SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aks Tv, Kaçkar Tv, Adana Ceylan ve Crt Tv ve Radyo, Art Uşak Tv, Çorum Kanal 19, Uşak Egem Tv, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve radyo, Erzurum Süper Kanal ve Radyo 99.9, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Bingöl Fm 102.0, Aksaray Radyo Star 94.0, haberhilal.com, haberaktüel.com, selamhaber.com ve sekizsutun.com’dan canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Konuklarım Doktor Oktar Babuna ve Hocamız Adnan Oktar.
ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi. Oktar Bey buyurunuz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu dinleyicilerimizden Hocam, estağfurullah. Daha önce bir rica gelmişti, karıncalardaki yaratılılış mucizelerinin anlatılması yönünde. Daha detaylı bilgiyi sizin “Karınca Mucizesi” kitabınızdan alabilirler ama bazılarından bahsedelim mi Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Sen anlatmak istediğin şeyleri bana say bir bir.
OKTAR BABUNA: Evrim konusu var Hocam, güncel haberler var inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’nin özellikleri var, hem Tevrat’ta, hem hadislerde inşaAllah. Kuran Mucizeleri var.
ADNAN OKTAR: Güncel haberler var, güncel haberler dün bayağı azdı ne oldu, niye öyle oldu. Daha önce böyle yoğun oluyordu. Bazı kişiler hiza olmaya mı başladı acaba, ondan olabilir mi? Bana abuk subuk haberler gelmiyor artık.
OKTAR BABUNA: Söyledikleriniz bire bir takip ediliyor maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii ilgili şahısları söylüyorum, bazı ilgili şahıslar. Şimdi genel bakış açımızla ilgili mühim konuların üstünde duralım. Bir kere Müslümanların, inanların akıllı ve etkili, böyle vurucu derecede güçlü olmaları konumunda, bu siyasete de yansıyor. Mesela Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin zamanında, Bediüzzaman Anadolu’da manevi bir elektrik meydana getirdi, manevi bir zemin meydana getirdi, Demokrat Parti iktidar oldu. İnsanlar zannediyor ki Adnan Menderes gitti gezdi, iman hakikatleri anlattı, insanların imanlı olması için uğraştı, dalaletle, küfürle uğraştı ve sonunda iktidar oldu zannediyorlar. Böyle bir şey yok. Adnan Menderes herhangi bir insandı. Adnan Menderes’in zeminini, ona oy verecek insanlardaki ruhu, elektriklenmeyi Bediüzzaman sağladı. Ama bundan Adnan Menderes’in haberi bile yoktu. Çünkü rahmetliyi ezim ezim ezdiler o zamanlar. Halbuki onun sayesinde iktidar olmuşlardı ve ona yapılan zulüm vesilesi ile iktidardan gittiler. İktidara gelmesinin sebebi de Bediüzzaman’dır, iktidardan gitmesinin sebebi de Bediüzzaman’dır. Ahir zamanda da, şimdi sağın güçlü olmasının sebebi Mehdiyet’tir. Bu çok açık, alenidir söyleyeyim, çünkü sağ ideolojik hakimiyet sağlamadan iktidar olamaz. Mutlaka ideolojik bir hakimiyet sağlar. Hiçbir hükümet de oturup ideoloji ile uğraşmaz. İdeolojiyi zeminde başka manevi varlıklar yapar. Onların hazırladığı manevi zemin üzerine sağ iktidar olur, gelişir bu açıktır. Ama tabii o halkta zanneder ki ekonomik başarılarından dolayı, şundan bundan dolayı, bak öyle değildir. Mesela Avrupa’da sol ezici şekilde hep hakim oluyordu. Çünkü Darwinist ve materyalist ideoloji zeminde çok güçlüydü ve sağ ona karşı bir ideoloji çıkaramıyordu, Avrupa’da. Mecburen, güya kendi kafalarına göre, mecburen sağ ezim ezim eziliyordu ve sol sürekli iktidar oluyordu. En güç şartlarda bile sol iktidar oluyordu. Hatta sola alternatif olarak yine sol oluyor. Bir sol gidiyor başka bir sol geliyordu. Fikren ezildikten sonra sol, Avrupa’da sağ gelişmeye başladı. Onun sebebi de yine Mehdiyet’tir. Bu mesela teknik olarak incelenmesi gereken bir konu. Bunu ayrı bir düşünce olarak yani “Mehdiyetin siyasete etkisi” diye, bir kitap haline getirebiliriz. Hepsi ispatlanır, bak çok kapsamlı açık delilleri vardır, sosyolojik bir gerçektir bu. Çünkü Avrupa’daki sağ partiler, Hıristiyan demokratlar karşısına çıkıyordu sol partiler, bunları pestil gibi eziyorlardı. Darwinizmle, materyalizle ilgili bir konu açıyorlar, Hıristiyan demokratlar diyor ki; “bizde Darwinistiz zaten hemşerim” diyor. “O zaman biz seni niye iktidar edelim ki” diyor adamlar. “Solu iktidar ederiz o zaman” diyorlar. Ama şu an Darwinist düşünce Avrupa’da ezildiği için, sağ iktidar olmaya başladı. Zemininde bu bilinir. Sessiz, dipte olan bir mücadele vardır, bu görünmeyen bir mücadele vardır. Ama üstte de bu bilinmez, üstte de bambaşka nedenlere bağlanır.
Şimdi bu bir, ikincisi Kuran’da, herkes Kuran okuyor, bizler de Kuran okuyoruz, bütün Müslümanlar. Hıristiyanlıkta da İncil okunuyor, Musevilik’te Tevrat okunuyor. İncilin ruhunda da, kökenin de, tamamında Mehdiyet vardır. Bir deccaliyet vardır, deccaliyetle, Mehdiyetin çatışması anlatılır İncil’de, baştan sona kadar. Kuran’da da deccaliyetle, Mehtiyetin çatışması anlatılır. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) o devrin deccalleri ile savaşmıştır. Devrin Mehdi (a.s.)’si, kendisidir Peygamberimiz (s.a.v.), en büyük Mehdi ’dir ve onlarla savaşmıştır. Mehdiyet ve deccaliyet mücadelesini Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanına yönelik incelediğimizde bunu açıkça görüyoruz. Hz. İbrahim (a.s.) devrine bakarız Kuran’da, Hz. İbrahim (a.s.) dönemim Mehdi’sidir. Nemrut karşı tarafın deccalidir, küfrün deccalidir. Hz. Musa (a.s.)’da, mesela Firavun devrin deccalidir, Musa (a.s.) Mehdisidir devrin. Dolayısıyla Kuran’ın bütününe Mehdiyet hakimdir. Tevratın da bütününe hakimdir, İncilin de bütününe hakimdir. Hz. Adem (a.s.)’den beri Mehdiyet ve deccaliyet sürekli savaş halindedir. En son büyük rövanş, işte son yapılan rövanş budur şu an. En büyük rövanş yapılıyor dünya çapında. En büyük deccalle, gelmiş geçmiş en büyük Mehdi ama veli olarak, veli olarak en büyük Mehdi ’nin mücadelesi vardır. Kardeşim ne önemi var bunun, diyorlar. Bunun anlamı nedir biliyor musun? Kuran’ın ne önemi var demeye gelir bu (haşa), Tevrat’ın ne önemi var (haşa), İncil’in ne önemi var anlamına geliyor. Tamamına hakim Kuran’ın, her yerinde, hangi sayfasını açarsanız açın bunu görürsünüz.
Ama şimdi tabii Mehdiyet deyince insanlar şöyle diyor; ben geçenlerde anlattım, bir kardeşimiz yanlış anlamış, onu bana soruyordu. Mehdi (a.s.)’nin eti, kemiği ve şahsı zannediyorlar. Mehdi (a.s.) zaten Allah’ın yarattı etten kemikten oluşmuş bir insan ve Allah’ın tecellisi. Onun bir vasfı yok, Allah onda tecelli ediyor ama muhteşem bir tecelli. Çok muazzam bir tecelli yapıyor. Mesela Allah diyor ki; “gelmiş geçmiş en büyük velidir. Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.), ona üstün olamaz.” Mesela Tevrat’ta Mehdi (a.s.) çok uzun övülüyor ama Allah’ın tecellisi olarak. Burada adamlar şirk koşmaya meraklı da onun için. Allah ayrı Mehdi (a.s.) ayrı zannediyorlar. Halbuki Mehdi (a.s.) Allah’ın tecellisi. Mehdi (a.s.)’nin bir vasfı olmaz, Allah’ın gariban bir varlığıdır Mehdi (a.s.). Hz. Adem (a.s.) devrinden beri geleceği biliniyor Mehdi (a.s.)’nin. Kıyamete kadar mühim bir konu olarak hep gündemde olmuştur Mehdi (a.s.), son zamana kadar, kıyamet vaktine kadar. Bu yönüyle, yoksa Mehdi (a.s.)’nin şahsı önemli değildir anlamında değil. Mehdi (a.s.)’nin şahsı son derece önemli. Ama meydana getirdiği olay, hayati konu budur, çok önemli olan budur. Yoksa Mehdi (a.s.) bir kişi, bir insan. Ama mesala dünya 7 milyar. 7 milyarın %99’unun imanına vesile olacak Mehdi (a.s.). Bu şimdi çok büyük bir olay bu. Şimdi Mehdi (a.s.)’nin şahsı mı önemli, bu olay mı önemli? Hepsi önemli ama bu olay 7 milyar insanın imana gelmesi, harkulade bir olaydır bu yani. Hz. İsa Mesih (a.s.)’in inmesi, Mehdi (a.s.)’nin onuru için, Mehdi (a.s.)’nin güzelliği için Allah tarafından meydana getirilmiş bir nimettir. Mehdi (a.s.)’yi onurlandırmak için, bir güzellik olsun diye Allah yapıyor. Bakın 2000 yıl önceki göğe alınan Peygamberi; mucize yani çok büyük bir mucizedir, Hıristiyanların, Müslümanların bildiği bir mucizedir, Allah göğe alıyor. Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olması için Allah, ulul azm Peygamberi ve umum dünyanın makbulü olan bir Peygamberi, Mehdi (a.s.)’ye vezir olarak tayin ediyor Allah. Yani Mehdi (a.s.)’nin emrinde olacak, Hz. İsa Mesih (a.s.). Bu Mehdi (a.s.)’nin büyüklüğünü açıklamak açısından, önemini açıklamak açısından yeterlidir zannediyorum. Mehdi (a.s.) tabii ki önemli ama dünyadaki bütün sistemi değiştiriyor. Zulmü kaldırıyor, zalimliği kaldırıyor. Bunlara biz Mehdiyet diyoruz. Mehdi (a.s.)’nin kendine, etine, kemiğine Mehdiyet demiyoruz. Benim anlattığım bu.
Benim anlattıklarımı zaman zaman kardeşler çok yanlış anlayabiliyorlar, fakat böyle şeyde insanlar, kardeşlerimiz hemen yüzeysel bakmasınlar. Müslümana yüzeysel bakmak yakışmaz. Derin, batıni, biraz daha geniş kapsamlı baksınlar. Kastettiğimi anlamaya çalışsınlar.
Biz Oktar Hocamız’ın güzel sohbetlerinden istifade ederiz. Anlat şimdi karıncanı.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. İnşaAllah Hocam. Daha fazla bilgi için de sizin “Karınca Mucizesi” kitabından detaylı bilgi alabilirler, Harunyahya.org’dan.
Şimdi kaşif karıncanın arkadaşlarını yemeğe çağırması var. Karıncalar bir yerde besin kaynağı buldukları zaman bunu mutlaka diğer arkadaşlarına da haber veriyorlar. Böyle bir yardımlaşma var, sosyal dayanışmaları, besinlerini paylaşıyorlar. Besini bulan ilk kaşif karınca, kursağını doldurarak yuvaya dönüyor önce. Fakat yuvaya dönerken karnının ucunu yere sürttürüyor ve orada kimyasal bir iz bırakıyor bu şekilde. Böyle bir iz bırakarak kimyasal bir işaretle geriye dönüyor. Daveti bununla da bitmiyor. Yuvaya döndüğünde, yuvada kısa süren bir tur atıyor ama bunu 3 ile 16 kez tekrarlıyor. Bu hareket de, onun yuva arkadaşlarının onunla bağlantıda olmasını sağlıyor. Keşif kaynağına geri dönmek istediğinde, karşılaştığı bütün yuva arkadaşları onu izlemek istiyor ama bunu bir tanesi yapabiliyor. Yalnızca ona en yakın olan, anten temasında bulunan arkadaşı dışarıda ona eşlik edebiliyor. İzci besine ulaştığında, hemen onu izleyen geri döndüğünde de, diğer arkadaşlarına bildirmek istiyor besin kaynağını ve bildiriyor. Sürekli duyu sinyalleri ve vücutlarının üzerindeki feromen diye özel bir koku molekülü salgılayarak bu iletişimi sağlıyorlar hatta ses de çıkarıyorlar. Çok sayıda kimyasal birleşik üretiliyor bu karıncaların vücutlarında. Bunun bu kadar çeşitli olduğu bilinmiyor ama bu şekilde de bir haberleşme yöntemleri olduğu biliniyor. Bunun dışında karıncalar mesaj gönderirken de değişik sinyaller veriyorlar ve her bir sinyalin şiddeti de diğerinden farklı. Diğer duyanlar da bu sinyalleri ayırt edebiliyorlar ve ona göre davranıyorlar. Koloni acıktığında veya yeni yuva alanlarına ihtiyaç duyulduğunda, sinyalin şiddetini de arttırıyorlar. Bu özel bir sinyal oluyor, alarm gibi bir sinyal çıkartıyorlar. Yuvalarının da çok muhteşem bir yapısı var maşaAllah, Allah’ın yaratmasıyla. Özel binalar inşa ediyorlar.
