SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya tv, Mavi Karadeniz Radyo, Gaziantep Olay TV, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Çorum Kanal 19, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Uşak Egem TV, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, haberhilal.com, haberaktuel.com, selamhaber.com ve 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programına hoş geldiniz. Sayın Doktor Oktar Babuna ve Hocamız Adnan Oktar. Hoş geldiniz programımıza.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim.Oktar Hocam söyle bakalım.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Başbakanımız, “harita tek renk, dolayısıyla Türkiye bölünemez” diye bir açıklama yapmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Helal, maşaAllah. Çok güzel.
OKTAR BABUNA:Şu şekilde söylüyor açıklamasında; “Erdoğan: Oy vermeyenin de hizmetindeyiz. Haritamız tek renk” demiş. Bu referandum sonrası ortaya çıkan harita ile ilgili olarak, ona cevap olarak, inşaAllah. Siz, 13.09.2010 tarihinde Adıyaman Asu TV’de şöyle demiştiniz Hocam; “Sayın Başbakanımız, tereddüt ettikleri, tedirgin oldukları konuları bir daha, bir daha söylerse, rahatlatırsa insanları iyi olur. Gerçi defalarca söyledi, ama madem kalpleri rahat etmiyor bir daha söylesin, iyi olur inşaAllah. Özellikle Türkiye’nin bölünmesine izin verilmeyeceğini açıklarsa tekrar iyi olur, inşaAllah.” demiştiniz, maşaAllah Hocam. Bu yönde bir açıklamaları oldu: “Partizanlık bu ülkeye çok şey kaybettirdi. Belli bölgeleri kendi oy depoları olarak görenlerin, ülkeyi bir bütün olarak ele alamadıklarını söyleyen Başbakan Erdoğan, ‘Bizim kitabımızda ayrımcılık yok. Biz Türkiye haritasını farklı renklere boyamadık’” demiş Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Derya Sazak, Milliyet Gazetesi’nde bir yazı yazmış Hocam. Numan Bey başlıklı yazısında Erbakan Hocamızla da ilgili bazı saygıya uygun olmayan ifadeler de kullanmış. Numan Kurtulmuş’u da övmüş. Ne kadar başarılı olduğunu anlatıyor. Şöyle diyor özetle; “Hoca, yaşı sekseni geçmesine karşın kendi buyruğu dışına çıkacak herkesi tasfiye ediyor.” demiş. “Oğlunu öne çıkararak ‘Erbakan Hanedanlığı’ kurmaya çalışıyor. Kurtulmuş, iktidarda güçlenen, zenginleşen AK Parti yönetimi karşısında, partinin eski tabanı olan mazlum ve mağdurlara seslenen; ancak kırıcı sert olmayan bir dil kullanıyor. Milli Görüş dışında bir kitleye de açılıyordu. Keşke Erbakan’a da bir vakıf kurulsaydı da Saadet yoluna Numan Bey ile devam etseydi” demiş Hocam. “Kurtulmuş, şimdi yeni partiyi inşaya çalışıyor.”
ADNAN OKTAR: Derya Sazak Saadet Partili mi olmuş? Saadet Partili olmuş. Allah Allah. Aydın Doğan Saadet Partili oldu, Fatih Altaylı Saadet Partili oldu. Güzel gelişmeler, iyi, tamam. Numan Bey’i çok mu beğeniyorlarmış? Ne yönden beğeniyorlar?
OKTAR BABUNA:Bir yazar açıklamıştı Hocam. AK Parti’nin bölünmesine vesile olacak, onun oylarını alacak bir kısmının, bir parti haline gelecek, siz dün söylemiştiniz Hocam, inşaAllah. Hem kendisi olacak, hem Saadet Partisi küçük bir parti olacak, hem de AK Parti küçük bir parti olacak. Bu şekilde bir fonksiyon meydana getirecek diye.
ADNAN OKTAR:Şimdi onlar bir dahi meydana getirmeye çalışıyorlar ama ortada bir dahi yok. Yani ben Numan Bey’i tanıyorum. Kendi halinde, mazlum, sakin, öyle onların dediği gibi özellikleri olmayan herhangi bir insandır. Yani bir vasfı yok, yani o anlamda bir vasfı yok. Liderlik yönünde özellikle benim anladığım, klasik anlamda bilinen özellikleri olan bir kişi değil. Dolayısıyla boş yere zorluyorlar. Bir şey çıkmaz, söyledikleri gibi olmaz, inşaAllah. Evet, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Devrim Sevimay, Milliyet’teki yazısında Numan Kurtulmuş röportajının ikinci bölümünü yayınlamış. “Numan Bey şunları söyledi” diyor, Numan Kurtulmuş için; “Ben muhafazakar lafını politik olarak çok sevmiyorum. Çünkü muhafazakarlık biraz da tutuculuktur. Bir şeyi muhafaza edendir. Amaç kendi değerleriyle barışık ama bunu da sadece çok katı bir dindarlık üzerinden değil genel sistem ahlakı üzerinden geliştiren bir söylem” demiş Numan Kurtulmuş.
ADNAN OKTAR:Ne anladın sen o dediklerinden?
OKTAR BABUNA:Muhafazakarlıktan bahsetmiş ama dindarlıkla ilgili Hocam, katı bir dindarlık değil, haşa, öyle bir şey söylemiş. Genel sistem ahlakı üzerinden, onu neye göre, hangi kritere göre dediğini anlamadım ben.
ADNAN OKTAR:Numan Bey ne diyordu geçenlerde? “Evrildi” diyor bir şey için, “evrildi” diyor, dikkatimi çekti. Şimdi evrildi, devrildi muhabbetine girdiyse bir insan, burada da bir ışık var demektir. Bir şey olmasa, Numan Bey’de bir orijinallik olmasa Aydın Doğan desteklemez ve bütün ekibi toptan desteklemez ve bu kadar heyecanlanmazlar, bu kadar panik olmazlar. Ve Erbakan Hocamız’da da bir güç, bir iyilik görmeseler bu kadar üzerine yüklenmezler. Demek ki Erbakan Hocamız doğru yolda, devam etsin, inşaAllah. Seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Mümtazer Türköne, Zaman Gazetesi’nde Türkiye’deki değişimin çok güzel günlerin işaretçisi olduğunu anlatan bir yazı yazmış. Özetle şöyle diyor, şu cümleleri kullanmış; “Türkiye silahın, gücün, entrikanın, ayak oyunlarının, korkuların tehditlerin egemen olduğu bir dönemi geride bırakıyor. Aklın, sağ duyunun, karşılıklı güvenin, huzur içinde bir arada yaşamanın, farklı olana hoşgörünün hakim olacağı bir dönemi yaşamaya hazırlanıyor. Bu süreçte sertliği sürdürmeye kalkanlar, kendi kendilerini yitip tüketecekler” demiş. “Artık yeni alışkanlıklarla yepyeni bir dönemi yaşamaya başlamanın zamanı” diye bitirmiş Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah, bu da çok güzel. Başka neler var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Melih Aşık da Milliyet’te; “CHP ne tarafta” diye başlıklı bir yazı yazmış. Burada da CHP’nin bölünme noktasına geldiği gibi bir iddiada bulunmuş Hocam. Onur Öymen gibi siyasetçilerin, gidiş böyle devam ederse, boş durmayacaklarını ve partinin kırılma noktasına geldiğini söylüyor. Onur Öymen’in bir açıklamasını yazmış. “Onur Öymen toplantıda diyor ki: "AKP türban konusunu bir inanç meselesi, biz ise siyasi simge olarak görüyorduk. Anayasa Mahkemesi, AİHM bize hak vermişti. Bu kadar mesafe kaydedilmişken birden AKP’nin çizgisine döndük?" Tartışma yalnızca türbanda düğümlenmiyor. "Laiklik tehlikede değildir, cemaatlere saygılıyız" gibi söylemler. İktidarın İmralı ile anayasa değişikliği de öngörme pazarlığına girişmesi karşısında sessiz kalış. Hepsi etken. Peki ne olacak? Öymen hayli açık konuştu: "Şimdi yönetimin ne yapacağına bakacağız. Bu politika sürerse o zaman iş değişir." Yani, eğer bu geriye gidiş değişmezse Öymen ve CHP’nin temel değerlerini savunan üyeleri susup oturmayacaklar. Parti bir kırılma noktasına ilerleyecek” diyor Melih Aşık. “Bölünür” diyor CHP.
ADNAN OKTAR: CHP’ye de bir şey olmaz, kafasını takmasın. CHP delikanlı partidir, hiçbir şey olmaz. CHP olması gereken bir partidir. Allah CHP’yi yarattığına göre bir hayırla, hikmetle yaratmıştır. Bir denge vesilesidir. Bazı eksikleri, yanlışları gidermesi için Allah, CHP’ye güç veriyor. Allah, AK Parti’yi yaratıyor, hizmeti olması gerektiği için, Saadet Partisi’ni yaratıyor, MHP’yi yaratıyor, Büyük Birlik Partisi’ni yaratıyor. Bu partilerin tamamını yaratan Allah’tır. Allah’ın bir planı var, o planda herkesi bir yere koymuştur. CHP’ye bir görev vermiştir, o görevini yapıyor. Mutlaka gereklidir CHP. Ehemmiyetli bir denge unsurudur. Yani CHP’nin olmaması çok tehlikelidir. MHP mesela çok önemli bir denge unsurudur. Olmaması son derece tehlikelidir. Saadet Partisi yine aynı şekilde çok önemlidir, denge unsurudur. AK Parti de ortada olan bir partidir, gereklidir. Gerekli ki yaratıyor Allah. İktidara vermiştir Allah. İktidara getiren Allah’tır. İsterse de değiştirir, hemen değiştirir. Adnan Menderes’i de iktidara getiren Allah’tır. Ama Bediüzzaman’a o devirde zulüm yapıldı. Allah hemen aldı aşağıya, indirdi. Hem de onların hiç hoşlanmayacağı şekilde indirdi Allah. Tamamını yapan Allah’tır, insanlar vesile olur. “Vay şu yaptı, vay bu yaptı.” Tamam, vesilelerdi o saydıkların. Her şeyi yaratan Allah’tır. Mesela şu an CHP’nin başında Sayın Kılıçdaroğlu var. Allah getirdi Kılıçdaroğlu’nu, görevi öyleydi. CHP için bir hayırdır bu ve CHP’nin varlığında da bir hayır vardır. Hepsinde bir hayır vardır, tamamında bir hayır olur. Hayırsız, Allah bir şey yaratmaz. Seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu türban konusu ile ilgili Mehmet Ali Birand yazısında, yine sizin açıklamalarınız doğrultusunda yazmış Hocam. Konunun öneminden, uzlaşmanın öneminden bahsetmiş, insanlara karışmanın ne kadar mantıksız olduğunu söylemiş. Bir iki cümle okuyayım mı Hocam yazısından?