SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv, Kanal Avrupa, Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Uşak Tv, Çorum Kanal 19, Uşak Egem Tv, Uşak Art Tv, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Aksaray Radyo Star 94.0, Bingöl Fm 102.0, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Kars Kafkas Fm 95.5, Ordu Fatsa Radyo Mega 88.5, haberhilal.com, selamhaber.com, 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Nasıl başlamak isterseniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Kuran’dan herhangi bir sayfa açayım, oradan çıkan konu neyse oradan başlarız, inşaAllah. Ya Allah, Bismillah. Enfal Suresi çıkmış. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında,” tebliğ için Allah’ın dinini yaymak için çıkardığında, “mü'minlerden bir grup isteksizdi.” Biz bu konuyu açalım o zaman.
Müminlerin böyle bir kısım Müslümanların tembelliği, güçsüzlüğü, heyecansızlığı, şevksizliği bütün sorun buradan kaynaklanıyor. Allah insanlara sürekli olaylar meydana getiriyor, hastalıklar, belalar getiriyor ki kafaları açılsın, şevkleri artsın diye. Ama insanların ruhunda tembelliği eğilim vardır, bıraksan uyur. Genel ruhunda var, unutkanlığı eğilim vardır. Müslüman’ın bu halini Allah ortadan kaldırmak için, sürekli dikkatli olmalarını Kuran’da belirtiyor, dikkatli olun diyor. Ve Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında sürekli bir mücadele meydana getiriyor hareketlendirmek için, canlandırmak için. Çünkü bitkinliğe, bitaplığa insanlar çok yatkındır. Hemen hemen her gün bir gerilim ortamı oluyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında. Ya bir saldırı oluyor, ya münafıkların saldırısı oluyor, ya küfrün saldırısı oluyor, o da Müslümanlara müthiş heyecan veriyor. Aksinde Müslümanlarda bir meskenet ve durgunluk meydana geliyor. Şimdi de bak mesela Allah Müslümanların şevkini arttırmak için Afganistan’da, Irak’ta, diğer ülkelerde, her yerde muazzam olaylar meydana getiriyor. Ama buna rağmen adamların bir kısmı nargilelerini içip, fokur fokur nargile kaynatıyorlar, yan gelip yatıyorlar. Evde işte kadın patates soyuyor, soğan çintiyor falan işine gücüne bakıyorlar. Kapısına dayanıyor askerler, onda da yine muhatap olmuyorlar. Halbuki orada canlanması lazım, orada da canlanmıyorlar. Müslümanların heyecana çok ihtiyacı var. Mesela bak dün, evvelsi gün; Müslümanların toplantısı ile ilgili haberler çıktı gazetelerde. Var mı onunla ilgili haberler sende?
OKTAR BABUNA:Var Hocam, inşaAllah. Önce haberi mi vereyim?
ADNAN OKTAR:Haberi ver.
OKTAR BABUNA:300 tane çok kıymetli İslam alimi ve mağfiret derneğinin düzenlediği sempozyuma katıldılar Hocam. Genel olarak konuşmalar hep İslam aleminin birleşmesiyle, birlik olunmasıyla ilgiliymiş. Dr. Faruk Hamade, Şeyh Halid Seyfullah Rahmani, ve Dr. Yahya Abdurrahim hep Müslümanların birlik olmalarını üzerinde durmuşlar. Bu da Hocam Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti, maşaAllah, hadislerde bildirilen. Sayı çok manidar; “İstanbul’a gelen 300 Din alimin gelmesi Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerinden”. Hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Siyah sancaklılar, Abbasoğulları için çıkar. Sonra bir başka def’a da Horasan’dan çıkar ki; takkeleri siyah, elbiseleri beyazdır. Onların kumandanı Temim’den Şuayb bin Salih denilen bir adamdır ki, Süfyanî’nin adamlarını hezimete uğratır. Ta Beyt-i Makdis’e iner, Mehdî’nin hakimiyetine zemin hazırlar, ona Şam’dan üçyüz kişi yardım eder” diye geçiyor üç yüz kişi olarak bildiriliyor. “ Onun hurucuyla Mehdî (a.s.)’ye emrin (vazifenin) teslim edilmesi arasında yetmiş iki ay zaman vardır.” Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak üç yüz tane alimin yardımı bildiriliyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şam derken, çok geniş bir bölgedir Şam. İstanbul’u içine alan, çok geniş bir bölgenin adına Şam deniyor. Bakın tam sayı da vermiş, üç yüz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu da gazete haberi, maşaAllah. “300 Din adamı sempozyumu için İstanbul’a geldi” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hadis ile bakın birebir tam örtüşüyor. İslam aleminin birlik olmasını mı söylemişler?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Kim söylemiş.
OKTAR BABUNA:Dr. Faruk Hamade, Şeyh Halid Seyfullah Rahmani, ve Dr. Yahya Abdurrahim, hepsi Müslümanların birlik olmalarının üzerinde duruyorlar. Dünyaca ünlü İslam alimi Yusuf kardavi’de sağlığı nedeni ile toplantıya katılamamış ama görüntülü bir konuşması yayınlanmış sempozyumda. Konuşma tamamen İslam birliğinin önemi ve aciliyeti üzerine şunları söylüyor Yusuf Kardavi; “Dünyada 1 milyar 600 milyon Müslüman var. Her dört insandan biri Müslüman. Bu çok önemli bir rakam. Bu gücümüzü harekete geçirmemiz lazım. Bunun için ihtiyacımız olan en önemli husus birleşmektir. Burada âlimlere düşen çok şey var. Size tavsiyem mensup olduğunuz toplumları sürekli uyarın. İhtiyacımız olan en önemli husus birleşmektir” diyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu alimlerin içerisinde sadece bir kişi İttihad-ı İslam’dan, Türk-İslam Birliği’nden bahsetmiyor, hatta hazetmiyor da. Bir kişi var bakın. 300 alim, hepsi istiyorlar İttihad-ı İslamı, Türk-İslam Birliğini istiyorlar. Müslümanlar birleşsin diyorlar, bir alim istemiyor. Kim bil bakayım?
OKTAR BABUNA:Cübbeli Ahmet.
ADNAN OKTAR:Cübbeli Ahmet, o kadar onun dışında herkes istiyor bak. Kardavi Hocamız’ın açıklamasını bir daha oku.
OKTAR BABUNA:Okuyorum Hocam inşaAllah. “Dünyada 1 milyar 600 milyon Müslüman var. Her dört insandan biri Müslüman. Bu çok önemli bir rakam. Bu gücümüzü harekete geçirmemiz lazım. Bunun için ihtiyacımız olan en önemli husus birleşmektir. Burada âlimlere düşen çok şey var. Size tavsiyem mensup olduğunuz toplumları sürekli uyarın" diyor.
ADNAN OKTAR:Toplumları uyarın. Cübbeli ne yapıyor? Uyarmıyor, uyar deyince söz dinlemiyor. Bu çok manidardır yani. İslam aleminde, büyük alimlerin içerisinden bir tek Cübbeli’nin bu üsluba katılmaması, Allah’ın emrini yerine getirmemesi, Allah’ın emrini insanlara bildirmemesi bir tek ona has özellik olarak dikkat çekiyor. İttihad-ı İslam’ı istiyorum diyemiyor Cübbeli. Bak aylardan beri uyarıyorum bunu söyle diye, söylemiyor.
Murat Bardakçı’nın dedesi masonmuş öyle mi? Olabilir.
“Teke tek programında Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni çirkin bir üslupla adaba ve edebe uygun olmayarak eleştiriyor, Cübbeli de susuyor. Siz daha iyi bilirsiniz” diyor. Onlara “siz daha iyi bilirsiniz” diyormuş. “Halbuki Cübbeli Kıbrıs’a Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin dergahına geldiğinde, Şeyh efendinin elini öpüp “sizi çok seviyorum, siz Kutb-ul Aktab’sınız demişti. Şeyh efendinin sözlerini tasdik etmişti ve doğru olduğunu söylemişti ve haklısınız demişti. Şimdi neler değişti de, bu adamların karşısına çıktığında, Şeyh efendinin yanlış düşündüğünü, Murat Bardakçı’nın doğru söylediğini söylemeye başladı” diyor. Niye orada bunu ifade etmedi de, Fatih Altaylı’nın yanına gidince, Murat Bardakçı’nın yanına gidince “Şeyh Nazım Hocamız’ın yanlış söylediğini, onların doğru söylediğini söylemeye başladı” diyor kardeşimiz, doğru söylüyor. Oktar Hocam senin vardır anlatacakların, anlat bakalım.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Yine bugün çıkan haberlerde devamı olarak; “İslam ahlakı dünyasının ilacı birleşmek” diye gazete haberleri, maşaAllah. Hep İslam Birliği’ni, Yusuf Kardavi ile ilgili haber yine, “ İslam ahlakı dünyasının ilacı birleşmek.”
ADNAN OKTAR:Mısırlı İslam alimi Yusuf Kardavi yani benim gördüğüm dünyadaki en büyük alimlerdendir Yusuf Kardavi. “Uluslararası İnsanlığa Hizmet Sempozyumu’na sinevizyon sunumuyla katılan ünlü İslam Alimi Yusuf Kardavi Müslümanlara birlik çağrısında bulundu”. İttihad-ı İslam çağrısında bulunuyor, Allah-u alem farzı yerine getiriyor, inşaAllah. “Müslümanlar saldırılara karşı koymak için mutlaka birlikte hareket etmeli,” bu Allah’ın emri. Cübbeli ne diyor? Cevap yok. Cübbeli açıklamıyor. İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyor ve söylemiyor titiz ona karşı. “Sempozyuma Mahmut Ustaosmanoğlu Hoca efendi ve kamuoyunda, Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü katıldı.” Ama bakın herkes İttihad-ı İslamı istiyor, Cübbeli istemiyor. Bakın, ben diyorum ki Cübbeli hadislerde bildirilen ünlü bir şahıstır. Herkes benim bu sözümün altını çizsin, unutmasınlar. Bak Şeyh Nazım Hocamız’ın yanına gidiyor, orada sen haklısın Hocam diyor, “Şeyh’im sen haklısın” elini öpüyor “doğru söylüyorsun, kutupsun” diyor. Murat Bardakçı’nın yanına gidiyor siz doğru söylüyorsunuz, Şeyh Nazım yanlış söylüyor diyor, Şeyh Nazım Hazretleri yanlış söylüyor, diyor. Yani orada öyle, burada böyle, orada öyle, burada böyle. Böyle bir adam. Evet başka ne var?
OKTAR BABUNA:Yavuz Donat bir yazı yazmış Hocam. Erbakan Hocamız’ı eleştiren bir yazı yazmış. “Numan Kurtulmuş ile Saadet güçlenip, yükselebilirdi ama Erbakan Hoca izin vermedi” demiş. “Erbakan Hoca’nın arkasında da büyük bir güç var” demiş. “Sadece Almanya'da 2 bin camiisi var Milli Görüş'ün, sadece tarikat ve cemaat var arkasında. Saadet'in son kongresi için, Anadolu'dan yüzlerce otobüsü geldi" gibi bir iddiası var Hocam. “ Bunu görmezden gelmesin kimse” demiş.
