SUNUCU 1: İyi geceler, sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz.Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve harunyahya.tv sitemizden devam ediyoruz. Nasıl devam edelim Hocam?
ADNAN OKTAR:Berker Hocam nasıl devam edelim.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, nasıl uygun görürseniz inşaAllah. Hüseyin Hilmi Işık Hoca Efendi Hazretleri’nin resmi ve bilgileri…
ADNAN OKTAR:Anlat bana Hüseyin Hilmi Işık Hocam’ı, evet.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Önce resmini göstereyim mübareğin, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Allah rahmet etsin. Çok değerli, çok samimi, halis bir Ehl-i Sünnet alimidir, Hüseyin Hilmi Işık Hocamız. Bizim lise yıllarında, üniversite yıllarında Hocamın kitaplarını hiç elimizden bırakmadığımız bilinir.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam Tam İlmihal bize tavsiye ettiğiniz, okuttuğunuz kitaplardandır Hocam inşaAllah. Kendisi Hocam, son devir İslam alimi, evliya ve fen adamı bildiğiniz gibi inşaAllah. Müstear ismi Sıddık Gümüş. Bazı kitaplarında bu ismi kullanmış. 8 Mart 1911 tarihinde İstanbul Eyüp Sultan’da doğmuş. 1929 yılında Halıcıoğlu Askeri Lisesi’ni birincilikle bitirdikten sonra…
ADNAN OKTAR:Birincilikle. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. 1932’de Eczacılık Fakültesi’nden yine birincilikle ve teymen rütbesiyle mezun olmuş. Gülhane Hastanesi’ndeki stajını birincilikle tamamladıktan sonra, Askerî Tıbbiyeye müfettiş tayin edilmiş. 1936'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesini bitirerek Türkiye’nin ilk kimya yüksek mühendisi olmuş, Hocam. “1929 yılında tanıştığı Süleymaniye Medresesi müderrislerinden Abdülhakîm Arvâsî'nin derslerine 14 sene devam etti. Hocasının vefatından sonra oğlu Kadıköy Müftüsü Ahmet Mekki Üçışık'tan ilim öğrenimine devam etti. 1953 yılında kendisinden ders okutma ve kitap yazma hususunda mutlak icâzetnâme aldı. Hüseyin Hilmi Işık, 1956 senesinde ‘Seâdet-i Ebediyye’ kitâbını neşretti.” MaşaAllah Hocam, 1956. “Seâdet-i Ebediyye kitâbını okuyanların teşvîki ile ikinci kısmını da hazırladı. Bu da, 1957'de bastırıldı. Çeşitli soruları cevâplandırmak için, mûteber kitâplardan tercüme ederek yaptığı açıklamalar ve ilâvelerle, üçüncü kısmını da 1960'da bastırdı. Bu üç kitâbı, 1963'de bir araya getirdi, "Tam ilmihâl" adını verdi. Devâmlı suâller sebebi ile, kitâbının her baskısına yeni ilâveler yaparak bin iki yüz kırk sekiz sayfalık eşsiz bir eser meydana getirdi. Hüseyin Hilmi Işık, 1966 senesinde İstanbul'da Işık Kitâbevi'ni, sonra da Hakîkat Kitâbevi'ni açtı. 1976 yılında, İhlâs Vakfı'nı kurdu. Hüseyin Hilmi Işık ‘rahmetullahi aleyh’ 26 Ekim 2001 'de vefât etti. Bir kızı, bir oğlu olup, oğlu Abdülhakim Bey babasından yedi ay önce Hakk'ın rahmetine kavuştu. Damadı İhlas Holding'in sahibi Enver Ören, torunu A. Mücahid Ören'dir. Bir torunu da Abdülhakim Bey'in oğlu Ferruh Işık Bey'dir. Hayatı boyunca insanlarla iyi geçinmeyi, güzel ahlâk sahibi olmayı tavsiye etti. Fitne çıkarmaktan her zaman çok sakındı ve sevenlerine de bu hususta hep ikazda bulundu. Güler yüzlü olmayı, güzel ve temiz giyinmeyi tavsiye etti. Bu zamanda İslamiyet’e hizmetin bu şekilde yapılacağını söylerdi. ‘Ehl-i Sünnet o kimsedir ki, bir yerde bir saat kalsa, orada hayırlı bir iz bırakır’ derdi. Şahsî malı, serveti yoktu. Çok çalışkandı. Nesi varsa, kitaplara ve kitapların dünyaya yayılmasına harcadı. Dinimizin öngördüğü derecede cesûr idi. Kitaplarında doğruyu yazmaktan kaçınmaz, "Korkulacak yalnız Allah-ü Teâlâ’dır" der, ama fitne çıkmamasına da çok dikkat ederdi. Devletin kanunlarına uymada çok titiz davranırdı. ‘Müslüman dine uyar, günah işlemez; kanunlara uyar, suç işlemez’ derdi. Sık sık "vatan sevgisi imandandır" hadis-i şerîfini okurdu.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hüseyin Hilmi Hocam, çok aklı başında Müslümanlığı temsil eden, makul, olgun Müslümanlığı temsil eden çok değerli mürşitlerden bir tanesidir. Abdülhakîm ArvâsîHazretleri şeyhidir Hocamızın, rahmetli. Aynı zamanda Necip Fazıl Kısakürek’in de mürşidi ve şeyhidir Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri. Efendim Hocamızı rahmetle yâd ediyoruz. Tam İlmihal de deryadır. Çok güzel orada kendine has, orijinal bir üslupla anlatır. Mesela, “yemek yir” diyor mesela. Acayip hoşuma gidiyordu, müthiş zevk alıyordum, onları okumaktan. ”Yimek” diyor mesela çok güzel ama orijinali o Allah-u alem. Çünkü gerçek Türkçesi o şekilde, onun için düzeltiyor. ‘Yimek’, ‘yemek’ değil orijinali; ‘yimek’ ama hoş. Ahmet Mekki Üçışık da, evet, Hocamızın şeyhidir maşaAllah. Zaten Hocamızın üslubundan, konuşmasından, tavırlarından olgunluğu, nezaketi, saygısı, sevgisi çok açık anlaşılır. Tabileri de çok değerli insanlardır, çok nezih insanlardır; çoğunu tanırım. Ben giderdim eskiden onların kitabevleri vardı, Beyaz Saray’da vardı, bir de Cağaloğlu’nda var hatırladığım kadarıyla. Sık sık giderdim oradan kitap alırdım, alır dağıtırdım, inşaAllah. Allah rahmet etsin Hocamıza. MaşaAllah. Başka neler var Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Siz her zaman anlatıyorsunuz Hocam bazı kimseler, Mehdiyeti anlamazlıktan geliyor veya üstünü kapamaya çalışıyorlar. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mehdi (a.s.) ile müjdelenin buyuruyor bir hadisi şerifinde Hocam. Şu şekilde, Ramuz-el Hadis’te; “Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin. O Kureyş’ten ve Ehli Beytim’den bir kişidir. O, insanların ihtilaf ve sosyal sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar. O (Hz. Mehdi (a.s.)) yeryüzünü, kendinden önce zulüm ve baskı ile doldurulduğu gibi, adalet ve insaf ile (merhametle) doldurur.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Efendim Mehdi (a.s.)’ye alerjisi olanlar, biz sürekli Mehdi (a.s.)’yi gündemde tutacağız. ‘Mehdiyet’ demek güzellik, barış, sevgi ve kardeşlik; dünyada en çok ihtiyaç duyulan her şeyin toplamına Mehdiyet denir. Mektubat-ı Rabbani, İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin meşhur eseri, çok şahane bir ilim deryasıdır. Kalplere ferahlık veren mükemmel bir eserdir.
Bakın İmam-ı Rabbani Mektubat’ında ne diyor? 628’inci sayfa, 261’inci Mektup, 261. “Evet” diyor İmam-ı Rabbani Hazretleri, “bu ümmetin son gelenlerinde, her ne kadar yüksek nisbet var ise de, ona sahip olanlar azdır. Hatta azdan dahi azdır.” “Çok az sayıda insan bu yüksek nispete kavuşmuştur” diyor. “Bu ümmetin ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in” bak “yani” diyor, “yani” açıklık getiriyor. “Yani Resullullah (s.a.v.) Efendimizin irtihalinden itibaren ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından itibaren, ikinci bin.” Şimdi biz, hicretten sonra kaç sene geçti?
ALTUĞ BERKER:Bin.
ADNAN OKTAR:Evet, ikinci binin başlaması ne oluyor? Çünkü şu an 1431‘deyiz. İkinci bin, çoktan girdik ikinci bine. Bin bitti, ikinci binin ortalarındayız. İkinci binin ortası da bitmek üzere nerdeyse. Ne zaman bitecek? Hicri 1500’de, 1506’dan itibaren bitiyor, 1506. Bakın, 1506 çok manidar bir rakamdır; 56, sonu 56. Beş ve altı çok kritiktir. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız, Tam İlmihal’i 1956 yılında çıkartmıştır, 1956. Risale-i Nur 1956 yılında serbest bırakılmıştır. 1956 çok kilit bir noktadır. Bediüzzaman da diyor; “münafık sistemin yıkılışının başlangıcı yani miladı, doğumudur” diyor, yani “münafık sistemin yıkılışının başlangıcı, doğum tarihidir” diyor 1956, inşaAllah. Bak, “bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar. Yani Resulullah (s.a.v.) Efendimizin irtihalinden itibaren.” “Vefatından itibaren Peygamberimiz (s.a.v.)’in” diyor. Şu an 1431’deyiz, ikinci bine çoktan girdik. “Şeriatın teyit hasletleri, milleti tecdidi bu ikinci bindedir. Bu davanın doğruluğuna adil şahid: Hz. İsa (a.s.)’nın ve Mehdi (a.s.)’nin bu ikinci bin içinde var oluşlarıdır.” Yani “bu bin içinde var oluşlarıdır” bu bir. Yani “şu an Mehdi (a.s.)’nin zamanı” diyor. Çünkü bin bitmiş, ikinci bine girilmiş. İkinci binin de hatta ortalarına girilmiş. “Bilesin ki” diyor İmam-ı Rabbani Hazretleri, “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (s.a.v.) Efendimiz'in irtihali üzerinden (vafatı üzerinden) bin sene geçtikten sonra.” Şu an, tekrar söylüyorum, 1431’deyiz. Yani, nerdeyse üçüncü bine gireceğiz nerdeyse, evet. “İrtihali üzerinden bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar. Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki: Şeriatin takviyesi, pek tamam şekliyle hasıl ola.” Bakın, “Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından, aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)'nin gelişi de bunun içindir. Onun mübarek kudümünü (gelişini), Hatem'ür-rüsül Resulullah (s.a.v.) müjdelemiştir.” Ne zaman geliyormuş? Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından bin sene geçtikten sonra. Bin sene geçmiş, 1431’deyiz. “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz müjdelemiştir. Hz. İsa (a.s.) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nüzul edecektir.” Yani şu an Hz. İsa (a.s.)’ın da vaktine girdik, çoktan girdik. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’in vefatından sonra, o devir, Hicret’ten sonra, 1431’deyiz şu an. Evet.
