SUNUCU: “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza kaldığımız yerden, Samsun AKS, TV Kayseri, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Super TV ve Radyo ve harunyahya.tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Bizi izleyen kardeşlerimizin sayısı bir hayli yüksek. Ama istiyorlar ki, Mehdiyeti anlatınca a falan diyecekler böyle, bir anda sarılacaklar, öyle bir şey olmaz. Mehdiyet yavaş yavaş ilerleyecek bir sistemdir. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, 313 kişi diyor. Başlangıçta azdır sayısı, diyor. Biz Peygamber (s.a.v.)’e inanıyorsak, bu böyle. Başlangıçta zor olacak. Tabii ki itiraz edecekler. Bir hipnoz olacak insanların üzerinde, deccalin hipnozu olacak. Biz o hipnozu çözmeye çalışacağız, gayret edeceğiz, inşaAllah. Hayır öbür türlü desek ki, tamam alametler çıktı, tamam. Mehdi (a.s.)’yi de aşağı yukarı tahmin ediyoruz, siz ne yapacaksınız faaliyet? Bir şey yok, otur. Olmaz, çok heyecanlı günler var. Bak şimdi mason arkadaşlar var, daha yeni gelenler de oldu. Konuştuk, adamlar müthiş heyecan duyuyor, acayip seviniyorlar. “İnşaAllah siz vesile olursunuz, Türk-İslam Birliği olur, İttihad-ı İslam olur” diyorlar. Adamların korktuğu genellikle bağnazlık, yani bu Cübbeli kafası. Nefes aldırılmaması. Sevginin, şefkatin, dostluğun yeryüzünden kaldırılması, baskının gelmesi. İşte namaz kılmadın kes, işte şunu yapmadın biç, bundan çekiniyorlar. İnsan onurunu ayaklar altına almadan, insanları ezmeden, acı çektirmeden, onları mahcup etmeden kendi isteği ile İslam’ı yaşatmak, doğru olan budur. Öbür türlü adam münafık olur. Mesela diyor, siz ne biçim, güya espiri olarak anlatıyor, “İslam’a gireni alttan kesiyorsunuz, çıkanı üstten kesiyorsunuz.” Kesme, doğrama yok İslam’da. Gönül huzuruyla, sevgiyle. Ne demektir sevgi? Kalpten gelen duygu. Biz Allah’ı kalpten gelen bir duyguyla seviyoruz. Zorlamadan dolayı mı seviyoruz? Allah’ı aşkla seviyoruz biz. Mehdiyet’te bir detay iste onu anlatayım.
SUNUCU: Fiziksel özelliklerinden.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’nin fiziksel özellikleri, özelikle çok harika bir durum. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu kadar kapsamlı dtey vermesi. Hiç kimse hakkında böyle detay vermemiş. Mesela deccali çok kısaca tarif etmiş Peygamberimiz (s.a.v.) Kısa, bodurdur, diyor. Saçı sakalına karışmış bir insandır, diyor. Bir gözü kördür, diyor deccal için. İsa mesih (a.s.)’le ilgili de, toplam ancak 20’yi bulur ama Mehdi (a.s.) ile ilgili yüzlerce detay var. Sahabeler o kadar çok merak etmişler ki, sürekli soruyorlarmış Peygamberimiz (s.a.v.)’e, nerede görseler soruyorlarmış, Mehdi (a.s.) nasıl birisi. Çünkü Hz. Musa (a.s.) da çok merak ediyor Mehdi (a.s.)’yi. Onun için, bakıyor, Tevrat’ta çok kapsamlı tarif ediliyor, Yarabbi beni Mehdi (a.s.) yap diyor. Ben Mehdi (a.s.) olayım, diyor, 3 defa Allah’a yalvarıyor Mehdi (a.s.) olmak için. Her Peygamber merak etmiştir Mehdi (a.s.)’yi.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani Kalü Bela’da Allah’ın huzurunda Mehdi (a.s.) Allah’a söz vermiştir, Tevrat’ta geçiyor. 6000 yıl sonra insanlığa sunulacağı gibi, ona ait detaylar var, inşaAllah. Tabii Cenab-ı Allah’a nasıl, Kalü Bela’da nasıl söz verdi biz bilmiyoruz. Daha detaylarını hadislere bakarsak anlayabiliriz yahut kısmen anlayabiliriz. Ama çok olağanüstü şaşırtıcı.
Mesela bak Bediüzzaman yerini bildiriyor, “İstanbul’da çıkacak” diyor. Nur talebelerinin hepsinin bildiği bir konu, İstanbul’da çıkacağı biliniyor Mehdi (a.s.)’nin. En ileri gelen talebeleri alenen ve açıkça söylüyorlar, buna rağmen insanların üzerinde bir ağırlık var. Mesela; “Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var.” Bak o gün Seyyid Salih Özcan Hocamız dedi; “Hiçbiri Mehdi (a.s.) değildir, Bediüzzaman dahil.” Yani şu ana kadar gelen kişilerin hiçbiri Mehdi (a.s.) değildir, dedi. “Üçünü bir arada hiçbiri yapmadılar, üçünü birlikte yapacak” dedi. Bak Seyyid Salih Özcan Hocamız’ı bir daha dinleyelim, çünkü insanların kafası zamanla açılıyor, bir kısım kişiler. Bak; “siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde ve cihat aleminde çok dairelerde icraatları var” diyor Bediüzzaman. “Üçünü birlikte yapacak” diyor. Mason arkadaşlarla şimdi konuştum, o şeyi yayınlayabilirsiniz dediler filmi. Var mı onun filmi?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Önce o filmi bir göster, hazır varsa, sesini de aç.
VTR: Masonları Küçük Ayasofya’da cemaatle namaz kılmaları.
ADNAN OKTAR: Bakın demin burada gördüğünüz Tapınak Şövalyesi 33 derece masonlar. Bakın görüyorsunuz birlikte namaz kılıyorlar camiide, cemaatle. Abdest aldılar tadili erkanla, maşaAllah. Bu çok büyük bir mucize, çok büyük harika, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Daha önce geldiklerinde de kılmışlardı Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İslamiyet’e karşı derin bir hayranlıkları var, muhabbetleri var, inşaAllah. Bağnazlık istemiyorlar, tamam o da maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ama sizin vesile olduğunuzu söylediler, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Hangi camii bu?
OKTAR BABUNA: Küçük Ayasofya.
ADNAN OKTAR: Küçük Ayasofya, maşaAllah, maşaAllah. Tamam, yeterli şimdilik bu kadar, maşaAllah. “Hocam niye görüşüyorsunuz masonlarla?” diyorlar. Kardeşim sen vesile ol işte. Bak ben namaz kılmalarına vesile oldum, elhamdülillah. Hepsi Kuran aldılar. Bak bir de ayet ezberlemeye başladılar. Birçoğu ayet ezberlemiş.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, Allah razı olsun Hocam.
ADNAN OKTAR: Gece 4’e kadar sohbet varmış Kuran üzerine. Bak o Evanjelik olanın gözleri doluyormuş Kuran’da ayet okundukça, maşaAllah. Ne güzel.
OKTAR BABUNA: “Sizin kitaplarınızı görünce gözlerim doldu, diz çöküp Allah’a şükrettim” dedi. Böyle dedi, kitapların başlıklarını görünce.
ADNAN OKTAR: Nerede görmüş?
OKTAR BABUNA: Kutularda. Otelde hediye vermişler. “Açıp sadece başlıklarına baktım, gözlerim doldu diz çöküp Allah’a şükrettim” dedi.
ADNAN OKTAR: Hediye eden kim?
OKTAR BABUNA: Bizim arkadaşlar.
ADNAN OKTAR: Tamam, maşaAllah, elhamdülillah. Bakalım.
VTR: Seyyid Salih Özcan’ın Hocamız’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili beyanları.
ADNAN OKTAR: Yine böyle büyüklerimizle, ileri gelenlerimizle konuşup, onların da bu konulardaki fikirlerini alalım. Kardeşim dini çok korkunç gösteriyorlar. Şeytan müthiş bir kanaldan girmiş. Tam böyle hırıltılı yobaz havası veriyorlar bazı kişiler. Halbuki İslam sevgi, dostluk, kardeşlik, muhabbet, iyilik, güzellik, dünyada güzel olan her şey. Allah bizim için güzel olanı istiyor, adam bir din sunuyor ortaya aman Allah’ım. Kan, irin, kepazelik, kavga, rezalet, nefret, öfke. Bir de adama da diyorlar ki, ne kadar takva adam, maşaAllah. Görüyormusun? İslam’ı ne güzel savunuyor adam, diyor. Tam şeytanın oyununa geliyorlar. Melanet akıyor elinden, yüzünden, böyle din olur mu kardeşim? Allah öyle bir şey ister mi? İnşaAllah.
Yalnız bana mektup yazan kardeşlerimiz çok uzun yazıyorlar. Allah rızası için çok kısa, özlü sorsalar çok güzel olur.
