SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu TV, Ankara Beypazarı Seylan TV, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Çorum Kanal 19, Uşak Egem TV, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, haberhilal. com, selamhaber.com, sekizsutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la gece sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Buyrun Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Doğan Grubu yazarları bir süredir Cübbeli Ahmet Hoca’yı savunan yazılar yazıyorlar. Bunlardan biri de Ahmet Hakan, bugün bir yazı yazmış Hocam, şunları söylemiş; “Muhafazakarların en sevdikleri sözcük” diyor. “Hiçbir sözcüğü muhafazakâr kesimin ‘provokasyon’ sözcüğünü sevdiği kadar sevmemiştir. Aczimendiler ortaya çıkar, muhafazakâr kesimden tek ses yükselir: Provokasyon!” İsimleri saymış; “Sivas’ta katliam olur, gelsin sevilen sözcük: Provokasyon! Mesela, Cüppeli Ahmet Hoca, kafasına göre bir toplantı mı düzenlemeye mi kalkışıyor? Bakıyoruz Yeni Şafak Gazetesi’ne O aşık olunan sözcük manşette” diyor. Yine Milliyet’te de bu şekilde bir haber var. Mehmet Yılmaz da aynı şekilde Cübbeli Ahmet ile ilgili bir yazı yazmış, “onun haklarını savunmak da benim görevim” demiş. “Cübbeli’nin demokratik hakları. Bu olay ortaya çıktığından beri bakıyorum, yandaş medyada kimse demokrasiden, toplantı ve gösteri yapma hakkından söz etmiyor. Oysa ortada tam anlamıyla bir demokratik hakların kullanılmasının engellenmesi durumu var” diye devam etmiş ve savunuyor Cübbeli Ahmet’i.
ADNAN OKTAR:Aydın Doğan niye bunaldı acaba? İstedikleri gibi bir şeyler gelişmedi de ondan mı sıkıldılar acaba? Yani Aydın Doğan’ın ve ekibinin böyle mühendislik planları var. Yani bunlara mühendislikle ilgili proje geliyor, projeyi beğenirlerse binayı kuruyorlar. Ama bu mühendisliklerinin geçerli olmadığını görmeye başladılar, her kurdukları bina yıkılıyor. Çürük yapıyorlar, eskiden sağlam bina yapardı bunlar, sağlam da netice alırlardı, şimdi binayı kuramıyorlar. Bak iki şeyde çok bunaldılar, biri Erbakan Hocamız’ı pasifize etme, diskalifiye etme, etkisiz hale getirme projesi vardı ve Numan Kurtulmuş’u başa getirme projesi vardı, bir onda başarılı olamadılar. Bir de Cübbeli’yi ön plana çıkartma projeleri vardı, onda başarılı olamadılar. Şimdi Cübbeli’den çok şey bekliyorlardı bu hafta, bu içinde bulunduğumuz haftada yani, büyük bir netice bekliyorlardı, ellerine yüzlerine bulaştırdılar yine beceremediler. Yani onların düşündüğü bambaşkaydı, onu da beceremediler. Yani temiz kalpli, iyi niyetli Müslümanlar, birçok olaydan haberleri olmuyor. Arka planda dönen çarklardan haberleri olmuyor. Onlar her şey normal akışında gidiyor zannediyor. Halbuki arka planda planlanan olaylar çok daha kapsamlı ve dehşet oluyor. Aydın Doğan’ın bu projesi de tutmadı, sıkıntıları bundan. Bakın tam kadro, aynı kadro şimdi de Cübbeli davulu çalmaya başladılar. Daha önce Numan Kurtulmuş davulu çalıyorlardı, şimdi de Cübbeli davulu çalıyorlar. Çünkü her ikisi de bunların adamı. Cübbeli de bunların adamı, Numan Kurtulmuş da bunların adamı. Bunların her savunduğu adam Müslümanlar için çok özen gösterilmesi gereken, çok dikkat edilmesi gereken insanlardır. Aydın Doğan gerçek bir dava adamını savunmaz. Yani bakın gazetesine, şu ana kadar dava adamlarına neler söylemişler bir gözden geçirin. Akla hayale gelmedik sözler etmişlerdir ve bu meşhurdur, yani herkes bilir. Ama Cübbeli’den şiddetle irite olup rahatsız oldukları halde, bunlar Cübbeli’den acayip rahatsız oldukları halde, Cübbelici kesildiler. Yani ne zihniyetini kabul ederler, ne düşüncesini, ne inancını, ne hayatını. Ama Cübbeli’ye şu an onların ihtiyacı var. Yani şu geçiş döneminde şiddetle ihtiyaçları var. O yüzden var güçleriyle ona destek veriyorlar. İlk önce, en başta bana karşı önemli bir proje olarak onu çıkarttılar, Cübbeli’yi yani, büyük bir netice alacaklarını zannettiler. Ben ne yaptım? Cübbeli’yi mendil gibi katlayıp, ceplerine geri soktum. Alın güle güle kullanın dedim, alın tepe tepe kullanın. Acayip ağırlarına gitti, yani böyle püskürecekleri, böyle darmadağın olacakları, böyle grogi olacakları akıllarının ucundan bile geçmiyordu. Yani demek ki şu atasözü çok önemliymiş, el mi yaman, bey mi yaman, demişler, bey hepsinden yaman; adamı böyle yaparlar işte. Bak Cübbeli’yle kendilerince anormal bir proje düşünmüşlerdi, hatta içimizde de provokatör kullanmışlardı veya Cübbeli ile bağlantı kuran, yani o sistemle bağlantı kuran. Kardeşim bana oyun oynayacaksanız, yani şanıma yakışacak bir oyun oynayın, böyle oyun mu olur? Bana öyle sıradan... Bir üflemede tepetaklak uçacak tipleri karşıma getiriyorlar. Kardeşim hiç olmadı şöyle bir on dakika uğraşacağım gibi tipler olsun, şanımıza yakışacak bir tip olsun yani. Bundan medet ummaları Aydın Doğan medyasının ne kadar ilkel düşündüğünü, ne kadar dar düşündüğünü gösteriyor. Kardeşim bir sürü adam var karşıma çıkaracağınız, getirdiler Edip Yüksel’i Amerika’dan. Kardeşim bir üfürümlük canı var adamın, o da tepetaklak gitti, Türkiye’ye dahi giremiyor. Ama bana şöyle adam gibi rakipler çıkarsınlar, yani bizim dişimizin kovuğunda yok olacak gibi tipler getirmesinler.
OKTAR BABUNA:Öyle biri yok inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah evelAllah. İdman alamıyoruz kardeşim o zaman da yani. Boş kum torbalarına mı çalışalım yani.
Kardeşim bilinçaltı çok hayatidir. Mesela dedim ki, akşam ne anlatayım acaba Kuran’dan, Kuran zaten çok sade, Cennet, Cehennem, Ahiret, adalet, Allah’ın melekleri, kitapları, kadere iman, gayet kolay din. Namaz var, oruç var, zekat var, helaller sayılamayacak kadar çok, haramlar çok az. Dolayısıyla dedim, dini anlatırken nelere acaba özen göstermeli, din niye etkili olmuyor, bu kadar haklı olduğu halde, bu kadar güçlü olduğu halde? Bilinçaltı kurgulama çok şiddetli. Yani şeytan onu çok şiddetli yapıyor. Mesela bak Cübbeli’yi çıkarıyorlar, adam konuşuyor, mesela birçok iyi niyetli insan dinliyor. Fakat bilinçaltında Allah’tan korkmamayı telkin ediyor Cübbeli. Yani Allah’tan korkmamayı çok kapsamlı ve pratiklerle anlatıyor. Allah’la nasıl tartışılır haşa, Allah’a nasıl kafa tutulur haşa, sonsuz kere haşa, Allah’a karşı nasıl pervasız bir üslup kullanılır haşa, onun ilmini anlatıyor insanlara, ama gece gündüz. Mesela Müslümanların ne kadar güçsüz olduğunu anlatıyor. Yani psikolojik olarak o telkini alan bir Müslüman, bir topluluk nasıl olur artık düşünemiyorum. Diyor ki mesela, onlardan diyor -kendi cemaatini söylüyor- onların arabasını veyahut evini istesen diyor, o adamlar cemaati terk eder, yani dini terk ederler diyor. Bizi de bırakırlar diyor. Davasını terk ederler diyor. Yani o kadar çürük, o kadar iradesiz, o kadar güçsüz olduklarını söylüyor. Şimdi bunu duyan adam da diyor ki, ya haklı adam diyor, doğru söylüyorsun diyor. Şimdi haklısın deyince, onu söyleyen insana çirkin bir cesaret gelmez mi? Adam artık onu yapacak hale geliyor. Yani onu uygulayacak hale geliyor. Cübbeli’nin bilinçaltı kurgulamasını uzun bir kitap haline getireceğim, yani bak dinde negatif bilinçaltı kurgulama, dinde negatif bilinçaltı kurgulama nasıl yapılıyor. Ben Cübbeli’den sadece bir örnek vereceğim. Mesela bir liderin, bir Müslüman liderin kardeşlerini, dava arkadaşlarını bırakıp yurtdışına kaçması korkunç tahribat yapar. Anormal etki yapar. Çünkü net korkak olduğunu kabul etmiş oluyor, havf denilen olay. Demek istiyor ki, ben bıraktığım çocuklar, kızlar, insanlar, kardeşler, bunların hiçbirinin önemi yok benim için, siz başınızın çaresine bakın, benim canım tatlı, hadi bana müsaade, bu anlama gelir. Çok nadir Hocalarımızda bir zaruret vardı, işte Fethullah Hocamız, bazı alimler, onları tenzih ediyorum. Bunun dışında kaçmanın hiçbir açıklaması yoktur. Yani akıl almaz tahribat yapar. Veyahut mesela bir olay karşısında adam, mesela çok basit bir olay Müslümanlar hafif bir zorlukla karşılaşıyor, çöktüğünü söylüyor, manen çöktüğünü, psikolojik olarak böyle gözünden sular fışkırıyor, ağlamalar, yere yatmalar, perişanlık ifadeleri, mahvolmuş havalar. Ne oldu diyorsun; şöyle bir olay oldu. Halbuki hiç kaale alınacak bir olay değil. Yani Müslüman en fazla şehit olur, evi yanabilir, ailesi şehit edilebilir, tamamı sakat bırakılabilir, sakat bırakılanlar gazi olurlar. Şehit adı üzerinde zaten, evi de yanarsa onun sevabını almış olur, sadaka sevabını. Nedir buradaki bu panik o zaman? Müslümanlara paniği bizzat, Müslümanlara önder gösterilen insanlar telkin ediyorlar kendi konuşmalarıyla. Yani çok yaygın bir bilinçaltı kurgulama var. Mesela Peygamberimiz’e (s.a.v.) çok hayran olduklarını çok sevdiklerini söylüyorlar, Peygamberimiz’in (s.a.v.) mucizelerinden bahsediyorlar; mesela Ahir zamanda Mehdi (a.s.) ile ilgili Peygamberin (s.a.v.) mucizelerini anlattık herkes gördü, birçok kişi gördü; birçok insan buna karşı duyarsız. Mesela onu gören insan diyor ki, bu adam iman etmiş olsa, Peygamberi (s.a.v.) gerçekten seviyor olsa, bu kadar açık bir gerçeği görmezlikten gelmez, yani bu kadar açık duyarsız olduğuna göre, bunların imanında bir sorun var diyor. Demek ki insanlar hakikaten kolay iman edemiyormuş gibi bir imaja girebiliyor. Mesela bak Sungur Ağabey çıktı dedi ki, “70 yıl var Kıyamete, İslam’ın bitmesine Kıyamete çok az vakit var” dedi. Çok az insan muhatap oldu bu konuyla, bu kimsenin gözünden kaçmaz, herkes bunu görüyor. Mesela Seyyid Salih Özcan Hocamız çıktı dedi ki, “ben görmeyeceğim, sen göreceksin Mehdi (a.s.)’yi” dedi, bu Mehdi (a.s.)’nin hayatta olduğunu gösteriyor. Bir de bakıyor adam, ehl-i sünnetim diyen adam, muhatap dahi olmak istemiyor Mehdi (a.s.) konusuyla. Yani Mehdi (a.s.) beklemek ayrıdır, Mehdi (a.s.)’yi aramak ayrıdır. Bu hadislere göre Müslamanların mutlaka Mehdi (a.s.)’yi araması gerekiyor şu an. Mehdi (a.s.)’yi arayan insanların sayısı belli, aramayanların sayısı da belli. Diyorlar ki, “deccaliyet nasıl olacakmış, hayret çok acayip bir şey olacakmış”; suyun içinde yüzüyorsun sen haberin yok yani, deccaliyetin içinde yüzüyorsun. Böyle bir durumun olması hangi devirde vardı, Peygamberimiz’in (s.a.v.) bir mucizesinde yer gök oynardı. Yani eskiden mesela sahabeler Peygamberimiz (s.a.v.) bir mucize gösterdiğinde gelecekle ilgili, acayip etkileniyorlardı. Şu an etkilenmiyor adam hatta örtbas etmek istiyor. Bak Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisleri de örtbas etmek istiyorlar, konuları örtbas etmek istiyorlar. Deccali kapatmak istiyorlar. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mesela sekiz tane hadisi var, Ahir zamanın vaktini belirleyen, Cübbeli gibi bir adam, güya kendisi ehl-i sünnete titiz olduğunu söylüyor, hadislere titiz olduğunu söylüyor, o da örtbas etmek istiyor, defalarca söylememize rağmen. Onun için bilinçaltı kurgulamayla yapılan mücadele çok önemlidir. Mesela eğer Erbakan Hocamızı yok etmiş olsalardı, yenmiş olsalardı Aydın Doğan ekibi, bir devrin sonu olacaktı söyleyeyim. Yani çok büyük başarı kazanmış olacaklardı, acayip bir darbe indirmiş olacaklardı Numan Kurtulmuş’u iktidara getirselerdi. Zaten Numan Kurtulmuş başkan olduktan sonra parti gitmezdi, dağılırdı, dağılma sürecine girecekti. Ondan sonra o fikriyat da kalmazdı, yani Milli Görüş diye bir görüş de kalmayacaktı. Yani aslında o muazzam bir plandı, yani çok çok etkili bir plandı, alayı topluca geldiler, ama tek bir yumrukta hepsi yerle bir oldu. Değil mi yani bir tane vurduk hepsi yere yapıştı, yüzüstü yapıştılar. Şimdi Cübbeli ile bir projeleri var, onda da yine bir yumruk vurduk, yine otutturduk. Bak şu an var güçleriyle Cübbeli’yi kurtarmaya çalışıyorlar. Yani benim milletim basiretli, ferasetli millettir, yani Aydın Doğan’ın ekibinin tam kadro, Cübbeli gibi bir adamı, bakın özellikle de Cübbeli gibi bir adamı canhıraş kurtarmaya çalışmasının altındaki olayı görmemeleri için olağanüstü bir konumda olmaları gerekir. Çocuk olsa anlar. Demek ki ellerine yüzlerine bulaştırdılar ve beceremediler. Ben Müslümanların dikkatini bu adamların üzerine çekmiş olmasaydım, şu an Cübbeli çok yol almış olacaktı. Yani çok büyük icraatlara da imzasını atacaktı. Ve sonradan da ne kadar saf görünüyor, görüyor musunuz televizyonda çıktı, yanında böyle sarıklı bir muhteremle beraber çıktılar. Hep ona yüklüyor olayı, benim hiçbir şeyden haberim yok diyor, o yaptı bu yaptı diyor falan, kaşlar omega hareketi şöyle yapıyor falan, yüzünde gariban bir ifade. Yani Müslümanları olağanüstü bir ortama soktuktan sonra da işte o yüz ifadesiyle de ortaya çıkar. “Benim hiç alakam yok, ben ne yaptım ki, ben ne dedim ki” diyecektir. Bakın o filmin o kısmını çıkartıp getirip yayınlatayım göreceksiniz, yüzündeki şuura bakın, üsluba bakın, konuşmaya bakın, aynısını yapacaktır. Yani biraz kendini saf gibi gösteriyor, aslında o saf falan değil, bayağı uyanık bir tip. Özel konuşmaları falan çok değişik, yani etrafından aldığım bilgiye göre, hayatı da değişik, yani böyle göründüğü gibi bir tip değil. Bunu bildikleri için var güçleriyle destekliyorlar. Yani bu olağanüstü bir şey, Aydın Doğan’ın tam kadro desteklemesi. Hangi Müslümanı Aydın Doğan kadrosu destekler?