“Hülâsa: Bu anlatılan tabakadan, evliya zatın kemalâtı, ashab-ı kiramın kemalâtına benzer. Allah onlardan razı olsun. (…) ‘Ümmetim yağmur gibidir; bilinmez, evveli mi hayırlıdır; yoksa âhiri mi?’” diyor, “‘Bilemiyorum, evveli mi hayırlıdır: yoksa âhiri mi?’ Buyurmadı. Çünkü her iki fırkanın halini de iyi biliyordu. (…) Durum bu olunca” diyor, “kemalâtta, ashab-ı kiramla benzerliği nereden çıkıyor?” diyor, “bu soruya şu cevabı verebilirim” diyor, İmam-ı Rabbani, “Mümkündür ki, bu iki asrın daha hayırlı oluşu, şu itibarla olur: Allah'ın velî kullarının çok zuhuru, bid'at ehlinin azlığı, fısk ve masiyet erbabının nadirattan oluşu... Böyle bir şeyin oluşu dahi, bu tabakadan bazı evliya ferdlerinin; o iki asırdaki evliya ferdlerinden hayırlı olmasına münafi değildir. Misal olarak, Hazret-i Mehdî (a.s.)'yi söyleyebiliriz” diyor. Şimdi burada bizim dikkatimizi çeken ne? Mehdi (a.s.)’nin vakti gelmiş. Efendim, fakat Türkiye Gazetesi’nden Hocamız Osman Ünlü ne diyor? “‘Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından bin yıl sonra Mehdi (a.s.) gelecek’ sözü yanlış” diyor. Doğrusu nedir diyor? “Mehdi (a.s.)’nin” diyor, “geliş tarihini ben size bildireyim” diyor, “doğrusunu; Peygamberimiz (s.a.v.)’in irtihalinden iki bin yıl sonra gelecek” diyor, “Mehdi (a.s.)” diyor. “İki bin yıl geçecek, ondan sonra gelecek” diyor. “Nerede çıkarttın Osman Ünlü Hocam?” diyoruz. Türkiye Gazetesi’nin birçok yerinde yazıyor. Yine yakında da yazmışlar. “Ben bilirim” diyor. “Nereden bilirsin?” diyoruz. “İmam-ı Rabbani böyle diyor” diyor. Allah Allah. “E tamam, diyor olabilir, bakalım” diyoruz. Öyle demiyor. Ne diyor burada? “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz'in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (s.a.v.) Efendimiz'in vefatının üzerinden bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar” diyor. E “bin sene” diyor. ”Sen nereden çıkarttın Hocam, iki bin yılı?” Mehdi (a.s.)’yi getirtmeyecek, bin yıl da kendinden, kafadan ilave etmiş, iki bin yıla çıkartmış; böylece üçüncü bin yılda gelecek hale getirmiş. Osman Ünlü Hoca bunu derken, hiçbir şekilde kaynak göstermiyor. Eğer dürüstse, harfi harfine bak, benim dediğim gibi, kaynak göstersin. Ben, bak ben kaynak gösteriyorum. “Yani Resulullah (s.a.v.) Efendimiz'in irtihali üzerinden bin sene geçtikten sonra” bin. Hoca; “iki bin” diyor. İki bin ayrıdır. Bak iki bin de; ‘i’, ‘k’ ve ‘i’ harfleri olması gerekiyor, sonra bini ekleyeceksin. Bu üç harften oluşan, böyle bir açıklama burada yok ve dolayısıyla doğru söylemiyor Osman Ünlü Hoca. Bakın, “aradan bin sene geçtikten sonra” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin gelişi de bunu içindir.” “Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından bin sene sonra gelecek” diyor, “Mehdi (a.s.)” Şu an 1431’deyiz. Bu konuda Osman Ünlü Hocamız dürüst olacak, kaynak verecek. Kaynak vermeden konuşursa, bu dürüst olmaz. Bak, “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz müjdelemiştir. Hz. İsa (a.s.) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nüzul edecektir.” Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in vefatından bin sene sonra. Bu, bin yıl daha ilave etmesinin açıklaması yok. Osman Ünlü Hocamız çıksın, TGRT’de çıkıyor, sık sık anlatıyor, konuşuyor, “bakın” desin, “ben bunu buradan aldım” diye ekrana yaklaştırsın, biz bunu görelim. Ekranda eğer bize bunu göstermezse, Hocamız doğru söylemiyor, bizi yanlış yönlendiriyor demektir. O da dürüstlüğe yakışmaz. Bakın nasıl yapacak Osman Hocamız bakın, örnek gösterelim. Mesela; “bu ümmetin ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar. Yani Resulullah (s.a.v.)’in irtihalinden itibaren.” Şu yazıyı zoomlatarak göstersene Berker Hocam, şu yazıyı.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. Parmağımın durduğu yerde, burası.
ADNAN OKTAR:Zoomla iyice, biraz daha yaklaştır. Bu kadar mı yaklaştırabiliyorsun? Evet, okunacak durumda şu an. Açısını düzelt, evet. O mavi bandın olduğu yerdeki yazı.
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Hah. Hocamız işte bize bu şekilde alenen, net, ispat ederek gösterecek. Bak biz ispat ediyoruz açıkça, o da ‘ikinci bin’ ilavesini, bine bir bin daha ilave ediyor, bunu bize gösterecek. Binden sonra ikinci bin geliyor, bak onu açıklamış. Hocamız; “üçüncü binde” diyor “üçüncü binde gelecek” diyor.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam, şimdi getir. Bak yine bizim istirhamımız Hocamızdan, şöyle yapacak bize. “Aradan bin sene geçtikten sonra.” Şu altını da kırmızı kalemle çizeyim de ben, hani Hocam belki göremiyordur. Bak, “aradan bin sene geçtikten sonra.” Şu “bin”in altını özellikle koyu yapıyorum. Bak “bin sene” yine altını onun da kırmızı kalemle boyuyorum koyuca. “İki bin” demiyor bakın, hepsinde “bin” diyor. Evet, şimdi bunu da göster Berker Hocam. Bir de oku ayrıca, kendin de oku orada o kırmızı, yani o çizdiğim yeri.
ALTUĞ BERKER:“Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihali üzerinden bin sene geçtikten sonra”, “aradan bin sene geçtikten sonra.”
ADNAN OKTAR:Evet, “bin”. Bak, “iki bin” demiyor. Osman Ünlü Hoca bizi yanlış yönlendiriyor, Türkiye Gazetesi’nde yanlış söylüyor, TGRT’de yanlış söylüyor. Eğer dürüst ve samimiyse, benim yaptığım gibi göstersin kitapta, ben gidip özür dileyip elini ayağını öpeceğim Hocamın. Ama aksini yapmıyorsa, milletin önüne çıksın özür dilesin, desin; “ben yanlış bilgilendirdim sizi, Mehdi (a.s.)’yi bin yıl sonraya alarak, ümmeti ümitsizliğe doğru sevk ettim. İttihad-ı İslam’ın oluşmasını, Türk-İslam Birliği’nin oluşmasını engelledim. Allah beni affetsin” desin. Yani bizim ondan istediğimiz bu, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz dünyanın ömrüyle ilgili Suyuti’den hadisleri de her zaman okuyordunuz Hocam inşaAllah, bu konuyla ilgili, yedi bin sene olduğunu.
ADNAN OKTAR:Kardeşim onu, ne hikmetse, kimse o konuya pek yanaşmak istemiyor. Yani kardeşim o zaman bana söylesinler, desinler ki; “Suyuti alim değildir, Suyuti yalan söylemiştir” desinler, “bu hadisler de” –haşa- “hadis değildir; siz kendinizden bunları çıkardınız” desinler bize o zaman. Hem diyorsun ki; “Suyuti alimdir, büyük müceddiddir ve hadis alimidir, dedikleri de doğrudur” diyorsun. E bu doğru. “E peki söylediği hadisler doğru mu?” diyoruz. “E onlar da doğru” diyor. E peki niye anlatmıyorsun bu hadisleri? Niye korkuyorsunuz? “Ümmetin ömrü yedi bin yıl” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “beş bin altı yüz yılı geçmiştir” diyor. E geriye 1400’le 1500 kalıyor, başka vakit yok.
Evet, Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Siz Hocam Sünen-i Ebu Davud’da da yer alan bir hadiste, Müslümanların Ahir zamandaki konumunu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in çok detaylı anlattığını daha evvel de bahsetmiştiniz. Yabancı güçlerin Müslümanların üstüne saldıracağını, Müslümanların da bu dönemde zayıf olacaklarını Peygamber Efendimiz (s.a.v.) anlatıyor. Şöyle diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Sevban (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ‘Yakında milletler yemek yiyenlerin (başkalarını) çanaklarına (sofralarına) davet ettikleri gibi size karşı (savaşmak için) birbirlerini davet edecekler.’”
ADNAN OKTAR:Çok manidar. Tabii, hakikaten adamlar birbirlerini davet ediyorlar Müslümanlarla savaşmak için.