“Esselamu aleyküm mübarek ve değerli Hocam”. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Bir Erbakan Hocam, bir de Adnan Hocam. Sizin sabrınız ve bıkmadan usanmadan aynı şeyleri tekrar etmeniz sayesinde bizler de manevi gücümüzle inşaAllah beslenerek anlatabiliyoruz hakikatleri. Sizler olmasanız, bizim dayanabileceğimiz bir durum değil bu zamanki deccaliyet akımı. Bugün bir hanımefendiye verdiğiniz cevapta, tahmin tahayyül edemeyeceğiniz bir enerji var dediniz. Geçen gün koruma konusu açıldı, “bize bir şey olmaz, görevliyiz” dediniz. Ve daha önceden de “ben bir defa öleceğim, görevimi yapacağım, öyle öleceğim” demiştiniz. Hatta çok iyi hatırlıyorum, “ola ki ölsem dahi, Allah’ın izniyle yeniden gelirim, bu deccaliyetin kökünü kazırım” mealinde bir sözünüzü hatırlıyorum”. Ruhaniyet olarak dönerim, Allah’ın izniyle. Allah’tan izin alır dönerim yine yakalarına yapışırım. Yani olmayan bir şey değil, oluyor bu. Cenab-ı Allah öyle yaratıyor inşaAllah. “İşte bu manevi enerji inşaAllah bizlere ve bütün İslam alemine güç veriyor, hatta tüm dünyanın hidayetine sebep oluyor inşaAllah. Bizlere dua edin Hocam, Allah Erbakan Hocam ve sizlerden bizleri ayırmasın. Ve ümmeti Muhammediyye’yi de mahşer günü inşaAllah sizlerin önderliğinde Peygamberimiz (s.a.v.) huzuruna çıkmayı nasip etsin. Türk İslam Birliği’ni de inşaAllah en kısa zamanda nasip etsin” diyor Muhammed kardeşimiz.
Kardeşim; din durdukça böyle şekillenmez. Züppeliğe merak saldı bir kısım tipler, böyle çakallığa, böyle entel dantel falan böyle komünist ayaklarında falan. Müslümanlığın içine öyle pislik sokulur mu. Müslümanlık sıcaklık demektir, kardeşlik, dostluk, muhabbet. Akar elinden yüzünden yani insanın o muhabbet. Mesela bak kardeşimiz ne kadar sıcak, sevgi dolu. Erbakan Hocamız bak eşinden bahsediyor hüngür hüngür ağlıyor, hakikaten aşkla. Ağlamak için ağlamıyor, oyun olsun diye ağlamıyor. Allah aşkından ağlıyor yani, samimi. Dininden asla taviz vermez Erbakan Hocamız. Yani görülmüş şey değil, yani böyle bir lider ilk defa görülüyor. Ya iki kişinin koluna girmiş nerede gördünüz siz lider? Bak neredeyse can çekişiyor, tam mücahid, tam. Koç yiğit, böyle olur işte. Hz. Ali’yi (a.s.) 17 yerinden yaraladılar, dimdik ayaktaydı. Aynı durumda maşaAllah. Allah uzun ömür versin.
Bak Şeyh Nazım Hocamız, piri fani, inim inim inletiyorlar, 24 saat kameraya alıyorlar mübareği. Çünkü her konuşması kıymetli. Her hali kıymetli. Ama Hocamızı da yormasınlar biraz. Çok seviyorlar tabii, herkes geliyor gidiyor falan. Ama o da tabii o kendisi ayarlar tabii, o ayrı mesele de. Dünya tatlısı bir şey. MaşaAllah, bak doyamıyorlar neden; çünkü candan, sıcak, sevgi dolu. Yobaz kafaya gore nedir Hocamız, kimbilir ne? Yani kindar yobazlar ona böyle kahpe bir sırtlan gibi bakıyorlar ona bakarken, yanında yaltaklanıyorlar. Ama uzağında böyle kalleş, kahpe sırtlan gibi bir kısım yobazlar. Bir kısım kişiler hemen oturup alınmasınlar. Var benim bir sürü adam var böyle anlattığım yani. Oturup şimdi bana iş çıkarmasınlar, “bana diyorsun” diye. Böyle tipler var. Yani dokunmadan hopluyor. Mesela bak, Şeyh Nazım Hocam da ben o tatlılığı görüyor muyum? Görüyorum. Bediüzzaman’da o sıcaklığı, tatlılığı görüyor muyuz? Görüyoruz. O bir hal, anlaşılıyor işte o. Mesela bir kısım çakallar da Che’ye özeniyor, Ernesto’ya özeniyor, Mao’ya özeniyor. Özenti ve çok aşağılık tipler. Bunlar çok tehlikeli, yani İslam için en tehlikeli tipler bunlardır. Bir kısmı da pis bir yobazlık anlayışı geliştirmiş. Nereden çıkarttığını da bilmiyoruz. Yani kaynağı, ilk başını çeken kim, o da belli değil. Hani derler, bir deli taş atar, kırk akıllı çıkaramaz derler. Yani bu yobazlığı nasıl başlattılar biz onu da bilmiyoruz. Mesela kendisine göre bir usul çıkarıyor, arkasından geliyor millet. Erbakan Hocam da olsun, diğer kişiler de olsun, bunlar çok candan, Anadolu’daki o sıcak İslam ruhu işte. Asıl olan odur. Yeni yeni ilaveler falan yapmaya kalktın mı bambaşka bir şekil olur. Ona müsaade etmeyeceğiz tabii inşaAllah.
Şimdi mesela bunu yazan kim olduğunu yazmamış. Azerbaycan’dan yazmış. “Ben Karabağ Azerisi’yim. Almanya’da öğrenciyim. Lünen’deki konferansa da katılmıştım. Azerbaycan gibi zengin altı-üstü petrol, yanargaz olan bir ülkenin büyük bir hissesi yoksul durumda”.
Şimdi bak özetle; yine burada çözüm Mehdiyet’tir. Mesela Azerbaycan’ın kurtuluşu da, Türkistan’ın, Tacikistan’ın, bütün Türki devletlerin, İslam aleminin kurtuluşu budur. Bak 300 alim toplandı, ne olur? Hiçbir şey olmaz. 300 alim, üç yüz bin kere ittihad-ı İslam istese yine bir şey olmaz. İlla ki Mehdi’de birleşmek. Başka hiçbir çözüm yoktur. İttihad-I İslam ile kurtuluşun olacağını herkes biliyor, ama bunu şahs-ı manevi diyerek, ne olduğu belli olmayan bir gücün içerisine boğmaya kalkarsak bu da çok samimiyetsiz olur. Müslümanları boş yere oyalamış olurlar. Kardeşim ben gidip bulayım şahs-ı manevi bağlanacağım, nerede bu? Yok. Böyle şey olur mu. Mehdi (a.s.) vardır, talebeleri vardır, tabii ki ondan bir fikir sistemi çıkar. Mesela şimdi biz burada toplanıyoruz. Oktar Hocam bizim Hocamız, biz de talebeleriyiz. Bir şahs-ı manevi oldu işte burada. Ama ortada birisi var, bir insan var. Yani hayali bir vaka yok. Talebeleri de elle tutulur bir şey, gözle görülür bir şey. Buradan da bir fikir sistemi çıkıyor. Bu fikir sistemini alıyorsun sen, talebeleri nerde diyoruz? Yok, Mehdi (a.s.) nerede, o da yok. Şahs-ı manevi işine geliyor tabii, şahs-ı manevi deyince muğlak. Ne olduğu belli olmayan bir şey. Tabi olmasına gerek yok, onunla bir mücadele etmesine gerek yok. Karısıyla evde kesme şeker, kırtlama çayla beraber geğirerek yan gelip yatıyor, o kolay. Yok öyle şey. Peygamberimiz (s.a.v.) öyle şey dememiş. Bir şahıs var; Mehdi (a.s.), talebeleri ve şahs-ı manevisi. Bediüzzaman’a inanıyorsa böyle, her şeyden önce Peygamberimiz (s.a.v.)’e inanıyorsa bu böyle. Bak Bediüzzaman’ı anlamazlıktan gelen kardeşlerimize karşı çok eğlenceli, zevkli bir mücadele versin kardeşlerimiz. Her yerde anlatsınlar. Nur talebeleri çok güçlü bir yapılanmadır. Sırf onlar bile ortaya çıkmış olsa, ittihad-I İslam şak diye oturur. Üzerlerindeki büyüyü kaldıracağız, sorun bu. Şimdi büyük ağabeylere çok büyük görev düşünüyor. Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz konuştu, bu atom bombası etkisi yapmıştır. Şimdi ya Hocamızı hiç yerine koyacak bir kısım avanaklar, ya sözünü kabul edecekler. Hiç yerine koyarlarsa biz de onların suratlarına tükürürüz, başka yapacak bir şey olmaz. Çünkü Bediüzzaman’ın has talebelerinden, 12 tane vekilinden bir tanesidir. Bediüzzaman Risalei Nur’da uzun uzun övüyor Seyyid Salih Özcan’ı. Risalei Nur Külliyatı’nda çok yerde ismi geçer. Ve birçok konuda ona özel görevler vermiştir Bediüzzaman. Ve birçok harikasına bizzat gözüyle şahit olmuştur. Mesela sen şurada şu gün şunu yapacaksın, şunlar yapılacak diyor ileride olacak olay, aynısı ile olmuştur. Yani o anlatıyor, gelecek sene Devlet Başkanı’yla görüşeceksin diyor, orada şunları yapacaksın, bunlarla karşılaşacaksın diyor. Diyor ki Hoca; “ben kimim Devlet Başkanı kim… Olacak iş mi” diyor. Hem de komünist Devlet Başkanı yani azılı komünist, bütün millet asıp kesen adam. Gidiyor, Hocamız konuşuyor adam sözünü dinliyor, adam kuzuya dönüyor karşısında, harika. Kuran kursları açtırıyor, anlaşma yapıyor. MaşaAllah, harika.
