SUNUCU 3: Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam nasıl devam edelim?
OKTAR BABUNA: Size gelen masonlar namaz kılmışlar Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama bir fevkaladelik var. Yani bu hakikaten böyle acayip bir olay. Çok çok acayip.
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle, maşaAllah Hocam. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. Şimdi seyrettim filmini, hem de cemaatle topluca kılmışlar. Tadil-i erkanla bayağı, tam sünnete uygun. Hep de saf halinde camide halkla beraber.
SUNUCU 2: Vesile oldunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayret, maşaAllah. Bir de diyorlar ki adamlar; “kardeşim, neden ahir zamandan bahsediyorsun?” Mesela bunlar, dünyadaki yöneticileri; 33 derecedir bunlar. Hepsi 33 derece. Birisi de Tapınak Şövalyeleri’nin dünya çapındaki lideri. Daha çıkartmadım, var, yarın da gelecekler var. Onlarla beraber çıkaracağım. Daha kalabalıklar, inşaAllah. Peki, bu filmi nasıl, gösterebilecek miyiz? İzin almamız lazım. İzin aldınız mı?
OKTAR BABUNA: Almadık Hocam.
ADNAN OKTAR: Onu, yarın izin alalım, bir ara sohbet arasında nezaketiyle soralım, uygunsa gösteririz. Ama bayağı güzel yani, tam tadil-i erkan, tamamı kılıyor, gelenlerin hepsi. Halkla beraber camide. Yarın yeni gelecek arkadaşlar var, onları çıkaracağım. Bir tanesi de haham. Hem mason, hem haham, inşaAllah. Acayip muhabbetleri var, maşaAllah. Yani alenen söylüyorlar; “Türk-İslam Birliği olsun, dünya rahatlığa kavuşsun.” Çünkü başka çözüm yok. Başka kurtuluş yok. Yani ya mahvolacak insanlar, ya bu. İkisinden birisi. Çünkü yobazlık korkusu da var. Mehdiyet onu da ortadan kaldıran bir şey. Yani çok büyük bir beladır yobazlık. Yani komünizm, yobazlık, ateizm, bunlar dehşet verici sistemlerdir. Her biri birbirinden beter, Allah vermesin. Hepsinde kan vardır. Hepsinde zulüm ve acı vardır. Hepsinde baskı ve despotluk vardır. Mehdiyet, hepsini yıkan sistemdir.
Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, nasıl uygun görürseniz, inşaAllah. Nuh Gönültaş Cübbeli Ahmet ile ilgili bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Cübbeli, Cübbeli. Boşver şimdi, başka konuya geçelim.
Bursa’dan Dilek kardeşimiz yazmış: “Selamun aleyküm, aslanların aslanı Muhammed Adnan Hocam” diyor, maşaAllah. Herkes herkese benzeyebilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e benzeyen sahabeler de vardı. Onlar Peygamber olduklarını asla iddia etmediler ve edemezler.” Aferin, güzel. Mesela bak, çok güzel bir örnek vermiş. Hz. Dıhye, Peygamberimiz (s.a.v.)’e müthiş benziyordu, aynısıydı neredeyse. Peygamberlik mi iddia etti? Benzemek ayrıdır, Peygamber olmak ayrıdır. Mehdi (a.s.)’ye benzemek ayrıdır, Mehdi (a.s.) olmak ayrıdır. Çok güzel, aferin. “Peygamberlerimizin hepsi, Allah’ın izniyle kendilerine gönderilen hak kitaplarla Peygamber olduklarını açıkladılar. Ancak Mehdi (a.s.), "ben Mehdi (a.s.)’yim demeyecek. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin kim olduğu belli değil. Yani bu kadar benzerlikle iddia edebilirsiniz ama bunu yapmıyorsunuz, maşaAllah. Allah-u alem, inşaAllah siz de olabilirsiniz. En doğrusunu Allah bilir. Neden bu kadar korkuyorlar ve sizi sürekli yemin etmek zorunda bırakıyorlar? Bu münafıkların yaptıkları çok ayıp. Mehdi (a.s.), Allah’ın izin verdiği, kaderde tayin ettiği kişi olur. Onlardan biri ya da bizim yakıştırdığımız değil.” Tabii, yani biz, "bu insan Mehdiliğe uygun" desek, o önemli değil ki. Allah’ın dediği kişinin Mehdi (a.s.) olması önemli. Yani biz uygun görebiliriz. Allah’ın uygun görmesi önemli. “İnşaAllah böyle olsaydı, Allah’a olan deli aşkınızla sizden daha çok yakışanı var mı?” Var tabii. Çok insan var ama Allah kimi takdir ettiyse o olur. Ve olduğunda da oh ne güzel, ne ala, maşaAllah. “MaşaAllah” diyor, “Allah, haset edenin hasedinden korusun sizi, inşaAllah. Allah’a emanet olun. Selametle kalın. Sizi çok seviyorum” diyor.
Muhsin İhsan yazmış, kardeşimiz. “Hocam” diyor. ’Mehdi (a.s.)’nin alametlerini sayıyorsunuz” diyor. Diğer alametlerini de sayalım o zaman. Yani çıkış alametleri, inşaAllah. Bir de, bakın ısrarla söylüyorum. Ben, hatta bilakis Mehdilikle alakam olmadığını biraz da böyle neşeli bir üslupla, yani halktan bir insan olduğumu göstererek de gösteriyorum. Ağır, böyle molla havası falan yok bende, üslubumda. Gayet neşeli, böyle deli doluyum, sevecenim. Aman işte bana şöyle desinler, böyle desinler, onun derdinde değilim. Çünkü bunun derdinde olan adam, ona göre kendine öyle ağır bir hava verir. Böyle ehl-i keramet, harika haller sahibi, evliya. Benim öyle bir iddiam yok. Ben işte gördüğünüz gibi, inşaAllah.
Almanya’dan Gökhan. “Selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Adnan Hocam, Fatih Altaylı hakkında yaptığınız söylem, bizi burada gülmekten kırdı geçirdi” diyor. “Allah muhabbetinizi, coşkunuzu arttırsın, inşaAllah. Adnan Hocamız, Fethullah Hocamız bir tanedir. Canlar canıdır.” Hay maşaAllah. “Allah başımızdan eksik etmesin sizleri, inşaAllah. Allah’a emanet olun. Sevgiler, saygılar.” Benim bildiğim öyle. Çünkü bakıyorum, mazlum bir insan; kibar, saygılı bir insan. Peygamber (s.a.v.)’den bahsedilince gözleri dolar, Allah’tan bahsedilince coşar. Türk-İslam Birliği’ni istiyor. Peki, daha ne yapsın bu insan? Nasıl olması gerekiyor? Diyorum, bakın; elinde delili olan söylesin. Zaten biz onu yıkmak için değil, tamir için söyleriz. “Hocam” deriz, “böyle bir durum var. İstirham ediyoruz siz buna bir müdahale edin” deriz. Ama o yok, bu yok, niye öyle bir şey olsun? Tahmini olmaz.
“Sizleri çok seven talebenizim. Sizler; samimiyetsiz insanlardan bıkmışken, Allah’ın gönderdiği arkadaşlarımızsınız. Sizi Nur talebelerinin yormasını anlayamıyorum.” Yormuyorlar da yani acayip, garip yani; açık, sahih ifadeleri reddetmek. Mesela “ben” diyorum, “bugün buraya geldim.” Türkçe. Bunu tevil etmeye gerek yok ki. “Yok” diyor, işte “şahs-ı manevidir,” yok, bilmem nedir. Şahs-ı manevi değil, “ben geldim buraya” diyorum. Ahir zamanla ilgili izahları da son derece sahih, açık. Bediüzzaman’ın söylediklerini kelime kelime aynen naklederlerse bu yeterlidir. Nitekim bak, Salih Özcan Hocamız konuşuyor, net, çok açık.
“Sizlerle Cennet arkadaşı olmak istiyorum ama olmazsam diye çok korkuyorum.” Niye? İnşaAllah, müminler ümitvardır. İnşaAllah, Cennet arkadaşıyız. “Düşündüm, Allah’tan çok zenginlik istedim ki size komşu olayım.” Zenginlik değil de takva istenir Allah’tan. Ne anlamda dedi acaba? İman zenginliği demek istemiştir herhalde. Çünkü Ahiret iman zenginliğiyle olur. Takva demek istedi herhalde. Bu dünyada diyor. “Allah’tan çok zenginlik istedim ki size komşu olayım. Sizleri davet edeyim, ağırlayayım diye” diyor. Yok, ona niyet etmek yeterlidir yani. Mümin, kalbinden onu geçirirse yeterlidir. “Umulur ki Allah rızasını kazanmayı bana nasip eder. Dua edin lütfen. Saygılarla. Ellerinizden öperim” diyor Nermin. İnşaAllah Ahiret kardeşi oluruz. İnşaAllah. Oktar anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Mehmet Zahit Kotku Hocamızın, dün bahsedilmişti, Mehdi (a.s.) ile ilgili sözleri vardı Hocam. Mehmet Zahit Kotku Hocamız, rahmetli; “İnşaAllah az bir müddet sonra, Hıristiyan ellerinde esir bulunan diğer Müslümanlar da hürriyetlerine kavuşur ve sonra da hep bir araya gelip el ele verirler de, dünyanın en muazzam ve yıkılmaz bir devleti olurlar” diyor. Devam ediyor Hocam, inşaAllah; “Ey ümmetim, ben sizi bir Mehdi (a.s.) ile tebşir ederim (müjdelerim). Zamanlarınızın korkunç günleri olacaktır. Korkunç günlerinizden sonra sizi hayırlı bir günle tebşir ederim. İyi dinleyiniz. İnsanların ihtilâfa düştüğü bir devirde çıkacak. Zelzelelerin, felâketlerin, tuğyanların, isyanların olduğu bir zamanda bu zât çıkacak. Bu zatın gelmesiyle yeryüzü adalete boğulacak. Ortalık adalet dolacak. Hazret-i Ömer'in devri gibi, herkes adalet, rahatlık ve huzur içerisinde olacak. Nasıl ki zulme, çevre felaketlere düşmüştünüz, onun mukabili adalet olacak. Gökteki Melekler de ondan razı olacak, enbiyâlar da ondan razı olacak, yerde yaşayanlar da ondan razı olacak. Malı musahhah ile dağıtacak” diyor, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Açıkla, anlat.