ALTUĞ BERKER:“Birisi: ‘Bu o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?’ dedi. Resulullah (s.a.v.); ‘Hayır, aksine siz o gün kalabalık fakat selin önündeki çer-çöp gibi zayıf olacaksınız’” buyurmuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Hah. Bak sayı azlığından değil fakat İttihad-ı İslam olmadığından, Türk-İslam Birliği oluşmadığından, Mehdi (a.s.) işte, “bin yıl sonra gelecek”, “beş yüz yetmiş yıl, beş yüz altmış yıl sonra gelecek” veyahut “şahs-ı manevidir” yahut “ruhtur, görünmez” yahut “gelmiş geçmiştir” diyerek veyahut “hiç yoktur” diyerek ümmeti bir kısım insanlar uyuşukluğa itecekler, örtbas edecekler, sonunda da Müslümanlar birleşemeyecek, küfrün karşısında perişan olacaklar, acı çekecekler. Evet, biz böyle bir devre girdik şu an ama bu önlemler Mehdi (a.s.)’nin çıkışını önlemez, engellemez.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi, evet.
ALTUĞ BERKER:Buyurun Hocam, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Buyur, dinliyorum evet.
ALTUĞ BERKER:İmanı zayıf ve kalbinde hastalık olan bazı kişilerin de, deccaliyetin telkinine daha kolay kapıldığını, bahsettiğiniz gibi Hocam, daha kolay hipnoz olduğunu bildiren bir hadis var Hocam. Örnek olarak onu okuyabilir miyim? “Her kim deccalın çıktığını işitirse ondan uzaklaşsın. Allah'a yemin olsun ki kişi kendini mümin zannederek (kendine güven içerisinde) onun yanına gider ve deccalın şüphelendirmesiyle onu takip eder.” İmam-ı Ahmed. Ebu Davud’da da var Hocam.
ADNAN OKTAR:Çok manidar. Bir daha oku bakayım.
ALTUĞ BERKER:“Her kim deccalın çıktığını işitirse ondan uzaklaşsın. Allah'a yemin olsun ki kişi kendini mümin zannederek (kendine güven içerisinde) onun yanına gider (deccalın) ve deccalın şüphelendirmesiyle onu takip eder.” Başka bir hadiste de; “deccalın çıktığını işittiğinizde ondan kaçınız. Çünkü bir adam onu reddetmek niyetiyle yanına gelir (daccalın), fakat ona tabi olup kalır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Yani deccal, zannediyorlar ki yani doğrudan dinsizliğe… Yani dolaylı yoldan dine vuruyor deccal. Yani herkesin durumuna göre. Kimine diyor mesela; “Mehdi (a.s.) bin yıl sonra gelecektir” diyor. Adam onu diyor, haberi bile yok, şeytanın etkisi ile. Kimine diyor ki; “‘Beş yüz yetmiş yıl sonra gelecek’ de” diyor, onu da o şekilde etkiliyor. Kimine diyor ki; “Darwinizm’i anlat, materyalizmi anlat, insanlar Allah’a inanmasın” diyor. Kimine; “Mehdi (a.s.)’yi ruh gibi göster, hiç kabul etmesinler” diyor. Kimine; “‘Müslümanlar parçalandı bölündü, artık bundan sonra İslam ahlakı hâkim olmaz’ de, Müslümanları ümitsizliğe it” diyor. O da onu söylüyor. Kimine diyor ki; “bak şöyle bir durum var, eğer İslam ahlakı hâkim olacak olsaydı Resulullah (s.a.v.)’ın zamanında hâkim olurdu” diyor, “bunlar kim oluyor ki” diyor, “İslam ahlakı dünyaya hâkim olsun” diyor, “ne kadar mantıklı.” diyor. Adam da “hakikaten çok mantıklı” diyor ama haberi yok. Yani şeytan vahyediyor haberi yok. Çıkıyor diyor ki; “İslam ahlakı eğer dünyaya hâkim olacak olsaydı Resulullah (s.a.v.) zamanında olurdu. Resulullah (s.a.v.) yapardı. Dolayısıyla ne Mehdi (a.s.) bunu yapabilir, ne Müslüman; kimse bunu yapamaz” diyor. Adam da “çok mantıklı bu” diyor. “O zaman ne yakışır Müslüman’a?” diyor. “Yenilmek yakışır” diyor, “ezilmek yakışır” diyor. Bak, Cübbeli de çıkıyor ne diyor? “Küfür gelsin bizi öldürsün” diyor, “Cennete gideriz” diyor, “böylece galip geliriz biz” diyor. Yani mahvedecekler Müslümanları, annelerin, bacıların, kadınların ırzlarına geçilecek Irak’ta, Afganistan’da. Cübbeli Hazretleri de evinde bekleyecek, şehit edilmeyi bekleyecek. Bulacaklar onu orada da şehit edecekler; böylece zafer kazanılmış oluyormuş. Cennete gitmesi garanti oluyormuş. Hâlbuki Allah ona sorar; “sen niye evinde bekledin? Niye Müslümanları cehde davet etmedin, tebliğe davet etmedin, İttihad-ı İslam’a, Türk-İslam Birliği’ne davet etmedin?” der Allah. Çünkü ayet var, Kuran ayetleri var. Bunu söylememesinin açıklaması yok.
Mesela bak, herhangi bir sayfa açıyoruz. Bismillah. Furkan Suresi’ni açmışsın. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“İnkârcılar dediler ki” deccal taraftarları; "bu (Kur'an) olsa olsa ancak Onun uydurduğu bir yalandır, kendisi düzüp uydurmuş ve Ona bir başka topluluk da yardımda bulunmuştur." Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve iftira ile geldiler.” Şu an deccaliyet ne diyor? “Peygamber (s.a.v.)” diyor, “iyi bir insandı, devrimciydi, uydurdu kendisi” diyor, deccalî düşünce, şeytanî düşünce, gafil düşünce, gaflet içindeki düşünce veya şaşkınların oluşturduğu sistemde bu var. Ne diyorlar? “Bu (Kur'an) olsa olsa ancak Onun uydurduğu bir yalandır.” Yani, “Peygamber (s.a.v.) kendi çıkartıyor.” Bunu diyen on binlerce, milyonlarca insan var. Bu nedir? Bilerek veya bilmeyerek deccaliyete hizmet etmek demektir. “Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır.” Mesela bazı kendini bilmez şaşkınlar bu ifadenin aynısını şu an yazıyorlar ve farkında olarak veyahut olmayarak deccaliyete hizmet ediyorlar. “Bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır” diyor deccaliyet taraftarları. Farkında mı? Haberi bile yok. “Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki,” bu Mehdi (a.s.)’ye ne oluyor ki, “yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Peygamberimiz (s.a.v.)’e şaşıyorlar. Yemek yiyor, hanımlarıyla beraber oluyor, hanımlarıyla koşuşturuyor, onlarla yakalamaca oynuyor, torunlarıyla şakalaşıyor. “Ya” diyorlar, “böyle Peygamber mi olur?” diyorlar hâşâ. Nasıl olması gerekiyor onların kafasına göre? Mekke müşrikleri gibi enaniyetli, ağır, azametli, böyle battaniyeci takımı. “Yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?” “bir melek olsun” diyorlar, “başının üstünde; ‘bu Peygamber (s.a.v.)’dir’, ‘bu Mehdi (a.s.)’dir’ desin” diyor, o zamanın müşrikleri. “Eğer bu yoksa, biz inanmayız” diyorlar. Cübbeli ne diyor? “Mehdi (a.s.)’nin” diyor, “başının üstünde bir bulut olsun” diyor, “bir melek olsun; ‘bu Mehdi (a.s.)’dir’ desin, biz ona inanırız” diyor. Mekke müşrikleri ne diyor? Aynısını diyor. Cübbeli bunun farkında mı? Değil. Yani ne yaptığının farkında değil. Haberi olmadan, farkında olmadan Mekke müşriklerinin düştüğü hataya düşüyor. “Ya da kendisine bir hazinenin bırakılması veya (ürünlerinden) yemekte olduğu bir bahçesi olması (gerekmez miydi)?” Yani malı, mülkü, zenginliği olsun. Zenginlere o zaman Mekke müşrikleri çok itibar ediyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in de malı mülkü yok. Mehdi (a.s.)’nin de malı, mülkü olmayacaktır; ağırlarına gidiyor. “Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz."” Yani, “aklını kaybetmiş, akıl hastası olmuş, mecnun olmuş bir insana uyuyorsunuz. Yani normal bir şey yapmıyorsunuz” diyorlar Peygamberimiz (s.a.v.) için, haşa. “Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar.” O devirdeki münafıkların da üslubu bu. Münafıklar da abuk sabuk örnekler vererek Peygamber (s.a.v.)’e karşı mücadele veriyorlar. Allah da diyor ki bak; “bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar.” Münafıkların özelliği kelimelerle çok iyi -haşa- oynarlar ve bambaşka düşünceler geliştirirler. “Artık onlar hiçbir yol bulamazlar.” Tıkanmış adamlar. Bir oradan gidiyor, oraya gidiyor, oraya gidiyor ona; bir türlü beceremiyor. “Hayır, onlar Kıyamet-saatini yalanladılar; Biz Kıyamet saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık.” Bak, hep Kıyamet vakti. Ahir zamana bir hatırlatma var. Ahir zamanda ne var? Mehdi (a.s.) var, Hz. İsa (a.s.) var, Yecüc Mecüc var, Dabbe-tül Arz var ve Kıyamet var.
