SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleycilerimiz. Bu akşam Harun Yahya Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv, Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Çorum Kanal 19, Uşak Egem Tv, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Aksaray Radyo Star 94.0, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, haberhilal.com, haberaktüel.com, selamhaber.com ve 8sütun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, hoş geldin. Almanya’yı yıktın, bitirdin.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hoş bulduk. Sizin vesilenizle Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama bu daha bir nokta hafiften. Yer belirlemesi, provaydı bu. Bu önümüzdeki günlerde başlayacağız. Severiz Almanya’yı, Almanları da severiz.
OKTAR BABUNA: Orada Hocam maşaAllah, Türk kardeşlerimizden, çok sayıda insan var, sizin programınızı hiç kaçırmadan izliyorlar. Çok seviyorlar sizi. Bağlandığınızda muazzam mutlu oldular, maşaAllah. Bütün konuları biliyorlar, anlattıklarınızı detaylı olarak, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Çok da hürmetli ve saygılılar size.
ADNAN OKTAR:Şimdi insanları Allah imtihan ediyor. Hepimizi imtihan ediyor. Ahir zamandayız, harika bir devir. Çok acayip bir zamandayız. Mesela bizi, Allah’ın böyle bir devirde yaratmış olması çok hoş. 1700’ler böyle değil mesela, 1600’ler 1500’ler bambaşka. Bilimin teknolojinin geliştiği, felsefenin de geliştiği, dinin hem baskı altına alındığı, hem geliştiği çok acayip bir dönem. Çok şaşırtıcı bir dönem. Fakat insan aklı böyle kolay kolay konsantre olamıyor, her şeye o kadar dikkatini veremiyor. Bir de rahat yaşamak istiyor. İnsanın ruhunda o var; fazla düşünmemek, fazla araştırmamak. Ama, Allah’ı düşünmemek çok vicdansızca bir şey, çok anormal. Hem Allah’ın sürekli nimetlerini alacak adam, hem güzelliklerden alabildiğine istifade edecek, O’na karşı da nankörlük edecek; çok akıl almaz bir hareket bu, çok büyük bir zulüm. Ama tabii dinin sunuluşu da çeşit çeşit sunuluyor. Mesela bir din Kuran’a bakıyor, sünnete bakıyor; çok kolay ve samimi, güzel, canlı, cıvıl cıvıl bir din var. Çok hoş, yani kafamıza çok berrak gelen, kolay bir din var. Bir ikinci Cübbeli zihniyeti var. Karmakarışık, zor ve bir hayli karanlık. Bir çok yönden karanlık ve yaşanacak gibi değil. Yani hiç kimsenin yapabileceği gibi bir şey değil. Bir de böyle, mantığın dışına çıkmış, aklın dışına çıkmış garip hareketler var. Mesela koskoca adam, bakıyorum meczup, saçını oksit sarıya boyamış, “ben Hz. İsa’yım” diyor, cübbe giyiyor çıkıyor ortaya. Öbür birisi, kafasına balkabağı gibi bir şey geçiriyor. “Ben de Mehdi’yim, Allah’tan ben vahiy alıyorum” diyor. Ama ben, hiçbir zaman tabii Müslümanların hedef gösterilmesini istemem. Yani bunlar meczup ve korunması gereken, zavallı gördüğümüz, şefkat duymamız gereken insanlardır. Yani gerici de olsa, bağnaz da olsa, cins psikopat da olsa bir Müslümanı ezmeye kalkmak, aşağılamak, yani insan olarak aşağılamak akılcı bir hareket değil, anormal bir tavır olur. Ama o tiplerin de düzelmesi bir hayli zor oluyor. Yani normal çizgiye getirilmesi bir hayli güç oluyor. Fakat, genel olarak toplumda iyi bir düzelme olduğunda, onlar da ona uyuyorlar. Yani o genel yapıya uyuyorlar. Fakat, kilitlemek lazım tabii böyle şeylerde. Tek tek her anormal cereyanla bir bir uğraşmak çok zor. Yani kardeşim sen bak şurada sapıttın, şurada anormallik yaptın, şu anormal. Onunla uğraşmaya kalkarsak günlerimizi alır. Toptan anormalliğin vurgulanması lazım. Kuran’da bize bunu gösteriyor zaten. Kuran’da Allah, ayetlerde “Kuran’ın yeterli olduğunu” söylüyor. “Müslümanlara yeterlidir” diyor, Allah. Yani biz, Ahirete gitsek, yanımızda sadece Kuran olsa, tamam. Biz Kuran’dan sorgulanacağız. Allah “sizi Kuran’dan sorgulayacağım” diyor. Mesela bir adaya düşsek dünyada da, yanımızda sadece Kuran olsa kurtuluşa ereriz. Fakat Kuran’ı en güzel Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tefsir eder. Yani kendi kendimize tefsir değil de, Peygamber (s.a.v.)’in tefsirini esas almamız lazım. O’nun yorumlaması esastır. Onun dışında karmaşık bir şey yok. Darwinizm, hakikaten büyük atak sağlamıştı. Mesela, şimdi bu çocuklar gittiler, Almanya’da bir konferans verdiler. Konferansların psikolojik etkisi çok büyüktür. Yani bir yerde bir konferans yaparsın, o çok önemli bir hareket noktasıdır, yani o dayanak noktasıdır. Ordan insanlar düşünürler; ‘Gelip burda bunlar, rahat rahat konferans verdiğine, anlattığına göre bir bildikleri vardır’ derler. Ama biz ne kadar gayret etsek de ne yaparsak yapalım, Allah’ın bir planı oluyor, sadece o plan kadar gelişiyor. Yani, insan çok gayret edince, bayağı bir şey olur zannediyor. Her ne yaparsak yapalım, mutlaka o plan gelişiyor. Onun için, gereksiz telaştan kaçınmak lazım. Tedirgin olmamak lazım. Önümüzdeki 10 yıllık dönemde, bakın bütün Türkiye’nin gözü önünde, dünyanın gözü önünde olaylar gelişecektir. Bir de kuvveti ve gücü öyle noktalara sunmamak lazım. Mesela ben şimdi cins böyle, anormallik yapan, Müslüman gibi görünen garibanlara eğer dikkatimi verirsem, oturup onlarla uğraşmaya kalkarsam, bütün günümü alır, bütün mücadelemi alır ve yazık olur. Zaten ciddi bir risk değil. Ciddi bir risk olsa, giderim üstüne. Ama risk yokken, elli yüz tane, kenarda üç beş tane, on tane garibana, ana tehlikeyi bırakıp onlara dikkat vermek; bu hiç akılcı bir hareket olmaz. Ama, onları belanın içine itmek de, akılcı bir hareket olmaz. Yani Cehennemin dibine gitsinler diyemeyiz. Hükmen, kısaca, derli toplu hatalarını göstermek lazım, yanlışlıklarını. Onun dışında kendi hallerine bırakmak lazım. Ama kitlevi tehlikeler bizim için önemli. Mesela Darwinizm, materyalizm, komünist ideoloji, PKK, dinsiz masonluk. Bunlar bizim için bir risktir. Genel olarak bizim anlatım şeklimiz güzel. Ben övünmek için söylemiyorum da, dini yorumlama şeklimiz de güzel. Doğruyu yapıyoruz yani. Anlatımlarımız doğru. Ben zaten fıkıha girmiyorum. En tehlikeli şey fıkıh içerisinde hareket etmektir. Fıkıhta düzenleme yapmaktır. İbadetlerde yenileme yani değişik görüşler ortaya koymak, içtihat yapmak. Risk buradadır. Onun dışında, iman hakikatleri anlatmakta bir risk olmaz. Darwinizme, materyalizme karşı mücadele vermekte bir risk olmaz. Bilakis çok faydalı. Onun için, bizim çalışma metodumuz içerisinde bir risk yok. Yani hiçbir risk yok. Çünkü ben doğrudan doğruya Ehl-i Sünnet İtikadı’na insanları sevk ediyorum. Diyorum; “ilmihal, alın Ömer Nasuhi Bilmen ilmihalini, alın oradan okuyun. Neyse onu yapın, doğrusu orada” diyorum. Bitti. Bu riski tamamen kaldırır. Ama ben oturup insanlara fıkıh öğretmeye kalkarsam, ben yeniden bunları yorumlayacağım dersem, o zaman hakikaten bir teyakkuz gerekir. Dikkatli olmak gerekir o zaman. Çünkü ufacık bir hata, bütün sistemi alt üst edebilir. Ama ben hep Allah’ı sevdirmek, Allah korkusu, Ahiret inancı, dinsizliğin kötülükleri, insanlara verdiği zararlar; bunlar üzerinde duruyorum. Onun için çok başarılı bir hareket. Çok faydalı ve olumlu bir hareket. Bir de toplayıcı ve birleştiriciyim. Bütün Müslümanlara karşı sevgi doluyum. Ama, mesela ben Türkiye Gazetesi’ni sağlam bulurum. Hüseyin Hilmi Işık Hocamı çok severim. Eskiden beri ben hep onun kitaplarını okurum, bilirsiniz. Ama bu tip camialarda, oturup Darwinizmi savunan birisi olduğunda bu, dinsizin savunmasının on bin misli daha etkili olur. Çok vahimdir. Onun için ben bu tip hareketlerde müdahale ediyorum. Yoksa ben, Türkiye Gazetesi’ne en son dokunacak adamım. Hiçbir şekilde ellemem, karışmam. TGRT’yi de ellemem. O camiadaki insanlara da dokunmam. Benim dokunduğum nokta ne? Darwinizm ile ilgili nokta. “Bunu savunmayacaksınız” diyorum. Çünkü bak Hüseyin Hilmi Işık ne diyor? “Sakın sakın” -kendi ilmihalinde- “oradan buradan, Darwinistlerden duyduğunuz, uydurma bilgileri, uydurma akımları, düşünceleri alıp hakikatmiş gibi anlatmayın” diyor. “Darwinizm ile ilgili sık sık böyle duyarsınız işte ajansta geldi, gazetede çıktı duyarsınız sakın bunları halka doğruymuş gibi aktarmayın” diyor. Kardeşim burada ne yapıyor arkadaşımız bir kere iki kere üç kere de değil sık sık aktarıyor. Biz de uyarıyoruz, o kadar. Onu yapmadığında, onlar benim başımın tacıdır. Hiçbir sorun yok ben sadece hata noktasında müdahale ediyorum, buğz ediyorum. Bu toptan bir anormallik anlamına gelmiyor. Sadece o ilgili nokta o kadar. Mesela, Müslümanlarda da adam çıksa dese ki; “arkadaş ben Hocamı Mehdi (a.s.) biliyorum”, oh ne ala inşaAllah biz de dua ederiz, inşaAllah olsun. Ama çıkıp benim Hocam Mehdi’dir net Kuran’dan ispat ediyorum derse bu dinsiz olur, bu adam. Şimdi biz “Cehennemin dibine git, ne oluyorsan ol” dersek bu da yazık olur. Az da olsa mutlaka kurtarmak gerekir. Ama cedelli oturup uğraşmam bir kere detaylı, kapsamlı, doyurucu şekilde açıklama yapmak lazım. O zaman mesele hallolur, inşaAllah.
Bir de Allah’ın nasıl imtihan edeceği tam bilinmiyor, insanlara Cenab-ı Allah kader içerisinde harika bir sistemle imtihanı sunuyor. Mesela; biz geçmiş devirlerdeki insanların nasıl imtihan olduğunu Kuran’da görüyoruz. Ama bu devir gerçekten çok önemli bir devir. Mehdi (a.s.) konusu doğru, Bediüzzaman doğru söylüyor. Peygamberimizin hadisleri doğru ve Kuran’ın genel yapısına da çok uygun Mehdiyet tamamen Kuran’a hâkim bir düşünce yani yapı, öyle arada geçen ima edilen bir konu değil. Hafif bir konu değil, bütününe hakim o yüzden ikinci planda değerlendireceğimiz bir konu değil. Öyle olsaydı öyle değerlendirirdim. Ama birinci planda bir konu bu çok açık görülüyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in izahlarından da bu çok açık anlaşılıyor. Dolayısıyla biz Alahualem doğru gidiyoruz, doğru hareket ediyoruz şu an, gidişat. Çünkü bakın hızlanmaya bakın 1990’lardaki duruma bak, 2000’lerdeki duruma bak, 2010’lardaki duruma bak. Tedrici olarak Mehdiyette bir yükselme var çok ciddi bir şekilde yükselme var mesela; bir daha ki sene kim bilir neler yapacağız. Daha değişik şeyler olacak, daha zor ortamlar olabilir ama aceleci olması lazım insanların. Bizi sevenlerin, beni anlayan kardeşlerimin var güçleriyle gayret etmesi lazım. Mesela; Almanya’da konferansı ayarlayan, yapan çocuk kimdi?
