SUNUCU: “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Programımıza Kaçkar Tv, Uşak Art Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radio, ayrıca Harunyahya.tv internet sitemizden kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah. Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Berker’im destur verirsen biz divanı açacağız inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, estağfurullah ne demek, inşaAllah. Yeni Şafak’ta bir haber vardı, uygun görürseniz onu gösterebilirim inşaAllah. Sizin yıllardır söylediğiniz Türk-İslam Birliği yolunda gelişmeler hızla devam ediyor, onu kaleme almış inşaAllah. “Birlik yolunda bir adım daha” demiş. Ve Türk dış politikasında yaşana olumlu gelişmeleri Ortadoğu da önemli birlikler geliştiriliyor, Ortadoğu’nun çehresi değişecek” inşaAllah demiş Hocam. Uzun yıllardan beri söylediniz, 2003’de bu konuda ilgili kitap yazdınız, çok daha uzun zamandan beri birlik temellerini attınız Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir insan düşünün, Ortadoğu’da yaşayan bir insan. Rahat etmek istiyor, huzurlu olmak istiyor; bakıyor ki herkes bölünmüş paramparça olmuş. Ve birbirleri ile ticaret yapmıyor yok, bağlantıları yok, kültürel bağlantıları kesilmiş. Şimdi desen ki, burada bu insanları biz mutlu edelim. Bu kavga bitsin, kargaşalıklar bitsin, onurlu, dik başlı olsunlar, rahat etsinler. Ne yapılır? İlk akla gelen birlikteliktir, beraberliktir. Önce dersin şu sınırları bir kaldıralım, pasaportu, vizeyi bir kaldıralım. Ondan sonra kardeşlik bağlarını güçlendirelim, sevgiyi arttıralım, dersin. Çünkü sevgi enerjidir, sevgi insanın kafasını açar. İnsan öyle makine değil ki, sevgisiz felç olur insan. Sevgisizlik de sıkar insanı bunaltır. İnsanın beyni iptal oldu mu, bedeni de iptal olur. Bedeni iptal oldu mu, sanat da olmaz, bilim de olmaz, sadece gerilim ve kavga olur. Sinirler de bozulur, insan sataşacak yer arar, kavga edecek yer arar. Sinirleniyorlar. Sevgiyi yaşayan bir insan niye sinirlensin? Gayet mutmain olur, gayet mutlu olur. Savaş teklif etsen, aman aman sakın olmasın der. Dünyadaki gerilimin nedeni bu, adam sinirli, gerginler, sevgisizler kavga arıyor adam, kepazelik çıkarıyor, rezalet çıkarıyorlar. Ortadoğu’da aslında gayet kolayken, Türklük aleminde Türklerin birleşmesi gayet mantıklıyken, sanki çok uzak bir ihtimalmiş gibi anlatıyorlar. Kardeşim benim ailemden 10 kişiyi odalara hapsetmişler. Ben de diyorum ki; “kapıları açın birleşelim”, bunda karışık olan ne var? Türkler bir kere ne alaka, niye ayrı olsunlar? Türk artık aynı kandan adamlar. Dini de bir, dili de bir, hepsi bir, ayrı. Çok acayip bir olay, görülmemiş bir olaydır. Amerika bak, adamların hiçbirinin birbiriyle alakası yokken, millet oluyorlar. Burada ayrı ayrı, param parçalar. Tabii ki birleştireceğiz, inşaAllah. Türklük alemi yek vücut olacak. İslam alemi yek vücut olacak, buna Türk-İslam Birliği diyoruz. Bunu uzak görmek fitnedir. Bunu kimse ağzına almasın. Bunun zorluğuna dair her konuşma yapan, insanlığa çok büyük zarar verir. Bu çok zor, diyor. Zor demek ne demektir biliyor musun? Şeytana yardım ediyorum demektir, bu anlama gelir. Zor lafı ağza alınır mı? Şimdi mesela biz farz edelim, anneannemi ziyarete gideceğiz. Zor demiyoruz ki kardeşim, içimizden gelerek, severek arabaya binip gidiyoruz. Ama bir emek veriyoruz, durduk yere gidilmez, emek verilir. Türk İslam alemi durduk yere birleşmez, emek verilecek. Kim gidecek şimdi oraya, derse bir adam bu anormal bir harekettir. Ama çok iyi olur, özlemiştik hemen gidelim dersen, bu güzeldir. Türk-İslam Birliği’nde de bu iş zor dedin mi, İslam alemine kurşun sıktın demektir, Türklük alemine kurşun sıktın demektir. Ha makinalı tüfekle taramışsın onları, ha bu lafı söylemişsin. Arada fark yok, zulmedersin. Gayet kolay bir şeyi çok zor gibi gösteriyorlar. Kardeşim öyle bir inandırmışlar ki, çok büyük bir olay, diyorlar. Neresi zor bunun, karmaşık bir şey var? Şimdi mazAllah ben örnek veriyorum, mesela biz de Konya’yı ayırmış olsalar, Eskişehir, Edirne’yi ayırmış olsalar, şimdi biri çıksa, bu çok çok çok zor bu iş, olacak iş mi dese, tebiyesizlik yapmış olur, vicdansızlık yapar, ayıp yapar. Çünkü belli ki gaspen ayrılmış, bir oyunla ayrılmış. En kolay iştir birleşmek, en kolay. Nedir şartı biliyor musun? İki taraf isteyecek, bu kadar. Nikah nasıl oluyor? Normal mi genç bir kızla aynı evde yaşamak olacak iş midir, beraber eşi olması? Ne diyorlar? Evlilik teklif ediyorsun, al tamam. Allah’ın emriyle rica ediyorum, eğer uygunsa Peygamberin (s.a.v.) kavliyle, oluyor. Ne oluyor? Bir imza atıyorsun konu bitiyor. Bu konu da böyle, bu kadar kolaydır kardeşim. Ama ne şart, iki tarafın istemesi. Şimdi evlenecek adam, bu iş çok zor derse şimdi damat, kız tarafı da bu iş çok zor nasıl olacak bu iş derse bu iş yatar. Ama bu iş çok kolay dersen, hakikaten de kolaydır, gelirsin adamı çağırırsın, iki tane de şahit getirirsin anası, babası, soy, talikat kim varsa, basarsın imzayı alkışlarlar iş biter. Bu olayın onlardan hiç farkı yok, şeytan insanların gözünde büyütüyor, acayip zor, acayip zor. Kardeşimin kimin nesine lazım, gayet mutlu olur millet sen, iyiliği, barışı, kardeşliği getirmek istiyorsan, sevgiyi getirmek istiyorsan, bir de o arada İsrail’i de kurtarmak istiyorsun, Ermenistan’ı da kurtarmak istiyorsun, çok büyük zulümdür. Mesela düğün var, kapıda da fakir fukara var. Etleri yiyor adamlar, meyva suyunu içiyor, büyük bir zevkle. Peki kapıdaki o fakir fukara ne olacak, çok ayıp. Çağırırsın düğüne inşaAllah, orada onlara da bir köşede masa kurarsın onlar da yerler. O zaman mutlu olunur, onlar orada perişanken sen nasıl mutlu olacaksın? İsrail orada perişan olacak, korku içinde yaşayacak, sen de mutlu olacaksın, olmaz. Ermenistan orada ufacık bir toprak parçası, perişan haldeler fakir fukara. Daha birinci dünya harbi havası var oralarda binalarda, o devrin havası acayip soğuk, çok ürkütücü bir görünüm almış, insanlar perişan. Açalım kardeşim, kan oraya birikmiş, kirlenmiş bir nevi artık, aç bir ferahlasın, adamlar kendine gelsin. Sahip çıkacağız tabii ki. O sevgiyle, şefkatle onların dost olması ne kadar güzel bir şey. Kitlevi Müslüman olurlar, olmasa da kardeşimiz, olursa da nur ala nur. Bu nefret bu kin ne oluyor, nedir yani? Yok Ermeni’ye kin, Rum’a kin, Musevi’ye kin, Rus’a kin, Araplara kin. Çok acayip bir şey, şeytan oyun oynadı bizim çevremizde ki birçok insana. Bu oyunu bozacağız, bu nefret oyununu bozacağız, konuyu sevgiye çevireceğiz, muhabbete çevireceğiz, inşaAllah. Müslümanların da karşısında münafıklar olduğu için, Müslümanlar diyorlar; kardeşim bir bela var, bir türlü bunu aşamıyoruz, nedir acaba? Bakın söylüyorum, münafıklardır. Her Müslüman münafık konusunda uzman olsun, münafıklar konusunda uzman olsun. Bütün belanın, pisliğin kaynağı münafıklardır. Küfür çok çok arkadan gelir, küfrün öyle zannettiğiniz gibi bir gücü yoktur. Her türlü melanete bakın, arkasında o vardır. Bediüzzaman da bakın, Mehdi (a.s.)’nin mücadele edeceği güç olarak cereyan-ı münafıkane, münafık cereyanı diyor, başka bir şey yok. Bütün ağırlığı o konuya vermek lazım.