OKTAR BABUNA:Hiç Hocam, mümkün değil böyle bir şey.
ADNAN OKTAR:Nerede görülmüş. Bir de Cübbeli’yi destekleyecekler özellikle. Bir Numan Kurtulmuş’ta ayakları battı, şimdi bir de Cübbeli’de battı. Bak iki kollarını da kırdık akılla, bilimle. Bak Erbakan Hocamı da tam tersine çevirdik elhamdülillah, Hocamız aslanlar gibi kükrüyor şu an. Bak Habertürk, var gücüyle ben gelmeden önce çok uzun süre Cübbeli’nin propagandasını yaptı, onu korumaya çalışıyor. Aynı Habertürk Bediüzzaman’a var gücüyle saldırıyor, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerine. Yani fikren kendi kafalarınca. Şeyh Nazım Hazretlerine ağıza alınmayacak sözlerle atak yapıyorlar ve çirkin sözler ediyorlar. Bunların özelliği ne? Her ikisi Mehdi (a.s.)’yi müdelemesi. Cübbeli’nin özelliği ne? İttihad-ı İslam’dan, Türk İslam Birliği’nden asla bahsetmemesi, Mehdi (a.s.)’den asla bahsetmemesi, 570 yıl geriye alması, Kıyamet’i de 570 yıl geriye alması. Ve Mehdiyet’e karşı da şu an çok güçlü bir kılıç olarak görüyorlar Cübbeli’yi. Yani çok güçlü bir koz olarak görüyorlar. Şu an Cübbeli’yi desteklemelerinin nedeni Mehdiyet’e karşı önemli bir silah olmasıdır, kendi kafalarına göre. Ama o silahlarını biz katladık, buruşturduk, ceplerine soktuk. Hayırlı uğurlu olsun inşaAllah. Evet seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Mahmut Hoca Efendi Hazretlerinin bir açıklaması olmuştu Hocam, Vakit Gazetesi’nde yayınlanmış. “Fitnelerden sakınalım” diyor. “İstanbul’da düzenlenen Uluslararası İnsanlığa Hizmet Sempozyumu’nun provokasyon amaçlı tertiplendiği iddialarına, Mahmud Hoca Efendi Hazretleri cevap verdi. Hoca Efendi Lale Gül FM’de yaptığı açıklamada: ‘Alimler toplanmış, ben istedim. Benim davetim üzerine geldiler. Fitnelerden sakınalım’ demiş Hocam. “İstanbul’da Cuma günü başlayan Uluslararası İnsanlığa Hizmet Sempozyumu’nun finalinin Ataköy Sinan Erdem Spor Salonu’nda yapılmak istenmesinin provokasyon amaçlı olduğu iddialarına İsmailağa Cemaati’nin manevi lideri Mahmud Ustaosmanoğlu Hoca Efendi’den tepki geldi. Hoca Efendi iddiaları ‘fitne olarak’ yorumladı. Mahmut Ustaosmanoğlu Hoca Efendi, dünyaca ünlü âlimleri bizzat kendisinin çağırdığını söyledi. Hoca Efendi Lale Gül FM’de yaptığı açıklamada, ‘Benim bu işlerden haberim var; kimse yapmıyor bu işi; alimler toplanmış, ben istedim. Benim davetim üzerine geldiler Bi’iznillah... Her şeyden haberim var; beni kimse kandıramaz... Yeni Şafak Gazetesi’nin yaptığı doğru değildir iftiradır; fitnelerden sakınalım’ dedi. Açıklama, Lale Gül FM`de Hoca Efendi’nin kendi sesinden yayınlanıyor.”
ADNAN OKTAR:Evet bu kısım doğru. Yani öyle Hocamızın haberi olmadan öyle kendi kafasına göre hiç kimse bir şey yapamaz. Fakat şimdi burada vurgulanmak istenen şu, asıl istediğimiz şu, böyle bir toplantı, kaderde olan toplantıdır. Yani toplantıyı isteyen Allah’tır. Mesela toplanan alim sayısı 300, yıl 2010. Hadislerde ne geçiyor? “Mehdi (a.s.)’yi aramak üzere 300 alim toplanır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bak bir tane eksik değil, bir tane fazla değil. Şam, Şam İstanbul’un diğer bir ismidir Şam. Şam geniş bir bölgeye söyleniyor, İstanbul’u da içine alan bir kelimedir Şam. Yer de belirtiyor, yani Suriye’nin başkenti Şam anlamına gelmiyor Şam. Yani Mekke ve Medine’nin haricinde olan yerler için söylenir Şam, evet. Dolayısıyla İstanbul için de geçtiği bir çok yerde rivayetlerde var, toplantı da İstanbul’da yapılmıştır. 300 alimle yapılan bir toplantı kaderde olan bir toplantıdır. Ama stadyumda yapılması, şey yapılması belki o hakikaten tepki çekebilirdi, yani olumsuz etki yapabilirdi. Allah onu da engelledi, onda da bir hayır vardır. Fakat olay Mahmut Hocanın, Hocamızın söylediği tarzdadır, onun dışında ilave ve eke gerek yok. Fakat meydana getiren, her şeyi yaratan da Allah’tır. Bak toplantıya katılanlar, o mübarek insanlar ne dediler toptan, 300 alimin 300’ü de İttihad-ı İslam’ı istiyoruz dediler, Türk İslam Birliği’ni istiyoruz dediler. Bu alimlerin içinde bir tane çatlak ses çıktı, o da Cübbeli’nin sesi, “ben de istemiyorum” diyor. İttihad-ı İslam’ı istemeyen bir kişi var bakın, 300 alimin içerisinde bir tek Cübbeli var. Duyan varsa bana gelsin, Cübbeli İttihad-ı İslam’ı istiyorum dediğini duyan varsa gelsin. Israrla ve kesinlikle kaçınıyor böyle bir ifadeden. Bak alimler Hoca Efendi hasta olduğu halde, oradan fim gönderdi, “ben de İttihad-ı İslam’ı istiyorum” dedi. Ve bütün alimler yani gelen bütün ehl-i sünnet alimlerinin tamamı, Şii alimlerin tamamı İttihad-ı İslam’ı istiyor. Fakat Cübbeli Hazretlerine gelince istemiyor. İşte Hürriyet’in, Aydın Doğan’ın bu vatandaşı desteklemesinin nedeni budur. Mehdiyet’e karşı bir kale gibi görüyorlar, olay bu.
Evet seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, yine Vakit Gazetesi’nde bir haber daha var. “Adil Serdar Saçan tehditten hakim karşısına çıktı” diyor.
ADNAN OKTAR:Nasıl o, oku onu da oku.
OKTAR BABUNA:“İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür olduğu dönemde, Bilim Araştırma Vakfı’na, Bilim Araştırma Vakfı üyelerine işkence yapmakla suçlanan iddia edilen Ergenekon sanığı Adil Serdar Saçan, BAV üyelerini şikayetlerinden vazgeçirmek için tehdit ettiği gerekçesiyle Şişli 7.Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Ergenekon sanığı eski Polis Müdürü Adil Serdar Saçan, İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olduğu dönemde Bilim Araştırma Vakfı üyelerine işkence yaptığı gerekçesiyle açılan davadan vazgeçirmek için tehdit ettiği gerekçesiyle Şişli Adliyesi’nde hakim karşısına çıktı. Şişli 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada müştekiler Halil Hilmi Müftüoğlu, Altuğ Müştak Berker, Tarkan Yavaş, Ceyhun Gündoğdu ve şüpheli Adil Serdar Saçan hazır bulundu. Mağdurlar şikayetçi. Müştekilerin ve şüphelinin kimlik bilgilerinin teyit edilmesinin ardından davaya geçen Hakim Ali Can Apaydın müştekilere söz vererek, o dönemdeki olayların içeriğini sordu. Müşteki Halil Hilmi Müftüoğlu, “bir kişi Bilim Araştırma Vakfı Başkanı Sedat Altan’ı arayarak iddianamede belirtilen şekilde tehdit ve şantaj içeren sözler söylemiş. Bu kişinin sanık tarafından yönlendirilen birisi olduğunu düşünüyoruz. Bu durumun sanık hakkında iddia edilen Ergenekon soruşturması sırasında dinlenen telefon dinleme kayıtlarından öğrendik. Şikayetçiyim, davaya katılma talebim bulunmaktadır” dedi.
ADNAN OKTAR:Tamam yeterli bu kadar. Başka ne var?
OKTAR BABUNA:Kadri Gürsel Milliyet’te bir yazı yazmış. “CHP’de değişim yapmaya çalışan Kılıçdaroğlu eğer bu konuda ısrarlı olursa onu da alaşağı edecekler” diye bu şekilde yazıyor. Yazının başlığı da “Kılıçdaroğlu, kasetin ikinci kurbanı olmasın” diyor.
ADNAN OKTAR:Onun hakkında da mı kaset varmış?
OKTAR BABUNA:Tam net söylememiş onu ama, olabilir diye böyle.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu kasetlere önem verme olayı Türkiye’de kalkması lazım. Koskoca Deniz Baykal’ı bir kasetle, uydurma bir filmle görevinden almış oldular, o yakışmadı. Hiç kaale almamaları lazım. Seni dinliyorum Oktar.
OKTAR BABUNA:Rauf Tamer de Hürriyet’te Hocam, CHP’nin bir bölümünün türban konusundaki tavrını eleştirmiş, “kadınlara saygısızlıktır” bu demiş. Kısa bir bölüm okuyayım mı Hocam? “Allah akıl fikir versin, Atatürk’ün partisi türbandan korkar mı yahu? Atatürkçü insanlar kadına karşı bu kadar saygısız olur mu? Düşünüyorlarmış hala resepsiyona gitsek mi, gitmesek mi? “ diye bitirmiş Hocam yazısını.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Göster bakalım başka neler var.
OKTAR BABUNA:Aziz Üstel Star Gazetesi’nde bir yazısı var Hocam inşaAllah. Şöyle diyor Aziz Üstel, “insanların kılığına, kıyafetine göre sınıflandırmayı, cunta oluşturup iktidara el koymayı, kendi istemediğine oy verenlere sövüp saymayı, Atatürkçülük sayanların dönemi artık bitti” demiş Hocam.
Yine Mahir Kaynak Star Gazetesi’nde bir yazı yazmış Hocam, birkaç gün önce Avrupa Birliği’ne girme konusundaki demeçlerin çok gereksiz olduğunu, Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi hiçbir zaman üyeliğe kabul etmeyeceğini siz söylemiştiniz Hocam. Mahir Kaynak da benzer bir konuda yazmış, “Avrupa ülkelerinin bize gösterdikleri ilgiyi hemen Avrupa Birliği’ne bağlamak yanlış. Her ülke kendi ülkesinin çıkarları nedeniyle bize yakınlık gösteriyor. Avrupa Birliği ile ilgili bize bakış açılarında hiçbir değişiklik yok” demiş Hocam. Sizin söylediğinizin aynısının yazısı olmuş.