OKTAR BABUNA: Öztürk Kale.
ADNAN OKTAR: Öztürk’e aferin maşaAllah, o üstüne düşen vazifeyi çok güzel yapıyor. Orada mesela, salon tutmuş, insanları çağırmış, gelmiş. Mükemmel, bir kişi koskoca Almanya’da çok büyük bir etki meydana getirdi. Şimdi Öztürk gibi kardeşlerimizden mesela; on tane olmuş olsa, Almanya’nın on ayrı şehrinde muazzam etki meydana getirirler.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam evet.
ADNAN OKTAR:Zor da değil hoşuna da gidiyor, zevklidir de bu. Dolayısıyla böyle kenardan “Hocam bizi kurtar” işte yahut “evliyalar gelsin, bizi kurtarsın” gibisinden değil de Öztürk kardeşimizin tarzında candan bir atak gerekiyor. Bayağı da kolay zaten; bu işleri halledeceğim, gereken hizmeti yapacağım diye ortaya çıktığında, Allah gürül gürül akıtıyor, gayet kolay oluyor. Mesela; bak orada insanları Allah oraya toplamış, size anlattırıyor gayet de güzel bir netice alınıyor. Evet, Oktar Hocam şimdi seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Bu söylediğinize paralel olarak Hocam İtalya’da da var inşaAllah konferans onunda haberleri çıkıyor basında göstereyim mi? Bugün de çıkan bir haber var.
ADNAN OKTAR: Göster bakayım.
OKTAR BABUNA: Sizin resminizi koymuşlar Hocam, maşaAllah. Her gün bu şekilde hem basında, hem radyolarda haberler çıkıyormuş. İtalyanca olduğu için tam tercüme edemeyeceğim ama bu yaratılışı anlattığınız inşaAllah, Darwinizmi yalanladığınız geçiyor burada tabii konferanstan bahsediyor. Tabii sizin isimlerinizle, inşaAllah. Detaylı bilgi vermişler, her gün de bu şekilde haberler çıkıyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet hangi şehrinde yapıyoruz İtalya’nın.
OKTAR BABUNA: Milano Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Milano, Milan modanın kalbi Milan ama yerini iyi seçmişiz, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, Hilary Clinton’la Avrupa Birliği yüksek temsilcisi Catherine Ashtonin açıklamaları olmuş Hocam. Türkiye ile ilgili şöyle diyorlar. Dün AB Başkanı, Hilary Clinton’la AB yüksek temsilcisi Catherine Ashtonin İngiliz gazeteci Shirin Wheeler BBC’ye demeç vermişler. Diyorlar ki; “Türkiye çok daha büyük bir küresel ve bölgesel varlık haline geliyor. Ekonomisi dramatik biçimde büyüyor. Ülkelere uzanıyorlar ve bizimle birlikte olduğu kadar tek başlarına etkili olmayı deniyorlar” demişler.
ADNAN OKTAR: Dramatik mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: O nasıl niye dramatik oluyormuş.
OKTAR BABUNA: Çok hızlı biçimde Allah-u alem onu kastediyorlar.
ADNAN OKTAR: Dramatik espri yapıyorlar herhalde. Allah Allah niye gelişmesin gelişecek tabii ki. Gelişme deyince acayip zengin oluyormuşuz, köşe oluyormuşuz gibi. Benim milletim gariban, ben gidiyorum her yerde fakir fukara, herkes fakir öyle bir şey yok. Madem güçleniyoruz, manevi güçlenme, manevi liderlik dünyada fakir bir tek Türkiye değil. İtalya’nın alayı sürünüyor Amerika’da evler satılmıyor on binlerce ev, yüz binlerce ev satılamayacak vaziyette bekliyor Amerika’da, gelişme derken hep manevi gelişmeyi esas almak lazım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Hocam oradaki kardeşlerimiz cd’ler yapmışlar. Arabalarda duyduk, Veysel Karani’yi koymuşlar, mehter marşları var içinde, inşaAllah. Bir de ya Mehdi (a.s.) gelecek şarkısını o şekilde dinliyorlar, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
“Soru 1: Adnan Hocam’a çok çok teşekkürler mutlaka iletilirse sevineceğim, inşaAllah. Esselamu aleyküm çok değerli sevgili Hocam, Muhammed Kaldırım Kocaeli, Hocam Allah sizden çok razı olsun. Sizlerin uzun zamandır açıklamalarınız sayesinde milli görüş camiası Hocamızı anladı. Biz hep anlatırdık ama Hocamız bu kadar çok sevilmezdi. Şimdi ne demişti, ne oldu sitenizin başında, ‘Erbakan hepimizin Hocasıdır’ demiştiniz. Milli görüşçüler de Hocasını başkan seçti diye yazmak lazım. Sizin o mübarek açıklamalarınız cumartesi gece dua istemiştim sizden ‘bu sefer çok sağlam olur’ demiştiniz. Olabilecek en sağlamı oldu inşaAllah. Yapmış olduğunuz dualardan vermiş olduğunuz maddi ve manevi destekten dolayı ellerinizden öpüyorum. Allah razı olsun diyorum, inşaAllah. Kongremiz o kadar güzeldi ki Cennete alsa Rabbimiz bizi bu günü bize tekrar yaşat. Erbakan Hocamızı tekrar Genel Başkan seçmek istiyoruz diyebileceğimiz bir gündü. Allah’a ne kadar hamd etsek, şükür etsek yetmez. Hocam tekrardan dualarınızı istiyoruz. Manevi desteğinizi istiyoruz. Sizler ve Erbakan Hocam tüm dünyaya yetersiniz, inşaAllah”, şimdi bütün Türkiye yeter Allah’ın izniyle, Türkiye’de delikanlı dolu, ben, Erbakan Hocam ve bütün Türkiye diye kardeşlerimin tamamı. “Tek istediğimiz şey aynı Zülkarneyn gibi, bizden halktan insan desteği maddi manevi destek bu desteğe de gayretimiz olsun, çorbada tuzumuz olsun, Cenneti hak edelim diye istiyoruz. Allah sizden razı olsun, Erbakan Hocam da bunu ısrarla söyledi, ‘dua edin’ dedi. Siz de dua edin ‘Türk-İslam Birliği olsun’ diyoruz. İkinizi de çok kocaman seviyoruz. Hocam sizden çok şey istiyoruz ama siz bizleri kırmazsınız bir dua daha istiyoruz. Siz bize ‘Erbakan Hocamız’ın aklı yeter, biz onu omuzlarımıza alırız’ demiştiniz. Asansör yapıldı Hocam, omuzlara alınmış olan Kongre’de koltuğu yerden yükseltildi yani yaşına, beline rahatsızlığına inat omuzlara alındı Hocamız, şimdi bizler sizden bir dua daha istiyoruz. Erbakan Hocamız Cumhurbaşkanı olsun, o Köşk en çok ona yakışır siz dua edin. Biz amin diyelim, bir dua köşesi açalım biz de dua edelim. Siz de amin deyin, inşaAllah” diyor. Erbakan Hocamızı Allah’ın izniyle Cumhurbaşkanı yapacağız, inşaAllah. EvelAllah yakışır.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Yalnız Erbakan Hocamıza gelenler Allah aşkına sürekli tatlı, pasta getirmesinler. Sürekli ikram ediyorlar o da onları kırmıyor Hocama kilo aldırıyorlar. Yapmasınlar, etmesinler.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam evet.
ADNAN OKTAR: Meyve getirebilirler, tatlı getirmesinler. Özellikle o yaş pastalar olmaz, inşaAllah. Hocamıza biraz hafif kilo verdirelim. Kilodan oluyor yoksa Hocamız çakı gibi evelAllah.
OKTAR BABUNA: Saadet Partisi’nin kongresinden resimler vardı Hocam göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Göreyim.
OKTAR BABUNA: İttihad-ı İslamı isteyenler, maşaAllah. Adil bir düzen için İslam Birliği ile ilgili pankartlar açmışlar. Büyük Türkiye, Türk-İslam Birliği, bu kadar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim,Erbakan Hocamız milli bir insandı bütün herkes bilir. Ben birçok kişi ile görüşüyorum, üst düzey insanlarla görüşüyorum. Muhalif üst düzey insanlarla da görüşüyorum. Hocamızın milli bir insan olduğu konusunda hepsi ittifak halindeler, açıkça söyleyeyim karşıt düşünceli adamlar. Erbakan Hocamız bir kere aydındır, çok aklı başındadır. Samimi bir Müslümandır, dinden asla taviz vermez. Hayret edilecek şekilde samimidir, maşaAllah ve bayağı bir dindardır. Modern ruhludur, böyle aydın ve özgürlükçü bir ruha sahiptir. Bağnazlıktan hoşlanmaz, Atatürkçülük ile ilgili bir toplantıda tamamını Atatürkçülük için ayırmıştır bir kere, çok iyi hatırlıyorum tamamını. Güzel oldu elhamdülillah Numan Bey cevabını almış oldu. Şimdi Erbakan Hocamı niye seçtiler. Sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, sıcaklığı, vefayı seçtiler. Ve yakışanı yaptılar helal olsun Saadet tabanına böyle nasıl civanmert olduklarını, nasıl vefalı olduklarını, nasıl sadık olduklarını ve kadirşinas olduklarını gösterdiler; kadirşinas. Bizim millet işte böyle kadirşinas bir millettir, vefalı bir millettir. Tabii bak yani normalde düşünür adamlar teknik yönden Avrupalılar, derler; “yaşını, başını almış bir insan iki kişinin kolunda gidiyor. Biz böyle bir insanı seçmeyiz” derler. Olacak iş mi derler Avrupanın asla dünyanın hiçbir yerinde seçmezler. Erbakan Hocamız bak kalabalığı görünce anlatırken coştu, maşaAllah. Böyle acayip bir duygulanma, bir manevi hal üstüne çöktü. Gözyaşlarını tutamadı maşaAllah, elhamdülillah tutulacak da bir şey yok. Zaten Allah aşkından ağlıyor, helal olsun Hocamıza. Bunları anlatıyorum, Saadet Partili miyim? Net Saadet Partili değilim, söyleyeyim. Ben haktan yanayım, sevgiden ve dostluktan yanayım. Ben vefasızlıktan hiç hoşlanmam insanın kadirşinas olmaması çok kötü bir şeydir, vefasız olması çok kötü bir şeydir. Ben onu anlatıyorum, inşaAllah. Hocamın kılına dokundurmam. Aynı şekilde başka bir MHP’de olsa yine aynı şeyi yaparım. Büyük Birlik Partisi’nde de olsa yine aynı şeyi yaparım. CHP’de de olsa yine aynı şeyi yaparım. Mesela; ben Deniz Baykal’a yapılanı bir türlü hazmedemiyorum. Benim çok ağrıma gidiyor acayip gıcık oldum olaya, hiç hak etmediği bir karşılık aldı. Yapan adamlar da hoplaya hoplaya geziyor şu an. Hiç yakışık olmayacak şekilde oldu olay, ben orada da tavrımı koydum.
