SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Samsun AKS, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve aynı zamanda harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR:Asilim anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Sabah Gazetesi’nden Süleyman Yaşar isimli yazar bugün bir yazı yazmış; “Türkiye- Yunanistan yeni bir Osmanlı konfederasyonu kurabilir”.
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyor. Çok da şahane olur. Bulgaristan, inşaAllah, Allah’ın izniyle İtalya da dahil olacak, o güzel ülke inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisi var. “Roma tekbirlerle feth olur’’ diyor Resulullah (s.a.v). “Hocam Amerika ve Rusya gibi güçlü ülkeler Türkiye’nin Türk İslam Birliği ile güçlenmesini ve bu bölgede istemeyecekleri açık olmasına rağmen Allah’ın emri olan Türk İslam Birliği nihayetinde olacaktır. Yalnız kan dökülmeden olması, Amerika, Rusya gibi ülkelerin bu durumu hoş görmesi ile olabilir. Peki bu durum nasıl gerçekleşecek?’’ diyor Yunus Oktay. Bir kere Rusya’yı zaten Türk İslam Birliği içersine alacağız. Rusya’nın tam istediği olay, anarşi yok, terör yok. Ticaret son haddine kadar açılmış, özgürlükler son haddine kadar açılmış, ülkede bir bayram havası, bir özgürlük, bütün dindarlar, Musevi dindarlar da, Hristiyan dindarlar da, Müslüman dindarlar da özgürler ve komünistler de özgür ve neşeli, heyecanlı, demokratik bir ortam var ve sevgi hakim. Böyle bir ortam da ne ekonomik kriz olur, ne savaş olur, ne terör olur. Rusya’nın istediği ne zaten? Bunlar. Rusya’nın istediği de gerçekleşmiş olacak. Türk İslam Birliği’nde hiçbir devletin yıkılması diye bir konu olmaz. Her devletin ayakta durması için özel önlem alınır. Devletin yıkılması demek, anarşi demektir. Devlet insanlara hizmet için kurulmuş bir müessese. Devleti yıkmak enayiliktir. Devlet niye yıkılsın? Cumhuriyet de Kuran’ın emridir zaten. Cumhuriyetle idare, cenahiyeler yani cumhuriyetlerden oluşması. Dolayısıyla Amerika’nın da, Rusya’nın da işine gelir böyle bir şey. Hem de ne işine gelir. Amerika ekonomik krizle felç oldu şu an. Bütün bankaları batıyor. Yani imar faaliyetleri durdu. Amerika’nın kanı kesildi. Yani içi kurudu Amerika’nın. Amerika’nın hayata geçmesi için, canlanması için tek şarttır Türk İslam Birliği şu an. Onun dışında Amerika’nın ayağa kalkması mümkün değil. Ama tabii iyi anlatılması lazım inşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam’’ Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Bundan önceki yakın günlerde 8200 yıllık insan cesedi bulundu. Basında bilgisi yer aldı. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in “Dünyanın ömrü 7000 yıldır” sözüyle çelişir bir durumu var açıklar mısınız?’’ 78918. kere açıklıyor olabilirim. Kaç defa açıkladım. Kardeşlerim Allah rızası için biraz daha özenli dinlerlerse veyahut en azından bizim internet sitelerimizi izlerlerse daha iyi görecekler. Biz Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında olduğumuzda veyahut bak dün dedim daha, ondan, Peygamberimiz (s.a.v)’den 500 yıl daha önce yaşıyoruz. Bize diyorlar ki, “Arkadaş hangi zamandayız, hangi yıldayız?” İlla ki bir yıldan haber verilir. Hz. Nuh (a.s.) zamanında soruluyor Hz. Nuh (a.s.)’a, “Biz hangi zamandaydık?”. Bir takvim verecektir. Her devirde takvimler oluşmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında Hicri takvim oluşmuştur. Hz. İsa (a.s)’dan sonra Miladi takvim oluşmuştur. Musevilerin takvimi vardır, Mayaların takvimi vardır. 12 bin yıllık takvimler var. 7 bin yıllık takvimler var. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in kullandığı takvim de 7 bin yıllık takvim. Onun için, “Dünyanın ömrü 7 bin yıl” diyor. O takvimin başlangıcı Hz. İbrahim (a.s.)’ın doğumudur veyahut Hz. Nuh (a.s.)’ın devridir. Herhangi bir devirdir. Ama bir takvim başlangıcı, onu söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Yoksa, “124 bin Peygamber geldi” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Zaten 7 bin yılın içersinde öyle bir şey olmaz. Yani demek ki çok uzun süre insanlık hayatta kaldı. Bunu anlıyoruz. 124 bin peygamberden anlaşılıyor. 7 bin yılla ilgili hadislerin hepsine baktığımızda mesela İbn-i Abbas’tan rivayette, “Dünya, ahiret haftalarından bir hafta olup 7 bin senedir ve bunun 6 bini geçmiştir.’’ Yani 5600 yılı Peygamberimiz (s.a.v), yuvarlak hesaplama yapıldığında, toplam hesaplama yapıldığında 5600’ü bitmiş kabul ediyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). O zaman ne diyor? “6 bini geçmiştir” diyor. Ama sonra 6 bin yıla açıklık getiriyor Peygamberimiz (s.a.v). “Dünyadan 5600 yıl geçmiştir” diyor. Yani mesela 5 buçuktan sonra 6’ya geçtiğimizde artık o sınırdır o. Ondan sonra ilerlemiş olur, 7 ye geçtiğinde ilerlemiş olur. 56 onun için çok önemli bir sayıdır. Mesela Risale-i Nur’un da serbest bırakıldığı bir tarihtir. 5 ve 6’dan oluşuyor. Mesela kıyametin kopma tarihi de, verdiği tarihte Bediüzzaman’ın çok manidar, 1545. Mesela 46 olmuş olsa aşmış oluyor. Yani 4’ü geçmiş oluyor artık. Mesela 4.4’e kadar, 4.5’a kadar 4’te oluyor. Ama 4.5’u geçtikten sonra artık 5’e intikal etmiş oluyor. Onun için Peygamber Efendimiz (s.a.v) de, “5600 yılı geçmiştir” diyor. Artık 6’ya intikal etmiş. 6. bin seneye geçilmiş artık. Ama bütün bunlardan, buradaki açık hesaplardan dünyanın ömrünün Hicri 1545 gibi biteceğini Bediüzzaman söylüyor. Ama ümmetin ömrünün bitişi Hicri 1500 gibidir. 1400’le 1500 arasında hepsinin bitmesi gerekiyor.
Cübbeli gibi adamlara veyahut diğer kişilere önem vermelerinin nedeni Avrupa Birliği’nin yaptıkları uygulama yahut dünyadaki diğer yönetici olan gizli grupların yaptıkları uygulamada, kıyametten rahatsız olma vardır, kıyameti kabul etmeme vardır. Mesela Kuran’a da bakın, kıyametle hep alay etmişlerdir, hep rahatsız olmuşlardır kıyametten. “Bu kıyametin vakti ne zamanmış? Ne zaman kıyamet kopacak?” diye sürekli alaycı bir üslup kullandıklarını Allah Kuran’da belirtiyor. Küfür Kuran’dan Hz. Adem (a.s.) devrinden beri hep tedirgin olmuş, rahatsız olmuş ve vaktini hiç kabul etmemişlerdir. Yani yakın olmasını, kıyametin yakın olmasını hiç kabul etmemişlerdir. “Kıyametin kopacağını zannetmiyoruz” demişlerdir. Yani ya çok çok uzun yıllar sonra olacağını, binlerce sene sonra olacağını, yüzlerce sene sonra olacağını, ama kendi vakitlerinde olmasının, yakın bir vakitte olmasının imkansız olduğunu vurgulamışlardır. Kuran’da hep bu vardır. Ve tehdittir Allah’tan kıyamet. Şimdi Cübbeli gibi tipler bu insanların kalbine rahatlık veriyor. Mesela diyor ki, “Daha 5600 yıl var” diyor birisi. Biri diyor ki, mesela “10 bin yıl var” diyor. Cübbeli diyor, “570 sene var” diyor. O zaman kalbine ferahlık geliyor, kıyametten çok korkuyor insanlar. Mesela Fatih Altaylı, Aydın Doğan’ın kabusudur kıyamet. Yani yakın bir tarihteki kıyamet demek, onların bütün zevkinin, bütün keyfinin, dünyaya olan bütün bağlılıklarının kopması demektir. Mesela bak şimdi cinleri soruyorlar Cübbeli’ye uzun uzun, gayet ciddi... Bak suratları düşmüş. Eskiden bayağı sulu hareketler yapıyorlardı. Ben eleştirdikten sonra şu an ne o gereksiz esprileri yapabiliyor, yani sulu espriler yapabiliyor ne de onların öyle sulu gülüşleri oluyor. Bakın bunu durduran benim Allah’ın dilemesiyle vesile oldum. Yoksa şu an acayip ortalığı kaynatırlardı gözlüklü ile ikisi, Fatih Altaylı. Yerlere yatarlardı, yapamıyorlar şu an. Ben eleştirdikten sonra yapamıyorlar. Çünkü ben bütün milletimizin dikkatini üstlerine çektim. Yapamıyorlar, Cübbeli de yapamıyor. Yoksa o, alışmış şeyden beterdir derler, araştırma yapandan daha da ilerdedir derler. Öyle diyelim. Acayip alışmıştı durduramıyordu kendini. Ama benim ayıplamalarım, eleştirmelerimden sonra yapamayacak hale geldi. Yapamıyor şu an, gayet düzenli. Kendince yapıyor ama o da pek o kadar olmuyor. Yani bir anlamda ciğerine oturdu, yapamıyor. Böyle abuk subuk konuşmaları da bir hayli azalttı. Yani onları da sürekli uyardığım ve eleştirdiğim için yapamıyor. Bunlar güzel inşaAllah. Ama cinler konusunda, yine bizim buradaki anlatmalarımızdan çok tedirgin oldular.
