SUNUCU 1: Kaçkar TV’de canlı yayınımız devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Sen yarın Almanya’ya gidecekmişsin.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi gidip yatman lazım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Yatamam Hocam, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Diyorsun; “devam.”
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Almanya’da uyuyacaksın o zaman.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, gittiğinde biraz dinlenirsin, sonra güzelce bir pas pas gibi çiğne.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam sizin vesilenizle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Var mı anlatacağın şimdi?
OKTAR BABUNA: Hocam siteye gelen bir okuyucu mesajı vardı, inşaAllah. Şeyh Hacı Muhammed Osman Siraceddin-i Sani Hazretleri’nin vefatından ki, 1997 yılında vefat etmişler inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.)’nin hayat olduğunu ve yaşadığını söylediğini anlatıyor mesajda. Mesajı okuyayım mı Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA:Selamün aleyküm, Hocamıza selamlar.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA: “Mübareğin Şeyh Hacı Muhammed Osman Siraceddin-i Sani Hazretleri, büyük evliyalardan olduğunu fakat çok bilinmediğini, onun çok mütevazı olduğunu, mütevazılığıyla çok ilerlediğini yazmıştım. Dünyanın birçok ülkesinde talebesi var. Öleli on üç yıl olmuş. Ölmeden önce Mehdi (a.s.)’nin hayatta olduğunu ve yaşadığını söylemiş, inşaAllah. Beni arayışa itende budur. Mübareğimiz hem seyit, hem şeriftir. Hz. Hüseyin (r.a.)’in soyundandır. Kutb-u azamdır. Irak’ta milyonla talebesi varmış, aralarında veli olanları çokmuş. Yüz üç ya da yüz yedi yaşında vefat etmiş, 1997. Ölmesine kaç yıl kala bilmiyorum, işaret üzerine Türkiye’ye yerleşmiş. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin yakın dostudur, bildiğimiz kadarıyla. Şeyh hakkında da kısa bilgi: Şeyh Hacı Muhammed Osman Siraceddin-i Sani, Kerküt Türklerinden, 1891 yılında Irak’ın Süleymaniye kentinde doğdu. Merhumun, ‘Sirac-ül Kulüb (Kalplerin Işığı)’ adlı Şeyh Muhammed Osman Siraceddin En-Nakşibendi El-Kadiri imzasını taşıyan bir ilahi ilmi eseri mevcuttur. 1997 yılında vefat etmiştir. Yerine de halife bırakmamıştır.” Resimleri de vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakayım. MaşaAllah, seyit Hocamız evet.
OKTAR BABUNA: Evet, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Seyitler hemen anlaşılıyor.
OKTAR BABUNA: Siz anlıyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Cihat da size geldiğinde hemen söylemiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Öyle özel, böyle Avrupai bir yüz ifadesi oluyor onların. Son yaşlılık hali, Şeyh Nazım Hocamız’la karşılaşmaları, evet maşaAllah, evet.
OKTAR BABUNA:Mehdi (a.s.)’nin hayatta olduğunu ve yaşadığını söylemiş Hocam. Vefat edeli de on üç yıl olmuş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mücadele Suresi, Oktar Hocam, kaçıncı sure Mücadele Suresi?
OKTAR BABUNA: Hemen söylüyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:58. Evet, şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçekten Allah’a ve Resulü’ne karşı başkaldıranlar, kendilerinden öncekilerin alçaltılması gibi alçaltılmışlardır. Oysa Biz apaçık ayetler indirdik. Kâfirler için küçültücü bir azap vardır.” Aşağılayıcı. Bak; “gerçekten Allah’a ve Resulü’ne karşı başkaldıranlar.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında, Peygamberimiz (s.a.v.) hem imamdı hem de Peygamberdi. Peygambere o zaman münafıklar başkaldırıyorlardı, ehl-i küfür ve delalet. “Kendilerinden öncekilerin alçaltılması gibi alçaltılmışlardır.” Yani daha önce yapanlar da yapmışlardır bunu, daha önceki nesiller de. Her zaman münafıklar çıkmıştır. Allah onları da alçaltmıştır.
“Ey iman edenler” diyor Cenabı Allah, “kendi aranızda gizli konuşmalarda bulunacağınız zaman, bundan böyle günah, düşmanlık ve Peygamber’e isyanı fısıldaşıp-konuşmayın.” Demek ki münafıklar ne yapıyorlar konuştuklarında? Günahı konuşuyorlar, düşmanlığı konuşuyorlar, Peygambere tabii Müslümanlara düşmanlığı ve Peygambere isyanı. Peygambere itaat etmemelerini, isyan etmelerini, dağılmalarını, saygı duymamalarını söylüyorlar münafıklar. “İyiliği ve takvayı konuşun ve huzurunda toplanacağınız Allah’tan sakının. Şüphesiz ‘gizli toplantıların fısıldalaşmaları’ (kulis)” yani gizli konuşmaları, “iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan işler)dendir. Oysa Allah’ın izni olmaksızın o, onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.” Yani, “münafıkların böyle bir gücü yoktur” diyor Allah. Gücü yaratan Allah’tır. Müslüman da tabii, böyle bir durumda üzüntüye düşmez. Yani ondan rahatsız olmayacak inşaAllah. Münafıklar kendi aralarında o tarz planlar kurarlar.
“Allah’ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi dost ve müttefik edinenleri görmedin mi?” Münafıklar, münafıkları dost ve müttefik ediniyor. Kâfirleri, dinsizleri, Allah düşmanlarını kendilerine müttefik ediniyorlar. “Onlar, ne sizdendirler, ne de onlardan. Kendileri de (açıkça gerçekleri) bildikleri halde, yalan üzere yemin ediyorlar.” “Münafıklar” Allah diyor, “ne sizdendirler” Yani, “Müslüman gibi görünürler, aslında Müslüman da değildirler” diyor, “ama ne de kâfirdirler.” Yani, “tam kafire de benzemezler” diyor. Çünkü kafirler açık aleni söylüyorlar kafir olduklarını. Bunları gizliyor, “biz” diyorlar, “Müslüman’ız” diyorlar ama normalde Müslüman da değiller; çünkü Müslüman düşmanlarıdırlar. “Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik) edinenleri görmedin mi?” diyor Allah. Yani gidiyorlar münafıkları, küfrü, üçkâğıtçıları, sahtekârları arkalarına alıyor, onları dost ediniyor münafıklar. Onlarla ittifak halindeler. Müslümanlara karşı da tavır alıyorlar.
“Onlar, yeminlerini bir siper edindiler.” Münafıklar hep Allah’ı anarak ortaya çıkarlar. Onun için Müslümanlar onlardan etkilenmeyecekler, olumsuz yönde etkilenmeyecekler. “Böylece Allah’ın yolundan alıkoydular.” Yani tebliğ yapmayı durduruyorlar, İttihad-ı İslam’ı durduruyorlar, Müslümanların güçlü olmasını durduruyorlar. “Artık onlar için alçaltıcı bir azap vardır. Ne malları, ne çocukları onlara Allah’a karşı hiçbir şeyle yarar sağlamaz.” Münafıkların derdi günü malı olsun, çocuğu olsun, geçinsin, büyüsün, yesin içsin, yan gelip yatsın. Ama “hiçbir şeyle” diyor Allah, “yarar sağlamaz” diyor. “Onlar, ateşin halkıdırlar, içinde süresiz kalacaklardır.” Münafıklar cehennemden hiç çıkmıyorlar, sürekli cehennemdeler. Onların tümünü Allah’ın dirilteceği gün, sizlere yemin ettikleri gibi O’na da yemin edeceklerdir.” Münafıklar Müslümanlara hep yemin ederek, Allah’ı anarak konuşuyorlar. “Biz muttakiyiz, Ehl-i Sünnet’iz, şöyleyiz böyleyiz” diyor. Fakat diyor ki Allah; “bunu size yaptıkları gibi, Bana da yapacaklar” diyor “geldikleri vakit ahirette” diyor. Allah’a da; “Ehl-i Sünnet olduklarını, Müslüman muttaki olduklarını, Kuran’a titiz olduklarını…” Orda yine aynı şeyi yapıyorlar. Orada da yeminle konuşuyorlar. “Ve kendilerinin bir şey üzerine olduklarını sanacaklardır.” Kendilerini de hakikaten muttaki, böyle kurtulmuş, veli, evliya olduğunu zannediyorlar. Yani hakikaten iyi olduğuna inanıyor. Bak, diyor ki Allah; “kendilerinin bir şey üzerine olduklarını sanacaklardır.” Ve “sizlere yemin ettikleri gibi Allah’a da yemin edeceklerdir ve kendilerinin bir şey üzerine olduklarını sanacaklardır. Dikkat edin; gerçekten onlar, yalan söyleyenlerin ta kendileridir.”Münafıklar net yalan söylüyor ama çok inandırıcı bir görünümde anlatırlar. Yani ona inanmamak lazım, çok dikkatli olmak lazım. Bak; “şeytan onları sarıp kuşatmıştır” diyor Cenab-ı Allah.
Sen ne anlıyorsun Oktar?
OKTAR BABUNA: Şeytanın onları sarıp kuşatmasından mı inşaAllah? Her yönden yaklaşıyor Hocam inşaAllah. Gerçeği ters düz ediyor, onlara göstermiyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeytan kaplıyor. Allah diyor ayette; “onları” diyor “üstlerini kaplamıştır.” Yani tam iblis oluyor, kabuk gibi bağlamış oluyor, evet. “Böylelikle onlara Allah’ın zikrini unutturmuştur.” Yani münafık, “Allah’ın zikrini unutturmuştur” derken, yani insanlar zannediyor ki; Allah’tan hiç bahsetmiyor. Zaten Allah’ı anıyor, yeminle konuşuyor zaten. İslam Birliği’ni istemez, İslam ahlakının dünya hakimiyetini istemez, Kuran’ın gerçek anlamda yaşanmasını istemez. “İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” Şeytanın fırkası işte Deccaliyet, Deccal ordusu. Yani sezdirmeden, dini koruyormuş gibi yapıyor Müslümanları koruyormuş gibi yapıyor ama sürekli dine saldırı, İslam’a saldırı. Ama bak en belirgin yönü ittihadı, Müslümanların dünya çapında birliğini istemez. Dinin dünyaya hakimiyetini istemez münafık. En hayati noktası budur. “Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” Yani münafıkların mutlaka Allah, hüsrana uğrayacaklarını söylüyor.