OKTAR BABUNA: Koydunuz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben haktan yanayım, doğru insan neredeyse ben oradayım, inşaAllah. Samimiyetten yanayım. İnşaAllah Erbakan Hocamızı tebrik ediyoruz. Allah ömrünü uzun etsin Hocamıza iyi baksınlar. Kolesterolünü düşürelim Hocamızın, kilo verdirelim canını yakmadan, hafif sebze yemekleriyle Allah rızası için baklava falan getirmesinler. Her gelen sevdiği için ikram etmek istiyorlar. Ben kaç defa gördüm, o da kırmıyor alıyor oradan bir parça. Yemiyorum dese acayip olacak. Ama hayrettir şu azme bak, maşaAllah. Bu yaşında binbir çeşit hastalığı var. Yeri göğü inletiyor, maşaAllah. Adam “çıkar için” diyor. Çıkar için, bu yaşta çıkar olur mu bir insanda? Sen ne konuşuyorsun? Saf dava adamlığından kaynaklanan bir durum, bu yaşta çıkar olur mu? Dünyasından geçmiş artık. Ne çıkarı olacak yani ve bu davayı bu hale getirdi. Muazzam bir hizmet ve malını mülkünü de verdi. Hocamız normalde profesör gayet güzel sakin hayatını yaşayabilirdi istese. Öyle hali vakti yerinde Hocamızın, öyle bir sorunu yok. Bütün malını mülkünü Allah için harcadı, kullandı. Bilakis bütün malını daha hala harcıyor geri kalanı da istiyorlar. Onun için olaylara sevgi gözüyle bakmak gerekir. Teknik entel dantel kafalar bilmem ne Aydın Doğan bizi yönlendirdi, akıl verdi. İşte Bıyık bir yerden konuştu efendim.. Velhasıl kelam oradan buradan uyarıyla bir Müslüman hareket etmez. Müslümanın hareket ettiği nedir? Kuran, sünnet ve vicdanı. Aydın Doğan’a göre hareket ettiğinde... Şimdi zannediyorum gereken cevabı almıştır. Bakın Erbakan Hocamı nasıl seçtiler biliyor musunuz? Öyle beşte birle, dörtte birle falan değil, kenardan köşeden hoplama-zıplama yöntemiyle değil. Ezici çoğunlukla tamamı verdi Hocamıza, herkes. İki oy geçersiz yani yanlış basmışlar. Tamamı verdi, seçilme işte böyle olur. Milli görüşün, Hocamızı ne kadar sevdiğinin açık imzasıdır bu. seçilme böyle olur, inşaAllah. Numan Kurtulmuş Hocamız zannediyorum buradan dersini almıştır. Bir daha aklına şunu koysun bak; Aydın Doğan’ın onu desteklemesi onun için bir kayıptır. İtibarını çok sarsar çok. Mümkünse bu şeyden kurtulsun, bu durumdan kurtulsun. Aydın Doğan’a da söylesin; Allah rızası için bana bir daha böyle destek veriyor gibi hareketler yapma. Çok kötü duruma düştüm, diyecek o yönüyle, çok zor duruma düştüm diyecek, inşaAllah. Biz Türkiyemizin hepsini seviyoruz, insanlarını seviyoruz. AK Partiyi de seviyoruz Cumhurbaşkanımızı seviyoruz. Çünkü hakikaten mazlum, ağzı var dili yok Cumhur Başkanımız’ın. Çok nezih insan, sürekli güler yüzlü, mütevazı, çok hoş. Hiç kimsenin içinde bir gerilim bir rahatsızlık olmuyor, şefkat duyuyor insan. Başbakan da yaman maşaAllah. Canlı yani, güzel ama eksiği, kusuru olmuyor mu? Oluyor ama kendini eleştirebiliyor o güzel, eleştiriye açık, vurdumduymaz değil. Bir şey söylediğinde, ondan çok irrite oluyor, onun üstüne gidiyor, bu güzel. Anlamazlıktan gelmek çok kötüdür, anlamazlıktan gelmiyor. Hukuktaki düzenlemeler güzel gidiyor. İnşaAllah neticeleri alınır Türkiye de görülür, inşaAllah, onlar da iyi. Bizim milletimiz şekerdir, bayağı güzel insanlardır, güzel huyludurlar, inşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam bu bir önceki izleyicimiz selam vermişti Hocam size.
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
OKTAR BABUNA: Siz evet Öztürk kardeşimizi örnek verdiniz Hocam, maşaAllah. Bu İsviçre’deki ve İtalya’daki konferansları da Gencay kardeşimiz düzenliyor, maşaAllah. İsviçre’yi sallayan konferanslar yapmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gencay, hay maşaAllah. Tam delikanlı.
OKTAR BABUNA: Çok delikanlı maşaAllah. Her tarafa afişler astırıyor, duyuruyor, maşaAllah. Basında da sürekli haberler çıkıyor bu yönde.
Mehmet Altan biz yazı yazmış Hocam Star Gazetesinde. Pazar günkü Saadet Partisi’nin olağanüstü kongresini anlatıyor. Erbakan Hocamız tüm delegelerin oyuyla genel başkan seçildi ama diyor ki; “güne ise 84 yaşındaki Necmettin Erbakan’ın Saadet Partisine Genel Başkanlığına seçilmesi damgasını vurdu. Aşırı yönetme ihtirasının siyasetçi durumlara düşürdüğünü gördüm. Siyasal ihtirası (estağfurullah tenzih ederim Hocamızı) çıldırmış neredeyse tamamıyla tek boyutlu toplum olarak, iyice güdükleşmeye başladığımızı yeniden gördüm. Dün aşırı yönetme ihtirasını, siyasetçiyi ne hale getirdiğini gördüm” diyor.
ADNAN OKTAR: Mehmet Altan vicdanlı bir insandır, ince düşünen bir insandır. Marksist eğilimli, solcu, ateist bildiğim kadarıyla. Ama bu tarz ateistlere karşı benim bir şefkatim vardır. Saygım vardır, çünkü kabili hitap, konuşulabilen. Medeni, modern, anarşi istemez, terör istemez falan. Ama Erbakan Hocamıza bunu söylemeye nasıl vicdanı elverdi? Hayrettir, kardeşim o topluluk tamamı seviyor, sen sevgiye nasıl müdahele edebilirsin.Niye seviyorsun denir mi? Ve Müslümanlığı bilmiyorsun sen. İslam’ı Kuran’ı yaşamıyorsun. Yaşamadığın bir hazzı nasıl kafanda tasavvur edeceksin de Erbakan Hocamızı insanların neden sevdiğini nasıl çıkaracaksın sen. Sen onu çıkarabilmen için İslamı yaşayan bir insan olman lazım, Kuran’ı yaşayan, sünneti yaşayan bir insan olman lazım. O zaman sende özel bir iman hazzı oluşur, o zaman Erbakan Hocamızı anlarsın. O neden sevildiğini bilemiyor. Şimdi buradaki üslup çok acayip olmuş. Bütün ömrünü davasına vermiş bir insan 84 yaşında, Allah için mücadelesine devam ediyorsa, bu iftihar edilecek bir şey mi? Kınanacak bir şey midir? Kardeşim Peygamberimiz (s.a.v.) ve bütün Peygamberler, son nefesine kadar hizmet etmişlerdir İslam’a. Hz. İbrahim 120 yaşındaydı. Hz. Musa yine öyle. Kimi 140, kimi 160 yaşına kadar yaşamıştırPeygamberler, son nefeslerine kadar Allah için mücadele etmişlerdir hiçbir şekilde davalarını bırakmamışlardır. Bu ne biçim bir kafadır. Erbakan Hocamız bir Avrupa’daki profesyonel bir siyasetçi anlamında bir insan değil ki, bir dava adamıdır o. Bunu görmesi lazım. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ahmet Hakan da bir yazı yazmış Hocam. O daErbakan Hocamızı eleştirmiş. Genel Başkan seçilmesinin, Fatih Erbakan öncesinde bir geçiş aşaması olduğunu yazmış yazısında.
ADNAN OKTAR: Canım orada seçmenin verdiği karar. Yani şimdi Ahmet Hakan’ın ne dediği ne ilgilendirirki Saadet Partisi tabanını. Ahmet Hakan, Aydın Doğan’dan ayrı bir karar alabiliyor mu?
OKTAR BABUNA: Alamıyor.
ADNAN OKTAR: Alamıyor, onlar da Kuran’ı ve sünnetin dışında bir şey düşünmek istemiyorlar o kadar. Bir de nereden biliyor Fatih, illaki Genel Başkan diye. İstiyorlarsa taban yaparlar sana ne, yani eğer kanaati gelirse, üslubunu, kişiliğini, karakterini, kültürünü uygun bulursa yapar Genel Başkan, kimseyi ilgilendirmez ki o. Biz soruyor muyuz? Marksistler birisini genel başkan yapıyor, “niye bunu genel başkan yaptınız” diyor muyuz? Biz Aydın Doğan’a soruyor muyuz, “seni niye gazeteye aldı” diye, sorduk mu? Sen “Aydın Doğan gibi yaşlı bir insanı, niye o gazetenin başında tutuyorsun diye” soruyor muyuz. Bıyık bayağı yaşlı, köşede hala orada yazıyor seni, piri fani daha hala orada yazıyor. Biz soruyor muyuz, “niye orada onu yazdırıyorsunuz” diye? Bıraksınlar daErbakan Hocam da hizmet etsin. Bunlar niye danışma makamı oluyor. Fikir jimlastiği yapıyorsa tamam da, ama boş, kimse dinlemez onları. Öyle kale alınacaklarını zannetmeleri çok şaşırtıcı, şahsen ne diyorsa, tersini yaparım. Tam tersini yaparım, inşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam Emre Kongar Cumhuriyet Gazetesi’nde bir yazı yazmış. Siz dün bahsetmiştiniz Hocam Cumhuriyet Gazetesi’nde yazan Deniz Som hayatını yitirdi. Bu gazete de bu konuyla ilgili çok yazılar çıkıyor. Ve enterasan değişik bir üslup kullanmışlar. Mesela diyor ki; “ışıklar için de yatsın” diye yazıyorlar, bir de “alkışlarla uğurlayacağız” diye yazıyorlar yazılarda. Yine “Cumhuriyet’ten Hikmet Çetin Kaya onu bulutların arkasında saklanan Güneş’e uğurladık” demiş. Bu tür ifadeler kullanıyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Ahiret inancı bilinçaltlarında “ebediyete uğurladık” diyor, işte “sonsuza kadar uyuyor” diyor. Uyuyor demek öldü demiyor yani “uyuyor” diyor. Demek ki bir Ahiret inancı bilinçaltlarında var. “Bulutların üstünde şu an” diyor. Hoş bulutun üstüne kimse çıkmaz öyle bir konu olmuyor da. Ahiret ayrı bir mekandır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sevilay Yükselir Sabah Gazetesi’nde bir yazısında son zamanlarda CHP’yi bölme yönünde yada Kılıçdaroğlunun Genel Başkanın engelleme yönünde yazılar ve gelişimler olduğunu sizde sık sık belirtiyorsunuz Hocam. Bu yazıda da “nedir bu üç kadının derdi?” diye Nur Serter, Canan Arıtman ve Nejla Arat’ın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yerine tekrar Deniz Baykal’ı getirmek için büyük bir kampanya yürüttüklerini yazmış. Cumhuriyet elden gidiyor, CHP, AKP’leşiyor diye her yerde konuşmalar yaptıklarını söylüyor. Bu üç ismin türban konusunu çözmek isteyen Kılıçdaroğlu aleyhinde sürekli televizyonlarda aleyhte konuşarak parti yönetmeliğine da aykırı davrandıklarını belirtmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Benim anlamadığım da Kılıçdaroğlu, Baykal’dan daha soldadır. Nasıl bir mantıkla buna bakıyorlar ben anlamıyorum. Bence her ikisi de çok değerli insan. Ama parti içerisinde görüş ayrılığı olarak tabii belki Deniz Baykal’ı yeniden Genel Başkan yapmak isteyenler olabilir, bu da çok makul isteyebilirler de ama parti delegelerine saygı duymak lazım, ne diyorlarsa odur. Çünkü delegeleri de CHP’liler seçiyor. Ve onların görüşüne saygı duyuyoruz, meydana gelen neticeye saygı duymak lazım. Niye böyle yaptınız, denmez.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. Bu Nur Serter’de siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Üniversitelerde türbanı engellemek için, kızların başını açmak için, ikna odaları kurdurmuştu. Canan Arıtman da Cumhurbaşkanı’na açılan bir dava olmuştu Hocam, Ermeni kökenli olduğunu söylemişti bu nedenle, bir dava.
