SUNUCU 1: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Hocam da maşaAllah benim kitaplarımı eskiden beri okur, değil mi Hocamız? Ne kadar zamandan beri okuyorsun?
SUNUCU 3: 6-7 yıl oldu Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah.
SUNUCU 3: “Adamlık Dini”ni ilk okumuştum.
ADNAN OKTAR:“Adamlık Dini”ni. Evet benim en ünlü kitaplarımdandır.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Benim de ikinci okuduğum kitaptı, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onu 2 gün sabaha kadar konuşarak teybe aldırdım, o şekilde hazırladım. Kesintisiz akşam dokuzda başladım, sabaha kadar; yani birbuçuk günde yazdım o kitabı. Teybe konuştum, inşaAllah, oradan tashihe gitti, konu bitti, inşaAllah.
Bakın diyor ki; “Mehdi (a.s.)’nin düşmanları ehli içtihad alemindendir. Mezhep imamlarının mukallidleri olacak.” Yani halktan, avamdan böyle bir kısım zibidiler, ayak takımı, cahil cühela, kendini çok akıllı zanneden kişiler olacak.
“Çünkü onlar Mehdi (a.s.)’nin imamlarının mezheplerinin tersine hükmettiğini gördüklerinde, bundan hoşlanmayacaklar.” Çünkü anlamıyor, yani Mehdi (a.s.)’nin bütün mezhep imamlarının üzerinde olduğunu bilmediği için, yani bilip de anlamazdan geldiği için, Mehdi (a.s.) sevgisi olmadığı için, Allah’tan korkmadığı için, Resulullah (s.a.v.) saygısı olmadığı için, o kinle kabul etmeyecekler.
“Fakat karşı da gelemeyecekler, çünkü korktukları için ister istemez hakimiyetine boyun eğecekler” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
“Onun açık düşmanları fukuha olacak.” yani bir kısım fakihler, cahil Hocalar. Bunlar belirli sayılarda kişiler. Çünkü Bediüzzaman da söylüyor, hadislerde de var. Ulema ve evliyaların tamamı destekliyor, büyük bölümü. Bunlar kıyıdaki, köşedeki it, kopuk takımı, küçük olan kısmı.
“Çünkü halk arasında bir imtiyzları kalmayacak.” Daha önce halk arasında ünlüyken, tanınırken, Mehdi (a.s.) onları rezil, rüsvay edip aşağılayacak ve imtiyazları kalmayacak. Bak, “Çünkü halk arasında bir imtiyazları kalmayacak.” Daha önce itibar edilirken, basit, sıradan ve sahtekar oldukları ortaya çıkacak.
“Hatta ahkam hususunda ilimleri de azalacak.” Yani dar olan bilgileri daha da azalacak, diyor.
“Bu imamın gelişi ile (Mehdi (a.s.)’nin gelişi ile) alimlerin hükümlerindeki anlaşmazlıkları da giderilecek.” Yani içtihad farklılıkları, anlaşmazlıklar, bir türlü çözemedikleri konuların tamamı hallolacak, diyor.
“Şayet elinde ilim kılıncı olmasaydı, bazı fakihler (cahil alimler) onun ölümüne fetva verirlerdi.” Zaten hep asmacı, kesmeci takımıdır onlar. Bu bir kısım yobazların meşhur özelliğidir, hep doğramaktan hoşlanırlar, assın, kessin, doğrasın. Bak, fakihler eğer, diyor “şayet elinde ilim kılıncı olmasaydı” kardeşleri olmasaydı, çevresi olmasaydı, “bir kısım fakihler (sahtekar münafıklar, Ahir zamanın münafıkları) onun ölümüne fetva verirlerdi.” Münafıkların o devirde Mehdi (a.s.)’yi öldürmek için tuzak kuaracakları ve gözü dönmüşçe düşman olacakları buradan anlaşılıyor. Onların tek hedefi olacak, ana konusu bu olacak. Gece-gündüz bu olacak.
“Lakin Allah onu kılınç ve cömertliği ile,” yani ilim kılıncı ve arkadaşlarının gücü ile, “ve cömertliği ile hakim kılacak, ondan hem korkacaklar,” bak it gibi korkacaklarmış, hem de yalaka oldukları için bir şeyler umacaklar, diyor. Bak yine o ahlaksız tavırları bitmiyor, yine de umuyorlar yani, biraz çıkar sağlayabilirler mi diye.
“Kalben ondan nefret edecekler.” Kalben nefret edecekler. “Fakat buna rağmen ister istemez hükmünü kabul edecekler.” Münafıklar, o devrin sahtekar Hocaları. Şeyden okuyorum bunu, “Kıyamet Alemetleri” Berzenci’nin eseri.
Mehdi (a.s.)’nin özellikleri var, 9 özelliği. Bir, basiret sahibi olması. İlahi kitabı anlaması, iki. İlahi Kelam’ın manasını bilmesi, üç. Tayin edeceği kimselerin durumlarını, hal ve hareketlerini iyi bilmesi, dört. Beş, öfklendiği zaman bile merhametten ve adaletten ayrılmaması. Altı, varlıkların sınıflarını bilmesi. Yedi, işlerin girift taraflarını bilmesi. Sekiz, insanların ihtiyacını iyi anlaması. Dokuz, bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gayibi ilimlere vukuf bulması. Gelecekte olacak olayları bilmesi. Nereden biliyor? Hadislerden bilecek, inşaAllah. “İşte bu dokuz hasletin,” dokuz hasletin Mehdi (a.s.)’de bulunacağını belirtiyor.
“Peygamberimiz (as.a.v.) sağlığında sadece Mehdi (a.s.)’nin yanılmayacağını beyan etmiş, diğerleri hakında sukut buyurmuşlardır.” diyor. Yani hiçbir insan hakkında Peygamberimiz (s.a.v.) yanılmayacak dememiş, sahabeleri dahil hiç kimse için bunu kullanmamış. Ne Hz. Ömer (r.a.), Ebu Bekir (r.a.), Osman (r.a.), Ali (r.a.), hiç kimseye yanılmayacak dememiş. Bir tek Mehdi (a.s.) için söylüyor; “o yanılmaz” diyor, yani ahkamda masum. Çünkü Cebrail (a.s.), Mikail (a.s.), Azrail (a.s.) sürekli yanında. Cibril (a.s.), Cebrail (a.s.) sürekli yanındalar. “Mehdi (a.s.)’nin Ahiz zamanda çıkacağını, onun Resulullah (s.a.v.)’in neslinden, yani Fatma evladından olacağına dair varis olan hadisler mana bakımından tevatür haddine varmıştır.” Yani inanılması vacip, aksi mümkün değil. “Şu halde inkarda mahal yoktur.” Bunu kim söylüyor? Berzenci söylüyor, müceddid. “Onun için deccalin zuhurunu yalanlayan kafir olmuştur olmuştur sözü varis olmuştur.” Deccale de inanılması vaciptir, yani aksi mümkün değil.
“İbn Şirin’den nakledilmiştir. Mehdi (a.s.), Ebu Bekr (r.a.)(Ebu Bekir (r.a.)) ve Hz. Ömer (r.a.)’den üstündür.” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ebu Bekir (r.a.)’a dediler ki: (Hz. Mehdi (a.s.) için) ‘O, Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)’den üstün olacakmış, doğru mu bu?”’ diye soruyorlar Ebu Bekir (r.a.) Efendimize soruyorlar. “O (Mehdi (a.s.), Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)’den üstün olacak?” diyorlar. Bu durumda diyor ki Hz. Ebu Bekir (r.a.), ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in en çok sevdiği sahabesidir biliyorsunuz. En makbul sahabesidir, ki Kuran’da da işaret edilen bir kişidir. Bakın ne diyor. Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in ağzıyla; “Mehdi (a.s.), bazı Peygamberlerden bile üstün olacaktır.” diye cevap verdi. “Yine ondan,” ona soruyorlar Hz. Ebu Bekir (r.a.)’e. “Ona Ebu Bekr (r.a.) ve Ömer (r.a.)’den üstün olamaz diye varis olmuştur.” “Ona Ebu Bekr (r.a.) ve Ömer (r.a.)’den üstün olamaz diye varis olmuştur.” Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’den böyle bir hadis var.
Es-Suyuti, El-Urful virdisine der ki; Suyuti biliyorsunuz Ehl-i Sünnet’in göz bebeği, çok önemli bir alim. “Bu sahih bir isnadtır” diyor. “Yukarıda Muhyiddin Arabi’nin Futuhatı’ndan bazı paragraflar vermiştik, o şöyle demişti. ‘Mehdi (a.s.) verdiği hükümde masumdur. Peygamber (s.a.v.)’in izindedir, asla yanılmaz.” Yani yaptığı şey sonunda mutlaka düzgün oluyor. Hata yapsa bile düzeltiyor. “Bu vasıflar şüphe yok ki Şeyh Ayn’de yani Hz. Ebu Bekr (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.)’de yoktur. Yukarıda naklettiğimiz 9 haslet bugüne kadar hiç bir din liderinde bulunmamıştır bir arada.” Berzenci söylüyor. “Bu bakımdan Mehdi (a.s.) onlardan üstündür” diyor. “Lakin sahabelik ve vahyi müşahade etmeleri yönünden de onlar üstündürler” diyor. Yani onlar da o yönden farklıdırlar diyor ama Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor ki; “onlar vahyi görmeden, beni görmeden iman ettiler” diyor Mehdi (a.s.) ve talebeleri. “O yüzden onlar çok üstündür” diyor. Yani “kıyas olmaz,” diyor. Çünkü siz gördünüz, vahyi gördünüz, benim mucizelerimi gördünüz, beni gördünüz öyle iman ettiniz. Onlar beni görmeden gayben iman edecekler, çok güçlü imanları olacak, diyor hadiste, geçen günler okumuştum.
“Şeyh Aliyy ul-Kari el Meşreb-ul virdisinde der ki: ‘Resulullah Mehdi (a.s.)’ye Halifetullah, Allah’ın halifesi tesmiye etmesi onun üstünlüğüne delalet eder. Çünkü Ebu Bekr (r.a.) ancak Halifet-ül Resullah, Allah’ın Resulü (s.a.v.)’nün halifesi denilebilir” diyor. O Allah’ın halifesidir, diyor. Yani Allah’ın tayin ettiği bir halife. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’e vahyi ile bildiriliyor onun halifeliği ve Hz. İsa (a.s.)’ya da vahyi ile bildiriliyor onun halifeliği. Onun için doğrudan Allah’ın halifesidir, diyor, inşaAllah. Yani dünyaya Müslümanların halifesi olarak Allah tarafından tayin edilmiş oluyor, Peygamber (s.a.v.)’in vahyi ile, inşaAllah.
Bu Kıyamet Alametleri’ni alan kardeşlerimiz; Hocam diyorlar, şurada şu yazıyor, burada bu yazıyor, bunları açıklar mısınız. Bunun en güzel açıklaması, benim kitaplarımı okumak, başka türlü olmaz. Yani tek tek tek tek ben bunların hepsini burada açıklarsam; zaten vaktimiz çok dar, çok zor olur, öyle olmaz.
“Fethullah Gülen Hocam’dan dünüş sinyali” diyor. Fethullah Hocama, dönsün, dedik. Hocamız bizi kırmaz. Daha önce de Hocamızın talebeleri gelmişti, ben söylemiştim. O zaman getirelim, demişlerdi madem siz talep ediyorsunuz. Çünkü isterseniz getirelim, dediler. Yani istenmezse gelmez, dediler. İstiyorsanız yani bir talep varsa, ama tabii o onun içinde de bir güzellik var, hani nezaketini vurgulamak için şey yapıyorlar adabı açısından. O zaman hakikaten biz riskli görmüştük, ben riskli görmüştüm. Çünkü Hocamızın üzerine gidiyorlardı o dönemde. Ama şu an ben bir risk görmüyorum.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Yani hiçbir şey olmaz. Aslan gibi gelir Hocamız, Allah’ın izniyle. “Fethullah Gülen, Türkiye’de güzel şeyler oluyor. Demokratikleşme topluma mal oluyor. Darbe lafı edenler de artık edemiyor. Havalar değişince, ben de Türkiye’ye gelmeyi çok istiyorum. Çok özledim.” Havalar değişince deyince, yani soğuk-sıcak anlamında dememiştir onu Hocamız. Fitne fücur ortadan kalkınca demiştir. “Çok özledim. Ölmeden önce vatanımı gezip hasret gidermek istiyorum.” Allah uzun ömür versin Hocamıza. Hocamız yaman maşaAllah.