“Böylelikle Allah’ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” Münafık Allah’ın dininin yayılmasını istememesiyle öne çıkıyor. Yoksa -orada birçok insan yanılabilir- Allah’ı anarak Allah’ın dinini ortadan kaldırmaya çalışır münafık.Dini içinden çıkılmaz hale getirerek ortadan kaldırmaya çalışır. Yani dini hurafeler içerisinde boğarak dini ortadan kaldırmaya çalışır. Yoksa hiç Allah’tan bahsetmeyerek değil. “Hiç şüphesiz Allah'a ve Resulü’ne karşı başkaldıranlar; işte onlar, en çok zillete düşenler arasında olanlardır.” Bak, Allah “hiç şüphesiz” diyor “Allah'a ve Resulü’ne karşı başkaldıranlar.” Peygamberimiz (s.a.v.) o zaman hem Peygamber, hem imam. Yani otoriteye de başkaldırıyor. Yani imam istemiyor başında, bir lider istemiyor münafıklar. Başkaldırıyor. Asidir münafıklar. Yani asilik onların ana özelliğidir. Var, bazı yeni yetme tipler vardır böyle isyankâr, sürekli isyan etme peşindedir. Münafıkların da ana vasfıdır, isyankâr olmak. “İşte onlar, en çok zillete düşenler arasında olanlardır.” Zillet; aşağılanma. Bak, Cenab-ı Allah diyor ki; “Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır.” Allah yemin ediyor, “Ben galip geleceğim” diyor. Yani “Allah hizbi, Allah taraftarları ve elçilerim de” imamları, Allah’ın mehdileri mutlaka galip geliyorlar. “Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır.” Her seferinde Allah bunu söylüyor. “Mutlaka galip geleceksiniz” diyor Müslümanlara Allah.
22’nci ayet, Mücadele Suresi. Zaten yirmi iki ayetten oluşuyor. “Allah'a ve Ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki,” Allah’a Ahiret gününe gerçekten iman ediyorsa bir topluluk, “Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar.” Yani, “münafıklarla hiçbir şekilde bağlantıya geçmez” diyor, “bir Müslüman.” Küfürle, münafıklarla asla bağlantıya geçmez. Onların yanına gidip yapışmaz. Onlardan bir şeyler ummaz. Gidip yemeklerini yemez. Onlardan çıkar sağlamaya çalışmaz. Onlara sığınmaz. “Allah'a ve Ahiret gününe iman eden bir insan bunu yapmaz” diyor Cenab-ı Allah. Mümkün değil, yapmaz. Bak, Allah diyor ki, adam da diyor ki, münafık diyor ki; “o zaman” diyor, “bu benim akrabam” diyor, “o da mı olamaz?” diyor. Allah cevap veriyor, diyor ki bak Cenab-ı Allah; “bunlar ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri” Yani dedesi soyu sopu olsun fark etmez. “(Soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah kalplerine imanı yazmış ve onları Kendinden bir ruh ile desteklemiştir.” Cibril. Cebraille. Bak, Allah kalplerine imanı yazıyor ve Allah bir ruhla destekliyor. “Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orada süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş.” Rıza makamı; yani Müslümanların Allah’tan talebidir Allah’ın onlardan razı olması, rıza makamı. “Onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır.” Hizbullah, Allah hizbi, bu çete anlamında değil; Allah hizbi. Allah hizbi ayrıdır. Bütün Müslümanlar Allah hizbidir. Gerçek Hizbullah onlardır. O ismi alır adam, bambaşka bir amaçla kullanabilir, o ayrı. Onu biz kabul etmeyiz. Bütün şeyde mesela Hz. İsa (a.s.), Hizbullah’tır. Hz. İbrahim (a.s.), Hizbullah’tır. Hz. Nuh (a.s.), Hizbullah’tır. Bütün cennette olan kişilerin hepsi Hizbullah’tır, Allah hizbidir. “Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah bulanların ta kendileridir.” Yani, “mutlaka zafer kazanacaklar” diyor. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri de Allah hizbidir. Onlar da mutlaka felah kazanacaklardır, zafer kazanacaklardır, inşaAllah. Böylece Mücadele Suresi’ni de okumuş olduk.
Ben böyle büyük şeyh efendilerimizi, değerli Hocalarımızı, mürşitlerimizi tanıtıyorum. Esad Coşan Hocamız rahmetli, onun da resmini göster Oktar Hocam. MaşaAllah. Hocamız seyittir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslindendir. Biraz bilgi ver, Esad Coşan Hocam hakkında.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hoca Efendi 14.4.1938 tarihinde Çanakkale’ye bağlı Ayvacık ilçesinin Ahmetçe Köyü’nde dünyaya geldi. Hz. Hüseyin Efendimiz (r.a.)’in soyundan olan dedeleri Buhara’dan gelip Çanakkale’ye yerleşmişlerdir. Babası vasıtasıyla dönemin âlim ve ariflerinden Serezli Hasib ve Abdülaziz Bekkine Efendilerle tanıştı. Sohbet meclislerine devam etti. Fakülte son sınıfta iken Mehmed Zâhid (Kotku) Efendi’nin küçük kızı Muhterem Hanımefendi ile evlendi.
Üniversiteye intisap etmesinden emekliliğine kadar geçen süre içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı bünyesinde kurulan çeşitli komisyonlarda üye olarak çalıştı. Aynı zamanda Almanya, Avusturya, Irak, İran, Libya, Ürdün, Suudi Arabistan ve İran gibi ülkelerde uluslararası toplantı ve konferanslara katıldı, araştırma ve incelemelerde bulundu. Mensubu bulunduğu fakültede Türk-İslâm Edebiyatı, Osmanlıca, Türkçe-Kompozisyon, Farsça ve Arapça derslerini okuttu. Yedi adet doktora ve çok sayıda lisans tezi yönetti. Mahmud Es’ad Coşan Hoca Efendi başarılı ve verimli bir öğretim üyeliği hayatı sürdürmekte iken irşat faaliyetleri ile sosyal ve kültürel çalışmalara daha fazla zaman ayırabilmek amacıyla 1987 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Bundan sonra Hocası ve kayınpederi Mehmed Zahid Efendi’den aldığı tebliğ ve irşat görevini daha aktif yerine getirebilmek için faaliyetlere başladı. Seleflerinin başlattığı hadis derslerini Türkiye’nin birçok ilinde yapmak suretiyle yaygınlaştırdı. Yaygın ve özgün eğitim, kültür, yardımlaşma, sanat ve yayın alanlarında hizmet üretmeleri için dostlarını teşvik etti. Bu alanlarda birçok çalışmanın başlamasına önayak oldu. Çok sayıda kitap ve makale kaleme aldı. Sohbetlerine gösterilen ilgiden dolayı hizmet sınırlarını genişletti ve bu gaye ile dünyanın birçok ülkesine seyahatlerde bulundu. Avrupa, ABD, Orta Asya ve Avustralya’ya defalarca giderek eğitim programlarına katıldı. Doğup büyüdüğü vatanından yirmi bin kilometre uzakta bulunan Avustralya’da, bir cami açılışı için yaptığı bir seyahat esnasında elim bir trafik kazası neticesinde Hakk’a yürüdü (4 Şubat 2001). Nâşı Türkiye’ye getirildi. 9 Şubat 2001 tarihinde Fatih Camii’nde Cuma namazını müteakip kılınan cenaze namazına, yüz binlerce talebe ve seveni katıldı. Eyüp Sultan Mezarlığı’nın Nakşi Tarlası denilen kısmında Hakk’ın rahmetine tevdi edildi. Yayınlamış eserlerinden örnek olarak Matbaacı İbrâhim-i Müteferrika ve Risâle-i İslâmiyye, Hacı Bektaş Velî ve Makâlât, Gayemiz, İslâmÇağrısı ve Yeni Ufuklar gibi.” inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mahmud Esad Coşan Hocamız’ı biz hem bulunduğu mekânda da ziyaret etmiştik hem de bizim evimize de gelmişti, şeref vermişti. Çok şahane bir ses tonu var; bayağı güzel hitabeti var. Bir kere teknemize de gelmişti, Hocamızı şöyle bir denizde gezdirmiştik, maşaAllah. Çok mübarek ve muhterem, çok değerli bir insan; Allah rahmet etsin. Talebeleri de öyle, çok seçkindirler. Hocamız büyük emekler verdi, Allah ondan razı olsun, inşaAllah.
Peygamberimiz (s.a.v.)’den bir hadis okuyayım. “Hz. Ali (Kerremallahü veche) şöyle buyuruyor: ‘Kâimimiz (Hz. Mehdi (a.s.)) kıyam edince insanların kalbindeki düşmanlık ve ihtilaf sebeplerini kökten kazıyacaktır. Böylece genel bir asayiş ve emniyet meydana gelecektir.’” Bihar-ul Envar cilt 52, sayfa 336.
“Hişam bin Salim’den nakil: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: ‘Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhuruna kadar halkın her sınıfı halka hüküm sürecek. Öyle ki artık hiç kimse "eğer biz hükümet etseydik adaleti uygulardık" diyemeyecek. Daha sonra Kaim (Hz. Mehdi) aleyhisselam hak ve adalet ile kıyam edecek.’” “Her türlü insan, her türlü düşünce denenecek” diyor, “en sonunda tek çıkar yol olarak Mehdi (a.s.) kalacak” diyor hadiste.
“Haris bin Muğayre-i Nasrı der ki: İmam Caferi Sadık aleyhisselam’a ‘İmam (Hz. Mehdi (a.s.)) ne ile tanınır?’ diye arz edince şöyle buyurdu: ‘Heybet ve vakar ile’” Mübarek çok heybetli olacakmış ve vakarlı. “‘Başka ne ile tanınır?’ ‘Ayrıca helal ve haram ile, halkın ona olan ihtiyacı ile ve onun hiç kimseye muhtaç olmamasından tanınır.’” Gaybet-i Numani, sayfa 283.
"Ey inananların Efendisi (s.a.v.)” Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitap ediyorlar. “Bize senin Mehdin (a.s.) hakkında haber ver” Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği Mehdi (a.s.) hakkında soruyorlar. “İnananların Efendisi (s.a.v.) dedi ki: ‘Herkes dejenere olduğunda” insanlarda dejenerelik yaygınlaştığında, yani genel anlamda yayıldığında, yani mesela yüzde yetmişi, sekseni insanların dejenere olduğunda, “(Hz. Mehdi (a.s.)) saflık mekânı olacaktır... Başı vakar içinde diktir, asaleti en seçkin karakterde sebatla kökleşmiştir.’" “Asaleti en seçkin karakterde sebatla kökleşmiştir.” Yani, “asaletini asla kaybetmez. Seçkin karakterinde o sürekli durur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Kitab-ül Gaybet, sayfa 184.
“Amira bint-i Nufeyl der ki: İmam Hüseyn aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum; ‘Sizler birbirinizden uzak olduğunuzu söylemedikçe” birbirinize kötü davranmadıkça, “birbirinizi tekfir etmedikçe” yani dinsizlikle suçlamadıkça “ve birbirinize lânet okumadıkça beklediğiniz (Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru) vuku bulmayacaktır.’” Yani, “Müslümanlar birbiriyle uğraşacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “Arz ettim ki: ‘Öyleyse o zamanda hiçbir hayır yoktur.’ Buyurdu ki: ‘Tersine hayrın hepsi o zamandadır.” diyor. “Kâim (Hz. Mehdi (a.s.)) kıyam edecek (zuhur edecek) ve bunların hepsini ortadan kaldıracaktır.’” Yani, “bozuk olan her şeyi ortadan kaldıracaktır” diyor arkasından da. Gaybeti Numani, sayfa 240.
