SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam www.HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tv Kayseri, Samsun Aks, Adana Ceylan CRT Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Uşak Egem Tv, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Super Tv ve Radyo, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Bingöl Fm 102.0, Aksaray Radyo Star 94.0, HaberHilal.com, HaberAktuel.com, SelamHaber.com ve 8Sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, ne anlatacaksın?
OKTAR BABUNA: Bu göktaşlarına dikkat çekmiştiniz Hocam,1980’den sonra dünyanın etrafında toplandıklarına. Onunla ilgili videoyu göstermek istiyorum müsaade ederseniz inşaAllah. Milyon hesabıyla toplanmışlar. “Dünya yörüngesinin hemen dışında yer alan göktaşı kuşağının” burada görülüyor göktaşı kuşağı “içinde irili ufaklı 2 milyon göktaşı vardır. Bunlardan ancak 150 bin tanesinin yörüngesi henüz tespit edilebilmiştir. Bu göktaşlarından hangisinin dünyayı ne zaman vuracağı belli değildir.” diyor inşaAllah siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Bilim adamları” burada görünüyor göktaşlarının büyüklüğü “güneş sistemi içerisindeki her katı cismin üzerinde kraterler olduğu gördü. Bu da göktaşlarının da kendi aralarında sürekli çarpıştığını, Dünya’nın da sürekli bu çarpışmalara maruz kaldığını gösterdi. Her sene yaklaşık 500 göktaşı dünyaya düşer. Bunların çoğu okyanuslara ya da karaların, insanların yoğun olarak yaşamadığı bölgelerine düştükleri için çok fazla yankı uyandırmazlar.” Ama “1908 yılıda Sibirya’nın” burada görülüyor “Tunguska bölgesine düşen göktaşı 15 megaton (15 milyon ton) TNT’ye” TNT -patlayıcı bir madde- “eş değer yıkım gücündeydi. Çarpma sonucu ortaya çıkan şiddetli dalga yüzlerce kilometre kare alanı yakıp, yerle bir etti.” sağdaki fotoğrafta görülen “ Bu göktaşı eğer birkaç saatlik farkla dünyaya ulaşsaydı, büyük nüfuslu St. Petersburg şehrinin yok olmasına neden olabilirdi.” Bir de Hocam ayet var inşaAllah. Ayetin ebcedide 2118 çıkıyor, Kıyamet saatinin insanlara aniden geleceğini haber veren bir ayet. Ayeti okuyacaktım inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Artık onlar, kıyamet saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar? İşte onun işaretleri gelmiştir. Fakat kendilerine geldikten sonra öğüt alıp düşünmeleri onlara neyi sağlar?”Kıyamet saatine dikkat çekiyor Allah ve bunun ebcedi de 2118 çıkıyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Oktar Hocam şimdi senin anlatacaklarını önce bir önden dinleyelim hepsini.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bir haber vardı Hocam. “PKK’lılra eş zamanlı af mı var?” diye. Bir iddia vardı medyada son birkaç gündür Suriye ile Türkiye arasında PKK’ya af konusunda görüşmeler yapıldı şeklinde açıklamalar vardı. Başbakanımız dün yaptığı açıklamada böyle bir şeyin olmadığını net olarak söyledi Hocam, onunla ilgili haber var.
ADNAN OKTAR:Evet, affın faydası ne olacak? Af zaten olmaz da. Afla değil fikirle olur. Afla daha da kudururlar, daha gelişirler, daha şiddetleri artar onlar hiç tedbir değil. Evet seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Ayrıca siz Hocam başörtülü kardeşlerimiz gibi başörtüsü olmayanlarına da saygı gösterilmesini ve haklarının korunmasının önemli olduğunu söylemiştiniz Hocam, vurgulamıştınız bu konuyu. Yetkililerin de bu konuda rahatlatıcı açıklama yapmaları iyi olur, demiştiniz. Ayrıca daha önce başörtülü öğrenciler okula giriyor başörtüsüzlerle beraber eğitim alıyorlardı hiçbir şeyde olmuyordu, demiştiniz. YÖK başkanı da bu doğrultuda açıklama yapmış Hocam rahatlatıcı bir açıklama. Diyor ki Yusuf Ziya Özcan YÖK başkanı “Garanti ediyorum, güvence veriyorum nasıl başörtülü öğrencilerimizin girmesini sağlıyorsak başörtüsüz öğrencilerde baskı görmeyecek. Onlar bizim güvencemiz altındadır.” demiş. Başörtüsüzlere de güvence verdiğini onlarıda korumamız altında olduğunu rahatlatıcı bir açıklama yapsınlar, demiştiniz Hocam siz. Bu doğrultuda bir açıklaması olmuş.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, sen anlatacağının hepsini anlat.
OKTAR BABUNA: Siz Hocam evrimin daha en baştan bittiğini, söylemiştiniz. Proteinlerin aşamasında. Proteinlerin tesadüfen oluşmasının imkansızlığını defalarca anlattınız. Kromozomlarında aynı şekilde tesadüfen oluşması imkansız. Mükemmel bir yapı. Kromozomla ilgili bazı bilgiler verebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Tabii.
OKTAR BABUNA:Şimdi kromozomlar DNA’nın katlanmış hali. Her hücrede 46 tane kromozom var. Tüm vücutta -insan vücudunda- 100 trilyon hücre var. Bu 4 katrilyon 600 trilyon kromozom yapar. O kadar kromozom var vücudumuzda. Tek bir hücredeki kromozomların uc uca birleştirilirse 1.5 metre yapar, bütün vücuttaki hücrelerdeki kromozomların birleştirildiği taktirde 150 milyon metre yapar yani 150 bin kilometre demektir bu. Bizim DNA’larımızın toplam uzunluğu. Tek bir hücredeki kromozomların içerdiği bilgi, yaklaşık 1000 ciltlik ansiklopediye eşit yani 920 ciltlik Anabritannica Ansiklopedisi –piyasadaki en büyük ansiklopedi- ki onlar 24, 25 cilt. Bir tek hücrede bakın 920 ciltlik ansiklopediye eş değer bilgi var, o kadar çok bilgi var. Bir gram DNA’nın içindeki bilgi 200 trilyon kitaba eş değer. Bir gramın içine Allah 200 trilyon kitaba eş değer bilgi yerleştirmiş. Kromozomun toplam kalınlığı 1 metrenin milyarda biri kadar kalınlığında. Yani bir nanometre büyüklüğünde. Gözle görülmesinin imkanı yok ancak elektromikroskop yardımıyla görülebiliyor. Vücuttaki üreme ve kan hücreleri hariç bütün hücreler geçen her saniye de yaklaşık 2000 tane protein üretiyorlar. Yani her saniye 2000 protein üretiliyor tek bir hücrenin içerisinde. Yani bir hücredeki proteinler saniyede tam 2000 kere kromozoma kopya çıkartmak için uğruyorlar. Bir gün 86.400 saniye, dolayısıyla bir günde tek bir hücrede toplam 86.400 X 2000 yani 172 milyon 800 bin protein üretiliyor. Bakın 172 milyon tane protein üretiyor bir günde tek bir hücrede. 100 trilyon hücre var. Bu da 100 trilyon X 172 milyon 800 bin protein demektir ve hatasız yapılıyor bu işlem maşaAllah. Tüm bu işlemlerin hepsi boyunca tek bi hata dahi yapılmıyor. DNA’nın üzerinde 100 bin farklı proteinin şifresi bulunuyor tek bir DNA’da hücrenin DNA’sında 100 bin ayrı bölge protein şifresi kodluyor bu da DNA’nın yüzde 2’lik 3’lük bölümünü oluşturuyor. Yüzde 98’lik bölümün fonksiyonları, işlevleri henüz bilinmiyor. Proteinin birkaç harflik kodu bulabilmesi 1000 ciltlik bir ansiklopedi içinde tek bir sayfayı bulabilmeye benzer. Yani kapkaranlık bir ortam da 1000 sayfa var yanyana, siz diyelim birisine bir sayfayı tutuşturuyorsunuz bu bilgiyi bul diye, onu gidip bulması gibi bir işlem bu ama karanlık ortamda ve moleküler bunu kusursuz yapıyor doğrudan gidiyor ki yumak halindedir o, DNA böyle katlanmış olarak, o yumağın içerisinde sadece ilgili bölgeyi açıyor, sadece ilgili bölgeyi bulup çıkıyor tek bir sayfalık bilgi. Bakın 1 milyon sayfa arasından karanlık ortamda bir sayfayı yumağın içinde bulup, orayı açıp, kopyalayıp çıkıyor. Bu hiç bir şekilde izahı olamayan bir şey. Allah’ın aklıyla olabilecek bir şey. Nitekim dünyanın en ünlü biyoloji kitabında “Bu samanlıkta iğne bulmaya benzer.“ diyor. Yani karanlık bir ortamda samanlıkta kimse iğne falan bulamaz. Aydınlıkta da bulamayabilirde karanlıkta hiç bulamaz. Ama moleküller bunu, atom toplulukları, bunu yapıyor hücrenin içerisinde ve her an yapıyor. Saniyede de 2000 protein üretiyolar. Hatta 100 trilyon X 172 milyon protein üretiliyor toplam insan vücudunda. Hücrenin içi kapkaranlık. Bu güne kadar yaşamış gelmiş geçmiş her canlı türünün bütün özellikleri kanat, göz, akciğerleri, yüzgeçleri bilgi olarak tek bir DNA’ya yüklense toplam DNA hacmi bir çay kaşığının ancak küçük bir kısmını doldurur yani gelmiş geçmiş tüm canlılar, bir gram DNA’da da 200 trilyon kitaba eşdeğer bilgi var. MaşaAllah protein sentezi için DNA’nın varığı şart. Proteine ait kodlar DNA’lar üzerinde fakat DNA’ların oluşabilmesi içinde proteinlerin –enzimleri- varlığı şart. Yani proteinler olmadan DNA’lar olmuyor. DNA’lar da olmadan proteinler olmuyor. İkisi aynı anda mutlaka var olması gerekiyor, eksiksiz olarak. Birinin diğerinden önce oluşmuş olması imkansız, ikisinin birlikte olması gerekiyor. Bu konuda, Darwinizm’in en büyük açmazlarından birini teşkil ediyor. Bunların aynı anda var olması gerektiği Allah’ın yarattığının çok kesin bir delili. Yani hücre her haliyle eksiksiz mükemmel olarak olmak zorunda, tek bir protein bile tesadüfen olamıyor mutlaka DNA’sı, mutlaka diğer organelleri, enerji santralleri, mükemmel bir hücre gerekiyor Hocamızın vurguladığı aylardır yıllardır maşaAllah, Darwinizm’i bitiriyor zaten bu.
