SUNUCU 1:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza kaldığımız yerden, Kaçkar TV ve harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim, evet. Neler anlatalım Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Günlük haberlerden uygun görürseniz devam edebiliriz.
ADNAN OKTAR: Böyle canlı canlı mı, heyecanlı mı konuşacağız? İkisi birden, haydi bakalım.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bugünkü yazısında Emre Aköz, Sabah Gazetesi’nden, Aydın Doğan medyası başta olmak üzere, bir kısım basının psikolojik bir operasyon yürüttüklerini yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne yönde?
ALTUĞ BERKER: “Referandumdan sonra böyle olacağı belliydi. ‘Evet’ çıksa bile böyle olacaktı” diyor. Bir de “gazete manşetleri ve flaş haberlerle istatistik gerçekleri bile tam aksi yönde yansıtabiliyorlar” demiş Hocam, Aydın Doğan medyası için.
ADNAN OKTAR: Kim dinler efendim, Aydın Doğan’ın anlattıklarını? Öyle bir sorun yok. O eskidenmiş. Biz duyardık çocukluğumuzda, “Aydın Dedem, şu bu” falan, onlar artık onlar hikaye oldu, kimse dinlemez. Millet artık aklı ile hareket ediyor. İnternet varken Aydın Doğan olmaz. İnternetin, bilgisayarın olmadığı dönemde makul, bir dereceye kadar makul, adam okuduğuna inanıyordu. Ama şimdi doğrusunu iki düğme ile bastı mı buluyor. Dolayısıyla Aydın Doğan hikayesi bitti. O mumun üstünden duman çıkıyor şimdi. Üfledik mumlarını. İnşaAllah. Otuz cehtten efendim, ilim ehli üfledi. Dolayısıyla sadece duman çıkıyor şu an. Nasıl bir duman olur o? Biraz güzel çıkmaz onun kokusu. Mum söndüğünde bir garip kokusu olur. İşte o şu an olan olay, başka bir şey yok. Evet.
ALTUĞ BERKER: Milli Gazete’den Şakir Tarım şöyle bir yazı yazmış. “Şimdi icraat zamanı” başlıklı yazısında; “kongre çok güzel ve çok başarılıydı. Ama şimdi oradaki irade, şuur ve heyecanı tüm Türkiye’ye yansıtmalıyız, icraata başlamalıyız” demiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bir kere en başta şöyle Mehter Takımlı falan bir toplantı, sonra ev sohbetleri. Çok güzel oluyor Saadet Partisi’nin ev sohbetleri eskiden. Milli Selamet Partisi’ydi eskiden. İnşaAllah. Devam et Berker.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Özdemir İnce’nin yazısında, bugün her zamanki gibi dini değerlere ve İslam’a kendince saldıran bir yazı yazmış. İslam’ın ilk dönemlerindeki gibi AK Parti’nin de şuura muura dinlemeyip, her şeyi kılıç zoruyla yaptığını yazmış. “Hz. Ömer Dönemi de öyleydi” demiş haşa, “Arap toplumunun en büyük sorunu dindir” demiş, “bundan da kurtulamayacaklar” demiş. “Bizi de tutsak etmek istiyorlar. Bu nedenle de türban asla masum bir simge değildir” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Niye? Bilakis çocukları mahcup ediyorlar. Orada “yok başörtülü, bilmem ne, şu bu” falan diyerek çocukları rahatsız ediyorlar. Çocukları mahcup etmenin ne alemi var bu kadar? Geçenlerde bir toplantıda, ATV mi bilmiyorum, bir televizyon kanalında salona gençleri toplamışlar. Bir tane kapalı kız var. Cingir cingir kerata bir genç kız, güzel de bir kız, başörtüsü ile ilgili böyle konuşuyor. Orada kız arkadaşı var, çocuğu mahcup edeceğin belli, ne gerek kardeşim. Ayıp, yani insan öyle bir düşüncesi varsa bile, orada o insan varken onu yapmaz. Ayıp. Bir de ne, paniğe ne gerek var? Sen eğer aydınlanmayı istiyorsan genel kültürü yaygınlaştır, bilgini arttır. İnsanların çok okumasını sağla. Sen cahillikten çekin. Başörtüsünden ne çekiniyorsun? Cahil ortamda komünist gelişiyor. Peki, ondan niye çekinmiyorsun? PKK gelişir, satanist gelişir, it kopuk gelişir, terörist gelişir. E onlardan çekin sen. Ne ondan çekiyorsun. Çocuk neye inanıyorsa onu yapar. Sen, sana ne, inşaAllah? Bir de bir avuç çocuklar. Nedir, üniversitelerde falan beş tane, on tane, on beş tane bu çocukları mahcup etmek? Kapı önlerinde şamata yapıyorlar; işte pankartlar, yazılar falan. Ne kadar ayıp. Nasıl vicdan bu. Bir de “yok biz” diyorsun “işte solcuyuz” işte, “demokrasiden yanayız, özgürlükten yanayız.” Nerenin özgürlüğü. Özgürlük var mı orada? Sen kapının önünde var gücünle bağırıyorsun. Çocuklar ne kadar çekinirler. Olay çıkarıyorsun. Ne olacağı da belli değil. Var gücünle bağırıyorsun. Hani demokrattın sen, hani özgürlükçüydün? Sen daha orada başlamışsın despotluğa. Yani orada acayip bir baskı var ve şiddet var. Yani maazAllah, neuzübillah, demek ki ellerine imkan geçse, kim bilir neler olacak. Sırf başörtüsü taktı diye bir çocuğa, üç beş tane genç kız için okulda yeri yerinden oynatıyorlar, ne olur o? Bu adamların iktidara geldiğini düşünün. İşte onun için komünizm çok büyük bir tehlikedir. Müslümanlıkta, komünist elini kolunu sallayarak gezer. İstediği gibi komünist propaganda da yapar, kitap da okur; kimse karışmaz ona. Komünist kıyafet de giyer, komünist bıyığı da bırakır. Kimse ona bir şey diyor mu? Tişörtüne Che’nin resmini yapıştırıyor, çıkıyor geliyor; kimse bir şey demiyor, demez de. Nesine lazım kimsenin? Bir de genç kıza kabadayılık yapmak, ne kadar ayıp. Mesela sakallı gençler giriyor, sakal Müslümanlık alametidir. Yani eğer o niyetle şey yaparsa. Adam giriyor sakallı. Müslümanlık alameti olarak adam, temiz bir yüz de Müslümanlık alametidir, nurlu bir yüz, efendi bir yüz. E ne yapacaksın? Adam nurlu, efendi diye sokağa mı atacaksın yani? Olur mu böyle şey. Ne kadar mantıksız yani. Bırak çocuklar ne yaparlarsa yapsınlar. Çünkü ben mesela bir komüniste de baskı yapılsa, ben o ortamda rahat yaşayamam. Mesela ben masonlar da özgür olsun istiyorum. Bak demin burada masonlar vardı. Aslında çok kalabalıklardı da ben “üç kişi gelsin sadece” dedim, onları seçmişler. Bayağı kalabalıktı. Hep meşrik-i azam, yani otuz üç derece, otuz iki derece falan, yani dünya çapında yöneticileri masonların. “Hocam” dediler, “emrindeyiz” dediler hepsi. Yani, “ne emrediyorsan onu yapalım” dediler. Tabii, inşaAllah. “Yeter ki dünyaya barışı getirelim, güzelliği getirelim. İslam ahlakı hakim olsun, huzur bulalım” diyorlar özetle, inşaAllah. “İsa Mesih (a.s.) gelecek” diyorum, bak nasıl acayip hoşlarına gitti, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Dünyada bir Müslüman’dan ilk defa duyuyorlar Hocam. Bu, dünyada ilk duydukları şeyler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, kardeşim okullarda bu başörtülü genç kızlara yapılan şiddet, dehşet vericidir. Çok ayıp oluyor. Yani çok büyük olay o. Yani çünkü dün televizyon kanalında gördüm; acayip bağırtı çağırtı, yani dövecekler neredeyse çocukları yani orada. O olay onu gösteriyor. Yani canlarına kastedecekler. Yani giremeyecek gibi, yani sokmuyor içeriye, okula. Yani devletin karar alması yeterli olmuyor. Adamlar “bir de biz de devletiz” gibi kafalar var, yani “bir de bizden emir alacaksınız” gibi; bu çok anormal bir şey. O zaman bize ne demokrasiden bahsedin, ne özgürlüklerden bahsedin ne insanlıktan ne şundan ne bundan. Eğer dürüstseniz, bu genç kızlara karşı çok saygılı olmanız lazım, sevgi dolu olmanız lazım. Ne yapıyor çocuklar. Ağzı