SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam www.HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, TV Kayseri, Samsun AKS, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Uşak Egem TV, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Berker Hocam ne anlatalım?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, ülkemizden ve dünyadan basın haberleriyle başlayabiliriz uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Anlat peki hadi, dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Foreign Policy diye yabancı bir gazetede Hocam, dünyanın en önemli politika dergilerinden Foreign Policy’de birkaç gün önce bir Türkiye analizi yayınlandı. Yazının başlığı “All Roads Lead to Istanbul” “Tüm yollar İstanbul’a çıkıyor”, James Traub imzalı yazıda şu ifadeler yeralıyor. “Türkiye Osmanlı İmparatorluğu günlerinden beri hiç bu kadar popüler olmamıştı. Türkiye olmak şu anda şahane bir şey. Küresel krizden etkilenmeyen ekonomi bu yılın ilk çeyreğinde %11.7, ikinci çeyreğinde ise %10.3 büyüdü. Adeta Osmanlı İmparatorluğu dönemine geri dönen Türkiye, Suriye, Ürdün ve Lübnan ile vize uygulamalarını kaldırdı serbest ticaret bölgesi oluşturmaya başladı...”
Hocam vizelerin kaldırılması ve bir birlik olunması yönünde Ortadoğu’da ağırlığını koyması, lider olması yönünde Türkiye’nin Batıda da göze çarpan ve takdir edilen bir durumda olduğunu.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, yani böyle yorumlamasalar bile, tarihi sosyolojik bir zaruret yani. Bölge sahipsiz. Bizim Ortadoğu hep mazlum kalmıştır, her zaman sahipsiz kalmıştır uzun süreden beri. Ve hakikaten Avrupa ezdi, Amerika da ezdi, İngilizler de ezdi. Ortadoğu böyle ızdırap çekmiştir, mazlum milletler olarak bilinir. Türkiye de bir silkindi şöyle, tam delikanlı olarak yetişmiş kaliteli nesliyle, zinde bir güç olarak ortaya çıktı ve güzel, akılcı bir Müslümanlık anlayışıyla. Bakın, bizim dışımızda makul bir Müslümanlık anlayışı dünyada yok. Pakistan’a gidin bulamazsınız, Mısır’a gidin bulamazsınız, yok yani. Türkiye’ye ihtiyaçları olduğu anlaşılıyor, en olgun, en dengeli, en tutarlı Müslümanlık anlayışı bizdedir. Yani dengelidir Türkiye’nin genel yapısı. Gençliği de çok aklıbaşındadır. Yobazlığa kapalı, çok zeki, böyle civa gibi gençlik, çok aydın. Özellikle yeni nesil dehşet, şahane maşaAllah. Kafaları tertemiz, hiç böyle hurafeyle kirlenmemiş. Kardeşim, yani yıllardan beri okuyorum da ben hakikaten hurafe ve yobazlık, insanın bir ruhuna, kanına girdiğinde AIDS virüsü gibi, ondan sonra onun tedavisi mümkün değil gibi görünüyor. Acayip zordur. Yani o belanın içine girdiğinde kız olsun, erkek olsun mahvoluyorlar yani. Onları tedavi etmek o kadar güç ki. Ama böyle tertemiz, böyle pırıl pırıl bir gençliği, arı ve duru Asrı-ı saadet Müslümanlığına çekmek, o güzelliği onlara göstermek çok kolay oluyor, zaten fıtratları öyle. “Neden hoşlanıyorsun?” diyorum, “Sevgiden hoşlanırım, dostluktan, arkadaşlıktan, kardeşlikten hoşlanırım.” diyor. Tamam işte Asr-ı saadet Müslümanlığını anlatıyor. Öbürüne gidiyorsun, adamın bir çenesinden kan, bir çenesinden irin akıyor, gözü dönmüş. Sevgiden s yok, dostluk yok, kardeşlik yok, vefa yok, hiçbir şey yok. Ancak böyle deli hurafeler var ama, ipsiz sapsız hurafeler, önü sonu yok. Hadi diyelim insanlık hali bir tane hurafesi olabilir insanın, üç beş tane olabilir; batmış hurafeye. Sanki küpüne sokmuşsun hurafenin içerisine, nereye dönsen hurafe. Allah’a karşı saygılı mı? Değil, Allah’a karşı saygıları yok. Bütün yobazlara bakın, bakın yobaz eşittir münafıktır yalnız söyleyeyim, yani nettir. Asr-ı saadet Müslümanlığını asla beğenmezler, kendi kafalarınca yeni bir model çıkartmışlardır, her biri ayrı bir model çıkarır onların. Her biri kendini Allah’tan daha büyük görür. Üslaplarına dikkat edin, Allah’a karşı üsluplarına, çok yüksektendir yani Allah’ın üzerinde olduğunu ima eden haşa bir üslubu vardır. Yani bir insanın konuşmalarında, ruh halindeki psikopatlık saklıdır, oradan anlayabilirsiniz. Mesela Allah’la ilgili konuşurken eğer saygılıysa, Allah’ı seviyor demektir. Ama küstah bir üslubu varsa, haşa Allah’a karşı öfke duyuyor demektir. Ve inanmıyor demektir. Kendini Allah’tan daha büyük görüyor demektir. Onu önemsiz görüyor insanlar, “Ne mahsuru var adam dümdüz konuşuyor?” diyor. Halbuki o aralara saklanmış, o kire dikkat etmiyorlar. Halbuki manyaklığı oradadır adamın, oradan anlayacaksın.
SUNUCU 2: Hocam ben, üslup dediniz de, Allah’a Tanrı diye bahsediliyor, hani birçok yerde konuşuluyor. Bunun bir şeyi var mı acaba? Üsluptan yola çıkarak Tanrı denmesi ya da Allah denmesi, bunun ikisi de birlikte kötü bir sonucu var mı yani?
ADNAN OKTAR: Tabii Allah’a kendi ismiyle, Allah diye hitap edilmesi en doğrusu ama Tanrı demesi de onu dinsiz hale getirmez veyahut bir anormal bir şey olmuş olmuyor, yine Allah’ı kastetmiş oluyor. Mesela adam “God” diyor İngilizce, biz Allah dediğini anlıyoruz. Veyahut Hindu oluyorlar kendi dilinde Allah diyor ama, hiç bizim bilmediğimiz bir dil. Mesela, “Gönül Çalab’ın tahtı” diyor, Çalab Allah anlamındadır eski Türkçede. Yine biz Allah’ı kastettiğini biliriz. Yani oradaki samimiyeti çok önemli. Fakat tabii Allah’a kendi ismiyle hitap etmek en doğrusudur, en güzel olan odur inşaAllah. Fakat bugün düşündüm, yani ne kadar çok Allah’a böyle üstten bakan, kendi kafasınca böyle küstah bir üslupla konuşan insan var. İşte bak bu hastalığın içinde bunlar. Adam diyor ki, “Alim, ne mahsuru var ki?” halbuki o aradaki o kir, o pis üslup, ahlaksız üslup onun manyak olduğunu gösterir ve münafık olduğunu gösteriyor, önem vermiyorlar. Allah’a inanmıyorsa ve üst perdeden konuşuyorsa, o insanı kirletir zaten kalbini. Mesela adam sohbetini dinliyor içi kararıyor, ayet, hadis anlatıyor ama adamda meymenet yok. Ayet, hadis içini açıyor ama, oradaki saygısız üslubundan adam zehirleniyor, haberi bile olmuyor. Onun için dine karşı, mukaddesata karşı böyle saygısız küstah üslup kullananlara karşı milletimiz çok uyanık, dikkatli olsun. Benim tavsiyem hiç dinlememektir. Çünkü Kuran’ın emridir bu, Allah “Din aleyhinde bir konuşma olduğunda ya oradan ayrılın veyahut onlar başka söze dönünceye kadar yanlarına yanaşmayın.” diyor Allah ayette. Bakın, “başka bir söze dönünceye kadar”, çünkü o üslup, yani Müslümanların tahammül edemediği, kendisine hakaret edildiğinde nasıl adam cevabını veriyor, ima dahi olsa nasıl cevabını veriyorlar, değil mi? Kendine kim saygısızlık yaptırıyor? Kimse yaptırmıyor. Adam Allah’a karşı saygısız, oturup onu dinliyor. Halbuki anında cevabını verip, ben böyle bir ortamda duramam demesi lazım. Ya sözünü değiştir, sözünü geri al, düzelt veyahut gideceğim demesi lazım. Açık oturumlarda falan görüyorsunuz, adamlar en ufak bir söze dahi tahammülleri yok aleyhlerinde değil mi, anında cevabını veriyorlar. Evet Berker’im seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Bugün Sabah gazetesi yazarlarından Engin Ardıç’ın bir yazısı var Hocam. Sizin söylediğiniz gibi Saadet Partisi’ndeki gelişmelerle ilgili tam sizin söyledikleriniz yönünde bir yazı yazmış. Yazının başlığı “Oransız propaganda kullanımı” diye. “AKP’nin oylarını bölmek için Numan Kurtulmuş’u parlatıyorlardı ama bu oyunlarını Erbakan Hoca bozdu.” demiş kısacası Hocam, özet olarak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, benim daha önce anlattığım bir konuyu, Engin Ardıç yeniden ele almış. Onu çok detaylı geçenlerde birkaç kere anlatmıştım. Stratejinin bu olduğunu, Aydın Doğan ki Saadet Partisi’ne şiddetle karşı olan bir insan, değil mi? Asla kabul etmez. Fatih Altaylı asla kabul etmez, Aydın Doğan’ın takımı asla kabul etmez. Ama canhıraş adamı göklere çıkartmaya kalktılar, Numan Kurtulmuş’u. Biz oyunu anladık tabii, oyuna ilmi olarak, akılla, bilgiyle el koyduk ve tepetaklak, geri gittiler ve başarısız oldular, tam bir bozguna uğramış oldular. Erbakan Hocamız da sildi süpürdü maşaAllah, ezdi geçti, sıfır fireyle tam anlamıyla kazandı. İşte kazanma böyle olur.
ALTUĞ BERKER:Vesile oldunuz Allah’ın izniyle Hocam, biz de şahit olduk. Milli Gazete’de bahsedilmiyordu, siz bahsettiniz röportajlarda bastırdınız. Kendi sitelerinde Erbakan Hoca’nın resmi yoktu, siz istediniz tekrar koyuldu resim, tekrar yazılar yazıldı.
