SUNUCU: İyi geceler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, “Adnan Oktar`la Gece Sohbetleri” programımıza Aksu Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve Harun Yahya Tv sitemizden devam ediyoruz. Neler anlatalım Hocam?
ADNAN OKTAR:Seyyid Salih Özcan Hoca’mızın o konuşması çok tarihi, önemli bir konuşmadır. Nur talebesi kardeşlerimizin içini açar. O konuşmayı bir daha dinleyelim çünkü öyle bir konuşma kolay kolay rastlanan bir şey değil. Çok nadir demeçler oluyor böyle, yani aksini ispat edemeyecekleri bir durum.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam evet.
ADNAN OKTAR:On sayfa kitap anlatsan, Hocanın ordaki o 10 dakikalık konuşmasının yerini tutmaz, bazı kişiler için. Etkili, onun için onu bir daha yayınlayalım. Hazır edin. Tamam dinleyelim.
VTR:Büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri`nin yaşayan talebe ve vekillerinden muhterem Seyid Salih Özcan Hocamızın Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili beyanları:
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin eserlerinden bir şey sormak istiyorum müsaade ederseniz. Barla Lahikası, sayfa 162’de. Üstad Hazretleri şöyle buyuruyor, diyor ki: “O ilerde gelecek acip şahsın bir hizmetkarı ve O`na yer hazır edecek bir dümdarı ve O büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum”. Üstad Hazretleri burada ne demek istemiştir?
SEYYİT SALİH ÖZCAN: Pişdar dediği, o acip adam dediği Hz. Mehdi (a.s.) demek istedi. Onun pişdarı da onun öncüsüdür yani. Onu hazırlayan, onu demek istedi yani Üstad Hazretleri.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Kastamonu Lahikasında şöyle diyor Üstad Hazretleri sayın Hocam. “Ta ahir zamanda. hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirdleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sümbüllenir.” Burada ne demek istemiş Bediüzzaman Hazretleri?
SEYYİT SALİH ÖZCAN:Tabii o zaman Hz. Mehdi (a.s.)`nin şakirdleri geldiği zaman, onlar çoğaldığı zaman,çok çoğalacak yani. Ve onların yaptığı hizmetler de sümbüllenir. Sümbüllenince ne olur? Buğday çıkar. Buğday büyür çok, bir habbe bin habbe olur yani.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. Kendisinden sonraki bir dönemde, ilerde.
SEYYİT SALİH ÖZCAN:Evet tabii, ilerde tabii.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Hatta şöyle demiş Üstad Hazretleri Kastamonu Lahikası’nda sayfa 139’da. “Hem bu üç vezaifi (vazifeleri)” Hz. Mehdi (a.s.)’nin üç vazifesinden, onlardan “birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması (kendi yaşadığı dönemi kastederek bu zamanda bulunması) ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak adete kabil görünmüyor. Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi`nin cemaat-ı nuraniyesini temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak istima edebilir.”
SEYYİT SALİH ÖZCAN:Tabii, Hz. Mehdi (a.s.) biliyorsunuz Al-i Beyt`ten gelecek. Yani Ehl-i Beyt`ten geldiği için onlar onun şeyini temsil edecekler onlar ve o hareketi onlar gösterecekler yani. Hz. Mehdi (a.s.) hakikaten Ehl-i Beyt`ten olduğu için çok büyük vazifeleri olacaktır onun.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Üstad Hazretleri bu zamanda yani “kendi yaşadığı zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’nin üç vazifesinin bir şahısta ve yahut bir cemaatte bulunması mümkün değildir” diyor.
SEYYİT SALİH ÖZCAN:Mümkün değil doğru diyor.
ALTUĞ BERKER:Ancak Ahir zamanda
SEYYİT SALİH ÖZCAN:Ahir zamanda.
ALTUĞ BERKER:Şimdi yaşadığımız bu dönemde.
SEYYİT SALİH ÖZCAN:Bu zamanda inşaAllah birleşecek orada. Bizde göreceğiz İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Zaten Üstad Hazretleri size söylemiş siz göreceksiniz diye.
SEYYİT SALİH ÖZCAN:Evet söyledi. “Ben Mehdi (a.s.)’yi görmeyeceğim ama sen göreceksin” dedi bana.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Şöyle diyor Üstad Emirdağ Lahikası’nda sayfa 260. “Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat her biri üç vazifelerden birisini bi cihedde yapması itibariyle Ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını almamışlardır.
SEYYİT SALİH ÖZCAN:Doğru, şimdi daha evvel herkes biliyor ki gelen her asrın bir imamı var, her asrın bir imamı var. Ama hiçbirisi Mehdi (a.s.) değildir. Ama, son zamanda gelecek olan Mehdi, o zaman üç tanesi birden bire birleşiyor. Birleştiği için şeydir, işte Üstad Hazretleri de bana dedi ki o zaman, “Ben Mehdi (a.s.)’yi görmeyeceğim sen göreceksin.” O Mehdi’yi Cenab-ı Hakk bize göstersin inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Amin inşaAllah. O zaman son bir Üstad’tan bir pasaj daha okuyorum lütfederseniz bunuda.
SEYYİT SALİH ÖZCAN:Estağfurullah.
ALTUĞ BERKER:“O zatın üçüncü vazifesi Hilafet-i İslamiye’yi , İttihad-ı İslama bina ederek İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam’a hizmet etmektir. Bu vazife pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir.”
SEYYİT SALİH ÖZCAN:Doğru. Şimdi öyle bir zaman gelecek ki Hıristiyanlar artık Müslümanlara eski düşmanlığı olmayacak. Onlara yaklaşacaklar, şey edecekler. Bunun için Müslümanlarla bunlar bir nevi dostluk kuracaklar.
ALTUĞ BERKER:“İttihad-ı İslama bina ederek” diyor, demek ki İslam Birliği de oluşacak.
SEYYİT SALİH ÖZCAN:İslam Birliği oluşacak. İslam Birliği bekliyoruz yani. İslam Birliği şimdiye kadar yoktu ama İslam Birliği yavaş yavaş birleşmeye başladı şimdi. Bir milyar küsür, milyar oldu şimdi Müslümanlar ve bunlar yavaş yavaş birleşiyorlar. Eskisi gibi değil şimdi. Bak şimdi hangi devlet bir şey istiyor bizden bizimkiler hayır diyor. Böyle değildir diyor,biz komşularımızla sıfır şeydir diyor ve reddettiler bizimkiler onların sözünü.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, sözünüzü böldüm özür dilerim.
SEYYİT SALİH ÖZCAN:Önemli değil
ALTUĞ BERKER:İslam Birliği Üstad Hazreterinin döneminde oluşmadığına göre ve İsevi ruhanilerle ittifak olmadığına göre, bu şu an Hz. Mehdi (a.s.)’nin yapacağını beklediğimiz bir şeydir.
SEYYİT SALİH ÖZCAN:Yapacağı bir şeydir. Evet, öyle dedi bana. “Ben görmeyeceğim sen göreceksin, bu İslam Birliği olacak. Hıristiyanlar da Müslümanlarla dost olacaklar” dedi.
ADNAN OKTAR:Şimdi bizi seyreden kardeşlerimiz, bizi seven kardeşlerimiz bu konuşmayı, bizim zaten internet sitemizde var. İndirebiliyorsunuz.
OKTAR BABUNA:Var Hocam evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ordan indirip Nur talebesi kardeşlerimize dinletip onlara bir danışsınlar, ne demek istiyor Hocamız burada, ne anlamışlar? Böyle yavaş yavaş anlatırlarsa, Ahir zamanın fevkaladeliğini daha iyi kavramış olurlar. Bediüzzaman temennide bulunmuyor, doğrudan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir mucizesidir Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’nin çıkışı. Sahte Mehdiler de kafalarını bulandırmasın kimsenin, yani bir şey olmaz sahte Mehdi’den. Garibandır onlar, oturup onlara kinlenmeye, öfkelenmeye falan gerek yok. Meczup o, yani cezbe halinde kendini bilmez bir çoğu. Fakat onlara inananlar tabii sorumlu olmuş oluyorlar, yani ona inanıp da onu oturup Mehdi’dir deyip onu alenen savunanlar, Ahirette Allah’ın huzurunda bunun cevabını veremezler. Ama hüsn-ü zan olur, yani inşaAllah Mehdi (a.s.)’dir dersin, umarsın. O çok güzel, herkes herkesi öyle düşünsün, onda bir şey yok. Ama iddia çok anormal bir harekettir, inşaAllah. Birde böyle saftirik insanların olmasına ben şaşıyorum. Koskoca insanlar, yani nasıl aklı başında adamlar böyle delice bir şeye inanabiliyorlar, ben inanamıyorum. Mesela adam diyor ki, ben vahiy alıyorum ve Peygamberim ve hüküm geliyor. Allah beni vahiyle yönetiyor ve ben ona göre hareket ediyorum, diyor. Adam da diyor ki, onun vahyi bizi bağlamaz ama onu bağlar, diyor. Yani o kişi o vahiyle hareket eder, diyor. Tamam da, yani tamam değil zaten olmaz öyle bir şey de, sen onun dediğiyle zaten hareket ediyorsun, yine sen ona bağlanmış oluyorsun. Çünkü adam diyor ki, ben namazları şu kadar vakte çıkarttım, ilave yaptım, diyor. Sen adama gelen bilgi doğru diyorsun, aldığı vahiy doğru diyorsun. Adamı Peygamber ilan ediyorsun sen işte.
OKTAR BABUNA:Haşa, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Öyle. Allah Peygamberlik iddiasını haram kılmış Kuran’da. Küfür olarak gösteriyor Allah ve Peygamberimiz (s.a.v.)’den başka Peygamber de gelmeyecek. Birde o kadar akılsız bir düşünce ki, onun gibi mesela yüz tane meczup çıksa, veyahut bin tane meczup çıksa dese ki, bana da vahiy geliyor arkadaş dese... Çünkü ateşli bir şekilde savunuyorlar, vahiy gelir bana niye gelmesin, diyor. Adam ne demek istiyor? Kuran bana yetmiyor, Peygamber (s.a.v.)’in hadisi bana yetmiyor, benim ayrıca vahye ihtiyacım var, Allah vahiyle beni yönlendiriyor, diyor ve buna inanıyor. Şimdi böyle tipler var, birde bunun türevleri de var. Şimdi iki türlü yazık, bir kere bu insanları, Allah esirgesin Allah Cehennem’e koyabilir, yani bu üsluplarından dolayı. Bir de heba oluyorlar, yazık yani. Mesela faydalı güzel çalışma yapacakken bu insanlar, belli ki bunların imanı var, şevki var, sırf dinsiz imansız değil bunlar. Ama akıl almaz yanlış bir yola girmişler, kör açmaza girmişler. Ona gireceğine sen, Kuran’a tam sarıl, sünnete de temessük et, samimi olarak Müslümanlara yardımcı ol. Çok büyük netice alırsın. Yine Mehdi (a.s.) bildiğin kişiye de yani, inşaAllah Allah seni Mehdi (a.s.) kılsın de, ben senin Mehdi (a.s.) olabileceğini umuyorum de. Deme, demiyoruz ki biz sana. Ama oturup vahiy aldık biz, işte Peygamberiz demek bunlar çok anormal hareketler. Adam öbürlerini de Peygamber ilan ediyor. Diyor ki, sizler de Peygambersiniz, size de vahiy geliyor, diyor. Yani inanılır gibi değil, mucize bu.