Şimdi o parmağa bakarak cin çağırma olayı çok hayati bir konu. Şu an o konuda biz uzmanlaşıyoruz. Yoğun bir gelişme var. Kız arkadaşlarımızdan da var çalışma yapan. Hakikaten çok hayret verecek bir ilim olduğunu gördük, çok şaşırtıcı. Yani böyle bir ilmin şu ana kadar insanlık tarafından bilinmiyor olması da çok acayip. Yalnız tam cinlerle de açıklanabilecek gibi de değil. Çünkü bakın parmağın üstünde olan görüntüde her şahıs kendi orijinal sesiyle konuşuyor. Ve olay anı tam böyle videoya alınmış, sanki böyle cd’ye alınmış da bilgisayara yüklenmiş yahut bir televizyonda video kanalıyla izleniyor gibi netlikte, bu çok şaşırtıcı. Renkli olarak orijinal sesle, mesela cam kırılması varsa şakır şakır aynısıyla duyuluyor. Yoldan araba geçiyorsa aynısıyla duyuluyor yani bu çok olağanüstü bir şey. Cinlerle açıklanabilecek gibi değil. Özel bir ilim olduğu anlaşılıyor, harikulade bir şey. Fakat cinlerle bağlantısı olduğu da çok açık çünkü mesela arkadaşlarımızdan bir tanesi geçen günlerde yaptığı denemede beyaz sakallı, sarıklı tam klasik filmlerde görüyoruz, hadislerde belirtilen Müslüman görünümlü bir kişi görüntü olarak belirdi arkadaşımızın parmağında. Net olarak görüntü olarak belirdi, üç dakika kadar. Ama konuşmamış sadece bakmış, durumu anlamaya çalışır gibi neden çağırdınız, nedir olay gibisinden. Arkadaşımız da onu 3 dakika kadar izlemiş. Mesela bu çok iyi bir gelişme, yani net. Bir kere Müslüman cinlerle bağlantının olduğunu gösteriyor bu. Yani soru sorsak konuşacak konumda. Yani arkadaş bir şey demediği için bir şey dememiş. Uzun süre onu seyretmiş öyle. Üç dakika da çok uzun bir müddet. Daha önce bakan tek bir göz görünmüştü arkadaşımızın parmağında. Sonra iki tane göz göründü. Şimdi doğrudan insan suretinde oluştu. Yani mesela bu çok iyi gelişme. Ama tabii çok samimi olunması gerekiyor. Amacın çok salih olması gerekiyor ki Cenab-ı Allah orada yardım etsin. Yoksa samimiyetsiz eğlence için yapılırsa Allah yardım etmiyor. Dolayısıyla da cinler öyle bir güce sahip olamazlar. Yani müstakil güç olmuyor. Cinlere Allah imkan vermedikten sonra, Allah emretmedikten sonra yapamıyorlar. Bak Allah diyor, Şeytandan Allah’a sığınırım; “Emrimizle iş gören cinler’’ “Emrimizle bir kısım cinleri oraya göndermiştik’’ diyor Cenab-ı Allah. Yani cin kendi kendine karar veremiyor, veremez. Allah’tan müstakil hiçbir varlık yok. İnkar edemeyecekleri gibi, hiç kimsenin inkar edemeyeceği gibi bazı olayları görecekler, inşaAllah. Onun için Cübbeli’yi de apar topar çağırmışlar. Cübbeli’nin de o konularda bir bilgisi yok. Cübbeli’ninki sadece nakildir. Öyle bir konusu yok, inşaAllah. Ben de bu olayın içinde değilim. Ama arkadaşlarım hakikaten uzmanlar. Bir çok ilde Türkiye çapında bu konuda uzman olan kişilerle de bağlantı kurduk. Yani Türkiye’nin 3-4 ilinde var bu konuda hakikaten çok yetenekli arkadaşımız, kardeşimiz. Onlar da Allah razı olsun bize yardımcı oluyorlar. Onların Müslüman, böyle müttaki, samimi cinleri var. Onlardan birkaç tanesini Allah rızası için bize arkadaş olarak, arkadaşlarımıza teslim edecekler gibi görünüyor o cinleri. O zaman daha özgür olacağız. Konuşmamız ve üslubumuz daha net olmuş olacak, inşaAllah. Biraz beklerlerse görecekler, inşaAllah.
Mehmet Talu Hocam, aslandır Hocamız dinleyelim.
VTR- MEHMET TALU HOCA
ADNAN OKTAR: Bak,Mehmet Talu Hocam, Şeyh Mahmut Efendi Hocamızın talebesidir, alim budur işte. Bak adabı, edebi, efendiliği, nezaketi, delile dayalı konuşması, hürmeti gerçek alim diye ben böyle insana söylerim. Benim alim dediğim kişi budur. Bu Fatih Altaylı’nın işine gelir mi böyle bir alim? Gelmez. Tombul gözlüklünün işine gelir mi? Gelmez. Aydın Doğan’ın işine gelir mi? Gelmez. Çünkü gerçek alim, asla taviz vermez, laubalilik yapmaz, garip konuşmalar yapmaz, onları veya etrafındakileri şenlendirmek için onların altında kalan bir üslup göstermez. Ne yapar? İslam’ın izzetini yüksek tutar. İlmin izzetini yüksek tutar ve hürmetkar bir insan. Elinden yüzünden de nur akıyor. Bak Mahmut Hocamız benim canımdır, çok değer verdiğim, çok muhterem, mübarek bir insandır, deryadır. Ehl-i Sünnet’te kaledir Mahmut Hocamız. Gidin bakın elinden, yüzünden nur akar. 10 dakika sohbet etseniz, manevi alemlerde bulutlarda gezersiniz, inşaAllah. Harika yönü vardır, inşaAllah. Gerçek alim arayan Mahmut Hocama müracat edebilir. Onun etrafındaki kişiler, hepsi alimdir ama özellikle Mehmet Talu Hocamız çok büyük alimdir. Denemek isteyen varsa, gelsin burada Hocamızı da getirelim baksınlar, konuştursunlar üzerine yoktur ilim olarak. Ve danışıldığında ona danışılır. MaşaAllah çok güzel bir fıkıh çalışması da var Hocamızın güzel çalışmaları ama bu kitabı şu an biraz, araştırdım, inceledim mükemmel maşaAllah. Ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s.)’ı ben göreceğim” diyor, inşaAllah. Seyyid Salih Özcan Hocam ne diyor? “Ben göreceğim” diyor. Ona kim diyor? Bediüzzaman diyor, “göreceğiz” diyor. Bakın Müslüman alimler geldi buraya, Hocalar geliyorlar. “Bütün İslam aleminde herkesin ortak kanaati şu ki; Hz. Mehdi (a.s.) devrindeyiz. Hz. Mehdi (a.s.)’ı hepimiz göreceğiz” diyorlar. Aksini söyleyen hiç kimse yok. Bir tek Cübbeli Hazretleri gibi Fatih Altaylı’nın gönlüne su serpen, kalbine su serpen. İşte kıyamete daha çok var, Hz. Mehdi (a.s.) da çıkmayacak, İttihad-ı İslam da olmayacak, gönlünüz rahat olsun, eğlenin, vur patlasın, çal oynasın, bir tövbe edersiniz, konu biter mantığında bazı adamlar var. Onlarla vakit geçiriyorlar. Çok yanlış yapıyorlar. Benim gerçek alimlere karşı hürmetim çok büyüktür. Çok değerli mesela Mehmet Talu Hocamın ben tırnağı edemem. Öyle. Doğru yani alim yani, hakikaten o konuştu mu bitti yani. Sözü senettir. Bak Mahmut Hocamızın da Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışının bu yüzyılda olacağını ve göreceğimizi işaret ettiğini, en emin ağızdan duyuyoruz. En emin ağızdır. Zaten şeyh efendiler böyle işaret verirler. Onun bir usulü vardır, usulü var mesela “inşaAllah” der tamamdır. Suküt buyurur mesela, sen “Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak efendim, inşaAllah.” dersin, suküt buyurur o da tamamdır. İtiraz etmiyorsa o da tamamdır, inşaAllah. Allah nurlarını arttırsın, bereketlerini arttırsın, Allah yollarını açsın, ömürlerine ömür katsın Allah. Allah başımızdan eksik etmesin, inşaAllah. Çok değerli büyük insanlar maşaAllah.
Sen de maşaAllah Hocalarımızla böyle görüşüyorsun.
ALTUĞ BERKER: Hocam maşaAllah hepsi de ittifakla Ehl-i Sünnet’te Hz.Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’yı...