ADNAN OKTAR:Söylememle ertesi gün hemen düzelttiler, öbürünü de, onu da uyardım hemen düzelttiler. Evet Berker Hocam, seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Hürriyet Gazetesi’nde Özdemir İnce Peygamberimiz’e (s.a.v.) ve İslam dinine yönelik saygıya uygun olmayan ifadeler içeren, saldırgan bir yazı yazmış. Yazının başlığı “Demokrasi neden uzak?” Zaten genelde her yazısı bu şekilde oluyor Hocam, sizin de bildiğiniz gibi. Dini ifadeleri tenzih ederim, ilk Arap Müslüman toplumunun şiddet üzerine kurulduğunu, bu şiddetinde hala kendini koruduğunu yazmış. “Batı toplumunun yaptığı gibi dine karşı bir devrim yapamadık.” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Peki Özdemir dede, Karl Marks’ın, Stalin’in, Lenin’in şiddet anlayışını neden eleştirmiyor? Abdullah Öcalan’ın şiddet anlayışını niye eleştirmiyor? Onları bir eleştirsin ya, bol bol dinleyelim. Özellikle Lenin’i anlatsın bize, onun döktüğü kanı, zalimliği, psikopatlığı. Mao’yu anlatsın ve özellikle de Mao’yu. Değil mi? Maocuların haşa kendilerine ilah gibi gördüğü, Mao’yu. Onun döktüğü kanları anlatsın. Müslümanlar savunma savaşı yaptı, ne yapsınlar, saldırıyorlar. Kadınlar var, çocuklar var. Müşrik ve psikopat bir toplum var karşılarında, adamlar gözü dönmüş gece yarısı baskın yapıyorlar. Savunmasınlar mı kendilerini, ne yapacaklardı? Nefsi müdafaa, bizim kanunlarımız da bile yeri vardır, cezası yoktur. Bir insan birisini öldürmeye kalkarsa bir insan kendini müdafaa edebilir. Müdafaa ederken de, telafat olursa olur. Çünkü adam azmetmiş, mesela adama kurşun yağdırıyor üzerine, adam da ruhsatlı silahı varsa makbul olan korkutmasıdır yani korkutup kaçırmasıdır. Ama çar naçar kalırsa adam kendini korur ve kanunlarımıza göre de bu suç değildir. Müslümanların da konumu budur, çar naçar kalmışlardır. Müslümanlardan önce şehit veriliyor, yani hiçbir kurtuluş olmadığı anlaşılıyor bakın, önce barışa davet ediyorlar, uyarıyorlar, yapmayın etmeyin diyorlar, bir anlaşma yoluna gidelim, adamlar dinlemiyor. Saldırıya geçiyorlar, saldırıya geçtikten sonra Müslümanlar mukabele ediyor. Onlar saldırmadan mukabele yok. Ve Allah diyor ki, “Ölçüyü de taşırmayın.” diyor. Yani adamlar kaçmaya başlıyor, bırakıyor, Müslümanlar ondan sonra, ellemiyorlar. Yani isterseler yakalarlar hepsini telef edebilirler. Ama edemiyorlar, Allah “Aşırıya gitmeyin.” diyor ayette. Şimdi seni dinliyoruz Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Milleyet Gazetesinden Semih Ediz, “Türkiye AB’nin hesaplarını bozdu” başlıklı bir yazı yazmış. Yazısında Türkiye’nin ekonomik ve siyasi anlamda güç kazanması ve illa Avrupa Birliği üyeliği diye bir ısrarının artık kalmaması. “Almanya ve Fransa gibi yıllardır Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkan üyeler bile şimdi bunu telafi etmeye çalışıyorlar, Türkiye’yi önemsiyorlar, Türkiye güçlendi.” diyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, şimdi böyle bir şey yok, söyleyeyim. Avrupa Birliği, Türkiye’yi almaz. Yani onun başka nedenleri var almaz. Yani o konuda boş yere bu tip izahlar yapmasınlar. Bu da bir mahcup edici, sanki mecburmuşuz gibi, sanki ihtiyacımız varmış gibi falan feşmekan. Avrupa Birliği gelsin bize üye olsun. Yani bunu bıraksınlar, adamlar net tavır koydular, adamlar başından beri bu kararlılıktalar. Türkiye’den çok çok önce müracaat edenler çoktan girdiler Avrupa Birliği’ne. Adamlar ağzında bir şey geveliyorlar, “Bazı sebeplerden dolayı sizi almak istemiyoruz.” diyorlar. Ekonomik neden değil. Türkiye’nin imanlı olmasıdır bu kadar. Başka bir nedeni yok. Avrupa’yı Müslüman yapmasından korkuyorlar. Olay budur, bunu açıkca dile getirmiyorlar ama bu. Ekonomi, öyle bir konu yok, Türkiye zengin, kendine yetiyor Türkiye. Onların kendilerine göre gizli maddeleri var. Ve sureti katiyede almazlar. Bu ısrarcılığı bıraksınlar, çok ayıp oluyor ve bizim adımıza yapıyorlar, biz mahcup oluyoruz. Bizim böyle bir talebimiz yok, meraklısı da değiliz. Bize Türk-İslam Birliği yeter, bin kere yeter. Ha, Avrupa’ya karşı mıyız? Yo, ben Avrupalıları çok severim, Amerikalıları, Avrupalıları acayip severim. Mimarilerini, sanat anlayışlarını, birçok şeyden çok severim, üsluplarını, temizliklerini, temiz derken elinden geldiği kadar temiz oluyorlar tabii, kendi kafalarına göre. Sokakları falan temiz, bakımlı yani. İnşaAllah. Nezaket anlayışları da güzel, birçok yönleri güzel yani beğeniyorum. İnsan olarak da güzel insanlar Avrupalılar, Amerikalılar falan. Hiçbir şekilde karşıtlığım yok, dost olalım, gelsinler gitsinler, ama bu ısrar ayıp oluyor. Yani bizi mahcup ediyorlar, bizim adımıza yapmasınlar. Evet, devam edelim.
ALTUĞ BERKER:Sabah Gazetesi’nde Hasan Bülent Kahraman “Cemaatlere özgürlük” başlıklı bir yazı yazmış Hocam. “Zorunlu din dersi kalktığında çocuklarına dinlerini öğretmek isteyen insanlar ne yapacaklar?” diye bir soru sormuş. “O zaman cemaatlere bu konuyu devretmek lazım, doğrusu da zaten budur.” demiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi cemaatler, sanki cemaatler şu an özgürlük yok da din dersi kalkınca cemaatler devreye girecek. Cemaatler zaten şu an, mesela ben anlatıyorum bir nevi cemaat sayılır etrafımda arkadaşlarım var, topluluk var. Anlatıyorum kimse de bana engel olduğu yok, izah ediyoruz bak, televizyondan anlatıyoruz, devlet o konuda öyle bir şey yok. Genel kültür yönünden, felsefe ve din bilgisi verilmemesi çok vahimdir, yani müthiş cahil kitleler yetişir o zaman. Kardeşim bir genç, Marksizmi, Leninizmi, Faşizmi bilmiyorsa nedir bu? Dünyadaki siyaseti belirleyen ana unsurlar bunlar. Ve Hristiyanlığı bilmiyorsa, Hristiyan Demokrat Parti var, Hristiyan demokrat partiler var Avrupa’da, Faşist partiler iktidara geldi gitti, halen de Faşist eğilimli partiler var. Ama Komünist partiler var dünyada, yani Komünist hükümetler var, şu an devleti idare ediyor, dünyayı idare ediyorlar. Amerika’yı Evanjelikler idare ediyor, Hristiyanlar idare ediyor, İtalya’da yine dinin etkisi çok büyüktür, Marksistlerin etkisi çok büyüktür. Bir insan nasıl Marksizmi ve Hıristiyanlığı bilmez, Museviliği bilmez? İsrail ile Filistin arasındaki savaş ne? Kökeninde din var. Bir insan mesela siyasal Bilgilere gidecek, diplomat olacak, neye göre diplomat olacak? Din bilmeyen diplomat olur mu? Veyahut mimar, mesala adam mimar, bir İslam ülkesine gidiyorsunuz, yani Müslümanların inançlarını, düşüncelerini, dinlerini bilmezsen nasıl mimarlık yapacaksın sen? Hristiyansan onların inancını bilmiyorsan bu mimariye etki eder. Gıdaya etki eder, mesela Hristiyanların neyi helal, neyi haram kıldığını bilmeyen bir adam gıda üretimi yapamaz. Müslümanların neyi helal, neyi haram olduğunu bilmeyen gıda üretimi yapabilir mi? Sanata, bilime, her şeye etki eden bir şeydir, nasıl bilinmeyecek yani. Olur mu öyle şey? Ama çok cahil kitleler yetiştirmek istiyoruz diyorlarsa o ayrı mesele. Ama kaliteli, aydın gençlik yetiştirmek istiyorlarsa, Müslümanlık, Müslümanlık içinde Alevilik, Şiilik, Bektaşilik, değil mi? Hatta Bektaşi nefesleri falan her şeyi öğretmeleri lazım. Ve çok zevklidir bunlar. Mesela Tevrat, Tevrat’ın bütün bölümlerini öğrenmeleri lazım, mesela Kabala nedir, mesela tarikatlar nedir, mesela Nakşibendilik, Kadirilik nedir, Şazilik ne demektir? Mesela Turgut Özal Nakşibendi tarikatındandı, Cumhurbaşkanı oldu Nakşibendi’ydi. Tabii birçok Başbakan Türkiye’de gelip geçti, kimsenin haberi bile yok. Kimi Kadiri’ydi, kimi Nakşibendiydi. Padişahların çoğu Nakşibendi’ydiler. Nasıl bilinmez? Osmanlı ordusuna Bektaşilik hakimdi, yani biz nasıl Osmanlı ordusundaki inancı bilmeyiz? Bileceğiz tabii ki. Dolayısıyla genel kültür olarak din ve felsefe dersi diye çok kapsamlı en az haftada 6 saat eğitim verilmesi lazım. Onun dışında cahil kitle yetişir başka bir şey olmaz.
Mesela Özdemir İnce, bu adamın felsefi bir görüşü var. Darwinist, Materyalist. Darwinizmi bilmeyen bir adam Özdemir İnce’yi anlamaz ki adam, değil mi? Herkesi kavramak için her türlü bilgiyi bilmek lazım. Mesela Vahşi Kapitalizmin kökeninde ne var? Vahşi Kapitalist düşünce ne zaman ortaya çıkmıştır? İnsana etkisi ne olmuştur? Yakın Çağ Tarihi’ni bilecekler ama bunu sınıfta birinci olmak için veyahut sınıfı geçmek için, puan almak için değil, zevk olarak, genel kültür olarak öğretmek lazım. Yani kardeşim, adamı zora sokmaya ne gerek var? Mesela biz şimdi burada konuşuyoruz, imtihan mı olacağız bunun sonucunda? Bu genel kültürdür. Konuşuyoruz, sohbet ediyoruz yani bizi dinleyen kardeşlerimizi biz imtihan mı edeceğiz sonunda? Zevkle dinliyor kardeşimiz, genel kültür aklında ne kalırsa o. Yani öğrencilere de öyle yapmak lazım. Yani yetenekliyse ayırırsın, en son, yıl sonunda bir genel kültür sınavı yapılması lazım. Anladıysa anlamıştır o kadar. Sohbette anlaşılır, bir de rahat bir sohbet. Mesela iki saatlik bir sohbette rahat rahat anlaşılır, bir saatlik iki saatlik hemen anlaşılır o kişi. Biz eskiden sözlüye kalkardık Allah’ım Yarabbim ne günlerdi. Yazılı imtihanlar olurdu. “Haydi bugün yazılı.” derlerdi. Neyse. Evet Berker’im seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Hürriyet Gazetesi’nden Cüneyt Ülsever, son zamanlarda gündemde olan bir konuyu yazmış Hocam. Yabancı basında bu konu ile ilgili çok yorum çıkıyor. “NATO, Amerika’nın talebi üzerine İran’a karşı bir füze kalkanı kurmak istiyor ve Türkiye’de konuşlandırmak istiyor bu sistemi. Amerika ve NATO bu taleplerini açık dile getiriyorlar ama Türk Hükümeti kabul etmiyor.” Bunu kaleme almış Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, yapmak istedikleri şu benim anladığım. Türkiye’ye bir füze sistemi kuracaklar. Ondan sonra nükleer başlık yerleştirecekler ve Türkiye’den İran’ı bombalayacaklar, dolayısıyla Türkiye bombalamış olacak. İran da kendini savunmak için ne yapsın? Onların da ona cevap vermesi gerekiyor. Karşı füze ile vurması lazım. Adamlar enayi değil tabii gidip Almanya’ya, Amerika’ya kuracak. Yani İsviçre’ye, Norveç’e kurmazlar çünkü İran’ın orayı vurması gerekecek yani. Nereye konulduysa orayı vurması, askeri olarak hakkı odur. Yani ateş nereden çıkıyorsa orayı vurmak durumunda. E Türkiye’den çıkıyorsa Türkiye’yi vurması durumundadır. E Türkiye’yi vurunca da Türkiye kendini savuncak tabii, karşı atağa geçmesi gerekecek, diye düşünüyorlar. İkisini birbirine düşürürüz, biz de orada promuzu içer, efendim, yatta gezeriz, işimize gücümüze bakarız, diye böyle Avrupalı uyanıklığı bu, onların böyle kıl bir uyanıklığı vardır. Çok kötü yani ilkel bir zeka gösterir yani bir kısmı, hepsini tenzih ederim de bu fitne fücur takımı, bu üçkağıçı takımı vardır Avrupa’da böyle bunlar 100 -150 kişilik sahtekarlar ekibi, onların uyanıklığı böyle. Şarapla votkayı karıştırıp falan kafa birbirine karışıyor bunlarda. Ondan sonra böyle güzel fikirler çıkartıyorlar kendi kafalarına göre, güzel olduklarını düşündükleri, aptalca fikirler. Bunu bıraksınlar. Türkiye ile İran hiçbir şekilde savaşmaz, tam anlamıyla ittifak edecekler. İran bizim canımız, bütün Alevileri canımız gibi seviyoruz, Şiileri seviyoruz, Caferileri seviyoruz. Onlar bize Allah’ın emaneti. Hz. Ali (a.s.) aşıkları onlar. Onlar sevgi insanları, onların kılına tüyüne dokundurtmayız. Yani sıkıysa yapsınlar. Olmaz öyle bir şey, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Posta Gazetesi’nden Mehmet Ali Birand “Bakışlar hızla Türkiye’ye dönüyor” başlıklı bir yazı yazmış Hocam. Fas’da bir konferansa katılmış, konferansta konuştuğu uzmanlardan edindiği izlenim olarakta Türkiye’nin yükselen bir güç olduğunu, büyük bir ilgi ve önemle izlendiğini, yazmış ancak “Nereye gittiği ve ne yapmak istediği anlaşılmıyor.” demiş.