“Dünyayı fitne ve düşmanlık sardığında” yani insanlar birbirine düştüğünde, fitne etrafa yayıldığında, yani kavgalar, anarşi terör, anlaşmazlıklar “her yer zulüm, fesat ve yağmayla dolduğunda, delalet ve inhiraf kalelerini yıkmak (hakkı bırakıp batıla sapan odakları etkisiz hale getirmek), karanlık ve taş kalpleri tevhid, insaniyet ve adalet nuruyla aydınlatmak için Allah yüce ıslahçısını (Hz. Mehdi (a.s.)’yi) gönderecektir." El-Mehdiyy-il Mev'ud, cilt 1, sayfa 310
Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, sayfa 188. Mehdi (a.s.) ile ilgili yüzlerce, binlerce hadis var. Biz çok az bir kısmını okuyoruz. “Hz. Mehdi (a.s.) bütün gam ve zulmetleri giderecek güneştir.” Adamlarda gam varsa gamı gidiyor, zulüm varsa zulmü gidiyor. Rahatlıyor insanlar Mehdi (a.s.)’nin sayesinde, vesile oluyor. “İhsanda bulunduğu zaman çok bereketli bir yağmurdur.” Yani, “muazzam ihsanda bulunur” diyor.
“Şeyh Tusi'nin Gaybet'i: "Sonra Hz. Mehdi (a.s.)’nin yükselişi olacak.” Özetle, hadisin sonunda; “Allah onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) vasıtasıyla yalanları ortadan kaldıracaktır. Onun (Hz. Mehdi (a.s.)) vasıtasıyla, şiddeti ortadan kaldıracaktır.” Bak, hep şiddet ve terörü Mehdi (a.s.)’nin kaldıracağına dair çok fazla hadis var.
“Hz. Mehdi (a.s.) imdada gelen ve feryadresdir (feryad edenin yardımına koşandır, yardım edendir). Allah, onu dünyadaki insanların imdadına yetişmesi için gönderecektir.”El-Mehdiyy-il Mev'ud, cilt 1, sayfa 264.
İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 2. cilt, 381. Mektup, sayfa 1184. “Bir hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ‘Küfür her yanı istila edip” bütün dünyayı istila edip, Darwinizm, materyalizm “istila edip, hükmü cemiyet içinde aşikare işlenmedikçe” dinsizlik, ateistlik açıkça uygulanmadıkça, “Hz. Mehdi (a.s.) zuhur etmez.’ Bu vakitte, vaki olan ise, küfrün istilasıdır.” Yani, “dünyanın bütün her yerini küfür istila edecek” diyor İmam-ı Rabbani. “Ve onun kuvvetidir.” Yani, “askeri, siyasi, iktisadi tam bir kuvveti olacak” diyor, “küfrün, münafıkların.” “İslam’ın ve Müslümanların dahi zaafıdır.” Müslümanlar da zaaf içinde olacaklar. Bak, “İslam’ın ve Müslümanların dahi zaafıdır.” Müslümanlar güçsüz ve ezik olacaklar o dönemde, Mehdi (a.s.) döneminde.
“Bu vakit, Resulullah (s.a.v.) Efendimizin, Ehl-i İslam’ın garip düşeceklerini anlattığı devirdir.” “Müslümanlar garip düşecekler” diyor, “Ahir zamanda.” “Onlara ne mutlu. Ayrıca Resulullah (s.a.v.) onları müjdelemiştir” Mehdi (a.s.) ile, İslam ahlakının hakimiyetiyle, İmam-ı Rabbani’nin açıklaması.
“İnsanlar, şiddetli bir korku üzerinde olmadıkça, Hz. Mehdi (a.s.) zuhur etmez.” Yani korku; işte gelecek korkusu, anarşi korkusu, terör korkusu, kaçırılma korkusu, sokakta rahat yürüyememek, hepsi. “İnsanlar, şiddetli bir korku üzerinde olmadıkça, Hz. Mehdi (a.s.) zuhur etmez. Ondan önce zelzeleler, fitneler, insanların başına gelen belalar ve hastalıklar zuhur edecektir. İşte o vakit (Hz. Mehdi (a.s.)) zuhur edecektir. Ona (Hz. Mehdi (a.s.)’ye) yetişene ve onun yardımcılarından olanlara müjdeler olsun. Ona (Hz. Mehdi (a.s.)’ye) muhalefet edenlere ve emrine karşı gelen” münafıklara ve “onlara da yazıklar olsun” diyor. Bak; “Ona (Hz. Mehdi (a.s.)’ye) muhalefet edenlere ve emrine karşı gelenlere de yazıklar olsun.” Münafıklara da Allah, Peygamber (s.a.v.)’in diliyle; “yazıklar olsun” diyor. Mehdi (a.s.) El-Muntazar.
“Ebu’l Hicaf, Peygamber (s.a.v.)’in üç defa şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir” Peygamberimiz (s.a.v.) üç defa tekrarlıyor bunu, bu hadisi. “Hz. Mehdi (a.s.) hususunda müjdeler olsun sizlere” diyor. Bir daha söylüyor, “Mehdi (a.s.) konusunda müjdeler olsun sizlere” diyor, üç defa. “Halkın dağıldığı” yani her biri bir yere gidiyor insanların, “zorlukların baş gösterdiği zaman Hz. Mehdi (a.s.) zuhur edecektir.” Mesela alıyorlar bir memlekette insanları sürgün ediyorlar, başka yere gönderiyorlar, öbürlerine başka. Terör nedeniyle başka yere gidiyor. Halk dağılıyor, insanlar. “Halkın dağıldığı ve zorlukların baş gösterdiği zaman Hz. Mehdi (a.s.) zuhur edecektir. Zulüm ve sitemle olan yeryüzünü” bak, “zulüm ve sitemle dolan yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Kulların kalbine Allah’a kulluğu yerleştirecek” Mehdi (a.s.) bak, “kulların kalbine Allah’a kulluğu yerleştirecek ve adaleti herkesi kaplayacaktır.” Bihar-ül Envar, cilt 51, sayfa 74.
Yine bir hadis. “Ey insanlar” diyor, Peygamberimiz (s.a.v)’den hadis. “Ey insanlar, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı ile müjdelenin.” Adam diyor ki; “niye müjdeliyorsun” diyor. Peygamber (s.a.v.) söylüyor da onun için müjdeliyorum. Peygamber (s.a.v.) talimat vermiş, emretmiş. Ne yapacağız peki müjdelemeyip? Senin zırvalarını anlatacak halimiz yok. Peygamber (s.a.v.)’in müjdesini anlatacağız tabii ki. “Çünkü Allah’ın vaadi gerçektir, boşa çıkmaz. O’nun hükmü geri çevrilmez. O, her şeyi hikmet üzere yapar ve her şeyi bilir. Allah’ın fethi yakındır.” Yani bakın binlerce hadisin içerisinden çok az bir kısmını seçtik, getirdik.
“Mehdi (a.s.)’ye talebe olmak isteyenler şöyle söyleyecek: ‘Ne zaman zuhur edecek? Artık kemiklerimiz çürüdü’ diyecekler” diyor. “‘Ne zaman zuhur edecek? Artık kemiklerimiz çürüdü’ diyecekler. İşte o zaman zuhuru bekleyin ve onun zuhur ettiğini duyarsanız, buzun üzerinde sürünseniz dahi ona ulaşmaya çalışın.” Yani, “buzun üstünde bile olsa ona ulaşmaya çalışın” diyor.
“Size izin verildiğinde” evet. “Ey inananların Efendisi (s.a.v.)” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitap ediyor sahabeler. “Bize senin Mehdin (a.s.)” bak hep böyle söylüyorlar; “senin Mehdin (s.a.v.)” diyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e; onun torunu olduğu için. “Senin Mehdin (s.a.v.) hakkında haber ver.’ İnananların Efendisi (s.a.v.) dedi ki” Resulullah (s.a.v.), “Hz. Mehdi (a.s.) en iyi sığınaktır. Aranızda en iyi bilinen ve en nezaketli olandır. Ey Allah’ım. Ona sadakat ahdini ıstıraptan çıkışın vesilesi yap.” Yani, “sadakat andını” yani Müslümanlar onlara sadakat andını verecekler. Yani diyecekler; “biz sana sadık kalacağız.” Münafıklar da o andı bozacaklar. Yani sadakat andını bozacaklar. “Sadakat andını, ıstıraptan çıkışın vesilesi yap ve ümmetin dağılmışlığını onun eliyle birleştir.” Bak, “ümmet dağılacak o dönemde” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Şu an dağıldı ümmet. Hatta cemaatler bile dağıldı. Cemaatler bile paramparça. Bak, “ümmetin dağılmışlığını onun eliyle birleştir. Size izin verildiğinde bunu yapın ve eğer ona (Mehdi (a.s.)’ye) ulaşacak bir yol bulacak olursanız, Mehdi (a.s.)’den başka yol tutmayın.” Yani, “sadece onun cemaatinde, topluluğunda olun” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi bu da.
Celalettin Suyuti’nin bir hadisini okuyorum şimdi. “O, (Hz. Mehdi (a.s.)) arza sahip olur.” Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. “Kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı (dünyayı) adaletle doldurur. Sizden (Müslümanlardan) ona kim yetişirse, kar üzerinde” bak, “kar üzerinde, sürünerek dahi olsa gelsin, Mehdi (a.s.)’ye katılsın. Zira o Mehdi (a.s.)’dir.” Evet.
Yine Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis: “Sonra Hz. Mehdi (a.s.)’nin sıfatlarını sayarak buyurdu ki” Peygamberimiz (s.a.v.) “içinizdeki en geniş sığınaktır, içinizde ilmi en çok olandır ve dostlarını, sevdiklerini en fazla arayıp sorandır.” Gerçek sevdiklerini sürekli arayıp, soruyor. Onlara çok düşkün oluyor, sevdiklerine. “Allah’ım! Onun zuhurunu, hüzünlerin giderilmesine vesile kıl.” “Onun zuhurunu” Mehdi (a.s.)’nin zuhurunu, “hüzünlerin giderilmesine vesile kıl ve ümmetin dağınıklığını onunla topla! Eğer Allah seni muvaffak kılarsa onun biatine koş.” Ona tabi ol. “Ondan (Mehdi (a.s.)’den) asla vazgeçme.” Çünkü münafıklar vazgeçecekler. Bak, Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Asla vazgeçme. Eğer muvaffak olur da ona ulaşır ve Allah onun vesilesiyle” hidayet verirse, “hidayet olursan, ondan (Mehdi (a.s.)’den) asla vazgeçme.” Bir de “ah” diyor, böyle eliyle göğsüne vuruyor, “eliyle göğsünü göstererek, ‘onu ne de çok görmek isterdim’” diyor. Bak, bir de “ah” diyor. “Ah” diyor bak, “ah.” “Ve eliyle göğsünü göstererek ‘onu ne de çok görmek isterdim’” diye onun hasretini ve muhabbetini söylüyor, maşaAllah. Cennette beraberler, inşaAllah.