OKTAR BABUNA: “Ben sizi Mehdi (a.s.) ile müjdelerim” diyor Hocamız, inşaAllah. “Zamanlarınızın zorlu günleri olacaktır” diyor, bir bölümü Ahir zamanın. “O zorlu zamanlardan sonra hayırlı zamanlar olacak, çok güzel günler olacak” diyor. “İyi dinleyin” diyor. İnsanların ihtilafa düştüğü bir zamanda, yani bozulmaların, çatışmaların, savaşların, kan dökmelerin olduğu bir devirde çıkacağını bildiriyor. “Bu dönemde” diyor, alametleri de bildirmiş; “zelzeleler olacak” diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisleri var. Hakikaten, 90’lı yıllardan itibaren zelzelelerde insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar bir artış meydana geldi, bilim adamların tespiti bu. Daha önce çizelgelerini de göstermiştik izleyicilerimize. Hiç olmadığı şekilde yükseliyor zelzelelerin adedi. “Felaketlerin olacağı” diyor; kan dökmelerin, bozulmaların, fitnelerin olacağı, tuğyanların, isyanların olduğu bir zamanda; Allah’ın inkar edildiği, ateizm, materyalizm, Darwinizm gibi felsefelerin çıkışta olduğu bir dönemde; isyanların olduğu; hakikaten bakıyoruz, dünya çapında isyanlar var, iç savaşlar var. Afrika’da, Güney Amerika’da böyle, Uzak Doğu’da bu şekilde. “Bu zat çıkacak,” “Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak” diyor. Bu zatın gelmesiyle, yeryüzü adalete boğulacak. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinden de bildiğimiz gibi, Hz. Mehdi (a.s.) döneminde adalet olacağı bildiriliyor. Mehmet Zahit Kotku Hazretleri de, Hz. Mehdi (a.s.) ile dünya çapında adaletin hakim olacağını bildiriyor. “Ortalık adalet dolacak” diyor. “Hazret-i Ömer'in devri gibi, herkes adalet, rahatlık ve huzur içerisinde olacak.” İnşaAllah. “Nasıl ki zulme, çevre felaketlere düşmüştünüz, onun mukabili adalet olacak.” Hakikaten 20. yüzyıla baktığımızda, özellikle Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış dönemi olan 1980’den itibaren hep zulüm; insanların zulüm görmesi, Müslümanların dünya çapında ezilmesi, şimdi işte Afganistan’da, Irak’ta olanlar; Doğu Türkistan’da gerçekleşenler, dünya çapındaki zulüm, felaket, bunların olacağını bildiriyor. “Ama onun mukabili” diyor, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkmasıyla birlikte her yerde adalet, güzellik, merhamet, sevgi, şefkat hakim olacak. “Gökteki Melekler de ondan razı olacak.” Nitekim bu da hadisler doğrultusunda, inşaAllah. Hakikaten, Hz. Mehdi (a.s.) ile birlikte olacak Melekleri müjdeliyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Tabii, insanlara görünmeyecek şekilde. “Ondan razı olacak, enbiyalar da ondan razı olacak.” Hakikaten, bütün İslam alimlerinin beklediği, müjdelediği; Zebur’da, Tevrat’ta bildirilen, Hz. İbrahim (a.s.)’in sayfalarında bildirilen, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı, inşaAllah. Çok büyük mücadeleler veriyor Mehmet Zahit Kotku Hocamız, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehmet Zahit Kotku kimin şeyhidir? Prof. Esat Coşan Hocamızın, rahmetli Hocamızın şeyhidir, evet. Seyiddir. Hocamız da seyiddir, inşaAllah. MaşaAllah.
Ne kadar güzel bir şey, böyle bir devirde olmamız. Ne kadar şaşırtıcı bir de İncil’de, Tevrat’ta da bu konunun bu kadar kapsamlı geçmesi. Ben çocukluğumda hiç bilmiyordum bu kadar kapsamlı bilgi verildiğini. Mesela Tevrat’ta, ben bu kadar kapsamlı Mehdi (a.s.)’den bahsedildiğini hiç tahmin etmiyordum. Hele İncil’de, hiç yoktur zannediyordum. İncil’de acayip kapsamlı geçiyor. Çok detaylı.
SUNUCU 2: Hocam, aslında çoğu bilmeyen insana da siz vesile oluyorsunuz, inşaAllah. Yani bu iki sene, üç sene öncesine kadar hiç bilinmiyordu. Sizin kitaplarınızdan, anlatımlarınızdan, insanlar daha çok bilgi edinebiliyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak ne diyor? Kralların Kanunları, 11:4; “Gelecek zamanda,” Ahir zamanda, “Kral Mesih (Hz. Mehdi (a.s.)) çıkacak ve Davud krallığını geçmişteki hakimiyetine yeniden kavuşturacak.” “Hz. Davud (a.s.) gibi, dünyada müthiş bir hakimiyet meydana getirecek” diyor, Hz. Mehdi (a.s.).
“Kral Mesih (Mehdi (a.s.)) egemenlik sürsün denizden denize, Fırat'tan yeryüzünün ucuna dek!” (Mezmurlar, 72:8) Fırat nerede? Türkiye’de. Bak, oradan, “yeryüzünün ucuna dek!” Yani bütün dünyada. “Denizden denize” demek, ne demektir? Bütün denizler ve bütün karalar. Hepsinde hakimiyet, inşaAllah.
“O dönemde, (Kral Mesih döneminde)” yani Mehdi (a.s.) döneminde, “tüm dünyanın tek meşguliyeti,” bak, bir tane meşguliyeti, “Allah’ı bilip tanımak olacak.” “Başka bir konu olmayacak” diyor. Mehdi (a.s.) devrinin özelliği. (Kralların Kanunları 12:5)
“O dönemde (Mehdi (a.s.) döneminde), insan için mümkün olan en üst seviyede,” yani insan aklının, takatinin alabileceği en üst seviyede, “(Allah’ı) Yaratıcılarını anlamaları mümkün olacak.” Yani, “insanların beyni o kadar gelişecek ki” diyor, “Allah’ı kavramaları olabilecek en yüksek seviyede olacak.” Yani insan beyni tam kapasiteyle Allah’ı kavrayacak. “Çünkü şöyle yazılmıştır: "Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa, Dünya da Rab’bin yüceliğinin bilgisiyle dolacak."” Yani Kuran ilmi, Kuran’ın bizlere anlattığı o güzel hakikatlerle. (Kralların Kanunları, 12:5)
“Bütün insanlar hep birlikte onu görecek” diyor, Yeşaya 40:5’de, Mehdi (a.s.)’yi. Bak, “bütün insanlar hep birlikte,” nasıl olabilir bu? Televizyondan olabilir. Bir insanı, bir yerde topluca bütün dünyanın görmesi mümkün mü? Nasıl olabilir? Bak, bir tek Ahir zaman için bu belirtiliyor. Mesela geçmiş dönemlerin hiçbirinde böyle bir ifade yok, Tevrat’ta ve İncil’de. Yani bir insanı herkesin aynı anda görmesi diye hiç bir konu geçmiyor. Bir tek Ahir zamanda; “bütün dünya aynı anda onu görecek” diyor. Yani televizyona açık açık işaret var.
“Seni uluslara ışık yapacağım” diyor, Mehdi (a.s.) için Tevrat’ta, Allah. (Yeşaya, 42:6) Yani “nur yapacağım insanlara” diyor. “Öyle ki, kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları, cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.” Bütün tutsaklar; mesela Afganistan’da tutsaklar var, Irak’ta tutsaklar var. Dünyanın birçok yerinde tutsak insanlar var, Müslümanlar esir durumda. “Zindandaki tutsakları, cezaevi karanlığında yaşayanları,” hepsini özgür bırakacak Mehdi (a.s.). (Yeşaya 42:6) Irak zindanları çaka çaka dolu. Endonezya, Malezya, her yer öyle; Fas, Tunus, Cezayir…
“Halklara,” insanlara, “bayrak olacak. Uluslar ona yönelecek.” “Bütün insanlar ona yönelecek” diyor, Mehdi (a.s.) için. (Yeşaya, 11:10)
Yine Tövbe Bölümü, 9:2; “Bütün milletler onu (Mehdi (a.s.)’yi) dinlemeye gelecek.” Nasıl olsun bu? Televizyonla. Başka türlü bütün dünya nasıl dinlesin?