ADNAN OKTAR:Mahir Kaynak zeki bir insan, tabii her konuda görüşlerine katılmıyorum, bazı konularda muhalif görüşlerim var ama, genelde görüşleri samimidir. Zaman zaman da görüştüğümüz bir insandı. Daha önce çok görüşmüştüm, hakikaten isabetli fikirleri olan, güzel analizler yapabilen bir insan. Başka neler var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Emre Aköz Sabah Gazetesi’nde, geçtiğimiz günlerde Ali Bardakoğlu’nun Diyanet Özerk olmalı şeklinde bir açıklaması olmuştu. “Devletten bağımsız halka yakın kendi kaynaklarımıza sahip olmak istiyoruz” demişti. Emre Aköz de bu konuda bir yazı yazmış, şunları söylemiş. Diyor ki, kendi kaynaklarımız derken Ali Bardakoğlu’nun aklında ne var acaba? Sünni kesimden para toplamamıza izin verin diyorsa da üzerine düşünmeye değer bir fikirdir. Zor tarafı yüzbin kişilik kadro o parayla beslenir mi, kuşkuluyum. Yok eğer, kaynağı devlet versin ama biz özerk olalım diyorsa, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” demiş yazısında özetle.
ADNAN OKTAR:Kardeşim yani insanlarda asıl olan iman derinliği ve vicdanın yükselmesi çok önemlidir. Yoksa böyle konuların sathi anlatımı, yüzeysel anlatımıyla netice alınmaz. Yoksa herkes anlatıyor, dini yani herkes bilir, ama hayatını Allah’a vakfetmek, derin iman için olağanüstü bir karar alınması lazım beyinde, yani kafada olağanüstü bir karar alınması lazım. Yoksa herkes biliyor, Allah var, peygamber var, işte Cennet var, Cehennem var. Yani bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir şey yok. Kuran mucizelerini de insanlar biliyor, Kuran’ın mucizelerini duymuşlardır herkes. Rakamsal mucizeleri de vardır, öbür tarzda mucizeler de var. Yani yaklaşık on, yirmi mucize vardır Kuran’da. Asıl yüksek bir vicdandır, yüksek vicdanlı olan insanlar, dindar olan, Allah’ı hakikaten sevenlerin birbiriyle bağlantı kurması ve birbirlerini şevklendirmesi diğer insanlara çok olumlu etki yapar. Gayretli samimi insanları gördüğünde, insanların gayreti samimiyeti artar. Mesela Peygamber Efendimizi (s.a.v.) görüyordu sahabeler, hiçbir şey anlatmaya gerek kalmadan, doğal olarak gayretli oluyorlardı, şevkleri artıyordu. Tabii ki Kuran’a ihtiyaç vardır, tabii ki Kuran’ı okuyorlar etkileniyorlar da, ama bunun dışında bir insanın onları özel olarak şevklendirmesine gerek kalmıyordu. Peygamberimizi (s.a.v.) görmek onlara yetiyordu. Örnek insan çok önemlidir. Her yerde örnek insanlar olması lazım, yani kararlı olarak örnek insan olması lazım. Dünyada bir şey yok, insan dünyaya çok önem verdikleri için konu uzuyor. Aman bir an önce okulu bitirseydi, işte bir an önce evlenseydi. Kardeşim evlendiğin adam nihayet iki kolu, iki bacağı var, etten kemikten senin gibi bir insan evladı. Onu o kadar gözünde büyütüyor ki, işte evlendim, evleneceğim, nişanlandık falan. Değil mi, kadın ne var iki kolu var, iki tane de bacağı var, başka bir özelliği yok. Yemek yeniliyor, uyku uyunuyor, dünyada da öyle ben başka bir şey göremiyorum. Yani öyle olağanüstü bir şey yok. İnsanlar bakım yapmasa perişanlıklarını zaten görüyorlar. Hemen hastalanabiliyor, hemen grip nezle olabiliyor. Yemeklerine dikkat etmesi gerekiyor, uykusuna dikkat etmesi gerekiyor. Mesela herhangi bir şey yiyor, dokunuyor. Bir şey yiyor midesi ekşiyor. Karşı ilaç alması gerekiyor. Bir şey yiyor, hastalanıyor, zehirleniyor. Allah bunu özel olarak yaratmıştır. Halbuki şöyle aklı başında bir insan bakar, kardeşim der; bu dışarıda bir alem var, tamam da alem ile bağlantı kuruyor muyuz doğrudan, öyle bir şey yok. Nerede bağlantıyı kuruyoruz, insan beyninin içerisinde bir büromuz var bizim, küçük bir büro. Yani bütün günümüzü geçirdiğimiz, yattığımız, kalktığımız, yediğimiz, içtiğimiz bir büro. O büronun küçüklüğü şu kadar, şu kalemin ucu kadar, toplam. Bütün hayatımız var. Orada bizim bir tane monitörümüz var masanın üzerinde küçük, ufak bir monitör var. Her gün rüyadan kalkınca, o monitörün başına oturur insanlar. “Ey nişanlım” diyor. Düğmeye basıyor, monitörden görebilir nişanlısını. İki kol, iki bacak işte ondan sonra iki et parçası başka bir şey yok. Monitörde onu görür. Yemek gelsin haydi bakalım diyor. Monitörde yemeğin görüntüsü oluşur. Tadı da gerekiyor diyor, tadını Allah ona verir. Çiğneme hissi istiyorum diyor, çiğneme hissi gelir. Beynine verilir. Hiçbir zaman için yemekle direk bağlantıya geçemez. Mesela diyor ki oh ne ala kuzu eti diyor. Kuzu etinin görüntüsü beynine geliyor. Kuzu etinin kokusu beynine geliyor. Dilinden ve ağzındaki tat hücreleri beyne akımı getiriyor. O akımların toplamına o kebap diyor. Yine monitörde geçiyor bütün hayatı. Kardeşim şu mercimek kadar yerin içinde yaşıyoruz. Mercimek kadar yerin içinde mağazalara gidiyor, sokaklarda gezer, mesela yata biniyor, hepsi o monitörün içerisinde olur. Dünyayı gezer, kavga eder, bağırır çağırır. Ona o görüntü sürekli Allah tarafından verilir yani muntazam şekilde verilir. Şimdi beyninin üstünde bir insan hayatını geçiriyor. Şu an televizyon karşısında bizi seyreden kardeşlerimiz de, beyninin içindeki ekrandan bizleri seyrediyorlar. Beyninin içinde kafasında. Ayakları bacakları bu büronun altında kalıyor yani onlar büroda oturuyor ya tepesinde, kafasında oturuyor. Orada onu seyrederken görüntüde tabi büyük kocaman görünüyor. Ama bak şu kadarcık yerde, görüntü o kadar kocaman görünüyor ki adam onu hakikaten büyük zannediyor. Yani Hacca giden amcalar geldiklerinde bir tespih getirirlerdi böyle baktığında içine orada hac görünürdü. Bakarsın yaklaştığın zaman koskocaman bina görünür. Ne kadarlık yerde oluyor? Mercimekten daha küçük. Ufacık yerde ama yaklaştırdığında koskocaman görünüyor bina. Yani sanki karşındaymış gibi, büyük bir şeymiş gibi. Bak bizim beynimizin içinde de mercimek kadar yerde 1.80’lik adamlar, 1.80 olarak görülüyor. Bak mercimek kadar yere 1.80’lik adam sığıyor. 30 metrelik evler sığıyor, 30-40 metrelik evler sığıyor, güneş sığıyor, dünya sığıyor. Yani bütün dünya sonsuz alem onun içine sığıyor, mercimek kadar. Adam ondan sonra ya diyor “bayağı uzun boyluymuşsun sen, 1.80 mişsin sen” Nerede diyor biliyor musun? 1,5 milimlik şuurun içerisinde söylüyor bunu 1,5 milimlik. 1,5 milimlik yerdeki elektrik akımı ona kocaman adam gibi görünüyor, koskoca adam gibi görünüyor. Yani 1,5 milimin içerisinde 1.80 olarak görmesi bir insanın görüntüyü, bu çok büyük bir mucizedir. Adı gibi emin. “1.80 boyundasın sen” diyor. Halbuki görüntünün olduğu yer 1,5 milim. Normalde görüntü 1,5 milimden daha küçük yani görüntünün gerçeği 1,5 milimden daha küçük. Ama ona sorarsan da adı gibi emin 1.80 boyunda o da. Bu Allah’ın yarattığı bir harika. Mesela Ankara’dan İzmir’e gideceğim diyor, yola çıkıyor, ha bire ona yol gösteriyor Allah beyninde, şu kadarcık yerde mercimek gibi yerde. Gidiyor da gidiyor, gidiyor da gidiyor, şu an İzmir’e vardık diyor, Allah İzmir’in görüntüsünü gösteriyor sebep aleminde, o da İzmir’e vardığını düşünüyor. Dışarıda madde var ama dışarıdaki maddeyi bir görse insanlar herhalde istemezler. Çünkü net saydam ve simsiyah karanlık, ışık olmadığı için. Hiçbir şekilde dışarıda ışık yok. Yani ne kırmızı var, ne mavi var, ne yeşil var. Hiçbir şey yok, ışıkta yok. Ses hiç yoktur, çıt yoktur. Mesela kompresör çalışıyor değil mi dışarıda, yer gök inliyor. Normalde orada sadece dalga meydana geliyor. Ses, çıt çıkmaz oradan. Beyne geldikten sonra beyindeki işitme merkezinden şuura verildiğinde, şuurda o sese dönüşüyor. Beyindeki kulak onu duyuyor öyle ses olarak. Dışarıda ses yok. Dış alem çıt yoktur yani mutlak sessizlik vardır. Yani nefes alma sesi bile yok, hiç ses yoktur. Rengin r’si yoktur, hiçbir renk yoktur. Simsiyah karanlıktır. Ama aydınlatırsan sadece siyah beyaz, saydam bir şey görürsünüz, başka bir şey yoktur. Bu dinsiz bilim adamı da aynı şeyi söyler, dindar bilim adamı da aynısını söyler. Bu bir gerçektir. Şimdi bakın bu büyük gerçeği de insanlar görmezden geliyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ı da görmezlikten geliyor, Allah’ın varlığını da görmezlikten geliyor. Adam diyor ki “deccal nasıl oluyor” diyor. İşte Deccal böyle oluyor. Yani insana öyle büyü yapıyor ki, insanların beyni donuyor. Yani hayretler içerisinde insan kalıyor. Mesela Ehl-i Sünnet inancında olan bir insan Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bütün alametleri anlatıyoruz. Mesela soruyorum, dün bir kardeşimizle konuştum. “Sana göre dedim Hz. Mehdi (a.s.)’ın alametleri doğru mu” dedim, “doğru” dedi. “Nerede çıkmış olabilir” dedim, “İstanbul’da çıkmış olması gerekiyor”, “Bediüzzaman’ın dedikleri doğru mu?” “O da doğru” dedi. “Şu an İstanbul’da arıyor musun” dedim, “yok aramıyorum” dedi. “Ama eminim, İstanbul’da olduğuna eminim” dedi. Ya bir Müslüman nasıl bunu yapabilir o zaman? Peygamber (s.a.v.) müjdeleyecek, Tevrat’ta, İncil’de müjdelenecek, dünyada bir kere karşılaşacak bir insan. Bak bir insan dünya tarihinde insanlara nasip olmuyor, ancak Ahir zamanda bir avuç insana nasip oluyor böyle bir imkan, bir kere görüşebilecek. Ve mümin, muttaki olduğu halde adamı ilgilendirmiyor. Muhatap dahi olmuyor. Mesela alametlerini sayıyorum, “alametler için ne diyorsun” diyorum, “doğru, bütün bu alametler çıktı. Bütün kuyruklu yıldız olsun, ay-güneş tutulması hepsi oldu, bunlar tamam doğru” diyor. “Dış alametler” , “bunlar da olabilir” diyor. Yer olarak “İstanbul” diyor, vakit olarak “o da doğru” diyor. “Arıyor musun” dediğimde, “seni ilgilendirdi mi?” “Yok” diyor, “öyle bir şey yok” diyor. Bu ne demektir? İşte bu deccalin büyüsü. Mesela gözlerine bakıyorum, hakikaten gözleri donmuş. Yani büyünün etkisiyle felç olmuş adeta. Ben düşünüyorum, Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında olacağım, Peygamberimiz (s.a.v.) çıktı diyecekler, ben yeri göğü birbirine katarım. Hz. Mehdi (a.s.) çıktı deseler, ben yeri göğü birbirine katarım. Hz. İsa (a.s.) çıktı deseler, ben yeri göğü birbirine katarım. Çok büyük bir olaydır bu. Bana ne, der miyim ben? Peki “Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgilenmiyorsun, Hz. İsa (a.s.), onun gelmesi durumu mevzubahis o seni ilgilendirmiyor mu” diyorum, “o da beni ilgilendirmiyor” diyor. Ama çok titiz kardeşimiz. Ehl-i Sünnet ve çok titiz, hakikaten dine karşı titiz. Şeytan neye titiz olacağını, neye titiz olmayacağını insanlarda bambaşka bir çizgiye getirmiş. Halbuki Allah aşkıyla Hz. Mehdi (a.s.)’a müthiş bir sevgi duyması ve araması gerekir. Mesela hadislerde diyor “alimler arıyor, arayacak” diyor. Kardeşim sen o hadislere inanıyorsan ara. Yani bulamasan da ara. Mesela insan çocuğunu kaybediyor. Adeta deliriyor, var gücüyle arıyor. Sen Mehdi’yi kaybetmişsin. Mehdi’yi bulamıyorsun, sen nasıl aramazsın. Yani seni nasıl ilgilendirmez. Hz. Mehdi (a.s.) seni ilgilendirmiyorsa o zaman Peygamber (s.a.v.) de mi seni ilgilendirmez. Peygamber de ilgilendirmiyorsa haşa Allah da ilgilendirmez. Hiçbir şey seni ilgilendirmez. Bu zincirlemedir. Çünkü Peygamberin (s.a.v.) bunca üstünde durduğu, müjdelediği bir insan, Bediüzzaman’ın da bu kadar kapsamlı anlattığı bir insan seni ilgilendirmiyorsa, dinin hangi hükmü seni ilgilendirir? Ben sana git falanca Mehdi’dir de, demiyorum ki. Ama inanmakla mükellefsin sen, eğer inanıyorsan. Acaba kim olabilir, nerede, insan arar merak eder yani. Bir de o kadar yer daralmış ki, yer belli, zaman belli, yöntem belli, şekil şemal her şey belli. Bu durumda Müslüman’ın yapacağı nedir? Aramaktır. Peki kendi cüzdanını kaybolduğunda delirmiş gibi arıyorsun. Mücevherin kaybolduğunda delirmiş gibi arıyorsun. Strese düşüyorsun, sabaha kadar uyuyamıyorsun. Hz. Mehdi (a.s.)’da senin için gaib şu an, gaib. Bulamıyorsun, göremiyorsun. Yani bulamadığın müddet içerisinde gaibtir Mehdi. Zaten Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir ismidir “gaib”. Bulamadığında bir şey yeri belliyse gaibdir. Gaibdir o artık. Gaib olunca ne yapılır, aranır. Arıyor musun veyahut arama fikri aklına geldi mi? Aramayı şurada bırak, “arama fikri dahi o bile aklıma gelmiyor” diyor. Böyle çok fazla kardeşimiz var. Kardeşim sen Peygamberin (s.a.v.) yüzlerce, binlerce hadiste övdüğü, anlattığı bir insanı aramayı ihtiyaç duymuyorsun. Kuran’da üç ayetle belirtilen Hz. İsa (a.s.)’ı aramaya ihtiyaç duymuyorsun. Geleceğinden sevinç duymuyorsun. İttihad-ı İslam’ın gerekliliği konusunda bir heyecan duymuyorsun. Müslümanların birleşmesi için bir heyecan duymuyorsun. Ama körü körüne işte Hocalarına veyahut iyi bildikleri alim kişilere falan düşkünlük duyuyorlar. Kardeşim mesela de ki; “benim şeyhim de olabilir Mehdi” de, onu da kabul ederim ben yani. Aramaya gerek duymuyorum de, ben buldum de yani. “O da değil” diyor. Peki nedir zorun o zaman yani? En olmadık hurafelere bile inanıyorsun. Hiç olmadık hadislere inanıyorsun. Bu benim anlattığım sahih hadis. Buhari’den, Müslim’den, Tırmızi’den, Süneni Nesei, Sünen Davud’dan anlatıyorum. Ve sonunda bütün dünyanın mutluluğu var. İttihad-ı İslam var. Bu seni nasıl ilgilendirmez? İşte deccaliyetin şiddeti buradadır. Olayın büyüklüğü buradadır.
