedesinin dedesinin doğumu ölümü bitmiş durumda ve senin de doğumun ölümün bitmiş durumda Allah Katında. Cennet’te ki adamlardan bahsediyor Kuran, Cennet’te ki yaşantıyı anlatıyor. Sen neden bahsediyorsun? Hayat bitmiş, çoktan bitmiş Allah Katında. Bak Cennet’te ki nasıl yaşadığımızı anlatıyor bize. Cehennem’de kafirlerin çektiği azabı anlatıyor, nasıl yaşadıklarını anlatıyor. Ebu Leheb’in karısının da beraber olduğunu, birlikte Cehennem’de ki hayatlarını. Böyle olacak demiyor ki Allah, yaşantıyı anlatıyor, var olan bir şeyi anlatıyor. Onun için Allah’ın gücünü, ayette de var, “Allah’ın gücünü, kadrini hakkıyla takdir edemediler” diyor, Cenab-ı Allah. Mesela dünyayı çok büyük görüyor insanlar, bayağı büyük görüyor. Kardeşim daha önce de söyledim, belki biz Cennet yapraklarından, Cennet ağaçlarından, orada ki bir yaprağın içinde küçük bir su atomunun elektronunun içinde yaşıyoruz belki. Sana göre çok büyük zannediyorsun ama, bütün alem, uzay belki orada. Allah sonsuz alemler yaratıyor, yani biz o alemlerden bir alemiz. Allah’ın gücünü takdir edemiyor insanlar.
MİSAFİR:Hocam bir gezegen bulunmuş yeni, dünyanın aynısıymış, yine orada oksijen vs. dünyadaki herşey orada da mevcutmuş, yaşam su herşey varmış, atmosfer vs. Yanlız gidip inceleme imkanımız yokmuş, çünkü çok fazla uzakmış. Yani çok fazla ışık yılı uzaklıktaymış, o yüzden gidip inceleme şansımız olmuyormuş.
ADNAN OKTAR:Sana bir şey söyleyeyim. Bazı insanlar böyle alkol alıyorlar, üzerine de böyle başka şeyler de alıyorlar, ondan sonra hayal alemine dalıyorlar. Bu tamamen atmasyon bir haber, o kadar uzakta olan bir yerdeki yaşantıyı zaten bilemezler. Yani net atış. Baktılar Kıyamet yakın yedek dünya arıyorlar şimdi, kaçacak yer arıyorlar. Bir kere nereye kaçıyorsun yani. Kıyamet, bütün evreni kaplayacak şekilde olacak Kıyamet. Yani onunla bitmiyor, o başlangıcı. Evrenin tamamı, bütün sistemi değişecek. Allah “hepsini yeniden toparlayacağım bir araya getireceğim”. “Bütün evrini, yine sıfır hacim sonsuz yoğunlukta yeniden toplayacağım” diyor Allah. Ve “bir daha yaratacağım” diyor. Yani Kuran’dan anladığımı bu, inşaAllah. Onun için o hayalperest kişilerin ifadelerine pek itibar etme.
MİSAFİR:İnşaAllah. Ben o yüzden size soruyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:Siz rahat konuşun ben doğrusu varsa doğru derim, yanlışsa zaten anlatırım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam siz Ahiret’i Allah anlatıyor demiştiniz. Geçmiş zamanını anlatıyor, okuyayım mı ayetleri?
ADNAN OKTAR:Oku evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, okuyorum inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sur'a üfürüldü; böylece Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar”.
ADNAN OKTAR:Bak olmuş bitmiş bir şeyi anlatıyor Allah. Sur’a üfürülecek demiyor Allah, “üfürüldü” diyor bitmiş. Bak kalkmış insanlar ayakta, o manzarayı söylüyor Allah. Ve birbirlerine soruyorlar, “ne kadar kaldık” diyorlar. Yani Allah onların konuşmalarını bildiriyor bize. Yani Ahiret’te yeniden dirilen insanların konuşmalarına ait çok detaylı açıklamalar var Kuran’da. Olacak demiyor ki Allah, olmuş bu, var olan bir şeyi anlatıyor.
