SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Aksu Tv’den sizlerle beraberiz. Hocam size bırakıyorum.
ADNAN OKTAR:Ve diğer televizyon kanallarından. Berker Hocam neler anlatmak istiyorsun?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Bugünün haberlerinde bazı önemli konular vardı, uygun görürseniz. Örneğin Fatih Altaylı, Erbakan Hocamızdan bahsetmiş. Bazı saygısız ifadeleri olmuş. “Sıra Demirel’de” başlıklı yazısında; “Demirel de politikaya girsin. Üstelik onun dolandırıcılık suçu yok, sabıkası yok, hapisten afla kurtulmuş biri değil” gibi şeyler söylemiş Hocam. “Türk siyasetinin gençleşme çabasına o da bir katkıda bulunsun” demiş.
ADNAN OKTAR:Bunu diyen kim?
ALTUĞ BERKER:Fatih Altaylı demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, acayip öfkelenmiş. Yani içinde müthiş bir öfke olduğu belli, Erbakan’a karşı. Yani üslubu çok çirkin. Hayret. Türk-İslam Birliği’ni savunanlara karşı, İttihad-ı İslam’ı savunanlara karşı bu içindeki akıl almaz öfke, hayret edilecek şey. Yani akıl almaz bir muhalefet ruhu var. Burada öfke görülüyor üslubunda.
ALTUĞ BERKER:O; Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah, biraz da sizin bileğinizi bükememekten kaynaklı, Saadet Partisi’nde tekrar Necmettin Erbakan Hocamızın başa gelmesine vesile olduğunuz için Allah-u alem.
ADNAN OKTAR: Fatih Altaylı, benim kanaatim kafasından buharlar çıkıyor şimdi sıkıntıdan. Yani bunaldığı için de şimdi Cübbeli’yi programına çıkartmaya çalışıyor. Yani sıkıntıdan ne yapacağını şaşırdı, bunaldığından. Bakın, Erbakan Hocamız öyle bir tokat vurdu ki bunlara, yani öyle bir tokat oturttu ki etraflarında otuz kere döndüler, Fatih Altaylı başta olmak üzere. Çok ağırına gitti, ezici şekilde kazanması. Bütün delegelerin tamamı oyunu verdi Erbakan Hocamıza. Ey Fatih Altaylı. Buharlar çıkıyor kafandan ama millet dediğini yine yapıyor. Sen istediğin kadar Erbakan Hocamıza çirkin sözler et, biz onu daha çok severiz, daha çok bağlanırız ve önemini daha çok görmüş oluruz. Sen bizim için bir ölçüsün, senin muhalif olduğun insan bizim için çok değerlidir. Erbakan Hocamızın yanında Fatih Altaylı hem bilgi bakımından, hem görgü bakımından da çok çok çok altlarda kalır, çok zayıf kalır. Fatih Altaylı’ya söylüyoruz; ne icraatın var, Türkiye’ye senin ne katkın olmuş? Ancak dedikodu yapmışsın, milleti rahatsız etmişsin, doğru olmayan haberler yayınlamışsın, insanlara tedirginlik vermişsin. Yaptığın faaliyetler bunlar. Erbakan Hocam ne yapmış? Milyonlarca insanın imanının kurtulmasına vesile olmuş, Türk-İslam Birliği şuurunu vermiş, şevki öğretmiş, sevinci öğretmiş. Ecdadla övünmeyi, ecdadın güzelliklerini yad etmeyi bizlere öğretmiş; sevgiyi, saygıyı öğretmiş. Sen bize neyi öğrettin? Kendince öfkeyi öğretmeye çalışıyorsun. Kargaşayı öğretmeye çalışıyorsun. Erbakan Hocam neyi öğretiyor bize? Affetmeyi, şevkati, merhameti, muhabbeti öğretiyor. Erbakan Hocam doğru yolda, sen yanlış yoldasın. Türkiye’de Fatih Altaylı’yı seven insan çok çok azdır. Bana yazsınlar, göndersinler. Yani bir avuç, yüz kişi bile çıkmayabilir Türkiye’de seven. Ama Erbakan Hocamı seven milyonlarca insan çıkar. Buradan anlasın. Bakın, kendisini sevenlerle Erbakan’ı sevenlerin kıyaslamasını yapsın, o zaman kişiliğini anlar. Genel kültür, bilgi açısından da Erbakan Hocamız onu katlar, kıyası kabil değil. Erbakan Hocamız faydalı bir insan, Fatih Altaylı faydasız bir insan. Erbakan Hocamız dolu bir insan, Fatih Altaylı boş bir insan. Onun için, onun bu sözleri ile Erbakan Hocamıza olan sevgimiz, saygımız müthiş artar. Müslümana bu tarzda iftiralar atmak çok çok çirkin. Bu üslup çok çok çirkin. Biz Fatih Altaylı’nın ne olduğu biliriz. Aydın Dede’sinin üfürmesiyle böyle yazılar yazmaya devam ederse biz Erbakan Hocamıza sevgimizi dahada arttırırız, bağlılığımızı daha da arttırırız. O devam etsin, biz de mücadelemize devam edelim, inşaAllah. Ne diyor? “84 yaşında yürüyemeyen,” sen 84 yaşından kim bilir nasıl olacaksın, ey Fatih Altaylı? Göreceğiz seni de.
ALTUĞ BERKER:Ben geçen gün Erbakan Hocamızın iftar davetine katılmıştım, Ramazan’da. Bir saat aralıksız konuştu Hocam, hiç bir fütur yok, bir kere ‘e’ demeden, çok mantıklı, tarihi konuşmaları otuz yaşında gibi konuşuyor, maşaAllah Erbakan Hocamız.
ADNAN OKTAR: Belki o tip sorunlar yaşayan ayrıca sensin. O dediğin sorunları yaşayan sensin. Bir çok toplantıda da bu bilinen bir şey, senin sorunlar yaşadığın. Sen kendi sorunlarını düşün, Erbakan Hocamızın sorunlarıyla da ilgilenme. O aslan gibi bayağı. Mücahit, güzel ahlaklı, asil ve bizim kalbimizde beraat etmiş bir insan. Müslümanların kalbinde beraat etmek çok önemlidir. Yani bütün Müslümanların gönüllerinde, bütün dünya Müslümanlarının gönüllerinde beraat etmiş. Fatih Altaylı’nın beğenmiyor olması onun üstünlüğünü gösterir, değerini gösterir. Bakın, kafayı taktığı adamlara bakın. Bana musallat olmuş vaziyette, Erbakan Hocamıza musallat olmuş vaziyette, Bediüzzaman’a musallat olmuş vaziyette, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ne musallat olmuş vaziyette. Nerede böyle Türk-İslam Birliği’ni savunan, İttihad-ı İslam’ı savunan, milli menfaatlari savunan kişi varsa Fatih Altaylı onun karşısında. Biz de onun bu tavrından şevkleniyoruz, daha da milli ve manevi değerlere olan bağlılığımız artıyor, hizmet aşkımız, şevkimiz daha da artıyor.
“Selamun aleyküm değerli Hocamız.” Ne diyor Gülşen? Hocam bazen hiddetli oluyorsunuz, niye böyle oluyor?” diyor. Şimdi hiddet, hamiyet-i İslamiyedendir o. Allah aşkından, Allah rızası için buğz edilir. ‘Eline sağlık’ diyecek halimiz yok, tabi ki cevap vereceğiz.
“Adnan Hocam ben sizi çok seviyorum. Sürekli ‘ben’ diye bahsetmenizi doğru bulmuyorum.” Peki, ‘sen’ mi diyeyim? Türkçede ‘ben’ denmez mi, nasıl denilecek? ‘me’ mi diyeyim, İngilizce? Ne diyeceğim? “Hatta övülmeyi sevdiğinizi söylüyorsunuz” diyor. Şaka da yapılmayacaksa, Efsun ne diyeyim ben sana? Bunun şaka olduğu besbelli. Gülelim, eğlenelim diye söylüyorum. Onu ciddiye almak çok acayip. Şimdi güzel Efsun’a ben bunu yakıştıramadım. Şimdi bizimle olsa sohbet etmeyecek mi, şakalaşmayacak mı? Her şakasını ben ciddiye alsam şimdi olur mu? Ne diyorum? “Övülmek ne güzel” diyorum. Şaka bu, belli. Ben Allah’ın bir tecellisiyim, ben bir hiçim. Allah’ın beynimde beni yaratmasıyla oluşuyor benim görüntüm, şuurum, bilgim. Mutlak olan Allah’tır, ben gölge olan bir varlığım ve faniyim. Benim konuşmamı yaratan Allah, bedenimi yaratan Allah, her şeyimi yaratan Allah. O zaman ben desem ne olur, demesem ne olur yani? Ben Türkçede bir üslup olarak karşımdakine kimi kastettiğimi söylemem için mecburum yani. Ben kendimden bahsederken ‘siz’ diye bahsedersem, nasıl anlasın adam benim ben olduğumu? Olmaz.
“Esselamun aleyküm sevgili Hocamız Muhammed Adnan.” Acayip hoşuma gidiyor bu isim, maşaAllah. Muhammed şahane bir isim. Herkes çocuklarına sık sık bu ismi koysun. Muhammed ismi çok şahane bir isim. Peygamberimiz (s.a.v.) sık sık anılsın. “Sizlere Ukrayna’daki Kırım Tatarları’na yapılan eziyet ve aşağılama tavırları ile ilgili kısa bir röportaj gönderiyoruz. Ukrayna’daki Kırım Tatarları’nın durumu bizler, Rusya Tatarları için önemlidir. Onlar da tüm Türk Müslüman kardeşlerimiz gibi Kazan Türkleri de kanımızdır, canımızdır. Allah karşısında hepimiz sadece kendimizden değil, birbirimizden sorumluyuz. Ümit ederiz ki Türk-İslam Birliği ve Mehdiyetin altın asrı yakında diye.”
Ukrayna öyle bir acayiplik yapıyorsa çok ayıp yapıyor demektir. Aman ha. Aman ha. Ukrayna Büyükelçiliğiyle yarın görüşelim. Bu nedir, bu olay, bu eziyet falan, bu aşağılama olayı? Zaten yıllardan beri, uzun süreden beri, yüzyıllardan beri diyelim, Kırım Tatarları’na, Kırımlı kardeşlerimize akıl almaz eziyet yaptılar. Acayip eziyet yaptılar, işkence yaptılar. Onları aldılar, sürdüler, götürdüler. Bir kısmını gemiye doldurup batırdılar gemi ile beraber. Onun için Ukrayna’ya bu yakışmaz. Oradaki hem parlamento üyelerine, hem devlet yönetimine hem yazı yazalım, hem de uyaralım. Nedir o, var mı filmi sende? Göster.
ALTUĞ BERKER:Var Hocam. O eziyetlerle ilgili film var, inşaAllah.