“Uluslar senin ışığına,” yani Kuran ışığına, “krallar üzerine doğan aydınlığa gelecek. "Başını kaldır da çevrene bir bak, hepsi toplanmış sana geliyor"” diyor, Mehdi (a.s.) için. (Yeşaya 60:3-4)
“Shiloh” yani (Mehdi (a.s.), Tevrat’ta ismi ‘Shiloh’dur Mehdi (a.s.)’nin, “Shiloh gelene kadar, uluslar onun sözünü dinleyecek.” O geldikten sonra, gelene kadar demek, “geldikten sonra uluslar onun sözünü dinleyecek.” (Yaratılış, 49:10)
Evet, Oktar Hocam seni dinliyoruz şimdi.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Sizin Erbakan Hocamıza sahip çıkmanızın ardından, birçok yazar da tam sizin uyguladığınız mantıkları söyleyerek yazılar yazdılar Hocam hakikaten, maşaAllah. Bunlardan biri de Mehmet Barlas. Göstereyim mi Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Siz Kocaeli TV’de, 23 Temmuz tarihinde şunları demiştiniz Hocam, inşaAllah; “Allah rızası için yapıyor Erbakan Hocam, ihtiras falan yok. Nerenin ihtirası, bu yaşında insanın ihtirası olur mu? Mücahit, cehd ehli, Allah’a boyun eğmiş, Allah’a kendini bağlamış, Allah için mücadele ediyor. 130 yaşındaydı Hz. Musa (a. s. ) Peygamberlik yapıyordu kavmine, 130 yaşında. Hz. Yusuf (a. s. ) 120 yaşındaydı, kavmine Peygamberlik yapıyordu. Nereden konuşuyorsun sen? İhtiras, Allah için ihtirası onun. Benim de ihtirasım var. Türk-İslam Birliği ihtirasım var, İttihad-ı İslam ihtirasım var. İslam ahlakının bütün dünyaya hakim olması ihtirasım var. Dünyaya sevgi, barış ve kardeşliğin hakim olması ihtirasım var. Demokrasinin gelmesi ihtirasım var. Erbakan’ın ihtirası da bu tarz bir ihtirastır” demiştiniz. Mehmet Barlas da şöyle diyor yazısında; “Necmettin Erbakan'ın 84 yaşında aday olması "Ömür biter yol bitmez" tekerlemesinden öteye boyutlarda ele alınmalıdır. Yani Sayın Erbakan'ın yaşına ve bedensel yeteneklerindeki zayıflıklarına bakarak Saadet'in başına geçmesini "El insaf"diyerek yorumlamak pek doğru olmaz. Celal Bayar'la Çiftehavuzlar'daki evinde son sohbeti yaptığımda o 100 yaşını geçmişti. Erbakan'ın üslubuna gelince. Bu üslup hep aynı. Dün Saadet Kongresi'nde söylediklerine bakın: "Tutturmuşsunuz AB diye, niye sizi almıyorlar?"” Erbakan Hocamız söylüyor bunu. “Hâlâ anlamadınız mı? Niçin İslam birliğini kurmuyorsunuz? Abiniz istemiyor ondan mı? İnşaAllah biz geleceğiz AB'nin üstünü çizeceğiz. Erbakan bunları 40 yaşındayken de, 60 yaşındayken de aynen böyle söylemiyor muydu? Yani şimdi 84 yaşında olması önemli değil. O hâlâ yetenekli bir genç!” demiş, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, artık vicdanlı konuşmayı da onlara öğrettik.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Tabii. Topluca Erbakan Hocamızın üzerine bir atak geliştirmişlerdi. Biz Battal Gazi gibi tokatlayınca bunları ilimle, bilimle; darmakeşan olup dağıldılar, ağızlarını toparladılar. Ama Hoca da insaflı bir Hocadır o kadar, bazı vatandaşlar gibi Aydın Doğan’ın davuluna halaya kalkmazlar. O da bu tarzdır; öyle davulla, zurnayla oynamaz o. Dürüst düşünce ne derse ona gider. Öyle yazarlar çoktur, onlardan biri de o. Tabii, kusursuz değil, hataları var ama genelde delikanlıdır, inşaAllah. Evet, başka ne var?
OKTAR BABUNA: Siz Hocam, daha neredeyse kimse bahsetmezken Türkiye’nin lider olacağını söylüyordunuz, yıllar evvel. Şimdi bu sadece ülkemizde değil, dış basında da çok kabul gördü Hocam. ForumPassé denen çok ünlü bir basın organı var. O da aynısını söylemişti Hocam, inşaAllah. Gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Üç yıl önce Hocam, örnek olarak Vatan TV’ye, 20 Aralık 2007’de diyorsunuz ki; “Genel olarak dünyanın gidişatı iyiye gidecek, benim kanaatim o. Özellikle Türk-İslam ahlakı dünyasında bir birleşme, bütünleşme meydana gelecek. Türkiye hem İslam aleminin, hem Türklük aleminin lideri olacak. Bunun da 10-20 yıl içerisinde gerçekleşeceğini umuyorum.” demiştiniz Hocam, inşaAllah. Bu İngilizcesi. “James Traub; Tüm Yollar İstanbul’a Çıkıyor” Foreign Policy, dünyaca ünlü politika dergisinde diyor ki; “Türkiye Osmanlı İmparatorluğu günlerinden beri hiç bu kadar popüler olmamıştı. Osmanlı İmparatorluğu dönemine geri dönen Türkiye; Suriye, Ürdün ve Lübnan ile vize uygulamalarını kaldırdı, serbest ticaret bölgesi oluşturma yönünde de adımlar atıyor. Türkiye sadece kendi bölgesinde de değil tüm dünyada de giderek etkili bir güç haline geliyor. Türkiye, Batı’nın kesinlikle memnuniyetle karşılaması gereken bir başarı öyküsü. Türkiye’nin Orta Doğu’ya sunduğu ılımlı ve müsamahalı çoğulculuk modeli sadece Türkiye’nin yumuşak gücüne değil, küresel barış ve güvenliğe de katkıda bulunuyor. Bu çok güçlü bir sicil. Ancak Türkiye sadece karanlık bölgesinin parlayan yıldızı olmakla yetinmiyor, dünya arenasında rol istiyor” diyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz hiç kimse söylemiyorken söylemiştiniz bunları Hocam, maşaAllah. Şimdi bütün dünya basınında bu tip haberler çıkıyor, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bu vatanın delikanlı gençleri, samimi insanları hem Türkiye’nin iyi olmasını istemekle mükelleftir, eğer aklından bir zoru yoksa; hem de bölgenin ve insanların mutlu olmasını istemekle mükelleftir. Yani niye belayı isteyelim? Güzelliği istiyoruz, arkadaşlığı istiyoruz, dostluğu istiyoruz, iyiliği istiyoruz. Kan, kepazelik, rezalet, bağırtı çağırtı istemiyoruz. Bu da ne ile olur? İttifakla olur, Türk-İslam Birliği ile olur ve Mehdiyet’le olur. Başıbozuk bir Müslüman birliği olmaz. Bu çok büyük fitne çıkartır, çok büyük bela olur. Yani başı olamayan bir Müslüman birliği, nasıl oluyor bu? Başı olmayan bir beden gibi. Başı olmayan beden, divane olur. Mutlaka başı olması gerekir. İslam aleminin de başını Allah seçiyor. O da Mehdi (a.s.)’dir. Yani bu; “toplanalım da aramızdan birini seçelim” ile olmaz. Çok tehlikeli olur o, yani çok büyük bela çıkartır. Çok büyük olay çıkar ondan ve fitnenin, kanın ardı arkası kesilmez. Ama Mehdi (a.s.) çıktı mı hiç kimse bir şey diyemez. Çünkü Mehdi (a.s.) Allah’ın istediği. Ama biz kendimiz seçeceğiz derse adamlar, o zaman bambaşka bir şey olur. Müslümanlar çünkü birçok mezheplere ayrılmışlar, gruplara ayrılmışlar. Herkes kendi mezhebinden, kendi grubundan ister. Ama Mehdi (a.s.) ne mezhep kabul ediyor, ne grup kabul ediyor, hepsinin üzerindedir, inşaAllah. Yani Mehdi (a.s.)’ye tabiyetin dışında hiçbir yol yoktur. “Biz denemek istiyoruz” derlerse, sadece bela bulurlar, başka bir şey olmaz. Rahatsızlık gelir.
OKTAR BABUNA: Hocam Şeyh Nazım Hocamız bugün sabah sohbet yapmış maşaAllah bir haber vardı. Bir de bugün Hatice Nermin Erbakan Hanımefendi’nin vefatının beşinci yıl dönümüymüş Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin annemize, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocamız. Biraz önce "cemaatle ilgili bildiğiniz bir şey varsa bildirin" demiştiniz. İspiyonlamak ya da haset etmek için değil, inşaAllah ama biraz garibimize gittiği için sormak istedik. Siz bilirsiniz, inşaAllah Hocamız; bizim üniversitede Fethullah Hoca cemaatine bağlı bayan arkadaşlarımız,” evet, yani ben bilmiyorum ki o insanlarla benim tanışıp konuşmam lazım, bilemem. Orada kardeşimiz bir şeyler söylemiş ama bu indi mütalaa olur. Yani bu insanlar çok dindar, Allah’tan korkan insanlar. Bir bildiği vardır, haram olan bir şeye yeltenmeyeceklerine göre hayır gözüyle bakmak lazım. Biz o zaman herkese suizanla bakarız, bilemeyiz ki. Şu şununla niye evlendi, bu bununla niye evlendi? Bir bildiği vardır, adam tanıyordur, konuşmuştur. Kanaati gelmiştir, evlenmiştir. Biz hüsnü zan etmekle mükellefiz. Dolayısıyla en fazla gelen haber bu kadar olduğuna göre demek ki bir şeyler yok. Anormal bir durum olsa çok galiz haber gelmesi lazım. En fazla gelen haber bu olduğuna göre bunu da bir temizlik alameti olarak kabul ediyoruz.
“Hayırlı geceler, Hz. Mehdi (a.s.) büyük bir ihtimaldir ki Muhammed Zahit Kotku Efendi’nin bir talebesidir.” İnşaAllah öyle olur. “Bu benim bir tahminim ve beklentim. Ahmet Kartal, Hollanda” İnşaAllah o şekilde olur. “Muhammed Zahit Kotku Efendi’nin bir talebesidir.” Neden olmasın? Olur tabii, inşaAllah. Takdir Allah’ın.