ADNAN OKTAR: Ali Eren Hocamlageçenlerde konuştun, Süleymanlı ağabeylerimizin, kardeşlerimizin, çok sevdiği Ehl-i Sünnet’in kalesi olan ağabeylerimizden birisidir. O da iftarlarımıza hep katılır, maşaAllah. Tertemiz insan, kale gibi, güvenebilirsin. Onun da sözü senettir, hiç kafan rahat edecek. Hocamız da bak, Hz.Mehdi (a.s.) aşığı. Yer gök bak, Hz. Mehdi (a.s.)’ın ismiyle inliyor. Kardeşim, Mehdilik iddia eden soytarılar çıkar yani münasebetsiz adamlar çıkar. Ne oturup onları konuymuş gibi, o zaten Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir, illaki olacak. Başına bez saran, kafasına işte bal kabağı gibi bir şey oturtturan ortaya çıkıyor, fırlıyor. Olur o. Bizim nefret etmemize gerek yok onlara. Acıyacağız, şefkat duyacağız. Sorun değil bir şey olmaz. Bazı hakikaten insanlarda onlara tabi oluyorlar Allah’ın hikmeti. Normalde çocuk olsa yapmaz. Çok açık olay belli, adam mesela uyardım daha hala inanmıyor talebe. Bak, Kuran ayetleriyle açıkladım, “Yazık” dedim. “Yani insanlar Allah esirgesin Cehenneme giderler, bir avuç da olsa, çok az da olsa kurtaralım” diyoruz. Kuran da Cenab-ı Allah, “Kuran yeterli” diyor. Kuran’da Peygamberimiz (s.a.v.) en güzel şekilde tefsir eder, açıklar. Kuran’da her türlü konu bitmiştir. Adam diyor ki, “Kardeşim bir Peygamber daha geldi. Bana da vahiy geliyor” diyor, “Kuran gibi bana bilgi geldi, Sureler geldi” diyor. Kardeşim Allah’tan korkun. Deli misiniz? Niye konuşturuyorsunuz defalarca? Konuşayım, Allah rızası için konuşayım ama biraz aklınız varsa bunu anlayın. Kardeşim Kuran gelmiş, Resulullah (s.a.v.)’de açıklamış konu bitmiş. Adam zaten zırvalıyor. İpsiz sapsız konuşuyor. Aklı gitmiş yani. Günah, yazık adamı koruyup kollayın. Dua edin, yardımcı olun, adamın kurtulması için. Adamı daha da batıracak işler yapıyorlar. İnşaAllah meczuptur da Allah oradan onu kurtarır ama böyle birçok tip var. Bunu söylüyorum ama aynı mantıkta çok fazla insan var. Tek tek şimdi Müslümanları hedef göstermek istemem. Seviyorum ben kardeşlerimi öyle de olsa, sapkın da olsa acıyorum. Kurtulur, mesela yani tövbe eder biter. Onun için şimdi liste olarak şu, şu diye saymak istemiyorum. Birkaç tanesi mecbur ettiler beni açıkça yazdıkları için. Doğal olarak ima yoluyla açıkladık, yahut doğrudan açıkladık. Yoksa çok sarih bu. İsalık iddiaları, insan acıyor. Mesela yine bir grup daha var. Bak, söylemeyelim diyorum ama söyleyeyim. Beni çok seviyorlar. Hüsn-ü zanları da var. “Hocam” dediler, “Hz. İsa (a.s.)’ın biz talebesiyiz” dediler. Bayağı da güzel çalışmalar yapıyorlar. Şimdi ne diyeyim? Yani kapalı böyle hanım kızlar. Dindar çocukları var. Dedim, “Hz. İsa (a.s.) madem öyle ben görüşeyim” dedim, “Nasıl birisi?”. Dediler, “Biraz güvenimiz gelmesi gerekir. Güvenimiz gelirse sizi görüştüreceğiz” dediler. Sonra 45 yaşında kalp enfarktüsünden Hocaları ölmüş, Hz. İsa (a.s.) dedikleri Hocaları. Ondan sonra, “Ne oldu?” dedim, “Hz. İsa (a.s.)’ a Hz. İsa (a.s.) dediğiniz kişiye” dedim. “Öldü Hocam” dediler. “Peki şimdi dediğim doğru muymuş? Çünkü annesi var, babası var. Nasıl Hz. İsa (a.s.) olur yavrum?” dedim. Olacak iş mi? Asla inanmıyorlar aksine. Öyle de katı oluyor ki böyle tipler, inanılır gibi değil. Yazık yani ne kadar açık, annesi babası olmaz Hz. İsa (as)’ın. Ailesi, kimsesi olmaz. Allah’ın Katı’ndan geliyor o. Burada ailesi olur mu? Bunun nüfus cüzdanı var, bu adamın. Nüfusta kaydı var. İlkokul, ortaokul, lise okumuş bu adam, olmayacağı belli. Öldü yine inat ediyorlar. “Ruhaniyeti şu an Hz. İsa (a.s.)’ın devam ediyor. Ruhuyla idare ediyor şu an” diyorlar. “Onun elçisi var, manevi elçisi, o devam ettiriyor” diyorlar. Kardeşim, bu kadar işi inada bindirince, işi artık bir anlamda deliliğe vermişler artık. Ben ne diyeyim bu insanlara? Buna rağmen acıyorum, yine yardımcı oluyorum ve şefkat gösteriyorum. Bakın isimlerini vermem de. Ben Müslümana toz kondurmam. Yazık yani kendince Allah öyle etkilemiş. Ama Ahir zamanda bu olacaktır. Hz. İsa (a.s.) da İncil’de, “Sahte İsa’lar çıkacak ben gelmeden önce” diyor bu normal. Nihayetinde ne yapıyorlar bunlar? Tamam, burada Allah esirgesin küfre gidiyorlar belli. Ama Allah inşaAllah oradan affeder. Allah affetsin. Ama bakıyorum hakikaten ayetler, hadisler yazıyorlar, iman hakikatleri anlatıyorlar, kitaplar çıkarıyorlar, maşaAllah. Tamam, devam etsinler. Bir şey demiyorum. Ama o noktada küfre gidiyorlar. Ama Allah hidayet versin. İnşaAllah akıllanırlar. Şu an ne diyeyim yani artık adam ölmüş bak hala Hz. İsa (a.s.) iddiasında bulunuyorlar. Şimdi bak, yine Mehdilik iddiasında olanlar var, ölse vekaleten şuna geçti şimdi Hz. Mehdi (a.s.) onda diyecek. İşi inada bindirince, bu sefer diyecek ki, “Ona da bir kitap geldi. Ondan da iş devam ediyor” diyecekler. Fakat ben öfkeleneceksem en son Müslümana öfkelenirim, en son. Önce Darwinistleri bitiririm, materyalistleri bitiririm, masonunu, komünistini, dinsizini, imansızını satanisti, itini kopuğunu hepsini sıradan bitiririm, en son biter. Ondan sonra yanlış düşünen, dalalete düşmüş Müslümanlarla en son uğraşırım. Canını yakarak değil, şefkatle uğraşırım. Oyun oynamam. Onları üzmem yani. Çünkü bayağı şefkat gösteriyorum mesela “Hz. İsa (a.s.)’ım” diyor bunlar, “Hz. İsa (a.s.)’nın talebesiyiz” diyor. Bayağı şefkat gösteriyorum. “Hz. Mehdi (a.s.)’ım” diyor, yine şefkat gösteriyorum. Ama çok inatçılar, artık delille, ayetle açıkladım geçen günler. Yine anlamıyor adam. Ne yapayım artık o zaman? Hadis anlatıyorum, olmuyor. Mantıkla açıklıyorum yine olmuyor. O zaman Allah ıslah etsin, dua ediyorum ne diyeyim yani. Ama sadece küfre düşmemeleri, Cehenneme gitmemeleri için uyarıyorum. Ondan gerisi beni hiç ilgilendirmez. Onlar bir risk meydana getiren şeyler değil yani topluluklar değil. Hiçbir zaman içinde risk meydana getirmezler. Öyle bir konu olmaz. Çünkü şu an şeytaniyet ve deccaliyet sadece Hz. Mehdi (a.s.)’ın korkusu üstünde duruyorlar şu an. Onları zaten hiç kaale almaz küfür. Muhatap dahi olmazlar, hiç kaale almazlar. Yoksa çok büyük topluluklar var aslında Mehdilik iddia eden. Hem İstanbul’da, hem Ankara’da, Konya’da var, Erzurum’da var, çok büyük Mehdilik iddia edenler var. Fars, Tunus, Cezayir, Libya’da var, Bengaldeş’de var, Pakistan’da var, Afganistan’da var. Mehdilik iddiası çok büyük, 10 binlerce kişiden oluşan gruplar var. Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadan önce taklitleri çıkar, sahteleri çıkar. Hiç de sorun değil ama küfre düşmemeleri çok önemli. Keşke iddia etmeseler. “Hüsn-ü zan ediyorum”, et tabii hüsn-ü zan ben bir şey demem ki ne olacak. Ama bu gerçek Hz. Mehdi (a.s.)’ın perdesidir. Mesela şahs-ı maneviciler onlar da gerçek Hz. Mehdi (a.s.)’ın perdeleridir. Yani 70 kat perdenin içinde şu an Hz. Mehdi (a.s.). Ve gürül gürül faaliyetine devam ediyor.
Cübbeli de şimdi Hz. Mehdi (a.s.) konusunu açmış. Seninkiler pek konuyu açamamışlar, cevap veririm diye. Çünkü baktılar çok zararlarına oluyor. O bir konuşuyorsa ben bin cevap veriyorum. Cübbeli biraz yani neyse. Bilmiyor yani, o farkında olmadan Mehdiyet’e hizmet ettiğinin farkında değil Cübbeli. O şöhret olduğunu zannediyor. Bayağı seviyorlar zannediyor, ilginç buluyorlar. Birde böyle bol bol da konuşunca, çok muazzam bir şey olduğunu zannediyor. İnsanlarda tabii irkiliyorlar şimdi, ilginç bir şey insanları çok irker. Şimdi mesela desen ki, “Uzaydan bir parça düştü” desen, hatta sahte de olsa, “Bir uzaylının cesedi var. Gel göstereyim” dese bütün milletin nefesi kesiliyor. Herkes heyecanlanıyor. Cübbeli de deyince ilginç bir vaka olduğu için, bir kısmı dehşetle, bir kısmı hayretle, bir kısmı ibretle adamı izliyorlar. “O da diyor ki muazzam hizmet ediyorum” diyor. Tamam, hizmet ediyorsun. Nasıl yapıyorsun? “Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini bütün insanlara ilan etmiş oluyorsun. “570 sene sonra gelecek” diyorsun. İnsanlar da anlıyor ki Hz. Mehdi (a.s.) gelmiş. “Kıyamet çok sonra” diyorsun. Anlıyor ki insanlar, kıyamet çok yakın. Bunları sağlamış oldun. Sen anlatıyorsun ama bak gerçek âlimler Mahmut Hocamın nur âlimleri, mübarek âlimleri onun feyzini almış gerçek mürşitler, asil insanlar, soylu insanlar gerçeği açıkça ilan ediyorlar. Bak, ne diyor Mehmet Talu Hocam? “Ben inşaAllah göreceğim Hz. Mehdi (a.s.)’ı” diyor. Bu ne demektir? Hz. Mehdi (a.s.) geldi demektir. Ehl-i Sünnet âlimi falanca, “Öyle mi, sen Mehdi imişsin. Tamam, peşinden gelelim” mi diyecekler? Ehl-i sünnet âlimleri acayip titizdirler. Gerçek Hz. Mehdi (a.s.)’ı Ehl-i Sünnet âlimleri bilirler. Hiç kimse onun derdine düşmesin. Cübbeli’nin de paniğe kapılmasına gerek yok. Her yerin gerçek âlimleri vardır. İran’ın da âlimleri vardır. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “Her ülkenin gerçek âlimleri bir araya gelecekler Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanına gelecekler. Ve ona bu konuyu, bu durumu anlatacaklar. İslam âlemi mahvoluyor, perişan oluyor” eğer Resulullah (s.a.v.)’e güveniyorsa Resulullah (s.a.v.) söylüyor. Sende bütün bu alametler var. “Sensin, Allah-u alem sensin” diyecekler Allah-u alem. “Eğer bu görevi kabul etmezsen bütün Müslümanların kanı senin boynuna olsun” diyecekler artık Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözü. O şartlarda Hz. Mehdi (a.s.) kabul ediyor, yani Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu umduğumuz kişi kabul edecektir. Yani ne Şeyh Nazım Hocam, ne Mahmut Hoca, ne diğer değerli büyük âlimler, çocuk değiller onlar, bayağı derin insanlar, çok akıllı insanlar gerçek Hz. Mehdi (a.s.)’ı bakar bakmaz gözünden, üslubundan anlarlar, konuşmasından anlarlar. Nezaketiyle, üslubuyla alalen söylerler Hz. Mehdi (a.s.) çıktı diye. Herkes söylüyor, inşaAllah. “Ya sahtesi çıkarsa”, kardeşim Mehdiyetin kaderinde böyle bir şey yok. Sen ne derdine düşüyorsun? Sen Allah’tan daha büyük değilsin. Allah her şeye hâkim olan, Allah Mehdi (a.s.)’ı nasıl çıkaracağını bilir, nasıl tanıtacağını bilir. Allah sahte Mehdi’ye yol verir mi? Gerçek Hz. Mehdi (a.s.)’ın yolu açıktır kaderi öyledir. Olacak iş mi? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da sahte Peygamberler vardı. Allah onlara yol verdi mi? Kapı açtı mı? Açmadı. Kime? Gerçek Peygambere Allah kapı açtı. O Peygamber oldu, Hz. Musa (a.s.) zamanında yok muydu sahte Peygamberler? Vardı, hepsi helak oldu hiçbiri görev yapamadı. Allah hepsinin yolunu kapattı. Ama Hz. Musa (a.s.)’ın yolunu açtı Allah bir tek. Ve o gerçek Peygamber olduğu için o görevini yapabildi. Yoksa Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den sonra da sahte Peygamberler çıktı. Allah hiçbirine yol vermedi. Onun için derdine düşmeye gerek yok. Sahte Mehdilerden tedirgin olmaya gerek yok. Bu Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın perdesidir onlar. Sen ne derdine düşüyorsun? Ehl-i Sünnet ulemasını Allah bir araya getirecektir. Onlar kanaatlerini bildireceklerdir. Cübbeli’nin hop oturup hop kalkmasına gerek yok. Yine de Mahmut Hocamıza da dua etsin bütün kardeşlerimiz. Talebeleri de kendisi de nur gibidir. Ana sütü gibi ak, tertemiz insanlardır, muhterem insanlardır, güvenilir ve asil insanlardır. Allah hepsinin yolunu açık etsin. Güzel, Hocamızın bu konuşması çok candan, samimi, gerçek Ehl-i Sünnet âlimlerinin nasıl olduğunu Allah insanlara gösteriyor işte gördünüz, inşaAllah. Evet, ne anlatacaksın Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Hocam Burma Devleti’nden daha evvel bahsetmiştiniz. Müslümanlara yapılan zulümleri anlatmıştınız Hocam. Yakın tarihte Burma Devleti’nde...