OKTAR BABUNA:“Yer, Rabbinin nuruyla parıldadı; (orta yere) kitap kondu; peygamberler ve şahidler getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar”.
ADNAN OKTAR:Bitti. Yani insanlar, Allah’ın bu sadece Dünya ve Güneş sistemi olduğu yerde, yüksekçe bir yerde olduğuna inanıyor bir kısmı. Böyle Pagan inancı var. Allah bize yol gösteriyor, bunlar da haşa yarı ilah gibi görüyorlar kendilerini, Allah gibi görüyorlar böyle, Allah ne yapacaklarını bilmiyor güya bunların haşa. Yani iki yol belli sadece, ama nereye gideceği belli değil, süpriz bir çıkış yapıyor birden o yola geçiyor, süpriz çıkış yapıyor birden o yola geçiyor, Allah o anda onu tespit ediyor zannediyorlar. Yok öyle bir şey kardeşim. Tamamı olup bitmiştir. Cüzi irade de, külli irade de, Allah Katında çoktan olup bitmiştir. Bir de bunun üzerine, “ben bunu aklımla kavramaya çalışıyorum. Net kavramaya çalışıyorum” diyor. Bize verilen bilginin dışında biz bilgi edinemeyiz. Yani o şekilde bir yapısı yok insanın. Zannettikleri gibi, öyle özgür düşünen, kendi kafasına göre düşünen bir yapısı yoktur.
Mesela Darwin, daha Hz. Adem (a.s.) yaratılmadan Darwin yaratılmıştır. Darwin niye gerekli? Mehdi (a.s.) için gereklidir. Mehdi (a.s.)’nin mücadele edeceği bir fikir, adam olması gerekiyor, Allah onu özel yaratıyor, Darwin. Adam mesela eşgal meşgal. Gibon gibi bir adam, ondan sonra yaratılıyor. Mesela Marks gerekir, Lenin gerekir, Stalin gerekir, Mao gerekir. Yani Mehdi (a.s.) kiminle mücadele edecek o zaman? Mao yok, Marks yok, Lenin yok, Stalin yok, Darwin yok, deccaliyet yok, fakat Mehdi (a.s.) var, olmaz ki. O Mehdi (a.s.) olmaz o zaman. Kargaşa yok, anarşi yok, terör yok, Mehdi (a.s.) var, yine Mehdi (a.s.) olmaz. Allah bunları özel yaratır, Mehdi (a.s.) olması için. Bir avuç seçtiği Müslüman var, onları sonsuza kadar yaşatmak istiyor Allah, yaşatıyor yani. Ama insanı kendi kendine sevdirttiriyor. Mesela bak sen kendini seviyorsun. Mesela sen de kendini seviyorsun. Güzel huylar gösteriyor Allah sana. Mesela Cennet’e gittiğimizde, ben güzel huyundan dolayı seveceğim. Ne kadar zamana kadar? Sonsuza kadar seveceğim Allah nasip ederse. Sonsuza kadar seveceğim, niye? Güzel huyundan dolayı. Güzel huyunu unutuyor muyum Cennette? Cennette hafızaya hiçbir şey olmaz. Dünyada vardır; bunama vardır, akıl zayıflaması vardır, insanların büyük çoğunluğu bunar yaşlandığında. Ama Cennette asla unutma yoktur. Mesela yüz trilyon sene geçer unutmaz. Bin trilyon sene geçer yine unutmaz. Dünya daha dün gibidir. Yani yüz bin trilyon sene geçer. Ne kadar vakit geçti desen? Daha ona bir gün gibidir, dün gibidir ona dünya. Asla unutmaz dünyadaki olayları yaşantısını. Onun için Allah dünyayı zengin tutuyor olayları, ne kadar çok olsa o kadar iyidir. Ne kadar çok çileyle karşılaşırsa Cennette o kadar zevk alıyor. Yani aklen de düşünün başka türlü Cennetten zevk alamaz insan. Allah’ın dilemesi dışında. Bak diyor ki: “Tahtlarına