Ramuz El Hadis. Ramuz El Hadis, biliyorsun, ünlü bir hadis kitabıdır. 1. Cilt, sayfa 298, numara 2 no.lu hadis. “Sizden veya sonra gelenlerden birisi Hz. Mehdi (a.s.)’ye yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, ona katılsın. Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır.” Yani, “insanların hidayetine vesile olurlar” diyor, Mehdi (a.s.) ve talebeleri. Yani, “hidayet bayrağıdır onlar” diyor, “hidayet sancağıdır.”
El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sayfa 51. “Aynen, kartal cinsinden Neşir kuşunun kanatlarıyla titremesi gibi (Mehdi (a.s.)) Allah’tan korkacaktır.” E nasıl desin ben Mehdi (a.s.)’yim diye? Bu kadar Allah’tan korkmasının asıl sebebi ne? Cehenneme gitmekten çekiniyor. Onun için korkuyor yani. Allah’ın gazabından korkuyor.
Berzenci Hazretleri belirtiyor Kıyamet Alametleri kitabında, Müceddid Berzenci Hazretleri; “Hz. Mehdi (a.s.) Allah’a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygamber (s.a.v.)’e benzer.” Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “ahlakı bana benzer ama dış görünümü benzemez” diyor, “o Ben-i İsrail görünümündedir” diyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Ahlakı benim ahlakım olan bir evladım (Hz. Mehdi (a.s.)) çıkacak.” Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 21. Peygamberimiz (s.a.v.)’e her yönden benzeyecek; sevecenliği, sevgisi, dostluğu, muhabbeti, kararlılığı, azmi.
Bir başka hadiste de şöyle deniyor: “Ebu Salih Saibi, El-Fitan adlı eserinde Hazreti Müminlerin Emiri (s.a.v.)’den nakletmiştir.” Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) naklediyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’den naklediyor Ebu Salih Saibi. “Hz. Mehdi (a.s.) görünüm, ahlak, huy ve üstün faziletiyle, Allah’ın Elçisi (s.a.v.)’ne çok benzeyecektir.” “Pek benzeyecektir.” Bak burada da “benzeyecek” diyor. Öbür bir hadiste de “benzemez” diyor. Bir kere hadislerin arasında şöyle bulabiliriz; benzeyen yönleri yönüyle çok benzeyecektir, benzeyen yönleriyle. “Her yönüyle benzemeyecek” diyor ama “pek benzeyecektir” diyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani tıpkısı olmaz tabii ki. Nasıl benzeyecek? Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) orta boyluydu; o da orta boylu olacak. Peygamberimiz (s.a.v.)’e benzeyen yönleri bunlar. Peygamberimiz(s.a.v.)’de, Peygamberlik mührü vardı sırtında; Mehdi (a.s.)’de de olacak, ben olacak sırtında. Peygamberimiz (s.a.v.) geniş yapılıydı; Mehdi (a.s.) de geniş yapılı. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in başı büyükçeydi; Hz. Mehdi (a.s.)’nin de başı büyükçedir. “Geniş alınlıdır” diyor. O yönlüdür. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) mesela siyah gözlüdür; Mehdi (a.s.) yeşil gözlüdür. Peygamberimiz (s.a.v.) çekme, doğan burunludur; Mehdi (a.s.) de yine öyle küçük burunlu fakat burun yapısı olarak doğan, çekme doğan burunlu değil. Hafif bombeli burunludur. Peygamberimiz (s.a.v.) de çok munis, çok tatlı bir bombesi vardı burnunda. Böyle çekme doğan burunlu, inşaAllah. Hem küçük ama doğan böyle burunlu inşaAllah. Koyu siyahtı kaşları Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Kalınca kaşları vardı, koyu siyah. Saçları uzun, biliyorsun, omzuna kadar uzun. Hatta iki tane örgüsü vardı, iki tane yandan. Örgüleri uzuyordu Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Gözleri sürmeliydi, doğuştan, yani yaratılıştan sürmeliydi. Ayrıca kendisi sürme kullanıyordu Peygamberimiz (s.a.v.). İrice dudakları, ağzı iriydi Peygamberimiz (s.a.v.)’in, dudakları iri dudaklıydı. Dişleri son derece düzgün, bembeyaz dişleri. Kolları, kemikleri kalın, yani o omuzları çok genişti Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Adale gücü, kahredici bir güce sahipti böyle. Yani tuttu, deveyi tutsa öyle çökertir, öyle güçlü yani. Yani denenmiş. O devrin başpehlivanını aldı, vurdu sırtüstü yere. Güreşmek istedi adam. Dedi ki; “beni yenersen iman edeceğim” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) aldı, tuttuğuyla vurdu adamı sırtüstü. Tuş oldu adam. “Ben boş bulundum” dedi böyle, “boş bulunduğum için tuş oldum” dedi, “böyle olmaz” dedi, “yeniden güreşelim” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) yine kaldırdı, bir daha vurdu sırtüstü. Yani gücünü tahmin edemiyor. Zannediyor ki uzun uzun güreşecek zannediyor Peygamberimiz (s.a.v.). Tuttum mu kaldırıyor zaten, adamı aldı mı vuruyor; o kadar yani.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, MaşaAllah. Göğsünün şu kısmı, orta kısmında bir tüy vardır Peygamberimiz (s.a.v.)’in, böyle tüylüydü göğsünün üst kısmı, şerit şeklinde. Yani öyle tamamında değil de göğsünün bir kısmında vardı. Ondan sonra yani genel olarak bütün vücudu adaleli, atletik yapılıydı Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Cildi ince, pembe beyazdı Peygamberimiz (s.a.v.). Böyle ufacık bir şeyde bile utandığında hemen yüzü kıpkırmızı oluyordu Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Öyle bir özelliği vardı. Yani birisi şey yapsa, çok çabuk etkilenen biri, çok utangaç; mesela o pek bilinmiyor, Peygamber (s.a.v.)’in utangaç olduğu. Kuran’da da geçiyor ayette. “İnsanlardan utanıyordun” diyor. Mesela herhangi bir konuyu bile söylemiyor. Mesela yemeğe kalıyor sahabeler. Peygamberimiz (s.a.v.) gitmelerini istiyor ama utanıyor, söylemiyor. Allah diyor; “o utanıyor” diyor, “söylemiyor” diyor. Allah söylüyor, ayetle, vahiyle söylüyor. “Çekiniyordun” diyor. Mesela Hz. Zeynep annemizle evlenme konusunda, onda da utanıyor, çekiniyor. Halbuki Allah diyor; “Allah biliyor” diyor, “gönlündekini” diyor. MaşaAllah. Bir şeyden heyecanlandığında alnında damar çıkıyordu Peygamberimiz (s.a.v.)’in, şurasında böyle. Hiddetlendiğinde alnında damar çıkıyordu. Efendim. Uzun kirpikliydi Peygamberimiz (s.a.v.). Kirpikleri uzun kirpikli. Ondan sonra, geniş omuzlu, omuzları genişti. Yani bayağı geniş omuzluydu. Mehdi (a.s.)’ye işte bazı yönleriyle benziyor. Mesela o geniş olması. Mehdi (a.s.) Peygamberimiz (s.a.v.)’e benzer o yönden; geniş omuzlu. Ama mesela göz rengi benzemiyor. Ondan sonra, başka işte birçok yönde benzemiyor, inşaAllah. Ama o yönüyle de hadis doğru yani, benzediği var. Huyu da benzer Mehdi (a.s.)’nin. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gibi olacak o da. Peygamberimiz (s.a.v.) nasıldı? Şakacı, hoşsohbet böyle, sevecen, özel bir tavra girmeyen. Yani “Peygamberim” şeyinde değildi Peygamberimiz (s.a.v.). Son derece mazlum bir insan görünümündeydi. Yani böyle bir enaniyet, kibir şeyi yoktu üstünde. Son derece Allah'a boyun eğici, şefkatli, herkesin halini hatırını soran, böyle çok dikkati açık. Müthiş keskindi dikkati Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in. Çok affediciliği de çok dikkat çekiyordu Peygamberimiz (s.a.v.)'in. Her şeyi affediyor, maşaAllah. Yani hayret edilecek gibi. Mesela en zalim, en büyük olayları yapıyor adamlar, af istiyorlar Peygamber (s.a.v.)'den, Peygamberimiz (s.a.v.) affediyor. Yani çok şefkatli ama küfre karşı çok onurlu ve zorluydu Peygamberimiz (s.a.v.). Yani münafıklara karşı ve küfre karşı çok onurlu ve zorluydu. Yani çok yamandı, inşaAllah. Böyle fasih ve güzel konuşan bir insan; güzel, tok, hoş, güzel bir sesi vardı Peygamberimiz (s.a.v.)'in. Böyle dolu, böyle davudi güzel bir sesi vardı. Yani tok bir sesi vardı. Çok şık ve güzel giyiniyordu Peygamberimiz (s.a.v.). Yani o devrin en iyi kıyafetlerini giyiyordu. O, yalan söylüyorlar. Diyorlar ya hani; "üstü başı şöyle. Açlıktan taş bağlıyordu karnına. Bilmem ne." Çok büyük vicdansızlık yapıyorlar. Ayıp yapıyorlar. Hem sahabelere hakaret ediyorlar, hem Peygamberimiz (s.a.v.)’e, haşa. Ağızlarını toplasınlar. Hangi sahabe, Peygamberimiz (s.a.v.)'in açlıktan taş bağlayıp karnına, kıvranmasına müsaade eder? Kendi, evinde yemek yiyecek. Efendim tavuk kızartacak yahut et kızartacak, but yiyecek. Peygamberimiz (s.a.v.) de evinde kıvranacak. "Kıvranıyordu" diyor, "taşı bağlayıp, kıvranıyordu." Bu yalan bu, doğru değil. Peygamberimiz (s.a.v.) gayet güzel besleniyordu. Kuzunun ön kolunu seviyordu Peygamberimiz (s.a.v.) kızartmalarda. Yaban hayvanlarında da böyle kızartma olduğunda, onları da seviyordu. Kabak yemeğini çok severdi Peygamber Efendimiz (s.a.v.), en çok sevdiği yemek odur. “Bu cennet tahamı" diyor, kabak için. Hakikaten çok hafif, en güzel hafif yemek odur. En hafif yemek odur. Yani insanlara en rahatsızlık vermeyen yemek odur, inşaAllah. Tirit seviyor Peygamberimiz (s.a.v.), tirit yaptırıyor böyle güzel. Ekmek yaparken buğday ununa arpa unu karıştırtıyor, yani bu mucize. Hakikaten arpada ette bulunan bir protein cinsi var. O buğdayda yok, bir tek arpada var. Arpada ve mısırda var. Arpayı karıştırması ekmeği müthiş, protein yönünden çok zengin hale getiriyor. Bir de elekten geçirttirmiyor Peygamberimiz (s.a.v.), mesela o da çok müthiş. Yani o ekmek adeta et gibi olmuş oluyor, et yemiş gibi. Müthiş protein yüklü Peygamberimiz (s.a.v.)'in yaptırdığı ekmek. Bir de bütün protein cinsleri var. Yani çünkü içine arpa da eklettirmiş. Arpa unu da var, ikisi karışık; mükemmel bir un çeşidi oluyor. Kepeğini de aldırmıyor. Yani vücut PH'ı açısından da çok iyi. Mineral yönünden çok iyi, bütün mineraller var, çok zengin mineral kaynağı. Sırf o ekmekle beslensen bile yeter. Tabii ama Peygamberimiz (s.a.v.) tirit de yaptırıyor. Güzel, kabak yemeği, dediğim gibi inşaAllah. Kavun, karpuz Peygamberimiz (s.a.v.)’in sevdiği yiyeceklerden, ondan sonra pilav yiyor zaten pilavı seviyor, inşaAllah. Ama ağır yemiyor, çoğu zaman mesela birkaç hurma, az; üç, beş hurmayla geçiştirdiği oluyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Yani çoğu zaman rejim yaptığını görüyoruz Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ in. Yani sahabelerine de tavsiye ediyor, yani rejimi tavsiye ediyor genelde. Yani çok ağır yemek yememelerini istiyor. "Açken kalkın" diyor, "fazla yemek yemeyin" diyor Sallalahu aleyhi ve sellem. Yani tam doymamışken, tıka basa doymamışken; “açken” derken, tam aç değil de; "hafif böyle iştahınız varken kalkın" diyor, yani, “öyle tam doymayın" diyor. Hakikaten en ideali odur, maşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) ile beraber ahirette yiyeceğiz, inşaAllah. Sofraya birlikte oturacağız. "Bismillah" diyecek, Peygamberimiz (s.a.v.) başlayacak, biz de ondan sonra başlayacağız, inşaAllah. İştahım açıldı aklıma gelince, maşaAllah.