Diyorlar ki, bir kardeşimiz yazmış; Hocam Fethullah Hocanın hiç suçu yok mu, hataları yok mu? Övüyorsunuz. Bir de Tayyip Erdoğan Beyefendi’nin hiç suçu, hatası olmuyor mu övüyorsunuz, diyorlar. Tamam, yazın gördüğünüz şeyi, söyleyeyim. Ama ispat ederek, öyle iftira istemem. Yani samimi olarak varsa gördüğünüz bir hata, istirham ederiz. Haddimize değil ama, Hocamız böyle bir söz var derim (haşa min el huzur). Takdir sizin, cevabınızı verin, deriz. Ama öyle yok işte Moon tarikatıymış, yok Ay tarikatı, Güneş tarikatı, böyle şeyler laf, hikaye. Boş laf istemem.
“Hocam Mehdi (a.s.) bir parti tutar mı?” diyorlar. Mehdi (a.s.) parti tutmaz. Mehdi (a.s.) bütün partilerin hepsini kucaklar, göreceksiniz öyle olacaktır. CHP’yi de sever, MHP’yi de sever, AK Parti’yi de sever, Saadet Partisi’ni de sever, Büyük Birlik Partisi’ni de sever, sever oğlu sever. Herkesin kurtuluşunu ister, tabii Allah’a, dine daha yakın gördüğü kişilere karşı daha çok muhabbet duyacaktır, bu makul. Yani bunda şaşıracak bir şey yok. Benim tahminim, bilmiyorum.
Şimdi bir Hoca vardı, İskender Hoca, o çok sevimli. Yazık o adamcağızın üzerine gidiyorlar böyle. O cezbe halinde, öyle düşünüyor. Ne şeker insan. Ama Allah affetsin, inşaAllah o günahlarını, hatalarını düzeltir. İnşaAllah tam Kuran’a uyar, o yanlış yerlerini düzeltir. Birisi; Hz. Mehdi Efendimiz diyor, bir soru soruyor. Benim şeyim kabul edildi mi diye soruyor. Bilmem, diyor, birden gözünü kapatıyor böyle, birden bir cezbe sesi çıkartıyor, tamam kabul edildi evladım, tebrik ederim, diyor. Şimdi bizim öyle bir özelliğimiz olmadığı için. Tabii şimdi Hoca Allah-u alem iyi niyetle yapıyor, İslam’a hizmet olsun diye yapıyor. Yani böyle bir belki hakikaten cezbeli de olabilir, öyle bir şeyler mi görüyor kendi şeyinde, bilmiyorum ama onun hüküm olmayacağı belli. Çünkü Kuran ve hadistir hüküm. Bir de cezbe halinde özel alınan bilgi olur mu? Vahiy olur o. O zaman Peygamberlik iddiası olmuş oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) son Peygamber. Bu nedir o zaman? Hem vahyi alıyorum diyorsun, hem Kuran’ın hükümleri değişiyor, izahları var, bu tarz izahları var. Olmaz ki öyle. Ama Kuran’ı hiç değiştirmiyorsa, yeni hüküm ilave etmiyorsa, ondan sonra talebeleri de deseler ki, biz onu Mehdi biliyoruz, Mehdi gibi zannediyoruz, güzel desin. Ama ben Mehdi’yim demesi çok anormal, yani bu küfür olur bu. Bu dinden çıkartır. Talebeleri de alenen Mehdi’dir diyor, olmaz. Ben garibim, bana ondan bahsediyorlar, mesela benim ona nazım geçiyor, yani seviyorum onu, acıyorum, şefkat duyuyuyorum, onun için söylüyorum. Yoksa onun gibi çok fazla insan var, yani bayağı insanlar var. Çok açık aleni yazıyorlar. Şimdi ben burada tek tek saymaya kalksam, sabaha kadar vaktimizi alır. Fakat her halükarda tabii İslam’a yine hizmet ediyor, dinsizlerden daha iyidirler, hiç yoktan daha iyidirler. Yani nefret doğru değil. Düzelmeleri için dua etmek lazım. Ama yani böyle öfke duymak, hani dağılsınlar, perişan olsunlar, mahvolsunlar, olur mu? Adam küfre gider, dinsiz olur, daha mı iyi olur o zaman? Orada bir düzelmesi imkanı var, yani oradaki o hatalarını düzeltebiliriz. Ama direkt dağılıp, perişan olmalarını istemek, bir zulümdür bu. Bu anormal bir hareket olur. Kardeşim biz Hıristiyanın bile Hıristiyanlık’tan çıkmasını istemeyiz. Dinsiz olacağına Hıristiyan olsun adam. Musevi. Dinsiz olacağına Musevi olsun. Niye isteyelim öyle bir şeyi? Hocanın da talebeleri, dinsiz olacaklarına, o yanlış da olsa, o şekilde devam etsinler. Allah hidayet versin, zamanı gelir düzeltirler, inşaAllah. Ellemeyin garibimi. Yok yazık adamcağıza, şey yapmaya gerek yok. Ama işte bak hataları; alenen Mehdi‘yim demesi, mesela bu çok acayip bir hareket, bunu yapmaması lazım, bir. Hüsn-ü zan olsa, tamam. Biz de hüsn-ü zan edelim, bir şey yok. Yani inşaAllah öyle olsun. Ama alenen nasıl söylersin bunu? Bir de Allah’tan vahyi alıyorum, ben hüküm açıklıyorum demek çok bir söz. Mesela bu da çok acayip. Eğer doğruysa, sabah namazları benden sakıt oldu, diyormuş. Mesela bu tip şeyler, bunlar çok vahimdir. Ama bunu demiyorsa, onun dışında iman hakikatleri, Kuran’dan bahsetmesi, İslam’a hizmet etmesi çok çok çok güzel. Yazık yani o yaşlı haliyle, vargücüyle Allah rızası için gayret ediyor. Ama neden öyle bir şeye gerek duydu, o da çok acayip, Allah’ın hikmeti. Belki öyle daha etkili olacağını mı düşündü kendi arasında? Bilmiyorum ki. İnşaAllah düzeltirler.
Turgut Aslan; “Esselamun aleyküm Hocam. Bir röportajınızda; Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, 2010 yılında Hz. Mehdi (a.s.)’nin cemalini göreceksiniz demişti. Hocam, 2010’un sonlarına yaklaştık Mehdi (a.s.)’yi neden hala göremedik Hocam?” diyor. Sen gözlerini şöyle bir ovuştur Turgut, dikkatlice bak. Bütün dünyaya bak, bütün İslam alemine bak. Mehdiyet’in bütün icraatını, uygulamasını, ihtişamını alenen ve açıkça görürsün. Bir daha düşünürsen görürsün, inşaAllah.
Şimdi bizim münafıkları çok önemli görmemizin nedeni, Bediüzzaman’ın Mehdiyet’in ana hedefi olarak münafıkları göstermesidir. Yani başka bir şey deseydi, başka. Ama hadislerde de bunu görüyoruz, Bediüzzaman’ın açıklamalarında da. Mesela hadislerde bak görüyorsunuz “en büyük düşmanı fukuha olacak, bir kısım cahil alimler ve cahil Müslümanlar” diyor. Bir kısım sarıklı, traşlı yobazlar Mehdi (a.s.)’nin düşmanı. Küfür de var fakat münafık daha eşşed ve şiddetlidir, Kuran bunu söylüyor. Bediüzzaman diyor ki; “biz mesela cehalete düşmanız, ama münafığa da düşmanız” diyor. “Ama küfrü düzeltmeye, hatasını izale etmeye gayret ederiz. Fakat münafığa düşmanız,” diyor. Onun için münafık çok eşşed bir varlıktır. Çünkü münafık stratejik konumu açısından çok avantajlıdır Müslümanlara karşı. Bir kere Müslümanların içerisinde duruyor. Müslümanların bütün her şeyini öğrenir. Nerede ne yapar, nasıl konuşur, hepsini öğrenir. Dışarıya çıkıyor, Müslümanların düşmanı olan küfre sırtını dayıyor, münafıklara sırtını dayıyor, oradan atağa geçiyor. Şimdi müthiş stratejik bir yönden bir güç kazanmış oluyor. İhbar yapabilir, iftira edebilir, oyun oynayabilir, tuzak kurabilir, her türlü imkana sahip olmuş oluyor. Yani stratejik yönden şeytani bir güce sahip olmuş oluyor. Ve birçok eyleminde de başarılı olur ama her başarısı onun için mağlubiyettir, kayıptır, her başarısı. Mesela Darwin başarılı olmuştur, şeytanın feci şekilde ezilmesine sebep olmuştur. Mesela Süfyan çıkmıştır, İslam ahlakının dünya hakimiyetine vesile olmuştur. Mesela Süfyana sorsan “İslam ahlakının dünya hakimiyetini ister misin?” desen, “asla” der. Ama onun vesilesi ile İslam ahlakı dünyaya hakim oluyor. Çünkü Süfyan’a karşı reaksiyon olarak Mehdi (a.s.) çıkıyor, eze eze İslam ahlakını hakim ediyor. Yoksa Süfyan olmadan Mehdi (a.s.) çıksa, Mehdi (a.s.) başarılı olmaz Allah-u alem. Mehdi (a.s.) kaybolur o sistem içerisinde. Süfyan onun, Mehdi (a.s.)’nin vasatını hazırlıyor. Şöyle diyelim; Süfyan, çiçekler, dikenler, otlar bulunan bir araziyi dümdüz eder, yerle bir eder. O arada çiçekler de yok olur, ama dikenler, otlar, it-kopuk da yok olur. Yani Süfyan, hem çiçekleri, hem köpekleri ezer, özelliği budur. Çiçeklerin ve köpeklerin ezildiği bir ortamda Mehdi (a.s.) ortaya çıkıyor. O zaman eli, kolu çok serbest oluyor Mehdi (a.s.)’nin. Yani zemin bir tek ona uygun hale geliyor. Öbürlerine müsaade etmez Süfyaniyet, boğar. Çünkü onu ezebilecek sadece Mehdiyet’tir. Süfyan’ın hakkından gelebilecek olan Mehdiyet’tir. Hangi Müslüman çıkarsa çıksın, Süfyan onu ezer, gücü yetmez Müslümanın. Allah onu öyle yaratmış. Ama Süfyan çıkmasa, Mehdi (a.s.) çıksa, öbür dikenli bahçede dikenler, otlar falan, onların arasında Mehdi (a.s.) hareket edemezdi, yani ortaya çıkamazdı. Onun için Allah önce Süfyan’ı ortaya çıkartmıştır. Deccali ortaya çıkartmıştır. Yani Hafız Esad, Süfyan’dır. Darwin’in evrim teorisi ve Darwinizm ve dolayısı ile Darwin’in kendisi deccaldir, Mesih deccaldir. Bakın bu münafıkların başarısı için Bediüzzaman diyor ki “İman ve küfür muvazeni”nde. (İman ve Küfür Muvazeneleri, Meyve Risalesi Gençlik Rehberi, sayfa 2246) Bu yanlış herhalde, sayfa 206. Mesela bak; “Ey münafık, hem senin dünyaca başarın,” bütün dünyada başarı diyor bak, şey de değil, sadece belirli bir noktada değil. Münafık dünyanın her tarafında başarılı olur. “Dünyaca başarın elmasçı ve divane olmuş bir Yahudi’nin,” elmas satıyor fakat divane olmuş bir Yahudi’nin. Biliyorsun çok iyi satış yapar Yahudiler ve titizdirler. Elması çok iyi bilir, hasını bilir. Ama divane olmuş, aklını kaybetmiş. “Cam parçalarını elmas fiyatı ile alması gibi.” Mesela cam satıyor adam, getir diyor sana şu kadar para vereyim, alıyor. Yani