kurulurlar ve yaslanırlar” diyor. Şimdi kurulma bir zevktir. Niçin? Yorgunlukta kurulma hoşuna gider insanın, kurulma yayılarak oturma yani elini, kolunu gevşeterek rahat. Sere serpe oturmak, bacaklarını açar adam oturur. Ona derler kurulma diye yani rahat oturmak. Ama bak “sırtını yaslar” diyor. Şimdi yorgun bir adamın en çok istediği, ihtiyacı olan şeylerden biri de sırtının yaslanmasıdır. Hoşuna gider. O zevki Allah Cennette sonsuza kadar insana yaşatıyor. İçgüdümüzde olacak o yani sırtımızı dayamayı, rahat etmeyi mesela sere serpe oturmayı güzel bulacağız. Mesela “çadırlardadır eşleriyle” diyor. Cennet’teki cinsel hayattan da ödleri kopuyor bazı cins tiplerin mi diyeyim artık, bazı kişilerin. Binbir türlü onu tevil etmeye çalışıyor, haya ediyor utanıyor. Yani Cennette ki kadınların güzelliğini anlatıyor Allah. Diyor ki; “göğüsleri yeni tomurcuklanmış” diyor, haya ediyor adam bundan, ben de senden haya ediyorum, terbiyesiz herif yani artık ne diyeyim yani. Ne kadar gıcık bir şey, Allah’ın güzel gördüğü, hoş gördüğü bir şeyi, kendi müşrik kafasıyla, kendi o kemik kafasıyla çirkin görüyor, bak “Müslüman’ım” diyor, ama bu adam ve haya ediyor bundan, söyleyemiyor bu ayetleri. “Eşlerine mesela diyor Allah, “saklı yumurta dibidirler” diyor. “Çadırlarda” diyor, “yüksek döşeklerde beraberlerdir” diyor. Utanç duyuyor bundan adam. Gayet güzel Allah’ın verdiği bir nimeti ki, insan sevgisidir yani kadına karşı sevgi, insan sevgisidir. Bundan haya etmesi çok anormal bir hareket ve anormal bir düşünce. Çünkü kendi ahlak yapısını, kendi meydana getiriyor yani müşrik kafasıyla kendisi meydana getiriyor. Onlara göre göğüsleri yeni tomurcuklanmış bir kadından bahsedilmesi Kuran’da, Kuran’a yakışmıyor haşa. Onun müşrik kafasıyla yakışıyor ama. O Kuran’a yeni bir şekil vermek istiyor. Kendi o müşrik, pis, kokuşmuş, karanlık dünyasına insanları çekmeye çalışıyor. Allah bu güzel diyorsa güzeldir. Yani senin kokmuş, porsuk gibi pis kokunla anlattıklarını biz dinlemeye mecbur değiliz ki. Zaten Allah pis yaratıyor müşrikleri, hakikaten leş gibi de kokar o müşrikler. Hakikaten söylüyorum, istersen deneyin yani bilmiyorum yanına yanaşabilirsen, leş gibidirler. Hangi müşriğe gitsen pis kokarlar yani ve aptal aptal da konuşur. Kendilerini daha Allah’tan büyük görüyorlar. Sen hem Kuran’a tabii olduğunu söylüyorsun, hem Allah’ın dediğini beğenmiyorsun, utanç duyuyorsun. Peygamberimiz (s.a.v.) mesela hanımlarla evliliğini utanç duyuyor, adam anlatamıyor. Ben iftihar ediyorum, helal olsun diyorum ben dedeme, sonsuz kere helal olsun, maşaAllah. Ama kendisi işte o kıl kafasıyla, bir de onların kendine göre bir ekibi oluyor böyle. Şimdi beni konuşturacaklar, daha konuşmayayım daha da fazla.
OKTAR BABUNA:Ayetler var Hocam.
ADNAN OKTAR:Nedir ayet?
OKTAR BABUNA:Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş, iri gözlü kadınlar vardır. Sanki onlar saklı bir yumurta gibi çarpıcı ve pürüzsüz”.