“Selamun aleyküm saygıdeğer Adnan Hocam. ” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Adnan Hocam, sizden rahmetli Timurtaş Uçar Hocamız hakkında görüşlerinizi öğrenmek isterim. Allah’a emanet olun, hayırlı geceler.” Tam mücahit, yiğit, delikanlı, çok değerli bir Hocamızdı. Allah rahmet etsin. Çok candandı, beni de çok sever. Benimle ilgili güzel sözleri, güzel ifadeleri vardır. Var mı sende?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, hemen okuyorum. Resmini de göstereyim Hocam, inşaAllah. Timurtaş Hocamızın resmi, rahmetli.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Nur gibi, maşaAllah. Allah rahmet etsin. Çok çile çekti, çok zorluklar çekti. Çok güzeldi hitabeti. Binlerce insana hitap ederdi. Çok candan, samimi Müslüman ağabeyimizdi.
OKTAR BABUNA: Hayatını okuyayım mı? Sizinle ilgili bir sözü var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, ne diyor?
OKTAR BABUNA: Şöyle diyor bir sohbetinde; “Adnan Oktar’ın keskin bir bakışı, etkileyici bir hitabı var. Çünkü Allah’ın Hadi ismi üzerinde tecelli etmiş. On dakika bir gençle konuşsa o genç muhakkak namaza başlar.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocamızın tarifi bu işte; mücahit, Allah dostu, veli, tertemiz mübarek bir kardeşimiz. Allah Cennette arkadaş etsin, kardeş etsin, inşaAllah.
“Selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü, “Adnan Hocam, ben Isparta’dan arıyorum. Konuşmanızı çok sevdim. Allah razı olsun. Ben on beş yaşındayım. Bir buçuk yıldır yürüyemiyorum. Sizden dua etmenizi bekliyorum. Bana hastalığımla ilgili ne tavsiye edersiniz? Şimdiden çok teşekkür ederim. Mücahit Osman Kurt.” Sevimli Osman, sen bize bir teknik, detaylı bilgi verirsen tavsiyelerde bulunabiliriz. Neden dolayı olduğunu bilmiyoruz şimdi ama Allah şifa versin.
“Lütfen sorun.” Dün yazmış. “Mehdi (a.s.) olmadığınıza dair yemin ettiniz. Peki, nereden bilebilirsiniz bunu? Belki bu durumdan bile sizin daha sonra haberiniz olacak. Allah her şeye kadirdir. Bilinmeyeni bilinen yapar. Merve Kahramanoğlu, İstanbul Üniversitesi’nden yazmış.” Allah’ım, Ya Rabbim. Ne şeker şeyler bunlar. Kardeşim, farzedelim, deseler ki bana; “sen Müslümanlara lider ol, kardeş ol.” Deriz biz, “mesela bak; değerli büyüklerimiz var, Hocalarımız var, ağabeylerimiz var.” Ama “illa sen olacaksın” demiş olsalar, bunun için Mehdilik iddiasına gerek yok ki. Mesela bizim çocuklar da diyor; “Hocam biz sizi ağabey olarak görüyoruz.” Tamam, maşaAllah, Allah razı olsun. Bir şey demiyoruz, inşaAllah.
“Hocam selamün aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Ben Fethullah Gülen Hocaefendi’nin teşvik etmesiyle açılan evlerde üniversite döneminde beş sene bulundum ve Allah’ın izniyle bütün yönleriyle o insanları ve yapıyı görme imkanı buldum. Bu beş sene içerisinde vatana, millete zarar gelebilecek en ufak bir hareket veya girişim yaşamadım. Bu yapıda amaç tüm insanları, Allah’ın izniyle zamanın kötülüklerinden muhafaza etmektir. Hatta bu uğurda uyku uyumayan, gecesi gündüzüne karışmış mübarek insanlar vardır. Allah razı olsun Hocam, sizi çok seviyoruz. Selam ve duayla.” Allah-u alem bu doğru. Çünkü ben kaç kişiyle görüştüm. Geçen günlerde çok üniversite öğrencisi genç kızla tanıştım, konuştum. Normal modern kızlar, diyorlar; “biz evde kalıyoruz.” “Nasıl oluyor?” dedim. Zenginler Allah rızası için bakıyormuş o çocuklara. Ne güzel. Üniversite öğrencisi nereden bulsun? Yurtlar müsait olmuyor. Ev tutsalar çocuklar, harçlıkları yetmiyor. “Sizden bir şey istiyorlar mı?” dedim. “Yok.” “Baskı yapıyorlar mı? “Yok.” “Fikrinize karışıyorlar mı?” “Yok.” Ben mesela bir genç kızla konuştum, Ankara’dan geldi. Kız ülkücü, milliyetçi kız, onların evinde kalıyormuş. Fikren daha değişik. Onlarda o anlamda tabii, Türk-İslam Birliği anlamında bir şeyleri var, ittifakları var ama ayrıdır o. Güvenle kalıyor genç kız. Güvenle kalıyor. “Var mı bir acayiplik?” dedim. “Yok, bir şey yok.” “Hakikaten gözümüzden kaçan, bizim bilmediğimiz bir şey var mı?” dedik, “söyleyelim, uyaralım, anlatalım,”. “Yok.” Ne güzel, maşaAllah. Dünkü kız çocukları da öyle, bizim çocuklar da, üç-dört tane var, onlara da soruyoruz. Yani toplam yirmi-yirmi beş kişiye sordum, hepsi de aynı şeyi söylüyorlar. Olsa söylerler. Acayip bir durum var. Bizden mi saklayacaklar?
SUNUCU 3:Ben de kaldım Hocam, üniversitede. Hem evlerinde, hem yurtlarında kaldım.
ADNAN OKTAR: Evet, ne yaptın? Sana bir zararı oldu mu?
SUNUCU 3: Hiçbir şekilde Hocam.
ADNAN OKTAR: Baskı yok, bir şey yok. Hiç bir şeyine karışmıyorlar. Yiyor, içiyor çocuklar, okullarına gidiyorlar. Mesela dersinde anlamadığı bir şey varsa gidip onu gösteriyorlar, mesela “bu ders şöyledir.” Ders çalıştırıyorlar çocuklara. Bütün gayeleri, onlar okulu bitirsin; aman anarşiye, teröre karışmasın; komünistlerin eline düşmesin; dinsizlerin, ahlaksızların eline düşmesin. Konu bu. Güzel, ne var bunda? Bir şey yok. Allah razı olsun, inşaAllah. Genellikle hüsn-ü zan etmek lazım. Anormal bir şey olsa görülür, kardeşim, o kadar gizli kalmaz. Koskoca, binlerce insan bunlar. İğne-iplik değil ki saklansın, gizlensin. Öyle bir yamukluk olacak da, bir kere ben en başta lime lime ederim, öyle bir şey olsa, paramparça ederim. Kim yaparsa yapsın, darmekeşan ederim. Hukuk kanunları içerisinde; akılla, ilimle parçalarım. Nur gibi insanlar yani, yapmasınlar. Sadece kıskançlıktan kaynaklanan, hasetlikten kaynaklanan bir şey. Nasıl olur, bir anormallik olur da görülmez? Nereye gizleyeceksin bunu? Hangi insanı gizleyeceksin sen? Ve bu insanlar hiçbiri böyle baskı altında olan insanlar değil. İstediği gibi geziyor, tozuyorlar. Konuştun mu, soruyorsun, bayağı candan ifade veriyor adamlar. Yani özetle, benim samimi kanaatim; sadece kıskananlar abuk subuk konuşuyorlar, o kadar. Bir şey yok. Varsa bana net belgeli getirmeleri lazım ki o da çok, çok, çok zor bir ihtimal. Hiç inandırıcı olmaz. Dünya çapında bu kadar insanı gizlemek hiç inandırıcı değil. İcraatlarına bakıyoruz; üniversite kurmuşlar, lise kurmuşlar. Çocuklara bakıyoruz; nur gibi, efendi çocuklar. Ne şımarıklık var, ne terbiyesizlik yapıyorlar. Mesela dün geldi kız çocukları; biri açık, biri kapalı iki kız. Çok efendi kızlar. Şımarıklık falan da yok. Böyle lafını, sözünü biliyor. Tamam işte, gayet güzel. Okulu bitiriyor, işine gücüne bakıyor.
“Sayın Hocam, kitaplarınızda Ali Bulaç’ın mealinden aldığınız tercümeyi kullanmaktasınız.” Doğru. Ali Bulaç iyi, alimdir. Bu konuda çok yeteneklidir. Ben de tavsiye ediyorum her zaman. Yani iyi. “Ben de bu sebeple Ali Bulaç’a ait mealden aldım, faydalanmaktayım. Ancak, son dönemde Ali Bulaç’ın muhterem Erbakan Hocama ve Milli Görüş’e karşı yönelttiği sözlerle ilgili olarak, hayal kırıklığına uğramış bulunmaktayım.” Hiç önemi yok. Kitap ayrıdır, yazdığı meal doğrudur da, görüşü öyle olabilir.