ADNAN OKTAR:Sen devam et Oktar Hocam, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu şimdi, bir kere haberleşmelerini gördük. Hem koku molekülleriyle, hem ses çıkararak yer tarif ediyorlar, iz sürdürülebiliyor bu şekilde ve aralarında iletişim sağlanıyor. Sosyal hayatları var ve bu şekilde karşılıklı birbirlerini anlayabiliyorlar. Bir diğer konu da,
ADNAN OKTAR:Şimdi bak, o iz sürme konusu mesela çok önemli. Koku çok önemli. Mesela sadece iz sürmenin üzerinde bir yoğunlaşabilirsin. Koku çok hayati bir konudur. O çok acayip bir şey, öyle bir sözle geçebileceğimiz gibi bir şey değil ki, sıradan bir şey değil. Mesela yağmur yağdı burada dere oluştu dersin, bu alelalade bir şeydir. Ama yağmur yağar da, dere havada akmaya başlarsa, bu çok çok olağanüstü bir şeydir. Orada çok hayati bir olay vardır, şok bir olay bu, çok acayip bir şey. Mesela iz sürmesi ve iz oluşturması çok önemli bir konu. Hayvanın akıl etmesi çünkü böcek bu, ne kasıtla yaptığını bilmez, inşaAllah. Evet şimdi anlat.
OKTAR BABUNA:Evet. İz sürüyor, karnını küçük küçük darbelerle yere sürttürerek. Böylece diğerleri de besin kaynağını bulabiliyor. Yani karıncanın aklı olmadı belli burada ve her yeni doğan karınca da bu şekilde bunu gerçekleştiriyor. Bilerek doğuyor, doğduğundan itibaren bunu yapabiliyor. Dolayısıyla bu tabii Allah’ın aklının bir tecellisi olmuş oluyor. Birinin iz ortaya koyması, ki diğerleri ulaşabilsin diye yapıyor bunu. Ayrıca o iz sürerken, karnını yere sürterken oraya kimyasal bir iz bırakıyor aynı zamanda. Bu mekanik bir iz şeklinde değil sadece, kimyasal koku molekülleri bırakıyor ve koku molekülleri de çok çeşitli. O farkı ayırt edebiliyorlar birbirlerinden. Neden bu kadar çeşitli olduğu bilinmiyor ama o izleyen kişinin, izci karıncanın da bulmasını sağlıyor, gideceği yeri. O da oraya ulaştığı zaman, sadece anten temasında ulaşabilen izleyebiliyor, geri dönüp o da aynı şekilde iz bırakarak diğerlerine haber veriyor, onların da ulaşmasını sağlıyor. Böylece herkesin o besin kaynağından faydalanmasını temin ediyor karıncalar bu şekilde.
ADNAN OKTAR:Bak şimdi çok önemli bir konuya dikkat çektin. Dedin ki sen; hayvan bunu doğduğu andan itibaren biliyor, annesi, arkadaşları falan öğretmiyorlar. Zaten öğretse, o da bir harika olur, böceğin öğrenmesi. Yani onu öğreniyorsa, adam yazı yazmayı da öğrenir artık. Genetik kodunda böyle bir bilginin olması, ruh bilgisi, bak ruh bilgisi. Genetik kodda bir kolun bacağın kodlanması, olağanüstü harika bir konu olmakla beraber teknik bir konudur. Ama ruhun kodlanması, yani ruhun genetik olarak kodlanması, bu çok acayip bir şey. Ruhun nasıl hareket edeceğini moleküller belirliyor. Ruha emir veriyor molekül, şöyle yapacaksın diyor. Yani ruhla molekül arasında bir anlaşma olması gerekiyor. Mesela böceğin de bir ruhu var, bu çok önemli bir şey. Yürüme emri veriyor ruhu ve molekül de ona kokuyu nerelere ve hangi aralıklarla bırakacağını ve karşı taraftaki karıncanın da o kokuyu nasıl koklayıp nasıl bir karar vereceğini ona öğretiyor. Şimdi kokuyu bırakmak ayrı, bir de o kokuyu karşı tarafın yorumlayıp, ‘bu iz üzerinde gitmem gerekir’ demesi ayrı. Bu bayağı ciddi akıl gerektiren bir şey. İnsana yap desen bunu yapamaz.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.
SUNUCU 2:Yanlış bir molekülü kullanır.
ADNAN OKTAR: Tabii, kokuları birbirine karıştırır falan fişmekan. Bir kere çok hassas koku alması gerekir ve kokunun ne olduğunu bilmesi gerekir. Yerde milyonlarca koku çeşidi var, milyonlarca. Yapraklardan koku çıkıyor, böceklerden koku çıkıyor, topraktan koku çıkıyor, her şeyden bir koku çıkıyor ve rüzgar bunların hepsini birbirine karıştırıyor. Anında karıştırıyor. Ama o hayvan özellikle o çok çok düşük dozdaki kokuyu ayırt ediyor ve öbür kokulardan fark ederek bakın, çünkü mesela burada bir yerde patates kızartılsa, bir yerde balık kızartılsa, bir yerde bilmem ne kızartılsa, kokular birbirine karışsa insan ayırt edemez. Kokular çorba gibi birbirine karışmıştır. Ne nerde ayırt edemez insan. Ama bak hayvan oradaki o kokuyu ayrıca ayırt ediyor, o kadar kokunun içinde, ki o kokular birbirine yakın. O kokunun aynı bulunduğu yerde, mesela yarım milimetrenin içerisinde olabilecek bir şey, en fazla yarım milimetrenin içinde olabilecek bir şey. Onun bir santim, iki santim, üç santim, on santim kadar ilerisi, yanı yönü, milyonlarca koku çeşidiyle dolu. Yani birçok canlı var, birçok kimyasal madde var. Orada mesela bakır okside ait bir koku olabilir, başka magnezyumdan meydana gelen koku olabilir, hepsi koku bunların. Hayvan hiçbirini önemli görmüyor, sadece o koku oluyor onun için. Ve bak bunu çözme gücüne sahip oluyor adam. Nereye giderse gitsin o kokudan şaşmıyor. Öbürü de o kokuyu nasıl aralıklarla bırakacağını çok iyi biliyor ve karşı tarafın bunu nasıl yorumlayacağını biliyor. Şimdi buna eğer aşama aşama bakılırsa, çok olağanüstü bir noktaya gidiyoruz biz. Ama biz bunu şimdi ağzımızla geçiştirirsek; kokuyu bırakıyor, öbürü alıyor ve ülfet, gider kafadan, ne bunun harikuladeliği fark edilir, ne de bir anlamı olur.
Evet devam et.
OKTAR BABUNA: Aynı zamanda anten sinyalleri de var karıncaların. Dokunma yoluyla sinyal iletiyorlar birbirlerine. Bunu şunun için kullanıyorlar özellikle; yemek başlangıcı, davet, yuva arkadaşlarının tanındığı sosyal karşılaşmalar gibi durumlarda kullandıkları bir yöntem bu. Şöyle yapıyorlar; işçiler birbirleriyle karşılaştıklarında, hatta görürüz burun buruna gelir karıncalar, önce antenlerini birbirlerine sürüyorlar, başlarında antenleri var. Burada antenleşme yoluyla selam veya yuvaya davet anlamını taşıyormuş Hocam, maşaAllah. Hem selamlaşıyorlar böyle, hem de yuvaya davet ediyorlar. Fakat bu davet etme hareketi bazı karınca türlerinde de daha belirgin, yani bu antenleri birbirlerine sürterek yaptıkları. Mesela bir çift işçi yüz yüze karşılaştıktan sonra, davet eden karınca başını doksan derce yana eğiyor, yani karşılaştığı zaman başını doksan derece yan tarafa çeviriyor ve antenleriyle arkadaşının başının alt ve üst kısımlarına dokunuyor, başını yana çevirerek. Davet edilen karınca da benzer şekilde cevap veriyor ve böylece davete icabet ediyorlar. Bunda da çok büyük bir akıl var. Bunu da karıncalar hep doğar doğmaz biliyorlar, Hocamızın dediği gibi, genetik olarak yazılmış özellikleri olarak böyle, inşaAllah. Hem anlatan anlıyor bunu anlatabiliyor, hem de bunu gören kabul ediyor ve ona icabet ediyor. Böyle bir hisle de donatılmış karınca, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela bak, bizde böyle bir bilgi olsa, birisi bize bir iyilik yaptığında, teşekkür ederim de bizim genetik kodumuzda olsa, elimizde olmadan birisi bize iyilik yaptığında teşekkür ederim desek genetik kodla, bu olağanüstü bir şeydir bu. Çok şaşırtıcı. Hayvanda da böyle bir sistem var. Mesela bak, tanışması ayrı, insan aklının üzerinde bir akla sahip oldukları anlaşılıyor hayvanların. Bizim bilmediğimiz bir akla sahipler. Bazı yönleriyle de tamamen şuurları kapalı görünümünde ama bazı yönleriyle de insan zekasıyla kıyaslanamayacak derecede yüksek bir zekaya sahip olduklarını görüyoruz. Onun için insan aklıyla hayvan aklı arasında bir boyut farkı var, çok ciddi bir boyut farkı var, öyle kavranacak gibi değil. Yani örümceğin hayatında da var, sivrisineğin hayatında da var. Sivrisinek çok şuursuz bir hayvan gibi görünüyor ama incelediğimizde insan zekasıyla hiçbir şekilde kıyaslanamayacak, insan zekasının binlerce kat üstünde, on binlerce kat üstünde bir zekaya sahip olduğunu görüyoruz. Mesela arı da öyle, şuursuz alelalade bir varlık gibi görünüyor ama bütün dünyadaki insanların aklı bir araya gelse, şu andaki arı zekası kadar olmuyor. Müthiş bir zekaya sahip. O zeka, işte Allah’ın ona vahyettiği akıl, Allah’ın vahyi. İnsanların müstakil bir akla sahip olmadığını Allah bize gösteriyor. Evet, seni dinliyoruz Oktar Hocam şimdi.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, bu anten temasıyla böyle haberleşebilmelerinide bilim adamları bir nevi konuşma olduğunu söylüyorlar. Yani bu da üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Bu şekilde haberleşebiliyorlar bu metodla, antenlerini yüzlerine sürterek, belirli hareketler yaparak, bunun da bir nevi konuşma gibi bir şey olduğunu düşünüyorlar karıncalar arasında.
ADNAN OKTAR:Zaten çok büyük bir koloni halinde yaşıyorlar, çok iyi bir anlaşma ve organize bir çalışma olmazsa, orada felaket meydana gelir. O kadar insanın toprağın altında yaşadığını düşünün, çok büyük kitle katliamı olur, çok büyük bir felaket olur. Çok iyi organize edilmiş olmaları gerekiyor, çok sistemli bir çalışma gerekiyor, çok iyi bir plan gerekiyor. Çok yüksek bir zekaya sahip. Akıl insanda var, hayvanda akıl olmuyor. Ama hayvandaki zeka da insanda yok. Mesela bir sivrisinekteki zeka veyahut bir arıdaki zeka insanda yok. Ama insanda akıl vardır. Tabii akıl zekayla kıyaslanmaz, çok çok üstünde bir şeydir. Evet şimdi seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Haberleşirken karıncalar ses sinyalleri de kullanıyorlar. Bunlar genellikle ağaçta yuvaları olan karıncalar bu sinyalleri yapabiliyor. Mesela bir örnek verecek olursak marangoz karıncalar var. Marangoz karıncalar, davul çalarak haberleşiyorlar. Onu da şöyle yapıyorlar; yuvalarına doğru gelen her türlü tehlikede davul çalıyorlar, tedirgin edici bir ses. Davul çalan karınca da çenesi ve karnıyla, vücudunu; hem çenesini hem karnını kullanarak, vücudunu ileri geri sallayarak yere vuruyor ve bu şekilde bir ses çıkarıyor. Bir tehlike ortamı olduğunda bu sesleri çıkartarak uyarıyorlar etrafındakileri. İnce odunlardan kabuklardan,
ADNAN OKTAR: Tamtam çalıyorlar yani.