ADNAN OKTAR:Mesela “ciltleri pürüzsüz, düzgün ve güzel, bakışlarını sadece eşlerine dikmiş, tutkuyla ve aşkla bakıyor” diyor, Allah. Ama bak çok acayip bir şey, Cennet’te o kadar insan var, erkek var. Eşi sadece eşinden etkileniyor, öbürlerinden etkilenemiyor, öyle bir duygu yok. Bu bir mucize bu mesela dünyada öyle değildir. Kadınlar irade ve aklı kullanarak, iffetini korur. Yani istediği an helaline yönlenir, yani tekzif eder sevdiğine. Ama Cennet’te bak sadece “eşlerine tutkuyla bağlı” diyor. Yoksa Cennet kadınlarıyla beraberler, hepsi beraberler. Cennet insanlarının ortak sevgisi oluyor onlara karşı ama sadece helaline karşı bir arzu duyuyor. Yani cinsel isteği sadece helaline karşı duyuyor. Mesela Cennet meyvelerinin tükenmemesi. Mesela biz sofraya oturuyoruz, kardeşim az bir şey bile yese insan hemen doyuyor. Kardeşim normalde Tokat kebabı şöyle tepsiyle gelecek, yumulacaksın böyle ama ne mümkün dünyada.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah evet.
ADNAN OKTAR:Üzüm suyunu kupayla içeceksin böyle, işte Cennet’te bu var, Cennet’te gece gündüz sofradasın. Çok bedenli oluyor insan. Bir bedenimiz Peygamberimiz (s.a.v.) ile, bir bedenimiz bir bedenimiz Osman kardeşimiz ile, bir bedenimiz Sahabeler ile, diğer Peygamberlerle. Yoksa öbür türlü çok ızdırap olurdu, zorluk olurdu. Çünkü biz Peygamberimiz (s.a.v.) ile her gün görüşmek isteriz, sürekli görüşmek isteriz. Ne yapacağız? Eşi de var, Allah onlardan ayırmamak için çok bedenli yaratıyor. Onun için biz bir bedenimiz sürekli Peygamberimiz (s.a.v.) ile beraber oluyor. Onun sohbetleri, ne yaptın ya ResullAllah, nasıl oldun, ne yaptı onu anlatıyor. Tek bir ruh bir çok bedene hakim oluyor. Mesela bin, iki bin bedene yahut üç bin, dört bin bedene tek bir ruh hakim oluyor. Yani nasıl benim iki koluma da aynı ruhum hakim. Kahve içiyorum, onun lezzetini alıyorum, ruhum alıyor. Mesela ama bu kolum burada, bunu da hissediyorum, bunu da hissediyorum, tek bir ruh hissediyor şu an. Ayaklarım da tek bir ruh hissediyor. İşte Ahirette de öyle bir çok beden oluyor, Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerde de belirtmiş, bütün bedenleri tek ruh alıyor. Onun için mesela Hz. Musa (a.s.) ile sohbet eden beden var, Hz. Nuh (a.s.) ile ayrı, Sahabelerle ayrı ve insanın isteğine bağlı oluyor. İstediği kadar bedeni artabiliyor. Denizin, suyun altında yaşayabiliyorsun, suyun üstünde uçabiliyorsun yani istediğin anı, istediğin anda gidebiliyorsun. “Hayal gücü vardır” diyor, Bediüzzaman. Yani “ışık hızının çok daha üstündedir” diyor.
SUNUCU:Orada da zaman yok.
ADNAN OKTAR:Evet yani zaman bulut gibi açık, istediğin kadar git. Zaten ölüm öldürülüyor Ahirette yani ölüm kalmıyor, inşaAllah. Fakat bunu haketmemiz için yani bunun eğitiminden geçmemiz gerekiyor yani kendimizi sevmemiz gerekiyor. Gerçekten iyi insan olduğumuza inanmamız gerekiyor.
SUNUCU:İşte benim kader ile ilgili sorum da aslında oydu. Buraya biz sınava geldik ama bir kader üzerindeyiz, zaten biliniyor. Ben orada cevap alamadım hiçbir zaman. Sınavdayım ama zaten sonu belli.
ADNAN OKTAR:Bak şöyle, Allah bize kendimizin ne olduğunu gösteriyor. Yani bizi bize sevdiriyor yani asıl amaç budur açıkça söyleyeyim sana. Yani bizim ne yaptığımızı Allah zaten bilir yani bizim kendimizin ne olduğunu bize gösteriyor.