Ama şunu söyleyeyim; Müslümanlık, entellik kaldırmaz, kardeşim. Böyle komünist hayranlığı -Ali Bulaç Hocamı tenzih ederim, yani tanıyorum, görüşüyoruz da zaman zaman- böyle Marksist modelde Müslümanlık anlayışı, gidip Aydın Doğan’ın dizine yapışmalar; Aydın Doğan’ın koluna, kulağına yapışmalar, bunları bıraksınlar. Müslüman, samimi Müslüman’dır. Bu, Müslümanlar için, bak kardeşlerime söylüyorum, çok büyük tehlikedir. Yani bu modernizm akımı; böyle var ya bazı genç kızlar çıkıyor, biraz komüniste benziyor, biraz Müslüman’a benziyor. Başına örtüyü sarmış, bakıyorsun Müslüman gibi. Ayağında başka bir şey. Altı kaval, üstü şişhane derler, karmakarışık bir şey yani böyle. Üslup çakal, hareketler çakal. Üst perdeden böyle küstah bir üslup. Aşağılık kompleksi akıyor, böyle yağ gibi akıyor aşağılık kompleksi. Onun üzerine de doğal olarak büyüklük kompleksini koymuş. Böyle gıcık, kıl, süslü kelimeler, böyle yabancı kelimeler araya. Aşağılık kompleksi alametidir onlar böyle. Yani “amma biliyor” falan hesabı böyle. İşte “bir Fransız şunu demiştir,” “bilmem kim bunu demiştir,” falan tarzında. Bir de, Peygamberimiz (s.a.v.)’e, Kuran’a, Allah’a karşı üst perdeden bir üslup. Haşa, böyle küstah bir üslup. Bunun sonu dinsizliktir, söyleyeyim. Yani böyle kıl tiplere kimse itibar etmesin, adam yerine koymasınlar. Bunlar hep dikkat ederseniz, çıkarlar açık oturumlarda böyle laf çarpıştırırlar. Çeneye çok meraklıdırlar. Dır, dır, dır… acayip geveze olur bunlar. İmani konulara bir türlü girmez. Allah’a karşı boyun eğiciliğini söylemez. Peygamber (s.a.v.)’e karşı duyduğu sevgiyi, ona karşı muhabbeti anlatmaz. Cennet isteğinden bahsetmez, Cennet sevinci içinde yoktur. Bunlar hiç Ahiretten falan bahsetmezler dikkat ederseniz. Allah korkusundan bahsetmezler. Çok özür dilerim, nerede züppelik-çakallık var, ondan bahsederler. Entel-dantel, üst perdeden falan, artistlik konuşmalar, gıcık hareketler, gıcık yüz ifadesi, işte millete laf soksun, terslesin, böyle politik oyunlar yapsın kendince, bunlar çok gıcık hareketler. Müslüman, bir kere çok şefkatlidir, çok merhametlidir, dürüsttür, Allah korkusu kalbini sarmıştır. Hep Allah’a olan aşkından bahseder, Allah’a olan sevgisinden, O’na karşı boyun eğiciliğinden bahseder. Cehennem korkusundan, Cehennemden nasıl çekindiğinden bahseder. Cennet sevincinden, Cennette beraber olmaktan bahseder. Hemen anlaşılır. Böyle kıl tiplerde, gıcık tiplerde, komünist özentisi güya Müslüman olan tiplerde; bakın, dikkat edin, bunu konular hiç geçmez. Açıkça da söyleyeyim, böyle çakalları hiç adam yerine koymasınlar, inşaAllah.
Ali Bulaç Hocam da alimdir, değerli bir insandır, mütevazi, mazlumdur. Belki modernizmden İslam’ın ilerleyeceğini düşünmüş olabilir, o an için öyle düşünmüş olabilir. Zarar gelir söyleyeyim, olmaz. Erbakan Hocam, bak o yaşlı haliyle İslam’a sarsıldı, gençler delirdiler, delirdiler. Manen, Allah aşkı ile delirdiler. Çok güzel, ne güzel örnek. Erbakan Hocam hiç taviz vermez. İslam’dan, Kuran’dan hiç taviz vermez, öyle hayret verecek şekilde güçlü imanı vardır, maşaAllah. Mazlumdur. Fatih’i göremiyoruz, oğlunu. Eskiden görürdüm Fatih’i, ortalardaydı, pek ortalarda yok. Ankara da mı duruyor o?
OKTAR BABUNA: Allah-u alem öyle Hocam.
ADNAN OKTAR: Fatih, bir ara buraya geldiğinde, bir gelsin, bir göreyim bakayım. Neler yapıyor, neler ediyor Fatih? Biraz konuşsun, inşaAllah.
“Canımın içi Hocam, siz hiçbir şey demeseniz bile çok harika bir insansınız. Hayranım sizin karakterinize, sabaha kadar sizi izliyorum.” Yani program bitiyor, yayın devam ediyor, onu izliyor. Olmaz, hasta olursun. Tabii, uykusu varsa yatacak. Ama çok şiddetli sevdiği belli İrem’in bizi, maşaAllah. Üslubundan anlaşılıyor.
Sevecen yaklaşmak lazım. Fethullah Hoca’ya falan ağır cümleler kullanmak, beni sıkıyorlar onlar, çok acı hareketler bunlar. Bir şeye delil olmadan, alenen bir şey olmadan, ne alaka? Çok acayip bir şey.
Bir de Erbakan Hocama laf söyletmem ben. Hocam da söylerse, Ali Bulaç Hocam’la da epeyden beri görüşemiyoruz, Hocamı da bir davet edin, bir konuşayım. Veya buraya getirelim Ali Bulaç Hocamı. Şu Erbakan Hocamın konusunu, ben geri aldıracağım sözünü, nezaketi ile. Bir ara -hem selam söyleyin- Hocam gelsin, on beş-yirmi dakika konuşalım. Ali Bulaç Hocam sever Erbakan Hocamı, elini öper yani, inşaAllah.
“Sevgili Hocam, bakın saat kaç ve biz de sizleri severek izliyoruz. Merakımı mazurgörün lütfen. Sizi de ve Cübbeli Ahmet Hoca’yı da çok seviyoruz.” Ben de şefkat duyuyorum, gariban. Oturup ben de ondan nefret etmiyorum. Acıyorum ama tahribat meydana getiriyor. Meydana getirdiği psikolojik tahribatı tahmin edemiyor, gençlerin içerisinde. Onu yüzünü, üslubunu, konuşmasını gördü mü... Gitsin kolejlerde, orada, burada öğrenciler üzerindeki etkiyi bir düşünsün kardeşimiz. Onun için, yoksa ben ne… gariban Müslüman kardeşim, onunla alıp veremediğim yok. Baba da oğluna kızar, kızar derken eleştirir. Ama korur, kollar. Yarın, öbür gün birisi ona bir şey yapmaya kalksa; hukuk, kanun ölçüleri içerisinde tozunu çıkarırım yani. Kimseye bir şey yaptırmam. “Ekranlarda Cübbeli Hoca’ya sizin sözleriniz soruluyor, hiç sizleri kötülemiyor. Ancak siz sürekli ona karşı adeta bir kampanyasındasınız. Neden Hocam, neden? Aydınlatın bizleri lütfen. Saygılarımla, Eyüp Beyayaz.” “Ekranda Cübbeli Hoca’ya sizin sözleriniz soruluyor, hiç sizleri kötülemiyor.” Kötüleyecek bir şey yok ki kötülesin. Olsa kaçırır mı o? Fatih Altaylı’nın eline malzeme geçecek de, çarşaf çarşaf yazar, çarşaf çarşaf. Cübbeli’nin eline bir malzeme geçecek de onu söylemeyecek. Olmayanlardan bu kadar çıkarabildi, olmayanlardan. Ne dedi? “"Ben Mehdi (a.s.)’yim" dedi” diyor, mesela; “açıkça söyledi” diyor. “"Yüz alamet bana uyuyor" dedi” diyor. Ne yüzü, yüz elli tanesi uyuyor. “Ama "Peygamber (s.a.v.)’e iftira attı" dedi” dedi. Ben de sekiz tane hadisi alıp gösterdim, sekiz tane hadis. Bak, gıkı çıkmadı. Eğer samimi Müslüman’sa bu hadislerden bir kere bahseder, “dünyanın ömrünün yedi bin yıl olduğu,”.
OKTAR BABUNA: Sonra “var” dedi, siz söyledikten sonra.
ADNAN OKTAR: Zoraki söylettik ama uğraştık, aylarca uğraştım. Nasıl söylettiğimi de gösterin. Hazırlayın o filmi; bak, ben onu nasıl hiza ettim, görsünler. Eski sulu hareketlerini yapabiliyor mu şu an?
OKTAR BABUNA: Yapamıyor.