Şimdi bir kısım avanakların takiyye dediği ama Bediüzzaman’ın doğru olarak anlattığı fakat işine gelmeyen sahtekarların Bediüzzaman’ın takiyye yaptığını söylediği bir konuşması. “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdî Al-i Resûlün” Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in Al-i’nden olan Mehdi (a.s.)’nin, Resul anlamında değil. Bazıları “bak burada Resul diyor Mehdi (a.s.)’ye” yani Peygamber (s.a.v.) diyor, diyor Mehdi (a.s.)’ye. Mehdi Al-i Resül demek, tabii cahilliğinden. “Mehdi Al-i Resül’ün temsil ettiği kudsi cemaatin,” bir kudsi cemaat var. Elle tutulur bir şey bu. Ve onu temsil ediyor, temsilci. Bak, tamam bir temsil eden kişi var. Bak, “Mehdi Al-i Resül’ün temsil ettiği,” Mehdi Al-i Resül var mı? Var. “Bu Mehdi Al-i Resül’ün görevini temsil etmek” temsilci. Başka? Kudsi cemaati var, kutsal cemaati. Ve ondan oluşan şahs-ı manevi var. Şahs-ı manevi, tabii ki bu cemaat, şimdi Mehdi (a.s.) var, cemmaati var, bunlar susuyor mu? Konuştuğu an şahs-ı manevi oluşmuş olur. Harekete geçtiği an, şahs-ı manevi oluşmuş olur. Ama insanlar hareket etmiyor, yani Mehdi (a.s.) ve talebeleri hareket ediyor, konuşuyorlar, bu çok önemli. Bak, üç vazifesi var, bir tane değil, üç. “Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun (Mehdi (a.s.)’nin) cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını Rahmet-i İlahi’den bekliyoruz. Ve onun (Mehdi (a.s.)’nin) üç büyük vazifesi olacak” diyor Bediüzzaman. “Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyla ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu beşer içine intişar etmesiyle,” fen ve felsefe, yani bilim. Fen nedir? Biyoloji, paleontoloji, başka say.
OKTAR BABUNA: Bio-kimya, mikro-biyoloji, genetik, moleküler biyoloji.
ADNAN OKTAR: Evet. Felsefe ne?
OKTAR BABUNA: Felsefe de, materyalizm ve diğerleri. Darwinizmin felsefi yönü.
ADNAN OKTAR: Biyoloji felsefesi, Darwinizm ve materyalizm. “Tasallutuyla (musallat olmasıyla) ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu” materyalist ve Darwinist. “Taun,” hastalık. “İnsanlık içinde intişar etmesi (gelişmesiyle).” Bak, Mehdi (a.s.)’nin görevini belirtiyor Bediüzzaman. “Her şeyden evvel,” her şeyden evvel, “felsefeyi ve maddiyyun fikrini (Darwinizm fikrini) tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Birinci görevi bu, Darwinizmi yıkacak, ilk vazifesi bu, diyor. Bak arkasından ne diyor? “Ehl-i imanı delaletten muhafaza etmek,” ehl-i imanın da imanını ayakta tutuyor. Sarsılmasını, yıkılmasını, böyle entel-dantel, züppe, yeni yeni cereyanlar çıkmasını engelliyor.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Anlaşıldı mı? Çakallığa müsaade etmiyor. “Ehl-i imanı delaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla çok zaman tetkikat ile meşguliyete iktiza ettiğinden,” bak hem dünyayı bırakması gerekir, diyor “hem her şeyi bırakmak,” hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilmesi gerekiyor. Evlilik, şu bu falan, hiçbir şey olamaz bu durumda. Durum nazik, vakit dar. O zaman hayatın bütün yönlerinden çekilmesi gerekiyor, yani oturup kendine işyeri açamaz, sosyal faaliyetler yapamaz, evlenemez. Oturup şununla, bununla falan vakit geçiremez. Vaki yok, diyor Bediüzzaman. “Çok zaman tetkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden (çok meşgul olmayı gerektirdiğinden) Hz. Mehdi (a.s.)’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü,” diyor bak. “Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihedindeki saltanatı onunla iştigale vakit bırakmaz.” Saltanat deyince, millet böyle çalgılar, çengilerle eğlenen, onu zannediyorlar saltanat. Saltanat, Allah yolundaki mücadelesi anlatıyor, saltanat bu, evet. “Onunla iştigale vakit bırakmıyor.” Nasıl olacak o zaman diyor Bediüzzaman, çözüm olarak? “Her halde o vazifeyi ondan evvel bir taife,” bir taife, Müslümanlar demiyor, bir taife. Gayrı Müslim insanlar, bilim adamları, “bir cihette görecek.” Yani Darwinizm’le, materyalimle ilgili araştırmalar yapacaklar. Kitaplar çıkaracaklar, hazırlayacaklar. “O zat (Mehdi (a.s.)) o taifenin uzun tetkikatı ile, uzun araştırmaları, incelemeleri ile yazdıkları eseri,” mesela biyoloji, paleontoloji falan, onunla ilgili her türlü çalışma yahut hazır fosillerin fotoğrafları, bilgileri, hepsi. “Hazır eserleri kendine hazır bir program yapacak.” Onunla bir eser veyahut kitaplar hazırlayacak. “Onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.” Vakti olmaz, diyor. Bizzat gidip paleontoloji araştırması yapacak, işte genetik araştırması yapacak, onu yapamaz zaten, diyor. Hazır bilgileri alacak. Mehdi (a.s.) ne yapmış oluyor o zaman? Telif olmuş olan hazır kitaplardan bilgileri topluyor. Hazır eserlerden istifade ediyor, inşaAllah. “Bu vazifenin istinad ettiği,” bir de bak, “vazifeyi yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı kuvvet) ve manevi ordusu,” bir de yalnız da değil, bir ekibi var. Bakın, bu kitap çalışmalarını yaptığı bir ekibi var. Bu çalışmalardaki ekibini açıklıyor Bediüzzaman. Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı kuvvet) ve manevi ordusu,” yani arkadaş grubu,” yalnız ihlas (samimiyet) ve sadakat,” son derece sadıklar, Hocalarına bağlılar. “Ve tesanüd” birbirleri ile tam dayanışma içerisinde, tesanüd budur. “(Dayanışma) sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir.” Talebelerinin hepsi bu çalışmayı yapmayacak, diyor. Bir kısmı bu kitap çalışmalarında Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olacaklar, diyor. Bak, “bir kısım şakirdler” diyor, tamamı demiyor. Şakirdlerin bir kısmı demek ki başka faaliyetler yapacaklar. Ama bir kısmı ona kitap konusunda yardımcı oluyorlar. “Şakirdlerdir (öğrencileridir). Ne kadar az da olsalar” diyor Bediüzzaman. Sayıları ne kadar da az olsalar, “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Yani yerle bir edecekler, diyor. Emirdağ Lahikası, birinci cilt, sayfa 266, 267. Ne anladın burada anlattıklarımdan?
SUNUCU 1: Ne anladım Hocam; inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’nin geliş alametleri bunlar da. Talebelerinden bahsetti, sayıca az, Hz. Mehdi (a.s.)’ye kökte, gönülden bağlı olacağından bahsetti.
ADNAN OKTAR: Sen ne anladın?