ADNAN OKTAR:Türkiye’nin? Espri yapıyor herhalde. Hem yükselen güç oluyor hem de ne nereye doğru yükseliyor o zaman, değil mi? Nasıl oluyor yani? Hedefi belli olmayan bir yükselme olur mu? Neyi kastediyorsun o zaman, yükselmeden kasıt ne? Ekonomik yönden yükseliyor derse öyle bir şey yok Türkiye orta halli bir ülkedir yani. Biz olağanüstü zengin biliniyoruz, ben de orta halli yaşıyorum yani öyle bir şey yok. Arkadaşlarım da orta halli yaşıyor. Benim milletim çok zor şartlarda yaşıyor, ben biliyorum her yer gecekodular, evler falan yani insanlar ucu ucuna yaşıyorlar. Doğru mu? E doğru yani. Evet, dolayısıyla bizim ekonomik yönden yükseldiğimiz yok, öyle bir konu yok. Ama halimize şükrediyoruz yani elhamdülillah sağlığımız, sıhhatimiz yerinde, devletimizden milletimizden memnunuz. Din yükseliyor din. İslam yükseliyor, sevgi, dostluk, kardeşlik yükseliyor. Müslüman ülkeler uyandı, birbirleriyle kardeş oluyorlar. Birbirlerini koruyup-kolluyorlar. Yükselen bu. Nereye doğru yükseldiği belli olmaz, olur mu? Tabii ki, Kuran’a, İslam’a doğru, İslam Birliği’ne, Türk-İslam Birliği’ne doğru yükseliyor. Yani mesela bir yerde Komünizm gelişiyorsa, Komünizm gelişiyordur. Nereye doğru yükseldiği belli olmuyor, denir mi? Çin’de Mao mesela faaliyet yapıyordu, Komünizm yükseliyor işte belli. Yok belli değil, nereye gidiyor bu falan denir mi? Belli ki Komünizme doğru gidiyor belli işte. Türkiye de Türk-İslam Birliği’ne doğru gidiyor ve çok güzel yönü dünyadaki yobazlığın tek giremeyeceği ülkedir. En sağlam ülkedir. Giremez, bak gençlere bakıyorum hep aydınlar mesela fırtına gibiler, Allah’ın izni ile. Bazen konuşuyorlar; işte ya ne yapacağız falan. Bakıyorum sokakta, keratalar hepsi cin gibi yani öyle yobaza kanacak saftirik adam yok. Bir tane göremedim yani, o geçmiş o, onu bıraksınlar yani öyle bir şey olmaz. Bir de çok zinde bir güç, bir de liderliği de bize verdiler, Türkiye’ye. Bütün İslam ülkeleri verdi Türkiye’ye. Türkiye’ye biz bir kere Allah’tan kaynaklanan sevgiyi öğreteceğiz. Bunu öğrettin mi, zaten bitti. Dünyada tek eksik nokta sevgisizliktir. Bak dünyanın bir tane ihtiyacı var, başka da hiçbir konusu yoktur. Allah’tan kaynaklanan sevgi, Allah için olan sevgi, başka da bir şey yok. Bu oldu mu ekonomi de havalanır, siyaset de havalanır, her şey havaya kalkar. Her şey yatışır; ne anarşi kalır ne terör kalır ne şu bu kalır. Sevgi hepsini halleder ve dünyanın en büyük silahı sevgidir. Mesela bütün düyadaki atom bombalarını biraraya topla, bir de sevgiyi koy, sevgi hepsini yener. Bak dünyadaki hiçbir ülke atom bombası kullanamaz ve kullanamayacaklar da. Bak, açıkça söylüyorum. Atom bombası kullanamazlar. Atom bombaları şu an kilitli. Kilitlenmiş vaziyette, kullanamazlar. O zaman izin vardı, ama şu an yok. Yani hepsinin şu anda sahibi var yani öyle bir konu yok. Ama sevgiyi çıkarttın mı karşısına atom bombasının, atom bombalarının hepsi böyle kül gibi yere iner. Öyle bir konu olmaz. Biz de sevgiyle ortaya çıktık Türk Milleti olarak. MaşaAllah. Bak herkes mesela benim canım milletim hepsi güzel huyludur, Anadolu’ya gidiyorsun öyle, şeker kaymaktırlar. Ama işlenmemişti o, sevgiyi verdiğinde hemen canlanıp ateş gibi yanacak ruha sahiplerdir. MaşaAllah ve mükemmel gençlik gayet de güzel yetişiyorlar. Şu üniversite imtihanlarına hazırlanıyor ya çocuklar, şahane o mesela, Allah onu vesile etti, genel kültür yönünden müthiş yetişiyor çocuklar. Mesela kolej imtihanlarına çalışıyorlar, fırtına keratalar, her şeyi öğreniyorlar. Genel kültürü olan bir adamı sen yobaz yapamazsın. Yani Komünist yobaz da yapamazsın efendim güya Müslüman olduğunu iddia eden yobaz da yapamazsın. Yani bundan sonra öyle bir şey olmaz. Evet, devam et.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Milliyet’ten Tufan Türenç, HSYK’da yaşanan son gelişmelerle ilgili, basında çok sayda haber ve yorum da çıkıyor, o da onunla ilgili bir yazı yazmış. “Ne oldu, vicdanları şimdi mi sızladı?” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani kime hitap ediyor, sızlayan kim?
ALTUĞ BERKER:“HSYK, hükümet yanlısı oldu.” diyor herhalde ona sitem ediyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bizim hakimlerimizde genel olarak benim gördüğüm hakikaten güzel huylular yani aklı başında, bayağı kaliteliler yani. Savcılarımız da öyleler. Bir ara iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne mensup şerefsiz kahpeler işte vatanı kurtarıyoruz, milleti kurtarıyoruz, devletin gizli sahibiyiz, işte biz devletin içinde devletiz falan gibisinden böyle yüce amaçla ortaya çıkmış gibi kendilerini gösterdiler. Osmanlı döneminde de vardı çünkü derin devlet. Onlar da zannetti ki hakikaten iyi bir şey var böyle vatan, millet faydasına. Adamların bir perdesini açtılar ki oho, adam “Vatanseverim.” diyor, “Ne istiyorsun?” diyor “Türkiye’yi 22’ye böleceğim.” diyor. Vatanseverlikle ne alakası var bunun? 22’ye bölmekten bahsediyorsun sen. “Güneydoğu’yu vereceğim” diyorsun, “PKK’ya vereceğim. Onunla da yetinmeyeceğim, diğer yerleri de Komünist yapacağım” diyorsun. Ve bir gecede 3 milyon kardeşimizi katledeceğini, şehit edeceğini, söylüyorsun. Ve ondan gerisini de işte bölümlere ayırıyorsun. Alevi kardeşimizi ayrı fişlemişler, yani onlar içinde ayrı bir şey düşünüyorlar herhalde. Alevileri ayrı ayrı sokak sokak fişlemişler. Bak psikopatlığa bak, sen “Dinsizim” diyorsun, hem Alevi kardeşlerimizi bir gecede şehit etmekten bahsediyorsun sen. Ondan sonra da diyorsun ki “ben vatanseverim.” Sen vatan düşmanı, psikopat, manyağın tekisin, başka da bir şey yok, açıklaması yok bunun. 1999 yılına kadar bu it kopuk takımı, yani 99’un sonuna kadar çok azgındılar. Bize karşı da çok azgındılar. Yani akılalmaz komplolar, akılalmaz aşağılık oyunlar oynadılar 99’da. Olmadık itlikler yaptılar. Daha hala devam ediyorlar fakat ucu ucuna daha dengelendiler daha yeni yeni. Yani yeni yeni azgınlıklarında frenleme oldu. Durmuş da değil. Tam gaz devam ediyor, fakat ucu ucuna biraz durdu. Onun için hükümetin tam kadro bütün imkanlarıyla savcılarımız, hakimlerimiz, polislerimiz, iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne cesaretle gitmeye devam etmeleri lazım. Bu alçaklara merhamet etmeye gelmez, çok tehlikelidir, şeytani merhamet olur. Dinlendirmeye de gelmez, tabii bildikleri vardır o ayrı mesele fakat her tuttuğu yerde bunların indirilmesi gerekir. Diz çöktürülmesi gerekiyor. Atatürk`ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkmaya azmetmiş adamlar. Biz bunu yaptırtmayacağız. Olay bu. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Barlas Sabah Gazetesi’nde Hocam Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç`ın konuşmasına atfen, Türkiye’de yargı alanında yaşanan sorunlarla ilgili “Şimdi yeni şeyler söylemek lazım” başlıklı bir yazı kaleme almış Hocam. Haşim Kılıç da özet olarak; hukuk devletine geçiliyor, demiş. Bu ülke ilk kez laikliğe geçiyor, demiş Hocam. Ona atfen yazı yazmış. Adil yargılamanın öneminin üstünde durmuş Haşim Kılıç.
ADNAN OKTAR:Ben baskıdan çocukluğumdan beri nefret ederim. Herkes özgür olsun istiyorum ben. Çocukların bile ben özgürlüğünün kısıtlanması beni kızdırır. Mesela anneler görüyorum böyle ağzına vurarak çocuğu susturuyor. Çocuk balon istiyor, al, ne olur? “Şımarır” diyor, şımarsın ne olur yani? Ne şımaracak? Nerden biliyorsun şımaracağını? Yani çocuğun, bir şey dediğinde yapılmalı. Meşru şeyleri istiyor çocuk, çikolata istiyor, al, ne var yani sevindir çocuğu. Hep bağırır çocuklar ben çocukluğumdan beridir görüyorum, sanki marifetmiş gibi. Baskı mesela. Alışılıyor baskıya, her yerde baskı. Mesela çocuk dışarı çıkmak istiyor, bırak çıksın Allah Allah, oynasın ne yapıyorsa yapsın yani. Tabi güvenliğine dikkat edersin. Öyle değil mi? Tedbiri vardır. Mesela adam Komünist, “Ben anlatmak istiyorum.” diyor. Anlat ne istiyorsan. “Kitap yazacağım” Niye kitabını adamın toplatayım ben? Anlatsın, ne anlatıyorsa anlatsın. Mesela başka Faşist de Faşistliği anlatsın, dinleyelim. Masonsa o da anlatsın. Baskı, baskıyı yapanları belki rahatlatıyor ama onu görenleri rahatlatmıyor. Mesela ben Müslümanım, dindarım. Ben bir Komüniste baskı yapıldı mı sıkılıyorum, rahatsız oluyorum. Bırak adam özgür olsun, sana ne? Allah Allah. Neyinden korkuyorsun? Bırak sen kendi fikrine güveniyorsan, bırak adam anlatsın. Güvenmiyorsan neyine baskı yapıyorsun o zaman? Öyle değil mi yani? Özgürlük çok güzeldir. Alabildiğine özgür olması lazım. Avrupa’nın. Mesela Avrupa’yı niye beğeniyor? Özgür olduğu için. Millet kuş gibi Amerika’ya gidiyor. Burada malını mülkünü satan, Amerika’ya gidiyor. Amerika’da, kardeşim Amerika`da istenilen şey ne biliyor musun? Sadece özgürlük için gidiyorlar, başka bir şey yok. Sırf özgürlük. Yazık günah değil mi? Biz Amerika`dan daha özgür olalım. Amerika’da yemek yemeğe gitmiyor ki adam, yemek bulamıyorum da gidip orda yiyeceğim demiyor adam. Açlığı da kabul ediyor adam. En zor şartlarda yaşamayı da kabul ediyor. “Ama sadece özgür olayım.” diyor. Yazık günahtır milletin üstüne böyle baskı yapmak. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün özelliği budur. Bizim milletimizi haşa adam yerine koymaz. Üst perdeden, “Bunlar cahil” diyor millete, “bunlar görgüsüz” haşa, “bilgisiz. Biz de...” diyor “...elit takımız, seçkiniz. Biz bunları idare edeceğiz. Bunlar ezilmekten anlar, baskıdan anlar.” diyor. Bak sana söyleyeyim iddia edilen Ergenekon Örgütü mensubu arkadaş! Tam aksi. Sen, baskı altına alınması gereken adamsın, onlar özgür olması gereken insanlar. Ve değerli olan onlardır, benim milletimdir. Çok seçkin, kibar, nezaketli, efendi, kuzu gibidir benim milletim. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Cumhuriyet Gazetesi’nden Cüneyt Arcayürek, HSYK`ya yeni seçilen üyelerle ilgili bir yazı yazmış ve “Son bir kale vardı: Yargı. O da düştü.” demiş.
