SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Kaçkar Tv, ART Uşak Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve aynı zamanda harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Oktar Hocamızın bir anlatımıyla başlamak isteriz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’ın akşam vaktinde görüneceği ve insanları Kuran’a ve sünnete davet edeceği inşaAllah, onlara dünyanın ömrünün biteceği haber veriliyor. Okuyayım mı Hocam hadisi inşaAllah? “Nuel b. Hammad ve Yusuf b. Yahya, İmam Muhammed Bakır’dan rivayet ettiği üzere, “Hz. Mehdi (a.s.) akşam vakti zuhur edecektir. Resul’ün gömleği, bayrağı ve kılıcı onun yanında olacaktır, nurlu olacak ve konuşması olacak. Akşam namazını kıldıktan sonra yüksek bir sesle şöyle seslenecek: “Ey Halk Allah’ı hatırlayın ki, onunla birlikte durduğunuz vakit öyleyse delili, doğruluğunu bulmak için gelmiş, Peygamber gönderilmiş, Kitap inmiş, Allahü Teala size ferman vermiş, hiçbir zaman ona şirk koşmayın, Allah’a ve Resulüne uyun. Kuran’ın yaşattığını sizde yaşatın ve Kuran’ın uzaklaştırdığını siz de uzaklaştırın. Diğerlerini hidayete ulaştırın ve takvaya ulaştırın. Doğrusu dünyanın zeval bulması yakındır” kıyameti bildiriyor inşaAllah, dünyanın ömrünün bittiğini. “Ve aynı zamanda beni gibi ondan göç etmelisiniz. Sizi Allah’ın yoluna ve Resulü’nün ameline yaklaştırdığım gibi, batıldan uzaklaşmalısınız. Ve sizi onun sünnetlerine davet ediyorum, maşaAllah. Bu Hocam biraz önce deccalin ikiye bölünmesinden bahsetmiştiniz. Onunla ilgili hadis okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Nevvas b. Seman (r.a.) hadisi; “Deccal sonra bir harabeye uğrar. Ve ona definelereni çıkar deyip oradan ayrılır. Harebenin defineleri de bal arılarının arı beyini izledikleri gibi ardına düşer. Deccal sonra genç bir adamı kendisine imana davet eder. Deccal kendisini reddetmesine öfkelenerek onu kılıçla vurup ikiye böler. Her iki parçayı bir ok atımı mesafeye fırlatır, sonra o genci çağırır. Genç dirilip parlak bir yüzle ve gülerek ona yönelir.”
ADNAN OKTAR:Evet. Yani deccali kızdırıyor Hz. Mehdi (a.s.). Yani onunla alay ediyor deccalle. Onun hiçbir etkisi olmayacağını ona gösteriyor. Deccal bayağı bir gövde gösterisi yaptığını zannediyor, çok etkileyeceğini zannediyor. Deccal münafıklarıyla, müşrikleriyle, sahtekarlığı ile, üçkağıtçılığıyla Hz. Mehdi (a.s.)’ın üstüne var gücüyle, bütün ordularıyla saldırıya geçiyor. Fakat Hz. Mehdi (a.s.) hiçbir şekilde etkilenmez.
Mesela Kuran’da geçen Yusuf Suresi de yine Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatan bir suredir. Yani ağırlıklı olarak ona işaret eden bir suredir. Yusuf Suresi, Kehf Suresi, Hz. Süleyman (a.s.) Kıssası baştan sona, Zülkarneyn Kıssası baştan sona hep Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahseder. Yani ağırlıklı olarak, inşaAllah.
Yusuf Suresi Mekke’de indirilen bir sure, 111 ayet. Bakın bir kere, Şeytan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, bu ayetin içindeki ince hikmetlere bir bakmaya çalışalım Allah’ın dilemesiyle, Cenab-ı Allah’ın verdiği bilgi kadarıyla.
“Elif, Lam, Ra. Bunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir.” Bir, birin yanında bir “Elif” var. Elif’in ebced karşılığı birdir. Bak, 111 ayet, bak bir kere burada bir 11 var. Bir ile “Elif” birleştiğinde yine 11 oluyor. Yine aşağıya iniyoruz. Ne diyor Hz. Yusuf (a.s.)? “11 yıldız” diyor, 11. Bakın üç tane 11 var, inşaAllah. 11 Eylül olayı da çok önemli bir olaydır, 11 Eylül’de olan olay, inşaAllah. “Gerçekten Biz, akıl erdiresiniz diye, onu Arapça bir Kuran olarak indirdik”. "Akıl erdiresiniz diye" demek ki Kuran’ın üstüne biz derin derin düşüneceğiz. Aklı geliştiren bir güçtür Kuran Allah’ın dilemesi ile. Yani Kuran’ı okuyanlarda akıl gelişir. Kuran olmadan akıl olmaz onu söyleyeyim, zeka olur. Aklın olması için mutlaka Kuran’a ihtiyaç vardır. Kuran’ı iyi özümseyip iyi yaşayan, iyi hayata geçiren insana biz akıllı deriz. Onun dışındakilere zeki denir. “Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz” bak, “En güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın” bu bilgiler hep gayp haberlerleri, özel bilgiler bir çoğu. “Hani Yusuf babasına: "Babacığım, gerçekten ben (rüyamda) on bir yıldız, Güneş'i ve Ay'ı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" demişti.” Şimdi bakıyoruz, “Rüyamda” diyor, “Ben rüyamda”. Bir kere 11 var. 11, 11 Eylül’e bakıyor 11 Eylül’deki olaylara. Bu Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. “Yıldız” iki tane kuyruklu yıldız çıkmıştır, biri Halley, biri Lulin ona bakıyor. “Güneş” Güneş tutulması olmuştur 2 kere, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. Ve “Güneş’ten bir alamet belirecektir” ona bakıyor. “Ay” Ay tutulmaları olmuştur yine Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alameti olarak 2 kere olmuştur. 15 gün ara ile Ay ve Güneş tutulmaları olmuştur ona bakıyor. “Bana secde etmektelerken gördüm” yani Allah Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru için Hz. Mehdi (a.s.)’ın emrine veriyor. Mesela 11 Eylül olayını meydana getiriyor Cenab-ı Allah. Kuyruklu yıldızları çıkarıyor Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak diye Hz. Mehdi (a.s.)’ın emrinde. Güneş ve Ay tutulmaları yapıyor yine Hz. Mehdi (a.s.)’ın emrinde. Allah Hz. Mehdi’nin emrine, Hz. Mehdi (a.s.)’ın hizmetine, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru için vesile kılıyor. “(Babası) Demişti ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma” demek ki başlangıçta Mehdiyet anlatılmaması gereken bir bilgi. Yani gelişmemişken, imkanları yokken Mehdiyet’i anlatırsan Mehdiyet’te insanlarda bir hassasiyet olacak anlamına geliyor. Çünkü bu Hz. Yusuf (a.s.)’ın anlatacağı şeyde Mehdiyet. Çünkü ileride hakim olacağını, üstün olacağını gösteren bir rüya görüyor zaten. O rüyayı görünce kıskananlar olur, haset edenler olur ve saldırganlaşabilirler. Hatta biz Mehdiyet ile ilgili Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili ben bir kitap yazmıştım yıllar önce. Yani yaklaşık 20 yıl önce yazmıştım. Ben o kitabı yazınca bir kısım Müslüman kardeşlerimizde tahmin tahayyül edemeyeceğim bir reaksiyon başladı. Hatta bir camiye gitmiştik böyle etrafımızı sardılar falan. Yani çok acayip olaylar olmaya başlamıştı. Yani saldırganlaşmıştı bir kısım insanlar, bazı kişiler. Demek ki o zamanlar erkenmiş daha. Mesela bak şu an anlatıyoruz hiçbir şey yok sadece dinliyorlar. Ama o devirde anlattığımızda çok büyük olay olmuştu. Bak, Hz. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak biz de bunun bir tecellisi ile karşılaştık. Onun için Müslüman da olsa bir kısım insanlar hasedine sebep olacak, kıskançlığına sebep olacak, saldırganlığına sebep olacak kıymetli hakikatler bir süre eğer zamanı, zemini uygun değilse anlatmamakta fayda var. Ama biz tabii anlattık yine hayır oldu o dönemde, inşaAllah. “Yoksa sana bir tuzak kurarlar” demek ki Hz. Mehdi (a.s.) da Müslümanlar tarafından, Müslüman bilinen fakat münafık tiyniyetli olan kişiler tarafından tuzak kurulacak. Yani Müslüman bildiğimiz bazı münafıklar tarafından tuzak kurulacak. “Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır." Şeytan kime etki ediyor? Münafıklara etki ediyor, küfre etki eder. Şeytana dikkat çekildiğine göre, münafık da zaten şeytanın insan şeklini almış bir sureti olduğuna göre, “İnsan için apaçık bir düşmandır” demek ki münafıklar da Hz. Mehdi (a.s.)’a düşman olacaklar. 6. ayette, "Böylece Rabbin seni seçkin kılacak” ebcedi 2020 tarihini veriyor. "Böylece Rabbin seni seçkin kılacak” bak bir tane tarih veriyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur tarihini veriyor 2020. 