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA: “Türk toplumu tahminlerin de ötesinde bir hızla dönüşüyor. Artık yasal engeller veya yasaklarla bazı kurallar yaşatılmıyor, yaşatılamıyor. Artık insanlar günlük yaşamlarında ne giyeceklerine kendileri karar vermek istiyorlar. Bu güne kadar dindar kesim çok ödün verdi. Şimdi sıra laik kesimde.” demiş. “Laik yaşamın ne anlama geldiğini yeniden düzenlemek ve Türkiye’nin laik sistemini yeniden ele almak zorundayız. Uzlaşmak zorundayız. Eğer, mantıklı isteklere göz yumarsak, bu ülkenin laikliğini tehlikeye atmayız. Israrla en mantıksız beklentilerimizi dahi dayatırsak, uzun vadede kaybederiz. Gerçekçi davranmak ve uzlaşı aramaktan başka çaremiz yoktur” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Türbanla niye, bu çocuklar, her zaman söylüyorum… Bugün Habertürk’te herhalde türbanlı bir kız vardı, bir hanım, Taraf Gazetesi’nde yazıyormuş herhalde, yazar; bayağı sevimli, çok güzel, aklı başında bir kız. Yani şimdi o çocuğun zorla başını açtırmak akıl mı bu? Örtüyor başını, örtsün, yakışıyor da gayet de güzel olmuş. Yakışmasa da örtebilir, görünümü mühim değil ki. İnancından dolayı örter yahut öyle hoşuna gidiyordur, öyle zevk alıyordur örter. Ama tabii başörtüsü konusunda olsun, din dersleri konusunda olsun bir tartışma ortamı var. Halbukiolayın kökeninde materyalizm ile idealizmin çatışması var. Yani materyalizm ile dinin çatışması var. Hangisinin daha çok insanlara etkili olacağı, hangisinin daha çok kabul göreceği yönünde bir mücadele var. Şimdi bu işler kökten halledilir. Bu şekilde halledilmez. Başörtüsüne biz ne diyoruz? “Ellemeyin, çocuklar girsin başörtüsüyle.” Halbuki o şekilde olmaz. Bir materyalist için başörtüsü dehşet vericidir, acayip rahatsız eder. Din de çok rahatsız eder, dinden herhangi bir şekilde bahsedilmesi; İslam’dan, Kuran’dan bahsedilmesi yahut anti-Darwinist bir faaliyet adamın o akşamki bütün huzurunu kaçırabilir, çok rahatsız eder. Öyle televizyon ekranlarında çeşitli kişileri toplayıp, halkı toplumu ikna edecek bir çalışma çözüm değildir. Öyle bir ikna da mümkün olmaz, öyle bir şey olmaz. Aylardan beri toplanıyorlar, milleti topluyorlar; bir o Hoca oluyor, bir materyalist biri oluyor. Sürekli konuşuyorlar ve hiçbir netice alamıyorlar. Alamazlar da zaten, Adetullaha aykırıdır bu. Kuran’a göre onlar mutlaka karşı mücadele vermek durumundadır. Müslümanlar da kendi inancını savunmak durumundadır. Ama burada yapılacak olan şey; bir kere bu şahıslar, materyalistlerin epey bir bölümü dinden ürkmüş durumdalar, dinden ürkmeyi kim sağladı? Cübbeli ve onun kafasında olan adamlar sağladı. Adamları dehşete düşürdüler, korkuttular. Çıkıyor zaten adam, gece-gündüz anlatıyor ve akıl almaz hurafeler anlatıyor. Adamların kanı iliği çekiliyor onu duydukça. Her gün, böyle bir insandan uzak olduğu için, bu tip bir kafadan uzak olduğu için Allah’a hamd ediyor adam. Allah’a karşı olan üslubuna bakıyor, çünkü üst perdeden bir üslup ile konuşuyor, Allah’a karşı hitaplarında yani saygıya uygun değil. Geçenlerde bizim çocuklar gösterdiler, akıl almayacak izahlar yapıyor, acayip pervasız. Bak, iki tane çözümü var. Birincisi, en temel çözüm; Darwinizm mi kazanacak, Yaratılış mı kazanacak? Yaratılış kazandı mı zaten her yer sakin demektir. Ana çatısı tamam demektir. Ama Darwinizm’in yenilmesi, ateizmin yenilmesi yeterli değildir. Arkasından, bu sefer müşrik bir sistem var. Yani dehşet verici bir din anlayışı var. Asan, kesen, doğrayan, döven, baskıcı, sokağa çıkartmayan, adam yerine koymayan, aşağılayan, aşağılık kompleksi içinde, ezik, korkak, yeis ve ümitsizlik içerisinde; hem aşağılık kompleksinde, hem büyüklük kompleksinde olan, yani Allah’ın hikmeti, nasıl yapılıyorsa insan da şaşırıyor. İkisini birlikte nasıl yapıyorlar? Hem ezik zavallı, hem de çok büyük ve enaniyetli. İkisi birlikte. Hem köşe bucak insanlardan kaçan, hem çemkiren, böyle garip bazı insanları türettiler, bazı kişileri türettiler. Tabii Cübbeli’yi tenzih ediyorum, o garibanın teki, onu sonra ele alacağız. Dolayısıyla temelde halletmeyip de böyle tavanda halletmeye kalkmak çok acı oluyor. Yani, Müslüman bir genç kızı çıkartıyorlar, o karşısındaki insanların şefkatini tahrik etmeye çalışıyor ama biraz da stresli ve gergin bir üslup ile konuşuyor. Mesela azarlıyor gerekirse karşısındakini. Zaten onlarda bir gerilim var çünkü dehşet içinde bakıyorlar ona bakarken, bazı vakalarda hepsi için demiyorum da, tedirginlik var zaten. Orada nezaketini, sevecenliğini, güzel huyunu, insancıllığını göstereceğine, dişliliğini böyle materyalist bir ruhla ortaya koyuyor. Yani Müslüman sıcaklığı, sevecenliği ile o fırsatı iyi değerlendirip İslam’ın, Kuran’ın propagandasını yapıp, insanlarda Kuran’a karşı bir muhabbet meydana getireceğine, Marksist bir modelde karşı koyuyor, başörtüsüyle. Bu sefer o özenti ve eziklik, karşı tarafta ters etki yapıyor. İnsanlar bayağı akıllıdır, çok çok akıllıdır. Mesela bir insan gerçekten dindar mı, değil mi; özenti mi, değil mi; ezik mi, büyüklük kompleksi mi var, eziklik kompleksi mi var hepsini anlarlar. Dolayısıyla orada yapılacak şey, çok candan bir üslupla direkt konunun özüne girilmesidir.
Mesela; “din dersi olsun mu?” Materyalist bir adam, çocuğuna din dersi ister mi adam? Marksist bir adam yahut PKK’lı bir insan yahut dinden herhangi bir şekilde uzak durmak isteyen bir insan çocuğunun din dersi görmesini istemez. Ama bir de çocuk adına karar vermek de acayip bir şey. Ne biliyorsun o çocuğun ileride, on sekiz yaşından sonra ne karar vereceğini? Mesela çocuk on sekiz yaşından sonra ona kızacak, babasına diyecek; “bana niye çocukluğumdan beri din dersi verdirtmedin?” “Niye benim üzerimde böyle baskıcı oldun?” “Niye beni bu güzel yolda serbest bırakmadın?” da diyebilir. Makul de bunu demesi, haklı olur derse. Çünkü o da bir nevi baskı. Çocuk dinsiz de olmak isteyebilir, ona da baskı yapamazsın; dindar da olmak isteyebilir. Mesela bazı babalar vardır, çocuğunu zorla, sille tokat namaza kaldırıyor. Zorla dindar yapmaya kalkıyor. O da olmaz. İstemiyorsa istemiyordur yani. Yani olayı kökeninde değerlendirmek çok önemli. Doğrudan materyalizm ile dinin, materyalizm ile idealizmin tartışılması gerekiyor. O hallolmadan oturup başörtüsü, din dersi konularına, yani onda asla netice alınamaz. Dindar da mutlaka kararlıdır kendi inancında, dinsiz de kendi görüşünde mutlaka kararlı olur. Yahut dinsiz olmasa bile, başka bir görüşte, felsefede olan bir kişi kendi görüşünde kararlı olur ve uzlaşma olmaz böyle bir konuda. Uzlaşma bir tarafın fikri galibiyeti ile olur, başka bir şey yoktur. Bunun için de anti-Darwinist mücadele yapılması gerekir. Sen çıkıp böyle, hem “ben Darwinistim” diyeceksin, hem “Müslüman’ım” diyeceksin, hem başörtüsünü savunacaksın, hem “İttihad-i İslam” olmaz diyeceksin, “Türk-İslam Birliği olmaz” diyeceksin, hem modern entel havalarına gireceksin, hem başörtüsünü kafandan çıkartmayacağını iddia edeceksin, bu olmaz. O zaman mutlaka bir gerilim ve sıkıntı olur. Başörtüsünü savunan bir insan, dini de savunuyorsa, diğer konuları da savunuyorsa, önce dinin temelini kurtarması lazım. Yani temelini kurtarmadan dinin üstünü kurtarmaya kalkarsan sürekli ayağın boşlukta debelenir durursun. O yüzden, hep uzak durdukları Darwinizm, Müslümanları sürekli boğuyor. Hep “Darwinizm mi var?” bilmem ne falan derler, işte gelinen nokta bu. Mesela başörtüsüne karşı olan kişilere bakıyoruz genellikle hep Darwinistler. Din dersine karşı olan kişilere bakıyoruz çoğu Darwinist. Bir de din dersi niye yasak olsun kardeşim? Ne kadar acayip bir şey. Hatta haftada en az üç saat olması lazım, en az, din dersinin. Bir kere Marksist felsefenin öğretilmesi gerekiyor din dersinde. Bak din dersi değil, ‘Din ve Felsefe Kültürü’ diye bir ders verilmesi lazım. ‘Din ve Felsefe Kültürü’ dersi. Kardeşim, bütün dünyanın siyaseti, hayatı, sosyal düşüncesi, sosyal yapısı din ve felsefe üzerine kuruludur. Nasıl öğretmezsin öğrencilere bunu? Bütün dünya onun üzerine gidiyor; bütün mesela sanayi onun üzerinedir, olaylar onun üzerinde, sanat onun üzerinedir, bilim onun üzerinedir, hepsi onun üzerinedir. Devlet yönetimleri onun üzerinedir. Mesela Türkiye, Müslüman ülke. Dış politikasında Müslümanlık çok etkili oluyor. İsrail mesela Musevidir, din etkilidir. Dinin hakimiyeti var İsrail’de. Amerika’da Evanjelik Hıristiyan inancı vardır, bütün dış politikasına din hakimdir. Rusya’da hem materyalizm, hem Ortodoks düşünce hakimdir, ikisi. Bak hem Darwinist düşünce, materyalist düşünce, hem Ortodoksluk hakimdir, Rus dış politikasında. Çin’de direkt Marksizm, Marksist düşünce, Maoculuk ve materyalizm hakimdir, ana yapı olarak. Bu nasıl öğretilmez gençlere? Bu ne demek yani? Marksizm öğretilmesi lazım bir, faşizm öğretilecek iki, İslam öğretilecek üç, Sünnilik öğretilecek dört, Alevilik öğretilecek beş; Caferilik, Şiilik öğretilecek altı, Vehabilik öğretilecek yedi ve diğer modern felsefeler de, mesela Yaratılışçılık, diğer felsefeler de ve satanizm nedir, onu da öğretecekler. Adam dolaylı yoldan öğrenmesin, devlet öğretsin. Hepsini bilecek adam, çok geniş ufku olacak bir gencin, gayet kültürlü olacak, o arada ne karar verirse versin kendisi. Zorlama olmaz. Ama hepsinin öğretilmesi lazım. Dolayısıyla, hatta haftada üç veya dört saat kadar ‘Din Kültürü ve Felsefe Kültürü’ dersi verilmesi lazım. O verilmediğinde Habertürk’te o insanları çıkartıp konuşturmakla hiçbir şey hallolmaz. Sadece gerilim olur.
Mesela bak, PKK’nın ideolojisini kimse bilmiyor, yani ona karşı gençlerimiz donanımlı değil. Mesela bir PKK’lıyla karşılaşsa bir gencimiz, birçoğu -hepsini tenzih ederim de- birçoğu cevap veremez. Bir PKK’lı onu rahatça fikren yenebilir. Haberleri yok adamların. Mesela Güneydoğu’da adamlar tartışmaya giriyorlar, cahil çocukları PKK’lılar çok rahat yeniyorlar, çok rahat. Çünkü müthiş bir materyalistbilgi almış, Darwinist bilgi almış, ateizm hakkında çok geniş araştırması var, din karşıtı görüşlerini çok geliştirmiş. Adamda ne din bilgisi var, ne anti-Darwinist bilgi var, ne anti-materyalist bilgi var. Anında yeniliyor ve dolayısıyla da fikren üstünüz, o zaman kuvvet olarak da üstünüz gibi kardeşlerimizin karşısına çıkıyorlar. Eğitimli olursa gençlik böyle bir tehlike de olmaz, olumsuz etki meydan gelmez, inşaAllah.