Mesela bak İmam Rabbani diyor ki: “Bin yıl geçtikten sonra Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) vefatından bin yıl geçtikten sonra Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) gelecek” diyor. Adam deccaliyetin kullandığı şeytanların etkisiyle, haberi yok tabii, beyni uyuşuyor. Diyor ki: “bin yıl sonra İmam Rabbani geldi” diyor. “Peygamber (s.a.v.)’den bin yıl sonra. Böyle bir durumda” diyor, “İmam Rabbani geldiğine göre Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) gelirse” diyor, “İmam Rabbani’nin şanına uygun düşmez, onun onurunu kırar” diyor “onların gelmesi.” İmam Rabbani’nin şanına yakışmayacağı için, onların en azından bin yıl sonra gelmesi gerekir” diyor, bir bin daha ilave yapıyor. “Dolayısıyla onlar da üçüncü binde gelebilirler” diyor. Bak İmamı Rabbani’ye karşı güya sevgi adına, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) karşı tavır almış oluyor. Allah’a karşı tavır almış oluyor. Ve İmam Rabbani’yi de hiddetlendirecek bir şey yapmış oluyor. Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı, Hz. İsa (a.s.)’a karşı da saygıya uygun olmayan çirkin bir tavır göstermiş oluyor. Güya sevdiği için yapmış oluyor. Halbuki İmamı Rabbani diyor ki: “Aradan bin yıl geçtikten sonra bu mübarek şahıslar gelecek” diyor. Yani Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.). Kendisini de zaten o ekibin içine koymamış o. O nezaketen sevenleri tarafından tarihin içerisine alınıyor, ki alınması gereken bir insandır. Yani nübüvvet yolunda hakikaten büyük bir evliyadır. Ama bakın Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ı orada da fazlalık olarak görüyor adam. Yani onların mutlaka geriye alınması gerektiği kanaatinde. Güya İmam Rabbani’yi seviyor. İşte bu da deccaliyetin şeytanları kullanmasıyla elde edilen garip ruh halidir. Ama adam bunun farkına varmıyor. Bak Bediüzzaman’ın talebeleri var güçleriyle bağırıyorlar, “Hz. Mehdi (a.s.) geldi” diyorlar. “70 yıl var” diyorlar. Çok az dinleyen insan var.
Şimdi biz bunları niye anlatıyoruz? Ben bunları on yıl sonra zaten anlatmayacağım. Çünkü konu bitmiş olacak. Bunların anlatılacağı zaman şimdidir. Yani erkenden söylenen ihbar çok kıymetlidir. Hz. Mehdi (a.s.) tamamen ortaya çıktıktan sonra, ben bu hadisleri söylersem onun o kadar değeri olmaz. Zor anda söylenmesi çok kıymetlidir. Yani Mehdi zıttı adamların tam harekete geçtiği, deccaliyetin atağa geçtiği, Mehdiyet’i durdurmak için yoğun faaliyetin olduğu, Baronun kılıcını çektiği dönemde bunların söylenmesi önemlidir. Mesela bak Baron kudurdu. Bak Baron kimleri kolluyor görüyorsunuz, ki Baron deccalin sağ koludur. Yani çok önemli bir mahluktur. Ve onun kolladığı adamlara da bakın. Yani hayret edilecek bir durum var. Değerli bir zaman olduğu için biz bunu vurguluyoruz. Yani yoksa mesela ileride olsa herkes bunu söyleyecek, ben de arada söyleyeceğim. O zaman benim anlattıklarımın o kadar önemi olmayabilir. Artık herkes anlayacak. Radyolardan da, televizyonlardan da anlatılacak. Yani herkesin anlattığını benim anlatmam orijinal bir durum olmaz. Ama şu an olay orijinal inşaAllah. Seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bir yazıda Özlem Çelik, Akşam Gazetesi’nde “Başörtüsü benim hikayem” diye başlık atmış burada. Kendisi ateistmiş. “Azınlık olan türbanlılar değil, biziz” diyor ateistler için. “Biz bu ülkenin asıl Kunta Kinte’leriyiz. Biz inanmadığımız halde din derslerinde İslamiyet’in üstünlüğünden bahsetmek zorunda kalıyoruz. Öldüğümüzde bizi imamlar cenaze namazıyla uğurluyorlar. Daha da sayabilirim” diyor. “Bizler bu ülkede reddediliyoruz, bu ikiyüzlülüktür” demiş yazısında Hocam.
ADNAN OKTAR:Özlem Çelik. Özlem Hanım’la bir görüşelim, bir gün gelsin misafirimiz olsun. Sohbet edelim, tabii. Anlatsın, kendi fikirlerini de anlatsın. Biz özgürüz. Biz de anlatalım, konuşalım, tartışalım. Bak buradan davet ediyorum inşaAllah tamam. Evet söyle.
OKTAR BABUNA: Serdar Turgut HaberTürk’te “Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu” başlıklı bir yazı yazmış Hocam. Dış basında Türkiye hakkında yazılanlar, yabancıların Türkiye’ye bakışı, bizim Türkiye’de yaşadığımız kısır tartışmalardan çok daha farklı” demiş. “Dünyada Türkiye’ye yönelik özel bir ilgi var. Herkes bize gıptayla bakıyor kısa sürede dünyanın liderleri arasında yer alacağımız söyleniyor. Özgüvenimiz, cesaretimiz herkesi hayretler içinde bırakıyor” demiş. “Türkiye ikinci bir İran olur mu düşüncenin ne kadar absürt bir düşünce olduğu vurgulanıyor. Biz gerçek bir Müslüman demokrasisi oluşturuyoruz. Bu durum Türkiye’nin batıya arkasını dönmesi değil, tam tersidir. Benim dış basındaki yazıları okurken göğsüm kabarıyor. Hepimiz AKP’ye teşekkür borçluyuz. Umarım ülkemizde çatışma çıkaranlarda bu gerçeği görürler” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani ne demek istiyor özetle?
OKTAR BABUNA:Türkiye’nin yepyeni bir döneme girdiğini lider ve dünya çapında bir öneme haiz olduğunu .
ADNAN OKTAR:Yani Türk-İslam Birliği’nin lideri olduğunu söylüyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam bunu söylüyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kaç yıl önce söyledim ben?
OKTAR BABUNA:Yıllar önce, 30 yıldır söylüyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR:Hocamız da yeni anlamış güzel. Yalnız Serdar Turgut niye sürekli pembe giyiniyor? Biraz o benim acayibime gidiyor. Onu bir değiştirsin, memlekette birçok renk var.
OKTAR BABUNA:Evet inşaAlllah. Yine Serdar Turgut Hocam bir tane , “din eksenli tartışmalar ne olacak?” kısa yazısında; “Türkiye asıl şimdi modern olmaya başladı. 2050 olmadan dünya lideri olacağız” demiş. “Bizim çocuklarımız çok daha iyi bir yaşam sürecekler, buna eminim” demiş. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:O benim anlattıklarıma kanaati geldi. O yanında güzel bir hanım bir kız vardı. Beraber program yapıyorlardı.
OKTAR BABUNA:Pelin Çift.
ADNAN OKTAR:Pelin Çift, o da çok şeker. Onlar dindarlar maşaAllah gördüğüm kadarıyla, zaten o bu olayların farkına vardı o. Fakat Cübbeli de Türk-İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı istemeyen bir insan yani bunu ifade etmeyen bir insan. Fatih Altaylı da ona ne hikmetse ona böyle bir düşkünlüğü var. Şaşırtıcı bir düşkünlüğü var. Düşkünlüğünün sebebi de, onu ortaya çıkartmasının tek sebebi de Cübbeli’yi kendi kafasınca, bizim aleyhimize kullanabileceğini düşünmesiydi. Şu an vefa borcundan dolayı onu kolluyor. Yani onun bu hallere düşeceğini o tahmin etmedi.
OKTAR BABUNA:Etmemiştir Hocam evet.
ADNAN OKTAR: Tabii o hakikaten baya bir şeyler biliyor, hakikaten de etkili olur zannetti. Bir de ajan provokatör falan kullandıkları için çok iyi netice alacaklarını zannetti. Böyle onu pestil gibi çiğneyip, ondan sonra onu ona yutturacağımı hiç tahmin etmedi. Ya adamı böyle yaparlar işte. Kayseri pestili vardır biliyorsun, iyice bir ezerler sonra düremeç yapıp adama yedirirler böyle. Biz de öyle yaptık inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah evelAllah, evelAllah.
ADNAN OKTAR:Bir daha benim karşıma öyle gariban çıkarmasınlar, daha uygun bir tip getirsinler onu getirsinler çiğneyeyim şöyle bir, yerle bir edeyim yani.
OKTAR BABUNA:Yok Hocam Allah’ın izniyle. Şimdi Hocam Allah’ın izniyle Dawkins var, gelemiyor karşınıza bir türlü kaçıp kaçıp.
ADNAN OKTAR:Kardeşim alayı araziye geçiyor. Haber Türk’te bir tartışma programı vardı, oraya gittim. Herifler içeri girip, kapıyı içeriden kilitliyorlar. Çıkamadılar karşıma yani.
OKTAR BABUNA:Almanya’ya gittik, kimseyi bulamıyoruz. Adınız gidiyor sadece yetiyor zaten maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak İtalya’ya da Adnan Hoca geliyor diye tir tir titrediler. Allah’ım Yarabbim.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Osmanlı ordusu gibi maşaAllah.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra programımıza tekrar devam edeceğiz.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Nasıl devam ediyoruz Hocam?
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ne diyorsun, nasıl yapıyoruz?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu hipnoz konusunu anlatmıştınız Hocam daha önce. Maddenin ardındaki gerçeği anlamak için önemli bir örnek olduğunu değinmiştiniz. Hipnoz ile ilgili biraz bilgi verelim mi Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Var mı hipnoz, biliyor musun nasıl yapılıyor?
OKTAR BABUNA:Yapmadım hiç Hocam ama.
ADNAN OKTAR:Böyle saat alacağız, “uyu”… Hipnoz önemli bir konu ama şu an donanımlı değilsin. Yeterli bilgin yoktur. Onunla ilgili belge, fotoğraflar hazırlayalım çok geniş ve önemli bir konu çok hayati bir konu onu çok geniş ele alalım, ilgili filmler getirelim, ilgili konular getirelim. Hatta hipnoz olmuş bir arkadaş varsa getirelim burada konuşalım. İnşaAllah.Birçok konuyu anlatırız ama yüzeysel anlatmak değil de çok vurucu anlatmak çok önemli, detaylı anlatmak çok önemli. Biz de o şekilde yapacağız inşaAllah.
