SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Gaziantep Olay TV, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan TV, Çorum Kanal 19, Uşak Egem TV, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, haberhilal.com, selamhaber.com, sekizsutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak isteriz Hocam? Buyurun.
ADNAN OKTAR: Evet, Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Los Angeles Times Gazetesi’nde, Amerika’nın ünlü gazetesinde bir haber çıkmış: “Türkiye, İran ile ticareti kesmesi yönünde ABD’den gelen baskılara karşı çıkıyor” diyor Hocam haberde.
ADNAN OKTAR: Ticaretin ne mahsuru var?
OKTAR BABUNA:“Amerika baskı yapıyor, Türkiye de karşı çıkıyor” diyor.
ADNAN OKTAR: Ticareti kesmesi. Ne faydası olacakmış ticareti kesmenin?
OKTAR BABUNA: İlişkileri, Allah-u alem, genel olarak da. Yazıda da zaten şöyle diyor; “ABD’nin tüm baskılarına rağmen Türkiye, İran ile ilişkilerinin azaltması konusunda ikna olmuyor.”
ADNAN OKTAR: Canım mantıklı bir şey değil ki. Yani “ticaret yapma” ne demek? Çok acayip. Başka bir şey denilse düşünülür de, makul bir şey değil. Evet başka?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Türk Hükümeti de bunu kabul etmiyor. “Hatta Tayip Erdoğan; ‘İran ile olan ticareti üçe katlamayı düşünüyoruz’ diye açıklama yapmış” diye geçiriyorlar haberde Hocam, inşaAllah.
Adnan Zentürk Star Gazetesi’nde bir yazı yazmış Hocam. “Bir çocukluk hastalığı: Eksen Tartışması” başlıklı yazıda, Türkiye’nin tüm dünyaya İslam’ın bambaşka bir yüzünü gösterdiğini, bunu da dünyanın saygın politikacı ve akademisyenlerinin tasdik ettiğini yazmış. “Avrupa’daki gereksiz ve yersiz İslam korkusu bu şekilde aşılacak” demiş.
ADNAN OKTAR:Gereksiz ve yersiz, evet. Kardeşim Müslümanların çektiği sıkıntının ana nedeni Peygamberimiz (s.a.v.) Ahirette söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir tane şikâyeti var Ahirette bütün İslam ümmetinden; “Yarabbi” diyor, “benim kavmim bu Kuran’ı terk edilmiş bıraktılar” diyor. Tek nedeni budur; Kuran’ı terk etmeleri inşaAllah.
Bak, En’am Suresi 114’te Cenab-ı Allah diyor ki; “Allah’tan başka bir hakem mi arayayım?” Bak, Kuran ayeti.“Oysa O, size Kitab’ı açıklanmış olarak indirmiştir.” Açıklanmış bir Kitap var ve “Allah’tan başka bir hakem mi arayayım?” Yani “Kuran’dan başka bir hakem mi arayayım?” diyor Peygamber (s.a.v.).
Bak, Allah yine En’am Suresi 38’de; “Biz Kitap’ta (Kur’an’da) hiçbir şeyi noksan bırakmadık.” Bak, “hiçbir şeyi noksan bırakmadık.” “Her şeyi açıkladık” diyor Allah. Adam “yetersiz” diyor, “yetersiz” dediği müddetçe bu bela kalkmaz.
Enbiya Suresi 10; “Size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir Kitap indirdik.” Bak; “(bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir Kitap indirdik.”
Kehf Suresi 54, şeytandan Allah’a sığınırım; “Bu Kur’an’da insanlar için Biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk.” Ama “her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk.”
En’am Suresi 115; “Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır.” Yani, Kuran’daki sözler “doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. Onun sözlerini değiştirebilecek yoktur.” Yani, ne ilave yapabilirsiniz ne de çıkartma yapabilirsiniz, evet. Adamlar hem ilave yapıyor hem çıkartma yapıyor; Allah da belalarını veriyor.
Rum Suresi 58; “Biz bu Kur’an’da insanlar için her örneği gösterdik. Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman” yani Kuran ayetiyle geldiğin zaman; “o inkâr edenler, mutlaka: “Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz.” Yani; “bizim yerleşik sistemimizi geleneğimizi bozandan başkası değilsiniz” diyorlar, Rum Suresi 58.
