SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya TV, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli TV, Adana Ceylan CRT TV ve Radyo, Art Uşak TV, Çorum Kanal 19, Uşak Egem TV, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Bingöl Fm 102. 0, Aksaray Radyo Star 94.0, haberhilal.com, haberaktüel.com, selamhaber.com, sekizsütun.com’dan canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Sizler de hoş geldiniz. Oktar Hocam neler var elinde?
OKTAR BABUNA:“Yüzyıldır böyle yağış görülmedi” diye haber var Hocam, Marmara Bölgesi’nde.
ADNAN OKTAR:O doğru, başka?
OKTAR BABUNA:Güncel haberler var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne? Oku, say sen onları.
OKTAR BABUNA:Okuyayım Hocam inşaAllah hemen. Diyanet’in türban ile açıklamaları var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne diyor Diyanet? Söyle, mesela o önemli.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam hemen söylüyorum. Birincisi diyor Ali Bardakoğlu başörtüsü ile ilgili olarak; “kadınların başlarını örtmesi, hem dinin ana kaynaklarının (Kuran ve sünnet) bir gereği hem de Müslümanların 14 asırdır ortak algılarının bir sonucu olarak dini bir vecibe olarak görüle gelmiştir. İkincisi, ancak bir kadının başını örtüp örtmemesi onun Müslümanlığa giriş şartı olarak hiçbir zaman algılanmamış sadece kendi dindarlığının bir tercihi olarak görülmüştür. Üçüncüsü,” diyor Ali Bardakoğlu; “hiç kimse başını örttüğü için bir hak mahrumiyetine ya da başını açtığı için bir incinmeye maruz kalmamalı. Karşılıklı hoşgörü içinde, bir özgürlük sorunu olarak ele alınabilinirse herhalde çözüme doğru noktadan başlanmış olur" diyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak baş örtüsü ile ilgili, şimdi bir arkadaş var hukukçu, bir açık oturum gibi bir şey yapmışlar konuşuyorlar; dün de vardı, evvelsi gün de vardı baş örtüsü ile ilgili. Asıl köken bakıyorum hanımlar, bayanlar işte beyler bir gün özgürlüklerinin elinden gideceğini ve sert muameleye, ters muameleye tabi olacakları şeklinde içlerinde bir tedirginlik var. Bunun kökeni Cübbeli mantığıdır. Yoksa Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ‘in dediğinin o sevecenliği, sevgi dolu ruhu, böyle sıcak tavrı, İslam’ın böyle engin güzelliği tam yansıtılmış olsa, böyle bir şey olmaz. Mesela kapalı hanımlarla bazen konuşuyorlar, çok sert ve konudan ayrı bir üslupla konuşuyor bazılar, öyle olmaz. Daha böyle sevecen, sevgi dolu, ılımlı olduğunu bütün milletimize karşı, herkese karşı içinde bir muhabbet olduğunu belirten üslup kullanmaları lazım, bir. İkincisi; din bilinmediği için, yani iki türlü din anlatılıyor. Bir Cübbeli mantığı var, bir de sahabe dönemi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanı var. İkisinin arasındaki fark tam bilinemediği için ajitasyon meydana geliyor, ajite oluyorlar.
Özetle Müslümanlar’ın güzel örnek tavırlar göstermesi çok hayati, elzem. Ama tabii kökeninde yine Darwinist, materyalist bir felsefe var, yani iki felsefenin, iki düşüncenin çatışması var. Çünkü başörtülü de benim için dindardır, baş örtüsüz de dindardır. Her ikisi de Müslüman’dır, inşaAllah. Seni dinliyorum Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Serdar Turgut yazısında Hocam Amerika’daki bir CIA’in gölge kuruluşu denen bir kuruluşun raporları hakkında bir açıklamada bulunmuş Hocam; “ Raporları çok önemli görülüyor” diyor “ bu kuruluşa göre raporda Türkiye 2050 yılına gelindiğinde dünya liderleri arasında olacak” demişler Amerika’nın bu gölge CIA kuruluşu.
ADNAN OKTAR: Liderleri?
OKTAR BABUNA:Liderleri arasında olacak diyor.
ADNAN OKTAR:Lider mi, liderleri mi?
OKTAR BABUNA:Liderleri demiş onlar, lider olacak, inşaAllah, evvelAllah.
ADNAN OKTAR:Lider olacak. -leri deyince sanki üç beş on tane var da, arasında bir taneymiş gibi oluyor. Olmaz, lider adı üstünde, bir tane olur.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Ama söylüyor onu da devamında zaten. “Türkiye İslam aleminin lideri olarak tarif ediliyormuş. ABD için geri sayımı Türkiye başlatacak” yazıyormuş. Yalnız şöyle bir şey demiş Serdar Turgut aynı yazıda; “Ben bu senaryoyu okuyunca ‘Vay be’ dedim” diyor. asıl önemlisi buna inanan çok önemli ve güçlü istihbarat örgütleri, devletler ve uluslararası şirketlerin var olduğudur. Gidişatın bu yönde olduğuna inanılırsa, gücünü kaybetmek istemeyen bazı ülkelerin şimdilerde Türkiye için düşündükleri daha da anlaşılır hale gelir” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet adam yatırım yapacaksa Türkiye’ye yapıyor. Türki devletlerine yapıyor, o anlamda diyor. Evet seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Ahmet Hakan bir yazı yazmış Hocam. Yazısının sonunda “Bir heveskârın yedi hevesidiyor, heveslerini yazmış. Birincisi diyor: “Müdavimi olduğum mekânda garsona ‘her zamankinden’ demeye heves ediyorum. İki: Pipo içmeye heves ediyorum. Üç: Çok azılı bir New York Giants taraftarı olmaya heves ediyorum. Dört: ‘Fragmanından Film Eleştirileri’ adlı bir kitap yazmaya heves ediyorum. Beş: Bir nevi ‘yaşlanma alameti’ olarak kabul edilse de motosiklete heves ediyorum. Altı: Etrafıma bir grup zıpır ve fırlama genç toplayıp aykırı bir dergi çıkarmaya heves ediyorum. Yedi: Müstear bir isimle ‘Kıyasıya mekân eleştirileri’ ana başlıklı yazılar yazmaya heves ediyorum” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Peki kim engellemiş onu? Aydın Doğan mı? Evet, başka.
OKTAR BABUNA:Bir haberde Hocam, Zeki Ceyhan Hocamız’ın yazdığı bir yazı var Hocam. Özür dilerim, önce Mete Çubukçu’ nun bir yazısı var; “İsrail Kabinesi geçtiğimiz günlerde bir tasarıyı onayladı” diyor. “Buna göre Yahudi olmayanlar, İsrail vatandaşlığına geçerken ve halihazırda vatandaş olanlar bir ‘bağlılık yemini’ edeceklermiş. 1.5-2 milyon İsrail vatandaşı da, Arap’tan (Filistinli) bu yemini etmek durumunda olacakmış.” Mete Çubukçu da şöyle bir benzetme yapmış, “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” demiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim eğer Müslümanlar İttihad-ı İslam’ı kabul etmezse, Türk-İslam Birliğini kabul etmezse; yavaş yavaş bu tip düşünceler, inançlar yerine oturmaya başlar. Adamlar, mesela ateist İsrail yöneticileri uzun vade içerisinde orada Filistinli istemiyorlar. Ne yapıyorlar? Adamları rahatsız ediyorlar. Yaşanamayacak bir ortam meydana getiriyor. Zaman zaman saldırıyorlar, parçalara bölüyorlar, hayatı zor hale getiriyorlar. Yurt dışını kolaylaştırıyorlar. Vatandaşlıktan çıkarmayı kolaylaştırıyorlar. Bu tip kanunlarla köşeye sıkıştırıyorlar. Bunlar uzun vadede netice verecek politikalardır. Bir süre sonra bakarsın adamlar erimiş gitmiş. Hakikaten de öyle, mesela daha önce Filistin’ in nüfusu çok yüksekti, yani Musevilere oranla %95’ di. Sonra %80 oldu, %70, 60, 50 aşağı indi indi 30’lara kadar, 20’lere kadar indi. Şimdi 10’lara doğru gidiyor, sonra 5’e gider, sonra sıfırlarlar. Bir azim, inanç kararlılığı olmadıktan sonra bu böyledir.
Biz Darwinizme karşı ilk faaliyetlerimizde dediler ki bize; “dünya çapında Darwinizmi siz nasıl yeneceksiniz, olacak iş mi bu? Bütün dünyayı kaplamış dediler.” Yok yaparız dedik. Bak uğraştık, uzun bir faaliyet döneminden sonra adamlar diz çöktü. Demek ki oluyormuş. Türk-İslam Birliği de böyledir, ittihad-ı İslam da böyledir. Bir kere bunun bir ideoloji olarak, inanç olarak, azimle kararlılık olarak ele alınması lazım. Ve o yönde sürekli bir politika izlenmesi gerekiyor. Onu yapmadığında adam senin Türkiye’den çıkartmaya kalkar. Mesela bak Türkiye’yi bölme yönünde politika var, adamlar onu ısrarla işliyor ve çok ciddi şekilde yol aldılar, kendi kafalarına göre, kendi düşüncelerine göre. Gerçi dönemeçte savrulacaklar o ayrı mesele de, çünkü hep böyledir. Mutlaka bir dönemeçte savrulurlar, çünkü önce Allah küfre müsaade eder, belirli bir dereceye kadar. Fakat sonra tam dönemeçte aniden savrulurlar, hak yoluna devam ederler, inşaAllah. Dolayısı ile Güneydoğu’da anti-komünist, anti-Darwinist bir politika izlenmediği için, tek taraflı orası gelişmeye devam ediyor. Karşı atak gerekiyor, karşı faaliyet gerekiyor. Bunun da resmi yapılması gerekiyor, yani amatör bir faaliyet ile pek netice alınmaz. Nasıl? Televizyon gerekiyor, radyo gerekiyor, gazete-dergi dağıtılması, hadi gazete-dergiden vazgeçtim, fakat radyo ve televizyon çok önemli. Amatör radyolar, televizyonlar olmaz, inşaAllah. Hepsinin kökeninde inanç yatıyor. Mesela diyorlar ki; “Türkiye 2050’de süper devlet olacak, lider olacaklar”. Ekonomik gücüyle mi? Hayır, inançla. Mesela İsrail de, İsrail parasal gücüyle Filistin’i ele geçirmediki, inanç ile ele geçirdi, inancı ile ele geçiriyor. Mesela karşı taraf; Filistinli kardeşlerimiz olsun, diğer ülkeler olsun, Filistin’in kurtuluşu için “savaş” diyor. Kardeşim Filistin’in kurtuluşu diyeceğine, İslam aleminin kurtuluşu desene, dilin mi kopar? İllaki Filistin. O zaman o bölgesel bir milliyetçilik şeklinde görülüyor, sadece kendi işinde gücünde gibi. Halbuki bütün dünyayı hedefleyen bir politika olması lazım. Filistin ile ilgili konuşmalar yapılırken sürekli İslam Birliği’nden bahsedilmesi, İttihad-ı İslam’dan bahsedilmesi lazım. Orada yapılan toplantılarda çok çok nadir duyuluyor İslam Birliği. Daha ziyade işte kahrolsun İsrail, işte niye zulüm yapıyorsunuz? O tarz. Adama zulüm niye yapıyorsun dediğinde, adam güler. Adamın inancı öyle, adam direkt ezmek istiyorum seni, var mı diyeceği diyor. Ve Musevileri de eziyorlar, bayağı eziyorlar. Hıristiyanları da eziyorlar. Çözüm yine Türk-İslam Birliği’dir. İslam Birliği olsun da başsız olsun diyorlar. Nasıl olacak o, olur mu öyle şey? Türkler liderdir. Türklerin liderliğinde bir Türk-İslam Birliği olacaktır. Olsa olurdu şu ana kadar, kimse yapamadı bunu, böyle bir şey olmuyor. Onun için Türkler’in liderliğinde olan bu birliğin adına Türk-İslam Birliği diyoruz, inşaAllah. Evet seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Zeki Ceyhan Hocamız Milli Gazete’de “Kervan yürüyor” başlıklı yazıda; Milli görüşün ve Saadet partisinin çok güçlü bir şekilde devam ettiğini. Ama bunun bazılarını çok kızdırdığını söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Aydın Doğanı mı kızdırmış?