Hasan Celal Güzel Hocam bir yazı yazmış. Vatan gazetesinde “Ah türban vah türban” diye. “Artık bu çirkin yasağın kaldırılması vakti geldi” diyor. “Bu konunun bu kadar ülkeyi, bu kadar yıldır oyaladığını duyanlar bizimle dalga geçiyorlar” demiş. “Bir genç kızın başını örtüp örtmeyeceği, kişinin tamamen kendi takdirine bağlı bir temel hak ve hürriyettir” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Türban tamam da yani en büyük farz İttihat-ı İslam’dır. Niye türban kadar İttihat-ı İslam’a ehemmiyet vermiyor bazı kardeşlerimiz ben onu anlamıyorum. Yani türbanın yüzde biri, binde biri kadar İttihat-ı İslam’ı konuşmuyorlar kardeşlerimizin bir kısmı. Tamam türbanı konuşsunlar doğru ama İttihat-ı İslam kökten çözüm değil midir? Her şeyin kökten çözümü değil midir? Bütün dünya için bir hürriyet ve özgürlük değil midir? Musevilerin de özgür olacağı, Hıristiyanların da özgür olacağı, komünistlerin de özgür olacağı, masonun da özgür olacağı bir sistem. Onu niye kökten savunmuyorsunuz da böyle küçük küçük, parça parça, netice alınması olağanüstü zor, alınsa bile götürülmesi çok zor olan, ayakta tutulması çok zor olan yöntemlere tevessül ediyorsunuz. Kökten çözümü Allah bize Kuran’da belirtiyor bize. Kökten çözüm esastır. Yani tamamını halleden. Türban mı Türkiye’de sadece sorun. Müslümanların sorunu sadece türban mı? Dünyanın, İslam aleminin sorunu bir tek o değil ki, bir tanesi o. Hayır çözmeye çalışıyorsun zaten, çözemiyorsun da aksi etki de yapıyor. Bir de ayakta da tutamıyorsun onu. Çünkü zemin bozulmuş, zemin oturmuyor. Yani temeli sağlam kuran bir insan binayı üstüne sağlamca kurabilir. Zemin olmayınca nasıl yapacaksın? Tutamıyorlar ayakta, çok zor olur, Allah tutturmaz. Allah’ın en büyük farzını sen yerine getirmezsen, senin istediğin başka bir şeyde de Allah seni muvaffak etmeyebilir. En büyük farz açıkca Bediüzzaman söylüyor. Kuran’ın açık ayetleriyle sabittir. Kuran’ın tamamına hakimdir. Allah’ın emridir, İttihat-ı İslam yani Türk-İslam Birliği. Türklük alemi kan ağlıyor, İslam alemi kan ağlıyor, perişan vaziyetteler. Gece gündüz sanki tek bir tane sorun varmış gibi oraya teksif olup, gece gündüz bununla ilgili yazılar yazmak, diğer konuyu arada olsun geçirmemek çok acayip olur. Kardeşim tamam türbandan bahset ama İttihat-ı İslam’ıda yazsana. Kökten çözüm olarak bu mükemmel bir olay olur. Mükemmel bir dua olur. Sanki ağızlarına kilit vuruldu bazı kardeşlerimizin, söylesene iki kelime. Türk-İslam Birliği istiyoruz diyeceksin, bu kadar bir şey yok. Köşende yazının en sonunda, bir arada sözün arasında, “Türk-İslam Birliği olsa ne güzel olur” de bitsin. Okuyorum tek kelime geçmiyor. Ertesi gün bakıyorum yine tek kelime geçmiyor.
MaşaAllah bak bu Erbakan Hocamız’ın kongresinde gençler güzel mesela Türk-İslam Birliği istemişler. Biz dünya devletiyiz Türkiye olarak, biz dünyayı yöneten bir milletiz. Yani dünyayı yönetmeye aday bir milletiz. Kişiliğimizden, vefamızdan, kadirşinaslığımızdan, merhametimizden böyle güzel bir milletiz. Bize bıraksınlar, biz bu işi halledelim. Amerika bak yapıyor adamlar rezil ediyorlar nereye gitseler. Afganistan’a gitseler perişan ettiler, Irak’a girdiler perişan ettiler. Niye girdiklerini de anlamıyorsun. Türkiye’nin hakkıdır. Türkiye Irak’a girse tek bir tane adaletsiz olay olmaz, tek bir tane. Afganistan’a girecek de olay olacak Türkiye mümkün mü? Tahayyül edebiliyor musunuz siz? Dünyanın herhangi bir ülkesinde Türk Ordusu’nun zulüm yapabileceğini tahayyül edebiliyor musunuz? Mümkün değil. Kibarlıkları, nezaketi, efendilikleriyle herkesi seviyor. Bosna’da mesela Türk birlikleriyle böyle Türk askerini ekmek gibi görüyor, acayip seviyor, bağırlarına basıyorlar gördüklerinde. Bu böyledir, inşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Amerika’daki Müslüman ayrımcılığa karşı, Müslümanlar kongre binası önünde Cuma namazı kılmışlar. Bazı olaylara direnen. Mesela bir televizyon programında bir sunucu “tüm Müslümanlar teröristir” demiş. Bunun dışında geçtiğimiz aylarda Kuran yakma eylemleri vardı bir papazın. Bu gibi eylemleri protesto etmek için orada Cuma namazı kılmışlar. 600 kadar Müslüman.
ADNAN OKTAR: Kardeşim teröristtir diyeceğine, desene “bizim beklediğimiz Mehdi (a.s.) asla kan akıtmaz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in emri, Allah’ın emri” diyecek, inşaAllah. Bunu derse, dünya bunu bilmiyor. Mesela hayretle öğreniyorlar. Mehdi (a.s.)’nin hep dünya çapında bilinen, kan akıtacak diye biliniyor; yanlış öğretmişler. Halbuki Mehdi (a.s.) tam zıttına kan durdurmaya geliyor. Deccal kan akıtır. Mehdi (a.s.) kanı durdurur.
OKTAR BABUNA: Adalet Ağaoğlu’nun bir röportajında Hocam “İslam Cumhuriyet’ten beri küçümseniyor” demiş. Özetle şöyle diyor,bu tanınmış yazar. “Geçimişte babam hafızdı demeye utanırdım. Elinde tesbih olanı küçümsüyordum. Fakat darbeden sonra darbecilerin yaptıklarını görünce iğrendim ve ürktüm. Annemde başörtülü bir insandı. Boğaziçi’ne herkes girdi de kıyamet mi koptu” demiş. İnsanoğluna ne aykırıysa o kalksın ortadan, serbest bırakılsın” diyor türban için Hocam.
ADNAN OKTAR: İslam Cumhuriyet’ten beri küçümseniyor. Cumhuriyet’ten çok önce Darwinist, materyalist hareket başladı. Ondan sonra Müslümanlara karşı, karşı atak başladı. Osmanlı aydınlarının konumu ortada, durumu ortada yani İslam’a bakış açıları da ortada. Dolayısıyla sanki belirli bir andan itibaren Müslümanlara karşı bir tavır gelişmiş değil. Bu bir eğitim, Darwinist eğitim vardı. Cumhuriyet’in olayda hiçbir etkisi yoktur. Cumhuriyet’te derlenme toparlanma oldu bilakis. Milli devlet kuruldu. Kendimize geldik Cumhuriyet’te. Parçalanıyordu zaten Osmanlı, parçalanmıştı. Bir araya getirdi Cumhuriyet. Bunda dinin aleyhine bir şey yok, dinin lehine bir durum var. Bölünme, parçalanma, işgal dinin aleyhinedir. Cumhuriyet sistemi zaten Kuran’ın emrettiği bir sistemdir. Allah bize Cumhuriyeti emrediyor. Dolayısıyla o yanlış. Eğer Adalet Ağaoğlu Hanımefendi ve diğer kardeşlerimiz İslam’ı Kuran’ı seviyorlarsa tek kelime Türk İslam Birliğin’den bahsetmeleri lazım. Tek kelime, bir kere istirham ediyoruz. Yani suçlama yanlış oradaki anlatımda yanlış, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Haşmet Babaoğlu Sabah Gazetesi’nde son zamanlardaki yazılarında sizin anlatımlarınızla paralel görüşleri oluyor. Bugün de bir yazı yazmış. Yazının başlığı “Hayatımız rol” samimiyetin ne kadar önemli olduğunu, ben samimiyim diyen insanların bile genelde rol yaptıklarını yazmış. Siz de Hocam birkaç gün önce samimiyetten ve poz yapmaktan çok uzun bahsetmiştiniz.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir insan menfaate kilitlendiyse, menfaatçi ve çıkarcıysa mecburi samimiyetsiz olacak. Samimi olmaya gayret etse bile onun pozunu yapacaktır kurtulamaz ondan. Bir kişi ancak kendini Allah’a samimi teslim eder, candan Müslüman olursa o şekilde olabilir onun dışında olmaz. Yani bütün hayatını Allah’a teslim ederse bir insan etkili olabilir. Ve samimi olabilir. Öbür türlü dünyaya yöneldiyse nasıl olsun çok zor. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: E.Ö.’nün bugün bir yazısı var Hocam bir televizyon programında “Genç Bakış” isimli program’da konukken “ruhunuzu kaça sattınız?” diye bir soru sorulmuş. Bu konuyla ilgili birkaç yazı var. O da demiş ki; “ruh tacirimi açıklıyorum Erol Simavi’ye, Aydın Doğan’a, kadınlara ve daha birçok kişiye ruhumu sattım” diyor. Ama Aydın Doğan’a beklediğimden yüksek fiyata gitti, hayallerimin ötesinde bir fiyat oldu” diye yazmış.
Melih Aşık Milliyet Gazetesi’nde “Sıhhatler olsun” başlıklı yazısında; “bizim Cumhuriyetimiz kardeşlik anlamında kurulmuş bir Cumhuriyettir. Birilerinin biz cumhuru istediğimiz yere sokar, istemediğimiz yere sokmayız gibi bir anlayışı olamaz. Cumhura ait olan hiçbir yer Cumhura yasaklanamaz” diye bir yazı yazmış Hocam. “CHP’nin türban konusunda ki girişimini CHP açısından çok olumsuz sonuçları olduğunu söylüyor”. Oyların Baykal döneminin bile altına düştüğünü yazmış. Dünde ki bu okuduğum da Hocam Tayyip Erdoğan’ın dünkü konuşmasından alıntı yapmış; “buradan da anlıyoruz ki Başbakan bir sınır tanımıyor. Artık türbana en ufak bir kısıtlama olmayacak bu da Kılıçdaroğlu’nun başarısıdır sıhhatler olsun” demiş.
ADNAN OKTAR: Özgürlükten niye rahatsız oluyorlar ki? Şimdi orada bir baskı meydana geldinde o başka türlü bir baskıya dönüşür. Yani baskının kapısı açıldığında önü sonu gelmez. Mesela genç kızlar çok özgür Türkiye’de, insanlarımız çok özgür daha da özgürlükleri artsın. Ama belirli bir noktada baskıya insanları alıştırırsak, baskıyı makul hale getirirsek baskı her yere yayılır. Dolayısıyla Melih Aşık o konuda hata yapıyor. Özgürlüğü savunması lazım genç kızlar üç beş tane okula orada giriyor, 10 tane 15 tane orada giriyor zaten utangaç çocuklar zaten orada burada kimi laf atıyor kimi bir şey söylüyor zor yaşıyorlar. Evlerinde ayrı sıkıntı çekiyorlar, mahallesinde ayrı sıkıntı çekiyorlar. Tabii kardeşim mesela sokakta normal bir kıyafetle gezen birine kimsenin bir şey dediği yok. Onları görüyorlar laf atıyorlar, bir şey söylüyorlar. Okula gidiyor ayrı bir söz söylüyor, işe gidiyor işe almıyorlar. Ailesinde annesi babası ayrı baskı yapıyor, ağabeyi ayrı baskı yapıyor birçoğuna. Yazık günah. Normal mi bu hareketler?
OKTAR BABUNA: Değil Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bırakın normal yaşasın çocuklar ne yapıyorsa yapsın size ne. “Rejim elden gidiyor devlet elden gidiyor,” kardeşim kafayla ayakta duruyor. Bizim milletimiz akıllı bir millet. Senin orada ki şamatanla mı ayakta duruyor, baskıyla mı bu rejim ayakta duruyor? Türbanlı genç kızları okula sokmamakla mı rejim yıkılmıyor yani? Bizim milletimiz akıllı olduğu için, kaliteli olduğu için, kişilikli olduğu için, delikanlı millet olduğu için olduğu rejim ayaktadır, her zaman da durur ayakta. Dolayısıyla “biz şu ana kadar baskıyla, efendim sıkı bir üslupla ayakta tuttuk, zor ayakta tutuyoruz zaten” imajı veriyor, öyle bir şey yok.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Sosyal marketlerle ilgili bir açıklamanız olmuştu Hocam. “Kart verilsin, dağıtılsın, kurulsun” diye. Bu yönde gelişmeler olmuştu. Darwinizm ile ilgili var. Nasıl uygun görürseniz Hocam, inşaAllah. Münafıklarla ilgili.
ADNAN OKTAR:Sen münafıklara gıcık oluyorsun herhalde.
OKTAR BABUNA: EvelAllah inşaAllah Hocam. Hem de nasıl.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Münafık her toplumda her zaman ortaya çıkmış. Allah’ın hikmeti, mesela normalde insanın doğrudan dinsiz olması beklenir. Yani dinsizse adam açıkça, alenen söylemesi lazım. Dinsizliğine devam etmesi lazım. Mucize bir zümre yani hayret mesela hem Müslüman gibi görünüyor. Hem de çok koyu bir Müslüman gibi gösteriyor. Fakat manyak, aynı zamanda dinsiz. Hayret, Allah’ın hikmeti çok büyük bir mucize ve tarihin her devrinde en büyük bela da bunlar olmuşlar. Müslümanların başına en büyük bela bunlar olmuşlar. Ve bakın Müslümanları takva adına eleştirerek ortaya çıkıyor münafık. Yani daha iyi Müslüman olma iddiasıyla ortaya çıkıyor. Yani böyle daha ortalı da değil. En iyisi benim iddiasıyla ortaya çıkıyor. Gece-gündüz Müslümanların aleyhine faaliyet yapıyor. Yani niçin böyle bir şey hedeflediğini Cenab-ı Allah’ın yaratmasıyla görüyoruz ve Kuran’ın anlatımıyla biliyoruz. Oralardan hissediyoruz, inşaAllah.