SUNUCU 4: Mehdi (a.s.)’nin her şeyden önce ilk görevinin, bozulan dini tekrardan düzeltmek için, Darwinizmi, materyalizmi yenmek için, saf dini ortaya çıkarmak için, ilk başta Darwinizm ve materyalizmi yeneceğini anladım. Ve bunun da çalışma grubu ile olacağı ve bunları bütün talebeleri değil, bir kısım talebeleri ile olacağını, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak burada cümleler çok ustaca seçilmiş. Bak Bediüzzaman diyor ki; “O vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal,” ne vakti müsait, bir de hal var, Mehdilik hali üzerinde. “Hal de müsaade edemez” diyor, çünkü imtihan oluyor Mehdi (a.s.). Özel bir hal vardır Mehdi (a.s.)’nin üzerinde, bu sonra anlaşılacak bir sırdır. O halden dolayı da yapamaz, diyor, Mehdilik halleri. “Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onunla iştigale vakit bırakmıyor.” O kadar yoğun, diyor. Bak: “Herhalde,” bu nezaketen böyle söylenir Allah’a karşı büyük konuşmamak için. “Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife,” mesela “bir taife,” bu anlaşılıyor ki, bilim adamları. Çünkü Müslümanları, onu ayırd eder mesela. Talebeleri olsa, mesela talebeleri iin bunu kullanmaz. “Bir taife bir cihette görecek. Bak, ama her cümle dikkat istiyor. Bak, “bir cihette görecek.” Derdi mesela, mükemmel görecek, o da onlardan mükemmel alacak, derdi. Demek ki yetersiz. Mesela paleontoloji bilgiyi veriyor ama onu silah haline getirmemiş, küfrü yıkacak silah haline getirmemiş. Fosil fotoğrafları var ama silah haline gelmemiş. Proteinle ilgili bilgi var ama; proteinlerin tesadüfen meydan gelemeyeceği ile ilgili silah haline gelmemiş. Mehdi (a.s.) ne yapıyor? Mekanizmayı bir araya getirip, onu silah haline getiriyor. O silahla vuruyor işte Darwinizmi, materyalizmi. Fikri silahı imal eden Mehdi (a.s.)’dir, inşaAllah. Talebeleri de ona yardımcı oluyor o silahın yapılmasında. Ama bak, bir kısım talebeleri yapacak diyor, hepsi yapmayacak. Kitap çalışmasındanki ekibi ayrıdır, küçük bir ekiptir, diyor. Kardeşim şimdi bunu görmeden bir insan anlatabilir mi bunları? Nereden bilsin? Yani zaman kalkmış, talebelerini de görmüş Bediüzzaman, Mehdi (a.s.)’yi de görmüş, hepsini görmüş. Detay anlatıyor, bu kadar detayı bilmesi mümkün değil. Nereden bilsin Darwinizm ile ilgileneceğini? Ben mesela, bütün şeyler öyle bilinir. Gelir, Arapça’yı, Farsça’yı, İngilizce’yi, Almanca’yı su gibi bilir, Kuran’ı ezberden bilir, hadisleri ezberden bilir, bir fıkıh alimi olarak biliyorum; ben çocukken öyle bilirdim. Öyle değil diyor Bediüzzaman. Arapça’yı da bilmez diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Anlaşılıyor ki ümmi ve ayrıca vehbi bir ilme sahip olacağı belirtiliyor. “Allah onu bir gecede ıslah eder” diyor, bir gecede. Bizim alıştığımız, bildiğimiz tarzda bir durum olmadığı ortaya çıkıyor. Onun için insanlar tanıyamıyorlar Mehdi (a.s.)’yi, bir türlü çıkaramıyorlar. Birde Mehdi (a.s.)’nin üzerinde ayrıca perdeler olacak, yani Mehdi (a.s.) ledün ilmiyle zaten kendini perdeleyecek. İnsanların sezemeyeceği şekilde kendini gösterecek. Bir Mehdilik halleriyle değil de, tam tersi tavırlar göstererek kendini gizleyeceği anlaşılıyor. Yani diyeceksin ki, “bu mümkün değil Mehdi (a.s.) değildir.” Öyle bir tavır gösteriyor ki, öyle bir perdeleme yapacak ki, biz sezemeyeceğiz. Yoksa 313 kişi nasıl olur? İslam aleminde en küçük cemaat bile 313 kişi olmaz. Demek ki insanların onun yanına yaklaşmasını engelleyecek nedenler meydana getirilecek. Demek ki insanlara ürkütücü gelecek. Mesela diyor Cenab-ı Allah; “Ashab-ı Kehf’i görseydin, için korku dolar, onlardan kaçardın.” Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitap ediyor Cenab-ı Allah, “korkardın” diyor. Tahammül edemezdin, onların yanında duramazdın, diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah. Mehdi (a.s.) de böyle işte. Onun yanında duramayacak insanlar. Çok nadir insan onun yanında durmaya güç yetirebilecek. Güçtür Mehdi (a.s.)’ye talebe olmak. “Zer Alemi’nde Allah’a söz verenler” diyor hadiste. Bak, “Zer Alemi’nde Allah’a söz verenler onun yanında kalabilecek.” Onun dışında kalamıyor kimse. Allah’a söz veriyor. “Sen Mehdi (a.s.)’ye talebe olacakmısın?” diyor Zer Alemi’nde. “Olacağım Yarabbim” diyor. Haberi bile yok. Şu an Mehdi (a.s.)’nin yanındaki talebeler, hep Zer Alemi’nde söz veren talebelerdir. Sonra gayb kaldırılacak, Zer Alemi’nde nasıl söz verdiklerini Allah onlara gösterecek. Allah’ın huzurunda hepsi hazırolda Allah’a söz veriyorlar. Tabii, mesela Mehdi (a.s.) de Allah’a söz vermiştir. Yapacağı faaliyetlerin hepsini anlatmıştır. “Bunları yapacaksın, yapacak mısın?” Yapacağım, diyor, söz veriyor. Ve aynısını gelir, yapar. Peygamberler de Zer Alemi’nde söz veriyorlar. Kader evvelinde belli yapacakları, yani şeyde değil. İlk defa o zaman ortaya çıkan bir durum değil, yani sürpriz bir durum değil, zaten belli, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bana bir soru sor.
SUNUCU 3: İnşaAllah. Hocam Mehdi (a.s.) geldiğinde, zuhur ettiğinde, bunu daha önce de sormuştu aslında bir izleyicimiz, ama ben bir kere daha sormak istiyorum. Kendisi geldiği zaman Mehdi (a.s.) olduğunu bilecek mi?
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) kendisini bilecek mi? Bir kere Mehdi (a.s.) özel olarak Allah tarafından seçilmiş bir insan. Böyle bizim bildiğimiz gibi, hani Cübbeli gibi böyle konfetilerle kendini tanıtmaya meraklı, arkasından işte portakal sandığından taht yaptıran falan, yani bu tıynette bir insan olmaz o. Mehdi (a.s.) son derece kalender bir insan olacaktır, sevecen, sıcak kanlı, Allah’a boyun eğmiş, Allah’ın mazlum bir kulu olacaktır. Mehdi (a.s.) bir alet, o Allah’ın kullandığı bir alettir. Mehdi (a.s.) etten, kemikten bir alettir. Allah onu kullanıyor, vesile ediyor onu. Yoksa (haşa) Allah’tan bağımsız ayrı bir güç değil ki. Allah kaderde onu seçmiş, onu vesile ediyor, o kadar. Yani biz Mehdi (a.s.)’yi gördüğümüzde, Allah’ın onu vesile ettiğini anlayacağız. Yani Allah onda tecelli etmiş oluyor, odur. Biz Mehdi (a.s.)’yi sevdiğimizde Allah’ı seveceğiz, Allah’ın tecellisini seveceğiz. Ayrı müstakil bir güç olarak Mehdi (a.s.) sevilmez. Mehdi (a.s.) Allah’ın tecellisi olduğu için sevilir ve ne konuşuyorsa, ne yapıyorsa, Allah yaratır, inşaAllah.
Bak kardeşlerime anlattım, yine beni anlamıyorlar. Şimdi bir mürşidini bir insanın Mehdi (a.s.) bilmesi, yani öyle hüsn-ü zan etmesi güzel bir şey ama delilik yapmak münasebetsizlik. Kardeşim Kuran ortada. Kuran’ın ayetlerini geçen günler okudum. İsterseniz bir daha okuyayım. Cenab-ı Allah Kuran’ın yeterli olduğunu defaatle, çok kapsamlı anlattığını, her şeyin anlatıldığını ve Kuran’dan sorulacağını, sadece Kuran’dan sorulacağını bize anlatıyor, bu anlaşılmayacak gibi değil. Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.) de şerh etmiş Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle. Şerh etmiş, bize açıklamış, bitti. Bunun arkasından bana vahiy geliyor dediğinde, abuk sabuk şeyler oturup konuştuğunda, biz ne diyelim bu durumda? Ne güzel mi diyeceğiz? Yarın bir gün bir on tane daha deli çıkacak, diyecek ki; bize de vahiy geliyor. Biz ne diyelim bu adamlara? Aynı şeyi söyleyeceğiz. Diyeceğiz ki; kardeşim yapmayın, etmeyin, Allah’tan korkun. Kardeşim, evet böyle bir şey olur dediğinde, binlerce deli çıkar memlekette. Hepsi bana vahiy geliyor diyecek adamların, hepsi ben Peygamberim diyecek, ne diyeceksin adamlara? Ben de Mehdi (a.s.)’yim der, sakal bırakan ortaya çıkacaktır. Genci, yaşlısı ortaya çıkar. Memlekette, dünyanın her tarafında deli kaynıyor zaten sorun değil ki adamlar için. Çalmadan oynuyorlar zaten, deliye meraklı bayağı bir adam var. Böyle şey olmaz. Kuran, sünnet, bitti, konu kapanmış. Artık buna hurafe eklemeye kalkmak, bana vahiy geliyor demek, bilmem ne falan bunlar çok çok özür diliyorum, açıkça söylüyorum psikopatlıktır, net söylüyorum. Hani dost acı söyler, acı da değil, benim doğru bu söylediklerim. Yani sonradan şok olmasınlar diye söylüyorum. Ama seviyorsun mesela Hocanı dersin ki, Hocam ne güzel, Allah sizi inşaAllah Mehdi (a.s.) etsin, ne güzel sizin üstünüzde Mehdilik alametleri var. Ben iftihar ederim, gayet güzel. İman hakikatleri anlatsın. Hüsn-ü zan edin, inşaAllah velidir deyin, bir şey dediğim yok ki. Nereden çıkarıyorsun kardeşim bana vahiy geldi, sureler indi bana, Kuran gibi kitap indi dediğinde, bu manyaklık değil mi bu? Ve böyle binlerce, on binlerce manyak çıkarsa ne yapacağız o zaman? Bunu düşünmeleri lazım. Bu bana otuz kere söyletiyorlar. Hayır söyleyeyim, kaçındığımdan değil de.