OKTAR BABUNA:“Daha da karamsarlaşıyorlar. Daha da kabalaşıyorlar. Daha da ağızlarını bozuyorlar. Biz Rabbimize hamd ediyor ve yolumuza devam ediyoruz.” diyor.
ADNAN OKTAR:Zeki Ceyhan Hocam’a helal olsun. En başından beri hep Erbakan Hocam’dan yana tavır koydu değil mi o? Delikanlıymış Hocam maşaAllah, helal olsun. Hocam ile bir ara görüşelim, inşaAllah. Doğru yolda o, maşaAllah. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Orhan Bursalı Cumhuriyet Gazetesi’nde Hocam; “CHP bu ülkeyi yönetebilir mi?” diye başlık atmış. Başlıkta ; “ CHP ile ilgili hiç sonucu elde etmenin mümkün olmadığını” yazmış. Bir bölüm okuyayım mı Hocam, kısa bir bölüm?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“Biraz abartarak da olsa söylersek: CHP on yıllardır iktidara, devlete, üreticiye, sorunlarına yabancıdır! Sorunların ‘oldukça’ dışındadır, dışında kalmıştır. CHP’ye tık tık yapıyoruz, nasıl bir ses veriyor dersiniz? Bu sesleri dinleyince diyorum ki, CHP bugün iktidara gelse, 2 yılı boşa gider bu ülkenin! Acı söylemenin şimdi tam zamanıdır!” diye bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:CHP’ye laf yok. CHP önemli, CHP denge partisidir. CHP’nin güçlü olması lazım. Allah CHP’yi sebepsiz yaratmadı. MHP, CHP hepsini, yani Allah mükemmel bir denge kurmuş.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Mehmet Ali Birand da Posta Gazetesi’nde; “Ayıptır bu komplo teorilerini bırakalım” demiş ve Turgut Özal’ın ve Eşref Bitlis’in suikast sonucu öldüğünü söyleyen kişileri eleştirmiş. “bu oyunlara gelmeyeceğim, inanmayacağım” demiş
ADNAN OKTAR: Hangisiymiş oyun olan?
OKTAR BABUNA:Eşref Bitlis ve Turgut Özal’ın öldürüldüğü iddialarının doğru olmadığını söylemiş; “ ben nu oyunlara gelmem” demiş.
ADNAN OKTAR:Oyun?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR:Peki aksi oyun olamaz mı?
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani bu olayın örtbas edilmesi oyun olamaz mı?
OKTAR BABUNA:Tabii ki olur Hocam.
ADNAN OKTAR:O çok daha güçlü bir ihtimal. Tamam bu bir oyun olabilir, bu %1 ihtimal. Bu adamın dediği doğru, %1 ihtimal var. Ama %99 ihtimal de karşı oyun var, ona ne diyecek? Birde onu yazsın, yarın da onu yazsın, inşaAllah. Örtbas edilmesi çok vahim bir şeydir, bir cinayetin. O çok daha büyük bir oyun. Çünkü bu oyun bile olsa, bunda bir çıkar yok. Ama öbürü oyunsa, onda çok büyük bir çıkar var ve çok büyük bir olay var demektir. Yer yerinden oynar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir araştırma yapılmasının kimseye de bir zararı olmaz demiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii canım neden tedirgin oluyorlar ki?
OKTAR BABUNA:Özdemir İnce Hürriyet Gazetesi’nde Hocam yine Diyanet İşlerini eleştiren bir yazı yazmış. Başka yazarların da bu yönde yazıları var. Yazı başlığı; “Diyanet işleri hizaya; Ali Bardakoğlu bir derebeyi gibi kendine görev icat ediyor, üstüne vazife olmayan işlere karışıyor. Böyle şeyler laik bir devlette kesinlikle olmaz, ancak İslam devletinde olur” diye yazmış Hocam yazısında.
ADNAN OKTAR:Kardeşim işte özel faaliyetlerin, yani vakıfların faaliyetlerinin, şahsi faaliyetlerin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Mesela Ali Bardakoğlu tamam, devletin bir memuru. Bak bir açıklama yapıyorsun, çok makul bir açıklama ama adamlarda bin bir türlü laf çıkıyor. Biz faaliyet yapıyoruz, adamlar ne yapabiliyor, ne yapabilir? Hiçbir şey yapamaz, en fazla iftira atar, oyun oynamaya kalkar, ona da cevabını veririz. İnşaAllah.
Oktar Hocam bize yapılan olayları, bize yapılan mühendislik faaliyetlerini insanlar o kadar bilmiyorlar. Şimdi bir devlet memurunun hakikaten faaliyet yapması güçtür. Ama özgür bir insanın, bir ferdin yapması daha kolay, onun da çok yürekli ve delikanlı olması gerekiyor, yani bizim gibi. Mesela biz Darwinizm’e, materyalizme, komünizme, faşizme, iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı yoğun bir faaliyet yapınca, adamlar tabii boş durmadılar. Onlar da çok ciddi bir karşılık verdiler. 1999’da, bak devlet de kabul ediyor, 99’da iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün faaliyetlerinin en yoğun olduğu yıllardan birisidir, 99. Ve bize karşı da en yoğun faaliyetlerin yapıldığı yıldır. En pervasız, en delice, en gözü dönmüş faaliyetlerin yapıldığı yıldır. Bize o dönemde aramıza iki tane ajan provokatör soktular. Hatta o ajanlardan bir tanesi bize yapılan operasyondan bir gün önce Emniyete gitti, Organize Şube’de gitti görüştü ve bunu basın da yazdı. Biz farkına varamadık, adamlar farkına varmışlar. Biz sonra, yıllar sonra olayın hikmetini anladık. Nasıl bir oyun oynandığını yıllar sonra anladık. Mesela pervasızlığa bakın; adamlar içimizde, samimi, normal arkadaşım, kardeşim zannediyordum, adam ajan pravokatör. Yardımcı oluyoruz kardeşimiz diye, koruyup kolluyoruz. Böyle iki kişiyi görevlendirmişler ama buna rağmen yine ellerine yüzlerine bulaştırdılar, yine beceremediler. Ben polisimizi tenzih ediyorum ama polisin içerisindeki iddia edilen Ergenekon Örgütü üyeleri, bize karşı müthiş komplolar ve oyunlar hazırladılar. Daha önce de kokain komplosu yapmışlardı, yine polisin içerisinde. Polisi tenzih ederim ama onlar da yine iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesiydi ve akıl almaz bir pervasızlıkla oyunlarına devam ettiler. Şu anda da oyunlarına devam ediyorlar, şu anda da yatışmış değil. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı biliyorsunuz şu aralar bir sakinlik var. Daha sakin bir ortam var. Operasyonların bütün şiddetiyle, bütün hızıyla ve süratle devam ettirilmesi lazım. Hiç kimseden yılmadan, hiç kimsenin sözüne bakılmadan neticelendirilmesi gerekiyor.
Mesela o devirde senin annen-babanla, biz bunlarla çok iyiydik. Yıllardan beri tanırım ben senin babanı. Konferanslara gönderirdim, biliyorsun. Bizi öve öve bitiremezdi, beni de öve öve bitiremiyordu. Fakat iddia edilen Ergenekon Örgütü baktı, nasıl faaliyet yapabiliriz? “En iyisi ailelerden yaklaşalım” dediler. Gittiler onlara musallat oldular, onların haberi de yok, onları ayaklandırdılar. Bir kısım basını ayaklandırdılar. Baronu ayaklandırdılar ve kendilerince bizi köşeye sıkıştırmaya kalktılar. Ne oldu? Yine aslanlar gibi devam ediyoruz, ederiz de yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:EvelAllah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Fakat yani ajan provokatör kullanılması çok acayip bir olay. Bu ajan provokatörün bize yapılan operasyondan bir gün önce gidip bilgi vermesi ve hazırlıklar tamam, anlamında bilgilendirilmesi ve arkasından da operasyon yapılması, tabii insanı düşündürüyor. Şimdi operasyon yapılıyor ama operasyondan değişik bir şey oldu yani. Ben ortada olan bir insanım, tanınıyorum, biliniyorum, evimiz ortada, herkes ortada. Mesela bize telefon etseler, biz gideriz veyahut polis kapıya gelse, “buyurun Hocam” dese, biz gideriz. Ama bize çelik yelekle, kafalarında çelik kask bulunan, tam otomatik tüfekli, tam donanımlı polis müfrezesi gönderdiler. Bir de bir gün öncesinden, bak o ajan provokatörün görüşmesi günü, “aşağıda, en aşağıda bir olay oldu, sizin evin bahçesinde biz arama yapacağız” dedi polis. Tabii, buyurun, istediğiniz gibi arayın, buyurun, dedik. Dediler ki; “bu bahçede gizli kamera falan var mı?” Yani “bahçenin içini gözetleyen, bahçedeki herhangi bir olayı tespit eden kamera var mı?” Bizdeki açık kamera, gizli değil, aleni kamera. “Bahçe kamerası var mı?” dediler. Aşağıda var, yukarıda da var, monitörden de görüyoruz dedik. “Monitördekini banda alıyor musunuz, video banda alıyor musunuz, tespit ediyor musunuz?” dediler. Yok, dedik. “Biz inanmayız, bir gidip bakacağız” dediler. Tamam, buyurun, dedik, gidip baktılar, videoya alınmadığını gördüler. Videoya almıyoruz, dedik. Kameralar da, aşağıdaki kameralar var dedik. Meşru, makul yani ne olur ne olmaz diye, aşağıda da, yukarıda da var, dedik. “Tamam” dediler ama bütün bahçeyi bir araştırdılar. Kardeşim meğer aşağıda bir olay yokmuş. Sadece bahçenin durumunu tespit için gelmişler, yani bir operasyon öncesinde. Kardeşim bu kadar hazırlığa ne gerek var? Canım ciğerim kardeşim, beni çağırın geleyim. Sonra ertesi gün bize telefonlar geliyor. “Hocam kapımızı kırıp içeri girdi polis” dediler. Hadi gözünüz aydın, dedim, Ceddin deden, Neslin baban falan artık. Allah mübarek etsin dedim, güzel olay. Bir kapı daha kırıldı dediler oradan. Bize de gelsinler dedik, bir de güzel hazırlandık artık, üstümüzü başımızı hazırladık, böyle biz de gideceğiz diye. Polis geldi evin kapısına, biz görüyoruz kameradan, gelmiyorlar, durdular orada, ana giriş kapısında. Ben ajan provokatör olan kişilere dedim ki daha önce; Allah vermesin bir zor olsa, herhangi bir dış saldırı olsa, eğer zorda kalırsak buradan aşağıdan da inebiliriz, demiştim. Evin aşağısından inebiliriz, demiştim. Onu götürüp yetiştirmişler ilgili yere, anladığım kadarıyla. Kardeşim, evin aşağı bahçesi, polisin arama yaptığı bahçeye tam donanımlı, otomatik tüfekli, çok fazla keskin nişancı polisi ağaçlara doldurmuşlar, ağaçlara.
OKTAR BABUNA: Lazerli tüfekli.