ADNAN OKTAR:Şu dedeler imparatorluğu, Allah`ım Yarabbim. Yani inşaAllah on yıl sonra falan bunların hiçbirini duymayacağız yani inşaAllah. Hep dedelerden kaynaklanıyor dikkat edersen, piri fani dedeler. Cüneyt dede öyle, öbür dedem öyle, Aydın dede orda. On yıla kadar aydınlanacaklar, bilgileri artacak. İnşaAllah.
Rusya Tatarlarından bir yazı gelmiş. “Esselamün aleyküm sevgili ağabeyimiz.” Aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatuhu. Muhammed Adnan...” Bak, ondan hoşlandım dedim ya maşaAllah ne kadar güzel isim maşaAllah. Özellikle bu çok hoşuma gidiyor, Muhammed. Duydum mu içim açılıyor. MaşaAllah. “Allah sizleri ve sizden büyük hizmetiniz taleblerine hidayet ve hayır sonuçlar yetiştirmesini nasip eylesin inşaAllah. Bazı röportajlarınızda Fethullah Gülen cemaati hakkında ciddi konuları açıklıyorsunuz. Anlattıklarınız tümü olarak doğrudur. Ben de eskiden bu cemaatin hizmetçilerinden olmuştum. Ama son yıllarda bu eskiden temiz olan düzen, bu iman mantığına göre anlamsız sistem şeklinde değişti. Açık olarak konuları başlatanları dışarı çıkarma ve gerekenden fazlasıyla düşünmeden sadece kör itaat olanları bu hizmet içinde istinat yani içeride tutma politikası başladı.” Her toplulukta bir tabii şey vardır yani itaat ve saygı anlayışı toplulukta vardır. Mesela şimdi ben burada oluyorum ama adam burada isteyen istediği gibi hareket etmiyor. Yani birbirimize bir saygımız, bir itaatimiz var. Bu anormal olan bir şey değil ki, bu topluluğu düzgün hale getirir, sıcak hale getirir. Öbür türlü çok herkes rahatsız olur, çok kötü olur. Yani baştan o mesela ailede de bir otorite vardır, babanın sözü tutulur. Değil mi? Annenin sözü tutulur. Yani herkes kendi başına buyruk olursa yani hiç kimse huzurlu olmaz ki ondan, güzel bir şey değil o. Liselerimizin imana gelen mezunlarının çoğu sizin Harun Yahya kitaplarının sebebi ile Allah’ın izni dairesinde imana geldi.” O doğru. Elhamdülillah yani hakikaten şu an dünyada benim eserlerim Allah-u alem, yani bu anlamda tek.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. 300'ü aştı ve 63 dile çevrildi maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Ama sonunda bildiğimiz kadarıyla cemaatimizde sizin kitaplarınızı yasakladılar.” Yok bazı yerlerde o, ferdi kararlar o. Toplu olarak değil, yani adam anlamaz, bilmez çekinir işte şunu da okuma bunu da okuma sadece Fethullah Hocamız’ın kitabını oku der, bu olur.
ALTUĞ BERKER:Fethullah Hocamız bizzat tavsiye ediyor Hocam. Evrim ile ilgili kitaplarınızı.
ADNAN OKTAR:Evet. Yani hayır zaten başka okunacak kitap kalmıyor ki o zaman. Mecburen okuyacaklar. Yani ikinci çözümü olan bir durum yok. Yani bir Fethullah Hocamız’a mensup bir insan, Materyalizmin, Darwinizmin geçersizliğini nereden okusun? Nerden anlasın? Yani iman hakikatlerine yönelik bu kitaplar, bu Cd`ler başka bir yerde yok. Mecburen alacak. Ama şahsi olarak bazı cahiller, bazı dangalaklar diyeyim, bilmediği etmediği şekilde, hiçbir sebep yokken Müslüman’ın küfre gitmesini göze alarak, dinsiz olmasını göze alarak, hak olan, faydalı olan eserleri yasaklıyor. Bu bir baskıdır, bu Faşist kafadır. Ben mesela Fethullah Hocamız’ın kitaplarını iftihar ederim okunmasını, niye yasaklayayım? İmam Rabbani’yi tavsiye ediyorum, Abdulkadir Geylani’yi tavsiye ediyorum. Her kitabın okunmasını tavsiye ediyorum. Kitaptan korkuyorsa bir adam, avanaktır ben söyleyeyim. Kitaptan korkulmaz. Yani haktan, hürriyetten korkulmaz. Düşünceden korkulmaz. Dolayısıyla çok az sayıda dangalağın bu tip tavır yaptığını biliyorum, haberim var ve onları da uyardık. Anlattık bir çok kişinin imansızlığına vesile oluyorsunuz, sebep oluyorsunuz. Ne yaptığınızın farkına varın dedik, anlattık, onlar da hatalarını anladılar. Çok az yerel olarak bu tip olaylarla karşılaşıyoruz. Olur, çok normal mesela ne bileyim Mahmut Hocamız’ın kitabını da okutturmaz veyahut Esat Coşan Hocamız’ın kitabını okutturmaz yahut Şeyh Nazım Hocamız’ın eserlerini okutturmaz. Onun internet sitelerine girdirttirmez. Bunlar çok büyük bir vicdansızlıktır. Çok ayıptır. Öyle değil mi? İnsan, gül bahçesi gibi. Oradan gül, ondan karanfil alırsın. Oradan menekşe alırsın, için açılır. Sadece bunları okuyacaksın diyorsan sen kendine güvenmiyorsun demektir. Ve bu avanakça bir harekettir ve sonunda toplumu ve o kitleyi anormal bir çizgiye doğru götürür. Anormal bir yapıya doğru götürür. Dengesizlik meydana getirir.
“Bazıları” diyor “sizin aleyhinizde konuşuyorlar” diyor, o da kendini bilmez şaşkınlar. Fethullah Hoca cemaatine de mutlaka ajan sızar. O tip insanlar sızar. Yani böyle ajan provokatör sızar. Müslümanlara karşı, temiz Müslümanları tahrik eder. Müslümanlara karşı, o temiz Müslümanları tahrik eder. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’a karşı öfke duymalarını sağlar, bize karşı nefret duymasını sağlar, Mahmut Hoca’ya nefret duymalarını sağlar, değil mi? Bu ajan provokatör faaliyetlerde Müslüman böyle bir oyuna gelmez. Böyle bir şey varsa orada Deccal kolunu soktu demektir. Deccaliyet var demektir. Yani Müslümanlara karşı öfkeyi ve nefreti tavsiye eden bir sistem varsa orada Deccaliyet kol geziyor demektir. Dolayısıyla büyük, güzel bir cemaat olduğu için, onlar içinde de mutlaka alçaklar sızarlar. Münasebetsiz insanlar sızarlar, öyle oyuna gelmesinler. Yüzde 99,99’u tertemiz insanlardır Fethullah Hoca cemaatinin içinde, o kişileri biliyorum. Yani toplam 5-10 kişi bunlar isim, isim de biliyorum, onlara hiç değer vermesinler, önemli değil. “Sizlerin elinizden öpüyoruz inşaAllah, Fethullah Hocamız’ı Türkiye’ye getirdikten sonra, o da onların bunlara açıklayacağını ve onun cemaati inşaAllah yanlışından pişman olup vazgeçer, sizden örnek almaya başlar diye umut ederiz.” diyor. Tabii herkes herkesten örnek alır ama asıl örnek alınacak Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’dir, sahabelerdir. Biz de Kuran’dan anlattığımız kısımları, sahabelerden anlattığımız kısımları örnek alacaklardır. Yoksa ben günahkar, bilgisini artırmaya çalışan, öğrenci olan bir insanım. Yani alim de değilim yani kendi halinde bir öğrenciyim, talebeyim inşaAllah, öğreniyoruz biz de tabii inşaAllah. Ama tabii kardeşimiz bunlara çok dikkat etsinler yani Müslümanlara karşı öfkeyi, nefreti savunan her faaliyet mutlaka Deccalidir ve alçakça ve şeytanidir. Bunlara karşı titiz olsunlar. Yani hiçbir kitabı okumayacaksın ne demek yani okusun istediği gibi, ne karışıyorsun, değil mi? Yani neden korkuyorsun, neden çekiniyorsun? Ayrıca Müslüman küfrü de bilecek, Müslüman Hristiyanlığı bilecek. Allah, Hıristiyanlıktan bahsediyor Kuran’da. Adam merak etmez mi Kuran’da Allah neyi kastediyor demesi gerekmez mi? Allah Hristiyanlığı söyleyecek, adam bilmeyecek. Müşriğin ne olduğunu bilmesi lazım, münafığın ne olduğunu bilmesi lazım, münafık nedir bilmeden münafığa nasıl karşı olsun? Bilmeden münafığa karşı olunur mu?
ALTUĞ BERKER:Ben sizin kütüphanenizde hatırlıyorum Hocam. Ben de sizden müsaadeyle alıp, okuyordum kitapları ve her okuduğumda mutlaka arkasında notlarınız hatta içinde ok çıkartıp eleştirileriniz, tıp kitapları dahil, sol kitapları, Marksist kitaplar, tüm kitapları okuyordunuz Hocam.
ADNAN OKTAR:Marks’ın Kapitalini başından sonuna kadar satır satır okudum. Hem de yasaklıydı o zamanlar ama bir kitap bulundurmak meşru idi o zamanlar. Yani tek nüsha bulunduruluyordu, iki nüsha bulunduğunda yasaktı. Ben almıştım. Ekonomi, politik şu bu falan hepsini tek tek okudum. Türlerin Kökeni, Darwin’in kendi orijinal eserinden hepsini okudum. Niye okumayayım?