OKTAR BABUNA:Evet. Desimetrelerce uzağa, bayağı uzağa, birkaç on santim uzağa kadar ses gönderebiliyorlar ama onun boyutu düşünüldüğünde, bu çok uzun bir mesafe. İnsan boyutuna göre mesela altmış metre diyelim, bir mesafeye ses göndermek gibi bir şey oluyor böylece ve uyarıyorlar inşaAllah. Fakat karıncalar havadan gönderilen seslere neredeyse sağır gibiler. Ancak böyle maddeden geçen, odun ağaç gibi maddeden geçen seslere karşı hassasiyetleri var, çok duyarlılar. Yuvalarının da çok ayrı, muhteşem bir yapıları var. Hatta siz göstermiştiniz Hocam, tonlarca çimento basıyorlar, muazzam bir şehir yapılanması çıkıyor. İnsan boyutunun çok üzerinde bir yapılanma meydana getiriyorlar. Yapılanmalarda da çok özel durumlar var. Mesela güneş alacak yerlerin, özel açıyla odalar, öyle mimariyle düzenleniyor ki, güneş ışığı alabilsin. Binanın altına doğru katlar halinde iniyor, karıncaların yuvası çok çeşitli katlardan oluşuyor. Mesela tam binanın ortasına gerektiğinde herkesin toplanabileceği geniş bir salon yapıyorlar. Böylece orada hep birlikte toplanabiliyorlar. Havalandırma sistemi de bir mucize. Mesela her tarafına ısıyı aynı şekilde kontrol edebilecek sistemlerle donatıyorlar. Böylece ısı her tarafta aynı şekilde kalabiliyor karıncanın yuvası içerisinde, ki karıncanın yuvası karınca boyutlarına göre çok çok büyük bir yer. Milyonlarca karınca birlikte yaşayabiliyor koloniler halinde yuvanın içerisinde. Her tarafındaki ısıyı kontrol edebiliyorlar. Bunun bir nedeni de, ısının böyle güzel korunmasının ve her tarafa eşit dağılmasının, çok güzel yalıtım sistemleri de var. Yuvanın dışındaki yalıtım sistemleri de mükemmel şekilde yapılmış ve kontrol ediyor. Bölmelerin çoğunda aynı zamanda bahçeler var ama bakteri bahçeleri deniliyor bunlara. Bu bahçeler genelde yüzeye yakın olan bölümlerde yer alıyor. Daha derinde ve geniş olan bölmelerde de bitki artıklarının çürümüş halleri var. Yani bitkilerin çürümüş hallerini sakladıkları özel yerler var. Bu deliklerin bazıları; oda gibi tabii delik derken, onların odaları olmuş oluyor. Değişik bir şekilde organik maddelerden ziyade toprak içermekte, sanki zararlı atıkları örtmek için kullandıkları bir metod. Toprak içermesi, toprakla üzerlerinin örtülmüş gibi, gerekli olan bir katman hazırlanmış gibi. Her tarafında akıl var. Muazzam yalıtım sistemleri, ortadaki salonları, güneş ışığını alacak şekilde özel odaları güneşe göre ayarlamaları, ısının her tarafta eşit olması, mükemmel bir yaşam sağlayacak şekilde milyonlarca karınca bu şekilde yaşamlarını devam ettiriyorlar. Rastgele toprağın oyulması şeklinde değil. Her yerinin her santimetre karesinin özel bir anlamı var, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam devam edelim.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Sıcak, mesela sıcak olduğunda ortam, sıcak bu istenmeyen bölmelerden yukarıya doğru yükseliyor, tabii sıcak hava yukarı doğru yükseldiği için, serin bol oksijenli hava da yuvanın içine doğru itiliyor ve yuvanın üstüne kadar çıkıyor. Aynı zamanda sıcak yükselen havanın yerine güzel böyle oksijenli temiz hava getiriliyor. Bu sistem de havalandırma ve yol açmada kullanılıyor. Aynı zamanda hava sirkülasyonunu sağlayan havalandırma metotları da var, dışarıdan oksijenli havanın alındığı. Nitekim bir filmde de göstermiştik daha önce, termit yuvalarında biliyorsunuz büyük binalar yapıyorlar kör termitler. Gözleri olmadığı halde muazzam, muhteşem binalar, içinde özel bölmeler var. Burada da özel havalandırma sistemleri vardı. Rüzgar bir yandan esiyor termit yuvalarına doğru, özel çok özel gözenekler imal ediyorlar yuvaların üzerinde. O yuvaya rüzgar geldiğinde havanın bir kısmı içeriye giriyor. Isınan hava yükseliyor ama yeni hava giriyor aynı zamanda etrafından dolaşan hava da, içeride o yükselen ve kirli havayı alıp dışarıya götürüyor. Böylece sürekli hava sirkülasyonu oluyor. Yoksa oksijensizlikten ölürlerdi ama bu özel metotlarıyla mimari mucize teknikleriyle havanın da sirküle etmesini sağlıyorlar ve sürekli bir havalandırma var. Pencere falan yok ama havalandırma sürekli oluyor içindeki gözeneklerle ve yapılan sistemin muhteşemliğinden, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Evrimcilerin bir haberi var Hocam, çok komik bir haber yapmışlar. Gösterelim mi onu?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Bu yeni Scientific American diye evrimci bir dergi var. Orada yeni çıkan bir haberde özetle şunu söylüyorlar, 11 Ekim tarihinde çıkan yazıda, McCaster Universitesi’den, diyor ki iddiası şöyle; insan beyni doğal seleksiyon tarafından kendi hayatına son verecek şekilde dizayn edilmiştir. Çünkü bu intihar eğilimi atalarımızın genetik menfaatleri için en iyisidir. İntiharın evrim teorisinin getirdiği doğal seleksiyon ve adaptasyon kavramının bir sonucu olduğunu iddia ediyorlar bu yazıda.
ADNAN OKTAR: Bunu yazan intihar mı edecekmiş?
OKTAR BABUNA: İpe sapa gelmez çok garip bir iddiaydı böyle.
ADNAN OKTAR:Dedemiz uzaylılar diyorlardı, şimdi de intihar etmek güzeldir diyorlar.
OKTAR BABUNA: Güya uyum sağlamakmış doğal seleksiyon bunu seçmiş gibi.
ADNAN OKTAR: Haramdır haram, intihar etmek. Yani cinayet işlemiş olur intihar eden. Allah esirgesin tevbe etmeden öldüğü için sonsuz Cehennemde kalabilir. Ama genellikle intihar edenler cinnet geçirdikleri için inşaAllah Allah affediyordur. Ama Müslüman asla öyle çirkin bir yola başvurmaz. Darwinistler şimdi bak milleti bir de intihara hazırlamaya çalışıyorlar. Yeni moda da o demek ki. Evet devam et.
OKTAR BABUNA: Bu karınca ile ilgili ayetleri okuyorum Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: ‘Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp geçmesin."’(Neml suresi,18)
ADNAN OKTAR:Böceklere bile şefkat duyulduğunu, Allah hayvanlara dahi çok ciddi şefkat duymamız gerektiğini Kuran’da bize göstermiş oluyor. Sebepsiz olarak, bazı cins tipler vardır geçenlerde bir kediyi öldüren bir herif vardı. Bana video filmini göstereceklerdi de bakmadım hayvana acıdığım için. Sonra yakalanmış adam, az bir para cezasıyla bırakmışlar. Çok bir para cezası da verilse ayrı bir mesele de, fark etmez. Böyle insanları ayrıca teknik takibe de almak lazım. Onu yapıyorsa adam başka birçok şeyi yapabilir. Bu alelalade bir şey değildir. Hayvanın kafasına vura vura, beynini parçalayarak öldürüyorsa, bu tahmin tahayyül edemeyeceğimiz şeyleri yapabilecek kapasitede demektir. Onun için bu kişilerin düzenli olarak takip edilmesi gerekir. Yani bir beş yıl, on yıl gözlemlenmesi lazım. Ne yapıyor, nereye gidiyor, ne iş yapar. Başkalarına yeni yeni zararlar verebilirler.
Geçenlerde o bir köpeğe boynundan ip bağlayıp koşturan bir iki adam vardı. Hayvanın ayakları yara olmuş, sokakta koşmaktan kanıyor. Dört ayağı da kanıyor. Sayın Valimiz; “biz onu yakalayacağız inşaAllah” demişti ama daha haber gelmedi. Öyle onların müjdesini bekliyoruz. O adamların yakalanmasını istiyoruz. Ben ondan vazgeçmiş değilim. İstirham etmiştim, sayın Valimiz de öyle bir müjde vermişti. O adamların mutlaka bulunması lazım. Onların da çok uzun süre takip edilmesi gerekiyor. Tabii ki hapis cezası almaz onlar ama tespit edilip, ilgili emniyet birimlerine bildirilip bu kişilerin bütün hayatlarının kontrol altına alınması lazım. Kardeşim ne yapmaz onu yapan adam. O vicdandaysa, birçok şeyi yapabilecek demektir. Makbuzunu kesip hadi git denilmez. Yani çok uzun süreli teknik takip gerekir, inşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Diğer ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. Devamında, “(Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: ‘Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat."’ İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mümin olan, muttaki olan, anneye babaya olan sevginin önemi belirtiliyor. Bu bir Müslüman’ın temel vasfıdır, temel vasıflarındandır. Mazlum, kendi halinde olan bir anneye babaya karşı derin bir koruma hissi, derin bir şefkat ve derin bir muhabbet olur. Hıristiyan da olsa farketmez, Musevi de olsa farketmez. Annesi Hıristiyan olabilir veyahut ateist de olabilir am dinine müdahale etmiyordur çocuğun, ibadetine müdahale etmiyordur. Ona saygı gösterilir, korunup kollanır. Ama dinine, imanına, yaşantısına, Müslümanca yaşantısına müdahale varsa Allah’ın emri var. “O konuda itaat yok” diyor Allah ayette. Ashab-ı Kehf’in itaat etmemesinin nedeni oydu, annesine babasına itaat etmemesinin. Hepsi bir mağaraya çekildiler, itaat etmediler. Çünkü onların dinlerine ailesi müdahale ediyordu. Annesi babası müdahale ediyordu. Öyle anne babayı terk ettiler ve hicret ettiler, biraraya geldiler. Allah onların yaptığını makbul ve doğru olduğunu gösteriyor Kuran’da bize. Ashab-ı Kehf övülen, sevilen bir topluluktur. Ve yaptıkları en önemli dikkat çeken olaylardan bir tanesi ailelerinden ayrılmalarıdır. Çünkü dinleri yaşatmadığı için ayrılmışlardır. Yine mesela Firavunun yanında bir süre, yani o bilmediği için eşi olan Asiye annemiz de öyle yanında kalmıştır Firavun’un ama sonra onun kafir olduğunu anlayınca onun yanından hicret etmiş, kaçmıştır. Ailesini de bırakıp kaçtı. Sonra şehit ettiler. Ama öyle bir topluluk içeriside durmadı, durmaz da. Mesela Hz. Musa (a.s.) zamanında da bir avuç genç Hz. Musa (a.s.)’ya iman edebildi, iman ettiler. Neden çekiniyorlardı? O devirdeki baskıdan, devrin azgın deccalleri insanları hapsediyorlar, asıyorlar, kesiyorlar, dövüyorlar, sövüyorlar, hakaret ediyorlar. Onlardan çekindikleri için halk yanaşmadı Hz. Musa (a.s.)’ya. Bir avuç genç, çok az sayıdaki genç Hz. Musa (a.s.)’nın yanına yaklaşmıştır. Kuran’da o da övülerek anlatılmaktadır. Hz. Ali (a.s.) de, yaşı çok küçüktü ailesini terk edip, Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına geldi. Ve çok küçük yaşta, 11 yaşında olan sahabeler vardı. Tabii, ailesini bırakıp Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanına geldiler, hicret ettiler. Oradaki yapılan olay yani anne ve babadan ayrılma tarzında yapılan olay, Allah tarafından beğenilen, makbul bir eylem, makbul bir ibadet olarak Kuran’da geçiyor. “Annen-babandır yavrum işte devam et.” öyle şey olmaz. Ahlaksız, haysiyetsiz, cibilliyetsiz anne-babayla Müslüman çocuk beraber olamaz. Adam ensest ilişkiye girmeye kalkıyor alçak adam, “annen- babandır devam et” diyorsun. Deli misin sen, olur mu öyle şey? Veyahut bir PKK’lı oluyor çocuk, “dağa çıkaracağım seni oğlum” diyor. Çocuk istemiyor. Tabii ki hicret edip gidecek yanından. Veyahut sabetaycı adam, bambaşka biri, ne Musevi, ne Müslüman, ne olduğu belli değil, dinsiz. Çocuklarını da aynı kafada yetiştirmek istiyor, çocuklar çeker gider onun yanından. Veyahut herhangi bir şekilde din düşmanı, Müslümanlığa karşı alerjisi var. Güya kendini Müslüman gösteriyor ama Müslümanları gördüğünde saldırgan, Müslümanların gelişmesini, İslam’ın gelişmesini istemiyor. Orada da çocuk durmaz. Ancak inancına saygı gösteriliyorsa durabilir. Yani her ne olursa olsun durulacak diye bir şey yok. Kuran bunu açıklamış ve pratik örneklerini de göstermiş Cenab-ı Allah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam estağfurullah. Atomun harika yapısı üzerinde de çok duruyorsunuz Hocam. Ondan da bahsedelim mi?