SUNUCU: Ben bir ayet soracaktım, ondan sonra sorarım inşaAllah. Tevbe Suresi, 123 ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey iman edenler, inkar edenlerden size en yakın olanlarla savaşın; sizde güç ve caydırıcılık bulsunlar.” Ve devamıda, “Ve şüphesiz gerçekten Allah takva sahipleriyle beraberdir.” Oradaki yakınlarınızla savaşından neyi anlamamız gerekiyor? “Size en yakın olanlar” diye geçiyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey iman edenler, inkar edenlerden,” şimdi inkar edenlerden, inkar eden kim? “Size en yakın olanlarla savaşın;” mücadele edin. Kimdir? Darwinistler ve materyalistlerdir, ateistlerdir. Bunlarla nasıl savaşılır? İlimle, sanatla, estetikle ve ikna ve telkin kabiliyetiyle. Ne yapacaksın? Radyo, televizyon, basın hepsini kullanacaksın.“Sizde 'bir güç ve caydırıcılık' görsünler.” Yani anlatım kalitesi, çok güçlü belgeler ve caydırıcı. Adam diyecek ki, artık benim bunlara takatim yetmez. Artık benim bunları kandırmam mümkün değil. Yani hurafelerle bunları aldatmam mümkün değil. Şimdi biz bunu yaptık. Darwinistler şimdi konuşuyorlar ama hem gülüyoruz, hem acıyoruz. Millet de acıyor, bir tek biz acıyor değiliz, millet de acıyor. O kadar cılız, o kadar gariban, o kadar zavallıca ortaya çıkıyorlar ki, koyduğumuzda da oturtuyoruz. Eskiden mesela tokat atmaya gerek duyuyorduk, şimdi ona da gerek kalmadı, üfürmek yetiyor yani böyle o kadar güçsüzler. Güç nasıl oluyor? Mesela, kitap. Çok şahane deliller, ilmi deliller, akılcı deliller, onu gördüğünde adam cayar ve uğraşmıyor. Eskiden yoğun propaganda yaparken; deccaliyetin ana silahı propagandadır. Niye yapmıyor bu koçlarımız, bu kardeşlerimiz, bu koç yiğitler, niye yapamıyorlar? Yapamazlar da onun için. Ağızlarını lastik gibi sündürdük, kulaklarının kenarlarına kadar, yapamıyorlar. Bak Amerika, heriflerin bütün şevki kaçtı adamların. Avrupa’nın şevki kaçtı. Çok kötü yalanlar söylüyorlardı garibanca. Ben zaten, titreyerek söylüyorlar söylerken de, hani var ya böyle bazı yalancılar olur. Bilir yalan olduğunu, gözlerinde hareler oluşur, yalancılığın haresi. Sesi titrer yalan söylerken, anlaşılır hemen. Sahtekarlık yapma, daha demin buradaydı o dersin. Eli, yüzü atar, anlarsın. Bunlar da o şekilde şu an. Çok kötü yalancı konumunda karşımıza çıkıyorlar, suçlu ve ezik olarak. Niye yalan söylüyorsunuz, diyoruz. Pardon özür dileriz, hakikaten de bu sefer yalan söyledik diyorlar. Bak bu kaçıncı oldu. Her seferinde yediriyoruz. Artık sürek avı var şu an, nerede bulsak tak yakalıyoruz. Hemşerim bak yine yalan söyledi, diyoruz. Özür dilerim abiciğim diyor, düzeltiyor. Müslümanlara da musallat oldular. Mesela; Samanyolu’na gittiler, Samanyolu yayınlarına. Dedik ki, kardeşim ne yaptınız, yanlış yapmışsınız, dedik. Pardon özür dileriz, hakikaten de gözümüzden kaçtı, dediler düzelttiler. Haber Vaktim zaten delikanlıdır, onları da uyardık. Dedik, aman oyuna gelmeyin. Mesela o Türkiye Gazetesi’ni de uyardık, bundan sonra Allah-u alem zor. Bak, “yakınlardan başlayın” derken, samimi, halis Müslümanlara zarar getirtmeyin. Hazır, mevcut sistemi yıktırmayın anlamına gelir. Bir insan önce neyi kurtarır? Çocuklarını kurtarır. Yangında ne yapar? Çocuklarını kurtarıyor önce, sonra başka şeyleri kurtarır. Veyahut şöyle düşünelim, bir insan yangında başkasını kurtaracak adamları önce kurtarır. Çünkü o da gidip başkalarını kurtaracaktır. Buna gücü yetecek adamı kurtarmak çok önemlidir. “Yakınlardan” kasıt bunlardır, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, 124 devamı. “Bir sure indirildiğinde onlardan bazısı: ‘Bu, hanginizin imanını arttırdı?’ der.’” Bakın şimdi münafıkların tekniğini görüyor musunuz? Adam soruyor, sure iniyor, “bu hanginizin imanını artırdı?” diyor. Şimdi bakan, ne var bunda der, gayet makul bir soru sordu der. İşte çakallık yapıyor orada, yani orada gizli bir ima var. “Kimin imanını artırdı?” diyor. Adam diyor ki, benim imanımı artırdı, senin? Senin artırmadı, seninle biz görüşelim imanını artırmada, diyor. Benim de imanımı artırmadı, diyor Allah esirgesin. Münafığın bir yöntemidir bu. Ortaya bir laf atar, ortalı bir laf atar. Orada sahtekarla, normal adamı tespit eder. Bakar ki imanı güçlü olan, onu ellemez. Onunla benim işim yok der, hiç dokunmaz ona. Ama yamuksa adam, ben de aynı dertten muzdaribim arkadaş, ne yapacağız, beraber birlikte bir şey yapsak der; ondan sonra münafıklığın sistemini kurar. Münafıkların böyle yoklamaları vardır. Kim karaktersiz, kim cibilliyetsiz münafık hemen anlar ve gider onunla ittifak yapar, anlaşır.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır.” Bak açık, “imanını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.” Onlar da seviniyor, hoşuna gidiyor. Münafık da imanını arttırmayan kim varsa, yani orada onun anladığı artık, bağlantı kurduğu, onunla da ittifakını arttırıyor. O da münafıkane bir heyecan içerisinde.
Bak ayette diyor ki Cenab-ı Allah 125. ayette. “Kalplerinde hastalık olanların ise,” yani münafıklığa eğilimli ruh hali içerisinde olanlar. Bunların bir kısmı kurtulabiliyor, kalbinde hastalık olanların ama çoğu kerede münafık olurlar, yani kanser hastalığına yakalanmış, kurtulabilir ama ölebilirler de. “Kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.” Bak, “iğrençliklerine,” zaten iğrençler, diyor Cenab-ı Allah. Bir münafıkane eylem yaptığında iğrençliği biraz daha artar, bir kat daha iğrençleşmişlerdir diyor.
Cenab-ı Allah diyor ki yine ayetlerin devamında: “Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar.” Hastalıklar, belalar çıkıyor karşılarına diyor, Allah, yine ondan da anlamıyorlar. Ben veriyorum, kasten veriyorum diyor, belayı, hastalığı ki toparlasınlar, uyansınlar, dikkatleri açılsın diye yapıyorum. Ama azgınlıkları daha da artıyor, devam ediyorlar, diyor Allah. Veyahut artmasa bile aynı şekilde devam ediyor. “Bir sure indirildiğinde, bazısı bazısına bakar (ve): ‘Sizi bir kimse görüyor mu?’ (der.) Sonra sırt çevirir gider.” Bakın, “bazısı bazısına bakar: ‘Sizi bir kimse görüyor mu?’” Şimdi bakarken o, ona göre önceden tespit eder. Yani yollu adam arar, böyle münafığı bilir münafık. Sen seçemezsin de, o anlar. Yani bak, “sizi bir kimse görüyor mu?” Potansiyel münafıklığa müsait o gördüğü kişiyi seçiyor, onu soruyor. "Sizi bir kimse görüyor mu?" (der.) Sonra sırt çevirir gider.” Kimse görmüyor mesela şu an, diyor. Yani onun üslubuna göre; “sizi kimse görmüyor mu?” O zaman hemen ben çıkıp gideyim o zaman, diyor. Bakın, münafıkta hep önce, izleniyor mu, tespit ediliyor mu, düşüncesi vardır. Münafığın hep gizliliğe ihtiyacı vardır. Bütün işini gizli yapar münafık. Gizli kulisler yapar, gizlice konuşur, gizlice komplolar, oyunlar hazırlar. “Sonra sırt çevirir giderler.” Hep bir gitme ve kaçma düşüncesi münafıklarda hakimdir, Müslümanların yanında duramazlar. Ama önce bak bir rasat ve tespit yapıyor. “Sizi kimse görüyor mu?” diyor. Bu bir işaret. Oradaki adamlar, yok kimse görmüyor. Bunlardan yana bir şey yaparsa, hep beraber çıkıp gidiyorlar. “Gerçekten onlar, kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla, Allah onların kalplerini çevirmiştir.” Yani çok şeytani bir zekaya sahipler ama çok acayip ahmaktırlar. Çok aptal olurlar münafıklar. “Onların kalplerini çevirmiştir” diyor, Allah. Düz normal kalp iken terse çevrilmiş kalbi, yani anormal bir ruh haline girmişler.
“Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi, (bir Mehdi (a.s.)) gelmiştir” diyor, Allah. Bak, “andolsun” yemin ediyor Allah, “size, içinizden sıkıntıya düşmeniz.” Mesela; Müslümanın herhangi bir şekilde psikolojik sıkıntıya düşmesi olabilir, maddi olabilir, hastalıktan kaynaklanan bir sıkıntı olabilir, ondan rahatsız oluyor mümin. Birbirlerini koruyup, sevdikleri için şefkatten dolayı, bana ne, demiyor. Küfürde öyle değildir, bana ne der adam, muhatap dahi olmaz, keyfini kaçacak bir şeye girmez. “Onun gücüne giden” diyor. Bak, gücüne gidiyor, rahatsız ediyor. Adam bir rahatsızsa, o on rahatsız yani. Mutlaka onu çözmek istiyor. “Size pek düşkün.” Anne nasıl çocuğuna düşkün? Baba nasıl çocuğuna düşkün? Onunla kıyaslanmayacak bir düşkünlük, müthiş bir düşkünlük. Aman zarar gelmesin, sağlıklı olsunlar, neşeli olsunlar, mutluluklarına bir zarar gelmesin. İmanları güçlü olsun. Cennete gitsinler, haysiyetlerine, şereflerine bir söz edilmesin. Onurlarına, namuslarına bir zarar gelmesin ve çok titiz oluyor. “Düşkün, mü’minlere şefkatli.” Şefkat ne demek? Hem seviyor, hem acıyor. Acımayla karışık sevgi. Saf sevgi hemen döner, o kötüdür, onda heves vardır. Ama şefkatle karışık olduğu zaman hem çok lezzetli, hem çok makbul ve gerçek sevgidir bu. Sevginin tam karşılığı şefkattir. Mesela bak ben şefkatle seviyorum, acımayla karışık sevme. Çünkü zarar gelmesini istemem, yorgun olmasını istemem, üzülmesini istemem ama yorgunluğu beni ilgilendirmiyorsa, hastalığı beni ilgilendirmiyorsa ve sadece seviyorum diyorsam, bu çok kötü, bu olmaz. “Ve esirgeyici” diyor zaten ayette “esirgeyici.” Neden esirgeme? Bir kere küfürden esirgiyorsun, Cehennem’den korumaya çalışıyorsun, sağlığına dikkat ediyorsun, mikroptan kaçınmasına. Soğuğa karşı dikkatli oluyorsun, sıcaktan esirgiyorsun, açıklığa karşı onu koruyorsun. Uykusuzluğa karşı onu koruyorsun, aklına gelen her şey, maddi manevi ve bütün faydalanacağı her şeyde ona esirgeyici “olan bir elçi gelmiştir”. Ebcedi 1990 tarihini veriyor tam, ne bir eksik, ne bir fazla, Mehdi (a.s.)’a bakıyor. Mehdiyet’e işaret ediyor ama bu ayet tabii doğrudan Peygamberim (s.a.v.)’i anlatan bir ayettir. Ama bir yönüyle, ikinci işari anlamıyla da Mehdi (a.s.)’a bakıyor. “Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: ‘Bana Allah yeter’”o kadar. Mesela Mehdi (a.s.) tek başına çıkıyor, Peygamberimiz (s.a.v.) tek başına çıktı, ne yaptı? Kasıp, kavurdu. Bütün küfrü, dalaleti yok etti Peygamberimiz (s.a.v). Bayağı uğraştılar, “Allah bana yeter” dedi. Hatta bir ara iki kişi kaldılar, mağaraya sığındılar. Mağaraya sığındıklarında iki kişiydiler, yanında Hz. Ebu Bekir Efendimiz (r.a.) vardı sallallahu aleyhi ve sellemin. Allah onu korudu, hiçbir şey de olmadı. “Allah, ondan başka ilah yoktur. Ben O’na tevekkül ettim”. Tevekkül ettim nedir? Mesela biz şimdi konuşuyoruz, beni kim konuşturuyor? Allah konuşturuyor. Sizin buraya gelmenizi kim sağladı? Allah sağladı. Nerede oturacağımızı Allah yarattı. Mesela kahve içiyorum, kahveyi buraya kim getirdi? Allah getirdi, kim yarattı? Allah yarattı. Kim içiriyor? Allah yaratır, içirir. Ama sebeplerden dolayı biz bakıyoruz, zannediyoruz işte Coşar getirdi, öyle görünüyor, ocakta pişti gibi görünüyor. Ocakta pişmez, Allah yaratır. Ocağı Allah sebep olarak yaratır. Bu perde bir kalksa, insanların aklı gider. Sebep alemi bir kalksa, aklı gider insanların Allah’ın heybetinden. Çok müthiş bir imtihan ortamındayız. “Ben O’na tevekkül ettim. Büyük arşın Rabbi O’dur”. Yani her yerin sahibi O’dur, her yere hakim olan odur, diyor Allah.
Yunus Suresi, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. “Elif, Lam, Ra. Bunlar, hikmetli Kitab’ın ayetleridir. İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi?” İnsanları uyar, “içlerinden bir adama insanları uyar.” Ayetin ebcedi 2002 tarihini veriyor. Kardeşim şimdi bu bir tane olur, iki tane olur, üç tane olur. Şimdi 150’nin üzerinde bu kadar Ahir zamana işaret edilen ve tam mutabık olan ebced var. Bir gün de ebcedi tam net anlatalım. Biliniyor mu? O kadar net bilinmiyor olabilir.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Harfleri tek tek film olarak hazırlayalım da, film olarak gösterelim daha kolay olur. “Yeni Ortadoğu’nun doğuşu, yollar İstanbul’a mı çıkar?” Nedir bu?
ALTUĞ BERKER: İbrahim Karagül’ün Yeni Şafak’ta dün yazdığı yazı Hocam, maşaAllah. O da Türk-İslam Birliği yönünde bölgenin Ortadoğu’nun yolunun İstanbul’dan geçtiğini yazmış Hocam, o da çok manidar.
ADNAN OKTAR: “İstanbul’dan geçer,” doğru. İstanbul’un ne olduğunu yakında anlayacaklar, inşaAllah.
“Esselamün aleyküm sevgili ağabeyim Muhammed Adnan Hocam” diyor. Yine Rusya Tatarlarından bir yazı gelmiş kardeşlerimizden, maşaAllah. Azerbaycan’da ve Rusya’da şimdi kardeşlerimiz, yeni gelen bir kardeşimiz var. Bilgisayarda dünyada bizi internetten izleyenlerin hangi noktada, ne kadar yoğunlaştıklarını gösteren bir sistem kurmuş çok şahane. Bir düğmeye basıyor, bütün dünyada o anda herkes nerede, canlı yayında nerede izliyor hepsi görünüyor. Bayağı güzel, maşaAllah.
“Değerli Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’nin hikmetle söylediği sözleri yanlış anlayanlar olacak mıdır?” Zaten o yüzden Mehdi (a.s.)’ye karşı bir saldırı oluyor. Başlangıçta Mehdi (a.s.)’yi anlamayacak insanlar, talebelerinin az olmasının sebebi, niçin öyle olsun? 313 kişi olması. Batın ilmiyle hareket etmesi ve kendini setr etmesi ve bazı alışılmış yapının dışında olmasından dolayı 313 kişidir. Yoksa hiçbir cemaat 313 kişi olmaz Ahir zamanda. Herhangi bir insan bile bir şirkette olsa yüzlerce insan toplar başına, inşaAllah. “Sayın Hocam 70 yıl sonra dünyada İslam, Hıristiyanlık ve Musevilik dinleri bitecek ve dünyada sadece ateist, materyalist sahipleri kalacak ise, ondan sonra Kıyamet beklenecekse, 70 yılın sonunda Müslümanlar nasıl yok olacak?” 70 yıl sonra Müslümanların sayısı azalmaya başlayacak, yani güçleri azalmaya başlayacak, Allah-u alem tabii, 1506, 1507 gibi. Yoksa 1506’larda Müslümanlar yine canlı, diriler yani. “Belki gizli galibane” diyor Bediüzzaman, “gizli galibane.” 1970’lerde, 80’lerde olduğu gibi olabilir diyor. Ama tedrici olarak Hicri 1507’den itibaren geriye doğru gitmeye başlanıyor, 1506’dan itibaren. Geriye geriye geriye doğru gidiyor 1543’e kadar, 1543 yılına kadar. 1543 yılında hiç normal Müslüman kalmayacak, inşaAllah. Bu iki yıl kadar tam ateist ve azgınların hakim olduğu bir ortam olacak. O arada bunlar birbirlerini kırıp geçirecekler ve ikinci bir Yecüc ve Mecüc ayaklanması o aralarda olacak Allah-u alem. Mançur, Moğol ve Kırgız kabilelerinden oluşan bu kan dökücü topluluk, akıl almaz bir katlim yapacak ama onların pek şeyi yok artık ondan sonra insanlara bir fayda yok, sadece bir bela olarak olarak Allah onları çıkaracak. Bakın bir daha söylüyorum, Mançur, Moğol ve Kırgız kabileleri çok ileriki yıllarda; 1540’larda belki, müthiş bir kan dökme eğilimiyle, tam bir psikopat mafya çetesi şeklinde çıkıp, muazzam kan dökecekler dünyada ama Allah onu bela olarak insanlara sunacak. Bu da bir Yecüc ve Mecüc zuhurudur. Bediüzzaman bir şey söylüyorsa, o bir şekilde olur, onu söyleyeyim. Mesela Dabbet-ül Arz’ı ben internettir, bilgisayar diyorum ama Bediüzzaman da AIDS virüsüne dikkat çekiyor aynı zamanda, o da olmuştur. Genellikle bir şeye, mesela “duhan zuhuru” diyoruz, tek bir duhan zuhuru olmuyor. Mesela birçok duman, hem Çernobil oldu, hem biliyorsunuz İran’da da olan olay oldu. Onların toplamı duman zuhuru olmuş oluyor. Fakat tabii gerçek anlamda Yecüc ve Mecüc zuhuru komünistler ve faşistlerdir, yani iki kavimdir, komünist ve faşist. Bunlar Birinci Dünya Harbi’nde ve İkinci Dünya Harbi’nde 350 milyonun üzerinde insanı net katlettiler. Bir o kadarını da yaraladılar ve ondan sonra o kafadaki insanların yine sarsıntıları devam etti. Yaklaşık 1 milyar insanı katlettiler ve şehit ettiler. Bu Yecüc ve Mecüc’dür, işte Kuran’da kastedilen Yecüc ve Mecüc budur. Ama Ahir zamanın son zamanında bir kere daha bunların bir katliamı olacaktır. Onları biz görmeyiz Allah-u alem. Bir bela olarak, bir bela kasırgası olarak gelip, geçecekler, inşaAllah. Bir de bunların hepsini göreceğiz zaten. Bakın çok ilginç benim anlattığım yapı ve gelişen olaylar. Şimdi bak dedim ki, Türk-İslam Birliği olacak. Yani kimsenin aklının ucundan dahi geçmiyordu. Gerçi MHP ve Büyük Birlik Partisi hep bir düşünce olarak savunurlardı ama entelektüel kesimde bu konu tahmin tahayyül dahi edilemiyordu. Ağızlarına dahi almıyorlardı. İki yıl önce ben söyledikten sonra dik açık olarak olaylar gelişmeye başladı, bak dik açı olarak, 70 derece de demiyorum, bak dik açı. Bakın her gün gazeteler Türk-İslam Birliği’nden bahsediyor, bütün yazarlar. Amerika Avrupa herkes bundan bahsediyor.