münafıkların aklını kaybetmiş birer deli ve böyle şeytani mahluk olduğunu vurguluyor Bediüzzaman. Ne yapar mesela münafık? Bir tas çorba için, bir rahat yatak için, davasını, Kuran’ı, İslam’ı, her şeyi terk eder ve alçakça gider domuzun yatağında yatar, domuzun yemeğini yer. Yahut gider bir köpeğin kabından yalını yalar veyahut bir sırtlanın inine girer, orada o kokuşmuş ortamda yaşar. Neye karşılık? Elması bırakıyor, camı alıyor, fakat cama da çok büyük bir miktar para ödüyor, yani bütün hayatını veriyor. Ahiretini veriyor, her şeyini veriyor. Sonsuz hayatını veriyor, o pisliği alıyor. “Sen de küçücük ve kısacık bir zamana” bak küçükcük, çok kısa bir zaman insan ömrü, “kısacık bir zamana, bir hayata uzun ve daimi geniş bir hayatın fiyatını verdiğin için,” yani bütün hayatını verdiğin için bu münafık pislik sistem için, “elbette o sınırlar içerisinde üstün gelirsin.” Yani o sistem sana üstünlük getirecek yapıyı sağlamıştır, diyor. “Bir dakikaya bir sene kadar şiddetli hırs,” bak, “bir dakikaya bir sene kadar şiddetli hırs,” Yani hırsı o kadar şiddetli ki, bir senelik hırsını bir dakikada ortaya koyuyor. “Muhabbet” her türlü gayrı meşru şeye karşı muhabbet, yani İslam dışı düşünceye karşı. “Ve intikam” kahredici bir intikam isteği, şeytani bir intikam hissi. Ayette diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); düşman oluyorlar münafıklar, Cenab-ı Allah diyor ki şeytandan Allah’a sığınırım; “onların senden intikam almaya kalkışmalarının sebebi, senin onları zengin etmen, rahat etmeleri.” Rahatlık batıyor adamlara yani, konu bu, inşaAllah. “İntikam gibi hislerle yönelmiş olduğun için, dindar insanlara geçici olarak üstün gelirsin.” Mehdi (a.s.) cemaatine, Müslüman cemaatine karşı münafıklar, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in cemaatine karşı da geçici olarak bir üstünlük sağlamışlardır. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in hicret etmesine sebep olmuşlardır, Medine’ye. Ve Müslümanlar da Habeşistan’a hicret ettiler. Geçici bir üstünlük sağladılar, peki ne oldu? Müthiş güçlendi Müslümanlar, Medine’den gelip Mekke’den hepsini sürüp çıkarttılar. O Hicret olmasaydı bu olmayacaktı belki. Müthiş başarıya sebep oluyorlar münafıklar haberleri olmadan. “Hem senin aklın, ruhun, kalbin, duyguların yüksek ve yüce vazifelerini bırakıp,” yani İttihad-ı İslam için gayret etmeyi, Türk-İslam Birliği için gayret etmeyi. Hak yolda ilerlemeyi, küfrü ortadan kaldırmayı, bütün dünyadaki Müslümanları korumayı bırakıp, “alçak nefsin ve pis hevesin,” diyor bak. “Alçak nefsin ve pis hevesin rezil işlerine ortaklık ve yardım ettiklerinden,” bak “rezil işlerine,” gider muhbirlik yapar, itlik kopukluk yapar, münafıklarla içiçedir, koyun koyunadır, oyun oynar. Bak “ortaklık ve yardım ettiklerinden, dindar insanlara dünyada üstün gelirsin. Ve zahirde daha sevimli görünürsün.” Helal olsun çocuğa, bak kurtarmış kendisini, maşaAllah, ya orada kalsaydı, diyorlar. Mesela Resulullah (s.a.v.)’ın zamanında da, ya iyi ki kurtarmışsın sen kendini, diyorlar. Halbuki kendini batağın içerisine atıyor, mahvediyor kendini yani. Bediüzzaman; “sinekten kaçar yılanın ağzına girer.” diyor. “Çünkü senin aklın, kalp ve ruhun gayet derecede alçalıp soysuzlaşıp,”. Yani köpekleşiyor artık böyle, saldırganlaşıyor. Artık İttihad-ı İslam’ı bırakıyor, Türk-İslam Birliği’ni bırakıyor, hayrı hasaneti bırakıyor, Darwinizm’e, küfre karşı mücadeleyi bırakıyor alçalıp soysuzlaşıyor. “Ve değerini kaybedip pis heves ve rezil nefse dönüşmüşler” diyor. Artık saldırgan, aşağılık böyle sadece çıkarını düşünen; işte bir miras düşseydi, bir yemek yeseydi, biraz eğleneseydi. “Çirkin ve kötü hale gelmişler” diyor Bediüzzaman. “Elbette bu açıdan sana Cehennemi ve mazlum dindar insanlara Cenneti kazandıran geçici bir üstünlüğün olacak.” Ama bak dikkat et, geçici. Sonra perişan ediliyor. Onun için geçici üstünlük münafığa mutlaka Allah tarafından veriliyor. Mesela Süfyan’a veriliyor. Deccale verilir, münafıklara veriilir. O zaman zaten Mehdi (a.s.) olmaz, yani geçici üstünlük verilmezse. Başlangıçta bu olmaz. Kardeşlerimiz diyor ki; “Süfyan çıktı, Bediüzzaman anında yok etti.” Nereye yok ediyor? Nereye yok ediyor? Senin iflahını kesti Süfyan, iflahını, nereye yok ediyorsun sen, olur mu? Bediüzzaman’ı da ezdi, talebelerini de ezdi. Müslümanları da ezdi ve zor duruma soktu. Çünkü o zamanlar bütün dünyaya hakim olmuştu Darwinist, materyalist sistem. Süfyaniyet de, Darwinist, materyalist sistemi dünyada uygulayan yapıdır. Hafız Esad da bunun uygulayıcısıdır, başlangıcıdır. Ama asıl olan Darwinizm ve materyalizmdir. Yani Süfyan onun alelade bir uygulayıcısıdır. Aslında Süfyan öyle ahım şahım bir varlık değildir o yönüyle. Fakat Müslümanlık adı altında çıkmıştır. Mesela Saddam da bir Süfyan’dır. Müslümanlık adı altında çıkmış, Darwinisttir, materyalisttir, sosyalisttir, mahvetmiştir Müslümanları. Hafız Esad da o şekilde çıkmıştır, o da mahvetmiştir. Nasır da öyle, Müslümanlık adı altında çıkmıştır, Darwinist, materyalist sistemi savunmuştur, Müslümanları mahvetmiştir. Bunlar Süfyan sistemidir, Süfyaniyet’tir.
Hakan Eryılmaz bir yazı yazmış ama, “Selamun aleyküm aslan Hocam, inşaAllah. İsmi aynı olan bir kardeş size ileti göndermiş, inşaAllah. Hakan diye benimle karıştırmalarından korkuyorum. Size Hakan Bey’in, ben Hakan Eryılmaz olmadığını açıklarsanız inşaAllah çok rahatlayacağım, inşaAllah.” Ne sevimli şeyler bunlar. “Selamun aleykum aziz ve bereketli Hocam. Bendeniz Hakan Eryılmaz, inşaAllah.” Tamam, ne diyelim? Ben sana Hakan şöyle isim vereyim o zaman. Muhammed Hakan Eryılmaz diyelim, öbüründen ayıralım seni, tamam mı? Evet, Muhammed Hakan Eryılmaz, internette de ismini öyle değiştir, Muhammed Hakan Eryılmaz olsun. Öbür Hakan Eryılmaz’dan böylece ayrılmış ol. Başka bir sözüm yok, inşaAllah.
Münafıkların yanında olan kadınlara da münafıkat deniyor. Münafıkun ve münafıkat, onlar birbirlerinden olur. Mesela Ebu Leheb’in karısı yanında, o da odun hamalı olarak Cehennem’de beraberler. Münafıkları destekleyen münafık kadınlara da münafıkat deniyor, inşaAllah. Bediüzzaman onlara “Cehennem hurisi” diyor, Cehennem hurisi. Yani Cehennem’de münafıkların beraber olacakları kadınlar, inşaAllah. “Ey Cehennem hurileriyle zevklenmek yoluyla dinini feda eden,” yani onunla güya evleniyor ama münafığın nikahı zaten batıldır, yani onunki bütün ömrü fuhuştur, fahşadır. Münafığın nikahı geçerli olmaz, gayrı meşrudur çünkü nikah kabul etmiyor. Dine, İslam’a göre öyle. Ama onun kendi inancına göre ayrıdır tabii. Yani gayrı meşrudur. “Yoluyla dini feda eden, yasak zevk ve eğlencelere düşkün,” yani bizim zevk ve eğlencemize değil, İslam’ı, Kuran’ı yaymak ve meşru eğlencede tabii ki Müslüman da vardır. Müzik de dinler, her şeyi dinler. Ama münafığın bütün hayatı gayrı meşrudur, her şeyi gayrı meşrudur. Onun dinlediği müzik de gayrı meşru olur, yaptığı hareket de gayrı meşru olur. Ama Müslümanlığı, Kuran’ı, İslam’ı bırakmış, yasak zevk ve eğlencelere düşkün. Yani o pis işlerle uğraşır. Gider mesela boş dedikodularla uğraşır, Müslümanların aleyhine faaliyetlerle uğraşır, insanlara zulmetmek için fitne çıkartır. “Hak yoldan ayrılıp,” hak yol nedir? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in tarif ettiği yoldur, Kuran’a tam tabiyettir. Kuran’a tam tabi olmadı mı, hak yoldan ayrılmış oluyor. “Sapkınlığı severek kötülük işleyen,” sapkınlığı isteyerek, severek kötülük işleyen, sapkınlık münafıklıktır, Kuran bunu belirtiyor, küfürdür. Ve onun meydana getirdiği her türlü anormal hareketlerdir. “Kötülük işleyen ve nefsin gelip geçici arzu ve isteklerinin lezzetli yolunda dinsizliği ve inkarı kabul eden ve hayatı taparcasına çok sevip, ölümden şiddetli korkan,” bak; “nefsin gelip geçici arzu ve isteklerinin,” mesela gelecek düşüncesinde, okulunu bitirmek, zengin olmak, köşe dönmek derdinde. Bak; “geçici arzu ve isteklerinin lezzetli yolunda.” O şeytani bir lezzet alır ondan. Müslümanlara karşı zarar vermekten, İslam’ı gizlice yaşamamaktan, küfre hizmet etmekten, çünkü geleceği çok parlak görür münafık. Bütün kafirlerin arkasında olduğunu, münafıkların arkasından olduğunu, bütün dünyanın onu desteklediğini, zevk ve eğlencenin ona sonuna kadar kadar açık olduğunu düşünür. Ama tabii bunların gizlidir zevkleri, kendi kafalarına göre. “Dinsizliği ve inkarı kabul eden” münafık dinsizdir ve inkarı gizlice kabul eder. Aynı zamanda küfre de bakıyor tabii bu izahlar. Kafir, küfür içine olan ve dinsizler ve münafıklar. “Ve hayatı taparcasına çok sevip, ölümden şiddetli korkan,” mesela münafık hayatı taparcasına çok sever. Münafık için hayat her şeydir.
Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Peygamberimiz (s.a.v.)’i terk ediyorlar. Bırakıyor, Dırar Mescidi’ni açıyor. Hayat onun için her şey, taparcasına seviyor. Halbuki bütün ağırlığını Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında olmaya, İslam’a hizmet etmeye ayırması gerekirken, hayatı taparcasına çok seviyor. Ve münafıklar ölümden şiddetli korkarlar, zaten Müslümanlar’ın yanından kaçmalarının nedeni odur. Hatta diyor Cenab-ı Allah Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onları savaşa çağırıyor, cihada çağırıyor; “sana ölüm baygınlığı gibi baktıklarını görürsün” diyor. “Sanki sen onarı bile bile ölüme sürüklüyormuşsun gibi sana ölüm baygınlığı ile bakarlar” diyor. Yani akıl almaz bir korku, dehşetli bir şok içerisindeler. Münafıkların zaten mağaralara ve evlere kaçmalarının sebepleri hep odur. Böyle köpek gibi tin tin tin uzaktan izlerler Müslümanları. Müslümanlara yanaşmamalarının nedeni o, ölüm korkusudur, zarara uğramaları, hapsedilmeleri, herhangi bir azap duyma korkusudur. Dışarıda oldukları zaman kendilerini güvende zannederler. Onun için diyor ki Cenab-ı Allah münafık ve kafirlere, şeytandan Allah’a sığınırım; “siz yüksek kalelerde, tahkim edilmiş şatolarda da olsanız ölüm sizi yine bulur.” Ama tabii münafıklardır asıl hedef çünkü kafirler kurtulabilecek varlıklardır. Ama münafık çok eşşed bir varlıktır. Bak, “ölümden şiddetli korkan ve kabri hatırına getirmek istemeyen,” ölümü aklına getirmek istemez münafık. Zaten getirse, münafıklık yapamaz. Münafıklık yapmak için ölümü düşünmez. Münafık çok korkar ölümden. Yani en ufak bir şey, mesela cildinde bir şey olsa ölüyorum der. Nefesine bir şey olsa, ölüyor muyum der böyle, akıl almaz bir şey. Yani hem yaşlanma, hem ölme korkusu münafıkta çok şiddetlidir. Başka birçok insanda görülür ama münafıkta, en şiddetli münafıktadır. “Ve dinsiz olmaya yüz tutan bedbaht” diyor Bediüzzaman. Zaten münafık dinsizliğin içerisinde ilerleyen bir varlıktır, inşaAllah. “Kesinlikle bil ki, dinsizlik sebebiyle” ki münafık kayıtsız şartsız dinsizdir. “Senin bu koca dünyan bu saatten evvel ve bu dakikadan sonra, bütün senin bu kainatınn geçmiş ve geleceğin, geçmiş türün ve cinsin, gelecekteki yaratılmış varlıklar ve nesiller ve önceki dünyalar ve milletler ve gelen insanlar ve topluluklar tamamen ölüdürler.” Herkes ölecek, diyor, ona, münafığa hatırlatmak için. Çünkü ebesine güvenir, efendim ağabeyine güvenir, şuna güvenir, buna güvenir, “hepsi ölecek” diyor Bediüzzaman. “İşte insaniyet ve akıl cihetiyle alakalı olduğum bütün o seyyar dünyalar, ” bakın, insaniyet ve akıl cihetiyle alakalı olduğum bütün o hareket eden dünyalar, “ve seyyar kainatlar sürekli olarak senin sapkınlığının suretiyle senin başına dünya dolusu dehşetli ve sonsuz ölümlerin şiddetli elemlerini yağdırıyor.” Sürekli ölüm korkusu ve sürekli belalar senin karşında olacak, diyor münafıklara ve küfre, Bediüzzaman. “Şiddetli elemlerini yağdırıyor. Senin şuurun varsa, kalbini yakıyor.” Münafığın içi sürekli yanar, geçenlerde de anlatmıştım, hani bir Cehennem ateşinden bahsediyor Cenab-ı Allah, insanları içten yakan, görünmeyen bir ateş. Münafıklar da görünmeyen bir ateşte yanarlar. “Ruhun varsa, yandırıyor.” Bak, tam net karşılığını söylüyor Bediüzzaman. “Aklın sönmemiş ise, sıkıntı ve üzüntü içinde boğuyor.” Münafıkların müthiş üzüntü ve sıkıntı içerisinde olacağını anlatmış mıydım? Anlatmıştım, bak aynısı. Müthiş sıkıltılar ve üzüntüler içerisinde boğulurlar münafıklar. Acayip acı çekerler. Sinirleri müthiş tef gibi gergindir. Hatta Cenab-ı Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, “onlar göğe yükseliyorlarmış gibi bir his duyarlar” diyor. “Bir kuş kapmışta göğe yükseliyormuş gibi. Karanlık denizin dalgaları gibidir. Sanki onların üzerlerini bir dalga kaplamış, sonra bir dalga daha,” diyor değil mi ayette?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:O karanlık ve acılı dünyalarını Allah onlara gösteriyor, yani böyle boğulma hissi gibi, inşaAllah. Bak, “üzüntüler içinde boğuluyor” diyor zaten Bediüzzaman. “Eğer bir saatçik şarhoşça gayrı meşru zevk ve eğlenceye olan düşkünlüğün ve pis lezzetin ve sonsuz sıkıntı ve üzüntülere, hüzünlere ve elemlere bedel olabilirse, o gayrı meşru zevk ve eğlenceye olan düşkünlüğünde ve akılsızlığında kal. Yoksa aklını başına al.” Sana bunu hiçbir faydası yoktur, diyor Bediüzzaman, bu sarhoşane hayatının. Bu çıkarcı, aşağılık pis nefsinin. “O manevi Cehennemden kurtulmak ve imanın bu dünyada dahi vesile olduğu manevi Cennete girmek,” yani Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam, Kuran’a hizmet etmek, Müslümanlarla omuz omuza mücadele etmek, Darwinizmi, materyalizmi çökertmek, Allah’ın dinini hakim kılmak. “Ve hayatın mutluluğunu, huzurunu tatmak için Kuran’ın dersini dinle.” Kuran’ın dersi neyi anlatıyor bize? Mehdiyet’i anlatıyor, İttihad-ı İslam’ı anlatıyor. “Çok küçük fani ve bir dakika lezzetli, kapsamlı baki, daimi ve imani lezzetler ile değiştir.” Bak, “çok küçük fani ve bir dakika lezzetli,” kısa dünyadaki bu aşağılık çıkarını, 5-10 kuruş kalacak miras için, 3-5 tas yemek için böyle aşağılık ve karaktersiz bir hayata girme, diyor Bediüzzaman. “Lezzetli, kapsamlı baki (sonsuza kadar) daimi ve imani lezzetler ile değiştir.” Kendini İslam ahlakının hakimiyetine ada. Müslümanların huzuruna ada. Müslümanların birleşmesi için gayret et. Küfrü etkisiz hale getirmek için gayret et. Darwinizmi, materyalizmi anlattığında bir yığın insanın imanına vesile olacaksın. Böyle pis, şeytani faaliyetlerde bulunma, diyor Bediüzzaman, inşaAllah.
Münafığı iyi anlamak, bak, kardeşim diyor ki; “Hocam Allah esirgesin, münafık olmaktan çekiniyorum, münafık olabileceğimden,” bakın şunu düşünsün. Eğer İttihad-ı İslam’ı düşünüyorsa, Türk-İslam Birliği’ni düşünüyorsa, Müslümanların birlik ve beraberliğini düşünüyorsa, Allah’ın dinini yaymak için samimi gayret ediyorsa, bu adam münafık olmaz. Münafık sadece Mehdiyet’e yönelir. Eğer Mehdiyet’e yönelik azimli bir faaliyeti yoksa, aleyhte faaliyeti yoksa ve Türk-İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı yaymak için de gayreti varsa bir insanın, münafık olması mümkün değil, inşaAllah. Münafığın ana özelliği, bakın çok belirgin özelliği, cehdden, cihaddan kaçınır. Allah’ın dinini yaymak istemez. Sen Allah’ın dinini yayıyorsan, var gücünle yayıyorsan, zaten münafık olamazsın, inşaAllah. Çünkü bunda bir çıkar yok. Münafık kendi dinini boğacak sistemi savunur mu? Onun için münafık sadece küfrü savunur ve münafıklar. Onun ahbapları küfür içinde olur ve münafıklar içinde. Müslümanların içerisine sızmak ve mevzi kazanmak için girer. Onun için bir münafık bir yerden bir yere gittiğinde, diğer Müslümanlar çok dikkatli olması lazım. Geçenlerde de söyledim, mesela Şeyh Nazım Hocamız’ın yanında kalmış. Kaç sene kaldın? 20 sene kaldım, diyor. Çok güzel, mübarek, muhteşem bir insan. Çok büyük hatalarını gördüm, diyor (haşa), çok büyük eksiklerini gördüm, Allah kurtardı. Selamun aleyküm Hocam, ben size geldim, diyor. Bizim ne yapmamız gerekir? Açılıp, suratına tükürüp, defetmemiz gerekir. “Be hey alçak,” diyeceksin. “20 yıl sen o nur menbağında kalmışsın, o güzelliği görmüşsün. Sen oraya böyle alçaklık yapıyorsan be hey kahpe, burada kim bilir ne alçaklıklar yaparsın?” diyecek. “Be hey hasta adam” diyeceksin. Onların it gibi kovulmaktan başka bir yolu yoktur, öyle varlıkların. Çünkü kötüleyerek gidiyor, kötüleyerek gidiyor. Mesela Mahmut Hoca’nın yanından geliyor. 25 sene yanında kaldım, sonra? Çok yanlış yolda olduklarını anladım. Ahmak, o zaman sen bize neler yapmazsın. Başka Müslümanlara neler yapmazsın sen? 25 sene kaldığına göre, sevmişsin işte. Demek ki doğru yolda. Yani 25 dakika kalamaz bir anormallik olsa, 25 dakika kalınmaz. Bu bir oyundur o zaman. Ve demek ki oradaki şeytani hizmetini bitirmiş, yeni bir şeytanlık için başka yerde mevzu tutmaya çalışıyor. Her yerde “hoşt köpek” demek gerekir. Müslümanların yapacağı budur. Onun için, bakın ben söylüyorum, mesela biz de karşılaştık bununla. Bizden bir it-kopuk güruhu ayrıldı, küçük bir güruh. Tamam dedik. “Biz daha takvayız, daha muttakiyiz” dediler. “İşte Risale-i Nur’u çok iyi biliyoruz. Gittiler bir mübarek Hoca efendinin yanına, çok değerli bir ağabeyimiz. Sungur Ağabey’in yanına gittiler. Sungur Ağabey mazlum o da, tabii iyi niyetli. Bizim aleyhimizde konuşmuşlar. Sungur Ağabey de herhalde kendince kaybetmemek için zannediyorum onları, almış onları, eğitmeye başladı, yani onları yanına aldı. Bir süre sonra Sungur Ağabey’e bunlar akıl almaz bir oyun oynadılar ama rezalet. Çok çirkin bir iftira attılar, yani ağıza alınmayacak bir iftira attılar, rezalet tarzında. Malını, mülkünü elinden almaya kalktılar, yani akıl almaz bir rezalet çıkarttılar. Son kalmış bir evi vardı, onu da elinden alıp sokağa atmak istiyorlardı. Psikolojik olarak çökmüştü benim gittiğimde. Mahvolmuş böyle. Tabbi ki ağabeyimiz çok daha iyi bilir ama bir münafık hareket karşına geldiğinde yapılacak şey nedir? Derhal geriye itmektir. Allah selamet versin. Alın size Risale-i Nur, okuyun ama buralara yanaşmayın, demesi lazım. İçine aldı, bak adamlar akıl almaz rezalet çıkarttılar. (Haşa) yani ağıza alınmayacak sözler, söylemek istemiyorum. Çok büyük oyun oynamaya kalktılar. 3-5 kişi bunlar. Bir kısım cahil cühela da onlara uydu. Yani onları tenzih ediyorum, onlar münafıkların oyununa geldiler ve böyle bir olay meydana geldi. Mesela bana da geliyor, birçok insan geliyor. İblis gibi, böyle insanla konuşulur mu kardeşim?
OKTAR BABUNA:Konuşulmaz, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii. Çünkü mürşidine, sevdiğine karşı böyle bir şey yapıyorsa adam, kim bilir başkasına ne yapacaktır bu? Şakası olur mu bu adamın? Hayır dese ki, on dakika kaldım, yarım saat kaldım, bir saat kaldım aklım yatmadı falan; o zaman olabilir belki. Yani adama cahil dersin, görememiş, onun iyi yönlerini görememiş, onda bir mahzur yok. Ama sen kaç sene kaldın? 10 sene kaldım, 5 sene kaldım. Sen nasıl bilemezsin 20 sene orada kalıyorsun, göremiyorsun. Bunların hepsi oyundur. Böyle şeylere Müslümanlar inanmayacaklar. Münafığa saygı duyabiliyor Müslümanlar bazen. “A, öyle mi? Hayret ya” falan diyor, dinliyor. Tükürsene suratına. Adam yerine niye koyuyorsun? Herhangi bir davanın bile münafığı, münafıktır. Yani herhangi bir davanın da münafığı. Çünkü onun içinde kalmışsın sen ve göremedim diyorsun. Nasıl göremezsin sen? Yani bunlara çok çok dikkat etmek lazım. Herhangi bir laf derken, ne bileyim? Milliyetçilerin, ülkücü kardeşlerimiz içinde olabilir Başka, Büyük Birlik Partisi içerisinde olabilir, başka şeyde olabilir. “Ben göremedim” deyip, gidip aleylerinde konuşuyor arkasından. Bu hiç inandırıcı değil, dürüst olacaklar, inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrardan devam edeceğiz. Programımızda yine sizlerle birlikteyiz. Sözü Hocama bırakıyorum.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam senin anlatmak istediğin ne var?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bazı güzel haberler var Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam, duyayım.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz, büyük bir dindarlaşma var her tarafta. Ahmet Altan bir yazı yazmış Hocam, maşaAllah. Allah’ı öven, Allah’ın mucizelerini. Bazı kısımlarını okuyayım mı Hocam? “Allah kainatı asarlayan, onun içindeki mucizeleri şekillendiren büyük ve eşsiz bir sanatçı gibi gözükür bana. Her gün gidip o ‘sanatçının’ önünde eğilen, onu selamlayan, ona hürmet eden ama onun eserlerine kabaca, barbarca, aldırmazca davranan, onun mucizelerini hiçe sayan insanlar düşünün. O ‘sanatçı’, mucizelerine kötü davrananları sever miydi? Sadece ‘kendisine’ değil ‘eserlerine’ de saygı gösterilmesini beklemez miydi? Dindarlar cehaletimi bağışlasınlar ama ben, dinin, sadece Allah’a değil, onun eserlerine de saygı gösterilmesi anlamına geldiğine inanıyorum. Her insan Allah’ın bir eseriyse, onun bir mucizesiyse eğer, o esere saygısızlık etmek tanrıya da saygısızlık etmek anlamına gelmez mi?” Daha da uzun bir yazı Hocam, maşaAllah. Allah’ın yaratışındaki kusursuzluğu anlatıyor. Mesela “6 milyar insanın birbirine benzemeyen parmak izi yapıyor Allah” diyor. “Parmağınızın ucuna bakın, o küçücük yerde altı milyar farklı şekil yaratmanın ne demek olduğunu düşünmek bile, bir insanın nasıl mucizevî bir yaratık olduğunu anlamaya yeter.” diyor devam ediyor Hocam inşaAllah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ahmet Altan, iyi, maşaAllah, güzel. Kardeşi de öyle onun, bunların ikisi de çok dürüst, samimi insanlar. Allah-u alem yakında böyle çok kaliteli, güzel böyle birer Müslüman olacaklar tam anlamıyla, inşaAllah. Evet başka ne var?