-VTR-(Ukrayna’da Kırım Tatarları’na yapılan eziyet)
ADNAN OKTAR:Bak kardeşim, şimdi bu gördüğün, bu nedir burada? İmam-ı Muhammed Mehdi (a.s.)’nin çıkışının farz olduğunu görüyoruz. Yani Allah’ın emri, illaki çıkması lazım. İttihad-ı İslam farz, Türk-İslam Birliği farz. Türk-İslam Birliği olsa, benim Kırımlı canlarıma, güzel kardeşlerime böyle eziyet edebilirler mi? Şu pervasızlığa bak. Bu çok küçük bölümü. Zamanında milyonlarca Kırım Tararı’nı, halis Türk, doldurdular, trenlere Sibirya’ya, oraya buraya sürdüler. Sonra da bir daha onlar dönmedi, yani vefat ettiler, şehit ettiler, birçoğu. Birçoğu da oralarda dağıldı. Bir kısmını da geriye getirilmeye çalışıldı, kabul etmediler. Halen de dağınıklar. Bu büyük bir zulümdür. Kırım yeniden o eski güzelliğine kavuşsun. Kırım’da yeniden camiler açılsın. Bana Kırım’dan fotoğraflar getirdiler. Kardeşim, sanki Tokat’tan, Turhal’dan, Kayseri’den, Edirne’den çekilmiş fotoğraflar. Böyle cumbalı Türk evleri, güzel camiler, Osmanlı camiler, yani Müslüman mahallesi Kırım’da, maşaAllah. O benim canlarımı oradan sürüp çıkartmışlar. Yeniden oraya getireceğiz Allah’ın izniyle. Yeniden o camileri kurduracağız, yeniden o cumbalı Osmanlı evlerini oralara dikeceğiz. Bak, “çırpınırdın Karadeniz, bakıp Türk’ün bayrağına” diyor. Bu hasreti anlatır bu türkü. Karadeniz türküsü. O ızdırabı, o hasreti anlatır. Onların özgürlük mücadelesinin türküsüdür. “Ah ölmeden, görseydim” diyor. İnşaAllah. Biz de inşaAllah Türk-İslam Birliği ile bütün o Türki devletlerin tamamını, Allah’ın izniyle esaretten kurtaracağız. Allah’ın izniyle ki tam vakti. Şartlar tamam, sistem tamam; Türkiye’deki, dünyadaki demokrasi anlayışı müsait. Basın, medya gücü çok yüksek. Televizyonlar, internet şu bu falan, her şey müsait şu an. Türk-İslam Birliği tahmin, tahayyül edilemeyecek kadar kolay. Bak, Avrupa Birliği için nasıl yalvarıyor insanlar, Türkiye’de de birçok insan. “Ne olursunuz, bizi Avrupa Birliği’ne alın. Çok istiyoruz, istirham ederiz, yalvarıyoruz” gibisinden söylüyorlar. Kardeşim, ne diyecek biliyor musun? “Türk-İslam Birliği için yalvarıyorum” diyecek. “Allah rızası için şu Türk-İslam Birliği’ni yerine getirin” diyecek. İstenilecek olan budur. “Avrupa Birliği mümkün” diyor adam, “ama Türk-İslam Birliği mümkün değil” diyor. “Niye Hocam?” diyorsun. “Mehdi (a.s.) 570 sene sonra çıkacak” diyor. “Sen ne diyorsun Hocam?” diyor. “Yok, yanlış söylüyor, 1000 sene sonra çıkacak” diyor. Öbürüne soruyoruz, diyor ki; “Mehdi (a.s.) yok ki zaten, şahs-ı manevi var. Nereden çıkardınız Mehdi (a.s.)’yi?” diyor. “Mehdi (a.s.) geldi, bitti, tamam işte. Namazımızı kılıyoruz. Evde namaz kılmanın adı Mehdiyet’tir zaten” diyor. “Hacca da gidiyoruz, tamam” diyor. “Ticaret de serbest.”
ALTUĞ BERKER: Kendinin Mehdi’si oluyor.
ADNAN OKTAR:“Herkes kendinin Mehdi’si artık” diyor. “Mehdi (a.s.) geldi, geçti” diyor bir kısmı. Bir kısmı; “ruh, görünmüyor” diyor. Bakın, bunların hepsi şeytanın bir oyunu. Türk-İslam Birliği’nin oluşmaması için şeytanın bir oyunudur. Müslümanlar bu oyuna gelmeyecekler. Kardeşim, bize o kadar zor gösteriyorlar ki, mesela gevrek sesli bir mübarek ağabeyimiz çıktı, değerli bir alim yani, mübarek, şefkat duyuyorum, seviyorum; hiçbir şekilde üslubunda İslam ahlakının hakim olacağına dair bir emare yok. Çünkü diyor ki; “kilitlemiş zaten başlangıcında, Peygamber (s.a.v.)’in zamanında İslam ahlakı hakim olmadı da, Mehdi (a.s.) mi İslam ahlakını hakim edecek?” Zaten bunu dedi mi, hangi Müslüman İslam Birliğine yaklaşır? “Haşa, bizim ne haddimize, Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını biz mi yapacağız?” diyecek. Bak, orada, o çok yanlış düşünceyi başta bir kere koyuyor. Bir kere Mehdi (a.s.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu, evladı ve onun emrinde olan bir kumandan. O zafer kazandığında Peygamberimiz (s.a.v.)’in zaferi olmuyor mu bu? Ne biçim konuşuyorsun sen? Onu kilitlemiş, arkasından diyor ki; “biz şahs-ı manevi olarak Kıyamete yakın, o vakte kadar bu hakimiyeti sağlayacağız” diyor. Tamam, güzel. Bak, arkasından da diyorsun ki; “Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını biz yapacağız.” “Biz yapacağız” derken, çünkü Nur talebeleri bölünmüş durumda. O arkadaş, Nur talebelerinden herhangi bir grubun üyesi. Yani küçük, herhangi bir Risale-i Nur grubunun üyesi. Diğer grupları beğense, onlarla beraber olur o. Takdir etse, beğense neden beraber olmasın onlarla? Onları yanlış yolda görüyor, bütün tavırlarını yanlış görüyor. Yanlış gördüğü için de onlara katılmıyor, onlarla beraber bağlantısı yok, görüşmüyor da. Görüşmediği adamlardan ne başarı bekliyor? Başarılı görse, gidecek peşlerinden. Demek ki kendi grubunu başarılı görüyor. O zaman kendisi ve grubuyla İslam ahlakını dünyaya hakim edeceği kanaatinde. Hani Mehdi (a.s) yapamaz diyordun sen? Mehdi (a.s.) ve talebelerinden de bahsetmiyor. Bak diyor ki; “Mehdi (a.s.) sadece kendi yapacak gibi düşünmüşler” diyor. Niye doğru söylemiyorsun? Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde Mehdi (a.s.) ve talebeleri birbirinden hiç ayrılmıyor. Sürekli, talebelerini uzun uzun Peygamberimiz (s.a.v.) övüyor. Nerede görülmüş? Hangi hadiste var, “tek başına Mehdi (a.s.) yapacak” diye nerede açıklıyor Peygamberimiz (s.a.v.)? Hepsinde talebelerinden bahsediyor. Israrla talebelerinden bahsetmiyor Hocamız. Çünkü Mehdi (a.s.) ve talebeleri dese, konu bitecek. Onun için Mehdi (a.s.)’yi teke indiriyor, onu güçsüzleştiriyor. Bir de diyor ki; “Peygamber (s.a.v.) ile karşılaştırdığımızda” diyor, Mehdi (a.s.) ile Peygamber (s.a.v.)’i karşı karşıya getiriyor, haşa, kendince. “Hangisi daha üstün?” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v.) daha üstün.” “O zaman olsa o yapardı, Mehdi (a.s.) nasıl yapsın?” diyor. Yani bilinçaltı kurgulama yapıyor. O durumda da kimse Türk-İslam Birliği’ni istemez ve Mehdi (a.s.)’nin de çıkmasını istemez. Mehdi (a.s.)’ye karşı da kalplerinde bir öfke meydana gelir o zaman. Allah esirgesin, mazaAllah, Resulullah (s.a.v.)’ın torununa karşı. Nitekim de bu mühendislik projesi tuttu zannediyorlardı. Biz ortaya çıkınca tepetaklak oldular, inşaAllah. Dolayısıyla bu konuda dürüst ve samimi bir üslup kullanacaklar.
Bediüzzaman söylüyor, bak; “70 yıl kaldı” diyor. Açsın baksınlar. 70 yıl Mehdi (a.s.)’nin ömrü için yeter mi, yetmez mi? Bir de onu düşünsünler. Hazret, 70 yıl yaşayacağını düşünüyor. “Biz göreceğiz” diyor, üslubundan öyle anlaşılıyor veyahut görmesi gerekir en azından, durumuna göre. Çünkü 70 yıl fazla bir süre değil. Müsaade etsin de bu 70 yıllık süre içerisinde Mehdi (a.s.) ve talebeleri bu hizmeti yapsa ne olur? Yani o şerefi onlar deruhte etseler ne olur. Bak Mehdi (a.s.)’ye çok görüyor onu ama kendine layık görüyor. Mehdi (a.s.)’nin yapmasını istemiyor ama kendi yapmayı istiyor. Mehdi (a.s.)’nin talebesi ol, o şekilde yap. Niye Mehdi (a.s.)’yi kenara almak istiyorsun. Mehdi (a.s.) olsun, Mehdi (a.s.)’nin talebeleri olsun, sen de grubunla katıl Mehdi (a.s.)’ye ve Türk-İslam Birliği’ni oluştur. Niye bu şekilde konuşmuyorsun? Mehdi (a.s.)’yi tamamen ortadan kaldırmaya kalkıyorsun? Dolayısı ile bu mühendislik projesi ile normalde Türk-İslam Birliği’nin asla oluşmaması gerekiyordu. Ve bu arkadaşlara “Avrupa Birliği mümkün mü?” dediğinde, büyük bir iştahla savunuyorlar Avrupa Birliği’ni. Tamam, güzel, Avrupa Birliği’ne ben karşı değilim. İftihar ederim, ben çok seviyorum Avrupalıları. Amerikalıları da çok seviyorum. Tamam, birleşelim ama sen orada onun olabilirliğine verdiğin ihtimal, Türk-İslam Birliği’ne karşı oluyor mu? Yani orada bu ihtimali veriyor musun? Yok. Halbuki Türk-İslam Birliği, Avrupa Birliği’nden çok çok daha makul, çok çok daha kolay, yani birkaç kelimeye bakan bir kolaylıkta. Şimdi bak, bizim gençlerimize soruyorlardı, diyorlardı ki; “Avrupa Birliği’ni istiyor musunuz Türkiye’de?” En az %60 halk, 60-70; “istiyoruz” diyorlardı, %60-70. Avrupa’ya sordular, dediler ki; “siz istiyor musunuz?” “Yok arkadaş, biz istemiyoruz” dediler. Eğer Avrupa’da da %60-70, “tamam” deseydi halk, burada da %60-70 olduğu için, Avrupa Birliği’ne girerdik. Bak, ne kadar kolaymış görüyor musun? Demek ki istemeye bağlı; halkın, milletin istemesine bağlı. Başka hiçbir şey yok. Yani %70-%70 istedi mi, bir imza ile iş biterdi. Şimdi mesela Türk-İslam Birliği’nden bahsediyoruz. Sorarsın Türkistan’a; “arkadaş” dersin, “Türk-İslam Birliği’ni istiyor musunuz?” Halk, %70 “evet” diyor. Türkiye’ye sorarsınız, “Türkistan ile birleşmeye ne diyorsunuz?” %70. “Buyurun” dersin masaya, bir imza, bitti, bu kadardır. Bir imzalık işi kalıyor. Bütün mesele halkın istemesindedir, milletin. Milletin istemesi için de, millete anlatılması lazım, heveslendirmek lazım, gerekçesini göstermek lazım, bunun bir ihtiyaç olduğunu göstermek lazım. Ve hepsinin üzerinde, bunun bir kader olduğunu, Allah’ın emri olduğunu göstermek lazım. Kuran’ın emri olduğunu, Resulullah (s.a.v.)’ın emri olduğunu. Resulullah (s.a.v.) Mehdi (a.s.)’yi görevlendirmiş. “1400 sene sonra benim bu emrimi yerine getireceksin” diyor Mehdi (a.s.)’ye, Resululllah (s.a.v.). Bak, “benim kumandanımsın, İstanbul’a git, şu tarihte faaliyetine başla,”. “Sana Müslümanlar yardım edecek, kardeşlerin de yardım edecekler. Kan akıtmayacaksın, uyuyan kişiyi de uyandırma ama damla kan akıtmayacaksın, sevgiyle, şefkatle İslam’ı yay, anlat, Allah seni başarılı kılacak” diyor, inşaAllah. “Sana ayrıca Cenab-ı Allah, bak Kuran’da ayet var, üç tane ayet var, Hz. İsa Mesih (a.s.)’i gönderecek yardımcı olarak. Hıristiyanlarla ittifak et. İslam ahlakını dünyaya hakim edeceksin” diyor. “Kader böyle” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Mehdi (a.s.) de Kalu Bela’da aldığı bu emri yerine getiriyor. Şu an böyle. Kalu Bela’da aldı Mehdi (a.s.) bu emri. Yani Peygamber (s.a.v.)’den bu emri Kalu Bela’da aldı. Ta o zamandan verilmiş bir söz, Tevrat’ta da geçiyor. Bak, “6000 yıl sonra faaliyete başlayacaksın” diyor Tevrat’ta, inşaAllah. Zer alemindeyken Müslümanlar söz veriyorlar. Biz bunu zaten kaderimizde yapmıştık daha önce, İslam ahlakını dünyaya hakim etmek için gayret etmiştik. Mehdi (a.s.) talebesi olmuştuk, inşaAllah.