ALTUĞ BERKER: Vizelerin kalkmasını ilk defa siz zikrettiniz Hocam 3 sene evvel, şimdi oluyor. Kimsenin hayal bile edemeyeceği bir şey.
ADNAN OKTAR: Vize kalkması kimse, öyle bir konu olmadı zaten, niye kalksın vize? Adam vizeyi özel düşünerek koyuyor, vizeyi neden kaldırsın. Bakın şimdi diyorum pasaportlar kalkacak, o da kalkacak şimdi. Ama ona biraz var. O başladı mı zaten, bitti olay. Zaten adı konmuş oluyor ondan sonra. Son olarak işte, son iki yılda Müslüman kalmıyor, kalmayacaktır. Ondan evvel Allah onların canlarını alacaktır Müslümanların, birer, ikişer, üçer, dörder. Çeşitli ülkelerde, mesela İstanbul’da beş tane kalıyor, İzmir’de bir tane kalıyor farz edelim, Antakya‘ da bir kişi, az, çeşitli yerlerde, Allah da onların canını alacak. Müslümanlar o eziyet ve azap ortamını görmeyecekler. Kıyamet’te bilim adamları o devirdeki, tabii bunlar bilime de önem vermeyecekler de, ama yine de kendilerine göre bilim adamları olacak. İsterlerse bir yere yazsınlar bu dediklerimi, kalemle yazsınlar aynısını görecekler. Allah şaşıracaklarını söylüyor, yani ummadıkları bir anda vuracağını söylüyor Allah. Yani Kıyamete ait hiç bir alamet bulamayacaklar. Bakacaklar, uzayı inceleyecekler astronomiyi, bir göktaşı falan yok. Öyle bir olay da yok. Dünyada da herhangi olağanüstü bir olay yok, adamlar yiyip içip akıl almaz kepazelik yapacaklar. Hiçbir şey yokken aniden bir vuruş yapacak Allah. Yalnız şimdi bu aslında akılsızlıklarından aniden olarak kabul etmeleri, çünkü neden? Allah dünyanın böğrüne, beline Nemesis’i yaklaştırdı. Nemesis’in özelliği zaten görünmemesi ve kuyruklu yıldız fırlatması, büyük gök taşları fırlatması. Ama zibil gibi fırlatıyor, bir tane, iki tane, on tane değil. Bir kere sürekli yer değiştiriyor, dünyanın etrafında sürekli yer değiştiriyor, görünmesi mümkün değil, kahverengi cüce, görünemiyor. Ayrıca çok büyük göktaşları atıyor ve çok büyük kuyruklu yıldız atıyor, attığında da indiriyor tabii. Başka mesela, yaptığı icraatlar diğer gök cisimlerinde görülüyor, Nemesis’in yaptığı tahribatlar. Fakat dünyanın yanına gelmesi, infaz için dünyanın yanına gelmesi zaten çok açıktır. Yani biraz düşünen, niye gelsin başka yere gelmiyor da, niye dünyanın yanına geliyor? Ve dünyanın yanında adeta dans ediyor, bir ileri bir geri, bir ileri bir geri, kendine has bir dansı var. Ve bir türlü yeri tespit edilemiyor, sürekli zik zak çiziyor. Yalnız kuyruklu yıldız atmadığı için şu an atmayacak zannediyorlar, halbuki aniden vuracak Allah. Hem de ne atma, Allah iki kere vurma olacak diyor dünyaya, bir kere değil. Onu diyor ikinci bir sarsıntı izler. Bir sarsıntı, onu ikinci bir sarsıntı ile, iki kere dünyaya peş peşe vuruş var. Ondan sonra dünya darmadağın olacak, bütün detaylarıyla bu Kuran’da belirtiliyor. Ama ilk alamet olarak İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini görecekler. Bir kere Mehdi (a.s.) net geldi söyleyeyim. İsa (a.s.) konusunda keşke bilgi verebilsem, isterim tabii ki ama güvenliği açısından bilgi verilmez. Yani görsem de söylemem. Konuşsam da söylemem, yerini bilsem de söylemem, onu söyleyeyim. Ama Mehdi (a.s.) konusunda bana isteyen istediği kadar soru sorsun, çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) on tane, yüz tane değil, binlerce hadis var Mehdi (a.s.) ile ilgili. O kadar ki, mesela yüz ciltlik ansiklopediler var Mehdi (a.s.) ile ilgili. Örtbas etmek istemişler ama örtememişler. Özellikle Şiiler’de muazzam bilgi var, Caferi ve Şiiler’de. Ehl-i Sünnet alimlerinin bütün eserlerinde çaka çaka doludur Mehdi (a.s.) ile ilgili bilgi. Onları değiştirememişler, belki değiştirmeye gerek duymadılar. Güçleri mi yetmedi, Allah vesile etmiş dokunamamışlar, en ince detayına kadar kalmış. Bir de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu kadar detay vermesi çok şaşırtıcı. Ne bileyim? Mesela burnunun üzerinde ki hafif çıkıntı, belli belirsiz çıkıntı, ona varıncaya kadar. Mesela alnında ki hafif iç bükeylik, kimsenin aklına gelmez. Bu çok dikkatli bir incelemeyle görülebilir, fark edilecek bir şey değil ki bu. Mesela alnındaki iz, çok yakından dikkatlice bakılınca anlaşılacak bir şey. Mesela sırtına Cenab-ı Allah bir tane mühür olarak ben koyuyor, itiraz edilemesin diye ikinci bir ben koyuyor Allah, bu sefer de et beni olarak koyuyor. Bak hep ikili vurgular var. Mesela yüzünde de, hem alnında hem yanağında var. Sırtında iki tane ben var. Mesela sağ ayağına Allah bir ben koyuyor, Mehdi (a.s.) bunu nasıl yapsın? Yani Allah yaratacak ki, olsun inşaAllah.