Bu, Than Shwe başkanı, Burma Devleti’nin. Yakında seçim olacak Hocam orada. Zulümden kaçan iki milyon Müslüman Tayland’a sığınmış durumda Tayland da seçimlerden sonra Müslümanları Burma’ya geri göndereceğini açıkladı. Ancak öyle bir şey olduğunda kişilerin hapis edilmesi ve öldürülmesi anlamını taşıdığı için.
ADNAN OKTAR: Yani Burma’ya Tayland Müslümanları göndermesin diyorsun. Evet, bunu hükümetimizden de biz rica ediyoruz. Allah rızası için büyük bir tehlike bu, çünkü bu adam kasap olarak mı biliniyor?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR: İnsan kasabı, şimdi koyun kasabı ayrıdır. Onlar mübarektir. Ama bu insan kasabı olarak biliniyor. Bunun eline Müslümanları vermesinler diyoruz.
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:. Burma’ya, evet. Tayland, o zaman Tayland hükümetine de dilekçe verelim, konuşalım, anlatalım, gündeme getirelim. Oradaki kardeşlerimizi Burma’ya teslim etmesinler. Çünkü canlarına kastedecekler. Hapisten bırakmayacak, canına kasteder. Adamlar takıp takıştırıyorlar, sünnet çocuğu gibi. Ondan sonra ortaya çıkıyor koskoca herifler, eline alıyor makineli tüfeği, başlıyor Müslüman kıyımına. Kardeşim şimdi bu devirde Müslüman öldürmek, yani böyle böcek öldürür gibi görüyorlar. Böcekten de önemsiz görüyorlar. Böceğe bile insanlar kıyamıyor. Böceğe bile kıyamıyor. Adam, Müslümanı böcekten de değersiz görüyor. Ahir zamanın şiddetine bak. Her gün dünyanın her yerinde yüzlerce, binlerce Müslüman şehit ediliyor. Haberi bile gelmiyor. Adam, adliyeye bile intikal etmiyor olay. Yani Afganistan’da bir Müslümanın şehit edilmesi çok sıradan bir konu. Adam keyfe geliyor, şarap içiyor, esrarını çekiyor, Amerikalı askerler mesela çoğu da cinsi sapık adamların. Mesela bakıyor yoldan gidiyor bir Afganlı adam, şöyle dürbünlü silahı alıyor falan, kakara kikiri gülüyor herifler, aldığıyla vuruyor. “Ya” diyor, “amma nişancıymışsın, helal olsun” diyor. “Bir bakalım nereden vurmuşsun adamı?” diyor. Sorsa ne diyecek adam? “Ya” diyecek, “Buraya silah, bombayla falan geldi, burayı, bizi taramak istiyordu” diyor. En fazla soruşturulsa, soruşturma, zaten öyle bir şey yok da. En fazla soruşturulsa, silah zaten var orada, ruhsatsız silah, birçok silah var. “Adamın elindeydi bu silah” diyor, “Kendimizi korumak için çektik, vurduk” diyor. “Eline sağlık” diyor, “Güzel yapmışsın” diyorlar o kadar. Irzına geçilen kız kardeşler, anneler, bacılar, haddi hesabı yok. Cübbeli Hazretleri de ne diyor? Bak Fatih Altaylı ile cin muhabbeti yapıyor.
ALTUĞ BERKER:“Bizi de öldürsünler” diyor.
ADNAN OKTAR:“Bizi de öldürsünler” diyor. “Hiçbir sorun değil” diyor. “Karşı atak yapalım, İttihad-ı İslam yapalım, Türk-İslam Birliği yapalım” demiyor, diyemiyor. Çünkü derse onu çıkarmayacaklar. Habertürk’e çıkarttırmazlar, Flash Tv’ye çıkarttırmazlar. Şirin göstermek için ne yapması gerekiyor? Ağzını sıkı tutması gerekiyor. Cin muhabbeti serbest, cinsel hayatı anlatmak serbest, seks nasıl yapılır, onunla iki cilt, onları anlatmak serbest. Ne yasak Cübbeli’ye? İttihad-ı İslam’ı anlatmak yasak. Çünkü araları açılacak. Onu anlattın mı, adam derler, “Aman kardeşim, sen işine bak. Yanaşma buraya” diyecekler. En fazla bak, en fazla artık çok üstüne gittim şunu diyor; “Buradaki işareti anlayın” diyor. Kuran’da kardeşim işaretle mi anlatıyor Allah ayetleri. Muhkem hükümdür İttihad-ı İslam, muhkem hüküm ve en büyük farzdır. Nerenin işareti? Allah diyor; “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi mücadele edenleri Allah sever” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Kuran ayeti, burada işaret mi var? Emir var.
ALTUĞ BERKER:“Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım.
ADNAN OKTAR:Bu işaret mi bu? Farz, ayet, farz, muhkem hükümdür, açık Allah’ın hükmüdür. Ne korkuyorsun? Çıkartmazsa çıkartmasın. Yani Habertürk’e göre mi veyahut başka kanallara göre mi Türkiye’deki sistem oturuyor? Mesela Erbakan Hocamı da güya Habertürk, şu bu falan hepsi ayaklandılar. Hürriyet, Vatan, Milliyet, hepsi ayaklandılar. Hatta bak Milli Gazete’yi bile kontrol altına almışlardı. Milli Gazete’yi ve internet sitesi de kontrol altına alınmıştı. Milli Görüş’ün internet sitesi, orayı da kontrol altına almışlardı. Baktık, adamlar benim mazlum, termemiz Erbakan Hocamı etkisiz hale getirmek için müthiş bir atağa geçmişler. Bir de kendilerince uyanıklık yapıyorlar, Ak Parti’nin de oylarını bölecekler güya. Kardeşim bir de bölecek adam olsa bari şu Numan Kurtulmuş. Yani suni kahraman meydana getiriyorlar, suni deha meydana getiriyorlar. Halbuki ben biliyorum, adam konuştum. Gariban bir adam yani, zor konuşan, yani avami bir şey içerisinde yani topluluk içerisinde rahatça rastlanabilecek sıradan bir insan. Hiçbir özelliği yok. Yani dahi mahi değil. Özetle benim hamiyetli, yiğit milletim ne yaptı? Vefalı milletim ne yaptı? Erbakan Hocamızı aldı başa getirdi. Nasıl getirdi biliyor musun? Sıfır fireyle, sıfır fireyle. Öbürünü dörtte bir oyla ancak seçtiler. Ben hiç görmedim dörtte bir oyla, dörtte bir neredeyse?
ALTUĞ BERKER:İlk defa.