ADNAN OKTAR: Evet, hücrenin içindeki yapı daha yeni ortaya çıktı. Elektromikroskoptan sonra. Aslında olayı böyle anlamazlıktan geldi Marksistler, Darwinistler, materyalistler. Yani hücrenin böyle olduğunu, sistemin bu kadar karmaşık, bu kadar teknik inceliklerle dolu olduğunu bilmiyorlardı. Ama çok kapsamlı, çok çok kapsamlı. Bu tek başına materyalizmi bitiren bir konu. Ama bunun çok iyi gündemde tutulması lazım. Yani biz nasıl böyle, insanlar yemeği içmeyi nasıl ezberden biliyorlar bu konuyu da öyle ezberden bilecek hale gelmeleri lazım. Çünkü görünmeyen bir dünya olduğu için, insanlar o kadar bilmiyorlar, görünen dünyayı insanlar bilirler. Bu görünmeyen dünya olduğu için, sırf anlatım değil de film olarak, şekillerle ve parça parça bölümlere ayırarak hatta numaralı böyle birer birer anlatılması lazım. Çünkü bu hücrenin içindeki detaylar öyle anlatılıp geçilecek gibi değil. Yani her biri çok nefes kesici, alenen mucize. Çok net mucize, hiçbir tarifi yok, hiçbir açıklaması yok ve burada proteinler akıl gösteriyor yani insan aklı gibi akla sahip proteinler. Burada çok acayip bir durum var. Protein normalde toz olarak hiçbir işe yaramıyor, duruyor. Ama hücrenin içerisinde birden akıllanıyor adam, yani en akıllı adamın yapamayacağı işleri yapmaya başlıyor. Mesela karanlıkta gidiyor bir şeyler buluyor, yer değiştiriyor, iş yapıyor adam. Yürüyor. Var ya sen bir tane yürüyen protein vardı, göstermiştin. Yani proteinin yürümesi çok acayip yükü alıp götürmesi. Ama asıl kromozomun yapısı ve bu, Oktar’ın anlattığı bilgiler. Oktar’ın anlattığı aslında çok küçük bir bölümü ve çok çok küçük bir özeti, şöyle yapılması gerekiyor o bölümlerden bir tanesi alınıp, iyice genişletilip kapsamlı anlatılması sonra ikinci bölüme geçilmesi, acele edilmemesi gerekir. Mesela burada en az 700, 800 konu var. Yani böyle birbirinden harika. O, 700 konuyu teker teker ayırmak lazım. Ve onların üstüne birer birer, ayrı ayrı çalışma yapılması gerekiyor. İyi düşünülürse iman etmeyen hiç bir insan kalmaz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Evrimcilerin bir açıklaması vardı, protein oluşumuyla ilgili. Gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet, bakayım.
OKTAR BABUNA:Haber Türk kanalında.
ADNAN OKTAR:Kardeşim işte Marksistler’in, Darwinistler’in perişanlığından küçük bir örnek ama bakın böyle olmasına rağmen bunlar 6.5 milyarla dünyaya hakim olmuş durumdalar. 6.5 milyar insan bu adamın anlattığına inanıyor. Bak söylüyor “Sen kendin yapsan” diyor “bu şekilde tesadüfen bassan çıkar mı Hamlet” diyor. Çıkmayacağı belli, hiçbir şekilde de oluşmaz. Ki Hamlet çok küçültülmüş bir örnek. Çok çok küçültülmüş bir örnek yani en az bir kütüphane dolusu kitabı gözü kapalı bir insanın rastgele dakdiloya basarak bütün kütüphane dolusu bilgiyi yazması gibidir. Bir kromzomdaki bilgi. Bunun tesadüfen olmayacağı belli ama bakın 6.5 milyar insanı deccal büyüyle, manyetik alan meydana getirerek hipnozla ikna etti. Bakın 6.5 milyar insan buna inanıyor bugün dünyada. Yani gidin Avrupa’ya, Çin’e gidin, falan inanmayan bir kişi bulamazsınız. Çok nadirdir. Bir tek Türkiye silindir gibi ezdi, o da biz burada varız. Fransa da falan İngiltere de geriledi, yani bizim yoğun çalışmalarımızdan sonra geriledi. Yani bizim ulaşamadığımız yerlerde, adamlar böyle borazan öttürüyorlar adeta. Cahil ortamda çok rahat gelişiyor. Bak adamı görüyorsun “Maymun” diyor “daktiloya basa basa, basa basa Hamlet’i yazar.” diyor. “Baştan sona kadar tesadüfler sonucu, hayvan şuursuzca basacakmış, bir tane basacakmış olmayacakmış, bir tane daha basacakmış olmayacakmış, bir tane daha basacak falan, milyonlarca sene basacak olmayacak bir gün baştan sona kadar kusursuzca Hamlet ortaya çıkar.” diyor. Haydi çıktığını farz edelim, bir tane protein oldu, e ikinci proteini nerede bulacaksın? Üçüncüyü nereden bulacaksın, dördüncüyü nereden bulacaksın? Peptit bağlarını nereden kuracaksın?
OKTAR BABUNA:En basit hücrede bile binlerce protein var.
ADNAN OKTAR:Tabii yani anlatımlarında pek bir mantık yok. Yani binlerce protein bir araya gelse de bir şey olduğu yok. Kutuyla satıyorlar söyledim ya protein tozunu, duruyor. Bulamaç haline getir durur, hiçbir şey olmaz. Onun canlanması bambaşka bir sistemdir. Bambaşka bir yapıdır. Proteine akıl verilmesi bambaşka bir şeydir. Bir tane proteinin tesadüfen olduğunu anlatıyor. E kardeşim o orada durur, kısa sürede bozulur o. Anında bozulur, çok hassas bir maddedir protein. E başka bir yerde de ikincisinin olduğunu farzet. 50, 100, 200, 300, 400. E 1000 tanesini, 10.000 tanesinin dünyada çeşitli yerlerine dağıldığını düşün. E bunlar bir araya gelecekler, birleşme kararı alacaklar, sağ elli sol elli protein sorunu var, onları halledecekler, peptit bağını halledecekler. Yine hiçbir şey olmaz yani, yine bir hücreye ihtiyaç var, değil mi? Yine olmaz ama bakın koskoca dünyayı ikna etmiş durumdalar. Yani onun için yoğun gayret etmemiz gerektiği açık, aşikar. Evet Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Fosil gösterelim mi Hocam? Burada mesela 25 milyon yıllık kanatlı karıncayı görüyorz. Amber içerisinde bütün detaylarıyla bakın, antenleri, kanat yapısı, bütün özellikleri. 25 milyon yıllık, günümüzdekiyle tıpatıp aynı.
125 milyon yıllık kaplumbağa. Günümüzdekiyle aynı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Benim bahçede sevimli bir kaplumbağam var, böyle yanıma geldiğinde kafasını uzatıyor, kafasını seviyorum böyle. Bayağı akıllı bir şey.
OKTAR BABUNA:48 milyon yıllık yabani köpek kafatası.
206 milyon yıllık güve. Günümüzdeki hali.
54 milyon yıllık kum balığı, omurgasıyla, yüzgeçleriyle. Gövde yapısı baş kısmı. Günümüzdeki hali, hiçbir değişime uğramamış.
65 milyon yıllık incir yaprağı. Bu da 65 milyon yıl boyunca hiçbir değişime uğramamış, günümüzdeki hali.
12 milyon yıllık kuş tüyü. Günümüzdekinin aynısı.
165 milyon yıllık arokarya kozalağı dilimi. Kozalak dilimleri.
150 milyon yıllık yusufçuk. Çift kanat yapısıyla, gövdesiyle. Günümüzdekinin tıpatıp aynısı.
50 milyon yıllık çamur balığı gövdesiye, omurgasıyla. Günümüzdekinin tıpatıp aynısı inşaAllah, hiçbir değişime uğramamışlar. Dolayısıyla hiçbir şekilde evrimleşmedikleri çok açık Allah’ın yarattığı inşaAllah.
128 milyon yıllık çayır sivrisineği. Buda günümüzdeki hali maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam başka neler anlatacaksın?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu modern İslam’ın, “İdeal İslam’ın tek örneği Türkiye.” demiştiniz Hocam siz inşaAllah. Onunla ilgili bir haber vardı.
VTR: Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
ADNAN OKTAR:Türkiye’nin anlattığı ve yaşadığı İslam anlayışı Avrupa için çok güzel bir model oldu. Avrupa Türkiye’yi bu konuda güzel görüyor, faydalı görüyor; yaşanan İslam modelini de dünya için ideal görüyor. Bu zaten konuya tam bir çözüm getirmiş oldu. Türkiye’nin önderliğinde aydın, akılcı, samimi bir İslam anlayışı bütün dünyaya hakim olacak inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bugün çıkan haberde “Modern İslam’ın Tek Örneği Türkiye” kanaat önderleri de bunu tekrarlamaya başladı Hocam siz söyledikten sonra. “Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, bugün başlayacak kritik Tükiye ziyareti öncesinde Hürriyet’e konuştu.” diyor ki ; “Türk diplomasisinin gücüne, canlılığına ve sonuç alma biçimine çok büyük hayranlığım var.” “Geçmişte Doğu Anadolu’da bulundum. Bu bölgeden defalarca Irak sınırına, hatta bazen kaçak olarak girdim. Henüz tamamlanmış değil ama Türkiye Müslüman, modern, demokratik ve laik olan tek ülke.” diye devam ediyor “Modern İslam’ın Tek Örneği Türkiye” demiş Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet modernlikten kasıt Asr-ı Saadet Müslümanlığının başlangıcı. Çünkü İslam zaten moderndir.
OKTAR BABUNA:Atomun olağanüstü özellikleri var inşaAllah. Hocamızın “Atom Mucizesi” kitabından daha detaylı bilgi alabilirler. HarunYahya.Org’dan. Atomu oluşturan en küçük parçalar, iki tür, kuark ve elektron. Elektron hem kendi ekseni etrafında dönüyor hem de çekirdek etrafında ama saniyede 2000 km ile 100.000 km arasında değişen bir hızla dönüyor, bunu da milimetrenin milyarda biri kadar büyüklükteki bir alan içerisinde gerçekleştiriyor. Yani saniyedeki 100.000 km’yi milimetrenin milyarda biri büyüklüğündeki bir hacim içerisinde gerçekleştiriyor bunu, muazzam hızlara erişiyor. 7 farklı yörüngede dolaşıyorlar 7 kat yörüngeleri var atomların. Bazen sayıları 100’ü geçiyor, o kadar çok olabiliyor. Büyük bir hızla birbirlerinin yörüngesine atlarlar ve yer değiştirirler. Bu kadar büyük hızla, bu kadar küçük bir alanda yer değiştirmelerine rağmen bazen 100’ü buluyor elektronların sayısı birbirleriyle asla çarpışmıyorlar. Bu çok büyük bir mucize. Dünya üzerinde gerçekleşen hiçbir darbe, çarpışma yada patlama ne atomu, ne çekirdeğini nede elektronu yerinden oynatamıyor. Atomun oluşturduğu canlı ölsede, atomlar yine aynı şekilde hareket etmeye devam ediyor. Ağacı mesela yaktığımızda, onu oluşturan atomlar asla yanmıyor. Atomları birbirleriyle reaksiyona girip, diğerleriyle moleküller oluşturarak aynı şekilde elektronlar, hareketlerine devam ediyorlar. Yörüngeleri etrafıda dönmeye devam ediyorlar. Bir kağıda bir nokta koyduğumuzda, diyelim ki bir kağıda bir nokta koyduk, bunun etrafında dönen elektronları tam 50 metre uzaklıkta oluyor, bu noktayı elma büyüklüğüne getirelim, çekirdek kabul edelim o zaman elektronlar 50 kilometre ötede oluyor. O kadar büyük boşluklar var atomun içerisinde. Yani atomun çekirdeği, toplam atomun büyüklüğünün 10 milyarda biri büyüklüğündedir. O kadar küçüktür çekirdeğin hacmi. Eğer bir kesme şekerin tanesindeki atomların, her biri birer kum tanesi kadar olsaydı, bakın kesme şekerdeki atomların her birini bir kum tanesi büyüklüğüne getirsek bu atomların tamamı bütün dünyayı, okyanuslar karalar dahil yarım metre büyüklüğünde bir hacimle kaplardı. O kadar çok sayıda atom var içerisinde. Eğer bu olmasa, atomların birbirine bağlanması aralarındaki elektron alış verişiyle mümkün oluyor. Elektron da protonun 2000 binde biri. Fakat bu elektron alış verişi çok kolaydır ama hayatta bu şekilde olabiliyor. Şundan dolayı, 2 atom arasındaki, elektron alış verişi çok düşük enerjiyle gerçekleşiyor. Mesela balona bir yünü sürtsek, balon biliyorsunuz elektrostatik bir hale geliyor, tavana gidiyor yapışıyor. Tavanda bir müddet kalıyor orada elektron alış verişi oluyor tavandan elektronlarını tamamladığında –nitr hale geldiğinde- oradan düşüyor bu kadar kolay elektron alış verişi ama bu sayede hayat gerçekleşiyor. Çünkü hücremizdeki bütün olaylar bu elektron alış verişinin bu kadar kolay olması sayesinde oluyor. Mesela hücrelerimiz içinde bu geçerli. Moleküllerin birleşip hücreleri meydana getirmeleri, enzimlerin yaptığı reaksiyonlar mesela enzim deyince enzimler reaksiyoları hızlandırıyor. Örneğin bir satırı okumamız bizim normalde, enzimler olmasaydı binlerce yıl sürerdi. Tek bir satırı okumak. Ama bu enzimler olduğu için hızlandırıldığı için bu elektron alış verişinin kolay olmasından dolayı biz tabii saniye içeridinde, saniyenin kısa bir süre içerisinde okuyabiliyoruz o cümleyi işte bu kadar önemli elektron alış verişinin bu kadar kolay olması. Protonlarda artık yüklü olduğundan -çekirdekte bulunan parçacıklar- bunlar birbirlerini itiyorlar. Aynı yüke sahip oldukları için. Eğer nötronlarla protonlar birbirlerine gereğinden çok yaklaşırlarsa çekici kuvvet, itici bir kuvvet haline geliyor. Çok fazla yaklaştığında o yüzden birbirlerine belirli bir oran dışında daha fazla yaklaşmamaları gerekir. Bakın bu mesafe de şöyle, bir milimetrenin yüz milyardan biri, tek bir milimetrenin yüz milyarda biri veya 1.5 milimetrenin yüzmilyarda biri aralığında bir mesafede yaklaştıkları zaman bu denge korunuyor, daha fazla olduğunda bu denge bozuluyor yada daha uzak olduklarında.