Mesela şimdi baktım birçok eski ünlü yazarlar var, konuşuyorlar. İnanın hiçbir netice alınmaz, sadece gerginlik oluyor. Mesela materyalistlerin tarafında çıkan insanları, materyalistler destekliyor. Dindarların tarafında çıkan insanları, dindarlar destekliyorlar. Ama her ikisi de sadece birbirlerini itiyorlar, o kadar, başka bir şey olmaz. Bir orası itiyor, bir orası, o kadar. Hiçbir netice alınmaz. Çünkü fikri mücadele yok. Şimdi bu konuyu tabii daha da genişletebiliriz de şimdilik bu yüzeysel bir bilgi açısından bu kadar yeterli. Evet, Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dün Fethullah Gülen Hocaefendi kendi internet sitesi Herkul.org’da yeniaçıklama yayınladı.
ADNAN OKTAR: Herkül.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Çok güzel. Evet.
OKTAR BABUNA: Referandumun sonuçları ile ilgili bazı yorumlar da bulunmuş. Bir de haklarındaki, son zamanlarda yoğunlaşan iddialarla ilgili açıklamaları var. Şöyle diyorFethullah Gülen Hocaefendi, şunu söylüyor; “iddialar yakışıksız” diyor. “Allah insanları Cehenneme gitme yoluna düşürmesin. Bir milletin ferdi, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır, girer oraya; mülkiyeye de girer, adliyeye de, istihbarata da girer hariciyeye” demiş. “Ben öz be öz Anadolu çocuğuyum. Bir insanın, kendi millet fertlerini yine kendi memleketindeki bazı müesseselere girmeleri için teşvik etmesine sızma denmez” demiş. Özetle Hocam bunu söylemiş. Bir de kendisini seven kişilere ‘Fethullahçı’ denilmesinden rahatsızlığını söylemiş, onun yanlışlığını dile getirmiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii.
OKTAR BABUNA: İlla bir şekilde tarif edilecekse bu “Muhammedî ruhun toplumun sinesinde yeniden canlanması denilebilir” diyor.
ADNAN OKTAR: Ne için söylüyor onu?
OKTAR BABUNA: Fethullahçı denilmesine yönelik olarak.
ADNAN OKTAR: Ne denilsin diyor?
OKTAR BABUNA: “Muhammedî ruhun toplumun sinesinde yeniden canlanması.”
ADNAN OKTAR: O çok uzun. Fethullah Hocamızın bu sözü, hatta okumakta bile zorlanırlar bunu. Münasip görürse daha kısa bir isim bulalım. Nur talebeleri diyelim, ne olur?
OKTAR BABUNA: Olur Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Güzel.
OKTAR BABUNA: Siz dile getirmiştiniz daha önce bu konuyu.
ADNAN OKTAR: Evet. Biraz da münafıklardan bahsedeyim. Müşrikin ve müşrikat, münafikun ve münafıkat, Müslümanların karşısındaki iki dev güçtür, büyük kitlevi güçtür. Bunlardan bahsedilmesi gerekiyor. Küfür ayrıdır, küfür içerisindedir müşrik ve münafıklar. Akılcı bir karşı faaliyet gerekir. Yoksa Müslümanlara karşı zarar veren mahlukattır onlar, zarar verici mahlukattır onlar.
Şeytandan Allah’a sığınırım. En’am Suresi, 114; “Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir.” Müşrikler ve münafıklar, Kuran’ın yetersiz olduğu konusunda bir ittifak halindedirler.Münafıklar Müslümanlığı çökertmek içinbu iddiayı ortaya atarlar, münafığın derdi odur. Dini karmakarışık, zor gösterip içinden çıkılmayacak bir din gibi gösterip, dini içten vurmak için bir silah olarak kullanırlar. Müşrikler de şirk koşmadan Allah’a inanamadıkları için Kuran’a ilave yeni açıklamalar getirecek kişiler ve ilahlar ararlar, haşa, kendi kafalarına göre.
Bakın Cenab-ı Allah ne diyor, En’am Suresi, 114’te; “Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir.” “Açıklanmış olarak.” Ne diyor adamlar? “Öyle bir şey yok,Kuran yetersizdir. Hatta bir Kuran kadar daha Kuran’a ihtiyaç var” diyor adam. “Bir Kuran kadar daha bana geldi” diyor, ilave olarak. Veya Kuran’ın büyük bölümünün çıkarıldığını, onda birinin kaldığını iddia ediyorlar. Çok çok büyük bir bölümün çıkarıldığını yahut yüzde birinin kaldığını iddia ediyorlar. Bu da ayrı bir sapkın düşüncedir.
“Kendilerine kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma”diyor Allah bakın. Kuşku istemiyor Allah, kuşkuyu haram kılmış, bak muhkem ayet. “Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma.”Hangi konuda kuşkuya kapılanlardan olmayacağız? Allah’tan başka bir hakem aramama konusunda. Allah’tan başka bir hakem aramamak nedir? Kuran’a tabiyettir. “Oysa O, size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir.” Yani “Kuran açıklanmıştır” diyor. Bunu tabii biraz daha genişleterek, sonra yine devam edeceğiz. Şu anda da devam ediyoruz, fakat ilerki günlerde de devam edeceğiz. Kuran’ı da bize en güzel açıklayan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’dir. En güzel Kuran tefsir eden, açıklayan Peygamber (s.a.v.)’dir.
“Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın.Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık.” “Hepsini yazdık Kuran’da” diyor. Hani Kuran yetersizdi? Şimdi müşrikin ve müşrikat, münafikun ve münafıkat; size mi inanacak Müslümanlar, Allah’a mı inanacak? Allah’a inanırlar. Allah ne diyor? “Biz Kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık.”
“Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan),” bak, “bütün durumlarınızı kapsayan,” “zikrinizin içinde bulunduğu bir kitap indirdik.” “Her şey var içinde” diyor Allah.” Yine de akıllanmayacak mısınız?” diyor Allah, bak müşrik ve münafıklara. Bak, “yine de akıllanmayacak mısınız?” (Enbiya Suresi, 10)
Kehf Suresi 54; “Andolsun, bu Kur'an'da insanlar için Biz her örnekten,” “Kuran’da” diyor bakın, sadece Kuran’dan bahsediyor, “bu Kur’an’da insanlar için Biz her örnekten,” ama bak, “her örnek” ne demek? İstinasız her şey demek. “Her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk.” Yani “detaylı açıklamalarda bulunduk” diyor Allah. “İnsan, her şeyden çok tartışmacıdır.” Münafıklar ve müşrikler tartışmaya bayılırlar. Dır, dır, dır dır; televizyona çıkar tartışır, başka yere çıkar tartışır, bayılırlar tartışmaya. Şirk kafasında olduğu için cedelden hoşlanırlar. Cedel denir Kuran’da. İslam ahlakına aykırı bir şeydir. Kuran’ı yetersiz gördüğü için sürekli tartışma ister.
En’am Suresi, 115; “Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır.” Hani eksikti Kuran? Bak, “Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur.” Adam, “değiştiriyorum ben” diyor. Yani, “ben hüküm çıkarttım” diyor, “yeni hüküm ekledim” diyor. “Kuran’dan da hüküm çıkarttım” diyor. Kuran’daki birçok ayeti ve hükmü bazı müşriklerin çıkarttığından insanların haberi yok. Çıkarıyor adam ve alkışlıyor adam onu çıkarttığı için de. İlave yapıyor, Kuran’a ilave yapıyor. Bütün milletin gözü önünde yapıyorlar Kuran’a ilaveyi, onu da alkışlıyorlar. Bak ne diyor Allah; “Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini,” Kuran’ın ayetlerini, “değiştirebilecek yoktur. O işitendir, bilendir.”
Rum Suresi, 58; “Andolsun” diyor Allah, yemin ediyor. “Biz bu Kur'an'da,” Kuran, başka bir şey demiyor bak, “Kur’an’da, insanlar için her örneği gösterdik.” Allah yalan söylemez, “her örneği gösterdik” diyor. “Yok” diyor adam, “eksiktir” diyor. “Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkar edenler, mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz" derler.” “Dinimizi iptal ediyorsunuz, dini ortadan kaldırıyorsun be hey sapık” diyor. Bak, “sen onlara bir ayetle geldiğin zaman,” Kuran’la geldiğin zaman, onu yetersiz gördüğü için, “o inkar edenler,” müşrikler, münafıklar, ”mutlaka” diyor bak Allah, “mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz.”" Yani Mehdi (a.s.) cemaatine, Müslüman cemaatine söylenecek olan söz budur. “Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz.” “"İptal ediyorsunuz, dini ortadan kaldırıyorsunuz" derler” diyor.
“Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda,” Kuran ayetleri okunduğunda, “Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir Kur'an getir."” Yeni ilaveler getir, yeni açıklamalar; Allah’ın hükümlerine yeni hükümler kat. Yalnız bu yapılıyor, anlatıyorum ama yani yoğun olarak yaşanıyor. Bütün İslam aleminde yoğun olarak yaşanıyor. Bak, “Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir.” Kuran hükmünü değiştiriyorlar, insanların haberi bile yok. Yani çok fazla Kuran hükmü değiştirilmiştir, ilave yapılmıştır. Bak, “Bundan başka bir Kur'an getir.” Adamlar bunu yapmıştır, ilave Kuran’a hüküm getirmiştir ve onu değiştirmiştir. İşte yobazlık bundan çıkıyor. “Veya onu değiştir” diyor, değiştirmiştir.
“De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem,” yani “Allah’ın ayetlere yeni bir ayet katmam,” “benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım.” “Allah bana neyi vahyediyorsa ona göre hareket ederim” diyor.
“Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım.” (Yunus Suresi, 15) O zaman da müşrikler diyorlar; “sen kendinden bir şey ilave etsene” diyorlar Peygamber (s.a.v.)’e. Peygamber (s.a.v.) de vahiyle cevap veriyor. Tabii Kuran’ı en mükemmel tefsir eden açıklayan Resullullah (s.a.v.)’dır. Bu zaten Peygamberliğinin bir gereğidir.
“Andolsun, Biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik.” Hani yeterli değildi? (Zümer Suresi, 27)
“Biz” diyor Cenab-ı Allah, Nahl Suresi, 89’da; “Biz Kitab'ı,” Kuran’ı, “sana, her şeyin açıklayıcısı,” bak, “bazı şeylerin” demiyor, “her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet,” hidayetlerine vesile olacak, yani bir Mehdilik görevi vardır Kuran’ın, aynı zamanda Mehdidir Kuran. İnsanların hidayetine vesile olduğu için. Peygamberimiz (s.a.v.) de Mehdidir. “Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” “Biz Kitab'ı sana, her şeyin açıklayıcısı,” istisnasız, “Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” (Nahl Suresi, 89) Bir müjde ayrıca. Hem de “rahmet” diyor Allah ve insanların hidayetine vesile oluyor.
Zuhruf Suresi, 43-44; “Şu halde” diyor Cenab-ı Allah, “sana vahyedilene sımsıkı-tutun;” Kuran’a sıkı sıkıya sarıl. ‘Urvet-ül-vüskâ’, ‘hablullahil metin’, ‘sıratel müstakim’ olarak geçer Kuran. ‘Urvet-ül-vüskâ’, Allah’ın kopmaz, kopartılmaz ipi. Ne diyor Cenab-ı Allah? “Sana vahyedilene sımsıkı-tutun;çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin. Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.” “Sadece Kuran’dan sorulacaksınız Ahirette” diyor. Bakın Ahirete gittiğimizde Kuran, sadece karşımıza açılan kitap Kuran’dır, başka bir şey yok. Sadece tek Kuran’dan soruluyoruz, bak açık Allah’ın ayeti; “Siz (ondan) sorulacaksınız” diyor, “sadece ondan sorulacaksınız” diyor, bir tek Kuran’dan. (Zuhruf Suresi, 43-44)
İsra Suresi, 9; “Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir.” Ne iletiyormuş doğru yola? Kuran. “Bu Kur’an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.”