ADNAN OKTAR:Benim anladığım Yavuz Donat Saadet Partisi’nin zihniyetine şiddetle karşı olan bir adam, inanılır gibi değil. Hem komik, hem akıl alacak gibi değil halleri. İnsan ne diyeceğini şaşırıyor bunlara. Bir kere Prof. Numan Kurtulmuş ve onun savunduğu fikir, güya savunduğu fikir diyelim, çünkü onlara böyle başka türlü bir fikir savunduğu kanaatindeler. Bu kişilerin asla kabul etmeyeceği bir sistem. Numan Kurtulmuş’u savunmanın altında bambaşka nedenler yatıyor. Eskiden olsa bunları yönlendirebiliyorlardı, hakikaten güçleri yetiyordu ama şu an bunları hiç kimse kaale almıyor. Bakın Yavuz Donat da da yazıyor, bir başkası da yazıyor, bunlar çok gariban kaldılar, çok zavallı kaldılar, hiç kimse kaale almıyor. Ben de şaşırıyorum, hakikaten böyle değildi eskiden. Bunlar öyle mesela beşi, onu bir konuya yüklendi mi, Türkiye’de muazzam gündem olurdu, herkes kaale alırdı. Hatta üst kademede devlet kurumlarına etki ederdi, çok ciddiye alınırdı. Ne olduysa oldu, kimse bunları kaale almıyor. Ne olduysa oldu derken, tabii şöyle benim yüzüme biraz bakmak lazım. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Yiğit Bulut Hocam bir yazı yazmış Habertürk’te; “Türk-İslam dinamiklerini anlayıp hayata geçiremeyen bizler neler yapabileceğimizin farkında mıyız!” diyor, İslam Birliği’ni ima eden başlıklı bir yazı yazmış. “Dünyanın en önemli stratejik kaynaklarına sahibiz ama bu tarihi, dini, kültürel bağlarımızı anlamamak için kafamızı kuma gömüyoruz.” Yapılması gereken diyor Yiğit Bulut; “ tüm etnik kökenleri kucaklayarak, rüyayı da içine alan yeni bir dünya kurmak. Değişen dünya bunu bizden daha çok istiyor. Buna inanın istersek yeni bir dünya kurabiliriz. Bir ekonomist gibi dünyanın en saygın dergisi 14 sayfasını Türkiye’ye ayırdı ve yeni Türkiye doğuyor, artık bunu görsün herkes” diyor.
ADNAN OKTAR:Yiğit Bulut delikanlı çocuk. Fakat böyle Aydın Doğan’ın etkisinde olmayan böyle milli gençler, milli yazarlar az, sayısı az. Bu tarz yazarlara daha çok destek vermek lazım, daha çok koruyup, kollamak lazım, ellerini kuvvetlendirmek lazım.
OKTAR BABUNA:Cengiz Çandar da; “Başörtüsüne de anadilde eğitime de cemevlerine de evet” demiş Hocam yazısında başlığı da bu şekilde. “Eğer özgürlükten bahsediyorsak, bunlar da özgür olmalı aynı paketin içinde yer almalı” demiş.
ADNAN OKTAR:Evet, Cengiz Çandar eski delikanlılardandır. Solcudur ama özgür düşünür, öyle katılıktan hoşlanmaz.
OKTAR BABUNA:Melih Aşık da Milliyet’te sizin anlatımlarınızı birebir aynı konuda bir yazı yazmış Hocam “Modern köleler” diye. Şunu diyor; “ siz mağazalarda çalışan tezgahtarların ne kadar zor şartla altında çalıştığını söylüyordunuz hep Hocam. Günde 10-12 saat ayakta olduklarını, çok mağdur olduklarını anlattınız. O da diyor ki Melih Aşık ; “Beyoğlu, Nişantaşı, Bakırköy, Akmerkez, Metrocity, Kanyon alışveriş merkezlerini dolaşırken cicili bicili mağazalarda çalışan genç hanımlara günde kaç saat mesai yaptıklarını sorun. Genelde 12 - 13 saat cevabı alacaksınız. Aldıkları para mı? Genellikle asgari ücret düzeyi. Fazla mesai alırlar mı? Ne gezer. İşverenin çok insaflısı çalışanına satıştan prim verir. O da devede kulak kalır” diye bitirmiş. Onların bayağı çok çalıştıklarını az paraya.
ADNAN OKTAR:Ben buna evet ayrı ayrı, dafaatle, zamanla anlatmıştım. Hocamız demek ki ara ara bizi harunyahya.tv’den izliyor, oradan ilham geliyor demek ki. Çünkü yıllardan beri görmeyip de, ilk defa görmüş olması mümkün değil. Demek ki yazılarımızdan etkileniyor, iyi güzel.
OKTAR BABUNA:Zaman’da Nedim Hazar da şöyle bir yazı yazmış; “Bir kazanç kapısı olarak cemaat” demiş. Fethullan Gülen cemaatini işaret ediyor. “Paraya ihtiyacı olan cemaate iftira atan bir kitap yazıyor. Tirajı düşen cemaate saldırıyor. Kariyer edinmek isteyen hemen Fethullah Gülen’e saldırıyor. Yazarsınız kimse sizi kaale almıyorsa, hemen Fethullah Gülen’e iftira atan bir yazı yazıyor. Şahane bir satış yöntemi buldu bazı insanlar sektör oluşturdu” diye yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Pek onunla alakası yoktur tabii, satış ile alakası yok da, onun kökeninde biraz kıskançlık var. Ondan sonra hasetlik biraz olabilir, biraz İslam’a, Müslümanlara karşı kuşkuyla bakan bazı insanların tedirginlikleri olabilir. Bir de bilinmezlik bunları biraz tedirgin ediyor olabilir. Ben söyledim; Fethullah Hocamız ile ilgili bir ara bir kampanya meydana getirdiler, böyle işte bu olaya el atın artık, bu iş bitirilsin. Ondan sonra devlet içindeki Fettullahçı yapılanma yok edilsin. Her yeri işgal etti bunlar falan, bayağı geniş taraftar kitlesi buldu, bir kamuoyu oluşturuyorlardı hakikaten de. Fethullah Hoca cemaati aslında biraz yalnız bir cemaattir. Diğer bir çok cemaat tarafından da kuşkuyla karşılanan bir cemaat. Ben gidip konuştuğumda, milliyetçi çevrelerde de, diğer bazı cemaatlerde de çok yaygın olarak kuşkuyla karşılanan bir cemaat. Ben de bu kadar insan deyince bir şey vardır herhalde dedim. Acaba biz böyle durduk yere hüsn-ü zan mı ediyoruz, böyle durduk yere olaylara şefkat gözüyle bakıp, gözümüzü mü kapatıyoruz acaba dedik? Çok detaylı baktım, inceledim bayağı müspet, mazlum, faydalı bir topluluk. Kendi halinde efendi insanlardan oluşuyor, hiçbir riski de yok, tamamen hikaye. Yok CIA tepelerindeymiş de, yok Amerika yönlendiriyormuş da, bilmem ne, falan feşmekan, hepsi hikaye. Nihayetinde orada terbiye alan çocuklara bakıyoruz uysallar, sevecenler, hürmetkarlar. Öyle bir komünizme gitmez, faşizme gitmez, bölücülüğe gitmez, anormal bir çizgiyi kabul etmez, halim insanlar. Dolayısıyla kafalarında öyle bir abuk-sabuk canavar meydana getiriyorlar, o canavara da hakikaten inanıyorlar, birbirlerini de inandırıyorlar, korkmaya başlıyorlar bu sefer. Böyle bir şey yok. Bakın söyledim ben, alenen söyledim; varsa, kuşkunuz da olsa yazın, kuşku. Belge istemiyorum, dedim. Dedikodu yazsınlar, ben böyle bir dedikodu duydum desinler. Biliyorlar cevap vereceğimi, söyleyemiyorlar. Demek ki yokmuş. Olsa derdi; benim kulağıma şunlar geldi, derdi. Desene, yok. Ki gayet bağımsız ve samimi eleştiriyorum. Böyle tarafgir bir şeyim yok.
Ben Fethullah Hoca’yı, bu Adnan Menderes’in cenazesi getirilmişti hatırladığım kadarı ile, o zamanlar görmüştüm. Uzaktan, yakınındaydım fakat yaklaşmadım özellikle laf söz olmasın gibisinden. O mübarek insan yıllardan beri böyle hastalıklarla, zorluklarla, çile ile uğraşır, gayret eder. Kendi halindedir, evden dışarı çıkmaz. Gazinosu yok, pavyonu yok, hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilmiş, ne çıkarı olabilir? Bir de o çocukların ne çıkarı olabilir, Kenya’ya gidiyor. Yurdundan uzak, hiç tanımadığı insanlar, bilmediği bir dili konuşuyorlar, 200 dolara orada çalışıyor. Ne çıkarı olabilir? İşte Türkçe öğretiyor ne güzel. Mehdi (a.s.)’nin dilini öğretiyorlar. Mehdi (a.s.)’nin herkesle daha rahat konuşmasını sağlayacaklar, daha güzel, hayırlı, faydalı. Bir de mülayim. Mesela ben, her Fethullah Hoca’nın talebesini gördüğümde, böyle katı bir talebe de oluşmamış zaten. Bak Ebru diyor; “gittim, kaldım onlarda.” Mesela Ebru’nun alakası yok, Fethullah Hoca’nın talebeleriyle, bir şey yok. Ama güzel bir zemin bırakmışlar onda. Böyle daha insani, daha sevecen bir zemin bırakmışlar, işte bu bir kardır. Bomboş olacağına adam, sıcak bir zemin bırakılmış olması, Müslümanlara sempati duyan, seven bir insan bırakılmış olması güzel. Onun için boş yere şamata yapmasınlar. Bize net bilgi varsa ellerinde, ben şakır şakır okuyayım burada hiç yorumsuz. Ama cevap hakkı var, inşaAllah.