Dolayısıyla ben Kırım konusunda çok itinalıyım, diğer ülkelerde olduğu gibi; diğer Türki devletlerde, İslam ülkelerinde olduğu gibi, Kırım da çok hayati bir noktadır. Doğu Türkistan... Onun için o konuyu muazzam gündem yapalım. Bir kere Kırımlı kardeşlerimizi bıraksınlar, kendi ülkelerine dönsünler. Daha hala dönmediler; orada buradalar. Kırım sürgünü 13 Mayıs 1944’te başlamış. “Sovyet askerleri sabaha karşı 03.00 sularında Kırım Türk ailelerinin evlerine ellerinde silahlarla girerek, uyumakta olan bu insanları yataklarından kaldırarak, dışarı çıkardılar. Elleri havada duvarlara dizildiler. Askerlerden bazıları yaşlı kadınları kaçmaları için serbest bırakmıştı ve” bak, yaşlı kadınları kaçmaları için serbest bırakmışlar, sonra da arkalarından kurşun yağdırarak onları şehit etmişler. “180.014 kişinin, 67 katara doldurularak bölgeden çıkarıldığı, bunlardan 63 tren katarında bulunan 170.287 kişinin gitmeleri gereken yere gönderildiği bilinmektedir. 5000 Kırım Türk’ünün Moskova kömür madenlerinde çalışmaya gönderildiği ifade edilmiş. Bütün bunlarla beraber Kırım’dan 191.014 kişinin çıkarıldığı tespit edilmişti. Azak Denizi ile Sivaş arasında yer alan ve halkı balıkçılık ve tuz üretiminde çalışan Arabat Köyü’ndeki Kırım Türk Halkı’nın sürgün edilmesi unutulmuştu. Bunun üzerine Arabat’taki bütün Kırım Türkleri büyük ve eski bir gemiye bindirilerek, hepsi mahzene kapatıldılar.” Geminin mahzenine kapatıldılar. “Daha sonra gemiyi denizin en derin yerine getirip, ambar kapaklarını açarak gemiyi içerisindeki insanlarla birlikte batırdılar.” Komünistlerin kafayı görüyor musun? “Bu faciadan sağ kurtulan tek bir kişi olmamıştır.”
Bakın, zulmün şiddetine bakın. 13 Mayıs 1944’de başlıyor Kırım sürgünü. Daha hala sürgündeler. Bir kere yeniden eski vatanlarına dönmeleri gerekiyor. Bu zulmün bir an önce bitmesi gerekiyor. Bu gündem yapılacak ki, sessiz kalırsan devam eder bu. Eğer Türk-İslam Birliği’ni istemezsen, Allah nasip etmez, inşaAllah. Allah Mehdi (a.s.)’yi vesile ediyor işte ve talebelerini vesile ediyor. Onlar bu konuyu müthiş gündem edeceklerdir. Türk-İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı müthiş gündem edeceklerdir. İnsanlar unutturmaya çalıştıkça, onlar zorla insanların gündemine getirecek ve bütün müminlerin kalbine Türk-İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı yerleştirecek, onlara sevdirecek ve gerekliliğine de inandıracaklardır. Böylece Türk-İslam Birliği oluşacaktır, inşaAllah. Bakın, unutturmaya çalışanların ne kadar çok olduğunu görün. Unutturmamak için de, bizlerin de Mehdi (a.s.) talebeleri olarak ne kadar gayret ettiğimiz görün.
ALTUĞ BERKER:İttihad-ı İslam’ı istemeyenlerin bunlara ortak olabileceğini söylemiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii ki. İttihad-ı İslam’ı istememe nedenleri karışık. “Avrupa Birliği’ne de sizi almayacağız” diyorlar. “İttihad-ı İslam da istemiyoruz.” Daha Türkçesi, “Anadolu’dan gidin” diyorlar. “Türkiye’yi de paramparça yapacağız, yirmi ikiye ayıracağız” diyorlar. Adamlar iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü kurmuşlar, Türkiye’yi yirmi ikiye bölmek istiyorlar. İstanbul’u ayıracaklar, Karadeniz Bölgesi’nin ayırmak istiyorlar. Karadeniz’i ikiye bölmek istiyorlar. Güneydoğu’yu bölmek istiyorlar. Antalya bölgesini ayrı, İzmir bölgesini ayrı, İç Anadolu’yu öyle. Güneydoğu Anadolu’yu ayrı. Onları da ayrıca kendi içlerinde bölmek istiyorlar, yani daha küçük parçalara ayırmak istiyorlar. Böylece amaçlarına ulaşacaklarını zannediyorlar idi iken, karşılarına aslan kükremesi gibi Mehdiyet çıktı, inşaAllah ve hiçbir şey yapamıyorlar. Bakın bütün iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yapılanması şu an darmakeşan. Bu Mehdiyet vesilesi iledir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, kardeşlerimizden sizin yazılarınızı takip edenler, izleyicilerimizden Kırım hakkındaki hizmetlerinizi, yazılarınızı bilirler ama Kırım’la ve diğer yerlerle olduğu gibi özel ilgilendiğinizi, mesela arkadaşlarımızı gönderdiğinizi, orada kurban kestirdiğinizi, Kırım’daki Türk-Müslüman kardeşlerimize dağıttırdığınızı burada ben ifade etmek isterim. Her zaman düzenli olarak bu çalışmaları yaptırırsınız. Bir başka hatırladığım şey de, Kırım’ın en ücra köyüne gidiyorlar arkadaşlarımız, diz boyu kar olan bir yere, kimsenin gelip geçmesinin zor olduğu bir yere. O eve giriyorlar, misafir oluyorlar, bir çay içmek için. Orada kütüphanede sizin eserinizi görüyorlar Hocam, Evrim Teorisi’nin Çöküşü kitabını.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, oraya kadar ulaşmış.
ADNAN OKTAR:Kırım’da faaliyetimiz yoğun, elhamdülillah, o doğru. Hakikaten zaman zaman da kardeşlerimiz Kırım’a ziyarete gidiyorlar. Orada fakire, fukaraya biraz yardım yapılıyor, kitap dağıtıyoruz, bir şeyler yapıyoruz. Türki devletlerin bir kısmında bu tarz nacizane faaliyetlerimiz var ama tabii Allah biliyor, inşaAllah.
Ne yaptın dün sen, Mehmet Talu Hocam ile mi görüştün?
ALTUĞ BERKER:Bugün görüştük Hocam. Size çok selam ve saygıları var.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
ALTUĞ BERKER:O da, kendisi Ahir zamanla ilgili güzel anlatımlar yaptı kameraya, kendisi ile konuştuk.
ADNAN OKTAR:Video kameraya? Ve konuştunuz?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ahir zaman konularını sordunuz.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehmet Talu Hocam, Şeyh Mahmud Hocamın değerli, büyük talebelerindendir. Çok asil, çok efendi, çok saygın, muhterem bir insandır. Benim gördüğüm, Türkiye’de üzerine alim yok. Fıkıh konusunda üzerine yoktur. Var diyen, gelsin. Mehmet Talu Hocam Türkiye’deki en büyük alimdir, fıkıh alimidir. Milli Gazete’de de yazar, maşaAllah. Ona soru sorarlar, anlatır. Son derece mütevazi. Bizim iftarlarımıza katılır, her zaman yanımda oturtuyorum iftarlarda da Hocamızı, maşaAllah. İftar dualarımızı o yapar genelde, maşaAllah. Çok mübarek, muhterem bir insandır. Namazlarına çok titiz, sünnete çok titizdir, sünnetten asla taviz vermez. Bakın, Muvazzaf-ı İlm-i Kelam, müellifi Ömer Nasuhi Bilmen, Mehmet Talu Hocamın hazırladığı çok güzel eser, inşaAllah. Hem imani, hem fıkhi çok detaylı güzel bilgiler var bu kitapta, herkese tavsiye ederim Hocamızın bu kitabını, Mehmet Talu Hocamızın. Cübbeli’nin kitapları gibi bir kitap değildir. Çok güvenilir, çok gönül huzuruyla okunabilecek eserlerdir, Hocamızın eserleri, inşaAllah. Ne dedi Hocam özetle? Gerçi filmini seyrederiz, inşaAllah ama.
ALTUĞ BERKER: Özetle, “Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı ve Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulü Ehl-i Sünnet’te akaid meselesidir, bunu kabul etmeyen Ehl-i Sünnet’ten çıkar” dedi. İkinci olarak, “Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişi yakındır” dedi, özetle söylüyorum. Kendi gözüyle göreceği derece yakın olduğundan bahsetti.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Kendisinin de, inşaAllah, Allah’ın izniyle göreceğini söylüyor?
ALTUĞ BERKER:Evet ve bu konuyu da üstadları olan Mahmud Efendi Hoca Hazretleri’nin de tasdik ettiğini, bu yakınlıkta olduğunu, onu ifade etti ve günümüzde de İslam Birliği’nin hemen oluşması gerektiğini ayrıca belirtti Hocam.
ADNAN OKTAR:İslam Birliği demek ki 570 sene sonra değil, “hemen oluşması gerekir” diyor. İşte bak, ben alim diye ben buna derim. Bak, bu hakiki alim. Mahmut Hocamız, bunlar hakiki alimler. Cübbeli üfürükle hareket ediyor. Fatih Altaylı kulağına bir üfürüyor, Aydın Doğan öbür taraftan üfürüyor, öbür tombul gözlüklü ayrı bir üfürüyor buna, bu üfürüldükçe uçuyor, inşaAllah. Bak yine ona üfürüyorlar bugün, şimdi Haberturk’e götürmüşler. Kim bilir neler yapacak daha? Dur bakalım, başlar birazdan. Dini konuları, imani konuları tenzih ederim, yani tam tip böyle.