var, dili yok. Hep masumlar. Yüzüne baksan kızarıyorlar. Yani “Allah’tan korkun” diyeceğim; Allah’a inanmıyor adamlar. Yani ne diyeyim ben bunlara yani? Ancak demokrasiden bahsedebiliyoruz. Onu da zaten kabul etmiyorlar. Şimdi, devletin önlem alması lazım. Yani “başörtülü bir genç kızı biz okula sokmayız” diyorsa adam, “ben devletim” diyor, olmaz. Bizim bildiğimiz bir tane devlet var. O zaman diyecek ki devlet dairesine; “biz buraya inanan Müslüman’ı sokmayacağız arkadaş.” Mesela Devlet Bakanlığı’nda adam memur. Ee? “Sen komünist değilsin, seni buraya sokmayacağız.” Olay buraya gider. “Sen Müslüman’sın. İşte bunun alameti var, başörtüsü. Ben seni buraya sokmam. Olay çıkartırım” diyorsa bir adam, “ben devletim” diyordur. Bu çok ağır bir suçtur. Yani devlet karar alırsa o ayrı mesele. Devlet der mesela; “başörtüsü sokmayacağım.” O tamam, ona kimse bir şey demez. Ama devletin aldığı bir karar yokken devlet adına adam karar alıyorsa bu, devlete meydan okumadır. Devletin orada kendini savunması gerekir. Yani vatandaşı savunacak. Yani devlet o zaman acze düşmüş olur. Devlet de asla acze düşmeyeceğine göre, her ne pahasına olursa olsun o çocukların sağ salim okula girmesini sağlamakla mükelleftir okul. Yani, “ne yapalım işte bağırıyorlar, çağırıyorlar?” Kardeşim yarın bir gün öğretmeni de sokmaz. “Sen arkadaş komünist değilsin” der, “okula sokmuyorum” der. Ne diyeceksin? Olur mu öyle şey? Komünistler mi yönetecek memleketi? Olmaz öyle şey. Devlet ne pahasına olursa olsun bu tip manzaralara müsaade etmemesi lazım. Yoksa yani biber gazı, üzüm gazı falan; onlarla olacak gibi değil. “Arkadaş” diyecekler, “bu okul devletin okulu, siz de devletin kanunlarına uyarak geliyorsunuz. Buraya her fikirden adam gelir.” Komünisti de gelir, faşisti de gelir, dindarı da gelir, imansızı da gelir. Satanisti de gelir, yasak değil ki satanist de gelebilir okula. Kimse kimseye karışamaz. O zaman mesela Müslümanlar da çıksa, “buraya” dese; “buraya da biz de komünist sokmuyoruz.” Bu da olmaz. Olur mu öyle şey. Herkes kendi fikrine göre devlet kurmaya kalkamaz. Bir tane devlet var. Devlet böyle bir, zaaf manzarası gibi bir şeyi hiçbir şekilde vatandaşa göstermemesi gerekir. Bir öğrenciyi okula sokmamak, öyle kabadayılık yapmak, hiç kimsenin harcı değildir. Her ne pahasına olursa olsun, devlet buna müsaade etmemesi lazım. “İşte ne yapalım, bağırıyorlar?” Onun da çözümü vardır. Öyle bir şey olmaz. Adam demokrasiyi kabul ediyorsa okula gelsin. Devletlik iddiasındaysa, o apayrı bir ekole girer, o zaman okulla işi yok o adamın. Ne diyorsun Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Tamamen doğru inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim mahalleye de giremesin o zaman Allah Allah.
Diyecek ki; “sen başörtülüsün.” “Ee? Benim evim var burada” diyecek, “evime gidiyorum.” “Gidemezsin.” “Niye?” “Burası bizim kontrolümüzde. Biz de komünistiz” diyecek, “sizi buraya sokmuyoruz.” Buyur, ne demek bu? “Devlet yok” anlamında bir ifade kullanmış oluyor adam. Devlet kendine ima yollu dahi meydan okutturmaz. Yani öyle bir konu olmaz. Adam devletin devlet olduğunu kabul edecek. O zaman korkunç anarşi olur, terör olur. Yani olmaz öyle şey. Millet devlete güveniyor. Yani diyor; “devlet benim burada güvenliğimi sağlar. Ben buraya, rahatça bu okula girebilmeme imkan sağlar” diyor. Ama devlet desin; “kardeşim” mesela “başörtülü giremezsin.” Amenna, bitti. Zaten çocuklar bir şey demiyor, kuzu gibi. Hemen, efendim işte ne yapıyorlar? Genellikle peruk mu takıyor çocuk? Bir şey yapıyorlar yahut açıyor kapıda giriyor, şöyle böyle. Yazık çocuklara ben onları görüyorum çok acayip bir şey. Çok mahcup ediyorlar çocukları. Yani okullarda yirmi tane çocukla devlet mi yıkılacak. On tane kız çocuğuyla devlet mi yıkılacak? Cübbeli de habire alttan alta körüklüyor sistemi. Halbuki bak mesela bu çocuk çok modern, gayet kaliteli, güzel, efendi bir kız. Bu zihniyet olursa milletimiz pek tedirgin olmaz, bir şey olmaz. Fakat Cübbeli bambaşka bir dünya sunuyor, insanları ürkütüyor. Zannediyorlar ki bu çocuklar da aynı kafada, aynı mantıkta zannediyorlar. Bu sefer iş bambaşka bir çığıra giriyor. İnsanlarda panik meydana geliyor. Halbuki böyle bir şey de yok. Yani Cübbeli’nin kafasında Türkiye’de çok çok az insan vardır.
Efendim, her ne ise hepsinde hayır var. Türk-İslam Birliği’nin oluşmaması her yerde bir rezalete sebep oluyor, her yerde bir acıya sebep oluyor. Pakistan’da, mesela geçen günler Mısır’da genç kızları dövüyor polis. Kapalı genç kızları erkek polis aramaya kalkıyor terbiyesiz herif şimdi münasebetsiz adam, olacak iş mi? Kız çocukları utangaç zaten şimdi kimsenin yüzüne bakamıyor, utanıyorlar. Kıllı kılçıklı herifsin sen, koskoca herif oturup çocuğu üstünden başına kadar arayacaksın. Utanacağı belli orada. Kadın polise aratsana. Çağır kadın polisi, getirttir, ara istediğin gibi ara. Bir de bütün cümle alemin içinde olmasına ne gerek var? Al bir yere. Getir kadın polisi de, “geç kardeşim” dersin, “geç içeriye kardeşim, orada bak kadın polis var” dersin. İstediği gibi arasın, ne yapıyorsa yapsın. Erkek polis cümle alemin içerisinde tepeden tırnağa genç kızı arasın? Kardeşim bunu kim kabul eder? Açık, kapalı fark etmez hepsi bizim evladımız, hepsi kardeşimiz yani. Burada çok acayip bir şey oluyor. Bak Mısır gibi bir yerde bile böyle bir olay var. Mehdi (a.s.) çıkacak da böyle bir olay olacak. Olmaz. Komünist kızlar göğsünü gere gere okuluna girer, istediği gibi Kapital’i de okur. Müslüman kızlar da istediği gibi başörtüsüyle girer. Kimse oturup onları o şekilde arayamaz. Komünist kızlara da süper saygı gösterilir, hürmet edilir, birinci sınıf insandır; Müslüman genç kızlar da birinci sınıf insandır, saygı gösterilir. Nasıl feryatları geliyor, televizyonda gördüm acayip gıcık oldum, kız çocuklarını acayip böyle. Sen gördün mü bilmem, görmedin mi?
SUNUCU 1: Görmedim. Oradan görmedim de duydum.
ADNAN OKTAR: Acayip feryat yapıyorlar, çocukları dövüyor yani şeyle. Kız çocuğuna sopa olur mu? Kadına el kalkar mı? Ne yapabilir kadın nihayetinde yani? O kadar saldıracak ne var? En fazla aratmıyor, aratmıyorsa aratmıyor, kapıyı kapatırsın olur biter yani. Ne şamata yapıyorsun? Yani bir sevgi, merhamet, şefkat; mesela kadınlara karşı özel bir sevgi yok birçok insanda. İnsan kıyamaz. Mesela Allah’ın ne güzel bir tecellisi, insan utanır, haya eder yani, inşaAllah.
Efendim geçen günler başörtülü hanımların daha titiz olması gerektiğini anlattım. Gülşen miydi? Bir kız kardeş bir yazı yazmış. “Hocam” işte “niye bize böyle...” İşte iyi olmanızı istiyorum. Kaliteli, güzel olun. Yani herkes size sempati duysun, sevsin. Daha ne istiyorsunuz? Temiz, bakımlı, efendi, saygılı… Bazıları böyle “nasılsın?” desen, hemen saldırı halinde yani. Mesela “buyurun” diyorsun, “niye buyurayım?” diyor. Ne diyelim peki o zaman yani Allah Allah? Yani bana demiyor da duyuyorum. Her şeyden kuşkulanır, her şeyden böyle işgillenir, kavgaya hazır. Halbuki böyle sevecen olması lazım.