Yalnız şimdi tabii benim de bazı şeyler var dikkatimi çeken. Bazı cemaatlerde, Fethullah Hoca’nın cemaatinde de var, bazı cemaatlerde de var, ama herkes değil, nadir olan kişiler. Bizim kitaplar iman hakikatleri yönünden hakikaten çok mükemmel eserler, bayağı güzel eserler, etkileyici ve bir tarafa da insanları çekmez, yani iman hakikati. Şimdi arının hayatını okuyan adam, Adnancı mı olması gerekiyor. Her şeyci olur eğer olmak istiyorsa. Arının hayatı bu, arının hayatıyla benim ne alakam var? Yani, arının hayatını okuyan. Adnancı’yı kasten söylüyorum, Adnancı diye bir şey yok, öyle kıl bir üslup kullandıkları için söylüyorum. Şucu bucu, bilmem kimci diye bir şeylere ayırıyorlar. Halbuki beni seven arkadaşlarım olabilir. Niye cisi, cusu olsun. Adam, arının hayatını bir insanın öğrenmesini istemiyor. Aman o kitabı okuma, diyor. Orada ne var? Senin şeyhine, mürşidine bir hakaret var mı? Düşüncene bir söz söyleniyor mu? Şu gruba, şuraya dahil olun deniliyor mu? Yahut mesela, termitler anlatılıyor, ne mahsuru var bunun? Peki bizim kitabı okutturmuyorsun, hergele diyeyim, kendin yaz. Al benden alıntı, yaz, çocuk öğrensin, o da kabul. Çünkü maksat imanı güçlendirmek değil mi bunun? Ben de yapmayacağım diyor, bu ahlaksızlık o zaman. Adamı dinsiz ediyorsun. Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini bu çocuk nereden öğrenecek? Ya sen kitap yaz oradan okusun, ya bırak bizim kitapları okusun, öğrensin adam. Benimle ne alakası var? Benim kitaplarımı okuyan milyonlarca insan var. 30-40 milyon insan şu an benim kitaplarımı okuyor, muntazam takip ediyorlar dünyada. Hiçbirini tanımam, bilmem. Hepsinin tarikatları var, cemaatleri var, herkes kendi cemaatlerine mensup ama, kitaplarımı okuyor adam. Benim kitabımı okuyor demek, benim emrime mi girmesini gerektiriyor insanın. Kardeşim Darwinizmi eleştiriyoruz mesela biz, diyoruz ki; “proteinler tesadüfen meydana gelemez.” Bunla ilgili detaya girmeden. Ha, sen bu yazıyı okuduğuna göre, Adnan Hocacı olman gerekiyor. Şimdi, bu mantık mı çıkar buradan? Bu ne dangalak harekettir? Yok illa okuma diyor bak hasetlikten. Aman işte, onlara gidersin, diyor. Kardeşim ne alaka? Kime giderse gitsin. Müslüman olduktan sonra, değil mi, İslam’ı, Kuran’ı savunduktan sonra ne fark eder. Mahmut Hocama da gitsin, Esat Hocama da gitsin, rahmetli onun devamı olan kişilere. Ne fark eder kaliteli bir Müslüman olduktan sonra? Ama bırak iman hakikatlerini öğrensin adam. Karıncaların hayatını da öğrensin, sivrisinekleri de öğrensin, diğer hayvanların özelliklerini, kainatta ki Allah’ın yarattığı harika canlıları, hepsini öğrensin. Proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini, fosilleri; mesela 350 milyon fosil var yaradılışı ispat eden, bunları öğrensin. Yok arkadaş okutturmayacağım, diyor. Niye? Kitabı sen yazdın. Bak adamlara diyorum, kardeşim alıntı yapın, siz yazın kitabı. Ben vereyim baskısını, senin adına çıksın, yeter ki okusun çocuklar. Onu da yapmam diyor. Yine sen gelirsin çocukların aklına diyor, çağrışım yaparsın. Çağrışım yaparsın sonra sana tabi olurlar diyor. Şimdi açıkça bunun suratına tükürmek lazım, böyle tiplerin. Kardeşim sonunda dinsiz oluyor çocuklar, çok büyük bir sorun bu. Bana ne, denir mi? Sırf grup taassubundan, böyle bir engelleme ahlaksızlıktır. Ben mesela, bizim çocuklara herkesi tavsiye ediyorum, İmam-ı Rabbani’yi de, Said Nursi’nin eserlerini de, Fethullah Hoca’nın eserlerini de, ne bileyim Mahmut Hoca’mızın çıkarttığı kitapları. Mesela Mehmet Talu Hoca’mızın bak ben burda tanıttım, gayet güzel, mükemmel eser. Şimdi, Mehmet Talu Hoca’mızın fıkıhla ilgili bir kitabını okuyan bir adam, Mahmut Hoca’cı mı oluyor hemen şimdi? O ayrı bir konudur. Yani canın isterse, gönlün isterse, seversin Hocayı, gidersin şeyhine. Hocacı derken, anlasınlar diye, öyle bir şey yok cı, cu’ su olmaz da, anlamıyorlar bir kısım kişiler, onun için söylüyorum. Dolayısıyla imani konularda hasetlik olmaz. Yani bunun grupla, cemaatle, toplulukla falan alakası yok. Mesela Ali Bulaç’ın Kuran meali, tavsiye ediyorum, o Saadet Partisi’ ne karşı, diyorlar. Bize ne kardeşim Saadet Partisi’ne karşı olmasından? Ben mesela Hocamı seviyorum, Kitab’ını okurum. Şimdi ben, Ali Bulaç’ın kitabını okuyunca, onun partisini mi destekleyeceğim? Onun görüşlerinde mi olacağım? Kuran meali ayrıdır, görüşüm ayrıdır kardeşim, ne alakası var? Yani her cemaatten, her topluluktan, dünyanın her yerinde Ali Bulaç’ın kitabını okuyor insanlar ve hiç kimse de, kendi topluluğunu bırakmaz. Dolayısıyla, kitap yönünde baskı yapılması, çok akılsızca bir hareket. Yani şu kitabı okumayın, onların etkisinde kalırsın. Böyle bir şeyin bir mantığı yok. Haklı mıyım?
SUNUCU: Doğrudur inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR :Ne yönden haklıyım?
SUNUCU: Yani gerçekten, Kuran-ı Kerim meali ise sonuçta, Kuran’ı Kerim Meali kısmına odaklanmalıyız bunun. Kimin yazdığı önemli değil.
ADNAN OKTAR :Tabii kardeşim, ne alakası var? Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.E.Ö de Allah-u alem, sizin programlarınızı ve eserlerinizi takip ediyor. Bugün beyindeki mucizelerle ilgili bir yazı yazmış. “Acı algılama ve reseptörleri olmayan, beyin acıyı nasıl algılıyor? Ne adına, kimin adına?” diye sormuş Hocam yazıda.
ADNAN OKTAR :Kardeşim bu aslında dine yatkın E.Ö. Fakat etrafındaki takım biraz şey, yani Aydın Doğan’ın ekibi. O onu değişik zannediyor, o onu değişik zannediyor, hepsi birbirini olumsuz etkiliyorlar. Dolayısıyla olaylara böyle akılcı bakan, samimi bakan bir zemin oluşması çok zor oluyor. Birbirlerine baskı yapıyorlar Allah-u Alem. Yoksa, hepsi özgür olsa, kafası çalışan insanlar bunlar.
OKTAR BABUNA: İsmet Berkan da Hürriyet’te ki yazısında, “Çocuğunuz sizin mi, devletin mi?” diye bir başlık koymuş Hocam. Zorunlu dini eğitimi eleştirmiş. “Ben çocoğumu kendi istediğim gibi yetiştirmek isterim, devletin uygun gördüğü biçimde değil” demiş. Kısa bir bölüm okuyayım mı Hocam? “Bir çocuğun hangi felsefi veya dini inanca göre yetiştirileceğine ve bu yetiştirmenin gereklerine kim karar verir, ailesi mi, devleti mi? İstismar, taciz, kötü muamele gibi durumları ayrı tutarak soruyorum: Çocuğunuzun sizin bildiğiniz ve uygun gördüğünüz biçimde mi yetişmesini istersiniz, devletin uygun gördüğü biçimde mi? Benim cevabım belli: Kendi çocuğuma kendi değerlerimi aktarmak isterim” demiş.
ADNAN OKTAR :Tamam da ama belirli bir yaştan sonra, belirli bir şeyden sonra çocuğu kendi haline bırakmak lazım. Kendi samimi kanaatini ortaya koyması lazım. Dinsizse dinsiz olsun, dindarsa dindar olsun. Baskı olmaz çocuğa. Ben illa benim kafamdaki gibi seni yetiştireceğim olur mu. Çocuk senin kölen değil ki. Bir annenin çocuğunu doğurmuş olması, o çocuğu köle ve robot haline getirmez. Bağımsız bir insandır o. Apayrı bir insandır. İstediği gibi hareket eder. Evladım dersin, bak doğru yol bu bana göre, bu da eğri yol, hangisini istiyorsan, demen lazım. İlla benim dediğim dersen, o zaman olmaz. Çok acayip bir şey olur o.
OKTAR BABUNA: Siz Hocam, zaten okullarda ki eğitimin, nasıl olması gerektiğini söylerken, şunu söylemiştiniz; “Darwinizim, komünizm, faşizm hepsi dahil olmak üzere, materyalizm dahil olmak üzere, din de anlatılır. Hatta Hıristiyanlık, Musevilik de anlatılır. Arasından kendi isteğine göre seçer” demiştiniz. Genel kültürü olur, hepsini bilir, inşaAllah. Melih Aşık da, Hocam, Diyanet’in dergisinde, nikahsız birlikte olmanın haram olduğu, zina yönünde bir yazı yer almış. Bu yazıyı eleştirmiş.
ADNAN OKTAR:Nasıl olmasını istiyormuş? Yani ne diyor, ne demek istiyor? Bir daha okusana.
OKTAR BABUNA: Böyle bir yazıya, diyanetin kaynaklarının neler olduğunu eleştiriyor Hocam. “Diyanet dergisine göre nikahsız beraberlikler aşağılık, zina sayılırmış. Ya dört eşe kadar evlilikler ne sayılır Hocam?” Yorumdu bu.
ADNAN OKTAR:Melih Aşık, Allah-u alem akşam uykusuz kalmış böyle baksana, doldurmuş sayfaları. Canı sıkılmış orada, aklına ne gelirse yazmış. Bir mantık var mı şimdi burda? Hepsi anneyle başlıyor, anne anne diye. Kardeşim burada yazıda ne kalite var, dini konuları tenzih ederim, ne bir anlatım bütünlüğü var, ne mantık var. Melih dedem dağıtmış yani. İnsanlar da bir şey var diye okuyacaklar onu. Sen geç Melih dedeyi geç.
OKTAR BABUNA: Yağmur Atsız da, Star’da, “Hayallerimi süsleyen Türk-Yunan Konfederasyonu, yani Osmanlı Konfederasyonu fikri buna ilk adım olabilir. Balkanlar’dan Arabistan’a ve Kafkasya’dan Akdeniz’e bu bölge ekonomik bir bütündür. Araplar da kendilerini Osmanlı hissederler, Ermeniler de” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Helal olsun, güzel söylemiş, maşaAllah. Ermeniler de, hakikaten onlarda hep Osmanlı ruhu vardır. Rumlarda da vardır Osmanlı ruhu, tam Osmanlı terbiyesi vardır. Mesela Rum evleri, Rumların üslubu, yemesi, içmesi, hep Osmanlı kültürünün etkisi altındadır. Mesela lokumlar, karagöz, şu bu falan ona varıncaya kadar, çok hakimdir Osmanlı kültürü. Terbiye anlayışlarında da vardır. Kardeşim, Türk-İslam Birliği oluşsa, acayip şahane, bayılır ordaki insan. Bulgaristan da, buram buram Osmanlı kokar Bulgaristan. Bulgar yöneticilerine gidip bakın evlerine, üsluplarına, konuşmalarına, yiyeceklerine tam anlamıyla Osmanlı kültürü hakimdir, inşaAllah. İnsanlar bir arada oldu mu etkileniyorlar. Güzel bir şey bu, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ergun Babahan da, Star Gazetesi’nde, “Hem Türkiye’de, hem de dünyada İslam ve İslam kültürüne karşı bir endişe olduğunu kabul etmek gerekir. Türkiye’nin de, hem dünyada ki hem de Türkiye’de ki bu endişeleri gidermesi gerekiyor. Bunu da ancak Türkiye başabilir” diyor. Moskova’da ki bir durumu da örnek vermiş. “Moskova’ da benzer bir durum yaşanıyor. 1 buçuk milyon Müslüman var Moskova’da ancak Moskova’da milliyetçiler bu kesimin taleplerine karşı çıkıyorlar. Rusya’ da 20 milyon Müslüman yaşıyor, aşırı sağcı örgütler İslam karşıtı propagandalar yürütüyorlar.” diyor. Özetle, Türkiye giderebilir bunları demiş Hocam, bütün bu endişeleri.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Türkiye’deki Mehdiyet’tir. Türkiye’den aldıkları bir tane model var, Mehdiyet modelidir. Türkiye’deki beğendikleri sistem bu. Türkiye’de hakimdir Mehdiyet akımı. İnsancıl, böyle sevecen, muttaki böyle olaylara güzel bakan, sevgi gözüyle bakan, bütün dünyayı kucaklayan, herkese karşı koruyuculuk ruhu içerisinde yaklaşan düşünce, bu Türkiye’de var. Dolayısıyla Türkiye’de sapkın dini akımlar da var, anormal düşünceler de var. Türkiye’de ideal derken, adamlar onları kastetmiyor. Bağnaz, yobaz akımlar da var Türkiye’de. Adam gördü mü, eli ayağı boşalıyor, acayip korkuyor, çekiniyor. Çok itici buldukları adamlar da var ama, Türkiye’nin genelinde Mehdiyet hakim. Mehdi (a.s.) ruhu hakim, kastettikleri bu adamların. Sevecen, ılımlı bir İslam anlayışı. Asr-ı Saadet’deki İslam anlayışı, kastedilen bu.
OKTAR BABUNA: Tony Blair’in baldızı, Müslüman olmuş Hocam. Onunla ilgili bir haber var. Size röportaja gelmişti Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, bayağı etkilenmişti, maşaAllah. Benim kitaplarımdan vermiştim çok miktarda.
OKTAR BABUNA: 2008 yılında Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, konuşmuştuk o zamanlar, sonra da Müslüman olmuş, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Çok sevimli bir hanımdı.