“Selamün aleyküm Adnan Hocam ve diğer samimi Müslümanlar.” Olmaz öyle selam, şimdi herkese selam olmaz. Bana verdiğini kabul ediyorum, aleyküm selam. Çünkü Türkiye’nin hepsinin aleyküm selam demesi lazım. “Az önce Nur talebeleriyle ilgili bir bölüm okudum sizin sitenizden. Gerçekten bu talebelik cemaatçilik çok ilginç geliyor artık bana. Bu insanlar bölmeye çalışıyor Müslümanlığı.” Hayır, Müslümanlar mutlaka topluluklar halinde olacaklar. Bölme değil, bilakis birleştirme böyle olur. Eğer tek tek olursa bölünmüş olur Müslümanlar. Mutlaka en azından cami cemaati olması lazım, en az mahallede bir topluluk olması lazım. Mesela biz de bir arkadaş gurubuyuz burada. Mesela Facebook’ta bile gençlerin ekipleri var, değil mi? Mesela kiminin yedi yüz elli tane, kiminin bin, bin beş yüz tane, iki bin, elli bin, altmış bin arkadaşı var. Topluluk olarak, arkadaş olarak mutlu olur insanlar ve öyle güzel bilgi alışverişi oluyor. Hiç tanımadığın, bilmediğin adamla ne konuşacaksın sen? Masonlar ne yapıyor, bir topluluktur, bir camiadır, değil mi? Localarda, bak büyük bir topluluk ama küçük küçük de locaları var ayrıca. Bu Masonluğu bölen bir sistem mi, sağlamlaştıran bir sistem mi? Sağlamlaştıran bir sistemdir. Siyasi partiler vardır, değil mi? İl, ilçe örgütleri vardır. O parçalıyor mu, bütünleştiriyor mu? Bütünleştirir. Müslümanlar da kendi fikrinde, kendi düşüncesinde gördüğü kişilerle arkadaş grupları oluştururlar. Aynı düşüncede, aynı fikirdeyse bu son derece normaldir. Mesela Alevi kardeşlerimiz vardır, Bektaşi kardeşlerimiz vardır. Onlar kendi içlerinde cem toplantıları yaparlar, sazlı sözlü, değil mi? Yunus Emre’den şiirler okurlar, bu onları bölmez, güçlendirir. Dolayısıyla mutlaka Müslüman topluluklar halinde ve cemaatler, arkadaş grupları halinde olacaktır. Bu çok normal, bunu yanlış anlamasınlar. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki gibi her Müslüman, diğer Müslümanlara yardım edecek ama maalesef gerçekleri şimdi anlıyorum.” Bu Mehdi (a.s.) devrindedir dediği kardeşimizin yani istisnasız her Müslüman’ın birbirine yardım etmesi. Şu an insanlar birbirlerini tanımıyor, bilmiyorlar. Ancak küçük topluluklar içerisinde birbirlerini tanıyorlar, değil mi? Yani mesela senin bir arkadaş grubun var, tanıdığın için güven duyuyorsun, rahat konuşuyorsun. Ama tanımadığın bir insanla temkinli olursun. Ama Hz. Mehdi (a.s.) devrinde herkes güvenli hale gelecek, o anlamda, o zaman olacak yani o devre kadar mutlaka cemaatler, gruplar, topluluklar, arkadaş grupları, arkadaş birliktelikleri olacaktır, bunu kardeşimiz yanlış biliyor, Hüseyin kardeşimiz. Evet Mehdi (a.s.) devrinde bütün bunlar hallolacağı için, Hüseyin kardeş var gücünle sen de gayret et inşaAllah, gayet güzel olur. Tamam peki ara verelim.
SUNUCU:Programımıza kısa bir ara veriyoruz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben de Berker Hocam’dan destur alayım.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, estağfirullah. Hocam Endonezya’da bir başkan vardı, Müslümanlara zulmediyor, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kim o çakal, bakayım.
ALTUĞ BERKER:Resimlerini göstereyim Hocam isterseniz.
ADNAN OKTAR:Adı ne bunun?
ALTUĞ BERKER:Susilo, diye bir adam Hocam.
ADNAN OKTAR:Susilo herkesi susturuyor herhalde.
ALTUĞ BERKER:Allah-u alem Hocam. Eskiden generalmiş Allah-u alem. Müslümanlara bayağı zulmediyor, onunla ilgili resimler ve bilgiler var, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Susilo, peki bu nedir, devlet buna bir şey demiyor muymuş?
ALTUĞ BERKER:Zaten başında Hocam, özel Müslümanlara yönelik bir politika izliyor, eziyor, öldürüyor.
ADNAN OKTAR:Devlet başkanı mı bu?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Bunun da başı vardır. Asıl başıyla konuşmak lazım, bu çakaldır yani onu oraya getirene bakmak lazım.
ALTUĞ BERKER:Terörist yakalama iddiasıyla pek çok sivil Müslüman’ı şehit ediyorlarmış Hocam. Silahla halkın arasına girip, ibadethanelerin içerisinde siviller varken ateş ediyorlarmış.
ADNAN OKTAR:Bak şu resmi göstersene sen bana, bir üsttekini. Bu çakal aynı şekilde Mason locasının da böyle bir kıyafeti var. Yani aşağı yukarı buna benziyor inşaAllah. Bunun da üstü var. Devlet başkanı falan değil bu çakal, göstermelik getirdiler.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bununla ilgileneceğiz, hukuk, kanun ölçüleri içerisinde tabii inşaAllah. Evet yani ateist masondur bu çakal, biliyorum.
ALTUĞ BERKER:Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’yle ilgili bilgi verebiliriz Hocam, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, ismi bile çok güzel, göreyim.
ALTUĞ BERKER:“1888 yılında Silistre vilayetinde doğmuş” Hocam Bulgaristan’ın. “İlk tahsilini de kendisi gibi alim olan babasından almış. 1916 yılında İstanbul’da dönemin en meşhur ve önemli medresesi olan Fatih Medresesi’ni birincilikle bitirmiş. Daha sonra Süleymaniye Medresesi’nde Medresetü’l kuzat yani günümüzdeki hukuk fakültesini de birincilikle bitirmiş. 30 yaşında ordinaryus profesörlük unvanı kazanmış.” Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“1939 yılında yaptığı İslami mücadeleden dolayı tutuklanmış. Genç denecek yaşta hapishaneyle tanışmış. Hapishanede ilmi ve irfani çalışmalarına daha da hız vermiş. 1944 yılında ikinci defa tutuklanmış. 8 gün boyunca işkenceye tabi tutulmuş. 1957 yılında tutuklanmış ve Kütahya hapishanesinde 69 yaşında, 59 gün tutuklu kalmış, idam talebiyle yargılanmış, mahkeme tarafından suçsuz bulunarak beraat etmiş. Müslümanların İslami yaşantısını gizli gizli yaptığı bir istibdat ve zulüm döneminde adeta kefenini yanına alarak gece-gündüz demeden, Kuran dersi veren Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri bir hatırasını şöyle anlatıyor. “Okutma imkanı yoktu fakat okuyan dahi bulamadım. Bir zaman geldi, mebus maaşı kadar para verip, talebe okutmak istedim, yine bulamadım.” Şimdi sadece Türkiye’de değil, dünyanın çeşitli ülkelerinde onun manevi rehberliğinde Kuran kursları, yurtlar ve pansiyonlar hizmet veriyor. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri talebelerine gözü gibi bakarmış Hocam. Her türlü sıkıntılarıyla ilgilenirmiş, kendi parasıyla talebelerinin iaşelerini karşılarmış, talebelerine büyük önem vererek, onlara değer verdiğini göstermek için “Sizler benim müsteşarlarımsınız.” dermiş. Yetiştirdiği talebeleri tatillerde, memleketlerine gittiklerinde saygıyla karşılanırdı. Talebeler küçük yaşlarına rağmen, halka vaaz ve nasihatlerde bulunurlardı. Böylece hizmet bütün memlekete yayılıyordu. Yetiştirdiği talebeler için, “Ben canlı kitaplar yazıyorum, onlar için hiçbir zaman tozlanmayacak, sürekli kendisini okutturacak.” dermiş Hocam. “Süleyman Efendi gece-gündüz İslam’a hizmet ederdi, yerinde durmak bilmezdi.” deniyor Hocam. “Bir yandan camilerin kuytu köşelerinde, apartman bodrumlarında, tren seyahatlerinde kısaca bulabildiği her yerde talebe okutmaya çalışırdı. Bazen trenden inmeyerek gidiş ve dönüşlerde daha çok öğrenciyi okutuyordu. Kuran öğrettiği için defalarca tutuklandı, işkence gördü ve mahkemelere sevk edildi. Süleyman Hilmi Efendi yakalandığı şeker hastalığından 16 Eylül 1959 tarihinde İstanbul’da vefat etti. 72 yaşında vefat eden Süleyman Hilmi Tunahan’ın naaşı dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik’in engellemesi sebebiyle Fatih cami haziresi yerine, Karacaahmet mezarlığında polisin gösterdiği mezarda toprağa verildi.”
Namık Gedik bildiğiniz gibi Hocam, bundan sonra da Şanlıurfa’da vefat etmesine az kala Bediüzzaman için “Onu getirecek araba bulamazsanız çöp arabasına atın getirin.” demişti. Daha sonra da kendisi intihar ederek ölmüş ve cesedi çöp arabasıyla taşınmıştı.
Bir vasiyeti vardı Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin talebelerine Hocam; “Tefrikaya düşmeyiniz, kavmiyet gütmeyiniz.” demiş. “Her yerde birlik ve beraberlik lazımdır. Muvaffak olmak için her hususta ittifak etmeli ve dayanışmayı asla elden bırakmamalıdır. Çünkü Allah’ın nusreti, maddi ve manevi yardımı cemaat ile beraberdir. Toplu çalışanlar bunun semeresini kısa zamanda elde ederler. Her koyunu kendi bacağından asarlar sözü yanlıştır. Dinimizde neme lazım demek yok, bana lazım demek vardır.” demiş. Bediüzzaman hakkında da Hocam: “Ben kendisini görmemiştim fakat manen tanırım. Ulema-i su İslam dininin şerefini ayak altına düşürdüler.”
Bediüzzaman’ın sözleri bunlar, “fakat o bunu minarenin şerefesi gibi yükseltti. Onu ve talebelerini okuduğum evradın sevabına ortak kılıyorum.” demiş Bediüzzaman Hocam. Süleyman Efendi’nin bağlılarından Arif Hikmet Köklü Beyefendi 2001 Eylül’de şu hatırayı anlatmışlar: “Bazı kimseler Bediüzzaman Said Nursi aleyhinde neşriyatta bulunuyorlardı. Onların tesirinde kalarak, Şeyh Süleyman Efendi Hazretleri’ne “Biz Said Nursi’yi nasıl bileceğiz?” diye sordum”, “Bediüzzaman Hazretleri Türkiye’de en sevdiğim zattır.” diye karşılık vermiş Hocam Süleyman Hilmi Tunahan.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bak birbirlerini nasıl koruyup kolluyorlar değil mi?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Gerçek Müslüman, birbirine karşı haset duygusu içerisinde olmaz. Birbirlerinin eserlerini tavsiye ederler, birbirlerini çok severler, birbirlerine muhalif bir çizgi içerisinde olmazlar, değil mi? Ve azami istifade etme yönünde gayret gösterirler. Bu güzel ahlakı da Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nde görüyoruz. Es seyyid’dir Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) soyundandır. Hayrettir bak mesela hep böyle mübarek silsilelerin başında hep onlar oluyor. Mesela o kadar bilinen bir şey değildir Süleyman Hilmi Tunahan’ın seyyid olduğu, silsile olarak yani soyu şecere olarak seyyiddir inşaAllah. MaşaAllah, evet başka ne vardı Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Hocam İtalya’da sizin konferansınızı konu eden gazete haberi vardı Hocam, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Ne İtalyan gazetenin ismi?
ALTUĞ BERKER:Hocam, hemen okuyorum inşaAllah. La vache isimli gazete. Milano Belediye Başkanının Katolikler ve Müslümanlar arasında Darwinizme karşı ittifak olmasına karşı olduğu, anlatılıyor Hocam. Ayrıca yazarın, sizin Hocam, ara fosil getirene yedi milyon dolar vermeyi teklif ettiğinizi de anlatıyor haber.
ADNAN OKTAR:Güzel, doğru.
ALTUĞ BERKER:Haberin en altında sizin İtalyanca sitelerin adresleri de verilmiş inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, İtalya uzun zamandan beri hop oturup hop kalkıyor, acayip panik haldeler. Şimdi engellemek için birçok hukuki girişimlerde bulunmuşlar, konferansı engellemek için birçok yere müracaat ediyorlarmış, birçok protesto gösterileri olmuş. Bağırta bağırta anlatacağız. Gerçekleri saklamak yok. Bundan sonra insanlar tek yönlü yönlendirmek yok, hurafe anlatmak yok. Her hurafenin cevabını vereceğiz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Bir de televizyonda bir haber olmuş Hocam, uygun görürseniz İtalya’da. İnşaAllah onu göstereyim.