Yusuf Önder; "selamün aleyküm değerli Hocam." Ve aleyna aleyküm selam. "Ben ve iki arkadaşım bir sitede Mehdiyetten bahsediyoruz; fakat bir kişi sürekli bize muhalif. Çok mümin bir insan olduğunu söylüyor fakat Mehdi (a.s.)'ye karşı, Türk-İslam Birliği’ne karşı, hadislere karşı, Hz. İsa (a.s.)’nın ve Mehdi (a.s.)'nin geleceğine inanmıyor ve buna şiddetle karşı çıkıyor. Bize, dinler arası diyalogu savunduğumuz için ‘kafir’, ‘münafık’ gibi yakıştırmalarda bulunuyor. Birçok kişiyi de bu düşüncelere yönlendirmeye başladı. Sizce bu kişinin vasfı nedir? Ve bu insana karşı nasıl bir yol izlemeliyiz? Allah'a emanet olun, değerli Hocam.” Yusuf sen şimdi bununla oturup, bu kardeşle yazışmazsan, fikrî bir mücadele içinde olmazsan sevap kazanamazsın. Sevap kazanmak için sana o yazıyı Allah yazdırıyor. Allah yazdırıyor, sana o cevabı da Allah verdiriyor. Mehdiyete karşı direnme zaten Mehdiyet devrinin bir özelliğidir. Mehdiyete karşı deccaliyet insanları yüz yıldan beri eğitti. “Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Mehdi (a.s.) gelmeyecek.” Hatta deccaliyetinde etkisinde kalan bir kısım kardeşlerimiz, farkında olmayıp, haberi de olmayan kardeşlerimiz dediler ki; "o şahs-ı manevidir." Haberi yok, haberi olmadan deccaliyete hizmet ediyor. Deccal zaten Mehdi (a.s.)'yi istemiyor. E bu da ne yapıyor? Mehdi (a.s.)'yi ortadan kaldırıyor kendi kafasınca. Çünkü deccalın tek hedefi ne? Mehdi (a.s.)'yi ortadan kaldırmak. Mehdi (a.s.)'nin hedefi ne? Deccaliyeti ortadan kaldırmak. Şimdi Müslüman’a diyor ki deccal; "sen bana yardımcı ol." Ama farkında değil o; kulağına fısıldıyor, haberi yok. "Ne yapmam gerekiyor?" diyor, "Mehdi (a.s.)'yi ortadan kaldıracağız" diyor. "Nasıl yapacağız?" "‘Şahs-ı manevi’ de" diyor, "kafalardan dağılıp gitsin" diyor. "Tamam efendim" diyor ama haberi bile yok. Yani, “ben deccala hizmet ediyorum” diye yapmıyor onu. Veyahut diyor ki; “‘geldi, geçti’ de" diyor, şeytan. O da diyor ki; "geldi, geçti" diyor. Veyahut diyor ki; "ya" diyor, "birisinin bedenine gireceğini söyle” diyor, “ruh olarak gireceğini söyle" diyor şeytan. Ondan da haberi yok. Ne yapıyor o zaman adam? Diyor ki; “Mehdi (a.s.) öldü. Ruhu” diyor, “falancanın bedenine girdi. İsa (a.s.) da öldü. Ruhu falancanın bedenine girdi” diyor. “Dabbe-tül arzın bedenine girdi” diyor. Böylece o da, farkında olmadan, deccaliyete o da hizmet etmiş oluyor. Mesela bir kısmı diyor ki; “Bediüzzaman’ın” diyor, “Mehdi (a.s.) ile ilgili kısımlarını sakın okumayın” diyor, “okumayacaksınız” diyor. “Okuyan olursa ben dershaneye sokmam arkadaş” diyor. Böylece farkında olmadan o da deccala hizmet etmiş oluyor. Çünkü deccalın derdi günü ne? Mehdi (a.s.)’yi ortadan kaldırmak. Bak tekrar tekrar söylüyorum, iyice anlasınlar diye. Adam ne yapıyor? Dolaylı yoldan ortadan kaldırmış oluyor, kendince. Onun için, mesela adam diyor ki; “ben” diyor, “İttihat-ı İslam’ı istemiyorum.” Ne demektir? Dolaylı yoldan, “Mehdiyeti istemiyorum” diyor, “Mehdi (a.s.) istemiyorum. Türk-İslam Birliği istemiyorum” diyor. Ne demek istiyor? “Mehdiyeti istemiyorum” diyor. “Peki” diyorsun, “arkadaşım, kardeşim, Avrupa Birliği’ni istiyor musun?” diyorsun. “İstiyorum.” “Rusya dünyaya hakim olabilir mi istese?” “Olur” diyor. “Masonluk?” “O da olur.” E yani, “Amerika olabilir mi?” diyorsun. “O da olabilir.” “Müslümanlar olabilir mi?” “O Müslümanlar olamaz” diyor. “Bunu sana kim fısıldıyor?” diyorsun. “Bilmiyorum ki” diyor, “haberim yok” diyor, “bir yerlerden geldi bana bu bilgi” diyor. Ona ilka eden şeytandır. Haberi yok, bilmez. Yani deccal şeytanı kullanır. Şeytan ona vahyeder, onu sezmez o. O vahyin etkisiyle iradesi zayıfsa onu yapar, vicdanı zayıfladığında onu yapar. Farkına varmaz. Çünkü Allah vicdanından ona vahyeder, vicdanından Müslümanlara. Vicdanındaki bilgi Allah’ın vahyidir. Her insanın Allah vicdanına vahyeder. Onu duyarsa Müslüman, ona uyarsa hakkı yerine getirmiş olur. Ama tabii o vahiyden, ‘vahiy’ derken yani sözlü böyle, duyulan bir vahiy değil. Kalbine ilham şeklinde gelir. Doğru olan düşünceyi Allah onun kalbine ilham eder. Fakat insanlar ona direnirler. Ve onu bir başka şekilde tevil edip, şeytani şekle sokar. O yüzden şimdi Mehdiyetle deccaliyetin savaşı olduğu için, şeytaniyet ve Deccaliyet şeytanlarını kullanıyor şu an. Şeytanlar da insanlara, Mehdi (a.s.)’ye karşı bilgi vahiy ediyor, yanlış bilgi vahiy ediyor. Ne diyor? Mesela adam, şimdi yeni bilgilerden bir tanesi de; “eğer” diyor, “İslam ahlakı dünyaya hakim olacak olsaydı onu Resulullah (s.a.v)’e Allah nasip ederdi. Mehdi (a.s.) herhangi bir insan” diyor, “Allah niye ona nasip etsin ki?”diyor. Haberi yok; şeytanın ikası bu da. Çünkü bakın, bu kadar mübarek ve kutlu bir şey, Peygamber (s.a.v.)’in söylediği bir şeyi Peygamber (s.a.v.)’in muhalifi olarak, Peygamber (s.a.v.) söylediği halde, Peygamber (s.a.v.)’i savunuyor görünümünde, Peygamber (s.a.v.)’e tavır alarak bunu yapmış oluyor. Fakat bundan da haberi yok. Peygamber (s.a.v.) diyor ki; “Mehdi (a.s.) vesilesiyle İslam ahlakı dünyaya hakim olacak.” “Olur mu öyle şey.” diyor, “öyle bir şey olsa Peygamber (s.a.v.) zamanında olurdu” diyor. “Ya kardeşim, bunu Peygamber (s.a.v.) söyledi” diyorsun. “E olsun” diyor, “Peygamber (s.a.v.)’e böyle şey söyletmem ben” diyor. Yani, “olur mu öyle şey?” diyor, “dünyaya hakim olmaktan bahsediyorsun sen” diyor, “ne biçim konuşuyorsun.” diyor, “Allah’ın Peygamber (s.a.v.)’e nasip etmediği şeyi” diyor, “o mu yapacak?” diyor, “Mehdi (a.s.) mi yapacak?” diyor. Şeytan ona; “bak” diyor, “Peygamber (s.a.v.)’i ne güzel korudun şimdi, görüyor musun?” diyor, “Peygamber (s.a.v.)’e laf söyletmedin” diyor, “aferin sana” diyor. O da gurur duyuyor, hoşuna gidiyor. Halbuki hem Kuran’a karşı gelmiş oluyor, hem hadise karşı gelmiş oluyor. Ama o onu mükemmel bir şey yapmış gibi anlatıyor. Zaten dikkat edersen gururla anlatıyor anlatırken böyle, iftiharla anlatıyor. Ama şeytanın etkisinde olduğundan haberi yok kardeşimizin. Şeytan sinsice yaklaşır zaten. Bak, “sinsice” diyor, ayette de belirtilmiş,” onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından yaklaşacağım. Onlara fısıldayacağım” diyor şeytan. Atlılarıyla yayalarıyla insanları etkileyeceğini söylüyor, Cenab-ı Allah. Şu an şeytan kudurmuş vaziyette ve deccalın emrine girmiş durumda. Yani deccal her zaman bir vekil bırakarak devam eder, deccaliyet. Yani ondan ona, ondan ona… Bunu ateist masonlar da yapıyor, satanistler de yapar, gizli dünya devleti yapar, gizli dünya devletinin lideri yapar. Yani deccalın şahsı hiçbir şekilde önemli değildir, söyleyeyim. Yani fikir sistemi önemlidir; yani şahsı tepelemek son derece kolay. Fakat bütün bu sistemi yıkmak için Allah, Mehdi (a.s.)’yi gönderiyor işte; Mehdi (a.s.) ve talebeleri ve onlardan meydana gelen şahs-ı manevi. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.), hayattayken Mehdi (a.s.), talebeleri ve şahs-ı manevisiyle deccaliyeti yıkacağını söylüyor. Bunu da eğer şeytani bir teville örtbas ederse bir insan, haberi olmadan, farkı olmadan, yine Mehdiyete savaş açmış olur; haberi olmaz. Onun için bunun çapı gittikçe genişleyecektir. Mehdiyetle deccaliyet şu an boğaz boğaza mücadele halinde, kıran kırana bir savaş halindedir. Kardeşlerimizin sorduğu soru da odur. Yani bununla daima karşılaşacaklar. “Dinler arası diyalog” ‘diyalog’ diye bir şey yok. Biz zaten Hıristiyanlara hitaben konuşuyoruz. Şu an da konuşuyoruz. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında konuşma yok muydu? Diyalog yok muydu? Vardı. Zaten her zaman vardı. Hz. Musa (a.s.) zamanında da vardı. Her zaman vardır. Yani buna yeni bir isim takmaya, ‘diyalog’ diye bir isim takmaya gerek yok. ‘Konuşma’ vardır, ‘hitabet’ vardır, ‘bağlantı’, ‘tebliğ’ vardır. Adamlarla konuşuyoruz zaten. Dünyanın başlangıcından beri olan bir şey bu; yani bu yeni bir keşif değil ki. ‘Diyalog’ ‘miyalog’ diye bir şey yok.