Birde dünyadan örnek verlim. Dünya saniyede 500 metre hızla dönüyor, dünyanın dönüş hızı. Biz de onunla birlikte dönüyoruz. Dünya ise Güneş’in etrafında saniyede 30 km’lik bir hızla dönüyor. Tek bir saniyede 30 km ileriye gidiyor koskoca dünya. Güneş sistemide içinde bulunduğumuz galaksi Samanyolu Galaksisi içinde saniyede 250 km hızla dönüyor, bizde onunla birlikte dönüyoruz maşaAllah. Daha detaylı bilgi içinde Hocam sizin “Atom Mucizesi” kitabını okuyabilirler, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Başka ne var anlatacağın?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. DNA’nın hücrelerimizde bulunan DNA’nın kalınlığına bir örnek vereyim. Bir cm’nin 4 milyonda bir inceliğinde. İnsan genlerindeki toplam DNA zincirinin uzunluğu da 1.5 metre yaklaşık. Bakın 1 santimetrenin 4 milyonda biri kalınlığında. Bütün o bilgiyi içeren DNA’nın kalınlığı. Uzunluğu da yaklaşık 1, 1.5 metre boyutunda. MaşaAllah.
Hocam, siz detay olarak defalarca anlattınız maşaAllah Hz. Mehdi (a.s.) konusundaki hadislerden bahsetmiştiniz. Tahakkuk ederek ‘sahih’ hadis haline geldiler, diye. Gerçekleşerek sahih oldular. Ayrıca Mehdiyet konusunda hadislerin tevatür olduklarıda Ehl-i sünnet alimlerinin üzerinde ittifak ettikleri bir konu inşaAllah.
Tevatür denildiğinde ne anlama geldiğini bilmeyenler için de, tevatür şu anlama geliyor. Tevatür kelime anlamı olarak kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayalı kuvvetli haber demektir. Mehdiyet konusundaki hadislerin tevatür olmasının da açıklaması şöyle oluyor; Mehdiyet hakkındaki aktarılan hadisler, bu konuda yalan söylemek kastıyla aralarında anlaşmaları teknik olarak mümkün olmayan kişilerden çok farklı kanal vasıtasıyla hadis alimlerine ulaşmıştır. Yani yalan ihtimali bulunmuyor. Ehl-i sünnet alimlerinin Mehdiyet hadislerinin sahih ve mütevatir oldukları ile ilgili açıklamalardan da örnekler okuyorum inşaAllah.
Sünen-i İbn-i Mace de sahih hadis alimidir inşAllah. İbn Hacer el-Askalani Feth-ul Bari de, “Mehdi (a.s.)’nin bu ümmetten olacağı ve Hz. İsa (a.s.)’nın onun arkasında namaz kılacağına dair hadisler tevatür etmiştir.” diyor. Şevkani’de “İsa (a.s.)’nın ineceğine dair hadislerin sayısının 29’a ulaştığını söyleyerek bunları bir bir nakletmiş ve sonunda bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür haddine ulaştı. Bu beyanımızda şu sonuca varılıyor ki, beklenen Mehdi (a.s.) hakkındaki hadisler, deccal hakkındaki hadisler ve Hz. İsa (a.s.)’ın inmesine dair hadisle mütevatirdir.” Yani yalan ihtimali olmayan çok kuvvetli güçlü hadislerdir.
İmam Rabbani Hazretleri de şöyle buyuruyor; “Onların zannına göre Mehdi (a.s.) vefat etti, geçti gitti. Halbuki bu babda (konuda) gelen sahih hadis-i şerifler meşhurdur. Hatta tevatür manevi derecesinde olup taifenin sözlerini teksip etmektedir.” diyor. Tevatürü manevi de mana bakımından aynı manayı ifade eden, yalan olması mümkün olmayacak kadar çok kişi tarafından nakledilen hadis. Yani hem sahih, tevatür –yalan ihtimali olmayan- bir de Hocamız defaatle vurguladı 150’den fazla hadis, Alamet gerçekleştiği için zaten gerçek olmuş oldu tam en kesin delille inşaAllah. Gerçekleri ispatlanmış oldu maşaAllah.
Hocam Hz. Mehdi (a.s.) hakkında hangi güvenilir kaynaklardan hadisler rivayet edildiğini de okuyabilirim eğer isterseniz.
Hz. Mehdi (a.s.) hakkındaki hadislerin rivayet edilen hadisler; Tirmizi’nin Sunen’i’nde -sahih hadis kitabı-, Ebu Davud’un Sunen’i’nde -sahih hadis kitabı-, İbn-i Mace’nin Sunen’i’nde, Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde, Abdulrezzak bin Hemmam’ın el-Musannef’inde, İbni Ebi Şeybenin El Musannef’inde, İbni Hemmam’ın Sahih’i’nde, el-Heysemi’nin Zevaid’inde, Suyuti’nin –çok büyük hadis alimi- Cami’üs Sağir, el-Muttaki el-Hindi’nin Kenz’ul Ummal’inde, Hakim’in Müstedrek’inde, Deylemi’nin el-Firedevs’inde, Darekutni’nin Süneri’nde ayrıca büyük İslam alimlerinden İbni Kesir, Hafız Busuri, Zehebi, Muziri, Azmabadi, Elbani güvenilir hadisi şeriflerinde yer vermişlerdir. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Ayet okursanız Hocam, çok güzel oluyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Kehf Suresi’nde Zu'lkarneyn(a.s.) kıssasını okuyayım. İnşaAllah. 84. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik”bu ifade dünya hakimiyetini anlatan diğer ayetleri anlamamız için Kuran’ı Kuran’la tefsirde delildir. Mesela diyor ki Allah, “Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik” diğer ayetlere de bakıyoruz Allah yeryüzünde bir iktidar vereceğinden bahsediyor. Müslümanlar’a yeryüzünde bir iktidar vereceğinden bahsediyor. Kuran ayeti, çok fazla ayet var. O zaman bu ayetten, dünya hakimiyetini anlatan bu ayetten, diğer ayetleride çözmüş oluyoruz. Yani zaten açık anlamı da fakat bu pekiştirmiş oluyor. Dünya hakimiyetinin açık olduğu anlaşılıyor, “ve ona her şeyden bir yol (sebep) verdik.” Demek ki Müslümanlar her türlü genel kültür ve bilgiye sahip olması gerekiyor. Dünya siyasetini bilecek, politikayı bilecek, bilimi bilecek, sanatı bilecek, estetiği bilecek, her şeyi bilecek. Bak “ona her şeyden bir yol (sebep) verdik.”“İmkan verdik.” diyor. Dar oldu mu ufku, cahil oldu mu yenilme kaçınılmaz oluyor Osmanlı’da öyle oldu mesela. Cahil bir kitle oluştu hem cahiliyet hem iman zafiyeti hem de Darwinizm’e karşı tavır koyamamaları, koskoca Osmanlı’yı yıktı. Allah’ın dilemesiyle.
85. ayette. “O da, bir yol tuttu.”diyor Cenab-ı Allah. Bunların tabii anlamını sonra daha genişleteceğiz inşaAllah, Allah nasip ederse. 86. ayette. “Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı” Kuran şifreli olarak Ahir zamanda olacak birçok olayı bize bildirir. Birçok geçmişte olan olayı da bildirir. “Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı” İslam güneşi nerede battı? İstanbul’da battı. Değil mi? İslamiyet son artık burada yani Müslümanların birliği ve beraberliği oldu ve sonra bitti. Halifelik kaldırıldı. Zaten halifeler görevini yapmıyorlardı yani son dönem, o anlamda İslam Birliği’ni halifeler derken Abdulmecid Efendi zamanı, Vahdettin zamanında, onların yapabileceği bir şey kalmamıştı zaten, genel olarak çünkü ümmette bir çöküntü vardı Allah’ın takdiri o, yani ona geldi olay. Sonunda güneş İstanbul’da battı. Burada İstanbul’a bir işaret var. “Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı”’daki bir anlam bu. Ikinci, ayetin devamında “ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu,” Güneş genellikle Mehdi (a.s.) için kullanılan bir ifadedir yani hadislerde de vardır, İslam güneşi olarak belirtilir. “ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu,” yani 86. da Mehdiyet’e bir saldırı olacağına dair bir işaret gibi görünüyor Kuran’da. Bak “ve onu kara çamurlu” yani güzel olmayan, iyi olmayan bir yerde battığını, gizlendiğini gördü. Yani güneşin orada yok olduğunu gördü, anlamına geliyor. “yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn,” Zu'l-Karneyn, dünyanın hem doğusuna hem batısına hakim olma anlamına gelir. Yani Zu'l-Karneyn iki cehdledir yani doğu ve batı, doğuya ve batıya hakim anlamına geliyor Zu’l-Karneyn. “(istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin." “Dedi ki: "Kim zulmederse biz onu azaplandıracağız,” yani suç işlerse adam tabii ki suçunun cezasını alır ama zulüm ederse, zulmederse cezası vardır. Mesela adam birini yaralıyorsa tabii hapsedilir, bir şey yapılır yani cezası verilir “sonra Rabbine döndürülür,” asıl ahirete gider “O da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır.” Yani eğer zulmettiyse Müslümanlara, Allah da ona acı verir. Mesela cinayet işlediyse değil mi, sonsuza kadar Cehennem’de kalır eğer tövbe etmezse.