Mesela Bediüzzaman diyor ki, "Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Diyorum bak, talebesi Seyyid Salih Özcan, açıkça söylüyorum, şimdi bu konuşmayı dinlettik. Şimdi ben ne dedim bazı arkadaşlara? Siz bunu dinletin, bakın yorumlarına alın, dedim. Çünkü ne diyecek biliyor musunuz? “Burada zaten açıkça sahs-ı maneviyi anlatıyor, anlamıyor musun” der. Tabii yani bu çözüm değil. Yani Seyyid Salih Özcan Hocam açıkça dese, Mehdi (a.s.) yüzde yüz gelecek, İsa (a.s.) da gelecek, istediği kadar söylesin, inanmıyor adam. Onu o anlamda anlatmadı, diyor. Şimdi Bediüzzaman diyor ya hani, “ben Mehdi (a.s.)’yi görmeyeceğim, sen göreceksin.” Burada anlaşılmayacak ne var, diyor adam, bize açıklamasını göndermiş: “Ben Mehdi (a.s.)’yi göremiyorum, şu an ben vücudumu göremiyorum, sen beni görüyorsun anlamında dedi” diyor. Kardeşim ben ne diyeyim? Lafa bak yani, Bediüzzaman demiş ki, ben kendimi zaten göremiyorum şu an, tek görebilen de sensin, dolayısıyla ben Mehdi (a.s.) göremeyeceğim sen göreceksin, yani ben nasıl göreyim kendimi şu an göremiyorum, sen görüyorsun beni, o anlamda dedi, diyor. Kardeşim bu adamlara nasıl, ne anlatayım ben, ne konuşayım bu dereceye geldiyse? Saflığından, cahilliğinden yapanları tenzih ediyorum, ama manyaklığından yapanları da telin ediyorum, başka ne diyeyim yani. Kardeşim insaf, o zaman sen namazı da tevil edirsin, orucu da tevil edersin, Allah’ın varlığını da (haşa) tevil etmeye kalkarsın, Melekleri de tevil edersin. Öyle cins tipler yok mu? Var. Melek nedir, diyorsun, elektronlardır Melek diyor. Cin ne, diyorsun, insanın içinden geçen yanlış düşünceler, şeytan odur diyor. Ahiret ne, diyorsun, zaten Ahiret’teyiz şu an. Dünya, Cennet, Cehennem, ikisi de var burada, diyor. Müslüman mısın? Tabii elhamdülillah Müslümanız, Kuran’a tabiyiz biz. Kuran’da Allah bunu anlatıyor, millet anlamıyor, biz bu şekilde anlatıyoruz, diyor. Bunlar şımarıklığından yapıyor, aslında anlamadıklarından değil. O kadar aklı kıtsa, zaten hakikaten dinden sorumlu olmaz. Yani gerçekten o kafadaysa, samimi olarak, zaten o dinden sorumlu olmaz, aklı yok demektir yani. Aklı var olanların da bunu yapmasının nedeni şımarmaları, yani dinsizlikten kaynaklanan bir şımarıklık içerisindeler, başka bir şey yok. İnanmıyorsan arkadaş inanmadığını söyle, sana kim ne diyecek yani? Türkiye’de dinsiz olma hürriyeti vardır, dinde de dinsiz olma hürriyeti vardır. Adam dinsiz olabilir. Kimse de sana bir şey demez niye dinsizsin diye, gayet makul bir şey, olmayacak bir şey değil ki. Kuran’da diyor Allah, “insanların bir kısmı dinsizdir” diyor. Olabilirsin, dürüstçe söylesene. Ne oturup olayı bambaşka şekle sokuyorsun.
Mesela İmam-ı Rabbani; anlattım, mesela Osman Ünlü Hoca çıkıyor, “üçbin yıl sonra çıkacak Mehdi (a.s.)” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından bin yıl sonra çıkacak” diyor, onu gösterdim, bak zoom yaptım gösterdim, “yok üç bin yıl” diyor. Yani o kadar ilginç ki insanlar, ben dünyayı, insanları gördükçe hayretten hayrete düşüyorum. Ben insanları çocukluğumda falan tek bir insan tipi vardır zannediyordum. Ya bir kısmı biraz vicdanlı olur, bir kısmı da biraz vicdansız olur, ama aşağı yukarı birbirine eşit zannediyordum insanları. İnsanlar çok acayip çeşitler, yani hayret edilecek çeşitler var. Nasıl akledemezsin, bu açık çok aleni diyoruz; göremiyorum, ben öyle bir şey fark edemiyorum, diyor. Allah diyor ayette, “gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler, kalp gözleri de kördür. Siz onları canlı zannedersiniz” diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım “onlar ölüdürler” diyor. Şimdi bu ayeti daha da iyi görmüş oluyorum. Daha da net görmüş oluyorum. Esra sen bana bir şey sormuştun demin.
SUNUCU:Evet Hocam. Ben bir yerde internette, Allah Mehdi (a.s.)’ye bir günde hidayet verecek diye okudum. Yani insanların içinden biri de olabilir, o sadece o gün tevbeden gelecek, bir gün içinde hidayet verilecek ve Mehdi (a.s.) olacak diye bir şey okudum.
ADNAN OKTAR:”Allah Mehdi (a.s.)’yi bir gecede ıslah eder” diye bir hadis var Peygamberin (s.a.v.), bir gecede. Onu İmam-ı Rabbani de, diğer büyük mücedditler de anlatıyorlar. Allah ona bir gecede harikulade haller verir yani olağanüstü haller verir diye. Benim anladığım bir gecede, gece biat edilmesiyle, dünya çapında güç kazanması olarak anlıyorum ben. Belki şöyle de olabilir, “Allah onu bir gecede ıslah eder” yani eksik yönleri varsa, onun tamamını yok edecek bir gece içerisinde Allah, öyle de olabilir. İnsan, mutlaka insanda hatalar olur, eksiklikler olabilir, yani eksik hatalı yönleri varsa bir gece içerisinde tamamı ortadan kalkacak, ertesi güne mükemmel olarak devam edecek, yani kusursuz devam edecek anlamında da olabilir. İkinci anlamı, harikuladelikler verilecek anlamı akla geliyor, o olabilir.
SUNUCU:Nasıl harikuladelikler mesela Hocam?
ADNAN OKTAR:Mesela, o gece Hızır (a.s.)’la tanışabilir, bazı batıni bilgiler alabilir, mesela cin alemine hakim olmanın ilmini alabilir, mesela bir gece içerisinde bütün cinler emrine girebilir. Olağanüstü bir şeydir bu, çok harikulade bir şey olur. Hatta şeytanlar bile emrine girebilir. Yani Hz. Süleyman (a.s.)’da olduğu gibi. İmana zıt bir ekiptir şeytanlar ama, Allah Hz. Süleyman (a.s.)’a öyle bir güç vermiş ki Hz. Süleyman onları, şeytanları eşek gibi çalıştırıyor, kurtulamıyorlar. Yani böyle özel bir ilim de verebilir Allah, tahakkuk ettiğinde tam anlarız. Yani şu an tahmin edebiliyoruz, muhtemelen buna benzer bir şey, bu olaylardan bir tanesi.
“Manisa’dan Hz. Süleyman (a.s.)’ın hazinesine sahip olan ama, kendisini hiç gören dostunuzdan bir mesaj.” Hayırdır inşaAllah. “Sayın Hocam, ismim Hamide, Allah’ın selamı rahmeti himmeti üzerinize olsun. Hocam gönlümüze düşen Allah’ın aşkı üzerine bağlı bulunduğumuz yerin desturuyla birlikte yanınıza ziyaret etme talebindeyim.” Buyrun inşaAllah. “Allah’ın izni olarsa inşaAllah Cuma günü Manisa’dan İstanbul’a geleceğim, sizi görmek ve sizden destur alıp hizmetinizde bulunmak istiyorum. Notumu okuyun, İstanbul’a gelince beni muallakta bırakmayın”, tamam. “Sayın Salih Aslan Muhammed Adnan Hocam” hepsini saymış. Bak, Salih Aslan Muhammed Hocam, gittikçe bu isim gelişecek. Ama ben şu Muhammed’i çok seviyorum. Muhammed ismi, Salih de çok güzel ama, Muhammed de çok güzel. “Ellerinizden öperim. Davetinize icabet edebilir miyim, canlı yayında cevap bekliyorum bu gece inşaAllah sizi izliyorum.” Ama bu ne demek “Manisa’da Hz. Süleyman (a.s.)’ın hazinesine sahip olan” neyi kastediyor acaba? Yani herhalde bilgi, bilgiyi kastediyordur herhalde, Hz. Süleyman (a.s.)’la ilgili bilgisi var anlamına geliyor olabilir. Yani herhalde böyle metafizik bir varlık olduğunu iddia etmiyordur kardeşimiz. Hz. Süleyman (a.s.)’la ilgili herhalde her türlü bilgi, detaylı bilgi biliyorum anlamında demiştir. İnşaAllah orjinal bir şeyle karşılaşmayız, inşaAllah. Yani o kadar çok alıştım ki artık yani. Ama kardeşimi tenzih ederim tabii, o çünkü sevgi dolu, samimi. Fakat biraz detay verseydi iyi olurdu, çünkü biz ancak tahminle şu an anlamaya çalışıyoruz. Bana bir soru sor, istirham edeyim.
MİSAFİR 2:Mehdi (a.s.), şu anda Mehdi (a.s.) olduğunu biliyor mudur?
ADNAN OKTAR:Ancak hüsn-ü zan olabilir yani benim anladığım, okuduğum kadarı ile, gördüğüm kadarıyla hüsn-ü zan olabilir. Yani bütün alametleri üzerinde görüyorsa, olabilir mi acaba diyebilir. Olabilir mi acaba, ki Müslüman zaten bunu istemesi lazım, her Müslüman keşke olsam, keşke Mehdi (a.s.) olsam demesi lazım.
MİSAFİR 2:Ama tabii ona verilmiş harika durumlar da var yani.