Bakın, Mehmet Talu Hocamın bu hazırladığı eser, Ömer Nasuhi Bilmen’in eseri. Sadeleştiren Mehmet Talu Hocamız. İlmi bir heyet ama Hocamızın başkanlığında. Yani Hocamızın kontrolü altında ilmi bir heyet tarafından hazırlanmış, sadeleştirilmiş. Mükemmel, çok güzel. Türkçesi de güzel, çok rahat anlaşılır, tam ilim kaynağı. Bir daha göstereyim, bakın.
Cübbeli gibi iki cilt seks kitabı falan, işte cinsel hayat, bilmem ne o tarz değil, bak. Müslümanların gerçek ihtiyacı olan konuları yazmış Hocamız, maşaAllah. O da işin bak bambaşka yönünde. Kan gövdeyi götürüyor dünyada, “ben de iki cilt İslam’da cinsel hayat, onu anlatıyorum” diyor. Sanki yüzyıllardan beri millet bilmiyor, ilk defa Cübbeli’den öğrenecekler helali, haramı. Bir de iki cilt. Kardeşim, bu kadar hayati konu varken. Bak bir de, “Mehdi (a.s.) ile ilgili kitap çok acildi. Aslında vaktim de yoktu ama çok sıkışık durumdaydım, vaktim de yoktu ama” diyor, “Harun Yahya müstear isimli Adnan Oktar’ın Hz. Mehdi (a.s.) hakkındaki hadis-i şerif’leri tahrif ederek, konuyu kendine yönlendirmesi” diyor, o yüzden ortaya çıkmış. Tahrif, nasıl olur tahrif? Hadisi değiştirirsen olur tahrif. Ben hadisi olduğu gibi, fotoğraf gibi, Kütüb-i Sitte’den ne varsa olduğu gibi alıyorum. Peki, sen ne yapıyorsun? Sen hadisi aldığında, hadis bambaşka bir şekle giriyor. “Mehdi (a.s.)’nin burnu küçüktür” diyor, sen “uzundur” diyorsun, Mehdi (a.s.)’nin burnu. “İnce, uzundur” diyor. Öyle bir rivayet yok. İnce olduğuna dair var ama uzun olduğuna dair bir rivayet yok. “Mehdi (a.s.)’nin burnu küçüktür” diyor. Mehdi (a.s.)’nin rengi hakkında mesela “koyu esmer” diyor. Nerede geçiyor koyu esmer? Öyle bir ifade yok. “Arabidir rengi” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in rengi de Arabi. Koyu esmer anlamına mı gelir Arabi? Araplar pembe beyazdır, kırmızıya çalar beyazdır gerçek Araplar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in rengi de öyleydi. Tahrif buna derler, inşaAllah. Yani özetle, benden çekindiği için bu kitabı çıkarttığını söylüyor. Diyor ki; “eğer Mehdilik iddia etmeyecekse, ben Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geleceğini söyleyeceğim” diyor. “Ama Mehdilik iddia edecekse, 570 sene sonra gelecek diyeceğim” diyor. “Yemin etsin bana Mehdilik iddia etmeyeceğine, bu kitapta anlattıklarımın doğru olmadığını o zaman söyleyeceğim ben” diyor. O zaman niye yanlış şeyleri anlatıyorsun. Benden çekindiği için doğru olmayan şeyleri anlattığını söylüyor kitabında. Ama bunlar tabii, zor şeylerin olması şart. Sükunette insan ne yapar biliyor musun? Uyur. Böyle ılık bir ortam meydana getirirsen, bir insanın hiçbir işi gücü yoksa rahat da bir ortam varsa, birçok insan için ilk aklına gelecek şey uyumaktır. Ama Allah insanları ajite ediyor. Heyecanlandırıyor, şevklerini arttırıyor.
Mesela bak Kırım, Kırım’daki şu olay, şimdi ben taktım Kırım’a kafayı. Gerçi ben mücadele veriyordum ama daha da şiddetlendirir mücadelemi bu. Kardeşlerimiz diyorlar ki; “halim selim, bize böyle neşeli şeyler anlatsana.” Böyle güzel şeyler, ılık meltemler gibi falan. Uyumak istiyor. Ben uykudan uyandırmaya çalıyorum onları. Uyudukları uykudan uyandırmaya çalışıyorum, inşaAllah. Yani gerçekten uyusalar, uyandırmam, dinlensinler isterim. Ama manevi uykuda iseler, o zaman uyandırmak şart. Çünkü Ashab-ı Kehf gibiler, birçok insan, uyuyorlar. Onları bir şekilde uyandırmak gerekiyor. Berker Hocam seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bugün Star Gazetesi’nde Nasuhi Güngör’ün bir yazısı vardı. Aslında basında bu konu ile ilgili çok haber vardı; Sayın Cumhuriyet Başsavcısı’nın türban ile ilgili açıklamaları üzerine çok yazarın yazısı olmuş. Kısacası Nasuhi Güngör; “artık İslam’a ve Müslümanlara mesafeli olma alışkanlığını bazı merkezler tek etmelidir” demiş, o açıklamanın üzerine Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Nasuhi Güngör kim?
ALTUĞ BERKER: Hocam oğlunun ismi Mehdi olan esmer bir yazar Hocam. Ziyaretinize gelmişti sizin.
ADNAN OKTAR: Resmini görsem hatırlarım. Evet, ne diyorsun onun yazısı hakkında.
ALTUĞ BERKER: “Müslümanlara mesafeli olmayı bıraksın bazı merkezler” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Nasıl?
ALTUĞ BERKER:“Artık İslam’a ve Müslümanlara mesafeli olma alışkanlığını bazı merkezler terk etsin” demiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bunlar terk etmez. Terk ederse zaten mücadele olmaz, olur mu? Bak, şöyle diyecek; “elinden geleni ardınıza koymayın, biz de elimizden geleni ardımıza koymayacağız. Hodri meydan” diyecek, o kadar basit. Şimdi, Fatih Altaylı’ya sen; “Erbakan’a saygılı ol, Şeyh Nazım Hocamıza saygılı ol, Adnan Hocamıza karşı saygılı ol” dersen, dinler mi adam? “Bediüzzaman’a karşı saygılı ol” desen, dinler mi? Dinlemez. O tam yol gidecek, onun vazifesi o. Bizim de vazifemiz mücadele etmek. Nasıl? Akılcı, sevgiyle, bilimle, mantıkla, tutarlılıkla devam edeceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Oktay Ekşi de, Başsavcıya hak verdiğini ifade eden bir yazı yazmış Hocam, “Güle Güle Türkiye” diye.
ADNAN OKTAR: Türkiye nereye gidiyormuş?
ALTUĞ BERKER: “Artık türbanla ilkokula bile giriyorlar” demiş, “bu uyarı işe yaramıyor” demiş, “ikinci Cumhuriyet hayırlı olsun” demiş.
ADNAN OKTAR: Türbanla mı giriyorlar ilkokula?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR:‘İkinci Cumhuriyet’ten kastı ne?
ALTUĞ BERKER: Bu şekilde söylemiş Hocam, açılımını bilmiyorum ama Osmanlı’yı mı kastediyor acaba? Neyi kastediyor bilmiyorum.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, onlar başörtüsünden, maşörtüsünden hiçbir şeyden çekinmezler. Onların tek çekindiği şey Darwinizmin, materyalizmin yıkılmasıdır. “Güle güle Darwin” diyoruz biz de. Darwin dedeleri böyle başı önünde ağlayarak şu an gidiyor, konu bu. Yoksa başörtüsü bizim milletimizin milli kıyafetidir eskiden beri. Herkes, anneler hep başörtüsü ile gezerler. İlk defa mı karşılaşıyorlar başörtüsü ile. Bir de çok nadir başörtüsü örten, çok çok nadir. Hangi ilkokulda başörtülü genç kız görülmüş? Milyonda birdir, çok çok nadir. Bir ilde ya bir tane çıkar, ya iki tane çıkar. Bıraksın Oktay Dedem bu lafları. Yaşı ilerledikçe böyle daha da ilginç oluyor Hocamız. Tecrübesi artıyor her halde mübareğin, inşaAllah.
Konu şu; Darwinizm, materyalizm yıkıldığı için solun nefes alacak hali kalmadı. Böyle suni solunum yaptırılıyordu, yani nefes alıp vermesi için suni ciğere bağlandı, o da çalışmıyor şu an. Öldüler, yani sol öldü Türkiye’de. Materyalizm öldü, konu bu. Ağlayacak bir şey yok. Matem yapmaya da gerek yok. Darwin dedelerinin cesetlerinin arkasından ağlıyorlar, dedelerini mezarlığa götürüyorlar şu an. Şey de onun arkasına takılmış koşuyor Bıyık dedem de.