OKTAR BABUNA:Mahmut Övür bir yazı yazmış Hocam, Sabah’ta. “Semra Özal iki gün önce bir televizyon kanalına bağlanıp, Turgut Özal’ın zehirlendiğine inandığını söylemişti.” Mahmut Övür de demiş ki: “1993'te neler oldu. Uğur Mumcu, Adnan Kahveci, Eşref Bitlis, Turgut Özal, Cen Ersever’in hep o dönemde öldürüldüğünü, Sivas’taki olayların o yıl olduğunu, Erzincan Başbağlar’da 33 kişinin öldürüldüğünü, tezkere almış 33 askerin o sene şehit edildiğini ve daha pek çok olayı o yıl olduğunu yazmış. Bu soruşturmaların derinleştirilmesi gerektiğini söylemiş.
ADNAN OKTAR:Evet, bize kokain komplosu yapıldı. O zaman iddia edilen Ergenekon Örgütü adeta kükrüyordu, ötüyordu. 1999’da da yine iddia edilen Ergenekon Örgütü bütün şiddeti ile faaliyetine devam ediyordu, inşaAllah. Ve bizi odaklayarak, özellikle bizi hedefleyerek, hatta listenin başına da benim ismimi koyarak, iddia edilen Ergenekon Örgütü beni ana hedef haline getirdi. Ama dişleri bana sökmedi, dişlerini söktüm.
OKTAR BABUNA:EvvelAllah, evvelAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani ben onlara çok büyük geldim, ağızları yırtıldı yani. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:EvvelAllah, evvelAllah Hocam, maşaAllah. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kendilerince 99’da da bayağı bir şey yapmaya çalıştılar. Muazzam iftiralar attılar, oyunlar oynadılar. Yalancı şahitler buldular. Efendim, insanlar ayarladılar, bayağı bir şeyler yapmaya çalıştılar ama yine Allah ayaklarına doladı.
OKTAR BABUNA:EvvelAllah, evvelAllah Hocam, evvelAllah. E.Ö. bir yazı yazmış Hocam Hürriyet’te. Hanefi Avcı’nın geçmiş yıllarda dinlediği kişilerden biriymiş. Bununla ilgili olarak diyor ki: “28 Şubat’ı yapanlara destek verdiğim için herkes bana 28 Şubat muktediri diyordu. Meğer biz de 28 Şubat mağduruymuşuz. Ben onlara destek verdim ama onlar beni de dinlemişler. Meslek hayatımda aldığım en büyük ders bu oldu” diyor.
ADNAN OKTAR:Onlar derken kim?
OKTAR BABUNA:28 Şubat’çıları kastetmiş ama,
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi E. Ö.’nün yaptığı, eğer onu yapmasa zaten dikkat çeker, yani, falan. Karışık biraz.
OKTAR BABUNA:Bir de dün katıldığı bir programda Hocam, bir öğrenci ona Türk Birliği mi, Avrupa Birliği mi diye sormuş. O da “ben Avrupa Birliği istiyorum çünkü çocuklarımın Avrupa’daki insanlar gibi yaşamalarını istiyorum” demiş.
ADNAN OKTAR:İşte bak özet, çok net söylüyor adam. Hakikaten bir durum olsa, anında Avrupa’ya kaçacak. Dolayısı ile birçok şey böyle kişileri pek ilgilendirmiyor. Türk-İslam Birliği bu kişileri ilgilendirmiyor. Ama oradaki gençler maşaAllah, ben de öyle bir göz ucuyla baktım, Türk-İslam Birliği’ni isteyen bir üslupları vardı. Ama biraz gergin çocuklar genellikle, bir kısmı. Bazılarını gergin gördüm. Daha halim olmaları lazım, daha sakin, daha böyle akılcı konuşan. Belki ilk defa mikrofona konuştukları için, ilk defa televizyona çıktıkları için heyecanlanmış olabilirlar ama daha halim olmaları daha güzel olur. Yani birkaç kişi dikkatimi çekti orada o yönde.
OKTAR BABUNA:Reşat Nuri Erol da Milli Gazete’de bir yazı yazmış Hocam. Dünyada İslam’ın yükselişini, ayrıca Milli Görüş’ün ve Erbakan Hoca’mızın da ülkemiz açısından anlamını anlatan bir yazı yazmış Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Evet, Erbakan Hocamız aslandır, aslan. Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Mehmet Barlas Sabah’taki köşesinde; Doğan Grubu’na ait gazetelerde yer alan ve Cumhurbaşkanlığı tarafından yalan olduğu ortaya çıkarılan bir haberi yazmış. Birkaç gün önce Vatan Gazetesi’nde bir haber çıktı, Doğan Grubu’na ait. Diğer gazete ve televizyonlarda da yer aldı. Buna göre Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geçeceği için bir yol kapatılmış. O nedenle annesini hastaneye götüremeyen bir kişinin annesi ölmüş diye. Bunu yalan olduğu anlaşılmış. O gün Cumhurbaşkanı evinden bile çıkmamış Hocam. Ayrıca bir araştırma yapılmış 2009 yılında, en çok hangi gazetelerde yalan haber yayınlandı diye. Tekzip alan ve yalanlanan haberlerde bir numara Hürriyet çıkmış, iki numara Milliyet, sonra da Vatan geliyormuş. Bu haberde de, o mektubun sahte bir e-mailden yollanan, sahte bir mail olduğu ortaya çıkmış Hocam. Cumhurbaşkanı hiç evinden bile çıkmamış o gün.
ADNAN OKTAR:Tamam devam et, başka ne var?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, Cüneyt Arcayürek de Cumhuriyet’te yazmış. “HSYK’ya neden saldırıdı” başlıklı bir yazı. AK Parti yönetimini yargıyı ele geçirmekle suçlamış Hocam. Kısa bir bölüm okuyayım mı? “HSYK’ya ama gerçekte bir türlü sindiremediğimiz yargı bağımsızlığına saldırmak, yargıyı AK Partiye akortlu tek sesli konuma getirmek amacıyla biz değil, siz makamınızı bir araç gibi kullandınız. Bizi istifa ederek dört dörtlük show yapmakla suçluyorsunuz, ne ki siz showu siyaset dünyasında kimlerin meslek haline getirdiğini en iyi bilenlerin başında geliyorsunuz” diyor. Özetle AK Partiyi suçluyor Hocam, HSYK’ya saldırmakla, yargıyı ele geçirmekle.
ADNAN OKTAR:Kim bu suçlayan?
OKTAR BABUNA:Cüneyt Arcayürek, Cumhuriyet Gazetesi.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nu, hakimler, savcılar yine seçecektir. Hukuka uygun her şey gelişiyor, gönülleri rahat olsun. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün hukuk ve yargı içerisindeki yapılanmasının tamamen sökülmesi hayati bir konudur, onu da ayrıca söyleyeyim.
OKTAR BABUNA:Hüseyin Gülerce Hocamız da, T24 isimli bir internet sitesinde yer alan röportajında da; hükümetin Aleviler’in isteklerine karşı gereken saygıyı göstermediğini yazmış Hocam. Şunları söylemiş: “Ben cemevi istiyorum, burada ibadet edeceğim, diyene; hayır efendim, ibadet edeceksen camiye gel deme hakkımız yok. Buna hakkımız yok. AK Parti Aleviler’i 7 senedir oyalıyor, ayıptır, günahtır” demiş Hüseyin Gülerce.
ADNAN OKTAR:Yani cemevi mi olmasını istiyormuş?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Cemevi olsun zaten. Cemevi olmasının ne mahzuru var? Güzel, iyi. Ne güzel. Orada da Allah’ı anıyorlar, sohbet ediyorlar, konuşuyorlar.
OKTAR BABUNA:Serdar Turgut, Habertürk’te Stratford isimli özel istihbarat kuruluşu tarafından, önümüzdeki 50 yıl içinde dünya üzerinde siyasi anlamda yaşanacaklar üzerine bir rapor hazırlamış. Stratford’a, bu kuruluşa da gölge CIA deniliyormuş buna. Bu raporda Hocam, Türkiye 2050 yılına gelindiğinde dünya liderleri arasında olacak deniyor. “Türk İslam aleminin lideri olarak tarif ediliyor. ABD için geri sayımı, Türkiye başlatacak” diye yazıyormuş. Serdar Turgut da, kısa bir bölüm okuyayım mı Hocam söylediklerini? “Ben bu senaryoyu okuyunca, vay be dedim kendi kendime. Biz nelerle uğraşıyoruz, dışarıda istihbaratçılar Türkiye’yi nasıl görüp, nasıl anlatıyorlar. Burada önemli olan bu savaş senaryosuna benim inanıp inanmamam değil, asıl önemlisi buna inanan çok önemli ve güçlü istihbarat örgütleri, devletler ve uluslararası şirketlerin varolduğudur. Gidişatın bu yönde olduğuna inanılırsa, gücünü kaybetmek istemeyen bazı ülkelerin şimdilerde Türkiye için düşündükleri daha da anlaşılır hale gelir” diyor.
ADNAN OKTAR:Serdar Turgut, evet. Başka ne var? Önemli şeylerse göster.
OKTAR BABUNA:İsrail kabinesi bir tasarıyı onaylamış Hocam, bağlılık yemini ettirmek üzere, ondan bahsediyor haberde. Bütün Filistin’lilere yönelik.
ADNAN OKTAR:İttihad-ı İslam olmazsa bağlılık yemini de ettirir, takla da attırır, dört şeyi üzerinde de yürütür. Yani eli yerde de yürütür, amudtada yürütür, her şekilde olur. İttihad-ı İslam olmadıktan sonra her türlü zulüm olacaktır. İsrail’deki Musevilere de zulüm yapıyorlar, onların da canı yanıyor. Bana sürekli yazı yazıyorlar. Kök söktürüyorlar İsrail’deki ateistler. Devlete hakimler, mahvediyorlar oradaki insanları. Adam her şeyi yapar. Birçok şey konuşuyorlar, konunun sonu Türk-İslam Birliği’ne, İttihad-ı İslam’a geldi mi susuyorlar. Yani ne hikmetse, orada dilleri tutuluyor.
Geçen günlerde Kanal7’de yine, sevimli bir delikanlı var, bir de Hoca efendi var konuşuyorlar. Müslümanların çektiği acılardan, yurtdışında çektikleri ızdıraplardan, her şeyden konuşuyorlar. Yani Müslümanların çektikleri sıkıntılar üzerine konu. Kardeşim bir insan, mesela sobaya elini tutmuşsun elin yanıyor. Sürekli elinin nasıl yandığını anlatıyor. İşte elimde kabarcıklar oldu, elim yanıyor, ta kemiğe kadar işledi, artık dayanacak gücüm kalmadı, mahvoldum. Kardeşim sobadan elini çekmeyi akledemiyor musun? Sobadan elini çek diyeceksin adama. Bak, sobadan elini çek, bu kadar. Bunu demiyor. Habire ellerinin nasıl yandığını anlatıyorlar sobadan. Cayır cayır yanıyor şu an, diyor. Dumanlar çıkıyor elimden, diyor. Babam sadece elini çekeceksin, elini. İttihad-ı İslam’ı kuracaksın, konu bitecek. Türk-İslam Birliği’ni oluşturacaksın, konu bitecek. Kökünden hallolacak bakın, hepsi bitecek. Bunun dışında her şeyi konuşuyorlar. Yani adamla konuşması, iki saat, üç saat konuşuyor; bir kelime ima et hiç olmazsa. Cübbeli, bak o da öyle. Konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor, çektikleri acılardan konuşuyor. En sonunda diyor ki; “burada bir şifre var” diyor. Ne şifresi? Söylesene İttihad-ı İslam’ı istiyorum, Türk-İslam Birliği’ni istiyorum diye konuşsana. Allah açıkça anlatıyor, Allah şifre mi diyor Kuran’da? Allah diyor; “Müslümanlar kurşunla kaynatılmış bir binalar gibi saf bağlayarak mücadele edenleri Allah sever” diyor. Şifre mi bu? Şifre mi bu, açıkça söylesene. Kardeşim korkuyorsan, Allah böyle diyor de, ne korkuyorsun, değil mi, Bediüzzaman böyle diyor de, onu da söylemiyorlar. Allah böyle diyor, onu da diyemiyorlar.