Bak o zamanlar münafıklar diyorlar ki Peygamberimiz (s.a.v.)’e, Yunus Suresi 15’te; “‘bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir’” diyorlar. Bak, “yeni bir vahiy, yeni bir hüküm getir. Yani kendi aklına göre yap” diyorlar. Var ya yeni şimdi uydurmacılar, onun gibi; “ya bir hurafe çıkart yahut ‘bana vahiy geldi’ de, yalan söyle, hallet” diyorlar. “Bundan başka bir Kur’an getir” yeni bir Kuran istiyorlar, başka bir Kuran “veya onu değiştir.” “Hükümlerini değiştir” diyorlar, “ya ilave yap yahut çıkartma yap. Bu haliyle Kuran’ı biz istemiyoruz” diyorlar. O zamanki münafıkların kafasıyla şu anki münafıkların kafası aynı. “De ki: “Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem,” yani ilave yapmam veyahut çıkartma yapmam, “benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım.” “Kuran’a göre hareket ederim” diyor.
Zümer Suresi 27; Allah yemin ediyor; “andolsun” diyor, “Biz bu Kur’an’da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik.” Yani, “her türlü örnekten verdik” diyor Allah, Zümer Suresi 27.
Nahl Suresi 89; “Biz Kitab’ı sana” Kuran’ı “her şeyin açıklayıcısı” bak, belirli şeylerin değil; bak istisnasız her şeyin açıklayıcısı “Müslümanlara bir hidayet...” Hidayet nerdeymiş? Kuran’da. Adam diyor ki; “bende hidayet” diyor. “Kuran’da” diyor Allah. Biz Kuran’a inanırız. “Bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” Nahl Suresi 89.
Zuhruf Suresi 43-44, bak Peygamber (s.a.v.)’e Allah hitap ediyor; “şu halde, sana vahyedilene sımsıkı-tutun.” Kuran’a sıkı sıkıya yapış. Allah’ın ipidir Kuran. Urvet’ul vüska, Hablullah-il metin, Sırat-ı müstakim; sıkı sıkıya tutulacak. Yani Allah’ın kopmaz koparılmaz ipine sıkı sıkıya bağlanacak Müslüman. Bak, Cenab-ı Allah ne diyor? “Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı tutun; çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin.” Sırat-ı müstakim. “Ve şüphesiz o (Kur’an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir ve siz Kur’an’dan sorulacaksınız.” Bitti, başka yok. Yani “sadece Kuran’dan sorulacaksınız” diyor Cenab-ı Allah, “ne uydurma vahiylerden ne hurafelerden; sadece Kuran’dan sorulacaksınız” diyor, Zuhruf Suresi 43-44.
İsra Suresi 9; “şüphesiz, bu Kur’an, en doğru yola iletir.” Demek ki insanlar çeşitli yollar çıkartıyorlar ama Allah en doğru yola Kuran’ın ilettiğini söylüyor. “Ve salih amellerde bulunan mü’minlere” bak, “salih amel (samimi amel)lerde bulunan mü’minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.” “Onların sevap kazanacağını onlara bildirir” diyor.
Furkan Suresi 33; “onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki,” mesela diyor ki; “bana vahiy geldi” diyor veyahut hurafe veyahut bir ilave veyahut çıkartma; yani Kuran’ı değiştirecek her hareket. “Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki” yahut mantık geliştiriyor, yani Kuran’a karşı mantık geliştiriyor. “…yoktur ki, Biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getrmiş olmayalım.” Yani, “Kuran ayetleriyle Biz bunların tamamını etkisiz hale getirdik” diyor Allah, Furkan Suresi 33.
İsra Suresi 41, şeytandan Allah’a sığınırım; “andolsun, Biz bu Kur’an’da” bak, “Biz bu Kur’an’da çeşitli açıklamalar yaptık, öğüt alıp-düşünsünler diye. Oysa bu, onların daha uzaklaşmalarından başkasını arttırmıyor.” Yetersiz görüyor, ilaveler yapıyor, ekler yapıyor, hurafeler karıştırıyor; belasını arıyor. Allah belasını verince yine hurafe arıyor, beladan kurtulmak için yine hurafelere dalıyor.
“Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için” yani müşrik, münafık aklında değil. Temiz akıl ne demek? Samimi, kesin imanla Allah’a iman etmiş, Kuran’ın yeterliliğine inanan, dürüst Müslüman, Kuran Müslüman’ı için, “onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için” aklı kirlenmemiş, yobazlığa batmamış, münafık olmamış olanlar için “ibretler vardır. (Bu Kur’an) düzüp uydurulacak bir söz değildir.” Yani; “‘bana vahiy geldi’ işte, ’ben kendi kafamdan yaptım’ yahut ‘hurafeler geldi’ gibi, böyle düzüp uydurulacak bir söz değildir” diyor Allah. “Ancak kendinden öncekilerin” yani Tevrat, İncil, Zebur gibi kitapların “doğrulayıcısı, her şeyin” bak, Allah istisna göstermiyor bak; “her şeyin ‘çeşitli biçimlerde açıklanması’” “bir çeşit de değil, çeşit çeşit açıkladım” diyor Allah “açıklanması ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.” Hidayetine vesile oluyor. Hidayet neymiş? Kuran. Adam diyor; “ben yapıyorum hidayeti” diyor, “gelin size hidayeti öğreteyim” diyor. Allah anlatmış işte; “Kuran” diyor, “hidayet.” Senin neyine, senden niye medet umacağız yani? Yusuf Suresi 111.