3418 olabilir, 975 olabilir, tam 2020 tarihini veriyor, bakabilirler. "Rabbin seni seçkin kılacak” farklı kılacak, üstün kılacak, ayrı kılacak, lider kılacak. “Sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek” yani Hakk’ı yorumlamayı, hadis yorumlamayı, Kuran’ı yorumlamayı sana öğretecek, bu anlam çıkıyor. Yani güzel yorumlayacaksın, oradaki sırları ve şifreleri güzel çözeceksin, bu anlama geliyor. “Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek” Hz. Mehdi (a.s.)’a bakan yönü olarak biz bunu görüyoruz. Yani Kuran’ı, Kuran’ın sırlarını, hadisin sırlarını açacak, yani insanlara gösterecek. Risale-i Nur’un sırlarını açacak insanlara gösterecek. “Ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır.” Hz. Mehdi (a.s.)’ın neslinden, Hz. İbrahim (a.s.)’ın zaten duası var. Müslümanlarda her namazda kadlede dua ediyorlar, Tahiyyat-ül Mescid duası, Ettahiyyatü. Orada Hz. İbrahim (a.s.)’a da tahiyyattayken Hz. İbrahim (a.s.)’a ailesine ve Hz. İbrahim (a.s.)’a dua ediliyor, inşaAllah. Bak, “İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır.” Hz. Mehdi (a.s.)’da bu soydan geliyor seyyiddir. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s.)’ın dünya hakimiyeti olması ile nimet tamamlanmış olacaktır. Bak, “Nimetini tamamlayacaktır” diyor. Tam anlamıyla mütekamil, dünya hakimiyeti ile bu nimet tamamlanmış oluyor, inşaAllah. “Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." 7. ayette, “Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır.” Bakın, bu ayetin ebcedi de 2019 tarihini veriyor. “Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır.” Yani Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerinde soranlar için ayetler vardır, ibretler vardır gibi de yorumlayabiliriz, inşaAllah. Bir yönüyle, yani Ahir Zamana bakan yönüyle. 2019 tarihini veriyor. Bak, orada 2020, burada 2019. Ve tam hakimiyetle ilgili konular bak, “Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır.” “Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir. Öldürün Yusuf'u". Bakın o devirde kişiler Müslüman olduklarını iddia ettikleri halde Hz. Yusuf (a.s.)’a karşı müthiş bir kıskançlık ve haset içindeler, bak, “Birbirini pekiştiren kalabalık bir topluluğuz biz” diyor. Ama Hz. Yusuf (a.s.)’a karşı öfkeliler. Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı da bir kısım Müslüman bilinen münafıklarda öfkeli olacaklar. "Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın.” Yani onu hapsedin, bir yere gizleyin, etkisiz hale getirin, veyahut öldürün. Hz. Mehdi (a.s.) içinde aynı şeyleri düşünecek münafıklar. Öldürmeyi, hapsetmeyi, etkisiz hale getirmeyi düşüneceklerdir. Bak, “Babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın.” Yani siz ünlü olun, şöhret olun. Siz tanının, bilinin, yani öne çıkma hırsının, büyüklük hırsının insanları bu çizgiye getireceğine Mehdiyet devrinde işaret ediyor Kuran. “Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz." Samimi topluluk olursunuz diye bunlar tabii kalbinde hastalık olanların yapacağı bir üsluptur. Hem anormallik yapacaksın, hem mazlum bir insanı hapsetmeye kalkacaksın, kuyuya atmaya kalkacaksın, öldürmeye kalkacaksın, hem de salih bir topluluk olacaksın. Yani cinayete azmedeceksin sen, hem de salih bir topluluk olacaksın. Belli ki olmayacak bu, bu kalbinde hastalık olanların üslubudur. “İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine bırakın da onu bir yolcu kafilesi alsın." Bu kişi bir ihtimal Hz. Hızır (a.s.) olabilir. Bak, “İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u” bir kere öldürülmesini engelliyor. “Onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın." Yani yolcu kafilesinin alacağını nereden biliyorsun? Ölür normalde, yolcu kafilesi de gelmez ama yolcu kafilesinin alacağını biliyor. Sözünün geçeceğini biliyor ve “Kuyunun derinliklerine bırakın”. “Bir yolcu kafilesi alsın” tabii bu daha da derinine gidersek bu konunun çok daha hayret verici konular çıkıyor. Ama biz ilk önce yüzeysel kısmını anlatalım inşaAllah. 11. ayet, “(Bu karara vardıktan sonra) "Ey Babamız," dediler. "Sana ne oluyor, Yusuf'a karşı bize güvenmiyorsun? Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz." Kalbinde hastalık olanlar, münafıklar, tuzak kurmadan önce böyle bir üslup kullanırlar. Bak "Sana ne oluyor, Yusuf'a karşı bize güvenmiyorsun?” Yani güvenin üstünde çok durur münafıklar ve kalbinde hastalık olanlar, o kişilerinde o anda kalbinde hastalık var. “Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz." Yani bu şekilde yaklaşırlar iyilik istemek iddiasıyla, hayrına gayret ediyoruz demekle asıl işleyecekleri cinayete doğru adım adım giderler. Yani onun için Müslüman bu tip ataklarda, münafıkların ataklarında çok dikkatli olması lazım. Yani münafık ağzına aldanmamak çok önemlidir. Bak güvenmenin üstünde duruyor ve “İyilik istiyoruz” diyor. Halbuki münafık böyle bir şey istemez. Kalbinde hastalık olan böyle bir şey istemez. “Sen onu yarın bizimle gönder, gönlünce gezsin, oynasın. Elbette biz onu koruyup-gözetiriz." Yani “Gönlünce gezsin” özgür olsun diyor oynasın, neşelensin. “Elbette biz onu koruyup-gözetiriz." Hem bakacağız, hem de “Koruyup gözetiriz” diyor. Bak, tuzak için ne kadar kapsamlı ve doyurucu açıklamalarda bulunuyorlar. Halbuki çok ölümcül ve tehlikeli bir tuzak kuruyorlar. Demek ki, münafığın ve kalbinde hastalık olanın bu tip bir üslubu olabiliyor. Yani Müslüman buna kanmayacak. Yani niyetinin bozuk olduğunu başından anlayacak. O ana özellikleri, münafık alametleri, hastalık alametleri görüldüğünde, ana alametleri bakmak lazım. Yani ifadeye bakmamak lazım, yani konuştuğu sözler önemli değildir. Ana münafık alametleri hayatidir. Müslümanda da ana Müslüman alametleri gördükten sonra kuşkulu gibi görünen konuşmalarının hiçbir önemi yoktur. Müslümanda da tersinedir, çünkü sağlam mümin alametleri varsa, takva alameti varsa, dava adamı, cihat adamı ve akıl alameti varsa, kuşkulu gibi görünen, dedikodulara, şuna buna falan aldırılmaz Müslümanda. O sağlam adamdır ama münafık alametleri, hastalık alametleri görünen bir adamda istediği kadar güzel iyi alametler göstersin hiçbirine itibar edilmez çok tehlikeli olur bu. “Dedi ki” 13. ayette, "Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum." Bir kere, "Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer” demesi bu Peygamber zellesidir, çünkü üzüntü Müslümana haramdır. Üzülmemesi gerekir, bu bir zelledir. Çünkü, “Gerçekten üzer” diyor. Bir de emin konuşuyor, bu da Peygamber zellesidir. Peygamberlerde olan hatalı hareketlere zelle deniyor. Yani her halükarda kaderinde olan sonradan düzelttikleri tavırlar olmuş oluyor. Yani birçok Peygamberin zellesi olmuştur, inşaAllah. “Ve siz ondan habersiz iken” onlara bak yol göstermiş oluyor, bu da bir zelledir. Yani adamların, karşı tarafın kuracağı tuzak için onlara farkına varmadan akıl vermiş oluyor. “Ve ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum." Korkmak da haram, Müslüman korkmaz tevekküllü olur, bu da bir Peygamber zellesidir. Ve onların kuracağı tuzak için onlara fikir vermiş oluyor farkına varmadan. Müslüman zaafını asla söylememesi lazım. Bakın bir “Siz ondan habersizken”, ikincisi “Kurdun yemesinden” diyor, kurt yemesi. Onlara hazır bir plan sunmuş oluyor farkına varmadan. Onun için hastalıklı adamlara Müslüman zaafını hiçbir şekilde söylemez. Ancak güçlü ve güvenilir insana zaaf olan noktalar söylenir ki tedbir alınsın. İki noktada açıkça onlara farkına varmadan yol göstermiş oluyor ve zaaf olan konuyu belirtmiş oluyor. Bak, bir ondan habersiz iken, iki kurt yemesi, korkuyorum diyor bu da Peygamber zellesi olarak Müslüman böyle demez. Tabii sonra bunu düzeltiyor Cennete gitmiş bir