ADNAN OKTAR: Lazerli tüfekli. Kardeşim meydan savaşı mı var, ne oluyor? Nihayetinde ben yazar bir insanım, garibanın tekiyim. Allah’ın herhangi bir kuluyum yani. Benim silahla, pusatla da bir işim olmaz. Karınca ezmez adamım ben, ne yapacağım polise? Canım gibi sevdiğim insanlar. “Hadi gel, gidiyoruz” dese, gideriz. Çaka çaka polis. Benim aşağıdan kaçacağımı düşünmüşler, beklemişler aşağıda. Kardeşim peki bir olay olduğunda, nasıl bir olay olacaktı da kameranın onu tespit etmesini istemediniz siz? Niye bundan bu kadar tedirgin oldunuz? Ve evde kamera olduğunu size kim bildirdi? Ajan provokatör mü bildirdi. Aşağıdan ineceğimi ajan provokatör mü bildirdi? Niye iniyim, ne zorum yani? Suçlu değilim, bir şey değilim, niye kaçacağım yani, değil m? Bekledik, bekledik, bekledik, bir buçuk saat bekledik, inmedi polis, kapıda beklediler. Gittiler komşunun köpeğini vurdular, polis. Havlıyor diye sinirlenmiş, hayvanın kafasına sıktılar. Tabii, orada çekti vurdular. Çok acayip gergindi polis. Havlıyor diye çekti vurdu polis köpeği. Silah sesi geldi zaten. Bir süre sonra bir geldi, hiç abartmıyorum uzay kıyafeti gibi bir kıyafet giymiş polis böyle. Çelikten silindir gibi bir şey kafasında. Biz güya kurşun sıkacağız polise, böylece polis ölmeyecek yani, kurşun sekecek. Çelik miğfer, bir de kurşun geçirmez camlı, ben hiç görmedim öyle bir şey. O tarz polisler geldi. Buyurun, canım ciğerim, Hocam, buyurun, hoş geldiniz falan dedik. Neyse kafasından o kaskını çıkarttı, içeri geldiler falan, oturdular. Orada da bir süre bekledik, bayağı bir bekledik. Sonra polis minibüsüne, “Hocam buyurun” dediler. Hep beraber yol almaya başladık. “Hocam şimdi seni götürüyoruz” dedi polis, “deprem olacak.” “Allah-u alem deprem olur, seni götürürsek” dediler. Ama net, bütün polislerin içinde söyledi adam. Sonra emniyete gittik, hakikaten tam üstüm örtüleceği vakit deprem başladı zangır zangır. Adam kilitleyemedi, durdu, kaldı böyle.
OKTAR BABUNA: 12 Kasım depremiydi.
ADNAN OKTAR: 12 Kasım depremi oldu, evet. Sonra polisler dediler ki; “Hocam seni buraya getirdik, biz söyledik zaten deprem olacak diye, deprem oldu” dediler. Hepsi şahit polislerin, tamamı şahit oradakilerin.
OKTAR BABUNA: Bizim arkadaşlar da vardı orada duyanlar.
ADNAN OKTAR: Öyle, onların inancı öyle, öyle söylediler. Polis dedi ki; “Hocam sakın dışarıda basına demeç vermeyeceksin” dedi. Tamam, basına ben niye demeç vereyim ki, dedim. Gazeteciler soru sordu, ben, memur arkadaş bir şey söylemeyin diyor, siz detay istiyorsunuz, olmaz böyle dedik.
Özetle olay bana biraz acayip geldi. Bir gün önce neden ajan provokatör gitti ve keskin nişancılar niçin dolduruldu? Neden aşağı bahçeden benim inmem beklendi. Bak bir de polis demiş ki, çok önemli bir şey daha var, bahçeyi gezdiren arkadaşa; “bu kocaman bahçe bu, çok geniş bahçe, burada ruhsatlı silah değil de, ruhsatsız silah gerekir burada” demiş. Kardeşim, biz ruhsatsız silahla falan biz ne yapacağız, eşkıya mıyız biz, ne işim var silahla? Bir tek çocukluğumda mantar tabancam vardı, o kadar. Başka bende silah milah, öyle bir şey olmaz. Bir de o kadar geniş teşkilata ne gerek var? Bütün araziyi sarmaya, bilmem neye falan, tam otomatik silahlar falan. PKK’ya karşı eylemde bile böyle bir şey olmuyor. PKK’da bile Mehmetçik şehit oluyor, açık kafası gidiyor. PKK’ya bile yapılmıyor bu, ne oluyor? Ağaçların üzeri, köşe noktalar falan, dönüş yerleri falan, tamamı polis dolu. Ne var bu kadar? Beş, altı, on kişi falan var en fazla evde. O biraz acayip tabii. Sonra başladı; biz daha Emniyetteyken, ifade verirken yayın başladı. Aydın Bey’in televizyonlarında sağolsun yayınlar başladı.
OKTAR BABUNA: Tuncay Özkan vardı.
ADNAN OKTAR: Tuncay Özkan o zamanlar. Sonra Adil Serdar Saçan, Tuncay Özkan, her ikisi de iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne üye olmak suçuyla tutuklandılar ve yargılandılar ve halen de yargılanmaya devam ediyorlar. Gerçi sonra biri bırakıldı.
OKTAR BABUNA: Adil Serdar Saçan bırakıldı, diğeri tutuklu hala.
ADNAN OKTAR: Ve iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi olup, bizimle uğraşan birçok kişi şu an içeride, tutuklu. Ben iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir numaralı hedefi olarak listede varım, bir numaralı hedef olarak. Adnan Oktar, bir numaralı hedef. Çok fazla kişinin bu konuda görevli olduğunu da gördük, anlattıklarını da gördük.
Şimdi bu konular, yani şöyle dikkatlice bakıldığında biraz acayip görünüyor. Çok dikkat çekici görünüyor. Yani yalancı şahitler bulmalar, şunlar bunlar falan önü arkası gelmiyor. Ama Allah her seferinde ayaklarına dolandırıyor, maşaAllah. Mahkememiz de sağolsun, hakimimiz iyi insan, maşaAllah. O da, mahkeme sonucunda biliyorsun bize üçer yıl ceza verdi. Kız arkadaşlarıma da, bana da çete yöneticisi olmaktan, ellerine sağlık. Ama işin ilginç yanı hangi maddeden yargılandığımızı bize mahkeme söylemedi. Ben böyle ilk defa görüyorum böyle bir şey. Bir insan yargılanırken hangi maddeden yargılandığını bilir, biz bilmedik. Efendim biz hangi davadan yargılanıyoruz, bunu rica etsek söyler misiniz, dedik mahkemeye, istirham ettik. Yok, söylemedi mahkeme. Savunma yapabilir miyiz efendim, dedik sonra; “yok, ona da müsaade etmiyorum” dedi. Allah razı olsun, teşekkür ederiz dedik. İkişer yıl ceza verdi, bir yıl da üzerine ilave etti. Efendim, elinize sağlık, teşekkür ederiz dedik. Ama gerekçede baktım, hangi sebepten bana bir yıl ceza artırıldığını göremedim. Yok, yazmıyor. “Bir yıl ilave ceza verdim” diyor. Allah razı olsun, teşekkür ederiz, dedik. Mahkemeye dedik ki; efendim bakın Yargıtay kararsız kaldı. 4422’den dava bozuldu, 313 mü, 220 mi, karar veremedi Yargıtay. Yargıtay mahkemeye bıraktı, "siz karar verin" dedi. Mahkeme de tespit edemediğine göre, o zaman siz Yargıtay’a gönderin, dedik. Yargıtay Başsavcılığı dosyayı istedi mahkemeden.
OKTAR BABUNA: Acil olarak istedi.
ADNAN OKTAR: Acil olarak istedi. “Biz Ceza Genel Kurulu’nda hangi maddeden yargılanması gerektiğine karar vereceğiz” dediler. Çünkü normalde bizim 313’den yargılanmamız gerektiğine dair Yargıtay ictihadları var. 4422 ağır bir madde, o bozulduğunda sanığın lehine olan maddenin olması gerekiyor. Sanığın lehine olan, bizim lehimize olan 313. Biz 220’den yargılandığımızı anladık sonradan. Mahkeme, Yargıtay Başsavcılığı’nın talebine rağmen bir yıl dosyayı göndermedi ve cezayı verdi. Cezayı verdikten sonra dosyayı gönderdi. Ve hangi maddeden olduğuna Yargıtay karar vermeden, mahkeme de bize bu kararı açıklamada kararı verdi. “Ne diyorsunuz?” denilse, ellerine sağlık, Allah razı olsun, çünkü her kararı veren Allah’tır. Teşekkür ediyoruz, sağolsun, var olsunlar. Fakat mahkememizin savcısı dedi ki, mahkemenin genel durumunu bir değerlendirdi. “Bu arkadaşlar, bu kişiler,” toplam mesela on kişilik bir ekip, tek bir tane dosya var. Deliller hepsinin aynı, hepsi birbirinin aynı, tamamının aynı. Benimle ilgili iddianın delilleri de aynı, başka kişilerinin de aynı. Arkadaşlarımızın bir kısmını, beş kişi kadar kişiyi, “bunlar” dedi mahkeme, “hiçbir suç işlememişlerdir. Dosyada baktığımızda aleyhlerinde bir delil yok.” Haklarında iddia da bulunan kişiler, haklarında şikayette bulunan kişiler de şikayetlerini geri almışlar. Kendi gönülleriyle, samimi olarak geri almışlar. “O yüzden bu da geçersizdir” dedi. Onların verdiği ifadeler de geçersizdir. “Ayrıca poliste alınan ifadelerde de kanuni olmadığı için, yani yanlarında avukat olmadığı için ve işkence ile alındığı için bu yönden de geçersizdir” dedi mahkeme ve “bu çocuklara biz beraat veriyoruz” dedi, arkadaşlarıma. “Şimdi sıra sana geldi” dediler. Aynı ama, aynı ekipteyiz. Bu dosyadaki deliller, biraz evvel “geçersizdir, burada delil yok” derken, “siz de geçerli burada” dedi mahkeme. Aynı konuda, aynı delil, aynı konumda olmanıza rağmen, “geçerli” dedi. Peki, efendim, şahitlerin konumu nedir, dedik. “Şahitlerin konumu da geçerlidir” dedi. Şöyle geçerli; “çünkü siz şahitleri tehdit ettiniz, şantaj yaptınız, adamlar da geldiler, ifadelerini geri aldılar” dedi. Efendim aynı arkadaşlara, şu an aynısına beraat verdiniz, geçersizdir bu ifadeler dediniz, dedik. Şantaj da yok, tehdit de yok, kendi gönülleriyle bunlar ifade vermişler diyorsunuz. Ama şu anda da şantajla diyorsunuz. Aynı ekibe, aynı kişilere daha değişik söylüyorsunuz, dedik. Mahkemenin takdiri. Tamam, Allah razı olsun, teşekkür ediyoruz. O bir. “Daha öncekilere beraat verdiğiniz için” dedi savcı, “bu kişilere de beraat vermelisiniz, aynı konumdalar” dedi, “arada fark yok. Her yönden birbirleriyle aynılar” dedi. “Ayrıca siz kendiniz söylediniz, polis ifadeleri geçersizdir diye. Burada polis ifadelerini geçerli kılıyorsunuz” dedi mahkemeye. “Polis ifadesi geçersizse bunlara da geçersiz olması lazım. Aynı durumdalar” dedi. “Burada nasıl geçerli olur?” dedi. “Dolayısıyla hepsine beraat vermeniz gerekir” dedi savcı. “Yok” dedi mahkeme, “ben ceza veriyorum, bir yıl da ilave ettiriyorum” dedi. Allah razı olsun, teşekkür ederiz dedik. Sonra Yargıtay’a gitti. Yargıtay bozdu da bozdu. Şu nedenden, şu nedenden, şu nedenden, şu nedenden, saydırdı böyle Yargıtay. Birçok nedenden bozdu, geri gönderdi. Bu mahkumiyetimizden önce de senin baban sağolsun var olsun, bir toplantı yapmıştı, karar açıklanmadan önce. Kimler vardı toplantıda?