ADNAN OKTAR:Evet, ilk defa. Bak, seçim nasıl olurmuş, sevgi nasıl olurmuş, muhabbet nasıl olurmuş, vefa nasıl olurmuş, benim koç yiğit milletim gösterdi. Ve Aydın Doğan’a muazzam bir tokat bu, manevi tokat. Demek ki senin gazetelerin, televizyonların, radyoların hiçbir şeymiş, bak, Aydın Efendi. Bayağı bir çırpındın, bayağı bir çırpındın. Böyle kanadı sıkışmış sığırcık gibi havalara hopladın ama bak, benim karşımda hiçbir şey yapamadın. Benim çok dar imkanlarım, değil mi çok dar imkanlarım? Bak, dar imkanlarımla sana mukabele ettim ve senin fikir sistemini, yapını yerle bir ettim ben. Ben derken arkadaşım “Niye ben diyorsun?” diyor. Ben, ben olduğum için benim. Ben neyim biliyor musun? Ben Allah’ın tecellisiyim. Hiç olan, Allah’ın gariban bir kuluyum ben. Herhangi bir tecelliyim ben. Bütün güç ve kuvvet Allah’ındır. Bak Allah bu dar imkanlar içerisinde, Aydın Doğan’ın geceli gündüzlü yaptığı ve milyonlarca, milyarlarca liraya mal olan büyük propagandasını hiçe getirdi Allah. Ve hak yerini buldu. Allah-u alem bıraksaydık kendilerince Erbakan Hocamızı bayağı ezeceklerdi, kendi kafalarınca. Bak daha hala hızını alamamış hazret, ağzını bozuyor Erbakan Hocamıza karşı. Kardeşim bir kendine bak, çık sokağa de ki, git Kayseri’ye, git Anadolu’ya, Tokat’a, Turhal’a git, Fatih Altaylı’ya ben açıkça söylüyorum. “Arkadaş” de, topla milleti meydana, “Burada beni seven kaç kişi var?” de. “Kaç kişi var?” de. Bir sor bakalım. Birde sor bakalım, “Erbakan Hocamızı seven kaç kişi var burada?” dersin. Cevabını alırsın sen o zaman. Bak, seni seven kaç kişi var dediğinde ne olur biliyor musun? Sadece sessizlik olur, derin bir sessizlik oluşacaktır. “Erbakan Hocamı seven kaç kişi var?” dediğinde çok fazla yüzlerce, binlerce el havaya kalkacaktır. Bu sana cevap kardeşim işte. Veyahut git dedeni sor, Aydın dedeni sor, Aydın Doğan’ı git sor. Kaç kişi seviyor diye bir sor bakayım. Hodri meydan, beraber, hep beraber gidelim. Ben masraflarını karşılayacağım. Gidelim, Anadolu’yu tek tek gezelim, meydanlarda halka soralım, “Kaç kişi seviyor Aydın Doğan’ı”, “Kaç kişi seviyor Erbakan Hocamızı” diyelim? Var mı? Yani varsa çıksın ortaya. Bunu herkes bilir. Yani Aydın Doğan’ın ne olduğunu artık milletimiz öğrendi. Fatih Altaylı’nın ne olduğunu artık milletimiz öğrendi ve artık etkileri yok. O yetiştirdikleri oradan buradan topladıkları falan onları da kimse dinlemez artık. Eskiden bunlar kendilerini çok üst perdeden, muazzam beyinler, muazzam düşünce insanları, toplumu yönlendiren, güçlü kalemler olarak tanıtıyorlardı. Baktılar ki bunlar kağıttan kaleymiş. Bir üfledik adamlar hop havalara geçtiler yani. Darwinizm de böyleydi işte, o da kağıttan kaleydi. Onu da bir üfledik, onlarda uçtu. Böyle çok fazla kağıttan kale var Ahir zamanda. Hep üfledin mi uçuyor. İnsanlar bunları gözlerinde büyüttüler. Halbuki hiçbir şey yoktur bunlarda. Tabii, yani gözlerinde halüsinasyon meydana getirdiler bazı güçler insanların. Üfleyince de gittiler bunlar. Mesela Ahmet Hakan, sürekli bir şeyler yazıyor, akıl veriyor, böyle toplum mühendisliğine soyunuyor falan. Kaale alan hiç kimse yok, hiç kimse, boş yere uğraşıyorsun. İşte Gün Sazak, senin Bıyık mıyık falan. Kağıttan kaleler indi aşağıya, daha da inecek, devam edecek.
Efendim, “İyi akşamlar Hocam” diyor. İyi akşamlar. “İzlenme oranı daha yüksek olan ulusal kanallarda niçin program yapmıyorsunuz? Yerel kanalları hiç kontrol etmeyen kimseler var. Tahsin Tokaç, Hatay” Şimdi bakın.
ALTUĞ BERKER:Hocam sehven Gün Sazak olarak çıktı, Derya Sazak olacak.
ADNAN OKTAR: Derya Sazak, Gün Sazak benim canım o, o benim rahmetli, mübarek koç yiğidim. Allah onun güzelliğine güzellik katsın. O şehidimiz, evet Gün Sazak. Kahpece ve kalleşçe komünistler tarafından şehit edilmişti, evet. Derya Sazak bizim dediğimiz evet. Mübareği demek ki anmamız gerekiyormuş. Cenab-ı Allah öyle andırdı. Koç yiğitti, çok büyük hizmetleri oldu onun. Ondan sonra büyük, değerli hizmetleri oldu. Komünistler hazmedemediler. Komünistler değil de, iddia edilen Ergenekon Örgütü, iddia edilen Ergenekon Örgütü hazmedemedi ve kahpece ve kalleşçe benim koç yiğidimi vurdular ve şehit ettiler, inşaAllah.
Efendim, şimdi kardeşimiz Tahsin kardeş ne yapacaksın biliyor musun? Kemiyete değil, keyfiyete bakacaksın. Kaliteye bakacaksın. Mesela Darwin, bak karşı taraf için de bu geçerlidir. Darwin zamanında ulusal kanallar var mıydı? Yoktu. Radyolar var mıydı? Yoktu. Adam kaç tane kitap bastı, Darwin? Mesela üç bin tane falan, matbaada basıldı o zamanlar. Üç, beş tane Osmanlı’ya geldi. Üç, beş tane Avrupa’ya gitti kitaplar. Kulaktan kulağa, kulaktan kulağa, koskoca Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı bunun sonucunda. Koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nu yıktı bu sistem, bir anda. Şimdi biz de Mehdiyetin zıl ve gölgesi altındayız. Bizde ulusal kanala ihtiyaç yoktur. Mehdiyetin gölgesi altında ulusal kanalı Allah meydana getiriyor şu an. Bizim her anlattığımız gündem oluyor. Her üstüne gittiğim adam fikren yıkılıyor. Her üzerine gittiğim düşünce yıkılıyor. Ulusal kanalla mı yapıyoruz biz bunu. Allah’ın yarattığı ulusal kanal var. O kulaktan kulağa, gönülden gönüle yayılan bir sistemdir. O ulusal kanalın bin kat, milyon kat, katrilyon kat daha üzerindedir. Cübbeli çıkıyor ulusal kanalda, bu da bize hizmet ediyor. Yerel kanalları hiç kontrol etmeyen kimseler olmasa bu kadar kahredici netice alır mıydık biz Tahsin kardeş? Bu kadar yerle bir eder miydik? Bak ne desem her köşe yazarı hemen hemen ne desem, bir gün sonra, iki gün sonra benim dediğimin aynısını anlatıyorlar ve fikir sistemleri tamamen değişiyor. Demek ki hakimiz şu an, fikren hakimiz. Sen zannettiğin gibi değil adamlar, biz şu an çıktığımızda ya internetten ya televizyondan gizli veya açık mutlaka izliyorlar. Çünkü ertesi günkü reaksiyonlardan anlıyoruz, verdikleri cevaplardan anlıyoruz ve tahmin, tahayyülün çok çok üzerinde etkisi var. Ayrıca bizim internet gücümüz çok yüksek. Tabii yüz bin, yüz yirmi bin online bağlantı var. Her gün, günlük yüz bin, yüz yirmi binin arasında değişiyor. Yani bu görülmemiş bir şeydir, sırf internet. Radyo bağlantımız, yerel kanallar, bunların toplamı otuz milyonun üzerindedir. Hiçbir yerel kanal böyle etki yapamaz. Bu kadar dikkatli izlenmez. Bak, mesela gece yarısı şu saatte bile, görüyorum internette yaptığımız sistemle dünyanın her yerinde online izleniyoruz. Mesela Amerika, Teksas falan baktım, acayip bir yoğunluk var. Türkiye’nin bütün bölgelerinin tamamında, nokta nokta nokta her yeri kaplamış. Yani Türkiye’nin hiçbir ili yok ki izlemesin. Tamamında izleniyoruz Türkiye’nin. Ortadoğu, Balkanlar falan hepsi böyle koyu lekelerle takip edildiğimiz, yani takip edildiğimizi gösteren elektronik işaretlerle dolu, izlediğimizde ve bütün Avrupa boydan boya. Hangi yerel kanal bunu yapabilir? Yani bizim tombul, gözlüklü çıktığında çok az insan izliyor. Yerel kanal ama çok adam. Kim uğraşacak onunla yani. Neyini dinlesin adam? Ne dinleyecek yani. Konu yok ki dinlesin. Cübbeli, Cübbeli de mesela anlattırdılar, o da bize hizmet ediyor. Şimdi cinleri anlatıyor. Bizim arkadaşlarımız, bu konunun üstadı olan onlar. Zaten adam, “Ben bilmem” diyor. Bilmez de hakikaten. Biz bunun ispatını yapacak adamız. Arkadaşlarım hem ispatını yapıyor ve yapacak insanlar. Biraz beklerlerse çok ilginç olaylar görecekler, inşaAllah. Ayrıca kardeşlerimiz mesela facebooktan takip eden 300 bin 400 binlik gruplar var. Bak, facebookta 300 bin kişilik, 400 bin kişilik grup. İsterlerse vereyim adresini bir baksınlar. Yani bu çok acayip bir sayı. Bizim hiç tahmin etmediğimiz sayı. Sırf Türkiye için bu bak bu kadar. Romanya’da ayrı, Bulgaristan’da ayrı, Azerbaycan’da yüzlerce grup oluştu şu an. Çin’de bile, Çin’de çocuklar “Hocam nasıl namaz kılacağız bize bildirin” diyorlar. Çin Hükümeti’nden gizli bağlantı kurmaya çalışıyoruz. Tabii, özel yöntemlerle onlarla bağlantı kurabiliyoruz başlarına bir dert gelmesin diye. Onun için Allah’ın nereden güç vereceğini insanlar pek tahmin edemezler, inşaAllah. Biz zaten öyle, o tarz bir şey içerisinde olmamamız bizim hususiyetimiz. Allah bizi bambaşka yollardan insanlara ulaştırtıyor. Bambaşka etkili mekanizmalar meydana getirttiriyor. Bir de kulaktan kulağa bilgi var. Yani bunu hiçbir uluzsal kanal yapamaz. Yani adam açıyor ulusalı, esniyor adam, uykusu geliyor yatıyor. Ulusal kanal demek etki eden anlamına gelmiyor ki. Yani Fatih Altaylı şart değil bir başkası CNN’de de oluyor başka adamlar konuşma yapıyor. Adamlar açıyor, sıkılıyor hemen başka kanala geçiyor. Dolayısıyla dinleyen insan sayısı da toplam en fazla üç bin beş bin kişi oluyor. Zannedildiği gibi değil, zannederler ki milyonlarca insan seyrediyor, öyle bir şey yok. Ama bizim dinleyenlerimiz otuz milyonun üstünde. Ben onu teknik olarak ispat edebilirim. Yani teknik veriler var elimizde bizim. Ama öbürlerinin teknik verilerine isterseniz bakalım. Beraber karşılaştıralım. Yüzde biri bile değildir. Bu gücü sağlayan da Allah’tır.