Hay maşaAllah, Muhammed Kaldırım kardeşimiz; “Esselamü Aleyküm değerli Hocam” diyor. Ve Aleyna Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü.”İnşaAllah bu pazar günü Ankara’ya gidiyoruz.” Haydi bakalım koç yiğitler. ”Erbakan Hocamız’a gidiyoruz. Türk-İslam Birliği’ni kurmak için üçüncü şahlanışın Besmelesini çekmeye gidiyoruz inşaAllah ve dua istiyoruz sizlerden inşaAllah. Birileri belki; ‘bu duayla, inşaAllah maşaAllah’la bu işler olmaz’ dese de, onlara hidayet diliyoruz.” İnşaAllah maşaAllah’ı halkımız yanlış biliyor. Bir kısmı yanlış biliyorlar. Kehf Suresi’nde geçer inşaAllah ve maşaAllah. Dünya hakimiyetinin anahtarlarıdır. İnşaAllah maşaAllah, çok önemlidir. “MaşaAllah, Allah ne güzel yarattı” diyorsun; ‘maşaAllah’. E sen mi yarattın? Allah yarattı. Doğru söylüyorsun. ‘İnşaAllah’ ne demek? ‘Allah’ın izniyle.’ Kaderin dışında da bir yere çıkamadığına göre, sen zavallı bir varlık olduğuna göre; doğrusunu söylüyorsun yine. “Onlara da hidayet diliyoruz Allah’tan. Dualarınızı bekliyoruz kongremiz için. Birileri için; ‘Hocamıza karşı sadık kalmazsanız ben duamı çekerim, ben dua etmem’ demiştiniz.” Doğru tabii. Ama hep kelime kelime bak; “‘ha “yok sen dua etmesen de olur” diyorsan tamam; ona bir şey demem’ demiştiniz” diyor. Doğru. Yani, “ne fark eder” diyorsa adam, ona da bir şey demem. Ama yani olaylara bakan, onun öyle olmadığını görüyor. Cenab-ı Allah haklı olan duayı, doğru olan duayı kabul eder, inşaAllah. “Allah bizleri dualarınızdan ayırmasın. Her zaman dualarınıza, manevi desteğinize ihtiyacımız var inşaAllah.” Bizlere dua edin, Erbakan Hocamız’a sadakatimiz bozulmasın.” Aman, Allah vermesin. Hocamızın Allah ömrünü uzun etsin. O bizim canımız. “Onun yanından ve emrinden ayrılmayalım ve kongremiz İslam alemine kurtuluş olsun, inşaAllah” diyor. Hay maşaAllah. Adın da güzelmiş Muhammed, maşaAllah.
Efendim, kimin aday olacağını da bilmiyorum ben. Birisi bana bir ara söylesin, bilmiyorum ben onu. Gizli mi, nasıl oluyor o? Son anda mı açıklanıyor aday?
OKTAR BABUNA:Herhalde önceden açıklanıyor ama. Veya onu yakın çevresi mi biliyor acaba sadece?
ADNAN OKTAR: Ama sağlamdır, sağlamdır Hocamız EvelAllah. Bu sefer yani öyle bir şeylik olmaz. MaazAllah, eüzubillah, Allah esirgesin.
“Selamün aleyküm.” Aleyküm selam. Ömer kardeş, “sesli okumazsanız sevinirim” demişsin. Tamam sesli okumayayım. Nasıl okuyacağız o zaman? Tamam, o zaman bizim internetten yazsın, öyle şey yapalım. Ne yapayım başka türlü? Yani sessiz, nasıl konuşacağım başka türlü?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, haydi bakalım. Mehdiyeti, kardeşim, Mehdiyeti adam nasıl örtsün, canım ciğerim? Bak açıyorum, Bismillah. Kuran’dan, sen aç, aç sen, rica edeyim. Bismillah. Tamam.
Kardeşim, İsra Suresi, 87. “(Sana vahiy bırakan) Rabbinin rahmetinden başka(sı değildir). Şüphesiz O'nun lütfu senin üzerinde çok büyüktür. De ki: "Eğer bütün ins ve cin (toplulukları), bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile- bir benzerini getiremezler." Andolsun, bu Kur'an'da her örnekten” şeytandan Allah’a sığınırım “insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler.” Bakın ne diyor Cenab-ı Allah? "Andolsun, bu Kur'an'da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler.” Mehdiyetle ilgili Allah çok fazla delil vermiş, açıklama vermiş. Neresine baksak onu görüyoruz. Mesela bak, Cenab-ı Allah ne diyor ayette? 97’nci ayet. “Allah, kimi hidayete erdirirse, işte o, hidayet bulmuştur.” Hidayet nedir? Mehdiliktir. Hadi, Allah’ın Hadi isminin tecellisine ‘Mehdi’ denir. Mehdiyet bakın açıkça geçiyor. “Kimi saptırırsa onlar için O'nun dışında asla veliler bulamazsın.” Bu da deccaliyet. “Kıyamet günü, Biz onları yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz.” Kıyamet de Mehdiyetin hemen arkasından oluşacak bir olaydır ki, nitekim bak, “Rabbin rahmetinden başkası değildir” diyor Cenab-ı Allah, “(sana vahiy bırakan). Şüphesiz” bak, “şüphesiz” şu ayet, “şüphesiz O'nun lütfu” Allah’ın lütfu “senin üzerinde çok büyüktür.” Ebcedi 1980 tarihini veriyor. Bir tane ebced veriyor; 1980. Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihi. Bak, “Şüphesiz O'nun lütfu senin üzerinde çok büyüktür.” 84 değil bak, 87 de değil, 1980. Bak diyorlar ki o zamanki müşrikler; “dediler ki:” Peygamberimiz (s.a.v) o devrin Mehdisi. “”Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız.”” Yani “senin Mehdiliğine inanmayız” diyorlar o devrin küfrü, münafıkları. Bak, “bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız.” Nasıl inanacaksınız? “Pınar istiyoruz” diyorlar, “pınar fışkırtacaksın. Mehdiliğine ancak öyle inanırız” diyor Peygamber (s.a.v.)’e, “Peygamberliğine.” "Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şırıltıyla akan ırmaklar fışkırtmalısın. Veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah'ı ve Melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin." Cübbeli’nin dediğinin aynısını diyorlar. “Melek istiyoruz” diyorlar, “getir” diyorlar, “madem Mehdi (a.s.)’sin, madem Allah’ın Resulü’sün, madem Elçisin bize Melek getir. Melek de söylesin senin Peygamber olduğunu, Mehdi olduğunu bize açıkça söylesin” diyorlar. Cübbeli ne diyor? “Mehdi (a.s.)’nin karşısına çıkacağız” diyor, “‘göster bir keramet bakalım’ diyeceğiz” diyor. “Diyecekler” diyor veyahut “adamlar diyecekler” diyor. “Başının üstünde bir bulut olacak” diyor, “biz Meleği istiyoruz ondan” diyor, “‘bize Meleği göster’ diyeceğiz” diyor. “Melek gelecek başının üstüne” diyor, “bulutun üstünde; ‘bu Mehdi (a.s.)’dir’ diyecek” diyor, “hah, o zaman kabul ederiz” diyor. Halbuki öyle bir şeyde yine kabul etmez Cübbeli. Asla kabul etmez. “Gözüm döndü” diyecektir, “bana görüntü verdiler, bana ilaç verdiler” der. “Halüsinasyon gördüm” diyecek. Yine inanmaz. Yüz elli tane, Peygamber (s.a.v.)’in hadisine inanmayan, zuhura inanmayan, Peygamber (s.a.v.)’in yüz elli tane zuhur etmiş, oluşmuş, ispat edilmiş, aleni delile inanmayan adam, bir görüntü meydana gelse inanır mı? Başkasında olsa zaten, “yalan söylüyor” diyecek, kendinde de olsa “bana hipnoz yaptılar” diyecektir; bu kadar basit. İnşaAllah. Demek ki, bakın, müşrikler istiyorlar Melek görünmesini, ispat için. Başka türlü bir konu yok, yani bu anlamda. “De ki: “Rabbimi yüceltirim” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “ben, elçi olan bir beşerden başkası değilim" diyor. “Kendilerine hidayet geldiği zaman”, nedir ‘hidayet’? Mehdi (a.s.), Mehdiyet. Mehdi (a.s.), çünkü hidayete vesile olan kişi. Hidayet nedir? Mehdi (a.s.)’nin meydana getirdiği, Allah’ın vesile ettiği olaya, ‘hidayet’ diyoruz. Mesela Mehdi (a.s.)’nin vesilesiyle bir insan iman ettiğinde ne oluyor? Hidayet bulmuş oluyor. Vesile kim? Mehdi (a.s.). Mehdi (a.s.)’nin adı üzerinde zaten, “hidayete vesile olan” der. Yani ‘Mehdi’ kelimesinin sözlük anlamı; ‘hidayete vesile olan kişi’. “Kendilerine hidayet geldiği zaman” Mehdi (a.s.) geldiği zaman, “insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların: "Allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?" demelerinden başkası değildir.” Yani ,“bu adam mı?” diyorlar. “Yani hiçbir şey bilmez.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) için; “ümmi” diyorlar. Yani, “Arabi harfleri bilmez” diyorlar, “okumayı bilmez, yazmayı bilmez. Bu mu?” diyorlar. “Ebu Kasım’ın yetimi mi” diyorlar “Mehdi (a.s.)? Büyük alimler var Mekke’de, Medine’de, onlardan biri olması gerekiyor. Ne alakası var?” diyorlar. Kendi kafalarına göre hareket ediyorlar. “Madem öyle” diyorlar, “bir Melek getirsin, göstersin bize” diyorlar, “Melek de söylesin onun Peygamber olduğunu” diyorlar. Bak, Cenab-ı Allah diyor ki: “De ki: “Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı” yani eğer sizler Melek olsaydınız, tüm insanlar Melek olsaydı, “Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik”" diyor. “O zaman Melek gelirdi” diyor “ama siz insansınız” diyor Allah, “insana ben görünür şekilde Melek göndermem.” Çünkü imtihan oluyoruz biz. Ayetin anlamı bu. “De ki: "Benimle aranızda şahid olarak Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle haberdardır, görendir."” Şu an bizi Allah görüyor ve bizden de haberdar. Bizi konuşturan da Allah. Bakın herhangi bir sayfa açtık, Mehdiyetle dolu ayetler. Bize; “niye Mehdiyetten bahsediyorsunuz?” Kuran’da nereye dönsek Mehdiyet var. İttihad-ı İslam vardır, Türk-İslam Birliği vardır, Allah’ın hükümleri vardır. Mehdi (a.s.) ne yapacaktır? Allah’ın hükümlerini açıklayacak zaten. Helalleri, haramları anlatacak insanlara. Kuran’a davet edecek.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamün aleyküm, kahraman Hocam” diyor. MaşaAllah, kardeşimiz böyle kahramanlık da vermiş. Güzel, kahramanız tabii, elhamdülillah. Bütün hepimiz kahramanız. Bütün Türk Milleti kahramandır. Maraş başta olmak üzere. Bütün milletimiz kahraman. “Yarın Almanya’daki konferans devam ediyor mu?” EvelAllah. “Adresini ve detaylarını açıklarsanız sevinirim. Sizi çok seviyoruz” diyor Mustafa kardeşimiz. MaşaAllah. Bir daha söyle o konferansı.