Evet, şimdi sana münafıklardan bir şeyler anlatayım, inşaAllah. Bakara suresi, ikinci surenin 8 ve 10. ayetleri; “İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve Ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.” İşte bak Allah burada bu sırrı veriyor. Kardeşim inanmıyorsan “inanmıyorum” desene. Demiyor, hayret. Bak, "Biz Allah'a ve Ahiret gününe iman ettik" derler”. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar”. Sözde kendi kafalarına göre bak, Allah’ı da aldatıyor kendince ama tabii iman edenleri aldatmasını Allah orada vurguluyor. Mesela çünkü “Allah’a ve Resulüne” diyor Allah bir şey olduğunda. Yani zaten Allah’ın sonsuz gücü var ve yaratması tamamen Allah’a ait. Hepsini Allah yaratır. “İman edenleri aldatırlar”, demek ki iman edenleri aldatma özellikleri var. Nasıl aldatacak? İman eden neden anlar? Kuran’dan, hadisten anlar. Ne ile aldatacak o zaman? Kuran’la, hadisle aldatmaya çalışacak. Münafık onun için imani eserlere, Kuran’a, hadise çok hakim olur. Bayağı iyi bilir. Gece-gündüz onu araştırır. Çünkü Müslümanları aldatmak için “hangi ayetle yanlış bir yorum anlatabilirim. Hangi hadisle yanlış yönde aldatabilirim. Nasıl bir uydurmayla dilimi eğip bükerek Müslümanları olumsuz bir çizgiye çekebilirim” onun derdindedir. “Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller”. Aptal oldukları için kendilerini çok akıllı zannediyorlar. Halbuki Allah diyor ki; “sadece kendilerini aldatırlar” diyor. Çünkü beyninin içinde Allah onu yaratıyor, o kişiliği yaratıyor. O farkında değil, kendi yaptığını zannediyor. Halbuki Allah yaratıyor onu. “Kalplerinde hastalık vardır”. Yani ruhen normal olmuyorlar. “Kalplerinde vardır” demek bu ruh hastalığı şeklinde bir olay. “Allah da hastalıklarını arttırmıştır”. Yani “psikolojik bozukluklarını, anormalliklerini arttırmıştır” diyor Allah. Yani iyice dengeleri bozuluyor. Münafıkta manyaklık gittikçe gelişir. Yani sabit durmaz manyaklığı, tırmandırır. Her gün yeni bir orijinallik, manyaklık gelişir. Bak, “Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır”, acayip yalan söyler münafıklar. Yani inanmadığı halde anlatır.
Bakın Bediüzzaman diyor ki; “Evvelen, münafığın birinci cinayeti olan aldatmaya ait neticeleri nazara almak lazımdır. Birincisi: Allah’ı kandırmak gibi imkansız bir şeyin talebinde bulundukları için ahmak olduklarını Allah söylüyor” diyor. Ahmaktır münafıklar. “İkincisi: menfaat niyetiyle kendilerine zarar dokundurdukları için kıt akıllı sayılmış, akılsız addedilmişlerdir”. Kendine güya menfaat sağlayacak ama kendine zarar dokunduruyor münafık. “Üçüncüsü: menfaati zararlardan ayıramadıkları için cahil görülmüşlerdir”. Neyin menfaatine olduğunu, neyin zararına olduğunu akledemiyor ahmak olduğu için. Yani böyle sürekli başını belaya sokar münafık. “Dördüncüsü: huyları pis, sıhhatlerinin madeni hasta, hayat kaynakları ölmüş, vesaire gibi rezaletleriyle, rezil edilmişlerdir”. Bir kere huyları pis, çok aksidirler. Bilmiş böyle tepeden bakan, ukala, münasebetsizdir münafıklar ve asla itaate gelmez. Hep üst perdedendir. Yani herhangi bir kimsenin itaatine girmek istemez. Sürekli asi ve isyankardır. O yönüyle çok iyi tanınabilir münafıklar. İtaate gelmez, itaat gibi görünür ama kahpedir. İtaat gösterdiği yerde yeni bir saldırının, yeni bir üst perdeden faaliyetinin çalışmasını yapar. Mesela gider bir mürşidi kamilin yanına, bir alimin yanına, mesela el pençe divan durur. Onun yanında hakikaten böyle onu huşuyla dinliyor gibi yapar ama o kahpe o arada onun aleyhinde neler yapabileceğini tespit eder. Yani onda kendince anormal gördüğü, yanlış gördüğü, onu nasıl çökertebileceği gibi fikirler kafasından geçer. Yani onun bir hastalığın gelişme vardır. Bu hani var ya tıpta vardır. Hastalığın gelişme dönemi vardır, sonra hastalığın iyice sirayet etme dönemi vardır. O da hastalığın ilk dönemidir yani kapalı dönemidir. O dönemde münafık, Müslümanlara hangi yönden zarar vereceğini tespitle uğraşır. Sonra onu iyice tespit ettikten sonra hırlamaya başlar. Hırladıktan sonra direkt saldırıya geçer. En son aşamasında saldırıya geçer. Huyları pistir o yüzden. “Sıhhatlerinin madeni hasta.” Aklen sıhhatsiz oluyorlar. “Hayat kaynakları ölmüş”. Yani hayat kaynağı öldüğü için hayatın bir anlamı olmuyor. Neye saldıracağını bilmez. Hayatta neyi hedeflediği de belli değildir. Yani parayı hedefler, parayı niçin kullanacağını bilmez. Mesela bir şeyi elde etmeye çalışır. Neye onu kullanacağını bilmez. Çok şuursuz bir saldırganlık içerisindedir. Allah, “Allah’ın onları rezil ettiğini söylüyor” ayette. “Hastalıklarını arttırdıkları için aşağılanmış, küçük ve hor görülmüşlerdir” diyor. Bediüzzaman, diyor; “yani sözde Allah’ı aldatırlar”, Bakara Suresi 9, “yani hile ile Allah’ı kandırmak istiyorlar. Zira Resul-ü Ekrem, Allah’ın elçisidir. Ona yapılan hile Allah’a geri döner. Allah’a yapılan hile ise imkansızdır. İmkansızı talep etmek ise ahmaklıktır” diyor. Yani mesela Resulullah (s.a.v.)’ı devireceklerini zannediyor münafıklar. Halbuki Allah’a karşı hile yapmış oluyor. Mutlaka başarısız. Mehdi (a.s.)’ye karşı da mesela hakikaten zarar vereceğini zannediyor. Halbuki mutlaka başarısız. Mutlaka yıkılır sonunda. “Anlayışsızlık ve böyle hayvancasına ahmaklık şaşkınlıkla karşılanması icab eder” diyor. Yani çok abartılı ahmak olur münafıklar. Onun için “hayretle karşılanması gerekir” diyor. Yani “makul bir ahmaklık yoktur. Abartılı ahmaktır, münafıklar” diyor. Ayet, Bakara Suresi, 9. “Şuurunda değiller, yani fayda ve zararı ayırt edebilecek bir hisse sahip değillerdir. Bu ise cahilliğin en adi, en alçak ve en aşağı mertebesine düştüklerine işarettir”. Mesela Müslümanlara zarar vermeye çalıştıklarında, kendine gelecek zararı hesap edemiyor. Ahirette ve dünyada meydana gelecek zararı hesap edemiyor. Bir de o saldırıdan da hiçbir şey çıkmayacağını da akıl edemiyor. Hem netice alamayacak, hem de bomboş bir şey yapacağı ona hiçbir fayda getirmeyecek bir şey. Bakara Suresi 10, “Kalplerinde hastalık vardır”, “yani fitne ve hasetten kalplerinde, ruhlarında öyle bir hastalık vardır ki, o illet hakkı batıl kabul etmeye sebeptir”. Hak olan bir şeyi batıl görüyor. Mesela hak yolda mücadele yapan bir insanları kafir gibi görür, küfrü de kendine müttefik kabul eder, ama küfrü hem eleştirir ama müttefiktir de ona, inşaAllah. “Zaten bozgunculuğu bir kalpten, bozuk bir ruhtan böyle rezaletlerin çıkmasıyla, anlaşılır” diyor.
OKTAR BABUNA:Devam edeyim mi Hocam güncel haberlere?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Derya Sazak ta bir yazı yazmış, CHP’nin zorluğu başlıklı yazısında, “bu seçimlerde CHP yine muhalefette kalacak. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun yaptığı girişimler CHP polit bürosunu aşamıyor, onlar tarafından engelleniyor” demiş. Kısa bir bölüm, “Kemal Kılıçdaroğlu ise iktidar arıyor. Ancak Politbüro’yu aşamıyor. CHP’deki kavganın özü budur. Ecevit 1970’lerde benzer bir kavgayı kazanmıştı. Kemal Bey başarabilir mi, keşke yapabilse. CHP’nin değişmekten başka şansı yok. Türkiye’nin daha iyi yönetilmesinden, ekonomiden, istihdamdan konuşmak yerine türbana saplanıp kalanlarla nereye gidilir?” demiş.
ADNAN OKTAR:Aydın Doğan bir üflemiştir biraz konuş diye. Bunlar orada ekip yani, bu Derya Sazak olsun, diğerleri olsun. Zaten toplantı yapıyorlar her gün, patron geliyor. “Ne var, nasılsınız?” diyor. “İyiyiz teşekkür ederiz” diyorlar. “Bu nedir başörtüsü? Buna bir şeyler yazın” diyor, bitti. Emredersiniz, o tarz. Onlar da ha bire yapıyor. Çünkü yazmazsa atarlar gazeteden. Başörtüsü; sana ne kardeşim, beş on tane kız, genç kız kapansa sana ne, ne yapıyorsa yapsınlar. Özgür olsun memleket. O yasağı bir kere, başörtüsüne karşı olan bile, başörtüsüne karşı olan bile, yasağın Türkiye’de var olduğu bilmek psikolojik olarak insanı sıkar. Ben bir yere gittiğimde mesela; “dikkat yasak bölge falan” diyorlar. Ben istemem öyle bir şey, her yer açık olsun. Kardeşim komüniste de yasak olsa ben sıkılırım, rahatsız olurum. Adam özgür olsun, Allah Allah, ne demek yasak? Mason locaları mesela, kapatsalar ben rahatsız olurum. Adam özgür olsun, niye kapatıyorsun? Veyahut her ne olursa olsun yani topluma bir zarar vermedikten sonra, insanlara bir zarar vermedikten sonra, kapalı kız. Sana ne kardeşim? Aydınlan, eğer gericilikten korkuyorsan Kuran’ı öğren, İslam’ı öğren, bilgini arttır. Kuş gibi susuyorsun gericiliğe karşı, bağnazlığa karşı kuş gibi susuyorsun, bilgini arttırmıyorsun. Ne ile cevap veriyorsun, Darwinist, materyalist cevap veriyorsun. O zaman sen gericilerle aynı safa geçmiş oluyorsun. Bir kere gericiliği çok azdırır Darwinizm ve materyalizm bir. İkincisi, sen de gericisin, o da gerici. Çünkü sen Sümer devrine gidiyorsun, Sümerlere, Eski Mısır’a gidiyorsun, o da seninle aşağı-yukarı aynı devre gidiyor. Aynı kafadasınız, aynı dindeler aslında, farkı yok. Gericilerin kafası da Sümerler devrinden kalmadır. O bağnaz ve pis düşünceler, insanlığın önünü tıkayan, insanların neşesini sevincini boğan, insanların birbirini sevmesini, dost arkadaş olmasını engelleyen her türlü yasa, düşünce, münafıkane fikirler aynıdır, Darwinistlerin kaynağıyla aynıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) geldiğinde bu gerici sistemi yıkmıştır. İrticaya karşı muazzam bir mücadele vermiştir Resulullah (s.a.v.), ve adamlar, vefatından sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kudurmuşlardır. Sıradan teker teker teker gericiler şehit ettiler Hz. Ali, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, on iki İmam, yani hepsine müthiş bir kin ve nefret duydular. O yobazlara karşı bir karşı hareketler oldu ama küçük oldu tabii, gücü olmadı Müslümanların ve çağımıza kadar da geldiler bunlar, göğüslerini gere gere. Dolayısıyla bu kafadaki adamlarla, gericiler aynı kafadalar. Bunlar müttefikler, birbirlerine böyle muhalifmiş gibi görünmelerine kimse inanmaz. Bunlar birlikte beraber beline zil bağlayıp oynayan adamlar. O entariyle oynuyor, o ceket palto oynuyor, arada bir fark yok yani. Eminim de onun için, biliyorum. Benim istihbaratım olmadan söylemem ben. Gözünde canlandı, değil mi olay?