Fakat 88. ayette diyor ki Cenab-ı Allah; “Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa,” bir kere iman edecek ve samimi eylemlerde bulunursa, yani her hareketi samimi olacak konuşması, üslubu, ibadetleri, tavrı, hayatı her şeyi samimi olacak “onun için güzel bir karşılık vardır.” Bak çok net buradaki ifade, hem dünya hem ahiret için net ifade, güzel bir karşılık vardır. “Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz." Bakın dinde temel olan bir konu yani Mehdiyet’in temel konularından birine Kuran dikkat çekmiş oluyor. Bak “Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz." Yani dinde tahfif esastır. Dini zorlaştırmak münafıkların silahıdır. Münafıklar dini içinden çıkılmayacak hale getirirler. Böylece kendi içinde boğmaya çalışırlar dini. Yani dini koruyoruz gibi göstererek, değil mi? Mesela bir insan, ne bileyim bir kediyi seviyorum diye hayvanın ağzını, burnunu kapatıp boğabilir isterse. Sevme görüntüsünde, değil mi? Veyahut bir kuşu çok seviyorum diye hayvanı öldürebilir, sevme görüntüsü adı altında. Münafıklar da dini, sevme görüntüsü vererek dini kendi içinde boğarlar. Yani boğmak isterler, çok fazla yeni hükümler çıkararak, Kuran’ın hükümlerini yorumlarla genişleterek, münafıklar yoruma çok yatkındırlar. Mesela herhangi bir ayet. Mesela “Kim zulmederse Biz onu azaplandıracağız,” diyor Cenab-ı Allah burada ayette. O zaman der ki adam, “Zulüm nedir?” “Sen mesela” diyor “bugün doğru konuşmadın, yalan söyledin. Ben seni azaplandıracağım.” diyor. “Ne yapacaksın?” “Döveceğim seni.” diyor. “Allah diyor.” diyor. ““Kim zulmederse Biz onu azaplandıracağız,” buradaki ayette.” diyor. “Yalan söylemek zulüm olduğuna göre, ben de şimdi seni azaplandıracağım.” diyor. Adam mesela ağır şekilde yaralıyor. Mesela bu bir münafık yorumudur. Yani münafıklar bu mantığı geliştirirler. Kardeşlerimiz sormuşlar, nasıl yapıyorlar bunu diye. Bu tarzda yaparlar. Yani hiç ummadığın şekilde Kuran’dan kendine göre bir mana çıkartır ve Kuran’ı böyle genişleterek hayatı boğacak hale getirir. Adam da Kuran’dan konuştuğunu söylediği için insanlar da, Allah’a inanan safi kalpli insanlar da onlara karşı bir şey diyemiyorlar ve onun çizgisine doğru giderler. Yani yobazların yaptığı da budur yani yobazlar, münafıklara hizmet ederler. Mesela sonunda da yıkar İslam’ı yani yaşanamayacak hale getirir ve yıkar. Bak “Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz." Cenab-ı Allah ne diyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “Hz. İbrahim’in dini gibi kolaydır.” İslam dini “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler.” Onun için Mehdi (a.s.)’nin işinde ağırlıklı olarak tahfif var yani dini en kolay şekilde insanlara göstermek. Hadislerde bunu görüyoruz. O yüzden adamlar –münafıklar ve yobazlar- karşı çıkacaklar ve diyecekler ki; “Bu adam bizim dinimizi öldürdü.” Yani dini kolaylaştırmasından dolayı dini öldürdüğünü, söylüyorlar Mehdi (a.s.)’nin. “Ya bunları nerden çıkarttın?” diyor adam, değil mi? “Bu dinin bir hükmü, bak ben sana açıkça söyleyeyim ayette var.” diyor. Buna çok örnek verebilirim mesela. “Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz." Demek ki Mehdiyet’in bir yönü bu.
89. ayette. “Sonra (yine) bir yol tuttu.” Mesela 89 bir dönem. 1989’a bakıyor aynı zamanda. Bir kilit dönem olduğu anlaşılıyor.
“Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı”bu da şifre olduğu belli. Çünkü güneşin doğması batması, zaten doğar batar güneş. Güneşin battığı yer diye bir şey zaten yoktur. Doğduğu yer diye de zaten bir şey yoktur. Yani burada Kuran’ın alanen bir şifre verdiği, bir şeyler anlattığı, kapalı bir sır anlattığı çok sarih belli. “Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.” 90’da İslam’da bir gelişme başladı. Yani 1990’larda ciddi bir gelişme başladı. Bir anlamda ona bakıyor olarak görüyorum Allah-u alem. “onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.” Şimdi iki anlamı var ama bir anlamı da Ahir zamanda insanlar, bu yıllarda bu çok yoğunlaştı, mesela plajların yoğunlaşması bu yüzyıla has bir özelliktir. Daha önce böyle bir şey yoktu biliyorsunuz. Bütün dünyada plaj salgını yayıldı. Bak ne diyor; “onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.” Yani belirli bir yüzyıla da bakmış oluyor, yani güneşle çok muhatap olan insanların yoğunlaştığı bir devir inşaAllah.
“İşte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten her şeyi) Biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık.”Mehdi (a.s)’de özü kapsayan bilgi var yani, bak özü kapsayan bilgi de öyledir, detaya girmeme vardır. Çünkü öz ayrıdır, genişletme ayrıdır. Mehdi (a.s.) demek ki, her şeyin özünü hedefleyecek, özüne dönecek yani kelimenin özünü seçecek, konuların özünü seçecek, özün ve hikmetin üzerinde duran bir tavrı olacak inşaAllah. Çünkü Zu’lkarneyn doğrudan Mehdiyet’e baktığı için, hadislere göre doğrudan Mehdiyet’e bakan bir konu. Başka türlü zaten yorumlamamız mevzubahis olmaz inşaAllah. Yani ağırlıklı o yönde tabii birçok anlmda bakarız ama ağırlıklı o yönde.
“Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc,”bak Zu’l-Karneyn iki cihetli, Ye'cuc ve Me'cuc iki cihetli, bak iki tane; bir Ye’cuc var bir Me’cuc var, Zu’l-Karneyn iki yönlü. Ye’cuc ve Me’cuc yani anarşist ve teröristler “yeryüzünde” bütün dünyada “bozgunculuk çıkarıyorlar,” şu an dünyada teröristler, devlet terörü ve şahsi terörler değil mi, dünyayı inletiyorlar. Deccaliyetin ana özelliği. Ye’cuc ve Me’cuc, deccalin insan olarak kullandığı elemanlarının adıdır. Yani insanlara saldırdığı, kan döktüğü, can yaktığı elemanlardır. Yani decal bunların lideridir, Ye’cuc ve Me’cuc elemanlarıdır. Yani kan dökücü elemanlar. “Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde” dünya çapında “bozgunculuk” terör çıkarıyorlar, anarşi çıkarıyorlar “çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?"” “Sana para verelim, vergi verelim biz, kurtulalım onlardan. Terörden bizi kurtar, anarşiden bizi kurtar.” diyorlar. “Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır.” Parayı kabul etmiyor yani, “Benim maddi yönle işim yok.” diyor. Mehdi (a.s.)’de Allah rızası için gayret edecektir. "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), “ diğer ayetlerde bunu görüyoruz. Allah diyor ki Nur Suresi’nin 55. ayetinde ve diğer ayetlerde dünya hakimiyetinde, sağlam bir iktidar, dini yerleşik kılmak, dini sağlamlaştırmak, hep bu ifadeler geçiyor. Ayetin ayetle tefsirinden anlıyoruz ki, "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla” aynı ayetler başka ayetlerde de geçiyor, dünya hakimiyeti ayetlerinde de geçiyor. “sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı” yine aynı şekilde “(güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır.” Bak bir hayırlısı var bir de daha hayırlısı var. Demek ki Müslüman hep daha iyisini, daha hayırlısını, Allah’ın rızasına en uygun olanını arayacak. Bak “Daha hayırlıdır.” diyor. “Madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de,” Mehdi (a.s.)’nin de neye ihtiyacı vardır? Müslümanların onu genel olarak desteklemesine ihtiyacı vardır. Değil mi? Bunu Allah sağlayacaktır. “Madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de,” sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım." “Ben anarşi ve terörü durdururum” diyor Zu’l-Karneyn “ama benim paraya değil, insana ihtiyacım var. Beni destekleyen, emrimi tutan, sözümü dinleyen çok fazla insana ihtiyacım var.” bu anlam çıkıyor. Yani eğer onları yönetebilirsem paraya ihtiyacım yok sadece itaatli, saygılı insana ihtiyacım var, anlamı çıkıyor.
“"Bana demir kütleleri getirin",” Mehdi (a.s.) ne yapacak? Bütün tankları, topları, metalleri eritecek. Değil mi? Büyük miktarda demir erimesi mevzubahis olacak. Çünkü savaş duracağı için her ülkenin tank, top işte kariyer bilmem ne falan silahları metal olarak yani demir olarak, yani milyonlarca tondur. Çok fazla demir var. Bunları eriteceğini anlıyoruz. Ona işaret var inşaAllah. Bak “"Bana demir kütleleri getirin", iki dağın arası eşit düzeye gelince, "Körükleyin" dedi.” Yani dağlar gibi olacağı anlaşlıyor toplanacak silahların.“ "Körükleyin" dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar” yani eritilecek ve kullanılacak, bunu anlıyoruz “(bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim."” “Bakır” diyor ama kıtran diye geçiyor. Yani “Katran getirin dökeyim.” diyor. Bu da demirin okside olmasını engelleyen madde ama tabii bu, tek o anlama gelmiyor yani burada demir ve katranın kullanıldığı bir silah türü veyahut böyle belki bir ihtimal cinlere karşı, böyle veyahut bazı varlıklara, o tarz olaylara karşı bir savunmada kullanılacak bir şeylerden de bahsediyor olabilir. Yani geniş çapta demir ve üstüne katran dökülmesiyle elde edilen bir şey. Bunu daha sonra daha genişletiriz, bu konuyu inşaAllah.
“Böylelikle, ne onu aşabildiler ne onu delmeye güç yetirebildiler.”Yani çok sağlam bir set yapılması küfre karşı, anarşi ve teröre karşı çok esaslı bir set yapılmasıın önemine Kuran dikkat çekmiş oluyor. Çünkü zayıf engellerde netice alınamıyor. Mesela PKK’ya karşı mücadele veriliyor ama engel olunamıyor. Neden? Bakın; hem onu aşamıyorlar hem de delmeye güçleri yetmiyor şu an. Yani güçlü bir hat meydana getirilemiyor. Bir anlamı da mesela yapılacak karakolların veyahut müstahkem mevkilerin, demirden olması. Mesela Omagine Hattı vardı ünlü, Fransızlar’ın Omagine Hattı, çok fazla demir ve çelik kullanılmıştır savunma hattı. Demirden yapılacak savunma hatlarının önemine de Kuran dikkat çekmiş oluyor. O yönüyle de dikkat çekici. Ama bu tabii ilk bakılan yönü yani, daha ikinci üçüncü aşamaları olarak incelenebilir, inceleriz istersek ama bugün değil, daha ileride inşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA:Haber varmış Hocam. Haber Türk’te. “Stoğun yüzde 62’si imha edildi” diyor. “Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün Genel Direktörü Ahmet Üzümcü, dünyada mevcut kimyasal silah stoğunun yaklaşık yüzde 62’sinin imha edildiğini söyledi.”
ADNAN OKTAR:Mesela bak bu olayın tahakkuku. Mesela bak, nükleer silahlar imha edilmeye başlandı. Bu yüzyılda başladı o. Kimyasal silahlar imha edinmeye başlandı daha önce yoktu böyle bir şey. Mehdiyet devrinin bir özelliği inşaAllah. Ya Mehdiyet deyince sabahtan akşama kadar, mesela bir insan okula gidiyor. Niye gidiyor? “İyi bir insan olayım, insanlara hizmet edeyim, sonunda bütün insanlar iyi, güzel olsunlar.” Diyor. Mehdiyet’te bütün insanların iyi olması Allah rızası için ama, iyi olması için gayret eden düşüncenin adı Mehdiyet’tir. Dolayısıyla yani “Mehdiyet’in niye üstünde duruyorsun?” diyorlar da, peki sen napıyorsun sabah kalktığında, değil mi? Mesela sen camiye gittiğinde arkadaşını çağırıyorsan, o Mehdiyet’tir, beraber gidelim diyorsan. Malı satarken, temiz ve iyi mal satılması için insanları uyarıyorsan, değil mi, gayrımeşru kazanca karşı tavır alıyorsan e bu da Mehdiyet’tir. Mehdiyet dünya çapında sağlam, güzel, etkili olarak yapılmasının bir açıklamasıdır, bir yönüdür. İnşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Hocam bu İtalya’da bir konferansınız olacaktı sizin. Onun paniği başlamış İtalyan basınında haberler var, onu göstereyim mi?
ADNAN OKTAR:Göster, göreyim.