Şimdi Hakan kardeş, “Selamün Aleyküm Sayın Adnan Hocam” diyor. Şimdi Cübbeli mantığında bu klasik geleneksel bir stil vardır. Birbirini kıskanır Hoca efendiler, Fatiha’yı sen daha iyi okursun, ben daha iyi okurum. Galgale, idgama ben daha iyi dikkat ederim işte tecvidim benim daha iyidir böyle çocuk gibi çok ilkel bir yarış içerisinde oluyorlardı bir zamanlar, eski dönemlerde öyledir yani, hatta Hoca Hocayı çekemez falan derler böyle ilkel bir kültür. Bu da böyle ilkel bir kültürün etkisi altında ve bu kafada olan kişilerde var. Allah`ın vaat ettiği ahir zamanda gelecek Mehdi (a.s.)’de ve Mehdiyette keskin bir akıl ve keskin bir dikkat ve küfrün bütün oyunlarını tepeleyecek bir kalite vardır. Cübbeli’nin hayatında ve o stilde o kafadaki kişilerde o hayat kalitesi yok. Yani, çok kalitesiz bir dünya var, çok kalitesiz bir hayat şekli var. Ve ilkel yani birçok yönden ilkel. Yani onun için Fatih Altaylı falan üst perdeden böyle kölesiyle konuşur gibi konuşuyor dikkat edersen o da ona “ağabeyciğim, babacığım” bilmem ne falan, yani onun yanında o eziklik hissetmesinin nedeni kendini kalitesiz görmesidir. Kendini aşağıda görüyor. Bu çok açık üslubundan; sığınması, yüzündeki üslup değil mi her ikisi orda dikkat edersen hakim bir üslupta yani ondan büyük olduklarını ona hissettiriyorlar, o da onların yanında çok ezik büzük böyle gariban ve zavallı bir üslup içerisinde. Yani babacığım, babacığım… Fatih Altaylı ona niye babacığım demiyor? Aklının ucundan dahi geçmez. Bu kalitesizliğe kardeşlerimizin dikkat etmesi lazım. Yani, din tecvitle veyahut işte galgaleye dikkat etmekle bununla alakası yok. Bir insan normal Allah`ın ona verdiği imkan kadar Fatiha`yı, zammı sureyi okuyabiliyorsa rahatça namazını kılar. Yani biz ahirette tecvitten sorumlu olmayacağız, Kuran’ın hükümlerine uyup uymamaktan sorumlu olacağız. Allah`ın dinini yayıp yaymamaktan sorumlu olacağız. Onun için böyle ilkel cahil kültürlere açık bir mantık hatalı olur, çok yanlış olur. Mesela hakikaten diyor, Cübbeli, birisiyle konuştuğunda ilk söylediği diyor ki; “Fatiha Suresi’ni okusun yetmiş tane hatasını bulurum” diyor. Yani süper cahil. Onunla ne alakası var, bu dini, İslam`ı yaymakla cehd etmekle? Adam halktan bizim insanlarımız Türkiye yetmiş milyon yani tecvitle tam okuyan insan birkaç yüzü ancak geçer Türkiye’de en fazla. Yani çok zordur. Allah bizden böyle bir şey istemiyor yani biz normal samimi okumamız bizim için yeterlidir. Dolayısıyla bu bir üstünlük değildir. Üstünlük olsa zaten o kadar ezik büzük olmaz, öyle perişan olmaz o.
Bir kere Müslümanda genel olarak bir şahsiyet olması lazım, kişilik olması lazım, kendine Allah`a güvenerek güveni olması lazım. Konuşmalarında bir kalite olması lazım, yani şahsiyeti orayı doldurması lazım. Ve Müslümanlığın onurunu, ilmin onurunu da koruması gerekiyor. Adam orada onlara şirin görünmek için dini kullanarak din adına espriler yapıyor Allah`la, Kuran’la, dinle ilgili espriler yapıyor. Yani onun imkanı da o. Ve dine imana yönelik espriler yaptıkça onlara onun hoşuna gidiyor karşı tarafın. Onların da aradığı o zaten. Onun da elindeki kozu o, imkanı o. Ve hem eziklik hem bir garibanlık içerisinde onlara yaranmaya çalıştığını bütün Türkiye görüyor şu an. Biz bu kültüre karşıyız. Benim hedeflediğim İslam anlayışında böyle sizlerle ben konuşacağım, iltifat edeceğim, neşeli bir dil olacak, müzik olacak müziğin her türlüsü olacak. Sanat olacak, bilim olacak, estetik olacak. Ben öyle gerici bir düşünceyi, bağnaz bir düşünceyi her gördüğüm yerde boğarım. Öyle bir şeye müsaade etmem. İddia edilen Ergenekon Örgütü eskiden beri yıllardan beri en büyük ihtiyacı onların yobaz, yobaza ihtiyacı vardır, yobaz olsun ki o da karşı atak yapabilsin. Yani Müslümanlığı çirkin gösterecek adamlara ihtiyacı vardır bunların. Böyle itici tiplere ihtiyacı vardır. Rahatsız edecek yani genç kızların, delikanlıların gördüklerinde böyle kanı iliği çekilecek, yani öyle bir hayattan müthiş çekinecekleri, uzak durmak isteyecekleri stildeki insanlara ihtiyaçları vardır. Her zaman da bu adamları bulmuşlardır. Daha önceki devirlere gidin, bakın, böyle tipler hiç eksik olmamıştır piyasada. Her zaman çıkarmışlardır piyasaya. Yani şimdi Cübbeli Ahmet`i mi ima ediyoruz; ima etmiyorum şimdi o benim muhatabım değil yani bu genel bir sorundur. Böyle nerede itici ve gıcık tip varsa onu ön plana getirdiler ki dine karşı ön yargı ve dine karşı insanın içinde bir öfke belirsin. Baktılar ki kaliteli bir Müslümanlık yayılmaya başlıyor. Bilimin, sanatın, estetiğin olduğu, demokrasinin olduğu, her türlü bilginin bilimsellikle ilgili her türlü delilin bol bol kullanıldığı, sanatın, bilimin en yüksek noktaya çekileceği bir İslam anlayışı. Belli ki bu, hakim olacak bu İslam. Bunun hakim olacağı belli. Ne yapalım diyorlar? Hemen, alelacele yobaz, bağnaz, itici insanların gıcığına gidecek böyle kanına dokunacak leş gibi kokan, böyle ürkütücü bakışlara sahip, ahmak, ezik, zavallı, soytarı, şaklaban böyle karaktersiz tipler ortaya çıkaralım diyorlar. Ki eski saltanatlarını sürdürebilsinler. Yok öyle yağma. Yani öyle bir şeye müsaade etmeyeceğiz. Etmem de yani. Bu oyun bitti. Bu oyunun bittiğini bütün Müslümanlar da fark ettiler. Yani onlar yani en bağnazı bile bunun bir oyun olduğunu anladı. Tabii. Mehdiyet insanların asla kusur bulamayacağı bir İslam anlayışıdır. Her yönüyle mükemmel olacaktır. Masonu da sevinecektir, komünistin de hoşuna gidecektir, dinsizin, imansızın hepsinin hoşuna gidecektir. Ne kadar güzel bir model diyeceklerdir ve hepsi Müslüman olacaklardır.
Gericilik, bağnazlık ve yobazlık İslam`a karşı deccalin en büyük ordusudur. Bak Peygamber Efendimiz (s.a.v) diyor ki: “Başları sarıklı yetmiş bin kişi deccalın ordusu olacak” diyor. Bu sayı çok yüksek bir sayı, Peygamber Efendimiz(s.a.v.) deccalin ordusu olarak benim gördüğüm hususi özel bir grup olarak hiç kimse için bu sayı vermemiş. Mesela ne ateistlerden ne şunlardan ne bunlardan böyle bir grup olacak demiyor Peygamberimiz(s.a.v.). En büyük ve en vurucu grup bunlar olacaklar diyor. Bunlar Kuran okuyacaklar, Kuran boğazlarından aşağıya geçmeyecek diyor yani Kuran’ı mükemmel okuyacaklarını Allah söylüyor, Peygamberimiz(s.a.v.) söylüyor. Yani Peygamberimiz(s.a.v.) kanalıyla Allah Peygamberimiz’e (s.a.v.) söyletiyor. Yani mükemmel Kuran okuyacaklar ama boğazlarından geçmeyecek yani Kuran’ı esas kabul etmeyecekler. Ne yapacaklar? Kuran artı hurafe yapacaklar. Kuran’a karşı dillerini eğip bükecekler ve Kuran’ı uygulatmayacaklar. Ve deccalin en güçlü ordusu yobazlar olacaktır. Bakın Ahir zamanda da şu anda deccalin en büyük ordusu yobazlardır. Yani komünistler fakan zannediyorsunuz ama uzaktan yakından alakası yoktur. Yani küfürle alakası yoktur. En büyük düşman yobazlardır ve münafıklardır yani yobaz eşittir münafık zaten. Münafıkla yobaz ikisi birbirinden ayrılmaz. Her münafık mutlaka yobazdır, her yobaz da mutlaka münafıktır bunu bileceksiniz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ahirette ümmetimden bir tane şikayeti var saluallahu aleyhi vesellemin. Bak iki tane değil üç tane değil tek bir tane şikayeti var.
ADNAN OKTAR:Onun biliyor musun ne olduğunu?
OKTAR BABUNA: Biliyorum Hocam. Kuran’ı terk ettiler diyor benim kavmim.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Cenab-ı Allah’a diyor ki; Ya Rabbi diyor, benim kavmim diyor Kuran’ı terk ettiler diyor. Müslümanların başına gelen belanın nedeni budur şu an dünyada. Deccalin en büyük silahı budur işte. Kuran’ın terk edilmesidir. Kuran artı hurafeler, uydurmalar ve hatta kendine vahiy geldiğini iddia edenler, ilhamla ilave bilgiler geliştirenlerle bambaşka bir stile dönüştürür münafıklar. Ve en büyük düşman da bunlardır. Bak Bediüzzaman kâfirler düşman sınıfından değil diyor. Kâfirler diyor telkin yapılır anlatılır kâfir mesela komünistler, masonlar, ateistler bunlarla diyor bunlar düşman değil diyor Bediüzzaman. Bunlar kabili hitap adamlar. Bunlara anlatırsın diyor konuşarak. Düşman münafıktır diyor, eşittir yobaz. Onun için küfür bütün gücüyle yobazın gücünü anladığı için münafığın gücünü anladığı için münafığa sarılıyor yani üstad onlardır. Yani şeytanın üstadıdır onlar. Yani dine karşı en büyük silah olduğunu bildiği için dinsizle hiç uğraşmıyorlar direk münafıkları alır öne sürerler. Yani dinsizlerin kılıcıdır münafıklar. Dinsiz hiçbir şey yapamaz. Dinsiz ne yapsın zaten belli adam konuşması belli yeri belli mekânı belli anında ekarte edersin, çok kolaydır. Ama münafığa destek verip karşına çıkartırsa münafık çok tehlikelidir. Münafık büyük kitleleri arkasından sürükleyebilir. Çünkü din ve Allah adına ve takva adına çıkar münafık. Mesela Bediüzzaman Said Nursi zamanında münafıklar, bak Bediüzzaman Said Nursi çıktı. Bakıyoruz samimi bir Müslüman. Kaliteli bir Müslüman, izzetli, kimseye boyun eğmiyor. Enaniyetli değil, ama büyük. Zavallılığı kabul etmiyor. Yani onun yanında küfür bile zavallı kalıyor. İman hakikatlerini çok mükemmel anlatıyor. Müteşabih hadisleri yobazların Müslümanlara karşı kullandığı münafıkların Müslümanlara karşı kullandığı silahı ellerinden almış. Peygamberimizin(s.a.v.) hadislerinin derin anlamlarını ortaya koyuyor.