Bak geçenlerde diyorum, adama İsa diye inanıyordu çocuklar, bir ekip vardı. Anlattım, baktım çok katılar, bayağı kararlılar. 45 yaşındaymış bir adam, ben İsa (a.s.)’yım demiş. Adamın nüfus cüzdanı var, bilmem ne kayıtları var, çoluğu çocuğu var, yani inanılır gibi değil. Anası babası var, koskoca insanlar inanıyorlar. Güzel de hizmet yapıyorlar, bayağı kalabalık bir grup. Ne yapayım adamlara? En sonunda dedim; ne yapıyor Hocanız, nasıl, dedim. Hocam, enfarktüsten öldü geçen günlerde dediler. Allah’ım, Ya Rabbim. Peki, hani İsa (a.s.) idi o? Ne Hıristiyan alemi Müslüman olmuş, ne peşinden gitmişler. Ne Mehdi (a.s.) ile namaz kılmış, ne de İslam ahlakı dünyaya hakim olmuş onun devrinde. Hani İsa (a.s.) idi? Bak inatçılıklara bak, yine bırakmıyorlar diyor ki, ruhaniyeti devam ediyor şu an. Ruh olarak geri geliyor, diyor. Vekili varmış, ona giriyormuş ruhu şimdi de. Yani deliliğe karar verdiğinde bir insan başedemezsin kardeşim. Yani olmuyor, ne diyeyim? Kendi hallerine bıraktım. Onun için bana böyle cins adamları cevap verin diye sorarsanız, ben uğraşamam işin doğrusunu söyleyeyim. Genel olarak anlatır, kendi haline bırakırım.
“Selamun aleyküm Sayın Hocam. Belçika’da yaşıyorum. Burada birçok Müslüman cemaat faaliyetlerini sürdürüyor.” İyi maşaAllah, güzel. “Sevdiğim ve İslam’a beni bağlayan Menzil cemaatinden önde gelen ablalarından biri şiddetle, sofiler kesinlikle başka bir cemaatin camisinde namaz kılmayacaklar, demişti. Şok olmuştum, müthiş üzülmüştüm. Nasıl olur? Müslüman, Müslüman’ın camisinde namaz kılmayacak mı? Camiler bütün Müslümanlar için. yıkılmıştım.” Yıkılmak ne demek kelimeler? Müslüman yıkılır mı? Kaledir Müslüman öyle şevki atar, hiçbir şey olmaz. “Yaşadığım şehirde 170’den fazla uyruktan insanlar yaşıyor. Batı camiasında bir söz var. Böl, parçala, hükmet. Biz müthiş parçalanmışız. Sorunlarımızın çözümü ancak İslam’da birleşmekte ve samimi Müslüman olmakla ve çalışmakla mümkün olacaktır inşaAllah.” Ve Mehdi (a.s.) ile. Bak, birleşmeden bahsediyorsun Fatma, güzel Fatma, birleşme nasıl olacak? Olsa, şu ana kadar olurdu. Kardeşim şu ana kadar olurdu. Kaç yüz sene geçmiş? Olmuyor. Olmuyor, niye? Çünkü Mehdi (a.s.)’yi aramadın mı, Allah bela verir. Ve parçalanma mukadderdir, kurtulamazsın ondan. Allah’ın dediğini yapacaksın, Allah’ın sünnetinde bir kişiye tabi olma vardır. Yüzlerce kişiye tabi olursan, mutlaka parçalanacaksın. Dolayısıyla bak, birleşmeden bahsetmişsin ama Mehdi (a.s.)’den bahsetmemişsin. Samimi Müslüman, samimi Müslüman; Kuran’a, sünnete uyandır. Kuran’a ve sünnete, Risale-i Nur Külliyatı’na bakıyorsun, bir Mehdi (a.s.)’den bahsediyor. Adam ne hadisi kabul ediyor, ne Bediüzzaman’ın açıklamalarını kabul ediyor. Daha da sıkıştırırsan, sünneti de reddediyor, hadisi de reddediyor. Kuran’ı örnek verirsen, bu sefer Kuran’ı da reddediyor, yani işi deliliğe vardırmışlar. Onun için burada kardeşimiz Fatma Hanım, samimi bir insan ama burada akılcı bakacak. Bir kere yıkılma olayı olmaz, her şey kaderdedir, Allah hayırla yaratır. Bir de Adıyaman Cemaati çok sıcak bir cemaattir. Herkesi kucaklayan, herkese karşı sevgi dolu bir cemaattir. Siyaset dışıdır, devleti koruyup kollar. Anarşiye, teröre karşıdır, üniter devleti savunur. Devletin bölünmesine karşı şiddetle karşıdır. Böyle ayaklanma, olay çıkarma falan bu tip şeyleri kabul etmezler. Makul ve mazlum bir cemaattir, topluluktur. “Kesinlikle başka bir cemaatin camisinde namaz kılmayacaklar.” Demezler, Allah-u alem demezler, bir yanlışlık vardır. Onu bir daha bir sorsun, niye desin? Bütün camiler Allah’ın camiisi, olur mu? Biz gidiyoruz camiye her türlü camide herkes namazını kılıyor. Öyle bir şey olmaz, bunları böyle felaket haberi haline getirmeye gerek yok. Ama İttihat-ı İslam isteniyorsa, “İslam’da birleşmek, samimi Müslüman olmak ve çalışmak..” Mehdiyet olmadan çalışsan da netice alamazsın. Yani çalışırsın, fabrikada da insan çalışıyor ama İslam ahlakı hakim olmuyor. Çalışmayla hiçbir şey olmaz. Kuran’a, sünnete uygun çalışmakla olur. Kuran’da her yerde İttihat-ı İslam anlatılır. Sen önemli görmüyorsan; ve İttihat-ı İslam bakın, Sebe Melikesi var, Sebe halkı var, onlara bile Allah bir lider kılmış. Sebe Melikesi’ni kılmış, kadın. Firavun kavmi var, başında firavun var. Nemrut kavmi var, başında nemrut var. Hz. Süleyman (a.s.)’in kavmi var, başında Hz. Süleyman (a.s.) var. Hz. İbrahim (a.s.)’in kavmi var, başında Hz. İbrahim (a.s.) var. Hangi kavim başında bir lider olmadan yaşıyor? Kuran’da bana bir tane kavim göstersinler, tek bir tane kavim. Mutlaka başında bir kişi var. Yok, arkadaş gerek yok diyorsan, sen yeni bir Kuran anlayışı getiriyorsun demektir. O zaman başıma niye bela geliyor deme. Belanı arıyorsun demektir sen. Belanın dibine kadar girmişsin demektir. Fatma bu dediklerime ne diyorsun? Bana bir daha bir yaz, ona göre söyleyeceğim sana. Oktar Hocam ne diyorsun anlattığıma?
OKTAR BABUNA: Tamamen haklısınız Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bak mesela Bediüzzaman bu kadar açık anlattığı halde, epey bir Nur talebesi bu konuyu anlamazlıktan geliyor. Bak Seyit Salih Özcan Hocamı çıkardım, konuşturdum, yine anlamazlıktan geliyorlar. Kardeşim ne yapayım artık yani? Sungur Ağabey’den örnek veriyorum. Bediüzzaman’ı kelime kelime, teker teker açıklıyorum, hadislerden destekliyorum, Kuran ayetleriyle açıklıyorum, yine anlamazlıktan geliyorlar, Ahir zaman çok şiddetli. Onun için Fatma kardeş bunu söylerken, mutlaka Mehdi (a.s.)’nin çevresinde toparlanmanın önemini de vurgulaması lazım. Eğer doğru değilse fikrim, anlattıklarım, bana Kuran’dan, hadisten bilgi getirsinler. Kardeşim dünya tarihinde, Hz. Adem (a.s.)’den itibaren, ilk defa duyuyorum ben bir liderin şahs-ı manevi olmasını, görünmez bir güç. Hz. Adem (a.s.) var, o devrin Mehdi’sidir. İbrahim (a.s.), İshak (a.s.), Yakup (a.s.), İsmail (a.s.), Zülkifl (a.s.) hepsi tek bir insandı kardeşim. Nerede görülmüş şahs-ı manevi? Hayır, şimdi şahs-ı manevi nerede görülmüş derken, tabii şimdi burada yanlış anlayıp bizlere karşı atağa geçmemeleri için anlatmamız lazım. Bakın Peygamberimiz (s.a.v.) var başta. Sahabeler var ve onlardan oluşan bir şahs-ı manevi var. Bu sistem o devirde İslamı yaymış ama illa ki başta biri var. Peygamberimiz (s.a.v.) vefat edince, Müslümanlar sahipsiz mi kaldı, şahs-ı manevi mi devam ettiler, ne devam etti?