“Hocamız Muhammed Adnan,” Tataristan’dan kardeşlerimiz gönderiyor. Yok, Kırım Tatarları bu kardeşlerimiz. “Muhammed Adnan gibi şu anda ciddi, açık konuşan kimseyi tanımıyoruz.” O doğru. Ben ağzımda lafı böyle eğip-bükmem. Yani yok şahs-ı manevi yok şu yok bu. İşte olsa mı acaba falan, bu çok önemli hakikaten. Bak, Cübbeli ne diyor? Türk-İslam Birliği diyemiyor, “oradaki şifreyi görün” diyor. Kuran’da nerede şifre? Şifre denir mi? Açıkça söylesene, “Türk-İslam Birliği” desene, “İttihad-ı İslam” desene, “Müslümanlar bir araya gelsin” desene. Ne korkuyorsun, ne kadar canı tatlı? Fatih Ağabeyi herhalde onu televizyona çıkartmayacak diye korkuyor. Şimdi tabii Türk-İslam Birliği’nden bahsetse, İtthad-ı İslam’dan bahsetse onu yanaştırmazlar. Ne Habertürk’e yanaşabilir, ne şuraya ne buraya yanaşabilir. Bir de öğrendim, Aydın Doğan’ın diğer takım da bunu bayağı kucaklamışlar. Evine falan gidiyorlarmış bunun, bayağı muhabbet artmış. Bu CNN’deki bazı kişiler şu bu falan, yani trafik bayağı hızlanmış. Bunda çok büyük ışık gördüler, Allah-u alem. “Bir de özele de gelin” diyor, evde de herhalde bayağı bir şenlik var, anladığım kadarıyla. Evde ne şenlik var, ondan haberimiz yok. Hayır, biz muhabbetlerinden rahatsız değiliz de, Müslümanların hayırlı yoluna çıksa, biz onu akılcı yöntemlerle etkisiz hale getiririz. İlimle, fenle, bilgiyle etkisiz hale getiririz. Ama böyle bir garibanı benim karşıma çıkarıp, engel olacaklarını düşünmeleri çok akıllı bir hareket değil. Bir de Edip Yüksel’den medet umdular. Amerika’dan onu apar topar getirdiler, Oktar’ların evine getirmişlerdi. Kardeşim, şu paniğe bak. Bir de zıt tipler bunlar, biri Ehl-i Sünnet karşıtı, biri de güya Ehl-i Sünnet’i savunuyorum diye İttihad-ı İslam’ı istemeyen bir çizgi içerisinde. Bakın, konuşmalarına bakın, tek kelime İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyor. En büyük farzdır İttihad-ı İslam, en büyük farz. Namaz, oruç, zekat, hepsinin üzerinde. Tek kelime söyleyemiyor. Adam soruyor, diyor ki; “Hocam İttihad-ı İslam için ne diyorsunuz?” diyor. “Ne güzel şu ormanlık arazi, burada bir arsa mı alsak acaba?” falan, ona benzer cevaplar veriyor, hiç alakasız. Asla cevap vermiyor. En fazla bak, sürekli üzerine gittim, geçenlerde Osmanlı’yı anlattı. Müslümanların ezilmesinden bahsetti. Hele şükür onu söylemeye başladı, ilk defa ağzını çözdük o konuda. “Osmanlı döneminde anarşi olmuyordu ve acı çekmiyordu Müslümanlar. Buradan işareti alın” diyor. Ne işareti? Söylesene kardeşim, dilin mi kopacak? Hayır, öldüğünü farz edelim, şehit olursun en fazla, ne olursun? Yahut hapsederler seni. Kardeşim İttihad-ı İslam’ı istediğin için sen hapsolacaksan, git ol, şereftir bu senin için. Bu ne çekingenlik. Yani Türk-İslam Birliği’ni istemek niye yasak oluyor kardeşim? Niçin anormal bir şey olsun bu? Bütün İslam ülkeleri birleşsin, İslam NATO’su oluşsun, Müslümanlar birbirini kucaklasın, kardeş olsunlar. Her biri ayrı cumhuriyetler tarzında ama muazzam bir sevgi birliği oluşsun. Bak, ne bunu Osman Ünlü’den duyabiliyoruz, ne şaşar beşer Faruk Beşer’den duyabiliyoruz, ısrarla zaten “olmaz” diyor bunlar. “Olmaz” diyor yani böyle. O gevrek sesli mübarek Hocamız da; “Mehdi (a.s.) gelmeyecek ama biz yaparız” diyor. Hele şükür, ileride yapacağını söylüyor. Yaptığında da, Türk-İslam Birliği oluştuğunda da, Müslümanların başına kim geçecek, onu da söylemiyor yalnız. Herhalde yeni bir model çıkarttılar. Beş, altı tane lideri olan bir model mi istiyorlar? Öyle bir şeyler de konuşuyorlardı aralarında. Mehdi (a.s.)’den kurtulmak için ne yapacaklarını şaşırmış vaziyetteler. Bakalım Mehdi (a.s.)’nin yüzüne Ahirette nasıl bakacaklar, nasıl Peygamberimiz (s.a.v.)’in yüzüne bakacaklar, nasıl Allah’a bunları açıklayabilecekler? Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisleri, Kuran’da Mehdi (a.s.)’ye bakan ayetleri, Bediüzzaman’ın izahlarını bakalım nasıl örtbas edecekler, kapatacaklar? Ben merak ediyorum, inşaAllah.
Bizim misafirlerimiz var, ikinci yarıda o misafirlerimizi bir on beş dakika falan onlarla konuşalım, sohbet edelim, tamam mı? İnşaAllah. Şimdi bir ara verelim, inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrardan devam edeceğiz.
Sayın Adnan Oktar'ın Dubaİ İslami İşler Bakanlığı yetkİlİlerİ İle canlı yayında Ahİr zaman ve Mehdİyet üzerİne yaptığı sohbet
ALTUĞ ETİ:Hocam, inşaAllah Dubai’den, İslami İşler Bakanlığı -bizim Diyanetimiz gibi olmuş oluyor- o bakanlığın iki tane görevlisi bizlerle beraber, inşaAllah. Harun Yahya çalışmalarını 3 yıldır bizlerle birlikte…
We will give a picture what you are doing there and importance of dawa you know, everywhere in the world. So in Dubai lives more than hundred ninety nationalities.
ALTUĞ ETİ:Ok. Now we are in the program, insaAllah and I am reminding what we are doing here.
Konuğumuz olarak buradalar inşaAllah, iki kişi.
ADNAN OKTAR: Hocalarımızı tanıştır o zaman.
ALTUĞ ETİ:Hocalarımızı tanıtayım. Dr Omar Al-Khatib, inşaAllah. Ve Din İşleri Bakanlığı’nın…
DR. ENVER ZEKAJ:Will be the one who will talk. Me, I will just help little bit.
ALTUĞ ETİ: Dr. Ömer, Diyanet’in Genel Müdür Başkan Yardımcısı oluyor, inşaAllah. Kendisi de, Dr. Enver Zekaj da, kendisi Arnavut asıllı fakat Dubai’de yaşıyor. Aynı bakanlığın Yeni İslami Merkez Yöneticisi, yani yeni Müslümanların başkanı olmuş oluyor, inşaAllah.
DR. ENVER ZEKAJ:Kosovo.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Kosova, efendim Azerbaycan, Dubai, maşaAllah. Tam Türk-İslam Birliği, maşaAllah.
ALTUĞ ETİ: It is kind of Turkish-Islamic Union, from all nations are coming together, insaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam Hocamıza söz verelim.
ALTUĞ ETİ:We would like to give the speech to our doctor, sheikh insaAllah.
DR. ENVER ZEKAJ:In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful. Dr. Omar al-Khatib is the Duty General Manager at Islamic Affairs and Charitable Activities in Dubai and he is so pleased that tonight he is meeting with Adnan Hodja and also at the same time you know participating in this program. So which we can share little bit of our ideas with the yours with related to Islam and the dawa which is doing Adnan Hodja, Harun Yahya and Islamic Affairs at the same time in Dubai and so…
ALTUĞ ETİ:Please let me translate. Öncelikle Allah’ın adıyla başlayarak, Dubai Hükümeti adına buradayım. Dubai Hükümeti adına orada İslami çalışmalar, İslam’ı anlatan ve yardım faaliyetlerinin başkanlığını yapıyorum. Burada olmaktan onur duyuyorum, çok teşekkür ediyorum davet aldığım için.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ ETİ:“Burada bulunma nedenimiz, çalışmalarımızı geliştirmek, arttırmak ve İslami çalışmalarda birlikte daha fazla ne yapabiliriz, onun üzerinde durmak” diyorlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Müslümanlar kardeş, inşaAllah.
ALTUĞ ETİ:Muslims are brothers.
ADNAN OKTAR: Onlar bizim canlarımız.
ALTUĞ ETİ:They are our dears, elhamdulillah.
ADNAN OKTAR: Allah’ın bize emanetleri, inşaAllah.
ALTUĞ ETİ:They are emane from Allah.
ADNAN OKTAR: Cennette hep beraber böyle karşılıklı koltuklarda sohbet edeceğiz inşaAllah.
ALTUĞ ETİ:In Heaven, Paradise, we will be together, insaAllah, on beautiful places while speaking together again, insaAllah.
ADNAN OKTAR: Artık o çile devri, acılar devri bitti. Ahir zamandayız artık, Mehdiyet devrindeyiz, Hz. İsa Mesih (a.s.)’in ineceği devirdeyiz. Türk-İslam Birliği’nin oluşacağı, İttihad-ı İslam’ın oluşacağı bu güzel çağdayız ve çok kısa bir zaman var bunun olması için de, inşaAllah.
ALTUĞ ETİ: The suffering and pressures are ending. We are in Ahir Zaman (End Times), insaAllah, we are in time of Mahdi (a.s.) and Isa (a.s.) (Jesus (pbuh)) will come again and these pressures will be ending and new times are coming insaAllah and Ittihad-ı Islam is coming with Turkish-Islamic Union Understanding, insaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, ayrı ayrı cumhuriyetler olarak, Avrupa Birliği gibi bir birlik oluşturacağız, inşaAllah. Birbirimizi çok seveceğiz. Pasaportları kaldıracağız, vizeleri kaldıracağız. Birbirimize yemek yemeğe gideceğiz, sohbet edeceğiz. Akşama, Şam’da Emevi Cami’inde namaz kılacağız. Sabahına buradayız, inşaAllah.
ALTUĞ ETİ: İnşaAllah. InsaAllah The Islamic Union is establishing. The will be separate states but like EU, European Community, it will be a better Islamic Union, insaAllah and we will remove the visas and passport. We will eat here in Turkey in the morning and eat in Dubai or somewhere else in the Muslim world, the dinner time, insaAllah. This will be like a fair, insaAllah.
DR. ENVER ZEKAJ:Elhamdulillah, all the Muslims, they believe that, Mahdi (a.s.), insaAllah is gonna come.
ALTUĞ ETİ:Mehdi (a.s.)'nin geleceğine bütün Müslümanlar kesinlikle inanıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
DR. ENVER ZEKAJ:And with coming of Mahdi (a.s.), of course the Muslims will come altogether, as one body.
ALTUĞ ETİ:Mehdi (a.s.)’nin gelişiyle bütün Müslümanlar birleşecek, bir vücut haline gelecekler, inşaAllah.
DR. ENVER ZEKAJ:But at the moment, all Muslims around the world should take responsibilities starting with rulers, imams. This kind of responsibilities, it is the people who are at the top, in the middle and down. So altogether try to do the best for Islam and for the Muslims.
ALTUĞ ETİ:Mehdi (a.s.)'nin geleceğine kesinlikle inanıyoruz, ondan önce inşaAllah biz sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz..
ADNAN OKTAR:Tabii ki.
ALTUĞ ETİ:Kendi imamlarımıza uymalıyız ve sorumluluklarımızı bir araya getirdiğimizde Mehdi (a.s.)'nin gelişi inşaAllah hızlanacaktır.
ADNAN OKTAR:Birbirimizi çok seversek, birbirimize çok sıkı bağlanırsak, inşaAllah.
ALTUĞ ETİ:If we like each other, if we line each other and support each other,
ADNAN OKTAR: İman hakikatlerini anlatırsak, özellikle şu Darwinizmi, materyalizmi tamamen yerle bir edersek, inşaAllah.
ALTUĞ ETİ: If we fight against struggle, against materialistic-Darwinistic ideologies, if we do our best against atheistic understanding, insaAllah, it will be very soon, insaAllah.
DR. ENVER ZEKAJ: All the Muslims, elhamdulillah, it is important to be like one heart and to be together and to work together and to respect each other. So we as a Muslim, always we have to be aware or to be far from the things, which Allah displeased with. So one of the things which Allah is displeased with it is also the theory of Darwin, which elhamdulillah left as a theory and never has been proven. And it is the reality.
ALTUĞ ETİ:Bizler bir kalp ve bir vücut olmalıyız, inşaAllah ve bunun devamında da bu Darwin anlayışı gibi anlayışların yok olduğunu Müslüman olarak zaten kabul ettik, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ ETİ:Onlar devreden kalkıyor zaten, inşaAllah. Bunu tek vücut olduğumuzda çok daha hızlı yerine getiririz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, hayattayken göreceğiz, Allah'ın izniyle, inşaAllah.
ALTUĞ ETİ:We will see it happening while we are alive, insaAllah.
ADNAN OKTAR: Bütün ulema ittifak halinde.
ALTUĞ ETİ:Every ulema are in ittifa, insaAllah, on the same idea.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman zaten net açıklıyor Said-i Nursi Hazretleri,
ALTUĞ ETİ:Bediuzzaman Said Nursi is certainly showing the details of the Mahdi (a.s.), who is coming, insaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerimiz.