Peygamberdir. Ama birçok Peygamberde böyle zelleler vardır, inşaAllah. Mühim bir konu olduğu için tekrarlı söylüyorum ki iyice akılda kalsın diye. “Dediler ki: "Andolsun” bak yeminle konuşuyorlar. Münafıklar ve kalbinde hastalık olanlar yemin ederler, Allah’a, takvaya yakın, takva bir üslup kullanabilirler. Yani dürüst ve kurtarma amaçlı bir üslup kullanabilirler. Bakın burada da, “İyiliğini istiyoruz” diyor kurtarma amacı, halbuki amaç bambaşka çok karanlıktır bu tip insanların asıl amacı. “Ailemi kurtarmak istiyorum, arkadaşlarımı kurtarmak istiyorum, kardeşlerimi kurtarmak istiyorum” der çok alçakça ve çok kahpece amacı olur. Bambaşkadır ama zahiren öyle gibi görünür, yani iyi niyetli imiş gibi görünür. “Dediler ki: "Andolsun, biz, birbirini kollayan bir topluluk iken” ki birbirlerini hakikatten kollarlar kalbinde hastalık olanlar, münafıklar. “Kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan (aciz) kimseler oluruz." Yani “Böyle bir şey mümkün değil” diyorlar. “Biz bayağı birbirini kollayan, dikkatli kişileriz. Bu bize yakışmaz zaten, yapmayız böyle bir şeyi” diyorlar. Buna da inanmamak lazım. “Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, Biz ona (şöyle) vahyettik” Hz. Yusuf (a.s.)’a daha çocukken Allah vahyediyor, kalbine vahyediyor. "Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin." Yani, “Onlar kendi yaptıkları şeylerin gizli olduğunu zannediyor ama sen onlara haber vereceksin” diyor. Onların yaptığı oyunları, anormallikleri onlara bildireceksin. Hz. Mehdi (a.s.)’ın da yapacağı budur. Yani yapılan sahtekarlıkları, oyunları onlara bildirecektir inşaAllah. “Akşamüstü babalarına ağlar vaziyette geldiler” akşamüstü genellikle gecenin şerrinden Allah’a sığınılır. Akşamüstü suç işleyenlerin kullndığı bir vakittir aynı zamanda. Geceler tehlikelidir. Çünkü telafisi çok zordur akşamın, akşamdan sonra. Mesela bir insan kaybolsa akşam aramak çok daha zordur, gündüz bulmak daha kolaydır. “Babalarına ağlar vaziyette geldiler” demek ki bak kalbinde hastalık olanların, münafıkların ağlamayı da kullandıklarını görüyoruz. Ağlamayı da bir silah olarak kullandıklarını görüyoruz. Ağlamaya da inanmamak lazım. Çünkü mesela bir iftira atan bir fahişeyi buluyorlar mesela götürüyorlar emniyette, mahkemeye götürüp ağlatıyorlar, fahişe salyasıyla ağlıyor. Şöyle oldu, böyle oldu, hayali sahtekar oyunlar oynuyor. Ne oluyor sonra karşı taraftaki insan inanıyor. Kadın ağlaması insanları çok etkiler, zavallı bir görünüm verdiği için. Bunlar da orada ağlayarak inandırıcılık kazanmaya çalışıyorlar. Münafıkların oyunlarından biri de budur, yani ağlamaya şüphe gözüyle bakılması lazım. Yani samimiyetsiz, sahtekarca bir ağlamaya karşı dikkatli olunması gerekiyor. Oyun, yani taktik amaçlı ağlamaya da çok dikkatli olmak gerekiyor. “Dediler ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk.” Şimdi bak, münafıkların ve kalbinde hastalık olanların yalan söylemekte ve kafalarında bir hayali olay meydana getirmekte nasıl yetenekli oldukları görülüyor. Demek ki iftirada yaman oluyor münafıklar, çok dikkatli olmak gerekiyor. Bak, “Yarışıyorduk” -veya kalbinde hastalık olanlar- “Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş.” Bak babasının korktuğu konuyu ona söylüyorlar, kurt. Tabii kurda dikkat çekilmesi de ayrı bir şeydir. Ahir Zamanda kurt gibi insanlar türemiştir. “Kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin." Bak, bu da bir münafıkane ve bilinçaltı kurgulamadır. Yani ben zaten doğruyu söylesem sen inanacak değilsin. Yalanı tezgahlayanların ne kadar kapsamlı ikna ve telkin metotları kullandığını gösteriyor Kuran. “Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler.” Bak delil de oluşturabiliyorlar. Demek ki, Müslümanların aleyhine, Ahir Zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’ın aleyhine muazzam iftiralar atılacak, gerekirse aleyhte deliller oluşturulacak. Yani çok kapsamlı ve inandırıcı tavır gösterecek münafıklar. Yani hakikaten, gerçekten sanki Müslümanmış gibi, gerçekten iyi insanmış gibi, gerçekten değerli insanmış gibi karşısına çıkaracaklar ve çok galiz iftiralar atacaklar hatta yalan ve sahte deliller oluşturacaklar. “Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler” sahte delil. "Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır.” Bak bu tam bir Müslümanca tavır. Şimdi burada Peygamberin yaptığı hareketin mükemmeliğini görüyoruz. Bir kere buna inanmıyor. Bu feraset, basiret ve akıl gerektiren bir şeydir. İnanabilirdi, inanmıyor. İkincisi bana düşen güzel bir sabırdır diyor. Bu da çok güzel. “Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı” yalan söylediklerini hemen anlıyor ferasetle, Allah’ın dilemesi ile. “(Kendisi'nden) yardım istenecek olan Allah'tır." “Ben Allah’a sığınıyorum” diyor. Tam Müslümanca bir üslup. “Bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını sarkıttı.” Hz. Mehdi (a.s.) kova burcundan biliyorsunuz. İncil’de de geçiyor, “Kova burcundan olan kişiye uyun” diyor Hz. İsa (a.s.). Kova burcundandır, bu masonlarda bunu biliyor. Kova burcundan olacağını ilgili kişinin ve Hz. İsa (a.s.)’ın bahsettiği kişinin de İncil’deki kova burcundan olduğunu biliyorlar. "Kovasını sarkıttı. Hey müjde... Bu bir çocuk." dedi.” Bir kere burada bir müjde var. Ve “Bu bir çocuk” ilk Mehdiyet’in, ilk çocukluk yıllarına, gençlik yıllarına bakan bir ayet aynı zamanda. “Ve onu (kuyudan çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar.” Bak, “'Ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar” önem vermiyorlar. “Oysa Allah, yapmakta olduklarını bilendir.” Yani bir süre geçiyor. “Onu ucuz bir fiyata, sayısı belli (birkaç) dirheme sattılar. Onu pek önemsemediler.” Hz. Mehdi (a.s.)’ı da insanlar pek önemsemeyecekler başlangıçta. “Onu satın alan bir Mısır'lı (aziz,) karısına: "Onun yerini üstün tut (ona güzel bak), umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi.” Firavun da biliyorsunuz Hz. Musa (a.s.)’ı almıştı. Yani onu koruyup kollamıştı, haberi olmamıştı. Ona nasıl bir hizmet ettiğini bilememişti. “Böylelikle Biz, Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik.” Hakkı ve güzel ifadeyi ona öğretiyor. Ona o zaman ki, hak olan bilgiler, Allah’ın bildirdiği bilgileri çok güzel yorumluyor, hak olan şeyleri güzel yorumluyor. Hz. Mehdi (a.s.)’a bakan yönü de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Kuran’ı, hadisleri, Risale-i Nur’u mükemmel yorumlayacağını anlıyoruz. “Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik.” Öğreten kim? Allah. Demek ki, Hz. Mehdi (a.s.) ve diğer Peygamberler, diğer kişiler müstakil bir güce sahip değil, bütün güç Allah’ın elinde. “Allah, emrinde galib olandır” yani emrettiği bir şeyi yerine getirir ve galip olacaktır. Ebcedi 2014 tarihini veriyor. Kardeşim hep hakimiyetlerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın devrinin tarihi çıkıyor ebcedlerde. Yani bu bir tane tesadüf olur, iki tane tesadüf olur, üç tesadüf olur, dört olur, beş olur, on olur, elli olur, altmış olur, yüz tane ebced var, yüzün üstünde ebced var, hepsi Hz. Mehdi (a.s.) devirine bakıyor hakimiyet ile ilgili ayetler, tamamı. Başka tarih vermiyor, sırf Mehdiyet tarihini veriyor. Bu çok acayip bir şey. “Allah, emrinde galib olandır” ebcedi 2014. “Ancak insanların çoğu bilmezler” şu anda da insanların çoğu bilmiyorlar. Bakın, 22, 2, 2, “Ergenlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik.” Burada da bir Mehdiyet’e bir bakış var. “Kendisine hüküm ve ilim verdik” hem güzel hüküm verme, hem de güzel bir bilgi. “İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz” yani Ledün ilmi, vehbi ilim.
24’e kadar okuyayım ondan sonrasına başka bir gün devam edelim.
“Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi” bir kere Hz.Yusuf (a.s.) ile aynı evde kalıyor o kadın. “Ondan murad almak istedi” Hz. Yusuf (a.s.) açıkça söyleyeyim çok seksi. Yani erkek olarak kadınları çok tahrik eden, etkileyen bir erkek. Yani çok beğeniyorlar, kadınların hangisi görürse görsün hepsini etkiliyor. Ama aklından ve derinliğinden kaynaklanan bilinmeyen bir derin güce sahip, müthiş bir elektriği var. Bu tip ile, et ile kemikle alakalı olan bir şey değil. Et, löp löp et, adam böyle lombak gibi adam olur. Et koftur yani ondan bir şey çıkmaz. Aklın meydana getirdiği, Allah’ın meydana getirdiği olağanüstü bir etki vardır. O apayrı bir şeydir. Kuran ona dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. “Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak” bir kere kadın yani çok yaman bir kadın böyle, detayları çok düşünen bir kadın. Bak kapıyı değil kapıları da yani bütün kapıları kapatıyor. Yani herhangi bir kişinin giriş ve çıkışını engellemek için, tasarlamış çünkü. "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi.” Hz.Yusuf (a.s.)’da orada köle olduğu için. O belirli bir çağa gelip, büyüyüp gelişince kadın ondan etkileniyor. Yani ilk önce çocuk olarak görüyor ama delikanlılık çağına gelip de böyle gösterişli hale gelince kişiliği iyice oturup derinliğini iyice geliştirince müthiş bir etkileyicilik kazanıyor. Kadın artık bu aşamada dayanamıyor. Yani daha önce dayanabilen kadın. Daha önce iradesini kullanan, artık bu anlamda dayanamıyor. "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi” diyor Cenab-ı Allah ayette böyle bildiriyor. “(Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim Efendimdir” yani imandan kaynaklanan bir güzelliği var. Kuran buna hemen dikkat çekiyor. Çünkü iman, iffetli bir erkek kadın için çok etkileyicidir. Ama fahişe bir erkek, yani herkesle yatıp kalkan, helale harama dikkat etmeyen, fahişe bir erkek de fuhuş yapan, gayrı meşruluktan kaçınmayan, harama helale dikkat etmeyen erkek kadına itici gelir. Yani böyle kitlevi gelir. Farkında olmadan bir iticilik bulur. Yani istese de olmaz. Yani o tiksintiden kurtulamaz onda. Yani nasıl fahişe kadından insan tiksiniyorsa, gücü yetmiyorsa mümin bir erkeğin. Yani tiksinir elinde olmaz, Allah’ın dilemesi ile. "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim Efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." “Allah bana her türlü nimet verdi” diyor. “O benim Efendimdir” derken evin, oradaki şahsa da hitap etmiş olabilir. Fakat Allah’a dediğini anlıyoruz biz. “Çünkü o benim Efendimdir, yerimi güzel tutmuştur.” Allah tutuyor çünkü burada o imkanı sağlayan Allah ona. “Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez. Andolsun kadın onu arzulamıştı” ama normal bir arzu değil bu, kadının gözü dönmüş artık. “Eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı.” Hz. Yusuf (a.s.)’da o kadına karşı arzu duyuyor, yani istekli. “Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.” Gayrı meşru cinsel ilişkiye girmiyor kadınla. Aynı evdeler, aynı ortamdalar, o devre kadar kadın muhtemelen defalarca ona sarkıntılık etmeye kalktı ama hepsinde kaçınmış. Ama bu sefer kadın kararlı, kapıları kilitliyor bu sefer. Yani cinsel ilişkiye girme konusunda azmettiği ve karar verdiği anlaşılıyor. “Kapıya doğru ikisi de koştular.” Hz. Yusuf (a.s.)’ın sevimliliğine, güzelliğine bak kaçıyor kadından. “Kadın gömleğini arkadan çekip yırttı” ama kadının azgınlığı çok acayip, şaşırtıcı. Tutunca, muhtemelen tırnakları falan da uzun anladığım kadarıyla, arkasından tutunca, gömleği kopartıyor arkasından. “Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar.” Hz. Yusuf (a.s.) demek ki kapıyı açmış, kilidi açıp kaçmış, kadın da peşinden koşmuş. Kadın yakalamaya çalışınca gömlek yırtılmış. “Kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?" Görüyor musun ne kadar tehlikeli kadın? Şehvetten hem gözü dönmüş, iman gözüyle de bakmadığı için, gözü çok kara. Ve hani seviyordun sen? Allah için sevmediği için, saf şehvetle sevdiği için bir anda bak harcamayı göze alıyor. Bir anda siliyor. Hem de zindan, “Veya acı bir azaptan” bir de acı bir azap, yani kim bilir ne işkence yapılmasını istiyor ayrıca. Hani seviyordun sen? İşte Allah için sevmemenin sırf şehvet olarak sevmenin nasıl acı sonuçlar meydana getireceğini de Allah gösteriyor. Yani nasıl rahatça ayrılmalar olacağını, nasıl karşıdaki insanı harcayacağını, şehvet için yaklaşıldığında, Allah için sevilmediğinde nasıl çabuk biteceğini Allah gösteriyor. “(Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi." Yani “Kadın” diyor “Öyle bir atakta bulundu. Ben yapmadım” diyor, “Öyle bir şey” diyor. “Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir. Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir." Demek ki burada Hz. Mehdi (a.s.)’a da bir kadınlardan kaynaklanan veyahut bir kadının, bazı kadınların atacağı iftiralar olacak. Hz. Mehdi (a.s.) da delil ve bürhan getirerek kurtulacak. Bak, Hz. Yusuf (a.s.)’da delil getiriliyor, gömleğin yırtılma şeklinden delil getiriliyor ve böylece suçsuz olduğu anlaşılıyor. Hz. Mehdi (a.s.)’a da aynı iftiraların atılacağına dair Kuran’ın bir işareti var, tabii doğrusunu Allah bilir. Yani işaret olarak görüyoruz. “Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi.” Ehl-i dünya olan, yani İslam’a, Kuran’a önem vermeyen kadınların düzenleri çok şiddetli oluyor. Bayağı tehlikelidir, yani çok yırtıcı ve insanların başlarını rahatça belaya sokan tiplerdir, yani bunu herkes bilir dünyada. Adam diyor ki; “Yusuf, sen bundan yüz çevir” bu kadından yüz çevir, bununla görüşme. “Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile.” Yine adam mümin, maşaAllah bak “Bağışlanma dile” diyor. “Doğrusu sen günahkarlardan oldun." “Günah işleyen sensin” diyor ama yine de bak kadını dövmüyor, sövmüyor, sokağa atmıyor, vurmaya kalkmıyor. Türkiye’de olsa bazı tipler ya alnından vuruyor kadıncağızı, ya bıçaklıyor 38 yerinden 120 yerinden bilmem ne. Bak delilik yapmıyor. “Doğrusu sen günahkarlardan oldun" çünkü onun işlediği günah Allah ile onun arasında ondan dolayı yani böyle feci şekilde bir cezalandırma olmaz, en fazla boşarsın. Ama saldırmak, asmak, kesmek falan bunlar olmaz. “Şehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz (Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş.” Bak kadınların dedikoduculuğuna da dikkat çekmiş Cenab-ı Allah. Erkeklerde de vardır da kadınlarda da vardır. Boş insanlarda olur bu. "Aziz (Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş.” Sevgi değil, şiddetli bir şehvet kadını sarmış, sevgi değil. Ama onlar öyle anlıyorlar. Çünkü sevgide bir insan sevdiğini harcar mı? Kıyabilir mi? “Doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi.” “(Kadın) Onların düzenlerini işitince” yani bu dedikodularını işitince, “Onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı” koltuk hazırlıyor böyle herhalde salon gibi bir yerde. “Her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) keskin bıçak verdi.” Meyve soymaları için ve meyve ikramı yapıyor. “Gelin sohbet edeceğiz” diyor. Hz. Yusuf (a.s.)'a da diyor ki; "Çık, onlara (görün)" dedi” yani yanlarına gel diyor kadınların yanına çağırıyor kadın topluluğunun içerisine. “Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler” yani eli ayağa titriyor böyle, Hz. Yusuf (a.s.)’ın etkileme gücünden dolayı. Kuran ona dikkat çekiyor. “Görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir” bu bir insan değil diyorlar. “Bu, ancak üstün bir melektir" dediler.” Yani “Olağanüstü etkileyici, başka türlü bunu açıklayamayız” diyorlar. Çünkü elinin ayağının titremesi, elinin ayağını kontrol edememesi, vücudunu kontrol edememelerine şaşıyorlar. “Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadığınız erkek delikanlı işte budur.” “Dedikodu yapıyordunuz, işte budur” diyor. “Andolsun onun nefsinden ben murad istedim” bu doğru ben ona yanaşmak istedim. “O ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa” yani kendisiyle cinsel ilişkiye girmezse, “Mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak" yani “Hapse attıracağım onu ve küçük düşüreceğim” diyor. Bak, hem zindana atılmak hem de küçük düşürmek, demek ki, Hz. Mehdi (a.s.)’da hem zindana atılacak, hem küçük düşürülmeye çalışılacak yani kamuoyunda, basında aleyhinde haberler çıkacak. Hz. Mehdi (a.s.)’dan da kadınların hoşlanacağını anlıyoruz yani ona işaret var, inşaAllah. “(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir.” Demek ki, o da kararlı olacak yani gayrı meşru cinsel ilişkiye girmeyecek, girmemiş. “Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum." “Benden bu sistemi uzaklaştır” diyor. “Allah esirgesin eğilim gösterip cahillerden olmaktan korkuyorum” diyor. Yani “gayrimeşru cinsel ilişkiden beni koru” diyor Allah’a sığınıyor. “Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı.” 2031 yapıyor tarihi. 2010’dayız, 2031 İslam’ın en şaşalı yılları inşaAllah. “Çünkü O, işitendir, bilendir. Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı.” Bak, “Lehinde, hukuki, açık delilleri görmelerine rağmen” diyor. Suçsuz olmasına dair delillerin net olmasına rağmen “Onu belirli bir vakte kadar hapse atmak görüşü ağır bastı”. O zamanın devletinin içindeki derin devlet buna karar veriyor. Yani meşru bir devlet bunu yapmaz zaten, derin devletin aldığı karar. Anlıyoruz ki, Hz. Mehdi (a.s.)’da bütün açık aleni delillere rağmen, temizliğine dair, suçsuzluğuna dair deliller olmasına rağmen belirli bir vakte kadar hapse atılmasına derin devlet karar verecek. Ve bir komplo hazırlayacaklar, bir oyun oynayacaklar, meşru mahkemeler kanalıyla onu hapse attıracaklar. Çünkü hadislerde hapse gireceği yazıyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Yusuf Suresi’nde de zaten Peygamberimiz (s.a.v.), “Hz. Mehdi (a.s.) Hz. Yusuf (a.s.)’a benzer” diyor, Hz. Mehdi (a.s.). Yusuf kıssasında Hz. Mehdi (a.s.)’ın anlatıldığını görüyoruz, inşaAllah bir yönüyle, işari anlamıyla.