Bir Taraf Gazetesi’nin yazarı bir hanım var. Böyle sevimli bir şey, bayağı tatlı, sevimli bir şey. İsmi var mı onun? Hatırlıyor musun, Taraf Gazetesi’nin?
ALTUĞ BERKER: Şu an hatırlayamadım Hocam.
ADNAN OKTAR: Hatırlıyor musun yüzü böyle oval, sevimli bir kız? Sen hatırladın mı onu?
SUNUCU 1: Hayır, hatırlamadım Hocam.
SUNUCU 2: İran’a giden mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Yok, Taraf Gazetesi’nde gazetecilik yapıyor çocuk. Yani yazı yazıyor, köşe yazısı yazıyor.
SUNUCU 2: Bir bayan biliyorum, Taraf Gazetesi bilmiyorum. İran’a gidip gelmişti çünkü. Onun videosunu görmüştüm.
ADNAN OKTAR: Kardeşim benim dikkatimi çekmişti, sizin çekmemiş. Hayır, ben ismini biliyorum; kasten söylemiyorum. İsmi Hilal. Sizin aklınıza gelmiyor, inşaAllah. Bakıyorum yani sizin ne kadar dikkatiniz açık bu konularda. Çok şeker bir şey ama sinirli. Ne gerek kardeşim? Böyle güzel mesela hoş, sempatik bir hava estirmesi mümkünken, ne gerek var? Bir dobiş bir şey var, gazeteci bir hanım var. Tam ismini hatırlayamadım. Her neyse de… O dedi ki ona; “küçük hanım” diyor. “Saygılı konuşun” diyor. Ben bile gerildim. “Saygılı konuşun.” Böyle ne olduğunu da anlamadım. Kadıncağız da dedi ki; “ya” dedi, “benim” dedi, “yaşım senden ileri olduğu için” dedi, “onun için” dedi, “‘küçük hanım’ dedim” dedi. Ama o an aklına ‘küçük hanım’ gelmiş. Onu aşağılamak içi der mi adam? Nesine lazım öyle “küçük hanım” diye? Yani hakikaten o anda samimi olarak aklına o gelmiştir serbest konuşmada. Yani onu uygun bir üslupla mesela bir arada falan söyleyebilir nezaketiyle. Ama o şekilde kadını refüze etmek mesela yakışmadı. “Saygılı konuşun.” Bak ben bile gerildim. Seyrederken bile şaşırdım. İnsanı mahcup etmek çok zor bir şeydir. Yani nasıl yapıyor insanlar ben hayret ediyorum.
SUNUCU 3: Çok kolay yapıyorlar.
ADNAN OKTAR: Ben yani bir insanı ima yollu bile incitmekten müthiş rahatsız olurum. Ya ‘adam bozmak’ tabir ediliyor, nasıl yapıyorlar ben hayret ediyorum. Ben kendim onun çektiği acının yüz mislini ben çekerim. Yani ne kadar sıkıntı verici bir insanı mahcup etmek. Onun için ben biri bir şey dediğinde, çok çok aykırı bir şey değilse, mutlaka “tamam haklısın” derim. Yani çok acayip bir şey değilse. Yani benle çatışması önemli değil, menfaatimin çatışması; hiç ona önem vermem ben. Yani dinle, imanla çatışırsa tavır koyarım ben. Yoksa onun dışında, hemen kabul. Ne diyorsun anlattıklarıma?
SUNUCU 1: Doğru buluyorum inşaAllah Hocam, tamamen doğru.
ADNAN OKTAR: Neler doğru anlattıklarımın?
SUNUCU 1: Özellikle başörtü hakkında dedikleriniz, bizzat yaşayan biri olarak, mağdur biri olarak, kesinlikle onaylıyorum.
ADNAN OKTAR: Berfin; “Selamün aleyküm sayın Hocam. Dünkü programınızda kadınların her zaman bakımlı ve güzel olmasını ve kapalı kızları da çok beğenmediğinizi söylediniz.” Al buyur. Ne zaman söyledim ben bunu.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah.
SUNUCU 2: Söylemediniz tabii, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Bazıları hijyene dikkat etmiyor olabilir” gibi bir sohbet olmuştu galiba Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah’ım Ya Rabbim. Bak, Berfin eğer bunu ispat etmezsen, ben sana küseceğim yani, inşaAllah. “Ben sizinle razıyım.” “Sizin sözünüze razıyım” demek istemiş herhalde ama… Hayır hayır, ben öyle bir şey demedim, kapalı kızları beğenmediğimi söylemedim. Nasıl sevmem, olur mu? Bazıları, bazı kız kardeşlerimizde görüyorum ben; bakımsızlar. Şimdi detay vermeyeyim, beni konuşturmasınlar yani. Bakımlı olmaları şart. Çünkü İslam adına ortaya çıkıyorlar, Müslümanlık adına ortaya çıkıyorlar. Örnek olmak durumundalar yani. Güzel hareketler yapacaklar, konuşmaları güzel olacak, oturup kalkması güzel olacak, zarif olacak. Kızdırıcı bir söze karşı güzel, saygılı cevap verecek. Lafı oturtturmayacak, Peygamber gibi böyle, Peygamber ahlakı gösterecekler. Doğru muyum Berker?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah, tamamen Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, hürmet gösterecekler, tartışmacı olmayacaklar, cedelci. Allah ayette, Kuran’da Allah onu telin ediyor, yani cedel mantığını. “İnsan her şeyden çok tartışmacıdır.” Hemen lafı böyle, hani laf sokmaya meraklı bir üslup içinde olunmaması lazım. Güzel cevap verecek, pozitif. Yani olabildiğince olumlu cevap. Yani kavgaya hazır olmak çok kötü, tartışmaya hazır olmak çok kötü. Özellikle bayanlar kendileri arasında kavgaya çok hazırlar, ben bazen görüyorum. Nasıl kıyıyorlar ben anlamıyorum. Mesela keratalar birbirini çok kıskanıyor benim gördüğüm. Mesela, ne bileyim, her yönden çok güzel; hiç ummadık bir yönden mesela bir kusurunu buluyor, derhal onu gündeme getiriyor. Hem de acı bir yüz ifadesiyle, böyle hani onu kendince küçük düşürmek için. Delilik derecesinde de var yani kişilerde. Kadınların özellikle zalim olmaktan çok kaçınması gerekir. Kadınlara Allah mülayimliği daha fıtratlarına yoğun vermiştir. Daha şefkatli, daha sevecen, daha güzel huylu olacaklar inşaAllah. Ben kapalı hanımları da çok seviyorum, hepsini çok çok seviyorum; açık hanımları da hepsini çok çok seviyorum. Hepsine çok değer veriyorum, saygı duyuyorum. Birinin ötekinden benim için hiçbir farkı yok, hepsi kardeş.
“Selamün aleyküm benim milletimin aslanı” diyor, “Muhammed Adnan Hocam” Hepsi milletimizin aslanı, kardeşlerimizin hepsi inşaAllah. “Bu gece tarihsel buluşma tebliği Allah’ın izniyle, lütfuyla. Muhteşem bir dönüm noktasındadır Mehdiyet tarihinde inşaAllah, Allah-u alem. Hocam, arslanım Hocam, gözümün nurusunuz, Türk Milleti’nin iftiharısınız inşaAllah. O zaman heyecan ve hamd ile Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Türkler geliyor” diyor, hay maşaAllah, maşaAllah Osmanlı Ordusu gibi. “İnşaAllah kardeşiniz olmaktan iftihar ederim. Acz içerisindeki kardeşiniz, Muhammed Hakan Eryılmaz.” MaşaAllah.