ADNAN OKTAR: Evet
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Atom Mucizesi” kitabından da detaylı bilgi alabilirler Hocamızın. www.harunyahya.org‘dan inşaAllah. Atomun hakikaten çok büyük mucizeleri var. Atomu oluşturan meydana getiren en küçük parçalar iki tür, kuark ve elektron. Elektronlar da çok çok ufak parçalar, yani atomun kendisi zaten çok ufak; milimetrenin milyonda biri büyüklüğünde, elektronlar ve kuarklar çok daha ufak. Şimdi ne kadar ufak olduğuna da bakacağız inşaAllah. Elektron, biliyorsunuz atomun çekirdeği var, çekirdeğinin etrafında da dönen elektronlar var. Elektronlar hem kendi ekseni etrafında dönüyor, hem de çekirdek etrafında saniyede, bir saniye içerisinde 2 bin km ile 100 bin km arasında mesafe katediyorlar. Şimdi 100 bin kilometre bütün dünyanın çevresini 2 kereden fazla dönmek demektir. Bunu elektron bir saniye içerisinde milimetrenin milyarda biri kadar bir hacim içerisinde gerçekleştiriyor. Saniyede 100 bin kilometrelik bir hareket, ne kadar süratte olduğu aklın kavrama sınırlarının çok ötesinde, maşaAllah. Allah’ın dilemesiyle. Fakat burada çok büyük bir mucize daha var. Bir tane elektronu yok atomun çekirdeğinin, bazen 100’e kadar elektronu olabiliyor. Ve bunlar ayrı ayrı düzlemlerde, ayrı ayrı katlarda bulunuyorlar. Bakın 100’e yakın elektron saniyede 100 bin kilometre hızla, dünyanın çevresini 2 defa dönecek kadar bir saniye içerisinde bir hızla, milimetrenin milyarda biri büyüklüğündeki bir hacimde hareket ediyorlar, 100 elektron, asla birbirleriyle çarpışmıyorlar. Bu tabii hiçbir şekilde tesadüf olmadığını, Allah’ın her an, her şeyi, bütün elektronları ve hareketlerini tek tek kontrol ettiğini gösteren çok güçlü bir delil. 7 farklı yörüngede dolaşıyorlar. Elektronların her biri 7 farklı yörüngede. Işıktan gelen; ışığı oluşturan küçük parçacıklar vardır foton denilen, bu fotonu salgıladıklarında veya aldıklarında düzlem değiştirebiliyorlar elektronlar. Fakat son derece düzenli bir yapıları var. Ve asla birbirleriyle çarpışmıyorlar. Mesela bir örnek olarak atomun çekirdeği ne kadar ufak? Bir kağıda bir nokta koyduğumuzu varsayalım, bu çekirdek olsun. Elektron o zaman 50 metre uzakta oluyor. O noktayı elma büyüklüğüne getirsek, çekirdeği. O zaman 50 km ötede olmuş oluyor elektron. O kadar büyük boşluk var atomun içerisinde yani muazzam bir boşluk var. Hocamız bunu sık sık vurguluyor zaten bu şekilde olduğunu.
ADNAN OKTAR: Bakın yani bir elmayı düşün, masanın üstünde bir elma, 50 km, artık uzaklığın şiddeti ortada. 50 kilometreden baksan, elmayı insan değil, hiçbir şekilde göremezsin, yok hükmündedir. İşte onun için madde saydam oluyor. Yani maddenin dışarıdaki saydamlığının nedeni bu. Yani arada muazzam bir boşluk var. Bir de ayrıca simsiyah karanlıktır. Allah özellikle böyle yaratmıştır, insanlar dünyaya bağlanmasınlar diye. Deli gibi dünyayı sevenler dünyanın bu sırrını öğrenince şok oluyorlar tabii. Bana bazen böyle perişan şekilde yazı yazanlar oluyor. “Hocam yaktın bizi” falan gibisinden, “hiçbir şey gerçek değilmiş.” Ne sanmıştın? Çünkü bak Allah gerçek diyorum, mutlak olan Allah, diyorum. Allah da (haşa) onu ilgilendirmediği için müthiş bir açmaza giriyor. Sen niye önemlisin? Niye Allah önemli değil de sen önemlisin. Allah mutlak gerçektir, sen gölge varlıksın. Gölge varlık olmak, çok ağırına gidiyor onu öğrenmek. Kendisinin mutlak olmasını istiyor, Allah’ın da gölge varlık olmasını istiyor. Zaten Allah’ı sorduğunda o adama, “radyo dalgası nasıl, görüyor musun? Radyo dalganı, televizyon dalganı görüyor musun? Göremiyorsun, Allah da öyle görünmez. Şu an o yüzden göremiyoruz. Gölge bir varlıktır Allah” diyor. Sen? “Ben buradayım, görmüyor musun? Taş gibi karşındayım. Ben de mutlak varlığım” diyor. Sen gölge varlıksın, Allah mutlak varlık, haberin yok senin. Bunu öğrenince de şok oluyorlar. Çünkü dünyaya o kadar bağlanmış, o kadar şirkle ruhu sarılmış ki dünyaya aşık olmuş. Divane olmuş, dünyanın divanesi olmuş. O divane olduğu dünya bir anda elinden gidince, ama ne gitme yani, komple gidiyor. Arabalar, evler, para, efendim titri... Tabii profesörlüğü, doçentliği falan hepsi bambaşka bir çizgiye girmiş oluyor. Bakıyor ki beyninin içinde bir görüntüden ibaret, dışarıdaki varlığı da saydam ve simsiyah karanlık. Dışarıdaki varlığı zaten onu o kadar ilgilendirmiyor. O işine yaramaz. Hem saydam, hem göremiyor zaten, hem de simsiyah karanlık ve renksiz ve konuşamıyor da. Çünkü bir profesör düşün, saydam bir profesör. Simsiyah karanlık ve konuştuğunda da sadece elektron yayıyor. Bu işine gelmez. Bu da çok ağırına gidiyor. Onun için yana yakıla yazı yazanlar oluyor böyle, gerçeği öğrenince. Kardeşim sen gerçekten nereye kaçacaksın? Nereye kaçacaksın yani? Bunu illa ki öğreneceksin. Sen kendin düşünerek de zaten bunun farkına varırsın. Yani benim bu anlattığımı bir genç, evde yalnız otururken kendi kendine farkına varır bunun. Ama ani kendi farkına varırsa ürkebilir. Ben önceden anlatıyorum, kontrollü olur. Yoksa birden kendi farkına varırsa, hakikaten şiddetli heyecan duyabilir. Benden öğrenmesi kademeli ve rahat geçiş sağlamasını sağlıyor. Dolayısıyla şoka girmez. Çünkü dünyaya aşık, kendine de aşık, şimdi Allah’ı da unutmuş, o zaman çok acayip bir şey oluyor. Bir anda havada kalıyor adam. Bütün aşkımız, bütün muhabbetimiz, bütün sevgimiz Allah’adır.
Bak Allah ne diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah’tan başka ne gerçek bir dost, ne de gerçek bir vekil vardır” diyor. Allah’tan başka insanın vekili ve dostu yoktur gerçek anlamda. Tecelliler vardır onun dışında ve o tecelliler de hep Allah’ın tecellsidir. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’i biz seviyoruz ama Allah’ın tecellisidir Peygamberimiz (s.a.v.), müstakil bir varlık değildir. Allah, Hz. Muhammed (s.a.v.)’de tecelli eder, o şekilde görünür. Hz. Musa (a.s.)’da tecelli eder, Hz. Musa (a.s.) olarak görünür. Ağaçta tecelli eder, bitkide tecelli eder, çocukta tecelli eder Allah, yiyeceklerde tecelli eder. Zati değildir, tecellisidir. Şimdi ben bunu tam anlayacakları gibi anlatacağım daha, şu an ben bunu sadece teorik anlatıyorum. Sonra pratik anlatacağım, tam kavrayacakları gibi ama şu an teorik iyice öğrenmeleri için, bir geniş zemin olsun diye imkan tanıyorum. Yani iyice anlamalarını böylece sağlamış oluyoruz.
SUNUCU:Programımıza kısa bir aradan sonra tekrardan devam edeceğiz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Kaldığımız yerden, hangi kanaldayız? Kaçkar Tv, şu an Kaçkar’da başladık.
SUNUCU: Aks Tv.
ADNAN OKTAR: Aks bitti, Aks’da arıza var. Şu an Kaçkar Tv, Karadeniz’deyiz şu an, inşaAllah. Topyekün Karadeniz’e gittik. Karadenizli kardeşlerim, demin çok sevimli iki tane karadenizli kardeşimiz buradaydılar, maşaAllah. Çok güzel, olgun insanlar.
Evet maşaAllah. Bana iyi olan yazılar gönderiyor kardeşlerimiz, fakat ısrarla istirham ediyorum kısa olsun. Kısa olursa daha iyi olur inşaAllah.
Efendim kardeşlerimizden dün bir hayli yazı gelmişti. Onların çoğuna cevap veremedik, onlara kısaca;
Ahmet kardeşimiz yazmış 13. 10. 2010, “Selamun aleyküm Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Dünkü yayınınızda Mehdi (a.s.) ile ilgili; ‘şu an Mehdi (a.s.)’yi bulup getirsek de Mehdi (a.s.)’lik olmadan, Mehdi (a.s.) bir şey yapamaz, herhangi bir etkisi olmaz’ dediniz. ‘Önemli olan Mehdiyet’tir’ diyorsunuz. Mehdiyet’i Mehdi (a.s.)’dan üstün mü tutuyorsunuz?” Bu bir bütündür zaten, ben anlamanız için onu o şekilde söylüyorum. Bir şey kavraması için insanın örnekler verilir. Anlamaması ihtimali olduğunda, bazı kardeşlerimizin, kolay anlaması için örnek veriyorum. Yoksa Mehdiyet, Mehdi (a.s.) ikisi zaten bir bütündür. Mehdi (a.s.) olmadan Mehdiyet olmaz. Mehdiyet olmadan da Mehdi (a.s.) olmaz. Bir bütündür, onu vurgulamak açısından bu. “Daha önceki röportajlarınızda Allah şu an Kıyameti Mehdi (a.s.) vesilesiyle durdurdu dediniz” diyor. Doğru, Bediüzzaman’da bunu söylüyor. Hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, bunu ben söylemiyorum. Bu aynı şekilde Tevrat’ta da bu şekilde geçiyor. “Depremlerin durması.” Onuda Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Mehdi (a.s.)’nin bulunduğu yerde deprem olmuyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıklamasıdır. Risale-i Nur’da bu çok açık geçiyor. Benim anlattıklarımda değişen bir şey yok. Sadece bazı kardeşlerimizin anlaması için temsillerde ve anlatımlarda değişikliğe gidiyorum, yani yeni yöntemlerle anlatıyorum. Değişen bir şey yok, aynı konuyu anlatıyoruz. Fakat bir sağdan, bir soldan, bir üstten, bir yandan çeşitli açılardan anlatıyorum ki, tam kavransın. Çünkü insanlar zannediyor ki, biz bir şahsı arıyoruz. Mehdi (a.s.)’yi bulduk mu, Mehdiyet bitti, yani konu hallolmuştur. Şimdi böyle anlıyor adam. Yani biz gece gündüz Mehdi (a.s.)’yi arıyoruz. Bunun mutlu sonu şöyle olur, Mehdi (a.s.)’yi buluruz. “Efendim siz Mehdi (a.s.)’siniz” deriz. O da der ki; “evet” diyecek, yani kabul edecek. Ondan sonra insanlar da ona biat edecekler, konu bitecek. Bu kadar, yani bu bir mutlu son zannediliyor. Böyle bir şey yok. Mehdi (a.s.) hiçbir zaman için Mehdi (a.s.)’liğini kabul etmeyecektir, bir. Yani adamın kesin teşhisle şu Mehdi (a.s.)’dır diyeceği bir konu olmuyor. Ama bariz olan, gözle görülen Mehdiyet’in hakim olması oluyor. Bütün dünyada din ahlakının hakim olması, İslam ahlakının hakim olması, adaletin hakim olması, fitnenin ortadan kalkması, Hıristiyanlığın Müslümanlığa dönüşmesi, Musevilerin Müslüman olması, dolayısıyla dünyada Asr-ı Saadet Müslümanlığına dönülmesi, bu. Ama bunun başında Mehdi (a.s.) var. Yani baş olmadan vücut yaşamaz. Yani Mehdi (a.s.) olmadan Mehdiyet olmuyor. Ama beden olmadan da Mehdi (a.s.) olmaz. Bakın mesela bu da yeni bir temsil arkadaşım için. Yani sırf baştan ibaret Mehdi (a.s.) yaşamaz, bedeniyle yaşar. Bedeni işte bütün dünyadır. Bütün dünyadaki İslam ahlakının hakimiyetidir. Dolayısıyla o örnekle bu örneği birleştirirse kardeşimiz daha iyi olur.