OKTAR BABUNA:Halifelik.
ADNAN OKTAR:Hz. Ebu Bekir (r.a.). O devam etti. Sonra Hz. Ömer (r.a.), sonra Hz. Osman (r.a.), sonra Hz. Ali (r.a.), hiç başsız kalmamış. Nasıl oluyor da, bu zamana gelince Müslümanlar, şahs-ı manevi ile idare edilmesi gerekiyor? İşte bu yüzden sıkıntı çekiyorlar. Mesela birleşmek, samimi olmak, bunların hepsine baktığımızda, samimi olduğumuzda biz, Peygamberimiz (s.a.v.)’ uymanın gereğini görürüz. Risale-i Nur’u samimi okuduğumuzda Mehdi (a.s)’yi görüyoruz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini samimi okuduğumuzda, Mehdi (a.s.)’yi ve talebelerini görüyoruz. Yok, buna gerek yok diyorsa adam, işte sonuç bu olur. Tekrar tekrar denemek istiyorlarsa yine aynı şey olur. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Türk İslam gönüllüleri bir araya gelip, İstanbul’da fotoğraf çektirmişler. Gösterelim mi Hocam? Türk-İslam Birliği tişörtlerini de giymişler, İstanbul hatırası çektirmişler Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, aferin delikanlılara, inşaAllah, maşaAllah. Bu mesela en azından bir faaliyettir, güzel. İnsanlara bunu düşündürtmüş oluyorlar, bir sebeptir. Mesela bu da çok şaşırtıcı, böyle bir şeyin yapılması. Bizim masonlar da giymişler Türk-İslam Birliği tişörtlerini, onlar da resim çektirmişler böyle. Mason arkadaşlar hanımlarını aramışlar, demişler ki; “biz namaz kıldık” hanımları tebrik etmişler.
OKTAR BABUNA:“Yapabileceğiniz en iyi şeyi yapmışsınız” demişler, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:“En iyi şeyi yapmışsınız” demişler, maşaAllah.
“Esselamün aleyküm Hocamız Muhammed Adnan. Masonların namaza başladıklarını görüp de, anlattıklarınızı dinleyip de, gereken kadar ciddi düşünmezsek, o zaman Allah’ımıza bu gözlerimizin ve kulaklarımızın hakkını hiç vermemişizdir olur. Böyle bir duruma geliriz, Allah esirgesin, maşaAllah. Yaptıklarınızı her zaman Allah bereketli eylesin. Amin.” diyor, Rusyalı Tatar Türkleri talebeleriniz, inşaAllah. Orada Tatar Türklerinden bir ekip oluşmuş, maşaAllah. Azerbaycan’da da öyle, bayağı bir koç yiğitler var. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hz. İsa (a.s.)’nın söylediği, Ahir zamandaki bazı cahil alimlerin özellikleri var, okuyayım mı Hocam? “Hz. İsa (a.s.)’nın bildirdiğine göre, zamanın sonunda yani Ahir zamanda dünyadan el çekmeye özenen ve fakat dünyadan el çekmeyen, Ahireti özleyin diyen ve fakat Ahireti özlemeyen, başkalarına, valilere gitmekten men eden, fakat kendileri giden, zenginlere yaklaşan ve fakat fakirlerden uzaklaşan, ellerini ileri gelenlere açan, fakat ellerini fakirlere yuman, bilginler gelecektir ki işte bunlar şeytanın kardeşleri, Rahman’ın ise düşmanıdır” diyor, Hz. İsa (a.s.) inşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şerh edecek misin?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Dünyadan el çekmeyen, maddeye zenginliğe düşkün olan. Kendisi söylüyor, iyi tavsiye ediyor, görünüyor. Mesela ahireti özleyin, Allah’a kulluk edin diyor, fakat kendisi söylediklerini yapmıyor, uymuyor kendisi. Zenginlere yaklaşıyor, onlara bir anlamda yalakalık yapıyor, fakat fakirlerden uzaklaşıyor. Adaleti vermeyi düşünmüyor. Ellerini ilere gelenlere açan, yani güçlü gördüklerine yanaşan, fakat fakirlere yardımcı olmayan. Düşkün gördüklerine yardımcı olmuyor. Böyle “sözde alimler çıkacaktır, bunlar şeytanların kardeşleri, Allah’ın ise düşmanlarıdır” diyor. Özellikle Ahir zamana dikkat çekiyor, Hz. İsa (a.s.).
ADNAN OKTAR:Demek ki yalaka bazı alimler çıkacak. Sosyal gücü yüksek, iletişim gücü yüksek, basındaki, televizyonlardaki, radyolardaki gücü yüksek bazı kişilerin yanına gidip, mesela böyle Baron gibi adamların yanına gidip, yalakalık yapacaklar, o anlaşılıyor. Ne anlatayım?
SUNUCU 1:Hz. Mehdi (a.s.)’nin fiziksel özelliklerinden bahsetmişken, davranış ve karakter özelliklerinden de bahsedebilir misiniz?
ADNAN OKTAR:Kıyamet alametlerinden anlatayım. “Şu ana kadar hiçbir din aliminde bu özellikler olmamıştır” diyor. Bakın Kıyamet alametleri üçüncü kısım, “Hemen akabinde, Kıyametin kopacağı büyük alametler”; bu bölüm, Berzenci Hazretleri’nin, çok eski bir eser. “Büyük alametlerin ilki Mehdi (a.s.)’nin gelmesidir.“ Hemen akabinde kıyametin kopacağı büyük alametlerden ilk birinci alamet, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı. “Bu hususta varid olan hadisler, çeşitli rivayetlerde olmasına rağmen pek çoktur.” Muhammed Bin Hasan El Esnevi Menakibi Şafi eserinde der ki; “Mehdi (a.s.) hususunda, Resulullah (s.a.v.)’den nakledilen haberler tevatür halini almıştır. “ Tevatür ne demek? Mütevatür, yani aksi, inkarı mümkün değil. “Onun Ehl-i Beyt’imden olacağı haber verilmiştir” Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olacağı. “Bu hususta, kısa ve mücbel açıklamayı inşaAllah ileride yapacağız. Çok uzun izahatta bulunursak kitabı uzatır, ve mevzudan çıkmış oluruz. Onun için bu babda bariz olan çeşitli rivayerleri uzlaştırmaya çalışalım” Birinci sayfa, ismi, soyu, doğumu, hilyesi ona tabi olanlar, ondan yüz çevirenler, bölümler olarak hadisleri almış Berzenci Hazretleri. “Doğum yeri; O Medine’de doğacaktır.” Büyük bir şehir. “Naim Bin Hammad, İmam Ali Keremullahü vecehten, böyle naklediliyor. Kurtubi Tezkiresi’nden, onun Mağrib ülkelerinden çıkacağı ve oradan gelip denizi geçeceği anlatılmaktadır” Yani Mağrib ve Meşrik. Mağrib ülkelerinden çıkacağı belirtiliyor. Denizi geçeceği; deniz nasıl geçilir? Boğaz köprüsünden geçilir. İstanbul’a açık işaret edilmiş oluyor. Zaten İstanbul’da olacağı belirtiliyor. “Biat edilmesi; ona Mekke’de Haceri Elsetle, Makamı İbrahim arasında aşure gecesi biat edilecektir.” Bu en son safhadır. En son, artık ortaya çıktığı an. “Hicreti; o Kudüs şehrine hicret edecektir.” İslam ahlakı hakim olduktan sonra Kudüs’e gidiyor, Mehdi (a.s.) inşaAllah. Yeniden Süleyman Mescidi’ni kuruyor, inşaAllah. “Hilyesi; o açık alınlı, küçük burunlu bir kişi” olduğu belirtiliyor. “Üzerinde iki büyük pamuk abası vardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yoluna gidecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak. Kan da akıtmayacaktır. İhya etmedik sünnet, kaldırılmadık bidat bırakmayacaktır. Ahir zamanda aynı Peygamber (s.a.v.) gibi, dinin icaplarını yerine getirecektir. Zülkarneyn ve Süleyman (a.s) gibi bütün dünyaya hakim olacaktır. Hacı kıracak, domuzu öldürecektir. Müslümanlara bütün her şeyi geri verecektir. Yeryüzü zulüm ve işkence yerine, anarşi terör yerine adaletle dolacaktır. Her şeyi hak ve adalet ölçüleri eşit bir halde, taksim edecektir” soysa adaleti uyguluyor. “Böylece, yer ve gök sakinleri ondan razı oldukları gibi havadaki kuşlar, ormandaki yırtıcı hayvanlar, denizdeki balıklar bile memnunluk duyacaktır.” “Ümmeti Muhammed (s.a.v.)’den, memnun olmadık hiçbir fert kalmayacaktır” Hepsi memnun olacak diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) “Hatta, ihtiyacı olan yok mu, diye ilan edilecek, ihtiyacımız yoktur, cevabı verilecektir. Radyolarda, televizyonlarda ihtiyacı olan yok mu, diyorlar, yok diyor, herkes. Herkes zengin. “Ancak bir adam gelip; benim ihtiyacım var diyecek.” Bu da olacak, bunu göreceksiniz. “Bunun üzerine Mehdi ona: 'Haydi git Hazin, istediğini versin' emrini verecek. Adam gelip Hazin'e durumu anlatacak.” Yani devletin ücretsiz mal dağıttığı, yiyecek dağıttığı bir mağaza. İşte para da veriyor mal da veriyor ne istiyorlarsa veriyor. “Aç kucağını' diyecek. Kucağını açıp Hazin ona bol miktarda ihsanda bulununca adam tam bir pişmanlık içinde: ‘Muhammed Ümmetinin (s.a.v.) en gözü doymayan kişisi benim!' deyip,” mahcup oluyor. “Hazin'den aldığını geri vermek isteyecek.” Çünkü adam zaten varken gidip alıyor, gözü doymadığı için. Utanıyor bu sefer geri vermek istiyor aldığını. “Fakat Hazin 'biz ihsan ettiğimiz geri almayız!' diyecek.” Çünkü emir verilmiş, Mehdi (a.s.) sakın geri almayın, diyor. “Hülasa iyi-kötü bütün insanlar, onun zamanında görülmemiş bir nimete boğulacak. Gökten bolca rahmet yağacak.” Şimdi yağmur yağıyor mu bolca? “Yerde de bereket artacak” Bütün defineleri bulacak, diyor Mehdi (a.s.). “Bütün ülkeler ona kapılarını açacaklar.” Hindistan’a da hakim olacak diyor bak. Hindu da kalmıyor inşaAllah, onlar da Müslüman oluyorlar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim bak diyor ki; “Her taraftan, arıların kovanlarına gelip sığındığı gibi, ona gelip sığınacaklar.” Şimdi yukarıda da dedim, Masonlar sembolüdür arı ve burada da konuştuk, arı kovanı. Bak Mehdiyet’in de bir özelliğidir, her taraftan arılar. Onlar, kendilerini Masonlar arı olarak da görüyorlar, inşaAllah. Sosyal yapısı açısından kendilerini arıya benzetiyorlar, inşaAllah.