“Mü'minler o kimselerdir ki,” şeytandan Allah’a sığınırım, 62’nci ayet; “Allah ve Resûlü’ne iman edenler, onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir iş üzerinde iken, ondan izin alıncaya kadar bırakıp-gitmeyenlerdir.” Mesela münasebetsizlik yapanlar var, Peygamber (s.a.v.)’den, imamdan izin almadan paldır küldür gidiyor adam. “İzin almandan gidilmez” diyor, Cenabı Allah. “Gerçekten, senden izin alanlar, işte onlar Allah'a ve elçisine iman edenlerdir. Böylelikle, senden kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman, dilediklerine izin ver.” Yani saygı ve Kuran’ın Ruhu bunu gerektiriyor. “Ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”
“Elçinin çağırmasını, kendi aranızda kiminizin kimini çağırması gibi saymayın.” “Elçi çağırdığı vakit, mutlaka icabet edin” diyor. Halkın çağırması gibi; “buraya gel” diyor, adam; “yok gelmiyorum” diyor ama Elçi dediğinde, imam dediğinde mutlaka itaat edilmesi lazım. Öbür türlü çok büyük bir saygısızlık, anormallik olur ve harama girer. “Allah, sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir.” Münafıklar güya sezdirmediklerini zannediyorlar. Münafıkların pis bir elektriği vardır. Pis bir mücadele metotları vardır ve pis bir stilleri vardır. Güya sezdirmiyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in meclisinde adamlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’e yönelik böyle içinde öfke dolu adamın, böyle hasetlik, kıskançlık dolu ve kahpe tıynetli. Nasıl pislik yapsın, rezillik yapsın? Yapamıyor. En sonunda bir Müslüman oradan çıkarken, o da ona siper olarak onunla beraber çıkıyor. Güya sezdirmiyor. Bak, ahmaklığa bak. Bütün milletin içerisinde, herkesin içerisinde çıkıyor; ama ona sorsan sezdirmediği kanaatinde. Burada o çakalın vermek istediği şey şu; bir kere, “Peygamber (s.a.v.) bak bunun farkına varmadı” diyor, “siz farkına varıyorsunuz ama o farkına varmıyor” diyor. “Ben bak, ona nasıl sezdirmeden çıkıyorum?” diyor. “Ben böyle kurnazım” diyor, güya, kendince. Ve terbiyesizlik yapıyor, ahmaklığını ortaya koyuyor. Münafıklarda çok ucuz ve aşağılık kurnazlık kafası vardır. Kendilerini çok kurnaz zanneder. Hakikaten kurnazlardır ama hayvan kurnazlığı vardır. Yani ahmakçasınadır kurnazlıkları. Hakikaten galibiyetleri vardır ama hayvanın galibiyeti gibidir ve mutlaka mağlup olurlar sonunda. Kuran bu aptallıklarına dikkat çekiyor.
“Böylece onun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara bir acı azabın çarpmasından sakınsınlar.” Allah; “belanızı veririm” diyor. Yani “Mehdi (a.s.)’yle uğraşırsanız, Peygamber (s.a.v.)’yle uğraşırsanız, Allah’ın sevdiğiyle uğraşırsanız, belanızı veririm” diyor. Nasıl açıklıyor Allah? “Kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar.” Demek ki, Peygamberlerle mücadele eden mutlaka bir belaya uğrar. Aynı şekilde Mehdiyetle de, Mehdi (a.s.)’yle de mücadele edenler, aynı şekilde Allah’tan bela bulurlar. Kuran buna işaret ediyor.
“Dikkatli olun” diyor bak Allah. Dikkatli olmak farz. Bak, “dikkatli olun.” Dikkati kapalı olmayacak Müslüman’ın. “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır.” Ne var, ne yoksa, bütün mal mülk hepsi Allah’ındır. “O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir.” Yani, “şu an neredeyseniz sizi bilir” diyor Allah. “Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir.” “Ne yaptıysa, ne konuştuysa, ne hareket ettiyse hepsini haber vereceğim” diyor Allah. “Allah, her şeyi bilendir.” Bakın, her yerde, mesela bu sayfayı açtık, buram buram Mehdiyet ve deccaliyet var. Hem deccaliyetten bahsediyor Kuran, deccalların vasfını anlatıyor; hem de Mehdiyetin karşı atağını anlatıyor. Adam da soruyor; “niye bize Mehdiyetten bahsediyorsun?” Mehdiyetin olmadığı bir yer göster bana, herhangi bir, mesela; “şurada yok” de. Her yerde vardır Mehdiyet.
ALTUĞ BERKER:Siz Hocam Hz. Mehdi (a.s.)’nin anti-deccal olduğunu söylemiştiniz. Deccal de anti-Mehdi (a.s.) olacak inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Doğru.
ALTUĞ BERKER:Dediğiniz gibi; “Hz. Mehdi (a.s.)’nin görevi neyse, o görevi yerine getirmemesi için gayret edecek” diye anlatmıştınız Hocam. Deccalın bu yöndeki faaliyetlerinden örnekler sayabilirim uygun görürseniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak, deccal oluk oluk kan akıtılmasını isteyecek, ister. Hz. Mehdi (a.s.) İstanbul’da faaliyet gösterecek; deccal de İstanbul’u hedef alacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) huzur ve barış sağlayacaktır; deccal, çatışma, kavga ve anarşi ister. Hz. Mehdi (a.s.), Darwinizm ve materyalizmi ilmen yıkacaktır; deccal, Darwinizm`in ve materyalizmin tüm dünyaya hakim olmasını ister. Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.) için ortam hazırlayacaktır; deccal ise Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini engellemek, unutturmak isteyecektir. Hz. Mehdi (a.s.) Ahir zaman hadislerini halka doğru şekilde açıklayacak; deccal, Ahir zaman alametlerini örtbas edecek, gizleyecek, tevillerle insanları uyutacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) tüm dünyaya İslam ahlakını hakim edecek; deccal İslam ahlakının hakimiyetini engellemek için Hz. Mehdi (a.s.)’yi hedef alacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) İttihat-ı İslam’ı sağlayacaktır; deccal, İslam aleminin parçalanması için faaliyet gösterecektir. Hz. Mehdi (a.s.) devrindeki yobaz ve cahil din adamlarına karşı mücadele edecek kendi devrindeki; deccal, yobazlığı ve bağnazlığı yaygınlaştırmaya çalışacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) münafıklara karşı, caydırıcı olacaktır; deccal münafıklığı yaygınlaştıracaktır. Hz. Mehdi (a.s.), hamiyet-i İslamiyesi çok güçlü olacak, Müslümanların haklarını koruyacaktır; deccal, Müslümanlara zulüm yapacak, onları baskı altına alacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) adil olacak; deccal haksızlığa ve zulme dayalı bir sistem kuracaktır. Hz. Mehdi (a.s.) cömert olacak; deccal cimriliği ve bencilliği yayacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) insanların rızasına göre değil, Allah’ın rızasına göre hareket edecektir; deccal, çıkarlarına göre hareket etmeyi insanlara öğretecektir.
ADNAN OKTAR:“Babana dahi güvenme” diyecektir, evet. Egoist ve bencil olmayı, bencil ve egoist bir toplumu ve güvensiz, korku toplumunu meydana getirmeye çalışacak deccal. Mehdi (a.s.) de tam zıttı, güven ve huzur toplumu meydana getirmeye çalışacaktır.
SUNUCU 1: Benim orada bir notum vardı. Onunla alakalı bir şey merak ediyordum Hocam. O konudaki düşüncelerinizi merak ediyorum geniş çaplı olarak.
ADNAN OKTAR:Evet. Ötenazi. Nedir bu ötenazi bu Berker?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Siz daha evvel anlatmıştınız. Hatta bu vesileyle yaşamasına vesile olduğunuz insanlar vardı. Onları da Oktar da anlatmıştı Hocam burada. Fişini çekmek isteyen bir hastanın, sormuşlardı. Siz; “katiyen olmaz” demiştiniz. Sonra gayet sağlıklı bir şekilde hayatına devam etmişti Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Sayın Adnan Oktar Bey. Sizin sözünüze göre; ‘Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefat ettikten bin yıl sonra Mehdi (a.s.) çıkacak’ diyorsunuz.” Ben demiyorum, İmam-ı Rabbani söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine göre söylüyor. Hadislerden kaynaklanıyor. Benim ifadem değil. “O zaman Mehdi (a.s.) gelip geçeli yaklaşık dört yüz yıl olmadı mı?” “İkinci bin yıldadır” diyor. İkinci bin yıl bitmesine ne kadar var daha?
ALTUĞ BERKER:Beş yüz yıl.
ADNAN OKTAR:Evet. İkinci bin yıla daha çok var. Ama ikinci bin ne zaman başladı, başlayalı ne kadar oluyor?
ALTUĞ BERKER:Dört yüz yıl.
ADNAN OKTAR:Dört yüz, dört yüz otuz bir sene var. Dört yüz otuz bir sene olmuş. Bir süre sonra da bitmiş olacaktı. Ama bu işte; “ikinci binin içerisindedir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde, “bu ikinci binin içerisinde.” Biz bu ikinci binin şu an ortasındayız. İşte Mehdi (a.s.)’nin geliş vakti de o ikinci binin ortası. Bu ortayı nereden anlıyoruz? Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden anlıyoruz. Yedi bin yılla ilgili hadislerden anlıyoruz. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor mesela? Yedi bin yıllık bir tarih veriyor. “Bunun” diyor, “beş bin altı yüz yılı geçmiştir.” Beş bin altı yüz yıl geçince, Hicri 1400 ile 1500 arasında başka bir tarih yok. Şu an biz 1431’de olduğumuza göre; Hicri 1500’le bitmiş oluyor. Mehdiyet, bu ikinci binin ortasında olduğunu Peygamberimizin (s.a.v.) hadislerinden anlıyoruz. Hicri 1400 ile 1500 arasında.
Evet. Nazan Yıldız, İstanbul’dan yazmış. “Selamün aleyküm Adnan Hocam.” Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Facebook’ta dolaşan bir video çok dikkatimi çekti” diyor. Bir bayana ve bir arkadaşa zulüm yapıyorlarmış. Onunla ilgili bir şey varmış. Evet tamam. Bütün bunların hepsinin işte çözümü; Türk-İslam Birliği olduğunda, İttihat-ı İslam olduğunda bitecektir. Başka türlü de bitmez. Devam eder, katlanarak gelişir. Yani tek çözümüdür.
MaşaAllah. “Allah’ın selamı üzerinize olsun. Hz. Mustafa Adnan Peygamber (s.a.v.)’in torunu” Peygamberimiz (s.a.v.)’e Hz. Ali (r.a.) o şekilde hitap ediyor. Kardeşimiz de öyle söylemiş. “Mustafa Adnan Peygamber” diyor, Hz. Ali (r.a.). Adnani olduğu için, soyu Adnan olduğu için, soyadı Adnan olduğu için. İsmi; Ahmet Mahmut Muhammed Mustafa’dır. Ahmedi Mahmudu Muhammed Mustafa, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ismi. Hz. Ali (r.a.) de ona hitap ederken, “Mustafa Adnan Peygamber” diyor. Kardeşimiz de öyle güzel bir hitapta bulunmuş. “Hz. Ali (r.a.)’nin torunu olan Hocam” diyor. Doğru, iftihar ederim dedemle. Elhamdülillah, maşaAllah. “Hocam Azerbaycan’da çoğu, biraz bilgileri eksik” diyor, “hurafeler biraz yaygın” diyor, “onlara karşı nasıl yapalım?” diyor kardeşimiz, Rail Nuriyev isimli kardeşimiz. Ne yapacaksın? Ehl-i Sünnet eserleri okuyacaksınız. Suyuti’nin, İmam-ı Rabbani’nin, Abdülkadir Geylani’nin eserlerini okuyun, benim kitaplarımı okuyun; meseleler hallolur. Var mı başka tavsiye edeceğin kitaplar, Ehl-i Sünnet?