ALTUĞ ETİ:Sheikh Nazim Kibrisi from Naksibend Understanding is giving all the information, insaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Bakın, bugün de Mehmet Talu Hocam ile görüşmüşler. Çok değerli, büyük bir alim. Şeyh Mahmut Hocamızın değerli talebelerinden birisi. O da “Mehdi (a.s.)’yi göreceğiz” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ ETİ: One of the best alim in Turkey from Sheikh Mahmut Hodja and Mehmet Talu, he is brother of him. He is saying the same thing; “Mahdi (a.s.) is coming very soon, insaAllah.” And he is working.
ALTUĞ ETİ: Doğru söylüyor, Mehdi (a.s.) zamanındayız. Alametler tamam, çıktı.Fesat olması, büyüklenme inşaAllah, Kıyamet alametleri gerçekleşiyor inşaAllah, Müslümanların tamamı görecekler inşaAllah, “şu an var” diyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ama Hocam yine de bir tam netleştirsin.
ALTUĞ ETİ: In English if you can explain it detaily so I can translate it better, insaAllah.
DR. ENVER ZEKAJ:What you mention also, many of the scholars shows clearly that the time of Mahdi (a.s.) is came.
ALTUĞ ETİ:Mehdi (a.s.)’nin zamanının geldiğini bütün İslam alimleri söylüyor, inşaAllah. Bahsedilen işaretler şu an gerçek ve çıkmış durumda inşaAllah. Biz bunu bekliyorduk zaten, hepimiz bunu bekliyorduk inşaAllah.
DR. ENVER ZEKAJ:So many of the signs thas is mentioned is available now.
ALTUĞ ETİ: Bahsedilen işaretler şu an gerçek ve çıkmış durumda.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
DR. ENVER ZEKAJ:So we are waiting. As a Muslim we are waiting for this time. Everybody.
ALTUĞ ETİ:Biz bunu bekliyorduk zaten, hepimiz bunu bekliyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Elhamdulillah. Çok güzel, zevkli, hoş bir zamandayız, Allah bizi hoş bir zamanda yaratmış, Allah'a hamd olsun.
ALTUĞ ETİ:Elhamdulillah. Allah created us in the best time, in a very nice time, insaAllah, very pleasing time, insaAllah.
ADNAN OKTAR: Böyle zor bir dönemden güzel bir zamana geçmek çok zevkli, bayağı hoş.
ALTUĞ ETİ:It is very tasteful, it is very nice that we are coming from hard times and passing to the better times, good times, insaAllah.
ADNAN OKTAR: Resulullah (s.a.v.) diyor; “Arap'ın aceme, acemin Arap'a üstünlüğü yok” diyor, “üstünlük ancak takva ile” diyor. Hepimiz Adem'in evlatlarıyız, hepimiz kardeşiz, hepimiz birbirimizi çok seviyoruz.
ALTUĞ ETİ: Prophet (s.a.v.) is saying that no acem or people from broad is superior to an Arap or an Arap is superior to an acem, insaAllah. Superiority is coming from the taqwa. Elhamdulillah. So we are in this understanding, insaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah, hepimize sağlık sıhhat versin, çok güzel olacak, inşaAllah. Biraz sonra İtalya ile bir bağlantımız olacak, onun için sizleri alıyoruz, kısa bir ara vereceğiz inşaAllah.
Now we will have a connection from Italy, so we are thanking you. So that ypu are in here. InsaAllah we will continue from Italy. We will have a break now, insaAllah.
ADNAN OKTAR: İtalya'yı şu an yerle bir ediyoruz,
ALTUĞ ETİ:We are destroying Italy, ideologically.
ADNAN OKTAR: Darwinizmi, materyalizmi bitirecek tarzda güzel bir konferans var şu an Milano'da.
ALTUĞ ETİ:Now we have a conference in Italy, right now. And Mr. Harun Yahya will be on live connection to Italy.
ADNAN OKTAR: Çok teşekkür ederim, Allah razı olsun katıldığınız için.
ALTUĞ ETİ:We are thanking you very much for joining us here.
DR. ENVER ZEKAJ:Your welcome. Thank you. It is a pleasure to be here.
ALTUĞ ETİ:Rica ederim. Teşekkür ederim. Burada olmak bir zevk.
SUNUCU :Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam sözü size bırakıyorum, maşaAllah diyorum ilk başta.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bak her yerden müjde haberleri geliyor, herkes Mehdi (a.s.)’nin farkında, bütün İslam alemi. Bak, ilk defa görüşüyorum, yeni geldi, konuştuk. Ne konuşalım diye konuşuyorduk, yayın başladı alelacele. Hatta bir hazırlığımız da yoktu, direkt ne konuşalım diye konuşuyorduk. Bak, doğrudan Mehdi (a.s.)’den, İslam Birliği’nden, İttihat-ı İslam’dan bahsetti ve Mehdi (a.s.)’nin vakti olduğunu ve herkesin bu konuda ittifak halinde olduğunu, yani bu yüzyılda, bizlerin bulunduğu şu zamanda Mehdi (a.s.)’nin çıkacağını söyledi, görüneceğini. Yani çıktı, “zuhur edecek” diyor, inşaAllah.
İtalya'da konferansımız dehşetmiş şu an. Allah'ın izniyle inletiyorlarmış Milano'yu, çaka çaka salon dolmuş ve hep genelinde Marksist, ateist ve Darwinistlerden oluşuyormuş salon. Müslümanlardan çok az kişi varmış, çok az Hıristiyan varmış ama salon dolu, beş otobüs dolusu polis gelmiş, muazzam güvenlik önlemleri almışlar. Şu an paspas gibi çiğniyor bizim gençler, Allah'ın izniyle. Biraz sonra biz de bağlanacağız buradan.
Berker Hocam, neler anlatalım?
ALTUĞ BERKER: Hocam, Mehmet Ali Birand bugün bir yazısında “yargıçlara, 12 bin yargıca haksızlık ediliyor” demiş. “Seçimlerde 12 bin yargıcın gizli oy kullandığından üzerlerinde baskı olmaz. Kimse şaibe….”
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bir şey yok. Hukuk düzeliyor, hiçbir şey yok. Biz biliyoruz, 1999’da bizim başımıza gelenleri falan herkes bilir. Bıraksınlar bana. Hukuktan bütün millet yangındı. Yargı içerisindeki garip durumlardan, eksikliklerden, yanlışlıklardan yıllardan beri herkes yanıp yakılıyordu. Herkes biliyor bunu ve Yargıtay’ın kendi üyeleri de bunu söylüyordu, hakimler de söylüyordu. Yargıda ciddi şekilde bozulmalar vardı. Neyin edebiyatını yapıyorlar? Yargı şu an düzenleniyor, düzgün hale getiriliyor, bıraksınlar bana. Yani kendileri de mağdur durumdaydılar daha önce. Biz gözaltındayken aleyhimizde Aydın Doğan medyasında akıl almaz sürmanşetten haberler çıkıyordu. O gün deprem olmasa biz birinci haberdik. Yeni sayfa yaptı Hürriyet, yeni sayfa yaptı, ilave sayfa yaptı, ilave sayfadan dolayı biz ikinci haber olduk, yani ikinci sayfada olduk, yoksa birinci sayfadaydık. Acayip şamata yaptılar. Yani böyle kayadan su çıkartmaya çalıştılar. Herkes biliyor. Dokuz ay da yaklaşık hapiste yattık. Feda olsun. Bu muhallebi takımı bazı arkadaşlarımızın canı pek tatlı. Müslümanlara olunca, inananlara olunca sorun yok, bunlara en ufak bir soruşturma olduğunda, en ufak bir şey olduğunda ciyak ciyak bağırıyorlar. Olmaz.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Milliyet'ten Metin Münir, “Tarikat ve barikat” başlıklı bir yazı yazmış. “Fethullah Gülen cemaatinden hareketle Türkiye’deki tarikatlar aynı masonluk gibi, çok gizli kapaklı” demiş. “Hiçbir şeylerini bilmiyoruz, bazılarına bu nedenle gereksiz baskı yapılıyor, bazıları kollanıyor, en iyisi tarikatları düzenleme ve denetleme kurulu gibi bir kurum oluşturulması iyi olur, böylece her şeyleri ortada olur, herkes de daha rahat eder" demiş.
ADNAN OKTAR:Metin Münir Hocamız öyle mi? Tamam, Hocamızdan başlayalım. Hocamız nereye üyeyse bir bakalım, oradan başlayalım. Onun evindeki sisteme bir bakalım, ne yapıyor, ne ediyor. Biz bilmiyoruz o evinde ne yapıyor, ne konuşmalar yapıyor, hepsi gizli. Girelim evine bütün sohbetlerini, konuşmalarını falan tespit edelim, saydamlaşsın, evini de camdan yapalım şöyle, fiber de kaplayabiliriz, evin içinde ne olup bittiğini hepsini görelim. Bak, akla bak, akla bak. Sen niye önce masonlardan başlamıyorsun koç yiğit, Metin kardeş? Metin Münir. Madem öyle parlak akıllısın, önce şu mason kardeşlerinden bir başla bakalım, mason tanıdıklarından. Onlardan bir başla. Onları bir saydamlaştır, şeffaflaştır, ne yapıyorlar, ne ediyorlar hiç haberimiz olmuyor. Adamlar kendi kendilerine nikah kıyıyor, bilmem ne yapıyorlar. Ateist propaganda yapıyorlar. Ama dindar masonlar, imana yatkın masonlar ayrı. Bak şimdi geliyorlar, bugün geldi misafirlerim, bir kısmı; 33 dereceli, yüksek dereceli masonlar ama İslam’a hayranlar, Müslümanlığa hayranlar, Peygamberimiz (sav)’e hayranlar. Tek istedikleri hemen, “Hocam bizi Ayasofya Camii’ne götür, orada namaz kılalım” diyorlar. Öyle mason olursa tamam. Şimdi bak ona neler tavsiye ediyorum ben, Metin Münir’e: Bir, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü bir tespit etsin. Bu adamlar devletin nerelerinde yapılanmışlar, yargı içerisinde nerelere sızmışlar? Hangi cemaatlere, hangi topluluklara karşı komplolar hazırlamışlar, iftiralar atmışlar ve bunlara suni olarak davalar açılmasına sebep olmuşlar? Baron'un örgütlenmesi nasıl? Bak, çok önemli bir görev veriyorum ben Metin Hocaya. Bak, Metin Münir Hoca, bu sözümü iyi dinle. Baron nasıl örgütlendi. Millete nasıl kadın, kız sunuyor? Nasıl para dağıtıyor? Toplandıklarında neler içiyorlar bir arada. Devletin nerelerine adamları sızmış? Hangi Müslümanları, nasıl parayla kandırıyor? Hangi Müslüman görünen münafıklar ona it gibi hizmet ediyorlar? Hangi sahtekar Hocalar. Ona karşıymış gibi görünen ama aslında adamı olan hangi yalaka köpekler onun emrinde, Baron’un emrinde? Bak, biz bunları hiç bilmiyoruz, bunları mutlaka bir saydamlaştırsın, canım ciğerim.
SERDAR DAYANIK: Şu an bizi dinliyorlardı İtalya'dan.
ADNAN OKTAR:Dinliyorlar mı? İtalyanlar şu an şok olmuşlardır. İtalya'da görünüyor muyuz şu an?