Mehdiyet’in önemini Tevrat da uzun uzun anlatır. Museviler bakın her gün Allah’a sabah akşam dua ediyorlar Mehdi (a.s.)’yi görmek için. 3 bin yıldan beri dua ediyorlar Mehdi (a.s.)’yi görmek için. Shiloh olarak geçer. Ondan sonra Mehdi (a.s.), Kral Mesih olarak geçer. Birçok ismi vardır Tevrat’ta. Zaten Peygamberimiz (s.a.v.)’in de ona verdiği birçok isim vardır. Mehdi (a.s.)’ye verdiği isim vardır. Bunları incelemek isteyen kardeşlerimiz bizim internet sitelerimize girerse ilgili hadisleri görürler. Çok kapsamlı ve geniştir. Yani bir de şunu düşünsün kardeşimiz, Hz. İsa (a.s.) gibi ulül azm bir Peygamber 2 bin yıl sonra Allah tarafından gökten indirilip, Mehdi (a.s.)’ye vezir tayin ediliyor Allah tarafından. Yani Mehdi (a.s.)’nin emrine veriliyor ulül azm bir Peygamber. O zaman anlasınlar. Ama sadece İsa (a.s.) ile Mehdi (a.s.); Hz. İsa (a.s.)’yı bulsak, Mehdi (a.s.) de yanında olsa ama talebeleri yok, kimse yok, İslam ahlakı da dünyaya hakim olmamış. Bu Mehdiyet değildir, bedeni yok çünkü. Bedeni ve başıyla beraber olduğunda Mehdiyet olur. Benim anlattığım bu, kardeşimizin kavraması gereken bu. Bedenin önemini anlattım ben anlattığım şeyde, başın önemini zaten anlatmıştık. Fakat bedenini önemsiz gördükleri için bedene dikkat çektim ben. “Biz başı bulduk mu konu biter” diyorlar, öyle bir mantık var. Baş, beden bir bütün, bunu bilecek inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu Mehdi (a.s.)’nin önemiyle ilgili bir hadis okuyayım mı Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet
OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.); Allah’ın Mehdi (a.s.) için dünyanın ömrünü uzatması. “Ali bin Ebu Talib (r.a.)’dan Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir; ‘Dünyanın ömründen sadece bir gün kalsa bile, Allah benim Ehl-i Beytim’den bir adam gönderecektir. O dünyayı (daha önce) zulümle olduğu gibi adaletle dolduracaktır.”’ Sünen Ebu Davud.
ADNAN OKTAR: Bak, “Kıyametin kopmasına bir gün kalsa, Allah kıyameti durduracak” diyor. Ne sebeple durduruyor? Mehdi (a.s.) geldiği için durduruyor. Kıyamet duruyor Mehdi (a.s.) sebebiyle ve İslam ahlakını dünyaya hakim ediyor Mehdi (a.s.) vesilesiyle. İsa (a.s.)’yı Allah ona vezir kılıyor. Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra da küfür hakim oluyor ve Kıyamet kopuyor arkasından da. “Şimdi kardeşim gece gündüz bize Mehdi (a.s.)’den bahsediyorsun.” Tamam, doğru bahsediyorum. Tevrat’ı açalım, başından sonuna kadar Mehdiyet anlatılıyor. Kuran’ı açalım, başından sonuna kadar Mehdiyet’tir Kuran. İncil başından sonuna Mehdiyet’tir. Mesela Hz. İbrahim (a.s.) kıssasını açarsın, Mehdiyet anlatılır. Devrin Mehdi (a.s.)’si İbrahim (a.s.)’dir, devrin deccali ile çatışması anlatılır. Ad, Semud kavimleri.
Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanında, mesela Peygamberimiz (s.a.v.) kendi zamanının Mehdi (a.s.)’si. En büyük Mehdi’dir Peygamberimiz (s.a.v.). Ebu Cehil, Ebu Leheb o devrin deccalleri, onlarla mücadele vermiştir Peygamberimiz (s.a.v.). Peki bize niye anlatıyorsun? O zaman Kuran’ı anlatmamamız lazım. Kuran’ın bütününe hakim. Peki Kuran’ın bütününe hakim, hayata hakim mi? Hayata hakim Mehdiyet. Yani sen istesen de istemesen de Mehdiyet dünyada şu an buram buram devam ediyor.
Mesela bak Cenab-ı Allah, Mehdi (a.s.) çıkacak diye iki tane kuyruklu yıldız gönderdi gökyüzünde. Bakın dev olaylar bunlar. Mehdi (a.s.) çıkacak diye Kabe’de baskın yapıldı, kan aktı. Afganistan işgal edildi, Irak işgal oldu. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametleridir bunlar. 15 gün arayla Allah ay ve güneş tutulmaları meydana getirdi. Allah ekonomik kriz meydana getirdi. Adamlar inim inim inliyor, sebebini bilmiyor. Sebebi Mehdiyet’tir. Ekonomik krizin çıkmasının sebebi Mehdiyet’tir. Durduramıyorlar, metafizik varlıklar tarafından yönetiliyor ekonomik kriz. Yani durdur, adam eğer gücü yetiyorsa durdursun. Dediler ki; “bu ne olacak ya beş dakikada biz bunu hallederiz. Bir para basarız. Amerika’nın zibil gibi imkanı var. Ondan sonra bir piyasaya para süreriz. Bir toplanırız kendi aramızda” dediler ve artistik havalara girdiler. Kardeşim hemşerim, bakın 7 yıl devam edecek, dedim. Mehdilik’le ilgili bir ekonomik kriz başladı şu an. Ruhani varlıklar tarafından yönetiliyor, dedim. Ve Hızır (a.s.) tarafından yönetiliyor ve melekler var yöneten. “Yok biz hallederiz” dediler. Halledin bakayım o zaman. Anladılar halledemeyeceklerini, durduramayacaklarını anladılar. Mesela Amerikan yönetimi toplantı yapıt, bütün Avrupalıları çağırdılar. Ekonomiyle ilgili bütün uzmanlar, bakanlar, herkes geldi. “Olağanüstü tedbirler alalım. Hadi bakalım” dediler. Alın bakalım, dedik. Aldınız ne oldu? Sıfır, hiçbir netice alamadılar ama sıfır netice aldılar, durmuyor. Türkiye’de olmamasının nedeni; Mehdi (a.s.)’dir, Mehdi (a.s.)’nin Türkiye’de bulunmasıdır. Ve olmayacak dedim zaten Türkiye’de ekonomik kriz.
Ekonomik kriz başladığında söyledim, Türkiye’de olmayacak, dedim ve olmadı. Deprem de olmayacak, dedim. Yani yıkıcı bir deprem olmaz. Küçük depremler zaten oluyor, olur o. Yıkıcı deprem olmaz dedim İstanbul’da, olmuyor. Olmayacak da, yani bu çok açık. Bütün bilim adamları “olacak” dedi. Bir tek olmayacak diyen benim. Benim dediğim doğru çıktı. Yani bakın bilim adamlarının tamamı, uzmanların tamamı “çok yakın bir zamanda olacak” dediler. Ondan sonra onlar lastiklenmeye başladı tabii sonra “30 yıl, 40 yıl” demeye başladılar.
OKTAR BABUNA: 2040’lara attılar.
ADNAN OKTAR: Tabii 2040’lara attılar. Benim açıklamalarımdan sonra. Yoksa deprem dedemiz falan, o sevimli bir dede var, deprem dede falan hepsi söylüyordu. Kızılderili gibi ilginç bir kardeşimiz daha var, o da hepsi söylüyorlardı. Bak hepsi araziler, yoklar.
OKTAR BABUNA: 2030’lar, 2040’lar demeye başladılar.
ADNAN OKTAR: Tabii.
OKTAR BABUNA: Ekonomik krizde de sizin dediğinize geldiler Hocam. 2014’ü söylüyorlar şimdi IMF, Amerika, hepsi söylüyor Hocam 2014 diye.
ADNAN OKTAR: Daha önce tabii şiddetle redediyorlardı. Sonra koro halinde “evet” dediler, “2014.” Dedik, kardeşim siz maşaAllah bayağı ilim sahibi adamlarsınız. Ekonomi uzmanısınız, gayet kültürlüsünüz. Bu 7 yıllık dönemin, bir bildiğiniz vardır. Ekonomi bilimine göre bir teknik nedeni vardır. Allah ilminizi arttırsın, mübarekler bir açıklayın da şöyle bir anlayalım, neden bu böyle, dedik. Sadece yüzümüze bakıyorlar. Çünkü benim verdiğim bilginin dışında ellerinde bilgi yok. Yani şu an benim verdiğim bilginin dışında ekonomistler herhangi bir bilgiye sahip değiller. Gidin sorun isterseniz. Yani bak alenen, açık söylüyorum. O 7 yıla kilitlendiler, biliyorlar 7 yılı. Bak şimdi bir açıklama daha yaptım. Eğer Allah’a, dine dönmezseniz öyle bir şey de yok, mahvolursunuz. Ama dine döneceksiniz, o yüzden bereket başlayacak.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin vazifesi, bakın mübarek söylüyor Bediüzzaman; “ben Mehdi (a.s.)’ye zemin hazır etmek için geldim” diyor. “Onun pişdar bir talebesiyim, öncü bir askeriyim. Onun için geldim” diyor. “Anladık ki biz bu vazifemizle o kudsi çiçeklere zemin izhar ediyoruz, Mehdi (a.s.) talebelerine zemin hazırlıyoruz” diyor. Kardeşim şimdi Mehdiyet’in önemini anlıyor musun? Bak Bediüzzaman gibi bir insan diyor; “o acip şahsın bir hizmetkarı, ona zemin hazır eden bir dündarı, pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum” diyor, Mehdi (a.s.) için. Allah bak Mehdi (a.s.) çıkacak diye önden Süfyan’ı gönderiyor. Nasıl Mehdi (a.s.) önemli değil peki o zaman? Süfyan, Müslümanların iflahını kesti. Mehdi (a.s.) çıkacak diye Allah gönderdi. Özel gönderilmiş birisidir, Hafız Esad. Özel olarak Allah deccal’i gönderdi. Mesela Darwin’i gönderdi ve dünyanın % 95’ini Allah dinsizliğin içine itti ve dünya dinsiz oldu % 95’i. Mehdi (a.s.) çıkacak diye bu da aynı şekilde. Bak 2 bin yıl sonra İsa (a.s.)’yı Allah indiriyor. Ve dinin bütün kutsal kitaplarında, İslamiyet’in bütün eserlerinde yani Ehl-i Sünnet eserlerde, Şia’da da bu konu çok kapsamlı olarak anlatılır. “Ne önemi var” diyor kardeşimiz ama, işte bu önemi var. Başka konu yok, küfür için de başka konu yoktur, Müslüman için de başka konu yoktur. Yani Kuran’ın bütününe hakimdir Mehdiyet. Mehdiyet’in içindedir namaz, oruç, zekat, hepsi. Mehdi (a.s.) çünkü namazı teşvik ediyor, orucu teşvik eder, Allah’a kulluğu teşvik eder. Hz. Adem (a.s.) ilk Mehdi’dir. İlk Mehdi Hz. Adem (a.s.)’dir. Son Mehdi de, Muhammed Mehdi (a.s.)’dir. Ama gelmiş geçmiş en büyük Mehdi (a.s.)’dir. Yani geçmiş çağa aitte bakın, Hz. Adem (a.s.) devrine kadar gelen, bütün veli olan bütün Mehdi (a.s.)’lerin hepsinin lideridir Mehdi (a.s.). İmam-ı Rabbani Mehdi (a.s.)’nin talebesidir. Abdulkadir Geylani talebesidir. Kendi eserlerinde bunu açık açık görürsünüz. Bütün müceddidler, müçtehidler hepsi istesin veya istemesin Mehdi (a.s.)’ye bağlıdırlar, tamamı. Şah-ı Nakşibent Mehdi (a.s.)’ye bağlıdır. Yani Mehdi (a.s.) onun halifesidir. Yani Şah-ı Nakşibent Mehdi (a.s.)’nin halifesi değildir. Mehdi (a.s.) Şah-ı Nakşibent’in halifesidir. Şah-ı Nakşibent Mehdi (a.s.)’ye bağlıdır. Bunu kendileri eserlerinde, bu mübarek insanlar çok kapsamlı anlatmışlar. Abdulkadir Geylani de, Şah-ı Nakşibent de, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbel hepsi anlatmışlardır. O yüzden biz şeytanın etkisine girip Mehdiyet’i önemsiz bir konu haline getirtmeyiz. En önemli konulardan bir tanesidir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ayrıca şeyi de vurguladınız Hocam. Mesela; Amerikan siyasetini nasıl yönlendirdiğini Mehdiyet’in. Evanjelik planlarını, Irak’a girişinin sebeplerini, Afganistan’a girişinin sebeplerini, İsrail’in kurulması, İsrail’in Müslümanlara saldırtılması.