“Selamun aleyküm Hocam. Kıyamet günü, dünyanın sonu için 70 yıl diyorsunuz ama dünyanın sonu 2120 olacak, 2121’i göremeyeceksinizi dediniz. 2120 yılından 2010 yılını çıkarınca, 110 yıl kalıyor. 70 yıl derken, hangi takvimden bahsediyorsunuz Hocam? Selamlar. Türk-İslam Birliği yolunda, yolunuz açık olur inşaAllah” diyor. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hadislerden, Peygamberimiz (s.a.v.)’in 8 tane Ahir zamanla ilgili hadisi var, oradan istifade ederek ve ebcedlerden istifade ederek açıkladığı bir gerçek bu ve diğer alametlerden de bunu anlıyoruz. Hicri 1431’deyiz. “Hicri 1506’ ya kadar galibane, mükemmel İslam yayılarak, gücü artarak, katlanarak hakim olup gelişecek” diyor Bediüzzaman. Hicri 1506’ya kadar. “Hicri 1506’dan sonra bozulma başlayacak” diyor, Hicri 1543 yılına kadar. “Hicri 1545 gibi de Kıyamet kopacak” diyor. Kardeşimizin dediği o, arada bakiye kalan vakit bozulma yılları. Yani çıkartmış 110 yıl kalıyor diyor. O 110 yılın, 70 yılı İslam’ın parlak yıllarıdır. Geri kalan yıllar İslamı’ın bozulmaya uğradığı, Hıristiyanlığın, Museviliğin de artık kalktığı, dinsizliğin gittikçe yayıldığı, gittikçe sıfır noktaya doğru gittiği yıllardır. Sıfır noktaya Allahualem Hicri 1543 gibi ulaşılmış olacak. 1545 gibi de Kıyamet kopacak. Zor değil, bir tane taş ustası bulsunlar, granit kayanın üzerine yazdırın. 2120 yazsınlar ve altına da Kıyamet yazsınlar, bir yerlere yazsınlar. O taşı 2121’de bulamayacaklar ben söyleyim. Evet 2121 bulamıyacaklar, eriyecek o taş çünkü bunun farkındalar. Bir de Kıyametle bu kadar aniden karşılaşacaklarını pek ummuyorlardı. Allah bir mucize meydana getirdi. Nur talebeleri de, Mehdiyet’in bu kadar yakın olduğunu aslında pek anlamadılar. Okurken, Risale-i Nur Külliyatı’nı okurken, böyle geniş geniş, bol vakit var zannettiler. Mehdi (a.s.)’nin çıkması da çok çok uzun bir vakit alacak zannettiler. Yani zamanı Allah birden karşılarına getirdi, çok şaşırdılar. Hiç tahmin etmedikleri bir şey oldu bu. Mesela bak, Sungur Ağabey de çıktı, anlattı, diğer Hocalarımız da anlattılar. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı için başka bir yüzyıl yok, net, herkes bunun farkında. Bak 300 alim geldi, onlar da o kanaatteler. Hepsi İttihad-ı İslam istiyorlar, Türk-İslam Birliği’ni istiyorlar. Ama, 300 değil, 3000 tane alimi bir araya getirsen, 3000 kere konferans yapsan, böyle 300.000 kişilik toplantılar yapsan, yine İslam Birliği oluşmaz. Nasıl oluşur? Ancak Mehdi (a.s.) ile. Mümkün değil yani, kaderde Allah öyle yaratmış. Bakın yıllardan beri toplantılar yapılıyor. Alimler gelir, alimler gider, sürekli İttihad-ı İslam’dan bahsedilir. Köşe yazarları yazar, Türk- İslam Birliği olsun, asla olmaz. Onun memuru Mehdi (a.s.)’dir. Mehdi (a.s.)’nin etrafında birleşmedikten sonra dünya, asla ve kesinlikle olmaz. Yani aksi, Allah’a, Peygamber (s.a.v.)’e meydan okumaktır. Yani Allah’ın dediği önemli değil, Peygamber (s.a.v.)’in dediği önemli değil, biz bunu yaparız dedin mi, kimse yapamaz. Allah Peygamber (s.a.v.)’ine söylüyor Cenab-ı Allah, ancak Mehdi (a.s.) ile diyor. Mehdi (a.s.)’yi bulun, size İslam Birliği’ni vereyim, diyor Allah, İttihad-ı İslam’ı vereyim. Ama, Mehdi (a.s.)’nin etrafında birleşmeden yapmaya kalkarsanız, vermem, diyor Allah özetle. Ve belanın içinde sürünürsünüz, diyor. Ve şu anda da Müslümanlar sürünüyorlar, yani mümkün değil. Aksi, Allah’a meydan okumaktır (haşa).
“Selamun aleyküm. İnternette, Şeyh Nazım Hazretleri’nin bir konuşmasına rastladım ve Risale-ı Nur okumanın fayda getirmeyeceğini söylüyor. Hocamın yorumlanmasını rica ediyorum. Allah razı olsun.” Mustafa Aydın, Pendik. Risale-ı Nur’u okumayın demiyor Şeyh Nazım Hocam. Risale-ı Nur’un batın rahipleri var, sahtekar rahipler var, yani üç kağıtçı rahipler var, bambaşka hale getiriyorlar. Mesela Bediüzzaman diyor ki “70 yılın içerisinde İslam ahlakı hakim olacak.” Batın rahiplerine göre de 7000 yıl, 70.000 yıl daha var. Öyle bir şey yok. Bediüzzaman diyor ki “Mehdi çıkacak.” Batın rahipleri de diyor ki, öyle bir şey yok, şahs-ı manevi vardır. Şahs-ı manevi nerede, diyorum. Kaçtı diyor, yok. Sen mi yapacaksın, diyorum. Haşa olur mu öyle şey, Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını biz mi yapacağız, diyor. Şahs-ı manevi yapacak. Nerde, diyorum şahs-ı manevi. Şahs-ı manevi görünmez ki, diyor. Yani olacak mı, diyoruz. Olur niye olmasın, diyor. Peki başlayalım mı, diyorum. Zaten şahs-ı manevi yapacak onu, diyor. Yani bir mantık çöküntüsü var. İsimlerini şu ana kadar saydığım kişileri tenzih ederim. Onlar safi kalpli, iyi niyetli insanlar inşaAllah. Dolayısıyla, o sahtekarlığa karşı Müslümanları bitap hale getiren, Müslümanların şevkini kıran üç kağıtçı rahipleri açıklıyor burda Şeyh Nazım Hoca. Yoksa İslam ahlakının hakimiyetini, İttihad-ı İslam’ı savunan Nur talebesini, Risale-ı Nur’da ki o açıklamaları Şeyh Nazım öper alnına koyar, niçin karşı olsun? Ama adamlar uyuzluk yapıyorlar, Müslümanlar’ın gücünü, şevkini kırıyorlar, Ulema-i Su. Müslümanların heyecanını ortadan kaldırıyorlar. İttihad-ı İslam’ı ortadan kaldırıyorlar. Şeyh Nazım Hocamız’da mübarek, ağzıyla onu ortadan kaldıracak bir üslup kullanıyor ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin eserlerine dikkat çekiyor, Mehdiyet’e dikkat çekiyor. Mehdi (a.s.) zaten Risale-i Nur’dan da istifade edecek. Şeyh Nazım Risale-i Nur’un kıymetini biliyor, fakat kastettiği hımbıl, üçkağıtçı, Müslümanları felç eden, sahtekarları kastediyor. Aman onlara uymayın, diyor, inşaAllah.
“Selamün aleyküm” diyor, Nermin Hocamız. Aleyküm selam. “Mehdi (a.s.) öncüsü saygıdeğer Hocam, iyi ki varsınız. Ben din kültürü öğretmeniyim. Ama sizi görünce bugüne kadar Peygamberimiz (s.a.v.)’i tanıyamamışım. Gerçek dindar nasıl olur, samimi insan nasıldır, sizden öğrendim. 43 yaşındayım, gerçek bir arkadaş bulamadım. Sizin ve Oktar Beyefendi arasındaki arkadaşlığa imreniyorum. Ama sizin yanınızda samimiyetsizler var, o güzel enerjinizi düşürüyor. Her şeye rağmen çalışıyorsunuz. Allah’a olan aşkınız sizi hedefinize götürüyor, size hayranım. Bir yıldır sizi takip ediyorum. Allah’a olan aşk nasıl artar? Allah’ın tecellilerini sevmek, mesela çocuklarımı, siz ve arkadaşlarınızı sevmek yeter mi? ‘Namaz gözümüzün nuru’ diyor, Efendimiz (s.a.v.). Namaz nasıl gözümüzün nuru haline gelir? Yazdıklarımdan dolayı kınanmayacağımı inşaAllah umuyorum” Yani niye kınayalım Nermin kardeş? Öyle bir şey olmaz. Biz de seni çok seviyoruz. Sevgi dolu olduğun belli oluyor genel üslubundan, tam aşk ehli. Allah aşkını yaşayan bir insan olduğun belli oluyor. Allah şevkini arttırsın. Diyor ki; “Sizin yanınızda samimiyetsizler var, o güzel enerjinizi düşürüyor.” Tamam, ben de samimiyetsizleri yanıma koymam bundan sonra, dikkatli olurum, inşaAllah. Ama enerjim öyle düşecek gibi bir enerji değil, evvelAllah, maşaAllah, evvelAllah. Çünkü ben, maşaAllah; tahmin tahayyülün dışında bir enerjiye sahibim, Allah’a çok şükür, elhamdülillah.
“Selamun aleyküm.” Aleyküm selam. Sefa kardeş yazmış. 16 yaşındaymış. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “MaşaAllah Hocam, Allah ilminizi artırsın. İnşaAllah çok hayırlı bir cehd yapıyorsunuz, maşaAllah. Cenab-ı Allah Bediüzzaman Hazretleri’nden sonra inşaAllah sizin elinizle dünyada hakkı batıldan ayırıyor ve Darwinistlerin suratına hakikati şamar gibi çarpıyor. Allah size gayret, kuvvet versin ve sizin gibi alimleri artırsın.” Alim? Alim oluruz, inşaAllah, dua edin ama öğrenciyiz, belli öğrenci olduğumuz. “Ve inşaAllah beni de Mehdi (a.s.)’nin askeri, talebesi yapsın.” diyor. İnşaAllah, hepimizi Allah Mehdi (a.s.)’nin askeri yapsın, beni de, kardeşlerimi de, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. Gebze’den İsmail. “Hocam, Allah (c.c.) yüzünüzden nuru, kalbinizden sevgiyi eksin etmesin. Hocaların Hocası Seyyid Adnan Hocam” diyor. Şimdi bunu tevil edelim. Senin Hocanım, doğru. Sen de Hoca sayılırsın. O anlamda, olmuş oluyor. Dün internette Kabe’nin üzerine inen Melekler gördüm. Bu Meleklerden ikisi Kabe’nin üzerine oturdu ve beklediler. Birisi de cemaatin arasına karıştı. Bu, beklediğimiz Hz. İsa (a.s.) olabilir mi? Lütfen açıklama yapar mısınız? Heyecanımız ve şevkimiz dorukta. Allah’a emanet olun” diyor. Orada bir ışık var, görüntü var ama onun biz ne olduğunu bilmiyoruz. Cin de olabilir, bir ışık yansıması da olabilir. Teknik incelenmesi lazım. O konuda acele etmesin kardeşlerimiz, inşaAllah. Hz. İsa (a.s.) öyle inmeyecek. Hz. İsa (a.s.) normal insan görünümdedir, insan, etten-kemikten oluşuyor. Orada ışık gibi bir şey o.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa Mesih (a.s.) geldiğinde uyur vaziyette, o güzel bedeniyle bırakılacak uyku halinde. Kalktığında şaşıracak, ben neredeyim, diyecek, inşaAllah. Siz kimsiniz, diyecek. Ondan sonra da Tevrat’ı, Kuran’ı, İncil’i öğrenecek ve Müslüman olacak, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Buldum Hocam röportajınızı, Lauren Booth (İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’in İslamiyet’i seçen baldızı) ile.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
OKTAR BABUNA: 2008 yılında, 21 Haziran’da Islam Channel adına gelmişti.