ADNAN OKTAR:Her halukârda, her halukârda Allah-u alem diyemez. Her halukârda diyemez. Mesela ben kendimden alıyorum, Mehdi (a.s.)’nin bütün alametlerinin aşağı yukarı hepsi var üzerimde. Dünya çapında çok başarılıyım, yani hakikaten benim gibi, yani bizim ekibimiz gibi aktif dünyada etkili bir grup varsa bana yazsınlar. Ama ilmi ve imani yönde, yani insanların hidayetine vesile olma yönünde. Darwinizmi, materyalizmi, ateizmi yıkma yönünde başka bir grup varsa, ben ayakkabısının altını öpeceğim o insanın arkasından gideceğim, söz veriyorum. Yani herkesin önünde söz veriyorum böyle bir grup varsa. Ama yok, dünya çapında en etkili grubuz, bu net. Küfrün de en çekindiği grubuz ve tartışma olduğunda da yüzde yüz ezen, mutlaka galip gelen bir ekibiz. Normalde tartışıyor adam televizyonda, bir orta yerde kalıyor mesela beşe beş, beşe altı kalıyor. Ama bizde kahredici bir ezicilik var, yani yüzde yüz eziyoruz. Şimdi olayın akışı, yönü itibariyle her yerde bir uyum var. İnanılmaz Allah’tan korkuyorum, tahmin edeceğin gibi değil, yani acayip korkuyorum. Yani acaba Cehennem’e gidecek miyim diye her gün düşünüyorum. Yani değil ki öyle bir Mehdilik iddiası olsun, öyle bir şey mümkün değil. Olacak olsa benim hüsn-ü zanda bulunmam lazım, bu kadar benzerlikten, binbir cihedden delil var yani adeta. Rahatça iddia edebilecek veyahut bu konuda ciddi şüphe edebilecek veyahut işte o şekilde bir yapıdayım. Ama yapmıyorum, yapamam, Müslüman olarak böyle bir şey mümkün değil. Kuran’la çelişen bir şey var, inancım olarak da mümkün değil yapamam. Allah’ın gariban bir kuluyum. Görüyorsunuz arkadaşlarla şakacıyım, bağıra bağıra şarkı söylüyorum, eğleniyoruz. Yani öyle bir Mehdi havası da yok üzerimde. Bu kadar benzerliklerim var, hani ağır oturaklı bir şey vereyim, hani millet beni böyle Mehdi (a.s.) sansın. Hani böyle, öyle bir derdim de yok. Gayet pürneşe bir tipim, esprilerim, şakalarım falan herkes bilir yani. Öyle bir konumum yok, ama cidden benziyor, çok benziyor, ben de şaşırıyorum.
OKTAR BABUNA:Milimetrik olarak uyuyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Milimetrik abartılı olur da, benziyoruz yani benziyorum hakikaten inşaAllah. Bir de etki açısından da düşünüyorum, çünkü olsa duymamız lazım. Şu grup iflahlarını kesiyor denmesi lazım Darwinistlerin, materyalistlerin, ateistlerin. Dinsizleri toz duman ediyor denmesi lazım. Kardeşim ne zorum? Hocam, mübarek Hocam çıkart şu ayağını altını öpeyim ben peşinden gideceğim derim. Ne güzel bir mürşide tabi olmak, büyük bir nimettir yani. Hay Allah razı olsun derim. Ama öyle bir ekip yok dünyada, yani bu anlamda bir ekip yok. Manevi hizmetler yapan var ama küfürle böyle göğüs göğüse boğuşan ve onları ezen, tuttuğunda çökerten, Darwinist, materyalist, komünist sisteme karşı, yani deccaliyete karşı böyle koyduğunda oturtan bir yapı ben göremiyorum.
MİSAFİR 1:Zaten dünyayı bırakın, İstanbul’da çıkacağı söyleniyor, İstanbul olması gerekiyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Kardeşim her cihedden yani. Mesela Mehdi’lik iddia edenlere bakıyoruz, araziye geçmişler, firari Mehdiler. Sen eğer Mehdi (a.s.) isen kale burası, burada göğüs göğüse mücadele etsene. İslam’ın kalesindesin, Türkiye’desin. Burada var gücünle gayret et. Ne kadar canları tatlı. Hapsedilmek ayrı bir dert oluyor, eleştirilmek ayrı bir dert. Lafa söze de gelmiyorlar, en ufak bir şeyde adamın tansiyonu 120’ye falan böyle, aman aman diyor bana bir şey söylemesinler. Küfretmesinler, hakaret etmesinler, gözaltına almasınlar, hapsetmesinler, tımarhaneye koymasınlar. Kardeşim öldürsünler, ne olur yani? Şehit olursun ne var yani. Bunlar tatlı su Mehdi’si inşaAllah, böyle olmaz. Ama İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinin hakikaten de çığ gibi geliştiğini görüyoruz inşaAllah. Ben sevgi dolu bir insanım, yani eleştiriye de açığım. Normal lisede yetiştim ben, normal ortaokulda. Cebeci Ortaokulu’nda okudum, Ankara Kurtuluş Lisesi’nde okudum. Benim annem de babam da her ikisi de laik ailelerdir. Yani babam CHP’liydi, annem de CHP’liydi, ondan sonra dedem de CHP’li, bizim köken sülale hep öyledir. Arkadaşlarım yani, akademide okudum. Akademi malum yani artık dünya çapında. Ama asla fikirlerimden taviz vermedim. Mesela bak benimle beraber yola çıkan insanlar kaç defa yolunu değiştirdiler, bir bakın geçmişe bakın. Benim dönemimdeki fikir ekollerine, düşüncelere bir bakın. Müslüman ekollerde de, Müslüman olmayan ekollerde de çok ciddi değişiklikler oldu, birçoğunda. Hepsini tenzih ederim bir kısmında, ama bende, yani övünme olarak söylemiyorum, 2-4-8-16 hiçbir şekilde taviz vermeden devam ettim. Allah devam ettiriyor, benim özel bir yeteneğim, gücüm olduğundan değil. Etten kemikten Allah’ın gariban bir kuluyum ben. Ben bir şey konuşuyorsam Allah konuşturur, bir şey yapıyorsam Allah yaptırır. Kuyruklu yıldızı ben nasıl çıkarayım? Allah çıkarır. Ramazan ayında ay ve güneş tutulmalarını ben nasıl yapayım? Allah yapar. Afganistan’ı ben nasıl işgal edeyim? Allah işgal eder, işgal ettirir. Ben Darwinizmi böyle yerle bir edecek eser; ben de mesela Yaratılış Atlası baskıdan geldi, yemin ediyorum irkildim, şaşırdım kitabı görünce, acayip bir şaşırma yani. Nasıl oldu, dedim kitaba, çünkü acayip vurucu bir eser. Avrupalılar’ın da ağzı burnu birbirine karıştı adamların yani. Acayip sarsıldılar. Bizim dışımızda da Darwinizm’e, ki deccaliyetin has kendisidir Darwinizm, boğuşan kimse yok. Hatta bilakis adam gazetesinde, dergisinde Darwinizm’in propagandasını yapıyor, Müslümanım dediği halde. Nakşıbendi’yim diyor, bakıyorsun şey yapıyor. Bir de ben insancılım yani sevgi doluyum, hep haktan yanayım, benim bir iddiam da yok, yani öyle bir şeyim yok. Mehdi mesela diyorlar ki, Fethullah Hoca olsa, iftihar ederim, keşke olsa ne güzel, gider elini öperim peşinden giderim. İslam ahlakı hakim olduktan sonra ne fark eder bana Mehdi? O da olur, şu da olur, şu da olur, yani iyi bir insan olsun, Allah’tan korkan bir insan olsun, biz görelim bitti, o kadar. Cennet’te de kardeş olursak, tamam bitti yani o kadar, inşaAllah. Fakat tabii ben bilgimi gittikçe artırıyorum, araştırıyorum, inceliyorum. Fakat tabii Mehdi (a.s.) inancında olağanüstü bir Mehdi (a.s.) inancı var, yani böyle Kuran’ı su gibi ezberler, hadisleri su gibi bilir, İngilizce, Fransızca, Almanca, Sırpça, Hırvatça, artık mesela en az 20-30 tane yabancı dil bilir. Paleontoloji, arkeoloji falan bütün modern ilimleri su gibi bilir, Farsça, Arapça zaten hepsini bilir, gramer bilgilerini bilir. Mehdi (a.s.) böyle olmayacak, yani söyleyeyim. Mehdi (a.s.) ümmidir, ümmi bir insandır. Yani Allah zaten hıfzın yerine bize Dabbet-ül Arz’ı gönderdi zaten, hıfz etmemize gerek kalmadı. Yani özel olarak hafızamızda tutmamıza gerek yok. Sağlam bilgi bak, Dabbet-ül Arz’da hepsi var zaten. Zaten bir insanın beyni bu kadar bilgiyi kaldırmaz, o kadar bilgiyi. Bir bilgisayarın aldığı bilgiyi bir insan beyni alabilir mi?
OKTAR BABUNA:Mümkün değil Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aklın ihtiyarı kalkar. Mehdi (a.s.)’de oluşacak bilgiyi Allah Dabbet-ül Arz’a yüklemiş, Dabbet-ül Arz’ı Mehdi (a.s.)’nin emrine vermiş. Emrettiğinde Mehdi (a.s.), Dabbet-ül Arz’dan o bilgiyi alıp insanlara sunacaktır. Olay budur. Yoksa yani böyle su gibi ezbere dayalı, eksiden mesela alimler ezberliyor ama, ne kadar ezberleyebilir, en fazla Kuran’ı, hadislerin bir kısmını ezberleyebiliyor. Onun dışında bir şey ezberleyemez, insan beyni sınırlıdır. Ahir zamanda deccaliyetle çatışıyorsun, deccal ne demek, şeytan. Şeytan dünyanın en büyük alimidir. Yani dünyadaki bütün bilimleri toplar şeytan. Bütün bilimlere cevap vermesi gerekiyor Mehdi (a.s.)’nin, bütün bilimleri nasıl kafasında tutsun Mehdi (a.s.)? Belli ki Allah onun emrine Dabbeül Arz’ı verecek. Nitekim bak bilgisayarla tozunu dumanına katmış oluyor. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, mesela bak benim bilgim yok, yani çok az bilgim var, ama Mehdi (a.s.) öncüsü olarak Dabbet-ül Arz’la kök söktürüyorum adamlara, koyduğumda oturturuyorum. En has uzmanı bile karşıma çıksa, odanın içine kitliyorlar mesela, saklanıyor adam üzerine kitliyorlar yani, çıkamıyor karşıma yani adamlar.
OKTAR BABUNA:Kapıyı kitliyorlar Hocam gerçekten.
ADNAN OKTAR:Tabii bak İtalya’da da şimdi panik başladı, İtalya’ya gelecek diye. İtalya sallanıyor yani günlerden beri. Hemen her gün basın, çok fazla sayıda basın ve televizyon mensubu o toplantının yapılacağı yeri arıyor günlerden beri ve sürekli haber oluyor gelecek diye. Niye? Benim orada turistik gezi yapmayacağımı biliyorlar adamlar, gelirsem ezerim. Mesela geçen İsviçre’de yer gök birbirine karıştı. Geldi geliyor, geldi geliyor.