OKTAR BABUNA: Cemil Çiçek vardı, Ali Coşkun vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Adalet Bakanı’ydı. Bunlar birbirlerini tanıyorlar. Ali Coşkun ve Cemil Çiçek. O zaman Adalet Bakanı’ydı. Baban ne diye rica etti Cemil Çiçek’ten, Adalet Bakanı iken?
OKTAR BABUNA: Mahkemede size mahkumiyet çıkmasını Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İstirham etti. Aracı olmasını, mahkemeye telkinde bulunmasını, evet. Biz tabii “Cemil Çiçek gitti mahkemeye telkinde bulundu, telefon açtı, baskı yaptı” falan demiyoruz, fakat bu olay oldu. Böyle bir olay oldu, yani baban görüştü. O hakimi de oraya atayan yine Cemil Çiçek’tir. Çünkü bizim kendi hakimimiz vardı, devam ediyordu, birden bire değişti ve o hakim geldi, aniden. Ama normal, yani Adalet Bakanı olduğu için tabiki atayacak, kim atayacak başka?
OKTAR BABUNA:Sizin mahkemenizdeki eski hakim beraat çıkması yönünde mütalaa vermişti Hocam, bir suç olmadığına dair.
ADNAN OKTAR: Evet, bir evvelki hakim “bu dosyada hiçbir şey yok” dedi. Verdiği mütalaada, sonradan aldığımız mütalaada “hiçbir şey yok” dedi. Hakikaten beraata gidiyordu zaten. Ama sonra da kendisi de mütalaa verdi. “Dosya bomboş, bunun hakkı beraat” dedi. Yani mütalaası öyle, kendi kanaati öyle. Sağolsun var olsun, çok efendi, iyi bir insandır Mahkeme Başkanı Salih Öztürk Beyefendi. O, “ben öyle düşünmüyorum” dedi, bastı cezayı. Ellerine sağlık, teşekkür ediyoruz ama Yargıtay da bozdu. Böyle uzun, geniş bir serüven oldu olaylar.
Ama o dönemde Sadettin Tantan Beyefendi, biz gözaltındayken, çıktı basına, “Adnan Hoca PKK’dan daha tehlikeli” dedi. Allah Allah, ben ilk defa duyuyorum, PKK’dan daha tehlikeli. Bu kime denir böyle bir şey, PKK’dan daha tehlikeli? “Abdullah Öcalan’dan daha tehlikeli” dedi, basına. Şimdi kardeşim, sürmanşet gazetelerde bu çıktı, bakanın bu açıklaması. Şimdi, tutuklama da kanunen aranan bir gerekçe var, infial. Şimdi bu söz, tam infial meydana getirecek bir söz, çok acayip. Ben içeride gözaltındayım, “PKK’dan daha tehlikeli.” Çok vahim bir ifade.
Hâkim karşısına çıktık. Hâkim dedi ki; “anlat oğlum ne diyorsun bu şeye?” Neye efendim, konuyu söylerseniz ben cevap vereyim, dedim. Bak hâkimin verdiği cevap şu; “haklısın oğlum” dedi. “Haklısın oğlum ne diyeyim?” dedi. Söyleyin ben cevap vereceğim, dedim. “Haklısın” dedi.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Ama tutuklamak zorundayım” dedi, infial var çünkü. Efendim rahat olun, tabii ki sizin gönlününüz çok müsterih olsun, ben rencide olmam, rahatsız da olmam. Tutuklayabilirsiniz bir mahsuru yok, benim açımdan tedirgin olacağım bir şey yok, dedim. Çok kibar, nezaketli bir hâkim, adam üç kere söyledi. “Tutuklamak zorundayım, anlıyorsunuz.” Üç kere. Ben de üç kerede hiçbir mahsuru yok, dedim. Buyurun, hiçbir mahsuru olmaz” dedim. Sonra bizim serüven başladı, olaylar başladı. Kardeşim PKK’dan daha tehlikeli. Peki iddia edilen Ergenekon Örgütü yazışmalarında ne diyorlar Tantan’la ilgili?
OKTAR BABUNA: Biz diyorlar, “Adnan Akfırat’la, Ümit Sayın arasındaki msn yazışmaları,” dosyada var Hocam bu inşaAllah. “Biz Tantan’a istediğimizi yaptırabiliyoruz.”
ADNAN OKTAR: Bakın iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün mensupları kendi aralarındaki konuşmalarında, o zamanın İç İşleri Bakanı olan Sadettin Tantan’a talimat verdiklerinde, herhangi bir konuda talimat verdiklerinde, istediğini yaptırabildiğini söylüyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR:Ben de o zaman iddia edilen Ergenekon Örgütünün bir numaralı düşman hedefiyim, beni düşman olarak ilan etmişler, bir numaralı.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi insanın aklına çok acayip şeyler geliyor. Nereden esti kafana öyle oturup Abdullah Öcalan’dan daha şedittir, işte PKK’dan daha tehlikelidir falan. Bir de, yani bir sen kendine bak Tantan Efendi, bir de bana bak. Sen ne yapmışsın komünizme karşı? Darwinizm’e karşı ne yapmışsın, PKK’ya karşı ne faaliyetin olmuş senin. Nutuktan başka ne faaliyetin olmuş.
OKTAR BABUNA: Hiç Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani Darwinizm’le ilgili bir kitap mı yazmışsın? Anti-komünist bir çalışmamı yapmışsın. Yaptığın neydi? Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin konumunu çok zor duruma getirecek bir kanunun çıkmasına ön ayak oldu o zamanlar, Çin’le anlaşma yaptı. komünist Çin’le. Oradaki Müslüman kardeşlerimizin, dindar kardeşlerimizin mağdur olmasına sebep olacak bir maddeye imza attı. İmam Hatip mezunlarının polis olmasını engelleyen maddeye imzasını attı, yani bu kanunun çıkmasına ön, ayak oldu. Genelevlerle ilgili bir madde vardı, şimdi söylemeyeyim burada yakışık almaz. Onunla ilgili bir faaliyette hizmeti oldu.
OKTAR BABUNA: Evet, Hocam oldu.
ADNAN OKTAR: O yönde çalışması oldu, yani genelevlerde bir çap genişletmesi yaptı. Ondan sonra başka da faaliyetleri var, inşaAllah. Fakat komünizme karşı, PKK’ya karşı ilmi hiçbir faaliyeti olmayan adamın oturup bana böyle akıl vermeye kalkması, böyle bir üslup kullanması; üstelik ben tutukluyken böyle bir üslup kullanması.
OKTAR BABUNA: Daha tutuklu değildiniz, gözaltındaydınız. İki gün, üç gün, üçüncü gün söyledi.
ADNAN OKTAR: Evet, evet gözaltındayken böyle bir şeye tevessül etmesi çok gayret verici ve çok ibret vericidir. PKK kim, ben kim. PKK’nın en büyük düşmanıyım ben, PKK da en büyük düşman beni ilan etmiş durumda ve çok ciddi çatışma halindeyiz. İlmi, bilimsel, yoğun anti-komünist faaliyet yapıyorum, anti- Stalinist çalışma yapıyorum. Bölücülüğe karşı yoğun bir çalışma yapıyorum. Nasıl ben PKK’dan daha tehlikeli oluyorum o zaman? Senin etin ne, budun ne? Sen ne yapmışsın, ben ne yapmışım. Sonradan bunu apar topar aldılar tabii İç İşleri Bakanlığı’ndan. Yani Mesut Bey bu görevini yaptıktan sonra, bunun zaten kalmasının anlamı kalmadı görevde, işini yaptıktan sonra bunu görevinden aldılar. Sonraki İç İşleri Bakanı, tabii halim selim bir insandı, daha özenliydi. Yani o şeyi bildiği için, yine bizim evimizde bir arama yapılması gerekiyordu. Polisi, mesela bu sefer bunu tembihlemişler, Adil Serdar Saçan’ı, öyle acayip hareketler yapacak hali kalmamıştı. Mesela polis acayip nezaketli geldi. Yanlarında kamera var, “her konuşmayı, her şeyi bakan kameraya alacaksınız” demiş. Yani “orada öyle keyfi hareketler istemiyorum” demiş. Her konuşmayı, her hareketi kameraya aldıkları için tabii, çok nezaketli konuşmak durumunda kaldılar. “Hocam nasılsınız, teşekkür ederiz” falan. Biz de onlara nezaketliydik. Evde arama yaptılar, her zaman olduğu gibi yine aklandık, tertemiz ev, hiçbir şey yok. Derlenip toparlanıp beraber gittiler. Aklına estikçe oraları arama yapıyordu Adil Serdar Saçan, ne arıyorsa? Hazine mi arıyor, ne arıyor ben anlamıyorum yani, maşaAllah. Hayır arasın kardeşim, gönlü rahatlasın, biz aramalarından rahatsız değiliz ama nezaketine uysun. Bak, Bakan söylemese yine aynı kabalığı yapacaklardı demek ki. Bari tankla gelin kardeşim, sen ne yapıyorsun? Otomatik tüfeklerle bilmem ne, ordu gibi polis. Bu kadar şeye ne gerek var? Biz on kişi, on tane insan. Gayet seçkin, hepsi üniversite mezunu, efendim, birkaç yabancı dil bilen, kolej mezunu, çok nezaketli, efendi, seçkin, kaliteli çocuklar. Polise sadık, devlete sadık, devleti koruyan, polisi koruyan, askerin yanında, bölücülüğe karşı muazzam faaliyet yapan, vatanın birliği beraberliği için canını ortaya koyan, biz iki tane şehit verdik, biz söylemiyoruz. Tabii biz PKK’ya karşı mücadele de iki tane şehidimiz var. Kim? Ben şimdi, şu an söylüyorum. Yani böyle şeylere ben gerek bile duymuyorum. Gazimiz var, PKK’yla çatışmada gazimiz var bizim. Tabii. Fakat Tantan’ın bu üslubu çok manidar ve çok hayret vericidir. Bütün bunlara rağmen üstümüzdeki baskı kalkmış da değil ayrıca. Yani adamlar oyundan oyuna geçiyorlar, şekilden şekle, pozisyondan pozisyona geçiyorlar. Sinek avlar gibi işin yoksa onlarla uğraş. Yani biz kitap yazıyoruz, CD hazırlıyoruz, konferanslar veriyoruz, adamlar at sineği gibi musallat, münafıklar. Daha hala onlarla uğraşıyoruz. Biri gidiyor, biri geliyor, biri gidiyor, biri geliyor. Ne oluyor; sevap alıyoruz. Sevabın da başka yolu yoktur Oktar Efendi.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, inşaAllah Hocam, elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yiğit, namıyla anılır derler, anlaşıldı mı? Yoksa ne namımız olurdu, ne destanımız olurdu, ne şanımız olurdu, inşaAllah. Hz. Ali (r.a.)’yi on yedi yerinden yaradılar, bak daha hala bilinir, 1400 seneden beri bilinir. Delikanlılığın alametidir.
OKTAR BABUNA:Eze eze geldiniz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. Ali (r.a.) bir yerinden yaralansa, o kadar namı olmazdı. Ama on yedi yerinden yaralanınca, delikanlı bak on yedi yerinden yara aldığı halde dimdik ayaktaydı Hz. Ali (r.a.), devrilmedi yani. Bize de beş yüzer beş yüzer gelsinler, alayına böyle efendim en kral olanı gelsin, yine hukukla, kanunla, akılla, fikirle, ilimle, sevgiyle çökertiriz.