Rusya Tatar Türkleri; “Es selamün aleyküm sevgili Hocamız.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü“ Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini bugünkü zamanda nasıl yaşanacağını örneğimiz üstadımız Said Nursi Külliyatı’nın hakikatlerinin açıklaması hizmetinin mirasçısıyız inşaAllah” MaşaAllah bak, Nur talebesi kardeşim, Rusya’da Tatar Türkler. Orayı da kaplamışlar, maşaAllah. Rusya’yı da ihya edeceğiz inşaAllah. Rus Devleti ihya olsun. Devlet yıkılmasın ama Müslümanlık hâkim olsun. Yani Rus Milleti aziz olsun. Bizim istediğimiz bu. “Ağabeyimiz Muhammed Adnan, bugünkü röportajınızda apaçık görünüyor ki, hatta eskiden olmaz diye düşündüğümüz ama bugün örnek olan masonların bile siz yapmaya çalıştıklarınızın hikmetini ve doğruluğu anlamaları, Peygamberimiz (s.a.v.)’e yapılan işkenceler onun son Peygamber olmasının alametleriydi. Amerika’dan masonların geldiği zaman aslında güzel hizmetinizi, desteklemek yerine bazı Müslümanların bunlara su-i zanda bulunmaları inşaAllah Mehdi (a.s.) vakti geldiğinin bir açıklamasıdır.” Canım dinsizlikle ilgili bir faaliyet yaparlarsa tabii ilmen tepelerine bineriz. Ama Hakk’ı, Hakkaniyeti savunuyorlarsa, mesela o gelenlerden birisi rahiptir, hem otuz üç derece mason, hem de evanjelik rahiptir. Bak, evanjelik; -Amerika’yı yönetiyor evanjelikler- onların rahibi, yani önemli bir rahip. “Hocam” dedi bak, yukarıda sır olarak söyledi ama benim ağzımda bakla ıslanmaz, “Hocam” dedi, “bak” dedi “bizde teslis inancı var biliyorsunuz” dedi, “ama” dedi “ben açıkça söyleyeyim; Bir Allah’a inanıyorum” dedi yukarıda. maşaAllah. “‘Allah Bir’ diyorum ben” dedi. Aklı başında adam da bunu yapar yani. Nasıl Allah üç olur. Çocuk olan söylemez yani. Allah yemek yer mi. Uyur mu Allah? Hâşâ. Beş yaşındaki çocuğa desen inanmaz yani. “Mehdi (a.s.)’nin vaktinin geldiğinin bir açıklamasıdır. Yanındaki tüm halisan yardımcılarınıza bizlerden saygılar” diyor herhalde evet, “inşaAllah, isteriz ki Mehdi (a.s.) talebelerinden sıcak sevgiler” evet, “inşaAllah Türk İslam Birliği yakında” diyor, “ümit ediyoruz.” Şimdi bak, selam gönderen kardeşlerimiz şuna dikkat etsinler; selamın alınması farzdır. Hatta daha iyisiyle alınması gerekiyor. Onun için selam gönderirse alınabilecek gibi selam göndersin kardeşlerimiz. Mesela diyor ki “bütün o bulunduğunuz çevrede kim varsa hepsine selam ediyoruz” diyor. Şimdi herkesin sıradan “aleyküm selam” demesi gerekir hatta “ve rahmetullahi ve berekatühü” demesi gerekir. Onun için sadece ilgili şahsa selam verilmesi daha doğru olur. Eve girdiğimizde de “Es selamün aleyküm” diye gireceğiz, mutlaka. Evde kimse yoksa ne yapacağız?
SUNUCU 2: O zaman söylemiyoruz inşaAllah diye biliyorum.
ADNAN OKTAR: Yine selam vereceğiz.
SUNUCU 2: Olabilir Hocam.
ADNAN OKTAR: Evin içi dolu, evin içi dolu; onlar alırlar selamı. “Es selamün aleyküm” de, onlar “Aleyküm selam” derler; sen duymazsın.
SUNUCU 2: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. “Gerçek Müslüman önder özelliklerini taşıyan Hocama selamün aleyküm Hocam.” Evet, kardeşimiz Cübbeli’yi eleştirmiş. Aslında o kadar önemli birisi değil; o gariban bir adam. Biraz saf; tahribat yapıyor. Şimdi bilmiyorlar da, hakikaten bir kısım insanlar, o doğru dürüst konuşuyor zannediyor. Fakat manen yavaş yavaş onları çökertiyor. Allah’a karşı saygıda pervasız hale getiriyor. Yani Allah korkusunu yavaş yavaş insanların kalbinden siliyor, adamlar farkına bile varmıyorlar. Yani hâşâ Allah’a kafa tutar bir üslupla konuşmanın propagandasını yapmaya başladı ve Allah’la pazarlık yapılabileceğini iddia etmeye başladı. “Tenzilat yaparım” diyor, “ayette de tenzilat yaparım, hadiste de tenzilat yaparım” diyor. Fakat çok vahim bir üslupla Allah’la konuşulabileceğini iddia ediyor. Allah’tan korkulur, derin bir saygı ile Allah’a baş eğilir. Allah sonsuz büyüktür. Mümin büyük bir coşkuyla, en büyük sevgiyle Allah’ı sever, en şiddetli korkuyla da Allah’tan korkar, inşaAllah. Dolayısıyla öyle pervasız, öyle gözü dönmüş bir üslupla Allah’la hiçbir insan konuşamaz. Bunu verdikten sonra bak mesela Fatih Altaylı; adam kakara kikiri eğleniyor programında, başından sonuna kadar eğleniyor. Farkına varmıyor. Gayet ciddi ve bütün Müslümanlar adına, onun yerine biz mahcup oluyoruz, oturduğumuz yerden. Küçük düşüyor haberi bile yok, daha hala devam ediyor. Hâlbuki Allah diyor ki ayette; “dinliyorlarsa, itaat ediyorlarsa, saygı duyuyorlarsa anlatın” diyor Allah. Kuran ayeti var. “Dinliyorlarsa anlatın.” Yoksa anlatılmaz. Yani adam; açıkça kendisiyle alay ediliyor, kendisiyle tabir-i caizse hâşâ dalga geçiyorlar, yani dini konuları tenzih ederim; haberi yok. O yetmiyor gibi Allah’a karşı hitabı çok pervasız, hâşâ böyle çok avamî ve kaba bir üslupla Allah’a karşı konuşulabileceği şeklinde bir imaj ve propaganda içerisinde. Ne yapalım, buna susacak durumumuz yok.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Yani şimdi bu anlatımlardan sonra bir insanı, yani cahil bir insanı düşünün, imanı zayıf bir insanı düşünün, Allah’a karşı inancı saygısı ne olur bu insanın, ne hale gelir? Bak, bilinçaltı kurgulama yapıyor ve uzun vadede bu müthiş tahribat yapar. Ya mahveder adamı. Mesela ne diyor? “Korkmayın” diyor. Yani Müslümanlarla pazarlık yapıyor. Adam güya uzunsa olursa namaz korkarmış, kılmak istemezmiş ama kısa olursa o zaman kabul edermiş. Böyle ibadet olur mu? Pazarlıkla namaz olur mu? Yani mesela adam diyecek abdest alacağı vakit; “abdesti alırken işte sana şöyle kolaylık sağlarım, öyle namaz kılar mısın?” “Evet, kılarım” diyecek. “Öbür türlü olursa kılar mısın?” “Yok, o zaman ben kılmam” diyecek. E bu pazarlık. Bu namaz geçerli olmaz ki.
Mesela diyor ki; “asılsın, koparsın” Allah’a karşı böyle bir… Nereye asılıyorsun sen hâşâ? Allah’a karşı böyle bir üslup kullanılır mı. “Allah’tan koparsın.” Bu bitirim ağzı bu, sokak ağzı bu. Bunu Müslüman kullanır mı? Allah’a karşı bu ne cesaret. “Allah onlara torpil geçmiş” diyor, “geçiyor” diyor, “anlamına geliyor” diyor. Allah’a karşı böyle bir üslup kullanılır mı? Bu sokak ağzıyla Allah’a hitap etmek ne cesaret? Bir de bunu çıkarttı. Yani eskiden beri vardı, fakat şimdi bunu pervasız yapmaya başladı. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) için “işi idare edecek” diyor, “bizim gibi mi olacak?” diyor, “dünyayla” diyor, “işi idare edecek” diyor. Peygamber (s.a.v.)’e böyle denir mi. Allah’a karşı işi idare etme olur mu? Allah “işime gelmedi” der mi? Ondan sonra bir düşünün insanların beyninde meydana gelecek Allah inancını. Onun için bunu çok önemli görüyorlar, ısrarla ortaya çıkartıyorlar ve adım adım tahribatını devam ettiriyor. Ya muazzam bir tahribat meydana getiriyor ve meydana getirdiği Müslüman imajı da çok acayip oluyor. Hatta Fatih Altaylı’nın bile acayibine gitti. Diyor; “Allah, senin dediğin gibi mi?” diyor. “Biz böyle, O’nunla bu tarzda konuşabilir miyiz?” diyor. Yani “böyle pervasız olabilir miyiz?”e getiriyor yani. O bile şaşırdı adam. Yani bu tahribattan bir insan aklının, değil mi, ne kadar etkileneceği, ne kadar zarar vereceği açık. Böyle insanlara kapı açmanın da vebalini de insanların düşünmesi gerekir. En azından bunun yaptığı tahribata karşı açıklamalara imkân tanımaları gerekiyor. Mesela Flash TV’nin bu açıklamaları mutlaka yayınlaması lazım, bu konuşmalarımızı. Teklif edelim, film olarak bunu hazırlayıp gönderelim Flash TV’ye kısım kısım. Hiç olmazsa şunları açıklasın, anlatsın bunları. Yani bu tahribata engel olalım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Tamam Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne diyorsun dediklerime?