SUNUCU 2:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Kuran-i Kerim’i okusunlar en başta.
ADNAN OKTAR:Tabiî ki maşaAllah, maşaAllah. Onlar Kuran-i Kerim’in tefsiri olarak; ama “direkt Kuran’dan istifade edinin, bilgi edinin” dersek, olmaz tabii yani. İllaki ilmihallerden ibadetleri öğrenecekler. Çünkü kendi kendine Kuran’dan ahkam çıkarmaya kalkarsa bir insan, namazı orucu, zekatı, haccı öğrenmeye kalkarsa, kafası iyice karışır. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) tefsiri esastır. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Kuran’ı tefsiri esastır. Onları da biz ilmihallerde görürüz. O yüzden Ömer Nasuhi Bilmen ilmihali inşaAllah. Ama Kuran’ı biz anlatıyoruz kardeşlerimize. Ama fıkıh hükümleri mutlaka o şekilde değerlendirecekler. Kuran’ı kendileri okusunlar. Ama hüküm çıkartmak ayrıdır. Sakın öyle bir şeye girmesinler. Onu mutlaka ilmihallerden alacaklar, inşaAllah. İnşaAllah, tabii hadisler; Buhârî, Müslim, Tırmızî, İbn Mâce, Süneni Ebu Davud gibi eserler gibi eserler, onları okuyabilirler. Ama onlarda da yine hüküm çıkartmak olmaz. Onlarda da yine alimlerin, bilenlerin eserlerini istifade ederek alırlarsa daha iyi olur. Çünkü öbür türlü biraz karıştırıyorlar, inşaAllah.
"Selamun aleyküm Hocam" aleyküm selam. "Kusurumu affedin, hüsn-ü zan ediyoruz inşaAllah Hocam. Hocam Mehdi (a.s.) ile Hz. İsa (a.s.) ne zaman bir araya gelebilir ve şu an Hz. İsa (a.s.) nerede olabilir?" Bakın ben hadislere göre açıkça söylüyorum. Yani "on yıl içerisinde insanlar görecek" diyorum. Mehdi (a.s.)'yi de bilirsiniz, Hz. İsa (a.s.)'yı da bilirsiniz. Ama Mehdi (a.s.)'yi alalen, çok açık fark ederler. Üç beş yıl içerisinde bile fark eder insanlar, alelen fark eder. Ve durdurulamaz Mehdi (a.s.). Faaliyetiyle, çalışmalarıyla göreceksiniz, bu açık. Fakat Hz. İsa (a.s.) son ana kadar kendini belli etmez. Onu da söyleyeyim. Yani ben, “Hz. İsa (a.s.) şuradadır” der miyim? Yani, “şu faaliyeti yapıyor” demem. Bilsem de demem. Yani öyle bir şey olmaz. Bilmesem zaten bilmiyorumdur. Ama bilsem de demem. Riskli olur, yani o güvenliği açısından çok riskli olur, inşaAllah.
Bir dakikamız varmış ara vermemiz için, tamam. Bir ara verelim, sonra yine devam ederiz, inşaAllah.
SUNUCU 1: Kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz.
Tekrar birlikteyiz.
ALTUĞ BERKER:Hz. İsa (a.s.)'dan bahsediyordunuz aradan evvel. Sahih-i Müslim'de bir hadis var. Müsade ederseniz okuyayım Hocam. Şöyle buyurmuşlar Resulullah Efendimiz (s.a.v.); "daima ümmetimden bir cemaat Kıyamete kadar hakkı yükseltmek için çarpışacak, nihayet Meryem Oğlu İsa (a.s.) yeryüzüne inecek. Emirleri(Hz. Mehdi (a.s.)) ona (Hz.İsa (a.s.)’ya); ‘bize namaz kıldır’ dedikleri zaman; ‘Hayır’ diyecek ve imamı (Mehdi (a.s.)’ı) imamlığa geçirir” diyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi istiyorlar ki Hz. İsa (a.s.) gelsin, böyle harikalar göstersin. Herkes de evinde olsun, rahat işine gücüne baksınlar. Onun gösterdiği mucizelerle iş bitsin. Öyle değil; Mehdiyet söke söke bir kere İslam ahlakını hakim edecek. Yani müthiş rahat bir ortam olacak. Yani Darwinizm, materyalizm tamamen çökecek. Ağırlık Mehdi (a.s.)'nin üstündedir. Hz. İsa (a.s.) Mehdi (a.s.)'ye yardımcı olmak için, Mehdi (a.s.)'nin veziri olarak geliyor. Yani şöyle diyeyim; yüzde doksan, yüzde doksan beş ağırlık Mehdi (a.s.)'nin üzerindedir. Onun için yani Hz. İsa (a.s.)'dan insanlar öyle, o derece bir şey beklemesinler. Yani hani; “o yapsın, bitirsin biz rahat ederiz” öyle bir şey yok. Türkiye'nin öncülüğünde çok zorlu bir mücadele verilecek. Bakın, Allah hükümeti yönlendiriyor. Hangi hükümet olursa olsun, Türk-İslam Birliği’ni savunmak durumundadır. Çünkü Allah onu gizli veya açık bir görünen veyahut görünmeyen bir ilimle yönlendiriyor. Yani mesela CHP de iktidarda olmuş olsa, hiç fark etmez, o da Türk-İslam Birliği’ni savunacaktı. Kader böyle, yani ister veya istemez o hizmeti yapacaktır. Yani olayları onlar yönlendiriyor, yani mecburen oraya doğru gidiyor.
Mesela bütün İslam ülkelerinde İslam hızla yayılıyor ve her hükümet istesin veya istemesin İslam'a hizmet ediyor, İttihad-ı İslam'a hizmet ediyor. Mesela Afganistan'daki hükümet olsun, Çeçenistan'daki hükümet olsun, nerede olursa olsun ister istemez İslam'a hizmet etmek durumundadır, edecektir.
Mesela Hoca çıkıyor, Osman Ünlü diyor ki; "Mehdi (a.s.) gelmeyecek, bin yıl daha ilave ediyorum" diyor. Üçüncü bin yıl, bak üçüncü bin yıldan bahsediyor. Tek kelime burada böyle bir ifade geçmezken, üçüncü bin yıldan bahsediyor. Bu bizim Mehdiyeti daha çok gündeme getirmemize sebep oluyor. Tehlikenin büyüklüğünü görüyoruz o zaman. E o onu söylememiş olsa, mesela biz belki bu konuyu bu kadar üstünde durmayacağız ve bu kadar tekrar etmeyeceğim belki. Yani tehlikeye bu kadar dikkat çekemeyecek belki.
SUNUCU 1:Zaten bunlar da Mehdi (a.s.)'nin çıkış alametleri.
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela Cübbeli çıkıp "Mehdi (a.s.) beş yüz yetmiş yıl sonra gelecek" demese ben Cübbeli'yi bu kadar meşhur etmezdim ve konu bu kadar gündeme gelmezdi. Yani zaten insan sorarlar "nereden çıktı?" derler. Bak bu kadar çok gündeme gelmesine vesile oluyor Cübbeli. Haberi bile olmuyor. Kader-i İlahi'nin sevkiyle bu şekilde hareket ediyor.