OKTAR BABUNA:Bütün gazetelerin kapağında siz vardınız yani, üç hafta, dört hafta böyleydi, tek konu Hocamızdı maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi adam, Cübbeli oraya gelse İsviçre muhatap dahi olmaz, hatta eğlendirir adamları. İlginç bulurlar, anlatsın der adam. Bak ne diyor, sordu, Yiğit sordu herhalde.
OKTAR BABUNA:Yiğit Bulut.
ADNAN OKTAR:Evet. Dedi ki, “evrim hakkında ne diyorsunuz?” Böyle bir sakalını uzun bir süre kaşıdı, şöyle bir baktı, “evrim ne ki?” dedi. Bitti işte bu kadar, adamların aradığı ideal Hoca tipi budur. Bak hareketleri de çok artistik geldi, çok değişik. Önce bir sakal kaşıyor, sonra bakıyor düşünüyor, “evrim ne ki?” diyor. Böyle olduğunda zaten sorun yok, adam alnından öper seni, inşaAllah. Öyle neşeli Hoca arıyor adamlar zaten, öyle yani neyse detay vermeyelim, inşaAllah. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, bu bahsetmiştiniz Türkiye Gazetesi evrim haberleri yaptı, gösterelim mi haberleri vardı?
ADNAN OKTAR:Ha inanmıyor kardeşlerimiz de onun için gösterelim.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Türkiye Gazetesi’nde çıkan evrimci haberler yıllara göre, mesela 2007 yılında çıkan bir haber, 2007 yılında çıkan bir haberde güya insanın atası olduğunu iddia ettikleri fosilden bahsediyorlar.
ADNAN OKTAR:Kim bahsediyor?
OKTAR BABUNA:Türkiye Gazetesi. 2007 , 12 Temmuz 2007 haberi. Yine 22 Eylül 2010 tarihli bir haber, yine evrimci bir haber, “çok iyi korunmuş hazineden 1500 kemik parçası çıktı ve aralarındaki kılıç dişli kaplanların ataları olduğu tahmin edilen” yine evrimden bahsediyor. Yine Türkiye Gazetesi’nde çıkan bu haberde tarih olarak 2000 yılında çıkan, Aralık 2000’de çıkan evrim haberi, yine insanın atasından bahsediyor, güya atasından. Yine Türkiye Gazetesi’nde çıkan, bu da Temmuz 1999 tarihli evrimci haber, evrim propagandası yapan haber. Devam ediyoruz yine evrimci bir haber, 13 Aralık 2006 yılında çıkan, burada da işte güya bir deniz dinozoru fosili bulundu, bunun da evrime delil olduğu gibi iddiada bulunmuş. Devam ediyoruz, yine burada yıl olarak 5 Ağustos 2003’te çıkan evrimci haber, “aslanların atası Çankırılı” diye evrimci bir haber güya. “Penguenler eskiden daha büyükmüş” yine bir evrimci haber 2010 yılında çıkan geçtiğimiz haftalarda çıkan bir haber.
ADNAN OKTAR:Yani Türkiye Gazetesi’nde o arayan kardeşimiz bizi yakından takip etmesi lazım, biz samimiyiz. “Yok, Türkiye Gazetesi böyle bir şey yapmaz, nereden çıkarttınız?” diyor. Kardeşim biz yalan mı söylüyoruz, işte belgesiyle gösteriyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bir kısmı yani bunlar da.
ADNAN OKTAR:Ve az bir kısmını gösteriyoruz. Ki inanılır gibi değil, Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın bu konuda ki kesin açıklaması vardır. Darwinizme şiddetle karşı olan çok değerli bir mürşiddi. Kimya yüksek mühendisi, eczacı, emekli albaydı, aynı zamanda asker. Çok çok yetenekli bir insandır Hüseyin Hilmi Işık Hocamız. Var mı açıklaması Hocamızın?
OKTAR BABUNA:Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Sakın ha sakın, oradan buradan evrimcilerin doğru olmayan haberlerini alıp yayınlamayın, Müslümanlara zarar verirsiniz, İslam’a zarar verirsiniz. Aslı astarı olmayan bilgilere itibar etmeyin” diyor. Adamlar alıp sürekli yayınlıyorlar. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız benim lise yıllarından beri çok sevdiğim değerli bir insandır. Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin talebesidir, aynı zamanda halifesi. Nakşi mürşididir inşaAllah. Sonraki Hocası Es Seyyid Ahmet Mekki Üçışık, Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın yine o da mürşididir, ama Hüseyin Hilmi Işık Hocamız çok değerli, çok mümtaz bir insandır. Anarşiye, teröre karşı, yatıştırıcı, devlet yanlısıdır. Ama onun sözüne muhalif olarak, yani onun samimi ifadelerine muhalif olarak yepyeni bir çığır açmaya kalkmak, hem ayıp, hem günah. Onun için biz muhterem Enver Ören Ağabeyimiz’den, Hocamızdan istirham ediyoruz, ki o da Nakşibendi şeyhidir, değerli büyük bir alimdir. Bu tip olaylara müsaade etmemesini istirham ediyoruz, inşaAllah. Herkesin tanıdığı, beğendiği, sevdiği bir insandır kendi halinde. Böyle anormal şeylerden de hoşlanmaz. Ama kendine ait bir gazete, kendine ait bir televizyon, son derece kolay bu. Yani evrimle ilgili yalan haberleri yayınlamayın diyebilir. Halkı yanlış bilgilendirmenin alemi ne? O tahribatı biz temizlemek için aylarca uğraşıyoruz. Yani gazetede çıkan bir anormal haber, en az bir ay uğraşmamız gerekiyor. Ne gerek var kardeşim? Buldun mu Hüseyim Hilmi Hocamın ifadesini? Söyle.
OKTAR BABUNA:“Meselâ, bir fen adamı, jeolojik tabakalar arasında bulduğu bir kemik parçasında tedkîkler yaparak, hayât üzerinde kıymetli bilgiler toplamaya uğraşırken, beri taraftan fen yobazları, radyodan veyâ bir broşürden bunu haber alıp, “insanların aslı olan maymunun kemikleri bulundu. İnsanların maymundan hâsıl olduğu hakîkat hâlini aldı yaygarasını basıyor. Saf müslümânları aldatmaya çalışıyorlar” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim buna rağmen Türkiye Gazetesi de bunu yaparsa, artık Enver Ören Hocamıza biz ne diyelim yani.
MİSAFİR 2:Çok zor olmasa gerek.
ADNAN OKTAR:Tabii yani kolay bu, dursun bir, bir yerde durdursunlar yani. İstirham ediyoruz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hüseyin Hilmi Işık’ın Saadet-i Ebediye kitabından alıntı, evrim hakkındaki yanılgı.
ADNAN OKTAR:Bak bir kardeşimiz daha yazmış, maşaAllah. İltifat güzeldir, muhabbeti artırır. “Selamün aleyküm Hocam. Hocam gün geçtikçe gençleşiyorsunuz.” Doğru mu bu?
OKTAR BABUNA:Hocam doğru doğru.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, maşaAllah. “Sizi ilk gördüğüm halinizle, şu an ki haliniz çok farklı. Aslan kükredikçe heybetlidir” diyor. MaşaAllah güzel bir söz. “Siz maşaAllah kükredikçe gençleşiyorsunuz. Hocam siz geçmiş programlarda sesinizin güzel olduğunu söylemiştiniz. Ama bunu maalesef sadece yakın talebeleriniz biliyor” diyor. Ben diyorum sazlı sözlü güzel eğlence programlarımız oluyor kendi aramızda. İnşaAllah. Çok güzel Veysel Karani’yi şahane okuyorum.
OKTAR BABUNA:Şahane Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Selamun aleyküm Hocam. Mehdi (a.s.)’nin olağanüstü güçleri olacak mı? Yok. Bakın ben size söyleyeyim, göreceksiniz ben Türkiye’deyim Mehdi (a.s.)’yi, gayet normal, makul bir insan olduğunu göreceksiniz. Şartlar, ortam Mehdi (a.s.)’nin çıkışını mecbur hale getirecektir. Ve son derece makul, sevecen, milletin, birçok insanın aklından geçmeyen bir hürriyet ve demokrasi ve hoşluk ortamı olacaktır, insanların beyninin üstündeki zincirler çözülecek. Oh bayrammış, ne güzel bir dünyaymış diyecekler.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İblisin insanların üzerine döktüğü kiri Mehdi (a.s.) temizleyecek. İblis dünyayı boğdu, habire gençlik intihar ediyor kardeşim dünyanın her yerinde. Şeytan diyor intihar edin, intihar, intihar edin, intihar, mahvetti insanları şeytan. Bunu durduracak Mehdi(a.s.), olay budur. İsa Mesih (a.s.)’te öyle, çok tatlı, dünya tatlısı, şeker bir güzel Peygamber, böyle seveceğiz böyle inşaAllah. Yani öyle aklın ihtiyarını kaldıran bir şey olmaz. Kardeşim mesela bak aklın ihtiyarını kaldıran bir şey olmaz ben söylüyorum.
Mesela bizim evde oturuyorduk, bizim evin her tarafı kapalı bir gün şey yaptık, böyle özel izolasyon yaptırdım eve. Yani hiçbir yerden hiçbir şey giremeyecek gibi, böyle haşerat maşerat hiçbir şey giremez. Evin içinde birdenbire bir kuş belirdi. Evin içinde yirmi kişi falan var, normal kuş, yani mümkün değil girmesi. Dedik bu nasıl oldu? Yani aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey mi bu? Şimdi kardeşim şimdi bardağın, kapalı bardağın içinde kuş olursa bu nedir bu? Onun gibi o da, kimse yok ki giremiyor ki. Çıktı tavana hayvan duruyordu, tavanda kayboldu. Oraya da baktık, çıkacak hiçbir yer yok, mükemmel izolasyon var. Hayvan kayboldu, nedir bu? Bu eğer aklın ihtiyarını kaldıracaksa kaldırır ama kaldırmadı, çok makul geldi bize, acayip makul geldi.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evi karıncalar basmıştı, var mıydın o gün sen?
OKTAR BABUNA: Vardım Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama en az bir milyon karınca vardı, öyle az buz değil. Bir dişi karınca getirin bana kanatlı, dedim. Bak şimdi ilaçla hepinizi yok etmeyelim, dedim. Ben sizi seviyorum dedim. Ölmenizi istemiyorum, git onlara söyle size on beş dakika süre veriyorum hepiniz gideceksiniz dedim. On beş dakika sonra alayı birden gitti kardeşim.
