SUNUCU 1: İyi akşamlar izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv, Aba Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Art Uşak Tv, Çorum Kanal 19, Uşak Egem Tv, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Bingöl Fm 102.0, Aksaray Radyo Star 94.0, haberhilal.com, haberaktuel.com ve selamhaber.com’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet nasıl başlayalım, Berker Hocam nasıl başlayalım?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Arzu ederseniz günlük gazete haberleri vardı, uygun görürseniz gösterelim.
ADNAN OKTAR:Evet, Oktar Hocam nerede?
ALTUĞ BERKER:Almanya’da konferansta bildiğiniz gibi Hocam.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, vekaleten sizi görevlendirdi.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Tamam bakalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Bugün Engin Ardıç bir yazı kaleme almış Hocam. Aydın Doğan medyası ile ilgili, bugünkü Sabah Gazetesi’nde “Aydın Doğan’ın ana günahı” başlıklı bir eleştiri yazısı yazmış. Şu ifadeleri kullanmış Aydın Doğan hakkında; “Aydın Bey kuldan korkmadı, bravo. Ama Allah'tan da korkmadı! Hükümete diş geçiririm sandı, geçiremedi. Hükümete diş geçiririm sandı, geçiremedi. Deviririm sandı, deviremedi. Devirmeye çalışan başkalarına arka çıkarım sandı, çıkamadı. Aydın Bey'in adamları Türkiye'yi gerdiler de gerdiler, gerdiler de gerdiler. Ruh sağlığımızla oynadılar. Onlara sorarsanız Türkiye ölmüştü, bitmişti, mahvolmuştu, battı batıyordu. Oysa gerçekler böyle demiyorlardı. Kendi uydurdukları yalanlara inananlar ya da bu yalanların etkisi altında kalanlar da, olup bitenlere, hele hele seçim ve referandum sonuçlarına hep şaştılar kaldılar. Aydın Doğan kendine de, dükkanlarına da yazık etti. Yeni Türkiye'nin adamı, önderlerinden biri olamadı, geçiş döneminin yıldızı oldu. Medya patronluğu da, hem kendi hayatında hem basın tarihinde bir "arıza" olarak kaldı. Ne yeni yüzyılı anlayabildi, ne yeni Türkiye'yi” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Engin Ardıç yamandır. Bayağı zeki bir yazardır. İyi analizler yapar zaman zaman. Tabii kusursuz insan olmaz. Hataları, eksik yönleri oluyor ama genellikle kendine has, orijinal, hoş bir dili vardır, samimi yazar. Evet, başka ne var?
ALTUĞ BERKER:Milli Gazete’den Abdülkadir Özkan Beyefendi’nin yazısı var Hocam bugün. Şöyle diyor kendisi, Milli Gazete’deki köşesinde; “Milli Görüş ezber bozmanın adıdır” isimli yazıyı kaleme almış. Yarın ki Saadet Partisi’nin kongresini ve Milli Görüş’ün ne anlam ifade ettiğini yazmış Hocam, şöyle diyor; “Artık gidenler gitmiş kalanlar yeni bir heyecanla yolarına devam edecekler, Milli Görüş bayrağını daha yükseklere çıkartmanın gayreti içinde olacaklardır. Çünkü Milli Görüş'e ülkenin ve dünyanın ihtiyacı vardır. Milli Görüş hareketi varlığı ile bile bir takım uygulamaların itici gücü olacaktır. Bu bakımdan bugün Saadet Partisi kongresi büyük önem kazanıyor. Milli Görüşçülerin gereksiz tartışmalarla geçirecek vakti yoktur. Onların hedefi yeniden Büyük Türkiye ve yeni bir dünyanın kurulmasıdır” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, doğru söylüyor. Hayırlısı olsun, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Onların bu şekilde güç kazanmalarına vesile oldunuz Hocam, o süreçte, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Tufan Türenç’in bir yazısı var Hocam, şöyle diyor kendisi; “Türkiye nerede ya da nereye gidiyor?” başlıklı yazısında Tufan Türenç, AKP hükümetini eleştirmiş ve ülkenin kendince geriye gittiğini yazmış ve bir takım çelişkiler olduğunu söylemiş. Şu şekilde; “Cumhuriyet 80 yıl modern Türkiye’yi yaratmak için insanların modern giysilere bürünmesine uğraşmış. Ama bugün Türkiye’yi, kadınların örtünmesinden, tesettüre girmesinden yana olan bir iktidar yönetiyor. Aynı iktidar turizmin gelişmesi uğruna, bikinili turistlerin ülkemize gelmesi için kırmızı halılar seriyor. Biz bikininin dünyaya sunulduğundan 64 yıl sonra kadınlarımızı nasıl örteceğimizi tartışıyoruz. Ve ilginçtir bikinili turistler tatillerini geçirmek için ülkemizi tercih etsinler diye dua ediyoruz. İşte Türkiye’nin geldiği nokta burada düğümleniyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne bikini, intikam, nedir? Kinle, intikamla ne işi var Müslüman’ın. Evet, başka ne var?
ALTUĞ BERKER:Başka, Emre Aköz’ün Fethullah Gülen Hocaefendi ile ilgili bir yazısı var Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:O da şöyle demiş, okuyorum. Sabah Gazetesi’nde Emre Aköz; “Fethullah Gülen'in ABD'den dönmesine gerek var mı?” şeklinde bir yazı yazmış ve “Fethullah Gülen’in gelmesine gerek yok” demiş. “Zaten burada olmadığı süre boyunca hareket daha da büyüdü” diye yazmış. “Cemaatin devinimi açısından, Gülen'in şimdi-burada olması şart değildi. ABD'den de takipçilerine yol gösterebilirdi. Nasıl mı? Cevap basitti: Dijital medya çağına girmiştik. Cep telefonları, uydu yayınları, telekonferans sistemleriyle Hocaefendi aslında öğrencilerinin yanı başında sayılırdı. Sonuçta manevi liderinin burada olmadığı 11 yıl içinde, "küreselci" Gülen Cemaati daha da büyüdü” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Türkiye’yi tabii yaşanabilir, Hocaefendinin rahatça kalabilir olduğu bir Türkiye haline getirmek çok önemli. Demek ki Fethullah Hoca’nın kalamayacağı gibi bir Türkiye var anlamı çıkıyor, bu çok vahim. Bu da yine Mehdiyet’in bir çözüm olduğunu gösteriyor. Yani her halükarda böyle masum, temiz bir insan Türkiye’ye dönemiyorsa ve Türkiye’yi güvenli göremiyorsa kendisi açısından, çok büyük bir eksiklik var demektir. Yani bu sırf hükümetle veyahut başka faaliyetlerle çözülecek bir şey değil. Yani toplumun bütününde birçok çalışma yapılması gerekiyor. Bu da yine Mehdiyet’e işaret eden bir durum. Mehdiyet’in çözüm olduğunu gösteren bir durum. Çünkü bizim gördüğümüz hükümet elinden geleni yapıyor. Ama buna rağmen bir çözülme olmuyor. Yani bakın Fethullah Hoca gibi bir alim, değerli bir insan, masum; adam öldürmemiş, banka soymamış, gasp yapmamış hiçbir şey yapmamış, hiçbir suçu olmadığı halde kendi vatanına dönemiyorsa, çok büyük olay var demektir. İşte neden Hz. Mehdi (a.s.) çıkması gerektiğinin de alameti budur. Alametlerinden biri de budur.
ALTUĞ BERKER:Bu konuya paralel olarak Zaman Gazetesi’nde, Hüseyin Gülerce de Hocaefendiyle ilgili şu şekilde yazış Hocam. Hüseyin Gülerce Hocamız; “‘Cemaat’ neden gündemde tutuluyor?” başlıklı bir yazı yazmış ve yazısında; iddia edilen Ergenekon davasının, sulandırılıp, unutturulmaya çalışıldığını, bunun için de cemaatin üzerine gidildiğini yazmış. Şunları söylemiş; “Vazifelerini yapan insanları ama emniyette, ama yargıda; falancalar, filancalar diye hedef gösterip, adaletin tecellisini önlemeye kalkanlar, asla iyi niyetli olamazlar. Artık çok açık ki, Ergenekon sürecini sulandırıp, bulandırıp unutturmaya çalışanlar, devlet kurumları içerisinde direnirken, bir yandan da demokratikleşmede kararlı duran herkesi "Fethullahçı" diye yaftalayıp saf dışı bırakmanın peşindeler. Bu hesaplı, planlı psikolojik bir saldırıdır. "Cemaat"i gündeme getirmek, hedef saptırmak içindir” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Hüseyin Gülerce?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Hocamız hikmetli ve güzel konuşmuş, doğru konuşmuş. Yani her namaz kılanı Fethullah Hocacı göstermek, her Allah’tan bahsedeni Fethullah Hocacı göstermek yeni moda ve çok eksik bir mantık, eksik düşünce şekli, hatalı bir bakış açısı. Fakat bunun modası geçti, geçenlerdeki açıklamalarımızdan sonra o konudaki tırmanış durdu. Yani biz dedik; “Fethullah Hocamızın talebeleri sizin zannettiğiniz gibi, her yerde yaygın değiller. O zaman bize göstersinler, herhangi bir yerde; Emniyette, devlette, her hangi bir yerde Fethullah Hoca’nın talebesini göstersinler” dedik. Yok. Adamlar, hepsi normal hepsi devlet memuru, kendi halinde insanlar. Ama kimi mütedeyyin, kimi tabii Saadet Partisi’ni destekliyor, kimi MHP’yi destekliyor, kimi Büyük Birlik Partisi’ni destekliyor, kimi Ak Partili. Normal, tabii ki vatandaş illaki bir partiyi destekleyecek. Ama genellikle bizim milletimiz muhafazakar olduğu için, mesela oruç tutuyor, “Fethullah Hocacı;” Allah’tan bahsediyor, “Fethullah Hocacı;” muhafazakar bir gazete alıyor, “Fethullah Hocacı,” olay buradan kaynaklanıyordu. Bunun böyle olmadığını anlattıktan sonra birçok yazar benim görüşlerimi tekrar etti. Benim açıklamamdan bir gün sonra onlar da tekrar ettiler. Böylece bu doğru olmayan bilgi akışı durmuş oldu. Evet.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam, inşaAllah. Haber7 internet sitesinde, Mehmet Ali Bulut şöyle yazmış Hocam; “Ak Parti misyonunu tamamladı (mı?)” diye bir yazı yazmış. “Hükümetin artık kendini yenilemesi gerekir, bu ekiple olmaz” demiş, özet olarak. Şöyle diyor; “Türkiye artık büyüyor. Bütün Afrika, Asya’nın büyük bir kısmı, Kafkaslar ve Balkanlar’da bir yığın mazlum ve çaresiz halklar ve milletler, Türkiye’nin ayağa kalkmasını ve kendilerine sahip çıkmasını bekliyorlar. Bu da müttehem ekiplerle olmaz. Devletin acilen yeniden yapılanması gerekiyorsa –ki gerekiyor- bunu eli temiz olanların yapması lazım. Tayyib Bey büyük ihtimalle ya Cumhurbaşkanı olacak ya Başkan! Behemehal yerine öyle bir ekip bırakmalı ki, gözü arkada kalmasın!” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Tayyip Bey, Başbakan olarak çok canlı, dikkati açık, dikkati keskin bir insan. İnsan olarak tabii hataları, kusurları oluyor ama genelinde başarılı diyebiliriz. Ama onun Ak Parti’den çekilmesi durumunda yani Başbakanlıktan çekilmesi durumunda yerini doldurabilecek yani o ayarda bir insan olmazsa, Ak Parti aynı ANAP gibi yok olur. Süleyman Demirel’de de aynı şekilde olmuştu. Demirel çekildikten sonra Doğru Yol Partisi eriyip, yok oldu. Aynı şekilde ANAP’ta da bununla karşılaşıldı. Turgut Özal çekildi, Cumhurbaşkanı oldu. Zaten tahmin ediliyordu, yerine bir kişiyi atadı gibi oldu, yani ona benzer görünüm meydana getirdiler veyahut işte legal olarak geldi diyelim. Kısa sürede ANAP eriyip, yok oldu. Aynı şekilde Ak Parti de böyle bir şey ile karşılaşır. Yani Tayyip Bey’in çekilmesi durumunda, ilk seçimde bu kendini gösterir. Yani hemen Ak Parti parçalanır ve erir, yok olur, onu söyleyeyim. Geçen günlerde dostlardan, arkadaşlardan, Karadeniz’den sevdiklerimiz gelmişti. Onlarla konuşurken bu soruyu sormuşlardı. Ben kısaca anlatmıştım. Ama tabii bunu dost meclisinde, birkaç kişinin içinde anlatmıştım. Şimdi genel olarak anlatıyorum. Bu net böyledir, söyleyeyim, inşaAllah. Başbakan olduğu müddetçe, benim kanaatim en az birkaç kez daha iktidar olur gibi görülüyor, Ak Parti. Yani ben Ak Partili değilim, yani teknik açıdan söylüyorum. Ben Ak Parti’yi destekleyen birisi değilim. Bütün partileri destekliyorum ben. Hepsine karşı bir sevgim, saygım var ama bu akılcı bir analiz. Benim dediklerimde genellikle görüyorsunuz, çıkıyor Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Benim Ak Parti’de hoşlanmadığım bir tek Cemil Çiçek vardır. Onun dışındaki kişiler, yani suç işlemiş falan bir yönü yok, Cemil Çiçek’in de tabii öyle bir suçu yok ama ben olayın arka planını biliyorum. Yani onun hakkında çok geniş bilgiye sahibim, onun için söylüyorum. Durduk yere bir insan hakkında bir şey söylemem. Ben samimi bulmuyorum Cemil Çiçek’i. Ama öbür insanlar, Ak Parti’deki bakanlar, milletvekilleri mazlum insanlar. Ne suçu varmış? Benim duyduğum bir şey yok, varsa söylesinler. Öyle olmaz. Hocamız herhalde onu kastetmemiştir tahmin ediyorum. Yani öyle şaibeli falan bir şey yok. Öyle olsa dava açılır, mahkemeler olur, neticelenir, anlarız.