Mesela Şaşar Beşer Faruk Beşer çıktı ortaya, ne dedi? "Mehdi diye bir olay yok zaten" dedi, "Hz. İsa (a.s.)'nın inişi diye bir olay yok" dedi. Baktık ki tehlike büyük, tehlike çok büyük. Biz normal, sakin bir mücadele verirken bu ne olduk? Delirdik, coştuk Allah aşkıyla. Daha kararlı bir mücadele yapmanın gerekliliğini duyduk. Baktık münafıklar kaynıyor. Coşkumuz kaç? Bin misli daha artıyor. Mesela Darwinistler çıkıyorlar. En ufak bir kıpırtıda bulunduklarında ben ne yapıyorum? Deliriyorum. Yüz misli daha, faaliyetimi daha arttırıyorum. Adamlar bize hizmet ediyorlar. Yani buna ihtiyaç vardır. Yani mesela adam diyor ki; "şahs-ı manevidir" diyor. Gayet sakin şekilde anlatıyor, Mehdi (a.s.) gelmeyeceğe getiriyor. Yani çünkü yetmiş yıl kalmış, yetmiş yıl içerisinde İslam ahlakı hakim olacak. İnanıp, inanmadığını da anlayamıyoruz adamların. Yani öyle bir üslup kullanıyor ki gayet gevrek ve çok rahat bir üslubu var, dini konuları tenzih ederim. Duyan da böyle hani yayıla yayıla hareket etmemiz gerekiyormuş gibi bir izlenime kapılır. Halbuki yetmiş yıl çok kısa bir süre. Bu yetmiş yılın içinde İslam ahlakı hakim oluyor, İttihad-ı İslam oluyor, Mehdi (a.s.) çıkıyor, Hz. İsa (a.s.) iniyor ve ondan sonra gerileme devri başlıyor. Ve çok kısa bir süre sonra, yani şu an yaşayan bir gencin torunu veyahut çocuğu Kıyameti görecek; bu kadar yakın. Böyle bir ortamda bu adamların rahatlığı bizi daha da şevklendiriyor tabii, daha da hızımızı arttırıyor. Bakın nasıl bir üslup kullanmış Hocamız? O filmi bir daha hazırlasana, O ağabeyimiz var, muhterem, çıktı; "Mehdi (a.s.) şahs-ı manevidir" işte… Evet, evet Çolak Hocamız. Ne Çolaktı? Ahmet Çolak. İsmi de çok güzel, kendi de değerli bir ağabeyimiz ama yanlış. Ne oldu, hazır mı film? Göreyim.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Şimdi bak, Hocamızın üslubuna dikkat ettiğimizde ne dikkatimizi çekiyor? Bir; ne ayetten ne hadisten ne Bediüzzaman'dan kaynak vermiyor. Kaynak Hocamızın indi mütalaaları, şahsi mütalaası. Müthiş mantık açmazlarına giriyor, haberi bile yok. Diyor ki; "Peygamberimiz (s.a.v.)’in yapamadığı bir şeyi Mehdi (a.s.) yapacak gibi göstermişler" diyor. Mesela bu Müslümanları, tabii bir Müslüman duyduğunda töhmet altında kalır. Acayip irkilir yani "haşa" der. "Peygamber (s.a.v.)'in yapamadığını Mehdi (a.s.) yapsın" dedirtmeye çalışıyor. Arkasından diyor ki; "Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını bizim cemaatimiz" Nur cemaati de değil; Nur cemaati içinde küçük bir bölüm. Yani Hocamızın küçük bir cemaati var, ayrı bir cemaati var. "Bu cemaat yapıp bitirecek" diyor, "kısa sürede bitecek" diyor. Bakın Peygamberimiz (s.a.v.)’in yapamadığı, Mehdi (a.s.) ve cemaatinin yapamadığını Hocamız yapacakmış, Hocamızın cemaati yapacakmış kısa sürede. Madem Peygamberimiz (s.a.v.)’in yapamadığını yapacak başka bir güç yok, başka bir şey yok; konu bitmiş o zaman senin dediğine göre. “İslam ahlakı bir daha hakim olmayacak” demektir. Bu benzetme bir kere çok yanlış. Yani şeytanın etkisi olduğu burada görülüyor. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.); "benim" diyor, "torunum, benim evladım Mehdi (a.s.) çıkacak" diyor, "Muhammed Mehdi ve bu görevi yerine getirecek." Hangi görevle geliyor? Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanı görevi ile geliyor. Dolayısıyla başarı, Peygamberimiz (s.a.v.)’in başarısıdır. Zaten yetmiş yıllık bir süre var. Eğer Nur talebesiyse Hocamız, inanıyorsa Said Nursi'nin izahlarına, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine inanıyorsa yetmiş yıl var. Yetmiş yıl, bir insanın yaşayacağı kadar ömür yok mu yetmiş yıl? Senin dediğin şey de oradaki kardeşlerimize “biz şahs-ı manevi olarak, cemaat olarak bunu yapacağız" diyorsun. Tamam senin ömrün yetiyor, Mehdi (a.s.)'nin ömrünün yetmeyeceğini nereden çıkarttın? Çünkü bu yetmiş yılın en fazla otuz, kırk yılıdır hakimiyetin, yani her şeyin biteceği devir otuz, kırk yıllık bir devir, başka devir yok. Yani son yetmiş yıla kadar, ondan sonra hakimiyet yılları zaten. O yaşanan yıllardır son yıllar. Yetmiş yıldan sonra bozulma başlıyor zaten. Yani en fazla otuz, kırk yılın içerisinde hepsi bitiyor. Şu an, önümüzdeki otuz, kırk yıl içerisinde. Otuz, kırk sene yaşayacak kadar bir Mehdi (a.s.)'ye ömür veremiyor mu bu hazret. Onun cemaatindeki kardeşlerimiz yaşıyor da, onların ömrü yetiyor da Mehdi (a.s.)'nin ömrü niye yetmiyor? Eğer cemaat yapıyorsa Mehdi (a.s.) de o cemaatle beraber yaşamasının ne mahsuru var? Niye Mehdi (a.s.)'nin olması gerekmiyor. Niye başsız bir cemaatten bahsediyorsun? Halbuki, "Mehdi (a.s.) kumandan olacak" diyor, Bediüzzaman. Peygamberimiz (s.a.v.) de "kumandan olacak" diyor. "İslam ahlakı hakim olacak" diyorsun; İslam ahlakı hakim olduğunda, Müslümanların başında kim olacak lider? Mehdi (a.s.)'dir lider. Hz. İsa (a.s.)'dan bahsediyor. Bakın başları o kadar dertte ki yani nereden her yerden olay dağılmış vaziyette. Hz. İsa (a.s.)'dan bahsediyorsun; "onun da bir cemaati var" diyorsun. Hz. İsa (a.s.) yaşamasına niye müsaade etmiyorsun. Otuz, kırk sene Hz. İsa (a.s.) yaşasın müsaade et de. Senin “rahip” dediğin kişilerin yaşayacak otuz, kırk sene ama Hz. İsa (a.s.) otuz, kırk sene yaşamıyor. Nur talebesi olan bir kısım kardeşlerimiz yaşıyorlar, İslam ahlakını hakim edecek güçte oluyorlar, Mehdi (a.s.) gücü yetmiyor ama o talebelerin gücü yetiyor. Ve "Peygamberimiz (s.a.v.)'in yapamadığını onlar yapar" diyorsun. Diyorsun ki, haşa; “Mehdi (a.s.)'nin ne haddine?" diyorsun, "bunu yapmak." Ama diyorsun ki; "ne haddine dediğini biz yaparız" diyorsun, "biz yapacağız" diyorsun. Yaptığında da, bitirdiğinde de başa geçecek kişiyi bize söylemiyorsun ve kaynak da vermiyorsun, nereden kaynaklandığını da söylemiyorsun. Bak canım Hocam, bak muhterem Hocam ben senin elini öperim, yani biz senin ilminin yanında taleben sayılırız.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: E öyle, doğru yani, inşaAllah. Bediüzzaman Said Nursi'nin bak has talebesini biz çıkardık burada konuşturduk. Açıkça söylüyor; “Mehdi (a.s.) geldi” diyor ve “‘Mehdi (a.s.)’yi göreceksin sen’ dedi” diyor. Yaşlı bir insan değil mi, Hocamız?
ALTUĞ BERKER:Seksen bir yaşında.
ADNAN OKTAR:Efendim? Seksen bir yaşında. Bak; “‘Mehdi (a.s.)’yi sen göreceksin’ dedi” diyor. Ve geçenlerde de bize özel konuşmasında “Mehdi (a.s.) geldi” dedi zaten. Yani “şu an geldi” dedi. Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) olmadığını, Mehdi (a.s.)’nin sonradan geleceğini açık açık ifade etti. Bediüzzaman’ın kendi eserlerinden ama. Böyle kafadan söylemiyor. Hocam gibi ezberden, indî mütalaa olarak söylemiyor. Bediüzzaman’ın kaynağını söylüyorsun sen. Bediüzzaman’dan söylüyorsun, oradan anlatıyor. Bak Bediüzzaman talebelerini de hiç yerine koyuyor Hocalarımız. Bak, bu çok vahim. Bediüzzaman’ı hiç yerine koyuyor, hadisleri hiç yerine koyuyor bir anlamda. Yani “hiç yerine koyuyor” demeyeyim de, belki o ağır ifade de, yani delili olarak sunmuyor. Ayetten delil sunmuyor, Bediüzzaman’dan delil sunmuyor ve Bediüzzaman’ın talebelerinden de delil sunmuyor. E kardeşim, o zaman sen nesin. Yani kimsin sen de anlatıyorsun? Yani vasfını bize söyle o zaman. Bizim bilmediğimiz bir özelliğin mi var? Yani farkında olmadığımız bir özelliğin varsa onu da söylemen lazım. Hocamızın yeniden konuşmasını koyun. Eğer saygı duyuyorsa Hocamıza, değer veriyorsa Bediüzzaman’dan kaynak vererek anlatıyor Hocamız. Evet.
VIDEO:
Büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin yaşayan talebe ve vekillerinden muhterem Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili beyanları:
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin eserlerinden bir şey sormak istiyorum, müsaade ederseniz. Barla Lahikası Sayfa 162’de Üstad Hazretleri şöyle buyuruyor, diyor ki: “o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum” diyor. Üstad Hazretleri burada ne demek istemiştir?
SEYYİD SALİH ÖZCAN:“Pişdar” dediği, o “acip adam” dediği “Hz. Mehdi (a.s.)” demek istedi. Onun pişdarı da onun öncüsüdür yani, onu hazırlayan. Onu demek istedi yani Üstad Hazretleri.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. Kastamonu Lahikası’nda şöyle diyor Üstad Hazretleri, sayın Hocam; “ta ahir zamanda, hayatin geniş dairesinde asil sahipleri, yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir.” Burada ne demek istemiş Bediüzzaman Hazretleri, Hocam?
SEYYİD SALİH ÖZCAN:Tabii, o zaman Hz. Mehdi’nin şakirtleri geldiği zaman, onlar çoğaldığı zaman çok çoğalacak yani. Ve onların yaptığı hizmetler de sümbüllenir. Sümbüllenince ne olur? Buğday çıkar. Buğday büyür çok, bir habbe bin habbe olur yani.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Kendisinden sonraki bir dönemde, ileride, “ta” demiş.
SEYYİD SALİH ÖZCAN:Evet tabii, ilerde tabii.
ALTUĞ BERKER:Hatta şöyle demiş Üstad Hazretleri, Kastamonu Lahikası’nda sayfa 139’da; “hem bu üç vezaifi (vazifeleri)” yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin üç vazifesinden, onlardan “birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması” kendi yaşadığı dönemi kastederek, “bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevi'nin cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir.”
SEYYİD SALİH ÖZCAN:Tabii. Hz. Mehdi (a.s.)biliyorsunuz Al-i Beyt’ten gelecek. Yani Ehl-i Beytten geldiği için onlar onun şeyini temsil edecekler onlar ve hareketi onlar gösterecekler yani. Hz. Mehdi (a.s.)hakikaten Ehl-i Beytten olduğu için çok büyük vazifeleri olacaktır onun.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Üstad Hazretleri; “bu zamanda” yani kendi yaşadığı zamanda “Hz. Mehdi (a.s.)’nin üç vazifesinin bir şahısta veya bir cemaatte bulunması mümkün değildir” diyor.
SEYYİD SALİH ÖZCAN:Mümkün değil, doğru diyor.
ALTUĞ BERKER:Ancak Ahir zamanda.
SEYYİD SALİH ÖZCAN:Ahir zamanda.
ALTUĞ BERKER:Şimdi yaşadığımız bu dönemde.
SEYYİD SALİH ÖZCAN: Bu zamanda inşaAllah birleşecek orada. Biz de göreceğiz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Zaten Üstad Hazretleri size söylemiş; “göreceksiniz” diye.