Fatih Aladağ kardeşimiz sormuş. Kıyametin vaktini Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah vahiy ile bildirmiştir. “Allah gaybı hiç kimseye bildirmez” diyor Cenab-ı Allah ayette ama Peygamberlere hariç, onlardan seçtikleri hariç. Onlara bildiriyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e bütün detaylarıyla bildirmiş Cenab-ı Allah. Dedikleri aynısıyla çıkmış mı? Bitti. Allah ispat etmiş. Allah, ne diyor ayette? “Size ayetlerimi” şeytandan Allah’a sığınırım, “Ufuklarda ve kendi nefsinizde göstereceğim. Sizde görüp bilip tanıyacaksınız” diyor. Biz de bak gördük, bildik ve tanıdık. Dolayısıyla Gaybı Allah’ın bildirmesi Kuran’da haktır. Peygamberlerine gaybı bildirir. Ve çok fazla da örnek vermiştir Allah. Hangi gayb bilgilerini bildirdiğini ve hangi Peygamberlere bildirdiğine dair de Kuran ayetleri vardır. O, “Gaybı kimse bilemez”, şu bu falan bunlar doğru değil, bunlar. Halk bilmez, Allah’ın bildirmedikleri bilmez. Peygamber nasıl bilmez, Allah bildirdi mi? Bilir tabii ki. Detay, detay anlatmıştır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın kaşından gözünden tut, o devirde olacak olayalara kadar, ondan sonraki olaylar. Kardeşim bakıyoruz, bütün alametler çıktı. Aynısıyla çıkıyor. Nasıl gayb bilinmiyordu? Demek ki, biliniyormuş. Allah da ispat edip gösteriyor işte.
Cübbeli yarım saattir cinsellik kitabını anlatıyormuş. İşte bak, cinler ve cinsellik, konu bu. Böyle adamı tabii çıkarır adamlar yani. O, onunla vakit kaybederken, biz hızla İttihad-ı İslam’ı ve Türk-İslam Birliği’ni anlatıyoruz, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam. Erbakan Hocamızın tekrar partinin başına geçmesi hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz? Ne gibi neticeler verebilir? Selamlar. Mehmet Kuru” inşaAllah. Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Bakın bir kere şu, dev bir olay meydana geldi. Eskiden Aydın Doğan medyası bir kişiye kafasını taktı mı onu aşağı indirirdi, bir kişiye de kafayı taktı mı onu yukarı çıkarırdı. Prof. Numan Kurtulmuş, adamın titri var, pitri var, ne derler o, her şey tamam. İşte dehadır, dehşettir, süperdir şudur budur falan adamı insanlara lanse ettiler, anlattılar, her türlü reklamını yaptılar. Erbakan Hocamıza, çok kötüdür, çok yanlış yoldadır, yaşlanmıştır, ölmek üzeredir, bitmiştir, sakın ona yaklaşmayın dediler. Milli Gazete’yi de etkileri altına aldılar bir ara, internet kanalını da etki altına aldılar Milli Görüş internet kanalını. Her şey tamam görünüyordu. Şırrak diye bir tokat yedi Aydın Doğan, böyle otuz kere etrafında döndü. Sonunda Fatih Altaylı’nın kucağına düştü, olay bu. Benim asil milletim hiçbir şekilde kaale almadığını gösterdi, bu dev bir zaferdir, tebrik ediyorum ben milletimi. Aydın Doğan’ın da bittiğinin damgalı, mühürlü, imzalı belgesidir. Bir daha Aydın Doğan medyası böyle mühendisliğe soyunamaz, cesaret de edemez. Kâğıttan kaplan olduklarını bütün insanlık gördü. Ve Milli Görüş hareketinde bir heyecan ve şahlanma oldu yani sıcak, sevecen, tatlı bir ortam meydana geldi. Benim çocukluğumdaki, gençliğimdeki Milli Selamet Partisi ruhu, sıcak, sımsıcak Milli Selamet ruhu, kolay bundan sonra, Saadet Partisi’nde binlerce Erbakan var, binlerce, tertemiz koç yiğitler var. Allah vermesin, Allah ömrünü uzun etsin Hocam çok yaşar derdine düşmesinler, Allah’ın izniyle. O aslandır. Hocamızı cumhurbaşkanı da yapacağız Allah’ın izniyle. Ama mazaAllah bir şey olsa onun yerine geçecek çok fazla koç yiğit var, tertemiz, aynı ruhta. İstedikleri kadar kâğıttan kaplanlar getirsinler, demek ki üfürdü mü uçuluyormuş. Pervane gibi daha hala havada uçuyorlar. Çocukluğumuzda biz kâğıttan böyle uçak yapar atardık. Onlar havada şöyle bir tur atar, iniş yaparlardı. Şimdi onlarda kâğıttan uçak gibi havada uçuyorlar şu an. Ve Erbakan Hocamız da aslanlar gibi karşımızda, helal olsun ona. Bak hızını alamamış, ağzını doldura doldura konuşuyor. Ne kadar isabetli hareket ettiğimizi gösteriyor bu. Erbakan Hocamızı sevmenin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Ama her konuşmada bunu söylemek durumunda... ben Saadet Partili değilim onu söyleyeyim. Hiçbir parti mensubu değilim ama her partiyi seviyorum ve her partiyi savunan kardeşlerimizi seviyorum. Çünkü hepsi gerekli, mesela düşünüyorum CHP hakikaten gereksiz mi düşündüm. Hakikaten gerekiyor, denge partisi. Yani faydalarını saysam bayağı vaktimizi alır. MHP mesela, hakikaten çimento bir parti çok önemlidir, Büyük Birlik Partisi hakikaten gerekli. Saadet mükemmel bir parti, Ak Parti tertemiz bir partidir, adı gibi aktır yani. Mesela Doğru Yol Partisi, inşaAllah sistemi biraz daha oturursa, düzenlenirse, böyle güçlü bir lider de başa geçerse o da, onların ekibi de çok temiz insanlardır. Hele eski ekibi çok şahaneydi Doğru Yol Partisi’nin. Onların hepsini aldılar. Çok büyük hata yaptılar. Bak ben, bu uğursuzluk getirir dedim ben o zamanlar. Söyledim, “Bu doğru değil yaptığınız” dedim. Ne kadar böyle eski ağabey varsa değerli, ellerinden yüzlerinden nur akar onların, çok sıcak, sevecen herkesi kucaklayan insanlardı, hepsini aldılar partiden. Ve partiye bu uğursuzluk getirdi, parti küt diye indi aşağıya. Efendim, faydalarını say say bitmez Mehmet kardeş. Erbakan Hocamızın başa gelmesinin hikmetlerini, inşaAllah Allah daha da gösterecek, yalnız Erbakan Hocamıza iyi baksınlar, inşaAllah.
Cübbeli ile Fatih Altaylı bana oradan laflar ediyorlarmış kendilerince. Hani dinlenmiyordu uydu kanalları? Bak anı anına yetişiyormuş, anı anına yetişiyormuş. Şimdi detaylı bilgiyi alayım, ben onların hakkını avucuna koyarım, hiç sorun değil. Alayı gelsin benimle baş edemezler. İlmi olarak akılcılık olarak baş edemezler. Hepsini siler süpürürüm, öyle bir konu olmaz. Cübbeli’yi aldılar efendim omuzlarında gezdiriyorlar, inşaAllah. O da onları yanaklarından öpüyor böyle. Ama çok komik şu an ikisi de ittifak edip bakın; Fatih Altaylı ile Cübbeli kol kola bana cephe oluşturuyorlar. Güya fikri yönde benimle baş edecekler ve beni etkisiz hale getirecekler. Güvendiği adama bak, bir tarafında Cübbeli, bir tarafında da Edip Yüksel. O da yani hukuken gelebilseydi, o da gelecekti. Orada da, o da çok iştahlı. Oktar’ların evinden yaka paça, dar paça kaçtı, polis geliyor diye. Türkiye’ye de giremiyor bir çok suçtan aranıyor şu an, acayip iştahlı. Şimdi Fatih Altaylı öyle karnından konuşmasın, konuşacaksa gelsin karşımıza konuşalım. “İki saat benden bahsediyor”. Cübbeli katıldı. “Kimden bahsettiğimizi herkes biliyor” dedi. Bak çok manidar bir ifade şimdi, çok çok önemli hani bilmiyorlardı. Hani böyle ulusal kanallara ihtiyaç vardı. Bak, ne diyor? “Kimden bahsettiğimizi herkes biliyor” dedi diyor Cübbeli. Demek ki, anı anına, saati saatine çok detaylı takip ediyorlarmış. İspat oluştu mu şu an? Bak, Allah ispat ediyor. “İki saat benden bahsediyor”. Cübbeli diyor, ne güzel. Senden bahsettikçe İslam gelişiyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın müjdesi gelişiyor. Ve Cübbeli sen tarihi bir insansın, sana söyleyeyim. Peygamber (s.a.v.)’in hadiste bildirdiği bir insansın sen. Bak ben harika bir söz ediyorum. Sen Peygamber (s.a.v.)’in hadislerde belirttiği önemli bir şahsiyetsin. Ve sen tarihe geçeceksin Cübbeli. Tarihe geçeceksin sen. İslam tarihine geçeceksin. 50 sene sonra, 60 sene sonra bile çocuklar senden bahsedecekler. Ve Peygamberimiz (s.a.v)’in gösterdiği mucizeden, insanların hayretler içinde kaldığını göreceksin. Ve sen kimlerle iş birliği içinde olduğunu da Allah sana gösteriyor. Kimlerle kol kola hizmet ettiğini de Allah sana gösteriyor. Ve benimle baş edemezsin sen Cübbeli sana söyleyeyim. Sen kiminle aşık attığının farkında değilsin. Ben Allah’tan yanayım, haktan yanayım ve bütün mazlum milletlerden yanayım ve salih, samimi Müslümanlardan yanayım. Ben Fatih Altaylı ile kol kola, bana karşı mücadele edenlere karşı aşkla, şevkle ilimle mücadele ederim. Ve her seferinde de yenilirler söyleyeyim. Ellerinden geleni artlarına koymasınlar, hodri meydan diyorum. Ne diyorsun Berker’im?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, evvelAllah. Şimdi sadece bu kadar bilgimiz var. Detaylı bilgi alırsam, detaylı cevap veririz yarın, inşaAlllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam sadece yerel kanallarda değil, Türk kanalında değil, İtalyan kanallarında da çıkıyorsunuz. Dün gösterdik, bugün de gazetelerde bir çok gazetede bahsediliyor sizden.