ALTUĞ BERKER:Evet, Hocam. Söylediklerinizin, analizlerinizin doğruluğunu gösteren başka bir gazete haberi var. Murat Belge yazmış, Taraf Gazetesi’nde. Siz, “CHP’nin sağa yakın bir parti olduğunu” söylemiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Doğru.
ALTUĞ BERKER:O da bu analizi, sizden sonra şöyle dillendirmiş; “CHP neyi arıyor?” başlıklı yazıda, Kılıçdaroğlu’nu ve CHP’nin son politikalarını eleştirmiş. “CHP’nin sol bir parti olmadığını ve gerçek solcu bir partinin oluşumundaki en büyük engel olduğunu” yazmış. Siz de bunu, CHP’nin sağ partiye yakın olduğunu söylemiştiniz Hocam. Şöyle demiş; “Halk partisi yine bir tuhaf, yeni genel başkanı iyice tuhaf. Halka sundukları son gösteri bir gün söylediğini, ertesi gün yalanlamak oyunu üzerine kurulu. Kılıçdaroğlu’nun eli ayağını tutan kalmasa, onun ve bu partinin sol olacağını düşünenler, sanırım hala var. Türkiye’de solun olmaması en çok konuşulan konulardan biri ve sol kavramına hiçbir sempati duymayanlar bile bundan ötürü, bir çeşit hayıflanır hale geldi. CHP’nin bir gün gelip de sol olmasını beklemek, CHP’den çok sol hakkında bir yanılgıya işaret ediyor. Ama öyle ya da böyle kendi olmadığı solu başkasının oldurması yönünde engel olarak duruyor CHP hala” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Biz solu böyle havanda karabiber ezer gibi ezdik. Sol mol diye bir şey kalmadı Türkiye’de. Sol Darwinizme dayanıyordu. Biz Darwinizmi yıkınca, sol da Türkiye’de yıkıldı. Bu çok tarihi ve büyük bir olaydır. Şimdi diyor ki adam, Murat Belge; “CHP niye sol parti olmuyor?” Özetle. Ne yapsınlar? Solun ideolojisi kalmadı ki, sol yok, yani sol inanç yok, sol felsefe yok. Olmayınca onun üzerine bir partiyi ideolojik yönden yönlendiremezler ki. Mecburen sağ olacaklar ve mecburen sağa kaydı tabii CHP, sağ parti şu an. Allah’a çok şükür, bunun sebebi biziz. İftihar ederim. Avrupa’da da solun ezilmesinin sebebi yine biziz. Çünkü solun bir tane dayanağı vardır, Darwinizm. Sağın da bir tane dayanağı vardır, din. Sağ dine dayanır. Yani her muhafazakar partinin kökeninde din vardır. Avrupa’da da İncil’dir. Hıristiyan demokratlar, adı üstünde adamların, dindir yani. Ama tabii laik sistem içerisinde onu alenen dile getirmezler ama herkes bilir. Mesela Türkiye’deki sağ partilerin tamamı dinden kaynaklanan bir ruh içerisindedir. İslam’dan kaynaklanan bir ruh içerisindedir. Yani bütün yapısı onun üzerine oturmuştur ve muhafazakarlığın kökeni de budur. Muhafazakar parti derken bu akla geliyor. Solun kitabı neydi? Darwinizmdi. Kitabını aldık, dini yok. Dini olmayınca havada kaldı tabii. Onlar da doğal olarak iyice sağa kaydılar ve onlar da Kuran’a dayalı bir ruh geliştirdiler. Deniz Baykal ile başladı bu, gördünüz; Kılıçdaroğlu’yla devam ediyor. Deniz Baykal da çok dürüst insan, ben açıkça söyleyeyim. Kılıçdaroğlu da çok dürüst. Herkesin yüzünden belli dürüst oldukları, yani ben CHP’li değilim ama samimi olarak söylüyorum. Yani baktığında yüzünden anlaşılıyor. Bir insan anlaşılır. Yani sahtekar, psikopat, cins, böyle saldırgan, manyak, hepsi anlaşılır yüzünden. Yani samimi insan taklidi yapamazsın sen. Mesela Deniz Baykal’a baktın mı dürüst, samimi insan olduğu belli. Kılıçdaroğlu da, samimi, dürüst olduğu belli, yani mazlum insan. CHP’nin içinde tilki gibi tipler var, o ayrı, yani alenen tilki.
SUNUCU 2:Her parti de var Hocam.
ADNAN OKTAR:Var yani, olur, tilki gibi tipler var. Ama belki de Allah onları denge unsuru olarak yaratıyor, onlar da demek ki gerekiyor, yani bir şeydir, bir sebep onlarda. Yani sebepsiz Allah yaratmaz. Hayır vardır, yani Allah bir denge üzerine kurar hepsini .
ALTUĞ BERKER:Hocam bunu doğrulayan aslında, solcuların ileri gelenlerinden televizyonlarda, şimdiki sağ iktidarın sebebinin siz olduğunu söyleyen analizler söyleniyor. İsim vermedim, isterseniz söyleyebilirim.
ADNAN OKTAR:Açıkça söyle, ne var?
ALTUĞ BERKER:Doğu Perinçek, solun önde gelen bir ismi.
ADNAN OKTAR:Hem ne önde gelen yani. Solun bence tek ismidir yani.
ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Solun en uç, en önde gelen isimdir ve solun ideoloğudur. Yani onun üzerine yok şu an yani genel olarak. Var gerçi solcular, işte Murat Belge, şu, bu var ama bu çok daha keskindir yani, çok nettir. Açıkça söyledi, “Ak Parti’nin iktidar olma sebebi” dedi, “Harun Yahya’nın çalışmalarıdır, Anadolu’daki çalışmaları. Yani Darwinizmi, materyalizmi yıkma yönünde yaptığı, imani yönde yaptığı çalışmadır. O yüzden iktidara geldi” dedi. Doğru söylüyor. Yani sağın genel olarak güçlenmesinde de, yine çok büyük emeğimiz geçti. Yani tabii bir yönüyle, bir yönüyle. Yani her yönüyle değil de bir yönüyle doğru dedikleri. Ama ideolojik felsefi zeminde net doğru söylüyor. İdeolojik, felsefi zeminde net.
ALTUĞ BERKER:Hürriyet’te, Özdemir İnce, bugün; “Alınmaca gücenmece yok!” diye bir yazı yazmış. AKP politikaları yine, Ali Bardakoğlu’nu yine eleştiren bir yazı yazmış. Şöyle diyor; “AKP’nin, cemaat ve tarikatların amacı bütün devlet görevlilerini imam yapmak; valileri imam, kaymakamları vaiz, belediye başkanlarını müezzin yapmak. İkinci ve daha önemli amaçları: TSK kadrolarının rütbelerinin önüne imam sıfatını eklemek: ‘İmam-yüzbaşı’! Ne güzel oluyor. Tarihte böyle zihin tutulmaları (bönleşmeler) olmuştur. Almanya tarihine bir bakın, nice parlak zekalı yaratıcılar Nazileri desteklemiştir. Büyük filozof Heidegger’in Nazileri desteklemiş olduğuna inanmak mümkün mü? İtalya’da faşist Mussolini diktasını destekleyen aydınlar, düşünürler, sanatçı ve yazarlara ne demeli?Bizimkilerin yaptığı da bu, ben adını koyuyorum. Darılmaca, gücenmece yok!” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:İnce ince Özdemir İnce diyorsun. Kardeşim, şimdi, ta benim çocukluk yıllarımda böyle solun dindarlara karşı klasik bir üslubu vardı. Bunu tiyatrolarında kullanırlardı, karikatürlerinde kullanırlardı. Ama çok ilkel, çok yüzeysel, yani hepsi için demeyeyim de, genel olarak çok basit, sıradan mücadele metodları geliştirmişlerdi. Mesela bir Müslüman yaparlar, işte; çalı gibi sakalı var, gözleri pörtlemiş böyle dışarıya doğru çıkmış, cahil; elinde bir odun, odunun ucunda bir çivi çakılı, dişleri falan dışarıya çıkmış. Bu çok ilkel, kötü yöntemler, çok çok berbat yöntemler. İşte bir parodi yaparlar, orada halkı kandıran Hocalar olur, filmlerde falan böyle, yerli filmlerde falan da vardır, böyle cahil Hocalar halkı kandırır. Güya halkı bilinçlendiriyorlar. Bizim halkımız bir kere son derece uyanık ve zeki bir millet, son derece akıllı millet, kimin ne olduğunu bilir. Avanak adam mutlaka bir yerde birinin eline düşer yani, avanağın nasibi çoktur, onun. Bir yerde Allah onun gözünü açar. Yani illaki Müslümanlar değil ki; Hıristiyan da kandırabilir onu, Musevi de kandırabilir, dinsiz de kandırır, üçkağıtçı da kandırır, satanist de kandırır, komünist de kandırır, terörist de kandırır, hepsi kandırır. Yani saf, aklı zayıf olan adamı. Bu klasik, yani Müslümanlara, eleştirirken kullandıkları üslup, çok kötü ve ilkeldir. Ta 71’lerden beri böyle kullanırlar. Şimdi Özdemir Dedem de o devrin etkisi altında, çok sıradan üslubu. Bir kere, bizim milletimiz zaten dindar. Bir de dindar olmak zaten kolay değildir, yani dinsiz insan yetiştirmek çok kolaydır, dindar çok güç bir şeydir, dindarın oluşması. Çünkü eğitim vereceksin, irade kullanacak. Nefsinin hoşuna giden her şeyden adam kaçınıyor, birçok şeyden kendini kontrol altında tutuyor, birçok şeye özen gösteriyor. Ama dinsiz olmak son derece kolaydır. Yani kendini bomboş bırakacaksın, hiçbir şey düşünmedin mi, canı ne istiyorsa yapıyor adam, aklına ne gelirse onu söylüyor. Buna benzer yani, son derece ferah oluyor, rahat oluyor. Laik sistemde de zaten, böyle bir yapıya karşı da bir karşı yapılanma yoktur yani, ki zaten karışılmaz. Dinde de karışılmaz, adam ne yapıyorsa yapar. O bizi ilgilendirmez, başkasına zarar vermedikten sonra. Ama bir kere Özdemir Hoca’nın anlaması gereken bir şey var; artık Türkiye’de çok şuurlu, yaman, sırf beyinden oluşmuş Müslümanlar var. Yani Özdemir İnce’yi yetmiş kere böyle sulu dereye götürür, yetmiş bin kere geri getirir. Havalarda uçurur böyle. Öyle saf, cahil Müslüman devri, o bitti. Onu bir kere bıraksın. Onun hitap ettiği kişiler onlar yani, ben anlıyorum onu. Diyanet’tekileri tenzih ederim de. Eskiden böyle şeylere tabii ordu içinde de kişiler çok tahrik olurlardı, bu üsluplardan. Böyle galeyan meydana gelirdi, halkta da galeyan meydana gelirdi. Eskiden Hürriyet bir başlık atardı, hakikaten çok heyecan meydana gelirdi. Ama internet çağında, gerçeklerin ortaya çıktığı bir dönemde, halk bir bakıyor internetten olayın doğruluğuna, doğruysa doğru, zaten ona göre hemen tedbirini alıyor. Değilse, bitti. Çünkü müthiş zincir ağı kurmuş durumda insanlar; her şeyi, her şekilde öğrenebiliyorlar. Dolayısıyla böyle bu klasik anlatımlarla, solun o hantal üslubuyla, hantal mücadele metotlarıyla, hantal iftira metotlarıyla -ama bir kısım sol, hepsini demiyorum- dine karşı mücadele devri bitti. Bunu yapamazlar artık; bu garibanlığı, bu zavallılığı bıraksınlar. Ama mesela bazı solcular vardır, delikanlıdır, hakikaten böyle kişilikli, şahsiyetlidir. Bu Altanlar mesela; Ahmet Altan, Mehmet Altan, onun benzeri böyle çok kaliteli solcu gençler var, bunlar hep dürüst, efendi çocuklar. Hakikaten sosyal adaletten, dürüstlükten yana ama dine inanamıyorlar, ne şekilde oluyorsa, Allah’ın hikmeti, Allah hidayet vermemiş. Ama potansiyel Müslüman bu insanlar, yani her an Müslüman da olabilirler. Şefkatli davranmak gerekiyor; saygılı, şefkatli davranmak gerekiyor. Yani gelecekte olacak olaylar açısından, Özdemir Dede’ye şunu söyleyeyim; bütün Türkiye çok dindardır, daha da dindar olacak. Atatürk ne diyor? “Daha da dindar olmalıdır bizim milletimiz” diyor.