Ben tutuklandığımda 86’da şu ayeti mahkemede delil olarak okumuştum. Yusuf Suresi 38, "Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum” İbrahim’e, İshak’a ve Yakub, Millet-i İbrahime diye geçiyor, Millet-i İbrahime. “Ben İbrahim milletindenim” dedim mahkemede, yani “İslam milletindenim, İbrahim milletindenim, Türk kavmindenim” dedim. “Dedin mi?” dedi. “Dedim” dedim. “Tamam” dedi, “Sanığın tutuklanmasına” dedi hakim. 19 ay ondan sonra hapiste kaldık. Mahkemede delil olarak, ben “Efendim” dedim, “Sayın hakimim” dedim. “Din olarak Kuran’da millet kelimesi geçiyor” dedim millet. “Ben de İbrahim milletindenim” dedim. “İslam milletindenim. Kuran’da da bunun açıklaması var” dedim. Ondan sonra, “Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum” bu ayeti okudum. “Yani burada benim suçsuz olduğum açık” dedim. “Ama takdir sizin” dedim mahkemeye. Doğru söylüyorsun gibi bir üslup tabii söylemediler, bir şey demediler. Sadece tahliye talebinin reddine, işte sanığın tutukluluğunun devamına, mevcut delil durumuna göre. Delil de buydu zaten. Yani “İbrahim milletindenim” demem. Millet-i İbrahim, bak şu an söylüyoruz ama tutuklanmıyoruz. Ama o zaman tutuklanmıştık.
“İşte böylece Biz yeryüzünde” 56. ayet. Yusuf Suresi 56, “İşte böylece Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız” 2017 tarihini veriyor ebcedi, bir tane tarih veriyor 2017. Kardeşim bu kadar tesadüf olur mu? Bak dünya hakimiyeti, iktidardan bahsediyor 2017. Tam net tarihini veriyor, maşaAllah. “İşte böylece Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik” 2017. Yusuf Suresi’nde Allah çok fazla hikmet olduğunu çok derinlikler olduğunu açıklıyor. Biz de tabii o gözle bakacağız, inşaAllah. Bak diyor ki 111. ayet, “Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır.” Bu ayetin ebcedide 2015 surenin son ayeti, 111. ayet. Bak, “Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır.” Yani “Temiz aklını kullanan insan için ibretler, derinlikler ve işaretler vardır” diyor bu ayet. “Dümdüz bir hikaye değildir” diyor. “Aklını kullananlar için bilmediğiniz sırlar, aklınıza gelmeyen derinlikler vardır. Ama düşünürseniz Allah bunu size verir” diyor ayette, inşaAllah. “İbretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir” yani “Bu hikaye değil” diyor Cenab-ı Allah. “Uydurma da değildir. Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması'” ama her şeyin. “Çeşitli biçimlerde açıklaması ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir” Mehdi’dir diyor Kuran. Bak, “İman edecek bir topluluk için bir hidayet” hidayete vesile olan Hz. Mehdi (a.s.)’dır ve rahmettir, 111. ayet. Onun için Yusuf kıssasında, Kuran’da ifade ediyor bak, “Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır.” Sırlar, derinlikler vardır. İnsanların örnek alacağı birçok şeyler vardır. Hadisle ve Kuran’ı Kuran’la tefsir edecek şekilde baktığımızda müthiş derinliklerle karşılaşıyoruz. Ki bak bu daha ilk yüzeysel, ilk birinci bakışımız bu. Mesela ikinci üçüncü aşamalarında çok çok daha derinlikler var. Çok daha kapsamlı izahlar var. Ebcedleri de öyle, rakamların verdiği imalar ve işaretler de öyle. Ama biz tabii Kuran’ın muhkem olan hükümlerine göre hareket ederiz. Mesela Allah “Namaz kılın” der namaz kılarız. “Oruç tutun” der oruç tutarız. Muhkem hükümle biz sorumluyuz.
Evet, “Fakat biz Risale-i Nur şakirdleri” diyor Bediüzzaman, “Vazifemiz hizmettir vazife-i İlâhiyeye karışmamak ve hizmetimizi onun vazifesine bina etmekle bir nevi tecrübe yapmamak” yapamayız diyor. “Allah’ı tecrübe eder gibi hareket yapamayız, yapmayız” diyor. “Kemiyete değil, keyfiyete bakmak” sayının çok olmasına değil, kalite ve etkenliğe bakmak durumundayız. Mehdiyet’te sayı azdır ama kalite yüksektir. “Hem çoktan beri sukut-u ahlâka ve hayat-ı dünyeviyeyi her cihetle hayat-ı uhreviyeye tercih ettirmeye sevk eden dehşetli esbap altında” yani bu “Darwinist, materyalist sistemde” diyor “İnsanlar dünyaya dalmışlardır ahiretti bırakmışlardır” diyor. “Bu ortamda Risale-i Nur’un şimdiye kadar fütuhatı ve zındıkların ve dalâletlerin savletlerini kırması” yani ateistlerin, Darwinistlerin direncini kırması, “Yüz binler biçarelerin imanlarını kurtarması ve her biri yüze ve bine mukabil yüzer ve binler hakikî mü’min talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i Sâdık Resulullah’ın hadislerinin ihbarını aynen tasdik etmiş” diyor aynısıyla gelişmiş Ahir Zaman hadisleri. “Ve vukuat ile ispat etmiş” yani artık sahih hadisler sahih hale gelmiş, vuku bulmuş diyor. “Vukuatla ispat etmiş” net diyor. “Ve ediyor” devam ediyor diyor hadislerin doğru çıkması. Ve “inşaAllah daha edecek” ileride de devam edecek diyor. Aynısıyla dediği gibi çıktı. 150’ye yakın hadis aynısıyla tahakkuk etti. “Ve öyle kökleşmiş ki” diyor Bediüzzaman, o kadar güçlenmiş ki, “İnşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden Risale-i Nur’u çıkaramaz. Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde” yani bu zamanda 2010’larda “Asıl sahipleri” Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri “ yani Muhammed Mehdi ve şakirdleri” talebeleri “Cenab-ı Hakkın izniyle gelir” o tarihte gelecekler diyor. Ve “O daireyi genişlettirir” mevcut olan daireyi genişletecekler, “Ve o tohumlar sümbüllenir” Hz. Mehdi (a.s.) devrindeki o talebeler, tohum halindeki o talebeler sümbüllenip açacaklar diyor. “Bizler de” ölü olacağız o dönemde diyor Bediüzzaman. “Hz. Mehdi (a.s.) hayattayken ben ölü olacağım” diyor. “Kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. Bunu bizim Hocaefendiye sorsak Hocamıza kim bilir nasıl açıklayacak? O Nur talebesi abimiz var. O abimizin konuşmasını siz yine yayınlayın da ben biraz açıklayayım onun üstüne. Dün göstermiştiniz, Nur talebesi abimizi, kardeşimizi. Ahmet Çolak Hocamızı evet.
OKTAR BABUNA:Yusuf ile ilgili hadisi okuyayım mı Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet oku.
OKTAR BABUNA:“Sedir-i Seyrefi der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık Aleyhisselam'dan duydum ki: Şöyle buyurdu: "Bu işin sahibinde (Mehdi'de) Yusuf'a bir benzerlik vardır."
ADNAN OKTAR:Hz. Yusuf (a.s.)’a evet.
OKTAR BABUNA:“Hakkı gasp olunan ve inkar olunan mazlum imamınız ve bu (gaybetin) sahibi onların arasında dolaşır, pazarlarında gezer, onların bastığı yerlerden geçer. Ama onlar ounu tanımazlar, ta ki sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf (a.s.)’a izin verdiği gibi ona izin verir. O zaman ona kadeşleri demişti ki; “Doğrusu sen Yusuf musun?” Dedi ki: “Ben Yusuf’um.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, sonunda Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanıyacaklar, inşaAllah.
KAMERA ARKASI:Video hazır.
ADNAN OKTAR:Evet, bakalım.
Nur Abilerinden Ahmet Çolak’ın videosu yayınlanıyor.