OKTAR BABUNA: Hocam 12. dakikada sordunuz, dediler ki; “daha gitmedi.” dediler. Kaç dakika daha var, dediniz, “3 dakika daha var” dediler, 15 dakikanın dolması.” Tamam, dediniz siz telefonu kapadınız. Üç dakika sonra tekrar haber geldi, ”hepsi gitti” diye inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim evin içi çaka çaka dolu, yani öyle herkes gördü, kalabalıktı. Mesela şimdi bu aklın ihtiyarını alır, ama almadı. Evin pencereye, biz oturuyorduk, küt diye bir kuş vurdu, bizim pencere tabandan tavana kadar. Normalde kuşlar öyle vurdumu ölüyorlar, çünkü daha önce öyle birkaç kere kuş çarptı öyle serçe, öldü hayvancık. Çünkü çok sert vuruyor, bilmiyor cam olduğunu vurdu mu ölüyor. Zaten hiçbir hayvan dayanmaz öyle vurmaya. Hayvan bir vurdu küt diye, bayağı vurdu ama cama, hiçbir şey olmadı kaçtı gitti. Bir daha geldi, bir kere daha bindirdi küt diye, acayip vurdu ama cama, yine bir şey olmadı. Bu içeri girmek istiyor herhalde, açın şu kapıyı dedim. Yani üç-beş kişi değil, evin içi bayağı kalabalık. Açtık, pır içeri girdi. Bir daha geldi tin tin tin tin tin yanaştı, sen gel bakalım, dedim. Böyle yanaştı, içeri girdi, zaten içeri girmesi çok şaşırtıcı. Yani ölmemesi bir kere şaşırtıcı, hayret edilecek bir şey. Sersemlik bile yok, en azından bayılması lazım. Allah`ı tesbih edin dedim bizim arkadaşlara, Allah`ı tesbih ettik o da cik etti böyle. Cennette de böyle olacak dedim, cik dedi bir daha öttü. Sonra sen gel bakayım buraya, yanıma gel dedim tin tin tin tin, şöyle L biçiminde uzun bir koltuk vardı, yani yaklaşık 3 metre falan boyu 3 metre, 1,5 metre de eni L biçiminde. O L`nin başından başladı tık tık tık tık, adamlar da var bak, birçok kişi var evin içinde. Herkesi atlayarak geldi geldi tam geldi başımın üstüne kondu. Hayret. Nefesim kesildi, yani aklım durdu. O kadar da hafif ki böyle sanki kafama böyle yaprak gelmiş gibi, böyle acayip hafif zor hissediliyor, geldi saçımın üstünde oturdu. Şimdi çok heyecanlandım, acayip hoşuma gitti. Hadi sen git, hadi git dedim, bu sefer tık tık tık tık ilerledi baktım gitmiyor, hafif de poposuna vurdum böyle, sen git yine gelirsin dedim bak, ikna edemedik. Ne diyeyim yani? Evin önünde saksı vardı gitti oraya kondu. Çocuklar ekmek verdiler yesin diye, normalde vahşi hayvan yemesi lazım, yemedi. Ben yemez o dedim, tabii. Oradan yine poposuna vurdum, bak yine gelirsin dedim pırrr diye uçtu gitti. Şimdi bu harika bu, aklımızın ihtiyarını kaldırıyor mu? Hiçbir şekilde değil, sadece hoşumuza giden bir olay olarak aklımızda kaldı. Yani bu kadar.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani mesela buna benzer olaylar da oluyor yine ufak tefek. Bunlar çok net olanlar ama buna benzer çok oldu. Mesela bir kere evin penceresinden dışarıya güzel bir süslü bir kuş geldi. Ben seni göremiyorum -camın arkasından- biraz gelsene sen, dedim. Tık tık tık tık geldi direk bana bakıyor. Ben kendim duyacak gibi konuştum, hayvanın duyacağı gibi değil, zaten duymaz hayvan zaten anlamaz yani, öyle yani içimden Allah`a dua mahiyetinde söyledim. Evin aşağı kısmından merdivenden tık tık geldi böyle baktı bana, baktı gitti. Yani buna benzer çok fazla küçük küçük olaylar var daha küçük ama bunlar mesela çok net. Harika değil mi bunlar. Çok şaşırtıcı. Oluyordur insanlara, birçok insana olur bunlar, bu tip şeyler oluyor ama pek dikkat verilmiyor, önem verilmiyor öyle geçişiyor.
SUNUCU:Tesadüf zannediliyor.
ADNAN OKTAR: Tesadüf zannediliyor tabii, bir şekilde. Mesela kuşun kaybolmasıyla açıklanacak hiçbir şey yok. Çünkü evin bir daha yeniden çok teknik inceledik yeniden acaba hakikaten gelebilecek yer var mı diye, hiçbir yer yok. Çıkacağı da bir yer yok. Tavandan nereye gitsin hayvan? Düz normal evin tavanı, gidecek bir yer yok. Kayboldu hayvan bir anda. Normal kuş, tabii maşaAllah. Her şey dünyada mucize ama, insanların zannettiği gibi olmuyor, aklın ihtiyarini almıyor. Onun için diyorum, bak Mehdi (a.s.) çıkacak çok normal karşılayacaklar. İsa (a.s.)yı da, onu da çok normal karşılarlar. Onlardan sonra bozulmanın nedeni de bu, insanın aklı çok değişik böyle tahmin edildiği gibi değil. Bir anda bozulma başlıyor, Hz. İsa (a.s.’nın vefatından on yıl sonra falan aşağı yukarı bozulma başlayacak. On yıl falan en fazla dayanacak. Şiddetli gerilemeye başlayacak. Ondan sonra acayip sapıtıyorlar, sanki daha önce veli karakterli olan insanlar onlar değillermiş gibi, yani toplum. Akıl almaz bir imansızlığın içine girecekler, hayret edilecek bir imansızlık. Ondan sonrada Allah dünyaya vuracak. Cenab-ı Allah`ın izniyle Kıyamet kopuyor. Biz son zamandayız. Birçok kişi anlamazlıktan geliyor. Ne güzel işte, Allah`ın dediği her şey oluyor, daha ne istiyorsunuz?
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Pelin Batu bir yazı yazmış Hocam bugün.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
OKTAR BABUNA:Evrimcilerin yaptığı sahtekarlığı anlatmış uzun uzun.
ADNAN OKTAR:Ne şeker şey, acayip sevimli bir şey. Aferin ona.
OKTAR BABUNA:İnsan ve maymunun kemiklerini birleştirip bilim dünyasını fena işlettiler diye bu Pitdown adamı sahtekarlığını yazmış, nasıl sahtekarlık yapıldığını. “Sahtekar bulunmadı” diyerekte bitiriyor.
ADNAN OKTAR:Bu, acayip kanım kaynıyor buna ne hikmetse, müthiş sevimli bir şey.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:O çok güzel huylu, maşaAllah. Yalnız o bizim tombul bu çocuğu çok üzüyor, rencide ediyor bayağı, çok tedirgin ediyor, rahatsız ediyor. Dünya tatlısı acayip şeker, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok mazlum ben mesela böyle sivri bir sesini hiç duymadım, böyle insancıl. Bir de yüzündeki ifade çok tatlı, müthiş sevimli. Bilmiyorum bana mı öyle geliyor? Acayip sevimli, maşaAllah. Başka ne var?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Nasuhi Güngör bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Kim?
OKTAR BABUNA:Nasuhi Güngör.
ADNAN OKTAR:Kim o?
OKTAR BABUNA:Star Gazetesinde bir köşe yazarı. Erbakan düşmanlığı eleştiri sayılabilir mi?
ADNAN OKTAR:Ne diyor? Özetle onu söyle.
OKTAR BABUNA:Bir bölümünde Erbakan Hocamıza destek vermiş “Bazı kesimlerde temeli olmayan bir Milli Görüş ve Erbakan düşmanlığı var” demiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim düşman olsalar kaç yazar, desteklemeseler kaç yazar. Yani Erbakan Hocam gümbür gümbür eze eze gelmiş mi? Bakın sıfır fireyle, nerde görülmüş böyle bir şey? Ezici çoğunlukla, tamamı verdi Hocamıza oylarını. Helal olsun Hocamıza. O da aşka geldi, mesela o ağlaması da Allah aşkından, helal olsun. Allah, Cennette de ona güzel makamlar nasip etsin inşaAllah. Hocamızı biraz da şimdi zayıflatacağız, inşaAllah. Ayağa kaldırtacağım Hocamızı Allah`ın izniyle, hatta koşacak Hocamız Allah`ın izniyle. Kardeşim şu yaşlı edebiyatı beni gıcık ediyor. Mehmet Altan çıkıyor, babası piri fani ortada geziyor adam, herkese anlatıyor, istediğini konuşuyor. Sen babana bir şey demiyorsun da, ona niye diyorsun? Ama şunu söyleyeyim, iki kardeş ikisi de hakikaten sempatik buluyorum. Ahmet Altan da Mehmet Altan da, ikisini de. Çünkü pozitif ve olumlu bakan insanlar böyle. Bir de baskıya karşılar, çok önemli bu. Hürriyetçiler, benim hoşuma gidiyor bu. Hürriyetçi her insanı severim ben, hürriyeti arayan insanları, özgürlük arayan insanları. Özgürlük çok güzel bir şey. Mesela despotluğa karşı olmak, baskıya karşı olmak, bu delikanlılık ister. Bu yönden delikanlılar ama şu Erbakan Hoca’ma sözünde vicdanı konusunda ciddi tereddüte düştüm, yani hiç yakışmadı ona. Kardeşim ne alaka? İstersen kendi köşesine çekilir, normal hayatını yaşar yani öyle atadan, ecdattan zengin bir insan Erbakan Hocamız ve ayrıca makine profesörüdür, kendi maaşı bile kat kat yeter. Ne yapsın bu yaşından sonra parayı, ne yapsın? Gidip gazinoda mı yiyecek parayı ne yapacak yani. Yani yiyecek ihtiyacı da yok, ev ihtiyacı yok, ne yapsın parayı? Allah rızası için o heyecan çok önemlidir. Davası olmayan parti neye yarar? Bir davası var ve o davanın hakkını veriyor, bu kadar. Ve o kadar parti tabanına saygılı olması lazım. Ahmet Altan mı, Mehmet Altan mı bunu söyleyen?
OKTAR BABUNA:Mehmet Altan Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehmet Altan tamam. Ahmet Altan daha sevgi doludur, daha kalbi daha muhabbete yatkın bir insandır. Mehmet biraz daha sert siyasi ruha yatkın, yani siyasette böyle sertliğe biraz daha yatkın. O olmadı o, mesela kardeşi Ahmet’e benzese daha güzel olur. Yakışmadı.