ADNAN OKTAR:İtalya’da günlerden beri panik devam ediyor. Bütün İtalyan kanallarında var.
ALTUĞ BERKER: Bakın Hocam; “Anneciğim Türkler iki” diye başlık atmışlar Hocam.
ADNAN OKTAR:“Türkler geliyor” diyor. Hani onlarda vardır ya Türk korkusu, Osmanlı döneminde Türkler geliyor diye. “İkinci Türk” diyor yani, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Başka bir tanesinde yine sizden bahsediyor Hocam İtalyan gazetesi ve konu hakkında, evrim hakkında, “otoriter olan Adnan Oktar” diye bahsediyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet maşaAllah. İtalyanlara inşaAllah faydalı oluruz. Ben çok seviyorum İtalyanları, acayip güzel insanlar. Binalar güzel, arazi güzel, sevgi anlayışları güzel, çok şahane bir ülke, inşaAllah. Özellikle sanat anlayışları, estetik anlayışları, bir de nezaket, üslup, adap edep her şeyde güzel, birçok şeyde güzel. Tabii eksik yönler var, onlar da inşaAllah düzelecek. İnşaAllah tam Müslüman olacaklar ve mükemmel bir İtalya göreceğiz Allah’ın izniyle. Fakir İtalya görmeyeceğiz, inşaAllah.
“Selam Sayın Hocam” diyor, Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Geçmiş konuşmalarınızdan birinde, ”Bundan sonra delireceğim” demiştiniz. Referandumdan önce bunu söylemiştiniz, maşaAllah. Cemil Çiçek’ten başladınız, Aydın Doğan’dan devam edip Fatih Altaylı’ya geçtiniz. Arkadaşlarınızın böyle etkili çalışma yapacağını belirtiyorsunuz. Hakikaten dediğiniz gibi deliriyorsunuz ve ceddiniz Hz. Ali (r.a) gibi döne döne mücadele ediyorsunuz, savaşıyorsunuz” diyor. Hz. Ali (r.a.) biliyorsunuz Haydar-ı Kerrar’dı. Döne döne dövüşen aslan anlamına geliyor Haydar-ı Kerrar, inşaAllah. “Allah şevkinizi daha da artırsın. İsmimi okumayın” ne olur yani Mustafa memlekette bir sürü Mustafa var, seni nereden çıkarsınlar. Bir şey olmaz. Okumayayım, tamam. Ne var, ne olur, inşaAllah. Mustafa delikanlı ol bir şey olmaz. Memleket bizim, milletimiz bizim, biz bizeyiz, hepimiz bir aileyiz, kardeşiz bir şey yok. Ben candanım, tabii ben Allah’ın delisiyim. Allah’a kendini adamış bir aşk delisiyim. Allah aşkının delisiyim, inşaAllah.
Cemil Çiçek tabiî ki eleştiririm çünkü Aydın Doğan’la paralel giden bir adam, iç içe olan bir adam ve başka özellikleri de var, inşaAllah.
Hakan kardeşim bir şey sormuş ama, Hakan vaktimiz dar olduğu için onu şimdi açıklamayayım onu sonra söyleyeyim.
“Selamün aleyküm, Hocam” Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan çok güzel o yeterli, onu derseniz yeterli. Artık geliştiriyorlar sürekli bir ilaveler, çok güzel onlar da çok güzel ama Muhammed Adnan güzel. “Bahsettiğiniz tırnak ile uygulanan ilim ile ilgili çalışmalarınız sonuçlandığında, geçmişte muallakta kalan önemli olaylar hakkında biz takipçileri bilgilendirmeyi düşünüyor musunuz? Allah’a emanet olun. Selam ve dua ile. İhsan Murat”. Tabii çok büyük ilim bu. Bu çok acayip bir şey. Kim bilir ne olaylar ortaya çıkacak, aydınlanacak. Hz. Süleyman (a.s.) devrindeki ilimlerden bir tanesi bu. Kim bilir başka ne ilimler var, bilgiler var. Çok heyecanlandım, çok şaşırtıcı bir şey. Yani dikdörtgen, tam ekran boyutunda çok net görüntü oluşması geçmiş bir olayın. Bu nasıl açıklanabilir? Bu çok acayip bir şey bu, çok hayret verici. Bir de bak binlerce yıldan beri uygulanan bir ilimmiş, biz daha yeni öğreniyoruz. Bilen vardı da bana daha önceden neden söylemediniz? Ayrıca bu da hayrettir. Bu ilmi bilen o kadar sakin ki; ne var bunda gibisinden. Çok büyük bir olay bu. Değil mi, bu hayret verici bir şey değil mi bu? Biliniyormuş bak, binlerce yıldan beri bilinen bir ilim. Anadolu da uygulanan bir ilim. Osmanlı döneminde de biliniyor, Selçuklularda biliniyor, çok eski tırnak ilmiyle bilim. Hayret, tevafukken öğrendim. Kim bilir başka neler öğreneceğiz böyle, inşaAllah.
“Esselamu aleyküm” ve aleyna aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam. Sayın Hocam sizden birkaç kez daha duymak isteriz. Hz. İsa (a.s.)’a Mesih diyor ve Yüce Allah Kuran’da ancak Mesih’in anlamı Kurtarıcı demek. Hz. Mehdi (a.s.)’da kurtarıcı burada bir çelişki yok mu? Lütfen bizi bu konuda aydınlatabilir misiniz? Allah gani, gani razı olsun sizlerden. Sizi her gece izliyor ve internetten bütün yazılarınızı takip ediyoruz”. Benim internet girişim HarunYahya.Tv girişim günlük 150-200 bin arasında değişiyor. Yani sonraki gün izleme, bu canlı yayından çok daha vurucu bir şey. 150 ile 200 bin arası izleniyor sırf HarunYahya.Tv, maşaAllah. “Allah yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun. Hayırlı geceler diliyoruz tüm yayındaki arkadaşlara.” Mersin’den Osman kardeşimiz.
Mesih mesh edilmiş, mesh eden anlamında. Hz. İsa (a.s.)’ın eliyle mesh etmesinden kaynaklanıyor yani özü Allah tarafından mesh edilmiş anlamında. Veyahut ince belli anlamına da geliyor. Hz. İsa (a.s.) ince belliydi. O anlama da geliyor. Ama asıl anlamı mesh etmek zaten açık Mesih. Saçı mesh edilmiş, yağlı. Hz. İsa (a.s.)’ın yüzü pırıl pırıl parlar. Ama asıl olan budur. Hz. İsa (a.s.)’ın ana özelliklerinden birisi mesh eder. Gördüğü birisi olduğunda, sevdiği olduğunda elini böyle sürer, sürüyor yüzüne. Bir anda bir ferahlık, bir aydınlık, hastalığı varsa geçiyor, mesela baş ağrısı vardır, sürer elini geçer. Mesela cildinde baras denilen bir hastalık oluyor mesela elini sürüyor, kısa süre sonra geçiyor. Ama Hz. Mehdi (a.s) için de Allah Tevrat’ta, “Kral Mesih” diyor. Hz. Mehdi (a.s.) ayrıdır, Tevrat’ta belirtilen Hz. Mehdi (a.s.) ayrıdır, çok detaylı, kapsamlı anlatılıyor. Dünya hakimi olan, dünya lideri olan Hz. Mehdi (a.s.) ayrıdır, Mesih ayrıdır. İsa Mesih ayrıdır. O da Tevrat’ta geçiyor. İsa Mesih hakkında da bilgi var. Ama Kral Mesih hakkında yüz mislidir belki. O kadar çok detaylı bilgi geçiyor. Boyu posu, ne zaman çıkacağı, ne yapacağı, dünyaya nasıl hakim olacağı çok kapsamlıdır. İsa Mesih hakkında da Tevrat’ta bilgi var ama daha azdır onun hakkındaki bilgi. Yani o da yine aynı Mesih olarak ifade ediliyor ama orada ilave olarak Hz. Mehdi (a.s.)’da “Kral Mesih” olarak geçiyor, inşaAllah.
MaşaAllah, “Hocam, sizin hiddetiniz hiddet değil gadab-ı şahane” diyor bak maşaAllah. Çok güzel, bak tam ifade etmiş maşaAllah. Allah için gadablanıyorum ben ve Hamiyet-i İslamiyem feveran ediyor ve buğz ediyorum anormal hareket edenlere. Yoksa ben insanların hepsinin kurtulmasını isterim. Cübbeli’nin de kurtulmasını isterim. Fatih Altaylı’nın da kurtulmasını isterim. Yanlış oldukları için, ahlaklarına ve kişiliklerine karşı buğz ediyorum, inşaAllah. “O mübarek yeşil gözlerinizde şimşek çakıyor, maşaAllah. Her konuda hislerimize tercüman olduğunuz gibi Hamiyet-i İslamiye hislerimizin de tercümanı oluyorsunuz. Siz arslansınız, arslan Hocam. Kükredikçe biz silkelenip kendimize geliyoruz. Helal olsun Hocama, kükreyin Hocam. Söylediklerinin hepsi hak. Not: Hocam, bir yandan da Habertürk açık, Cübbeli biraz akıllanmış gibi.” EvvelAllah, daha da akıllandıracağız. “Haydi bakalım, inşaAllah. Zeynel” demiş kardeşimiz.
Evet, yine Mustafa Şahan da İzmir’den aynı anlamda bir yazı yazmış kardeşimiz. MaşaAllah. Berker’im Oktar’ın manevi makamı sende.