OKTAR BABUNA:Dünyayı bir göktaşı teğet geçmiş Hocam. Dünyaya 40 bin km kadar yaklaşan büyük bir göktaşı Ayın yörüngesine girerek dünyaya zarar vermedi, uzmanlar ekim ayını tehlikeli dönem olarak göstermişti diyor.
ADNAN OKTAR:Gece gündüz anlatıyoruz, kıyamet yakın diyoruz. Göktaşı yağmuru bekliyoruz, 2117 gibi inşaAllah. Yani yoğun bir göktaşı yağmuru, onun arkasından da kıyamet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz söyledikten sonra da Hocam, göktaşları geçmeye başladı NASA’nın belirlediği, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Nemesis, tamam görelim.
Fethullah Gülen Hocam da geleceğim dediğine göre gelecektir inşaAllah, bekliyoruz Hocamızı. İnşaAllah.
Bir kardeşimiz diyor ki, Hocam diyor, Mehdi (as)’ye münafıkların karşı olması ne yönde, nasıl olacak diyor. Yani bu başı sarıklı olan kişilerden bahsediyor, hadisi vermiş. Şimdi nasıl yapar Mehdi (as)’ye karşı mücadeleyi, başı sarıklı, demek ki öncü bazı kişiler çıkacak yani lider konumlu bazı kişiler olacak yani herhangi bir kişi değil, önemli kişilerden bahsediyor Peygamber Efendimiz (sav). Mesela diyor ki İstanbul’da çıkacak Hocadan bahsediyorsa, o alalade bir insan değildir yani çok fazla insana etki eden bir kişidir. Yani sıradan olan kimse üç beş kişiye ufak tefek it çakal falan onlar konu değildir yani genelde büyük kitlelere etki eden kişiler önemlidir. Mehdi (as) de muhtemelen ahir zamanda benim anladığım mesela bak başı tıraşlı, sarıklı 70 bin kişi Deccal’e tabi olacaktır diyor. Deccal’e tabi olunca nasıl yapabilir, Müslümanlığı itici ve kötü gösterecek insanlara. Yani baktı mı adamlar diyecekler aman Allah esirgesin biz bunlar gibi olmayalım diyecekler. Bu mesela Deccal’e yardımdır. Leş gibi kokacak, pis olacak, Deccal’e yardım edecek, diyecek ki Müslümanlar işte böyle olur dedirtecek. Mesela vahşi hayvanlar gibi bakacak, böylece Deccal’e yardım edecek işte Müslüman böyle olur dedirtecek. Üstü başı pejmürde olacak, garip bir kıyafet giyecek, onla Müslümanlar hakkında aleyhte düşünce yayılmasına sebep olacak. Konuştuğu vakit zırvalayacak, hurafe anlatacak, adamlar da diyecek ki bak bunun anlattığı ne Kuran’da var ne hadiste var, hurafe anlatıyor bu ve dolayısıyla insanlara zarar veren bir şey anlatıyor, dolayısıyla biz küfürde olalım diyecek, Allah esirgesin, böylece Deccal’e yardım edecek. Mehdi (as)’ye karşı tavrında ne yapacak, diyecek ki, tabi şimdiye kadar ismi geçen kardeşlerimizin hepsini tenzih ederim, hepsini, Mehdi (as) şahs-ı manevidir diyecek mesela, Mehdi (as) görünmez bir varlıktır, ruhtur veyahut Mehdi (as) gelip geçmiştir diyecek veyahut Mehdi (as) 500 yıl sonra gelecek diyecek veyahut 1000 yıl sonra gelecek diyecek, böylece Mehdiyet’in gücünü ve heyecanını kırmış olacak kendince. İnsanların Mehdi (as)’yi aramasını, Mehdi (as)’ye tabi olmasını ortadan kaldıracak. Çünkü Peygamberimiz “emekleyerek dahi de olsa Mehdi (as)’nin yanına gidin” diyor. Adam 1000 yıl sonra gelecek dedin mi, emeklese dahi emeklemesinin gereksiz olduğunu düşünür adam zaten yok diyecek yapmayacaktır. Kimi diyecek ki 500 yıl sonra, çok var, zaten yapmayayım diyecek. Geldi geçmiş diyorsa, zaten konu bitmiş diyecek, o zaman Kıyameti bekliyoruz biz, o zaman çalışma yapmamıza gerek yok diyecek. Dolayısıyla Deccaliyet’in küfrün gelişmesini son ana kadar bekleyecek, bekledi mi zaten Deccal’e yardım etmiş oluyor. Yani Deccal’in önünde, Deccaliyet’in önünde tarafsız olmak da zaten Deccaliyet’e yardımdır. Müslüman Deccaliyet’e karşı atak yapmıyorsa ona yardım etmiş olur. Bilerek mi yapar, bilmeyerek yapar tabi çoğu, kasten yapmaz, ama bilmeyerek yardım etmiş olur, bir kısmı da kasten yapar.
Mesela Mehdiliğe karşı daha canlı mücadele yapanlar olacaktır, mesela daha şey, onlar daha eşşeddir. Mesela Mehdi (as)’nin çıkarttığı kitapları okumayın diyecek, yazıları okumayın, konuşmalarını dinlemeyin, yanına gitmeyin, fikirlerini kabul etmeyin, değil mi, mesela kitaplarına yasak getirmek çok önemlidir. Mesela Bediüzzaman’ın kitaplarına o devirde halktan Hocalardan alimlerden yasak getirenler olmuştu. Yoksa Bediüzzaman çok şiddetli hızlı gelişebilirdi. Fakat bir kısım münafıkların yoğun faaliyeti yüzünden Risale-i Nur gelişememiştir, gelişmedi. Çünkü Ehl-i Sünnet harici ilan ettiler Risale-i Nur Külliyatı’nı bir kısım ulema. Sen kendin çalışma yapıyor musun, yok. Küfre karşı bir çalışman var mı, yok. Münafıklara karşı bir çalışman var mı, yok. Peki nedir? Korkuyorum diyor onlardan. Bediüzzaman yapıyor mu faaliyet, yapıyor diyorsun, senin destek olman gerekiyor mu, gerekiyor, ama Ehl-i Sünnet’e aykırı diyor. Nereden anladın diyorsun, hurafelerden yola çıkarak ben böyle düşünüyorum diyor. Ve Bediüzzaman’ın kitaplarını şiddetle uyarmışlardır bazı cemaatlerde bazı topluluklarda bazı yobaz Hocalar. Aman okumayın, aman incelemeyin, aman yanına yanaşmayın ve kitapların revaç bulmasını o devirde engellemişlerdir ve o biçareler de yakmışlardır, mahvetmişlerdir, adamların da imansız ölmesine sebep olmuşlardır. Belki imanı kurtulacaktı adamın, belki hidayet bulacaktı, adamın kurtulmasını böylece engellemiş oldular. Bu ne olmuş oluyor, Deccal’e yardım etmiş oluyorsun. Ahir Zamanda da aynısını yapacaklar, Mehdi (as)’nin mesela kitaplarını engelleyecekler, aman okumayın aman yanaşmayın diyecek, peki sen anlatıyor musun, ben de anlatmıyorum, peki senin anlattığın hurafelerle bu kurtuluyor mu, kurtulmuyor. Mehdi (as)’nin anlattıklarıyla kurtulur mu, kurtulur. Ama kabul etmiyorum diyecek ve böylece engellemiş olacak. Belki işte Mehdi (as) bütün imkanlarını kullanacaktır, radyoda konuşacaktır. Radyoda konuşmasını dinletmeyecek. Televizyonda konuşuyor. Televizyonda konuşmasını dinletmeyecek. Arkadaşları bir şey anlatıyorsa onu dinletmeyecek. Peki sen yapıyor musun; ben de yapmıyorum. Peki bu adamın küfre düşmesinden, İslam’ı yaşamamasından rahatsız mısın; değil. Bu adam cehenneme giderse sen sorumlu olur musun; olurum diyor. Bunu göze alıyor musun; alıyorum diyor. O zaman senin cehenneme düşürdüğün adamların günahı da senin üstüne olacak, yani Mehdi (as)’yi engelleyen Mehdiyet’i engelleyenlerin günahı da onların boyunlarına olacak. Mesela Bediüzzaman’ı engelleyenlerin günahı onların boyunlarına olacak. Büyük bir kahramanlık yaptıklarını zannediyorlar Bediüzzaman’ın kitaplarını engellediklerinde, değil mi, acayip heyecan duyuyorlardı, işte Nurcu başı şöyle, Nurcu başı böyle falan, Said-i Kürdi falan diyerek, Said-i Nursi’dir, Bediüzzaman’dır, Üstaddır, öyle desene, değil mi? Hayır Kürtlüğüyle iftihar ediyor Bediüzzaman, biz de iftihar ederiz ayrı mesele ama öyle bir üslup kullanıyor Bediüzzaman’a, yani buna ne gerek var? Ve kitaplarını engellemenin yakmanın alemi ne açıklaması ne? Yani mesela adam ehl-i tarikim diyordu, muttakiyim Müslümanım diyor, Bediüzzaman’ın kitaplarını gördü mü, haşa, böyle sanki onu boğacak bir arslan görmüş gibi panik halde kaçıyordu, kaçtılar ve engellediler. Bu yobazlar kendileri de kurtarmadılar o adamları, kendi kurtarsa tamam, fakat en vahimi budur işte, kendi kurtarmıyor, kurtaracak olan kitabı da yaklaştırmıyor. Mehdiyette de aynısını göreceğiz. Ama bu engel olacak mı? Olmaz. Mehdiyet arslandır. Yani ormanda bir arslan. Son hızla koşarken karşısına çakal bilmem ne tilki çıksa, dinler mi dinlemez, tepeler geçer. Ama kendilerince engel olmak isteyeceklerdir. Kardeşimin sorusunun cevabı o. Evet.
OKTAR BABUNA:Arslanla ilgili okuyayım mı Hocam, hem hadis hem de Musevi kaynaklarında da var. Musevi kaynaklarında Hz. Mehdi (as)’nin isimlerinden biri de arslan olarak geçiyor: “O doğruluk adına yemin eder, o bir arslandır ve arslan diye sözü edilen şefkattir. Sabah Davutoğlu Mesih’i kasteden şefkati tasvir eder. Ayet şöyle der, sen sabaha kadar yat, kendisine arslan denilen Davutoğlu Mesih ve şefkatin nuru diye adlandırılan sabah çıkana dek. (Zuhar, 20-Lut 3,13)” Ayrıca hadiste de Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Maveraünnehir’den bir adam Hz. Mehdi (as) çıkar, ona el-Haris ibn-ül Harras denir. (Ebu Davud) “Haris” arslan demektir maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bakın Cenab-ı Allah Araf Suresi 144-145’te, Kuran’da ayet, şeytan’dan Allah’a sığınırım:
(Allah:) "Ey Musa" dedi. "Sana verdiğim risaletimle ve seninle konuşmamla seni insanlar üzerinde seçkin kıldım. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol."