ADNAN OKTAR:Bak Hocamız ne dedi? “Peygamberimiz (s.a.v.)’in yapamadığını Hz. Mehdi (a.s.) mı yapacak?” dedi. Yanlış mı duydum?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, öyle dedi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v.)’in yapamadığını bu şahs-ı manevi nasıl yapıyor? Yani Hz. Mehdi (a.s.)’dan daha mı şey bu şahs-ı manevi? Hem Peygamberden daha üstün, Hz. Mehdi (a.s.)’dan da daha üstün bu şahs-ı manevi, yani Hocamızın söylediği şahs-ı maneviyi oluşturan kişiler, kim ise onlar? Bakın, “Peygamberimiz (s.a.v.)’den de üstün” diyor. Açıklamasına göre, “Hz. Mehdi (a.s.)’dan da üstündür” diyor. Bir kere burada bir acayiplik var. Eğer Hz. Mehdi (a.s.) yapamıyorsa şahs-ı manevi de yapamaz. Çünkü bak, “Peygamberimiz (s.a.v.)’e nasip olmayan şey, Hz. Mehdi (a.s.)’a mı nasip olacak?” diyor. Burada zaten bunu imkansız demeye getiriyor, “Olmaz” diyor. Ama bu seferde diyor ki, “Şahs-ı manevi bunu yapar” diyor. Şahs-ı manevi yaparsa Hz. Mehdi (a.s.) niye yapamasın? Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) olacak ve talebeleri olacak. Hz. Mehdi (a.s.), talebeleri ve şahs-ı manevisi oluyor. Bunlar niye yapamasın? Yani oradaki arkadaşımızın oluşturduğu talebe grubunun yerine Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebe grubu olmuş olacak. Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebe grubunu kabul etmiyor arkadaşımız. “Benim tanıdığım talebe grubu olacak, onlar olacak, bu arkadaşlar olacak” diyor. “Onlar yapar” diyor. Bak, orada o Peygamber ile ilgili verdiği temsil geçerli olmuyor. Yani “Benim arkadaş grubumun oluşturduğu kişiler Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını yaparlar” diyor. “Peki” diyoruz, “Hocam Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdelediği Hz. Mehdi (a.s.) var ve onun talebeleri var. Onlar yapabilirler mi?” “Onlar yapamazlar” diyor. “Biz yaparız” diyor. Bir kere verdiği temsile uymadı o açıklaması oradan bir, ikincisi “Hz. Mehdi (a.s.)” Bediüzzaman, “1400’de zuhur edecek” diyor 1400’de. “Hicri 1506 gibi de Müslümanların dünyadaki manevi hakimiyeti artık bitecek, bitiyor” diyor. 1506’dan itibaren, Hristiyanların da bitiyor, Musevilerin de bitiyor. Din kalmıyor dünyada artık. Din geriye doğru gitmeye başlıyor. Bu verilen süre insan ömrü için uygun. Yani Hz. Mehdi (a.s.) 1400’de zuhur ettiğine, edeceğine göre mesela Hz. Mehdi (a.s.)’ın 80 yıl yaşadığını, 90 yıl yaşadığını düşünelim. Yani bir insan ömrünün ki Hz. Mehdi (a.s.)’ın ömrü uzun olacaktır. 90 yıl yaşadığını düşünelim. 1400’de çıktığını düşünelim. Çok ileri tarihlere kadar Hz. Mehdi (a.s.)’ın hayatta olacağı anlaşılıyor. O devirlerde şahs-ı manevi ile beraber Hz. Mehdi (a.s.)’ın faaliyet yapmasında ne mahsur var? Niye Hz. Mehdi (a.s.)’ı istemiyorsun? Başka da vakit yok zaten senin şeyine göre. “İslam ahlakı dünya hakimi olacak” demedi mi Hocam? İslam ahlakının dünya hakimiyeti Mehdiyettir. Şimdi bir kere İslam ahlakı dünyaya hakim olacaksa Müslümanların lideri kim olacak? Hocamız bunu bir açıklasın bize, bu bir. İkincisi İslam ahlakı dünyaya hakim olurken Müslümanların başında, vakitte çok dar olduğuna göre o kadar uzun bir süre değil orada anlatılan şey, çok kısa 70 yıllık bir süre var. 70 yıllık bir süre içerisinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın bulunmasından niye rahatsız arkadaşımız? Bir şahs-ı manevi varsa, şahs-ı manevi insanlardan oluşmuyor mu? İnsanlardan oluşuyor. Müsaade etsin de Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri olsun bu. Niye senin arkadaşların oluyor bu sadece? Sen belirli bir grubu kastediyorsun orada. “Belirli kimseler bunu yapacak” diyorsun. “Benim bildiğim”, kendisinin bildiği, arkadaşımızın bildiği kişiler “Biz bunu yapacağız” diyor. Tamam da, 70 yıl var. O 70 yıl içerisinde Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri var. Senin arkadaş grubun yapacağına Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebe grubunun yapacağını düşünmek, hem hadise daha uygun hem Bediüzzaman’ın izahlarına daha uygun. Ve senin arkadaş grubun ile sen sadece bölünmeyi getirmişsin. Yani Nur talebelerinin bölünmüş grubundan bir gruba mensup arkadaşımız. Yani bir birleştirme yapamamış bu grup şu ana kadar. Birleştirme değil, bölünme meydana getirmiş. Bir netice alınamamış şu ana kadar ne İttihad-ı İslam olmuş, ne Türk İslam Birliği olmuş. Ne Hz. İsa (a.s.)’ın talebeleri ile bir bağlantıya geçmişler. Bunlar yok, ortada yok bunlar. Dolayısıyla burada Hocamızla karşılıklı burada bir konuşmamız gerekir. Bu konuları çok açık, yani ben her şeyi biliyorum demiyorum öğrenmek istiyorum. Ama burada çok çelişik bir durum var. Yani şahs-ı manevi insanları oluşturduğuna göre bunu Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri yapması makulken, neden Hz. Mehdi (a.s.)’ın o talebelerin başında olmasını istemiyor arkadaşımız? Bak şahs-ı maneviyi kabul ediyor. İnsanların, talebelerini kabul ediyor. Fakat Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul etmiyor. Bir kere süre açısından Hz. Mehdi (a.s.)’ın ömrü uygun, İslam ahlakının hakimiyetini bu devirde görmeye uygun çünkü ondan sonra vakit yok ki, 70 yıl nedir? Bir insanın ömrü değil mi 70 yıl? Başka da bir süre yok zaten. Diyor ki; “Biz yapacağız, Hz. Mehdi (a.s.) gelmesin” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’a gerek yok” diyor. Peki Hz. Mehdi (a.s.) olmadan sen bunu nasıl yapacaksın? Yapamıyorsun işte, paramparça değil mi Nur talebeleri bölünmüş, yapamamışsın. Müsade et de Hz. Mehdi (a.s.) yapsın işte talebeleri ile. Burada bir acayiplik var. Acayipliklerin önü sonu yok. Bir kere Hz. İsa (a.s.)’dan hiç bahsetmiyor arkadaşımız. Hz. İsa (a.s.)’ı öldürmüş ve arkasından yok etmiş. Kardeşim sen Süfyan’ı ballandıra ballandıra anlatıyorsun. Süfyan şu diyorsun, kaşı şöyle, gözü böyle anlatıyorsun, “Gördük” diyorsun, Süfyan ortada. “Deccal de bu” diyorsun. Süfyan Hafız Esad’dır. “Deccal de Darwin’dir bunları gördük” diyorsun. Yahut “Şahs-ı manevisi vardır” işte Lenin, Stalin, şu, bu falan, Marks bunları da gördük diyorsun. Peki. “Hz. Mehdi (a.s.)’da Bediüzzaman’dır” diyorsun. Tamam, kabul. Bizim canımız Hocamız inşaAllah odur. O olsun. Hz. İsa (a.s.) nerede? “O mezarda” diyor. Mezarının yerini göster mübarek, mezarına gidip dua edelim nerede? Mezarını Peygamberimiz (s.a.v.) kendi yanında hazırlamış. Nasıl Hz. İsa (a.s.) oluyor ki daha görevini yapmadan mezarın altına sokuyorsun. “Hz. İsa (a.s.) Hz. Mehdi (a.s.) ile namaz kılacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) birlikte. “İslam ahlakı hakim olacak ve Hristiyanların başına geçecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “Kumandan olacak” diyor Hz. İsa (a.s.) için. Bunu anlatırken bu Hocamız Risale-i Nur’dan bize okuyacak, okuyup okuyup tarif edecek. Burada güzel bir sesle, hoş bir sesle dümdüz kendi aklıyla anlatıyor. Böyle yapacağına Risale-i Nur okuyup okuyup anlatsana. Biz ne yapıyoruz? Ya Kuran’dan okuyup açıklıyoruz, ya hadisten okuyup açıklıyoruz, ya Risale-i Nur’dan okuyup açıklıyoruz. Hocam nereden açıklıyor? Nereye dayanıyor? Koltuğa dayanıyor. Olmaz, delile dayanacak, inşaAllah. Yahut mindere dayanıyor, bilmiyorum. Hayır Hocamı ben sevmediğimden değil. İyi niyetinden de eminim. Ben Hocamın tırnağı etmem. Hakikaten öyle çok büyük değerli insanlar, çok seviyorum. Ama Allah rızası için yani Müslümanları böyle felç etmesinler, bu büyük davayı yok edecek tavırlar göstermesinler, Allah’ın zoruna gider bu. Peygamberimiz (s.a.v.)’in manevi ruhunu incitiyorlar, Üstad’ın ruhunu incitiyorlar. Ne yaptıklarının farkına varsınlar. Yani Allah müjdeliyor Peygamberi ile. Meydana gelen şey tamamen yok etmeye yönelik, tamamen yok etmeye yönelik. Bediüzzaman söylüyor. Kardeşim Bediüzzaman’dan sen okuyup anlatsan ben senin alnını öperim, ayağını öperim. Bediüzzaman’dan oku, anlat. Hadisten oku, anlat. Kafandan anlatıyorsun canım kardeşim. Olur mu öyle şey?
Mesela bak, Bediüzzaman diyor ki Barla Lahikasında 250. sayfada; “Fakat o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum.” “Fakat o ileride gelecek acip şahıs” burada Bediüzzaman yalan söyledi diyorsan sen Hocam ayıp edersin. Bu yakışık almaz. Doğru söyledi diyorsan biz Türkçe konuşuyoruz, Türkçe’ye göre bu çok açık. “O ileride gelecek acip şahıs” diyor, “Olağanüstü şahıs” diyor. “Şahsın bir hizmetkarıyım” diyor, “Ona yer hazır edecek bir dümdarıyım” Bak, “Büyük kumandan” diyor, herhangi bir kumandan da demiyor, “Büyük kumandan”. Şahs-ı manevi kumandan olur mu?
OKTAR BABUNA:Olmaz.
ADNAN OKTAR:“O büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum” şahs-ı manevisiyim demiyor, “Neferiyim” diyor askeriyim. “Neferiyim” diyor. Bak burada biz delil veriyoruz. Hocam da böyle delil versin. Mesela, ne diyor? “Hem öyle kökleşmiş ki,inşâAllah hiçbir kuvvet, Anadolunun sinesinden onu çıkaramaz. Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde” defalarca söyledim ezberlemiştir insanlar, kendi de ezberlemiştir. Bu, “Ta Ahir Zamanda” ne demek? Mesela bize cümle cümle buradan anlat Hocam. Niye kafandan anlatıyorsun? Oku bunu de ki, “Ta Ahir Zamanda” şudur. “Hayatın geniş dairesinde” şudur. “Asıl sahipleri” şudur. “Yani Mehdi ve şakirdleri” şudur. Bize anlat. Mesela örtbas edilecek gibi mi bu? Bak, “Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahibleri, Risale-i Nur’un asıl sahipleri yani Muhammed Mehdi ve talebeleri, Cenâb-ı Hakk’ın izniyle gelir” gelirler, gelecekler. Ve “O daireyi genişlendirir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde” ölmüş oluruz diyor Bediüzzaman. “Seyredip Allaha şükrederiz” diyor. Bunu bize Hocamız buradan Risale-i Nur’dan anlatsın. Kafadan anlatmak o, olmaz öyle. Biz Hocamızın talebesiyiz ama bize doğru bilgi versin ki, biz doğru hareket edelim, inşaAllah.