OKTAR BABUNA:“Harun Yahya geliyor”, diye ayaklanmışlar. “In Arrivo A Milano Harun Yahya” diye İtalyanca ‘Harun Yahya geliyor” diye. Italyan basınında çıkan haberler. Ayağa kalkmışlar Hocam. Bu da yine İtalyan basınında çıkan haber “In Arrivo a Milano Harun Yahya” diyor.
ADNAN OKTAR:“Harun Yahya geliyor” Türkler geliyor diye eskiden böyle söz vardı biliyorsun Avrupada. Türkler geliyor, acayip panik olurlardı. Şimdi bunlar da Harun Yahya geliyor diye.
OKTAR BABUNA:Bu da asılan panolar Hocam, şehrin çeşitli yerlerine. Milano’da, İtalya’da panolar asılmış böyle.
ADNAN OKTAR:Ne yazıyor? İtalyanca yok tabii.
OKTAR BABUNA:Evrim yoktur diye çizmişler üzerini, yalan anlamında bu yoktur anlamında. “Harun Yahya” diyor burada. Onlar da ayaklanmışlar buraya geliyor diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İtalya’da panolarda değil mi bunlar?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Bütün Milano, Roma bilmem ne falan böyle her yeri böyle ilanlarla süslemişler güzel. Ama orada Milano’da veyahut Roma’da önce büyük bir Mehter takımıyla ana caddede bir geçiş olması lazım, değil mi? Ceddin Deden, ondan sonra Tarihi Çevir... Ondan sonra konferansın yapılması gerekiyor.
OKTAR BABUNA:Bu İsviçre’deki konferanslarda haftalarca siz haber oldunuz Hocam. Bütün gazetelerinin anasayfaları, İsviçre devlet televizyonları sürekli Hocamızı haber yapmıştı. 3 hafta boyunca.
ADNAN OKTAR:Evet. Süremiz bitti. Tamam bir ara verelim.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrardan devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.Nasıl devam etmek istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: En güzel şekilde devam etmek isterim. Oktar Hocam, söyle bir şey konuşalım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu kromozomlardan bahsetmişken Hocam kromozomlarda oluşan mutasyonların neden olduğu hastalıkların listesi var, örnek verelim mi Hocam ondan? Birinci kromozomda olan mutasyonlar yani rastgele değişiklikler Alzheimer hastalığını, ağır işitmelere sebep olabiliyor. İkinci kromozomlarda olanlar mesela belleğin oluşumuyla ilgili bilgilerde bozukluğa sebep olabiliyor. Üçüncü kromozomda akciğer kanseri ortaya çıkabiliyor. Dördüncü kromozomdaki oluşan rastgele değişikliklerde çeşitli katılımsal hastalıklar ortaya çıkabiliyor. Beşinci kromozomda akne yani sivilce ve saç dökülmesi olabiliyor. Yedinci kromozomda kronik akciğer iltihabı, şişmanlık meydana gelebiliyor, aşırı kilo alma. Sekizinci kromozomda erken yaşlanma meydana gelebiliyor. Dokuzda deri kanseri, onbirinci kromozomda diyabet -şeker hastalığı- meydana gelebiliyor. Onikinci kromozomda metabolizma hastalıkları, onüçte gögüs kanseri ve retina kanseri olabiliyor. Ondördüncü kromozomda yine Alzheimer hastalığı, onbeşte doğuştan beyin özürlü olabiliyorlar mutasyon olduğu zaman. Onaltıncı kromozomda kron –kronik bağırsak hastalığı- meydana geliyor...
ADNAN OKTAR:Efendim, “Saygıdeğer Adnan Hocam. Programlarınızı beğenerek izliyorum ve kitaplarınızı okuyorum, sizi çok seven birisiyim. Adnan Hocam, avucun içinde ve tırnağa yazılan bir tılsım olduğunu, belirli dualar okunduğu zaman gelecekte yaşanan” gelecekte değil geçmişte. Gelecekle alakası yok, geleceği Allah bilir. “ne varsa izlenebileceğinden bahsetmiştiniz. Bu ilmin de Süleyman (a.s.) Peygamber zamanından kalma bir ilim olduğundan bahsetmiştiniz. Hocam, madem böyle değerli bir ilim, kimler tarafından biliniyor? Bu ilmin devletimiz ve insanlarımızın faydasına kullanılması gerekmez mi?” Doğru, güzel biz de bu konuda çalışıyoruz. Şu an kaç kardeşimiz var, 4 tane kardeşimiz çalışıyor şu an. İnşaAllah yani öyle bir anda elde edilen bir şey değil, Ankara’da bu konuda uzman bir hanım maşaAllah, bir hanım daha var. Onlar beraber gayret ediyorlar, çalışıyorlar. Şu baş parmağın üstüne, söylemiştim başparmağın üstüne bir yazı yazılıyor kalıcı mürekkepli bir kalemle bir dua yazılıyor. Ve onun yine duaları var, onlar okunduğunda, şahsın bünyesi eğer müsaitse yani herkeste olmuyor o, belirli kişilerde oluyor, açık renk gözlü kişilerde daha rahat oluyor. Şurada dörtgen biçiminde geçmişte olan bir olaya ait bir görüntü, televizyon gibi, aynı televizyon gibi görüntü oluşuyor. Ama bu çok acayip bir şey, yer yerinden oynaması lazım bunda. Çok acayip bir şey, bilimsel teknik alet edavat da kullanılmıyor. Bir de bu bir yerde video banda alınmış bir şey de değil yani doğrudan Allah’tan meydana gelen bir mucize bu çok harika. Demek ki geçmişte olan olayların da hiçbir şekilde kaybolmadığının açık alameti. Kardeşlerimizden bir tanesi mesela, isim vermeyeyim de, o, çalışma yapmıştı geçenlerde de anlattım. Elinde genellikle şu kolunun tamamında uyuşma oluyor kişilerde, parmak kısmında genelde uyuşma oluyor. Önce bir kararma oluyor, kararma olmuş arkadaşımızda. Bir çift göz, böyle sevimli bir çift göz bakıyormuş böyle sevimli sevimli. Ama bu bir aşaması yani normalde ustası olursa tam anlamıyla net ekran oluşuyor, net oluşuyor. Mesela bizim öbür arkadaşımız, ben burada konuşturmuştum. O mesela açık renk gözlü. Küçükken, onların dükkanına girmişler, hırsızlık yapmışlar, oradan çalıp götürmüşler eşyaları. Arkadaşım Diyarbakırlı. Diyarbakırlı onun uzmanı olan bir kişiye gitmişler, o duasını okumuş: ““Açılsın Süleyman (a.s.)’ın kapısı, açılsın.” dedi” diyor “Kapı görüntüsü oluştu” diyor “böyle küçük” Küçükmüş o da böyle 7 yaşında, “kapı yüzüme doğru açıldı” diyor “”Açılsın Süleyman (a.s.)’ın tahtı açılsın.” dedi” diyor “sonra taht görüntüsü oluştu sonra birden net olarak küçük dörtgen bir ekranda dükkana giren kişilerin sesleri, konuşmaları falan böyle normal kaliteli bir televizyon filmi gibi oluştu.” diyor. Adamların hepsini tanıdım, giren kişilerin hepsi göründü.“ diyor. Çok korkmuş görüntüden dolayı, içeri koşarak gitmiş, elini yıkamış. Baktım yine duruyor görüntü, yıkadığım halde gitmedi.“ diyor. Defalarca yıkadıktan sonra gittikçe flulaşmış görüntü, ondan sonra kaybolmuş. Ondan sonra arkadaşlar Ankara’daki bayanlarla bağlantı kurdu. Yine Mardin’den bir kardeşimiz var, İç Anadolu’dan bir kardeşimiz var, onlar da uzmanlar, 6- 7 kişi daha var Türkiye’de bu konuda uzman, onları da toparlamaya çalışıyorum. Yani bu konuda çalışma yapıyoruz, geçenlerde kardeşimizin bu olayında da bu bölgede tamamen simsiyah olmuş, kararmış, beyaz ışık meydana gelmiş. O zaten yetenekli olduğunu gösteriyor. O beyaz ışığın arkasından görüntü meydana geliyor zaten. Ama böyle oyun için, keyif için, böyle sıradan olaylar için olduğunda böyle bir olay olmuyor yani çok samimi olunması lazım, iyi niyetli olunması lazım ve amaç da halisane olması gerekiyor. O zaman oluyor, o şekilde oluyor. Başka da gelişmeler var fakat şimdi ben detay vermiyorum. Yani arkadaşlarımız bu konuda gece gündüz çalışıyorlar, söyledim. Ama başka da yeteneği olan kardeşlerimiz varsa bizi duyanlardan, onlarla da tanışalım, arkadaşlarımızla beraber çalışma yapsınlar. Çünkü bu hakikaten vatanın, milletinde hayrına kullanılabilecek bir şey. Mesela zulmedenlerin yakalanmasında, kötülük yapanların yakalanmasında kullanılabilecek bir şey. Değil mi? Mesela casusluk faaliyeti yapmıştır veyahut devletin aleyhine bir şey yapmıştır yahut gizli bir belge saklamıştır. Değil mi? Kardeşimiz zaten ona dikkat çekmiş. O konularda anlatmış. “O konularda faydası olur.” diyor tabii ki çok faydası olur. Ama kardeşlerimiz de bilgilendirsinler bizi bu konuda. Yani bizim şu an tespit edebildiğimiz Anadolu’da 6 kişi var yani bütün Türkiye çapında 6 kişi tespit edebildik bu konudauzman olan. Ama onların da bunu gizlemiş olması hayret şu zamana kadar. Çok büyük bir olay bu, gayet de sakin anlatıyor. Yıllar sonra, süper büyük bir şey değil mi bu? Tabii. Bizim çocuklar bayağı dürüstler, kendileri de şaşırdılar.Şimdi kız arkadaşlarımdan da talep var, onlar da diyorlar “Biz de” diye.“Biz de çalışmak istiyoruz.” diyorlar. Ama bir kısmı ürküyor, o yüzden bir şey demiyorum onlara. Yani böyle soğukkanlı böyle tevekküllü, Allah’tan başka bir şeyden korkmayan, böyle güçlü ruha sahip kardeşlerimiz, yetenekli kardeşlerimiz varsa yani bu konuda da uzman, bilen kişiler varsa onlar da bu konuda araştırmayı derinleştirmek için biraraya gelmelerinde fayda var. Hz. Süleyman (a.s.) devrinden kalma bir ilim yani çok acayip. Aslında cinlerle de açıklanacak gibi değil yani ben bunun ne olduğunu da anlayamadım. Yani mesela ekranda adamların hepsi ayrı ayrı görünüyor, o adamın kendi sesi, öbürünün de kendi sesi, orjinal sesi ve bayağı da net yani acayip bir şey. Çok garip. Oradan geçen bir araba varsa bilmem ne hepsi görünüyor yani. Bu çok çok acayip bir şey.
SUNUCU2:Güvenlik kamerası gibi.
ADNAN OKTAR:Çok acayip. İlgili olay, dua edildiğinde ilgili olay olduğu gibi görünüyor. Çok şaşırtıcı. Bizim arkadaşımız bir tanesi yurt dışında öbür 3 arkadaşımız buradalar. Ben gelişmeler oldukça, haber geldikçe bildireceğim inşaAllah. Takip ediyorum inşaAllah.