“Sevgili Adnan Hocam ben size biraz kırıldım.” Aman Allah’ım, bana kırılan kırılana, ne kadar nazikler hiçbir şey konuşamıyorum. Kime bir şey söylesem, en ufak, hafiften, bir parça, hemen kırılıyorlar. Küsenler, darılanlar aman Allah’ım. “Sevgili Adnan Hocam ben size biraz kırıldım Sebebini sorarsanız, Fethullah Hocamı niye övmüyorsunuz?” diyor. Allah’ım ben Fethullah Hocayı övmüyor muyum? Uzun uzun. Benim Fethullah Hocay ile ilgili o kadar çok konuşmam var ki, kimse hakkında bu kadar konuşmamışımdır. Hoca efendiler içinde en çok övdüğüm, en çok sitayişle bahsettiğim ve en çok koruduğum, üzerine gelinmesini en çok engellediğim, tehlikelerden en çok beri olması için itina ettiğim kişidir. Öve öve de bitiremiyorum ben Hocamızı. Doğru değil mi bu? MaşaAllah, sana ne diyeyim yani, sevimli Fatma. Bu da başka bir Fatma. O zaman şöyle yapalım, sen Fethullah Hocamı benim övdüğüm videoların sana tarihlerini vereyim. Hemen hemen her programda, Allah’ım Yarabbim. Ben şöyle yapayım o zaman, yarına tarihlerini vereyim. İlmini, irfanını, güzel huyunu, nezaketini her şeyini anlattım, defalarca anlattım. O herhalde bir konuşmamı dinledi, yeni dinliyor anladığım kadarıyla. Demiştir herhalde Hocamız bir kere söylediğine göre, bu kadardır herhalde, değil. Ferah yani en az elli kere anlatmışımdır, en az. En az elli kere anlatmışımdır. Yalnız şu küsme işini bir bıraksınlar, Allah aşkına.
Fethullah Hocamın güzel yönü bağnazlığa karşıdır, yobazlığa karşı kaledir, o yönden çok iyi. Yani en hayati yönü bence odur, en önemli yönü odur. Mehdiyeti de çok andırır, Mehdiyetin stiline çok uygundur yapısı, genel alt yapısı. Herkesi kucaklayan, bütün dünyayı kucaklayan bir yapısı var. O yönüyle zemin olarak Mehdiyete müthiş kolaylık sağlayan, akışkanlık sağlayan bir zemin oluşturma faaliyeti var. O yönüyle çok güzel. Yani katı değildir, bağnaz değildir, şefkatlidir, herkesi koruyan kollayan bir ruh hali içerisindedir. Kurtarmayı amaçlar yani birçok yönden nezihtir. Ama Hocamızı övmüyorsunuz demesi de Fatma’nın biraz mantıklı olmadı şimdi. Ne anlatmak istiyorsun bize?
SUNUCU: Mehdi (a.s.)’nin Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in Arapça bilmeyeceğini söylemesi ama onun gibi aynı karakterde olacağı vardı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peygamber (s.a.v.), evet bana benzer diyor. Ahlaken bana benzer fakat bedenen benzemez diyor. Tıpkısı değil ama genel olarak benziyor rivayetlere baktığımızda. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) siyah gözlü, simsiyahdır gözleri. Uzun kirpikleri ve simsiyahtır. Mehdi (a.s.)’nin gözü yeşildir. Hz. Ali (a.s.)’nin de gözleri yeşil. Ayrıdır, o yönüyle benzemiyor. Mehdi (a.s.) geniş yapılı Peygamberimiz (s.a.v.) de geniş yapılıdır. Ama benzemeyen yönleri; doğan çekme burunludur Peygamberimiz (s.a.v.), Mehdi (a.s.)’nin öyle değildir, küçük burunlu. Peygamberimiz (s.a.v.) de küçük burunlu ama doğan çekme burunludur. Yani hafif bombelidir şu burnunun üzeri biraz. Çekme derler, küçük ve çekme burunludur. Kalın kemiklidir Peygamber Efendimiz (s.a.v.), çok kaslı bir vücudu vardı, adaleliydi yapısı ama bedenen de benziyor aslında, çok benziyor. Ama kişiliği bana benzer diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Sahabeler o kadar çok sormuşlar ki, çok da iyi yapmışlar, helal olsun onlara maşaAllah. Binlerce kere sormuşlar, bir kere iki kere değil. Peygamberimiz (s.a.v.) de muazzam detaylar vermiş. Silsile yoluyla da gelmiş elhamdülillah, kaybedememişler çok iyi olmuş, inşaAllah. Bak Beyt-i Makdis, Kudüs Mehdi (a.s.)’nin kontrolüne geçiyor hadiste. 3000 melekten yardım görecek diyor Mehdi (a.s.). Meleklerin başında Cebrail (a.s.), sonunda Mikail (a.s.) bulunuyor. Cebrail (a.s.) ve Mikail (a.s.) yardımcılar Mehdi (a.s.)’ye. “Onun zamanında kurtla koyun bir arada otlayacak, çocuklar yılan ve akreple oynaşacak, insanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak.” Modern tarım sonucunda biliyorsunuz muazzam ürün elde ediliyor, İlk defa oldu bu. Bak, aynısını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Kurtla koyun bir arada otlayacak.”
Şimdi yukarıda da masonlar bana bir heykel getirmişler. Bir aslan heykeli, onun da yanında bir kuzu var, beraber ikisi oturuyorlar, birlikte oturuyorlar. Onlar da, masonlar da ona inanıyorlar. İleride böyle bir sistem olacağına, Peygamberimiz (s.a.v.) de hadiste bunu belirtmiş. Tevrat’ta da geçiyor bu. Bu olacak Mehdi (a.s.) devrinde, inşaAllah. Bir de masonlar mesh kabı getirmişler, Mesih yağının konduğu kap getirmişler. Çünkü mason yemininde var, Harun (a.s.) elini mesh kabına sokuyor, oradan yağı alıyor, başına sürüyor. Başından sakalına doğru geliyor o yağ. Oradan yakasına damlıyor o yağ. İlk, masonluğa giriş töreninde bu yemin ediliyor. Bütün masonlar bu yemini ediyor, dünya çapında. “Başından sakalına, sakalından yakasına düşen yağ” diyor. Ondan sonra duaya geçiyorlar. Tabii orada bir şifre var, yani Harun (a.s.) ile ilgili bir şifre var, onu ifade eden bir dua o. Her törende yapıyorlar. Çıraklık töreninde yapılan bir dua.
SUNUCU 3:Hocam bir şey sorabilir miyim? Şimdi Mehdi (a.s.) geldiği zaman, işte Türk-İslam Birliği’ni sağlarken, o yolda yürürken, bize Mehdi (a.s.) olduğunu ilan edecek mi, yoksa bunu sıradan bir vatandaş gibi mi sürdürecek? Yani “ben Mehdi (a.s.)’yim diye mi ortaya çıkacak, yoksa öyle bir adam bunu yapacak ve biz onun Mehdi (a.s.) olduğunu bilmeyecek miyiz?