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben mesela Allah vermesin Devlet Bahçeli’ye yarın öbür gün bir şey demeye kalksa, yaşlanmış olsa yıkarım ortalığı da ama hukukla, kanunla, laf söyletmem. Mesela Türkeş’e de birisi laf söylerse bu çok gıcığıma gider. Bir dava adamına sen laf söylüyorsun, yaşlanmak ne kelime. Ve üstelik de yaşlı, zaten zibil gibi çevresi hep yaşlı. Aydın Doğan yaşlı, bıyık yaşlı.
OKTAR BABUNA:78 yaşında
ADNAN OKTAR:Ondan sonra Çetin Altan yaşlı, hepsi yaşlı, yani böyle piri faniler topluluğu haline geldiler. On yıl sonra kim bilir ne olacak yani, inşaAllah. Allah uzun ömür versin de, belki hiçbiri kalmayacak bilemeyiz ki, inşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam.” Aleyküm selam. “Hem Türk-İslam Birliği’ni savunuyorsunuz, hem de geçen programda, asırlardan beri Doğu Türkistan’da Müslüman Türkleri katleden, Çin Halk Cumhuriyeti’ne methiyeler düzüyorsunuz. Bunu açıklar mısınız Hocam. Hüseyin Ulutan. “Çin Halk Cumhuriyeti’ne methiyeler düzüyorsunuz.” Çin Halk Cumhuriyeti’ni şöyle, insan olarak ben Çinlileri canım gibi severim, mazlum, garibanlar. Zaten komünizm onları ezmiş, bir de ben mi ezdireyim adamları?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Çin Müslüman olmaya doğru gidiyor ve Müslüman olacak Çin. “Hz. Mehdi (a.s.) Çini de alır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerde, Çin de fethedecektir manen. Biz bütün Çinlileri seviyoruz. Hepsini de kurtaracağız Allah’ın izniyle. Zalimler, faşist zalimler, komünist zalimler ayrıdır kardeşim, onlar ayrıdır. Katillerle ben mazlum Çin halkını niye iç içe koyayım. Amerikan halkını ben çok seviyorum. Hayat dolu, neşeli, canlı, hürriyetçi insanlar hepsini seviyorum. Ama katillerini lanetliyorum. Yani onları kahpelikle itham ediyorum katilleri, o ayrı meseledir. Çinli kahpeleri de, katil kahpeleri de lanetliyorum. Ama Çin’deki ufacık bebelerin falan ne suçu var? Bıcır köfteler, sivil geziyorlarmış alt tarafı böyle küçükler, hepsi öyleymiş Çinlilerin, 2-3 yaşında tabii. Zaten gariban eziliyor, bir de biz mi ezelim adamları. İki metre karede zaten hapsedilmiş, sürünüyorlar, bir de biz mi süründürelim? Onları kurtarmak peşindeyiz biz. Çin güçlü olsun devleti. (Çinli çocuk fotoğrafı için) Baksana şu şekerliğe, yerim ben bunu, direk bir lokmada yerim ben bu herifi. Şu tatlılığa bak, yani iyi ki yanımda değil, inşaAllah. Bizim bir alıp veremediğimiz yok o yönde. Rus milleti de çok temiz, güzel bir millettir, güzel insanlardır. Kıyamet’e kadar Allah sağlık sıhhat, güç versin devletlerine. Alçaklarıyla bizim mücadelemiz, kahpeleriyle bizim mücadelemiz. Mazlum halkla ne alıp veremediğimiz var bizim? Devletle ne alıp veremediğimiz var, devletin ne suçu var? Devletin içindeki alçaklarla bizim mücadelemiz. Devleti niye yıkılsın, yani niçin yıkılsın? Devlet güzel bir müessese, devlet insanlara hizmet için vardır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Devletin içindeki alçaklar sorundur. Biz onlarla uğraşıyoruz. Nitekim bak ben Çin hükümetini eleştirdim. Yıllardan beri eleştirirler, bunlar kılını kıpırdatmıyorlar. Çin hükümetini ben eleştirdikten sonra, Doğu Türkistan’da olağanüstü değiştiler. Olağanüstü, “Allah razı olsun” diyor Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz.
OKTAR BABUNA:Hatta “gelip siz de bakın” dediler.
ADNAN OKTAR:“Gelin teftiş edin, bakın” dediler Çin hükümeti. “Arkadaşlarınızı da alın beraber gidelim” dediler. Ama tabii kıyma olmak istemediğimiz için, yine de güvenemiyorum. Benim o karakollara falan iyice bir kanaatim gelecek, adam kaybolmalar duracak. Bir tane faili meçhul istemiyoruz, bir tane. Gece adam almalar falan bunlar duracak. Ama yolları asfaltlıyorlarmış, evleri yapmaya başlamışlar falan olağanüstü değişmiş. Çok güzel, maşaAllah. Kardeşim bizim ne alıp veremediğimiz Çin’le. Uygur Türkleri kardeş, güzel yaşasınlar. Biz Çin yıkılsın istemiyoruz ki.
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Benim canlarımı, Doğu Türkistan’lı esir olmuş kardeşlerimi bıraksınlar yakalarını bu kadar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İstedikleri gibi adetlerini yapsınlar. Orada kapalı hanım kızlar var, böyle acayip şekerler çekik gözlü falan. Ne istiyorsunuz çocuklardan? Bırakın istedikleri gibi yaşasınlar. Dedeler tarlalarda istedikleri gibi buğday eksinler, koyunlarını gütsünler, ellemeyin, can güvenliği içinde yaşasınlar. Gece yarısı evden alıp götürmek ne demek.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:İt kopuk Çinli, aygır gibi herifler var böyle çakallar, Çin çakalları, ellerinde sopalarla falan geziyor. Ben şiddete karşıyım, şiddete şiddetle değil, şiddete karşı sevgi ve şefkat. Nitekim bak sevgiyle yaklaştık, Çin Hükümeti hiçbir şekilde söz dinlemezken, sevgiyle yaklaşınca düzeldiler. Biz onların büyükelçileri ile de görüştük. Çin Büyükelçiliği mensuplarıyla da görüştük, iki kere görüşmemiz oldu, inşaAllah. Zulüm kalktıktan sonra bizim kimseye bir sözümüz yok. Yani hiçbir devletin yıkılmasını istemem ben. Ne alaka kardeşim? Devlet ne güzel bir hazır bir mekanizma niye yıkılsın. Ne çıkarımız olacak? Mühim olan orada Hıristiyanlar, Museviler, Müslümanlar, komünistler de, bak komünistler de rahat yaşasınlar. Ben mesela komünistleri ezdiklerinde içim burkuluyor. Müthiş rahatsız olmuştum hala unutmam, Bayrampaşa‘da o kız çocuklarına, Marksist kızları, komünist kızları zoraki çıkartmışlardı hapishaneden. Çıkmak istemiyorlardı, orada kızlar kendilerini yaktılar çocuklar. Allah kalbimi biliyor, acayip öfkelendim, anormal öfkelendim. Mesela terörist bir kızı vurmuşlardı onu sergilemişlerdi, yani vücudunu açmış sergilemişlerdi televizyonda gördüm. Mesela müthiş öfkelendim, acayip ağırıma gitti, istemem. Sen onu Darwinist, materyalist ile eğitiyorsun, çocuk da Marksist oluyor, komünist oluyor, niye bu komünist oldu? Kim eğitiyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Eğitme. Marksist eğitme, Darwinist, materyalist eğitim verme, vermezsen hiçbir şey olmaz. Normal eğittiğiniz zaman o düzelmedi mi. Ben şiddete, şiddetle karşıyım, öyle bir şey kabul etmem ben, kim yaparsa yapsın. En azından kendini savunuyorsa dahi, veyahut ille bir zor kullanması gerekiyorsa; kardeşim “yakacağım kendimi” diyor. Bir dur Allah Allah, niye yaktırıyorsun çocuğu. Üst baş perişan, acayip kabus görmüş gibi oldum, müthiş kanıma dokunmuştu. Mesela ben Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Yusuf Aslan asıldığında kanım donmuştu, acayip şaşırmıştım. Ben oh olsun falan demedim, kanım iliğim çekildi hayret ettim ve hiçbir şekilde de istemem asılmalarını. Aslan gibi delikanlıydı.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Yusuf Aslan, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş. Deniz Gezmiş, birçok yabancı dil bilen çok kaliteli bir çocuktu, niye asılsın kardeşim? Eksiği varsa eğitilir. Nitekim bak kanunu değiştirdiler, güzel oldu. Keşke o zaman değiştirselerdi kanunu. İnşaAllah. (Çinli çocuk fotoğrafı üzerine) Kardeşim şimdi bana diyorlar ki: “Çinlilere niye karşı değilsin?” Nasıl karşı olayım? Şu heriflere bak, ben bu herifi yiyim mi, ne yapayım? Bak tipe bak herifin, kollar yumuk yumuk. Ben bunların kılına dokunanın alnını karışlarım. Bize emanetler Allah’ın izniyle, inşaAllah. Kuzuya benziyor, şu tatlılığa bak, bunu şapkasıyla falan yerim, inşaAllah.
“Çok değerli Hocam, az önce anlattığınız konu, Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatında da oluyor. Risale-i Nur’dan aynen aktarıyorum.” Salih kardeşim. “ve en latif bir emare şudur ki, dün birdenbire bir serçe kuşu pencereye geldi, durdu. Biz uçurmak için işaret ettik, gitmedi. Mecbur oldum, Ceylan’a dedim pencereyi aç ‘o ne diyecek’ dedi.” Yani pencereyi aç demiş Bediüzzaman. İçeri girmiş, hakikatten aynısı Bediüzzaman’ın, “girdi durdu, ta bu sabaha kadar. Sonra odayı ona bıraktık. Yatak odama geldim. Bu sabah çıktım, kapıyı açtım, yarım dakika döndüm, baktım Kuddüs, Kuddüs sihrini yapan bir kuş odamda gördüm, gülerek dedim, bu misafir niçin geldi? Tam bir saat bana baktı, uçmadı, ürkmedi.” O hayvan da tepeme kondu, ürkmediyi bırak yani tepemde durdu. “Ben de okuyordum, ekmek bıraktım yemedi.” Bak aynısı bende de oldu. Hayret hiç haberim yok, mesela bu şeyi sonradan okudum, inşaAllah. Hayır böyle bir kıssayı biliyorum da, yani bu detayı tam olarak hatırlayamadım şimdi. “Yine kapıyı açtım, çıktım, yarım dakikada geldim, o misafir kayboldu. Sonra bana hizmet eden çocuk geldi dedi ki: ‘Ben bu gece gördüm ki, Hafız Ali’nin kardeşi yanımıza gelmiş.’ Ben de dedim Hafız Ali ve Hüsrev gibi bizim kardeşimiz buraya gelecek. Aynı günde iki saat sonra çocuk geldi, Hafız Mustafa geldi. Hem Risale-i Nur’un serbestiyesinin müjdesini verdi.”