OKTAR BABUNA:Eze eze geldiniz Hocam, otuz sene, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah, evvelAllah, evvelAllah. Hıncal Uluç; “bravo Tantan, yüzlerce bravo” diyor, o zamanki haberi. Vay tombul Hıncal vay. Bu ne hınç Hıncal? O zamanki gazete haberi, görüyor musun? Göster bakayım. Başlığı göster, başlığa zum yap. “Bravo Tantan”, bize yapılan o operasyondan sonra ertesi günkü haberi, inşaAllah. Efendim, “Tansu Çiller Başbakan iken kulaklara Mert Çiller de Adnan Hocacı haberi fısıldandı. Derhal köşemde Tansu Çiller’e sordum o zamanlar, çok yakın arkadaştık. Çiller’in hemen yanıtlayacağını bekliyordum, sesi çıkmadı. Bir daha sordum, bu defa yanıt Çiller’in yakın çevresinden geldi. Boşuna sorma yanıt gelmez. Çünkü Mert Çiller gerçekten Adnan Hocacı. Israr ettim, bir daha sordum, Çiller yakasında yine sessizlik. Cevap yine Adnan Hocacılar’dan geldi.” falan işte. Böyle kendince ortalığı karıştıracak. İşte şunun oğlu da onlarda, bunun oğlu da onlarda, sen de mi olacak? Tabii bizde olacak, inşaAllah. Senin yanına gelirlerse Allah esirgesin, ne olacakları malum. Bizim yanımıza gelirlerse ilmi artar, fenni artar, bilgisi artar. Şimdi ne oluyor? Gelmesine gerek yok, televizyonlardan anlatıyoruz, radyolardan anlatıyoruz, kitaplarımızdan anlatıyoruz, anlatıyoruz demek ki. Bizde ilim, irfan var, orada ne var Hıncal’da? Neyse şimdi anlatmayayım yani. Hıncal dede bir ara boynunu sakatlamıştı, başka yerleri de sakatlanmış durumda. Onun etkisiyle böyle konuşuyor. Baksana, bak diyor ki; “Tantan’a çağrı. Sevgili Tantan” diyor. O da nesiyse? Fakat diyor ki; “sizin tuttuklarınızı mahkeme serbest bırakacak, böylece adamlar aklanacak. Söylenecek söz de kalmayacak, bunu da iyi bilesiniz” diyor. Sonunda da bunu açıklamış. Bak, “sizin tuttuklularınızı mahkeme serbest bırakacak, böylece adamlar aklanacak, söylenecek söz de kalmayacak, bunu da iyi bilesiniz” diyor. Evet, gittiler bir de, neyse onun başka olayları da var, şimdi anlatmak istemiyorum.
Evet, yani biz anlattıklarımız olayların çok sathi yönleri. Yani bizimle iddia edilen Ergenekon Örgütü şu an deliler gibi uğraşıyor. Biz de aslan gibi, delikanlıca karşılık veriyoruz, göğüs göğse ve ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Hodri meydan diyoruz, ellerinden geleni artlarına koymasınlar. Ama ben devletimizin de iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı operasyonları hızlandırmasını, güçlendirmesini istirham ediyorum. Böyle iddia edilen Ergenekon Örgütü gibi alçak takımına karşı eğer seri hareket edilemezse; bunlar çok acımazsız ve çok aşağılık adamlar, yarın bir gün bambaşka bir şey yapmaya kalkabilirler. Yani aman verilmemesi lazım, inşaAllah. Tabii kanun ve hukuk ölçüleri içerisinde, nefes aldırılmaması lazım çünkü çok güzel gidiyor. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti bir avuç it kopuğa yıktırtmayız, böldürtmeyiz, bunu bilecekler, inşaAllah.
Ne yapalım? Ara mı vereceğiz? Bir dakikamız var.
Evet, Cenab-ı Allah diyor ki: “Biz onları az bir şey” yani küfrü, delaleti ve münafıkları. “Biz onları az (bir şey ve zaman) olarak metalandırıp yararlandırırız, sonra onları ağır bir azaba katlandırırız.” Yani “ağır bir karşılık veririz” diyor Allah.
Evet, hadi bakalım.
SUNUCU: Kısabir aradan sonra tekrar birlikte olacağız.
Tekrar birlikteyiz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam’dan destur almadan biz konuşmayız.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, ne haddime, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet Oktar, seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Bu gazete haberlerine devam edelim Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Söyle de paylanması gereken bir tip varsa... Onun payı neyse fikir payı, onu ayıracağız.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Laik toplumda din dersi” başlıklı haberde Hocam, Hasan Bülent Kahraman, son zamanlarda zorunlu din dersi uygulamasıyla ilgili, çok fazla çıkan yazılardan bir tanesi bu. Bir kısım zorunlu olmasını eleştiriyor, bir kısım Ehl-i Sünnet ağırlıklı oldukları için eleştiriliyor. Bu yazıda da, “zorunlu din dersi laiklik ilkesine aykırıdır, zorunlu olamaz” demiş, yazar Hocam.
ADNAN OKTAR: Hayır hayır, çok yanlış düşünüyor. Din Kültürü olmayan bir insanın kültürü yoktur, genel kültürü var diyemeyiz. En az %60-%70 genel kültürü yok demektir. Hıristiyanlığı bilmeyen bir insan, Museviliği bilmeyen bir insan, Müslümanlığı bilmeyen, Aleviliği, Sünniliği bilmeyen bir insan neyi biliyor? Geriye ne kalıyor? Komünizmi bilmez, faşizmi bilmez, Darwinzm’i bilmez, Darwinizm’in cevabını bilmez, olur mu? Faşizmi, komünizmi, her şeyi bilecek. Genel kültür olarak, din ve felsefe dersi diye ders verilmesi lazım ve hatta hafta en az 5 saat. Genel kültür olmadı mı, adamı çıkarırlar televizyona, en kolay bilenecek bir konuyu bile bilmiyor. Müthiş bilgisi dar oluyor. Dış politika hakkında, dünyadaki gelişmeler hakkında hiçbir bilgisi olmuyor. Mesela İsrail neden bir şey yapıyor, Evanjelikler neden bu tip bir politika izliyorlar, Rusya’nın tavrı neden böyledir? Bunların hepsine teşhis koyabilmek, anlayabilmek için dini ve felsefeyi çok iyi bilmek lazım. Felsefe dersleri çok önemlidir. Felsefe ve din, ikisi birlikte anlatılması lazım. “Zaruri olmasın” O zaman biyoloji dersine de gerek yok. Fizik, kimya dersine de gerek yok, o zaman onları niye öğretiyoruz? En az onlar kadar hayati önemlidir. Atatürkçülüğü öğretsinler. Efendim yakın Türk tarihini öğretsinler. Osmanlı’nın son döneminden, özellikle Cumhuriyet tarihi. Ama bunlar zevkle, böyle sevecenlikle anlatılması lazım. Sıkıntı vererek, seni sınıfta bırakırım gibisinden değil. Öğrencilerin de öğrenme amacı esas edilmesi lazım, genel kültürünün artmasını amaç edilmesi lazım. Mesela şöyle olabilir; sözlü bir genel kültür imtihanı yapılabilir sonunda. Mesela 1 yıl sonunda, sürekli yapmaya gerek yok. Yaklaşık, mesela öğrenci anlatılan konuları %40-%50 oranında öğrendiyse tamamdır, yani aklında, hafızasında ne kaldıysa. Onun için film olarak hazırlanması çok önemli, video filmi. Yahut sinema salonu, okulun sinema salonlarında bunu anlatsınlar. Onun dışında din kültürü, felsefe yoksa adamla ne konuşacaksın sen? Hiçbir fikri yok, hiçbir düşüncesi yok demektir. Bir inancı olmayan bir adam nedir? Komünist olacaksa, komünist olsun. Müslüman olacaksa, Müslüman olsun, ama fikri olsun. Fikirsiz adam olmaz. Dürüst ve samimi ise bir komünist benim kardeşimdir, saygı duyarım, dost bilirim, normal arkadaşımdır. Ama samimi ve dürüstse çünkü Allah onu öyle yaratmış, eksik. Eğitiriz, anlatırız, kabul eder veya etmez o da serbest, zorlama olmaz. Dinde zorlama olmaz.
OKTAR BABUNA: Bu yazıda Hocam, Talat Atilla, “Fethullah Gülen Hoca günaha giriyor” başlıklı bir yazı yazmış. Fethullah Gülen Hoca efendinin, son zamanlarda çok fazla siyasete girdiğini söylemiş. “Bediüzzaman Sadi Nursi siyasetten uzak durun der ama Fethullah Gülen artık eskisi gibi özenli değil bu konuda. Özelliklede Mavi Marmara gemisinde şehit olanlarla ilgili söylediklerini eleştirmiş ve günaha giriyor” demiş. “Fethullah Gülen’in dilinin eskisi kadar özenli olmadığı ortada. Kırıyor, döküyor bir şeylere kızgın gibi. Ama bu kızgınlın acısını çıkaracağı adres, yüz yılardır ayakta kala çalışan Türk Milleti olmamalı” diyor.
ADNAN OKTAR: Yok canım Fethullah Hoca çok halim, selim bir insandır, nereden çıkardı onu? Sert bir üslubu yoktur Fethullah Hocanın.
OKTAR BABUNA: Bu Mavi Marmara gemisi ilgili söylediğini eleştirmiş.
ADNAN OKTAR: Ne dedi orada?
OKTAR BABUNA: Şehit değildir, ölenler.
ADNAN OKTAR: O düzeltilebilir. Hocamız orada tabii doğru değil, çünkü Allah bilir, şehit değildir diye kestirip atmak olmaz. Oraya giden insanlar, daha önce de söyledim, samimi niyetle Allah rızası için hakikaten yardımcı olmak kastı ile gittiler. Diyorum bir tanesini tanıyorum, anarşist, terörist falan değil, çocuk ne bilsin öyle bir şey olacağını, bile bile gidip kendini vurdurur mu? Allah rızası için samimi iyi niyetle gittikleri için inşaAllah, şehitler, inşaAllah. Hocamız şöyle demek istemiş olabilir, herhalde tam ifade edememiş olabilir. İmkanı olmamış olabilir, vakit dar olmuş olabilir. Şöyle, bir insan öldürüleceğini bile bile keyif için, sırf kabadayılık olsun diye, olay olsun diye gidip bir yerde öldürtürse bu şehit olmaz. Ama buradaki insanlar, Filistinli kardeşlerimize yardım malzemesi götürmek için samimi olarak ortaya çıktılar ve mazlum çocuklar, mazlum insanlar. Bunlar anarşist, terörist falan değiller, hepsini tanıyorum aşağı yukarı. Dolayısıyla ummadıkları bir olayla karşılaştılar, hiç tahmin etmedikleri bir şey. Nerden bilsinler adamlar onları çekip vuracaklarını? Dolayısıyla şehittirler. Ama Fethullah Hoca anlatırken herhalde daha önce anlattığımı anlatmak istemiştir muhtemelen. Vakit dar olduğu için böyle bir anlam çıkmış olabilir. İkinci bir kere sorsunlar, dediğim gibi konuşacaktır tahmin ediyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Eymen Halit, Kuds El Arabi, Londra’da yayınlana bir gazetede, “ABD gidiyor, Türkiye geliyor” başlıklı yazıda, Türkiye’nin ABD bölgeden çekilince, Türkiye’nin o bölgeyi yeni siyasi çizgisi ile dolduracağını yazmış. Kısaca şöyle diyor. “Burada en belirgin olan, husus Türk politikasının sahip olduğu ahlaki mantıktır. Türk politikacılar yüzlerini nereye çevirilerse çevirsinler, bir sempati oluşturuyorlar. Ayrıca bunlar ayrıcalıklı bir popüleriteye sahiptirler. Amerikalı politikacılar ise, ABD politikasını fırsatçı yanlı ve yıkıcı bir polotika olarak sundular. Türk modeli bir alternatif olarak görüyorsam, bunun nedeni yeni Türkiye ve politikacıların Arap bölgesinin içinde bulunduğu koşullara benzer bir ortamda doğmasıdır.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim süslü laflara gerek yok. Böyle entel ağzına da gerek yok. Açıkça Türk politikacılar, Türk-İslam Birliği yönünde bir politika izliyorlar. Adamlar da ruhu, fıtratı öyle olduğu için hoşlanıyor. Bir insan mesela babaannesinin yanında, var mıydı babaannen küçükken?