-Adnan Oktar'ın Lauren Booth röportajı (21 Haziran 2008)’dan bir bölüm-
ADNAN OKTAR:“Sayın Hocam, dün gece yayınlanan programınızı izledim. Mason grubundan olan üç kişi ile yaptığınız sohbet ilginçti. Aklıma takılan şey, siz o kadar masonlar ve Yahudilik hakkında kitap yazdınız ve bunu yaparken birçok komployla karşılaştınız, eziyet gördünüz. Masonların zihniyetleri, niyetleri, dünyadaki yapılanmaları, vs. hakkında yazılar yazdınız, eleştiriler yaptınız. Dün gece sanki masonların düşünceleri tamamen bize uygun, hiçbir zararları yokmuş gibi bir izlenim edindik. Bu sizin söyledikleriniz ve yazdıklarınızla çelişmiyor mu? Anlamadım, masonlara karşı mısınız, yoksa...? Teşekkürler.”
Şimdi, masonlarla ilgili eğer çalışma yaparsan ve o kişiler namaz kılar; Allah’a, İslam’a dönerse, Müslümanlığı savunursa; Darwinizme, materyalizme karşı olursa kardeşimiz olur. Ama Darwinist-materyalist düşüncede devam eder, fitne-fücur çıkarırlarsa karşıtlarımız olur, mücadele veririz. Şimdi ben ateist masonlarla göğüs göğse mücadelemi devam ettiriyorum ve o masonların içerisinden ehemmiyetli bir bölümünü, büyük bir bölümünü bölerek ayırdım, elhamdülillah ve Müslümanların safına çekiyorum. Hep birlikte namaz kıldılar. Biraz sonra yine masonları getireceğim buraya, onları göreceksiniz. Hepsi İslam’a, Kuran’a karşı boyun eğici ve yaklaşan insanlar. Beraber kıldıkları namazı da göstereceğim. İslam’a, Kuran’a sempati duyan, eğilim gösteren masonları bağrımıza basarız. İslam’a, Kuran’a sevgi gösteren komünistleri bağrımıza basarız. İslam’a, Kuran’a sevgi gösteren satanistleri bağrımıza basarız. Karşıt olanlarla da ilmi mücadele ederiz. Doğru mu bu?
SUNUCU 1: Doğru, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Yanlış olan ne var bunda?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, tabii ki yok Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Firavun olsa, ben Firavun’a bile tebliğ yaparım. Nemrut’a da tebliğ yaparım. Biz deccal ordusuna karşı tebliğ yapmıyor muyuz?
OKTAR BABUNA:Yapıyoruz.
ADNAN OKTAR:O zaman ne diyelim? Deccal sen haklısın, geriye mi çekilelim? Deccal sana gücümüz yetmez, seni bırakalım mı, diyelim? Ne diyoruz? Ey deccal, senin kemiklerini kırarız diyoruz ve vurduk mu da hakikaten adamı yapıştırıyoruz yere. Şimdi sen bana sorsan, Hocam, deccali bu kadar kötüledin, sonra da adama diz çöktürdün, yerle bir ettin dersen, olur mu?
OKTAR BABUNA: Olmaz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Masonlar bak bayağı teslimiyetli hale geldiler. Dünya çapında, dünyanın en ileri gelen masonları. Tapınak Şövalyeleri, “hepsi emrinizdeyiz” diyorlar, daha ne istiyorsun? İnşaAllah. Ve tadil-i erkanla, tam sünnete uygun namaz kılıyorlar. Elhamdülillah. Ama tabii çok da duyulmasını istemezler ama olduğu kadarını söylüyoruz. Onların haberi yok. Biz Avrupa’da, Amerika’da mason derneklerine yönelik çok güçlü bir faaliyet içerisindeyiz. Yani biz her şeyi anlatmıyoruz. Büyük bir fütuhat var Avrupa’da, Amerika’da. Yer-gök birbirine karıştı. Yani benim anlattıklarım milyonda biri değildir. Biz mahsuru olmayan kısımlarını anlatıyoruz. Mason kaleleri de gidiyor, komünistlerin kaleleri de gidecek. Dinsizlerin kaleleri de gidecek. Bak, diyor ki Bediüzzaman; “dokuz düşman taifesinin dokuz cephesine göndermiş. Yarım asır sonra, inşaAllah onları darmadağın edecek” diyor, mübarek için. Biz de talebesiyiz, müsaade etsinler yapalım.
SUNUCU 1:İnşaAllah. Yayınımıza kısa bir ara veriyoruz. Sonrasında kaldığımız yerden devam edeceğiz.
OKTAR BABUNA:Evet, programımıza misafirlerimiz de dahil oldular, Hocamızla birlikte. Mason misafirlerimiz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tanıt.
ALİ SADUN ENGİN: Estağfurullah.Sağda oturan bey, Robert Herd. Kendisi 32. derece Tapınak Şövalyesi, mason. Colorado'dan, Amerika’dan geliyorlar. Yanımda oturan beyefendi de Peter Taylor. O da İskoçya’dan geliyor kendisi. İskoç ritinde 32. dereceden mason, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, nasılsınız?
PETER TAYLOR:We are fine, thank you.
ALİ SADUN ENGİN: İyiyiz, teşekkür ederiz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bugün neler yaptınız?
PETER TAYLOR: Today we’ve been touring, we visited Blue Mosque. We witnessed some of the prayers. We were very pleased to be in the presence of God in such a wonderful setting. We received form Brother Ali some education from the Quran, some prayer, some trasnlation from the prayers, and it was very enlightening and very educational.
OKTAR BABUNA (çeviri): Bugün şehir turu yaptık. Sultan Ahmet camiine gittik, namaz kılanlara şahit olduk. Allah'ın huzurunda, böyle muhteşem bir ortamda bulunmaktan çok mutluyduk. Kardeşimiz Ali'den Kuran'la ilgili biraz eğitim aldık; bazı dualar, biraz tercümelerini. Oldukça aydınlatıcı ve çok eğitici oldu bizim için.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, başka neler oldu Sadun bugün, beraber miydiniz?
ALİ SADUN ENGİN: Evet beraberdik, inşaAllah Hocam. Bol bol etrafı gezdik inşaAllah. Bir boğaz turuna, yatla çıktık. Oradaki tabii tarihi yapılara... Bütün tarihi yapılardaki mason işaretlerini bulup gösteriyorlardı, inşaAllah. Bunun dışında da tabii İslam kültürünü çok yakından tanıma imkanı oldu. Çok hoşlarına gitti, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu yüzyıl masonluk, Tapınak Şövalyeleri, Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Musevilik açısından çok hayati, çok önemli bir yüzyıl ve son yüzyıl. Dünyanın kardeş olacağı bir yüzyıl. Bütün dünyanın İslam Birliği içerisinde; modern, sevgi dolu, anlayışlı; sanatta, bilimde en yüksek noktaya çıkmış, Altınçağı yaşayan, herkesin birbirini sevdiği, koruyup kolladığı ve anlayışlı olduğu ve her fikre insanların açık olduğu, İslam ahlakının dünyayı böyle sıcak bir sarma ile sardığı, hoş bir yüzyıl olacak, inşaAllah. Ve son dünya hakimiyeti. İşte binlerce yıldan beri beklenen son dünya hakimiyetinin içine girmiş bulunuyoruz, inşaAllah. Sizler de böyle bir zamanda olduğunuz için, bizler de böyle bir zamanda olduğumuz için Allah'a şükrediyoruz.
ALİ SADUN ENGİN: İnşaAllah. Yanımda oturan beyefendi, Hocam, Türk-İslam Birliği tişörtü giydi böyle.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALİ SADUN ENGİN: Altuğ ile beraber resim çektirdiler, Türk-İslam Birliği tişörtleriyle, “istiyoruz” şeklinde, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ROBERT HERD: We as masons, are seeking other seekers and lovers of God as well and in this we have found Muslims, we have found Jews and we have found new brothers and it is very very important to us for this last century.
OKTAR BABUNA (çeviri): Biz masonlar olarak, Allah'ı arayan ve seven diğer insanları arıyoruz. Ve bu şekilde Müslümanları bulduk, Musevileri bulduk ve yeni kardeşlerimizi bulduk. Ve bu son yüzyılda birbirimizi bulmamız ve birlik olmamız bizim için çok çok önemli.
ADNAN OKTAR:Şu ana kadar dünyanın başına gelen belaların ana nedeni, anlayışsızlık, katılık ve bağnazlık. Her düşünce karşısındaki insanların kendi düşüncesini kabul etmesi için zor kullanıp; aşağılayarak, onları küçük düşürerek ezmesinden kaynaklanıyor. Halbuki fikirler sevgiyle o insanın onurunu koruyarak ve onun aklına hitap ederek, kalbine hitap ederek olması gerekir.
ROBERT HERD:Yes, in all of our countries.
OKTAR BABUNA (çeviri): Evet, tüm ülkelerimizde böyle olmalı.
ADNAN OKTAR:Mesela İsa Mesih (a.s.) geldiğinde İslam ahlakını dünyaya anlatırken ana silahı sevgidir, İsa Mesih (a.s.)’in. Hiçbir şekilde zorlama, baskı ve dehşet ortamı meydana getirmeyecektir. Sevgiyle, şefkatle; sevdirerek, akla kabul ettirerek, kalbe tasdik ettirerek, vicdanlara tasdik ettirerek İslam ahlakını dünyaya hakim edecektir inşaAllah. Bir insanın özgür düşünebilmesi çok önemlidir. Baskıda; insan, insani vasıflarını kaybeder ama özgür düşünen insan -Kuran'ın istediği de budur- iman ettiğinde, o iman çok makbul olur. Ama zoraki iman; münafıklık, samimiyetsizlik meydana getirir. İkiyüzlülük meydana getirir.
PETER TAYLOR:Yes.
OKTAR BABUNA (çeviri): Evet.
ROBERT HERD:We believe not only freedom but equality as well.
OKTAR BABUNA (çeviri): Biz sadece özgürlüğe değil eşitliğe de inanıyoruz aynı zamanda.
ADNAN OKTAR:Tabii ki, tabii. Yani dinsize de aynı insani hakların verilmesi lazım; Hıristiyan’a da Müslüman’a da, Musevi’ye de aynı hakların verilmesi lazım. İkinci sınıf vatandaş, üçüncü sınıf vatandaş mantığı dünyayı mahvetti şu ana kadar.
MİSAFİRLER: Yes, indeed.
OKTAR BABUNA (çeviri): Evet, gerçekten böyle.
ADNAN OKTAR:İnsanlar akılcı olan, güzel olan bir şeyi gördüğünde, doğru olan bir şeyi gördüğünde, delilleriyle gördüğünde ikna olurlar. Hz. İsa (a.s.)’nın da yapacağı budur, yani bizleri İslam'a ikna edecektir. Bütün insanlığı, bütün dünyayı İslam'a ikna edecektir. ‘Biz’ derken, tabii insanlığı kastediyoruz, bizler zaten Müslüman’ız.
ROBERT HERD:Believers believe in their heart and they see in their heart, but some people, the nobelievers must see with their eyes and their minds first, where we see with our hearts first.
OKTAR BABUNA (çeviri): İnananlar kalpleriyle inanır ve kalpleriyle görürler. Fakat bazı insanların, inanmayanların bizim en başta kalplerimizle gördüğümüzü önce gözleriyle ve akıllarıyla görmeleri gerekir.
ADNAN OKTAR:Evet tabii ki. Gözün görmesi; beynin, aklın tasdik etmesi ve kalbin tasdik etmesine biz ‘ilmen yakin’ diyoruz. Yani çok güçlü bir imana sahip olur insan o zaman. Gözüyle görüp, aklıyla tasdik edip, kalbin bunu kabul etmesi durumunda en mükemmel iman şekli oluşmuş oluyor.
PETER TAYLOR:Yes, we understand. Yes, in a rational way, yes.
OKTAR BABUNA (çeviri): Evet, evet, anlıyoruz. Mantıklı bir biçimde, evet.