ADNAN OKTAR:Ağzı, dili kurumuş sıkıntıdan. (Videodaki kişi hakkında)
ALTUĞ BERKER:Türkçesini okuyayım Hocam, isterseniz.
ADNAN OKTAR:Ne diyor özetle?
ALTUĞ BERKER:Hocam, dünkü basın toplantısında Yaratılışçı grubun Başkanı Fabrizio Fratulus, evrimin bilimsel bir gerçek olmadığını, sadece bir Pagan dini olduğunu anlatmış. Diğer kişi de Katolik bir fizikçi, o da fosillerin hiçbir değişime uğramadığını, Darwinizmin yalan olduğunu, bunun delillerle kanıtlandığını, anlatmış. Konferanstan bahsediyorlar ve sizden bahsediyorlar. Fabrizio Fratulus video da şunları söylüyor: “ve Harun Yahya grubuyla beraber, biz İtalya Yaratılışçı grubu olarak, Darwinizmin yalan olduğunu halka ispatlamaya çalışıyoruz. Bizleri yaratan bir Yaratıcı var mesajını tüm insanlara duyurmaya çalışıyoruz.” demiş.
ADNAN OKTAR:Hristiyanlarla da ittifak ederek dalalete karşı mücadele veriyoruz, değil mi?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Çünkü Deccaliyet olan Darwinizme karşı, Hristiyanlarla ittifak çok önemlidir. Yani onlarla ayrı ayrıyken mağlup oluyor Müslümanlar ama ittifak ettiklerinde Bediüzzaman “Aşağı indirirler.” diyor. Bak şu an İtalya sallanıyor inşaAllah ki bu daha bismillah daha yeni girişimiz. Allah`ın izniyle Roma`yı yerle bir edeceğiz inşaAllah. Öyle bundan sonra hurafe, uydurmacılık, efendim yalancılık yok.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Başka ne var Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Hocam estağfurullah. Uygun görürseniz münafıklara dikkat çekiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onunla ilgili sözleri var. Kuran’ı kullanarak Müslümanlara karşı mücadele ettiklerini söylüyor.“Münafıklar Kuran’ı öğrenirler ve Kuran’la, ilim ehliyle mücadele ederler.” Ramuz el Hadis`te Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak çok manidar. Çok net. Bir daha oku bakayım.
ALTUĞ BERKER:Başından okuyayım Hocam, “Ümmetim üzerine iki şeyden korkarım. Bolluk olan ve rahat yerlere göçüp şehvetlerine tabi olurlar ve namazı ve Kuran’ı okumayı terk ederler. Münafıklar ise Kuran’ı öğrenirler ve Kuran’la, ilim ehliyle mücadele ederler.”
ADNAN OKTAR:Bak, tam. İşte Müslümanların en çok dikkat edeceği konu münafıklardır. Yani direk küfürden, direk dinsizden bir zarar gelmez. O anlamda gelmez. Bakın. İnceleyin. Nerede bir melanet ve pislik varsa hep münafıklardan çıkmıştır. Yani hayret edersin kökenine baktığınızda mutlaka münafık çıkar. Sen hakikaten o dinsiz zannedersin, ateist zannedersin, bakarsın ki münafıktır.
Kardeşimiz diyor ki: “Hakim et-Tirmizi -kaddesAllahu sirruh- hazretleri Hatemül Evliya kitabında Hz. Mehdi (a.s.) için şöyle demiştir. “Nasıl ki Peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed (s.a.v.)`e Hatemün Nebi denmişse ve bütün Peygamberler üzerine Allah-u Teala`nın bir Hücceti ise velilerin sonuncusu olan bu veli Hz. Mehdi (a.s.) de Ahir zamanda öyle olacaktır.” Yani Hateme Veli, bütün velilerin üstündedir gelmiş geçmiş bütün velilerin. Muhyiddin İbnü’l Arabi kaddesAllahu sirruh hazretleri Hakim et-Tirmizi kaddesAllahu sirruh hazretleri "Hatemül Evliya"da sorduğu soruları cevaplandırmak için El-Cevabül-Müstakim isimli eserinde şöyle buyurmuştur: “O, Hz. Mehdi (a.s.) Arapça’yı pek iyi konuşamaz, pek bilmez. Fakat ahlakı hususunda ondan farkı da olmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den. O, Hz. Mehdi (a.s.) orta boyludur, mülkün dönemi onunla biter” yani dünya onunla biter. “Ve velayet onunla hateme erer.” “Hateme velidir.” diyor en büyük veli. Dolayısıyla Mehdi (a.s.)`nin Arapça bilmediğini anlıyoruz yani Arapça tabii herkes türkçeye karıştığı için Arapça’dan az çok bilir, çok az birkaç kelime bilirde fakat “Arapça’yı bilmez.” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Yani Mehdi (a.s.)`nin mühim bir vasfı olarak bu belirtilmiş. Bunu Muhyiddin Arabi Hazretleri Tırmiziden, Hakim et-Tırmizi`den naklediyor.
“Mesudi şöyle nakletmektedir. Ali bin Hazm`a İbn-i Siraz ve İbn-i Ebu Said bir ara İmam Rızanın huzuruna vardıklarında, “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in torunlarından İmam Rıza, “Ali bin Hazma imama şöyle arzetti: Ey Resulullah (s.a.v.)`ın oğlu biz, siz ehl-i beyt imamlarına şöyle nakletmişiz ki her imam ölmeden önce mutlaka evladını görür acaba bu doğru mudur? İmam Rıza (a.s.) cevabında şöyle buyurdu: “Şunu Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisine eklediniz mi?” “Şu kelime, şu cümle eksik.” diyor, Kaim Mehdi (a.s.) hariç diyor. Her imam çocuklarını görecek. “Kaim Mehdi (a.s.) hariç bir tek kaimin çocuğu olmayacak.” diyor. “Kaim Mehdi (a.s.)’nin. İsbat ul Vasiya Mesudi sayfa 231 Müzemmil Suresi 8’de Cenab-ı Allah “Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O`na yönel.” diyor. O da, yani bu ayetin bir nevi tecellisi olmuş oluyor. Bir yönüyle. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in çocukları vardı. Ama Mehdi (a.s.)’de, Mehdi (a.s.)’nin hangi yönde olacağını da Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ona işaret etmiş oluyor. “Her imam ölmeden önce mutlaka evladını görür fakat hadiste şu eksik” diyor, “kaim Hz. Mehdi (a.s.) hariç.” “Yani onunda eklenmesi gerekir” diyor. “Çünkü hadis böyleydi” diyor yani “hadisi eksik almışsınız” diyor “duyan. Doğrusu budur.” diyor. İnşaAllah.
“Selam Hocam, hürmetle ellerinizden öperim sizi çok seviyoruz sayın Hocam, geçen gün bir tv programında küçük bir kız çocuğu ip atlıyor ve sayılarla tekerleme yaparken sıra 5 ve 6 rakamlarına gelince...” Çocuklara tabii dinsizliği öğreten çok anlatım var. En başta Darwinizm var. Darwinizm varken böyle ufak tefek gibi görünen konular esas değildir. Asıl dinsizliği anlatan konu Darwinizmdir. Dikkati onun üzerine toplamak gerek.
“Hocam iyi akşamlar, bu akşam programınızda, Yecuc ve Mecuc’ün uzaydan bir gezegenden geleceğini söyleyen İskender Türe`nin kitabından biraz bahsederseniz sevinirim. Çünkü bunlara inananlar var çevremde.” Orhan. Kimdir bu İskender Türe?
ALTUĞ BERKER:Ben tanımıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:Diyebilir o önemli değil. Kuran’a, hadise uygun olması lazım. Kendi kafasına göre söylemesi önemli değil. Münafıklarla ilgili anlatabilirim, Ahir zamandan anlatabilirim, hangisini anlatıyım? Mehdi (a.s.)’den anlatabilirim.
SUNUCU:Ahir zaman.
ADNAN OKTAR:“Mehdi (a.s.)’nin yardımcılarının sayısı Talut ile nehri geçenler kadardır.” Talut’la nehri geçenlerin sayısı 313. Ehli Bedir`in sayısı 313.” O sayıda bir şey var, yani Mehdi (a.s.)`nin cemaati toplam 300 civarında oluyor, hiçbir şekilde aşmıyor. Azalmıyor da aşmıyor da. Bu Mehdilik’in Alametleri’nden bir tanesidir. “Mehdi (a.s.) tıpkı Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.) gibi dünyaya hükmedecektir.” El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar.Yani Cenab-ı Allah şunu demek istiyor. Kuranda geçen Zülkarneyn (a.s.) kıssası ve Süleyman (a.s.) kıssasında Mehdi (a.s.)’ye geniş çaplı bir işaret var. Mehdi (a.s.) geniş çaplı anlatılıyor demektir.
Bir de bazı kardeşlerimiz ısrarla beni eleştiriyorlar. Sanki ben kendimi örnek insanım işte herkes bana benzesin, demişim gibi böyle bir şey olmaz. Demin de kardeşim diyor ki, ben size benzemek istiyorum. Öyle bir şey yok. Bizim örneğimiz Peygamber (s.a.v.) ve sahabeler. Ve geçmiş peygamberlerdir. O kadar. Kuran bize bunu emrediyor. Yani herhangi bir insanı biz örnek alamayız. Bakın Peygamber (s.a.v.), sahabe ve diğer Peygamberler o kadar. İnşaAllah. Ben Kuran’a davet ediyorum insanları o kadar. “O Peygamberlere benzeyelim, sahabelere benzeyelim.” diyorum ben “Bana benzeyin.” demiyorum kimseye. İnşaAllah.
“Mehdi (a.s.) iki kez, insanların gözünden kaybolacaktır. Bir seferinde o kadar uzun zaman görünmeyecek ki kimisi onun öldüğünü, kmisi bıraktıp gittiğini zannedecek. Yakın arkadaşları dışında hiçkimse onun yerini bilmeyecektir.” Mehdi (a.s.)’nin iki kez uzun süre kaybolması var. Yani muhtemelen açıkça anlaşılıyor, hapse girecek. Veyahut hapse benzer bir yerde gözaltında tutulacak, muhafaza altına alınacak. İki kere olacağı söyleniyor. “Bir gün Huzeyfe (r.a.)’nin yanında Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıktığını söyledi. O dedi ki: “Siz eğer aranızda, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ashabı olduğu halde o çıkarsa felah buldunuz.” Ta Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında bekliyorlarmış. Ya çok acayip, ta o zamandan beklemeleri.” Muhakkak ki o, insanların karşılaştıkları şeyler sebebi ile gayib olan Hz. Mehdi (a.s.)’nin kendilerine insanların en sevgilisi olmadıkça çıkmayacaktır.” Yani “O kadar şiddetlenecek ki” diyor Hz. Mehdi (a.s.) sevgisi, çok güçlendikten sonra, çıkış anlarının özellikleri anlatılırken bir özellikte budur. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin çok sevildiği bir dönemde çıkacaktır. Çünkü gittikçe dozu artacaktır. Yani “Hz. Mehdi (a.s.) hakkında önce insanlara öfke ve nefret yayacaktır küfür ve Deccalliyet, insanlar ona karşı müthiş bir kin duyacaklardır, ona ve talebelerine karşı, sonra o çok şiddetli bir sevgiye dönüşecektir, uzun vadede yani son dönemlere doğru, işte o dönemde çıkacak.” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Önce Deccaliyet aleyhinde yoğun propaganda yapıyor hatta diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Onun sırtı dövüle, dövüle artık sırtı genişler.” diyor. Yani “Ona saldırdıkça Hz. Mehdi (a.s.)’nin ünü ve şanı yayılır etrafa.” diyor. Hadisin anlamı yoksa dövüldükçe, sırtına vuruldukça, yayılsa ölür zaten insan. Kastedilen o değil, müteşabihtir o hadis. Yani dünyaya saracak, her tarafa yayılacak anlamına geliyor.