SUNUCU: Vardı.
ADNAN OKTAR:Yanına gittiğin zaman hoşuna gidiyor muydu?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR:Tamam ona benzer bir ortam sen gördüğünde hoşuna gider. Babaannenle ilgili bir hatıra gördüğünde, bir şey gördüğünde zevk alırsın. Adamlar da, kardeşlerimiz de öyle, Filistin, Suriye, Irak, Mısır hepsi bizleri gördüklerinde, Osmanlı dönemi akıllarına geliyor, Türk-İslam Birliği akıllarına geliyor. Hürriyet, sıcaklık, sevecenlik, Allah’ı anmak, güzel duygular akıllarına geliyor. Dolayısıyla Türkiye'nin başarısının nedeni budur. Yani ekonomik gücü yahut başka bir yönü değil, sadece budur, inanç. Bu inancı Türk-İslam Birliği’nin devlet politikası olarak canlı tutulması için de yıllardan beri politika izliyoruz. Faaliyet halindeyiz yıllardan beri. Bilim Araştırma Vakfı olarak arkadaşlarımız böyle şeyler yaparlar. MHP'nin çizgisi budur, Büyük Birlik Partisi'nin çizgisi budur. Bizim milletimizin mayası böyle, Saadet Partisi de öyledir. Dolayısıyla AK Parti de öyle, hatta CHP de öyledir. Biz millet olarak lider yaratılmış bir milletiz, inşaAllah. Amerika'nın, Fransa’nın, İngiltere’nin yapacağı işler değil bunlar. Ama biraz daha gayretli olmamız lazım, yani millet olarak, zeminde gençlik olarak çok gayretli olmamız lazım. Türk-İslam Birliğini hırsla ve kararlılıkla savunmamız lazım, inşaAllah. Evet seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Hocam bir bilgi geldi tam sizin dediğiniz gibi maşaAllah. Fethullah Gülen Hoca Efendi şehit değildir diye haber çıktıktan sonra, siz de açıklama yapmıştınız. Ondan bir iki gün sonra diyor ki, bir sohbetindeki uzun açıklamasının içinden farklı bir bölüm almışlar. O şekilde doğrudan açıklama yapmamış. Sonra da açıklayıp düzeltmişler, şöyle diyorlar sonra ki açıklamada; “Filistin de yaşanan bu dırama son verebilmek beklentisi ile yola çıkan, uğradıkları müessef saldırıda hayatlarını kaybederek, şehit olan insanlarımıza, Allahtan rahmetler diler, başta aileler olmak üzere, milletimize bütün insanlara taziyelerimi bildiririm” diyor Hoca efendi.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. Hocamız o konuşmayı yaptıktan sonra, ben düzeltsin demiştim ifadesini, o zaman da bu şekilde tevil edip, açıklamıştım. Hocamız da düzeltmiş, olabilir. Sehven bir ifade olmuş olabilir, eksik kalmıştır. Hocamız tamamlamış işte, güzel olmuş, inşaAllah.
OKTAR BABUNA : Birkaç gün önce Hocam, bu kediyi öldürenlerden bahsetmiştiniz, eziyet edenlerden. Ama demiştiniz ki; sadece para cezası yeterli olmaz, böyle kişileri uzun süre takip etmek gerekir, demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Tamam doğru.
OKTAR BABUNA: Haşmet Babaoğlu da bugün ki yazısında buna benzer bir yorum yapmış. Diyor ki; “delikanlı ceza olarak 687 lira ödeyip evine gitti” diyor kediyi öldüren. “Neden? Çünkü hayvanlara uygulanan şiddet Kabahatlar Kanunu kapsamında ele alınıyor. Artık bunlar suç sayılmalı ve ceza yasası çerçevesine alınmalı. Unutulmamalı ki hayvana şiddetten, insana şiddete geçen yol sanılandan daha kısadır.”
ADNAN OKTAR: Şimdi orada tabii bu elastiki bir şey, çok sorun çıkartır. O adam şimdi koyun keser, onu da o şeyin içine sokarlar, öyle olmaz da. Şimdi bu adamın normal olmadığı anlaşılıyor böyle tiplerin. Yani bir kere bunların teknik takibe alınması çok hayati konu. Ne yapıyor bu adam, nerede yaşar, evi nerede, ne yapar? Savcılık talimatıyla telefonlarının mesela dinlenmesi lazım. Bir yere gittiğinde teknik takibe alınması lazım. Çünkü değişik bir şey bu adam, yani bunun, şakası olmaz bu adamın. Onu yapan adam ne yapmaz? Ben filmi seyretmeye tahammül edemedim. Gösterdiler, ben bakamam dedim, bakmadım yani. Ben filmi seyretmeye tahammül edemiyorum, adam zevkle vurarak hayvanın kafasını dağıtıyor. Şimdi bu adam ne yapmaz? Kimsenin olmadığını düşün uygun bir yerde, bunun eline bir çocuk geçse, ne yapar bu adam? Şimdi bunu tabii alıp hapse de sokamazsın. Ama teknik takip akılcı bir şeydir. Hatta gerekirse oradaki insanlar da tembihlenebilir, yani bu pek hır adam değil dikkatli olun, takip edin, bize bilgi verin. Bu ne yapıyor, ne ediyor, giriş çıkışlarını falan bize haber verin. Ne yapar, ne eder gibisinden, bunun en az 5 yıl, 10 yıl takip edilmesi lazım böyle tiplerin.
O sokakta köpek koşturanlar vardı, sayın Valim onları yakalayacağız demişti. Herhalde bulunamadı Allah-u alem o adamlar. Mesela ben taktım o adamlara kafayı. Onları da, istirham ediyoruz valimizden bulunsun onlar. Hayvanın dört ayağı birden kanıyor koşturmaktan motorsikletle. Yani bu adam ne yapmaz? İkisi birden ipi boynuna bağlamışlar hayvanın, motorsiklete binmişler, hayvan caddede koşturuyor, araba ile da millet gelip geçiyor. Kardeşim kes arabayla yolunu, bütün trafiği tıkamaları lazım. Çağır polisi 155’i, olay çıkart. Kan revan, çok büyük bir olay o. Tamam videoya almış Allah razı olsun güzel ama basıp gidiyor. Çağırsana polisi. Basını çağır, kes yolunu. Bütün trafik kapansın kardeşim, iki saat kapansın, olay çıksın. Ama tabii polisin yardımıyla. Yani polisten habersiz kendi kafasına göre yaparsa, olmaz. Yani 155’in yardımıyla, onlardan da rica edip, adamları alıp götürecekler. İfadesi alınacak, mesela teşhir edilsin, bilelim. Kardeşim yarın bir gün adamla bir yerde birisi karşılaşırsa ne olur? Bir çocuk mesela karşılaştı, ne yapacağını biz bilemeyiz ki. Tanınsın, tedbir alalım. Bilmiyoruz adamların ne olacağını. Böyle şeylerde hemen polise haber vermek çok önemli. Ama polisle birlikte hareket edilmesi lazım. Kendi kafasına göre olmaz, yani o çok önemli. Ben devletim, kendi kafama göre hareket ederim kafası olmaz.
OKTAR BABUNA: “İslam’ı yine kanla karalayacaklar” diye bir haber var Hocam.“Müslümanlar adına yapılacak, 11 Eylül benzeri yeni ve büyük bir saldırı geliyor. Nasıl mı olacak?” diye burada bazı senaryolar üretmişler Hocam, iddialar.
ADNAN OKTAR: Bu sefer Allah-u alem pek inandıramazlar. Çünkü insanlar boş bulundu bir kere inandılar, bir daha inanmazlar. Genç kızlar geçenlerde üniversitede çocuklar toplanmışlar, böyle bir sohbet programı var. Bir tane kapalı genç kız var. Orada güzelce bir genç kız çıktı, işte başörtülüler şöyle böyle falan. O çocuk orada korkar çekinir, ne gerek var kardeşim sen orada oturup o lafı çıkarıyorsun? Kameralar çocuğu gösteriyor, bir tane yani, ne kadar ayıp ne kadar ayıp çirkin şey. Çocuk tedirgin olur ayrı, mahcup olur ayrı, sırası mı. Hayır o konuyla ilgili bir tartışma programı olsa tamam ama sen orda o kişiyi hedef göstertmiş oluyorsun, mahcup ediyorsun. Ama çocuğun da orda hatası tabii, mesela mikrofonu alıp dese ki; “Hepiniz kardeşimsiniz. Başı açık kız kardeşlerimin hepsi Müslüman, mümin, muttakidirler. Ben böyle inanıyorum, inanç olarak böyle. Bu Hıristiyanlıkta da vardır, Musevilikte de vardır, bir inançtır. Ben kendi inancımın bir gereği olarak böyle yapıyorum.” Müslüman olup inanmayanlar da var, biz ona da saygı duyuyoruz. “İslam’da, başörtüsü yoktur, Kuran’da yok böyle bir şey” diyor, adam, biz ona da saygı duyuyoruz, bir şey demiyoruz. Adam açık söylüyor; “ama Ehl-i Sünnet inancında böyledir, benim inancımda” diyor adam. Tamam, ona da saygı duyulması lazım. Ama bir genç kızı mahçup etmek yakışık almadı, çok ayıp yaptı o hanım kız. Ben utandım orada yazık, kız çocuğu. Bütün millet ona bakıyor, kameralar onu gösteriyor, söz hakkı da vermiyorsunuz. Ne demek oluyor bu böyle, değil mi? Devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Siz kediye dikkat çekmiştiniz Hocam. “CHP vahşice öldürülen kediyi meclis gündemine taşıdı” diye bir haber var. Siz söyledikten sonra.
ADNAN OKTAR:Yapılacak şey bu, adama yapılacak bir şey yok. Şimdi muhtemelen rahatsız adam, yapan arkadaş, bir sorunu var onun. Canını yakmaya gerek yok. Şimdi kedinin canını yaktı diye, gidip onun da canını yakacak halimiz yok tabii. Ama insanlara zarar vermesini engelleyelim, bu kadar. Kimseye zarar vermiyorsa, zaten pişman olmuştur, bir daha da yapmaz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Hakan Eryılmaz diye bir seyircimiz vardı. Siz dün; “Muhammed Hakan Eryılmaz olsun” demiştiniz. Bir canlı yayına soru göndermiş, Türk-İslam Birliği ile ilgili, onun bölümü vardı. Gösterelim mi Hocam? Okunmuş canlı yayında, sorusu okunmuş.
ADNAN OKTAR:Tamam, nasıl bir şey, bakayım.