SUNUCU 1: Haklısınız Hocam, doğru söylüyorsunuz. Yani Allah’a karşı hâşâ öyle arkadaşımızla konuştuğumuz gibi hitap edemeyiz, öyle o şekilde bahsedemeyiz.
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah’tan içli bir korku, derin bir saygıyla Allah’tan korkacağız. Allah’a karşı derin bir hürmetimiz, derin bir saygımız olacak. Yani herkes bilir bunu. Allah coşkuyla, aşkla sevilir, tutkuyla, derin bir sevgiyle sevilir; derin bir korku ve saygılı bir korkuyla da Allah’tan korkulur. Müslüman’ın vasfı budur. Bu bize bambaşka bir inanç sistemi ortaya getiriyor. Böyle bir durumda samimi Müslüman olması bir insanın adeta imkânsız, böyle bir üslupta. Allah korkusu nerede kaldı burada, böyle bir durumda?
Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bediüzzaman Hazretleri de cereyan-ı münafıkaneye dikkat çekmiş Ahir zamanda Hocam; bildiğiniz gibi sizin de inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii münafıklığa kapı açmış oluyor. “Cereyan-ı münafıkane” diyor Bediüzzaman. Yani, “Mehdi (a.s.)’nin yapacağı mücadele İslam âleminde de, Türkiye’de de cereyan-ı münafıkane oluşacak” diyor. “Ona karşı Mehdi (a.s.) mücadele edecek” diyor.
“Sayın Adnan Hocam” diyor. “Sizi ve ekibinizi severek izliyoruz. Gerçekten dünya çapında bir hizmet yapıyorsunuz. Allah razı olsun. Geçen HaberTürk’te Cübbeli Ahmet Hoca’yı izledik ancak konuşmaları hep belden aşağı. İslamiyet güneşinin önüne perde oluyor. Hocam resmen…” neyse onu söylemeyelim. Necdet kardeşimiz. İşte uyarıyoruz, ben de anlatıyorum. “İyi geceler, Cübbeli’nin açıklamalarını nasıl buldunuz?” Ne açıkladı Cübbeli?
ALTUĞ BERKER: Dün geceki ise Hocam.
ADNAN OKTAR: Dilara ne diyor? “Selamlar olsun güzeller güzeli, biricik Adnan Hocam’a” diyor. Hocam Hz. Süleyman (a.s.)’ın tırnakta görüntü çıkan ilmini ben daha önce duymuştum ama bir hikâye olabilir diye dikkatimi çekmemişti. Annemin çocukluk yıllarında yapmışlar. Annemin tırnağında net görüntü çıkmış. O da çok korkmuş. Bu arada Hocam, annemin gözleri renkli değil; kahverengi gözlü ama onun da tırnağında görüntü çıkmış. Hocam, günler geçtikçe size olan sevgimiz artıyor inşaAllah. Allah gücünüzü, etkinizi, neşenizi, kudretinizi arttırsın inşaAllah. Hayatımda gördüğüm en muhteşem Allah’ın tecellisi olan Adnan Hocam’a sevgiler” diyor Dilara. Allah Allah, bayağı bir sevgisi var, maşaAllah. Biz de aynı şekilde Dilara’yı seviyoruz inşaAllah.
“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam” diyor. Evet, güzel bu ‘Muhammed Adnan’, acayip güzel isim. Muhammed ismi şahane. “‘Cinleri canlı yayında çıkartacağım’ demiştiniz. Çıkartmadınız. Niye? Ama inşaAllah bekliyoruz. İnşaAllah. İki aydan beri de parmakta görüntü çıkması konusunu anlatmıştınız. Mailimi okumuyorsunuz. Bu mailimi de okumazsanız hiç yazmayacağım.” Aman Allah’ım bu ne öfke İbrahim Mehmedov. İbrahim biraz şefkatli ol. Bize binlerce yazı geliyor. Ben hangi birisini okuyayım? Etme Mehmet. Sabahlara kadar okusam bitmez. Ne sevimliler. İbrahim Mehmedov, maşaAllah.
Şimdi bak, kardeşlerimiz çalışmaya devam ediyor. Demin de yine kardeşimiz söyledi; yine arkadaşımızın tırnağının üstünde yine görüntü oluşmuş. Bu sefer de Osmanlı görünümlü bir amca cin, dikkatlice bakıyormuş arkadaşımıza. Daha bağlantıya geçmemişler arkadaşımızla. Yani sadece şu an durum değerlendirmesi yapıyorlar herhalde, seyrediyorlar. Ama bu Dilara, bak annesiyle bizi tanıştırsın. Mesela böyle yeteneği olan kardeşlerimiz bizle bağlantı kursunlar. Yani bu kardeşlerimizi bir araya getirelim. Bu imkanımızı en iyi şekilde kullanalım. Hz. Süleyman (a.s.) devrinde çünkü hizmet etmiş cinler. Cinler konusunda yetenekli olan kardeşlerimiz bizle bağlantıda olursa çok iyi olur. Mesela bu annede muhtemelen yine olacaktır. Bak, “tırnağında net görüntü çıkmış” diyor, “o da çok korkmuş.” Korkacak bir şey yok. Niye korkacak? O da Allah’ın kulu, inşaAllah. Şimdilik mesela şöyle bir şey olabilir, benim gördüğüm, en son bildiğim, yani cinlerle bağlantı kuran kardeşlerimizin yaptığı şu; mühim bir olay olduğunda detaylı bilgi veriyorlar. Doğru ve detaylı bilgi veriyorlar. Mesela, bir harf yazıldığında yahut rakam yazıldığında ne olduğunu mesela bir kilometre, iki kilometrede de olsa söylüyor. “Şu harfi yazdı” diyor. Bunun denemesini yapabiliriz. Yani herhangi bir kişi sorduğunda, aynısını söylüyor. Ama bu yeterli değil. Ben, bizim, asıl istediğim, tırnak üstündeki görüntü oluşturan cinlerden; Hz. Musa (a.s.)’nın sandığının yerini bir kere öğreneceğiz.
SUNUCU 2:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tevrat ve İncil’in orijinallerinin yerini öğreneceğiz. Yani ben bu konularda onları görevlendirmek istiyorum. Yoksa ben burada televizyonda bir görüntü oluşsun, yani herhangi bir konu olsun diye bunu gündeme getirmek istemiyorum. Çünkü onlar da bu konuda titizler. Yani sadece hizmet olacaksa yardımcı olmak istiyorlar. Yani sadece, dine, İslam’a, Kuran’a hizmet için. Çünkü müthiş yoruluyorlar bunu yaparken. Mesela biz öyle, birkaç defa deneme yaptı arkadaşlarımız. Ya bitap düştüler. Yani “çok yorulduk” diyorlar. Kafir cinler de var. Onlar da onlara rahatlık vermiyorlarmış yani bu tip çalışmalar olurken. Onun için onları sadece faydalı işlerde inşaAllah görevlendireceğiz, inşaAllah. Yani çok çok mühim konularda; hakikaten hayati konularda. Yoksa yani alelade bir şey için, onun bir önemi olmaz. Ona kalırsa mesela, var. Yılancı Hacı var mesela şeyde, ne hangi semtteydi o? Neyse semti önemli değil. Vefat etti. Şimdi onun çocuğu devam ediyor. Mesela yaptığı çalışma cinlerin etkisiyle. E halkın gözü önünde yapıyor. Yani bu eğer bir gösteriyse bunu yapıyor. Ama bu bizim istediğimiz anlamda dine hizmet etmiş olmaz. Yani bu yeterli değil. Mesela, alıyor akrebi, koyuyor elinin üstüne. Cinlerin etkisiyle hayvan hareket edemiyor. Yani cin musallat oluyor hayvana, etki edemiyor. Cini üstünden kaldırdığında hayvan anında sokuyor, vuruyor, derhal. Soktuğunda yine cinlerin etkisiyle kolunda yine manyetik alan meydana getiriyor; zehir ilerleyemiyor. Bunu solcu olan, insanlar tarafından dürüst olarak tanınan Uğur Dündar var, biliyorsunuz, gazeteci. Yani eğer onun yalancı olduğuna inanıyorlarsa o ayrı mesela. Ama genellikle, solcudur ama bu konularda yalan söylemez. Yani hakikaten bu konularda dürüst. Yani ahlakının her yönüne kefil değilim tabii ama bu konuda yalan söylemeyeceği herkes tarafından bilinir. Televizyonda herkesin gözü önünde bunu yaptı, bu gösterisini yaptı. Yılancı Hacı Macit o zamanlar sağdı, rahmetli. Aldı, getirdi akrebi, koydu