ADNAN OKTAR: İşte terbiye ettim ondan sonra düzeldi. Uğraşmasak oluyor muydu? Millet yerlere yatarak gülüyordu. Dedik ki; “dinle, imanla espri olmaz” dedik ve vazgeçirttik. Güzel, demek ki nasihat söz dinliyormuş. Bak önce dedi ki Hoca, şimdi söylediğimiz filmde göreceksiniz; “yedi bin yılla ilgili hadis yok” dedi, dünyanın ömrüyle ilgili, “iftira ediyor” dedi, “Peygamber (s.a.v.)’e.” “Doğru söylemiyor, yalan söylüyor” dedi. Ben de hadisleri burada gösterdim, ilan ettim, açıkladım. Sonra sözünü geri almak mecburiyetinde kaldı. Bilakis kendisinin doğru söylemediğini açıkladım. Buyurun bakalım.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Şimdi bak biz uğraşmasaydık, ben bunu dedirtemezdim buna işte. Uğraşarak dedirttik. Mesela dedik ki; “Aleviler bizim canımızdır, Şiiler bizim canımızdır, Vehabiler bizim canımızdır, kardeşiz. Onları asmaktan, kesmekten Müslüman bahsedemez” dedik. Benim bu konuşmamdan sonra Aleviler hakkında aleyhte konuşmayı kesti. Yoksa pırasa gibi doğramadan falan bahsediyordu. Emek vererek oluyor bu, uğraşınca oluyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli’nin, onda biraz hasetlik var, çocuksu. Küçüklüğünden beri Allah-u alem kendini Mehdi (a.s.) zannetti bu, küçüklüğünden beri. Çünkü ilk geldiğinde de ben onu anladım, hissettim. Çünkü kendini çok iyi yetiştirmiş, çocuksu bir dünyası var. Genel kültürü yok. Yani genel kültür, sıfır demeyeyim ama sıfıra yakın. Kuran hakkında bilgisi var, hadisler hakkında da bilgisi var ama hurafe, zibil gibi hurafe var. Genel görgüsü çok düşük. Yani insanları toplumu tanımıyor, dünyayı da tanımıyor. Dar bir dünyada yetişmiş, dar bir çevrede yetişmiş. Onun için, mesela kendisiyle alay edildiğini fark edemiyor, dalga geçtiklerini fark edemiyor. Yani insan psikolojisinden de anlamıyor. Biraz safi kalpli. Mesela dün, bilmiyorum seyrettiniz mi televizyonda, elinden yüzünden böyle saflık akıyor. Hissediliyor. Bilmiyor, kimin neyi, ne için yaptığını anlayamıyor. Bunu da çok kolay zannetti o. Allah-u alem, çocuksu bir kıskançlığı var. Hem rahatça ekarte edeceğini zannetti böyle. Çok güçlü bir delili var zannediyor. Mesela, “Mehdi (a.s.)’nin başının üstünde bir bulut olacak” diyor. “"Bu Mehdi (a.s.)’dir" diyecek” diyor, hadiste. Tamam, böyle hadis var, doğru. Ama bu Melek alemi içindir. Şu anda da Melekler var yanımızda ama kimse görmüyor. Meleğin görünmesini talep edenler, Kuran’da; müşrikler. Allah düşmanları talep ediyorlar, Meleğin görünmesini. Allah da onlardan intikam alacağını söylüyor. Bu ayetleri söyledikten sonra, ayağı yere bastı. Yani oradan gidemedi. Kıyametin uzun olduğunu söylüyordu, ben 7000 yıl ile ilgili hadisleri söyleyince, çünkü Peygamberimiz (s.a.v.); “5600 yılı geçti” diyor. Net işte, 1400’le 1500 arasında başka vakit yok. Çok net. Bediüzzaman da aynısını söylüyor. Sungur Ağabey de toplantıda binlerce insanın önünde söyledi; “Kıyamet yakın, 70 yıl var” dedi. Sungur Ağabey açıkça anlattı. Vaktin bittiğini söyledi. Seyyid Salih Özcan Hocam da açıkça söylüyor ve en önemlisi; Mahmut Hoca’nın görüşünün de bu yönde olduğunu en yetkili ağız söylüyor. Bütün bunlara rağmen, bunu desteklemelerinin nedeni bu. Yoksa adamlar bunu, bir tehlike olarak görmüyorlar. Yani bir üfürümlük canı var onun, onlar için. İsteseler bir anda bitirirler Cübbeli’yi. Yani Fatih Altaylı, Aydın Doğan istese, bunu bir anda bitirirler. Hiç sorun değil. Kendi camiasında da isteseler, bunun bu tip hareketlerini durdurabilirler. Ama benim kanaatim; bir ihtimal, biraz da bundan çekiniyor olabilirler. Bu üzerine ciddi gidildiği durumda, cemaatin her şeyini bilen bir insan. Allah vermesin, çok kötü neticeler verecek şeyler de yapması ihtimali olabilir, yani çok üzerine gidildiğinde. Böyle tipler öyledir. Yani çok üzerine gidersen, bakarsın ters döner. Farz edelim Nurettin Veren- Fethullah Gülen olayında. Adam menfaatleriyle çatışınca; “onlar şöyledir, böyledir,” başladı ihbarlarda bulunmaya. Asılsız ama tedirginlik meydana getirdi. Tabii bu benimkisi bir tahmin. Biraz çekiniyor olabilirler bundan, bir ihtimal. Ama kökeninde de saf bir insan. Fakat çok hırslı, fakat imanı zayıf benim gördüğüm kadarıyla. Allah korkusu zayıf gibi görünüyor. Çünkü Allah’tan korkusu güçlü olan bir insanın Allah’a, dine, İslam’a karşı öyle bir üslup kullanması mümkün değil. Bak dün de yayınladım; çok üst perdeden, alaycı. Gerçekten Allah’tan korkan bir insanın öyle bir üslup kullanması, akılcı bir bakış açısıyla mümkün değildir. Allah-u alem Allah korkusu zayıf. Ama çok bilgisi olduğu için, yani hurafe bilgisi de var, onları aktardığında enaniyeti tatmin olmuş oluyor. Yani “bayağı biliyor” diyorlar, o hoşuna gidiyor olabilir. Bir de böyle tipleri çok eğlendiriyor. Fatih Altaylı gibi, ya da bizim o tombul gözlüklüyü falan. Bir kere tipi çok ilginç geliyor onlara, konuşmaları çok ilginç geliyor. Bir de çok garip karşıladıkları için, hem de onları güldürdüğü için; bir de halkı da biraz geriyor, insanları. Yani o tiplerde insanlar gerilirler. Müthiş bir korkuyla karışık tedirginlik de yaşadıkları için, hani mesela kavga sahneleri gösterildiğinde herkes nasıl televizyona yığılıyor, o kavga sahnelerinin bir başka hissi, bilinçaltında daha farklı bir etki meydana getirdiği için, korku ve tedirginlikle karışık hayret hissi meydana getirdiği için, o programları izlemek durumunda kalıyorlar. Onun hurafelerinden duyduğunda insanın kanı çekiliyor. Ama insanlar o heyecanı ararlar. Korku filmlerinin sebebi de odur. Orada bir bilgi edinmek değil de tehlikenin büyüklüğünü görmek açısından olayı seyrediyorlar gibi bir görünüm var. Akılcı analiz ettiğinde bunu görüyoruz. Yine akılcı baktığımızda, insanlara Allah’tan daha çok değer veriyor gibi bir üslubu var. Mesela “baba” diyor adama, Fatih Altaylı’ya. Normalde, ilmin izzeti, Müslümanlık izzeti, nefsi, bunu ondan engellemesi lazım. Ancak şeyhine böyle bir şey diyebilir, Mahmut Hocamıza diyebilir. Ama böyle bir insana demesi ki biliyor Fatih Altaylı’nın ne olduğunu da biliyor, buna rağmen diyor. Mesela gıyabında onun hakkında konuşuyor. Ne olduğunu söylüyor, herkese söylüyor. Ama yanındayken şey yapıyor, argo tabirle söylemek istemiyorum ama yağcılık yapıyor. Daha da üst ifadeyle söylüyorum, alenen o tip bir şey gösteriyor. Bu insanların kalbinde tabii çok olumsuz etkiler yapıyor. Onların yanındaki ezikliği, garibanlığı, onlara kendini beğendirmeye çalışması, konuşurken sürekli dinle ilgili espriler yaparak, dini ehemmiyetsiz gibi göstererek -kısmen, yani bir yönüyle- onları daha ehemmiyetli gören bir üslupla, onlardan aferin almaya çalışan bir üslubu var. Yani aferin aldıkça coşuyor zaten. Mesela Fatih Altaylı benim karşımda kıkırdayamaz. O tombul gözlüklü falan felç olurlar karşımda. Öyle bir şey asla, hiçbirini yapamazlar. O konuşmalarını tahayyül dahi edemezler yanımda. Herkes bilir bunu. Sıkıysa yapsın. Ama adam geniş, yani bir hayli geniş Cübbeli. Yani bundan utanç duymuyor, mahcup olmuyor. İzzet-i nefsine ağır gelmiyor. Adamlar mesela kıkır kıkır gülüyorlar onun anlattıklarına; onun hoşuna gidiyor, onları daha da güldürmeye çalışıyor. Sanki görevi onları güldürmekmiş gibi. Bütün bu anormallikleri ben eğer engellemezsem, bu daha da tehlikeli bir boyuta ulaşabilirdi. Yani tahmin ettiğimiz gibi olmaz bu olaylar. Din, İslam adına ortaya çıkacağı için, birçok iyi niyetli insanı da, Allah esirgesin belanın içine sokabilir, yanlış yola sokabilir. Mesela kendi dediğini doğru çıkarmak için bir hadisi rahatça reddedebiliyor, bir konuyu rahatça reddedebiliyor, kapatabiliyor. Diyor ki mesela geçen konuşmasında; ben hadislerde tenzilat yapabilirim. Ayette de tenzilat yaparım” diyor. Tenzilat ne demektir, biliyor musun? Eksiltme demektir. “Eksiltme yapabilirim” diyor. Adam şaşırdı. Soruyor adam, diyor; “sen böyle mi diyorsun, ne dediğinin farkında mısın?” diyor, ona diyor. “Evet, farkındayım ben. Ayette de, hadiste de tenzilat yapabilirim ben” diyor. Tabii, aynen bu anlamda demiyor da, “farkında mısın?” derken o anlam çıkıyor yani. Biz de bunu eğer söylemezsek, bu adam enine alır, arşınına satar. Bak, Bediüzzaman hakkında diyor ki, bir kere Mehdiyet’i kim savunuyorsa onlara vuruyor adam. Fakat bunun kanalıyla vurduruyorlar. Yani Fatih Altaylı bunu kullanıyor. Bediüzzaman Said Nursi, Mehdiyet’i mi savunuyor, direkt ona; vuruyorlar derken yani eleştiri ve yahut aşağılama gibi, böyle hakaretamiz üslup gibi yöntemlerle etkisiz hale getirmek ve değersiz hale getirmek gibi politikaları var. Bunda bu adamı kullanıyorlar. Mesela bunu çıkardılar, dediler; “Bediüzzaman hakkında ne düşünüyorsun?” Çok kurnaz, şark kurnazı böyle, diyor ki; “ben diyorum” demiyor. “Bediüzzaman hakkında” diyor, “otuz noktada, ” bakın, “otuz noktada Ehl-i Sünnet’e uymadığına dair, uzman olan, değerli bir ağabeyimizin sözü vardı, ben incelemedim” diyor. “Böyle bir sözü var.” Bunu duyan adam felç olur. Yani cahil bir insan der ki; “bak, bu adam alim” diyecek, Mahmut Hoca’nın talebesi, Ehl-i Sünnete titizdi Mahmut Hoca. “Bu bunu dediğine göre, Bediüzzaman hakikaten sapkın ve anormal bir insan demek ki” der. Bunu da çıkıp Fatih Altaylı’nın programında düzeltmedi. Kakara kikiri, ipsiz sapsız laflar konuşuyor. Bunu gitti radyoda düzeltti, Nur talebelerinin yanında. Onlara böyle yağcılık yaptı, onlara karşı böyle kendince konuştu. Ama bak, Fatih Altaylı’nın yanında, “ben büyük bir hata yaptım. Allah beni affetsin, doğrusu budur” demedi. Ve bu laf şu an Türkiye’de geçerli, Üç noktada bile Ehl-i Sünnet’te değilse, bitti o insan. Birçok kişi için böyledir bu. Güya Bediüzzaman’ın itibarını yok edeceklerdi ve çok uğraştılar, Fatih Altaylı takımı. Biz bunu da engelledik ve Cübbeli’nin iddialarını yok ettim. Mesela “Allah birdir” dedirtmek Hıristiyanlara önemli bir hedeftir. Kuran’ın emridir bu. Bunun olmadığını söylüyordu. Ben bunu ayetle ispat ettim ve gösterdim. Ondan sonra lafını geri aldı. Ondan sonra düzeltti. Ve buna benzer çok fazla anormallikleri var. Tek tek düzeltiyorum. O bende anormal bir şey bulmuş olsa, onlar havada takla atar. Fatih Altaylı ile horon teperler böyle. Kardeşim, şu kadarcık bir şey bulsa, anında sür manşet, sekiz sütuna manşet çıkarır. Mesela geçenlerde Vatan Gazetesi hiç alakasız bir konuda sekiz sütuna manşet aleyhimde haber çıkardı. Tek kelimesi doğru değil, “hiçbiri doğru değil, artık bir tanesi bile doğru değil, artık insaf edin. Bunu düzeltin” dedik. “Tamam, yazılı gönderin, düzelteceğiz” dediler. Tabii ki düzeltmediler. Düzeltmezler de yani. Adam niye düzeltsin? Kendince vurduğunu zannediyor. Havaya çıkar o, döner, gidip kafalarına şapka gibi oturur. Öyle bir şey olmaz. Bu konu uzun konu, anlatırız daha da ama herhalde kardeşimize yeterli olmuştur, zannediyorum, inşaAllah.