ALTUĞ BERKER:Buyurun Hocam. Mehmed Zahid Kotku Hazretleri, Hocam hayatı ile de ilgili bilgiler var ama müsaade ederseniz müslümanlar için önemli bir temennisi var şöyle diyor önce ondan bahsetmek istiyorum. Müslümanların tam bağımsızlıklarını kazanmaları ve bir İslam Birliği’nin kurulması onun en önemli temennisiymiş Hocam. Şöyle ifade etmiş: “İnşaAllah az bir müddet sonra Hristiyan ellerinde esir bulunan diğer Müslümanlar da hürriyetlerine kavuşur ve sonra da hep bir araya gelip el ele verirler de dünyanın en muazam ve yıkılmaz bir devleti olurlar” demiş. Başka bir sohbetinde de, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili beyanlarda bulunmuş. Şöyle diyor; “Ey ümmetim sizi bir Mehdi ile tebşir ederim” yani müjdelerim “Zamanlarınızın korkunç günleri olacaktır. Korkunç günlerinizden sonra sizleri hayırlı bir günle tebşir ederim. İyi dinleyiniz. İnsanların ihtilafa düştüğü bir devirde çıkacak, zelzelelerin, felaketlerin, tuğyanların, isyanların olduğu bir zamanda bu zat çıkacak. Bu zatın gelmesiyle yeryüzü adaletle boğulacak. Adalete boğulacak, ortalık adalet dolacak. Hz. Ömer (r.a.)’ın devri gibi herkes rahatlık huzur içerisinde olacak. Nasıl ki zulme, çevre felaketlere düşmüştünüz onun mukabili adalet olacak. Gökteki melekler de ondan razı olacak, enbiyalar da ondan razı olacak, yerde yaşayanlarda ondan razı olacak. Malı müsahat ile adaletle dağıtacak” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Şimdi Hocamı anlat.
ALTUĞ BERKER: Anlatayım Hocam, inşaAllah. 20. yüzyılın en büyük İslam alimlerinden olan Mehmed Zahid Kotku Hazretleri (k.s.), İslam ahlakının yayılması için uzun yıllar hizmet etmiş, çağımıza ışık tutan mübarek şahıslardan biridir. 1897 yılında Bursa’da dünyaya gelmiştir. Ailesi Şirvân'a bağlı, eski bir hanlık merkezi olan Nuha'dandır. Kafkasya'da bir dağ eteğinde bulunan bu yöreden Osmanlı-Rus Harbi sırasında Anadolu'ya göç etmişlerdir. 1917 yılında Gümüşhane Tekkesi'ne giderek Şeyh Ömer Ziyaeddin Efendi Hazretlerine bağlanmıştır.
ADNAN OKTAR: Bak Kafkasya hep seyit yatağı görüyor musunuz? Hep seyitler oradan, maşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER: Ziyaeddin Efendi’nin vefatı üzerine Gümüşhanevi Dergahı Şeyh’i Tekirdağlı Mustafa Fevzi Efendi yanında manevi eğitimlerine devam etmiş ve önde gelen talebelerinden biri olmuştur. Pek çok insanın hidayetine vesile olan sohbetlerinde klasik ilmihal bilgilerini değişik ve güncel kanıtlarla açıklamış, Kuran ayetlerini ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in hadislerini aktarmıştır. Zahid Kotku Hazretleri’nin hafızası çok güçlüydü. Konuşması çok yumuşak ve kalplere hitap eder şekildeydi. Halka hitabı çok güzeldi. Karşısındakine her zaman söz fırsatı tanır, kesinlikle bildiği bir şeyi bile sanki ilk duyuyormuş gibi yumuşak bir tavırla dinler manalı ve nükteli cevap verirdi. Sohbetleri hoş, hutbeleri fevkalade celalli olurdu. Hutbe esnasında sesini yükseltir ordu önündeki bir komutan gibi şevk ve heyecanla ve irticalen konuşurdu. Kendisi farklı sözlerinde yalnızca bilmenin değil, bildiğini uygulayarak ilmi hayata mal etmenin gerekliliğine de değinmiştir. Mehmet Zahid Kotku Hazretleri ruhun temizlenmesinin, kirlerden, paslardan arınmasının ancak fedakarlıklarla, feragat ile kısacası Allah yolunda harcamakla mümkün olduğunu anlatmıştır. Bu amaçla Hakyol Eğitim Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı'nın kurulmasına öncülük etmiştir. Nasihatlerinin temelini, "Müslümanların kardeş olduğu" gerçeği oluşturmuştur. Kardeşliğin bir gereği olan yardımın, hizmetin tam olarak yerine getirilmesini istemiştir. Demin anlattığım temennilerde bulunmuş Hocam ve eserleri de var. On beş civarında eseri de var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocamız Allah rahmet etsin. İslam’ın güneşi olan çok büyük değerli alimlerden birisidir. Birçok büyük değerli alimi yetiştirmiştir, mürşidi yetiştirmiştir. Esat Coşan Hocamızın da mürşididir. Nakşibendi şeyhidir biliyorsunuz. Esat Coşan Hocamız da şehit oldu biliyorsunuz, maşaAllah. Onun da mürşididir. Allah gani gani rahmet etsin, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Esat Coşan Hocamız sizin fakirhaneye teşrif etmişlerdi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Hocam beni çok severdi. Ben de onu severim Hocamızı, inşaAllah. Allah böyle güzel alimleri, değerli insanları Cennette bizlerle de komşu etsin, inşaAllah. Onlarla beraber olmayı, birlikte sohbet etmeyi nasip etsin. Evet, “Kişi sevdiğiyle beraberdir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Cübbeli, Fatih Altaylı’nın eteğine yapışmış durumda. Evet, o sevdiğiyle beraber. Biz de sevdiklerimizle beraberiz. Ondan sonra o onlara güveniyor, biz Allah’a güveniyoruz, inşaAllah. O sırtını Aydın Doğan’a dayadı, biz Allah’a dayadık sırtımızı. Efendim, o kendince bu tarzda bir faaliyetle, bizim faaliyetlerimizi, bizim faydalı çalışmalarımızı durduracağını zannediyor. Bazı kişilere yaranacağını zannediyor. Efendim, bazı ailelerden, aldığı bazı desteklerle, bazı başarılar elde edeceğini düşünüyor. Halbuki bu onu çok olumsuz bir görünüme doğru itiyor. Yani biz onun arkasında kimler olduğunu, oraya Habertürk’e onun kimlerin çıkardığını çok iyi biliyoruz. Yani hangi karşılıkla oraya çıktığını da biz çok iyi biliyoruz. Onun için elinden geleni ardına koymasın. Zaten o anlamda benim muhatabım da değildir. Yani oturup ben onunla uğraşmam fakat yaptığı kendince tahribat gibi gördüğü faaliyetlerin bizim lehimize olduğunu görmesi açısından anlatıyorum. Yoksa ben fikren ezer geçerim öyle adamları. Yani öyle çok adamlar, tip çıkıyor bizim karşımıza. Hepsi karşılığını alıyor. Bakın normalde yenilmez bir güç gibi görünüyor. Aydın Doğan’ı yanına almış adam, Fatih Altaylı’yı da bir tarafına almış, ortaya da Cübbeli oturmuş normalde bunlarla baş edilmez gibi görünür. Ama bak bir üfürümde otuz takla atıyorlar. Bas bas bağırdı, “Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diye. Herkes Hz. Mehdi (a.s.)’ı öğrenmiş oldu. Var gücüyle değil mi mücadele etti? “Aman” dedi, “Adnan Oktar’ın yanına yanaşmayın” dedi, “aman sözlerini dinlemeyin” dedi. Bak, milyonlarca insan benim sözlerimi dinler hale geldi ve böyle hizmet etmiş oldu ve daha da edecek. Zaten yaptığı mücadelenin yanlışlığı ve yolunun ne kadar garip olduğu ve görüntünün karanlıklığı oradan anlaşılıyor ki, Aydın Doğan’a sırtını dayaması ve Aydın Doğan gibi bir adamın bunu desteklemesi ve bizle mücadele için bunu seçmiş olması, böyle bir garibanı seçmiş olması. Yani üflemeye bile gerek yok ona, o kendi kendini zaten etkisiz hale getiren birisi. Ama muazzam hizmeti oldu, o yönüyle maşaAllah. Özellikle İttihad-ı İslam’ı şahlandırdı Cübbeli. İttihad-ı İslam’ı gizleyerek, kapatarak Müslümanlara onu uzak bir tarihte göstermeye çalışarak, benim bu konuyu yüzlerce, binlerce kere gündeme getirmeme vesile oldu. Mehdiyeti adeta coşturdu. Mehdiyeti kendince yok edeceğini zannediyordu. Mehdiyet böyle Güneş patlaması gibi oldu. Bütün dünyayı kucakladı ve her gün Hz. Mehdi’nin çıkacağıyla ilgili acı haber, hem Aydın Doğan’ın kulağına gidiyor. Onlar arasında acı haber tabii, Müslüman açısından tatlı ve güzel haber ve her gün Cübbeli bu ızdırabı yaşıyor. Her gün Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerini görüyor ve onlara sığınmakla çok büyük hata yaptığını da yakında görecek. Yani hak yanlısı olanlar daima başarılı gidiyor. Haktan uzak, yanlış hareket edenler de mahcup olacaklardır, bunu görecekler inşaAllah. Ne yapıyoruz?
SUNUCU:Yarınki kanallarımızı söyleyip bitirebiliriz, inşaAllah. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Kocaeli Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. İsra Suresi 71, “Her insan grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir 'hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar.” Ahirette Fatih Altaylı, Aydın Doğan, efendim Cübbeli hep beraber Allah’ın huzuruna çıkacaklar. Orada biz de inşaAllah Resulullah (s.a.v.) ile beraber biz de orada olacağız. Bakalım Cübbeli nasıl anlatacak bu yaptıklarını, bu faaliyetlerini nasıl anlatacak, bu ahbaplarını, dostlarını böyle kendi yedeğini aldığını, sırtını dayadığı ahbapları hakkında bakalım ne açıklamada bulunacak. Hep beraber göreceğiz, inşaAllah. Son bir ayet okuyayım. Şeytandan Allah’a sığınırım, İsra Suresi 81, “De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." Evet, bu kadarla bitirelim, inşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...