“Allah’ın rahmeti selamı sizin üzerinize olsun Hocam” diyor. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam gurur ve enaniyet konusunda ki çalışmalarınızı okudum. Bu konu ile ilgili düşünüyorum. Kendimi enaniyetten temizlemeye çalışıyorum ama bir anda bakıyorum bir eşyayı bir yerden bir yere koymanın bile enaniyetini yapabiliyorum.” Gülden Hanım vesveseye başlamış, olmadı, bu vesvese. Eşya koymada enaniyet ne alaka? Enaniyette bir kere sevgi olmaz. Böyle coşkulu ve sevgi doluysa bir insan, Allah aşkıyla kalbi doluysa enaniyet olmaz. Ve Allah’ın bize sır olarak verdiği bilgiyi biliyorsa. Maddenin görüntüsünün beyinde olduğunu biliyorsa, yani bunu bilen bir adamın enaniyete gücünün yetmesi teknik olarak imkansızdır. Eğer deli değilse, yapamaz bunu bilerek. Adam hem beyninin içinde şu kadarcık yerde yaşadığını bilecek, hem de enaniyet yapacak. Zavallının zavallısı olur, yapamaz. Farkında değil de, hakikaten dolarlar dışarıda, yatım dışarıda geziyor diyorsa, uçar o zaten, ona yapacak bir şey olmaz. Eğer Allah’a inanmıyorsa, illaki uçacaktır. Ama Allah onun ayağını yere değdirmeyi bilir, yani her enaniyetli mutlaka perişan olacağı bir günle karşılaşır. Enaniyetliler olmadan da Müslüman imtihan olmaz. Enaniyetlilerle biz imtihan oluyoruz. Mesela bütün münafıklar acayip enaniyetlidir. Bakın münafıklarda ana özelliklerden bir tanesi çok şiddetli, enaniyet olmasıdır. Acayip enaniyetlidirler. İnsanlar da onlarla yan yana olunca münafıklarla yarışa giriyorlar, bilmiyorlar onların münafık olduklarını. Halbuki onlar özel mahluklar. O da altta kalmamak için daha da enaniyetli oluyor ondan. Şeytanla yarış olur mu kardeşim sen ne yapıyorsun? O iblis zaten, tek yapacağın yanından kaçacaksın bu kadar. Veyahut Allah’ı dini anlatıp veyahut ibretle ona bakacaksın, onunla yarış olur mu? İblisle yarışa kalkıyor farkına varmıyor. Berker Hocam seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Biraz evvel okuduğunuz ayetlere uygun olarak Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’yi tarif etmiş şefkatini, merhametini, fakirlere olan. Şöyle diyor; “İmam Mehdi (a.s.) büyük miktarlarda servet dağıtacaktır. Fakire ve ihtiyaç sahibine karşı çok yumuşaktır.” (Muntakhab al-Asar, Sayfa 311) Diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hz. İbrahim (a.s.) gibi o da mülayim inşaAllah, halim. Arapça da “halim” olarak geçer, inşaAllah. Mülayim, halim aynı kelime köklerindendir, inşaAllah. Bir insan zaten anlaşılır, yüzüne baktın mı aşağı yukarı anlaşılır. Yani delilik derecesinde enaniyetlidir. Böyle deli tekelere benzer münafıklar böyle. Bakımsız kart tekeler gibi acayiplerdir. Sinir olmuşlardır artık, sırf sinir. Sanki et yok da sinirden oluşmuş gibi, akıl almaz enaniyetlidirler, manyak gibidirler. Onlarla bağlantı çok çok güçtür. Bazı enaniyete düşmüş saftirikler de onu görünce onun yanına ranpa eder münafığın, onun enaniyetine özeniyor. Enaniyetin Hocasıdır onlar münafıklar. Onlara öğretir, o ahmaklar da iyi bir şey gibi onu öğrenip o belanın içine girerler. Hep münafıkların yanında yancıları olur böyle. İşte bilmem ne abi derler, anlamazlar onlara uymaya çalışırlar. Onun enaniyetine saygı gösterirler.
Şimdi bugün beyaz giyindik, Cübbeli artık herhalde galeyana gelir. “Resullullah’ın ‘Mehdi (a.s.)’yi görür gibiyim”’ diyor Cafer-i Sadık. “Resullullah’ın beyaz zırhını giyecek.” Yani üzerindeki elbise beyaz olacaktır, inşaAllah. Ama ben siyah da giyiyorum, kahverengi de giyiyorum, bana kimse musallat olmasın. “İmam Hamza şöyle diyor; ‘İmam-ı Sadık (a.s.)’a dedim” Cafer-i Sadık, İmam-ı Azam Ebu Hanefe’nin Hocasıdır, Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu. En büyük müceddid alimidir o devrin. Bütün dört mezhebin imamının Hocasıdır. Dört mezhep Eh-li Sünnet mezheplerinin bütün alimlerinin hepsinin Hocasıdır, Cafer-i Sadık. “Dedim ki: ‘İmamsız Hz. Mehdi (a.s.) olmadan yeryüzü baki kalır mı?”’ Yani Allah dünyayı yaşatır mı Mehdi (a.s.) olmadan? İmam Hamza, şöyle diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’den naklen: “İmam, eğer yeryüzü imamsız (Hz. Mehdi (a.s.)’siz) kalırsa altı üstüne geçer,” yerle bir olur dünya, diyor Mehdi (a.s.) olmadığında. O yüzden Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra Kıyamet kopuyor arkasından. Bak, “eğer yeryüzü Hz. Mehdi (a.s.) olmadan kalırsa, yeryüzünün altı üstüne geçer,” diyor, inşaAllah. Veşşa diyor ki: "İmam Rıza’ya (a.s), "Yeryüzü imamsız (Hz. Mehdi (a.s.)’siz) kalır mı?" diye sordum. İmam (a.s) "Hayır" diye buyurdu. . İmam (a.s.) daha sonra şöyle buyurdular.” İmam Rıza, o da Peygamberimiz (s.a.v.)’in oniki imamından, Ehl-i Beyt imamlarından.” Yeryüzü imamsız” Hz. Mehdi (a.s.) imam olmadan kalmaz. “Aksi takdirde yeryüzü alt üst olur” diyor. Usul Kafi’de, inşaAllah. “Mufazza bin Ömer Abdulmüminin (a.s.) Küfe şehrinin minberinde şöyle buyurdu. ‘Biliniz ki yeryüzü Allah’ın hüccedi, (Hz. Mehdi (a.s.)) olmadan ayakta duramaz. Eğer Allah’ın hüccedi, (Hz. Mehdi (a.s.)) bir an yeryüzünden çekilse yer halkın üzerine çöker” diyor. Yani yerle bir olurdu dünya, diyor, inşaAllah. Bunun anlamı şu, Mehdi (a.s.)’yi kimse öldüremez, şehit edemez. Mehdi (a.s.) çekilirse, herhangi bir şekilde bir şey olursa, yerle bir olursunuz, diyor Allah, ona dikkat çekiyorliyor, inşaAllah. Yoksa Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra ve Hz. İsa (a.s.)’nın vefatından sonra süratle bir bozulma oluyor ve Kıyamet oluyor, biliyorsunuz. “Hz. İmam-ı Cafer-i Sadık (a.s.) şöyle buyuruyor. ‘Halk her yerde kurtarıcı aramaya koyulur. Ondan başkasını bulamayınca yine ona (Hz. Mehdi (a.s.)’ye) doğru koşarlar.” Hiçbir çözüm kalmaz diyor Mehdi (a.s.)’nin dışında. “Allah-u Teala Hz. Mehdi (a.s.) ile insanlar arasında bir örtü çeker.” Bir perde çeker. “Onlar onu görürler ama tanımazlar.” Yani Cenab-ı Allah perdeliyor Mehdi (a.s.)’yi. Görüyor, konuşuyor ama Mehdi (a.s.) olarak tanıyamıyorlar, bu odur diyemeyecekler, diyor, tanıyamazlar. “Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: ‘Cebrail bana haber verdi ki Ehl-i Beyt’im benden sonra,” yani on iki imam ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyu, “benden sonra zulme uğrayacak.” Mehdi (a.s.) de dahil. “Bu zulüm onlardan Hz. Mehdi (a.s.) ortaya çıkıncaya, yani onların Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerinin şanı yücelinceye İslam ümmeti onları sevmekte birleşinceye kadar devam edecektir.” O devre kadar sürekli Ehl-i Beyt’e saldıracaklar, diyor. Bak; “onlar Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerinin şanı yücelinceye ve İslam ümmeti onları sevmekte birleşinceye kadar.” Bak Mehdi (a.s.) tanınmadığı dönemde Mehdi (a.s.)’ye eziyet devam ediyor, Mehdi (a.s.)’ye işkence devam ediyor. Ne zaman duruyor? “İslam ümmetti onları sevmekte birleşinceye kadar devam edecektir. O dönemde onları kötüleyen azalacak, sevmeyenleri zelil olacak.” Yani o dönemde Mehdi (a.s.)’yi kötüleyenler gittikçe azalacaklar, diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor bunu, “sevmeyenleri zelil olacak,” yani aşağalanacaklar. “Ve övenleri çoğalacaktır.” Mehdi (a.s.)’yi övenler, sevenler gittikçe çoğalacaktır, diyor. “Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği,” mesela bir fitne çıkıyor Mehdi (a.s.) çok rahat engelleyecek, diyor. “Ve öldürmenin de onu vazgeçirmeyeceği.” Mehdi (a.s.)’ye diyecekler ki, seni öldürürüz arkadaş vazgeç, diyecekler. O, elinizden geleni ardınıza koymazsanız şerefsizsiniz diyecek, devam edecek.“Vazgeçiremeyeceği Ehl-i Beyt’ime (soyuma) mensup Mehdi (a.s.) dünyaya sahip olmadan günler geceler bitmeyecektir.” Önce dünya hakimiyeti olacak, ondan sonra günler ve geceler bitiyor, ondan sonra Kıyamet kopacaktır, diyor. “Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir zaman Mehdi (a.s.)’sinin alametleri. Ali Bin Hüsameddin El Muttaki çok meşhur Ehl-i Sünnet alimidir. Celaleddin Suyuti zaten hadis imamıdır. “Hz. Mehdi (a.s.) işi sıkı tutacak.” Nefes aldırmayacak, inşaAllah. Berzenci söylüyor, hadis, 175. sayfa.El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23. El-Kavlu'l Muhtasar da, “İnsanlar hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir.” diyor Mehdi (a.s.). Demek ki geceli gündüzlü durmak yok Mehdi (a.s.)’ye, mubareğe inşaAllah. “Mehdi (a.s.) hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir.” Kim diyor? Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24. “Karşısına dağlar bile dikilse,” bak, “dağlar bile dikilse, onları ezip geçecek.” Bak dağın yanından geçecek demiyor, dağı dümdüz edecek, dağı yıkacak, dağı ezip geçecek, diyor. “O dağlarda kendisine yol bulacaktır.” Dağı oyup geçiyor bak, dağın içinden geçiyor, inşaAllah. El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39. "Ey inananların Efendisi,” diyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e sahabeler soruyorlar. “Bize senin” Mehdi (a.s.)’nin yani, senin Mehdi (a.s.) diyorlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’e, “hakkında haber ver." Bize bilgi ver, anlat diyorlar. Çok hoşlarına gidiyor sahabelerin, Mehdi (a.s.) hakkında, onun için binlerce hadis var. Sahabeler çok sevmişlerMehdi (a.s.)’yi, onlar kendi zamanlarında bile beklemişler. Onun için sürekli Peygamberimiz (s.a.v.)’e acayip detaylar sormuşlar, muazzam detaylar. Alnı nasıl, kaşı nasıl, gözü nasıl, nasıl yürüyor, nerde çıkacak, ne yapacak, hepsini anlatmış Peygamberimiz (s.a.v.). “İnananların Efendisi (s.a.v.) Resulullah dedi ki: ‘(Hz. Mehdi (a.s.)) ölüm geldiğinde korkmayacaktır;’”. Ölümden korkmuyor. Tehdit de korkmaz, kendisine ölüm geldiğinde de zaten iftihar ediyor, inşaAllah. “İmanlı olanlar etrafını sardığında uzaklaşıp yüz çevirmez;” Diyecekler ki, işte bak senin yanına kimse gelirse, seni hapsederiz, döveriz, söveriz, canını yakarız, hakaret ederiz, her türlü baskıyı yaparız, iman edenleri etrafından uzaklaştır diyecekler Mehdi (a.s.)’ye, Hz. Nuh (a.s.)’da olduğu gibi. Hz. Nuh (a.s.) da diyor, “ben müminleri kovacak değilim etrafımdan. Niye uzaklaştırayım?” diyor mealen, yaklaşık. “İmanlı olanlar (Mehdi (a.s.)’nin) etrafını sardığında, uzaklaşıp yüz çevirmez. Mücadele edenler mücahidler ona karşı mücadele verdiklerinde tereddüt etmez.” Hemen karşı koyar, mücadele eder. “Cömerttir ve gözü pektir." Gözü pek ne demek? Delikanlı, korkmuyor, kimseden korkmuyor, bir tek Allah’tan korkuyor. İmam-ı Cafer-i Sadık, hay maşaAllah benim dedeme, görüyor musun? Hep ondan geliyor, maşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu İmam-ı Cafer-i Sadık. Bakın diyorum, dört mezhebin ve Şii’lerin de, Caferi zaten adı üstünde Caferilik. Hepsinin imamıdır, tabii hepsinin Hocası odur. “İmam-ı Sadık (a.s) buyurmuştur ki: ‘Hz. Mehdi (a.s), her kavmin işlerinin içyüzünden (sakladıkları şeylerden) haber verir ve dostunu düşmanından ferasetle tanır.” Muazzam bir istihbarat bilgisine sahip olacak diyor, Mehdi (a.s.) için. “Ve dostunu düşmanını ferasetle tanır.” Yüzüne baktı mı anlar. Psikopat mı, manyak mı, üçkağıtçı mı, güzel huylu mu? Sırat-ı müstakim isimli eserlerin cilt 2, sayfa 254. Bak cilt cilt kitap yazılmış, bak bunlar ciltler hesabıyla. Mesela Mehdi (a.s.) ansiklopedisi var, 10 cilt, 20 cilt, 50, 60, 70 cilt değil yani. Baştan sona Mehdiyeti anlatıyor, Mehdi (a.s.)’yi anlatıyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin yardımcıları Arap olmayacak.” Allah-u Alem Türk. Zaten, “Rum’dan, Türk’den çıkacak” diyor. Türkiye’de başka ne var? Türk var maşaAllah. “Diğer milletlerden,” Arap olmayacak diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yardımcıları Arap olmayacak, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor bunu. “Fakat Arapçayı bilecekler” diyor. Bir kısım talebelerinin Arapçabileceği söyleniyor.Mehdi (a.s.)!nin zaten ihtiyacı var Arapça bilenlere, mecburen, çünkü onlardan bilgi alacak. “Kendisi bilmez“ diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Talebelerinden Arapça bilen olacak, kendisi bilmez, diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’, açık. Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci, sayfa 187, Kıyamet alametleri. İmam Muhammed Bakır (a.s.), yine 12 imamdan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mübarek torunlarından, “ve İmam-ı Cafer-i Sadık (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) yardımcıları hakkında söyle buyurmuştur. ‘Onlar dünyanın doğusunu ve batısını ele geçireceklerdir.’” Neyle? Bilgiyle. “Onların her birisinin kırk insan gücü kadar, gücü vardır, kalpleri demir gibidir.” Mehdi (a.s.)’nin talebeleri. “Öyle ki La ilahe illallah Muhammeden Resulullah her yerde yankılanacak ve duyulacaktır.” Bütün dünyanın her tarafına yayacaklar İslam’ı, diyor, inşaAllah. Hem İmam Muhammed Bakır’dan, hem İmam-ı Cafer-i Sadık’tan geliyor rivayet. “Mehdi (a.s.)’nin talebeleri bulutların üstünde dolaşırlar.” Nasıl olur bu? Uçağa binecekler. Bakın hiçbir dönem için söylenmiyor bu, Ahir zaman için söyleniyor. “Bulutların üstünde dolaşıyor Mehdi (a.s.)’nin talebeleri.” Neyle? Uçakla. “Mehdi (a.s.)’nin talebeleri” diyor, hadiste “Allah’ın izni ile onlar” diyor; “Mehdi (a.s.)’nin talebeleri, ölüleri canlandırırlar” diyor. Ne demek? Ölü kalpleri diriltiyorlar, Allah‘ın dilemesiyle inşaAllah. “İnsanlar nihayet Hz. Mehdi (a.s.)’a gelirler ve Rükun ile Makam arasında, kendisi istemediği halde” kendisi talep etmediğ halde, “ona biat ederler.”Mehdilik iddiası olsa niye istemesin? Mehdi (a.s.)’yim diyorsa, o zaman gel seni kabul ediyorum der. Mehdiliği kabul etmediği için biatı da kabul etmiyor. "Eğer kabul etmezsen, boynunu vururuz derler” diyor. Zorla kabul ettirilecek Mehdi (a.s.). Bak Mehdilik iddiasını kabul etmiyorum, ama imamlığı Allah rızası için, ısrar ettiğiniz için, hatta da tehdit ettiğiniz için, diyecek. Allah rızası için, madem ümmetin durumu bu durumda, başkasının da yapamayacağını söylüyorsunuz, kanaatiniz bu, icbar da var, mecbur olduğum için, Allah rıza için kabul ediyorum, diyecek. O zaman manevi sorumluluğu olmuyor, öbür türlü olur. Eğer kendi talep ederse, ümmet-i Muhammedin burnu kanasa o sorumlu olur. Zorla kabul ettirildiği için üzerinde ki o günahın oluşması riski azalmış oluyor, inşaAllah.“Yer ve gök ehli ondan razı olur.” diyor, biat anında, biatta, inşaAllah, “herkes ondan razı olur” diyor. Bunu göreceksiniz, bak ben açıkça söylüyorum, inşaAllah. Biatı göreceksiniz, bütün ümmeti Muahmmed ona biat edecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ortamı tarif etmiştiniz Hocam, birkaç defa.
ADNAN OKTAR: Yıkılır, yıkılır, yıkılır bak ben söylüyorum dünya yıkılacak, bir tek Türkiye değil, inşaAllah.Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler sayfa 31. “Hz.Mehdi (a.s.) ancak baskı ile başa geçmeye razı olacaktır.”Nerede burada Mehdilik iddiası? Adam, kafasına kavuk geçiren ortaya çıkıyor. Efendim, kabak gibi bir şey bulmuş o da, o da ayrı kafasına geçiriyor ortaya çıkıyor, ben Mehdi (a.s.)’yim diye. Höt dedin mi pır uçan tipinden, nasıl Mehdi (a.s.) bunlar. Bunlar kuş Mehdi (a.s.)’si. Kuş uçuyor. Serçeye şöyle yaparsın, hayvan uçar. Ortada hiçbir şey yok, daha hiçbir şey diyorlar ki; “ne olur, ne olmaz belki tutuklanırsın, bir şey olabilir, hapsedilebilirisin.” Adam bakıyorsun sabahına pır uçmuş. Hani sen Müslümanları kurtaracaktın, canı tatlı muhallebici. Hani sen koç yiğittin, hani sen delikanlıydın. Hani mücahidtin, hani Mehdiydin sen. Bu nasıl Mehdidir ki, daha kendi canından bile korkuyor, o kadar ürkek. Müslümanları bırakıp kaçıyorsun, tabanları yağlayıp kaçtı derler. Burada çocuklar var, kadınlar var, insanlar var, yaşlılar var, Allah rızası için yardım dileyenler insanlar var, hepsini bırakıp kaçıyorsun sen. Sonra uzaktan uzağa bağırıyorsun, ben Mehdi (a.s.)’yim gelin bana biat edin, diye. Yine inşaAllah Mehdi (a.s.) olursun güzel de, iddia etme. İddia etmezsen hüsn-ü zan ederiz ne olacak. İnşallah olursun. Genel olarak söylüyorum, o kadar çok Mehdi (a.s.) kaçtı ki bir gecenin içerisinde, Mehdi (a.s.) adayı.