OKTAR BABUNA:Canlandı Hocam, tam canlandı.
ADNAN OKTAR:Gün saat verebilirim yani, mekan veririm yani, hayır demesinler.
Bakın şimdi karşı hareketler, karşı düşünceler hep Kuran’ı yetersiz görmekten kaynaklanan hareketlerdir. Kuran’ı yetersiz gördüğü zaman bir insan sapıtma başlar. Ondan sonra, işte “bana vahiy geliyor” der. Daha da olmazsa, “falanca dede bana şunu dedi, nice mürşidden şunu duydum. Büyük alim şunu dedi” der. Oradan buradan konuşacağına Kuran’dan konuşsana benimle. “Kuran bana yetiyor” desene. Resulullah (s.a.v.)’ın tefsirinden bana anlatsana. Ne kendi kafana göre konuşuyorsun.
Cenab-ı Allah ne diyor? Enam Suresi 114’te “Allah’tan başka bir hakem mi arayayım?” Ne demek? “Kuran’dan başka hakem mi arayayım?” diyor. “Oysa O size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir”, “Kitabı indirmiştir” değil, “Açıklanmış olarak indirmiştir”. “Kendilerine Kitap verdiklerimizin bunun gerçekten Rabbin’den hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler”. Bilinmeyecek bir şey değil ki Kuran. “Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma” diyor, Allah. Enam Suresi 114.
Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Allah diyor ki, Enam Suresi 38’de, “Biz Kitap’ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık”. Ne diyor bazı angutlar? “Yoo çok şey eksik Kuran’da. O kadar çok eksik ki, bana vahiy ile bilgi geliyor. Daha da olmazsa falanca mürşidden aldım bilgiyi. Falanca yerden aldım bilgiyi. Şuradan aldım, buradan aldım. Ondan sonra Kuran normal hale gelir. Yani Kuran eksik, boş bir kitap. Bunlara ihtiyaç var. Bunlar olmadıktan sonra Kuran hiçbir işe yaramaz” diyor. Haşa. Allah, ne diyor? “Biz, Kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık.” Be hey ahmak biz sana mı inanalım, Allah’a mı inanalım? Kardeşim bundan açık ifade olur mu? “Biz, Kitap’ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık”, Ne noksanlık var da iş çıkarıyorsunuz? Terbiyesizlik yapıyorsunuz? Yetmiyor adama Kuran. İlave bilgi istiyor.
Enbiya Suresi 10; “Size bütün durumlarınızı kapsayan, zikrinizin içinde bulunduğu bir Kitap indirdik”, “her şeyi açıkladık” diyor, Allah. Kehf Suresi 54; “Bu Kuran’da,” yemin ediyor, Cenab-ı Allah; “Andolsun” diyor. “Bu Kuran’da insanlar için, Biz her örnekten, çeşitli açıklamalarda bulunduk”. Şimdi eğer bir insan aklından bir zoru yoksa, bu çok açık değil mi, buradaki ifade? Çok açık. Anlamayacak ne var yani?
Enam Suresi 115; “Rabbinin sözü doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur”, yani bir angut çıkıp; “Bana vahiy geldi” diye, Kuran’a bir ilave yaparsa, ahlaksızlık yapmış olur. Avanaklık yapmış olur, delilik yapmış olur. Ama deli ise sorumlu olmaz. Biz ona şefkat duyarız. Ama öyle bir münasebetsize de uyan olursa, günaha girer. Akıllarını başlarına alacaklar. İlave bilgiler bulmaya kalkmak, işte benim falanca Hocam böyle demedi, falanca hazret böyle demedi. Kuran’ı ilavelerle, eklerle bambaşka bir şekle getirmeye kalkarsa, bu haram. Allah ne diyor; “Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur”. Adam ne diyor? “Ben değiştiririm” diyor. Küfre gidersin aptallık yapma. “O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur”. Değiştiremezsin.
Rum Suresi 58; “Biz bu Kuran’da (and içiyor Cenab-ı Allah) Andolsun, bu Kuran’da insanlar için her örneği gösterdik”, her örneği. Yetmiyor, diyen cins tipler var, onlara cevap. Ben bir daha anlatmam onlara. Tabii ki bu ayetleri anlatacağım da, muhatap alarak anlatmam. Genel anlatırım. Şu an muhatap alarak anlatıyorum.
Bak yine Cenab-ı Allah ne diyor, ayette? Yunus Suresi 15’te, “Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki:’ Bundan başka bir Kuran getir veya onu değiştir’”, yani “vahye dayalı, yeni yeni bilgiler getir bize. Vahiy öneminde olan, yani Allah’ın söylediği iddia edilen bilgiler getir. Kuran’a ilave bilgiler getir” diyorlar. “Veya onu değiştir, dilini eğ- bük, yeni ilaveler yap. Uydurma hadisler çıkar. Uydurma izahlar çıkar, Peygamber (s.a.v.)’in söylemediği sözleri koy. Veya ‘benim şeyhime ilham oldu’ de, onu söyle. Veyahut Peygamberliğini ilan et, ‘bana vahiy geldi’ de. ‘Altı, yedi çeşit vahiy geldi ben şu vahye uyuyorum, buna göre hareket ediyorum’” de. Onu değiştirip diyorlar adamlar. “De ki (diyor Cenab-ı Allah, cevap veriyor) Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım”. Kuran’a uyuyorum” diyor Peygamber (s.a.v.). “Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım” diyor. Aksi isyandır Allah’a. Yunus Suresi, 15.
Zümer Suresi, 27; “Andolsun (diyor Cenab-ı Allah) Biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik”. Şimdi Ahirette bu ayetler bu şahıslara okunacak. Bak bu ayetleri söyleyecekler, bu sahtekar yobaz takımına, üçkağıtçı takımına ve “bana vahiy geliyor” diyen sapıklara, uydurma hadislerle ortaya çıkanlara, Peygamber (s.av.) adına iftira atan bu manyaklara bu ayet okunacak. Bakalım nasıl cevap verecekler? “Her ümmet içinde kendi nefislerinden onların üzerine bir şahid getirdiğimiz gün”, bak, “kendi nefislerinden onların üzerine bir şahid getirdiğimiz gün”, “şahit de getireceğim” diyor Allah, Ahirette. “Seni de onlar üzerinde bir şahid olarak getireceğiz”, Peygamber (s.a.v.)’e de diyor ki Cenab-ı Allah; “seni de şahit getireceğim (karşılarına geleceksin)”. Yani söylediği ayetleri hatırlatacak Peygamber (s.a.v.). “Biz Kitab'ı sana, her şeyin açıklayıcısı”, bak, “istisnasız her şeyin açıklayıcısı” diyor Allah. “Müslümanlara bir hidayet”, hidayet nerdeymiş? Kuran’daymış. Adam ne diyor? “Bende hidayet” diyor. Kuran’dadır hidayet. Kulu Allah vesile edebilir. Yani Kuran’a davet eder kul, kul insanı Kurana’a davet eder. O zaman hidayetine vesile olmuş olur. “Müslümanlara bir hidayet,” demek ki Kuran’mış hidayet. Hidayete vesile olan, Kuran. Müslüman bir kişi tebliğ yaptığında, bir insanı Kuran’a davet ettiğinde kurtarır. Kendine davet ettiğinde değil. “Bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik”, hem rahmet, hem de müjde. “Şu halde (diyor Cenab-ı Allah) sana vahyedilene sımsıkı-tutun (Kuran’a). Çünkü sen dosdoğru yol üzerindesin”, “başka da yol yok” diyor Allah. “Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız”. Şeyh efendinin, işte geçmişteki bir şeyhin söylediğinden değil, uydurma hadislerden değil, kendini Peygamber ilan eden adamların izahlarından değil, abuk subuk adamların sözlerinden değil. Neydenmiş? Sadece Kuran’dan. (Zuhruf Suresi, 43-44)
İsra Suresi, 9; “Şüphesiz,” Allah bak yine “şüphesiz” diyor, “bu Kur'an, en doğru yola iletir.” Bakın, bitti. “En doğru yola iletir”. Adam diyor ki; “ben iletirim” diyor. Sen iletemezsin. Kuran doğru yola iletiyor. Sen Kuran’a davet edebilirsin. “Ve salih amellerde bulunan müminlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir”. Samimi olan müminlere. “Büyük bir sevap olduğunu onlara müjde verir” diyor. Kim veriyor? Kuran veriyor, Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle.
Furkan Suresi, 33; “Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki”, mesela yobaz takımı uydurma bir hadis getirir, uydurma bir açıklama getirir; işte “benim atam şunu, ecdadım bunu” dedi diye getirir sana. Veya “bana vahyolunuyor” der. Sahtekarlık yapar, “kalbime ilham oldu” diyor. “Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, Biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım”. Kuran’da en mükemmel şekilde karşılık veriliyor. Dolayısıyla etkisiz hale geliyorlar. (Furkan Suresi, 33) Cenab-ı Allah yemin ediyor; “Andolsun, Biz bu Kur'an'da çeşitli açıklamalar yaptık, öğüt alıp-düşünsünler diye. Oysa bu, onların daha uzaklaşmalarından başkasını arttırmıyor”. Yobazlığını artırıyor, daha da azgınlaşıyor. Daha da sapıtıp yeni uydurmalarla ortaya çıkıyorlar. Ve yobazlığın kökeni uydurmalardır. Onun için Kuran ve Peygamber (s.a.v.)’in sünneti. Başka bir yol yoktur. Asr-ı Saadet Müslümanlığı esastır, inşaAllah. “Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır”, aklı kirlenmemiş, münafık akıllı değil, kirli değil kafası. Manyak, deli tiynetli olursa anlamaz Kuran’ı. “(Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir”, yani böyle hani, “bana vahiy geldi,” şu, bu tarzında, “sahtekarların yaptığı gibi bir şey değil” diyor Allah. “Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı (Tevrat ve İncil’in, Zebur’un doğrulayıcısı) her şeyin,” bakın Allah istisna koymuyor, “her şeyin”, bir de, “çeşitli biçimlerde açıklaması” diyor Allah. Hem “her şeyin” hem de “çeşitli biçimlerde açıkması” diyor, Allah. Bahane olmaması için söylüyor Allah. Diyor ki adam; “Kuran yetersiz olduğu için ben mecburen uydurmalara yöneldim” diyor. “Bana vahiy gelmesi gerekiyordu, ben anlamıyordum” diyor. “Ne yapayım? O zaman Allah ile bağlantıya geçtim. Allah da bana vahiy verdi, Kuran’ı böylece tamamlamış olduk” diyor adam. Bak bunu tıkıyor Allah; “her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir”. Ne hidayetmiş? Kuran hidayetmiş. Yani herhangi bir akıl hastası yahut psikopat değil. Hidayet Kuran’dır. Kişi eğer bir insanı Kuran’a davet ediyorsa, o Mehdi (a.s.)’dir, o. Hidayete vesile oluyor. Çünkü Kuran’a davet ediyor. Ama “gel bende hidayet bulursun” diyorsa adam, “benim vahyimle, benim bilgimle bulursun” diyorsa, o sapıktır. Bunun tartışılacak yönü yok. Çok açık Kuran’ın hükümleri.
“Andolsun, size açıklayıcı ayetler indirdik, sizden önce gelip geçenlerden bir örnek ve takva sahipleri için bir öğüt indirdik” (Nur Suresi, 34). Bak, “açıklayıcı ayetler”, kapalı değil, açıklayıcı. “Sizden önce gelip geçenlerden bir örnek ve takva sahipleri için bir öğüt indirdik”. “Geçenlerden de örnek verdim” diyor Allah ve “takva sahipleri için de bir öğüttür” diyor, Allah.