SEYYİD SALİH ÖZCAN:Evet söyledi. “Ben Mehdi (a.s.)’yi görmeyeceğim ama sen göreceksin” dedi bana.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Şöyle diyor Üstad, Emirdağ Lahikası’nda, sayfa 260; “gerçi her asırda hidayet edici bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle, Ahir zamanın büyük Mehdisi (a.s.) ünvanını almamışlar.”
SEYYİD SALİH ÖZCAN:Doğru. Şimdi daha evvel, herkes biliyor ki, gelen her asrın bir imamı var. Her asrın bir imamı var ama hiç birisi Mehdi (a.s.) değildir. Ama son zamanda gelecek olan Mehdi (a.s.), o zaman üç tanesi birden bire birleşiyor. Birleştiği için şeydir, işte Üstad Hazretleri de bana dedi ki o zaman; “Ben Mehdi (a.s.)’yi görmeyeceğim sen göreceksin.” O Mehdi (a.s.)’yi Cenab-ı Hak bize göstersin inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Amin, inşaAllah. O zaman son bir Üstad’dan bir pasaj daha okuyorum, müsaade ederseniz bunu da; “o zatın üçüncü vazifesi, hilâfet-i İslâmiyeyi ittihad-ı İslâm’a bina ederek, İsevî ruhanîleriyle ittifak edip din-i İslâm’a hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir.”
SEYYİD SALİH ÖZCAN:Doğru. Şimdi öyle bir zaman gelecek ki Hıristiyanlar artık Müslümanlara eski düşmanlığı olmayacak. Onlara yaklaşacaklar, şey edecekler. Bunun için Müslümanlarla bunlar bir nevi bir dostluk kuracaklar.
ALTUĞ BERKER:“İttihad-ı İslam’a bina ederek” diyor, demek ki İslam Birliği de oluşacak.
SEYYİD SALİH ÖZCAN:İslam Birliği de oluşacak. İslam Birliği’ni bekliyoruz yani. İslam Birliği şimdiye kadar yoktu ama İslam Birliği yavaş yavaş birleşmeye başladı şimdi. Bir milyar küsur, milyar oldu şimdi Müslümanlar ve bunlar yavaş yavaş birleşiyorlar. Eskisi gibi değil şimdi. Bak şimdi, bilmem hangi devlet bir şey istiyor bizden; bizimkiler “hayır” diyor, “böyle değildir” diyor, “biz, komşularımızla sıfır şeydir” diyor ve reddettiler bizimkiler onların sözünü.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Demek ki o İslam Birliği Üstad Hazretleri’nin döneminde oluşmadığına göre İsevî ruhanîleriyle ittifak olmadığına göre bu şu an Hz. Mehdi’nin yapacağı beklediği bir vazifedir.
SEYYİD SALİH ÖZCAN:Yapacağı bir şeydir. Evet, öyle dedi bana. “Ben görmeyeceğim sen göreceksin, bu İslam Birliği olacak. Hıristiyanlar da Müslümanlarla dost olacaklar” dedi.
ADNAN OKTAR:Şimdi eğer dürüstse Hocamız, bakın Kuran’ın işareti açık, hadislerin belirttiği alametler açık; tek tek ispat ettik. Ve Bediüzzaman’ın kitaplarında yazdığı konular çok açık ve en has, en seçkin bak, on iki talebesi vardır yani, o artık vekil tayin ettiği talebeleri. On iki talebesini vekil tayin etmiştir kendisinden sonra; biri Sungur Ağabey’dir, yaşayanlardan, biri de Seyyid Salih Özcan Hocamız’dır. Bak bizzat görgü şahidi söylüyor, yakınında olan kişi; “Mehdi (a.s.) gelecek” diyor ve “Mehdi (a.s.)’nin zamanındayız” diyor, “onun zamanında İslam ahlakı hakim olacak. Bediüzzaman Mehdi (a.s.)değildir” diyor, “üç görevi birden yapacak” diyor. Bunu söyleyen, Hüsrev Ağabey de aynı şeyi söylüyor, Zübeyir Ağabey de aynısını söylüyor. E peki bu güzel sesli, gevrek sesli ağabeyimiz de, o da bambaşka bir alemden bahsediyor. Biz hangisine inanacağız şimdi? Ağabeyimiz bunu anlatırken, değerli kardeşimiz, kaynak yok. Yani, “acaba” diyorum, “böyle batıl rahiplerin etkisinde mi kaldı Hocamız?” Çünkü kaynak vermediğine göre, hiçbir kaynak vermiyor. Kardeşim oku, “bak, burada bunu diyor” de. E demiyorsun. Böyle bir garip hal oluşmuş durumda. Kardeşlerimiz de bu kardeşimizin anlatmalarını makul görüyorlar. Internet sitelerinde, şurada burada falan onu savunuyorlar. Biz de gece gündüz doğrusunu anlatmaya devam edeceğiz. Ama biz anlattıkça, hakkı gördükçe bir kısmı utanıyorlar, “hakikaten” diyorlar “yanlışlık yaptık, hata yaptık, gereksiz tevillere girdik, böyle bir kaynak yok böyle bir şey yok, indi mütalaamız bunlar. Allah bizi affetsin. Doğrusuna doğru kalbimiz meylediyor, doğrusunu anlıyoruz” diyorlar. Bakın Hocamız anladı ki, Hz. İsa (a.s.)’yı da kaybetti görüyor musun, öbür, sesi böyle gevrek ve hoş olan ağabeyimiz? Kendinden çok emin bir şekilde anlatıyor. Acayip emin böyle, şefkatle böyle, değil mi böyle? Çok hoş bir üslubu var ama bayağı kendinden emin, o çok dikkat çekiyor. Kardeşim şimdi Hz. İsa (a.s.)’nın inişi son derece önemli, üç tane ayet var. Sen Hz. İsa (a.s.)’yı yok ettin, yok ortada. Ya talebeleri? Talebeleri de yok. Yani kim? Hz. İsa (a.s.)’yı gören kişilerden de bahsetmiyor, o da yok. Bediüzzaman’ın söylediği ne? “Başlarına geçecek, kumandan olacak” diyor, “Hz. İsa (a.s.) Hıristiyan aleminin başına geçecek” diyor, “Mehdi (a.s.) de Müslümanların başına geçecek, kumandan olacak” diyor. Sen; “şahs-ı manevidir” diyorsun ve “Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını şahs-ı manevi yapacak” diyorsun. Vakit de yok başka, otuz – kırk yıl var en fazla. Burada dürüst olarak tam Bediüzzaman’ın dediğine uymuş olsalar burada çok büyük bereket görürler. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine tam uysalar büyük bir bereket olur. Yani tahmin tahayyül edemeyecekleri güzel gelişmeler olur. Biz tarihi deliller olduğu için bunları anlatmaya devam edeceğiz. Hani, “biz duymadık, etmedik” demesinler. Özellikle gençlere yönelik ben bunu anlatıyorum. Fethullah Hocam’ı seven gençlerimiz, Yeni Asya’da olan kardeşlerimiz, Sungur Ağabeyimiz’in talebeleri, onlar tertemiz insanlar, mübarek insanlar; fakat bir kısmı bir kısım bilgilerden habersizler. Biz bildirelim, doğrusunu anlatalım, takdir onların tabii, yani kabul edip etmemek onların takdirinde. Bizi sadece ilgilendiren kısım, anlatmamız. Bakın her türlü açık, sarih delili veriyorum, her kaynaktan.
Bakın, Süleyman Efendi, Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebesi olan ağabeyimizi de konuşturdum; çok açıktır. Şeyh Nazım Hocamız’ın bütün talebelerini konuşturduk; hepsi “Mehdi (a.s.) geldi” diyorlar. Şeyh Nazım; “geldi” diyor. Şeyh Adnan Efendi Hazretleri, o da konuştu; o da “geldi” diyor. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız; “geldi” diyor. Diğer talebeler de aynı şekildeler. Bakın sürekli kaynak veriyorum, delil veriyorum. Hem ayetten, hem hadisten, hem Risale-i Nur’dan, hem yaşayan talebelerinden. Yani bende indi mütalaa yok dikkat ederseniz. Ama şahsi kanaatini böyle coşarak, cahil insanların bulunduğu ortamlarda, cevap veremeyeceğini umduğu kişilerin olduğu yerlerde kendinden çok emin bir ifadeyle anlatırsa bilmeden İslam’a zarar verebilir kardeşlerimiz.
Ne diyorsun Berker?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, çok haklısınız. Başka bir örnek daha veriyordunuz Hocam, şimdi o kardeşimizin anlattığına göre, tabii hüsn-ü zannı Bediüzzaman’a yapıp, kendilerinin talebelerinin İslam Birliği’ni kurup dünya hakimiyetini sağlayacağını söylemiş oluyor; halbuki siz her zaman bahsediyorsunuz, şimdi Nur talebesi kardeşlerimiz zaten kaç kola ayrılmış durumdalar. Yani İslam’ın birliğinden evvel Nur talebelerinin birliği söz konusu, dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR:Kardeşim yani o paramparça olmuş Nur talebelerinden bir kola mensup kardeşimiz, paramparça olmuş. Kontrol edemiyor yani, bir araya getiremiyor. Mehdi (a.s.)’nin vasfı nedir? Herkesi birleştirmesidir, bir araya getirmesidir. Hatta mevcut bölünmeler yine kendi içinde bölünerek yine devam ediyor, bölünmeye devam ediyor. Bunun doğru olmadığını bilerek sen Müslümanları oyalarsan, Mehdi (a.s.)’ye karşı tavır almalarını sağlarsan, Hz. İsa (a.s.)’ya karşı sevgilerini onlara unutturursan, “Hz. İsa (a.s.) geldi, öldü, gitti” mantığı meydana getirirsen, insanların ruhunu böyle iğdiş edecek, güçsüz kılacak, kavuracak, bitkinleştirecek, kendine güvenini sarsacak bir üslup kullanırsan zarar verirsin. Tam doğrusunu samimi olarak anlat. Ne korkuyorsun? Allah’ın gücüne de güven. Cenab-ı Allah bir şeyi vaat ettiğinde mutlaka o vaadini meydana getiriyor.