ALTUĞ BERKER: Hocam bu söylediğinizi Musevi kaynaklarda da aynısını anlatıyor uygun görürseniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Nasıl söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER: Akbet Trogdel isimli ilmi eserde açıklanan ve çok eski bir kitap olan Pesikta’da çok önemli bir bölüm var Musevi kaynaklarda ; “Allah dünyayı yarattığında onun yüce arşından, Kral Mesihi yani Hz.Mehdi (a.s.)’yi bir varlık olarak var etti ona şöyle söyledi; ‘benim kullarımı 6000 yıl sonra iyileştirip, kurtaracak mısın?’ O da Mesih de, Mehdi (a.s.) de cevap verdi evet yapacağım. Sonra Allah ona dedi ki; ‘sonra onların günahlarını ortadan kaldırmak için, eziyetlere sabredecek misin?’ Çünkü şöyle yazılmıştır, ‘acılarımızı o yüklendi, Mesih ona cevap verdi onlara sevinçle sabredeceğim.’ Haham Moses Handershan da der ki; ‘Mesih de yani Hz.Mehdi (a.s.) de aşkından dolayı tüm bu acıları ve sıkıntıları üzerine aldı.’ Çünkü Yeşeya 53 te şöyle yazılmıştır. ‘ O baskı görüp eziyet çekti.’”
ADNAN OKTAR: Evet, Mehdi (a.s.) hakkındaTevrat’ta da çok detaylı bilgi var. Hz. Musa (a.s.) bu açıklamaları görünce Tevrat‘ta, Yarabbi beni Mehdi (a.s.) yap, diyor, Allah kabul etmiyor. Yarabbi beni Meh (a.s.)di yap diyor, yine kabul etmiyor Cenab-ı Allah. Yine Yarabbi beni Mehdi (a.s.) yap diyor, Allah yine kabul etmiyor. Üç kere Allah’a yalvarmıştır, Mehdi (a.s.) olmak için, inşaAllah.
“Selamün aleyküm aslan Hocam.” Aleykümselam ve rahmetullahi ve berakatühü. “Hocam bir sohbetinizde inşaAllah Türk-İslam Birliği kurulduğunda zamanın uzayacağından bahsetmiştiniz. Zamanın uzaması-kısalması olayını Yüce Allah insanlara bilimsel bir sebep olarak gösteriyor mu?” İsa Hocam size de saygılarını iletiyor Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Aleyküm selam Hocam inşaAllah. Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Asilim çok önemlidir. Bak, “Hz. Mehdi (a.s.) istememesine rağmen Mehdi (a.s.)’yi bulunduğu yerden çıkarırlar ve Mehdi (a.s.)’ye biat ederler,” diyor, inşaAllah. Süneni Ebu Davut. Sahih hadis kitabı. Ehl-i Sünnetin en önemli kaynak eserlerinden, Sünen-i Ebu Davut. El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar yine çok önemli Ehl-i Sünnet eserdir. O kadar çok ki. “Fitne içindeki insanlar kan akıtıldığı bir zamanda evinde oturmakta olan Hz. Mehdi (a.s.)’ye gelir.” Evine geliyorlar. “Bizim için kalk artık derler. O ise kabul etmez. Ancak ölümle tehdit edildikten sonra onlar için kalkar.” Bu usulen yapılacak bir şeydir, bir adaptır onun istemediğini göstermek için. Öyle bir makam hırsı olmadığını göstermek için hükmen ölümle tehdit edilmesi gerekiyor, inşaAllah. “Ondan sonra artık kan dökülmez.” Kitab-ı Burhan, Abdürrezzak’tan. İbn-i Ebu Şeybe’den, 7.cilt sayfa 531. Kitapların hacmine bakın yani, maşaAllah. “Hz. Fatma (r.a.)’nın soyundan gelen Hz. Mehdi (a.s.) Mekke’de meydana çıkarılır ve istemediği halde kendisine biat edilir. Sahipleri Hz. Mehdi (a.s.) çekinir ve neticede istemediği halde Ehl-i Bedir sayısınca insan ona biat eder” diyor. “Eğer biatımızı kabul etmezsen bizi aramakta olan ve başında Haddam’dan birinin bulunduğu Süfyani ordusuna karşı bizi korumazsan,” yani deccaliyete karşı bizi korumazsan, “günahlarımız senin üzerine, kanlarımız da senin boynuna olsun diyorlar. Bunun üzerine Hz. Mehdi (a.s.) rüku ve makam arasında oturur ve elini uzatarak biatları kabul eder.” Yani bakın bütün Müslümanların kanı senin üzerine olsun o zaman eğer kabul etmezsen, diyorlar. Yani başka türlü yapacağımız bir şey yok diyorlar, inşaAllah. Buradan da Mehdiliğin hiçbir şekilde iddia olmadığını bir kere daha gördük mü? Gördük. Evinde oturuyor, evine geliyorlar. O bir yere gitmiyor, beni Mehdi (a.s.) olarak kabul edin demiyor. Başına kavuk geçirip oraya buraya çıkmıyor. Ne diyor? Evinde oturuyor, ben Müslümanım, Allah’ın bir kuluyum diyor. Ne haddime, diyor inşaAllah.
Son günlerde Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili çalışmalarımızda yeni yeni birçok hadis bulduk. İnşaAllah onlar geliyor, onları inceliyoruz, onları tasnif edip, hazırlıyoruz. Onları da okuyacağım. Çok hayret verici, müthiş detaylar var, inşaAllah. Ben zannettimki eskiden Mehdi (a.s.) ile ilgili çok azdır hadis. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e o kadar çok soru sormuş ki sahabeler, onlar da muhabbet ehliymiş maşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i her gördükleri yerde soruyorlarmış. Mehdi (a.s.) ne yapar? Nasıl yer? Nasıl içer? Bak, Kalü Bela’da Allah’a yemin etmiş, söz vermiş Mehdi (a.s.) görüyor musun? Bak Tevrat’ta geçiyor, 6 bin yıl sonra Mehdi (a.s.)’nin vakti de verilmiş oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde nasıl geçiyor. Aynı bak ona mutabık. Şu an yedinci bin yıla girdik, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Adnan Hocam” diyor. Bayağı ilaveler var onları okumayacağım. “Bir hadiste Rahmet Peygamberi (s.a.v.) buyurmuştur ki.” Yedi bin yılla ilgili bizim hadislerimiz var, onu hep karıştırıyorlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in söylediği şu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanında olsak, veyahut daha evvelinde olduğunu düşünelim. Peygamberimiz (s.a.v.)’in doğumundan 100 yıl önce olsak, bize takvim sorsalar, biz hangi yıldayız deseler, ne diyeceğiz? Miladi takvim yok, Hicri takvim de yok ama takvim var. O devirde kullanılan takvimi söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.), 7 bin yıllık bir takvim. “Dünyanın ömrü 7 bin yıldır” diyor. Ama nedir orada senin dikkatini çeken?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam siz daha evvel söylemiştiniz. Hz. Nuh (a.s.)’dan yada Hz. İbrahim (a.s.)’den itibaren kabul ettiği, Hz. Adem (a.s.)’den bir takvim çizelgesi söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor hadislerde, kaç yılı geçti diyor?
ALTUĞ BERKER: 5600 yılı.
ADNAN OKTAR: 5600 yılı, demek ki biliniyor. Şimdi 5600, yaklaşık olarak Peygamberimiz (s.a.v.), mesela bunun “6000 yılı geçmiştir” diyor. Çünkü 5600 artık 6’ya sarktığı için “6 bin yıl geçmiştir” diyor, yani yuvarlak hesap söylüyor. Sonra bu diğer hadisi söylüyor İmam-ı Hanbel’den, yani vakti tam belirleyecek şekilde. O zaman bakıyoruz ki; 1400 yıl. 1400’le, 1500 arasında. Yoksa dünyanın yaşı çok eski. Çok çok eski o radyokarbon metodu, onlar doğru yani Big Bang de doğru. En az, hakikaten en az ferah bir 5 milyar yılı vardır. 5 ile 15 milyar yıl arasında tartışılıyor. Ama en az o kadar vardır, inşaAllah. Şimdi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, İmam-ı Hanbel’in söylediği o 5600 yıl geçmiştir hadisi, konuyu tam çözen bir hadis, açıklayan bir hadis ama diğer hadislerde tam çözüyor, “dünyanın ömrü 7 bin yıldır” demesi. “6 bin yılı geçmiştir” diyor. Öbüründe de netleştiriyor. Buradan da anlıyoruz ki Hicri 1400’le, 1500 arasında her şey bitecek. Bediüzzaman ebcedle de ayrıca söylüyor, açıklıyor. Kardeşim Bediüzzaman bir şey söylüyorsa o doğrudur. Ama hayretle bakın talebelerinden bir kısmı anlamazdan geliyor. Anlamazdan gelmeyi sağlayan nedir? Sayıları 5 ile 10 arasında değişen batıl rahipleri, onları sonra size tanıtacağım, batıl rahiplerini. Alenen, net olarak biliyorlar Mehdi (a.s.)’nin çıkacağını, çok net biliyorlar. Mesela bak, Seyyid Salih Özcan Hocamızın bandını göstersene.