elinin üstüne. “Şu an” dedi, “tesir altında” dedi. Yani cinlerin etkisi altındaydı akrep. Hayvan donmuş vaziyetteydi böyle, cinin etkisi altında. “Şu an” dedi, “cinin etkisini kaldırıyorum” dedi. Etkisini kaldırdığı an adam, hayvan şak diye vurdu, cildine soktu şeyi, zehri akıttı, Uğur Dündar’ın. Uğur Dündar dedi ki “zehir” dedi, “şu an kolumda yayılmaya başladı. Ağır sancı başladı kolumda” dedi. Yani “şiddetle sancımaya başladı ve ilerliyor” dedi “şu anda zehir” dedi, “bir an önce müdahale edebilir misiniz?” dedi. Yani rahatsız oldu, panik oldu hatta böyle. Adam burada manyetik alan meydana getirdi kolunda bu şekilde, yani cinlerin etkisiyle; zehir ilerleyemedi. “Şimdi” dedi, “zehri geri çıkartacağız” dedi. Yine cinlerin etkisiyle zehir alenen, yani bütün milletin, Türkiye’nin gözü önünde, kameralar gösterdiler; zehir sıvı olarak cildinden dışarı çıktı. Yani normalde kana karışmış bir zehrin o şekilde çıkmaması lazım. Yani en azından kanla karışık çıkar. Beyaz sıvı olarak çıktı zehir. Bütün herkesin gözü önünde oldu. Yani bu mesela çok harika bir şey ve cin etkisi açık görülüyor. Hatta Kenan Evren, Cumhurbaşkanı; o zamanlar biliyorsunuz, o bayağı titizdi. Yani bağnazlığa, tutuculuğa karşı olduğu izlenimini veren bir insandı. Yani en azından öyle inanılıyordu. O, kendi bulunduğu evin etrafını, manyetik, yani cinlerin etkisiyle, akreplerin giremeyeceği şekilde kontrol altına aldırtırdı. Adam kendisi söylüyor; gidin sorun çocuğuna. Yani Kenan Evren de “hayır” demedi buna. Yani bak, o adamın ifadesini söylüyorum ben. Herkesin gözü önünde söyledi bunu. Ve birçok ünlü şahıs da yani birçok ünlü kişi ve binlerce ünlü kişi Türkiye’de evlerini akrebe karşı Yılancı Hacı Macit’e cinlerin kontrol edeceği şekilde tedbir aldırttılar. Ve hakikaten evlerine akrep girmiyor. Akrep girse dahi akrep felç oluyor hayvan. Yani duruyor böyle. Ben gördüm, yani manyetik etki altında olan akrepleri bizzat gözümle gördüm. Yani bizim tanıdıklarımızın evlerinde gördüm. Kaçmıyor akrep, hayvan. Duruyor böyle, sokmuyor kimseyi, böyle bekliyor. Yani hayvan, çok özür dilerim, manyak gibi olmuş böyle. Yani manyetik alanın etkisi altında, yani cinlerin etkisine girmiş. Cinler hepsinin üstüne çöküyor hayvanların, tek tek kontrol ediyorlar onları ve etkilemiyor. Bu Uğur Dündar’ın programında çok net çekimle, bütün Türkiye’ye seyrettirildi ve herkes gördü. Cinlerin varlığını insanlar açık, alenen görmüş oldular.
Mesela bak, defalarca gösterdi, dedi ki “bak” dedi, “şu an” dedi, “burada hayvan.” Mesela hayvana bir manyetik alan meydana getiriyor. Hayvan tam o sınırda kalıyor. Çarpmış gibi gidemiyor, ileriye gidemiyor. Üstten bak, eliyle işaret ediyor; “şu an” diyor, “burada oluşturdum” diyor, “geçemez” diyor. Hayvan koşarken tak, cama çarpmış gibi duruyor orada, gidemiyor. “Gidemez şu an” diyor. “Şu an” diyor, “sokmaz” diyor. Yani, “manyetik alanın etkisi altında” diyor. Bir çözüyor adam, hayvan deliriyor, direkt şak sokuyor. Zehrin dışarıya çıkması mesela yani olağanüstü harika bir şey, muazzam bir ilim. Sordular, “bu nasıl oldu?” dediler. Bu, ta Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in devrinden, o devirden bir ocak olarak gelmiş, silsile olarak geliyor. Ondan ona, ondan ona, evlattan evlada geliyor, geçiyor. Şimdi onun çocuğuna geçmiş durumda. E bu çok harika. Mesela televizyonda bu açıkça gösterilmişti. Bir daha gösterilebilir. Mesela Uğur Dündar’ın o programı bulunursa. Yani o tip bir oyuna gelecek bir adam değil Uğur Dündar. Yani kendini mahcup edecek, küçük düşeceği, aşağılanacağı, yalan söylediği, sahtekarlık yaptığı ortaya çıkacağı bir olaya girmez o. Herkes bilir. Ne zoru adamın ayrıca? Niye yalan söylesin? Yani şaşkınlıktan şaşkınlığa düştü. Hayretler içinde kalmıştı. O kendi de gördü. Adamın birçok akrebi var, istediği gibi, kuzu gibi kullanıyor. Bakın, ben isim vermeyeyim de yani aklınız hayaliniz durur yani. Birçok ünlü kişi evlerini cinlerinin koruduğu manyetik alan içerisine aldırmıştır ve o yüzden de evlerine akrep girmiyor. Hatta akrebin kaçması için mesela iki kilometrelik falan büyük bir daire çiziliyor. Büyük bahçeli evlerde iki kilometrelik manyetik alan oluşturuluyor. Sadece akrebin, akreplerin kaçacağı kadar, bir metre kadar açılıyor yol. Bütün akrepler oradan kaçıyor hayvanlar; giremiyorlar içeriye. Kalan da manyak gibi oluyor. Yani hiçbir şey yapmıyor. Kimseyi sokmuyor. Hiçbir şey yapamıyor. E bu nedir bu? Harika yani. Onun için bu parmakla cin çağıran kardeşlerimizin hepsi bizle bağlantıda olsunlar. Ben bu konuyu şey için kullanmak istemiyorum; yani öyle hani bu tarz bir gösteri için kullanmak istemiyorum. Yani biz çünkü merak ettiğimiz bir konuyu zaten öğreniyoruz arkadaşlarımız kanalıyla. Yani cinler kanalıyla öğreniyoruz. Bu biliniyor. Yani bizim gizlimiz saklımız diye bir şey olmuyor yani. Öyle bir konu yok. Ama bunu ortada bizim bu şekilde, yani cinlerin rahatsız olduğu bir konu bu. Ama Hz. Süleyman (a.s.)’ın bazı emanetleri, Hz. Musa (a.s.)’nın sandığı, Tevrat ve İncil’in orijinalleri; bunlar çok önemli. Bu konularda biz görevlendireceğiz inşaAllah. Yani öbür konulara niyetimiz yok, onu söyleyeyim inşaAllah.
SUNUCU 2:Bir de Hocam siz söylemiştiniz; “kahverengi gözlerde olmuyor” demediniz de “açık renkli gözlerde daha kolay oluyor” dediniz.
ADNAN OKTAR:Hayır, bilmiyorum ben canım, onların aktardığına göre, bana öyle dediler önce. Ama biz sonra onu açıklığa da kavuşturduk; kardeşimiz takip etmemiş. Açık renk olmayan kardeşlerimizde de oldu. Yani mesela bizim şimdi buradaki kardeşimiz açık renk gözlü değil; kahverengi gözlü. Onda da oldu. Ben onu söyledim. “Açık rengin dışında, koyu renk gözlerde de oluyor” dedim. Onu birkaç kere de vurguladım. Ama kardeşimiz o programı izlememiş olabilir. Bizim arkadaşlarımız çalışıyorlar şu an. Anadolu’dan da şimdi beklediğimiz uzmanlar var. Yani cin çağırma uzmanları var, yani onlarla bağlantıda olan kişiler var. Onlarla devam ediyoruz inşaAllah. Allah’a hizmet için, Kuran’a hizmet için. Ben öyle avami şeylere, öyle işlere girmem ben. Yani gerek de yok. Ne olacak yani? Adamın evindeki bir şeyi bileceğiz, bir evrakı bileceğiz; ne kazandıracak bu bize? Ve inandırıcı da olmaz. Yani çünkü her halükarda şüphe edecektir. Tanıdığımızı düşünecektir adamı. Yani “ne olacak” der, “oradan biliyordur falan” der. O biraz inandırıcı olmaz ama Hz. Musa (a.s.)’nın sandığı, Kutsal Sandık’ın bulunması dünyayı ayağa kaldırır. Hop oturup hop kalkarlar yani. Tevrat ve İncil’in bulunması çok çok büyük olaydır inşaAllah.