Furkan Suresi 33; “Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki,” yani münafıkların ve müşriklerin, “Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki,” Peygamber (s.a.v.)’le tartışmaya giriyorlar, Kuran’ın yetersizliği ile ilgili tartışıyorlar; Kuran’a ilave yapılmasını istiyorlar veyahut hükümlerinin esnetilmesini, değiştirilmesini istiyorlar, yeni yeni hükümler istiyorlar, münafıklar ve müşrikler. “Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, Biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım.” “Kuran ayetiyle en mükemmel açıklamayı yaptık sana” diyor. Yani Peygamber (s.a.v.) müşkül durumda kalmıyor; müşriklerin, münafıkların saldırısına karşı. (Furkan Suresi, 33)
İsra Suresi, 41; “Andolsun,” diyor Cenab-ı Allah, “Biz bu Kur'an'da,” bak Kuran’da, “çeşitli açıklamalar yaptık, öğüt alıp-düşünsünler diye. Oysa bu, onların daha uzaklaşmalarından başkasını arttırmıyor.” Müşrik ve münafıkların kaçmasına, Müslümanlarla düşman olmasına ve onlara cephe almasına sebep oluyor. Neymiş bak bu? Bir daha açıklıyorum, İsra Suresi; 41; “Andolsun, Biz bu Kur'an'da çeşitli açıklamalar yaptık, öğüt alıp-düşünsünler diye.” Münafıklar böyle eşek kafalıdır, bir türlü anlamazlar. “Oysa bu, onların daha uzaklaşmalarından başkasını arttırmıyor.” “Daha da kinlerini arttırıyor” diyor Allah. “Kuran yeterlidir” dedikçe, deliriyor adamlar.
“Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması',” bak, “her şeyin,” istisnasız her şeyin; bir de çeşitli biçimlerde, birçok örnekle, “'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.” Bak hidayete sebep olan neymiş? Kuran’mış. “Hidayet ve rahmettir” diyor Allah. (Yusuf Suresi, 111)
“Andolsun, size açıklayıcı ayetler, sizden önce gelip geçenlerden bir örnek ve takva sahipleri için bir öğüt indirdik.” (Nur Suresi, 34) Bak, “size açıklayıcı ayetler,” ayet iniyor, konuları açıklıyor bize, yani helalleri, haramları, doğruları bize anlatıyor, ‘açıklayıcı’. “Sizden önce gelip geçenlerden bir örnek,” daha önce geçenlerden de, mesela; Hz. Musa (a.s.) devrinden, Hz. Yunus (a.s.) devrinden, Yusuf (a.s.) devrinden örnekler. “Ve takva sahipleri için bir öğüt indirdik.” Güzel ahlaklı insan için de bir öğüt.
“Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için,” bak, “insanlar arasında hükmetmen için Biz sana kitabı hak olarak indirdik.” Peygamber (s.a.v.) ne ile hükmediyormuş? Kuran’la hükmediyormuş. Kendi aklına göre hareket etmiyor Peygamber (s.a.v.), Kuran’la hareket ediyor. “(Sakın) Hainlerin savunucusu olma.” Yani “münafıkların, müşriklerin, kahpelerin, alçakların savunucusu olma” diyor Allah. Yani çünkü onlar çok dilbaz oluyorlar böyle, geveze oluyorlar, Kuran’ı savunuyor gibi oluyor ama Kuran düşmanı oluyorlar. Nisa Suresi, 105’te Cenab-ı Allah onu açıklıyor. “Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için Biz sana kitabı hak olarak indirdik” diyor. Sadece kitap, Kuran’la, Kuran’la hükmedecek Peygamber (s.a.v.).
Evet, bu konu geniş bir konu fakat şimdilik bu kadar yeter, sonra daha detaylandırırız. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bir haber daha vardı Hocam. BDP Grup Başkan Vekili bir açıklama yapmış. Diyor ki; “Özerk Kürdistan’da birinci dil Kürtçe olacak, ikinci dil Türkçe” diyor.
ADNAN OKTAR:Allah’ım, Ya Rabbim. Taktılar. Peki, Türkçe birinci dil olsa ne oluyor? Kardeşim, vatanındaki dil esas değil midir bir insan için? Türkiye Kürtlerin, Lazların, Çerkezlerin, herkesin vatanı. Vatandaki ana dil nedir? Türkçedir, tabii ki Türkçe öğreneceğiz. Ne demek bu?
OKTAR BABUNA:Siz daha önce Amerika’yı örnek vermiştiniz. Çeşitli milletler yaşıyor, 40 çeşit millet yaşıyor ama İngilizce.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, her yerde böyledir, Rusya’da da böyledir. Türkler var mesela Rusya’da, ana dili Rusça. Mesela Rusya’nın içinde Rusçadır. Adamlar Rusça öğreniyorlar. Yaşayamaz ki çok zor olur öbür türlü. Ama kendi dilini de muhafaza eder, kendi dilini de yaşar, ayrı mesele, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Sabah Gazetesi’nden de Mahmut Övür, “Baykalcılar CHP’den ayrılır mı?” başlıklı bir yazı yazmış. Yazısında CHP’de büyük bir değişim yaşanıyor, Baykal taraftarları CHP’den ayrılabilirler” demiş. “Oysa Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı bu çabalar önemli, böyle bir partiyi dönüştürmek o kadar kolay değil” diyor.
ADNAN OKTAR:Yok yok, CHP’de bölünme falan olmaz, bıraksınlar bunları. İşte “MHP yok olacak,” “CHP yok olacak,” bilmem, “Saadet Partisi yok olacak,” bunlar hikaye. Saadet Partisi de dimdik ayakta kalır, CHP de dimdik ayakta kalır, MHP de dimdik ayakta kalır, hiçbir şey de olmaz. Bıraksınlar bunları böyle, çok gereksiz teoriler geliştiriyorlar, sonunda mahcup oluyorlar. Evet, Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, Ahmet İnsel de, Radikal Gazetesi’nde bir haber var Hocam. “Sünni asimilasyonculuğu” başlık atmış. Son zamanlarda Meclis’te ve kamuoyunda zorunlu din dersi çok tartışılıyor, Ahmet İnsel de bu konuda, Bakan Çelik din derslerinin kaldırılmasına karşı olduğunu ve bu konuda tartışmaya bile girmediği yazmış. Şöyle demiş; “Bu durumda Alevilerin ve herhangi bir dine inanmayanların, zorunlu din dersi aracılığıyla çocuklarını İslam’a ve Sünniliğe asimile etmeye çalışıldığını iddia etmeleri haksız olur mu?” demiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, açıkladım işte; Alevilik, Sünnilik, Bektaşilik, hepsinin öğretilmesi lazım. Yani ana konudur kardeşim bu, hayata hakim olan konudur. Ne kalıyor zaten? Din, sanat ve bilim. Başka ne vardır? Üç konuda insanların eğitilmesi gerekiyor. Sanat konusunda eğitilecekler, din konusunda eğitilecekler, bilim konusunda eğitilecekler. Üç ana konu vardır ve üçüne de ağırlıklı vakit ayrılması gerekir. Sanat da son derece önemlidir. Sanata da önem verilmiyor. Yani sanatçı yetişmiyor, bilim adamı yetişmiyor. Bilime çok önem verilmeli ama gerçek bilime, uydurma bilim değil. En gelişmiş, en doğru, gerçek bilimsel verilerin gençlere öğretilmesi lazım. Yaşlılara da herkese öğretilmesi lazım.
OKTAR BABUNA:Zeki Ceyhan, Milli Gazete’de; “Yaprak dökümü, istifa depremi” başlıklı bir yazı yazmış Hocam. Bir kısım medyada "Saadet Partisi dağılıyor, sürekli istifalar oluyor"gibi bir haber estiriliyor. Oysa bu gerçekleri yansıtmıyor” diye belirtmiş. Saadet Partisi güçsüz gösterme görevini eksiksiz yerine getirmeye çalışıyorlar. Medyanın Saadet Partisi hakkında yazdıklarının hangi amaca hizmet ettiğini biliyor ve hiç oralı olmadan yola devam diyoruz” diyor. Özetle, Saadet Partisi dağılmadığını ama güçlendiğini söylemiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, ne dağılacak, adam niçin dağılsın ki? Ne mantığı var? Bir de peşinden gideceği kişi kim? Numan Kurtulmuş falan yeni ortaya çıkmış herhangi bir vatandaş, bir insan yani, bir özelliği olan birisi değil. Herhangi bir adam yani. Milli Görüş, tarihi geçmişi olan, çok sağlam temelleri olan büyük bir heyecanın, büyük bir davanın adıdır. Numan Kurtulmuş’u Aydın Doğan şefkatle koruyup kolluyor. Başını okşuyor onun, sırtını okşuyor. Bunu çok özür dilerim, şey olsa anlar ne anlama geldiğini. Bunda anlaşılmayacak bir durum var mı? Yani o kadar kaba yöntemlerle oluyor ki olay yani, bağırıyor olay, zangır zangır sallanıyor olay. Hayır, gizli kapaklı yapsa yine fark etmeyiz belki ama alenen yapıyor adamlar. Diyor ki Aydın Doğan; “koçum, ben seni destekliyorum, anla” diyor. Daha bunun üzerine ne delil olur? Bitti yani konu. Başka hiçbir şeye gerek yok ki. Aydın Doğan birisini destekliyorsa bitti olay. En net delildir. MazAllah bir gün bir de beni desteklemeye kalkarsa yurtdışına mı gideyim, ne yapayım bilmiyorum? Allah vermesin. Aman, aman, aman gözünü yiyeyim, istirham ediyorum, sakın. Dolaylı yoldan dahi öyle bir şey yapmasın. Bana en büyük darbe olur, Allah vermesin.
“Bir Gaziantepli olarak Gaziantep Saadet Partisi’ni tebrik ediyorum.” MaşaAllah. “Aynı Adnan Hocamızın dediği gibi maşaAllah Milli Görüş’ü Allah arındırdı.” Doğru, yani çok büyük bir arınma hem de ve geçmiş olsun diyeyim yani, çok büyük geçmiş olsun. Allah büyük bir olaydan kurtardı Saadet Partisi’ni. “Bu haberi sizinle paylaşmak istedim. Hocaya sadakat şerefimizdir” demiş kardeşimiz. Tabii, Kuran ahlakının bir gereğidir. “Salonda toplanan kalabalık sık sık ‘sadakat şerefimizdir’, ’mücahit Erbakan’, ‘Hocamız nerede biz oradayız’ şeklinde slogan attı. Selamlama konuşması yapmak için kürsüye çıkan İl Başkanı Vekili Selman Özçalışkan; "partimiz içinde olduğu son süreçte yaşanan Allah’ın bir lütfudur, Allah’a hamd-ü senalar olsun. Hidayetimizi aydınlandı."”MaşaAllah, bak onlar da farkında demek ki. “Muhterem Hocamıza teşekkür ediyoruz, Rabbimizin rızasının dışında hiçbir beklentimiz yok. Biz yüz metre değil, maraton koşucusuyuz, bu koşumuzdan dönmeyeceğiz. Allah bizi onsuz, onu bizsiz bırakmasın” demiş, Erbakan Hocamız için. MaşaAllah, iyi, çok güzel. “Toplantıda Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu üyesi Sivas Belediyesi Eski Başkanı, 20. dönem milletvekili Temel Karamollaoğlu, Saadet Partisi kongre sürecini partililere anlattı. Konuşmasında; "kayyum diye bir şey yok, eğer kayyum olsaydı onlar partide hiçbir şey yapamazlardı. Biz bunları defalarca anlattık. 17 Ekim’de inşaAllah coşkumuzu görecekler. İnsana vefa ve sadakat lazımdır"diye konuştu. Programda ayrıca Milli Görüş sinevizyon gösterimi yapıldı.” Aman, aman, aman, bakın böyle bir olay olacağına göre 17 Ekim’de, iki tane Mehter Takımı’nı birleştirsinler, istirham ediyorum. Çok, bayağı geniş katlı olsun. İnim inim inletsinler ‘Ceddin Deden’le. ‘Tarihi çevir’, ‘Gafil ne bilir’, inşaAllah, anlaşıldı mı? Çok önemli, çok önemli, yani hayati bir konu, istirham edeyim, ben göreyim televizyonlarda. Numan Kurtulmuş Hocam da seyretsin tabii, iyi gelir ona da inşaAllah. Aydın Doğan özellikle. Güzel böyle Nescafe’sini güzel sütle karıştırsın, bacak bacak üzerine atıp seyretsin. Bayağı içi açılacaktır. Midesinde bir rahatsızlık oluşturabilir. Ona bir şey diyemem yani. “Toplantıda Saadet Lig üyesi Mehmet Bozgeyik, Eğitimci Milli Gazete İl temsilcisi Ahmet Yavuz, eski il başkanları, merkez ilçe ve teşkilat başkanları, hanım ve gençlik kolları, stk’lar da hazır bulundu” diyor Adil isimli kardeşimiz. Güzel, Allah razı olsun bizi bilgilendirdiği için.