“Esselamunaleyküm Muhammed Adnan Hocam” Hay maşaAllah, bu hoşuma gitti; Muhammed Adnan, acayip güzel bir isim, hakikaten böyle beynim rahatlıyor Muhammed Adnan ne kadar güzel isim Muhammed. Çok sahane bir isim Peygamber (s.a.v.)’in ismi. Değil mi? Böyle müzik gibi, içi açıyor, çok güzel bir isim. “Muhammed Adnan Hocam. Azerbaycan’ın bir seherinden Aziz Muhammed Adnan Hocam’a selamlar.” Güzel bir şey söylemiş ama anlamıyorum tam burada Azarbaycan dilinde. “Nasılsınız? Benim ismim Tarlan. Mümin kardeşim Ali Ekber, dayımla sizi televizyonda izliyoruk. Kitaplarınızı siteden indiriyoruk ve İttihad-ı İslam’dan daima konuşuruk. Altın Çağ’a az kaldığını ve dünya omrünün az kaldığını Kuran ve hadislerle ve sizlerin vesilesiyle daima insanlara bildiririk. Ama bizlerle alay edip inanmıyorlar. Bizlere nasihatınız nedir?” Alay etmeleri süper yani çok eğlenceli olacak. Zaten alay eden adamın boğazına tıkanması çok komik olur. Yani tam alay ederken yani şimdi Kıyamet’te de öyle olacaktır. Şimdi bir kere bak dünya hakimiyeti alay edenlerin boğazlarına tıkanacak, münafıkların da boğazına tıkanacak. Yani Mehdiyet’le alay edenlerin boğazlarına tıkanacak. Şah-ı manevi diye örtbas etmeye çalışanların da boğazlarına tıkanacak, iyi niyetli olanları tenzih ederim. Ruh gibi gösterenlerin de boğazlarına tıkanacak. Gelmiş geçmiş, bitmiştir diyenlerin de boğazlarına takınacak. Hiç yoktur diyenlerin de boğazlarına tıkanacak. Bayağı bir süprizler olacak. Bir insan alay ederken, komedi filmlerinde falan var, değil mi? Alay ederken falan birden bire kafasına bir kavun mavun düşer. Birden suyun içine düşer falan, değil mi böyle? İnsan güler. Tabii biz o hallere düşmelerini istemeyiz de ama bayağı bir acayip duruma düşecekler. Şimdi Kıyamet’i zaten özelliği odur. “Kıyamet’te ummadıkları bir anda vuracağım.” diyor Allah. Yani tahmin etmeyecekler, ummayacaklar. Bak açıklamamıza rağmen, söylememize rağmen Kıyamet kopmayacak zannedecekler. Yani beklesinler kardeşim, çok az kaldı. 2120, 2120. Beklesinler, bir gün keyifle böyle eğlenirlerken efendim içkilerini içip böyle alem yaparlarken denizlerin kaynadığnı, şehirlerin kaymaya başladığını, zeminin gitmeye başladığını, dağların erimeye başladığını görecekler o zaman. Müslümanlar onu görecek, Allah işte oradaki sistem gibi, belki o parmağımızda gördüğümüz sistem gibi bir sistemle, o sistem gibi olabilir bilmiyorum yani “Hepiniz göreceksiniz, herkes görecek.” diyor Allah çünkü. Şimdi peki kardeşim alay eden adam, peki hemşerim niye konuşamayacak hale geldin o zaman? Ayette diyor ki; “Sarhoş değillerdir ama sarhoş gibidirler.” diyor Allah. Değil mi? Sarhoş gibiler. Yani böyle ağır alkol almış gibi. “Sen alay ediyor muydun?” denecek adama. Adam cevap veremiyecek ki. Bir sesler çıkartmaya çalışıyor ama konuşamıyor. Korkunun şiddetinde o plakronik hareketler, abuk subuk yani kontrolsüz hareketler, saçları bembeyaz olacak bir çok insanın yani çocukların saçları bembeyaz olacak. Mesela orada adamın nasıl alay edecek hali kalsın? Değil mi? Melekler alenen iniyorlar. Yani net görünecekelr Kıyamet anında. Kanatlarıyla normal yani asli şekillerinde görünecekler. Yani sadece “Eyvahlar bize!” diyorlar o kadar. Ama içinden diye biliyor, dışından diyemiyor. Yani kafa gidecek, hiçbir konuşma yapamıyor. Onun için alay etmelerini bir nimet olarak görsün. Pek zevklidir boğazına tıkanması o zaman.
OKTAR BABUNA:Alayla ilgili ayet vardı Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, senden önceki elçilerle de alay edildi, bunun üzerine Ben de o inkara sapanlara bir süre tanıdım, sonra onları (kıskıvrak) yakalayıverdim. İşte nasıldı sonuçlandırma?”
ADNAN OKTAR:Yakalayıverdim değil de yakaladım. “Soru 1-” diyor kardeşimiz. “Hadiste Deccal’in doğu tarafından çıkacağı bildiriliyor. Çıkacağı yeri tarif edermisiniz?” Darwin, çıktı işte Darwin, İngiltere’den çıktı herif, değil mi? Tam uygun tarifi, “Saçı sakalı birbirine karışmıştır, bodurdur.” Diyor, o da öyle zaten, bir de gulyabani gibi bir tip, değişik yani. “Taibere diye anılan bölge, göl orada nerede kurumasından anlatasınız.” Ne demek istedi acaba? Herhalde Teberiye Gölü demek istedi herhalde. Evet, Teberiye Gölü’nde Kutsal Emanetler var. Onu, acele etmezlerse görecekler. Cinlerin yardımıyla olacak o, cinlere sorulacak inşaAllah. “Nerede?” diyeceğiz, söyleyecekler inşaAllah. “Hadiste, Deccal’in bir adamı öldürüp diriltmesinden anlatırsanız inşaAllah. Hocam sizi Azerbaycan’da bekliyoruz.” Deccal insanları korkutacak mesela Mehdi (a.s.)’yi de ikiye bölüyor. Yani Mehdi (a.s.)’yi hapsetmesi orada mevzubahis, ikiye bölmesi o. Çünkü Mehdi (a.s.) ve cemaati bütün, Mehdi (a.s.)’yi aldın mı, Mehdiyeti bölmüş oluyor Deccal kendince, hapsettiğinde bölmüş oluyor. Fakat diyor ki hadiste Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdi (a.s.) göğsü bakır bir levhayla kaplanır, artık Deccal’in ona bir etkisi olmaz.” diyor. Yani hapis bir çözüm olmayacak. Mehdi (a.s.)’yi durdurmak için bir çözüm olmayacak. Bunu anlıyoruz. Çünkü “Her seferinde güleryüzlü geri döner, o kişi.” diyor. ““Senin Deccal olduğunu daha iyi anladım.” der.” diyor. Demek ki Mehdi (a.s.) hapsedilecek, hapisten çıktığında güleryüzle çıkacak ve hiç takmadığını, hiç önem vermediğini, bu tip şeylerle yılmayacağını insanlara gösterecek. “Geri güleryüzlü çıkar.” diyor çok açık yani net, kendi anlatımı inşaAllah. Evet. Bakın burada diyor ki; On üçüncü Mesele’de Bediüzzaman, On üçüncü Mesele “Kati ve sahih rivayette var ki,” kati ve sahih rivayette, arkadaşımız ne diyor? “Yok böyle bir hadis.” diyor şaşar beşer Faruk Beşer. “Yok öyle bir şey. “Ben Nur talebesiyim, Samanyolu Tv’de size bunları anlatacağım şimdi.” diyor. Bediüzzaman’ın kati ve sahih rivayet dediği, Buhari’nin kati ve sahih rivayet dediği, Müslim’in, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud’da, Ebu Davud’un söylediği, sahih hadis dediği her şeyi adam reddediyor ve takdir ediyorlar adamı, “Aferin,” diyorlar, “büyük alim.” diyorlar. Bak “Kati ve sahih rivayette var ki,” diyor Bediüzzaman “İsa Aleyhisselam Büyük Deccalı öldürür. Allah-u alem, bunun iki vechi var: Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispritizma gibi” bir sihir biliyor manyetizma, dünyada manyetik alan meydana getiriyor. İki ispritizma “ispritizma gibi” yani ruhlara etki eden bir güce sahip “istidracî” yani küfrün gösterdiği keramete, harikaya istidrac denir. Veliler gösterirse keramet denir, yani mümin bir kimse gösterirse keramet, kafirin gösterdiğine de istidrac denir. Peygamberlerin gösterdiği harikaya da mucize deniyor. “istidracî harikalarıyla kendini muhafaza eden” yani durumunu devam ettiren “ve herkesi teshir eden” bak herkese etki ediyor, istisnasız yani onun meydana getirdiği manyetik alan ve sihir ispirtizmanın etkisi bütün dünyada etkisini gösteriyor. “herkesi teshir eden” cinleri ve şeytanları kullanıyor etki ederken Deccal. ”o dehşetli Deccalı öldürebilecek, mesleğini değiştirecek, ancak harika ve mu’cizâtlı” bak harika Hz. İsa (a.s.) harika bir insan bu bir, iki mu’cizatlı, mucize gösteren bir insan mu’cizatlı, “ve umumun makbulü” hem Müslümanların hem Hristiyanların çok sevdiği bir insan “bir zat olabilir ki, o zat,” şahs-ı manevi değil şahış, ”en ziyade alâkadar ve ekser insanların” büyük çoğunluğuyla insanların “Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâmdır.” Şahs-ı manevi değil Hz. İsa (a.s). ”İkinci vechi şudur ki: Şahs-ı İsa Aleyhisselâmın kılınciyle maktul olan” öldürülen “şahs-ı Deccalın,” Deccal’in şahsı “teşkil ettiği” oluşturduğu, geliştirdiği “dehşetli” bir milyar insanın ölümüne sebep olmuş, onbinlerce, yüzbinlerce köyün, kasabanın yıkılmasına sebep olmuş “maddiyyunluk” yani Darwinist, materyalist sistem. Bak Deccal’in dinini anlatıyor Bediüzzaman karışık bir şey yok. Deccal ne, dediğin zaman, Darwinizm ve materyalizmin olduğunu söylüyor. “ve dinsizliğin” ateizm’in “azametli heykeli” büyük heykeli, büyük yapısı ve “şahs-ı mânevîsini” tabii Darwinizm şu an bütün dünyada bir şahs-ı manevi meydana getiriyor. Nedir? Fikir sistemi, 6.5 milyarı etkilemiş durumda şu an. “şahs-ı mânevîsini öldürecek” yani fikir sistemini öldürecek “ve inkâr-ı ulûhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek.” Yani Allah’ın inkar olan, küfür olan fikrini mahvedecek “ancak Hristiyan ruhânileridir ki, o ruhâniler din-i İsevînin hakikatini hakikat-i İslâmiye ile mezc ederek” yani Hristiyanlık bayağı İslamiyet’e benzeyecek “o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek.” Yani komünistlerin, ateistlerin, faşistlerin, vahşi kapitalistlerin dünyada yaptıkları zulmü manen öldürüp-dağıtacak. “Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir, Hazret-i Mehdîye namazda iktida eder, tâbi olur" diye rivayeti, bu ittifaka ve hakikat-i Kur’âniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.” “Kuran’a uyacaklarını işaret eder.” diyor. Ama bu sıcak günler yaklaşık 2012 yılından sonra tırmanmaya başlayacak. Yani herkes seyretsin. Ben buradayım. Yani muazzam tırmanma başlayacak. İnşaAllah. Hem Türk-İslam Birliği’nde hem de Hristiyanlar’da inşaAllah. Hristiyanlarla ‘da ittifatlar oluşturulacak inşaAllah. Bak diyor ki Bediüzzaman; “Her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen” “Melekler gökyüzünden yere geliyor.” diyor. E tamam, kimse bunu inkar edemiyor, “ve bazı vakitte insan suretine vaz’ eden (Hz. Cibril'in Dıhye suretine girmesi gibi)” “Dıhye suretinde Cebrail geliyor mu?” diyor Bediüzzaman? “Geldiğini kabul ediyor musun?” “Evet, kabul ediyoruz.” diyorlar. Bak şimdi ahlaksızlık ve üçkağıtçılık yapmamaları için Bediüzzaman önden bir kilitleme sistemine gitmiş, görüyor musun? Bediüzzaman çok yamandır. Yani sahtekarlar oyun yapmaması için önden geniş bir kilitleme sistemine gider. Ondan sonra üçkağıtçıları sıkıştırır. Ve küt diye gerçeği açıklar. Ondan sonra kaçamayacak hale gelir. Yani biliyor Ahir zamanda sahtekarların ortaya çıkacağını, üçkağıtçıların ortaya çıkacağını ve yalan söyleyeceklerini bildiği için muazzam bir kilitleme sitemi kurmuş. Bunu hem Mehdiyet’in açıklamasında görüyoruz hem İsa (a.s.)’nın açıklamasında görüyoruz. Mesela diyor ya; “Adetullaha aykırıdır, İslam dünyaya kısa sürede nasıl hakim olacak?” diyor. Bediüzzaman böyle sahtekarlık yapanların, sahtekarlık yapmasını engellemek için uzun bir kilitleme sistemi kuruyor. Çok uzun cümlelerle. Çok fazla örnek veriyor. “Ey sahtekar” demek istiyor “şimdi bunların hepsinin olduğunu kabul ediyor musun?” “Ediyorum.” diyor sahtekar. “Şimdi gerçeği açıklıyorum, hiçbir yere kaçamazsın.” diyor küt diye açıklıyor. Buna rağmen sahtekarlarımız hopluyorla, buna rağmen. Ama tabii biz hopladıkları yerde yakalayacağız inşaAllah. Ama bir kısım kardeşlerimiz hakikaten saflığından, cahilliğinden, bilgisizliğinden yapıyorlar, onları