Mesela Peygamberimiz diyor ki (s.a.v.) bir gün toplulukta otururken bir gürültü işitiyor. Ondan sonra sahabelerden birisi geliyor diyor ki; gürültü olunca Peygamber (s.a.v.)diyor ki, 70 yıldır diyor Cehennem tarafına yuvarlanan bir taş diyor şu an Cehennemin dibini buldu diyor. Bu ses oradan geldi diyor. Büyük bir gürültü, gök gürültüsü gibi bir ses duyuluyor. Münafıklar bu şeyi söyledikten sonra bir süre sonra bir sahabe geliyor. “Ey Resulullah” diyor “falanca münafık 70 yaşında demin vefat etti” diyor, öldü diyor. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) veciz, belagatli anlatımından konuyu anlamış oluyoruz. Bakın nasıl bir teşbih görüyor musunuz? 70 yıldan beri bir taş düşüyordu diyor Cehenneme diyor şu an dibini buldu diyor, ama anlamı bambaşka. Bir münafığın öldüğüne işaret etmiş oluyor oradaki üslubuyla. Anlaşıldı mı? Bu hakikatleri Bediüzzaman açığa koydu. Bunu münafıklar daha önce Müslümanları mahvetmek için kullanıyorlardı, bu izahları. Yani müteşabih hadislerle Müslümanlığı yerle bir ettiler Osmanlı`nın son döneminde. Çünkü deccalin bir eşeğinden bahsediyor 300 m`lik eşek anırarak gökyüzünden uçuyor falan insanların komiğine gidiyordu bunlar yani asla kabul etmiyorlardı ve dine muazzam darbe vurdular hem Darwinizm hem de bu müteşabih hadisleri kullanarak. Çift koldan Müslümanları kıskaca alıp çökerttiler ve koskoca imparatorluk yerle bir oldu. Çok çabuk netice aldılar ve kısa sürede bitirdiler. Bediüzzaman bu oyunu bozdu işte. Darwinizmi ellemiyor, Darwinizmi Mehdiye bıraktı Bediüzzaman, açıkça söylüyor zaten. Darwinizmi Mehdi yıkacak diyor. Ama o bu müteşabihatla Müslümanlara yapılan saldırıyı durduruyor. En önemli yönü budur Bediüzzaman`ın bir iman hakikatleridir, iki budur. Bunu gören o devrin yobazları, münafıkları, kudurmuş köpek gibi Bediüzzaman’a saldırmaya başladılar. Yani aklın hayalin durur bir tane iki tane değil it sürüsü gibi. Akıl almaz hakaret ve iftiralarla. İhbar ederek. Bir çok kişiyle iş birliği yaparak. Muazzam bir baskı uyguladılar Bediüzzaman’a o devrin münafıkları. Ama öyle az buz değil yani çok fazla sayıda münafık. Bediüzzaman da onlara karşı çok şefkatli ve nezaketli davrandı, yani sert bir karşılık vermedi, ben orda olacaktım ki yani. Yani neyse artık Allah işte hayırlı yaratmış böyle. Daha hala herhalde… Neyse.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam şu an ezim ezim eziyorsunuz maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Şimdi orada adamlar oyunu sezdikleri için Bediüzzaman’a o zaman münafıkları musallat etmişler. Bak kendileri bizzat müdahale etmiyorlar. Kendileri ikinci derecede müdahale ediyorlar. Ama Bediüzzaman’a münafıkları musallat ettiler. Şimdi yine uyanıklık yapıyorlar yine münafıkları Müslümanlara musallat ediyorlar. Yani Cübbeli’yi tenzih ediyorum iki de bir de böyle başıma iş çıkartmasın, musallat olmasın. Ben onunla ilgisi yok bu anlattıklarımın. Anlaşıldı mı? Yahut işte şaşar beşer Faruk Beşer falan var ya Osman Ünlü falan isimlerini sık sık geçirdiğimiz için şimdi alınmasınlar arkadaşlar. Alakası yok onlarla. Müslümanlar bu oyuna gelmemeleri gerekiyor. Bu çok önemli. Yani çok kurnazca bir mühendislik uyguluyorlar biz bu oyuna gelmeyiz. Uyardığım kardeşlerimiz özenle bizi takip etsinler. Bakın ne kadar ilginç bir şey olacak, on yıl sonra Türk İslam Birliği oluyor. Bu olacak inşaAllah. Yani en seçkin adamlarını getirsinler kendi kafalarına göre bakın bütün Türkiye`nin gözü önünde bütün dünyanın gözü önünde İslam ahlakını dünyaya hakim edeceğiz. Ve durduramayacaklar.
Sürekli Mehdiyetten bahsetmemizin nedeni de bu konuda Müslüman kardeşlerimizin çok büyük bir hatası var. Daha önce yapılan da zaten bu konudan hiç bahsedilmeyerek bu konu örtbas edilmiş, ben aynı konuma düşerim o zaman. Yani benim için Mehdi (a.s.) çok önemli, İsa(a.s.) çok önemli, ittihad-ı İslam çok önemli. Mesela bazıları için senede bir kere hatırlanacak bir konu, benim için her gün hatırlanması gereken bir konu. Vicdan sorunu. Benim vicdanım bunun her gün konuşulmasını bana emrediyor. Yani kim olursa olsun Mehdi, Allah`ın kastettiği Mehdi’nin peşindeyim ben. Ben suni Mehdi peşinde değilim. Adam mesela heves eder ben Mehdi olsam diye uğraşabilir, o beni ilgilendirmez. Gayret etsin bir şey kaybetmeyiz ayrıca ondan. Bir adam mehdi olacağım diye gayret ederse bir kaybımız olmaz. Daha iyi şevki artar, mücadele. Ama bunun sonucunda Allah`ın kaderdeki kastettiği Mehdi’nin dışında hiçkimse çıkamaz. Suni Mehdiler her zaman olacaktır oluyor kenarda. Ama Allah`ın kastettiği Mehdi ortaya çıkar.
Daha öncede örnek vermiştim mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında bir çok yalancı peygamber çıktı. Hepsi yok oldular. Allah gerçek peygambere yol açtı. İsa (a.s.)zamanında da vardı sahte peygamberler. Allah hiç birine imkan vermedi. Musa zamanında da vardı sahte peygamberler, hiçbirine Allah müsaade etmedi. Onun için telaş edecek bir şey yok yani. Ya işte sahtesiyle karşılaşırsak, öyle bir şey Allah`ın kanununda yok. Öyle bir olay olmaz. Yani muvaffak olamaz. Muvaffak olması zaten onun gerçek Mehdi olduğunu gösterir.
SUNUCU:Hocam Mehdi için demiştiniz siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, iddia makamı değil ispat makamıdır demiştiniz.
ADNAN OKTAR:E tabii, iddia değil.
Bir de bu kız arkadaşlarla niye görüşüyorum? Bizim Türkiyemiz’in %70, 80`ni en az %70,80`ni genç kızlardan yani sizin gibi genç kızlardan oluşuyor. Dünyanın da, Avrupa`nın da, Amerika`nın da %70, 80`ni bu tarz genç kızlardan oluşuyor. Başı açık kişilerden oluşuyor. Başörtülü insan sayısı çok azdır, sayısı belirlidir. Sizleri böyle dinden uzaklaştıracak bir politika izlediler, bazı kişiler. İşte bunların başı açık, makyajlı, konuşulmaz edilmez, muhatap olunmaz falan. Dolayısıyla büyük bir kitledeki kız kardeşlerimizi kenara çektiler. Ve küfre doğru itiyorlar. Siz ancak onların safında olabilirsiniz ancak, burada da bu arkadaşlarımız olabilir diye, bir bölünmeye doğru gittiler kendi kafalarınca. Ben bunların oyununu da bozdum. İstedikleri kadar bağırsınlar, ben sizlerle görüşeceğim, konuşacağım. İltifat da edeceğim. Bir de bu adamlar sevginin s’sini bilmiyorlar. Adam zaten yapamaz ki, bilmiyor ki, yaşamıyor ki, iltifat etmeyi de bilmiyor. Zaten sevgiyi bilmiyorsun ki sen. Onun için şaşırıyor. “Ne yapıyorsun sen ya” diyor. Yani aklı da almıyor. Nasıl insan sevilir. Ben o ilkel kafada değilim. Boş yere de uğraşmasınlar. Hiçbir şekilde de muhatap olmam, bıraksınlar onu, dinlemem.
Efendim “onlar da ama müzik dinlemiyorlar.” Ben sazlı, sözlü müzikten hoşlanıyorum. Fasıl dinliyorum, klarnet, keman, cümbüş, kendim de söylerim. Yani o anlamda alemciyim ben. Gizlim yok benim onlar gibi abidik gubidik yapmıyorum yani bir kısmı gibi, açık.
OKTAR BABUNA:Çiçekleri de seviyorsunuz, hayvanları da seviyorsunuz Hocam. Estetiği, sanatı.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şu yeni bir makineler yapmışlar. Televizyon gibi, kart takılıyor. Ne diyorlar onlara görüntü gösteriyor. Televizyona benziyor, ha bire resimler gösteriyor peş peşe biliyor musun onu? Çocuklar, çocuk resimleri koymuşlar, küçük bebekler, tavşanlar, kediler. Kardeşim banyoda, evin her yerinde var. Nefesim kesiliyor, evin içinde gezemiyorum yani. Acayip tatlılar yani. Bugün de düşündüm yani niye bu kadar haz duyuyorum yani. Tavşanla kedi beraber poz vermişler herifler, anormal tatlı ben onları yerim normalde. Süper şeker sürekli de görüntü kayıyor, ya diyorsun kaymasa keşke devam etse. Yeni bir görüntü geliyor o daha da şeker. Mesela köpekle kedinin ahbaplığı, köpekli tavşanın ahbaplığı, mesela karacayla tavşanın arkadaşlığı. Bir de yeni çok resimler çıkarmışlar, o daha da zevkli oluyor. Mesela içimde çok derin bir haz duyuyorum. Bütün benliğimi kaplıyor, acayip zevk alıyorum. Onlar böyle bir zevk almaz ki adamlar.
OKTAR BABUNA:Almaz Hocam evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tavşan görse herif, “bunun buğulaması iyi olur” der. Adam kedi görüyor, tekmeliyor. Mesela geçende biri hayvanın parçaladı kafasını, bir psikopat.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Dijital çerçeve deniyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bir de içerledim. Bak bana bu hayvanları canlı göstermiyorlar. Yani böyle bir sistem olması lazım. Ben her yerde sevmem lazım kedileri, köpekleri, tavşanları sokakta bulmam lazım. Meyve ağaçlarını resimlerden görebiliyorum. Bana zulüm bu, olur mu böyle şey. Her yer bağlık, bahçelik olsun. Her yerde hayvanlar olsun. Bir karaca sevemiyorum, bir ceylanı sevemiyorum. Bir tay olsun, bir eşek sıpası olsun seveyim ben onları. Alıp kulaklarını tutayım onun. Acayip şeker bir şey eşek sıpası gördün mü sen? Süper tatlı herif, ben çocukken onu öperdim şapur şupur eşek sıpalarını. Ben sevgi doluyum. Öyle bir çamuru bana hiç yaklaştırmasınlar. Ne diyorsun Oktar’ım?
OKTAR BABUNA:Tamamen haklısınız Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu çok tatlı (eşek sıpası resmi gösteriliyor), ne diyeyim buna yani. Yalan mı söyleyeyim? Çok şeker bir şey. Bu herif bak tam öpülecek gibi, gözünün üstünden de öpülecek gibi. Acayip tatlı, bak ne güzel poz vermiş. Biz sevgi dolu olacağız. Bizim hayatımız öyle olacak.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Müzik dinleyeceğiz, her yer çiçek olacak, güzel mimari olacak, dost olacağız, ayrı fikirde olan insanları ezmeyeceğiz biz, aşağılamayacağız, saygı duyacağız onlara, komünistine de, masonuna da. Bak 33 derece masonlar şu an bir nevi misafir yeni kafile geldi, mason kafilesi geldi. 33 derece bak adamların kalbi muhabbetle, Kuran sevgisiyle doldu. Sabaha kadar kardeşlerle Kuran dinliyorlar. Kardeşim bu işler sevgiyle olur. Ey bre kafir, ey zındık bilmem ne, seni gidi mason falan, işte tahtanın üstüne çivi takıp üstüne saldırıp, böyle olmaz. Bunda İslamiyet yok olur ve Cehennem’e gidersin Allah esirgesin. İslam şefkat, merhamettir, muhabbettir. Bak ben onlara saygı, sevgi gösterdim, adamların hakikaten maşaAllah, müthiş “Hocam” diyorlar “emret” diyorlar. “Bütün dünya masonluğu emrinde” diyorlar. “Ne istiyorsan yapalım”. MaşaAllah bak kaç defa dün de yine söylediler. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Vesile oldunuz Hocam maşaAllah. Normal namaz kıldılar Küçük Ayasofya Camii’nde iki defa.
ADNAN OKTAR:Kardeşim öyle bir kadın anlayışı var ki acayip aşağılıyorlar. Net üçüncü sınıf insan olarak görüyorlar kadınları. Adam yerine koymuyorlar. Bizim karı bilmem ne falan işte karı dırdırı bilmem ne. Yani bir nefret var, kadın nefreti var yobazlarda ve gericilerde. Ben öyle değilim, çok seviyorum, çok tatlı varlıklar. Yani bütün benliğimi kaplıyor onlara olan sevgim. Ve acıyorum bak acıyorum, şefkat duyuyorum, korumak kollamak istiyorum. Hepsini kıskanıyorum, kim varsa hepsini kıskanıyorum. Aman zarar gelmesin diyorum yani gelirse rahatsız oluyorum. Mesela bak şu kedi geçenlerde bir psikopat kediyi öldürdü, filmini de seyredemedim. Bak yine cesaret edemiyorum, bakamıyorum yani acıdığım için hayvana. Adama acayip kinlendim. Çık özür dile. Bir pişmanlığını söyle, kayboldu herif ortadan. Geçenlerde o köpeği, hayvanı koşturan psikopatları daha hala bulamadılar. Yani gidip boğalım demiyorum ama manyak bunlar çok tehlikeli. Yani bir hayvana sen bunu nasıl yaparsın? İşte yobaz ne yapar biliyor musun? Hoşuna gider böyle hırıltılarla gülüyor adam. Bir yobaz için de yani kedi nefret edilen bir varlıktır. Köpek de nefret edilen bir varlıktır. Yani hayvan sevgisi olmaz yobazda. Çiçek olsa adam yer onu, salata zanneder herif. İnşaAllah. Allah onun için ayette diyor, bak “Dayatılmış kof kütük gibidirler” diyor Allah ayette “kof kütük” kofturlar, ruhunda sevgi yok, bir insani bir değer yok, incelik yok. Yani bir kere kadınlara üçüncü sınıf insan muamelesi yapmak yobazlığın ana özelliğidir ve komünistler, dinsizler, imansızlar hep bize karşı şu ana kadar hep onu kullanmışlardır. Yani kadınlara karşı yapılan muameleyi kullanmışlardır. Bak ben onu da tıkadım. Küt diye tıkadım. Oradan da yolları tıkandı. Onun için oradan, buradan böyle ecübe münafıkları ortaya çıkartıp güya bize karşı bir atak yapmaya çalışıyorlar. Her seferinde adamları böyle katlayıp iade ediyoruz. Ama Cübbeli’yi tenzih ediyorum, sürekli karşıma çıkmasın.