ALTUĞ BERKE: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu Atatürk’ün de vasiyeti. Allah’ın emri, Atatürk’ün de vasiyetidir. Bunlar olacaktır. Yobaz, gıcık bir mahluk mudur? Tabii ki çok gıcık mahluktur yobaz, yani o ayrı. Ama Özdemir İnce ile yobazı karşı karşıya getirirsek, yobaz Özdemir İnce’yi yerle bir eder. Çünkü Özdemir İnce’nin metoduyla yobaz eğitilmez. Yobazı haklı çıkarır Özdemir İnce. Yobaza Kuran’la, sünnetle mücadele verebilirsin. Asr-ı Saadet Müslümanlığıyla. Yani yobazın hakkından Mehdiyet gelir, açıkça söyleyeyim. Yobaz çok dişli bir mahluktur. Dini kullanır ve çok sinsidir, münafık tıynetlidir yobaz. Yani aslında alenen münafıktır, net münafıktır yani ve dini çok sinsice ve çok ince detaylarıyla kullanır ve çok akılsızdır. Fakat insanlar onları samimi zannedeceği için, bir kısım insanlar onları destekler; iyi niyetle, bilmeden desteklerler. Ona karşı tek çözümün de Mehdiyet olduğunu hadislerden de, Kuran’dan da anlıyoruz, inşaAllah. Yani bunların yeni yeni farkına varıyor bir kısım aydınlar ama biz hızlı farkına varmalarını sağlayacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Cumhuriyet Gazetesi yazarı Deniz Som akciğer kanserinden dolayı hayatını yitirdi Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah rahmet etsin.
ALTUĞ BERKER:Kendisi hem Oktar Babuna kampanyası sonrasında, hem 12 Kasım’da malum polis operasyonu öncesinde çok saldırgan yazılar kaleme alıyordu.
ADNAN OKTAR:Deniz Som?
ALTUĞ BERKER:Evet. 16 Temmuz 1999 yılında bir yazı yazmış örneğin, çok galiz iftiralar dile getirmiş. Okumamı arzu ederseniz, okuyayım Hocam.
ADNAN OKTAR:Deniz Som, kim bu adam?
ALTUĞ BERKER:Cumhuriyet Gazetesi yazarı.
ADNAN OKTAR:Şu amca mı?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Tanımıyorum ben bunu. Ne, bizim aleyhimize mi yazı yazmış?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, biraz galiz iftiralar.
ADNAN OKTAR:O zamanlar?
ALTUĞ BERKER:99 yılında, evet.
ADNAN OKTAR: Bize yapılan operasyon döneminde, bir de Oktar Babuna. Kardeşim, böyle şeylerde, bu tip kalemler zaten bandonun mesela davulcusu oluyor, kimi zurnacısı oluyor, kimi işte zilcisi oluyor, bekliyor bando. Bando majör, havaya o zımbırtıyı bir atıyor, bir takla attırıyor, “tamam, hep beraber başlayalım” diyorlar. O devirde şimdi başka sol yazarlar falan bizim aleyhimize yazı yazdıysa, bir kişi yazdıysa, şimdi bir şeye benzetecektim, çok iyi bir benzetme ama yakışık almaz. Yani şimdi bir tanesi bir ses çıkarttı mı hepsi birden ses çıkartan bazı sistemler var, tam söyleyemiyorum yani, onun gibi topluca o koronun içine katılıyorlar. Şuurlu mu, şuursuz mu bazen belli olmuyor.
Mesela bak, “Özal’ın ölümü cinayettir” dedik, cinayet, “araştırılsın” dedik, savcılık olaya el attı. Hoppala, Aydın Dedenin takım, bando majör havaya bir attı o zımbırtıyı, havada dört takla attı, toptan bando başladı marşa. Hepsi birden, toptan; “hayır efendim, cinayet değil, normal ölüm. Bize güvenin, biz adli tıp uzmanıyız, biz emniyet müdürü gibi adamız, biz biliriz, her şeyi biliyoruz, hiç araştırmanıza gerek yok, konu tamam.” Kardeşim niye telaş ediyorsunuz? Ne mahsuru var? Türkiye’de birçok cinayet vakası oluyor; polis araştırıyor, devlet araştırıyor. Araştırsın, niye tedirgin oldunuz? Cemil Çiçek’e ne oldu ayrıca, onu anlayamadım, o niye tedirgin oldu? Babam, seni niye ilgilendiriyor bu konu? Aydın Doğan’ı niye bu kadar ilgilendiriyor? Niye telaş ediyorsunuz? Telaşa gerek yok. Baksın devlet, bir şey yok.
ALTUĞ BERKER:Bilakis, hükümetinde yer almış bir kişinin daha da çok istemesi gerekir.
ADNAN OKTAR:Tabii kardeşim, yani ne zararı var, ne kaybedersin? Soruşturma yapılsın, konu bitsin. Çocuklarının tamamı şüphelenmişler. Şüphelenmiş değil, eminler yani. Çocuk günlerden beri anlatıyor, eskiden de söylemişti, daha öncede söylemişti. Yani böyle olaylar eğer örtbas edilirse insanlar Türkiye’ye dönmekten imtina ederler, kaçınırlar. Bak, Fethullah Hocamızın çekinmesinin sebebi belki de bunlar. Bu, mesela ne kadar rahatsız edici ve kuşku verici bir durum. Sana ne kardeşim? Savcılık el koyduysa araştırmaya devam etsin, olay netleşsin. Hayır, sen deyince duracak mı ayrıca, niye paniğe kapılıyorsun? “Cemil Çiçek "dursun" dedi, Aydın Doğan "dursun" dedi, o zaman vazgeçelim bari” diyeceğiz. Bilakis, o zaman olay daha da acayip hale geliyor, bilakis. Tam anlamıyla araştırılması gerektiği anlaşılıyor. Evet, Altuğ Hocam devam edelim.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Mehmet Şeker Yeni Şafak’ta bir yazı yazmış Hocam. Önceki gün, 32. Gün programında Fethullah Gülen konusu işlenmiş. Programa Hüseyin Gülerci ve Faruk Mercan katıldı. Mehmet Ali Birand ile Rıdvan Akar sundular programı. Ancak Rıdvan Akar’ın tavrı biraz sert ve saldırgan olduğu söyleniyor. Hüseyin Gülerci’ye ve genel olarak Fethullah Gülen grubuna karşı tavrı biraz o şekildeymiş, haberde onu kaleme almış Hocam.
ADNAN OKTAR:Rıdvan Akar, kim Rıdvan Akar? Şu Nokta’daki şey yapan.
ALTUĞ BERKER:Bu eski, sizinle de ilgili Tempo’da haberler yapmıştı, 90’lı yılların başında.
ADNAN OKTAR:O zaman evet çok garip bir durum oldu, Rıdvan Akar da olayın içindeydi. Aleyhimizde Nokta dergisinde bir haber çıkartmışlardı, o. Birkaç kişi daha vardı. Ama sonra bir sakinleşti, daha bir olgunlaştı, eski tavrı yoktu. Ama şu an yeniden mi başladı o tip hareketlere?
ALTUĞ BERKER:Hocam aynı bandoda olduğu için belki olabilir.
ADNAN OKTAR:Nerede çalışıyor? Hangi gazetede?
ALTUĞ BERKER:O da Mehmet Ali Birand’la birlikte aynı programı sunuyorlar. O da benzer söylediğiniz konuda yazı yazmıştı Mehmet Ali Birand, “araştırmayın” diye.
ADNAN OKTAR:Mehmet Ali Birand da mı “araştırmayın” diyor?
ALTUĞ BERKER:Diyor Hocam evet, dün de yazmıştı.
ADNAN OKTAR: Bu da mı araştırmayın diyor, bu çocuk da?
ALTUĞ BERKER: Onun görüşünü bilmiyorum ama beraber Kanal D Grubu’nda çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Rıdvan Akar eskiden çok sathiydi, çok şeydi. Fakat sonra böyle olgunlaştıkça biraz ağırlaştı ama yeniden öyle bir tavır gösterdi mi bilmiyorum, biraz bakmam, görmem lazım. Evet, başka ne var Altuğ Hocam?
ALTUĞ BERKER: Haberler bu kadar Hocam, nasıl uygun görürseniz, öyle devam edebiliriz.
ADNAN OKTAR: Hocamla görüştün.
ALTUĞ BERKER: Seyyid Salih Özcan Hocam. Görüştüm Hocam bizzat, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hadi bakalım, Bismillah, Hocamızın o güzel yüzünü görüp, güzel konuşmasını dinleyelim.