ADNAN OKTAR: Kardeşim mesela; İsrail’in kurulması Mehdiyet’le ilgilidir. Irak’ın işgali Mehdyet’le ilgilidir, demin de anlattım. Afganistan’ın işgali Mehdiyet’le ilgilidir. Şu an ekonomik krizi küfür de, Müslüman da, herkes yaşıyor. Mehdiyet’le ilgili, çık çıkabiliyorsan, gücün yetiyorsa çık. Göğün gök taşlarıyla, şu an milyonlarca gök taşıyla dolmasının sebebi Mehdiyet’tir. Yani Kıyamete yakın olarak, Allah tehdit olarak tahkimat yapıyor şu an. Bulut gibi kapladı dünyanın üstünü göktaşları, gösterdik onları. Nemesis’in yıldız fırlatan, kuyruklu yıldız fırlatan ve göktaşı fırlatan Nemesis’in, ki dünyanın cellatıdır, infaz için özel olarak Allah tarafından getirilmiştir. Dünyanın böğrüne getirildi, yakına yaklaştırıldı Mehdiyetle ilgilidir. Nemesis’in normalde dünyanın yanında ne işi var? Niye gelsin? Göktaşları neden 1980’den sonra, Mehdi (a.s.)’nin çıkışından sonra, dünyanın üstünü böyle bulut gibi kaplasın? Nemesis neden bu vakitte, tam bu vakitte gelsin? Hepsi Kıyamete hazırlıktır. Bediüzzaman da açıkça söylüyor, bak; “70 yıl var” diyor. Şu an Mehdi (a.s.) hayatta ve bu 70 yıl, 70 yıllık vakit var. Diyor ki kardeşim güzel sesiyle, hoş mahruki bir sesle anlatıyor Mehdiyet’in uzun bir vakit alacağını. Dolayısıyla bunu ancak şahs-ı manevi tarafından yapılabileceği belirtiliyor. Zaten 70 yıl süre var, hangi süreden bahsediyorsun sen? 70 yıl zaten bir insan ömrü kadardır. Mehdi (a.s.) de şu an görevde, bunun dışında da vakitte yok. Eğer Bediüzzaman’a inanıyorsan, Peygamberimiz (s.a.v.)’e inanıyorsan başka vakit yok. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden söylüyor zaten Bediüzzaman bunu söylerken, başka vakit yok. Dolayısıyla bir insan ömrü kadar olan vakitte, Mehdi (a.s.)’nin vazife başında olacağı açık, inşaAllah. 700 sene demiyoruz biz, 70 sene. “Yok kardeşim, Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını Mehdi (a.s.) mi yapacak? Ancak bizim cemaatimizin şahs-ı manevisi yapar bunu” diyor. Kardeşim senin ne dediğinden haberin var mı? Sen diyorsun ki Peygamber (s.a.v.)’den de üstün benim cemaatim, topluluğum. Nur talebeleri de söylemiyor, kendi arkadaşlarını söylüyor. Çünkü Nur talebeleri bölüm bölüm, parça parça. Kendisinin kaç tane arkadaşı varsa onu söylüyor. “Biz bunu yapacağız” diyor. Sen ne diyorsun? Ben Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını yapacağım, başka? Mehdi (a.s.)’nin ve talebelerinin yapamayacağını da yapacağım, biz yapacağız. “70 yıllık bir süre içinde biz bunu yapacağız” diyorsun. Mehdi (a.s.) de ortada yok onun dediğine göre, İsa (a.s.) da yok. “Hıristiyan aleminin de Müslüman olmasını biz sağlayacağız” diyor. İsa (a.s.)’ya da gerek yok, görünüşe göre öyle oluyor. Onun, İsa (a.s.)’nın talebeleri kim o zaman, orada Hıristiyanları Müslüman yapacak? “Onları da bilmiyoruz” diyor. Kardeşim sen ne konuşuyorsun o zaman? Sen bizi muğlaklığın içerisine bomboş bir alemin içine sokuyorsun artık. Ne konuştuğundan haberin var mı? Farkına varmadan çok büyük tahribat yapıyorlar. Bunu yaparken iyi niyetli mi? Tabii ki iyi niyetli. Çünkü çok sevdi mi bir insan mürşidini, mesela Bediüzzaman’a karşı ciddi bir bağlılık meydana getirdi mi, artık görüş kapanıyor. Tek yönlü teksif oluyor. Mesela Hıristiyanlar da öyle, Hz. İsa (a.s.)’ya şiddetli sevgileri olduğu için, iptal olmuş vaziyetteler. Tek yönlü görüyor artık. “Hz. Muhammed (s.a.v.) geldi” diyorsun, hak Peygamber, göremiyor artık, tek gözünü ayırmıyor Hz. İsa (a.s.)’dan. Onun için bu vasıflardan dolayı Hz. İsa (a.s.) geliyor, ikna etmek için onları, geliş sebebi bu. Çünkü öyle bir konsantre olmuşlar ki, oradan çıkarmak mümkün değil. Museviler de öyle, Hz. Musa a.s.)’ya teksif olmuşlar, Hz. İsa (a.s.) geliyor göremiyorlar, kabul etmiyor. O muhabbet nedeniyle onu bir hıyanet olarak görüyor. Şimdi Nur Talebesi kardeşlerimiz de Bediüzzaman’ın dışında, gelecek olan büyük Mehdi (a.s.)’ye bağlanmayı hıyanet olarak görüyorlar. Bediüzzaman, onu terk etme olarak, ona zarar vermek olarak görüyorlar. Kardeşim Bediüzzaman’ı asıl ihya etmiş olursun o zaman sen, Mehdi (a.s.)’ye bağlandın mı. Çünkü Bediüzzaman diyor ki; “Risale-i Nur’un gerçek sahibidir Mehdi (a.s.)” diyor. Risale-i Nur tam anlamıyla gündem olacak demektir, Mehdi (a.s.)’yi eğer sen bulursan. Çünkü “Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor Bediüzzaman, Mehdi (a.s.) için. “Ve Risale-i Nur’un gerçek sahibidir” diyor. Böyle bir durumda Risale-i Nur’un dünya çapında tam anlamıyla revaç bulacağı açıkça görülmüyor mu? Sen kendi yönteminle paramparça olmuşsun, gruplara ayrılmışsın. Kendi anlattığına Allah-u Alem kendi de inanmıyordur. Çünkü Mehdi (a.s.)’nin geleceğini anlamaması mümkün değil. Bilinçaltında onu örtbas ediyorlar. Mehdi (a.s.)’nin geleceğini söylerlerse, Said Nursi’ye bağlılığın kaybolacağını ve fitne olacağını düşünüyorlardır. Yoksa zeki insanlar, oradaki hükümleri anlamamaları mümkün mü? Bediüzzaman Türkçe ve çok net konuşuyor. “Mehdi (a.s.) ve talebeleri gelecekler Ahir zamanda” diyor, çok net konuşuyor. Zaten o konulara girmiyorlar dikkat ederseniz, okumuyorlar da. Okuyarak anlattıklarını hiç gördünüz mü siz? Ben hiç görmedim. “Bediüzzaman bak bunu böyle diyor, ama siz bunun böyle olduğuna bakmayın, bu şahs-ı manevidir, Bediüzzaman bunu usulen söylemiştir” diyen yok. O konuyu hiç okumuyor, sadece kendi fikrini, indi mütalaasını anlatıyor, şahsi. Ne hadis veriyorlar, ne Kuran’dan ayet veriyor bu konularda, ne de Bediüzzaman’dan bahsediyor. Bediüzzaman!ın alakasız, yani bu konuya dolaylı yoldan dokunan kısımlarını anlatıyorlar. Bu konuyu sarih ve açıkça, alanen anlattığı kısımları hiç söylemiyorlar. Tevil edilebilecek gibi ortalı izahları var Bediüzzaman’ın. Bazı yani Mehdiyet’i anlatırken dolaylı olarak, mesela biz de anlatıyoruz ama dolaylı oluyor Mehdiyet’e katkısı. Özünü ve tam Mehdi (a.s.)’yi kapsayan konuları ayrı anlatıyoruz, bazen de dolaylı konuları anlatıyoruz. Onlar da dolaylı olan konuları anlatıyorlar. Açık, sarih Mehdi (a.s.)’yi anlatan konuları asla ve asla ne okuyorlar, ne anlatıyorlar. Bu zaten Mehdiyet’i bildiklerini gösteriyor. İnsan ne için korksun o zaman, okumaktan niye çekinsin. Demek ki adın gibi biliyorsun ki o yüzden okumuyorsun. Benim Risale-i Nur’da okumaktan çekindiğim hiçbir yer yok, her yerini okurum ama onlar okuyamıyorlar kardeşlerimiz. Mehdiyet’i, Bediüzzaman sayfalarca, yani 100 küsur sayfa anlatmış. Bu kardeşlerimizde yazılmamış gizli bir Risale-i Nur var, Risale-i Nur’un dışında, sözlü Risale-i Nur var. Şimdi diyoruz ki, biz Risale-i Nuru okuyoruz. “Sen anlayamazsın” diyor. Peki ne yapmamız gerekir, diyorsun. “Biz biliriz” diyor. Siz kimsiniz, diyorsun. “Biz bilinmeyenleriz” diyor, kim olduğu da belli değil. Mesela bir Nur Talebesi bilir mi bunu, diyorsun. “O bilmez” diyor. Kim bilir, diyorsun. “Bilinmez ağabeylerimiz var” diyor, “bilinmez.” Bak batıl rahibi gibi kişiler, batın daha böyle bilgi veren insanlar. Gizli bilgiye sahip insanlar. Bunların özelliği ne? Bediüzzaman diyor ki; “Mehdi (a.s.) açıkça şu vakitte şöyle gelecektir” diyor. Bu batıl rahiplerine bunu sorduğumuzda, “onun anlamı o değil” diyor. Nedir Hocam, diyorsun. “O tam tersi bir anlamda söyledi onu, senin hiç anladığın gibi değil” diyor. Neye göre bunu söylüyorsun, diyorsun, “bana ilham geliyor” diyor. “Ben öyle yorumluyorm, ben olağanüstü birisiyim” diyor. Nedir senin özelliğin, diyorsun. Peygamber (s.a.v.)’in hadisi açık, Bediüzzaman’ın sözü de açık, ama seninki kapalı ve gizemli ve anlaşılmaz, batıni, diyorsun. “Peygamber (s.a.v.) açık söylemiş olabilir, Bediüzzaman da açık söylemiş olabilir, ama ben senin bilemeyeceğin bir batın rahibiyim, benim sözüm esaslıdır” diyor. Şu an bir kısım Nur talebesi kardeşlerimiz bu batın rahiplerin etkisindeler. Açık, aleni sözü kabul etmiyor, çok net. Peki bu batın rahipleri bu bilgiyi nerden alıyor, diyoruz. Onların okuduğu kitabı okuyalım, yani bu batın rahiplerini yetiştiren sistemi öğrenelim, diyorsun, bunu da bilemiyorsun. Bunların okulu nedir, bu batın rahiplerini kim yetiştiriyor? Bunu bilemiyoruz şu an, tamamen gizemli. Şimdi Bediüzzaman’ın, bunların anlattığı şu, batın rahibi Hocaların, Risale-i Nur hiçbir zaman için sarih ve bir anlatım yoktur, diyor. Dümdüz bir anlatım yoktur, bir tefsir değildir, diyorlar, bir tefsir değil. Halbuki Bediüzzaman “bir tefsirdir” diyor. “Yediden, yetmişe herkes anlar, okuyan herkes istifa eder” diyor. Çok dürüst, normal anlatmış açıkça. “Yok,” diyor batın rahibi, “tamamen gizemli, tılsımlı, bilemeyeceğiniz batıni bilgilerle doludur Risale-i Nur. Hiçbir zaman için zahir anlamını vermez ve bunun bu batın rahiplerini de kimin yetiştirdiğini söyleyemem ben” diyor. Nereden çıktı bu Hocalar, diyorsun, bu kişiler. “Onu da söyleyemem” diyor. Onun kaynağına da inemiyoruz şu an. Ne okulu var, hangi okulda öğrendiklerini bilmiyoruz, hangi Hoca onu öğretiyor bilmiyoruz, hangi kitapta yazıyor bilmiyoruz. Bakın her biri ayrı bir batıni bilgi geliştiriyor, batın rahipleri. Kimi diyor ki; “Mehdi (a.s.) bir insan bedenine ölüp hulul etti” diyor. “Hz. İsa (a.s.) da öldü, aynı kişinin ruhuna hulul etti, bu kişi de Dabbet-ül Arz’dır” diyor. Gayet sakin bunu anlatıyor. Bir kısmı da diyor ki; “ben batın rahibiyim ben gördüm. Hz. İsa (a.s.)’yı gömdük, Isparta’da, bir yerde şu an, vefat etti orada duruyor” diyor. Bir kısmı diyor ki; “pencereden çıktı gitti, Hz. İsa (a.s.)’yı göremedik” diyor. Yani “Bediüzzaman’la namaz kıldı, uzun boyluydu.” Birden Hz. İsa(a.s.)’nın da boyu uzamış onların inancına göre, “pencereden çıktı gitti, bilmiyoruz nereye gittiğini” diyorlar. Yani bu dehşetin, bu korkunun nedeni Mehdi (a.s.)’nin çıkmış olmasıdır. Yani bu insanlar bu kadar bilgisi eksik, bu kadar dar görüşlü insanlar değil. Bunlar okul, üniversite bitirebilen insanlar. Lise, ortaokul okuyan insanlar. Düz anlatımı bilmemeleri mümkün değil. Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) konusunda, İsa (a.s.) konusunda, özellikle bu konularda, ki bilmiyoruz artık başka konular da herhalde bunun içine dahildir, bu batın rahiplerine onu sormak lazım. Tamamen takiyye yaptığı, gizlediği yani ak dediğinin kara olduğu, kara dediğinin ak olduğu, güzel dediyse çirkin olduğu, çirkin dediyse güzel olduğu şeklinde bir mantıkları var. Yani her şeyi tersten anlattı, diyorlar. Her şeyin tersidir diyor. Kardeşim bu kadar böyle gizem olur mu, bu nasıl bir iştir? Seni böyle gizemli batın rahibi olarak yetiştiren sistem nedir? Hangi kitap, hangi Hoca, hangi insan. Bize niye bunu açmıyorsun, böyle şey olur mu? Bir de bazı insanları hakikaten etkiliyorlar. Biz de tabii imkanımız dahilinde anlatmaya çalışıyoruz ama bu bir nevi büyü gibi tabii. Bakın bunu yapan toplam 10 kişi falan vardır, batın rahipleri. Bediüzzaman’ın eserlerini tamamen tersine çeviren bir 10 kişi kadar var. Ondan gerisi Nur talebeleri nur gibi tertemiz, mazlum, masum, elinden yüzünden nur akan, temiz efendi insanlardır hepsi.