SUNUCU:Biz kendimizi seyrediyoruz.
ADNANOKTAR: Evet, biz bir yerden sonsuzluğun içine girdik işte yani sonsuzluğun içine girdiğimiz noktadayız şu an. Yani hem geçmişe, hem geleceğe uygun bir noktada Allah bizi bir yerden getirdi. Yani sonsuzluğa giriş noktasındayız, buradan girdik. Girdikten sonra bir daha çıkış yoktur sonsuzlukta. Yani artık mümkün değil. Mesela biz çok daha öncesini de göreceğiz. Hz. Adem (a.s.) devrini de göreceğiz, Hz. Adem (a.s.)’ın çamurdan yaratılışını da göreceğiz Ahirette. Sırf hoşumuza gitsin diye yapıyor Allah. Yoksa Allah’ın ne çamura ihtiyacı var, ne de öyle seramikten oluşmuş bir heykele ihtiyacı var. Hz. Adem (a.s.)’ı yaratmaya. Hz. Adem (a.s.) zaten direk yürüyerek gelen bir insan yani hemen olur, anında olur. Ama hoşumuza gitsin diye, çünkü heykelin canlanması çok heyecan verici bir şey, çok değişik yani önce çamur, çamurun yoğrulması, çamurdan düzgün bir heykel olması, yani bir gözünde canlandır. Sonra o taşlaşmış heykelin birden bire yürüyüp gelmesi, aniden, birden yürüyor. Mesela Hz. İsa (a.s.)’ı Allah diyor: “çamurdan, kuş biçiminde bir şey yap” diyor, o çok önemlidir aslında bu ayet yani buna çok dikkat etmek lazım. Yani bütün ayetler önemlidir ama bu olağan üstü önemlidir. Yani Hz. İsa (a.s.)’nın ölüyü diriltmesi harikadır ama bu çok, çok harikadır. Yani buna bütün dünyanın dikkat etmesi gerekiyor. Bakın çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor, çamur bildiğin çamur. Üfürdüğünde bir anda etten, kemikten kuş olup uçuyor. Hz. Adem (a.s.)’ın yaratılışını tam anlatan bir olay işte bu. Hz. İsa (a.s.)’ya da Allah, iki eliyle yaptırıyor. Ama Hz. İsa (a.s.)’da Allah’ın bir tecellisidir. Ama o devirde, mesela Cenab-ı Allah, “insanları yarattığı devirde, yine “iki elimle yarattığıma” diyor. Yani anlıyoruz ki, Allah insan şeklinde tecelli etti, bir insan şeklinde tecelli etti ve eliyle yaptı. Çamurdan yani bir heykel meydana getirdi. Hz. İsa (a.s.) nasıl çamurdan kuş biçiminde bir heykel yapıyor. Balçıktan yapıyor, üfürdüğünde anında kuş. Ama işte öyle harika yapıyor ki Allah, Hz. İsa (a.s.)’nın aklının ihtiyarı almayacağı şekilde yaratıyor. Bunun ne olduğunu Ahirette öğreneceğiz. Yani hiçbir şekilde aklı ihtiyarı alacak şekilde olmaz. Ama işte bakın yaratılışın net açıklaması. Hz. Adem (a.s.)’ın ilk nasıl yaratıldığının net açıklamasıdır bu.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi ölüyü diriltmek ayrıdır, adam var et, kemikten olmuş bir adam var. Fakat burada bildiğin çamur, balçık. Alıyor yerden balçık var ya ırmak kenarındaki balçık, balçığı alıyor, yoğuruyor belki 15 dakika, belki 20 dakika uğraştı yani Hz. İsa (a.s.), kuş biçimini aldığında, üfürdüğünde uçuyor hayvan o kadar. Bak insanın yaratılışıyla aynı, oradaki yöntemin, dünyadaki görünüş şeklidir. Şimdi bu İsa (a.s.)’ı, kastedilen İsa (a.s.)’ı göreceğiz. Şimdi Cenab-ı Allah onu, o mucizeyi konu olsun diye anlatmaz. Yani Kuran’da hiçbir konu sebepsiz anlatılmaz. Muhtemelen Hz. İsa (a.s.) yine bir yerden, geçerken oradan balçık alacak. Belki küçük bir grubunun karşısında, belki yanında. Yine öyle kuş yapacak çamurdan ve herkesin gözünün önünde üfürecek ve uçacak o. Ama kimi diyecek ki; “hipnoz yaptı” diyecek haşa, kimi diyecek ki; “çamurun içine kuş sakladılar” diyecek, kimi diyecek ki; “herhangi bir sihirbaz da bunu yapabilir, ne var bunda” diyecek, kafasından geçecek ama bu olacak, bir mucizedir, maşaAllah,