VTR
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyor, aferin. Kardeşlerimiz işte böyle yapsınlar. Muhammed Hakan’a helal olsun, afferin. O yazmış, yayınlanmış. Bir yere dilekçe olarak gönderebilir, bir yerde konuşabilir. Türk-İslam Birliği deyince de Cübbeli’nin kafası anlamında alınırsa, bu çok tehlikeli olur. Yani bizim milletimizin bir kısmının tedirginliğinin nedeni budur. Ve şu ana kadar da Müslümanlara yapılan baskının nedeni de odur. Asr-ı Saadet Müslümanlığını insanlar bilmiyorlar. Bambaşka bir model zannediyorlar. Çıkacak işte, kafasına soba borusundan kesmiş gibi bir şey takacak. Mor paltoyla falan çıkmaya başlamış şimdi. Mor takke, mor cübbe, tarz yapmış. Ama ne anlama geliyor? O morun özel bir anlamı var herhalde, ben anlamadım. Şimdi insanlar tabii bilinç altında onu gördükçe, aman aman Allah esirgesin gibi bir mantığa gidiyorlar. Halbuki Asr-ı Saadet Müslümanlığı, insanlar için dünyada bir nevi Cennettir. Son derece hoşlarına gidecek bir sistemdir. Yani komünistlere mesela göstersen Asr-ı Saadet Müslümanlığını, ilikleri erir adamların. “Keşke biz çoktan kabul etseydik” diyecektir. Mesela masonlara göstersen, adamın içi erir, ne güzelmiş, ne hoş diyecek. Müslüman zaten sevinçten bayılır. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, evrimcilerin canlılığın nasıl oluştuğuna dair hiç bir bilimsel açıklamaları yok. Sansürsüz programında bulundukları açmazı herkes görmüştü. Gösterelim mi onu Hocam?
-VTR- Habertürk Sansürsüz Evrim tartışması (Ender Helvacıoğlu)
ADNAN OKTAR: Ama bunlar uyandı Allah-u alem çünkü sesleri çıkmıyor bunların, bunlar anladı. O gün hani var ya seninkisi, pilokronik hareketlerle anlatan, Allah-u alem o anladı, proteinlerin tesadüfen oluşamayacağını. Çünkü maymun daktilo başına geçecekmiş de, roman yazacakmış. “Bir maymun daktilo başına geçip roman yazabiliyorsa, protein de olur” diyor. Allah-u alem o kavramış, o anlayacağını anladı. Bu hazret de anladı. Öbürünün adı neydi?
OKTAR BABUNA: Ender Helvacıoğlu.
ADNAN OKTAR: Siz zamanında onunla bir konuşmuştunuz değil mi, bizim çocuklar?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir ev sohbetinde konuşmuşlar.
OKTAR BABUNA: Evet, ev sohbetinde. Evrimin olmadığını anlatmışlar.
ADNAN OKTAR: Bir de maddenin hakikatini anlatmışlar. Maddenin insan beyninde oluştuğunu, dışarıda maddenin var olduğunu ama insan beyninde oluştuğunu anlatmışlar. Çok heyecanlanmış ve etkilenmiş o zamanlar. Duygusallaşmış, siz de oturup, adam ağladı diye anlatıyorsunuz. Gözleri dolmuş sadece, o kadar. Heyecanlandığı için olabilir.
-VTR-
OKTAR BABUNA: Soru soruyorlar Hocam, “faydalı mutasyon var mı?” diye. Muhabir Dawkins’e soruyor: “Bize genetik yapıdaki bilgiyi arttıran bir genetik mutasyon ya da evrimsel bir süreç örneği verebilir misiniz?” Faydalı mutasyon örneği.
ADNAN OKTAR: Tavana mı bakıyor?
OKTAR BABUNA: Evet, süre işliyor. Kaydı durduruyor.
ADNAN OKTAR: Ne cevap versin, cevap yok ki.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. En sonunda siz daha da sıkıştırınca Hocam; “uzaylılar getirdi” diye bir açıklaması oldu en son. Uzaylıların getirdiğini söylüyor.
ADNAN OKTAR: Hayret, bunların meydanı boş bulup böyle at oynatması. Biz çıktık, hemşerim ne oluyor dedik, bütün millet araziye geçti. Hayret, dünya çapında bunlara kimse bir şey dememiş, inanılır gibi değil. Boş alanda at oynatmışlar. Bir kişi çıkıp, “nereden çıkarttınız proteinleri falan, gerçekten böyle bir şey var mı, nereden çıkarttınız?” dese iş bitecekmiş. Bu Darwinist diktatörlük çok amansız bir şey. Çok acayip bir sistem kurmuşlar. Bütün dünyada çok yıldırıcı, çok şiddetli bir diktatörlük olarak oluşturmuşlar. Kimse de bunlara karşı çıkamamış benim gördüğüm.
Fransa’da Yaratılış Atlası’nı biz bir gecede dağıtmıştık. Fransa hop hoplayıp, hop kalkmıştı. Ciyak ciyak bağırmışlardı.
OKTAR BABUNA: Üçüncü gün bağırmaya başladılar.
ADNAN OKTAR: Üçüncü gün bağırmaya başladılar, şok etkisi.
-VTR- (Fransa’da Yaratılış Atlası’nın etkisi)
ADNAN OKTAR: Hocam Osmanlı Ordusu mu olduk, MaşaAllah. Fransa’dan gelen feryatları görüyorsun. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: 150- 200 yıllık sistemi birkaç gecede yerle bir ettiniz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah maşaAllah. Başka ne var? Şeyh Adnan Hazretleri, Şeyh Nazım Hocamızın değerli, büyük vekillerinden, kıymetli bir büyüğümüz. Ehl-i Sünnet alimidir. Efendim birçok yabancı dil bilen çok değerli, büyük, muhterem bir insan. Hocamızın konuşmasında Mehdi (a.s.)’yi müjdeliyor. MaşaAllah Mehdi (a.s.)’nin geldiğini söylüyor. Evet ona bir bakalım maşaAllah.
-VTR- Şeyh Adnan Hazretleri Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiği müjdesi.
ADNAN OKTAR: Evet bak, Şeyh Adnan Hocamız da ingilizce yaptığı bu konuşmasında Mehdi (a.s.)’nin Müslüman alemi için bir kurtuluş olduğunu, öbür türlü fitnenin hiçbir şekilde yatışmayacağını söylüyor. Hakikaten hiçbir şekilde yatışmıyor fitne. Her yerde bir karmaşa, her yerde bir acı, her yerde bir ızdırap var. Hocamızın başka bir konuşmasında da zaten “vakit de yok, 70 yıllık vakit var” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi ile açıklıyor. “Mehdi (a.s.) gelmiştir, faaliyettedir” diyor. Kardeşim bakın herkes söylüyor. Bediüzzaman söylüyor, Şeyh Nazım Hocamız söylüyor, Şeyh efendilerin tamamı söylüyor, alimler, ulemalar, Ehl-i Sünnet alimleri söylüyorlar, alametler onu gösteriyor. Tevrat’a baktığımızda bu durumu görüyoruz. İncil’den yine bunu anlıyoruz, inşaAllah. Hem Kıyamete çok az vakit olduğunu, hem de Mehdi (a.s.)’nin çıkışının çok yakın olduğunu anlıyoruz. Fakat 10 yıl az vakit değildir. 10 yıllık bir süreç var. İnşaAllah bunu göreceğiz. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz şimdi.
OKTAR BABUNA: Bir duyuru yapabilir miyiz Hocam?
Yarın konferansımız var inşaAllah, Almanya’da. “Bilim’in Işığında Evrim Teorisi Konferansı.” Yarın saat 19:00’da başlıyor, akşam 7’de. Almanya’da Haanzeal Ringhotel am Stadtpark Kurt Schumacher str.41 Lünen’de, üç konuşmacı var inşaAllah. Saat 13:00’dan itibaren, 1’den itibaren de otelde fosil sergisi yapılacaktır. Davetimiz yemeklidir ve giriş de ücretsizdir, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yarın Almanya’yı yıkıyoruz Allah’ın izniyle.
OKTAR BABUNA: EvvelAllah Hocam. Alman basınında haberler var maşaAllah, sizin geldiğinize dair inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ondan sonra İtalya.
OKTAR BABUNA: İtalya, evvelAllah inşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah. Osmanlı Ordusu Mehter takımıyla ilerliyor gibi. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Fransızlar anlamışlar olayı Hocam maşaAllah. Sizinde video bağlantınız olacak inşaAllah yarın ki konferansta, inşaAllah Hocam. İzleyicilerimize sizde videoda internetten bağlanacaksınız inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. “Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” MaşaAllah bu ismi çok sevdim. “Ben bir şeyi çok merak ediyorum. Ahir zamanda çıkacak olan, hadislerde belirttiği gibi bir gözü kör olan deccal şu anda yeryüzünde mi? Çünkü Darwin ortaya attığı teoriyle insanları felakete sürüklüyerek her yeri kana buladı ve dünyanın neredeyse %95’ini dinsizliğe sürükleyerek görevini yaptı ve öldü. Fakat Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur’da bahsettiği, Ahir zamanda çıkacak olan deccalin, manyetizma ve ispirtizmayı kullanarak insanların beyinlerini etkileyeceğini, adeta onları bir çeşit hipnoza sokacağını ve insanların hemen hemen tamamının bunun etkisi altına girerek, çok basit anlatımları dahi anlamayacağını ve bunu etkisiz hale getirmek için mucizatli bir Peygamber gerektiğine, İsa Mesih (a.s.)’i gelerek, deccalin bu yaptığı büyüyü bozarak insanlara zihin açıklığı ve ferahlık vereceği, deccali bilimle, fenle öldüreceği ve bunun neticesinde İslam’ın tüm dünyaya hakim olacağını anlıyoruz. Hocam işte bu bahsedilen deccal şu anda yeryüzünde mi? Allah’a emanet olun. Sizi çok seven Hakan Genç.”