“Bir gün biz Hz. Ali (a.s.)’nin yanındayken (keremullahi veche) birisi Hz. Mehdi (a.s.)’dan sual etti.” Sahabe döneminde hep Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediliyor. Çok sık olarak konuşulan bir konu. Peygamberimiz (s.a.v.)’e soruyorlar, sahabelere soruyorlar, Hz. Mehdi (a.s.)’ı merak ediyorlar. Hz. Musa (a.s.)’da çok merak ediyor, müthiş bir sevgisi var Hz. Mehdi (a.s.)’e karşı, Hz. Musa (a.s.)’ın, Allah’a bak Ulu’l Azim büyük bir Peygamber’dir, üç defa dua ediyor Allah’a Hz. Mehdi (a.s.) olmak için. Üçünde de duasını Allah kabul etmiyor. “Sen Peygamberlik yapacaksın.” diyor Allah, kabul etmiyor inşaAllah. “Hz. Ali (a.s.) bir iç geçirmiş sonra eliyle bir dokuz işareti yapmış, sonra da o Ahir zaman da kişiye “Allah’tan kork, Allah’tan kork denildiği zaman çıkar.” dedi ve şöyle devam etti” diyor: “Bulutların semada toplandığı gibi Allah onun etrafında bir kavim toplar.” Yani talebelerini toplar. “Onların kalplerini uzlaştırır.” yani normalde insanların kalpleri çok zordur uzlaşması, arkadaş olması çok zordur. “300 kişi kadar arkadaş grubunun kalplerini Allah uzlaştıracak.” diyor. “Onlar içlerinden şehit düşene üzülmezler.” Yani demek ki içlerinden az sayıda da olsa şehit olan olacak. Mesela bak bu da çok şaşırtıcı bir mucize. “Kendilerine katılana da sevinmezler.” Çünkü Allah gönderiyor yani ben kendimden oldu demiyorlar. “Sayıları Bedir Ashabı kadarlardır.” Yani 313 kadardır. “Evvelkiler onları geçemediği gibi sonrakiler de onlara yetişemezler.” Yani “Dünyanın geçmişinde olan hiçbir kimse onlara yetişemez,” diyor, sonrakiler de “Hz. Mehdi (a.s.) devrinden sonraki kişiler de onlara yetişemez.” diyor. Yani “O kadar yüksekte değerleri.” diyor. Kitab ül Burhan fi Alametil Ahir Zaman, sayfa 57.
“Evvelkilerin onları geçemediği gibi”, mesela bu çok manidar bir ifade bu ta Hz. Adem (a.s.) devrine kadar geçerli bir söz. “Hz. Adem (a.s.) devrine kadar hiç kimse onları geçemez.” diyor. Yani durumun şiddetinden dolayı Deccaliyet’in.
Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Talikana yazık oldu.” Talikan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Afganistan ismi, Talikan, sonradan Afganistan oldu. O devirde ki ismini söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Talikana yazık oldu. Şüphesiz Allah-u Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır.” Yani metallerden oluşan çeşitli yeraltı zenginlikleri vardır. Orada Allah’ı hakkıyla bilen insanlar vardır. Onlar Ahir zaman Mehdisi (a.s.)’nin yardımcılarıdır.” Kitab ül Burhan fi Alametil Ahir Zaman, sayfa 59. Şimdi CIA özel bölümü var Mehdiyet ile ilgili. CIA’in yani birçok bölümden oluşan başkanlığa bağlı Mehdilik’i araştırma ve Mehdilik’e karşı mücadele etmek için özel bölümü var. O bölüm bu hadisi alıyor, diyor ki bak: Afganistan için ne diyor? “Onlar Ahir zaman Mehdisi (a.s.)’nin yardımcılarıdır.” Tamam o zaman Afganistan hedef hale gelmiş oluyor. “Kim yardımcı, nereden çıkacak?” diyor mesela “Irak tarafından, Basra, Kufe ve Şam gibi yerler de.” diyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı yer. Hemen orayı işgal etti Amerika. Kitab ül Burhan fi Alametil Mehdi Ahir Zaman, sayfa 59. “Talikana yazık oldu.” Peygamber Efendimiz (s.a.v) işgal edecekler orayı.” diyor. Yani “Biliyorlar böyle bir şey olacağını ve orayı işgal edecekler.” diyor. Yani Hz. Mehdi (a.s.) zamanında Hz. Mehdi (a.s.)’e yardımcı olacaklarını bildiği için kişilerin işgal edeceğini bildiği için bak Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çok açık söylüyor. Gerekçeyi belirtiyor bak “Onlar Ahir zaman Mehdisi (a.s.)’nin yardımcılarıdır.” “Bu yardımcı olmalarına karşılık ne yapılacak?” diyor, “Talikana yazık oldu.” diyor. “İşgal edilecek.“ diyor Afganistan. Gerekçe ne? “Hz. Mehdi (a.s.)’e yardımcı olacakları için.” diyor. “Şüphesiz” diyor, “Allah-u Teala’nın orada altın ve gümüşü olmayan hazineleri vardır.” Ayrıca işgalcilerin oradaki o altını, gümüşü olmayan hazineler yani yeraltı madenlerine göz dikeceklerini dikkat çekmiş oluyor. Ama Müslümanların da bundan istifade edeceklerine dikkat çekmiş oluyor. “Orada Allah’ı hakkıyla bilen insanlar vardır. Yani böyle “cesur, kişilikli, İslam’a, dine tam boyun eğen, Allah’a tam bağlanmış insanlar vardır.” diyor.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım, Nisa Suresi 159. Allah “Andolsun” diyor, yemin ediyor, “Kitap ehlinden,” yani Musevi ve Hıristiyanlar’dan“ölmeden önce ona”İsa (a.s.)’a, İsa ibn-i Meryem’e, Mesih İsa’ya ”inanmayacak” onun Peygamber olduğunu kabul etmeyecek“kimse yoktur” diyor Allah. “Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır.”
Bunu şimdi adamlar ne yapıyor, “Kitap ehlini, ölmeden önce”, “Museviler tam öleceği an” diyorlar, “birden bire İsa (a.s.) onlara görünecek, onlar da iman edecek.” diyor. Son anda ölüm, can çekişirken artık komaya girmiş, agoni halindeyken yani ölüm baygını, o anda iman geçerli mi? Değil. Kuran ayetlerinde bu çok açık, sabit. Peki niye böyle boş konuşursun? Yani bunun geçerli olmadığını bildiğin halde niye onun iman ettiğini söylersin? Bak sırf İsa (a.s.)’ın gelişini inkar için gereksiz, anlamsız, mantıksız konuşma yapıyorlar, değil mi? Bu nasıl oluyor? Bak “Kitap ehlinden,” “İsa (a.s.) geldiği vakit, “ölmeden önce” Hz. İsa (a.s) sağken, zuhur ettiğinde yani ortaya çıktığında İsa (a.s.)’ya inanmayacak ne bir Hristiyan ne de nir Musevi hiçkimse kalmayacak .” diyor Cenabı Allah, “hepsi iman edecek”diyor. Çünkü inanmayacakları gibi bir durum yok, inanacaklar mecburen inanacaklar, olayın harikuladeliğinden dolayı inşaAllah.
157. Ayet, yine Sure’nin devamı.
“Ve: Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler.” İsa’yı öldürmediler. “ve onu asmadılar.” “Makatelehu” diyor Allah, makatelehu öldürmediler. “ve onu asmadılar.” bak şimdi sözü Kuran’ı böyle dil eğip bükecek münafıkların oyun oynayacağını bildiği için Cenab-ı Allah, her yerden onları tıkamış. Şimdi bak “onu öldürmediler” diyor. Adam diyor ki: “Ben öldürdü demedim ki” diyor, “astılar dedim.” diyor, “Asıldı ben, onu kastettim.” diyor. Allah da diyor ki: “onu asmadılar.” diyor, sahtekarlık yapmasınlar diye.“Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.” “İsa (a.s.)’ın benzeri gösterildi yani astıkları İsa değildi” diyor, “onun benzeriydi.” “Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler,”yani İsa (a.s.) inmeyecek, İsa (a.s.) gelmeyecek diyenler, öldürüldü diyenler, “kesin bir şüphe içindedirler.”“Bilmiyorlar” diyor Allah, “şüphe içindedirler.” “Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur.”Yani sadece “Uydurma, hurafelerle, yobaz hurafeleriyle iddia edecekler.” diyor Allah. “Öyle bir şey yok, ederler.” diyor. Devam ediyor, o zaman da yapıyorlar. “Onu kesin olarak öldürmediler.” diyor Allah bir daha söylüyor. Bu ne demektir? Demek ki direnecekler demek ki sahtekarlık yapacaklar. Allah böyle ısrarlı anlatımının anlamı budur. Ahir zamanda bu gerçeğe karşı insanların direneceğini gösteriyor ki, Kuran’da ısrarla vurguluyor Cenab-ı Allah.
158. ayette, “Hayır;” diyor Allah bak, reddediyor, “Hayır; Allah onu kendine yükseltti.” “Kendine ref etti, yanına aldı.” “Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”
Yine Cenab-ı Allah, 159. Ayette, “Andolsun, Kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak hiç kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların üzerine şahid olacaktır.”
“Ashab-ı Kütüb-i Sitte’den İmam-ı Hakim Müstedrek’inde Ebu Davud Kitabu’l Sünen’inde, Beyhaki, Suab-i Iman’da tahriç buyurdular: Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis: “Cenab-ı Allah her yüz senede, Cenab-ı Hakk müceddid-i din gönderiyor.” Din yenileyici, her yüz başında sene başında. Mesela Hicri 1400, o da bir yüzyıl başı oluyor, değil mi?
“İmamı Rabbani Mektubat-ı Rabbani’de: “Her yüz sene başında bu ümmetin uleması arasında bir müceddid gelecek ve şeriatı ihya edecektir. Bilhassa aradan bin sene geçtikten sonra, zira böyle aradan bin sene geçtiği vakit, geçen ümmetlerde ulul azm bir Peygamber’in geldiği vakittir.” Mektubat-ı Rabbani Birinci cilt, 520. sayfa.
“Ebu Hureyre rivayetine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş: “Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah, her yüz sene başında, şu ümmetin dinini bidatten ayıracak, yenileyecek, ilim sahibi bir zatı gönderir.” Hicri 1400’ün müceddidi de Hz. Mehdi (a.s.)’dir işte. Yani bak her yüzyıl başında geldiğine göre, bu yüzyıl başında da çıkan kişi odur, Hz. Mehdi (a.s.)’dıir Ama tabi müceddidler ve mehdiler son devirlere doğru anlaşılıyor yani ilk çıktığında anlaşılmıyorlar. İcraatlarını yapıyorlar, uygulamalarını yapıyorlar, kitapları yayılıyor, fikirleri yayılıyor, düşünceleri tam hakim oluyor, insanlar tarafından benimseniyor, ondan sonra anlaşılıyor o devrin müceddidi olduğu. Yoksa daha önce ilk başlangıçta anlaşılmaz. Bakın, İmam Rabbani’nin bu sözü bak “Zira böyle aradan bin sene geçtiği vakit, geçen ümmetlerde ulul azim bir Peygamber’in geldiği vakit.” Cenab-ı Allah hem İmam Rabbani’yi gönderiyor, hem Hz. Mehdi (a.s.)’i gönderiyor ikinci binde, hem de Hz. İsa (a.s.)’yı gönderiyor. Bin geçtikten hemen kısa süre sonra, İmam Rabbani geliyor. Yaklaşık 400 sene kadar sonra da Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) geliyor. Ama bu son binde yani üçü birden çok önemli yani, İmam Rabbani, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.). Ama Hz. Mehdi (a.s.)’nin konumu, İmam Rabbani’nin üstündedir. Yani İmam Rabbani, Hz. Mehdi (a.s.)’e bağlıdır. Abdülkadir Geylani İmam’a bağlıdır. Çünkü bütün Velilerin İmamıdır Hz. Mehdi (a.s.) yani tamamının imamıdır. Bu Şeyh Nazım Hocamız’ın vekili, Şeyh Adnan Hocamız da sohbetinde orada belirtiyor: “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor, “Hz. Adem (a.s.)’den itibaren bütün velilerin, tamamının imamıdır.” diyor, evet hepsinin imamı oluyor. Yalnız Osman Ünlü gibi bir kısım Hocalar İmam Rabbani geliyor ya, ikinci binde geldi ya, şimdi gelince en az bir bin sene geçmeden Hz. Mehdi (a.s.)’nin ve Hz. İsa (a.s.)’nın gelemeyeceğine inanıyorlar. Yani mutlaka o bin senenin dolması gerektiğine inanıyorlar. Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. İsa (a.s.)’dan sonra daha bin sene dolmadan geldi. Değil mi? Bin sene dolmadan geldi. Ayrıca İmam Rabbani ne diyor? O bin içerisinde seçkin kişilerin olduğunu, söylüyor. Örnek olarak kimleri veriyor? Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’yı veriyor. Tabii nezaketen kendisini onun içine dahil etmiyor ama biz onu içine dahil ediyoruz. Üçünün aynı bin içerisinde olduğunu görüyoruz. İmam-ı Rabbani’yi koruyacağım diye, ona saygı göstereceğim diye, o binin içerisine Hz. İsa (a.s.)’yı ve Hz. Mehdi (a.s.)’yi almak istemiyor Osman Ünlü. Güya sevgi gösteriyor İmam Rabbani’ye. Halbuki İmam Rabbani onun bu dediğini duysa ona kim bilir ne yapardı ve ne derdi? Osman Ünlü güya iyilik yapmış oluyor. Çünkü orada Hz. İsa (a.s.)’ya karşı saygısı eksik olmuş oluyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ye karşı sevgisi eksik olmuş oluyor ve hepsinden önemlisi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e karşı saygısı çok acayip olmuş oluyor. Bunu düşünmüyor ve kendince de böyle çok usturuplu bir dille konuyu hallettiğini düşünüyor, büyük zarar vermiş oluyor. Hayır inatçılığında da devam ediyor, çünkü baktım yazısında yine var. Anlatıyorum, defalarca anlattım yine aynı konuyu anlamıyor.