Evet, efendim. Bakın, Fethullah Hocamız’ın, “Sen Yusuf musun?” ismiyle, Abdullah Aymaz Ağabey’inin imzası altında ama bu şiirler genellikle Fethullah Hocamız’a ait oluyor, onun eserlerini kardeşlerimiz çeşitli yerlerde kullanıyorlar. Bak, “şimdi” diyor; “bir ışık belirdi ziya ziya gözlerimize, bir yavuz yürekli, Yunus nefesli, gökte aranıp yerde bulunan, adına binler destan yakılan, bir yiğit gibi çıktın karşımıza, soruyoruz sana son defa bir daha, Yusuf sen misin yoksa?” bu Mehdi (a.s.)’ye ithaf edilen bir şiirdir; çok açık, alenen belli. Mesela “Yusuf’un Tabiri” yine bu da Mehdi (a.s.)’ye ithaf edilen bir şiirdir. “Bir kutlu kadın söylemişti bana, Meryem Oğlu ile aynı safta namaz kıldığını, asrın ışık kaynağının.” Hz. İsa (a.s.) ile namaz kılacak olan kimdir? Mehdi (a.s.)’dir. Mehdi (a.s.)’den bahseden bir şiir. “Nurlu Üstadı, Haydar-ı Kerrar ardında düşte görmüş gerçeği. Ayağımız yere değmediği günlerde, o kutlunun dediği şeyleri tam söylemedim ki ben sana, diyeceklerim var daha. Hem de onun validesi mübarek bir nine, Kara Dede’den işitti, Ballı Baba eteğindeki kabristandan, iki yatsıdan sonra tekbir sesleri haber veriyordur ihleti, giderken asrın yiğidi, henüz bitmedi söyleyeceklerim” diyor. “‘Şu tezelzül, şu zelzele şarkı şarık, garbı garıb edecek’ dedi.” Yani buradaki, üstadın ifadeleri bunlar. “Başit, başında kar, çam dala nur gören hakikat olarak görüyorum belde belde,” efendim, “bir dinle neler dememiş ki yarım asır önce Ay’a gidileceğini” Bediüzzaman’dan bahsediyor, “hem 71’deki fitneyi.” “71’deki olayları da bildirdi” diyor “Bediüzzaman.” “Duyabilir miydik gümbür gümbür önceden, altüst edecek Asya’daki hercü merci?” Rusya’nın yıkılışını söylüyor Bediüzzaman, “aynısı çıkmıştır” diyor. “O söylemedi mi erim erim eriyeceklerini.” Nihat Erim’in vurulacağını, “sonra hüküm süreceğini Asya’nın evvel ve ahir hakimleri, söyler miydi kati bilmediği şeyi?” Yani, “deccaliyet hakim olacak” diyor “önce.” “İsim isim, birer birer” diyor “o ak günlere işaret eden beyaz nişan baharda gelecek elbet.” Mehdi (a.s.)’nin baharda geleceğini söylüyor Bediüzzaman, aynısı. “Takacak her renk inci, mercan, zümrüt ve zebercet.” Evet. Neyse vaktimiz dar olduğu için bunu sonra daha detaylı inceleriz inşaAllah.
Efendim, Berker’im söyle.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah, 71’leri söyleyen Üstad, inşaAllah 81, 91 ve 2001’de de fecr-i sadıktan yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkacağından ve karşısındaki fikir sistemlerini darmadağın edeceğinin tarihlerini de veriyor, aynı şekilde.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, tabii hadislere dayandırarak.
İstanbul’dan Yunus Emre kardeşimiz yazmış; “selamün aleyküm aziz Hocam”, aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam, geçenlerde fena makamını anlatmıştınız maşaAllah. Hocam çok heyecanlandım, çok heyecan verici bir olay inşaAllah. Hocam, detaylı olarak tekrar anlatabilir misiniz? Allah sizden razı olsun, inşaAllah. Saygılarımla.” Şimdi tamam, anlatayım ama tekrar anlattıklarımı, internete girip filmlerime bakıp, oradaki konuşmalarıma bakıp tekrar özümseyerek dikkatlice incelemeleri daha doğru olur kardeşlerimizin. Tekrar aynı şeyi anlatmam... Zaten şu an vakit de dar, şu anda da olmaz. Ama başka bir gün daha derin, daha geniş yönüyle anlatayım madem illaki kavramak istiyor kardeşim. Ama tabii bu çok büyük bir mucizedir, benim anlattığım. Ben bunu özellikle sakin anlatıyorum ki, insanlar heyecanlanmasınlar diye. Fakat deccaliyet insanların kafasını örttüğü için kısmen insanlar anlayabiliyorlar anlattıklarımı.
Şualar sayfa 493’de Bediüzzaman ne diyor? “Sehr” yani sihir “ve manyetizma” yani manyetik alan meydana getiren “ve ispirtizma” yani spritizm, yani ruhlara etki etme ilmi “gibi istidracî hârikalarıyla” yani keramet karşıtı olan, deccalda görülen harikalığa ‘istidrac’ deniliyor. Kafirlerde görülen harikaların ismi istidractır. “Gibi istidracî hârikalarıyla (hipnoz ve ruhlarla bağlantı tarzındaki sahte mucizeleriyle) kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden (herkese etki eden, büyüleyen, aldatan) o dehşetli deccali yok edebilecek, mesleğini değiştirebilecek; ancak harika ve mu’cizatlı ve umumun makbulü olan (herkesin kabul ettiği) bir zat olabilir ki o zat en ziyade alakadar ve ekser (insanların çoğunluğun) Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselam'dır.” Ama Hocalarımız ne yapıyorlar? “Isparta’ya gömdük Hz. İsa (a.s.)’yı” diyorlar. Gömdüğünüz mömdüğünüz yok, Allah’tan korkun. Ayıp yapıyorsunuz. Yapmayın, etmeyin. Hz. İsa (a.s.) geldiğinde mahcup olacaksınız. Karşılaştığınızda mahcup olacaksınız. Hz. İsa (a.s.) Hıristiyan aleminin Müslüman olmasına vesile olup, başkumandanları oluyor, Hıristiyan aleminin. Mehdi (a.s.)’ye tabi oluyor. Mehdi (a.s.)’nin kumandanlarından birisidir Hz. İsa (a.s.) ve hayatta. Yani insan olarak görecekler insanlar. Bütün dünya Müslüman oluyor o devirde. Kuran ayeti var, iki tane ayet var. Şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah diyor ki: “Sana inanmadık hiçbir fert kalmayacak sana sevenlerden” diyor, “hepsi sana iman edecek, bağlanacaklar” diyor “ve seni sevenleri” diyor, “Kıyamete kadar küfrün üzerinde hakim kılacağım” diyor Allah. Ayet, Kuran ayeti; çok net, sarih. “Hz. İsa (a.s.)’nın inişi, Hz. İsa (a.s.)’nın kendisi, Kıyamet için bir alamettir” diyor Allah. Herkes bilir; İsa (a.s.) geldi mi, Kıyamet artık başlıyor üzerlerine. Çok kısadır vakti artık. Biz de o devre girdik şu an. Kaç cihetten ispat ettim? Yüzlerce cihetten ispat ettim. Hadislerle, Kuran ayetleriyle her yönden ispat ediyorum anlattıklarımı. Ama karşımdakiler ya da kardeşlerimizin bir kısmı kendi kafalarıyla hareket ediyorlar. Beş on tane kadar bir batıl rahibi var Türkiye’de, Müslümanları böyle deccalın verdiği bilgilerle zehirleyen ve Müslümanların şevkini, heyecanını kıran. Kardeşlerimiz de bu batıl rahiplerin etkisinde kalıp, beyinleri uyuşuyor adeta ve çok yanlış istikametlere Müslümanları çekiyorlar. Nur talebelerinin yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuzuu çok mükemmel, çok aklı başında, samimi, selim, hoş, dindar insanlardır. Ama Allah aşkına Risale-i Nur’dan kaynak görerek, kaynakları bilerek hareket etsinler. Hadislere dayanarak hareket etsinler; indi mütalaa, şahsi kafasından çıkarttığı, “uydurduğu” demeyeyim de artık, yani kendi batıl inançlarını ortaya çıkardığı izahlarına kanmasınlar. Bakın Bediüzzaman’ın has talebelerini konuşturuyorum, anlatıyorum. Risale-i Nur’dan anlatıyorum. Buna rağmen adamların hangi kaynaklardan bu fikre vardığını biz bilemiyoruz. Bunların etkilenmesine vesile olan batıl rahipleri bir süre sonra etkisiz hale geleceklerdir. Deccalın etkisiyle, deccalın büyülemesiyle bunları yapıyorlar. Kardeşlerimiz de farkında olmadan bu etki alanına giriyorlar. İyi niyetli oldukları belli yani kasten yapmıyor ama verdiği tahribat çok büyük oluyor. Haberi bile yok. Yani Nur talebelerinin niye parçalandığını düşünemiyor. Bu şevksizliklerinin, güçsüzlüklerinin kaynağını düşünemiyor, hepsi için demeyeyim de bir kısmının. Ne diyorsun Berker?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, çok haklısınız. Üstad ne tavsiye ettiyse tam farklı oluyor ve şimdi ben bu sizin anlattıklarınızla inşaAllah gerçekten Risale-i Nur’un asıl sahiplerinin Mehdi (a.s.) ve talebeleri olduğunu çok daha iyi anlıyorum Hocam. Yani sahip çıkmıyorlar bir kısım Nur talebeleri.
ADNAN OKTAR:Bak çok manidar bu. “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri ayrıdır” diyor. “Kimdir” diyoruz “Üstadım?” diyoruz. “Mehdi (a.s.) ve talebeleri” diyor, açıkça söylemiş. “Mehdi (a.s.) ve talebeleri gerçek sahibidir” diyor Risale-i Nur’un ve “Risale-i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek” diyor, “Mehdi (a.s.)” diyor. İnanılır gibi değil. Bütün ömrünü Risale-i Nur’a hasreden bir insanın Risale-i Nur’u esas almayıp da kendi aklını, hevasını esas alması inanılır gibi değil. Talebelerini de esas almıyor. Görgü şahitlerini de esas almıyor. Onların açıklamalarını da esas almıyor. Yani bu nedir, ben anlayamıyorum.
SUNUCU 1:Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal Avrupa ve Çay TV’den takip edebilirsiniz.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...