Efendim. Ciao, buonasera. Bütün İtalyanları çok seviyorum, İtalyan kardeşlerimizi çok seviyorum, çok güzel insanlar, kaliteli insanlar, sanatçı insanlar. Bütün Avrupalıları seviyoruz, bütün Amerikalıları seviyoruz, bütün dünyayı seviyoruz ama İtalyanları ayrı bir seviyorum. Hakikaten doğru da, bir muhabbetim var. Sanat anlayışlarını çok beğeniyorum, kültür anlayışlarını çok beğeniyorum, güzelliklerini çok beğeniyorum, ülkelerinin güzelliğini çok beğeniyorum, doğal yaşantıyı çok beğeniyorum İtalya'da ve inşaAllah onların da doğruyu bulmalarını çok istiyorum, yani yanlış yolda gidenlerin. Doğru yolda gidenlere bir sözümüz yok. İnşaAllah, arkadaşlarımız Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini onlara anlatıyorlar. Samimiler anlattıklarında, doğru anlatıyorlar. Bizim anlattığımız konular mutlaka delillere dayalı, bilimsel delillere dayalı. Mesela 350 milyon adet fosil var. Bu fosillerden yola çıkarak ispat ediyoruz, anlatıyoruz. Proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini bilimsel metodlarla anlatıyoruz. Bunun sonucunda İtalyan Milleti’nin dindar olmasını istiyoruz, güzel olmalarını istiyoruz. Güzel huylu, güzel yüzlü İtalyanların güzel bir hayata kavuşmasını Allah’tan diliyorum. Hepsinin mutlu olmasını istiyorum. Hepsine yine iyi akşamlar diliyorum, buonasera.
Bu kadar yeterli. Evet, şu an İtalya ile bağlantımız da bitmiş oldu, iyi güzel, inşaAllah. Güvenlik önlemlerinden anlaşılıyor olayın ne kadar büyük olduğu kardeşim. Beş otobüs polis normal bir şey değil yani, maşaAllah. Evet, ne diyor haberde?
ALTUĞ BERKER: Meclis Başkanı Sayın Mehmet Ali Şahin; “Başsavcı Türk halkından özür dilemesi gerekir” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Niye?
ALTUĞ BERKER: Dün yaptığı başörtüsü ile ilgili açıklamalar, partiye yönelik açıklamalardan dolayı.
ADNAN OKTAR: Nedir açıkla, biz şimdi konuyu bilmiyoruz.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. “Meclisin saygıdeğer üyeler, en az bu bildiriye imza atan Başsavcı kadar anayasal düzene ve rejime bağlıdır. O nedenle o bildiriyle Meclise adeta talimat verilmeye yeltenilmiştir. Bu kabul edilmez bir durumdur. Bu bildiriyi yayınlayan makamın, bildiriyi derhal geri çekmesini, Türk Milleti’nden ve onu temsilcisi TBMM’den özür dilemesini bekliyorum” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Herkesin özgürlüğü savunması güzel olur. Mesela bak, bana bugün evde bir resim gösterdiler. Prens Charles, bu İngiltere’nin, İngiltere’deki o kurmay heyet, şu bu falan, ileri gelen insanlar, Şeyh Nazım Hocamızın talebeleri ile birlikte neşe içinde resim çektirmişler. Ne var bunda? Aynı yerde mason da olsun, komünist de olsun, Müslüman da olsun. Kardeşim herkes özgür olsun, bırakın bu baskıyı, bırakın millet rahat etsin. Diyorum ben mesela komüniste baskı yaptılar mı, ben sıkılıyorum, rahatsız oluyorum, istemiyorum. Mason da serbest olsun, Müslüman da serbest olsun, herkes serbest olsun. İstedikleri gibi konuşsunlar, şakalaşsınlar, sohbet etsinler. Arkadaş olsunlar. Şiddet olmasın, biz bunu istiyoruz. Terör ve şiddet, baskı olmayacak. Tahakküm olmasın. Mesela Müslümanların yoğun olduğu bir yerde, gitsin komünist de rahatça yaşasın. Hatta daha da güzel olur. Ona orada sevgi göstersinler. Komünistin bulunduğu mahallede de bir Müslüman sevinç içinde, rahatlık içinde yaşasın. Dost, ahbap olsunlar, bir şey yok. Katılık kötü, şiddet kötü, kabalık kötü, münasebetsizlik kötü. Yoksa böyle tedbirler alarak, bilmem ne falan, böyle hayat olmaz ki. O zaman adam ne diyor? “En iyisi biz Amerika’ya gidelim.” O adam mesela, ismini ve rumuzunu da söylemek istemiyorum. Ne diyor? “Ben Avrupa’da rahat edebilirim. Ancak Avrupa’ya gidersem rahat ederim” diyor. Başörtülü kız çocukları yurt dışına gidiyorlar okumaya, orada kalmak istiyorlar. Herkes Türkiye’den kaçmaya kalkarsa, ne olur Türkiye’nin hali. Yapmayın, etmeyim, burası özgürlükler yurdu olsun. Yurt dışından buraya gelsinler, özgürlüğü tatmak için insanlar. Buraya kaçsın, gelsin adamlar. Özgürlükler ülkesi Türkiye diye burası ünlü olsun. Buradan insanlar niye kaçsın gitsin kardeşim? Önüne gelen kaçıyor Türkiye’den. Çoluğunu, çocuğunu alan gidiyor, birçok insan gidiyor. Yapmayın, etmeyin bunu. Çok sayıda değil ama az sayıda da olsa böyle insanlar var. Bu bizim için rahatsız edici bir şey, güven içinde olsun. Genç kızların, ben çocukların rahatsız edilmesinden rahatsız oluyorum. Girsin, okusun, ne yapıyorsa yapsın çocuk, başını bağlasın. İsterse bone tarzında olur, isterse kafasını klasik tarzda boğazının altından düğümleyen var ya o tarz, onu yapar. İsterse türban tarzında yapar. Nasıl hoşuna gidiyorsa öyle yapsın, ne mahsuru var, ne olur. Genç kızlarımız istedikleri gibi giyinip gidiyorlar, kimse bir şey demez, inşaAllah. Onun için bu tip üslupları insan duydukça böyle, herkes rahatsız oluyor bundan. Özgürlük bizim milletimizin ağzına yakışır. Kim özgürlükten bahsediyorsa, o güzel insandır, o hoş insandır. Gericiliğe karşı olmak istiyorsun, gericiliğe akılla karşı olunur, bilimle karşı olunur. Bilimi geliştir. Sen bilimi geliştirmezsen, Darwinist gericilik de gelişir o zaman. Darwinist despotluk gelişiyor, ta Sümer dini bakın. 5000 yıllık Sümer dinini getiriyor adam. 4000 yıllık dini getiriyor. 3000 yıllık dini getiriyor, ta Firavun devrinin dinini getiriyor. Her türlü bağnazlık gelişir cahil ortamda. Kaliteli, aydın bir ortamda sen nasıl bağnazlığı geliştireceksin, tutuculuğu geliştireceksin? Bir de hem irticadan çekiniyorsunuz, peki o zaman Aydın Bey’e sormak lazım, madem böyle düşüncelerden çekiniyorsun, Cübbeli’yi niye gece-gündüz çıkarıyorsun. Niye şirin göstermeye çalışıyorsun? Niye arkasında duruyorsun? Bu ne perhiz, bu ne olay? Eğer samimiysen, sahabe döneminin İslam anlayışını savun. Asr-ı Saadet Müslümanlığı’nı savun, samimiysen, inşaAllah. Mehmet Talu Hocamı niye çıkartmıyorsun. Niye Cübbeli’yi çıkarıyorsun? Çıkart Mehmet Talu Hocamı, onu konuştur; eğer fıkıh öğrenmek istiyorsan, ilim öğrenmek istiyorsan. Samimi olarak Müslümanlığı öğrenmek istiyorsan, Mehmet Talu Hocamı çıkart. O da Mahmut Hocamızın talebesi. Neden onu tercih ediyorsun? Demek ki bir ışık görmüşsün, bir şey görmüşsün. Bak Cübbeli’nin acayip sözlerinden bir tanesi, var mı? Onun bir filmi vardı, kısa bir filmi vardı. Son, böyle 40 saniyelik falan bir filmi var.
“İyi günler Hocam. Programınızı her gün takip ediyorum. Ama neden programınıza hep bakımlı ve güzel kızları çıkartıyorsunuz? Niye genç erkekler de çıkmıyor? Bir de Hocam, neden yabancı yazılı tişörtler giyiyorsunuz? Açıklarsanız sevinirim. Niğde’den Orhan Yeğin.” Bak bende sansür yok, görüyorsun. Paldır küldür hepsini okuyorum. “Bakımlı,” Müslüman kadın bakımlı olur, ne kadar güzel. “Ve güzel,” Allah’ın tecellisi. Nezaketleri güzel, efendilikleri güzel. Örnek, sıcak, aydın tavırları var. Sevecen tavırları var. İslam’ı daha coşku ile sevmelerine vesile oluyorum. Kuran’ı daha çok sevmelerine vesile oluyorum. Cübbeli gibi böyle karanlık bir dünya göstermiyorum. Sımsıcak, sevgi dolu bir İslam anlayışı sunuyorum ve bu vesileyle de on binlerce insanın hidayetine vesile oluyorum. Hepsi İslam’ı, Kuran’ı aşkla seviyorlar. Ben kimseyi tecrit etmem ve kadınları da seviyorum ben. Beni ruhum böyle, ben açıkça söylüyorum ve bundan da vazgeçmem, boşuna uğraşmasınlar. Allah Allah, seviyorum. Hepsine aşığım. Allah’ın en güzel tecellisidir kadınlar. En mükemmel, dünyadaki tecellisidir ve şefkat madenidir. Allah o şekilde tecelli ediyor ve ruhun gıdasıdır güzellik ve onların her şeyine kefilim, yani güzel ahlaklarına, tavırlarına, efendiliklerine, sıcaklıklarına. Onlara sevgi göstermek, koruyup-kollamak hoşuma gidiyor, şefkat göstermek hoşuma gidiyor, aşık olmak hoşuma gidiyor, değer vermek hoşuma gidiyor, onurlarını korumak hoşuma gidiyor. Sağlıklarını, sıhhatlerini, neşelerini, sevinçlerini geliştirmek hoşuma gidiyor. Seviyorum, inşaAllah. Erkekler kendi derdine bakar, onlar kendini korur, onlarla uğraşmaya gerek yok. Kadınlar nazenin, çiçek gibidir, asıl korunup-kollanması gereken onlardır. Ben kadınları her yerde birinci plana çıkartacağım, Allah bana güç verirse, imkan verirse. Mesela bir yerde ben farz edelim yönetici olsam, bütün ağırlığı kadınlara veririm. Kadınları yönetici yaparım, kadınları her kilit noktaya getiririm. Bakın Türkiye’ye, hep kadınlar geridedir. Bakın dünyaya, hep kadınlar geridedir. Ne oluyor? Ne ayıp. Neden böyle? Hem güzel ahlaklı olacaklar, hem tatlı varlıklar olacak, hem şeker varlıklar olacak, hem tertemiz, akıllı, zeki, detayları çok güzel bilen varlıklar olacak. Neden? Adale güçleri zayıf, o yüzden. Taş mı taşıtıyoruz biz? Erkeler taşısın taşı, Allah Allah. Kadınların biz aklından istifade edeceğiz, sanat gücünden, güzelliğinden, sevgisinden hoşnut olacağız. Allah’ın yarattığı bu güzel tecelliye gereken saygıyı, hürmeti göstereceğiz. Gidin devletin herhangi bir yerine, bakarsın çaka çaka erkek dolu. Meclise gidiyoruz, çaka çaka erkek dolu. Nasıl oluyor bu? En az yarı yarıya kadın olması lazım, en az, en az. Bu nasıl iştir? Ama nereye gidersen git, hep erkek. Her yeri doldurmuş zaten erkekler, biraz da kadınlar gelsin. Benim olduğum yerde hep kadınlar olacak, inşaAllah. Hep onları koruyup-kollayacağım, erkekler başlarının derdine bakarlar, inşaAllah.