“Sema Tuna. Selamün aleyküm Adnan Hocam” şöyle diyelim. “Hocam her hangi bir biat üzerinizde var mı?” Yani herhangi bir tarikata mensup musunuz?
Hakan, bakın Hz. Yusuf (a.s)’ın seksi olmasından rahatsız olmuş. Bakın, seksi ve çekici, etkileyici, kadın ondan tahrik oluyor, etkileniyor. Ne korkuyorsunuz? Ne biçim insanlar bunlar? Yani bundan da utanıyor artık, Hz.Yusuf (a.s.)’ın yaptığından da utanıyor. Mesela “Kadınların göğüsleri yeni tomurcuklanmış” diyor. “Aman, aman o ayeti okuma” diyor. Allah’ın ayeti bu. Sen kendi ahlak sistemini kafana koymuşsun. Kuran’ı ahlaka aykırı görüyorsun sen. Acayip görüyorsun. Seks nedir? Ne anlama geliyor? Türkçe anlamı nedir seksin?
OKTAR BABUNA:Cinsellik.
ADNAN OKTAR:Cins, cinsiyet. Karşı cins işte ondan etkileniyor ne var bunda? Hayret bundan utanç duymaları. Kadın arkasından yırtıyor ve ilişkiye girmek istiyor açıkça söylüyor Kuran’da. Utanacak ne var bunda? Bunu okumaktan haya ediyor adam. Utanıyor bunu konuşamıyor. Allah hükmünü açıklarken bizim neyden utanacağımızı, neyden utanmayacağımızı bize belirtmiş oluyor. Kuran’ın hükmünden utanan bir insan dindan imandan çıkar. Müslümanlıkla alakası kalmaz. Müslümanlığı beğenmiyorsa, “Ben Müslüman değilim” diyebilir. Ama Kuran’ın bir hükmünden bir insan utanamaz. Kendi utanılacak adamdır o zaman. Seksi ve cazibeli olduğu için kadın etkileniyor. Niçin etkilensin öbür türlü? Meydana gelen olay nedir o? Kadın ne için kovalıyor arkasından? “Benim olacaksın” diyor. Kastedilen ne? Karşılıklı gelip sohbet edelim anlamında mı diyor? Cinsel ilişkiye girmek istiyor onu kastediyor. Bunda utanılacak ne var? Böyle acayip bir şey var. Cennetteki kadınlarla olan ilişkiden utanıyor, söyleyemiyorlar. Hiçbir şey konuşulamıyor. Onların kendi ahlak inancına göre, onları konuşabilirsin bunları konuşamazsın. Böyle şey olmaz.
Ben herhangi bir tarikata mensup değilim. Ama Şeyh Nazım Hocamı severim, defalarca sohbetinde bulundum, manevi feyzinden istifade ettim. Mahmut Hocamın sohbetinde bulundum, feyzinden istifade ettim. Kadir-i Şeyhleri’nin sohbetinde bulundum, istifade ettim. Birçok mübarek şeyh efendi ile sohbetimiz oldu. Rahmetli olmuş şeyh efendiler var. Onlarla da yine sohbetlerimiz oldu. Esad Coşan Hocam mesela bizim evimize de bir kere gelmişti, şeref vermişti. Teknemize de gelmişti, orada da bir şeyi olmuştu. Eve geldiğinde, bize geldiğinde sohbet etmiştik. Şeyh Nazım Hocamız da evimize geldi, şeref verdi. Mahmut Hocamız’ı da ben ziyaretine gitmiştim. Ama herhangi bir mensubiyetim yok fakat manevi feyzlerinden istifade ettim. Sohbetlerinden hal aldım. Yani güzel şeyler bunlar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Size bir mesaj var Hocam Hollanda’dan.
ADNAN OKTAR:Söyle.
OKTAR BABUNA:Okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“Selamün Aleyküm Hocam. Buradan Rotterdam’da Hollanda’da Nakşibendi Dergahımız var. 41 icazette Şeyh Muhammed Nazım Hazretleri’nden, Şeyh Mehmet Sultan’dan. Burada da inşaAllah Hz. Süleyman (a.s.)’ın ilminden mevcut arkadaşımız var. Burada sizi anıyoruz, seviyoruz inşaAllah. Ellerinizden öperiz Hocam. Oktar Hocamı da unutmayalım. Herkese selam.” Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR:Ama muhterem Hocalarımızla işte görüşelim. Bizim arkadaşlarımızla görüşsünler. Bu ilmi birleştirelim. İnşaAllah görüşelim. Bize bir bilgi versinler. Bağlantı kuralım, çünkü çok hayret verici bir şey.
Ama ben Hakan kardeşime ben anlatım şeklim böyle. Hakan kardeşim ona kızdığımı falan düşünmesin. O benim canım ciğerim yani. Ben hepsini çok seviyorum. Geçenlerde de bir kardeşimiz doktor bir kardeşimiz o da alındı sözlerimden. Ben böyle deli doluyum, açık rahat sohbet ederim konuşuyorum. Ama içimde bir öfke falan yok. Ben onların hepsinin hizmetçisiyim. Kardeşlerim onlar benim, gönülleri rahat olsun. Üslup olarak ben bazen şaka da yaparım, bazen öyle de konuşurum. Alınmayacaklar yani öyle gözle bakmasınlar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Güzel bir haber vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Mesela ben hitap ediyorum. Hayali bir şahsa hitap ediyorum. “Deli misin sen?” diyorum ama hayali bir insana diyorum. Tabii ki kardeşime hitap etmem ben.
OKTAR BABUNA:Bu Uygurlarla ilgili Hocam. Siz bir mektup göndertmiştiniz. Kaşgar’daki Uygur kardeşlerimiz için, baskı politikası için. Şu anda Kaşgar’da bulunan Doğu Türkistan’lı bir kardeşimiz şu notu göndermiş Hocam. “Ben şu an Kaşgar’dayım. Burada olağanüstü gelişmelerle karşılaşıyorum. Buradaki Çinliler, artık Uygurca öğrenip konuşuyorlar. Her ne kadar devlet dili Çince olursa bile devlet kadrolarında yönetim işleri Uygurca oluyor. Bazı Çin vatadaşları İslamiyeti kabul etmiş, bazı devlet adamları komünist olmasına rağmen hep Allah’tan bahsetmeye başlıyor. Devlet Kaşgar bölgesindeki Uygurlar için özel bir ilgi gösteriyor. Herkese para veriyor, ev veriyor. İşsizlere geçinme maaşı veriyor. Yerel kanun yasalara değşiklik yapıp yaşamı daha güzelleştirmeye çalışıyor. Bu birkaç içinde gerçekleşen gelişmelerin olumlu olanları tabii. Bunları görünce Allah’ın büyük kudretini hamd ettim” diyor maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Çin hükümetini eleştirdim. Birden değişti adamlar, 100 seneden beri millete kök söktüren adamlar, bambaşka bir adam oldular.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah çok muazzam değşiklikler olmuş Hocam vesilenizle.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Çok iyi güzel. Tabii Uygurlu kardeşlerimiz de Çinli kardeşlerimizin Müslüman olması için onlara yardımcı olsunlar. Sevgi göstersinler, ilgi alaka göstersinler. Çinliler bizim canımız ciğerimiz çok mazlum bir millet Çinliler. Bizim onlarla ne alıp veremediğimiz yok. Çin Devleti güçlü olsun. Allah kıyamete kadar güç kuvvet versin. Ama demokrat, sevecen, böyle sevgi dolu, koruyup kollayan olsunlar. Niye Çin deyince tüylerimiz diken diken olsun? Değil mi, severek gidelim, gezelim, konuşalım, sohbet edelim, tertemiz olsunlar, insanlar gülsün, şakalaşsın.
OKTAR BABUNA:Osman Aytekin kardeşimiz de “Selamün aleyküm” demişti size ve bize, “Herkese demiş” ama.
ADNAN OKTAR:Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü.
Hz. Yusuf (a.s.)’ı kadınlar gördü mü ilikleri eriyordu. Dedem benim Hz. Yusuf (a.s.), canım benim o, inşaAllah. Öyle güzel ve etkileyici. Benim Peygamberim (s.a.v.) de öyleydi. Kadınlar çok etkileniyordu Peygamberimiz (s.a.v.)’den. Hz. Süleyman (a.s.) da öyleydi. Bütün Peygamberler öyleydi. Ne var bunda şaşacak? Nasıl olmaları gerekiyor? Beğenmemeleri mi gerekiyor? Ben anlamıyorum. Kendileri aynanın karşısına geçiyorlar saçlarını tarıyorlar, bilmem ne, olmadık şekillere giriyorlar. Artistleri taklit etmeye kalkıyorlar. Peygamberlerin de yakışıklı olması, etkileyici olması da ağırlarına gidiyor ben anlamıyorum bu işi. Allah onları çok çekici kılıyor. Güzel oluyorlar Allah’ın bir lütfu olarak. Helal olsun, maşaAllah yani. Hz. İbrahim (a.s.)’da dünya güzeliydi, acayip yakışıklıydı yani. Tabii ki etkileyici de oluyorlar. Hz. Musa (a.s.)’a Firavun bile adam enaniyetli normalde söylemez öyle bir şeyi. Tarihi kaynaklara geçirttirmiş. “Kadınları etkileme sanatında çok usta” diyor. Yani normalde Hz. Musa (a.s.)’ın hiçbir üstün yönünü söylemek istemiyor ama onu söylemiş. Ona dayanamamış yani. Allah’ın bir lütfudur o. Cennette de erkekler çok güzel, etkileyici olacaklar, kadınlar da çok etkileyici olacaklar imanı derecesinde. Bu Allah’ın bir lütfudur, müminlere verilmiş bir ikramdır bu. Bundan haya edeceğine insan iftihar etsin. Mühim olan helali ile olması gayri meşru olmaması, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam size bir izleyici, seyirci “Hocam iki tane selam alınmadı, daha önceki programlardan da alınmayan selamlar vardı. Derin saygılarımla. Seyirci.” diye mesaj gelmiş, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne sevimliler. Alamadığım selamların hepsine ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum kardeşlerime.