Nur Suresi, 46; “Andolsun Biz, açıklayıcı ayetler indirdik.” Demek ki Kuran sarih. “Allah, dilediğini doğru yola yöneltip-iletir”, yani hidayet verir. İslam’a yöneltir, dilediğini. Birisini isterse dalalete düşürür, istediğini de hidayete erdirir. Nisa Suresi, 105; “Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için Biz sana kitabı hak olarak indirdik”. Neye göre? Kuran’a göre. Peygamber (s.a.v.) neye göre hükmediyor? Kuran’a göre hükmediyor. Kendi kafasına göre oluyor mu, kendi düşüncesine göre? Olmuyor. Herhangi bir insan olmaz. İşte, “ben Allah’tan bilgi aldım, buna göre hareket ediyorum” diyebilir mi? Diyemez. Uydurma hadislerle yapabilir mi? Edemez. Bir hazretin, bir kişinin yani kendilerine göre, var olduğunu iddia ettiği ilhama göre hareket edebilir mi? Edemez. Neye göre edebilir? Kitaba göre edebilir. Bak “Şüphesiz” diyor Allah, “Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için Biz sana kitabı hak olarak indirdik”. Demek ki Peygamber (s.a.v.) ne ile hükmediyormuş? Kuran ile hükmediyormuş. Peygamber (s.a.v.) de başka şeye uyamaz. “Sakın hainlerin savunucusu olma”, yani “cinslerin, böyle psikopatların, alçakların savunucusu olma” diyor, Allah. Kurtarmaya çalışırsın ama savunucusu olamazsın. (Nisa Suresi, 105).
İbrahim Suresi, 1; “Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap'tır ki, (Kuran) Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, (zulümatlardan nura) O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik”. Ne ileymiş? Kuran’laymış yine. Bak, “O güçlü ve övgüye layık olanın (Allah’ın) yoluna çıkarman için sana indirdik”, karanlıklardan nura Kuran ile çıkılıyor, Allah’ın yoluna Kuran ile giriliyor.
Kalem Suresi, 52; “Oysa o (Kur'an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir”, “hepsi vardır” diyor, Allah. (Kalem Suresi, 52).
Yusuf Suresi, 111; Surenin en sonu bu, Yusuf Suresi’nde, Cenab-ı Allah bununla bitiriyor. “Andolsun,” diyor Allah, yemin ediyor, “onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır”, Yusuf kıssasında ibretler vardır ve diğer kıssalarda da tabii. “(Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir”, yani, bana ilham geldi, vahiy geldi, "kendi kendisine olan bir söz değildir” diyor, Allah. “Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, (Tevrat, İncil ve Zebur’un doğrulayıcısı ve diğer kitapların, diğer hak kitapların ve Peygamberlerin) her şeyin çeşitli biçimlerde açıklaması”, bakın mesela dese ki bir insan, dünyada her şey var dersek, aradığımız her şey var. Ne anlama gelir bu?
OKTAR BABUNA: Her şey demektir. Hiç eksik yok.
ADNAN OKTAR: Eksiksiz anlamına geliyor, evet. Bak “her şeyin,” bir de üstelik ne diyor Allah? “Çeşitli biçimlerde açıklaması”, bir oradan, bir buradan, bir şuradan, “çeşitli biçimlerde açıklaması ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir”. Neymiş hidayet? Kuran’mış. “Bende var hidayet” diyor. Sende olmaz, Kuran’da olur hidayet. Sen Kuran’a teslim olur; safi kalple, samimi kalple Allah’a kendini bırakırsan, iman edersen hidayete kavuşmuş olursun. “Ben Allah’ı görüyorum, falanca Allah’ı görüyor” diyerek ortaya çıkmak, bunlar anormal hareketler. Allah’ı görme yok. Biz ancak Ahirette Allah tecelli ettiğinde göreceğiz. O da, insan olarak tecelli ediyor, inşaAllah. Mesela dağa tecelli ediyor Cenab-ı Allah, Hz. Musa (a.s.) bayılıyor. Tecellide bayılıyor. Allah’ı zaten göremez, Zatını da. Tecellide bayılıyor, inşaAllah. “Biz Kitab'ı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman için,” bak çok önemli, hepsi önemli, bu da önemli, (Nahl Suresi, 64,) şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz Kitab'ı (Kuran’ı) ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman”, yobazlıkta ihtilafa düşüyorlar, bir çok düşüncede ihtilafa düşüyorlar, ibadetlerde; namazda, oruçta, zekatta. İnsan sevgisinde, diğer dinlere bakmakta, Allah’ın birliğinde, her şeyde ihtilafa düşüyor insanlar, bir çok şeyde. “Hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman”, Peygamber (s.a.v.) kendinden mi açıklıyormuş? Kuran’dan açıklıyor. “Açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında”, Kuran neymiş? Hidayet. “Dışında (başka bir amaçla) indirmedik”, “amacı budur” diyor, Allah, indirilme amacı. (Nahl Suresi, 64). Çok çok daha fazla ayetler var ama çok özür dilerim, eğer aklından bir zoru yoksa adamın bunu anlar. Anlaşılmayacak bir yönü yok. Peygamberimiz (s.a.v.)’in tefsirine göre. Ona göre hareket edeceğiz, inşaAllah.
Mustafa Üstün; “Selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhu. “Muhterem aslan Hocamız, Allah sizden gani gani razı olsun. Hakkı ve hakikati savunmanız ve bildirmeniz ne güzel, elhamdülillah. İyi ki varsınız Hocam. Sizi ve Erbakan Hocamızı sevebilmek ne güzel, Allah (c.c) sizi sevebilmeyi herkese nasip eylesin, inşaAllah. Sayın Mehmet Altan ve onun gibi düşünenler tarafından Papa Hazretleri’nin yaşı konu edilmiyor da Erbakan Hocam’ın yaşı neden konu ediliyor?” doğru. Çok güzel aferin. Yani özellikle öbür Papa da perişan vaziyetteydi onu da alkışlıyorlardı bunlar. Desene, emekli olsun desene. Aferin. Yani adam konuşamayacak haldeydi. Üç kelimeyi söyleyemiyordu. “Sevmeye ve sevilmeye insanların bilhassa Allah dostlarının yaşı mani olmamalı. Selam ve hürmet ediyorum. Allah yardımcınız olsun Allah’ın arslanı muhterem Hocam”. Ben Mehmet Altan’a yakıştıramadım. Böyle acayip şeylere pek girmezdi o. Yani vicdana aykırı olan, vicdanı sızlatan, vicdanları isyan ettiren bir üsluba girmezdi, çok ayıp etti onu düzeltsin, Mehmet Altan.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Yani yoksa benim ona karşı olan görüşüm tamamen değişir. Yani Marksist olmakla beraber, ateist olmakla beraber vicdanını kullanan, kısmen de olsa kullanan bir insan olarak biliyorum. Yani şimdi bu hiç olmadı. Babası piri fani, devam ediyor. Neden babasına bir şey demiyor? Ayakta duramayacak halde, babası daha da yaşlı ve yazarlık yapıyor bütün millete akıl dağıtıyor. Türkiye’yi yönetmeye kalkıyor, olmadık laflar ediyor, babasına neden bir şey demiyor? Yani bu çok acayip bir şey, Peygamberler, mücahitler, hangi mücahit Allah yolunda mücadele eden mücahit, kim vazgeçmiştir davasından yaşlıyım diye. Eyüp El Ensari yaşlıydı. Allah için geldi burada şehit oldu İstanbul’da. Burada defnedildi. O kadar çok sahabe vardı ki doksan yaşında, doksan beş yaşında cihada gidiyor. Allah yolunda mücadele ediyor. Nerede görülmüş yaşlandık diye namazı bırakacak, orucu bırakacak, zekatı bırakacak, cihadı bırakacak, Allah yolunda gayret etmeyi bırakacak ne yapmasını istiyorlar Erbakan’ın? Yani takdir edecekleri yerde, iftihar edecekleri yerde eleştirmeleri. Yani ya dini bilmiyorlar ya cahiller ya tek yönlü bakıyorlar, ben anlamıyorum. Çok garip.
“Selamun aleyküm arslanlar arslanı Adnan Hocam.” Hay maşaAllah. Arslan sözü hoşuma gidiyor. Muhammed Adnan da çok güzel, ondan da çok hoşlanıyorum. Hakikaten içim açılıyor.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Sizin bir adınız zaten Hocam, Arslanoğulları soyundan geliyorsunuz, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet soyumuz öyle.
SUNUCU 2: Bir de ‘Salih Adnan’ diye gelmişti.
ADNAN OKTAR:Salih, samimi anlamına geliyor. İnşaAllah öyle oluruz.
SUNUCU 2: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Risalei Nur talebesi bir arkadaşımla Ahir zaman hakkında sohbet ettik. Sohbetimde arkadaşıma Bediüzzaman’ın ve hadisleri referans göstererek Mehdi (a.s) şahıs olarak geleceğini ve bu zamanda zuhur edeceğini söyledim. Seyit Salih Özcan Hocamızın Bediüzzaman’la olan anısından bahsettim. Arkadaşım bu anlatımlarıma karşılık söylediklerimin doğru olabileceğini, araştırması gerektiğini söyledi”. Oh, maşaAllah. İlk defa böyle bir şey duyuyorum. Böyle katılaşmamış, kemikleşmemiş bir üslup. Yani Nur talebeleri genellikle çok mübarek, çok muhterem insanlar katı değiller ama yazı olarak gelen ilk defa görüyorum. Çünkü yazılar hep ‘inanmıyorlar’ diyorlardı. “Arkadaşım bu anlatımlarıma karşılık söylediklerimin doğru olabileceğini, araştırması gerektiğini söyledi. Arkadaşım bana zihinsel çaba göstermekte zorlandığını, bu davranışın aslında yanlış olduğunu söyledi, inşaAllah. Arkadaşımın Kastamonu Lahikası kitabını elime aldım. Elime aldığım kitapta Mehdiyetle doğrudan bağlantılı olan Mehdi ve şakirtleri gibi kelimeler çıkartılmış. Yeni basılmış olan bu kitap Türkiye’de dağıtılmış olabilir, inşaAllah. Sevgi ve saygılarımla, Gökhan Canbey, Balıkesir”. Bazı yayınevleri çıkartmış. Fark etmez hangi birini çıkartacaklar, yüzlerce sayfa Bediüzzaman anlatıyor. Ondan kaçınmaları mümkün değil.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: “Selamun aleyküm Adnan Hocam. Acaba Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s) buluşmaları cuma namazında olabilir mi? İkinci sorum; Hz. Mehdi (a.s.) tanınıyorken fakat Hz. İsa (a.s) tanınmıyorken bu buluşma gerçekleşebilir mi?” Zaten tanınmayacak ilk defa orada tanışıyorlar. “Okuduğunuz ve yanıtladığınız için teşekkür ederim”. Nasıl biliyor okuyacağımı acaba, maşaAllah.
“Sayın Hocam, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’nin farklı yönlerini anlatabilir misiniz?” Anlatayım. Hz. Mehdi (a.s) en fazla keramet gösterebilir. Hz. İsa (a.s) mucize gösteriyor. Mucize fizik kanunlarına aykırı bir harekettir, zıt bir harekettir. Mucize gösterecektir. Hz. İsa (a.s.) kızıl saçlıdır, kızıl ve sarışına kaçkın ve çillidir. Mehdi (a.s.) çilli değil, saçları da kızıl değildir Mehdi (a.s)’nin siyahtır.
OKTAR BABUNA: Göz renkleri…
ADNAN OKTAR:Göz renkleri de farklıdır. Yok farklı değil, yakın. Gri Hz. İsa (a.s)’ın, Hz. Mehdi (a.s)’nin de yeşil, onu karıştırabilirler. Aşağı yukarı birbirlerine çok benziyor. Normal Hz. İbrahim(a.s) soyundan geliyor ikisi de.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s)’nin sırtında ben vardır. Hz. İsa (a.s)’nın sırtında ben yok fark olarak. Mehdi (a.s)’nın sırtında iki tane ben var. Bir et beni var büyük, bir de kalp hizasında, Peygamberimiz (s.a.v.) de olduğu gibi aynı şekilde, bir ben vardır. Hz. İsa (a.s.) da yoktur. İsa (a.s.) zariftir görünümü, daha atletik ve zarif ama Mehdi (a.s) pehlivan yapılıdır. Geniştir yani, boydan boya geniştir. ‘heybetli ve acar’ diyor, Peygamberimiz.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, yaş?
ADNAN OKTAR:Yaşı daha gençtir İsa (a.s)’nın, Mehdi (a.s)’nin yaşı daha ileridir.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Annesi, babası olmayacak Hz. İsa (a.s)’nın.
ADNAN OKTAR:Yani o çok büyük bir delil zaten. Annesi babası yok. Akrabası falan hiç kimsesi yoktur dünyada. Uzaktan yakından hiç kimsesi yoktur.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani bakabilirler, araştırabilirler de hiç kimse tanımaz. Gençliğine dair hiçbir bilgi yoktur. Yani insanlar arasında yaşadığına dair hiçbir bilgi yoktur. Dünyada hiç kimse sahip çıkmaz hiç kimsenin bilmediği bir insandır. Ama Mehdi (a.s)’nin çocukluğu vardır, gelişmişliği vardır. İlkokul, ortaokul, lise okulda kayıtları vardır. Normal bir insan, anneden babadan doğma bir insandır. Ama Hz. İsa (a.s) öyle değil.