ADNAN OKTAR:1956 yılında, evet 1956 yılı bu Bediüzzaman’ın dediği bu olay. Çok önemli bir yıl olarak söylüyor 1956’yı Bediüzzaman.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:“’Hem de mahkemedeki kitaplarımı da kısmen getirdi. Hem serçe kuşunu ve senin, hem Kuddüs kuşunun tabirini ispat etti ki, tesadüf olmadığını ispat etti. Acaba emsalsiz bir tarzda, hem serçe kuşu acip bir surette, hem Kuddüs kuşu garip bir surette gelip bakması, sonra kaybolması ve masum çocuğun rüyası tamı tamına çıkması, Risale-i Nur’un hafızane gibi bir zatın eliyle buraya gelmesinin, aynı zamanla tevafuku hiç tesadüf olabilir mi?’” diyor Bediüzzaman. ‘”Hiçbir ihtimal var mı ki, bir beşaret-i gaybiye olmasın.’ Çok derin saygı ve sevgilerimle Salih.” Salih demek ki Risale-i Nur’a bayağı hakim bir kardeşimiz, maşaAllah. Nur talebesi kardeşlerimiz bize, böyle bilgileri bana aktarırlarsa ama kısa olmak şartıyla, sürekli böyle okuyabiliriz. Bir ara yapıyorlardı sonra, ama çok uzun gönderiyorlar böyle üç sayfa, dört sayfa öyle değil. Şu kadar kısa olursa iyi olur, inşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam, nasılsınız? Risale-i Nur’da,” aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu, “yirminci mektuba bağlı bir şeyi sormak istiyorum. Barla Lahikası’nın 27’inci mektubunda; “dedi ki: ‘Ya camii, bu Hurafat-ı Kuran’iyeye dair beyan ettiğiniz... ne dersin?” Yok bu fal anlamında demiyor, ben hani yapıyorum, şöyleyi kastediyor, o fal değil. O sözün Arapça karşılığı için onu söylüyor. Mesela ben diyorum ya kardeşlere, aç sen bir ayet aç, şimdi burada mesela ne olduğu? Şeytandan Allah’a sığınıyorum, Zuhruf Suresi, 10. Şeytandan Allah’a sığınıyorum “Ki O, yeri sizin için bir beşik kıldı.” Mehdi kıldı diyor Allah, yeri sizin için bir Mehdi kıldı. Beşik, Mehdi anlamına gelir. “Ve doğru bulursunuz diye onda size yollar var etti.” Bak, “doğru yolu bulursunuz diye onda size yollar var etti.” Ebcedi 2022 yılını veriyor.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi açtık burası çıktı, bu nedir? “Fal” diyor işte buna Bediüzzaman. Yani fal diye, açılıp herhangi bir sayfa çıkması. Yani bildiğimiz kahve falı, gaybden haber verme anlamında bir fal değil bu, anlaşıldı mı? O anlamda söylemiyor. Yani kelimenin kullanışında bir şey, mesela Nucum ilmi vardır, yıldız ilmi. Ehl-i Nucum, astronomlar Ehl-i Nucum’dur, Nucum ilmi. Aynı zamanda büyü yapan, gaybden haber veren adamlar içinde Nucum Ehl-i denir. Yani Nucum ehliyle ilgileniyor derler. Aynı değildir. Yani kelime benzerliğinden kaynaklanan bir şey, yoksa fal anlamında değil. Evet Oktar Hocam söyle.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. İmam-ı Gazali Hazretleri Peygamberimiz (s.a.v.)’ın sözlerine dayanarak münafıkların aşağılık karakterini anlatıyor Hocam, okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Oku evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Resulullah (s.a.v)’a soruldu, mümin kimdir, münafık kimdir? Resulullah buyurdular: “Mümin olanın gayesi, işi, gücü, namaz ve oruçtur. Münafığın ise gayesi hayvan gibi yemek, içmektir.” maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi onu tabii genişletelim. Mümin İttihad-ı İslam’ı istiyor, Türk-İslam Birliği’ni istiyor, Kuran’ın yaşanmasını istiyor, Kuran’ın yeterliliğini savunuyor. Resulullah (s.a.v.)’ın Kuran’ı tefsirinin güzel olduğunu söylüyor. Münafık ne yapıyor? Gidip artık kime yapıştıysa, orada yiyip içip kendini besleyip, muhafaza ediyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama en belirgin şeyleri, yemek yeme, saklanmak. Hayvan gibidir münafık, tehlikeden çok korkar. Hayvan nasıl korkarsa saklanır, münafık da sürekli bir korku içerisindedir. Saklanma içgüdüsü vardır münafıkta. Hep böyle bir kaya kovuğu da bulsa, hani diyor ya ayette: “Bir kaya kovuğu bulsa girer” diyor. Onların hayvanlığını vurgulamak için söylüyor Cenab-ı Allah. Mesela Müslümanların yanından kaçması, hayvani içgüdüden oluyor. Ya bir zarara uğrarsam, işte ya baskın olursa, ya tevkif edilirsem, ya hapse atılırsam, ya iftiraya uğrarsam, ya bir zarara uğrarsam, ya keyfim kaçarsa, onun için o hayvani içgüdüyle kaçar. Kaçar ve ilk bulduğu yere girer ama orada yemek bulması şart ile bak. Münafığın neye ihtiyacı vardır? Barınma, yemek yeme ve tehlikeden korunma içgüdüsü ve sonsuz yaşama içgüdüsü vardır hep. Ölmek istemez münafık. Ölümden korkar, ölme içgüdüsü galiptir. Fakat Müslümanlardan da tam ayrılamıyor, Allah’ın hikmeti nasılsa? Mesela dinsizliğini ilan edebilir, ilan edemiyor, etmiyor. Tam aksine müthiş takva görünüyor. Diyor ki Müslümanlara: “Siz çok yetersizsiniz.” Mesela Bediüzzaman’a karşı olan münafıkların özelliği neydi biliyor musunuz? “Sen Ehl-i Sünnet düşmanısın.” Ehl-i Sünnet’e diyorlar mesela, otuz cihette karşısın, kırk cihette karşısın, elli cihette karşısın, diyorlar. Bediüzzaman’a karşı o devirde mücadele verenlerin hemen tamamında yaptıkları suçlama, Bediüzzaman’ın takva olmamasıdır, yetersiz gördükleri için. Sen ne yapıyorsun? O bütün dünyaya etkili oluyor. İttihad-ı İslam’ı yayıyor, Türk-İslam Birliği’ni yayıyor, Müslümanların birliği için gayret ediyor, insanların hidayetine vesile oluyor, imansızların imanını kurtarıyor. Sen ne yapıyorsun? Ben de Ehl-i Sünnet’i kurtarıyorum, diyor. Nasıl kurtarıyorsun? “Ya bir kere fitne çıkarıyor Bediüzzaman” diyor. Fitne bak, hapse giriyor bu bir fitne, her yerde adından bahsediliyor, bu fitne, bir de en vahimi, “Ehl-i Sünnet’e uymuyor” diyor. Nereden anladın? “Sakal yok mübarekte” diyor. Bediüzzaman her hapse girdiğinde sakal tıraşı olacak? Mesela benim sakalım vardı, Bayrampaşa’ya geldim, selamün aleyküm hoş geldin, buyur şöyle otur bakalım berber koltuğuna, dediler. Sakalı kurtarmak için ben bayağı bir uğraştım. Doktoru çağırın dedim cildiyeden, oradan kurtarmak için, tabii kimse öyle dinlemiyor. Bayağı uğraştım, cezaevinin doktoru geldi. Bunun kurtarır bir şeyi yok mu, dedim doktora böyle, cilt alerji yapıyor falan gibi öyle düşünemez miyiz falan, dedim. “Yok” dedi, “benim yapabileceğim bir şey yok.” Ondan sonra berber ya Allah bismillah dedi, bir girdi sakalı kesti. Bediüzzaman diyor ki: “bana onu bir yapsalar, ben ölürüm orada” diyor. “Ben öyle bir Sünnet’i kaldırtmam, öyle bir şeyi de yaptırmam, öyle bir şeyi istemem” diyor. Elhamdülillah biz ölmedik ama hakikaten ağır bir şey yani, zor bir şey, kolay bir şey değil. Bediüzzaman sakallı girecek, sakalsız çıkacak, sakallı girecek, sakalsız çıkacak, olur mu? “O yüzden bu sünneti terk ettim” diyor, inşaAllah. Ona benzer tabii. Mesela niye evlenmiyor diyorlar. Hadis var Peygamberimiz (s.a.v.)’ın “Ahir zaman da evlenmeyenler daha makbuldür” diyor. “Cihada, tebliğe giden, Allah yolunda mücadele eden mücahidler için, evlenmemelerinin daha hayırlı olduğunu” söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah Hocam.
SUNUCU:Evlenenler ne yapacak Hocam?
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi suç değil. Yaparsa, yaparsa kınanmaz o anlamda. Yani yapıyorsa kendi açısından, mesela adam evli olarak götürebiliyorsa götürür. Ama kimi insan da götüremeyebilir. Yani çok fazla vakit ayırıyordur, yeteneklidir, bütün yeteneğini ona ayırır. Kimi de evli olarak hizmet eder, inşaAllah.
Gölcük’ten Hüseyin Ulutan, Kocaeli-Gölcük.“Selamün aleyküm Hocam. Çin konusunda mesele anlaşıldı, teşekkür ederim” diyor. “Bir Türk Milliyetçisi olarak sizi takdir ediyorum, ayrıca MHP ve Alparslan Türkeş hakkındaki güzel sözleriniz için sağ olun” diyor. Alparslan Türkeş hepimizin canıdır rahmetli, Türk-İslam Birliği ülküsünü ortaya koyan, canı pahasına ortaya koyan mübarek ve muhterem bir insandır ve binlerce şehit vermiştir, binlerce.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam evet.
ADNAN OKTAR:Yani gözünün nuru evlatları, gözünün önünde takır takır vurulmuştur. Asla taviz vermemiştir, asla, yani asla davasından dönmemiştir. Koç yiğittir Alparslan Türkeş. Yaşlandığında bazı tipler abuk subuk konuşuyorlar o zaman da Türkeş’e. O yaşlı bir aslandı. Son nefesine kadar mücadelesine devam etti, şehit oldu.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, atının üzerinde, arabasında. Cehdde öldü, şehit oldu, inşaAllah. Benim için şehittir. Dava adamı, hangi dava adamı olursa olsun, hayata gözlerini yumarsa o şehittir benim için, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim neydi bir zamanlar, Allah’ım Yarabbim. Bizim evin üst tarafı komünistlerindi. Ülkücüler dediler “Çanakkale geçilmez, İncesu aşılmaz” duvara yazdılar böyle. Hakikaten komünistler oradan ileri geçememişlerdi o zaman. O zaman çok acayipti. Devlet görevini yapmıyordu, yani kendinizi savununa gelmişti olay. Kendinizi kurtarına gelmişti, öyle bir durum vardı. O çocuklar da Allah rızası için, böyle canlarını ortaya koyup o koç yiğitler, var güçleriyle bir savunma içerisindeydiler. Savunma derken, yani nefsi koruma, nefsi savunma inşaAllah, nefsi müdafaa içindeydiler. Allah razı olsun, Allah onları o zamanlar öyle görevlendirdi, büyük hizmetleri oldu, inşaAllah. Faşist maşist diye böyle çok çirkin, pis iftiralar attılar. Faşizm İtalya’dadır, faşizm Almanya’da olmuştur. Allah’a inanandan faşist olur mu? Müslüman olandan faşist olur mu?