OKTAR BABUNA:Aleyküm selam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) gücünden haya ediyorlar. Ben dedeme “Helal olsun” diyorum ben canım dedeme, aslan dedeme, nurlu dedeme. Öyle bir sarılacağım ki ahirette inşaAllah. Mesela diyor ki; “Hep yaşlı hanım alırdı. Hiç alakası yoktu. Ondan sonra böyle sadece sığınmaları için alırdı” kardeşim en güzel hanımları alıyordu o devirde en güzel. Sahabeler tavsiye ediyordu, alıyordu. En güzel hanımlarla bunlar evlenecekler, Peygamberler de yaşlı hanımlar alacaklar, böyle sakat insanları alacaklar onları koruyup kollayacaklar, öyle bir şeyle hiçbir alakaları olmayacak. Bütün nimet bunlara olacak. Yok öyle şey. Asıl onların hakkıdır. Hayır yaşlı hanımlar ayrı, ben o da tabi bir Allah’ın kuludur. Allah rızası için alınır gerekirse onu da koruyup kollarsın. Ama cinselliği Peygamberlere yakıştıramıyorlar o çok kızdırıcı. Kendilerine yakıştırıyorlar. Size niye layık oluyor da niye Peygambere layık olmuyor? Gülme Peygambere olmuyor, neşe olmuyor, şaka yapamıyor, cinsellik olmuyor ama bunlara oluyor. Peygamber de evinde oturması gerekiyor bunların kafasına göre.
OKTAR BABUNA:Haşa.
ADNAN OKTAR:Sadece oturacak, yere bakacak, kimseye bakmayacak, gülmeyecek, konuşmayacak. Sen yap onu, kendin git bir evde otur akşama kadar. Peygamber de tam tersine neşeyi o yaşasın, cinsellik de onun hakkıdır, güzellik de onun hakkıdır, hepsi onun hakkıdır. Evlendiği hanımlarda annelerimizdir, annelerimize de helal olsun Peygamberimiz (s.a.v.)’i seçtikleri için. Tabii. Annelerimle de iftihar ediyorum, maşaAllah. Bir tane, iki tane, on tane değil, bayağı evlendi Peygamberimiz (s.a.v.), maşaAllah. Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.), dedelerim onlara da helal olsun, maşaAllah. Üç yüz tane hanım almış, maşaAllah. Atalarına rahmet olsun. Olağanüstü yakışıklıydı Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.). Münafıkların böyle kemikleri kırılıyordu hasetten, kıskançlıktan. Onların şevki, neşesi, yakışıklılığı, güzelliği, etkileyiciliği o uyuzlara bayağı bir koyuyordu, ağır geliyordu, ızdırap veriyordu. Ve hasetlerinden onları şehit ettiler, olay bu. Hz. Ali (r.a.)’da mesela acayip güçlü, müthiş yakışıklıydı. Onun da çok fazla hanımı vardı. Omuzları falan dedem Hz. Ali (r.a.) aslanım benim yani inşaAllah. Tabii yani ama Hz. Mehdi (a.s.) devri şefkatle, hilmledir. Allah öyle gösterdi o zamanda, Allah kanı farz kılmıştı onu istiyordu Cenabı Allah. Şu an istemiyor Cenab-ı Allah. Ahir Zamanda böyle inşaAllah. Çünkü o zaman adam onlardan anlıyordu. Onların anlayacağı dilden oydu Allah onu yarattı onlara. Bu devirde de böyle istiyor Allah, inşaAllah. Yani Peygamberlerin cinselliğinden utanılması, ben de onlardan utanıyorum. Böyle anormallik olur mu? İnanılır gibi değil yani. O zaman utanılacak şeyse sen niye yapıyorsun? Bunlara layık ne hikmetse yani. Peygamberde olunca, “Haşa, aman aman”. O zaman da münafıklar Peygamberimiz (s.a.v.)’e çok sıkıntı verdiler. Yani ayet indi “Hz. Musa (a.s.)’ı incitenler gibi olmayın” diye. Peygamberimiz (s.a.v.)’i acayip sıktılar o dönemde, bunalttılar münafıklar. Evliliklerine acayip kafaları takıldı. Peygamberimiz (s.a.v.)’e hanımlar kendilerini hibe ediyorlardı. MaşaAllah annelerime helal olsun. Helal olsun annelerime, delikanlı, yiğit annelerime, maşaAllah. Genç kız, mesela 18 yaşında, 19 yaşında, Peygamberimiz (s.a.v.)’e “Esselamu aleyküm ya Resullullah (s.a.v.)” diyordu, “Ben kendimi sana hibe ettim, ister al, ister alma seninim” diyordu Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Allah diyor, “Kendini hibe eden kadınları, teyzenin kızlarını, halanın kızlarını, amcanın kızlarını” uzun uzun sayıyor Cenab-ı Allah. “Başkalarına mahsus olmak üzere değil. Sadece sana mahsus olarak helal kıldım” diyor Allah. Çünkü teyze kızının iki tanesini aynı anda alamazsın, “Hepsini sana helal kıldım” diyor Cenab-ı Allah, maşaAllah. Hasetlerinden kudurdu o zaman münafıklar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yakışıklılığını kıskanıyorlardı, gücünü kudretini kıskanıyorlardı, neşesini kıskanıyorlardı. Torunları Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.) onlara böyle bakanın nefesi kesiliyordu. Yani muazzam benziyorlardı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e. Tabii gıcır gıcır böyle kıyafetleri, parıl parıl ikisi de ipek giyiyordu Hz. Hasan (r.a.) da, Hz. Hüseyin (r.a) da. Ve bakın 300 tane, 300, 1 tane, 2 tane, 10 tane de değil. Hep aşık oldu annelerimiz onlara aşık. Allah aşkıyla yanıp tutuşup onlarla beraber oldular. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e de aşık oluyorlardı. Hz. Ayşe (r.a.) annem aşık oldu. Allah’ın tecellisini gördü Resulullah (s.a.v.)’de. Gencecik genç kızdı, Resulullah (s.a.v.) yaşlıydı. Allah rızası için evlendi. Allah’ın rızasını onda, en çok onda gördü. Yoksa gencecik sahabeler vardı. Ne yapsın? Allah’ın en çok tecellisi kimde ise ona gider kadın. En isabetli hareketi yaptılar. Helal olsun annelerime. Tabii, isteseler orada genç mesela bir çok sahabeler var 19 yaşında, 20 yaşında, kendi yaşıtı, asla. Hz. Ebu Bekir (r.a.)’ın kızıydı biliyorsun, asla. “Aman” dedi, “Sadece Resulullah (s.a.v.)’i istiyorum”, tabii. Cennette beraberler, ne kadar süre? 100 sene mi? 10 bin sene mi? Trilyon sene mi? Sonsuza kadar. Ne nimet maşaAllah, elhamdülillah. Annelerim tam isabet ettiler. Allah onlara isabet ettirdi, maşaAllah. Yani o güzel annelerimizi, biz nuraniyetleri ile güzel ahlakları ile ahirette göreceğiz. Annelerimiz olduğunu hissederek o derin muhabbetle ve tebrik edeceğiz, maşaAllah. “Allah sizden razı olsun” diyeceğiz inşaAllah, maşaAllah. Zaten razı olmuş da, “Sonsuza kadar Allah size iyilik güzellik versin” diyeceğiz inşaAllah. Zaten aksi olmaz inşaAllah çünkü Cennetten bir daha çıkış yok.
Evet, sen kapanış konuşması yap. Ben bir şeyler söyleyeceğim sonra.
SUNUCU:İnşaAllah, bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv ve Kaçkar Tv’den takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.tv internet sitemizden devam edeceğiz. Hocamıza bırakıyorum.
ADNAN OKTAR:Yeni gelen mesaj, “Yeniden bir konvoya” diyor, haydi bakalım Saadet Partisi’nin. Şu mehter takımına bak kafam takıldı. Onu bekliyorum ben. Televizyonda göreceğim, inim inim inleyecek böyle çünkü videoya alacağım ben. Burada seyredeceğim, göreceğim.
Efendim ne yapalım? Allah milletimize hidayet, samimiyet, sağlık, sıhhat, güzellik, iyilik, bereket, bolluk versin, zihin açıklığı versin, Allah hidayetlerini arttırsın, hidayeti olmayana hidayet nasip etsin. Bizim milletimiz dünya tatlısıdır, dünya iyisidir, delikanlı milletiz, güzel insanlarız. Ondan sonra birbirimizi sevelim sayalım, inşaAllah. Parti ayrımı hiç fark etmez. CHP’lisi, MHP’lisi, AKP’lisi hepsi koç yiğittir bizde. Kardeş olarak Türk İslam Birliği’ni oluşturacağız Allah’ın izniyle.
Peki, hadi bakalım yarın görüşürüz inşaAllah, yahut HarunYahya.tv’de devam edeceğiz biraz sonra inşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Ahir Zaman Alametleri Gazete Kupürleri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...