Kasas Suresini açmışsın. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Hz. Musa Medyen’e doğru yöneldi. Umarıp Rabbim beni doğruya yöneltip iletir” dedi. Halbuki kader üzerine, Allah diyor ki (Hz. Musa’ya) ; “sen bir kader üzerine geldin ey Musa” diyor, ayette. Kendi kendine gidemez, kader üzerine geliyor. “Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu”. Medyen suyunun yanına da gideceğiz, Allah’ın izniyle. Burada anlatılanların hepsini göreceğiz. Yani ilgili yerlere gideceğiz, inşaAllah. “Onların gerisinde iki kadın buldu, dedi ki: ‘bu durumunuz ne?’”, soruyor yani Hz. Musa (a.s.), “bu durumunuz ne?” hanımların yanına yanaşıyor, “çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulamayız. Babamız yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır dediler”. Bakın Müslüman bir hanım, hanzo tiplerden uzak duruyor. Demek ki oradaki heriflerin eşgali bozuktu yani pislik adamlar anlaşılıyor yani zararlı, tehlikeli adamlar veyahut tam pislik olmasa bile riskli gördükleri adamlar. Yani normal adam değil. Ama bak Hz. Musa (a.s.)’ı görür görmez onunla konuşuyorlar. Demek ki çok efendi olduğunu hemen anlamışlar, neden? Yüzündeki ifadeden, üslubundan, candanlığından, sıcaklığından ondan konuşuyorlar, ondan muhatap oluyorlar, ama onlarla konuşmuyorlar. Demek ki Müslüman bir hanım ayırımcı olacak, cins tiplerle, tehlikeli tiplerle muhatap olmayacak. Güvendiği, sevgi duyduğu, saygı duyduğu, Allah’tan korktuğuna inandığı insanlarla muhatap olacak. Bak diyorlar ki, “Dedi ki; “bu durumunuz ne? Dediler ki; çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulamayız”. Biz öyle yerlere girmeyiz diyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Babamız yaşı ilerlemiş, bir ihtiyardır dediler” Yani babaları da onları koruyacak gibi değil diyor yani onu demeye getiriyorlar. “Hemen, Hz. Musa sürülerini suladı (bayanların) sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki;’ Rabbim doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım’”. Mübarek, evlilik fikri de kafasından geçiyor demek ki, çok şeker bir Peygamber Hz. Musa (a.s.). Bak, “yine gölgeye çekilerek dedi ki; ‘Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım’. Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, yürüyerek ona geldi”. Bak hemen Allah duasını kabul ediyor. "Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni davet etmektedir, dedi". Bak , hanımlar da hemen bildirmişler ebeveynine. “Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o; ‘korkma’ dedi. Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun". “Allah seni kurtardı” diyor, Hz. Musa (a.s.)’ya, babaları. “O (kadın)lardan biri dedi ki; ‘ey babacığım, onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı’”, bak hayırlısı, demek ki bir üstünlük, güzellik, iyilik bulmuş hayırlısı. “Gerçekten o kuvvetli, güvenilir (biri)dir", güvenilir, yani güven en önemli konudur. Güven olduğunda insanın sinirleri yatışır. Cennet’in güzelliklerinden, en mühim güzelliklerinden birisi de güvendir. Güvenli bir ortamdır. Ve “kuvvetli” diyor, bakın. Ama bak, “ücretle tuttuklarının en hayırlısı” diyor bak, hayırlısı demiyor, “en hayırlısı”, demek ki Müslüman bir kadın eş seçerken, en iyisi, en güzeli, en efendisi, en temizi, en Allah’tan korkanı, en güzel huylusunu arayacak. Kuran’ın işareti bu. “En hayırlısı” diyor görüyor musun? “Ücretle tuttuklarının en hayırlısı” yani o ana kadar gördüklerimizin içinde, ahlak ve kişilik olarak en yüksek olan bu diyor, en hayırlısı. “Güvenilir biridir” diyor. “(Babaları) dedi ki; ‘doğrusu ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum’”. Zaten