OKTAR BABUNA:Olmaz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İşine gelmedi mi faşist, olur mu öyle şey? Münasebetsiz izah, inşaAllah. Bilakis faşizme karşı kaleydi ülkücüler. Bilakis yani anti-faşisttirler. Onlar da özgürlükten yana, sevgiden yanadırlar, güzellikten yana ama o devrin şartlarında nefsi müdafaa içerisine girdiler, inşaAllah. Gönül ister miydi? Keşke olmasaydı ama kader öyleymiş, takdir öyleymiş, inşaAllah. Ben o devirde vurulan komünistlere de acıyorum, ülkücü canlarıma da. Acıyorum yani istemiyorum öyle bir şey. Olmasaydı derim ama Allah şehitlik nasip etti, hayır var inşaAllah, inşaAllah. Yani çünkü Müslüman’a zulmedildi mi, Müslüman şefkat duymak durumundadır. Acımak demek şefkat, yani koruma hissi gelir. Mesela aslan gibi Marksist, komünist çocuklar ölüyorlardı. Mesela genç kızlar, yüreğim sızlıyordu. O zaman çocuktum, lise yıllarındaydım acayip canım yanıyordu, rahatsız oluyordum. İftihar edilecek bir yönü yok bunun. Mesela idam kararları açıklanmıştı, müthiş bir gerilim çocukken, böyle, muazzam gerilimle dinliyordum radyodan. İşte Anayasaya tağyir, tebliğ, il gayen cebren tam teşebbüs ve mahkeme sonuçları açıklanıyordu. İşte “Kadir Manga, Hüseyin İnan, Mahir Çayan, şu hepsinin idamına.” Kardeşim bundan nasıl zevk alınır, kanım donuyordu adeta. Ben mesela asmayacaklar zannettim, astılar hayret, yani şaşırdım. Ama o bir devir işte Allah öyle bir şey yaşattı, inşaAllah. Allah hepsinin günahı varsa, günahlarını affetsin, inşaAllah. Ama bundan sonra böyle bir şey olmaz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:O zaman nice koç yiğitleri böyle sürekli şakır şakır vururlardı sokakta. Bir kere Kurtuluş Lisesi’nin önünde bir ülkücü çocuğu yakaladı Marksistler, komünistler, kardeşim bu dövme direk öldürme dövmesi, var gücüyle kafasına tekme atıyor. Kaç kişi, 4-5 kişi birden. Kardeşim bu nasıl bir vicdandır, kafaya tekme atılır mı? Direk öldürmek istiyor, başka bir şey yok yani. Müthiş vahşet ortamıydı o devirde, çok dehşetli bir ortamdı, çok zor yıllardan geçtik. Bu da işte Ahir zaman’ın bir özelliği, yani Mehdiyet’in gerekliliğini Allah göstermek için böyle olağanüstü bir devir yarattı ve olağanüstü bir hayat yarattı, inşaAllah. Bana da gösterdi o devirleri, hepsini gördüm.
Mesela bizim liseyi basmıştı komünistler, ben okula geldim, derse geç kalmıştım yani iki saat sonra, dersten iki saat sonra gittim. Bütün her yer kan lekeleri böyle, ondan sonra yerlerde koca koca kayalar, cam kırıkları her yer öyle ama her yer kan revan içinde kalmış, bir mana veremedim. Okul da kapalı, Allah okul tatil mi oldu dedim, hep kapıları kapatmışlar her yeri, muazzam arbede olmuş. Kan gövdeyi götürmüş, orada adam vurmuşlar birkaç kişiyi. Ne oldu falan dedim, oradaki kapıcı yani müstahdemi gördüm. “Aman aman gir içeri, ne işin var senin dışarıda” dedi. İçeri girdim ne oluyor, dedim. “Çok büyük olay çıktı” dedi. Tabii ben de meraklıyım o zaman, o zaman ben içeri girmeyeyim, dışarı bakayım dedim. Arkaya dolandım, Siyasalda olay var, devam ediyordu olay, silah sesleri geliyordu. Kardeşim itiraf ediyorum müthiş heyecan, merak ediyordum. Olayın ta içine kadar girdim, yani olayın en yakınına kadar girdim. Komünistler oradan sloganlar atarak birden çıktılar oradan yukarıdan, yağmur gibi taş yağdırmaya başladılar. Dolu sesi var ya böyle takır takır, çok acayip taş yağması, müthiş ses çıkartıyor, gümbür gümbür gümbür polisin üstüne atıyorlar. Polisin de kalkanları vardı, onlara çarptı polis kalkanlarına. Polis karşı atağa geçti. Tarihi olaylar olduğu için, hiçbirini kaçırmıyordum açıkça söyleyeyim. Hepsine gidiyordum. Mesela Türkiye İşçi Partisi’nin kongrelerine gidiyordum, TSİP’in kongrelerine gidiyordum, MHP’nin bütün kongrelerine gittim. Mesela tüylerim diken diken oluyordu MHP’nin kongrelerinde böyle, eriyordum böyle acayip hoşuma gidiyordu. Philips teybim vardı, onu da götürüyordum. Mesela o zaman çok şahaneydi, şimdi pek duymuyorum, görmüyorum veya oluyordur belki haberimiz olmuyordur. Atatürk kapalı spor salonunda, mesela “Karahanlılar” diyor, Karahanlılar’ın bayrağı gösteriliyor, oraya bir kişi gidiyor, bir genç kız, bayrağı alkışlıyorlar. Mesela “Uygur’lar” diyor, Uygur bayrağı gösteriyor. Yani 16 Türk devletinin. Son “Osmanlı İmparatorluğu” diyor, salon yıkıldı yani nasıl camlar dayandı bilmiyorum yani. Kardeşim şimdi biz Türk Milliyetçisi olarak ne oluruz? Perişan olduk tabii. Saçlarım böyle kabardı bütün saçlarım, acayip şahane bir ortamdı. Mehter zaten bayıldığım bir şey, inşaAllah. Tabii onlar hep heyecan, çok zevk alıyorum. Birisi, “Başbuğ” diye gençlerden birisi bağırıyor, çok ama çok gür bir sesle bağırıyor. Toptan herkes birden “Türkeş” diyor ama yani tarif edemem. İnanın salon yıkılıyordu böyle yani o şekilde, müthiş dinamik bir gençlikti, acayip güzeldi. Mesela yine öyle “Başbuğ” diyor, bir daha “Türkeş” diyorlar, bir daha “Başbuğ” diyor, sonra tempo halinde “Başbuğ Türkeş” diyorlar ama yani çok zinde ve güçlü bir gençliğin orada olduğu anlaşılıyor. Acayip aktif, müthiş canlı oldukları anlaşılıyor. Yer, gök inliyor böyle. Saadet Partisinin kongrelerine giderdim, orada da mesela yine aynı ona benzer sloganlar vardı. Mesela “Mücahit” diyor, yine cevap veriyorlar, “Mücahit” diyor, yine cevap veriyorlar. Sonra yine öyle çok gür sesle sloganlar oluyordu. Allah öyle ne cesaret varmış bende? Ertesi gün gidip TSİP’in kongresine gidiyordum. Türkiye İşçi Partisinin kongrelerine gidiyordum. Mesela Ertuğrul Kürkçü konuşma yapıyordu Kurtuluş Parkında, orada da yine otobüsü durdururdu Komünistler, ben de onlarla indim, ta içlerine kadar girdim. Orada bekçi kulübesinin üstüne çıkmıştı Ertuğrul Kürkçü, insanlar omuzlarına koydular, bilmiyorum artık bir şekilde çıktı yani tam hatırlayamıyorum. Kulübenin üstüne çıktı, birileri yardım etti çıktı. Orada konuşma yapmıştı, başından sonuna kadar dinledim. Mesela Türkeş konuşma yapıyordu rahmetli, yine Kurtuluş Meydanı’nda, Kurtuluş Parkı’nın orada, Kurtuluş Meydanı’nda yapıyordu. Motorsikletli bir polis geldi, halkın arasında daldı, halk da geri çekildi böyle bir kalabalık oldu. Türkeş acayip hiddetlendi, “alın onun plakasını hemen” dedi. Acayip bir alkış tufanı koptu o zaman da yani çok öfkelendi. Hakikaten de çok gereksiz bir hareket yaptı polis. Kalabalığın içine girdi, kalabalığı açtırdı, yani ne amaçta olduğu belli değil, yol koskoca yol, halkın içine girmenin alemi ne? Türkeş’in böyle çok tok ve gür bir sesi vardı, o zaman o da şahane güzel bir konuşma yapmıştı. Yani özetle hiçbirini kaçırmıyordum.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hiçbirini yani. Her olay olduğunda mutlaka olay yerindeydim. Hacettepe’deki olayların hepsini yakından izledim. Hacettepe’deki işgal olduğunda, komünist işgali olduğunda, sloganları falan hepsini yakından görmüştüm. Allah bana hepsini gösterdi. Yani mesela komünistler yürüyüş yaptığında başından sonuna kadar takip ederdim. Ama hepsine şefkat duyarım, sevgi duyarım, yani şimdi hepsi bir ideali olan insan yine, çünkü öyle aşağılık bir amaç yok. Yani şöyle, komünizm tabii benim için aşağılık bir ideolojidir. Ama adamın amacı şey değil, yani öyle vatana zarar, o inancı yaşıyor, bir ideal insanı, mühim olan bu. Yanlıştır ayrı ama merdane açıkça söylüyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam 12 Eylül’ü anlatan bir belgeselde, “gözaltına alınan ve işkenceye maruz kalan ülkücülerin, büyük çoğunluğunun gördükleri işkence karşısında 1980’de olduklarını, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış dönemi olduğunu konuşarak, birbirlerini şevklendirdiklerini” anlatılıyormuş. “Keşke Olmasaydı” diye bir belgesel dizisi 12 Eylül’deki aslanları anlatıyormuş inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, maşaAllah. Hepsi tertemiz insanlar, solcularımız da delikanlıdır, ülkücüler de delikanlıdır işin doğrusu bu. Allah hepsine hidayet versin. Ülkücüler zaten ehl-i hidayettir. Solcularımıza da Allah hidayet versin.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bitiriyor musun?
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Gaziantep Olay Tv’den takip edebilirsiniz.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...