-VTR- Seyyid Salih Özcan’ın Konuşması
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi bakın, bu dinlediğiniz kişi Üstad Bediüzzaman’la böyle, bu şekilde biz nasıl yan yanayız, yıllarını beraber geçirmiş ve Bediüzzaman’ın en sevdiği has 12 talebesinden bir tanesidir ve sır katibidir ve vekilidir. Yani on iki tane vekil bırakmıştır. Bir tanesi bu şahıstır, mübarek. Birisi Sungur Ağabeydir. Bediüzzaman’ın bütün sırlarını, hepsini bu kişiler biliyorlar. Ondan gerisi sonradan gelişen talebeler, ondan ona, ondan ona, ondan ona. Şimdi bak Hocamız Mehdi (a.s.)’ın çıkacağını söylüyor. Sungur Ağabey’de söylüyor. Zübeyir Gündüzalp en kıdemlisidir, o da söylüyor, geleceğini Mehdi (a.s.)’nin. Hüsrev Ağabey söylüyor. Geçenlerde o çıkan o gevrek sesli, o mübarek, muhterem ağabeyimiz hepsini geçersiz kıldı. Yani şu an burada konuşan şahıs Bediüzzaman’ın has talebesi şu an doğru söylemiyor ona göre, yanlış söylüyor yani. Ben doğrusunu biliyorum, ben iyisini biliyorum, diyor. Kaynak veriyor mu? Vermiyor kaynağı. Mesela sen şimdi konuşuyorsun kaynak veriyorsun. Hoca onu tasdik ediyor. Hocamız anlatırken hem kaynak vermiyor, hem de Hocalarımızın mesela bu Hoca efendinin, Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın ki, Bediüzzaman’ın en has talebelerindendir, seyyidtir, Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslindendir. Doğru konuşmadığını söylüyor, ben daha iyi biliyorum, diyor. Bediüzzaman’ı görmemiş, tanımamış. Kitaplarından da kaynak vermiyor. Ben kendi kafamdan böyle çıkarttım, böyle düşünüyorum, diyor ve o kişiye itibar ediyor bazı kardeşlerimiz. Tamam, fikre biz saygılıyız, güzel de ama yanlış olduğu çok açık belli. Dürüst olan nedir, samimi olan nedir? Bediüzzaman’ın ifadesini söylersin, arkasından açıklarsın, söylersin açıklarsın. Söylemeden anlatıyorsan bu indi mütalaa olur, bu ayıp olur vicdana da yakışmaz. Bak açık, aleni, net olarak söylüyor Hocamız. Hatta bizim çocuklardan bir tanesine Hocamız, “Mehdi (a.s.) geldi” demiş. Ben anlamazlıktan geldim, diyor bir daha söylemiş. Giderken bir daha söylemiş. “Mehdi (a.s.) geldi” demiş, “Hocanıza söyleyin” demiş. Bak, ben Hocamız elini öpmüştüm, tanıyor beni. “Hocanıza söyleyin Mehdi (a.s.) geldi” demiş. Bir şey biliyor olmasa bu insan bunu söyle mi. Bak, insanın da göreceğini söylüyor ve “sen göreceksin” diyor. Yani vakit açısından geldi. Çünkü Risale-i Nur Külliyatı’na göre Mehdi (a.s.) mutlaka gelmiş olması gerekiyor. Hadislere göre mutlaka gelmiş olması gerekiyor. O da bunları bildiği için benim gibi o da rahatça söylüyor. Bak, “geldi” diyor. Ben de diyorum geldi diye.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah. Bunu anlatırken Üstad’ın kendisini diğer yine gaybi, bunları görmeyeceksin, şunları göreceksin dediği şeylerle birlikte anlatıyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Mesela bir devlet başkanıyla görüşeceksin diyor Üstad. Hakikaten o zaman Çavuşesku’yla görüşüyor, bununla birlikte anlatıyor. “Kabrimi görmeyeceksin” diyor. O da çıkıyor, onları da zikrederek, hepsinin çıktığını anlatarak bunu da söylüyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu çok acayip, yani şimdi talebeleri onu gördükleri için Bediüzzaman’a acayip bir bağlılıkları var. Müthiş kerametler gösterdi, çünkü yaşantısı çok zor Bediüzzaman’ın, onunla beraber talebesi olmak bir kere yüzde yüz hapse gireceksin demektir. Zaten evine kapıdan içine girdin mi, dışarı çıktığında hadi hemşerim hep beraber gidelim diyorlar, yani illa ki tutuklanıyorsun. Buna rağmen aşkla şevkle talebelik etmişlerdir. Ama bak o dedikleri gaybi işaretler, Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın ona ilham etti ve hepsi doğru çıkan olaylar, hepsinin doğru çıkması çok şaşırtıcı, hayret verici. Mesela bu konuda da net söylüyor. Kardeşim senin Bediüzzaman’a saygın varsa, talebelerine de olması lazım. Çünkü Risale-i Nur’u yazan onlar, bizzat kendi eliyle yazıp çoğaltan kişiler. Bediüzzaman’ın yanında, dizinin dibinde el yazısı yazıp çoğaltıyorlar. Konuşan da Bediüzzaman, bu kişilere konuşuyor, buna inanmıyorsun sen, Risale-i Nur’a da inanmıyorsun, hadislere de inanmıyorsun, sen neye inanıyorsun o zaman kafandan kendi kendine konuşuyorsun. Allah razı olsun hizmet ediyorlar ama Müslümanları durduk yere ümitsizliğe ve durduk yere çok kolay olacak bir şeyi zor göstererek imkansızlıklara itiyorlar. İttihad-ı İslam çok kolay bir şey, Türk-İslam Birliği de çok kolaydır. Çok zor diyor, aklın ihtiyarını alır. Niye aklın ihtiyarını alsın? Türk-İslam Birliği’nden bahsediyoruz, en kolay şey, inşaAllah.
VTR: Nur Talebelerinden Ahmet Çolak’ın konuşması.
ADNAN OKTAR: Bak şimdi arkadaş burada çok samimiyetsiz konuşuyor. Çünkü “Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde,Mehdi (a.s.) ve talebeleri” diyor. Talebelerini anlatıyor övüyor, anlattım demin hadislerde. “313 kişi olacak” diyor “talebeleri”, Mehdi (a.s.) yapacak demiyor ki Peygamberimiz (s.a.v.). Mehdi (a.s.) ve talebelerinden bahsediyor, talebelerinin üstünlüğünü uzun uzun anlatıyor. “Geceleri abid, gündüzleri arslandırlar, kalpleri demir gibidir. Geçmiştekiler ve gelecektekiler onlara yetişemez” diyor. Bak bunu bildiği halde arkadaşımız bunu gizliyor. Sırf Mehdi (a.s.) yapacakmış gibi göstererek, abartı bir vurgulamayla insanların gözünde bu konuyu imkansız hale getiriyor ve Peygamberin (s.a.v.) hadislerini anlamazlıktan geliyor, bu çok açık. Bak “Peygamberimiz (s.a.v.)’in 23 yılda yapamadığını, Mehdi (a.s.) nasıl yapsın?” diyor. Peki sen nasıl yapacaksın? “Ben yaparım” diyorsun. “Ben ve arkadaşlarım, benim cemaatim yapacağız biz” diyorsun. 70 yıl kalmış zaten. “Bediüzzaman 70 yıl var” diyor, hadislere göre de 70 yıl var. 70 yıl Mehdi (a.s.)’nin ömrü için makul bir süre. Talebeleri içinde makul bir süre, 70 yıl. Ama sen ne diyorsun? Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını ben ve arkadaşlarım, biz yaparız ama Mehdi (a.s.) ve talebeleri yapamaz, diyorsun. Niye, müsaade etsen de Mehdi (a.s.) ve talebeleri yapsa. Burada bir mantık var mı? “Ebu Cehil ve Nemruttan daha şiddetli gösteriyorlar, deccali” diyor. Biz göstermiyoruz, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. “Dünya tarihinin en büyük olayıdır” diyor, deccaliyet, mesih deccal. Daha başka büyük olay görülmedi” diyor. Zaten bunu da görüyoruz, Nemrut dönemin de, birkaç milyon insan var. Firavun devrinde birkaç milyon insan var. Ama şu an 7 milyar insan var. 7 milyarın en az 6 milyarı, 6 buçuk milyarı deccalin eline teslim oldu. Nasıl dehşetli olmaz? 1 milyar insan katledildi, şehit edildi nasıl dehşetli olmaz? Firavun’dan, Nemrut’tan tabii ki daha dehşetli. Bu konuyu bu şekilde örtbas etmesi doğru değil arkadaşın, delile de dayandırmıyor. Bunu internetten yaptığımız programda da devam ederiz, yarın da devam ederiz, programımız bitti.
ADNAN OKTAR: Tamam şimdilik bitirelim inşaAllah.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...