tenzih ediyorum. Ben ünlü 5 -10 tane sahtekar var onlara söylüyorum bunları, namlı sahtekarlar. Kaya porsuğu gibi bazı yerlerde yaşıyorlar. Sonra açıklayacağım ben o üçkağıtçıları inşaAllah. Bak şimdi sahtekarları burada kitlemiş. “ve ruhanileri alem-i ervahtan” ervah aleminden “gönderip beşer suretine” “İnsan görünümünde yeryüzüne gönderiyor mu Cenab-ı Allah?” “Gönderiyor.” diyor, e onu da kabul ediyor, şimdi bak sahtekarın kaçacağı yer kalmıyor yavaş yavaş, “temessül ettiren hatta ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesedi misali ile dünyaya gönderen” mesela bir çok evliya, veli İman Rabbani olsun, Abdulkadir Geylani olsun birçok kişi görmüştür insan suretinde temessül etmiştir ruhaniyetleri, görülmüştür. Yani tarikat ehli görür. Yani yeminle, Allah adına yemin ederek görürler, birkaç kişi de aynı anda görürler. “bir Hakim-i Zülcelal, Hz. İsa (a.s)'ı İsa dinine ait en mühim” bak “en mühim” diyor mühim ayrıdır en mühim ayrıdır “bir hüsn-ü hatimesi için,” en güzel sonuç için. Çünkü Hristiyanlık zaten 12 kişiydiler, öyle başladı. Sonra hep eziyet ve azap içinde geçti. Sonra teslis inancına girdiler, mahvettiler kendilerini. Hüsn-ü hatime oluşmadı. Yani gerçek anlamda hüsn-ü hatime oluşmadı. Ama Allah Hristiyanlara, onlara da acıdığı için Cenab-ı Allah, hüsn-ü hatime istiyor, güzel sonuç istiyor. “değil sema-i dünyada cesedi” “Zaten sema-i dünyada cesediyle bulunuyor. Gökyüzünde bedeniyle, etiyle, kemiğiyle İsa (a.s.) bulunuyor.” diyor. Bakın, kilitleme sistemine gidiyor Bediüzzaman,“ile bulunan ve hayatta” “Canlı, ruhu da üstünde bedeni de var, eti-kemiği, ruhu da var, hayatta, ölmedi.“ diyor. Bedeni de var öldü demesinler diye, yani çünkü ne sahtekarlık yapacakları bilmiyoruz. Bediüzzaman bak kilitleme üstüne kilitleme yapıyor. “Hayatta. Cesedi de gökyüzünde ve hayatta.” Çünkü diyor ki; “Ruhu gitti bedeni burada kaldı.” diyor veyahut tam tersini söylüyor. “Bedeni gökyüzünde ama ruhu yok, ölü olarak duruyor bedeni.” diyor. Yani gelmeyecek ya onun kafasına göre bahane arıyor. Onun için tam kilitlemiş Bediüzzaman. “Cesedi de duruyor, ruhu da duruyor, hayatta” diyor “olan Hz. İsa, belki alem-i ahiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi” Ey sahtekarlar, en uzak köşesine gitmiş ve hani gelemez diye düşünürler ya, onun için söylüyor, en uzak köşesine gitseydi diye, en imkansızdan başlıyor onların kafasına göre olan “yine şöyle bir netice-i azime için” böyle büyük bir netice için “ona” Hz. İsa (a.s.) “yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek” “Sizin dediğiniz gibi olsa, hakikaten ölse, ahiretin en uzak köşesine gitse Allah ona ceset verecek, ruhunu içine koyar yine gönderir. Bundan kurtulamazsınız, bunu bırakın, ne derseniz deyin. Sizin dediğiniz gibi de olsa gelecek. Yani sizin aynı dediğiniz gibi de olsa gelecek. Ölsede gelecek.” diyor. “o Hakim'in hikmetinden uzak değil; belki O'nun hikmeti öyle iktiza ettiği” Allah’ın hikmeti öyle iktiza ettiği için “için vadetmiş” Kim vadetmiş? Allah vadetmiş. “Ben vadettim,” demiyor, “Allah vadetmiş.” diyor.“ve vadettiği için elbette gönderecek. Çünkü Allah vadinden dönmüyor, ayet var. Elbette gönderecek. Burada tahmin var mı? Efendim, veyahut fikir jimnastiği var mı? Olabilir belki, böyle olsa nasıl olurdu gibi bir fikir jimnastiği yok. “Elbette gönderecek.” diyor ve ayetle açıklıyor. Ayetle yalan söyler mi üstad Bediüzzaman? Allah’a dayandırarak söylüyor, “Allah diyor.” diyor. Allah adına, haşa fikir jimnastiği yapıyor der mi insan? E bu anlama geliyor. Onun için bu yönde yanlış yönlendiren o 5 -10 tane sahtekarın etkisinde kalan temiz kalpli kardeşlerim Allah rızası için akıllarını başların alsınlar. Onları tenzih ediyorum bu sözlerim için. “Hazret-i İsa” şahs-ı manevisi değil bak, şahsı “geldiği vakit, herkes” yani halk ilk geldiğinde “onun” şahs-ı manevinin değil, onun “hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir.” Zaten anlayamaz yani nasıl bilsin? Zaten gelmiş nur yüzlü tatlı bir insan. Geçmişini bilmiyor. O devrin kıyafetiyle gelecek. Kıyafeti sarı, üstündekinin rengi sarı. Neyle boyandığını da belirtiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), iki parça kıyafeti var bir de ayağında sandaleti var. Yün değil, kardeşlerimiz yün diye yazmış, yün değil, yani kumaşın cinsi hepsi yazıyor hadiste. “Hazret-i İsa geldiği vakit herkes, onun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı (derin imanlı yakın talebeleri), nur-u iman (imanın ışığı) ile onu tanır.” Yani diyorlar “Bir olağanüstülük var.” çünkü geçmişini bilmeyen, eski kıyafetli bir insan. O devrin paraları var üstünde. Çok az para var İsa (a.s.)’ın yanında. Çünkü ekmek almaya gönderiyor, yiyecek almaya gönderiyor. İsa (a.s.) yönetiyordu zaten talebelerini yani muhasebecisi yok Hz. İsa (a.s.) yanında, değil mi? Mecburen o yönetecek. Çünkü sürekli hareket halinde oradan oraya gidiyor, ordan oraya gidiyor, sürekli yürüyor. Zaman zaman saklanıyorlar yani zor bir ortam “havassı (derin imanlı yakın talebeleri), nur-u iman (imanın ışığı) ile onu tanır. Yoksa bedahet (birdenbire ve açıkça) derecesinde herkes onu tanımayacaktır…” (Mektubat, sf. 60) İlk başlangıcında “Bidayetinde” diyor Bediüzzaman, Deccal de öyle, ilk bidayetinde tanınmıyor. “bedahet (birdenbire ve açıkça) derecesinde herkes onu tanımayacaktır…” Evet devam ediyor, bunu da anlatalım. “Rivayetlerde gelmiş ki, “Deccal’in yalancı bir Cennet’i var, kendine tabi olanları ona atar. Hem yalancı Cehennem’i var; tabi olmayanları ona atar. Hatta o kendi merkebinin de bir kulağını Cennet gibi, bir kulağını da cehennem gibi yapmış. Azamet-i bedeniyesi” bedenini büyüklüğü “bu kadardır, şu kadardır …” diye tarifat var. Cübbeli diyor ya “300 metrelik Deccal’in eşşeği var anırarak geçecek.” Cübbeli de eşşeğin üstüne çıkıp sopasıyla döve döve inşaAllah etkisiz hale getirecek. 20 kilometrelik Deccal’in tepesine nasıl tırmanacak onu bilmiyorum da. Çünkü iki kişinin kolunda gidiyor, Deccal’in tepesine çıkıp herhalde bir şeyler yapacak, merdiven falan. Onun tahtı var ya süslemiş, portakal sandığından. Bak, Bediüzzaman burada açıklıyor. Bunları okumadığı için kendi kafasına göre hareket ediyor. Yanlış yollara giriyor. “Deccalın şahs-ı surîsi insan gibidir. Mağrur,” enaniyetli “firavunlaşmış,” saldırgan yani asıyor-kesiyor, döküyor, değil mi? 1 milyar insanı öldürdüler. “Allah’ı unutmuş” Darwinist, materyalist düşünce ile Allah’ı reddetmiş “olduğundan, surî, cebbârâne” her yerde Komünist, Faşist sistemler kurmuş, cabbar –şiddet yanlısı- Faşist veyahut Komünist “olan hâkimiyetine ulûhiyet namını vermiş” kendini Allah gibi görmüş “bir şeytan-ı ahmaktır” ahmak bir şeytandır. Bütün münafıklar şeytan-ı ahmaktırlar. O da şeytan karakteri, “ve bir insan-ı dessastır.” Desise veren bir insandır yani insanları şüpheye düşürüyor Darwinist, Materyalist çizgiye çekiyor. “Fakat şahs-ı mânevîsi olan dinsizlik cereyan-ı azîmi pek cesîmdir.” Çok büyük bir dinsizlik cereyanı meydana getirecek, 6.5 milyar insanı kapladı şu an, dünya tarihinde ilk defa oluyor bu, hiç olmamıştır. Yani dünya nüfusu hiç böyle bir nüfusa çıkmamıştır, dinsizlik dünyaya hiç bu kadar yayılmamıştır, ilk defa oldu, “Rivayetlerde Deccal’a ait tavsifât-ı müthişe” müthiş detaylar, müthiş açıklamalar “ona işaret eder.” Çünkü görülmemiş bir katliam, görülmemiş bir zulüm meydana geldi dünyada. “Amma Deccal’ın yalancı cenneti ise, medeniyetin cazibedar lehviyâtı ve fantaziyeleridir. Merkebi ise, şimendifer gibi bir vasıtadır ki, bir başında ateş ocağı bulunur;” O devirde, Darwin zamanında şimendiferler ateş, duman saçarak ilerliyordu yeni geçildi modern trenlere yeni geçildi. O zamanlar ateş saçıyordu kafasından, değil mi? Kovboy filmlerinde falan görüyorsunuz, inşaAllah “kendine tâbi olmayanları bazen ateşe atar.” Yani hapishanelere, tımarhanelere yahut zulüm olacak yerlere. “O merkebin bir kulağı, yani diğer başı cennet gibi tefriş edilmiş; tâbi olanları oraya oturtur.” “Zaten sefih ve gaddar medeniyetin” yani acımasız olan bu sistemin yani Darwinist, Materyalist, Ateist sistemin “mühim bir merkebi olan şimendifer, ehl-i sefahet ve dünya için yalancı bir cennet getirir;” yani içinde eğleniyor falan, mesela kadınlarla falan güle oynaya gidiyor trenle, değil mi? Vakalar var. Fakat Deccal’in kendine mahsus yaptığı bir eylem olarak, mesela kendi adamlarını doldurmuş trenlerin içerisine uyuşturucu kullanıyor, bilmem ne yapıyor. Onunla gidiyor bir yerlere eğlenmeye gidiyor, “biçare” çaresiz olan “ehl-i diyanet” Müslümanlar “ve ehl-i İslâm için, medeniyet elinde cehennem zebanîsi gibi tehlike getirir, esaret ve sefalet altına atar.” Mesela Hocaları, cami Hocalarını, Müslümanları falan trenlere doldurup Rusya’da falan biliyorsun sevk ettiler, Sibirya’ya sevk ettiler, bilmem nereye sevk ettiler, Türkleri, aldılar başka yerlere gönderdiler hep trenle yapıldı sevkiyat o devirde yani Deccal’in azap çektirmesinde, ızdırap çektirmesinde tren çok önemli rol oynadı. Ama o zaman Komünistler’in, Faşistler’in tam eğlence yaptığı yerlerdi trenler. İçinde balo yapıyor kendince, eğlece yapıyor, sazlı sözlü eğlenerek gidiyorlar. Ama Müslümanları da birbirlerine zincirleyerek birçok uzak ülkeye sevk ettiler. Daha hala bak Kırım’a dönemiyor Kırım Türkler’i. Deccaliyet o zaman da onları mahvetti. Onu belirtiyor. “İşte, İsevîliğin din-i hakikîsi zuhur ile ve İslâmiyete inkılâp etmesiyle,” İslamiyet’le birleşmesiyle ”çendan âlemde ekseriyet-i mutlakaya nurunu neşreder.” Yani çok büyük bir çoğunluğa ruhunu neşreder, her yer Müslüman olur “Fakat, yine Kıyamet kopmasına yakın, tekrar bir dinsizlik cereyanı baş gösterir,” işte Hicri 1507’den sonra 1508’den sonra bozulma başlıyor 1510, bak işte onu söylüyor. “Fakat, yine Kıyamet kopmasına yakın, tekrar bir dinsizlik cereyanı baş gösterir,” “Yeni bir cins Komünizm, Faşizm gibi yeni bir fikir akımı gelişecek” diyor Bediüzzaman “galebe eder.” Mehdiyet cereyanı son bulmuş oluyor, Mehdiyet ve İseviyet cereyanı son bulmuş oluyor. Onun yerine geçiyor bu sefer dinsizlik hakim oluyor, yeni bir felsefe ile. Bak diyor ki; “Fakat, yine Kıyamet kopmasına yakın, tekrar bir dinsizlik cereyanı baş gösterir, galebe eder.” Bu sefer galip oluyor, ne zamana kadar? 2117’ye kadar. Müslümanlar yani çok az kalıyor 2117’ye kadar. Çok çok az kalıyorlar 2 yıla kadar da tam dinsizlik hakim oluyor, her yer dinsiz. “Hüküm ekseriyete göre verilir, kaidesince, yeryüzünde Allah Allah diyecek kalmayacak; yani, ehemmiyetli bir cemaat küre-i arzda mühim bir mevkie sahip olacak bir surette Allah Allah denilmeyecek demektir.” “Çok az Allah diyen kalacaktır.” diyor Bediüzzaman çok çok az. “Yoksa ekaliyette kalacak olan Müslümanlar, az olan sayıda Müslümanlar devam edecek” işte, 1543’e kadar devam edecekler. Şimdi bu konu geniş bir konu.