OKTAR BABUNA:Söyleyeyim Hocam, inşaAllah. Almanya’nın Lünen şehrinde, Bilimin Işığında Evrim Teorisi Konferansı, yarın saat 19.00’da başlıyor.
ADNAN OKTAR:Lünen?
OKTAR BABUNA:Lünen, evet. Bugün oldu artık, yani Cumartesi günü, bugün 19.00’da, 7’de, Hansesaal Ringhotel am Stadtpark Kurt-Schumacher Straße 41, Lünen. Üç konuşmacı var, ayrıca sizin bağlantınız var Hocam, maşaAllah. Yemekli, giriş ücretsiz. 13.00’den itibaren de fosil sergisi var otelde, inşaAllah. Evet.
ADNAN OKTAR:Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Aklıma geldikçe illet oluyorum. Şu, sana bir ara bu kan kampanyasında iftira atmışlardı, insanlar ne biçim insan. Mesela bu çocuk hasta o zamanlar, perişan durumda. Nasıl bunalttılar o zaman bu çocuğu. Yok, “Türklerin kanını topladı, götürdü” işte, “kanlarımızı yurtdışına sattı, genetik kodlarımızı sattı, genetik kodlarımızı elde edip, bize silah elde edecekler. Türk Milleti’ni yok etmek için plan vardı, Oktar da bu planı uyguladı” falan. Kardeşim, nereden nereye? Şeytan insanları ne hale getiriyor. Şeytanın etkisinde kaldılar bir kısım insanlar, akıl almaz garip laflar ettiler. Kardeşim bir kere bu kampanyayı devlet yaptı, devlet. Oktar yapmadı, devlet yaptı. Evraklar ortada. Devletin resmi olarak yaptığı kampanyadır; bir. Kampanyanın tamamını devlet organize etti. Devlet bankalarında para toplandı, devlete ait yerlerde paralar sayıldı ve devletin memurlarının gözü önünde paralar tasnif edildi. Kanı devletin memurları topladı. Kanı devletin uçağıyla devlet gönderdi. Devletin polisi takip etti.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, ne alaka.
OKTAR BABUNA:New York elçisi araya girdi, o organize etti gönderilmesini.
ADNAN OKTAR:Tabii, tabii. Bir kere bu çok büyük bir iftira ve vicdanları çok yaralayan bir şey. İkincisi; kardeşim vücuttan çıkan, insan vücudundan çıkan herhangi bir şeyde insanın genetik kodu vardır. Kan edebiyatı yapmak vicdana uygun bir hareket değil. Çok ayıp yapıyorlar. Allah’tan korksunlar. Çünkü hani Türk kanı dedin mi, insanlar böyle; “kutsal Türk kanı.” Kardeşim kanı alıyor adam, muayene ediyor, alıp çöpe atıyor kanı. Berber saçını keser; kutsal değil, saçını tutmaz senin, alır çöpe atar berber. Allah Allah. Beni konuşturmasınlar şimdi. Mesela, insanın tükürüğünde de var, tükürüğü kutsal mı şimdi bir adamın yani? E onda da yine genetik kod var. Konuşurken ağız salgısı insanın, bardağa da bulaşıyor, bir şeye de bulaşıyor ağzı dokununca. Her yerinde var, her şeyde var. Vücuttan çıkan her şeyde vardır. Yani tamamında, vücuttan çıkan her şeyde, vücuttan alınan herhangi bir parçada veya vücuttan çıkan her şeyde genetik kod vardır. Nerenin kutsalı. Bizim ruhumuz kutsal. Etimiz kemiğimiz, Allah’ın yarattığı bir et, kemik. Kanımız da Allah’ın yarattığı bir kan yani, inşaAllah. Dolayısıyla bunu bu şekilde vesveseye çevirip, bu şekilde anlatmak inanılır gibi değil. Kardeşim, şimdi mesela geliyorsun şu bardağı tuttun. Genetik kodun o bardağa bulaşır. Dokunur, kalır burada genetik kodun. Buradan senin bütün özelliklerini tespit etmek mümkündür. Genetik her şeyinin üzerindedir. Yani ha kan, ha parmak izi. Peki canım ciğerim sen diyorsun ki; “Amerika’ya bizim genetik kodlarımız gitti.” Uçağa binerken niye gidip o parmağını, başparmağını gidip bastırıyorsun? Madem öyle senin uyanıklığın var, silah yapılmasını istemiyorsun genetik kendinle ilgili, o kadar uyanık adamsın; uçağa zırt pırt her gittiğinde, sürekli parmağını basıyorsun, genetik kodunu adamların eline veriyorsun orda. Ee? Adamın kana ihtiyacı yok ki. Senin zaten parmak izinden alıyor onu. Bunu akıl edemiyor. Almanya’da olsun, Amerika’da olsun hastanelere gidiyor insanlar. Sürekli kanlarını alıyorlar. Adam kanını ne yapacak senin? Alıp çöpe atıyor adam. Kandaki bilgiyi adam saklıyor, kanını saklamıyor. “Bizim kanlarımızı geri getirsinler” diyor. Sanki içecek kanı geri. Bak, akla bak. “Kanlarımızı alıp götürdüler, kanımızın ne işi var orda” diyor, “geri kanlarımızı isteriz, gelsin kanlarımız” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet. Öyle dediler Hocam, doğru.
ADNAN OKTAR:Enjektörle geri kanını adama geri vereceksin sanki. Akla bak. Allah’ım Yarabbim. Yani bazen hani şeker hastalarına falan kan testi yapılıyor, bilmem ne yapılıyor, hepsinde alır kanını adamın, alır atarlar.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Kimsenin kanını manını hastane mastane tutmuyor kardeşim. Muayene ettikten sonra, baktıktan sonra, çok kısa bir muayeneden sonra alıp çöpe atıyorlar, o kadar. Oradaki bilgi kodlanıyor. O bilginin sonucunda ne oluyor? Senin bak önayak olduğun bu bilgi bankası sayesinde… Kan bankası; zannediyor ki kavanozlara kan doldurup milyarla kan satılıyor zannediyor. Böyle bir şey yok. Onu da yanlış anladılar kan bankası deyince.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR: Tabii. Orda yani bilgi saklanıyor, sadece bilgi; o kadar. Yani bilgisayara bilgi saklıyorlar, o kadar. Allah’ım Yarabbim, inanılır gibi değil. Ben çok iyi biliyorum; “kanlarımızı geri gönderin” diyorlardı.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Öyle diyorlardı.
ADNAN OKTAR: Herhalde reçele karıştırıp içecekler anladığım kadarıyla. Ne yapacaksa bilmiyorum artık. Bu çok acayiptir. Bakın suçlamak için, görüyor musun, nasıl fırsatı değerlendiriyor? Bakın bir de bu kanser hastası da perişan durumda çocuk. Bak vicdana bak. Bana olan öfkesinden, adam bu çocukcağızı ezerek ve akıl almaz iftiralar atarak fırsat yakaladığını zannediyor. Gittiler savcılığa şikayette bulundular. Devlete şikayette bulundular. Devlet olaya el koydu. Üç yüz kişi mahkemeye sevk edildi. Üç yüz tane, devletin en yüksek kademedeki memuru. Emniyet Müdürleri, Emniyet Genel Müdürleri, valiler, Başbakan, Başbakan’ın hanımı, Türk Hava Yolları Genel Müdürü, Konsolos, sanatçılar, gazeteciler, Savaş Ay; ona da dava açıldı, hepsi Savcılığa sevk edildi. Savcı dosyaya bir baktı, tek kelimeyle “takipsizlik” dedi o kadar, gönderdi. Ya kardeşim, inanılır gibi değil. “Titan davası” dediler, “çok büyük olay, acayip şey yakaladık.” Görüyor musun nasıl tetikte bekliyormuş karşıtlarımız?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Nasıl, fırsat bulsalar neler yapacaklarmış; insanlar bunu gördü yani. Yani maazAllah ellerine hakikaten fırsat geçse kim bilir ne yapacaklar. Senin oluşturduğun bu bilgi bankası vesilesiyle binlerce insan böbrek nakli oldu, binlerce insana karaciğer ameliyatı yapıldı, binlerce insana ilik nakli yapıldı ve birçok hastalığın tedavisinde bu bilgi kullanıldı. Ve birçok insanı, yüzlerce binlerce insanı ölümden kurtardın sen. Bunu engelleyenler ne yaptı, bu faaliyeti engelleyenler? Yüzlerce, binlerce insanın ölümüne sebep oldular hurafe sonucunda. Amerika silah yapacakmış, bizim genetik kodumuzu, kanları alacakmış Amerikalılar, kanları duruyor ama orda, kavanozda böyle, bakıp bakıp diyorlarmış ki; “Türk kanları elimizde” diyecekler. Kardeşim, öyle bir şey yok. Ayrıca sana silah yapmak için adam ne uğraşacak. Zaten Müslüman öldürmek istediğinde adam, sorun çıkmıyor ki zaten. Irak; adamlar dedi ki, “Saddam’dan hoşlanmadık.” Böyle hani alkol içmiş böyle sarhoşlar olur ya bazen kapıya dayanırlar. “ne istiyorsun?” dedik, “Saddam’ı istiyorum” dedi. O da içmiş, sarhoş havasında. O da dedi ki; “gelmiyorum” dedi. “Tamam o zaman” dedi. Tam sarhoş kavgası gibi. Adam havadan yağmur gibi bomba yağdırdı, tonlarca. Bu Vietnam’daki bombalardan çok daha fazlasını. Yağmur gibi yağdırdı. E buyur? Genetik kod mu tespit etti adam? Öyle bir şeye ihtiyacı yok ki adamın. Müslümanların olduğu yere bombayı zaten yağdırıyor. Onların içinde Arap olana ayrı bomba, Japon olana ayrı bomba, Fransız’a ayrı bomba; Amerika’nın işi gücü yok da bununla mı uğraşacak. Her ırka kendine göre bomba yapacakmış. Eğer bomba yapacaksa zaten sen parmak izini kuzu kuzu veriyorsun adama sen zaten. Genetik kodunu zaten veriyorsun sen. Gece gündüz. Gönüllü olarak parmağını basıyorsun. Senin onu yapmaman gerekiyor eğer bomba imalinden korkuyorsan. Ama o da bir vesvese. Öyle bir şey de yok. Amerika bomba atmak istediğinde, zaten adam direkt kafasına sıkıyor; “çoluk çocuk” demeden. Öyle bir şeyi yok adamların. Bu hurafeyle aylarca Türkiye’yi yer yerinden oynattılar.