-VTR- Seyyid Salih Özcan anlatıyor
ADNAN OKTAR:Evet, ne diyorsun Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Hocam, maşaAllah. Üstad’ın “Mehdi (a.s.)’yi ben görmeyeceğim sen göreceksin” dediğini, Seyyid Salih Özcan’ın ve başka izahlarını.
ADNAN OKTAR:Bak, Risale-i Nur’u da açıkça izah ediyor, anlatıyor, tefsir ediyor. Ama şimdi bir de batın rahipleri var. Batın rahiplerine de soracağız bu Bediüzzaman’ın ifadelerini. Şimdi bu mübarek Üstadımızın vekillerindendir, Seyyid Salih Özcan. Sır katiplerindendir, en sevdiği on iki talebesinden bir tanesidir. Bir tanesi de Sungur Ağabey’dir. Sungur Ağabey de “"ben görmeyeceğim, sen göreceksin" dedi” dedi, Üstad için. “Mehdi (a.s.) Nur talebesi olmayacak, bambaşka olacak” diye de bana söyledi. Bak Hocamız da burada açıkça söylüyor; “Mehdi (a.s.) gelecek bu zamanda, onu bekliyoruz şu an” diyor. Yani zuhur etmesini, “geldi fakat görünmesini, ortaya aşikar etmesini bekliyoruz” diyor. Fakat Bediüzzaman’la ilgili toplantı yapılıyor; “Avrasya’nın sosyal siyaseti ne olmalıydı?” “Bediüzzaman’ın sosyal siyasete bakış açısı neydi?” “Pragmatik olarak olaya bakarsak, asosyal seküler düzenin içerisinde Bediüzzaman’ın yeri neydi?” falan, böyle bir kısım kardeşlerimiz olayın artistik bakış açısına girmiş durumdalar. Halbuki din, Kuran açıkça her yerde buram buram İttihad-ı İslam’ı savunur ve anlatır. Ve bunun dışında da Allah mutluluk, huzur, bereket vermiyor. Bakın yani bir mutluluk tablosu çiziliyor ama benim için ölçü Fethullah Gülen Hocamızın göğsünü gere gere Türkiye’ye gelip; Bebek’te, başka semtlerde göğsünü gere gere gezmesidir, tek başına. Tek başına. Oturup orada kahve, çay içmesidir. Bunu yapamıyorsa Mehdiyet buram buram ihtiyaçtır. Bunun başka açıklaması yoktur. Bu ne demek? Mazlum ve tertemiz bir insan kendi vatanına gelemiyorsa, ama hiçbir suçu yok. Ve gelememesi de son derece makul karşılanıyorsa, Türkiye rahat değil demek ki. Ne zamandan beri değil? Uzun yıllardan beri rahat değil. Yani bu sırf Ak Parti Hükümeti’nin yapacağı bir şey değil ki. Hükümet ne yapsın? Hepsini yapıyor. Yani kendine göre elinden geleni yapıyor. Ama bu toplu eğitimle, bazı noktaların daha detaylı düzenlenmesiyle olur. Yani korku toplumu olmaktan tamamen çıkılması gerekiyor. Kısmen bu var demek ki.
Almanya - Lünen Konferansına Video Konferans Bağlantısı
ADNAN OKTAR: Bütün herkese, salonda bulunan herkese, orada bulunan bütün Türk kardeşlerime selam ediyorum, sevgilerimi iletiyorum. Darwinizme, materyalizme karşı kardeşlerimizin anlattığı önemli bilgileri orada alıyorlar, dinliyorlar. İnşaAllah, etrafa yaysın kardeşlerimiz, güzelce başka kişilere de anlatsınlar. Bu bir başlangıç, devam edeceğiz inşaAllah. Almanya, gurbet mi deniyor oraya? Gurbet, maşaAllah. Çok büyük sevap alıyorlar kardeşlerimiz. Hepsi bizim canımız; MHP’lisi de, Ak Partilisi de, Saadet Partilisi de, diğer partilerden olan kardeşlerimiz de, hepsi bizim canımız ciğerimiz. Yekvücuduz inşaAllah, millet olarak. Kardeşlerimiz birbirlerini çok sevsinler, birbirlerinin camilerine gitsinler, birlikte yemek yesinler, muhabbet etsinler. Almanya’nın onlar gülleri, maşaAllah. Allah gül bahçesine çevirecek Almanya’yı. Almanya da yakında Müslüman olacak, Allah’ın izniyle. Benim güzel kardeşlerimin, güzel gayretleriyle bu olacak, inşaAllah. Hepsine selam ediyorum. Allah selamet, güzellik, hayırlar versin; iyilikler versin. Allah yollarını açsın, inşaAllah. Tamam, şimdilik bu kadar yeter, inşaAllah.
Şu an Hocam paspas gibi çiğniyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, vesilenizle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Almanya’da. Yalnız Almanya’ya bir gittiğimizde Mehter Takımı’nı götürelim. Programdan önce ben şöyle bir dinlemek isterim Mehter’i.
ALTUĞ BERKER:Kıbrıs’a göndermiştiniz Hocam, o şekilde başlamıştık, Allah’ın izniyle, vesilenizle.
ADNAN OKTAR:EvelAllah, evelAllah. Yarın da inşaAllah Saadet Partisi’nin kongresinde ilk beklediğimiz, Mehter. Bir canlı yayın yapsınlar oradan, oradan canlı yayın şart. Canlı yayında o Mehter sesini duyalım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Biraz evvel söylediğiniz konuda Hocam, Bediüzzaman’ın İttihad-ı İslam’la ilgili bir sözü var, malumunuz. “Bu konuda tembellik yapmayın, zararınız büyük olur” diyor. Müsade ederseniz okuyayım Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, söyle.
ALTUĞ BERKER:“Biz zarar vermiyoruz, fakat menfaat vermeye iktidarımız yok; onun için mazuruz diye, böyle özür beyan etmeyiniz” diyor Üstad, Hocam. “Bu özrünüz makbul değil. Tembelliğiniz ve "Neme lâzım" deyip çalışmamanız ve İttihad-ı İslâm ve İslam ruhuyla gayrete gelmediğiniz, sizler için gayet büyük bir zarar ve bir haksızlıktır. İşte kötülük böyle binlere çıktığı gibi, bu zamanda iyilik (İslâmiyetin kutsallığına dayanan iyilik) yalnız işleyene yönelik kalmaz. Belki o iyilik, milyonlarca mümine manevi olarak fayda verebilir. Manevi hayatına ve maddi gücüne kuvvet verebilir. Onun için "Neme lâzım" deyip kendini tembellik döşeğine atmak zamanı değildir” diyor.
ADNAN OKTAR:“Amerika’dan yazıyorum, sohbetinizin sesi çok az oluyor” diyor. Amerika’ya sesimiz gitmiyormuş teknik kardeşlerimiz. Amerika’da izleyen kardeşlerimiz, “sesi zayıf duyuyoruz” diyorlar. “Ayrıca Hocama çok selamlar.” Aleyküm selam. Feriha, çok sevimli Feriha, maşaAllah. Ben de bilmukabele aynı şekilde sevgilerimi, selamlarımı iletiyorum sana, Feriha.
Kardeşim, bakın açıkca söyledim, bir daha söylüyorum; bir insana “falanca kişi Mehdi (a.s.)’dir” derseniz dinden çıkarsınız. Yapmayın, etmeyin. Bak Evrenesoğlu Hocamız da, bu mazlum insanı, bunu da perişan ediyorlar. Adamcağız dedim, ona da bozuldular. Ne diyeyim? Acıyorum adama, nasıl diyeyim yani? “Hocam niye öyle söyledin?” diyorlar. Belki bin kişi yazdı. Kardeşim, şimdi nasıl söylemeyeyim? Bak, ne diyor? Yani bu insanı ne hale getiriyorlar. “Bana kitap indirildi” diyor İskender Evrenesoğlu. “Cibril’-i Emin’in aziz ruhu tarafından doğrudan doğruya kalbimize indirildi” diyor. İskender El-Ekber Risalet Nurları adlı kitap. Kitaptaki Anlaşmazlık Suresi inen surelerden bir tanesiymiş ona. Kardeşim, küfre gidiyor. Ben, Allah rızası için kurtarmaya çalışıyorum, ne diyeyim? “Niye öyle söyledin” diyorlar. Bırakayım da adam Cehenneme mi gitsin? “Onlara aralarındaki anlaşmazlıkları halletmelerini söyle” diyormuş Cenab-ı Allah ona, İskender Evrenesoğlu’na, vahiy gelmiş. Kitap, yani Kuran gibi bir kitap gelmiş ona. “Hepsiyle ayrı ayrı toplantı tertip et. Sonra Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş ve Turan Feyzioğlu kullarımızla toplan.” “Bütün siyasileri topla” demiş Allah ona, Anlaşmazlık Suresi, sayfa 1’de, Allah emretmiş ona. Bugün öğleden sonra ikinci bir vahiy daha gelmiş, Mehdi suresi, sayfa 13; “Bugün öğleden sonra Sanayi Bakanlığına git. Soner’in sağ tarafında sana yardımcı kıldıklarımızdan birini göreceksin. Ona bu satırları göster, sana biat edecek.” (Mehdi Suresi, s. 13). Şimdi ben bu adamcağıza ne diyeyim yani? Günah adama, yazık. Yetmiş küsur yaşına gelmiş adamcağız, Allah vermesin, yarın bir gün vefat eder, şey yapar, Cehenneme gider. Ben de Allah rızası için kurtarmaya çalışıyorum. “Niye dedin” diyor adam, ne diyeyim peki? İskender Evrenesoğlu Beyefendi diyeyim, tamam, madem öyle içleri rahatlayacaksa. Acıdığım için söylüyorum, acıma ifadesi o. Mesela, “Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) arkamda namaz kılıyor benim” diyor. Kardeşim, bu durumda bir insana acınmaz mı? Diğerleri gibİ, ben; “bu adamı mahvedin, ezin” demiyorum ki. Kurtarma peşindeyim, acıyorum. İyi niyetle, iyi olsun istiyorum.
Bak diyor ki yine, haşa; “Biz istediğimiz zaman senin ruhunun dalga uzunluğunu, elektron devir sayısını ve ağırlığını değiştirebiliriz. Her gece, her insan bu hadiseyi yaşar.” Mesela bu da vahiymiş. “Bana vahiy geliyor” diyor. Şimdi, hayır, “bana ne” de diyebilirim ama yazık yani. Hükmen bir kereliğine mahsus açık uyarıyorum, bir kereliğine mahsus. Çünkü söylemesem Ahirette sorumluluğu olabilir. Çok da üzerine düşecek değilim bu konunun. Böyle çok vakalar var, çok fazla insan var. Binlerce böyle, yüzlerce Mehdilik iddia eden zavallı var. Ne diyeyim? Zavallı, gariban adam var yani. Bir tane, iki tane, on tane değil ki. Genel olarak ben birisini örnek veriyorum.
“Sual:” soruluyor; “Size gelen zaman suresinde Allah size ne olduğunu söylemiş?” diye soruyor spiker. “Cevap: "Allah zaman suresinde bizim huzur namazının imamı olduğumu söylüyor ve” yani ona emir gelmiş, “şu anda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, Hz. İsa (a.s.) da arkamda namaz kılmaktadır” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de ona tabi olmuş, namaz kılıyor. Peki, ben ne diyeyim böyle bir şeye? Bir Müslüman acımaz mı? Kurtarmaya çalışmaz mı? Ama oturup yüz kere anlatmam, bir kere anlatacağım, bırakacağım ondan sonra.
Evet bir ara verelim.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra sizlerle birlikteyiz tekrar.
Tekrar birlikteyiz.