OKTAR BABUNA: Bu da linkiydi Hocam, “Sadakat şerefimizdir.” Sorunun linki.
ADNAN OKTAR: Tamam, güzel. Helal olsun Hocama. Buram buram Osmanlı kokuyorlar, maşaAllah. Kardeşim, MHP gitti güzel bir namaz kıldı, güzel bir tavır gösterdi, eleştirmeye kalktılar. Çok çok yanlış. O boynu bükük camiyi güçlendirdiler. O Ani Harabeleri’nin orada, çok güzel oldu, maşaAllah.
Gelecek çok güzel, inşaAllah. Saadet Partisi açısından da güzel, MHP açısından da güzel, Türkiye’miz açısından da güzel. Şahane günler olacak, inşaAllah. Milletimiz şahane, delikanlı milletiz, inşaAllah.
SUNUCU 1:Programımıza kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz. Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi biraz münafikun ve münafikattan bahsedelim. Bakın Tevbe Suresi, 24’te Cenab-ı Allah diyor ki; “De ki: "Eğer babalarınız,"” demek ki adam babasına meraklı. Niye meraklı? Miras kalacak diye. Babasını öyle sevdiğinden değil. “Babacığım, canım babacığım” falan diyor. Niye seviyorsun babanı?” bilinçaltını söylüyoruz, bilinçaltını; “bir, mirası kalacak; iki, eve para getiriyor” diyor, “üç, eve yemek getiriyor; dört, bir durum olduğunda koruyor” diyor. Başka bir özelliği var mı? Başka özelliği yok, daha ne arayalım? diyor. “Sevmek için yeterli şeyler oluşmuş durumda, muhabbetimiz artıyor” diyor. “Çocuklarınız,” aynı kafa, “kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar,” bak, Allah hemen nereye getiriyor konuyu, görüyor musun? Mal, derdi onun çıkar. “Az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret,” bak, “az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret;” derdi, gücü, kafası parayla olduğu anlaşılıyor bu kişilerin. “Ve hoşunuza giden evler,” parayla da gidip ev alıyor tabii, içine de oturuyor leylek gibi, orada tehlikeden uzak olduğunu düşünüyor, rahat edeceğini düşünüyor. Tabii Müslümanlar cehd ediyor, Allah’ın dinini yayıyorlar, riskli bir ortam oluyor ona göre. Ama o evde yan gelip yatıyor. “Sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü’nden” yani Allah’ın imamından, yani o mücadeleyi yürüten o Mehdi’den, o mübarek kişiden, “ve O'nun yolunda,” Allah yolunda, “cehd etmekten,” İslam dinini dünyaya yaymak için gayret etmekten, “daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun.” Yani “belanızı buluncaya kadar bekleyin” diyor Allah. “Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” (Tevbe Suresi, 24) Münafıkların bir vasfıdır o.
Fetih Suresi, 11’de; münafıklar diyor ki; “Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti.” Bak, mal ve aile. Önce maldan bahsediyor, sonra aile, görüyor musunuz? Yani aile onun için mal kaynağıdır, para kaynağıdır. Yoksa ailesine karşı bir sevgisi olmaz münafığın. Ne yapsın adam onu, bir et yığını olarak görür. “Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile.” Bak, bir de dua istiyor üzerine de. Sanki makul bir çizgideymiş gibi, makul bir şey söylüyormuş gibi. Fetih Suresi, 11’di bu ayet.
Ahzab Suresi, 13; “Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: "Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok."” Münafıklar sürekli Müslümanlara böyle haber gönderirler. Müslümanların dağılması… “yer yok,” “tehlike içindesiniz.” Tehlike de yoksa münafık meydana getirir. Mesela o zaman müşriklerle iş birliği yapıyor, Müslümanlara saldırıyı organize ediyor. Yahut Ehl-i Kitap’tan dinsiz olanlarla bağlantıya giriyor, onları Müslümanların üzerine tahrik ve teşvik ediyor. Zamanımızda nasıl? Basın yahut yabancı basın genellikle ya Hıristiyanların ya Musevilerin kontrolünde. Ama bunlara baktığımızda, adamlar Hıristiyan değil, Musevi de değil. Dinsiz Musevi, dinsiz Hıristiyan. Münafıklar bu kişilerle bağlantıya geçiyorlar, Müslümanların üzerine saldırtmak için. Yahut direkt müşriklerle bağlantıya geçerler, saldırı yoksa da organize ederler. Bak, “artık sizin için (burada) kalacak yer yok şu halde dönün.” “Davanızı bırakın, mücadelenizi bırakın, vazgeçin” diyorlar. “Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu;” onların da derdi günü ev. Kuran’da bu çok geçiyor bak, münafıklar sürekli eve meraklıdır. Ev, para, yesin. Çünkü evin özelliği ne; yan gelip yatacak, uyumak istiyor. Yemek yemek istiyor, onun için de yine eve ihtiyacı var. Korkudan arınmak istiyor yani dış olaylarla bağlantısını koparmak istiyor. Onun için de yine eve ihtiyaç var. Babasını, dedesini, şununu bununu, işte gelir gelecek kişileri hayvan gibi görür, onları muhafaza etmesi gerekir o evde. Onun için de ihtiyacı var. Yani sağmal inek gibi görür babasını münafıklar. Ondan bir şeyler çıkacağını düşündüğü için ona saygı gösterir, ilgi gösterir, göstermeliktir.
Bakın, mesela diyor ki Üstad Bediüzzaman, Meyve Risalesi, Gençlik Rehberi, sayfa 2246, yani külliyatın numarasına göre vermişler anladığım kadarıyla, Meyve Risalesi, Gençlik Rehberi’nde. Münafıklar ve küfür için belirtilen bir açıklama. “Hem senin dünyaca muvaffakiyetin, elmasçı ve divane olmuş bir Yahudinin cam parçalarını elmas fiatiyle aldığı gibi,” münafıklar dünyada bir başarı elde ediyorlar. Ama küfre sırtlarını dayadıkları için elde ediyorlar. Geçici başarı fakat başarıları mağlubiyettir. Yani her başardıkları şey onların aleyhine olur. Her hazırladıkları oyun onların aleyhine olur. “Divane olmuş bir Yahudinin cam parçalarını elmas fiatiyle aldığı gibi,” yani “aklını kaybetmiş bir Yahudi’nin” diyor, “cam parçalarını elmas fiatiyle aldığı gibi,” cam parçası nedir? Yiyeceği, içeceği; babasından, şundan bundan elde edeceği bir tabak yemek, bir tabak pilav, et, uyuması. Ama onun karşılığını, elmas fiyatıyla alıyor onu. Yani çok büyük bir bedel vererek alıyor onu. Ahiretini veriyor. Ahiretini kaybederek, Allah’ın rızasını kaybederek onları alıyor. “Sen de küçücük, kısacık bir zamana, bir hayata, uzun ve daimî ve geniş bir hayatın fiatını verdiğin için,” yani “bütün hayatını da verdiğin için” diyor, bu münafık ve imansız sisteme, “elbette o sınırlar içinde üstün gelirsin.” Yani müşrikler, küfürle ittifak halinde olunca üstün gelir. Ondan zaten enaniyeti geliyor. “Bir dakikaya bir sene kadar şiddetli hırs, muhabbet, intikam gibi hislere yönelmiş olduğun için,” münafıklar da biliyorsun intikam hissi çok şiddetlidir, “intikam gibi hislere yönelmiş olduğun için dindar insanlara geçici olarak üstün gelirsin.” Müslümanlara mesela tuzak kuruyor, ihbar ediyor, oyuna getiriyor. Mesela onları mahkemeye veriyor veyahut küfrü onlara musallat ediyor. Diğer münafıkları organize ediyor, onlara musallat ediyor. Bak, “dindar insanlara geçici olarak üstün gelirsin.Hem senin aklın, ruhun, kalbin, duyguların yüksek ve yüce vazifelerini bırakıp, alçak nefsin ve pis hevesin rezil işlerine ortaklık ve yardım ettiklerinden,” münafığın nefsi çok alçaktır, bak. “Alçak nefsin ve pis hevesin” diyor. Büyüklük hırsı vardır, müthiş bir enaniyet ve üstünlük düşüncesi vardır. “Ve rezil işlerinde,” Müslümanlara yönelik her türlü komplocu, alçakça işlerinde, “ortaklık ve yardım ettiklerinden,” yani “sana diğer münafıklar, müşrikler, pislik adamlar, küfür ortaklık ve yardım ettiklerinden” diyor münafığa, “dindar insanlara dünyada üstün gelirsin” diyor. Yani “mücadelede üstün gelirsin.” Mesela, bir münafık gittiğinde, küfre sırtını dayadığında, dünyadaki bütün küfrü arkasına almış oluyor. Tamamını arkasına almış oluyor, o yönünden üstün geliyor. “Ve zahirde daha sevimli görünürsün.” “Helal olsun, çocuk kendini kurtardı” diyorlar, yani “çok isabet etti” diyorlar. “Bak görüyor musun, ailesinin yanına gitti.” “Hakkı söylüyor, bak işte Müslümanlara da karşı, bu kişilere de karşı, aferin ya çocuğa” diyorlar. “Bununla ilgili haber yapalım, bunu destekleyelim, haber yapalım, para verelim, araba verelim, ev verelim” diyorlar. “Ve zahirde daha sevimli görünürsün çünkü senin aklın, kalp ve ruhun gayet derecede alçalıp soysuzlaşıp ve değerini kaybedip,” bak, “çünkü aklın diyor kalp ve ruhun gayet derecede alçalıp,” çok küçük çıkarlar için, çok alçakça eylemler yaptığı için, “soysuzlaşıp değerini kaybedip için pis heves ve rezil nefise dönüşmüşlerdir.” Büyüklük hissi ve azamet ve üstünlük düşüncesine dönüşmüşlerdir. “Çirkin ve kötü hale gelmişlerdir.” Artık kaya porsuğu gibi, uyuz kaya porsuğu gibi tin tin, tin tin ortalarda gezer. “Elbette bu açıdan sana Cehennemi ve mazlum dindar insanlara Cenneti kazandıran geçici bir üstünlüğün olacak.” (Said Nursi, İman ve Küfür Muvazeneleri, Meyve Risalesi) Onun için Allah diyor, münafık uzun süre yaşıyor, Allah bir anda belasını vermiyor münafığın. “Bizim onlara imkan vermemiz, çocuklar vermemiz, mallar vermemiz sizi sakın aldatmasın” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah. “Allah onların canının azap içinde çıkması için bunu yapıyor” diyor. Şimdi bakıyorsun, hakikaten rahatlık içinde evinde oturuyor. Keyfi yerinde, küfür destekliyor, münafıklar destekliyor, müşrikler destekliyor. Mesela, küçük bir eylemiyle büyük bir netice alıyor. Müslümanların aleyhine ufak bir eylem yapıyor, bütün küfür desteklediği için ve sempatik de gördükleri için, münafığı sempatik görür küfür, acayip netice alır. Ama bu aldığı neticeyle Müslüman’ın Cennetine vesile oluyor, kendisinin Cehennemde iyice batmasına vesile oluyor ve kurduğu tuzak mutlaka bozuluyor, dünyada iken bozuluyor. Geçici netice alıyor, fakat bozuluyor. Mutlaka bozuluyor. Mesela, Müslüman’ın hapse girmesine vesile olur, Müslüman’ın makamı yükselir. Hz. Yusuf (a.s.)’a ne yaptılar? Oyun oynadılar, hapse girmesini sağladılar? Ne oldu Hz. Yusuf (a.s.)? Mısır’a sultan oldu. Hapse girmeseydi olmayacaktı. Bak, hapse girmese olmuyor. Yani normal akışa göre olmayacak görünüyor. Mısır’a sultan oluyor, Allah Peygamberlik veriyor ve müthiş rahat ve güzel bir hayat veriyor. Münafıklar ne oluyor? Perişan oluyor sonradan. Ama başlangıçta Hz. Yusuf (a.s.)’a karşı bir zafer kazanıyorlar, kendi kafalarına göre. Çünkü Hz. Yusuf (a.s.) ispat ediyor, “ben suçsuzum” diyor. “Doğrusu budur.” Hakkı anlatıyor ama ne yaparsa yapsın küfür güçlü olduğu için münafık ve münafakat sırt sırta dayandıkları için Hz. Yusuf (a.s.)’u hapse atıyorlar. Zahiren bakarsan bu bir galibiyet gibi görünür. Ama Müslüman galip olmuş oluyor. Bu bir Ledün ilmidir işte, Batın ilmi. Çünkü Hz. Yusuf (a.s.) herhangi bir insan olarak yaşayıp ölecekken Peygamber olmuş oluyor ve Mısır’a sultan olmuş oluyor ve Cennette de Peygamber olarak sonsuza kadar yaşıyor. Öbürü de herhangi bir insan olacakken, belki de herhangi bir insan olacakken, azılı bir münafık olarak Cehennemin dibine gidiyor. Bu işte Müslümanların zaferidir. Münafığın da geçici zaferi olur, küfre sırtını dayadığı için. Ama o zafer şeytani bir zaferdir. Her şeytani zafer, yenilmiş zaferlerdir. Sonunda kaybedilmiş zaferlerdir. Sonundaki kaybetme çok önemlidir. Başlangıçta, Müslüman tabii ki çatışmada başlangıçta kaybediyor. Mesela deccal çıkıyor, Müslümanlar başlangıçta kaybediyorlar. Ama Mehdi (a.s.) çıkıyor, eziyor ve kazanıyor. Ama başlangıçta onların kazanması dinin bir gereği, münafığın. Eğer münafık başarısız olmazsa zaten münafık olmaz. Saldırgan gücü olmasa, pislik yapan bir gücü olmasa, zaten biz ona münafık demeyiz ki. Başka bir şey olmuş olur. Zarar verecek ki, atağa geçecek ki, belirli bir gücü olacak ki, küfür tarafından desteklenecek ki... “Ve zahirde daha sevimli görünürsün” diyor, münafıklar için. Mesela daha sevimli görünür. “Aferin, vay evladım, çocuğa bak ayrılmış Müslümanlardan. Çok isabet etmişsin yavrum. Git dedenin koluna yapış, ayrılma” diyor, inşaAllah.