ADNAN OKTAR:Mesela biliyorsunuz, arı kovanı ve arı masonlukta bir semboldür.
PETER TAYLOR:For examples, as you know, beehive and bee are symbols in freemasonry. We use the ‘bee’ in freemasonry as a symbol of industry, of work, of action, eithout that work, without that action and that labor then we will not get closer to God, we accomplish nothing. We understand that the labor is the lot of man and we put our beliefs into action and that way preparing ourselves to be closer to God in the End times.
OKTAR BABUNA (çeviri): Evet, Bizler masonlukta 'arı'yı, endüstri, çalışma ve işin bir sembolü olarak kullanırız. Bu iş olmadan, bu hareket ve çalışma olmadan Allah'a yakınlaşamayız, hiçbir şey başaramayız. Çalışmanın insan için bir nimet olduğuna inanıyoruz ve inançlarımızı harekete geçiriyoruz ve böylelikle Ahir zamanda kendimizi Allah'a daha yakın olmaya hazırlıyoruz.
ADNAN OKTAR:Evet, mesela biz arının hayatını bilimsel metotla incelediğimizde nefes kesecek bir harikuladelikle karşılaşıyoruz. Gerek peteklerin inşasındaki o mimari teknik, gerek o bal yapımındaki üstün teknoloji, onun vücudunun altından çıkan balmumları, balmumu plakaları; en uzak olan yerde bulunan çiçeklerin nerede olduğunu ve yönünü arkadaşlarına dansla ve bir kısım figürlerle bildirmesi, kapıda ziyaretçileri karşılayan iki tane arının sürekli nöbette bekliyor olması, kovanın havalandırması, kovanın bakımı; oradaki çocukların, küçük yavru olan arıların bakımı, onların arı sütü ile beslenmesi gibi harikuladelikleri biz aklımızla incelediğimizde, gözümüzle gördüğümüzde, kalbimiz de tasdik ettiğinde derin bir iman kalbimizde gelişiyor. Masonluk aynı zamanda buna da bir işarette bulunmuş oluyor.
ALİ SADUN ENGİN:MaşaAllah.
ROBERT HERD:Very much so.
OKTAR BABUNA (çeviri): Evet, çok doğru.
ROBERT HERD:And we see many instances of the reflection of God in nature, in animals, in just all living beings.
OKTAR BABUNA (çeviri): Bizler doğada, hayvanlarda, bütün canlılarda, çiçeklerde Allah'ın yansımalarının örneklerini görüyoruz.
PETER TAYLOR: In the world all around us, in the world around us, we see God everywhere.
OKTAR BABUNA (çeviri): Etrafımızdaki dünyada, her yanımızda, Allah’ı her yerde görüyoruz.
ROBERT HERD: Flowers, they show us the geometry of the Grand Master.
OKTAR BABUNA (çeviri): Çiçekler, bize Yüce Yaratıcı’nın geometri sanatını gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Mesela altın oran, her şeyin simetrik olması, masonlukta geometrik çizimlerle de bu anlatılır ama tabii o gözle bakana. Materyalist gözle bakan bunu göremiyor. Ama sizler gibi inanç gözüyle, iman gözüyle bakan bunu görüyor. Yani masonluk yoruma bakan bir ekol. Eğer iman gözüyle bakarsa imana hizmet eder. Ama küfür gözüyle bakar, ateistlik gözüyle bakarsa da ateistliğe hizmet eder. Sizlerin güzel yönü, onu iman yönünde değerlendirmeniz ve masonluğu iman yönünde kullanmaya karar vermiş olmanız. O çok muhteşem bir şey.
ALİ SADUN ENGİN:MaşaAllah.
ROBERT HERD:Yes, thank you. We see it paralel with Muslims seeing it also, we see them use the shape of a honeycomb to build their structures stronger. We saw that in the floor of the mosque, the honeycomb on the floor and they learn from that also, in paralel with masons.
OKTAR BABUNA (çeviri): Evet, teşekkürler. Bizim buna bakış açımız, Müslümanlarla paralellik gösteriyor. Müslümanların da kendi yapılarını daha güçlü yapmak için arı peteği şeklini kullandıklarını görüyoruz. Caminin zemininde, yerde arı peteği şeklini gördük. Onlar da arıdan öğreniyorlar, bu aynı zamanda masonlarla paralellik teşkil ediyor.
ADNAN OKTAR:Biz tabii ateist masonluğa karşı imanlı masonluğu sonuna kadar destekliyoruz.
MİSAFİRLER:Yes, o yes.
PETER TAYLOR: We as we would call ourselves regular masons, are by far the biggest group of freemasons and we do not recognize at all any group who call themselves freemasons who do not believe in God. Who admit people who do not believe in God, the Supreme Being. The first and foremost requirement for admission to our order is a belief in God. And the first question asked in an initiate is; in whom does he place his trust? And his answer must be; “in God.” There isno way other, that is it.
OKTAR BABUNA (çeviri): Bizler, kendilerine düzenli masonlar diyen ve açık farkla dünyanın en büyük mason grubuyuz. Allah’a inanmayan, Allah’a, Yüce Yaratıcı’ya inanmayan kişileri arasına alıp da kendilerine mason diyen hiçbir grubu tanımıyoruz. Masonluğa katılmanın ilk ve en öncelikli şartı Allah’a inanmaktır ve kabul edilmek üzere gelen kişiye ilk sorulan soru; kime güvendiğidir. Cevabın; “Allah” olması gerekir. Bunun dışında hiçbir yol yoktur.
ADNAN OKTAR:Ama şimdi Tapınak Şövalyeleri imana ağırlık veriyor olabilirler ama ateist Fransız masonlarında, İngiliz masonlarında ateistlik çok yaygın. Yani bu bizim alenen gördüğümüz ve bildiğimiz bir gerçek. Çünkü kitaplarına da baktığımızda Darwinizmi ve materyalizmi açık açık savunuyorlar ve Allah inancını alenen reddediyorlar. Ama Tapınak Şövalyeleri’nde, bu arkadaşlarda, özellikle dine karşı bir eğilim, hatta İslam'a karşı bir eğilim olduğu açık görülüyor.
ROBERT HERD: With France, they do not require from all a belief in God and they removed what we would call the volume of Sacred Law from their altar, which is a Bible or a Quran or any Holy Book. When they removed that, our regular masons across the world removed recognition from them and said; “we will not recognize you until you replace that, ever.”
OKTAR BABUNA (çeviri): Fransa’da, Allah’a inanç zorunluluğunu şart koşmuyorlar ve bizim Kutsal Kanun bölümü dediğimiz sunaktan, İncil, Kuran ve herhangi bir Kutsal kitabın bulunması gerekliliğini kaldırdılar. Bunu kaldırdıklarında, dünyanın her yerindeki düzenli masonlar onları tanımayacaklarını açıkladı ve onlara “Kutsal kitapları tekrar yerine koymadan sizi bir daha asla tanımayacağız” dediler.
ADNAN OKTAR:Ama işte güçlü bir atakla onları da inşaAllah kurtaracağız.
PETER TAYLOR: We hope so, we hope so too. We hope we can save them too.
OKTAR BABUNA (çeviri): Umuyoruz, biz de umuyoruz. Onları da kurtaracağımızı umuyoruz.
ADNAN OKTAR:Onları kendi haline bırakmayız, inşaAllah.
Özetle; her şey çok güzel olacak. İnşaAllah işbirliğimiz güçlensin; güzelin, doğrunun dünyaya hakim olması için; Allah sevgisinin, Allah’ın varlığının-birliğinin, Ahiret inancının insanlığa yayılması için hep birlikte gayret edelim. İsa Mesih (a.s.) geldiğinde de zaten çok mükemmel bir ortam olacak, İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olacak, inşaAllah.
ALİ SADUN ENGİN:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Şimdi kısa bir ara verelim, misafirlerimizi gönderelim. Sonra biz yine devam edeceğiz, inşaAllah.
SUNUCU 1:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ne diyorsun anlattıklarıma?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, maşaAllah Hocam, elhamdülillah. Masonların da iman etmelerine vesile oluyorsunuz Hocam, en üst düzeyde hem de.
ADNAN OKTAR: Evet. O dinsiz masonluğu bırakmayacağız. Arkadaşlarını da, bunları da, inşaAllah İslam’a, dine hizmet eder hale getireceğiz, Allah’ın izniyle.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Siz Darwinizmi yıkınca böyle bu değişiklikler oldu, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Çünkü dünyayı bunlar yönetiyorlar. Bunlara İslam ahlakı hakim oldu mu konu bitti demektir, Allah’ın izniyle, inşaAllah. Şefkatle yaklaşmak lazım, akılcı yaklaşmak lazım. Bak, görüyorsun, medeni insanlar; normal konuşulabiliyor, bağlantı kurulabiliyor. Doğru olan bir fikre direnmiyorlar. Mantıksız, abuk subuk bir direnme üslupları yok. Sonuç da çok güzel olacak, inşaAllah. İnşaAllah.
“Mehdi (a.s.) ceddine (yani Muhammed Aleyhisselam’a) çok benzeyen bir kimsedir. Hz. Mehdi (a.s.) Arapçayı pek iyi konuşamaz, fakat ahlak hususunda ondan farklı da olmaz.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den. “Orta boyludur. Mülkün dönemi onunla biter ve velayet onunla hatme erer.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de biliyorsunuz ümmiydi. Okuma yazması yoktu. Mehdi (a.s.) de öyle, ümmi, inşaAllah ve Arapçası olmayacak, inşaAllah, yani çok az. Bizim de mesela, ‘ala’ diyoruz, ‘ala’ Arapçadır. Ama o anlamda değil. Türkçeye girmiş kelimeler anlamında Arapçayı bilir tabii o kadar. Ama gerçek anlamda, “Arapçayı bilmez” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste.
Nur talebelerinin görevi çok önemli. Bak, Bediüzzaman diyor ki; “onlar o devirde bir tohum hükmünde olacaklar ama bu tohumlar açılacak, sümbüllenecek” diyor Bediüzzaman. Onun için bir kısım Nur talebeleri Ashab-ı Kehf gibi uyuyorlar. Uyanıp açılacaklar, inşaAllah. Bediüzzaman dediklerini çıplak anlamıyla, açık, aleni, net izahlarını, samimi olarak okuyup anlamaya çalışacaklar. Böyle büyücülerin etkisinden kurtulmaları çok önemli. Büyücüler insanın kafasını kapatır, uyuşturur.
Mehdi (a.s.) ile ilgili merak ettiğin bir şeyi sor söyleyeyim?
SUNUCU 1:Merak ettiğim bir şey yok ama Mehdi (a.s.)’nin geliş alametlerinden bahsedebiliriz Hocam.