ADNAN OKTAR:“Muhterem Hocam yayınlarınızı ilgiyle takip ediyorum. Said Nursi ve Fethullah Gülen Hoca’yı çok güzel öve öve göklere çıkartıyorsunuz.” “Göklere çıkartıyorsunuz” derken ne demek istiyor? Makul anlatıyorum, ne göklere çıkartacağım, niye abartıyorsun. Bu kimdir? Nadir. Nadir abartmışsın. Makul neyse tam karşılığını anlatıyorum. “Çünkü Fethullah Hoca hem alim; Amerika, İsrail, Avrupa kendisini tanıyor ve destekliyor, sağolsun. O da onlara bir şey söyletmiyor. Dünyanın her tarafında okulları var. Konuşurken gözyaşlarını tutamıyor. Bütün dünya insanlarını kardeş kabul ederek takva yaşıyor. Eski komünistler bile evinden çıkmıyor. Onun dediği gibi yazıp çiziyor. Neden Fethullah Gülen Hocamız zamanın Mehdi (a.s.)’si olmasın?” İnşaAllah olur. Yani bir sorun yok. Öyle bir problem çıkmaz. Kardeşim, alenen iddia etmedikten sonra insan temenni eder, inşaAllah velidir, inşaAllah Cennete gider.
Ama Hoca efendi çıkıyor, etrafındakiler ona desinler, Hocayı yakacaklar, Allah vermesin yani. Yardımcı olsunlar ona. “Adamcağız” dedim, şey yapıyorlar böyle. Acıyorum, acıdığım için söylüyorum. Ne diyeyim? Yani bak, yaşını başına almış, yarın bir gün vefat eder, Allah vermesin Cehenneme gider, hepsi de sorumlu olurlar. “Bana sure indi” ne demek kardeşim? Bana Allah’tan kitap geldi ne demek? Ve “bu sureye göre, bu hükümlere göre hareket edin” ne demek? Ayette diyor, kendilerine vahiy geldiğini iddia edenlerin küfür içinde olduğunu söylüyor Allah Kuran’da. “Bana yeni hüküm geldi” diyenlerin küfür içinde olduğunu söylüyor. Kuran ayeti var. Hoca ne diyor? Alenen “bana ayet geldi, hüküm geldi ve bu hükümle amel edin” diyor. “Sabah namazı benden sakıt oldu” ne demek? İşte “"şu siyasileri topla, bunları söyle" dedi Allah bana, hepsini toplayacağım.” Hayır, böyle bir olay da yok ayrıca, böyle bir şey yapacak hali de yok zaten. Ben de ona yardımcı olmak istiyorum. Ne olur yani? Deseniz ki, “inşaAllah Mehdi (a.s.) olsun” deyin, benim bir şey dediğim yok, bunu deyin. Biz de diyelim, inşaAllah Mehdi (a.s.) olsun ama “Mehdi (a.s.)’dir” diye kesin hüküm verip, “buna vahiy indi, kitap indi, Kuran gibi bir kitaba sahip” dersen adamı yakarsın, mahvedersin. Yazık günah değil mi adamcağıza? Ne diyeyim yani?
Fethullah Gülen de inşaAllah öyle olur, inşaAllah başka bir Hocaefendidir, inşaAllah Mahmut Hocam’dır, inşaAllah Şeyh Nazım Hocam’dır. Yani güzel bunlar, temenni güzeldir, temenni etmek. Yani Müslümanlar tabii ki birbirine temenni edecek, Cennete gitmesini isteyecektir, veli olmasını isteyecek. Ama iddia oldu mu adam çıkıyor; “ben alenen Mehdi (a.s.)’yim” diyor. “Hadi gözünüz aydın” diyor. “Ben Cennetteyim” demektir bu, haşa. Ne olacak o adam Cehenneme giderse, o zaman bu kişiler? Onu teşvik edenlerin durumu nasıl olacak? Hadi o cezbe ehli diyelim, o cezbe halindeyken söylediğini düşünelim. Belki oradan, Allah ona bir gerekçe olarak onu affedebilir. Çünkü manevi sarhoşluk içerisinde, manevi cezbe içerisinde bunu söylemiş olabilir. Ki oluyor bu yani, tasavvuf ehlinde, manevi sarhoşlukta kendini kaybediyor, yani böyle bu tarz sözler edebiliyorlar. Sonra döndüğünde vazgeçiyor, tevbe ediyor. Ama etrafında destekleyen çok fazla insan var, yazık günah, onlar da kendilerini mahvedecekler. Öyle diyeceğine, “kardeşim, biz Kuran’a tam temessük ettik, Kuran’a sarıldık, sünnete temessük ettik, Hocamız da inşaAllah Mehdi (a.s.)’dir” dersin, “Allah’ın izniyle umuyoruz, öyle olsun, inşaAllah” dersin, size kimse bir şey demez. “Bize vahiy indi, kitap indi, Allah’ın yeni hükümleri var, biz bunlara göre hareket ediyoruz” dediğinde ne olur bir insan? Kardeşim, “bir de niye bunu söylüyorsun?” diyor. Ben zaten Allah’ın emri olarak, zaten uyarmakla mükellefim. Yazık, günah. Çünkü yarın bir gün Allah bana sorsa, dese ki; “bu adamın bu halini gördün, etrafındakilerin de perişan halini gördün, niçin tek kelime söylemedin” derse Allah, ben ne diyeyim? Benim bir bahanem olmuş oluyor, bilmiyorum nasıl söylenir fakat açıklamam gerekiyor bunu, inşaAllah.
Ali Eren Hocam Vakit Gazete’sinde yazan, çok değerli, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin manevi evlatlarından, Ehl-i Sünnet’in kalesi, çok değerli bir mürşittir. Çok değerli bir ağabeyimizdir. Sözü senettir yani, maşaAllah. Buyrun dinleyelim.
VTR- (Ali Eren)
ADNAN OKTAR:Ali Eren Hocamız, maşaAllah, normalde hiç kimseye demeç vermiyor, yani televizyonlara demeç vermiyor. Ama bizi çok sevdiği için ilk defa bu yasağını, kendi yasağını deldi, lütfetti, böyle güzel bir açıklamada bulundu. Zaman zaman da Hocamız iftarlarımızı şereflendirir, çok değerli bir insandır, çok titizdir, maşaAllah, Ehl-i Sünnet inancında. Müslümanlıkta, Asr-ı Saadet Müslümanlığında titiz bir insandır, inşaAllah.
Berkerim ne var anlatacağın?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, nasıl uygun görürseniz. Mahmut Hoca Efendi’den zikrettiniz, resmini gösterebiliriz isterseniz.
ADNAN OKTAR:Göster Hocamızı, evet ve anlat.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, Mahmut Hocamız, çok değerlidir, çok efendi bir insandır. Nezaketi, saygısı, hürmeti çok muhteşemdir, maşaAllah. İnşaAllah. Lafını, sözünü bilir. Kalp ehlidir, yanına giden insanların kalbinde bir ferahlık, bir suhulet, bir güzellik olur. Çok nurlu yüzü de, maşaAllah. İsmailağa Camii’nde, yıllardan beri orada böyle etrafa nur saçar, maşaAllah. Talebeleri de çok kıymetlidir. Bir tek bizim Cübbeli oradan biraz hatalı çıktı yani. Onun dışında çok muhterem, mübarek insanlardır.
ALTUĞ BERKER:Hayatıyla ilgili bilgi de var arzu ederseniz.
ADNAN OKTAR:Evet, dinleyelim.
ALTUĞ BERKER:“Şeyh Mahmut Osmanustaoğlu Efendi on yaşında köyün imamlığını yapan babası Ali Efendi ve annesi Fatma Hanım’ın Hocalığında hafızlığını tamamlamıştır. Hıfzının çok güçlü olmasıyla bilinmiştir. Devrin tanınmış Hocalarından ve dersiamlarından Süleymaniye Medresesi mezunu Hacı Dursun Feyzi Güven Hocaefendi’den, fıkıh, tefsir, hadis gibi dini ilimleri okuyarak on altı yaşında icazet almıştır.”
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. On altı yaşında.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. “Kelam ve tasavvuf gibi dini ilimlere tam olarak vakıftır. Hocaları arasında devrin en büyük müderrislerinden Çalekli Dursun Efendi ve Mehmet Rüştü Aşıkkutlu da vardır. Nakşibendi tarikatına bağlı olan Efendi Hazretleri vaizlik yaptığı dönemdeki sohbetleriyle etrafındakileri kendine hayran bırakmıştır. Haydar Efendi ile tanışması hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Şeyh Ali Haydar Ahıskavi vasıtasıyla İsmailağa’da imamlığa başlamıştır. Mahmut Osmanustaoğlu Ruhu’l-Furkan isimli tefsirini kaleme almıştır. Şu ana kadar on iki cildini tamamlamıştır. Bunun yanı sıra sohbetlerinden alınan notlarla dört ciltlik eser hazırlamıştır.
“Yahyalı Mustafa İsmet Garibullah’ın Risale-i Kutsiye isimli kitabının tercüme ve izahı da iki cilt olarak yayımlanmıştır. Başta İmam Rabbiani’nin Mektubat’ı olmak üzere birçok eserlere ilgili açıklayıcı sohbetleri vardır” Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mahmut Hocamız, olgun, derin, samimi, Ehl-i Sünnet’e çok titiz, mübarek değerli bir insandır. Talebeleri de çok nezih, güvenilir, hoş insanlardır. Ama ne hikmetse Cübbeli orada öyle çıktı. Allah onun da hidayeti arttırsın, Allah aklını açsın, inşaAllah. Bak İttihad-ı İslam lafını söyletemedik daha hala. Kardeşim her türlü konuşmayı yapıyor ama her türlü; Türk-İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı, bunu söylemiyor. Anlatıyor mesela çektiği çileleri, Müslümanların çektikleri sıkıntıları; Allah’a şükür, onları söyletmeye başlattık. Onu da konuşmuyordu, onu söylemeye başladı. En son geldiği nokta şu; “burada bir şifre var” diyor. Şifreyi diyeceğine, direkt anlatsana. İttihad-ı İslam, Müslümanlar bir araya gelsin, birbirini desteklesin, birbirini sevsin, kardeş olalım desene. Takılıyor kalıyor orada, şifre de şifre diye anlatılır mı? Kuran’da öyle bir üslup var mı? Allah açıkça söylüyor; “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi” diyor, Şeytan’dan Allah’a sığınırım, “birlikte mücadele edin” diyor Allah. “Birinize” diyor “bir müdahale olduğunda hepiniz birleşip karşı koyun”diyor Allah, ayette. Allah’ın emridir bu, Müslümanlar birleşecek. Öyle şucu, bucu falan yok. Bütün Allah’a inanan, “Allah birdir” diyen, “Hz. Muhammed (s.a.v.) O’nun Resulü’dür” diyen, aynı kıbleye dönen herkes kardeştir. Yok Caferi, yok Alevi, yok Bektaşi, hiç fark etmez, Sünni. Bunların hepsi bizim canımız ciğerimiz, kardeşimiz, hepsi Allah aşığı. Bu fitneden şiddetle kaçınmak lazım. Zaten bir avuç Müslüman var dünyada. İnşaAllah. Onun için, inşaAllah Cübbeli de aklını başına alır. Özellikle ilk beklediğimiz ondan, şu İttihad-ı İslam’ı söylemesi. Mesela Mahmut Hocam, gürül gürül söyler. Aslandır o, Allah’tan başka kimseden korkmaz. Gayet güzel, inşaAllah. Bir ara Hocamızın bir ziyaretin gidelim, Mahmut Hocamızın. Elini öpüp yine bir duasını alalım.