Bakın, aynı ortamda Edip Yüksel’den de bilgi edinmek ve onu da takviye olarak karşıma çıkarmaya çalıştılar. O hiç karşıma çıkmadı, kaçtı o direkt. Bunu çıkardılar, bunu da pestil gibi ezdim ve “alın hayırlı olsun, güle güle kullanın” dedim, ceplerine soktum Cübbeli’yi. Şu an adam mendil gibi ceplerinde, ilmen ezdiğim için kullanamıyorlar şu an. Yani dümdüz gitti adam. Fakat baktılar ki çok eziliyor ilmen, biliyorlar. Bunu kurtarmak için, onun için çıkarıyorlar televizyona. Bakın sululuk da yapamıyorlar, daha önce yapıyorlardı. Benden çekindikleri için sululuk yapamıyorlar. Kimseden çekinmezler. Benden çekindikleri için, bak tek sebebi budur. Hiçbir sululuk yapamıyor, gülmelerinin hepsini boğazına tıkadım. Sıkıysa yapsınlar, yapamıyorlar tabii. Yani kardeşimiz “Hocam niye böyle?” diyor da, işte bizde hikmetini açıklıyoruz.
Şeyh Nazım Hocamız yaklaşık bir haftadır gripmiş, açıklama geldi kardeşlerimizden. “...ama çok bitap, güçsüz sohbetlerini sürdürüyordu. Günlük yayınlarını, internet sohbetlerini durdurma sebebinin sağlık değil, "böyle emredildiği için" olduğunu söyledi. Hatta tüm takipçileri; "Sultanım, sen ne olursa olsun mutlaka sohbet ver” diyerek, teyakkuza geçtiler. İnzivaya çekildi diye aralarında yazışıyorlar. Hişam Kabbani de sürekli; “ne zaman yeniden sohbet vermeye başlayacaksınız? Herkes yeniden izin gelsin diye dua ediyor” diye ısrar edip duruyor.” Hocamızı ellemesinler, benim canım Hocama. Dinlensin. O, inşaAllah bir manevi işaret alır, devam eder. O benim canım. Dünya tatlısıdır Şeyh Nazım Hocam. Acayip şeker, görseniz çok seversiniz. Şakacı, hoş sohbet yani inanılmaz. Çok şeker, maşaAllah. Talebeleri de çok değerli insanlar, maşaAllah. Hocamızın neydi o? Hocamızın açıklaması var. “Allah ve onun sevgilisi Resulullah (s.a.v.) izin verirse konuşabiliriz.” Doğru söylüyor. Tamam, güzel. Bak, Hocamızın şu sözü yeterli; “Allah ve onun sevgilisi Resulullah (s.a.v.) izin verirse konuşabiliriz.” Bitti, inşaAllah. Hocamıza dikkat etsinler, çok yoruyorlar. Her misafirin karşısına getirmek olmaz. Grip olan adamlar geliyor. Gizli grip oluyor, karşısına getiriyorlar. Nezle, olur mu? Çok dikkat etmek lazım. Bir kere nezle, grip olan kişileri kesinlikle eve sokmamak lazım, eve girmemeleri gerekiyor, bir. Dışarıdan gelmiştir o mikrop. Nezle olan o evden çıkacak, grip olan o evden çıkacak. Olmaz. O zaman steril olur, hiçbir şey olmaz. Çok da yormasınlar, mesela gece ikide, üçte bile Hocamızı konuşturuyorlar. Uykusuna dikkat etsinler. Mesela Hocamız günde en az sekiz saat uyusun. Sekiz saat uyusun. Ondan sonra kolesterol düzeyi iyi, Allah-u alem, öyle görünüyor. Yine ona dikkat edebilirler. Tabii iyi takdir ediyorlar da, ben sevdiğim için tabii Hocamıza sahip çıkıyorum.
“Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocam. ” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Tam size ufoları soracaktım, cevapladınız. Eşimle izliyoruz. Ben dedim; "hep aklımdan geçenleri Hocam söylüyor" diye, tevafuk yine öyle oldu. Habertürk, Kabe’ye Melek iner gibi bir video yayınladı. Yorumunuz nedir? Kabe’nin altın oranla yer alması harici kainat için özelliği nedir?” Doğru, bir de Kabe’nin üzerinden kuşlar geçerken ikiye ayrılıyorlar. O çok acayip. Onu biliyor musunuz siz? Yani Kabe’nin üstünü, örtüsünü hiç kirletmiyor kuşlar, öyle bir şey var. Çok acayip, Allah’ın hikmeti. O filme bakalım yani doğruda olabilir, inşaAllah. Teknik incelenmesi lazım. Teknik yönden iyi bilen birine, uzman birine inceletelim, ondan sonra.
“Namazlarımızı düzenli olarak kılamıyoruz, ne yapmalı? Farz kılmak yeterli mi? Türkçe ibadet hakkında ne düşünüyorsunuz?” Bediüzzaman diyor; “Ahir zamanda kebairden kaçınan, feraizi yerine getiren kurtulur” diyor. Bak, “kebairden (büyük günahlardan) kaçınan, farzları yerine getiren kurtulur. Hiçbir şey yoksa, farzları yapsın, tamamdır, Allah’ın izniyle. Yani “sünneti yapamıyorum, farzı da terk edeyim,” olmaz. Farzı yapsın, tamamdır, inşaAllah. “Hangi meal okuyorsunuz?” Biz, işte dedik, Ali Bulaç Hocamız.
“Bir oğlum var. Sizi izliyor, 3 yaşında. Adem Poyraz. "Bu kim?" deyince, “Allah-u Ekber veya Allah da diyebiliyor” bu çocuk, maşaAllah. “Dua eder misiniz?” diyor. MaşaAllah. O sevimliyi, minik burnunu öpün benim yerime. Üç yaşındaymış.
“Sesli okumasanız, cevap verseniz. Selamun aleyküm sayın Hocam” diyor. Ne var burada gizli olacak? Bir şey yok ki, gayet güzel bu yazı. Ama madem öyle diyorsun, okumayayım ama hiçbir şey yok bu yazıda.
“Hocam Allah’ın sevgisi size ve tüm sevenlerin üzerine olsun, inşaAllah. Sorum Hz. İsa (a. s. ) ile ilgili olacak. Hocam, Allah’ın izniyle İsa (a. s. )’nın gelişinden haberi olan Allah dostları, Hz. İsa (a. s. )’yı belli bir dönem için saklayıp, bu yeni hayatına başlangıçta adapte olmak için yardımda bulunacaklar mı? Örneğin; Hocam, Hz. İsa (a. s.) anne ve babası olmadığı için bir kimliği ve kaydı olmadan ve hiçbir ülke vatandaşı olmadan nasıl bir dönem faaliyet yapacak, inşaAllah? Sevgilerimle, Allah’a emanet olun, inşaAllah. Fransa’dan Murat Bozan.” Canım, tabii ki bir kimlik ayarlanır gerekirse, ayarlar da ama o kadar sorun değil o. Fakat İsa Mesih (a. s. )’i görmeden önce çok hayret verici olaylar görmeye başlayacağız. Yani 2011, 2012. Ben buradayım. Nefesiniz kesilecek, bayağı şaşıracaksınız.