Şimdi bir film vardı, Nur talebesi ağabeyimiz Mehdi (a.s.) konusunu anlatıyor. Onu bir açın.
“Selamün aleyküm Salih Adnan Hocam.” Allah Allah, bu da güzel bir isim; Salih. “Röportajlarınızda koyu dindar olmanın, Allah ile sürekli irtibat halinde olmanın öneminden bahsetmiştiniz. Allah ile sürekli irtibat halinde kalabilmek için nasıl bir amel, davranış içinde olmalıyız? Neler yapmamız gerekir sevgili Hocam? “Muhabbetle” diyor.
-VTR- (Nur talebesi Ağabey Mehdi (a.s.)’yi anlatıyor)
ADNAN OKTAR:Evet maşaAllah. Hocam güzel anlatıyor, hoş anlatıyor. Fakat bizim anlamadığımız, bilmediğimiz konular var. Eğer lütfeder, kerem buyurursa, bir gün kendi internet sitesinde buna cevap verirse memnun oluruz. “İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” diyor. O çok güzel, maşaAllah. Dolayısıyla “Hıristiyanlar da Müslüman olacaklar” diyor. İslam ahlakı dünyaya hakim olunca Müslümanların bir lideri olacak mı? Buna Hocalarımızın cevap vermesi lazım. Yani Müslümanların başında, ben buna da razıyım, işte “şahs-ı manevi olacak” diyorlarsa. Ama bu nasıl bir şahs-ı manevidir ki birlik yerine Müslümanları bölmeye devam ediyor. Mesela Nur talebeleri paramparça kendi içinde. Bu kardeşimizin bulunduğu grup ayrı bir Nur talebesi grubudur. Mehdi (a.s.) birleştirici. İttihad yapıcı. Birleştirici? Bölünme devam ediyor. Bediüzzaman zamanındaki tek Nur talebesi topluluğu, şu an gittikçe parçalara ayrılarak birbirinden ayrılıyorlar. Apayrı gruplara bölünmüş durumdalar. Gelecek olan, İslam Birliği diyelim artık, kardeşimiz öyle diyor. İttihad-ı İslam olduğunda Müslümanların başında bir kişi bulunacak mı? Bunu ona soralım. Müslümanların başında olan kişinin adı, Mehdi (a.s.) ’dir işte. Yani dünyadaki bütün Müslümanların lideri olan kişinin adı Mehdi (a.s.)’dir. Ama tabii buna da açıklık getiriyor kardeşlerimiz, diyorlar ki; “Bir tane lidere ne gerek var? Çok fazla lider de olabilir” diyor. O zaman İslam alemi doğru yolda şu an. Yani Türkiye ise Müslümanlar var. Nur talebelerinin başında bazı kardeşlerimiz var, liderler var. Tarikatların başında kardeşlerimiz var. İran’ın başında Ahmedinejad var, Suriye’de Beşir Esad var. Zaten o zaman İslam ahlakı dünyaya hakim olmuş, kastedilen buysa. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde belirtilen, bir dünya hakimiyetinden bahsediyor, net. Kardeşimiz de “dünya hakimiyeti var” diyor. Madem dünya hakimiyeti oluyor, Müslümanların bir liderinin olmasında ne mahsuru var? Bir kere farzdır, Müslümanların bir liderinin olması. Bir manevi liderinin olması Kuran’a göre farzdır, Allah’ın emridir. İşte o liderin adı Mehdi (a.s.)’dir. Ama ondan da bahsetmiyorlar. Bu biraz garip. Eğer bundan bahsederlerse sorun yok, inşaAllah. Başka neler dikkatini çekti arkadaşımızın konuşmasında Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:“Mehdi (a.s.) bir kişi olabilir” diyor, sonra “cemaati” diyor ve “şahs-ı manevisi.” “Şahs-ı manevisi devam edecek” dedi, en son.
ADNAN OKTAR:Hayır canım, zaten “Mehdi (a.s.), Bediüzzaman’dır” diyor. “Biz de onun şahs-ı manevisiyiz. Biz dünyaya İslam ahlakını hakim edeceğiz” diyor. Özetle, bunu söylüyor. Şu an bu görülüyor.
OKTAR BABUNA:Bir de şeyi söylüyor. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in yapamayacağını mı yapacak?” gibi bir ifadesi de oldu, konuşmanın başlangıç kısmında. “23 yılda yapamadığını.”
ADNAN OKTAR:“Peygamberimiz (s.a.v.)’in 23 yılda yapamadığını.” Peki, Mehdi (a.s.) zaten Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu. Onun kumandanı. Onun emrinde olan bir insan. Bir de Peygamber (s.a.v.) kendisi söylüyor. Peygamber (s.a.v.)’in konuşmasını mantıksız buluyorsa arkadaşımız, bu çok acayip bir şey olmaz mı? Bu hadisleri herhangi bir kişi söylemiyor ki, Peygamber (s.a.v.) söylüyor. “Benim evlatlarımdan Mehdi (a.s.) gelecek, dünyaya hakim olacak” diyor. Yani “23 yılda yapamadığını” gibi bir söz söylemiyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Kısa sürede İslam ahlakını dünyaya hakim edecek” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) dediğine göre, Kütüb-i Sitte’de olduğuna göre, hadis kitaplarında da olduğuna göre, Bediüzzaman da bunu söylediğine göre, bunu inkar etmenin alemi ne o zaman? Bir de böyle mantıkla mı hareket edilir, yoksa Kuran ayetleri ile ve hadisle mi hareket edilir? Mesela arkadaşımız hadise karşı, Kuran ayetlerine karşı mantık kullanıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözünü sen mantıkla ortadan kaldıramazsın ki. Peygamberimiz (s.a.v.) Ahir zaman’da vakit de vermiş; “Mehdi (a.s.) dünyaya hakim olacak” diyor. O zaman bir daha baştan dinleyelim arkadaşın konuşmasını. Not alalım, bir daha bakalım.
-VTR- (Nur talebesi Ağabey Mehdi (a.s.)’yi anlatıyor)
ADNAN OKTAR: Arkadaşımızın buradaki konuşmalarında iki husus dikkat çekiyor. İsmi ne Hocanın?
OKTAR BABUNA: Ahmet Çolak.