OKTAR BABUNA:Bu şeyi söylemiştiniz Hocam açıklamıştınız, Darwin’in de ifadesi var kadınlarla ilgili. “Köpekten daha aşağı bir varlıktırlar” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim faşistlerde de, komünistlerde de adam yerine koymuyorlar. Yani Abdullah Öcalan’ın ifadeleri var kadınlarla ilgili, Kürt kadınları ile ilgili acayip aşağılayıcı. Yani komünistlerin kafasında bu var. Faşistler hiç adam yerine koymazlar. Peygamberimiz (s.a.v.) kadınların kıymetini biliyordu. Bak “bana” diyor “üç şey sevdirildi. 1-Güzel koku, 2- Namaz, 3- Saliha kadın” diyor. “Dünyanın üç şeyinden ben hoşnut oldum, bunlar sevdirildi bana” diyor inşaAllah. Mis gibi kokardı Peygamberimiz (s.a.v.), daha o gelmeden 15-20 metre gelmeden daha gül kokusu sarardı. Gül kokusu hakimdi Peygamber Efendimize (s.a.v.) kullandığı koku oydu, gül kokusuydu maşaAllah. Oktar Hocam anlat seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Moritanya’da 6 gazetesinden bir tanesinde Hocam, sizin röportajınız yayınlanmış. Le Quotidien De Nouakchott okunuşuyla, gazetedeki editörü röportajı yayınladıklarına dair bilgi verirken şu notu yazmış Hocam haberde. “Sayın yazarın röportajının bugün yayınlanması önemli bir olayla aynı güne denk düştü. Çünkü bugün Moritanya devlet yetkilileri bir tartışma başlattı. Tartışmanın konusu şöyle” diyor, “Bir terörizm, iki Moritanya topluluğunun farklı bölümleri arasında bir diyalog kurulması”. Bu konu Moritanya’nın diğer gazeteleri gibi bu gazetenin de baş sayfasında kapaktan yer almış. Haberin başlığı: “Aşırıcılık ve terörizm üzerine ulusal tartışma” şeklinde. Baş sayfadaki bu başlığın hemen altında da sizin resminiz ve röportajdan şu cümle yer alıyor. “İslam adı altında terörizm uygulayanların tümü Avrupa’da Darwinist, materyalist ve ateist eğitim almış ve materyalist vizyonu olan kişilerdir.” Hemen altına koymuş Hocam. Burası da bir Kuzey batı Afrika ülkesi Moritanya İslam Cumhuriyeti resmi adı da Hocam. Sizin röportajınızı da çok önemli bir bölümde yayınlamışlar. Tartışma başladığını söylemiş.
ADNAN OKTAR:Fransızca mı bu?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah maşaAllah. MaşaAllah dünyanın iki yüz ülkesinde fikirleriniz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çin’den kardeşimiz, aman isim vermeyelim ki Çin’de psikopat adamlar var. “Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Tırnaktan bakarak geçmişi görme ilmini Yüce Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e geleceği de görebileceği şekilde buna benzer daha kapsamlı bir ilimle kuşatmış olabilir mi?” Allah-u alem olabilir. Yani Peygamberimiz (s.a.v) demek ki bakıyordu. Çünkü bu görüntü sırf tırnakta değil yani aslında olduğunda 4 metreye 3 metre falan büyük ekran şeklinde de görülüyor. Yani o kadar değil. Mesela normalde şöyle 15’e 10 gibi küçük bir ekran tırnağın üstünde oluşuyor, normali böyle oluşuyor. Ama ikinci bir aşaması var, onda 4 metreye 3 metre gibi çok büyük ekran olarak gelişiyor. Muhtemelen Peygamber Efendimize (s.a.v.)’e büyük ekran olarak oluştu. Yani büyük ekran olarak kapsamlı ve geleceğe dair oldu. Çünkü normalde genellikle geçmiş gösteriliyor. Ama halbuki geçmiş de gelecektir zaten. Yani insanlar geçmişi gelecekten farklı görüyorlar. Geçmişle geleceğin hiç farkı yoktur. Yani anın sağı da gelecektir, solu da gelecektir. Anın yine sağı da geçmiştir, solu da geçmiştir. Yani gelecek dediğim şey zaten geçmiş zaman olmuş oluyor aynı zamanda.
MaşaAllah çok sevimli Gamze “Hocam” demiş ama “canımın içi” diyor, “bir tanecik, eşsiz benzersiz Hocam” diyor. “Bu akşam yine muazzam yakışıklısınız, siyah size zaten çok yakışıyordu, müthiş derecede asil duruyordunuz, yeşille birlikte olunca mükemmel olmuş. Gözleriniz şahane duruyor Hocam uzaktan bile parlıyor. Canım Hocam Allah sizi her gün gençleştirsin inşaAllah” diyor Gamze. MaşaAllah Allah sevgisini arttırsın.
“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’ın çok detaylı fiziksel tarifini verdiğini ve Ahir zaman alametlerini yine detaylı şekilde haber verdiğini biliyoruz. Tüm bu detaylar Peygamberimiz (s.a.v.)’e bu şekilde bir yöntemle nakledilmiş olabilir mi? Aynı ilimle Hz. Mehdi (a.s.) de kuşatılacak mıdır acaba? “Allah Hz. Mehdi (a.s.)’ı bir gecede ıslah edecektir” sözüyle buna benzer bir ilimle kuşatılabileceği manasını çıkartabilir miyiz acaba saygılarımla Aslan Hocam” diyor. Olabilir yani çünkü bizim kardeşlerimizde bu, şu an gittikçe gelişmeye başladı. Yalnız ben buna şaşıyorum. Cinlerle de alakalı bir şey değil bu. Yani çünkü bakın mesela bir olayda geçen arabalar, arabaların sesleri, cam kırılma sesi, adamların ayrı ayrı konuşmaları yani oradan geçen bir kedi varsa o da olduğu gibi tamamı görünüyor. Bu çok acayip bir şey. Bu cinle açıklanacak gibi değil bu. Ben bunu anlayamadım yani çok harika bir durum bu, çok çok acayip. Yani zaman oraya gelmiş oluyor, çok acayip. Bunu geliştireceğiz tabi. Yani bir hayli geliştireceğiz inşaAllah. Yani sonuna kadar devam edeceğiz. Yalnız Türkiye’de bu konuda bilgi sahibi olan herkes bizimle bağlantıda olsun. Benim davetlimdirler ama gerçekten bilenler gelsinler, bizim vaktimizi almasınlar Allah rızası için. Gerçekten üstad olanlar yani bu konuda ilerlemiş, ilmi olanlar, ben onları ağırlayacağım. Gelsin kardeşlerimiz, ondan sonra bir de Müslüman cini olanlar yani böyle tam Allah’a tam muttaki, yalan söylemeyen, dürüst, ondan sonra vaktimizi almayan böyle aklı başında cini olan kardeşlerimiz de mesela var bazen iki, üç tane cini oluyor, Müslüman, muttaki. O kardeşlerimiz mutlaka gelsinler, onlarla bağlantımız olsun.
Daha önce anlatmıştım, amcamın oğlu vardı. O kaymakamdı bir ilçede. Marksist eğilimliydi yani siyasal mezunuydu. Onu götürmüşler bir ilçeye, cinci bir adamın evine götürmüşler. “Şöyle bir kütük parçası” diyor. “İri bir kütük parçası, şöyle yan kesilmiş kütük ve masanın üstünde kütük, yan kesilmiş, kütüğün içini yer yer oymuşlar yani üç noktada oyulmuş, içlerine cam koymuşlar kütüklerin içerisine ve içinde ve Abdül, Abdülvahap, Abdülgani böyle altına cinlerin isimlerini yazmışlar kütüğün altına Arapça olarak. Adam “hoş geldiniz” demiş, “buyurun oturun” demiş. Adını, soyadını sormuş, adresini sormuş. Dine karşı tavırlı bir insan onu açıkça söyleyeyim. Marksist eğilimliydi. Ama baya dürüst yani, dürüst öyle sahtekarlık falan yapacak birisi değil. Adresini söyledikten sonra adam bir süre sonra cinler gelmiş. Ha öylemi falan diye dinlemiş. “Senin” demiş “odanda, evdeki odanda büfenin ikinci katında, gazete kağıdının altında kız arkadaşına yazdığın mektup var” demiş. “Bir, cüzdanın içerisinde” demiş “şu kadar para var, miktarı bu” demiş. “Yine sakladığı, yine orada sakladığın yerde de şurada duruyor” demiş. Evin odanın şeklini tamamen tarif etmiş. Şöyle bir raf var, şurada şu var. Bakın Anadolu’dan bir ilçeden, Ankara’daki bir adresteki evin içinin bütün detaylarıyla vermiş ve detay. Arkadaşına yazdığı mektuba varıncaya kadar. “Ben sakladım” diyor, “kimse görmesin diye en alt kata gizledim” diyor. “Oradaki yerini söyledi” diyor. “Aklım durdu” diyor böyle o acayip, “aklım durdu” diyor. Mesela bu tam sağlam cinci bu arkadaş. Bununla bağlantı kuralım dedik, annem olay çıkardı. Yani bağlantı kuramadık. Cesaret de edemiyorum şu an. Yani bir şekilde de o arkadaş ile bağlantı kurulabiliyorsa, bir mümkünü varsa. Bir şekilde amcamın oğlu söylemiş, anneme söylemiş herhalde. Annem de acayip olay çıkarttı. Bağlantı mecburen, şu an teknik olarak kesildi. Eğer yapabiliyorsak o çok iyi olur. Yani cinler muazzam hizmete hazır görünüyorlar. Yani çok acayip bir çalışma yapılabilir onlarla. Yani insanların imanının gelişmesine çok büyük etkili olur ve bu Kutsal Emanetlerin bulunmasında da çok büyük faydası olacak. Ama bu tırnak ilmi, şu an kardeşlerimiz geliştiriyor yani o çok iyi. Yani benim tahminimin üstünde bir hızla gelişme oldu. İnşaAllah. Bir de ürkmedi bizim çocuklar maşaAllah delikanlılar. Başkası olsa kanı iliği çekilir. Hakikaten hiç etkilenmiyorlar maşaAllah.
Hüseyin Ata “Selamün aleyküm”, aleyküm selam. “Hocam” diyor, “vahyin bittiğini hangi ayetten çıkarıyorsunuz” diyor. Şimdi bak Hüseyin Ata kardeşime ben söyleyeyim. Ne Şeyh Nazım Kıbrısi Hoca, ne ben, Hoca Efendiye bir desteğimiz olmadı, olmaz, kimsenin olmadı. Öyle bir şey yok. Hocanız samimi bir insan, samimi bir Müslüman, garibanın teki. Yapmayın, etmeyin. Mahvedeceksiniz adamcağızı. Yapmayın. Sizin yapacağınız ne? “Hocam dersiniz, bak sen inşaAllah Mehdi’sindir deyin, bunu söyleyin. Ama sana vahiy geliyor diye adamı delirtmeyin, mahvedeceksiniz adamı. Adam “bana” diyor, “Şu sure geldi, bu sure geldi” diye açıkça koymuş internete yazıyor. Ya ne olur böyle bir insanın hali Ahirette. Bir de kardeşim şimdi bak buna yol açıyorsunuz, başkaları da çıkıyor diyor ki o: “bana da vahiy geldi, bana da sure geldi” diyor. Bakın Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ahirette tek bir tane şikayeti var. “Ya Rabbi” diyor “benim ümmetim bu Kuran’ı terk ettiler” diyor. Kuran yeterlidir. Kuran içinde her şey vardır. Kuran’a ilave olmaz. Ne hurafe olur ne de yerine vahiy gelip ilave Surelerle bu genişletilir. O zaman İslamiyet’e de en büyük düşmanlığı yapmış olursunuz. Zulüm yapmış olursunuz, oyun yapmış olursunuz. Hurafe katılmaz, yeni vahiy geldi, yeni Sure geldi diye yeni yeni ilaveler yapılmaz. Yanlış yapıyorsunuz. Kuran’a uyun, Sünnet’e uyun rahat edeceksiniz, güzel olacaksınız. Bak o zaman ben desteklerim, yardımcı olurum. Hocanızın Hz. Mehdi (a.s.) olabileceğine ihtimal verin, ona da iftihar ederim, bir şey demiyorum. Ama adamcağızı delirteceksiniz. Ne yapıyorsunuz? Bana vahiy geldi ne demek kardeşim, bana Kitap geldi ne demek? Yarın bir gün adam çıkacak diyecek ki bu kitap bana yeter. Allah`ın bana, işte ben Kuranı kaldırıyorum der Allah bana vahiy getirdi, Kuran’ın hadisin hükmünü ben kaldırdım der. Bundan sonra insanlar benim kitabımı okuyacak der, al başına belayı. Mahvedeceksiniz adamı yani. Ve yeni yeni bir çok adam çıktı böyle, bana da vahiy geliyor diye aynı kafa aynı Hocanızın üslubuyla, mantığıyla benim ne eksiğim var diyor o da sakal bırakmış, ben de cezbeleniyorum diyor, bana da aniden bir hal geliyor diyor ben de vahiy alıyorum diyor. Buyur gel, aksini ispat et. Ne diyelim? Hayır aynı stille o da ortaya çıkıyor ne diyeceğiz adama? Yani ne gerek var kardeşim bu anormal hareketlere? Ne güzel iman hakikatleri anlatıyoruz güzel, Kuran’dan bahsediyorsunuz güzel. De ki: Allah`ın kitabı bana yetiyor Elhamdülillah. Peygamberin hadisleri de bana yetiyor, sünneti yetiyor. Güzel, ne eksiklik gördünüz ayrıca? Ne sorunla karşılaştınız yani Kuran ve sünnetin uygulamasıyla siz hangi eksiklikle karşılaştınız? Niye bu ilavelerle başınızı belaya sokarsınız? Yani bunu yapın ben yine şeyhinize diyeyim yani inşaAllah Mehdidir diyeceğim. Yani diyeceğim. Ama kimsenin desteklediği mesteklediği yok, böyle bir şey yok kendinizi de kandırmayın çocuk gibi. Ne Şeyh Nazım Hocamız destekliyor ne ben destekliyorum öyle bir konu yok. Ama acıyoruz Müslüman olduğumuz için tabii ki yardımcı olmak isteriz ama bu deliliği yapmamanız şartıyla. O anormalliği yapmamanız şartıyla. Bırakın bunu, bize sure geldi falan bunları bırakın. Deyin ki bize Kuran yeter Peygamberin sünneti yeter biz Allah`ın dinini tebliğ ediyoruz bizim Hocamız da çok samimi, güzel insan Mehdi’ye benziyor, olabilir deyin biz de diyelim. İnşaAllah öyledir diyeceğiz. Ama bunun açıklaması yok, mahvedeceksiniz kendinizi. Yani o hadi meczuptur kurtarabilir ama siz kurtaramazsınız Allah esirgesin. Anlamıyorlar büyülenmişler artık. Ne diyeyim ben bunlara. Kardeşim bak, Allah insanlara vahyeder, ama, her an vahyeder ama o vahiyden hiç kimse sorumlu olmaz. Mesela bak vicdan, vicdan ne demektir vicdan? Allah`ın insanlara vahy etmesidir. Ama sen bunu kitap haline getirip Allah bana bunu vahyetti ben buna uyuyorum dedin mi sapıttın demektir. Bu olmaz biz onun vahiy olup olmadığını bilemeyiz. Allah`ın kalbimize verdiği bir ışıktır o. Ama biz bunu iddia edemeyiz yani ortaya çıkamayız. Yani ne başkasına bir hüküm getirebiliriz ne de kendimize bir hüküm getirebiliriz. Yani bazen insan mesela bir şeye karar veremeyebilir. Ben hangisinin vahiy olduğunu nerden bileyim ben onun. Ama vicdanımızın sesini dinleriz, vicdanımızın sesini dinlediğimizde Allah`ın vahyini dinlemiş oluruz. Konu budur. Ama bundan hüküm çıkmaz yani biz Kuran’a karşı yeni bir konu olarak bunu çıkaramayız. Bir de anlamıyorum bu insanları ben, otuz bin kere anlatsak yine anlamayacaklar gibi görünüyor.