ALTUĞ BERKER:Geçen sefer sizi bırakmak istememişti. İkinci kahveyi ikram edip yanında daha uzun kalmanız için.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ama pek bir lezzetli Hocamızın kahvesi de, maşaAllah. Efendiliği çok güzel. Mesela Hocam bana ne dese ben kabul ederim. Çok asil insan. Mesela Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri ne dese kabul ederim ama şimdi böyle çok sıradan ve avami bir üslup Müslüman’a yakışmaz, avam ağzı Müslüman’a yakışmaz. Avam derken yani avamın da avamı vardır. Avam, halk anlamında demiyorum, halkım çok güzel konuşur ama onların içerisinde de bir yani çok özür dilerim de bitirim üslubu derler, böyle ayrı bir üslup vardır. Bu Müslüman’a yakışmaz. Sıradan üslup, yakışmaz. Allah’tan, dinden bahsediyorsun. Allah korkusundan bahsediyorsun. Onun, Allah korkusunun haşyeti sarsın kalbini, sarsın. Üslubuna yansısın. Saygılı bir üslup ile konuş Allah’tan bahsederken; Ahiretten, Cennetten bahsederken saygılı bir üslupla konuş. Yani milleti güldürmek gibi bir vazifen yok ki senin. Milletin kalbini ferahlandırmak tabi ki güzel ama dini, imani konularda espri olmaz, şaka olmaz. Ayet var, Cenab-ı Allah diyor, Şeytan’dan Allah’a sığınırım; “Allah ile ve Allah’ın ayetleriyle mi” diyor, “Allah’ın Resulü’yle” yani hepsi, “mukaddesatla mı alay ediyorsunuz?” diyor, haşa. İnşaAllah, Allah hidayetini artırsın, aklını artırsın, hidayet nasip etsin Allah Cübbeli Hazretleri’ne de. İnşaAllah düzelir.
ALTUĞ BERKER:Hocam siz daha evvel müşriklerin karakterlerini tasvir ederken, “ayetlerin münafıkların özelliklerini de haber verdiğini” daha önce söylemiştiniz. “Müşrik ayetleri, münafıklara da bakar” demiştiniz. Konuyla ilgili ayetlerden okuyacağım, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oku.
ALTUĞ BERKER:Şeytan’dan Allah’a sığınırım.
“Onlar, Allah’a, hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler, dilleri de yalan olarak en güzel olanın ‘kendilerinin olduğunu’ düzmektedir. Hiç şüphesiz ateş onlar içindir ve hiç şüphesiz onlar, (cehennemde) öncülerdir. Andolsun Allah’a, senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik, fakat şeytan onlara yapıp ettiklerini süslü göstermiştir; bugün de onların velisi odur ve onlar için acı bir azap vardır.” (Nahl Suresi, 62-63)
ADNAN OKTAR:Mesela, bize karşı yapılan komplolarda, oyunlarda insanlar ne zanneder; dersin, direkt dinsizler, komünistler, işte direkt Allah’ı inkar eden tipler bunu yaptı zannedersin. Değil. Baktık, hep münafıklar yapmış. Yani ihbarı münafık yapmış, tuzağı kuran münafık, organize eden münafık, hep münafıklar. Yani çok şedid mahluklardır. Çünkü küfür açıkça söylüyor, “ben” diyor, haşa, “dinsiz” olduğunu açıklıyor. Öyle bir insandan zarar gelmez. Konuşursun, anlatırsın. Adam, aleni, samimi söylüyor. Yani gizlisi, saklısı yok. Ama o iblis gibi kendini gizliyor, çok tehlikeli bir şey. Yani çok vahim bir şey ve kahpe, kalleş, her yönden riskli ve alabildiğine takva gösteriyor kendini, alabildiğine dindar gösteriyor ama alabildiğine psikopat ve alabildiğine de manyak. Öbür adam çıkıyor, söylüyor, öyle olduğunu söylüyor, “şöyleyim arkadaş” diyor adam. Tamam, ona bir şey yok. O yüzden de onlarda dürüstlük ve samimiyet daha güçlü görülüyor, daha açıkça görülüyor. Mesela komünistlerin çoğu bakarsın dava adamıdır, yani samimi olarak fikrini savunur, açık açık söyler. Gizlisi, saklısı yoktur. Kahpelikten de hoşlanmaz. Mücadelesi de açıktır, aşikar; gizli pek yapmaz. Ama münafığın ki çok azimli ve şiddetli oluyor. Mesela 99’da bize yapılan oyunda hep münafıklar görev aldılar, hep münafık. Hep Müslüman görünen sahtekarlar tuzak kurdular, oyun oynadılar. Yani zemini hazırladılar. Bize oynanan bu oyunun kökeninde bir zemin hazırlanması gerekiyordu. Ana zemini hazırlayanların tamamı münafıklardır.
ALTUĞ BERKER:Hocam, büyük İslam alimleri Kuran’da Hz. Mehdi (a.s.)’ye işaret eden ayetleri eserlerinde yazmışlar, malumunuz. O ayetlerden birini okuyorum, inşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım, Bakara Suresi, 155; “Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.”
“Ebu Basir'den: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in torunu, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. “"Kaim'in (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) kıyamından önce bir yıl halk aç kalacak ve onları öldürülme korkusu saracak; malları, canları ve mahsulleri azalacak. Bu olay Allah'ın kitabında açıkça yazar. " Sonra bu ayeti tilavet etti: "Sizleri korku, açlık, mal, can ve mahsullerin eksilmesi ile mutlaka imtihan edeceğiz. Ve sabredenleri müjdele."” (Gaybet-i Numani s. 297)
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.)’a bakan çok fazla ayet var. Kuran’ın bütününe hakimdir. Daha önce de anlattım. Mehdiyet iyi olan, güzel olan her şeydir. Yani bizim ruhumuz güzelliğe yatkın, hep güzelliği ararız. İşte güzel konuşalım, güzel insanlar olsun, güzel bir Cennete gidelim. Güzel eşyalar görelim. Yazılar güzel olsun, okulumuz güzel olsun, sözümüz güzel olsun. Hep biz bunun peşindeyiz, Allah bizi böyle yaratmış. Güzelliği arama sistemi, güzelliği sürekli talep etme sisteminin adı Mehdiyet’tir. Mehdiyet’in kökeni buna dayanır. Her şeyin güzel olmasını hedefleyen sistemdir Mehdiyet. Hz. Mehdi (a.s.)’ın da amacı, her şeyin en güzeliyle olmasını istemektir.
Tabii bizim kardeşlerimiz şimdi şöyle bir şey zannediyorlar; bir kişiyi bulup, “bu Mehdi (a.s.)’dir” deyip, onun da yanına gidecek, diyecekler ki: “ey Mehdi (a.s.). Mübarek, sen bize bir olağanüstülük göster, bir şeyler yap; bizi yedir, içir, gezdir, evlendir.” Mehdi (a.s.)’ye musallat olunmaz bir kere, Mehdi (a.s.)’ye yardım edilir, destek olunur. Nasıl yardım edilir? Aklınla, bedeninle, gücünle. İslam’ı yayacaksın, dini anlatacaksın, samimi olacaksın, candan olacaksın. Yani Mehdi (a.s.)’yi tanımak demek, “buzda sürünerek de olsa Mehdi (a.s.)’nin yanına gidin.” Tamam, geldin. “Ben buzda dondum, beni ısıt, sobanın karşısına götür” veyahut “kaloriferin karşısına götür,” “bana yemek bul,” “bana yiyecek bul,” “bana ev bul,” “beni evlendir” diyorsa, bu yanlış bir Mehdilik anlayışıdır. Yani Mehdi (a.s.)’ye musallat olunmaz, Mehdi (a.s.)’ye destek olunur. Mesela Zülkarneyn’de, ne diyor Zülkarneyn? “Sana parayla destek olalım.” Zülkarneyn diyor ki; “Bana insanla destek olun” diyor, insan gücüyle, parayla bir yere varılmaz. Kafa gücüyle, bedeni güç. Yani konuşman, üslubun, araştırman, incelemen, bilginle, kararlılığınla yardımcı olacaksın, inşaAllah. Onun için öyle yani olağanüstü, işte insanları sürekli kurtaran, yediren, içiren, besleyen, büyüten falan, öyle bir Mehdi (a.s.) anlayışını bırakacaklar. Özellikle başlangıç safhasında, Mehdi (a.s.) zaten en zor şartlarda mücadele verecektir. Gidip, “sen bana yardımcı ol” mantığıyla olursa, olmaz. İşte çoluk, çocuk, soy, talukat; “selamun aleyküm, biz geldik, bizi kurtar.” Öyle olmaz. Mehdiyet, güzel olan; zaten her insanın katkıda bulunması gerekir, güzelliğe, güzel olan her şeye.
Mesela biz diyoruz ki; “Türkiye’de Fethullah Hoca gelip, göğsünü gere gere Bebek’te gezemiyorsa” diyoruz, ölçü olarak, “Türkiye bizim istediğimiz bir Türkiye değildir.” Kardeşim, Bebek’te mesela bir komünist de göğsünü gere gere gezsin. Başka yerde de gezsin yani. Biz sırf Fethullah Hoca için hürriyet olsun demiyoruz. Bir mason da, mason kıyafetini de isterse giysin, göğsünü gere gere gezsin adam. Onlar da korkuyor. O da korkuyor, bu da korkuyor, olmaz böyle şey. Herkese hürriyet olsun. Yani kıyafetinden dolayı da kimse kınanmasın, inşaAllah. Kimse kimseye de baskı yapmasın. Bizim istediklerimiz bunlar, inşaAllah.