ADNAN OKTAR: Ahmet Çolak Hocamız. Muhterem, temiz bir ağabeyimiz, belli. Şimdi bu Hocamızın dikkat çeken bir yönü var. Bu anlattığı konuda bu fikri nereden aldığını tespit etmemiz mümkün görünmüyor. Kuran’dan almamış, hadisten almamış, Risale-i Nur Külliyatı’ndan almamış. Üç kaynakta yok bu anlattığı. Çünkü Bediüzzaman’ı eğer esas alıyorsa, Bediüzzaman böyle bir şey demiyor, arkadaşın dediği gibi demiyor. Hadisi diyorsa Peygamberimiz (s.a.v.)’in asla böyle bir ifadesi yok. Kuran’ı diyorsa Kuran’da da böyle bir anlatım yok. Mesela diyor ki, dikkatimi çekti; “deccal” diyor, “sıradan bir insandır”a getiriyor. “Firavun ve Nemrut daha büyük, daha etkilidir” diyor. Bunu neye göre dediğini göremiyoruz mesela. Risale-i Nur Külliyatı’nda böyle bir ifade yok. Bu Hocamızın kendi görüşü. Deccal, Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıklamasına göre dünya tarihinin en büyük olayıdır, deccaliyet. Çünkü Firavun zamanında 200-300 bin kişi, en fazla 1 milyon kişi dinsiz oluyor. Çapı çok küçük yaptığı tahribatın. Dünya şu an 7 milyar, 6,5 milyar insan dinsiz ve ateist. Buradaki kıyas olur mu? Öldürülen ve şehit edilen insan sayısı 1 milyar. Firavun’un öldürdüğü an fazla 10 bin kişi, 15 bin kişi. Bak burada adam 1 milyar insanı öldürmüş, o 10-15 bin kişi öldürmüş. Etkilediği adamlar onun mesela en fazla birkaç milyon kişiyi etkiliyor farz edelim. Ama burada 6,5 milyar insanı etkilemiş. O yüzden Peygamberimiz (s.a.v.); “bütün Peygamberler ümmetini deccale karşı uyarmıştır. Dünya tarihinin en büyük olayıdır” diyor, deccal. Şimdi arkadaşımız diyor ki; “Siz belki böyle bir zanna kapılabilirsiniz, böyle bir vehme, yani “Firavun, Nemrut’tan daha önemlidir, deccal daha şiddetlidir” dersiniz ama böyle bir şey yok” diyor. Peki, “muhterem Hocam, sen bunu nereden aldın?” diyoruz. “Kendi aklımdan aldım” diyor. Eğer kendi aklından almadıysa bize delil getirsin. Bakın ayetten, hadisten veya Risale-i Nur’dan delil getirsin. Dikkat edin, Risale-i Nur’dan konuşmuyor, doğrudan kendi kafasıyla konuşuyor. Halbuki bu cümleleri söylerken mutlaka Risale-i Nur’dan kaynak vererek konuşması lazım. Yahut hadisten kaynak vererek, yahut ayetten kaynak vererek konuşması lazım. Ama ben Firavun’dan ve Nemrut’tan deccalin çok daha eşet bir varlık olduğunu çok fazla hadis ve Risale-i Nur’dan da çok fazla açıklamayla ispat edebilirim. Bu açık. Mehdi (a.s.)’den bahsediyor da arkadaş, İsa (a.s.)’dan da bahsetti ama İsa (a.s.) bir anda geçti. İsa (a.s.) nerede? Kardeşim, diyorsun ki sen; “ben süfyanı gördüm, elimi sürdüm, gördüm, konuştum” diyorsun. Hafız Esad, görülen bir adam bu, biliniyor. Deccal de hadi diyelim ki onlar Lenin olduğunu düşünsünler ki Darwin’dir. Ama bir şahıs, görülüyor. Darwin’dir bir şahıs adam çoluğu çocuğu var adam yaşıyor görünüyor. Yaşamış, insanlar içinde görünüyor. “Mehdi (a.s.), Bediüzzaman” diyorlar. Tamam, kabul, öyle düşündüklerini kabul edelim. Ama bir insanın görülüyor yaşadığı. İsa (a.s.) nerede? İsa (a.s.) yok. Allah burada onları sıkıştırmak için onlara böyle bir sistem hazırlamış. Hz. İsa (a.s.)’yı onlar Allah-u alem pek o şey içerisinde değerlendirememişler. Bu konuda açmaza gireceklerini düşünmemiş olabilirler. İsa (a.s.)’nın da görünmesi gerekiyor, o niye görünmeden toprağın altına sokuyorsunuz İsa (a.s.)’yı o zaman. Bir kere Müslümanlar bir kenardan olsun görmesi gerekmez mi? Hiç olmazsa fotoğrafını gösterin bize. Ölmeden önce çekmişsinizdir fotoğrafını. “Bediüzzaman’la birlikte namaz kıldılar, pencereden çıktı, ondan sonra da öldü” diyor. Bahçeye çıkmış pencereden, orada ölmüş, ağabeyler de hemen gömmüşler. “Uzun boyluydu” diyor mesela, görgü şahidinin ifadesi doğru değil. Hz. İsa (a.s.)’nın boyu uzun değil. Orta boyludur. Belli ki adam doğru söylemiyor, inşaAllah. Ve bakın ne Bediüzzaman’ın açıklamasında böyle bir şey var, gelip bahçede gömme konusu tarzında, ne Kuran’da böyle bir şey var, ne hadiste var. Ama Hocamların izahında bu var. İsa (a.s.) nerede, onu söylesinler. İsa (a.s.)’yı bize göstermiyorsan, o zaman bir acayiplik var. Hepsini gösteriyorsun. Süfyanı gösteriyorsun, deccali gösteriyorsun, Mehdi (a.s.)’yi de gösteriyorsun. İsa (a.s.)’ya gelince, demek ki onu hesaba katmamışsınız, bu olayı. İşte Allah böyle yolunuzu tıkar. Ben Hocamızı tenzih ederim. O iyi niyetli, mazlum bir Müslüman kardeşimiz. O öyle bilgilenmiş şu ana kadar, öyle gidiyor. Ama burada yapacağı tahribatı düşünmüyor kardeşlerimiz. İslam Birliği oldu, tamam. Nerede Müslümanların başı, lideri? Diyorlar ki; “efendim üç, dört tane de olabilir.” Biz bunu göremiyoruz; ne hadiste var, ne Kuran’da var, ne Bediüzzaman’ın açıklamalarında var. Mehdi (a.s.)’den kurtulmak için ne bu çaba? Bu panik neyin nesi? Bak, İsa(a.s.)’yı yok ettiniz kendi kafanızca, Mehdi (a.s.)’yi de yok ediyorsun üçe, dörde bölerek. “Kaynak gösterin” diyorum, yok. Hiçbir şekilde kaynak gösteremezler. Tamamen indi mütalaa. Diyor ki; “hayattayken bunları yapacağı gibi bir hataya düşmüşler” diyor. Canım kardeşim, canım ciğerim kardeşim; Hz. İbrahim geliyor, hayattayken Kuran’da belirtilen her şeyi yerine getiriyor. Peygamberimiz (s.a.v.) geliyor, hayattayken hepsini yerine getiriyor. Bak, sen diyorsun ki, burada bir kurnazlık gibi bir şeye insanlar kapılabilir, hata yapıyorsun. Şaşar beşer de aynı şeyi söylüyor. “Peygamber (s.a.v.)’in 26 yılda yapamadığını Mehdi (a.s.) nasıl yapsın ki?”ye getiriyor. Bu durumda bambaşka bir bakış açısına girmişler demektir. Peki, bu 26 yılla ilgili senin verdiğin bu örnek, Bediüzzaman hiç bunu kullanmış mı, böyle bir örneği? Yok. Bediüzzaman diyor ki; “Mehdi (a.s.) hayattayken bunu yapacak” diyor. “Bu denilenlerin hepsini hayattayken yapacak” diyor. Ben, bunu yüz cihetten ispat ederim Risale-i Nur’dan. Peki, sen, tek cihetten ispat edebilir misin? Edemezsin. Ben, bu dediğimi yüz cihetten, en az yüz cihetten hadisle ispat edebilirim. Sen ispat edebilir misin? Edemezsin. Ben, bu dediğimi Kuran’la yüz cihette ispat ederim. Sen ispat edebilir misin? Edemezsin. Kardeşim şimdi bir akıllı ortaya çıkıyor, bir şey atıyor. Yüz kişi onu düzeltmeye çalışıyor. Böyle olmaz. Kaynak göstersinler, çok saygı duyarım. Ama öyle kendi kafasına göre, kendi mantığına göre söyledi mi, bu olmaz.
Bakın mesela ilk karşıma gelen, Şualar var, Said Nursi’nin, 510. Bak, Bediüzzaman diyor ki Şualar, 510’da; “Evet, yüzer mukaddes kahramanları yetiştiren ve binler manevi kumandanları ümmetin başına geçiren,” ‘ümmet’, ‘kumandan’. Bak, Müslümanlar da kumandan var. “Ümmetin başına geçiren.” Ümmet ne demek? Bütün İslam ümmetinin başına geçirmiş. Lider yapmış. On tane değil lider, bak bir tane liderden bahsediyor. “Ve Kuran’ın hakikatlerinin mayasıyla ve imanın nuruyla ve İslâmiyet’in şerefiyle beslenen, olgunlaşan, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ev halkı, elbette” yani Al-i Beyt, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyu, “elbette” diyor bakın, ‘elbette’, kesin, “Ahir zamanda, İslam dininin, Kuran-ı Kerim’in ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in sünnetinin canlandırılmasıyla, ilan ile,” ilan edilmesiyle, “hükümlerinin yerine getirilmesiyle,” bakın dikkat edin, “başkumandanları olan,” Hocam, canım Hocam. “başkumandanları olan Büyük Mehdî (a.s.)’nin kusursuz adaletini ve hakkamiyetini dünyaya,” bak, bütün dünyaya, “göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve gerekli ve sosyal hayattaki prensiplerin gereğidir.” (Şualar, 510) diyor. Hani olmuyordu Hocaefendi? Bediüzzaman “olur” diyor. Sen olmaz diyorsun. Hanginize inanalım biz? Ben Bediüzzaman’a inanıyorum, Peygamberimiz (s.a.v.)’e inanıyorum, Kuran’a inanıyorum. Bakın açıkça söyleyeyim, ayıp yapıyorlar. Allah’tan korksunlar. Hiçbir kaynak göstermeden, bu şekilde geceli-gündüzlü insanları böyle yönlendirip, sonra da Nur talebelerini kendi aralarında paramparça edip, etkisiz hale getirmek Allah Katında sorumluluk getirir. Ama Hocamızı yine bak tenzih ediyorum, mazlum bir insan. Allah rızası için anlatıyor, gerçi yanlış anlatıyor, eksik anlatıyor, ben de uyarıyorum.
Bak mesela Mektubat, 29. Mektup, 7. Risale olan 7. Kısım, sayfa 411-412: “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında,” yani devrimizde, “elbette en büyük bir müçtehid,” bir tane müçtehid var, müçtehidler derdi Bediüzzaman, bir tane müçtehidten bahsediyor, “hem en büyük bir müceddid,” bak, “bir müceddid” diyor, müceddid, “hem hâkim,” hakim, hakimler demiyor, hakim. Mehdi (a.s.)’in özelliğidir hakim. “hem mehdi, hem mürşid,” mürşitler demiyor, mürşid, “hem kutb-u azam,” kardeşim, kutb-u azam ne demektir? 1400 seneden beri biz biliriz; kutb-u azam, kutup nedir? Bir noktasıdır. Güney Kutbu, Kuzey Kutbu diyorsun, en uç noktadır. Tek bir şahıs için denir kutb-u azam. “Kutb-u azam olarak bir nuranî zatı gönderecek.” Bak, bir tane nurani zat. Ne yapıyormuş bu şahıs? Hem büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak geliyor bu şahıs. Sen ne diyorsun? “Bunların hepsini bir arada yapamaz” diyorsun. Bediüzzaman da “yapar” diyor. Ben, sana mı inanayım, Bediüzzaman’a mı inanayım? Peygamberimiz (s.a.v.)’e mi inanayım, sana mı inanayım? Kuran’a mı inanayım, sana mı inanayım? Tabii ki ben, Kuran’a, hadise, Peygamberimiz (s.a.v.)’e inanırım. Said Nursi’ye inanıyorum. Hayali konuşma bunlar. Çok net açıklamış Bediüzzaman. Bakın; “hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olacaktır.” “Seyyid olacaktır” diyor. Bir kişi. Çok açık, net; “Müslümanlara lider olarak gelecek” diyor. “Başkumandanları olacak” diyor, Başkumandan. Kaç tane olur Başkumandan?
OKTAR BABUNA: Bir tane Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bakın çok açık buradaki; “Elbette Ahir zamanda, İslam dininin, Kuran’ı Kerim’in ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in sünnetinin canlandırılmasıyla, ilanı ile,” ilan edilmesi, hükümlerinin yerine getirilmesi dünya çapında. Bakın, “başkumandanları olan” diyor. Hoca, sen ne diyorsun bize. “Başkumandan” diyor. “Başkumandanları olan Büyük Mehdi(a.s.)’nin kusursuz adaletini,” bak, “adaleti nasıl sağlayacak?” diyor Hocam. “Sağlayacak” diyor işte Bediüzzaman. “Hem de kusursuz adaletini” diyor. “Ve hakkaniyeti dünyaya göstermeleri” diyor, “gayet makul olmakla beraber,” Hoca diyor ki; “makul değil” diyor, Bediüzzaman “makul” diyor. “Gayet lazım, gerekli ve sosyl hayattaki prensiplerin gereğidir” diyor Bediüzzaman. Hocam o zaman sen insanları yanlış yönlendiriyorsun, doğru söylemiyorsun.