Bak “Bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlamasıyla başlar. Yani Resulullah (s.a.v.) Efendimizin irtihalinden itibaren.” Yani “Bin bitip, ikinci binin başlamasıyla Ahirlik başlar” diyor, “Ahir zaman başlar.” diyor. “Şeriatın teyit hasretleri milleti tecriti bu ikinci bindedir. Bu davanın doğruluğu adil şahit İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.)’nin bu bin içinde varoluşlarıdır. “ Yani “İkinci binde varoluşlarıdır.” Burada açıkça söylüyor, buna rağmen delilsiz olarak yine yazmış, yine üçüncü bine almış ve mantık orada ileri sürüyor yani “İmam Rabbani gelmişken, İmam Rabbani’nin” diyor “şanına, üstünlüğüne yakışmaz.” diyor “Mehdi (a.s.)’nin ve İsa (a.s.)’nın onun üstüne gelmesi” diyor, “Gelemezler.” diyor. Güya İmam Rabbani’yi ulularken, yüceltirken, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ya karşı da saygıda kusur eden bir üslup kullanıyor ve gereksiz bir yani münasebetsiz bir tavır içerisine girmiş oluyor, hareket içerisine girmiş oluyor. Çünkü hepsinin, üçü birden, aynı dönemde olmasının bir güzellik olduğunu İmam Rabbani söylüyor zaten, kendini katmıyor zaten, ikisini söylüyor sadece. Ama biz anlıyoruz onun yani onun da bir müceddid olduğunu, onu biz anlıyoruz. İnadında Hocamız devam ediyor, biz de anlatmada devam edeceğiz inşaAllah. Başka ne anlatalım?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın ve Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın anlatımlarını sonraki dönemde anlatalım, yarımdan sonraki sohbette anlatalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadislerde Mehdiyet dönemini çok güzel anlatıyor. Mezardakilerin bile imreneceğini, söylüyor Hocam inşaAllah şu şekilde: “Onun Hz. Mehdi (a.s.)’nin zamanında büyükler keşke ben küçük olsaydım, küçükler de keşke ben büyük olsaydım diyeceklerdir.” diyor. “Hatta yaşayanlar, kendilerinde bulunan nimetleri görmeleri için, ölülerin de hayatta olmalarını temenni edeceklerdir.” diyor. Bolluktan, bereketten, sevgi anlayışından, barıştan, huzurdan, güvenden kaynaklanan inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bak Bediüzzaman diyor ki: “Risale-i Nur bütün tabaka-i beşere (insan gruplarına) hem medrese hem mektep hem kışla hem hekim hem hakim olarak en ami (cahil) avamdan, en ehass-ı havassa, en halis ilim sahiplerine kadar ders verip talim ve terbiye etmesi bizce meşhurdur, aşikardır, açıkça görülmektedir.” Yani demek ki gayet net, en ami ve cahil insanın anlayacağı kadar netmiş Risale-i Nur Külliyatı. Adamlar ne diyor? “Yok,” diyorlar, “biz biliriz yani batın rahipleri olarak biz biliriz, biz anlatacağız, bizim anlatımımızın dışında Risale-i Nur geçersizdir.” diyorlar. O, beş, on kişi evet.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak diyor ki, Şualar sayfa 549’da Bediüzzaman: “Bir ortaokul çocuğu veya okumasını bilen bir kadın, büyük bir feylezofun eserini okuduğu zaman istifade edememiştir. Fakat Risale-i Nur’dan herkes derecesine göre istifade etmektedir.” Demek ki anlaşılırmış. Hani anlaşılmazdı? Bak “Çünkü” diyor “İslamiyet’in esası sıdktır, doğruluktur. İmanın hassası sıdktır, doğruluktur.” Yani “Yalancı olmayın” diyor. “Çarpıtma yapmayın, sahtekarlık yapmayın.” diyor Bediüzzaman. “Alemi İslam’ın nizamı (İslam aleminin düzeni) sıdktır, doğruluktur. Nev-i beşeri kabe-yi kemalata isal eden, (insanlığa ahlak ve terbiye ulaştıran) sıdktır.” Yani “İnsanların doğru konuşması, doğru hareket etmesidir.” diyor. Arkadaşlar da Bediüzzaman’a iyilik yapacağız, güzellik yapacağız diye bazı sahtekarlar yani o bizce sayıları malum olan kişiler Bediüzzaman adına sahtekarlık yapıyorlar. Bir de Bediüzzaman’ı da yalancı ilan ediyorlar haşa “O da” diyorlar “takiyye yapmıştır, kendini gizlemek için böyle yapmıştır.” diyor. Mesela bak diyoruz, “Bediüzzaman diyor ki, Seyyid Salih Özcan ile karşılaşıyorlar, “Anlıma vurdu” diyor Seyyid Salih Özcan, “Hz. Mehdi (a.s.)’ı ben görmeyeceğim, sen göreceksin.” demiş. Ya dedim şimdi bu adamlar yarın bir gün bu sapıklar dedim çıkar, “Mehdi (a.s.)’yi ben görmeyeceğim, çünkü ben kendimi göremiyorum şu an.”, yani insan kendini göremez, değil mi, aynaya bakarsa görüyor. “Ben kendimi göremiyorum ama ancak sen görüyorsun, sen görebilirsin der.” dedim. Hakikaten de bir manyak çıkmış, “Bu anlamda demiştir.” diyor. Böyle tiplere akıl vermeye de gelmiyor. Bak yıllardan beri bunu kullanmadıkları halde hemen bu şaka söylediğim şeyin üstüne çıkmışlar, konunun üstüne.
Sen bir şey sor cevaplayayım, konu olarak söyleyebilirsin bana genel olarak merak ettiğin herhangi bir konu söyle, o konunun içinde ben sana bir konuyu anlatabilirim.
SUNUCU:Ahir zamanla ilgili tekrar bir konu, çok ilgimizi çekti bizim, çok güzel dinliyoruz.
ADNAN OKTAR:Tamam. 19. Mesele Bediüzzaman. “Rivayetlerde Ahir zaman alametlerinden olan, Al-i Beyt-i Nebevi’den, Hz. Mehdi (r.a.)’ın tekrar hakkında ayrı ayrı haberler var. Hatta bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet eskiden onun çıkmasını hükmetmiştir.” “Hz. Mehdi (a.s.) eskiden çıkmış demişlerdir.” diyor. “Allah-u alem ve bil sevap bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili şudur ki, büyük Mehdi (a.s.)’nin Ahir zamanda beklenen gerçek büyük Mehdi (a.s.)’nin çok vazifeleri var. Ve Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde ve cihat aleminde, çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her asır ve meyusiyet vaktinde kuvvey-i imanı takviye edecek bir nevi Mehdi (a.s.)’ye veyahut Mehdi (a.s.)’nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan, Rahmet-i İlahiye ile her devirde belki her asırda bir nevi Mehdi, Al-i Beyt’ten çıkmış ceddini, şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela siyaset aleminde Mehdi Abbasi, diyanet aleminde Gavs-ı azam, Şahı Nakşibend, Aktab-ı erba ve Oniki imam gibi büyük Mehdi (a.s.)’nin, bir kasım vazifeleri icra eden zatlar dahi, Mehdi (a.s.) hakkındaki rivayetlerde meydanı nazar Muhammed Aleyhissalatü vesselam olduğundan, rivayetlere ihtilaf ederek bir kısım ehl-i hakikat demiş, eskiden çıkmış.” Yani “çok fazla Mehdi çıkmıştır şu ana kadar.” diyor. “Gavs-ı azam, Şahı Nakşibend, Aktab-ı erba ve Oniki imam” ama bunlar bir yönde Hz. Mehdi (a.s.)’ın görevini yapmışlar.” diyor. Mesela sırf diyanet yönünde yapmışlardır veyahut sadece diyaset, Mehdi Abbasi gibi sadece siyaset yönünde yapmışlardır.” diyor veya “Saltanat yönünde” yani “bir yönde yapmışlardır ve kısmen yapmışlar.” diyor. Ama Hz. Mehdi (a.s.) bütün bunların tamamında yapacaktır ve tam anlamıyla, bütünleyerek yapacaktır.” diyor, “Kısmen yapmayacaktır.” diyor. “Tekamül eden Al-i beyt (gelişen Peygamberim (s.a.v.)’in nesli) elbette Ahir zamanda Şeriat-ı Muhammediyeyi ve Hakikat-ı Furkaniyeyi ve Sünnet-i Ahmediyeyi ihya, ilan ve icra ile başkumandanları olan” bak “başkumandanları olan, büyük Mehdi (a.s.)’nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini bütün dünyaya göstermeleri” bak kıta çapında değil, bölge çapında değil “bütün dünyaya göstermeleri, gayet makul olmakla beraber” yani “aklın ihtiyarı alır.” diyor ya adamlar, “gayet makul olmakla beraber gayet lazım, zaruri ve hayati içtimai insanlardaki düsturların muktezasıdır.” Peki ne diyor batın rahipleri? “Bu makul değildir,” diyor, “aklın ihtiyarını alır.” diyor. Bediüzzaman ne diyor? Bak “gayet makul” diyor ve “gayet lazım” diyor ve “zaruri, hayati içtimai insanlardaki düsturların muktezasıdır.” Diyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman diyor ki: “Ben kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki Ahir zamanın o büyük şahsı Mehdi (a.s.) Al-i Beyt’ten seyyid olacaktır.” diyor. “Gerçi manen ben Hz. Ali (r.a.)’ın veledi manevisi hükmünde, ondan hakikat dersini aldım. Bu anlamda seyyid sayılırım.” diyor. Manen, manen seyyid olurum. “Ama genetik olarak, gerçek anlamda seyyid değilim.” diyor Bediüzzaman. Kardeşlerimiz ne diyorlar? “Yok.” diyorlar, “Bediüzzaman takiyye yaptı, mahkemeden çekindi, korktu, Mehdilik iddiası olarak düşünürler diye seyyidliğini reddetti.” diyorlar. Bediüzzaman mahkemeden korksa 30 yıl hapis yatar mı, değil mi? 30 yıl hapis yattı, ne çekinecek yani? Bir de seyyidim demek niye cezayı gerektirsin? Milyonlarca seyyid var. Sırf İstanbul’da da. Ne yapıyoruz Berker’im?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Saat 00:30 ile 02:00 arasında Kaçkar Tv’den devam ediyoruz Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Kaçkar Tv’den, tamam öyle yapalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...