Şimdi, kim olursa olsun talebeleri olarak kişiler, Hocalarına; “sen Mehdi (a.s.)’sin,” “sen İsa (a.s.)’sın” deyip, hem o adamı yakmak, hem kendilerini yakmaktan vazgeçecekler. Bu alenen, açıkça haramdır, günahtır. Böyle şey olmaz. Mehdiyet bir iddia değil, ispattır. Durup durup ben Mehdi (a.s.)’yim demekle olmaz. Ama biz Mehdiyet’ten niye bahsediyoruz? Çünkü çok büyük mucizeler olmuş, bu mucizelerin gizlenmesini istemiyoruz biz. Peygamberimiz (s.a.v.) mucize niye gösteriyor? Allah niçin mucizeleri bizlere gösterir, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vesilesiyle? Kalbimiz açılsın, hoşumuza gitsin diye Allah gösteriyor. Mesela 1400 sene öncesinden, 1980’den sonra bütün olayları Peygamberimiz (s.a.v.) bildirdiğine göre ve bunlar da aynısıyla çıktığına göre, bunu duyan bir insanın imanı artmaz mı? Heyecanı artmaz mı? Peygamber (s.a.v.)’e sevgisi artmaz mı? Allah’a muhabbeti artmaz mı? Allah’ın gücünü görür. Mucize gizlenir mi? Harika gizlenir mi? “Balın üzerinde Allah yazıyor” diye, yeri göğü birbirine kattı bir ara kardeşlerimiz. Yani üzerine bir kimyasal madde sürmüşler, Allah yazısı çıkmış orada tabii. Ama bir yöntem kullanmışlar, yani arıların yaptığından değil. Ama olabilir de yani, öyle bir şey mümkün de, imkansız da değil. Demek ki böyle bir mucize olduğunda çok heyecanlanıyorsun sen. Bak, senin o yazdığın yazıdan, o hazırladığın yazıdan çok daha büyük bir mucize meydana gelmiş. Yani arı tabii yapabilir hayvan, öyle bir yazı yazabilir veyahut bir meyveyi kesersin içinde Allah yazısı çıkar, harikadır bu, çok güzeldir. Arı da onu yapar, o da çok harikadır ama 1400 sene öncesinden Peygamber (s.a.v.)’in olayları en ince detayına kadar söyleyip, tıpkısıyla çıkması çok büyük bir olaydır. Ben bu mucizeyi insanlar görsün, imanları artsın, Peygamber (s.a.v.)’e sevgileri artsın, Allah’a karşı muhabbetleri artsın diye anlatıyorum. Yoksa bunu anlatınca, “hadi gidin, bulun Mehdi (a.s.)’yi” anlamında değil. Bulsan ne olur? Yani sen bulsan da, bulmasan da Mehdi (a.s.) varmış gibi hizmet edersen aynı neticeyi alırsın. Bir de “bize Mehdi (a.s.)’yi tarif et, anlat.” Benim bu kadar anlatımlarıma rağmen, bir insan Mehdi (a.s.)’yi bulamıyorsa, bulamıyordur zaten. Buluyorsa da, bulunca da zaten gidip yanında yahut onun işte cübbesine yapışıp yahut nasıl diyeyim, koluna yapışıp, “bizi kurtar” demeyeceğimize göre. Ne yapılır? Var gücünle iyiliğin, güzelliğin yayılması için gayret edersin. Allah onları hissettirir bir insana. Hissedersin zaten, hissetmen yeterlidir. Hissettikten sonra şamataya gerek yok zaten. Ondan sonra hizmete geçersin, hizmet etmeye geçersin. Yani hadi farz edelim ki, çok ciddi şekilde farkına vardın, neyi değiştirir bu? Çünkü bizim asıl amacımız Allah’a hizmet, Allah’ın rızasını kazanmaktır. Mehdi (a.s.)’ye tabi olmamızın nedeni de, o mucizeleri görüp, Allah; “bir lider etrafında toplanın” diyor, ayette. Kuran’ın hükmüdür bu. Bir liderin etrafında toplanma da kalbimize güven vermesidir, mutmain olmasıdır. Ayrıca bu aşama da değil, bizim onun etrafında toplanmamız nasıl oluyor? Kuran’ın etrafında toplanarak biz bunu yaparız. Biz İttihad-ı İslam’ı sağladığımızda, Türk-İslam Birliği’ni sağladığımızda zaten birisini biz anlayacağız, herkes anlar. Yani mesela denilse ki İttihad-ı İslam oluştuğunda; “kardeşim, sizce kim vesile oldu ve kim Mehdi (a.s.) olabilir sizce; bu alametlere, bu hadislere, bu olaya göre?” dese; oy birliğiyle, bütün İslam alemine sorulduğunda herkes bir kişiyi söyleyecektir. İşte o, Allah-u alem Mehdi (a.s.)’dır. Bakın, ittifakla ve ezici çoğunlukla herkes “evet, şu” diyecektir. Olunca da severiz yani, Allah razı olsun, hoşumuza gider. Yani oturup böyle olağanüstü bir şey olmaz bizde. Bizim çünkü bütün sevgimiz, bütün muhabbetimiz Allah’a. Ama mucize meydana geldiği için de çok müthiş zevk alırız, çok müthiş heyecanlanırız. Yani 1400 sene öncesinden Peygamber (s.a.v.); “din ahlakı dünyaya hakim olacak” diyor. 1400 sene sonra en ummadıkları devirde bakın, en ummadıkları devirde, küfrün en güçlü görüldüğü devirde, İslam ahlakı dünyaya hakim oluyor. Bu şaşırtıcı. Ve dediği bütün olaylar çıkmış, bu da şaşırtıcı. Hz. İsa (a.s.) nüzul etmiş, o zaten şok bir olay yani çok, çok acayip. Tabii ki bize şiddetli bir manevi bir zevk verecektir. Ama bu bizi vazifeden geri tutmaz. Mesela ben Mehdiyet’in farkındayım yani Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğinin farkındayım. Ne yapıyorum? “Aman, sakın” diyorum, “hiç kimse Mehdilik iddia etmesin.” Çünkü şirk olur, bu çok tehlikeli. Ama hüsn-ü zan, zaten Müslüman hüsn-ü zan ile mükelleftir. Yani ben şimdi sizin Cennete gitmenizi isterim. Herkesin Cennete gitmesini isterim ben yani Müslüman kardeşlerimin. Yani “sen Cennetliksin” demek ayrıdır ama “Cennete gitmeni inşaAllah istiyorum” demek ayrıdır. Mehdi (a.s.) için de; “inşaAllah Mehdi (a.s.)’sindir demek ayrıdır ama “sen Mehdi (a.s.)’sin” demek ayrı. Aradaki farkın iyi vurgulanması gerekiyor, inşaAllah. Öyle oldu mu olur, her şey güzel olur.
Mesela bak, İskender Evrenesoğlu Hocamız, yani bu insana zulüm yapıyorlar, bazı talebeleri çok günaha giriyorlar. Bak, o belki kendini kurtarabilir yani manevi cezbe halinde olduğu için ama etrafındaki insanlar kendilerini kurtaramayabilirler. Bak, yine ona gelen kitapta yani vahiy olarak indiği iddia ettiği kitapta ki “bunlar hükmedildi” diyor, yani “buna göre yaşayın.” Yani “hem Kuran’a uyacaksınız” diyor, “hem de bana gelen kitaba uyacaksınız.” Yani “iki tane kitap var” diyor. Kuran artı ona inen kitap. Ona inen kitaptaki güya ayetlerden birinde de; “gördün ki sen uçtuğun zaman kimse senin uçtuğunun farkına varmıyor.” Adam orada otururken, İskender Evrenesoğlu, aynı zamanda uçuyormuş ama etrafındaki kişiler görmüyorlarmış bunun uçtuğunu. Bunlara ne gerek var, şu perişanlığa? Yazık, günah. Aklı başında insanlar çok yani, çoktur yani. Belki içinde saf insanlar da vardır ama şimdi tabii bu perişanlıkta çok insan var. Ben bir tanesini örnek olarak verdim. Şimdi saymaya kalksam hayret edersiniz. Yazık, bunlara ne gerek var yani bu hallere düşmenin ne alemi var? Niçin buna ihtiyaç var? Kuran bize yetiyor kardeşim, Peygamber (s.a.v.)’in sünneti bize yetiyor. “İlave kitap geldi,” bilmem başka şeyler, bunlar ne demek, bu laflar? Yani orijinalliğe ne gerek var, orijinal hareketlere? Ve dinden tamamen çıkaracak, açıkça alenen belli olan. Kuran ayetleriyle bu açık, sarihtir. Yani “bana başka kitap geldi” demek, “yeni hüküm geldi, Kuran gibi bir kitap geldi” demek, Kuran’da açık ayetlerle “küfür” olduğunu belirtiyor Allah, çok net açıklıyor Allah ayetlerde. Ve Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra başka Peygamber yok. Yani kitap getiren başka Peygamber yoktur. Kuran son kitaptır, son Resul ve Nebi’dir Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Mehdi (a.s.) gelecek. Fakat veli bir insandır, Peygamber değildir Mehdi (a.s.). Hatem-e velidir. O da hiçbir şekilde öyle Mehdilik iddia etmez, öyle bir şey olmaz. Evet Berkerim, seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Bir ayet okuyorum Hocam, inşaAllah. 6. Surenin 93. ayeti, şeytandan Allah’a sığınıyorum;
“Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken "Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir?”
ADNAN OKTAR: Bak, Allah; “daha zalim kimdir” diyor. “Allah’ın indirdiğinin bir benzeri bana geldi” diyorsa bir insan, Allah bunu “küfür” olarak Kuran’da açıklıyor. Şimdi bunun söylenmesi bir güzelliktir. Ben, o kardeşlerimizi kurtarmak istiyorum, o tip insanları kurtarmak istiyorum ve o kafada olan çok fazla insanlar oluyor, onları da kurtarmak istiyorum. Yurtdışında da var. Fas’ta var, Tunus’ta var, Mısır’da var, Cezayir’de var. Yani Mehdi (a.s.) çıkmadan önce, her yerde binlerce sahte Mehdi çıktı. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir bu, çok büyük mucizedir. Yani hiçbir dönemde, İslam’ın hiçbir döneminde bu kadar çok sahte Mehdi çıkmamıştır. Mehdi (a.s.)’nin çıktığı tarihten itibaren, o şeytanın bir oyunu. Yani gerçek Mehdi (a.s.)’yi etkisiz hale getirmek için şeytan sahtelerini ortaya çıkartıyor ve Hz. İsa (a.s.)’nın da haşa sahteleri çıkacak. Birçok sahte İsa çıkacak yakın zamanda, halen de var zaten. Ama aynı zamanda, Allah, Mehdi (a.s.)’yi onlar içinde gizlemiş oluyor işte. Yani onların içinde gizlenmesi de Mehdi (a.s.)’nin güvenliği açısından bir harikadır, ilginç bir durumdur. Hiçbir devirde “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” sözü bu kadar çok olmamıştır. 1400 seneden beri, bakın; “Mehdi (a.s.) gelmeyecek,” “çok uzun zamanlar sonra gelecek” yahut “şahs-ı manevidir,” işte “hayaldir, ruh gibidir, görünmez.” Yani bir şekilde Mehdi (a.s.)’yi yok eden fikir akımları ve düşünceler hiçbir tarihte bu kadar yoğun olmamıştır. Yani binlerce mislidir İslam tarihinde olan olayların. Mesela eskiden birse, şimdi on bindir. Yani o kadar çok “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” sözü var. Ama aynı şekilde “Mehdi (a.s.) geldi” sözü de hiçbir devirde bu kadar çok gündemde olmamıştır. Yani binlerce mislidir şu an. İslam tarihinde hiç olmamıştır. Bu da devrimizin Mehdiyet çağı olduğunun bir başka delilidir.
Başka var mı filmimiz göstereceğiniz? Adaşım Şeyh Adnan Hocamız maşaAllah, çok mübarek, çok hoş bir insan. Yabancı dilde konuşuyor. İngilizce konuşuyor.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, bir bakalım. O da Şeyh Nazım Hocamızın talebesi olduğu için. Şeyh Nazım Hocam çok aydın, sevecen, sıcak, yobazlığa karşı olan, gericiliğe karşı olan nezih bir insandır. İnsancıllığı böyle sevecenliği, sevgiyi esas alan bir insandır. Yani muhabbet meclisinde, sohbet meclisinde bulunanlar bilirler. Bağnazlıktan tiksinir. Onun için birçok yobaz da onu o yönden çok eleştirirler. Çok rahatsız olurlar; onun öyle candan, sıcak olmasından çok rahatsızdırlar. Evet dinleyelim.
-VTR- ( ŞEYH NAZIM KIBRİSİ HAZRETLERİ’NİN VEKİLİ ŞEYH ADNAN EFENDİ HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN HİCRİ 1400’DE ZUHUR ETTİĞİNİ SÖYLÜYOR)
ADNAN OKTAR:Evet, ne dedi Hocamız?
ALTUĞ BERKER:“Bütün alametler çıktı” dedi Hocam ve “otuz yıl evvel de çıkmış olması gerekiyor” dedi, Muhittin İbn-i Arabi’nin referansıyla Hocam.
ADNAN OKTAR:Şeyh Nazım Hocamız “çıktı” diyor. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız “çıktı” diyorlar. Tabii, şeyh derken artık tarikatlar kalkmıştır. Mehdi (a.s.) geldikten sonra tarikat kalmaz. Bütün tarikatlar Mehdi (a.s.)’ye bağlanmıştır. O da artık hakikatleri insanlara anlatıyor yani hakikatin içerisine insanları almış oluyor, inşaAllah.