OKTAR BABUNA: Deccali söylemiştiniz Hocam, hadis vardı deccalle ilgili, okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “"Hiçbir Peygamber yoktur ki ümmetini tek gözlü yalancı (deccâl)'den uyarmış olmasın. Dikkat edin ki onun bir gözü kördür. Rabbiniz ise tek gözlü değildir. Körün (deccâl'in) iki gözünün arasında kâfir yazılmış olacaktır" buyurdular. Hiçbir Peygamber yoktur ki ümmetini (deccâl)'den uyarmış olmasın.” (Buhari, Müslim, Tirmizi) Siz dikkat çekmiştiniz “en büyük deccal” diye, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama buradaki hadis o değil, “en büyük olaydır” diyor hadiste. O hadisi göster göster. “Gelmiş geçmiş dünya tarihinin en büyük olayıdır” diyor deccal için ve bütün Peygamberler deccale karşı uyarıyor. Nemrut’a, Firavun’a karşı halkı uyarmamıştır Peygamberler, geçmiş Peygamberler. Sadece deccale karşı uyarmışlardır. Ve bütün Müslümanlar namaz tesbihatında deccalin ismi geçtiğinde ellerini ters çeviriyorlar. Süfyandan ve deccalden Allah’a sığınıyorlar. O hadisi bulursan onu gösterebilirsin. “Dünya çapında en büyük olaydır” diyor. Zaten ortada da ayrıca, net olay. Firavun’un devrinde birkaç milyon kişi var en fazlası, şu an 6,5 milyar insan deccalin eline teslim olmuş vaziyette. İmansız, dinsiz oldular. Materyalist, Darwinist oldular. Bu anlaşılmayacak gibi mi bu? Yaptığı tahribat, daha az önce anlattım, bir milyar insanı katletti deccal. O devirdeki en fazla, en fazla 10 bin kişi, 15 bin kişi, 20 bin kişi. Hadi olsun olsun da 40-50 bin kişi olsun ve fesada uğrattığı insanların sayısı da çok az oluyor. Deccal Dünya tarihinin en büyük olayıdır. Görmediklerinden değil, görüyorlar da ve Bediüzzaman da diyor ki; “70 yıl kaldı, Müslümanlık” bitiyor diyor. Başka yok. İslam ahlakı dünyaya hakim olacak 70 yıl sonra; ne Müslümanlık, ne Hıristiyanlık, ne Musevilik hiçbir din kalmıyor ondan sonra, bozuluyor ve ondan sonra Kıyamet. “1545 (2120) gibi Kıyamet kopacak” diyor. Bu konuşmayla Müslümanları müthiş uyuşturduğunun farkında mı kardeşimiz? Yani böyle büyük bir olayı örtbas ettiğinin farkında mı? Zannediyorum farkında değil.
Bakın diyor ki Mektubat, 29. Mektup, 7. Risale olan 7. kısım, sayfa 411, 412; “Cenab-ı Hakk, bir dakika zarfında yer ve gök arasındaki alemi bulutlarla doldurup boşalttığı gibi,” Hocam diyor ki; “nasıl olabilir bu kadar kısa zamanda?” diyor, “Peygamberimiz (s.a.v.)” diyor, “23 yılda yapamadı” diyor. “Mehdi (a.s.) nasıl yapar bunu?” diyor. Mehdi (a.s.) Peygamber (s.a.v.)’in kumandanı olarak geliyor ve meydana gelen zafer Peygamberimiz (s.a.v.)’in zaferidir. Peygamberimiz (s.a.v.) mesela bir kumandanına diyor ki; “git falanca yerde mücadele et” diyor. O cihadını yaparken Peygamberimiz (s.a.v.) vefat etmiş oluyor, haberi olmuyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefat ettiğinden. Ama o cihadına devam ediyor ve zafer kazanıyor. Bu zafer kimin zaferi olmuş oluyor? Peygamberimiz (s.a.v.)’in zaferi. Ne fark eder? Ha bir saat, ha bir gün, ha 1400 sene, ne fark eder yani? 1400 sene sonra Peygamber (s.a.v.)’in kumandanı dünya çapında bir zafer kazanıyor. Bunu kim söylüyor? Peygamber (s.a.v.) söylüyor. Sen Peygamber (s.a.v.)’i tekzip etmiş oluyorsun, Peygamber (s.a.v.)’in söylediğinin mantıksız olduğunu söylüyorsun sen, “yanlış söylüyor” diyorsun. Kuran’ın açıklamaları var, onlara da yanlış diyorsun sen. Yani bu ona geliyor, tabii açıkça öyle demiyor ama ona gelir o. Bediüzzaman’ı diyorsun, işte Bediüzzaman da açıklıyor şimdi, Bediüzzaman buna cevap veriyor, arkadaşımızın konuşmasına. O ne diyordu? “23 senede” diyor, “Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını Mehdi (a.s.) kısa sürede nasıl yapacak” diyor. Bediüzzaman diyor ki; “yapar” diyor, “yapacak” diyor.
SUNUCU 1:“Allah korusun” diyor. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in 23 senede yapamadığını Mehdi (a.s.) mi yapacak?” diyor.
ADNAN OKTAR:Yani bak, o da öyle, Müslümanların mesela hamiyet damarından yaklaşarak, İttihad-ı İslam’ı imkansız hale getirecek bir şey meydana getiriyorlar. Yani o zaman ne diyecek Müslüman? Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını biz mi yapacağız? Şahs-ı manevi, o zaman şahs-ı manevi, kim oluyoruz biz” diyecek adamlar. Mehdi (a.s.) yapamıyor, Peygamber (s.a.v.) de yapamıyor. Şahs-ı manevi yapıyor. Şahs-ı manevi kim oluyor demez mi adam o zaman? Aynı mantığı o zaman şahs-ı manevi için de düşünür adam. “Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını şahs-ı manevi mi yapacak?” der, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Okuyayım mı hadisi, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“Allah, Hz. Adem (a.s.)’i yaratmış olduğu günden bu yana, deccalin fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır.” (Kıyamet Alametleri) Berzenci Hazretleri, Hocam.
ADNAN OKTAR:Berzenci. Bak mesela o da Suyuti’den alıyor. Çok büyük bir İslam alimidir Berzenci, o söylüyor. Bir daha oku hadisi.
OKTAR BABUNA:“Allah, Hz. Adem (a.s.)’i yaratmış olduğu günden bu yana, deccalin fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır.”
ADNAN OKTAR:Hocam ne diyor? “Yok” diyor, “öyle bir şey yok” diyor. “Firavun, Nemrut’un yaptığı fitneler çok daha önemlidir” diyor, “deccal önemsizdir” diyor. “Hiçbir önemi yok onlara nazaran” diyor. Peki, Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “En büyük fitne deccalin fitnesidir” diyor. Hocamız nereden almış bu fikri? Kendinden almış, olmaz böyle. Bediüzzaman’dan da almıyor. Bak, Bediüzzaman ne diyor? Hocamız “kısa sürede olmaz” diyor, Bediüzzaman’da “kısa sürede olur” diyor, açıklıyor şimdi, Mektubat’ta, 411-412; “Cenab-ı Hak, bir dakika zarfında yer ve gök arasındaki alemi bulutlarla doldurup boşaltır” diyor. Bakın, bir dakika zarfında. “Yer ve gök arasındaki alemi bulutlarla doldurup boşaltır.” Hocama göre bu olmuyor işte. Bak, “olur” diyor Bediüzzaman, “kısa sürede olur” diyor. “Bir saniyede denizin fırtınalarını dindirir” diyor. Bakın, bir saniyede. Hocama göre bu mümkün değil ama Bediüzzaman’ın dediğine göre bu olur. Peygamberimiz (s.a.v.)’e göre de olur, Kuran’a göre de olur ama Hocamıza göre olmazmış. “Ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin örneğini meydana getirir” diyor. Bak, “bahar içinde bir saatte,” “serin bir havada bir anda yaz meydana getirir” diyor. “Bir saatin içinde yapar” diyor. Kısa bir sürede. “Yazın da” diyor, yaz ortamında, sıcak havada, “bir saatte kış fırtınası meydana getirir” diyor. “Bir saatin içinde oluşur” diyor. “Kış, kıyamet olur ortalık” diyor, bir anda. “Soğuk olur” diyor. Yani bu kısa sürede olma olayı, kısa sürede meydana gelme olayı, İslam ahlakının kısa sürede dünyaya hakimiyetinin Adetullaha uygun olduğunu, Allah’ın zaten böyle bir kanunu olduğunu bu kanunlardan örnek vererek Bediüzaman anlatıyor. “Bunu yapan, bunları icat eden Kadir-i Zülcelal,” her şey kadir olan Allah, “Hz. Mehdi (a.s.) ile de, İslam alemi üzerindeki zulüm ve karanlığı dağıtabilir.” Yani şu andaki zulüm ve karanlığı dağıtabilir. Hocama göre nedir? O da “dağıtamaz” diyor, “yapamaz” diyor, “Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını o yapamaz” diyor. Peygamber (s.a.v.) ne diyor? “Yapar” diyor, “benim evladım, yapacak” diyor, “benim kumandanım yapacak.” Bediüzzaman da “yapacak” diyor. Hocam da “yapamaz” diyor. “Dağıtabilir ve vaat etmiştir” diyor. Kim vaat etmiş? Allah vaat etmiş, Kadir’i Zülcelal. Allah vaat etmiştir. “Vaadini elbette yapacaktır” diyor. Hocam da “elbette yapmayacaktır” diyor. Kardeşim, şimdi bu ne demek bu? Müslüman bir insan Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyorsa, ona da tabiyse, hadisleri okuyup ona tabi oluyorsa, Kuran’ı okuyup ona tabi oluyorsa; Kuran’dan, hadisten veya Risale-i Nur’dan örnek vermesi gerekir. Kendi kafasına göre konuştu mu işte böyle olur. Neler anlatalım Oktar Hocam başka?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Peygamber (s.a.v.)’in bir hadisi vardı Hocam. Hz. Mehdi zamanında yaşayacak bazı sözde din adamlarının nefislerine ve kendi dinlerine uygun görmedikleri için Hz. Mehdi (a.s.)’ye karşı çıkacaklarını söylüyor. Okuyayım mı onu Hocam?
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: “Beni Haşim bir genç (Hz. Mehdi (a.s.)) çıkacak. İnsanları dine çağıracak. Araplara da tebliğ yapacak. Onun karşıtları çoğunlukla alimler olacak. Yazılmış rivayetler ve aktarılmış sözlere rağmen, onlar ancak kendi bencil arzularını anlatacaklar. Eğer gerçeğin özü onların heveslerine ve arzularına aykırı düşerse, o zaman söyleyeni imansızlıkla suçlarlar ve derler ki: "bunlar önceki imamlarımızın anlattıklarına muhaliftir, değişmez kanunumuzda bu yoktur."” (Beheyullah, Kitab-ı İkan) Nefislerinin hoşuna gitmediği için, kendi planlarına uygun düşmediği için karşı çıkıyorlar.
ADNAN OKTAR:Evet, biz Hocamızı tenzih ediyoruz. Orada o iyi niyetle ve çocukluğundan itibaren muhtemelen o yönlü eğitildi. Yani tek yönlü almış bilgiyi. Bu gözle bakmamış demek ki, biz de işte doğrusunu anlatıyoruz.
Sen o zaman kapanış konuşmasını yap, ben bir ayetle devam edeyim sonra.
SUNUCU 1:Tamam, inşaAllah. ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza 12:30’dan itibaren Kaçkar Tv, ART Uşak Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve aynı zamanda HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Tv Kayseri ve Samsun Aks’tan takip edebilirsiniz. Sözü Hocama bırakıyorum tekrardan.
ADNAN OKTAR:Kaçkar Tv, Karadeniz. Aslandır Karadeniz, bütün Türkiye gibi aslandır hepsi, maşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Allah, Tevbe Suresi, 14’te münafıklara karşı; “Onlarla mücadele ediniz” diyor. “Allah, onları sizin ellerinizle etkisiz hale getirsin, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, müminler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun. Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve Allah'tan ve Resûlü’nden ve müminlerden başka sır-dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan' bırakılıvereceğinizi mi sandınız?” Yani “münafıkları Allah belirtmeden, münafıkları ortaya koymadan cihattan kaçınan; İslam ahlakının dünya hakimiyetinden, İttihad-ı islam’dan şiddetle kaçınan ve Müslümanlara düşman olan münafıkları ortaya çıkarmadan, Allah sizi bırakmayacak” diyor. Münafıklar mutlaka ortaya çıkacak ve “sizlerden onları ayıracağım” diyor Allah.
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...