ADNAN OKTAR: Geliş alametlerinden. İnşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin geliş alametlerinde Müslüman aleminde olağanüstü heyecan olması gerekirken, şeytan o harikaları örtmeye çalışıyor. Şimdi bir alamet düşünün ki İslam aleminde bir kere oluyor, yani İslam tarihinde bir kere. Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.): “Kabe’de baskın olacak, Hac engellenecek, Cemret-ül Akabe üzerine kanlar akacak ve büyük bir olay tezahür etmiş olacak ve bu Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir” diyor. Bakın dikkat edin; İslam tarihinde bu hiç olmamış, ilk defa oluyor. Bir kere oldu. Hadisle tam birebir örtüşüyor. Mehdi (a.s.) korkusundan bir kısım kardeşlerimiz bu konuyu ağzına almak dahi istemiyor. İnanılır gibi değil. Hayret edilecek bir şey. Mesela; ay ve güneş tutulmaları, on beş gün arayla. İki Ramazan üst üste, on beş gün arayla, olağanüstü bir olay bu, ilk defa oluyor. Belgeleriyle ispat ettiğimiz halde; hadisle tam, birebir örtüştüğü halde anlamazlıktan geldi bir kısım kardeşlerimiz. Allah Ahirette bütün insanları bir araya toplayacak. Peygamberler de gelecek diyor Allah, şahit olarak. Peygamberler şahittir, özellikleri bu. Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah sorsa, sen Kabe’de baskın yapılacağını, kan akıtılacağını, bunun Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olduğunu söyledin mi? Söyledim diyecek Peygamberimiz (s.a.v.). Raviler, siz naklettiniz mi? Ettik diyecekler. Kitaplara geçti mi? Geçti. Peki, ümmete sorsa Cenab-ı Allah; sizi ilgilendirdi mi bu konu? Bak Peygamber (s.a.v.)’in mucizesi var, kaderi bilmiş, geleceği, gaybı biliyor, Allah gaybı bildirmiş. Gaybı bilmek çok büyük bir mucizedir. Gaybta olacak bir şeyi bilmek. Sizi ilgilendirdi mi? Adam diyecek ki; beni ilgilendirmedi. Seni ne ilgilendirdi? İşte, yemek, içmek, evlenmek, okulu bitirmek. Ben seni dünyaya onun için mi gönderdim, derse Allah, hayır diyecek. Peki, Peygamberim (s.a.v.)’in söylediği ve tamamen doğru çıktığını gördüğün bu mucizesi ile neden ilgilenmedin, derse, verecek cevabı yok. Yani detaylar hayret verici. Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Kuyruklu yıldız çıkacak. Bu kuyruklu yıldızı özelliği diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamette gidecek, çok parlak olacak ve iki uçlu olacak” diyor. Kuyruklu yıldızın iki tane ucunun olması zaten harikulade. Bir tren düşünün, dumanını çıkararak gidiyor ya tren, trenin bir dumanı önünden gitse, tam o duman kadar önünden gitse, normal bir şey midir bu? İnsanın nefesi kesilir. Kuyruklu yıldızda aksi istikamette kuyruğun ne işi var? Çok büyük bir mucize bu. Yani yanarak giden bir şeyin arkasından duman bırakarak gitmesi normal, kuyruk bırakması. Ama önünde aynı şekilde kuyruk oluşması, bu harikuladedir. Bakın böyle bir harikuladelik meydana getiriyor Cenab-ı Allah ve bilim adamları daha önce bu çıkan Lulin kuyruklu yıldızının daha önce ne kadar zaman önce çıktığını bilemiyorlar şu an. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) biliyor ve vaktini de biliyor. Diyor ki; “bakın böyle bir kuyrukluyıldız çıkacak, vakti de şu.” Ayrıca bir harikulade yapıdan bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.). “O kuyrukluyıldız çıkmadan önce yağmurlar kesilecek” diyor. Yani birkaç yıl yağmurlar duracak. “Sonra da bu kuyrukluyıldızın çıkışından sonra, yağmurlar çok fazlalaşacak” diyor. Şimdi yağmurların durması bir harikadır, yağmurların fazlalaşması bir harikadır. Bu kuyrukluyıldızın çıkması bir harikadır, ucundan ayrı kuyruğunun olması harikadır, diğer kuyrukluyıldızların tersi istikametinde gitmesi bir harikadır, çok parlak olması bir harikadır. Bunların hepsi oldu mu? Oldu. Allah bizi vesile etti, biz de anlattık. Bak, hadislerin aynısı, Mehdi (a.s.)’nin tam zamanına geliyor. Tarihi, her şeyi tam, mutabık. Bir kısım insanlar bu konuyla ilgilenmediler. Allah sorduğunda, Benim Resulüm (s.a.v.) bunu size söyledi mi, diyecek Cenab-ı Allah, söyledi diyecekler. Neden sizi ilgilendirmedi denilse, çünkü detay veriyor Peygamber (s.a.v.). Bu detayların adamları ilgilendirmemesi nasıl açıklanabilir, hangi mantıkla açıklanabilir?
OKTAR BABUNA: Açıklanamaz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela bak, ümmet paramparça şu an. Üç yüz alim toplanıyor, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; “üç yüz alim” diyor, bak net rakam veriyor, üç yüz. Adamlar ne diyor? “Üç yüz tane alim geldi” diyor. Bak, bir aşağı bir yukarı değil, tam üç yüz. “Üç yüz alim toplanacak” diyor, “Mehdi (a.s.) devrinde.” Yıl 2010 ve toplanıyor alimler. Alimler ne istiyor? Mehdiyeti istiyor. Diyorlar ki; “İttihad-ı İslam olsun.” Topluca hepsi aynı şeyi söylüyorlar, tamamı. Onların içinde tek bir tane şahıs diyor ki; “Ben İttihad-ı İslam’dan bahsetmek istemiyorum” diyor, bu da Cübbeli Hazretleri. Mesela bu harikadır. Adam, bir Müslüman’ın en sık söylemesi gereken, en büyük ibadet olan İttihad-ı İslam’ı hiçbir şekilde ağzına almıyor. Bu çok büyük mucize, harikadır, harika bu. Birçok kimsenin dikkatini çekmiyor bu. Bak, diyorum ki; bu şahıs Ahir zamanda geleceği belirtilen bir şahıs, şu anda söylüyorum. Harika bir şahıstır yani, o önemli bir insandır. Ama yine birçok insanın yine dikkati çekilmiyor, çünkü insanların üzerlerinde bir hipnoz var. Deccaliyetin bir hipnozu var, o hipnozu yaramıyor. Zaten gözlerinden de anlaşılıyor; bir keskinlik ve dikkat oluşmuyor, dikkati hemen dağılıyor. Ayakta duramıyorlar adeta. Zaman mefhumunu da değiştirdi deccal. Deccalin zamanla oynayacağını da Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, yani zaman akışı. Zaman algısında bir değişiklik oldu, acayip süratli akıyor zaman. Ama deccale o güç veren Allah tabii. Hafta sonları gün gibi oldu. Şak Pazar, şak Pazar hemen anında geliyor.
“Sayın Hocam Ali Bulaç’la ilgili olarak sorduğum soruda konu Ali Bulaç Bey’i veya mealini eleştirmek değildir. Türkiye’de ilmine güvendiğimiz veya ilminden faydanlanmış kişilerin İslam Birliği’ni açıktan savunan siz ve Erbakan Hocam’a saldırmasının nedenidir. İsmi bende saklı olan bazı cemaatler sizin kitaplarınızın okunmasını yasaklamakta ve engellemektedir. Aynen materyalistler gibi ve komünistler gibi. Mesela bir ay önce sizin bir kitabınızı İslami camia dışında bir arkadaşıma hediye ettim. Sizin adınızı görünce kitabı almaktan vazgeçti. Benim merak ettiğim konu, Müslümanların belirttiğim bu kişiye karşı tavrının nedeni nedir?” diyor, Ramazan.
Şimdi biz imtihan dünyasındayız. Allah ona mesela kurtuluş için bir yol gösteriyor. Adam onu reddediyor. Zaten o olacak, yani o zaman imtihan olmaz. Hakkı sen tebliğ et. Peygamberimiz (s.a.v.) gidiyordu, Mekke müşriklerine anlatıyordu. Adamlar üzerine dikenli çalı atıyorlardı, deve işkembesi atıyorlardı, psikopatlık yapıyorlardı. Biz her kitap verdiğimiz adam, hepsi kabul etse, her anlatan. Zaten aklın ihtiyarı kalkar. Bir kısmı direnecek ama tabii ben bu vahşi adamlara şunu soruyorum; bak, sen adamın iman hakikatini öğrenmesini istemiyorsun. Darwinizm, materyalizmin geçersizliğini öğrenmesini istemiyorsun. Bak diyorum, sen yap kardeşim, ben yardımcı olacağım. Bak, benim kitabımı al, aynısıyla bas istiyorsan. Yeter ki o adamları kurtaracak şekilde bir çalışma yap. Ben bunu da istemiyorum, diyor. Bir adamın o kadar ahmak ve basireti bağlandıysa ben ona ne diyeyim o zaman? Cehennemin dibine gidecek demektir yani, eğer kararlıysa. Ne diyeyim yani? Çünkü bizim öğretmemizi istemiyor. Sen gel kendin yap diyoruz, onu da istemiyorum, diyor. Ne istiyorsun o zaman?
SUNUCU 2:Samimi değil.
ADNAN OKTAR:Samimi değil, çok anormal yani. Kardeşim kim yazarsa yazsın ne fark eder. İman hakikatleri bunlar nihayet. Darwinizmi, materyalizmin çürütülmesi, kim yazarsa yazsın. Senin orada mühim olan imanını kurtarman. Yani burada hasetlikten, işte cemaat rekabetinden yahut topluluk rekabetinden kaynaklanan bir ahmaklıkla hareket edersen, bu aptallığın dik alası olur. Konu bu değil ki. Konu o insanın imanının kurtulması. Ya işte bizden olursa, ya kitaplardan olur da benim etkimde kalırsa, ya bizim çevremiz genişlerse, yani korku bu, dertleri bu. Bu çok acayip bir hareket. Ne fark eder? Ben bütün cemaatleri övüyorum. Kardeşlerimizi övüyorum. İftihar ederim. Maksat Müslümanlık gelişsin, ne fark eder? Ha şu, ha bu, ha o. Yani isim niye önemli? Bu hasetliğe karşı kardeşlerimizin de bu konuda çok uyanık olması lazım. Mesela bakın, Risale-i Nur Külliyatı’nın onlarca seneden beri anlaşılmamasın nedeni budur. Yani kitle psikolojisiyle hipnoz yaptılar bir kısım kardeşlerimize. Bediüzzaman’ın açık ifadeleri anlamazlıktan geliniyor. Bak, Sungur ağabey “70 yıl var İslam’ın son bulmasına” diyor, adamlar onunla muhatap dahi olmuyorlar. “Bediüzzaman diyor” diyor, hadise dayandırarak söylüyor, muhatap dahi olmuyor, almıyorlar.
OKTAR BABUNA:Sadece o dediğini yazmamışlar gazetelerde.
ADNAN OKTAR:Bak hepsini yazıyor, onu yazmıyor. Seyit Salih Özcan Hocam diyor ki; “Mehdi (a.s.)’yi ben göremeyeceğim, sen göreceksin dedi” diyor. Onu da almıyorlar. Bu büyüyü kardeşlerimiz görsün, akılcı baksınlar. Yani hak olan imani bir eseri, imanı bir konuyu öğrenmesini engellemek ne demek? Eskiden de bazı yobazlar, münasebetsizler Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’nı okuturmazlardı, Bediüzzaman’ın zamanında. Kendin yaz o zaman. Kendisi de yazamıyor. Adamın imanını nasıl kurtaracaksın peki o zaman? Ne yapmamız gerekiyor? Bediüzzaman’a müsaade etmiyorsun. O zaman eşekler gibi direniyorlar Bediüzzaman’ın kitabının okunmaması için. O kadar çok insan var ki o devirden örnek verebilirim. Eşekler gibi direniyorlar. Baskı yapıyorlar, rezalet çıkarıyorlar, iftiralar atıyorlar Bedüzzaman ile ilgili. Kitabını gördüler mi, aman aman aman aman, diyorlar. Bediüzzaman’ın etrafında talebeler toplanacağını düşüyor. Kardeşim aklın yatmıyorsa o zaman al Risale-i Nur Külliyatı’nı, oku. Oradan çıkarttığın anlamı, kendim, ben yazıyorum diye kitap yaz, helal olsun sana, bir şey dediğimiz yok. Yaz, adamı kurtar, ona da razıyız. Onu da yapmıyorsun.
Şimdi mesela bizim kitaplarda da öyle; Darwinizm, materyalizmi çürüten bir şey yaz. Al aynısıyla, yani ben yazdım de, adını da koy, helal olsun diyeceğim, bir şey demeyeceğim. Yapmıyor adamlar ve çocukları ortada bırakıyorlar ve helak ediyorlar çocukları. Bu sefer de adamlar Avrupa’da, orada burada mahvoluyorlar Allah esirgesin.