ADNAN OKTAR:Benim kanaatim Mehdi (a.s.) bilakis önce Mehdilik iddiasını ortadan kaldıracak tavırlar gösterecek bence. Yani onu daha da gizleyecek, onun sezilmemesini sağlayacak tavırlar gösterecek diye düşünüyorum. Zaten hem öyle bir iddiası olmaz, ayrıca bilakis onu örteleyecek tavırlar gösterecek.
SUNUCU 2: Peki, kendisi bilecek mi Mehdi (a.s.) olduğunu?
ADNAN OKTAR: Yani tabii ki gayri ihtiyari “acaba” der yani. Mümkün değil acaba dememesi, imkansız. Çünkü Bediüzzaman diyor ki; “talebeleri onu imanın nuruyla tanırlar” diyor. Talebesi imanın nuruyla tanıdığına göre, kendisi de herhalde şüphelenecektir. Ama şüphe eder, sadece şüphe. İmanı ona müsaade etmez. Yani “ben Mehdi (a.s.)’yim sözünü ona söyletmez imanı ve aklı. Çünkü Mehdi (a.s.) bayağı akıllı bir insan. Çok akıllı bir insan ve imanlı bir insan. Allah’tan korkan nasıl öyle bir şey söylesin. Onu söyleyen, açıkça meydan okuyan, Allah’tan korkmadığı için söylüyor. Allah’tan korkan bunu söyleyemez. Çünkü söyledi mi ne demektir? “Ben Cennetliğim” demektir. Cennetliksen sen, dünyaya niye geldin o zaman? Sen imtihan oluyorsun. Ümit ve korku arasında olacağız biz. Allah’ın hükmü bu, kesin. Bütün Müslümanlar için, istisnasız. Tabii ki haramdır, inşaAllah.
SUNUCU 3:Hocam ben de bir soru sormak istiyorum. Hocam, Mehdi (a.s.)’nin Tevrat’tan da anlatımlarını okuyorsunuz, İncil’den de, Kuran’dan da. En fazla bilgi hangi kitaptadır Hocam?
ADNAN OKTAR: Tevrat’ta çok fazla var. Yani acayip kapsamlı. Musevilerin bir de hadis kitapları gibi bir kitabı var. Hz. Musa (a.s.)’dan sözlü gelmiş olanları var, müthiş kapsamlı anlatıyor Mehdi (a.s.)’yi, acayip kapsamlı. Yani huyu, suyu, kişiliği, tipi, görünümü, çok çok kapsamlı. Nasıl bizde Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerde çok kapsamalı anlatılıyorsa, Musevi kaynaklarda da anlatılıyor. Mesela konuşuyorum Sanhedrin üyeleriyle de, adları gibi eminler. Onlar diyor; “bizim beklediğimiz Kral Mesih (Mehdi (a.s.)), İsrail’den çıkmayacak, dışarıdan bir ülkeden çıkıp, bizi kurtaracak” diyorlar. Zaten öyle geçiyor Musevi kaynaklarında. “Davud (a.s.) soyundan olacak” diyor. Mehdi (a.s.) de Davud (a.s.) soyundandır. Hz. Ali (r.a.) de Davud (a.s.)’ın soyundandır. Onlar da şu an büyük bir heyecan içindeler. Çünkü onlar da biliyorlar böyle bir durum olduğunu. Hatta onların ünlü bir hahamı gelmişti, Boğaz Köprüsü’nün üzerinden geçerken “İstanbul’da bir görüm aldım” dedi, yani “bir görüntü oluştu” dedi. “İstanbul’un üzerinde görüntü gördüm” dedi. “Aradığımız İstanbul’da” diyor. Ondan sonra gitti, Amerika’ya gitti, Obama ile görüştü adam. İlk ziyaretini Türkiye’ye yapmasını söyledi, o görüm aldığını da söyleyerek. “İlk ziyaretini oraya yap” dedi, onun için geldi Obama da buraya. Yoksa adam niye gelsin? Mesela bu konuştuğumuz masonlar da Amerika’ya, Avrupa’ya hepsine hakimler. Yukarıda konuştuk, “Hocam emret, ne istiyorsan yapalım” dediler. İşte, yapacağımız İslam ahlakını dünyaya hakim etmek, daha ne yapacağız?” dedim, inşaAllah. “Elbirliğiyle, inşaAllah” diyorlar, yani şiddetle istiyorlar. Elhamdülillah, maşaAllah. Ve “ateist olan mason da Allah’ın izniyle bırakmayacağız” dediler. “Onlara karşı da çok yoğun bir faaliyet yapacağız” dediler. Fransız mason localarının, Avrupa’daki mason localarının da ateist olduğunu biliyorlar. Onlara karşı da hakikaten yoğun bir faaliyet yapacağız, inşaAllah.
Mehmet Talu Hocamızın konuşmalarını bir daha yayınlayın. Çünkü çok değerli bizim için Mehmet Talu Hocamız, o bir tanedir, maşaAllah. Çok şahane de bir kitabı var. Bu kitabı da bir daha göstereyim o arada. Hocamızın bu kitabını tavsiye ederim, alsınlar;Muvazzah İlm-i Kelam. Ömer Nasuhi Bilmen Hocamızın eseri, Mehmet Talu Hocamız sadeleştirmede ekibin başında. Dolayısıyla güvenebilirler, inşaAllah.
-VTR- (Mehmet Talu)
ADNAN OKTAR: Bakın, Harun Yahya sitemizde Fethullah Hoca ile ilgili konuşmalarım; sevimli Fatma, beni dinliyorsun sen, bak burada yazıyor: “Adnan Oktar: Fethullah Gülen mülayim bir insan, şefkatli. Yurtdışında durması da benim acayibime gidiyor. Ben, daha da olmazsa gidip Hocamı alıp geleceğim, buraya. Hakikaten bana biraz garip geliyor bu. Yani niçin, yani ne yapmış? Adam mı kesmiş? Yol mu kapatmış?” Sunucu diyor ki; “İşte bir dönem yasaklıydı daha doğrusu Türkiye için.” Ben diyorum ki; “Hayır hiçbir şey yapmamış. Hiçbir suçu yok.” Sunucu bey diyor ki; “Gelemiyordu ama sonra o yasak kalktı.” “Adnan Oktar: Yani eğer gelmezse ben gidip getireceğim yani. Bunda bir acayiplik var. Yani bizim çocukları göndereceğim, Hocamı alıp buraya getirttireceğiz, inşaAllah. Çok garip. Kendi vatanı, kendi milleti, tabii ki gelecek de bir insan. Mazlum, kendi halinde bir insan. İçli bir insan. Eğer buna sebep olan kim varsa hepsi çok ayıp yapıyor, Hocamızın gelmesini engelleyen ve küçük düşecekler. Çok ayıptır. Yani bir insanı tedirgin edip, yurtdışında kalmaya mecbur etmek çok ayıptır. Şu anda herhangi bir engeli yok, Türkiye’ye gelmesi için. Yani geçen gün de konuştum, dedim yani, “biz alıp getirelim bari” dedim artık, inşaAllah. Hakikaten olur, niye olmasın? Üç-dört kişi gitsinler. Hocam davet etti. Belki davet mi bekliyor acaba? Küsmüş de olabilir, davet bekliyor olabilir. Tabii, yani siz dersiniz yani; "Hocam bütün seni üzenler adına sizden özür diliyoruz. Seni götüreceğiz dersiniz"” diyorum.
Anlatıyorum işte. Bak elli tane konuşmamdan sadece bir tanesi. Övüyoruz işte, daha ne söyleyeyim? Gayet güzel konuşuyorum. Bak, “mülayim insan” diyorum, “şefkatli” diyorum. “İçli bir insan” diyorum. İlminden bahsettim. Faaliyetlerinin güzelliğinden bahsettim. Yetiştirdiği insanlardan bahsettim. Yani bir kitap olur benim Fethullah Hoca ile ilgili konuşmalarım toplansa. Hakikaten rahat şöyle bir kitap olur. Ve en iyi koruyup kollayan da benim. Mesela acayip yüklenmişlerdi bir ara, hakikaten o cemaate yönelik böyle bir oyun düşünüyorlardı, o topluluğa karşı. Kamuoyu meydana getireceklerdi ve suçlu konuma getireceklerdi. Ben yoğun karşı atak yaparak bütün o konuşanların ağzını susturdum ve insanları onu savunur hale getirdim. O tarihe bakın. Daha önceki konuşmalarıma bakın, benim konuşmalarıma bakın. Benim konuşmalarımdan sonra köşe yazarlarının bütün üslubu değişti. Karşı atakla. Erbakan Hocam’da da öyle oldu. Müthiş yüklendiler, ben karşı atağa geçince tak düştüler ve Erbakan Hocamı savunanlar ön plana geçtiler. Ben daima mazlumdan yanayım, inşaAllah.
SUNUCU 1:Yayınımızı burada sonlandırıyoruz. Bizi yarın 22:00’den itibaren Harunyahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Asu Tv’den takip edebilirsiniz. İyi geceler.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...