Biz ona Levhalarda –yani Hz. Musa’ya sunulan levhalarda- her şeyden bir öğüt ve her şeyin yeterli bir açıklamasını yazdık.” - Hz. Musa kendi aklıyla bir şey yapmıyor, nereden öğreniyor, levhalardan, Allah’ın ona indirdiği vahiyden, yani Allah’ın Kitabından. Hz. Musa neye bağlı? O da Kitaba bağlı. Peygamberimiz (sav) neye bağlıdır? O da Kitaba bağlıdır, Kuran’a bağlıdır. Yani Kuran’a muhalif bir şey yapamaz Peygamber. Kuran’a bir ilave yapamaz, çıkartma yapamaz. Ama en mükemmel tefsirini Peygamber yapar. İnşaAllah. Bak “Biz ona Levhalarda her şeyden bir öğüt ve her şeyin yeterli bir açıklamasını yazdık. (Ve:) "Şimdi bunlara sıkıca sarıl ve kavmine de emret ki en güzeliyle sarılsınlar.” Bakın Kitaba sarılın diyor sıkı sıkıya. Kendi kafana göre bir şey olmaz diyor Allah. “Size fasıkların yurdunu pek yakında göstereceğim" diyor Cenab-ı Allah. (Araf Suresi, 144-145)
OKTAR BABUNA:Hocam NTVMSNBC’de bir haber çıkmış. Japonya’da “Yediğiniz aslında çikolatalı değil” başlıklı haberde şöyle diyor: Sanal gerçeklik teknolojisinde tam gaz giden Japon mühendisler bu kez de yanan bir bisküviye çikolatalı görünümü ve tadı kazandırdılar.” Bir bisküvi vermişler öğrencilere, özel gözlüklerle ve koku salgılayan aletlerle çikolatalı gibi kokutup çikolatalı görünümü meydana getirip tamamen çikolatalı bisküvi yedikleri hissine kapılıyorlarmış bu şekilde. Bisküvi bambaşka yavan bir şey diyor haberde inşaAllah. Tokyo Üniversitesi’nde yapmışlar bunu. “Bilgisayar, kullanıcının elinde tuttuğu kuru bisküviyi çikolata kaplı olarak gösteriyor, başlığı takan kişi elinde çikolatalı pasta olduğunu sanıyor.”
ADNAN OKTAR:İşte biz söylüyoruz ya her şey beyinde, Allah yaratıyor diyoruz. İşte anlattığımızı Allah onlara çeşitli örneklerle göstermiş oluyor.
OKTAR BABUNA:Tam o tadı almışlar, o kokuyu duymuşlar.
ADNAN OKTAR:Yani beyinde olduğunu, beyinde Allah’ın yarattığını görüyorlar. Dışarıda yok, ama beyinde Allah öyle yaratıyor. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz, Mehdi (as)’yi arayan, Hz. Mehdi (as)’ye talebe olmak isteyen Müslümanlara çok güzel yollar gösterdiniz Hocam inşaAllah.
Her şeyin en güzelini, en samimi olanını ve en vicdana uygun olanını arasınlar demiştiniz, ayet okuyorum Hocam inşaAllah, Şeytan’dan Allah’a sığınırım:
“Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.”
En güzel şekilde konuşmayı emrediyor Allah inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Al-i İmran Suresi 175’te “İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur.” Yani münafıklarla bağlantıda oluyor Şeytan, bakın “bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur” Mesela münafıkları korkutuyor, küfrü korkutur. “Siz onlardan korkmayın,” Münafıklardan ve delaletten korkmayın, “eğer mü'minlerseniz, Benden korkun.” Haramdır Müslümanın yani küfürden korkması haramdır.
Al-i İmran Suresi, 173. Onlar –münafıklar, Müslümanlara diyor ki-, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" - Münafıkların hep derdi budur, Müslümanları korkutmaya çalışırlar, haber gönderirler, işte tutuklanacaksınız, hapsedileceksiniz, ezileceksiniz, biçileceksiniz, aleyhinize faaliyet yapacağız gibi ifadeleri olur. Bak, "Size karşı insanlar topla(n)dılar”, münafıklar organize etme gücüne sahiptirler yani o yüzden şımarıklıkları oradan gelir yani küfre sırtlarını dayarlar onları organize ederler- "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" - kendileri gibi zannettikleri için Müslümanların korkacağını zannediyorlar - dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir.” diyor Allah Müslümanlar için. (Al-i İmran Suresi, 173) Bak münafıklara verilen cevap bu: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyorlar.
Ahzab Suresi, 22. Mü'minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu, Allah'ın ve Resûlü’nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir." - Mesela Allah ve Resulü bize neyi vaad ediyor? Münafıklarla karşılaşacaksınız, küfürle karşılaşacaksınız, zorluklarla karşılaşacaksınız, sabırlı olur gayret ederseniz onları yeneceksiniz diyor değil mi Cenab-ı Allah. Müslüman ne diyor o zaman: “Bu, Allah ve Resulü’nün bize vaad ettiği şeydir” Bir münafık ve küfür saldırısı olduğunda, vaad edilenle karşılaştığımız için biz Allah’a hamd ediyoruz. “Allah ve Resûlü doğru söylemiştir" diyoruz.- Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.” -Demek ki sökücü bir etkisi olmuyor münafıkların ve küfrün.- (Ahzab Suresi, 22)
Siz Ona yardım etmezseniz, Allah Ona yardım etmiştir. -Mesela Mehdi (as)’ye yardım edilmese bile Peygamberimiz (sav)’e yardım etmezseniz bile Allah ona yardım etmiştir diyor. Mehdi (as)’ye de insanlar yardım etmese de Allah ona yardım etmiş. Cebrail, Mikail, İsrafil değil mi, Azrail (as) hepsi yardımcılar. Ve çok fazla binlerce melekle yardım ediyor- Hani kafirler ikiden biri olarak Onu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah Ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, - Bu Tabut-u Essekine’nin bulunuşunda da olacak bir güzelliktir, huzur ve güvenlik duygusu- Onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş - Mehdi (as)’yi de Allah görmediğimiz ordularla destekliyor, hadis var, meleklerle-, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı – münafıkların, alçakların üslubunu da Allah yerle bir ediyor-. Oysa Allah'ın kelimesi, Yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 40)
Evet mesela şey diyor ki Firavun: ‘’Muhakkak ki ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim’’ tehdit ediyor. ‘’Onlar da biz de şüphesiz Rabbimize döneceğiz dediler’’ iyi diyorlar Allah’a gideriz, Allah’ın yanına gideriz, güzel diyorlar yani. “Oysa sen yalnızca bize geldiğinde Rabbimizin ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden bir intikam almıyorsun ‘’ biz Müslüman olduk diye bizden intikam alıyorsun diyor. ‘’Rabbimiz üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür’’ diyorlar, yani ölümü kabul ediyorlar şehit edilmeyi, tamam diyorlar yapacağını yap ama ‘’Rabbimiz üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür’’ (Araf Suresi 120-126). Münafıklar ve küfür sürekli Müslümanlara karşı tehdit kullanırlar. Müslümanlarda da havf damarı vardır diyor Bediüzzaman en hassas damarı korku damarı oradan yakalar diyor, küfür ve münafıklar. Yani o yüzden ya kaçıyorlar ya korkuyorlar ya faaliyeti varsa durduruyor ya siniyor hâlbuki Müslüman bir tek Allah’tan korkar inşaAllah. Hazreti Mehdi (a.s.) cemaati şehitleri, şehitlerin en hayırlısı, eminlerin en üstünüdür. Onlar Allah’ın has kullarıdır. Mehdi (a.s.) için sayıları bak Bedir Ashabı kadardır, 313 kadardır diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Evvelkiler onları Hazreti Mehdi (a.s.) ve cemaatinin geçemediği gibi sonrakiler de onları geçemezler diyor.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Seni dinliyorum Oktar.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, İncil’de de ‘Arslan’ olarak geçiyormuş Hocam inşaAllah. Okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Evet,oku.
OKTAR BABUNA: ‘İşte Arslan, Hazreti Mehdi (a.s) Davut’un kökünden (soyundan) olan galip geldi. Tomarı yani (kitabı) ve tomarın (kitapların) yedi mührünü o açacak. (Esinleme 5:5)
ADNAN OKTAR:Bir daha oku.
OKTAR BABUNA: ‘İşte Arslan, yani Hazreti Mehdi (a.s) Davut’un kökünden (soyundan) olan galip geldi. Tomarı (kitabı) ve tomarın (kitapların) yedi mührünü o açacak. (Esinleme 5:5)
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Bak Bediüzzaman diyor ki; ‘imanın zıttı olan nifakın (münafıklılığın) da üç hassası vardır. Birincisi zillettir.’ Zelildir münafıklar, çok aşağılık heriflerdir. ‘İkincisi kargaşaya ve fesada meyletmektir’ diyor. Kargaşa isterler işte baskın olsun, rahatsız edilsin Müslümanlar olay çıksın, fesada gitsin Müslümanlar. ‘Üçüncüsü başkalarını tahkir etmekle (aşağılamakla) gururlanıp zevk almaktır’ yani Müslümanların aleyhine faaliyet yapıp ondan zevk alıyor. İttihadı İslam’ı ve Türk İslam Birliği’ni istemediği için böyle bir yola gidiyor inşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, Hazreti Mehdi (a.s.)’ın ahlakının çok üstün olduğunu söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Okuyayım mı hadisleri Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. İmam Mehdi (a.s.) tüm insanların en sakin, en sakınan, en dindar, en cömert, en cesur ve en sadakatlisidir diyor, tüm insanların . İmam Mehdi (a.s.) son derece büyük kalplidir vakar ve ağır başlılık onun işaretleridir. (Bihar-ül Envar) MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, bak Bediüzzaman diyor ki: Emirdağ Lahikası sayfa 78, 79’da ‘Münafık itikatsızdır’ diyor. İmansız ve inançsızdır, kalpsizdir ve vicdansızdır. Peygamber (a.s.m) aleyhindedir.’ Peygamberi (s.a.v.) beğenmez ama Allah’tan da büyük görür kendini münafık. Delidir münafık, öyle tahmin edildiği gibi değil. Ama baktığında Peygamber’i (s.a.v.) çok seviyor gibi görünür, ehl-i sünneti çok seviyor, ulemayı çok seviyor gibi görünür. Yani görünüşüne aldanmamak lazım, yani münafığı asıl benim verdiğim ölçüde bulmak gerekiyor. Yani Kuran’ın verdiği benim verdiğim dediğim Kuran’dan istifade ederek anlattığım ölçüde. Münafık ittihadı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni istemez, cehdi, dini yaymayı istemez, küfür ve münafıklarla mücadele etmeyi istemez. En bariz vasfı budur. Yoksa Kuran’dan çok bahseder, hadisten çok bahseder, evliya menkıbelerinden anlatır. Tespihi, takkesi hepsi tamam olur ama cehdi istemez, dinin yayılmasını hakim olmasını istemez. En bariz vasfı budur. Dolayısı ile Mehdiyeti istemez. Çünkü Mehdiyet ona dünya hâkimiyetini hatırlatır, o da onu istemiyor zaten. Kendi dayandığı sistemin yıkılmasına izin vermek istemez münafık ama çok Müslümana benzer o yüzden aldanmamak lazım, bayağı benzer. Bak ‘gizli münafıkların takip ettiği iki plandan birisi benim haysiyetimi kırmak ve güya nurların kıymeti düşecek.’ Mesela Bediüzzaman’a diyor ki adam yetmiş noktada diyor seksen noktada ehl-i sünnete uymuyor diyor Bediüzzaman. Bunlara amaç ne, yahut diyor rakı içiyor, mesela kadınlarla beraber oluyor diyorlar. Gece kadınlar geliyor diyor gayri meşru kadınlar geliyor, kasa kasa rakı geliyor diyorlar. Tablolarla büyük sinilerle baklavalar geliyor gece alem yapıyor diyorlar Bediüzzaman için. Ve ehl-i sünnete de uymuyor diyorlar. Bak birisi “gizli münafıkların takip ettiği iki plandan birisi benim haysiyetimi kırmak ile güya nurların kıymeti düşecek.” Bediüzzaman’a odaklanıyor münafıklar bakın, talebelerine değil Bediüzzaman’a. Münafıklar nokta hareketi yapar bakın en önemli yerden vurmaya çalışıyorlar. Çünkü talebelerini vursa pek etkili olmaz ama Bediüzzaman’ı vursa çok etkili olacağını düşündüğü için doğrudan onu hedefliyorlar mesela talebeleri kötü, o iyi demiyor. Talebelerinde bir şey yok diyor, onda bütün sorun diyor. Yani rakı içen o diyor, kadınlarla beraber olan o diyor. Ehl-i sünnete de uymayan o diyor, seksen doksan hususta uymuyor diyorlar. “Güya nurların kıymeti düşecek” güya diyor benim yazdığım kitapların etkisi ortadan kaldıracaklar diyor yani amaçları etkin tebliğimi ortadan kaldırmak için yapıyorlar, diyor. ‘İkincisi nur şakirtlerinin telaş ve fütur ve gevşeklik vermekle nurların intişarına dağılmasına mani olacak’ diyor amacı bu. Tutuklanacaksınız, hapse gireceksiniz, dövüleceksiniz, herkes size karşı, herkes size karşı düşman, bir gelişme olmuyor, gelişmiyorsunuz. Üstadınız müceddid değildir, müctehid değildir, öyle değerli bir insan değildir, artık dağılın gibi anlaşıldı mı? Bak nur şakirtlerinin telaş ve fütur, gevşeklik vermekle nurların intişarlarına dağılmasına mani olunacak. ‘Hiç korkmayınız’ diyor Bediüzzaman, hiç çekinmeyin böyle bir şey olmayacak diyor. Mehdi (a.s.) da ne yapacaklar aynısını. Çünkü Allah’ın sünnetidir bu hiç değişmez. Ne yapacaklardır? Mehdi (a.s.) ‘a da aynı şekilde onun etkenliğini kırmak için, onun etki gücünü kırmak için onun aleyhinde haberler yayacaklardır. Ve kitaplarının gücünü kırmak içinde bak diyor ki ‘nurların intişarının dağılmasıyla mani olmak kastıyla’ diyor. Kitaplarının yayılmasını engellemesi kastıyla diyor. Mehdi (a.s.)’ın da kitaplarına karşı uyaracaklardır taraftarları aman diyeceklerdir şu taraftarları kitabı okuma, sakın yanaşma, peki sen anlatıyor musun? Ben de anlatmıyorum. Peki adamın imanı gitmiş farkında mısın? Farkındayım. Peki bu kitabı okuyup kurtulsa ne mahsuru var? Diyorsun olmaz diyor adam. Adam şeytana teslim olmuş. Bende kurtarmayacağım, diyor. Onu kurtaracak kitaplara da onu yanaştırmayacağım, diyor ve batacak diyor. Münafığın tavrıdır bu.