Muhammed Tarımoğlu, İstanbul’dan: “Eşim hamile. Yavrumuzun erkek olacağını düşünüyorduk. Erkek olsaydı ismini Harun Yahya olarak koyacaktık ama kız olduğunu öğrendik. Kızıma hangi ismi vermemizi tavsiye edersiniz Hocam” diyor. Ne olsun? Meryem olsun, Meryem, Hz. Meryem’in ismi, çok güzel, Meryem. Sonra ilave, onlar da bir isim versinler, kendileri de versinler, sırf Meryem olmasın, bir isim daha versin onlar da, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Adnan Hocam.” Aleyküm selam. “Sizi çok seviyoruz. Eşim ve ben devamlı sizi izliyoruz, etrafımıza tavsiye ediyoruz. İnanın Hocam gezmeye bile gitmiyoruz, dersinizi kaçırmamak için.” Ben de olsam gitmem yani. “İnşaAllah Hocam, talebeniz olmayı çok istiyoruz.” Estağfurullah, biz sizin talebeniziz. “Size sorum, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ne zaman bir araya gelebilirler? Şu an Hz. İsa (a.s.) nerede olabilir? Türkiye’ye hiç geldi mi? Şu anda onun bir ailesi olacak mı? Hocam sizden ismen dünyevi bir konuda duanıza ihtiyacımız var. İnşaAllah, maşaAllah Hocam, ellerinizden öperiz. Yaratılış Atlası için Allah razı olsun, çok mükemmel, maşaAllah.” Ünal, olmadı, bak şimdi burada, “inşaAllah, hüsn-ü zan ediyoruz” diyeceksin, sabah-akşam anlatıyorum, ben ne anlatayım yani? Yani öyle zannedilebilir, mesela Berker Hocam, veli tiynetli, inşaAllah velidir, inşaAllah Cennete gider. İnşaAllah Allah onu Mehdi (a.s.) etsin. İnşaAllah sevdiğimiz Hocalarımız, büyük alimlerimiz, inşaAllah Mehdi (a.s.) olurlar. Yani bu güzel ama noktalamak olmaz. Onu yapmayacaklar yani sevgi adına da olsa olmaz. O iyi, yani etrafınıza tavsiye etmeniz önemli. Çünkü hakikaten bazı programlar oluyor, benim de haberim olmuyor, “Hocam” diyorlar, telefon geliyor, “şu kanalda, şu konuşuyor” diyorlar. Bakıyoruz, tam istediğim bir program ve seyrediyorum. Bu güzel, yani tavsiye önemlidir. Açıp telefonu söylemek lazım. Dinler veya dinlemez, önemli değil ama haberdar etmek çok önemlidir. Çoğu zaman öyle oluyor. Tabii, bunun usulü budur. İnsan nereden bilsin, ben nereden bileyim yani uydu yayında orada, burada. Hayır, ünlü kanallarda da insan bilmiyor bazılarını. Bana telefonla söylüyorlar, inşaAllah.
Turan Dursun, şu bu falan bunlar önemli değil. Kardeşlerimiz, Sadık; “Hocam” diyor, “okudum, şöyle oldu, böyle oldu.” Şimdi bak, Turan Dursun’a biz bu yanlışların dursun dedik. Bana bir baksınlar. Yani ben öyle herhangi bir konu olduğunda uluorta inanmam. Bir de çok ince analiz eden biriyim ben. Yani o kadar detaylı analiz ederim ki hayretler içinde kalırsınız. Bu kadar eminsem, o %100 doğrudur. Kuran’ı da ben baştan sonuna kadar kelime kelime, böyle harf harf okudum ve inceledim. Ve defalarca. Net hak kitap Kuran, net, baştan sona kadar da mucizedir. Tevrat’ı ve İncil’i de inceledim, bakıyorum yani hakikaten bozmuşlar. Ama Tevrat’ta ve İncil’de çok güzel hak olan, çok büyük genişçe bölümler var. Yani adam Tevrat’ı olduğu gibi devreden çıkarıyor. Kuran’da Allah Tevrat’ı övüyor. Sen ne yapıyorsun, sen? O zaman nerede bu kitap? Olur mu? Tahrif olması ayrıdır, kitabın komple devreden çıkması ayrıdır. Komple devreden çıkmaz. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da Tevrat vardı. İncil vardı. Biz olmayan, yanlış olan kısımları ayırt ederiz, doğru olan kısımları okuruz, inceleriz, biliriz. Onun için, bak benim kitabım var, Tevrat’ın hak olan kısımlarını öven kitabım var. Açıp oradan okusunlar kardeşlerim. Kalplerine ferahlık verir, güzellik verir. İncil de, İncil’le ilgili kitabım bitmek üzere yani son tashihlerini yapıyorum. Dün onunla ilgilendim. Mesela o da çok şahane. İncil de bir nurdur, kalbi ferahlatır. Tevrat bir nurdur. Yani Allah muttakiler için onu bir güzellik olarak indirmiş. Yani hem Tevrat’a, İncil’e iman edeceksin, hem de kökten reddedeceksin, olmaz. Tahrif olan kısımlarını çıkartırız. Hatta Kuran’da da bazen, bir adam oluyor, Kuran’ı basıyor mesela bir sapığın biri, ilavelerle basıyor. Biz bakıyoruz, “ne yaptın sen, hemşerim?” diyoruz, “bak burada ayetlere ilave etmişsin, yeni yeni bir şeyler yazmışsın.” Mesela bu olayda olduğu gibi. Adam, “bana vahiy geldi” diyor. Biz ayırt ediyoruz onu, onu çıkartırız. Kuran elimizde olduktan sonra ne korkuyorsun? Kuran’a uymuyorsa, yanlıştır. Bu kadar açık. Kuran’a uyuyorsa, tamam, doğrudur. Ama Kuran’a uyan kısımları niçin okumayalım? Gayet güzel. Ben Tevrat’ı her gün okurum, İncil’i her gün okurum. Gayet de güzel, içim açılıyor, ferahlıyorum. Kuran’ı her gün okurum. Ama neresini okuyorum Tevrat’ın? Hak olan kısımlarını. İncil’in neresini okuyorum? Hak olan kısımlarını. Yani bozulmuş yerleriyle ne işimiz olur? Bozulmuş sahte hadisler de var, uydurma; dinlemeyiz ki biz. Hak olanı, doğru olanı ayırt ederiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir örnek okuyabilir miyim?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:İncil’de Kuran’a mutabık olan bölümlerden, inkar edenlerin gözlerinin ve kulaklarının körelmesi konusuyla ilgili. İncil’de, Markos’ta şöyle geçiyor; “Gözleriniz olduğu halde görmüyor musunuz? Kulaklarınız olduğu halde işitmiyor musunuz? (Markos, 8: 18-19) Yine İncil’de, Matta’da; “Onlara benzetmelerle konuşmamın nedeni budur. Çünkü 'gördükleri halde görmezler, duydukları halde duymaz ve anlamazlar.' Bu halkın yüreği duygusuzlaştı, kulakları ağırlaştı, gözlerini kapadılar.”
Kuran’dan okuyorum; Araf Suresi, 179. ayet, şeytan’dan Allah’a sığınırım;
“Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık. Kalpleri vardır, bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvan gibidir, hatta daha da aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, şerh et, açıkla biraz.
ALTUĞ BERKER:Hocam, İncil’de de, Kuran’daki ifadelerin birebir aynı. Kulakları olduğu halde işitmediği, gözleri olduğu halde görmediği, birebir benzer bir şekilde geçiyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah’ımız bir, Cibril bir tanedir, Cebrail. Allah İncil’de de yaklaşık aynı ayeti indirmiş, Cenab-ı Allah, Kuran’da da aynı ayeti indiriyor. Hz. İbrahim (a.s.)’e ait suhufları bulsak belki orada da var. Tevrat’ta da aynısı oluyor. Tevrat’a bakıyoruz, aynısı oluyor. Allah’ın vahyi. Birbirlerine çok benzer. Bazen aynısıdır, inşaAllah. Böyle abuk subuk, din hakkında kitap yazanları, eser yazanları hiç önemli görmeyin. Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerini okuyun, benim kitaplarıma bakın. Aklınıza yatmayan bir şey olursa bana sorarsınız. Ama bunların hepsini ben; bütün sapkın cereyanları, düşünceleri, hepsini gözden geçirdim, baktım. Hepsini de silindir gibi ezdim. Yani hiçbiri karşıma çıkamaz. Ama Müslümanlara karşı şefkatliyim tabii, onlara ben pençemi göstermem. Müslümanlara karşı koruyucuyum. Ama münafıklara da pençemi gösteririm. Ne yapıyoruz, onlarda ne yapıyoruz? Kafasını, gözünü patlatmıyoruz. Onlarda da fikirle, akılla, bilimle, hukukla, yani hiçbir zaman için şiddet değil, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam eserlerinizin dünya üzerindeki etkisini bir örnek olarak, bir okuyucu göndermiş. Okuyabilir miyim mesajı size?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Şöyle, Pakistan’dan Amir Afridi, şöyle yazmış Hocam size: “Merhaba, ismim Amir Afridi. Pakistanlıyım. Eserinizi gördüm ve inanınki hayatımda ilk defa böyle bir çalışma gördüğüm için gözlerime inanamadım. Televizyonda sadece dolaşırken Indus Vision kanalında sizin programınıza rastladım. Böyle bir çalışmanın İslam için yapılabileceğini tahmin edemezdim. Çünkü bugün gördüğümüz sadece bazı sıkıcı programlar televizyonda ve okuyamayacağımız kitaplar. Yirmi iki yaşındayım ve okuduklarımdan dolayı iki tane problemim vardı ve artık Hz. İsa (a.s)’nın yeryüzüne bir daha geri gelmeyeceğine ve her canlının evrim sürecinden geçtiğine inanmaya başlamıştım. Ancak programda sizin internet sitenizi not ettim ve benim konumla ilgili bazı kitapları bilgisayarıma yükledim. Harun Yahya’ya nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Hz. İsa (a.s.) ve Darwinizm konusundaki kitaplarını okudum. Beni tam olarak değiştirdiler diyebilirim. Eserleri mükemmel. İlk olarak size ve arkanızdaki ekibe teşekkür ederim. Lütfen bana İslam için ne yapabilirim söyleyin? Ve son olarak lütfen Harun Yahya’ya benden bahsedin. Eserleriyle bir insanı nasıl Müslüman yaptığını anlatın. Bir insan yaptıklarınızın karşılığını veremez sadece Allah verir. Allah sizi korusun, hayranınız ve köleniz Amir Afridi.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah, canım kardeşim. En iyisi benim gördüğüm bu kitapları yaygınlaştırsınlar. İnternet sitesinin adreslerini versin, göstersinler. Biraz tarif edip, anlatmak lazım. Yani hemen “böyle oku, bak, anlarsın” gibi değil de, yani üzerinde durup, birkaç örnek gösterip, nasıl olayları değerlendirmesi gerektiğine dair pratik anlatım olursa iyi olur. Mesela bu televizyon yayınlarını özellikle tavsiye etmek, çünkü bu çok çok kolay yani nefislerine yönelik, sadece düğmeye basacak, seyredecek. Genellikle benim sohbetlerim güzel, yani beni dinleyen bir daha pek bırakmak istemez işin doğrusu, onu açıkça söyleyeyim. Çünkü ben insanları o, bir kısım insanları karanlık dünyalarından kısa bir sohbetle, Allah’ın dilemesiyle çıkartıyorum, Cenab-ı Allah’ın vesile olmasıyla. Sıcak, güzel, gerçek dünyaya, İslam’ın dünyasına onları çekiyorum, inşaAllah. Böyle Cübbeli gibi de onları karanlık bir korku dünyasına, yani böyle ucu bucağı olmayan, ne olduğu belli olmayan, karanlık bir dehlize sokmuyorum. Allah korkusu ayrıdır. Ama karanlığın korkusu ayrıdır. Böyle soğuk, buz gibi bir dünyanın içerisine onları sokmuyorum. Gerçekçi, sıcak, sevecen, Kuran’ın o sıcak ruhuna, Resulullah (s.a.v.)’ın Asr-ı Saadet’teki o sıcak ruhuna çekiyorum, inşaAllah. Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın yarattığı kadar.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
SUNUCU 1:harunyahya.tv sitesinden, 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza 00:30’dan itibaren Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Dergiler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Harun Yahya Etkiler
Devamı ...