Mehdiyet için de Bediüzzaman; “cerayan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacak” diyor. Mehdi (a.s.)’nin ana görevinin, asıl çatışacağı sistemin münafıklık olduğunu söylüyor Bediüzzaman. Yani geniş çaplı zeminde müthiş bir münafık cereyanı gelişeceğini söylüyor Bediüzzaman. Dar zeminde bir münafıklık gelişmeyecek, yani Mehdi (a.s.)’nin mücadele ettiği münafık sistemin çapı çok büyük. Onun için münafıkları ezen bir ustadır aynı zamanda Mehdi (a.s.). Yani görevi budur, anti-münafıktır Mehdi (a.s.), Bediüzzaman’nın ifadesiyle. Çok bariz vasfıdır bu. Onun için münafık hareket de tabii çok ustaca çıkar. Kuran ve hadisi kullanarak çıkar. Yani öyle din dışı, dine düşman gibi, mesela Bediüzzaman’ı savunuyor olarak çıkar. Mesela Mahmut Hoca’yı savunuyor olarak çıkar. Başka büyük mürşidleri savunuyor olarak, mesela İmam-ı Rabbani’yi savunuyor olarak çıkar münafık hareketi. Onları kullanarak dine saldırır, İslam’a saldırır. Onun için Mehdi (a.s.)’nin işi zordur. Çok akılcı, çok iyi bir gayret gerekir. Allah da Mehdi (a.s.)’ye ilham vererek bu dehşetli cereyanı ortadan kaldırıyor bakın, “cereyan-ı münafıkane” diyor. Başka bir şey diyebilirdi, bakın bir tek şey söylüyor; “cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacak” diyor Bediüzzaman, münafık cereyanı. Münafık cereyanın ana özelliği, çok muttaki ve takva görünerek ortaya çıkmasıdır. Yani Mehdiyet’i dinden taviz veren, dini tahfif eden, dini kolaylaştıran bir sistem olarak insanlara sunacaktır cereyan-ı münafıkane. Kendilerini de dinin bütün derinliğini bilen, dinin zor yönlerini alıp-bulan ve dinin zorluklarından kaçınmayan insanlar olarak göstereceklerdir. Halbuki dini zor göstermenin nedeni, insanları dinden uzaklaştırmak amacıyladır. Ama ilk bakan diyecektir ki; bu o kadar samimi ki; bakın buradaki hareket nefsine ağır geldiği için kolay olanı seçiyor, kolaylaştırıcı ama öbürü sadece zorlukları arıyor demek ki takva olan o diyecek. Halbuki şeytani bir oyun bu. Oraya gittikçe o bir labirenttir. Zorluğun içine girecek, zorluğun içinde biraz daha ilerleyecek, biraz daha, biraz daha tam ortaya geldiğinde, geriye de çıkamıyor, ileriye de gidemiyor, boğulur kalır işte orada. Orada adamı dinsiz yapıyor işte münafık sistem. Dinini imanını alır. Bir daha da bu adam artık Müslüman da olmuyor, mahveder. Çünkü “ben dini çok iyi tanıdım biliyorum” diyor. Din zaten yaşanmayan bir sistemdir, yaşanamayacak bir sistemdir, yaşadım ben, biliyorum ben, diyor. Onun için sen ona dini anlattığında bir daha, münafık cesede anlatmışsın gibi olur. Yani hiç ellenmemiş, anlatılmamış bir insana dini bilmeyen bir insana dini anlatmak apayrıdır, yani tertemiz beyaz bir sayfadır. Ama o adam manen kirletilmişse, onun silip yeniden yazmak adeta imkansız gibidir. Onun için Allah onlar için diyor; “yetmiş kere bağışlanma dilesen de Allah artık onları affedecek değildir” diyor. Münafık samimiyetsiz olduğunu bilir, sahtekar olduğunu bilir ama elindeki imkanlara bakar, yani bu savaş onun çok hoşuna gider. Çok rahatça yeneceğini zanneder. Çünkü takva adına çıktığı için, çok netice alacağını düşünür. Hakikaten de aklı zayıf olanların içerisinde kolay mevzi kazanır münafık. Çünkü adam, sabaha kadar şu ibadeti yapıyor, işte öğlene kadar şunu yapıyor, diyor. Hakikaten göz boyar münafık. Dolayısı ile dinin özünü ve aslını anlatan kişiye karşı galebe edebilir münafık, geçici bir galebesi olabilir. Her münafığın geçici bir galebesi olmuştur ama o galebesi mutlaka mağlubiyet galebesidir. Mesela bir sırtlan bir çocuğa saldırır. Evin içerisine kadar girer, büyük bir başarı sağlar. Camı çerçeveyi kırar, bilmem ne yapar falan ama orada mesela gider başka bir hayvanı zehirlemek için kullanılan eti gider yer ve orada ölür. Ama o aşamaya kadar o çok başarılı gibi görünür. Allah’ın ona kurduğu tuzağı görmez. Münafık sistem mutlaka yenilir. Fakat hiç başlangıçta doğmadan ölür diye bir şey yoktur. Münafık çok ileri aşamaya kadar atak yapar, yani muazzam bir güç gibi görünür, son aşamada ezilir münafık, böyledir. Onun için Müslümanlara ilk başta galebe çalıyormuş gibi görünür münafık. Bunu çok önemli bir konu olarak Müslümanların bilmesi gerekiyor. Bak ne diyor Bediüzzaman bununla ilgili, Bediüzzaman’ın bu konuda birçok açıklaması var, onları size tek tek okuyacağım fakat bunlar o konular değil.
Münafıklara diyor ki Bediüzzaman “Hem senin dünyaca başarın,” dünyaca başarılı olur, çünkü münafık küfrü arkasına almıştır. Münafıkları arkasına almıştır. Müşrikleri arkasına almıştır. Din düşmanlarını arkasına almıştır. Münafığın fark edilmesindeki bakın en belirgin delili vereyim, münafık İslam ahlakının dünya çapında yayılmasını istemez. İttihad-ı İslam’ı istemez. Türk-İslam Birliğini istemez. O konuyu bir kere kenara koyar. Çünkü kendi sistemini geliştirmek istediği için, Türk-İslam Birliği de onun sistemini boğacağı için bunu istemez. Ama şiddetle Kuran’a taraf, hadise taraf, Peygamber (s.a.v.)’e taraf gibi kendini gösterir. Ama dikkat edilirse küfür ile mücadele etmediğini görürüz. Münafıklarla mücadele etmediğini görürüz. Bakın bir Müslüman kimlerle mücadele eder? Küfürle mücadele eder, münafıklarla mücadele eder. Darwinistler’le, materyalistlerle mücadele eder. Münafık bunları bir kere müttefik gördüğü için bunları bir kenara koyar. Kiminle mücadele eder biliyor musunuz? Sadece Mehdi (a.s.) ve Mehdi cemaati. O devrin Mehdi’si kim ise, münafık gider bulur ve sadece onunla mücadele eder. Onun dışında hiçbir şekilde hedefi yoktur ve noktalaşır, yani özellikle Mehdi’nin şahsına yoğunlaşır ve sonra onun en takva talebelerine doğru gider. Yani mesela o devirde münafıklar en ziyade kime yöneldi? Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Sonra Hz. Ebu Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.), Hz. Ali (r.a.), on iki imam, onlara yöneldiler. Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.). Kimleri şehit ettiler? Onları şehit ettiler, münafığın hedefidir. O devirde münafıkları dünyanın diğer yerlerindeki kafirler ilgilendiriyor muydu? İlgilendirmiyordu. Mesela Musevilerin Müslüman olması için gayret ettiler mi? Etmediler. Hıristiyanların Müslüman olması için gayret ettiler mi? Etmediler. Medine’de ki münafıkların vazgeçmesi için mücadele etmek istediler mi? Etmediler. Dinsiz, imansız, putperestlerle, müşriklerle bir mücadele ettiler mi? Etmediler. Bedevilere gidip İslam’ı anlattılar mı? Anlatmadılar. Ne yaptılar? Sadece Peygamber (s.a.v.)’e dikkatlerini çektiler ve ne ile mücadele veriyorlar? Kuran ile. Kuran ve Peygamber (s.a.v.)’in kendi sözleriyle Peygamber (s.a.v.)’e karşı mücadele olarak kullandılar. Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)’i şehit ederken, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözlerini kullanarak onlara karşı mücadele verdiler. Kuran’la mücadele verdiler kendilerince, yani takva görünümü altında. “Onlar takva değil” dediler, Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.). “Biz takvayız. Biz dinde detay arıyoruz. Onlar detay aramıyorlar” dediler. O nedenle şehit edilmişlerdir, yani kökeni budur. Ahir zamanda da yine münafıklar öyle Darwinizm, materyalizm, müşrikler, tuğyan, dalalet, küfür, münafık bunlardan hiçbiri ile ilgilenmez. Bütün dikkatini Mehdi (a.s.)’ye ve Mehdiyet’e verecektir. Onun için şu an dünya çapında, Mehdiyet’in üzerine hem cinni şeytanlar, hem insi şeytanlar tarafından muazzam bir saldırı var. Göğüs göğse bir mücadele var şu an, çok yoğundur mücadele. Yalnız münafık deyince, 10 tane, 20 tane falan değil, on binlerce münafığın saldırısı vardır şu an. Münafıkların eşşedi de vardır, zayıfı da vardır, derecelerine göre. Mesela kimi münafıklar çok şedittir, çok daha eşşeddir. Kimi daha hafiftir ama geniş çaplı bir münafıkane sistem vardır. Bediüzzaman da bakın bunu açıkça söylüyor. Mehdi (a.s.) küfürle mücadele edecek demiyor. Müşriklerle mücadele edecek demiyor, dinsizlerle mücadele edecek demiyor. Ne diyor? “Cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacak” diyor. Onun için Mehdiyet’e karşı mücadele edecek münafıkların vasıflarını Peygamberimiz (s.a.v.) belirtmiş. Diyor ki; “Onlar sarıklıdırlar.” Bakın belirgin olsun, anlayalım diye. “Başları traşlıdır” diyor. “Kuran’ı çok iyi bilirler. Kuran’a hakimdirler, ama boğazlarından aşağıya geçmez. Bunlar deccalle iş birliği yapacaklar 70.000 kişi ve Mehdi (a.s)’ye karşı mücadele edecekler” diyor. Bunlar belki bir yerde memur olarak da çalışıyor olabilir. Şimdi sarık deyince, sabahtan akşama kadar başında sarık var, anlamında değil. Sarık, Peygamberimiz (s.a.v.) de takıyordu sarık, o anlamda değil. Adam mesela namaz kılarken başına sarık sarabilir. Bir kere sarar sarığı, günde sadece namaz kılarken sarıyordur veyahut evinde sarık sarıyordur, o hükmün içindedir. O bir belirleme için söylenmiş bir sözdür. Yoksa adam sarıklıdır da, veli tıynetlidir, sarıklıdır da Firavun tıynetlidir. Aradaki farkı bilmek lazım. Çünkü şu an bir buçuk milyar Müslüman var. “Yetmiş bin tane” diyor. Yani milyonlarca sarıklı Müslüman var, milyonlarca. Ama bakın, “Yetmiş bin tanesi bunlardan deccalin emrindedir.” Belirli bir sayı deccal’in emrindedir. Bunlar ne yapacaklar? Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele verecekler. Mehdi (a.s.) hedefi olacaklar bunlar. Bunlar Türk-İslam Birliği’ni engelleyecek, İttihad-ı İslam’ı engelleyecek, Mehdi (a.s.)’yi engellemeye çalışacaklar, Mehdi (a.s.)’yi insanlar arasında etkisiz gibi göstermeye çalışacaklar. Varını, yoğunu, gücünü bu konuya teksif edecekler. Ama bunu yaparken yemek yemeyecek, konuşmayacak anlamına gelmez tabii. Hayatı devam edecektir, başka konulardan da bahsedecektir ama ana ülküsü ana hedefi, İslam ahlakının hakim olmaması, Mehdi (a.s.)’nin zuhur etmemesi için olacaktır. Ama ben şu ana kadar ismini geçirdiğim bütün kişileri tenzih ediyorum. Daha önceki günlerde de konuştuğum kişileri tenzih ediyorum. Bunlar gizli birer güruhtur. Bunlar Mehdiyeti bir öyle, bir böyle, bir şöyle yani çeşitli isimlerle mutlaka engellemek durumundadır. Bu yüzyılda Mehdi (a.s.)’nin çıkışını engellemeye çalışacak her türlü faaliyeti yapacaklardır. Birbirinin aynı olmaz. Kimi mesela başka bir üslup kullanacaktır, kimi başka bir üslup kullanacaktır. Sonuçta Mehdi (a.s.)’yi görünmez hale getirmeye çalışacaktır. Ama bu Mehdi’liğin aleyhine mi olur? Mehdi (a.s.) zaten münafıklar olmadan, Mehdi (a.s.) olamaz, etle kemik gibidir. İlla ki münafığa ihtiyaç vardır. Mesela Süfyan olmadan Mehdi (a.s.) olmaz, deccal olmadan Mehdi (a.s.) olmaz, münafık olmadan Mehdi (a.s.) olmaz. Bedenini nasıl insan önemli görüyor, bedeniyle yaşıyor, münafık da Mehdiyet’in sevabını sağlayan, Mehdiyet’in heyecanını ve cihad zeminini hazırlayan mahlukattır, çok önemlidir.