OKTAR BABUNA:Ayeti okuyorum Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah`a sığınırım. “Allaha karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken bana da vahiy geldi diyen ve Allah`ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri ölümün şiddetli sarsıntıları sırasında Meleklerin ellerini uzatarak onlara ‘canlarınızı bu kıskıvrak yakalanıştan çıkarın. Bugün Allah`a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O`nun ayetlerinden büyüklenerek yüz çevirmeniz dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz’ dediklerinde bir görsen”.
ADNAN OKTAR:Çok fazla ayet var yani Kuran’ın yeterliliğine dair çok fazla ayet vardır. Bunun fitne olacağı belli kardeşim o zaman çoluk çocuk herkes bana vahiy geliyor der, bu ne olur o zaman ortalık? Bunu beş yaşındaki çocuk olsa anlar. Fas`tan, Moritanya`dan, Tunus`tan Mısır’dan herkes çıkar bana da vahiy geliyor der. Ne diyelim adamlara o zaman? Allah bunun böyle olduğunu bildiği için Peygamberimizin son peygamber olduğunu söylüyor Cenab-ı Allah. Başka da bir resul yok yani kitaplı bir peygamber yok. İnşaAllah. Ama adam diyor ki ben resulüm diyor, ne anlamda resulsun diyoruz İslam’ı tebliğ anlamında, risaleti tebliğ anlamında Resulüm diyor. Yani peygamber misin? Yok değilim. E tamam, de. Yani peygamberliği tebliğ anlamında diyorsa risalet tebliğcisi yani resulü, anlatan, tebliğ eden anlamında diyorsan, de. Ona bir şey dediğimiz yok. Ama ne gerek yani? Yani insanın kafasını bulandıracak sözlere de gerek yok tebliğciyim de. Ama Allah`ın Resulünün tebliğcisiyim de. E tamam. Resul elçi anlamında dini tebliğ eden elçi anlamında diyorsan bütün dünyadaki Müslümanların tamamı resul o anlamda. Yani sırf sizin Hocanız değil. Bütün dünyadaki Müslümanlar tamamı resuldür. Dini tebliğ anlamında, tebliğci anlamında. O anlamda tamam, ama hiç kimse Resul değil de benim Hocam Resul diyorsan o zaman samimiyetsizsin işte. Bir de bu karmaşık bir konu değil ki bana bunu uzun uzun bana yazmış kardeşim yani kırk sayfa falan yazmış. Bir kere bu kadar detaylı... Din sadedir ve gayet kolaydır Kuran. Karmaşık bir şey de yok. Allah bize Kuran’ı indirmiş hepsi içinde var. Gönlümüz rahat edecek artık. Buna ilave yani yobazların, münafıkların özelliğidir o. O zaman mahvolursunuz Allah esirgesin.
Bak, şeytandan Allah`a sığınırım. Enbiya Suresi 49 da “Onlar Rablerine karşı gayb ile (O`nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler” Diyor ki biz Allah`ı görüyoruz diyorlar. Kardeşim bırakın bu sözleri, bak Allah ne diyor ““Onlar Rablerine karşı gayb ile (O`nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler. Ve onlar Kıyamet saatinden içleri titremekte olanlardır” Enbiya Suresi 49. “Ki onlar Peygamberler Allah`ın risaletini tebliğ edenler O`ndan içleri titreyerek korkanlardır ve Allah`ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır” Bu, korkunun olmamasıyla ilgili ayetler. Evet, Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, Kuran`ın yeterliliğiyle ilgili ayeti okuyorum Hocam. Şeytandan Allah`a sığınırım. “Allah`tn başka bir hakem mi arayayım? Oysa O size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine kitap verdiklerimiz bunun gerçekten Rablerinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma”.
ADNAN OKTAR:Bak Allah`tan başka hakem mi arayayım? E bitti işte Kuran’dan başka dayanacak bir yer yok.
OKTAR BABUNA:Enam Suresi 38. “Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık””
ADNAN OKTAR:Bak hiçbir şeyi noksan bırakmadık. O zaman vahye, bana peygamberlik geldi demeye niye gerek var? Niye ihtiyaç duyuyorsun? Hurafeye niye ihtiyaç duyuyorsun o zaman? Bak hepsini ben indirdim diyor Allah, hepsi var diyor. Evet.
OKTAR BABUNA:“Rabbinin sözü doğruluk bakımından da adalet bakımından da tastamamdır. O`nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O işitendir, bilendir.”
ADNAN OKTAR:Yeni ayet geldi hüküm değişti diye bir şey yok. Kuran’a göre hareket ediliyor.
OKTAR BABUNA: Yine Rum Suresi 58 “Biz bu Kuran’da insanlar için her örneği gösterdik”.
ADNAN OKTAR:Her örneği. Demek ki ilave bir şeye ihtiyaç yok. Yobazlığa ihtiyaç yok. Münafıklığa ihtiyaç yok. Evet.
OKTAR BABUNA:Yunus Suresi 15 “De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım."
ADNAN OKTAR:Bana vahiy geldi yeni hüküm geldi denemiyormuş demek ki.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Andolsun Biz bu Kuran’da belki öğüt alıp düşünürler diye insanlar için her bir örnekten verdik”
ADNAN OKTAR:Her bir örnekten. Eksik olan bir şey yok.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Biz Kitabı sana her şeyin açıklayıcısı Müslümanlara bir hidayet bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.”
ADNAN OKTAR:Bak her şeyin açıklayıcısı. Bazı şeylerin değil her şeyin. Evet.
OKTAR BABUNA:“Şu halde sana vahyedilene sımsıkı tutun çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin”.
ADNAN OKTAR:Bir daha oku ayeti.
OKTAR BABUNA:“Şu halde sana vahyedilene sımsıkı tutun çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin.”
ADNAN OKTAR:Kuran’a.
OKTAR BABUNA:Evet. “Şüphesiz o Kuran senin ve kavmin için gerçekten biz zikirdir. Siz ondan sorulacaksınız”.
ADNAN OKTAR:Neyden sorulacakmışız?
OKTAR BABUNA:Kuran’dan Hocam.
ADNAN OKTAR:Kuran’dan. Hoca efendiye gelen vahiyden değil demek ki. Yobazlara gelen hurafelerden değil. Bak sadece Kuran’dan. Yanımızda demek ki ahirette yalnızca Kuran olacak. Ve Kuran’ı açacağız Kuran’dan sorulacak o kadar. Başka bir şey yok. Ne hurafe ne vahiy yalanıyla orta çıkan yeni hükümler. Yine oku, çok ayet var sen oku.
OKTAR BABUNA:“Şüphesiz Bu Kuran en doğru yola iletir. Ve salih amellerde bulunan müminlere onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.”
ADNAN OKTAR: Kuran.
OKTAR BABUNA:Kuran.
ADNAN OKTAR: Güzel. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki biz ona karşı sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım. Andolsun biz bu Kuranda çeşitli açıklamalar yaptık öğüt alıp düşünsünler diye. Oysa bu onların daha uzaklaşmalarından başkasını arttırmıyor”.
ADNAN OKTAR:Daha uzaklaşma; ne yapıyor? İşte bana vahiy geldi diyor hurafeler çıkarıyor, uydurmalar çıkarıyor. Falanca Hocadan duydum diyor. Ve sonunda psikopat ve münafık takımı ve deli bir kitle meydana geliyor. Ondan sonra komünistler, dinsizler, imansızlar bunları konuşuyor işte bak Müslümanlar böyle oluyorlar diye ortaya çıkıyorlar. Kuran’ın yeterliğini kabul etmedikleri için İslam alemi mahvolmuş durumda. Yani halk tabanı mazlum, bunların içindeki bir kısım yöneticilerin fitnesinin sonucunda işte bu Müslümanlar bu hale geldiler. Halk Kuran’a tabi. Ama yöneticilerin büyük bir bölümü bozuk. Evet devam et.
OKTAR BABUNA:“Bu Kuran düzüp uydurulacak bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin çeşitli biçimlerde açıklaması ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir”.
ADNAN OKTAR:Bak her şeyin. Her şeyin, ne demektir her şeyin?
OKTAR BABUNA:Her şey.
ADNAN OKTAR: Her şey. Çeşitli biçimlerde açıklaması diyor, bak, bir türlü de açıklamıyorum diyor Allah. Her şeyi açıkladığına göre ilave niye koyuyorsun Kuran’a. Daha ne ilave istiyorsun? Allah’ın sözüne güvenmiyor musun sen? Ahirete gittiğinde sadece Kuran’dan soracağım diyor Allah. Hepsini de açıkladım Kuran’da diyor, bitti. Niye derdine düşüyorsun başka konuların o zaman? Yani eksik olan ne var, nerde sıkıştı, nerde çözüme kavuşamadı? Evet devam et.
OKTAR BABUNA:“Andolsun, size açıklayıcı ayetler, sizden önce gelip geçenlerden bir örnek ve takva sahipleri için bir öğüt indirdik. (Nur Suresi,34)”
“Andolsun biz, açıklayıcı ayetler indirdik. Allah, dilediğini doğru yola yöneltip-iletir. (Nur Suresi,46)”
ADNAN OKTAR:Bak ayetler de açıklayıcı diyor Allah. Buna inanmıyorsa, ben adamlara ne diyeyim. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik... (Nisa Suresi,105)”.
ADNAN OKTAR:Bak peygambere, sen kendi kafana göre kendi aklına göre hareket demiyor Cenab-ı Allah. İnsanlar arasında hükmetmen için sana Kitabı indirdim diyor. Sen kendine göre kesin hüküm veremezsin diyor Peygambere. Peygamber kendisi hüküm veremezken sen kim oluyorsun da bana vahiy geldi diye hüküm vermeye kalkıyorsun? Olur mu öyle şey, o zaman on binlerce milyonlarca yeni kitap çıkacak demektir. Milyonlarca yeni din demektir. Bunu çocuk olsa anlar, yazık. Bu kafayı bir an önce terk etsinler, bu yobaz takımı da, gericiler de, bu kafayı çizmiş olanlar da işte yanlış yanlış yollara girenler de Kuran’ın yeterliliğine inansınlar, Allah’a güvensinler. Bak Kuran’a sarılırlarsa kurtulacaklar. Yine büyüğünü, mürşidini Mehdi bilsin kardeşim bir şey dediğimiz yok, saygı duyarız. Hatta ben de diyeyim evet Mehdi’ye benziyor diyeceğim, söz veriyoruz diyeceğim yani. Bir şekilde benzetiriz, sorun değil. Değil mi, boyundan bakarız deriz ki buradan benziyor deriz. Bir de ne kadar saflar, ben böyle kafadaki adamı destekler miyim? Şeyh Nazım Hocamız destekler mi bu kafadaki insanları? Olacak iş mi şunlar. Evet devam et.
OKTAR BABUNA:Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'an)'dan şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. (Bakara Suresi, 23)
ADNAN OKTAR:İşte adam diyor ki bana geldi diyor. Allah diyor ki, bak Allah yapamayacaklarını vurgulamak için söylüyor. Adam diyor ki ben yaparım diyor. Ne yapıyoruz?
OKTAR BABUNA:Bitmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam.
SUNUCU:www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adresinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00:30’dan itibaren Aksu Tv, Tv Kayseri, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve www.harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...