SUNUCU 1:Hocam müsaadenizle yayınımıza kısa bir ara veriyoruz. Sonrasında kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaAllah.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:“Selamün aleyküm” aleyküm selam ve rahmetullahi “Muhammed Adnan Hocam. Sizi her gün hayranlıkla izliyoruz.” Allah razı olsun. “Sizi çok seviyoruz. İslam’ı en güzel, en hakiki, harikulade, fevkalade şekilde anlatıyorsunuz.” İnşaAllah öyle oluruz. “MaşaAllah. Allah sizden sonsuza dek razı olsun inşaAllah Hocam. Hocam ‘yakında televizyonumuz açılacak’ demiştiniz.” Ne oldu o?
ALTUĞ BERKER:Az kaldı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Az kaldı. Bekliyoruz, haydi bakalım.
“Bir de ‘İddia Edilen Ergenekon’un Kılıcı: Masonluk’ diye bir kitabınız çıkacaktı. Acaba bu konu hakkında takriben bir tarih verebilir misiniz sayın Hocam? İnşaAllah dualarınızı bekliyoruz. Selam ve dua ile Mustafa.”
Mustafa kardeş, şimdi bu kitabı hukuki, teknik nedenlerden dolayı basamıyoruz. Çünkü dava devam ettiği için, yani mahkeme sonuçlanmadığı için mahkemeye baskı niteliğinde olur, bizim yani davaya müdahale niteliğinde olur böyle bir kitabı yayınlamamız. Çünkü baştan sona belge olacak. Biraz acayip olur. Olmaz. Onun için mecburen davanın sonuçlanmasını bekleyeceğiz.
ALTUĞ BERKER:Birkaç yazarın kitabı öyle olmuştu Hocam bu konuda inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, sorun çıktı.
ADNAN OKTAR:Dava açılıyor, evet. Zaten yeteri kadar da davamız olduğu için şimdi yeni yeni davalarla uğraşmak istemiyorum.
“Sayın Adnan Hocam” diyor, “selamün aleyküm” aleyküm selam. “Bundan birkaç ay önce iddia edilen Ergenekon ve masonluk arasındaki bağlantıyı işaret ettiğiniz kitabınız ne zaman çıkacak? Konuklarınız hakkında bizi daha kapsamlı bilgilendirir misiniz? Biz sizin yayınlarınızda masonları sizin anlattığınız gibi okumadık. Masonluk konusunda yeni bir kitap yazacak mısınız? Saygılarımla, Mustafa Koşan.” “Biz sizin yayınlarınızda masonları sizin anlattığınız gibi okumadık.” Evet. Masonluk normalde deccal ordusudur. Yani ama dinsiz kanadı, dinsiz kanadı. Ben inanan, Allah’ın varlığına, birliğine inanan masonlarla bağlantı kuruyorum. Fransa’da var, İngiltere’de var. Yani o çok azılı localar var. Masonlar, bu arkadaşlar, onlarla mücadele halindeler. Yani mesela bu arkadaşların bana gelmesinden sonra onlar yani kaba tabirle kudurdular diyebilirim. Yani akıl almaz hakaret ve iftiralarla saldırdılar. Yani internet sitelerine girenler görürler. Mason internet sitelerinde akla hayale gelmeyecek laflar ettiler. Yani, “nasıl gidersiniz, nasıl böyle şeyler yaparsınız, nasıl Müslümanlıktan bahsedersiniz, o kişi işte Darwinizm’e karşıdır, anti-Darwinisttir” gibisinden “ve sizi de Müslüman yapmış neredeyse” diyorlar. Yani “Müslüman olmuşsunuz” diyorlar. Yani çok ağırlarına gitmiş ve ağır hakaretlerle saldırıyorlar. İşte biz, onlara karşı mücadele veriyoruz inşaAllah. İman eden, Allah’a, İslam’a, Kuran’a sempati duyan, yakınlık duyan masonlara da destek vereceğiz. Yani masonlar birbirinin aynı değildir. Türkiye’de bile masonlar birbirinden ayrı ayrıdır. Ateist masonlar ayrıdır, Allah’a inananlar ayrıdır. Biz Allah’a inananları İslam’a çekmekle mükellefiz. Ateistlerin düzelmesi için uğraşırız. Ama düzelmiyorlarsa fikri savaşımız devam eder ve mücadele halindeyiz. Masonluğun belini kırdık biz. Nasıl kırdık? Dinlerini yok ettik, Darwinist dini yok ettik. Şu an mesela mason localarda biz Darwinizm’i anlatabiliyoruz. Yani mesela localara rahatça girebiliyoruz. Normalde kimse giremez, yabancı bir kimse; ama biz giriyoruz ve konferans veriyoruz. Bu çok önemli inşaAllah.
“Konuklarınız hakkında bizleri daha kapsamlı bilgilendirecek misiniz?” Bilgilendiririz. Yani yarın da devam eder. Yani mason arkadaşlarımızın bir kısmını gösterdik. Bir kısmı daha var. Yarın yeni gelecekler var. Kafile devam ediyor gelmeye, inşaAllah. Onlarla da yarın görüşeceğiz. Onlarla da tanışalım, bilgi verelim, ondan sonra. Bizim çocuklarla namaz kılmak müthiş hoşlarına gidiyor. Geçen sefer videoya almıştık. Bu sefer de yine videoya aldıracağım. Daha kapsamlı videoya aldıracağım. Eğer mahsuru yoksa soracağım onlara, yayınlayacağım inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bugün kendileri beyan ettiler namaz kıldıklarını zaten.
ADNAN OKTAR:Evet, MaşaAllah, evet. Kardeşim, bakın, Hz. Musa (a.s.) ne yapıyor? Firavun’un sarayına giriyor, iman etmesi için Firavun’a tebliğ yapıyor. Biz ne yapıyoruz? Masonların sarayına giriyoruz, tebliğ yapıyoruz. İnsanlar arasında biz ayırım yapmayız. Komünist de olsa gider anlatırız, satanist de olsa anlatırız, masonsa daha da ala anlatırız. Çünkü şu an dünyaya hakimler. Masonlara hakim olan dünyaya da hakim olur, söyleyeyim. Yani Tapınak Şövalyeleri ve masonlar dünyayı idare ediyor. Tapınak Şövalyeleri onların da üstünde. Onların üstad-ı azamı bana hayran şu an sevgi olarak, dostluk olarak, kardeşlik olarak hayran yani. Yukarıda da dediler, “Hocam” dediler, “emret, yapalım” diyorlar, “ne istiyorsan yapalım” diyorlar, “emrinizdeyiz” diyorlar. Doğru mu?
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:E tabii, hepsi duydu. Yani gerçi bir nezaket olarak söylüyorlar ama hakikaten de söylesek, bir şey söylesek, “yaparız” diyorlar, “ne istiyorsanız yerine getirelim” diyorlar, inşaAllah. Yani bizim oluşturacağımız bir Türk-İslam Birliği’nin mükemmel olacağını Amerikan Hükümeti’ne de, üst düzeydeki kişilere de söylüyorlar, anlatıyorlar. Normalde cami yaptırılmayacaktı, Amerika’daki o şey. Masonlar, benimle görüşen masonlar Amerikan Hükümeti’ne baskı yaptılar. Yani benden bahsederek, bizden bahsederek, yani İslam’ın barış dini olduğunu ve bu caminin yapılmasının hayırlı olacağını; çünkü benim talebim olduğunu da biliyorlar, söylediler ve kabul ettirdiler. Ve açıkça da söylediler bana; “biz kabul ettirdik” dediler, inşaAllah. “Yine emriniz varsa yerine getirelim” diyorlar. Daha ne desinler maşaAllah?
İstanbul’dan Yunus Emre; “selamün aleyküm aslan Hocam” diyor. Sen de aslansın. Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam dün akşam Cübbeli Ahmet cinlerle ilgili konuşuyordu. Cübbeli Ahmet, cinlerle evlenebileceğini ve bazı insanların eşleri bile olduğunu söylüyor. Hocam bu konuyu size sormak istemiştim. Allah sizden razı olsun inşaAllah. Saygılarımla.” Yani cin kadınlar tabii, fevkalade güzel oluyorlar. Doğru, evlenen de olabilir de yani mangal gibi yürek olması gerekiyor onu yapabilmesi için. Yani çok korkarlar insanlar. Öyle zannettiği gibi olmaz. Yani gönül huzuruyla gidip cinle bağlantıya geçecek adam olmaz. Yani cin bir kadını görse bir insan, yani büyük bölümü, yani insanların yüzde doksan dokuzu bayılırlar söyleyeyim. Yani konuşma takati olmaz, direkt şak diye düşer, onu söyleyeyim. Ayılınca da yani uzun süre konuşamaz öyle söyleyeyim. Var ya böyle, filmlerde oluyor böyle, “nasılsın” diyorsun, bir türlü konuşamıyor. Yani dili tutulur. Yani onun için diyorlar, “cin çarpması” onun için denir. Ama duyduk, duyuyoruz, hakikaten muhteşem güzel oluyorlar cin kadınlar, kulağımıza geldi haberleri inşaAllah. E tamam bak bir kardeşimiz diyor; “ben bu konularda, cin konusunda uzmanım” diyor “bağlantı kurmak istiyorum” diyor Ali kardeşimiz. Tamam Allah rızası için eğer samimilerse. Özellikle bakın Kuran’da, şu an Hz. Süleyman’ın sandığının Allah tarafından saklandığını Allah beyan ediyor Kuran’da. Ve meleklerin taşıdığını söylüyor Cenab-ı Allah ve Mehdi (a.s.) devrinde ortaya çıkacağını söylüyor. Cinlere Cenab-ı Allah isterse bildirir. Biz dua edelim, cinler kanalıyla yerini öğrenelim, elimizle koymuş gibi gidip bulup çıkartalım. Kutsal Sandığı ki, içerisinde Kutsal Emanetler var. Vakti zamanı geldiğinde ortaya çıkacak inşaAllah. Ne var? Var mı film? Göstereceğiniz film falan bir şey var mı? O zaman internetten mi yayınlayabiliriz? İndiriyorlar, biraz vakit alır o. Yahut yarın gösterelim inşaAllah.