“Mü’min onu görünce” Deccal’i gördüğü zaman der ki Mehdi (a.s.) bu, “Ey insanlar! Şu Resulullah (s.a.v.)’ın bahsettiği Deccal’in ta kendisidir.”” Demek ki, Mehdi (a.s.), Deccal’i halka tanıtıyor, halk tanımıyor Deccal’i, anlayamıyor. Mehdi (a.s.) diyecek ki, Darwinizm, Materyalizm Deccaliyet’tir. Yani halk anlayamayacak onu, bilmediği için tabi oluyorlar. Farkına varmayacaklar, Mehdi (a.s.) tanıtacak. Bak, “Deccal’in ta kendisidir. Bunun üzerine” bunu farkeden Deccal” onu karnı üzerine uzatıp, bağlanmasını emreder.” Yani tutuklanmasını emrediyor, “onlar da derler ki: “Onu tutun ve bağlayın.” “Deccal’in askerlerinin darbelerinden dolayı müminin karnı ve sırtı şişer.” Yani sürekli gelişir, işkence yaparlar Mehdi (a.s.)’ye.” diyor. “Deccal der ki: “Demek bana iman etmiyorsun.” Mehi (a.s.) der ki,: “Sen yalancı Mesihsin. Deccal’in emri ile mümin mişnar ile iki parçaya ayrılır. Sonra Deccal der ki: “Ayağa kalk doğrul.” Sonra ona der ki: “Hala bana iman etmiyor musun?”” yani hapse sokuyor Deccal, Mehdi (a.s.)’yi “Daha hala hiza olmadın mı, düzelmedin mi?” diyor, “Mehdi (a.s.) diyor ki: “Senin hakkında basiretim iyice arttı,”” “Senin Deccal olduğuna iyice kanaatim geldi.” diyor “ve güleryüzle kalkar.” diyor bir rivayette yani “Gülerek, hiç önem vermeyerek, kalkar.” diyor. “Sonra dedi ki: “Ey insanlar! Şüphesiz, o benden sonra artık kimseye etkili olamaz.”” Artık kimseye etkisi olamayacak “Bundan sonra bir gücü yoktur Deccal’in, artık durumu muhafazaya çalışacak.” diyor “Deccal onu boğazlamak için tekrar tutar ancak müminin başı ile boynu arasına kadar boynu bakır kaplandığından dolayı artık buna imkan bulamaz.” Yani Mehdi (a.s.)’ye artık gücü yetmiyor. İlk başta onu hapsedip, etkisiz hale getirirken artık etkisiz hale gelemiyor. “Bu sefer onu ellerinden ve ayaklarından bağlayarak atar.” Demek ki hem eline hem ayağına Mehdi (a.s.)’nin zincir vurulacak “İnsanlar Deccal’in onu ateşe attığını zannederler. Halbuki o mümin Cennet’e düşmüştür.” Yani zaten mümin olduğu için daha etkili, daha mükemmel bir hale gelmiş oluyor yani Cennet’e kavuşmasına vesile olmuş oluyor. Nasıl Hz. Yusuf (a.s.) hapse girdikten sonra hem manevi makamı yükseldi hem maddeten mükemmel hale geldi, Mısır’a sultan olduysa, o da Mehdi (a.s.)’nin Cennet’e gitmesine, Cennet’inin genişlemesine vesile oluyor. “Resullulah (s.a.v.) sonra buyurdu ki: “İşte Allah Katında şehadet bakımından insanların en büyüğü o kimsedir.” Yani gelmiş-geçmiş en büyük velidir Mehdi (a.s.). Ki ölümünü de şehadet olarak alıyor Peygamberimiz (s.a.v.). Tabii yani vefatı şehit olmadır. Mesela bir yere tebliğ etmeye giderken ölürse o şehit olmuş olacak inşaAllah. “Allah Katında şehadet bakımından insanların en büyüğü o kimsedir.” Gelmiş-geçmiş en büyük velidir ayrıca “Şahadet açısından en büyüktür.” diyor. Müslim’de var, Ebu Ya’la, Abd Bin Humeyn, Mecmauz Zevaid, hepsinde var ama Müslim’de olması yeterli zaten.
“Sayın Adnan Hocam, eserlerinizi beğenerek okuyorum fakat eserlerinizde yer alan şu konu beni çok sarstı, evet çok sarstı ve imanımı ciddi şekilde arttırdı. Siz maddeyle ilgili olarak diyorsunuz ki ve bunu bilimin ifade ettiğini bir gerçek söylüyorsunuz; “Dışarıda ışık yoktur, renk yoktur, koku yoktur, his denen bir şey yoktur, ses yoktur. Maddenin %99.99 boştur.” O zaman dışarıda ne var? Dışarıdaki madde nasıl bir şey? Bu durumda ışığın rengi, dokunan hissin, tadın olmadığı bir madde nasıl bir şey?” Şimdi bunu merak etmiş. Dışarıdaki madde saydam. İmanının artmasının sebebi dünyanın boş olduğunu anlamasıdır. İkincisi Cennet’in Cehennem’in ne kadar kolay olduğunu anlamasıdır. Ölümün ne kadar kolay olduğunu ve dirilmenin ne kadar olay olduğunu anlamasıdır. Yani bunu kavrayan adam dünyadan hemen geçer. Allah’a tamamen teslim olur, imanı olağanüstü artar. Yani Hakkalyakin derecesinde bir iman elde eder Hakkalyakin, ilmenyakin. Yani tam, net iman eder. Yani münafıklık yapması mümkün değildir artık. Çünkü fena makamına girmiştir, münafıklık da yapamaz Allah’ın dilemesiyle yani ruh sahibiyse. Mükemmel bir Müslüman olur inşaAllah. Dışarısı simsiyah, zifiri karanlıktır. Güneş de öyle. Mesela Güneş’in yakıcı olması, bizim algımıza göre yakıcıdır mesela bir başka varlığa göre Güneş buz gibi soğuktur. Güneş’in içinde yaşayan varlıklar var mesela ruhani varlıklar var. Onlara da çok güzel geliyor Güneş, gayet tatlı geliyor. Letafetli ve eğlenceli geliyor. Yani nasıl denizin içerisinde adamlar o, değil mi? Çeşitli deniz sporları yapıyorlar, zevkli, değil mi? E başka varlık için deniz suyu Güneş ateşi gibidir. Güneş gibidir. Yani mahvoldum gibi düşünür. Ama onun için bir eğlence oluyor, onun için bir ızdıraptır. Algıya bağlıdır yani Allah’ın vereceği algıya bağlıdır. Mesela Cehennem’de, Cehennem melekleri var acayip mutlular Cehennem’de. Acayip sevinç içindeler, son derece memnunlar bu durumdan. Yani “Biz niye Cehennem’deyiz?” demiyorlar. Ve sonsuza kadar Cehennem’deler ama müthiş mutluluk içindeler. Allah ona o algıyı veriyor Cehennem’de. Yani Cehennem’i Cehennem yapan Allah’ın verdiği algıdır. Cennet’i de Cennet yapan Allah’ın verdiği algıdır. Melekler Cehennem’de görevli ama Cennet zevki alır. Cehennem melekleri, zebaniler. Zebaniye Kuran’da geçiyor, 19 tanedir. “Onların sayısını bir imtihan kıldık.” diyor Allah. Değil mi? İnşaAllah. Murat kardeş, böylece dünya ile bağın kopmuş, ne güzel maşaAllah. Değil mi? Hakkalyakin tam Allah’a teslim olmuşsun, bundan sonra köşe dönmeceliğe girmessin, millete laf sokmaya gerek duymassın, dedikodu yapmassın ondan sonra Allah’ı aşkla seversin, Mehdiyet’e tam bağlanırsın. İnşaAllah. Ama öbür türlü işte şaşar Beşer Faruk Beşer gibi adamlar oluyor, bilmiş bilmiş çıkıyor televizyonda anlatmaya başlıyor. Yani müthiş bir kendinden eminlikle. Halbuki kendisinin ne olduğunun bir farkına varsa iki büklüm olur. Vaktimiz bitmiş. Ama dediğim gibi, benim söylediğim anlattığım şeylerde muhatabım olan yaklaşık 5- 10 kişilik bir kadrodur. Sert sözlerim onlara. Diğer mümin kardeşlerimi ben tenzih ederim. Onlar tertemiz, mümin, muttaki, değerli insanlar. Evet.
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00.30’dan itibaren Kaçkar Tv, Art Uşak Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve aynı zamanda www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...