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisini okuyayım mı Hocam karşı çıkanlarla ilgili, Mehdiyet’e, Mehdi (a.s.)’ye karşı?
ADNAN OKTAR:Evet
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor,“Onun (Hz. Mehdi (a.s.)'nin) karşıtları çoğunlukla alimler olacak. Yazılmış rivayetler ve aktarılmış sözlere rağmen, (hadislere rağmen) onlar ancak kendi bencil arzularını anlatacaklar. Eğer gerçeğin özü onların heveslerine ve arzularına aykırı düşerse, o zaman söyleyeni imansızlıkla suçlarlar ve derler ki: ‘Bunlar önceki imamlarımızın anlattıklarına muhaliftir, değişmez kanunumuzda bu yoktur.’”(Beheyullah: Kitab-ı İkan, s. 241-243) diyerek karşılar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak münafıkların üslubu, “değişmez kanunumuza” yani kendi Hocalarının, kendi mürşidlerinin sözlerinin ve açıklamalarının aksine hareket ettiğini gördüklerinde ondan hoşlanmayacaklar, diyor Muhyiddin Arabi Hazretleri Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleriyle. “Onun en büyük düşmanı fukaha olacak” diyor ama tabii hepsi değil, bir kısmı. Çünkü fukahanın geniş çapta desteğini alacağını Bediüzzaman söylüyor. Bir kısmı onun en büyük düşmanı olacaktır diyor. “Peygamber (s.a.v.), ümmetini bilhassa Ehl-i Beyt’ini birçok şeyle müjdelemiştir.” Bak Kıyamet Alametleri, Berzenci’nin kitabından okuyorum. “Onların her türlü zulüm ve işkencelerden kurtulacaklarını anlatmıştır”, bak zulüm ve işkenceye tabi olacak Hz. Mehdi (a.s.). “Mehdi (a.s.) tıpkı Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.) gibi,” bak tıpkı aynı, “Süleyman (a.s.) ve Zülkarneyn (a.s.) gibi dünyaya hükmedecek” diyor, inşaAllah. “Onun zamanında ömürler uzayacak”, hadis de var zaten, Mehdi (a.s.) uzun ömürlü olacak diyor. Burada da diyor ki Berzenci, “ömürlerin uzaması onun da uzun ömürlü olmasını gerektirir, aksi halde ömürlerin uzamasının bir anlamı kalmaz.” Ahir zamanda ömürler uzayacak diyor rivayette. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in yolundan gidecektir” diyor. “Konuyu tamamlamak için Muhyiddin Arabi Endülüsi’nin Fütuhat-ı Mekkiyye’sinden bazı paragraflar aldım.” Muhyiddin İbn-i Arabi Ehl-i Sünnetin en ünlü büyük alimlerindendir ve tasavvuf alimlerindendir. 186. sayfasında bak diyor ki, “Berzenci Hazretleri naklen diyor: ‘O büyük imammezkur kitabının 66. babında der ki, “Allah’ın halifesi Mehdi (a.s.), yeryüzü zulüm ve haksızlıklarla dolduğu zaman zuhur edecektir. Yeryüzünü adalet ve sükunetle dolduracaktır. Peygamber'in (s.a.v.) yolundan gidecektir. O hiç yanılmayacaktır.’” Ahkamda masumdur Mehdi (a.s.). “Çünkü onun görmediği yerde doğrultan bir meleği vardır.” Bak, “Çünkü onun görmediği yerde doğrultan bir meleği vardır. Hastayı sırtında taşıyacak, zayıfa yardım edecek, misafirperver olacak, hakkı ayakta tutanlara yardım edecek.” Mesela mazlum Müslümanları koruyacak, onlara söz söylettirmeyecek. “Dediğini yapacak, bildiğini söyleyecek; Allah ona o kadar güç verecek ki, bir gece içinde zulmü ve ehlini (fikren) ortadan kaldıracak.” Biat akşamını söylüyor rivayet, inşaAllah. “Asrında cahil, bahil (başıboş) ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak. Kendisine karşı geleni etkisiz hale getirecek, kafa tutanı perişan edecek” diyor, ilmiyle, inşaAllah. “Dini Resulullah (s.a.v.)’in zamanında olduğu gibi aynen tatbik edecek”. Bakın, ne Ehl-i Sünnet inancı gibi, ne Şii inancı gibi, ne Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafii gibi. Bakın buradaki ifade çok net, nasıl diyor? “Dini Resulullah (s.a.v.)’ın zamanında olduğu gibi,” aynı Resulullah (s.a.v.) zamanında olduğu gibi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine tam tabi ama Asr-ı saadet Müslümanlığı gibi yani Sünni, Şii ayırımı kalkıyor, Alevi ayırımı kalkıyor. Tamamen kalkacak, dolayısıyla Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafii mezhepleri de kalkıyor. İmam-ı Rabbani diyor ki “mezhebi Hanefi mezhebine benzer, ama aynısı değil.” Tabii ki benzer çünkü hak izahlar yapıyor. İmam Hanefi, İmam Ebu Cafer’in talebesi, Caferi Sadık’ın talebesi. Dolayısıyla benzerlik olacaktır ama aynısı değildir. Çünkü Ebu Hanife de Mehdi (a.s.)’ye bağlıdır, yani Mehdi (a.s.)’nin talebesi hükmündedir. Benzerlik tabii, Şafii mezhebine de benzer, Maliki mezhebine de benzer, benzemesi normal, niye benzemesin? Ama benzemek ayrıdır, aynısı olması ayrıdır. Hiçbirisi değildir, yani hiçbir mezhebe benzemez, aynı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanı gibidir. “Dini ikame edecek,” İslam dinini ikame edecek, “İslam’ı ihya edecek. Önemsenmez bir hale geldikten sonra tekrar İslam’a kıymet kazandıracak”. Mesela insanlar hiç önemsemiyordu İslam dinini. Müslümanlarla adamlar dalga geçiyorlardı. Ama şimdi adamın beti benzi atıyor. “İslamiyet’i, ölümünden sonra onu diriltecek.” Yani İslam öldü biliniyordu insanlar arasında, onu yeniden diriltecek diyor. “Asrında cahil, bahil (başıboş) ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak. Dini, Resulullah (sav)'ın zamanında olduğu gibi aynen tatbik edecek. Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak.” Buna hiç böyle değiştirmeye gerek yok, çok açık Peygamber (s.a.v.)’in ifadesi, “mezhepleri kaldıracak”. Asr-ı saadet gibi olacak dendiğinde, şu mezhepten olacak, bu mezhepten, olur mu? Mehdi (a.s.) zaten mezhebe uymuş olsa, Mehdi (a.s.) olmaz o. “En büyük müctehid, en büyük müceddid” diyor Bediüzzaman. Hanefi yahut Hanbeli mezhebine uydu mu, zaten Mehdi (a.s.) olamaz o. İmam-ı Hanefi Mehdi (a.s.) olmuş olurdu, en büyük Mehdi (a.s.) o olmuş olur. “Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak.” Peygamber (s.a.v.) söylüyor bunu, “halis ve hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak. Düşmanları ehl-i içtihad alimlerinin mukallitleri olacak. Hanefi, Hanbeli, Maliki mezheplerindeki, yani içtihad alimleri İmam-ı Hanefi, İmam-ı Hanbel. Bunlar. Yahut Şii içtihad alimleri, yahut Alevi içtihad alimlerinin mukallitleri, yani onlara uyan kişiler. Onlara uyan bazı cahiller olacak diyor. Mesela adam hangi mezhepten? Şafi’yim diyor, Şii’yim diyor yahut Hanbeli’yim, Hanefi’yim diyor. Ama şu an Mehdi (a.s.) çıkmadığı için mezhep şarttır, mezhep. O zaman delalete düşer insanlar, mezhebe uyacak, Mehdi (a.s.) tamamen çıkana kadar. “Alimlerinin mukallitleri olacak” mesela bir Hoca buluyoruz sen nesin, diyoruz, “ben mukallitim”. Mecburen mukallit olacak ama Mehdi (a.s.)’nin düşmanı olacak diyor bu kişiler, bir kısmı düşman olacaklar Mehdi (a.s.)’ye. Ben arkadaşım Hanefi mezhebindenim yahut Şafii mezhebindenim, Mehdi (a.s.) benim mezhebime uymuyor, diyor. Mehdi (a.s.) nedir? Mutlak müceddid, mutlak müçtehid. Ebu Hanife onun talebesi. Peki nasıl talebesine uysun o? Ve Asr-ı saadet gibi olacak diyorsun sen, Peygamber (s.a.v.) zamanı gibi olacak diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında mezhep var mıydı? Yoktu. Peki, nasıl olsun o zaman o? “Yok arkadaş ben anlamam” diyor. Anlamazsın olmaz, uyacaksın. “Çünkü onlar Hz. Mehdi (a.s.)'nin, imamlarının mezheplerinin tersine,” mesela İmamı Hanefi’nin yahut İmam-ı Hanbel’in yahut İmam-ı Malik’in, İmam-ı Hanefi, İmam-ı Şafii’nin “mezheplerinin tersine hükmettiğini gördüklerinde bundan hoşlanmayacaklar fakat karşı da gelmeyecekler”. Çünkü Mehdi (a.s.) çıkmış artık. “Talebelerinden çekindikleri için ister istemez hakimiyetine boyun eğecekler. Onun (Hz. Mehdi (a.s.)'nin) açık düşmanları bazı fukaha (fıkıh alimleri) olacak.” Açık alenen. Yok diyorlar biz senin dediğine uymayız. Neye uyacaksın? Benim Hocam doğru söylüyor, diyor. Sen diyorsun ki hem Mehdi (a.s.) mutlak müceddid, müçtehiddir diyorsun, gelmiş geçmiş en büyük velidir diyorsun, hem de uymayacağım diyorsun. O seni Asr-ı saadete çekiyor, Asr-ı saadetten niye rahatsız oluyorsun sen? Kuran’a ve sünnete tabi oluyorsun sen, aynı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanı gibi oluyor. Niye rahatsız oldun ki? Dinlerini bölük pörçük ettirmiyor Mehdi (a.s.), dinini bölük pörçük ettirmiyor. Tek dinde topluyor. Hristiyanlık da kalkıyor, sadece Müslümanlık kalıyor, Musevilik de kalkıyor sadece Müslümanlık kalıyor. Daha ne istiyorsun işte?
Bitmiş, tamam biz o zaman nereden devam edeceğiz?
SUNUCU:Samsun AKS, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Super TV ve Radyo aynı zamanda harunyahya.tv internet sitemizden 00.30 dan itibaren devam edeceğiz.
OKTAR BABUNA:Bir de duyuru yapalım mı Hocam?
Almanya’da 16 Ekim yani yarın değil öbür gün Cumartesi günü, saat 19.00 da başlayan konferans var, “Bilimin ışığında evrim teorisi”, inşaAllah. Üç konuşmacı olacak, yemekli. Alman basınında haberler çıkmaya başlamış Hocam inşaAllah, konferansı duyuruyorlar Almanlar da.
Luenen şehrinde Almanya’nın, Rınghotel, Am StadtparkKurt Schumacher Strasse 41, Luenen.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Herkesi bekliyoruz.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...