Aklına gelen bir soru sor bana veya bir konu söyle onu anlatayım.
SUNUCU 1: Mehdi (a.s.) ’nin geliş alametleri, inşaAllah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.) ’nin geliş alametleri, ilk bu geldi.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) konusu, doğruyu söylüyorum ben, gerçekten doğru Mehdi (a.s.) konusu. Ben de hayret ediyorum, yani ben de hayret ettim ama doğru Mehdiyet, yani hakikaten doğru. Bütün alametlerin hepsinin, ya çok kapsamlı teknik olarak değerlendirdim, tamamı doğru. Ne hurafe ne ekleme ne bir şey var. Hakikaten, yani alenen geldiği anlaşılıyor. Bediüzzaman’ın dediği de baştan sona doğru. Bütün anlattıkları doğru Bediüzzaman’ın. Net biliyor mübarek. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediklerinin tıpkısıyla çıkması şok olay, yani acayip bir şey, hayret edilecek bir şey, maşaAllah elhamdülillah. “Muhbir-i sadık” diyor Bediüzzaman, “ne derse doğru çıkar” anlamında; “Muhbir-i sadık”. Yani bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil; tamamı doğru çıkmış. Hayret maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam dün Dubai’den gelen misafirlerimiz alametlerin çıktığını söylediler, beklediklerini söylediler. Ehl-i Sünnet’ten örnekler gösteriyorsunuz. Mehmet Talu Hocamız, Süleyman Ali Hocamız Bediüzzaman’ın talebesi.
ADNAN OKTAR: Mehmet Talu Hocamız, bir daha seyredeyim. Ben onu çok severim Mehmet Talu Hocam’ı. Bir daha seyredeyim. Ne kadar vakitte hazırlarsınız o filmi? Tamam, seyredelim.
VTR:
ALTUĞ BERKER: Mehdi (a.s.)’ yi şu anda bekliyoruz Allah’ın izniyle. Hicri 1431’deyiz. Hadis-i şerife binaen; “ümmetimin ömrü 1500’ü geçmez” hadis-i şerife binaen, yetmiş yıllık bir süre var ümmetin tamamlanması ve bu Kıyamet alametlerinin tamamlanması ve yerine gelmesi için. Hz. Mehdi (a.s.)’yi şu anda beklemeli miyiz Hocam?
MEHMET TALU HOCA: Ben şahsen kendi edindiğim bazı bilgiler, nasıl diyeyim, bize doğan bazı şeylere göre Mehdi (a.s.)’ın gelmesi yaklaştığını ve Allah’ın izniyle bende şahsen göreceğime inanıyorum.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam. Merak ettiğim bir şey daha var sayın Hocam. Muhterem Mahmut Efendi Hazretleri’nin, Hz. Mehdi (a.s.) konusunda bildiğiniz bir dersi, bize aktarabileceğiniz bir cümlesi var mı?
MEHMET TALU HOCA: Efendi Hazretleri, Allah-u Teâlâ onu başımızdan eksik etmesin, ben şu kadarını söyleyeyim; Efendi Hazretleri, Mehdi (a.s.)’nin geleceğine kesinlikle tabii ki inanıyor. Bazı bilgileri kendisiyle paylaştığımda, öncelikle bizim üstadımız, hani paylaştığımda bizim o bilgileri tasdik etmiştir. Hani mesela ben yaklaştığını kedisine söylediğimde; “inşaAllah” demiştir. Yoksa, “hayır daha çok bir zaman var” dememiştir yani. Ben de buradan, bakın benim “inşaAllah” demesi, “hayır yok” buyurmaması, yakın olduğunu gösterdiğine inanıyorum.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Son bir soru lütfederseniz, vaktinizi fazla almamayım. Türk-İslam Birliği’ni şu an istemeli miyiz?
MEHMET TALU HOCA: İslam Birliği’ni şimdi, her zaman istemek mecburiyetindeyiz, her zaman yani. Müslümanlar bir ve beraber olmaları lazım. Ama nerde bir ve beraber olacaklar? İslam’da, Allah-u Teâlâ’nın emrinde. Bunun da sağlanabilmesi için herkesin Allah-u Teâlâ ve Resulü’ne itaat etmesi lazım.
ALTUĞ BERKER: Çok teşekkür ederim Hocam, Allah razı olsun, sağ olun, eksik olmayın.
MEHMET TALU HOCA: Ben de size teşekkür ederim. Bu yaptığımız kısa programın hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan diliyorum.
ADNAN OKTAR: Mehmet Talu Hocamız, Cübbeli’yi bin kere cebinde götürür yani. Yani onun ilminden, yanında o tırnağı olamaz Cübbeli. Deryadır, Türkiye’de üstüne yok yani şu an Mehmet Talu Hocamız’ın. Ve son derece de mütevazı, mazlum, şamata yapmaz, yaygara yapmaz, gayet nezaketli, hürmetli ve yetkilidir bu konuda, konuşmaya yetkili olan insandır. Bak ne diyor; “Mehdi (a.s.)’yi ben göreceğim.” Bitti. Bu ne demektir? “Mehdi (a.s.) geldi” demektir. Seyyid Salih Özcan Hocam ne diyor? “Ben göreceğim” diyor. Kaç yaşında? Değil mi, pir-i fani? Bu ne demektir? “Mehdi (a.s.) geldi” demektir. Zaten Seyyid Salih Özcan, kardeşimize de demiş; “Hocamıza söyleyin” demiş, “Mehdi (a.s.) geldi” demiş ve “üç kere tekrar etti” diyor arkadaşımız, “üç defa.” E artık. Bediüzzaman diyor ki; “geldi.” Resulullah diyor ki; “geldi.” E biz ne diyelim o zaman? “Gelmedi” mi diyeceğiz? Tabii ki “geldi” diyeceğiz. Bak, masonlar bile farkında; bizim Cübbeli farkında değil. Onlar da adı gibi emin yani Mehdi (a.s.)’nin geldiğinden, inşaAllah. Evet, bakalım.
-VTR-
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Eğer samimiyse bir Nur talebesi, bunun üzerine daha konuşacağı bir şey yok. Eğer samimiyetsizse, benim de onunla konuşacağım bir şey olmaz.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Görüyor musun? Diğer filminde, yani buradan kesiyor, hayvan ilerlemiyor. Buraya kadar koşuyor, zınk diye duruyor böyle. Vurduğunda da yeniden zehri çıkarttırdı. Filmde açıkça, alenen görülüyordu. Hakikaten, mesela hayvanı delirtiyorlar, normalde vurması lazım. Cinin etkisi altında olduğu için hayvan vuramıyor. Bu net mucize yani. Haydi bak, cinin etkisini kaldırdığında sokuyor. Bu sefer de zehri dışarıya çıkartıyor. Bunu bir insan görse ne der? Bu, yani harika üstü harika. Ama işte bizim aradığımız işte sadece bunlar değil. Mesela bu alenen cinle yapılan bir şeydir. Yani mesela, başka yılanı da etkisi altına alıyor cinlerin etkisiyle. Yılanın üstüne çöküyor cin, hayvan felç oluyor, yılan. Zehirli yılan, hiçbir şey yapamıyor hayvan, kuzuya dönüyor. Hiç; ne sokabiliyor kimseyi ne bir şey yapabiliyor. Ama bizim aradıklarımız işte asıl Kutsal Emanetler, inşaAllah. Evet, bir dakikamız varmış. Ne yapıyoruz?
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren Mavi Karadeniz Radyo, harunyahya.tv internet sitemizden, Kocaeli Tv ve Aba Tv’den takip edebilirsiniz. İyi geceler.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Radyo programları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...