‘Sual; Kafirlerin zemmi kötülenmesi hakkında yalnız iki iyi ayette iktifa edilmiştir’ mesela kafirlerle ile ilgili aleyhinde iki tane ayet var Kuran’da. Onları zemmeden bak bu çok manidar iki tane. ‘O iki ayetin hülasasıyla (özetiyle) münafıklar hakkında yapılan itnab (geniş açıklama, uzun açıklamanın) hikmeti nedir?’ diyor. Münafıklarla ilgili çok ayet var Kuran’da. Ama kâfirlerle ilgili iki ayet. Yalnızca iki ayette iktifa edilmiştir diyor. Çünkü kafir kurtulması mümkün olan bir şey, ona karşı düşman olunmuyor, ona karşı kurtarmaya çalışıyorsun şefkat gösteriyorsun. Adam açıkça söylüyor çünkü dürüst söylüyor ben dinsizim diyor Allah vermesin acınacak durumda zaten, ona yardım ediyorsun. Ama münafık ne diyor? Ben ehl-i sünnetim, çok titizim, takkem var sarığım var, cübbem var, hepsi var diyor hatta ehl-i tarikim ben diyor. Ben gece namazlarına kalkarım diyor, sizde diyor o yok bu yok şu yok. Bediüzzaman’a ne diyor değil mi, seksen doksan cihette ehl-i sünnetle alakan yok senin diyor. Sende ne var diyorsun? Bende hepsi var diyor maşaAllah. Var mı? Yok. Amacı ne? Şeytana hizmet etmek. Nitekim Risalei Nurları engelledikleri için birçok insanın Cehenneme gitmesine vesile oldu münafıklar. Hâlbuki o insanlar kurtulacaktı. Risalei Nur okumuş olsalardı, Allah’ın izniyle. Tabii takdir Allah’ın kaderi. Bediüzzaman; “Bunun sebebi şu, birincisi, düşman meşhur olduğu zaman daha zararlı olur, kandırıcı olursa daha habis olur.” Çünkü düşman meçhul gizli. Münafığı tespit etmek mümkün değil. Mesela dersin ki, “bu münafık”. Adam; “Sen deli misin? Takkesi var, tesbihi var. Ehli sünnetten bahsediyor. Gece gündüz namaz kılıyor. Bilakis sizi eleştiriyor. Nerden çıkardın” der. Anlaşılması zor. Ona dikkat çekiyor, Bediüzzaman. “Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur. Kandırıcı olursa daha habis olur” diyor. Habis yani kanser gibi. Aldatıcı olursa fesadı daha şedit, şiddetli olur. Dahili içeride olursa zararı daha azim olur” zaten içeride başlıyor münafık. Sonra dışarıya çıkıyor. “Çünkü dahili düşman kuvveti dağıtır. Cesareti azaltır. İçerideki düşman çok tehlikelidir” diyor, Bediüzzaman. “Kuvveti dağıtır, cesareti azaltır. Harici düşman ise bilakis asabiyeti şiddetlendirir, sağlamlığı arttırır” Kafir zaten düşman olarak bilinmiyor. Kafir kurtarılacak insan olarak biliniyor. Münafık düşman olarak bilinir. Sadece münafık. Şeytan ve münafıklar, nefis bunlar düşmandır. “Nifakın, münafığın cinayeti, suçu İslam üzerinde pek büyüktür. İslam alemini zelzeleye maruz bırakan nifaktır, münafıklıktır.” Yani İslam alemini münafıklar batırdı, diyor. Asıl batıran münafıklardır. Deccal batırdı gibi görünür ama, münafıklarla iş birliği ettiği için münafıklar batırıyor. Yani münafıkların etkisiyle asıl Deccal görevini görebiliyor. Münafıklar olmadan yapamayacak. “Bunun içindir ki Kuran-ı Azimüş Şan, İnşaAllah (Şanı büyük Kuran) ehli nifaka, münafıklara fazlaca teşniyat (ayıplamış) ve, takbiyatta (çirkin görmüştür)” Çok geniş açıklama yapılmıştır. Onun için biz münafıkları çok önemli görüyoruz. “Üçüncüsü, istihza (ince alay), düzen (ikiyüzlülük), hile (kisb), riya gibi kötü ahlaklar münafıkta var.” Yani silahı bunlar. Bakın, “istihza (ince alay) Mesela bir yazı yazıyor, bakıyorsun tam Müslüman gibi. Bir satırının arasında kahpeliği geçiyor. Alçaklığını oradan fark edemezsin. Yani çok ince dikkatle fark edilir. “İstihza (ince alay), düzen “mesela, çok ince düzen kurar. Ve Kuran’la ve hadisle kuruyor. Bunu da kurarken. Çok ince, çok özen gösteriyor. “İkiyüzlülük”; orada başka türlü görünür. Mesela der ki; “Ben Mahmut Hoca’yı seviyorum” der. Oraya gider der ki; “Ben sizi seviyorum” öbürüne der ki; “Öbür tarafı seviyorum” , öbür tarafa gider; “Nur talebelerini seviyorum”, bir başka tarafa gider; “Şeyh Nazım Hocamızın, onun tarafını seviyorum” der. “Hile”; müthiş hileci olur. Şeytan gibi, diyor Bediüzzaman. “Kisb (yalan) ve riya (gösteriş); gösteriş için yapar. “Gibi kötü ahlaklar,” münafıkta var. Kafirde çok düşük oluyor bu. Bunu açıklıyor. “Dördüncüsü; çoğunlukla münafıklar, şeytani bir zekaya sahiptirler” diyor. “Daha hilekar, daha desiseci, oyuncu olurlar. İşte bu durumda münafıklar hakkında iknab, sözü uzun anlatma yani tatvil-i kelam (uzun konuşma), aynı belagatte sözün yerinde söylenmesidir.” Yani hikmetle Cenab-ı Allah böyle yapmıştır, diyor. Çok önemli onun için münafıklar hakkında bol bol deliller veriyor, Cenab-ı Allah. Bize yapılan bütün olaylarda, mesela operasyonlarda şunlarda bunlarda hep münafıklar zemini hazırlamıştır. Hiç biz küfürden direk bir zarar görmedik. Hiç görmedik. Benim tutuklanmam, arkadaşlarımın tutuklanması, eziyet görmemiz, hepsinde zemin hazırlanmasında hep münafıklar hazırlamıştır, kökeni. Yani küfürden hiç olmaz. Deccal, münafıklar olmadan hiçbir şey yapamaz. Mesela Süfyan da münafıklar olmadan hiçbir şey yapamaz. Yani asıl kilit kitle orada münafıklardır. Onun için şeytanın en keskin ordusudur münafıklar. En şedit ordusudur. Bütün dikkatin münafıkların üzerine verilmesi gerekir. Küfür mesela, adam diyor, “ben Allah’a inanıyorum ama Peygamber (s.a.v.)’e inanmıyorum” diyor. Küfür içindedir ama mazlum, insan acıyor ona. Mazlum da demeyelim de yani şefkat duyarız, kurtarmak isteriz, söz dinler o ve onlardan direkt Müslümanlara o tip bir zarar gelmiyor, gelmez. Münafıklar organize eder, tahrik ederse onlar devreye girebilirler. Ama münafığa destek sağlar. Küfür destek sağlar. Fakat o, münafık olduğunu bilerek yapmaz onu. Kafir münafığı bilmez. Münafığı ilimde rasih olanlar bilir. Münafığın çok ince bir çizgisi vardır. Hatta Allah’ın dilemesiyle Peygamberler asıl bilirler. Allah’ın dilemesiyle veliler de bilirler; veli insanlar, alim insanlar da bilirler. Allah’ın dilediği kadar, inşaAllah. Yani alametlerden, Kuran’daki ayetlerden çıkarırlar, hadislerden çıkarırlar. Zaten bellidir alametleri onların.
“Ben Konya’dan Mehmet Emin, Hocam ben henüz on iki yaşındayken sizin kitaplarınızla tanıştım. Milli Görüş, dindar, muhafazakar bir ailenin evladı olmama rağmen o yıllarda sizin kitaplarınızı sanki yeniden Müslüman oluyor gibi aldım ve imanım çelikleşiyordu. Çok teşekkür ediyorum. Allah sizden razı olsun.” Allah’a şükrediyoruz biz tabii, insana olmaz. “Birkaç hafta önce güvendiğim bir arkadaşım, "Adnan Oktar Mehdiyet konusunda Abdülkadir Geylani’ye atfederek konuları anlatıyor" dedi. Bugüne kadar sizin söylediklerinize amenna ve saddakna dedim.” Abdülkadir Geylani tabii çok uzun övüyor Mehdi (a.s.)’yi, bayağı güzel. Fakat şu an vaktimiz yok. Abdülkadir Geylani de seyyidtir. Mehdi (a.s.)’yi müjdelemiştir. Hem de çok uzun ve güzel müjdelemiştir.
OKTAR BABUNA: Hazırladım aslında Hocam.
ADNAN OKTAR: Hazırsa oku.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Her kim ki bu zata erişirse artık Aziz ve Celil olan Allah’ın kapısından onu hiçbir engel alıkoyamaz.”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’ye erişirse, evet.
OKTAR BABUNA: “Mehdi (a.s.)’nin bayrağı indirilemez. Askeri mağlup edilemez, hakkı haykıran sesi susturulamaz. Tevhid kılıcı için bir hudut çizilemez. İhlâs adımları yürümekle yorulmaz. Hiçbir iş ona güç gelmez. Hiçbir kapı, önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz. Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açılır. O, Hakk Teâlâ’nın huzuruna varıncaya kadar hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez” diyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvelAllah, evelAllah. Ne deccal durdurabilir, ne süfyan durdurabilir, ne münafıklar durdurabilir, ne şeytan durdurabilir. Şeytanı ayağının altında dana gibi böğürtecektir. Dana gibi, evelAllah. Mübareği mesela hapse koyarlar. Yine durduramazsın. Onun için Mehdi (a.s.) çıktığında küfür dehşete düşecektir. Mehdi (a.s.) çıktı diye bilecektir, anlayacaktır. Şeytani bir içgüdüyle anlayacaklardır. Fakat tabii, “Mehdi (a.s.) çıktı da biz ondan korkuyoruz” demeyeceklerdir. Hissedip, mesela Firavun nasıl hissetti Musa (a.s.)’yı, deccaliyet de hissedecektir. Var gücüyle mücadele edecektir ama Mehdi (a.s.) ezip geçecektir.
SUNUCU 1: Bitirelim mi?
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
SUNUCU 1: Bizleri bugün 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Tv’den ve Kocaeli Tv’den izleyebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Bir ayet okuyayım o zaman. Ya Allah Bismillah. Herhangi bir sayfa açayım. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi.” (Enfal Suresi, 62). Münafıklar, küfür bütün gücüyle Mehdiyet’in üzerine saldırsa da Cenab-ı Allah ne diyor? “Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi.” “Ey Peygamber, sana ve seni izleyen mü'minlere Allah yeter” diyor Allah 64. ayette, Enfal Suresi’nde.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Allah'ın İsimleri
Devamı ...