Cübbeli hakkında yazan kardeşime, bak ben bir şey söylüyorum. Benim hadislerden gördüğüm, samimi kanaatim; Cübbeli, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından bildirilen Ahir zamanda geleceği bildirilen bir kişi. Ben bunu size on yıl sonra ispat edeceğim. Net. Bak, Peygamberimiz (s.a.v.) bu adamı, bu kişiyi, adamı diyelim veyahut; alenen, net tarif etmiş. Yer de bildirerek, inşaAllah. Bu kişi, o kişi, ben söyleyeyim. Mesela topal tarif etmiş, o da şu an yaşıyor. O, Kenane, Kahtani hepsi var şu anda, inşaAllah. Cübbeli de kendini biliyor. Ahir zamanda geleceği bildirilen o şahıstır. Önemli gördüğüm için Resulullah (s.a.v.) hadislerde belirttiği için belirtiyorum, anlatıyorum.
Azerbaycan’dan Karabağ’daki şehitlerimiz hakkında bir kardeşimizi bilgi veriyor. Şimdi bak Tural kardeş, tek çözüm Türk-İslam Birliği’dir. Yapacak başka hiçbir şey yok. Var gücünle Türk-İslam Birliği için gayret edersen, Ermenistan küçücük bir ülke. Yed-i emanımızda olacak, açarız sınırlarını; hepsi bizim kardeşlerimiz, gayet güzel koruyup, kollarız. Geçmişin hesabını sormayız. Yaşayan katiller varsa hesabını sorarız onlardan, ilgili kimse, sadece katillerden. Onun dışında ben mazlum, küçük Ermeni çocuklardan gidip hesap sordurtmam, kimse gidip hesap sordurmaz. Hiçbir Müslüman buna müsaade etmez. Kim ise ilgili, biz ondan hesap sorarız, Allah’ın izniyle. Katil kimse ondan hesap sorulur, alakasız adamdan hesap sorulur mu? Ermeni annelerin ne suçu var? Ermeni çocukların ne suçu var? Onlar ister mi bir adam öldürülsün? Bir cinayet falan, kanı-iliği çekilir çocukların. Yanında bir adam vursalar, baygınlık geçirir çocuklar. İster mi? Oradaki alçak faşistlerin, alçak komünistlerin, oradaki kahpelerin yaptığı bir katliam o. Türk-İslam Birliği oluştuğunda hepsinin intikamı alınmış olur, o kadar.
“Selamun aleyküm sevgili Muhammed Adnan Hocam, Allah-u Teala’ya bize sizi tanıttığı ve sevdirdiği için ne kadar şükretsek azdır. Sizi inanın çok çok seviyoruz ve inşaAllah Yüce Rabbim size uzun ömür verir ve bizleri de sizin hizmetinize dahil eder. Şu an sizin sohbetinizi dinlerken sevgili mürşidimin, Şeyh Nazım Hazretleri’nin 20 Ekim 2010’daki sohbetinde mühim bir açıklama yapmış olduğunu okudum. Sizinle bu açıklamayı paylaşmak istiyorum.” Meryem Almanya’dan göndermiş. MaşaAllah, maşaAllah. Hocamızın bu açıklamasına tefsir ederek bakmak lazım, böyle sırf okuyup geçilmez, inşaAllah. “Bütün insanlar ve insanlık için yeni bir çağ başlamıştır” diyor. Altınçağ. Bak, sonu bununla bitmiş, bitti. Yani bu Mehdiyet. Ama burada bakın, çok önemli bir şey var. Ben Hocamızın bu tespitini çok önemli görüyorum. Bak, 20/10/2010 tarihinden itibaren, bakın 20/10/2010 bakın. 20, 10, 20, 10 ilk defa oluyor. Yani dünya tarihinde ilk defa olan bir tarih; 20, 10, 20, 10, “Tarihinden itibaren bütün dünyada vuku bulacak büyük bir değişikliğin ilk müjdesini vermiştir” diyor. Ve sonunu şöyle bitiriyor; “Rabbaniyelikle birlikte yeni bir devir girmiştir, bütün insanlar ve insanlık için yeni çağ başlamıştır.” Altınçağ yani Mehdiyet. Zaten açıkça söylüyor Hocamız, “70 yıl kaldı” diyor. Son, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Sayın Adnan Hocam” diyor. “Siz sürekli Mehdi (a.s.)’den bahsediyorsunuz” diyor. “Bakara 25. ayet-i kerimesi gereğince, insanlara hacet namazı kılmalarını tembih etmeniz gerekir” diyor. Tembih edince ne olacak, Gül Bağdaş kardeşimiz? Yani “kim Mehdi (a.s.) ise ona rüyada gösterilecek” diyor. Bizim çocuklar, hep beni rüyalarında Mehdi (a.s.) olarak görüyorlar. Şimdi ben ne yapacağım? Mehdi (a.s.)’miyim olacak? Olur mu böyle şey? Bu ne kadar acayip bir şey. Mesela ben şimdi Ebru’yu düşünürsem veyahut Ebru beni düşünürse, yahut sen mesela beni; insan rüyasında görür. Bu onun Mehdi (a.s.) olduğunu mu gösterir? Şu iş mi? Çocuk olsa şuna… Çünkü rüyadaki görüntüyü eğer esas alırsa adam, onu vahiy hükmünde görürse, o zaman Peygamber olduğunu iddia ediyor adam. Diyor ki; “ben rüyamda şunu gördüm. Sizin buna göre hareket etmeniz gerekiyor.” O zaman sen Peygambersin öyle mi? Peygamberimiz (s.a.v.) son Peygamberdir, Hateme Resul’dür. Başka da kitap gelmeyeceğine göre. Adam diyor ki; “bana da kitap geldi” diyor. Haşa, açık. Bak, bunun hükmü çok ağırdır. Bunu çocuklanmaya gelmez. Başlarına çok büyük bir bela gelir. Yani Allah’ın affediciliğine sığınıp böyle delilik yaparlarsa çok büyük belaya uğrarlar. “Bana vahiy geliyor” demek, ne demek. Bana kitap geliyor demek, ne demek? Akıllarını başlarına alsınlar. Tam küfürdür, Allah esirgesin. Bizim çocuklar da, çok insan var, beni Mehdi (a.s.) olarak gören rüyasında. Bu geçerli oluyor mu kardeşim? Şeyhlerini herkes Mehdi (a.s.) olarak görüyor. Bir tek bende değil ki. Mahmut Hocamı birçok seveni Mehdi (a.s.) olarak görmüştür rüyasında. Mahmut Hoca, Mehdi (a.s.) mi şimdi? Bıraksınlar bunu, yani çılgınlık yapmasınlar. Allah nasıl olsa affeder diye, akıl almaz delilikler yapıyorlar. Allah’ın intikamı şerif olur. Allah’tan korksunlar. Son Peygamber, Peygamberimiz (s.a.v.)’dir. Kuran ve sünnet, başka bir şey yoktur. Yeni yeni ilave izahlar olmaz. O artık yani, “Kuran, sünnet, bir de arada bana vahiy geliyor, ben bir de onu ilave ediyorum.” Olur mu öyle şey? Yani bunun olmayacağını çocuk olsa anlar. Yani bunu bana söyletiyorlar, defalarca söyledim. Yine aynı şeyi bir daha soruyorlar. Hayır, yine anlatayım da; Allah vermesin, Allah bir bela verecek, bu sefer dünyalarını şaşıracaklar. Oktar Hocam ne anlatacaksın?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir haber çıkmış. İşkencelerden bahsetmiştiniz, Irak’ta yapılan zulümden. “ABD, Irak’taki işkenceleri görmezden gelmiş” diye. El Cezire televizyonunda çıkan bir haberde; “ABD’nin bunları bildiğini, haberi olduğunu, ancak birliklerine müdahale etmemeleri emri verdiğini” açıklamışlar Hocam, haberde.
ADNAN OKTAR: Canım, çok eski bir haber. Zaten biliniyor, şu anda da devam ediyor. Türk-İslam Birliği oluşmadığı sürece de devam eder, edecek de yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir bakan da, Bakanımız Egemen Bağış da açıklama yapmış Hocam; “Türkiye’nin yeni sloganı; "Avrupa sıkı dur, Türkiye seni kurtaracak"” diye .
ADNAN OKTAR: İki yıl önce ne demiştim?
OKTAR BABUNA: “Avrupa’yı Türk-İslam Birliği kurtaracak” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Bak, Egemen Hocam, maşaAllah, iki yıl sonra aynı benim dediğimi söylüyor. Amerika da eğer bu zulümden çekilmek istiyorlarsa, Allah’ın emrini yerine getirecekler. Birlik, beraberlik, kardeşlik. Başka çözüm yoktur.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Araf Suresi; Musa kavmine: “Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar."” Kimleri Allah mirasçı kılacak? Mehdi (a.s.) ve talebelerini. “"En güzel sonuç muttakiler içindir" dedi. Dediler ki:” münafıklar diyorlar ki; “Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık.” Münafıklar diyorlar ki; “hapse girdik, başımız belaya girdi. Senin yüzünden hep sıkıntı çektik” diyorlar, Hz. Musa (a.s.)’ya, münafıklar. “(Musa:) "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak,"” dünyaya hakim olacaksınız, “"böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi.” “Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar.” Yine bu da Mehdi (a.s.)’nin devrini veriyor, inşaAllah. (Araf Suresi, 128-129)
Şeytandan Allah’a sığınırım, Mümtehine Suresi, 6. ayet; şeytandan Allah’a sığınırım; “Andolsun, onlarda sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umud edenlere güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirecek olursa, artık şüphesiz Allah, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan), Hamid (övülmeye layık olan)dır.” Bu da, Abdülhamit’in devrini veriyor, bu ayet de. Abdülhamit’in tahta çıktığı devri, tarihi veriyor ebcedi, inşaAllah.
Evet, bitmiş programımız.
SUNUCU 2: Bizi yarın yine, 22:00’den itibaren, HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal Avrupa ve Çay Tv’den takip edebilirsiniz. İyi geceler.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...