“Neden yabancı yazılı tişörtler giyiyorsunuz?” Ne yapayım? Adamlar yazmış, fabrika; ben kazıyayım mı şimdi onları? Allah Allah. Alıyoruz, İtalya’dan veyahut oradan buradan aldığımız, kardeşlerimiz oralara gidiyorlar, gittiklerinde aldıkları. Adamlar markasını üzerine koymuşlar, şimdi ben onu nasıl kazıyayım jiletle? İki saat uğraşmam lazım. Ne var? Gıcır gıcır gömleğimiz mesela şu an, gömleğin markası var ama bunun görünmüyor mesela, onunki de görünüyor, bir kısmı görünmüyor, ne olur?
Müslüman kız bakımlı olacak. Ben böyle leş gibi, kapalı olup da leş gibi olan bir kadını kabul etmem. Mesela kapalı ama çok kirli. Kavgacı, saldırgan, yüzünde kuşku dolu ve tedirgin bir ifade var. Hürmetsiz, lafını-sözünü bilmiyor, dengesiz, böyle olmaz. Çok nadir de olsa, kapalı olanların içinde ben böyle insanlar görüyorum. Müslüman kadın çok örnektir. Üslubuyla, nezaketiyle, temizliğiyle, nezafetiyle, kalitesiyle örnek olacak. Çok sağlıksız, bitap, ne spor yapar, ne kendine bakar böyle. Hımbıl falan, olmaz öyle şey. Çelik gibi olacak kadın dediğin, inşaAllah. Kendine bakacak, güzel olacak, sağlıklı olacak. Hiçbir şeylerine dikkat etmiyorlar. Çok acayip sağlıksız oluyorlar bir kısmı. Olmaz, Allah’ın güzel tecellisi onlar. Mesela ne derler? Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur derler. Kadın kendine bakacak, bakarsa güzel olur. Niye bakımlı denir mi? İftihar et bakımlı olmasıyla, gayet güzel, inşaAllah. Kapalı olan genç kızlarımız, tabii onlar da benim canım, ben onların hepsini çok seviyorum, çok değer veriyorum. Mazlum onlar, Hz. Meryem gibi kardeşlerimiz ama bir kısmı hiç özen göstermiyor. Bir kere Müslüman genç kız, bak bir daha söylüyorum, bu çok önemli; saldırgan olmaz, bu kadar kuşkucu olmaz. Sürekli laf sokmak, sürekli kaba konuşmak. Üzeri mesela ter kokuyor, ne kadar ayıp bir kadında, ne kadar küçük düşürücü, ne kadar çirkin. Lafını, sözünü bilmemesi. Kadın dediğin pırıl pırıl olacak böyle. Müslüman kadın mesela kapalı olduğunda da, heybetinden etraf titreyecek. Özen gösterecekler, inşaAllah. Çok nadir de olsa öyle kardeşlerimizi görüyoruz, olmaz. İslam’ı temsil eden insanlar çok özenli olması gerekir.
“Selamun aleyküm mübarek Muhammed Adnan Hocam.” Mübarek, bütün milletim mübarektir benim. Türk Milleti’nin tamamı, İslam aleminin tamamı mübarektir. Hepsinin, İslam alemindeki bütün kardeşlerimin ismi Muhammed bana göre, İslam aleminde herkesin. Kim varsa ona bir Muhammed ilave etmek lazım, inşaAllah. Muhammed Adnan Hocam, çok güzel. “Fatih Altaylı bir programında şöyle bir söz söyledi. Haşa ve haşa söylediği söz şöyleydi: "Allah durup dururken insanları yaratıp neden başına bela aldı?" diye bir üslup kullandı.” Haşa. “Böyle bir sözü ben hiçbir kişiden duymadım şu ana kadar. Sevgili Hocam, üslubunuza gelince, tam bir Müslüman üslubu. Doğru dürüst, efendi, ahlaklı, terbiyeli, temiz ve çok güzel insansınız. Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Necati Yılmaz.” Fatih Altaylı, zaten diyorum; Aydın Doğan üfürmüş adamın kulağına, bak sol kulağından üfürmüş. Üfürdü mü, adamın burnundan, her yerinden çıkıyor işte. Kulağından mulağından her yerinden çıkıyor. Almış bir kere olumsuz bilgiyi ve zehri ve onun etkisi altında şu an. Darwinizmin, materyalizmin etkisi altında. O bizim gözlük de öyle, o da örnek insandır. O sevimli şeker o yanındaki neydi onun ismi? Pelin Batu. O mesela dünya şekeri, o çok şeker, o güzel huylu. Bak, anti-Darwinist o, helal olsun ona, tebrik ediyorum onu, maşaAllah. Ona sevgilerimi, muhabbetlerimi sunuyorum. Dünya tatlısı o. Helal olsun o benim canıma. Bak, o kadar muhalefete rağmen, delikanlı kızmış, alenen yazmış Darwinizme karşı olduğunu. Ki birçok entel takımını karşısına alacaktır. O, onun delikanlılığını gösteriyor, inşaAllah. Onun yanında bir arkadaş daha vardı, biraz kilolu falan bir çocuk var.
ALTUĞ BERKER: Erhan Afyoncu.
ADNAN OKTAR: Herhalde o. O da çok efendi çocuk, mazlum.
“Allah’ına kurban olduğum Hocam” diyor. “Misafirlerinizin konuşmalarından sonra daha da heyecanlandım, sevincimi anlatamam. Allah senin gücünü arttırsın, gücüne güç katsın. Allah bana da bu hizmette yer versin, inşaAllah. Amin” diyor İrem Hanım, maşaAllah.
“Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Acayip sevdim ben bu ismi. “Allah sizlerden razı olsun. Deccalin fiziksel özelliklerinden bahseder misiniz? İsmail Sarıkaya.” Şimdi kardeşlerim, bir deccal çıkacak. Yani adamın hakikaten bir gözü kör, doğru o. Böyle saçı sakalına karışmış bir tip, aynısıyla çıkacak bu adam, böyle biri var. Ama bu adamın ana özelliği Darwinist ve materyalist olması. Ateist masonların önde gelen bir adamı. Kendini haşa Allah gibi görüyor bu avanak. Ondan sonra işte kendi kendine böyle cinlerle, şeytanlarla bağlantılı olduğunu iddia ediyor. Hakikaten de şeytanlarla bağlantılı. Böyle trans haline geçebiliyor. İşte bunun ağzından şeytan bazen konuşuyor, bu transa geçiyor. Yanındaki kuşlar da, avanaklar da onu not alıyorlar. Dolayısı ile şeytanın kendi dostları olduklarına inanıyorlar ve dünyayı dinsiz yapmak için uğraşan bir it-kopuk takımı bunlar. Fakat asıl sorun Darwinizimdir. Darwinizm yenildikten sonra bunların bir gücü kalmaz. Hakikaten büyü ve hipnoz özellikleri var bu sahtekarın. Daha çok İsrail’de bulunuyor. Bazen Amerika’ya gidiyor, Avrupa’ya da gidiyor. “Hocam niye argo kullanıyorsun?” diyorlar ama kullanacağım. Bu dangalağı, bu avanağı Hz. İsa Mesih (a.s.) geldiğinde, etkisiz hale getirecek. Ama Mehdi (a.s.) zaten bütün zemini bitiriyor. Darwinizmi, materyalizmi tamamen yıkacak. Bu çakalın sadece bir üfürümlük canı kalacak, manen. Yani bunun böyle şeytanlarıyla hani aşık atan, oynayan, metafizik gücü olan bir adam gibi kendini gösterdiği için bunu etkisiz hale getirdiğinde, o Hz. İsa (a.s.)’nın bir mucizesi olmuş olacak. Ama hakikaten şeytanları tetikliyor bu adam, böyle bir özelliği var. Şu an dünyadaki şeytanlar onun emrindeler şu an, tetiklemiş vaziyette. İnsanlarda unutkanlık yapıyor, bitkinlik yapıyor; dikkat verememe, konsantrasyon bozukluğu yapıyor, şeytanın etkisiyle. Ve imani konulara karşı bir lakaytlık ve bitkinlik meydana getiriyor şeytan. Yani algı bozuklukları meydana getiriyor. Adamın gücü bu, bu kadar. İsa Mesih (a.s.) bunun güzünü kırdığında, insanlar kendilerinde bir dinçlik hissedecekler, şeytanın etkisi kalktığı için. Kafaları canlanacak, “oh” diyecekler, “biz uyuyormuşuz, bir şey oldu bize” falan diyecekler. İnsanların üzerindeki büyü kalkacak, kafasında sanki çat diye böyle bir şey atacak ve ferahlayacaklar. “Oh, elhamdülillah, bir şey oldu” diyecekler. “Kim vesile oldu?” “İsa Mesih (a.s.)” diyecekler. Oradan anlayacağız, onun mucizelerinden bir tanesidir.
Allah-u alem bir veya iki tane insanı, ölmüş insanı diriltecek İsa Mesih (a.s.) ama iki veya üç günlük ölmüş insanı. Bir yere gideceğiz, herhangi bir yerde, mesela bir kil, çamur parçası, -Kuran’da onu durduk yere söylemez, Cenab-ı Allah- çamurdan bir şey alacak, onu kuş biçimine getirecek, üfürdüğünde pır uçup gidecek. Ama kimi diyecek ki; “bu halüsinasyon” diyecek. Çünkü bunu herhangi bir şey de yapabilir, diyecekler. Ne diyorlar onlara? Sihirbaz mı diyorlar?
ALTUĞ BERKER: Evet, David Copperfield gibi böyle.
ADNAN OKTAR: Evet, o tip adamlar, “zaten yapıyor, ne var bunda?” falan diyecekler. Ama müminler bunu iman gözüyle bir hakikat olduğunu bilecekler, anlaşıldı mı? Ölü diriltecek. Mesela bir adamın evinde olan bir şeyi sorduğumuzda, söyler İsa Mesih (a.s.). Bu yeteneği duracak İsa Mesih (a.s.)’in. Sadece Peygamber değildir. Yeni bir risalet, yeni bir hüküm getirmiyor. Peygamberimiz (s.a.v.) Hatem-i Resul, Hatem-i Nebi’dir. Ondan sonra Peygamber yok. Artık kitap gelmiş, bitmiştir iş.
Deccali madem merak ediyorlar, söyleyeyim; orta boylu bir adam. Saçı sakalına karışmış bir şey, böyle cani kılıklı bir şey. Eşkali bozuk, hani var ya böyle ispirtocu tipler, onlara benzeyen bir mahluk. Ama kendini inandırmış millete, işte “ben şeytanlarla bağlantıdayım,” bilmem ne falan. Halbuki Allah diyor ayette; “şeytanın inananların üzerinde bir etkisi yoktur.” Zayıf insanlara etki edebiliyor deccal, olay bu. Darwinizmi, materyalizmi rahat anlatabiliyorlar.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...