Enver Ören Hocam’a da teşekkür ediyorum. O zamanın Türkiye Gazetesi’nde Savaş Ay’ı çıkarttırdı, aleyhinde bas bas bağırttırdı onu ki, Nakşibendi şeyhidir Enver Ören Hocamız; yani mümin, muttaki bir insan. Asla müsaade etmemesi gerekiyor. Akıl almaz sözlerle, akıl almaz konuşmalarla böyle sazlı sözlü, eğlenceli topluluklarda ki kendi inancına göre de sazlı sözlü çalgı haramdır. Yani çok titiz bir insan, kesin haram olduğuna inanıyor. Çalgılı, sazlı sözlü bir toplantı, kendi televizyonunda TGRT’de Savaş Ay’ı çıkarttı, senin aleyhine akıl almaz sözler ettirdi. Ve seni konuşturmadılar. Boğdular. Devamlı aleyhine en çirkin sözleri ettiler. Yani bundan ne kazandı Enver Ören Hocam, ben bilmiyorum. Ondan da hızını almadı, Ebru Şimşek’i çıkarttı. Ebru Şimşek’e de aleyhimize akıl almaz laflar ettirtti. Ve Ebru Şimşek’in iftiralarından beraat ettim sonra. TGRT bunu yayınladı mı?
OKTAR BABUNA:Hayır.
ADNAN OKTAR:Yayınlamadı. Mahkeme ne dedi? “Bu bir iftiradır” dedi. Mahkemede ben ispat ettim Ebru Şimşek’in iftiralarının doğru olmadığını. Çünkü o hanımın söylediği ev, daha önce de söylemiştim, tavanında kirişler aşağı doğru sarkıyor. Klasik altmış metrekarelik falan alelade bir apartman dairesi. Pencereleri pimapen, küçük pencereleri var. O hanımın şikayet ettiği ve polise gösterdiği ev ve ısrarla üzerinde durduğu ev, İtalyan modelinde yapılmış bir villa. Ve tavan kirişi yok; asmolen tavan, dümdüz. Kirişler yok edilmiş. Yani tavanın genel çatısına yediriliyor, kiriş yok ediliyor; özel bir teknik. Kiriş yok. Pencereler tavandan tabana kadar. Bilirkişi geldi, baktı, mahkemeye de götürdük gösterdik. Evin hem Tapu Kadastro’dan alınmış ev planını götürdük gösterdik, resmi plan. Hem evin resmî çekimlerini gösterdik, hem bilirkişi tespitini gönderdik. Yani noter huzurunda çekimlerini gösterdik, o hanımefendinin dediği video film, dediği o müstehcen film; onu da getirdik gösterdik. Mahkeme heyeti kalabalık bir halde izlediler. Hakimler, savcılar, bilirkişi baktılar ki evin o evle uzaktan yakından alakası yok. Bir ev pimapen pencereli, küçük, alelade bir apartman dairesi. Kirişler sarkıyor. Öbüründe tavan dümdüz, kiriş yok. Pencereler de lüks ve tavandan tabana kadar. Bakar bakmaz anladı mahkeme heyeti. Ve şahitler de dinlendi, mahkeme birçok cihetten beraat verdi. Birçok delille. Beraat ettirdi. Enver Ören Hocam yayınladı mı? Yayınlamadı. Ama yıllarca bana tecavüzcü görünümü verdi. İşte bir kızı zorla eve götüren, işte zorla silahla yatan insan şeyini verdi.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: “Verdi” derken, şöyle oldu; o kadını konuşturduğunda insanlara bu imajı vermiş oldu otomatik olarak. Tabii ki kendisi söylemedi. Onu konuşturunca, onun anlatımlarından insanlar bu şekilde anlamış oldular. Adil olan neydi? Bir Müslüman olarak, madem Ehl-i Sünnet, Nakşibendi şeyhi, muttaki bir insan; “çık evladım kardeşim, sen de çık ve cevabını ver” demesi lazımdı. Bana cevap hakkını vermedi. Beraat ettim, beraatimi de vermediler. Ama kadın yapacağını yaptı, çekti gitti yurtdışına. Ve Türkiye’de işte kadınlara tecavüz eden.. “Namazı da öyle çırılçıplak kılıyor.” Sen yanımda mısın benim orada? Var televizyonlarda, her yerde anlatıyor adamlar. Bunları da yayınlıyorlar. Bunlar Müslüman’ın yapacağı bir şey değil, yani Müslüman’a yakışmaz. Ama ben Enver Ören Hocam’ın elini öperim. Yani yine sevgim, saygım büyük; ben ona karşı bir öfke duymuyorum. Ama en azından bundan sonra buna müsaade etmesin. Mesela “Hocam” diyoruz, artık istirham ediyoruz, diyoruz ki; “evrim propagandası yapmayın, siz muttaki Müslümanlarsınız, Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın kemikleri sızlıyor” diyoruz. Hüseyin Hilmi Işık Hocam ne diyor? “Adamlar” diyor, “atmasyon fikirler ortaya atarlar” diyor, “evrimle ilgili yalan haberler çıkarırlar. Gazeteler, televizyonlar da alır bunları yayınlar. Milletin” diyor, “aklına zarar verir, imanına zarar verirler” diyor Hüseyin Hilmi Işık Hocam, böyle söylüyor. Yani net ifadesi var da ben mealen söylüyorum. “Bunu yapmayın” diyor. Yani “insanların doğru olmayan şekilde ve nitelikte evrimle ilgili bildikleri, açıklamalar; bunlar yalan haberlerdir, bunları yayınlamayın” diyor. “Oradan buradan duyuyorlar” diyor, “alıntı haberler. İşte, ‘şuradan, şu ajanstan’ diyor, ‘şuradan duyduk, buradan duyduk’ deyip, yayınlayıp insanların imanını ifsada götürüyorlar, zarar veriyorlar” diyor Hüseyin Hilmi Işık Hocam, “bunu yapmayın” diyor. Türkiye Gazetesi ne yapıyor? Çarşaf çarşaf yayınlıyor. Bir kere değil, iki kere değil, üç kere değil; yıllardan beri. Bu konuda da Enver Ören Hocam’dan istirham ediyorum, bunu durdursun. Benim bir kinim, öfkem falan yok. O benim mümin kardeşim, ağabeyim, Hocam, ben onun elini öperim yani; bir şeyim yok. Ama ben bunu gizleyemem ki, bu günahtır. Ben affederim, Allah affetmez. Onun için, tevbe etsin diye söylüyorum. Benim bir kinim yok. Ama bir mümine bu yapılmaz. Mesela bak sana yapılan müthiş bir zulümdü.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çıkart konuştur. Konuşturmuyorlar çocuğu. Titan Saadet Zinciri, bilmem ne zinciri, ne alakası var. Parmaktan bile geçiyor, şimdi saç teli, yani her şeyden vücuttan çıkan, vücut kirinden bile çıkar. İnsan yıkanıyor ya banyoda. Banyoda yıkandığında, o banyodaki suda bile vardır genetik kod. Yani hem de istemediğin kadar, bol miktarda var.
OKTAR BABUNA:Deri hücreleri dökülüyor.
ADNAN OKTAR:Tabii, deri hücrelerinde, herhangi bir şeyde vardır. Dolayısıyla yani böyle siperde bekleyen insanlara, TGRT’de Müslüman, muttaki, hatta Nakşibendi Şeyhi olan bir insanın sahibi olduğu bir kurumda bize karşı böyle bir tavır gösterilmesini ben bir Ahir zaman alameti olarak görüyorum. İnanılır gibi değil; bu bir mucize bu, bir mucize yani. Savaş Ay işini gücünü bırakmıştı, bütün ağırlığını sana vermişti. Ateş püskürüyor böyle televizyonlarda. Ateş püskürüyor böyle. Nefes aldırmıyordu. Sürekli polisi tahrik eden bir üslup, operasyonu tahrik eden bir üslup. Sonra gırtlak kanseri oldu Savaş Ay. Allah şifa versin. Biz beraber, Oktar’la beraber evine gittik Savaş Ay’ın. “Geçmiş olsun” dedik, gittik sarıldık kucaklaştık. Benim ona karşı da bir öfkem yok. O da benim mümin, muttaki kardeşim. Yani ben öfke insanı değilim. Ama tekrarının önlenmesi için söylüyorum. Yani bunlar söylenmeyip, gizli kalırsa içten içe yine devam ediyor böyle şeyler. Onun için söylüyorum. Efendim?
OKTAR BABUNA:Hatta Savaş Ay’a dünya çapında üç yüz doktordan görüş aldırttınız, yardım ettiniz o dönemde Hocam. Duanız olmuştu, kısa bir süre sonra da konuşmaya başlamıştı maşaAllah. Sesi çıkmıyordu.
ADNAN OKTAR:Allah şifa versin. Benim kimseye karşı bir öfkem yok. Ben öfke insanı değilim, intikam insanı değilim. Ama bana yapılan başkasına yapılmasın. Onun için istirham ediyoruz. Ne oldu? Programımız bitmiş. harunyahya.tv’ den mi devam edeceğiz?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, evet.
SUNUCU:harunyahya.tv sitesinden yirmi dört saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansobetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerimizden Hocamızın bütün eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Sakın Unutmayın
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...