Hz. Musa (a.s.)’nın istediği de o, bir ailenin yanında kalmak. Zaten dışarıda aranıyor yani, cinayetten aranıyor Allah vermesin. Haksız yere iftiraya uğruyor. Yani kazara bir adamın ölümüne sebep oluyor. Onlar cinayet suçuyla onu arıyorlar. “şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; şayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden.” Zaten o da bol bol kalmak ister yani. Ama tabii burada on ve on sekiz bir şeyler ifade ediyor. Yani o rakamlar da öyle, herhangi bir rakam olarak veyahut usulen verilmiş bir şey değil. Allah hiçbir şeyi öyle boş yere söylemez. Orada ki on sekizin bir anlamı var, inşaAllah. On ve sekizin ayrı ayrı. “Ben sana zorluk çıkarmak istemem” artık o da senden. Ben sana zorluk çıkarmak istemem”, bak bir insana zorluk çıkarmamak, bir nezaket ve güzelliktir. Kolaylık göstereceksin. Mesela bir şey yapıyorsa ediyorsa, yapabiliyorsan, gücün yetiyorsa, Müslüman Müslümana mümkün mertebe zorluk çıkarmaması lazım. Yani herkes herkese bir zorluk çıkartıyor birçok yerde. Birçok kişide görüyoruz zorluk çıkartmak. Mesela bu vicdansızlıktır, kolaylık çıkartmak lazım. Her konuda kolaylık çıkartmak lazım, ne istiyorsa. “Beni de inşaAllah salih olanlardan bulacaksın”, bak çok hayati bir şey açıklıyor, beni samimi bulacaksın diyor, dürüst. En hayati konuyu söylüyor. Cennet’te ki aranan özelliktir yani, Allah’ın aradığı ana özelliktir samimiyet. “(Musa) Dedi ki: ‘Bu, benimle senin aranda olan (bir antlaşma)dır. Bu durumda iki süreden hangisini yerine getirirsem, artık bana karşı bir haksızlık söz konusu olamaz. Allah, söylediklerimize vekildir’” diyor. Yani tabii orada aslında nezaketle onu korumak için Peygamber (a.s.) ona o ifadede bulunuyor. O da güzel ve nezaketli bir üslupla onu kabul ediyor. “Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: ‘Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm’ dedi”. Bakın, bir hareketlenme olduğunda Müslümanların ilk yapacağı şey durmasıdır. Yani hareket tehlikeli olur. Yani riskli bir durumda genel hareketlenmenin durması lazım. Dikkat verilebilmesi ve savunma yapılabilmesi için. Mesela ani bir atak varsa hemen durup gard alınması gerekiyor. Bakın, “durun” diyor. “Gerçekten bir ateş gördüm”, Müslüman çok uyanık ve dikkatli olacak. Bakın, diğer kişilerin göremediği ateşi o görmüş oluyor, çok uzaktan. Müslümanın dikkatinin keskinliğine de Kuran dikkat çekiyor. “Umarım” bak büyük de söylemiyor, “umarım” inşaAllah anlamında, “umarım ondan ya bir haber”, ateşten bir haber, mesela bak Mehdi (a.s.) zamanında çıkan ateş bir haberdi. Mehdi (a.s.)’nin geldiğini haber veren bir ateşti. O geminin yanması. Mehdi (a.s.)’nin çıkışına haber, bak diyor ki, “o ateşten bir haber getiririm” diyor, bir haber, orada haber kaynağı olarak. “Ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm" demek ki hava soğuk o anda. Isınma, onu anlıyoruz. Ama Müslüman helaline karşı çok koruyucudur, görüyor musun koruyuculuğu? Bak, tehlikeye karşı önce bir “durun” diyor. Korumacılığı nasıl devam ediyor ta başta da var. Bak kesintisiz korumacılığı devam ediyor. Onların ısınmasını da çok önemli görüyor. Yani kor parçası getirmek, kendini tehlikeye atıyor, “ben gideyim” diyor, siz gitmeyin. Ya orada bir şey varsa, adamlar varsa bir şey varsa, “onlara bir şey olmasın bana olsun, ama onları olmasın” diyor. Yani öldürebilirler de Allah esirgesin, şehid de edebilirler. Ama “aileme bir şey olmasın” diyor, kendini Allah rızası için feda ediyor. Yiğitlik bu, inşaAllah.
“Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında”, bak bu sağ yan durduk yere söylenmez. O kutlu vadi durduk yere denmez, orada bir şey var. Gideceğiz inşaAllah. “Yanında olan bir ağaçtan” bir ağaçtan, şeytandan Allah’a sığınırım "Ey Musa; ‘alemlerin Rabbi olan Allah Benim’ diye seslenildi” diyor. "Asanı bırak (attıktan hemen sonra) onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı”. Bak, Allah ürkek olduğu halde ki, ruhen ürkektir Hz. Musa (a.s.), yani böyle çocuksu tatlı bir ruhu var, sevimli bir ruhu var. Yani ne kadar korkuya açık olursa bir insan, imtihanı o kadar şiddetli olur. Hz. Musa (a.s.) korkuya çok şiddetli açık bir insan, onun için etki çok büyük olur. Mesela bazı insanlar mangal gibidir, hiç etkilenmez. Yanında dünya yansa bir saman otu yanmaz derler, adamın haberi bile olmaz. Ama bazı insanlar korkuya şiddetli açıktır, o çok makbuldür dün anlattığım konu. Çünkü mesela yılandan müthiş korkuyor, Allah onunla karşılaştırıyor. Firavun’dan mesela müthiş çekiniyor, Allah “git ona tebliğ yap” diyor. En çekindiği şeyleri yaptırıyor Allah. “Arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı”, var gücüyle kaçıyor. "Ey Musa, dön (diyor Allah) ve korkma”, artık haram olur korkması, “korkma” diyor Allah. “Şüphesiz güvendesin", hiçbir şey olmaz diyor, Allah. "Elini koynuna sok” diyor, elini, sağ elini kalbinin üzerine doğru böyle koynuna sokuyor, “kusursuz olarak bembeyaz çıksın” diyor. Çıkarttığında bembeyaz elleri. “Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek”. Bu da ayrı bir sırrı Kuran’ın, “kendine doğru çek”. “İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır”. “Firavun’un adamlarını bu etkileyecek” diyor, bunlar. “Gerçekten onlar, fasık bir topluluktur. Dedi ki: “Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm ben’”, cinayet işledim diyor, kazara “beni öldürmelerinden korkuyorum” diyor. Yani sürekli yakalanma korkusu içinde yaşamıştır, orada kaldığı müddetçe de. Çünkü psikopat Firavun, bir yakalasa mahveder Allah esirgesin. "Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır”, dilinde heyecanlandığında tutulma oluyor Hz. Musa (a.s.)’nın. Mehdi (a.s.)’de de var bu, heyecanlandığında dilinde tutulma. Yani bazı insanlarda bu olur, sonra açılır, ara ara açılır. “Onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder”, Hz. Mehdi (a.s.)’ye de biliyorsun Hz. İsa (a.s.) yardımcı olarak geliyor. “Beni doğrulasın” diyor. Şimdi Mehdi (a.s.)’nin de doğrulanmaya ihtiyacı var. Hz. İsa (a.s.) onun Mehdi (a.s.) olduğun doğruluyor. Diyor ki, “bu Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Ama vahiyle bildiriyor fakat inanmamız farz değildir. “Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum", bak yine onu söylüyor. Bak kaç yıl imtihan oluyor, yakalanma korkusu dehşetli bir şeydir, cinayetten yakalanma. Mesela uyuyor, her an kapıdan içeri girebilirler, her an dışarıdayken yakalayabilirler, her an bir ihbar olabilir. Bu mühim bir imtihandır.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...