“Hocam sizi özledim” diyor, İrem. “Sizi Allah ayırmasın, inşaAllah” diyor, inşaAllah.
Göktuğ: “Selamun aleyküm sevgili Hocam”. Aleyküm selam. İçimdeki sıkıntılar gitmiyor.” Ne yapacaksın, Kuran’a sıkı sıkı sarılacaksın, Allah’a aşık olacaksın, bütün sevgini Allah’a vereceksin. Allah’a sevgi verilmezse kalp sıkılır, bunalır. Bak sıkıntının tek sebebi vardır Allah’ı yeterince sevmemek. Yani aşık olan bir insan, kadına bile aşık olduğunda nasıl pür neşe oluyor. Sevinç içinde. Kadın da bir erkeği severse acayip keyfi yerinde olur neşesi yerinde olur. Bu nedir? Allah’ın tecellisini sevdiği için. Sen Allah’a aşık olduğun zaman havalara uçarsın. Nerenin sıkıntısı nerenin tıkıntısı. Hiçbir şey gelmez.
OKTAR BABUNA: Hocam sizi o akıl hastanesinde ziyaret etmiştim ben o zaman arkadaşlarımla. Yani oradaki neşeniz, tevekkülünüz, samimiyetiniz o kadar etkilemişti ki kominist bir gruptu geldiğim, Marksistlerden oluşuyordu, ve tahmin edemeyeceğim şekilde saygılı ve sevecendiler size karşı. Ben normalde gelirken şey zannetmiştim.
ADNAN OKTAR:Hatırlıyorum. Oktar da vardı ekibin içinde hakikaten nefesleri kesildi, çıtlarını çıkartmadılar. Benim anlattığım Darwinizm’den, materyalizmden her şeyden anlattım. Yahudilik Masonluk kitabı vardı o zamanlar ondan hediye ettim bir kaç tanesine verdim. Ama hakikaten çok saygılı ve çok özenli dinliyorlardı. Onu İdare haber aldı ondan sonra öğrencileri getirmemeye başladılar ben etkiliyorum diye. Onları hemşire odasına saklamaya başladılar içeriye. Ben de gittim baskın yaptım hemşire odasına, içeriye girdim. Dedim; “siz buraya hastaları görüp onlar üzerinden bilgi edinmek, tecrübenizin artması için geliyorsunuz. Amacınız bu. Bak ben akıl hastasıyım beni niye incelemiyorsunuz?” dedim.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:“Paranoid şizofrenim ben. Bütün alametler var bende. İnsan böyle kıymetli bir vakayı kaçırır mı. Şimdi ben oturayım anlatayım sizde hem bilginizi arttırırsınız, pratik de bir vaka görmüş olursunuz iyi olur” dedim. Ondan sonra oraya da getirmemeye başladılar. Orada yine Darwinizm’i materyalizmi anlattım. Allah’ın varlığını birliğini anlattım. Acayip etkilendiler yine. Ondan sonra hiç hastaneye getirmemeye başladılar. O bölüm yasaklandı. O bölümün tamamına getirmemeye başladılar. Sonra Yıldırım Aktuna, rahmetli, geldi asker emeklisi o, maşaAllah hepimizi bir sıraya dizdi. Hemşireler, ben, doktorlar hepimiz hazır oldayız. Eller topuk selamına geçtik. O da hani generaller olur ya filmlerde elinde asasıyla falan bir aşağıya bir yukarıya yürür böyle, bir aşağıya bir yukarıya. “Bak Hocam, hiçbir şekilde buraya gelen kişilerle oturup dini, İslam’ı anlatmak yok. Bu tip faaliyetler yapmayacaksın. Bu hemşirelerle de görüşmeni yasaklıyorum. Doktorlarla da görüşmeyeceksin, doktorlarla da görüşmek yasak sana. Arkadaşların da gelmeyecek. Bir tek avukatınla görüşebilirsin bir de annenle görüşebilirsin. Birinci derece kan yakını olarak” dedi. Abim zaten doktor olduğu için nadir gelebiliyor. “O kadar, onun dışında sana müsaade yok” dedi. “Peki kiminle görüşebilirim ben? Çok özür dilerim” dedim. “Oradaki akıl hastalarıyla konuş” dedi. “Onlar konuşmayı bilmiyor, hasta olduğu için acayip sesler çıkartıyor” dedim. “O zaman git odana düşün niye buraya geldim diye” dedi. Bak çok manidar. “Git odana” dedi. Oda dediği de harabe böyle banyodan, yıkılmış banyodan yani bu bina zaten Abdülhamit zamanından kalma bir bina iki yüz yıllık bir bina dökülüyor her yanı. Örümcekler mörümcekler her türlü mahlükat var içeride. Ağır bir koku hakim içeride, şizofren oldukları için kendilerine bakamıyorlar, şuurları kapalı, çoğu çıplak geziyor zaten. Kimi yerde debeleniyor, kimi bağırıyor falan. “Ben bunlarla nasıl konuşacağım” dedim. Bak çok manidar, “buraya niye geldiğini düşün” dedi. “Eğer bu faaliyetlerinden vazgeçmezsen” dedi. Müstahdem de orada, açıkça söyledi çekinmiyor. “Benim yetkim var seni hiçbir şekilde buradan çıkartmam” dedi. “Bir de senin bildiğin gibi değil bu işler, sana nasıl söyleyeyim benim de üstümde güçler var” dedi. Kardeşim onu biraz acayip söyledi aslında güç derken Sağlık Bakanlığı’nı kast etmedi. Daha başka bir türlü söyledi, “senin bildiğin gibi değil, olaylar, benim üstümde bazı güçler var. Onun için seni buradan çıkartmam” dedi. Seni buradan çıkartmam ne demek? Burada seni ölümüne kadar tutarım. Yani seni yaşarken etkisiz hale getiririm gibi bir şey, daha da kapsamlı anlamı. Ama baktılar ki vazgeçecek gibi değil, beni bir ara koyverdiler, bıraktılar bakayım ne yapacağım gibilerinden. Koşarak hemen camiye bir gittim, bizim çocuklar bir geldiler, toplantı halindeydik. Cami tamamen dolmuş, bizim akademinin bitişiğindeki cami. Allah-u alem polis de tespit etmiş gördüğüm kadarıyla. Dediler ki; “polis seni bekliyor evde” dediler. “Niye?” dedim. “Yeniden götürecekler” dediler. Kardeşim bir buçuk saat falan olmadı daha bismillah yeni çıktık hastaneden. “Tamam gideriz” dedik. Eve gittim, ekip arabası bekliyor. Hep beraber Orhan Gencebay parçaları dinleyerek yeniden akıl hastanesine. Yeniden kayıt yapıldı, yeniden hastaneye soktular ama çözüm değil, çözüm değil, evelallah. En sonunda Yıldırım Aktuna’nın odasına götürdüler gazeteciler, basın tamamı oradaydı acayip kalabalıktı. “Öp bakalım şimdi Yıldırım Aktuna’nın elini, yalnız burası olmaz şöyle Atatürk resminin önüne götürelim seni” dediler. Bana Atatürkçülük’ü öğretiyorlar, ben öğretiyorum onlara Atatürkçülük’ü. “Öp” dediler. Ben “el öpmem” dedim. “Ooo olmaz böyle dediler el öpeceksin” dediler. Ben ayaktayken elini ağzıma getirdi, ben kafamı yan çevirdim burada. Elimi tuttu yukarıya doğru kaldırttı, ben de kafamı yana çevirdim el öpmeyi engellemek için. Elini böyle sakalıma sürdü, böylece el öpmüş olduk. Bak ne diyor altında “bundan sonra daha dikkatli davran diye tavsiyede bulundu” diyor. Yani amaç neymiş, demek ki, dikkatsiz davranmışım daha önce.
OKTAR BABUNA: Hocam o dönemde Bakırköy’e hiçbir doktor staja gitmiyordu. Gitmeden devam veriyorlardı, öyle bir ortam var ki kesinlikle gidilmiyordu. Herkes gidiyordu sırf sizi görmeye Hocam, bütün doktorlar istisnasız. Yani Bakırköy’e kimse gitmiyordu normalde ve devam da veriliyordu zaten. Bütün doktorlar staja geliyorlardı sizi görmek için Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bunlar köfte gibi geldiler, doluştular. Dedim fırsat bu fırsat dedim tebliğ için hemen uygun ortam nerde görsem hemen. Bize kantini de yasakladılar o dönemde, telefon etmeyi de yasakladılar, bahçeye çıkmayı da yasakladılar. Yani bizim mekan ilginçti. Var mı resimler? Şimdi tımarhane resimleri?
OKTAR BABUNA: Var Hocam göstereyim mi?
ADNAN OKTAR:Göster bakayım. Bak bizim arkadaşlar bunlar. Haldol tedavisinde bu oluyor. Elleri titriyor. Ağır haldol veriliyor. Beş-bir tabir edilen haldol veriyor. Elektroşok da, sık sık benim yanımda da yapıyorlardı böyle, dişleri kırılıyordu yapıldığında. Ağızlarına birşey sokuyorlardı kırılmasın diye dişleri. Mesela bu tip adamlarla konuş diyorlardı. Adam zaten bağırıyor-çağırıyor ben ne konuşayım adamla, nasıl konuşayım? Bizim eski mekan.
OKTAR BABUNA: Sizin bölüm de tehlikeli hastaların olduğu bölüme koymuşlardı sizi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Akut servise koymuşlardı. Akut servis, yani tedavi edilmemiş. Benim bulunduğum dönemde yedi kişi öldürdü akıl hastaları. Çelik tavalarla birbirlerine saldırıyorlar yahut boğarak ya da boynunu kırarak öldürüyorlar. Allah korudu bizi, sağ salim çıktık.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Tek bir cümle için.
ADNAN OKTAR:Öğlen istirahatindeler ama bizim öyle bir imkanımız yoktu. Bahçeye çıkmamız da yasaktı. Bulunduğumuz yerin bahçesi orası. Çıksak da arkadaşlarımız bunlardı. Bakın dikkat ederseniz, çoğu titriyor ilacın, haldolun etkisiyle. Ve çoğunluk cinayetten gelmişti bunların. Yüzde seksen-doksanı cinayet. Hep adam öldürmüş akıl hastalarıydı bulunduğum bölüm. Halbuki normal servisler vardı, bir çok normal servis vardı. Yani adam herhangi bir şeyden gelmiş. Ama Allah’ın hikmeti üstelik de suçlu olmadığım halde, mahkum olmadığım halde tutuldum. Yargılanırken tutuldum, normalde böyle bir şey yok. Yani suç kesinleştikten sonra akıl hastanesine sevk ediliyor ama ben daha yargılanırken sevk edildim o çok acayip. On ay da kaldık.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama çok makbuldür Allah yolunda. Benim şeref duyduğum olaylardan birisidir. Mesela hapishaneyi düşünüyorum da Bayrampaşa’da kaldığım hücre. Bayrampaşa’da çok eski ve hurda bir yapısı vardı, çok çok hurdaydı. Kaldığım hücre öyle anlatılacak gibi değil acayip küçük bir şeydi. İki üç metre falan boyu eni de en fazla iki metredir. İki on beştir en fazla. Ufacık bir yer küçük, kalın demirler, boydan boya parmaklıklar vardı kapalı o kadar. Üstünü kilitliyorlardı. Orada da dokuz ay kaldım. Mesela o da çok acayip. Normalde mahkeme kararıyla oraya konuluyor, hücreye konuluyor kişiler. On beş gün falan en ağır cezalarda on beş gün falan veriyorlar, büyük bir olay çıkarttığında. Biz dokuz ay ama bana iyi geldi orası. Sürekli Risale-i Nur Külliyatı okudum, Kuran okudum, hadis okudum. Kitapların hepsini de getirtmiştik. Bahçeye de çıkmak durumu olmuyordu bizim. Ama normal daha konforlu bir hapishanede kalsaydık sevabımız az olurdu. Ne kadar zor olursa o kadar makbul olur. Mesela Hz. Yusuf (a.s)’un olduğu yer de direkt zindandı. Karanlık, orada saman üstünde yatıyor, daha da vahim. Ne kadar kaldı Hz. Yusuf (a.s) yedi yıl kaldı, ne için hiçbir şey yok, iftira. Tecavüz iddiasıyla, bir kadına zorla ırza tesaddi iddiası ile yedi yıl orada tuttular. Kuzu gibi masum tertemiz bir insan. Bilakis kaçınmış öyle olduğu halde yatmış, maşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...