Evet deccalin hipnoz gücü, hipnoz yöntemi, etkileme gücünü yaparken adam tabii evinde oturup, evinden birkaç tılsımla bunu yapmıyor. Bunu şeytanlara verdiği bir görevdir. Şeytanlar da insanlara musallat oluyor. İnsanlara musallat olduğunda da insanlar unutkanlık, içe kapalı olma, dikkat verememe, sinirli olma gibi özellikler göstermeye başlıyor ve hafızasını toparlayamıyor. Konsantrasyon bozukluğu meydana getiriyor, olay bu. Ama deccal bunu yaparken aynı zamanda basında ve televizyonda da bu telkini devam ettiriyor. Mesela tekrarlarla insanları hipnozunun içerisine sokuyor. Mesela Evrim Teorisi’ni tekrar tekrar insanlara anlatarak, insanların beyninde ona karşı ikna olma özellikleri meydana getiriyor. Mesela bir insana sürekli çirkinsin dersen, çirkin olduğunu düşünmeye başlar. Bir insana güzelsin dersen, güzel olduğunu düşünmeye başlar, bu telkindir. Üç kere bile bir şeyi tekrar ettiğinde, insanda büyü etkisi yapar. Bu tekrarlarla büyü etkisini meydana getiriyor deccaliyet. Yani mesela reklamlarda yapıyor, haberi bile olmuyor insanların. Televizyonda yapıyor, gazetelerde yapıyor, köşe yazarlarıyla yapıyor. Onlara şeytan ika etmiş oluyor. Yoksa deccal zannedildiği gibi gece gündüz sadece bu konuyla ilgilenen bir varlık değildir. Deccal sadece şeytanı devreye sokar o kadar, ondan sonrasına girmez, yani ondan sonrasına devam etmez. Asıl onun ikna ettiği yani şeytanın ikna ettiği, şeytanın talebeleri. Şeytanın eğitiminden geçen ordusu şu an dünyada görevde. Mesela Türkiye’de Baron. Baron mesela şu an deccalin emrindedir, şeytanın da emrindedir şu an. Türkiye’de insanların beynini yıkıyor. Darwinist, materyalist eğitim için var gücüyle gayret ediyor ve nerede melanet varsa bakıyorsun ki onun içinde, nerede pislik onun içinde. Mesela deccalin bir kolu olduğunu anlıyoruz. Bir yöntem olarak bunu kullanıyor. Mesela Irak’ta Saddam’a etki ediyor. Efendim, Suriye’de Hafız Esad’a etki ediyor. Çeşitli insanlara etki eder, bu şekilde netice alır, inşaAllah. Deccalin şu an avanesi var. Deccal hayatta iken deccalin öldürülmesi, deccalin fikir sistemini öldürüyor Mehdi (a.s.). Çünkü Deccal yakıp yıkıyor, batırıyor, yerle bir ediyor. Onun enkazını topluyor Mehdi (a.s.). Yoksa şahsını diyor Bediüzzaman, “bir mikrop, bir nezle dahi öldürür, yok eder” diyor. O kadar önemli değil şahsı, inşaAllah. Mesela Bediüzzaman ilk çıktığında deccal vardı, deccaliyet vardı. Ama Bediüzzaman deccali öldürmüş olsa, etkisiz hale getirmiş olsa, Mehdi (a.s.)’ye gerek kalmaz o zaman. Yani Bediüzzaman’ın kendisine de gerek kalmaz. Çıkar, öldürür, ondan sonra onun mücadele etmesine gerek kalmaz. Bediüzzaman’ın deccali yenememesi gerekiyor, Allah yendirmez. Nitekim yenemedi. Mehdi (a.s.)’ye bıraktı yenilmesini, çünkü o istese de yenemez. Diyor Bediüzzaman zaten, “ne vakit müsait, ne zaman, ne zemin. Hiçbir şey müsait değil” diyor. “Şahsım da bunu yapamaz, talebelerim de bunu yapamaz. Şahs-ı manevi olarak da yapamayız” diyor, “bu zamanda. Ta Ahir zamanda Risale-i Nur’un gerçek sahipleri Mehdi (a.s.) ve şakirdleri zuhur eder, o zaman olur” diyor. Açsınlar, baksınlar Risale-i Nur’a. Risale-i Nur’la ilgili açıklama yapan arkadaşlarımız eğer Risale-i Nur’dan okuyarak anlatmıyorlarsa, onlara da inanmasınlar. Adam ballandırarak anlatıyor, peki kaynak? Yok. Kuran’dan hadis, ayet vermiyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisini vermiyor. Bediüzzaman Said Nursi’nin anlatımlarıdan vermiyor. Sadece şahsi mütalaasını söylüyor, olmaz öyle. Onun için kaynaksız konuşan kişilere itibar etmesin kardeşlerimiz, inşaAllah. Ama Ahir zamanda, daha ilerki bir devrede bu göreve devam eden sembolik bir şahıs çıkacaktır. Mesih deccal tabir edilen bir şahıs çıkacaktır. Fakat asıl onun fikir sistemi şu ana hayatta, yani asıl olan budur. Ama sembolik olarak birisi çıkabilir. Çıkar o, o kadar önemli değil, inşaAllah. Evet seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Hadislerde de Hz. Mehdi (a.s.)’nin önemi çok açık bildiriliyor inşaAllah. Örneğin bir hadisinde Resulullah (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’nin, siz de dün okumuştunuz Hocam. Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.)’den üstün olduğunu söylüyor. Okuyayım mı Hocam hadisi?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. İbni Şirin’den nakledilmiştir; “Mehdi (a.s.), Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)’dan üstündür. Ebu Bekir (r.a.) dediler ki; “O, Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)’den de mi üstün olacak? Bazı Peygamberlerden bile üstün olacaktır” diye cevap verdi.” Berzenci Kıyamet Alametleri.
ADNAN OKTAR: Bak kardeşim diyor ki; “Selamun aleyküm Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. “Sizi 3 ay önce dinlemeye başladım. İmanımın 1000 kat artmasına vesile oldunuz” diyor. 1000 kat, maşaAllah. “Öğrettiğiniz maddenin sırrı ve zamansızlık gerçekleri ile hayatımın hiçbir sıkıntı ve derdimin kalmadığı gibi, Allah aşkı girdi hayatıma” diyor. “18 yaşındayım. Lise bu yıl bitti. Üniversiteye hazırlanıyorum. Hayatımı kendi çapımdaMehdi (a.s.) öğrencisi olmak için harcıyorum ama kafamda birkaç soru kaldı. Birincisi Hz. Mehdi (a.s.) şu an öğrencileriyle çalışmaya başladı mı, yoksa basında büyük çaplı bir işaretten sonra mı faaliyete başlıyor?” İşte Mehmet sen Kuran’ı oku, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini oku, benim kitaplarımı oku, Harun Yahya Külliyatı’nı. Ondan sonra özellikle Darwinizm’e ve materyalizme karşı tavır al. Türk-İslam Birliği’ni savun. Ondan gerisine sen karışma, çok rahat ol, inşaAllah. Çok sevimli. Şimdi bana diyorlar ki işte “Mehdi (a.s.) nerede?” ben şöyle söyliyeyim, yani İttihat-ı İslam olduğunda, Türk-İslam Birliği olduğunda, Müslümanların başına birisi geçecek, o Mehdi (a.s.), o işte. Allah-u alem o. Yani en kesin anlayacakları odur. İsa (a.s.)’yı görecekler ama ona inanmaları farz değil. O kişiyle beraber namaz kılacak Mehdi (a.s.), biz inşaAllah Mehdi (a.s.)’siniz diyeceğiz, o kadar. Süfyan ve mesih deccalin fikir sistemlerini Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) öldürüyor. Bunu bilsin kardeşlerimiz. Ama sembolik olarak, Mehdi (a.s.)’de mesela sürekli fikren şu an deccalleri etkisiz hale getiriyor, bir nevi manen öldürüyor. Mesih İsa (a.s.) da, Mesih deccal tarzı kişileri zaten etkisiz hale getiriyor, öldürüyor. Ama fikir sistemlerini öldürüyor bu çok önemli, inşaAllah. Yoksa Mesih deccalin kendi başına, nihayet etten, kemikten bir varlık, bir gücü yok onun, inşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA: Şeytanların deccale hizmet edeceğini söylemiştiniz, onunla ilgili hadisi okuyayım mı Hocam? İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet
OKTAR BABUNA: “Allah ona şeytanları gönderecek. Şeytanlar ona; ‘ne istersen söyle, yapalım!’ diyecekler. O da: ‘Haydi gidin, insanlara benim onların Rabbi olduğumu söyleyin!’ deyip her birini bir tarafa salacak.” El Berzenci.
ADNAN OKTAR: Evet ama son zamanlarda yine öyle bir mahluk, öyle bir şahıs daha çıkacak. Yine şeytanlara etki eden, yani insanlara hipnoz yaptıran, şeytanları kontrol altına alabilen bir insan çıkacaktır. Onu da etkisiz hale getirecektir İsa (a.s.). Ama asıl Mesihiyet’in, Mesih özelliği; Mesih deccalin yaptığı tahribatı ortadan kaldırmaktır. Yani şahsını rezil etmek, o kadar önemli bir şey değil. Ona kardeşlerimiz kitlenmesinler. Fikir sisteminin yıkılmasına kitlensinler, inşaAllah.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Evet. Enbiya Suresi’ni açmışsın. “Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık.” Bana diyorlar ki adamlar; “kardeşim gece gündüz Mehdi (a.s.)’den bahsediyorsun.” Kuran’ın her yerini açıyorum, her yerden Mehdi (a.s.) çıkıyor, Mehdi (a.s.) konusu çıkıyor, bakın buyurun. Şeytandan Allah’a sığınırız. “Ve onları” yani mücahitleri, Allah yolunda gayret eden Mehdi (a.s.) talebelerini. “Kendi emrimizle hidayete yönelten.” Hidayete yöneltmek ne demektir? Mehdiyet’tir. Evet, Mehdiyet’tir. “Önderler kıldık.” Önder ne demektir? Lider. “Ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi.” Bakın, “Ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik.” Bu ayet mesela ebcedi 1984 yılını veriyor. Çok net, inşaAllah. Mesela bak Hz. Süleyman (a.s.)’dan bahsediyor. Hz. Süleyman (a.s.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ne diyor; “Mehdi (a.s.) aynı Süleyman (a.s.) ve Zulkarneyn (a.s.) gibi dünyaya hakim olacak” diyor. Süleyman (a.s.) kıssası baştan sona Mehdiyet’tir zaten.
Şeytandan Allah’a sığınırım. 79. ayet, ki 1979’a da bakıyor inşaAllah. “Biz bunu (hükmü) Süleyman’a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar Biz idik.” Biz yapıyoruz, diyor. Şimdi dağlarda, İstanbul dağlardan oluşuyor. Bütün dağlarda, biz Allah’tan bahsettiğimizde, bizim sesimiz her yerde duyuluyor mu şu an? Duyuluyor. Fransa’da, Avrupa’da, dünyanın her yerinde dağlarda duyuluyor mu seslerimiz? Duyuluyor. Kuran ne diyor? Ona işaret ediyor işte. “Ve sizin için ona, zorlu-savaşınızda,” bak “zorlu savaşınızda.” Bizde şu an deccaliyetle zorlu bir savaş içerisindeyiz. “Sizi korusun diye,” demek ki Müslüman korunmaya dikkat edecek. Kendini koruyacak, zırha önem verecek. “Giyim-sanatını' ona öğrettik. Buna rağmen siz şükredenler misiniz?” Yani giyim-sanatını siz öğrenmediniz, Ben öğrettim diyor, Allah. Siz yapmadınız, ben yaptım diyor. “Süleyman için de, fırtına biçiminde esen rüzgara (boyun eğdirdik) ki, kendi emriyle, içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi bilenleriz.” Şimdi fırtına gibi uçaklar gökyüzünde uçuyor mu? Rüzgar gücünü kullanarak uçuyor uçaklar. Allah rüzgarı Müslümanların emrine vermiş oluyor. Evet, uçağın özelliği nedir? Uçak rüzgarı kullanan bir alettir. Yani rüzgarı iyi kullandığı için uçabiliyor. Tabii rüzgar meydana getiriyor, o rüzgarı kullanıyor, o şekilde uçuyor. “Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere putları paramparça etti; belki ona başvururlar diye.” Bütün putları parçalıyor Hz. İbrahim (a.s.), putlardan bir tanesini bırakıyor, ellemiyor. Oradaki adamlar diyor ki; sen bu putu seviyor musun niye bunu bıraktın, diyorlar. Halbuki bir hikmeti var. “’Bunu ilahlarımıza kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir’ dediler.” Bak hemen araştırıyorlar. “’Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları, bu putları, diline doladığını işittik’ dediler.” Biz ne yapıyoruz şu an? Hz. İbrahim (a.s.) gibi putları dilimize doladık. Darwinizm’i, materyalizmi, ateizmi tuttuğumuz yerde eziyoruz. Sen ne yapıyorsun? Sende diline doladın putları. Kardeşlerimiz ne yapıyor? Putları diline doluyor ve eziyoruz, inşaAllah. Sözümüzle eziyoruz. “Dediler ki: ‘Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar.’" Tutuklayın, diyorlar Hz. İbrahim (a.s.)’i, göz altına alınması. Bak diyor ki; "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin.” Göz altına alma, tutuklama. “Ona nasıl ceza vereceğimize şahid olsunlar.” İşte ya hapseder, ya iftira edecek, ya işte işkence yapacak. “Dediler ki: ‘Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?’" Bak sorgulama başlıyor mahkemede, Hz. İbrahim (a.s.) mahkemede. Mahkemede cevap veriyor. “Hayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, onlara sorun." Putlardan bir tanesini ellemiyor. Onun üstüne yıkıyor olayı olduğunu, o dedi, o yaptı, ben yapmadım, diyor.
Bitti mi? Ne yapacağız?
OKTAR BABUNA: Kaçkar Tv’den, yarım saat sonra.
SUNUCU: harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerimizden Hocamızın eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 00:30’dan itibaren Kaçkar Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...