Fethullah Gülen Hoca hakkında. “Selamün aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve bereketuhu. “Neden Fethullah Gülen Hocanın bu zamana kadar faiz ile ilgili vaazları olmadı.” Buyur, yani ilmihale uyun diyor Hocamız. Ehl-i Sünnet alemidir, faizin haram olduğunu çocuk olsa bilir. Fethullah Hoca helal deyince helal mi olacak? Peygamber mi Fethullah Hoca, ne demek bu? Cümle alem bilir faizin haram olduğunu? Bilmiyor musun sen?
SUNUCU:Biliyoruz Hocam.
ADNAN OKTAR:Herkes biliyor. “Hapis cezasının bitmesine rağmen neden hala Amerika’da yaşıyor?” Bak, hapis cezası, bak ne kadar cahil kardeşimiz. Yani şimdi Muhammed şu oldu mu, şu üslup? Nerenin hapis cezası? Öyle bir hüküm giymedi ki hapis cezası olsun. Fethullah Gülen beraat etti, Fethullah Gülen Hocamız ve Yargıtay da onadı. Nerenin hapis cezası? “Neden hala Amerika’da yaşıyor?” Onu oraya gitmeye mecbur edenler utansın, onlara sor. Demek ki şiddetli baskı yapıyorlar ki o da Amerika’ya gitmek durumunda kalmış. Yapanların utanması lazım. Benim üslubumdan hani Muhammed Aydın kardeşimiz biraz alınıyor olabilir, biraz sert üslubum var ama iyi niyetli söylüyorum. Onun özel bir anlamı yok, ben bizim çocuklarla konuşurken de bazen öyle sert üslup konuşurum ama onun altında özel bir şey yatmaz yani.
OKTAR BABUNA: Sert değil. Kuran’la uyarıyorsunuz Hocam, hakla uyarıyorsunuz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, evet.
“Sayın Hocam, bugünkü dünyada bütün Allah dostları kendilerine tabi olursanız, kendilerini kurtulacaklarını söylüyorlar. Bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Ben bütün cemaatlere yakınım ve hepsini kabul ediyorum ve seviyorum ama şunu anlamıyorum. Allah’ın dinini yaşayan bu Allah dostları birbirlerini sevmiyor, çayını içmiyor, yemeğini yemiyor, camisine gitmiyor. Dolasıyla vahdetin olmadığı bir dünyada bunların sorumsuzluğunun hesabını kim verecek. Yani iki Allah dostunun bir araya gelmediği bir dünyada Müslümanları nasıl bir araya getirecekler. Selam, Kenan Yelkenci, Rize.” Kenan kardeş doğru söylüyorsun, Allah razı olsun. İşte bu ancak Mehdiyet’te çözülecek. Bütün cemaatler, bütün hepsi haktır, hepsi tertemiz insan. Ben de hepsini seviyorum. Kardeşimiz güzel söylüyor ama Nur talebeleri bile birbirlerinin evine gitmez, yemeğini yemez, çayını içmez, konuşmuyorlar. Nur talebeleri o kadar çok bölüme ayrılmış ki kendi aralarında, titizlikle birbirleriyle muhatap olmuyorlar, doğru mu?
SUNUCU:Doğru Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu çok korkunç bir şey. Hani şahs-ı manevi Mehdi (a.s.)’ydi. Buyurun şahsı-ı maneviyle yaptınız işte bunu. Demek ki Mehdi (a.s.) talebeleri ve ondan kaynaklanan şahs-ı manevi gerekiyor. Mehdi (a.s.)’nin bizzat şahsı oldu mu, tek bir beyin bunların hepsini toparlar. Paramparça olmuş beyinler, paramparça olmuş cemaatler meydana getiriyor. Paramparça olmuş beyinlerden oluşan şahs-ı manevinin yaptığı olay budur işte. Tek bir beyinde toplanması lazım Allah’ın sünneti budur, Allah’ın kanunu budur. Tek bir beyin, tek bir tane lider olur. Mehdi (a.s.)’ye tabi oldun mu, onun ruhu onun beyni, hepsini bir araya toplar talebeleriyle birlikte, inşaAllah. Mehdiyeti sürekli gündemde tutacaksın Kenan kardeş, konu budur. Bir de bize ne kadar kolaylık sağlamış Cenab-ı Allah. Mehdiyeti asla itiraz edilemeyecek hale getirmiş. Öyle bir kilitlemiş ki Cenab-ı Allah. Kardeşim şu alametleri inkar etmek için zırıl zırıl deli olmak lazım, deli bile inkar edemez. Mükemmel kilitlemiş. Bediüzzamanla da ayrı kilitlemiş, hadislerle ayrı kilitlemiş, olaylarla ayrı kilitlemiş, hiç kaçıp göçecekleri gibi bir durum yok. Ve İslam alemi de perişan durumda. Ama büyünün şiddetine bakın ki daha hala direniyorlar. Direnecek bir durum yok. Şimdi bak beni seven kardeşlerim bana bu konuda destekçi olsunlar, evvelAllah tozu dumanı birbirine katarsınız. Bakın sözümü tutun, samimi olarak gayret etsinler. Sevgiyi, dostluğu, kardeşliği savunsunlar. Bütün cemaatlere, bütün topluluklara şefkatle yaklaşsınlar, anlayışlı böyle hoşgörülü. Hoşgörülü derken, kötü bir şeye hoşgörü göstermeyiz de, hoşgörüden kasıt mesela biri nefsine yönelik bir şey yapar, onu affedersin. Yani oturup hemen kinlenmezsin, hoşgörü budur, yoksa haram yapıyorsa tabii uyaracaksın. Bu sayı yeterli aslında, bizi sevenlerin sayısı, yani kat kat yeterli. Sadece siz ısrarlı olarak Mehdiyeti anlatın, o kadar sağlam ki, Cenab-ı Allah öyle bir kilitlemiş ki havadan, karadan, denizden her yerden Allah sarmış vaziyette, hiç kaçıp göçecekleri gibi değil. Bak alimleri de topladı Cenab-ı Allah. 300’ü de hepsi İslam aleminin uleması. Ama bakın alim toplanmasıyla, cemaat toplanmasıyla asla İslam Birliği olmaz. Sadece bölünme getirir başka bir şey olmaz. Tek çözüm Mehdiyettir. Tek bir beynin, tek bir ruhun etrafında toplanmak, Allah onu bize bir sünnet olarak Kuranda göstermiş zaten. Aksi olduğunda fitne fücur oluyor, başka türlü olmaz.
Mehmet Yazıcıoğlu. Bakın şu kardeşlerime ben şöyle söyleyeyim; yaşlı bir Hocaları var bu kardeşlerimizin. Adamın iki ayağı mezara sallanmış, Allah ömrünü uzun etsin. Şimdi yarın bir gün o adam ölecek, küt diye bunlar ortada kalacaklar. Kardeşim Mehdi (a.s.) dünyaya hakim oluyor, Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılacak, İttihad-ı İslam olacak. Biz anlatıyoruz anlamazdan geliyorlar, çocuk gibi hayal kuruyorlar, sonra küt oturuyorlar aşağıya. Adam belli elinden yüzünden saflık akıyor, çocuk gibi bir şey. Tamam Allah razı olsun İslam’ı anlatıyor. Kardeşim de ki; sen Mehdi (a.s.)’ye benziyorsun Hocam de, de ben bundan memnun olurum. İnşaAllah Mehdi (a.s.) olursun de ama adamı niye delirtiyorsunuz kardeşim? Adamın kafasına bal kabağı gibi bir şey geçirtmişler, adamı çıldırtıyorlar. Ve etrafındaki insanları da mahvediyorsunuz, temsilen bunu söylüyorum ben. Bunun gibi yüze yakın adam var, sırf Türkiye’de. Yazık günah. Hüsn-ü zan etmene ben bir şey demiyorum ki, hüsn-ü zan et. Bana vahiy geldi falan, bu rezaletlere ne gerek var kardeşim. Bana yeni kitap geldi, Kuran senin neyine yetmiyor? Allah Kuran yeterli diyor, her şeyi ben anlattım içinde diyor. Adam diyor ki; bana yetmiyor. Ben ilave bir şeyler istiyorum diyor. İlave hurafe, artı bir de vahiy. Vahiy geliyor bana diyor. Şimdi ben bu adamla ne konuşayım? Uyarırım, benden sorumluluk gider. Açıklıyorum bakın, en açık şöyle anlarsınız, bu adamcağız Allah ömrünü uzun etsin, yarın bir gün vefat ettiğinde küt diye ortada kalacaksınız. Ne o İttihad-ı İslam’ı yapacak göreceksiniz, ne Türk-İslam Birliği’ni oluşturabilecek, ne Hazreti İsa (a.s.) ile buluşacak beraber namaz kılacak, hiçbiri de olmayacak. Boş yere de emek vermiş olacaksınız. Sözümüzü tutun, bir bildiğim var ki söylüyorum. Bayağı samimi adamım ben, ne alıp veremediğim var? Acıyorum ben elin garibine, benim onunla ne alıp veremediğim var? Bana var gücüyle mücadele veren adamlara bile acıyorum ben. Fakat ben ona da acıyorum, benim için onlar bir muhatap değil, yani sorun değil. Şimdi burada da arkadaş bunları yazıyor, sonra dediğime gelecekler. İlla bunu zaman mı ispat etsin, bunu mu istiyorsunuz? Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri ortada, Kuran’ın hükmü ortada, uzaktan yakından alakası olmayan bir durum var. Kuran ayetleriyle tamamen çelişiyor. Allah yeterli diyor Kuran için. Kuran ve Peygamber (s.a.v.)’in sünneti, bitmiştir başka bunun üzerine ilave olmaz artık. Hurafeler, bilmem neler, bana işte vahiy geliyor falan. Yani illaki Allah’tan bir bela istiyorlar. Uyarıyorum, bir daha uyarıyorum, bir daha uyarıyorum, daha ne diyeyim yani? İnşaAllah.
Seren bizim az önce anlattığımız konuları o da anlatmış. Doğru, eğer aklı başındaysa, kardeşimiz kişilikliyse, hiç kimseyi dinlemez. Kardeşim mesela ben Ömer Nasuhi Bilmenin ilmihalini okuyorum. Şimdi Ömer Nasuhi Bilmenci mi oluyorum ben okuyunca. Doğru, Ehl-i Sünnet alimi. Bu konuyu en mükemmel şekilde anlatan başka kişi yok, en güzel o anlatıyor. Tabii ki o kitabı okuyacağım, niye okumayayım? Aman aman okuma, şimdi Ömer Nasuhi Bilmenci mi olursun diyeyim ben şimdi. Bunda kıskanacak, haset edecek ne var? Deli olmak lazım. İmam-ı Rabbani’nin Mektubatını okuyunca biz ne olmuş oluyoruz? Nakşibendi mi, tarikatına mı girmiş oluyoruz. Gayet mükemmel eserler kardeşim feyz alıyoruz, bereket alıyoruz, bir güzellik; yok benzeri eser. Tabii ki okuyacağız, niye okumayalım yani? Aman aman okuma denir mi? Nakşibendi olsam ne olur ayrıca? Ne güzel. Ama o anlamda Nakşibendilik zaten kalktı. Mehdiyetin olduğu yerde Nakşibendilik artık olmaz, Mehdi (a.s.)’nin geldiği yerde. Çünkü Mehdiyet tek inkılap etmiştir Nakşibendilik, Kadirilik, Şazilik bütün on iki büyük tarikat Mehdiliğin içinde erimiştir. Mehdiliğe tabi olmuştur. En büyük mürşit şu an Mehdi (a.s.)’dir. Bunu ben söylemiyorum ki, bütün ulema, bütün tarikat büyükleri söylüyor. İmam-ı Rabbani söylüyor. Abdülhakim Arvasi’den tut bütün seyyidler cemaatinden çık. Herkesin ortak söylediği bir şey, bir gerçek.
SUNUCU: Harunyahya.tv sitemizden yirmi dört saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 00:30’dan itibaren Samsun AKS, TV Kayseri, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve Harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’den itibaren Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Asu TV’den takip edebilirsiniz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...