Nur suresi 34; “andolsun, size açıklayıcı ayetler, sizden önce gelip geçenlerden bir örnek ve takva sahipleri için bir öğüt indirdik.” Bak, düz ayet de değil; “açıklayıcı ayetler indirdik” diyor Allah. “Sizden önce gelip geçenlerden bir örnek” Tevrat’tan, İncil’den, Zebur’lardan, Peygamberlerden bir örnek “ve takva sahipleri için bir öğüt indirdik.” Yani; “Allah’tan korkan samimi insanlar için öğüt indirdik” diyor Allah, Nur Suresi 34’te.
Nur Suresi 46, Allah yemin ediyor; “andolsun Biz, açıklayıcı ayetler indirdik.” Kapalı değil anlamı yani, net anlaşılıyor. “Allah, dilediğini doğru yola yöneltip-iletir.”
“Şüphesiz, Allah’ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için”, “Allah’ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için Biz sana Kitab’ı hak olarak indirdik.” Peygamber (s.a.v.) neyle hükmediyormuş?
OKTAR BABUNA:Kuran’la inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kuran’la hükmediyormuş. İnsanların ne ile hükmetmesi gerekiyor o zaman? Kuran’la hükmetmesi gerekiyor. Hurafe oluyor muymuş? Olmuyormuş. İlave oluyor muymuş? Olmuyor. Çıkartma da olmuyor. “Bana vahiy geldi” diyip ilave de yapamıyorsun, evet. O zaman işte, Allah insanların belasını veriyor yapanlara; yapmazsa bereket, bolluk, güzellik oluyor. “(Sakın) Hainlerin savunucusu olma.” Yani; “münafıkların, müşriklerin savunucu olma.” Nisa Suresi, 105.
İbrahim Suresi 1; “Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap’tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura” zulümatan nur; zulümatlardan nura, “O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik.” Kuran ne için indirilmiş? Bak, Allah açıklıyor; “bu bir Kitap’tır ki, Rabbinin izniyle” Allah’ın izni ile “insanları” bütün insanları istisnasız, “insanlar” diyince bunun içine Ehl-i Kitap da girer, müşrikler de girer, dinsizler de girer; hepsi giriyor. “İnsanları karanlıklardan” küfür, tuğyan, dalalet, deccaliyet; her türlü pislik, “karanlıktan nura” nur; ışık, İslam, Kuran, sevgi, güzellik, kafa berraklığı, “nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman” yani, Kuran’ın yoluna çıkarman, Allah’ın hak yoluna çıkarman için, “sana (Kur’an’ı) indirdik.” Yani, “Allah’ın istediği olayı getirmen için sana Kuran’ı indirdik” diyor Allah.
Kalem Suresi 52; “oysa o (Kur’an) alemlere” sırf dünyaya da değil bak, bütün âlemlere; cin âlemine de, insanlık âlemine de “alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.” Kalem Suresi 52. Bak, “o (Kur’an) alemlere” hem ins hem de cin; cinlere de “zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.” Kalem Suresi, 52.
“Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır.” Kirli akıl sahibi, pislik, karaktersiz, cahil, avanak takımı, müşrik, putperest, münafık, ahmak takımı diyoruz ya, bunlar işte. “(Bu Kur’an) düzüp uydurulacak bir söz değildir.” Yani; “bir insan durduk yere bunu söyleyemez” diyor Cenab-ı Allah. “Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı” Tevrat, İncil ve Zebur’un doğrulayıcısı “her şeyin” istisnasız her şeyin “‘çeşitli biçimlerde açıklanması’” bak, Allah istisna koymamış; “her şeyin” bir de; “çeşitli biçimlerde” üstelik, yani bir çeşit de değil, “açıklaması ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.” Bak, yine burada Cenab-ı Allah hidayeti net söylüyor. Hidayet; Kuran. Yusuf Suresi 111. Aynı ayet bir daha tekrarladık.
“Biz Kitab’ı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman…” Niye ihtilafa düşüyorlar? İpsiz sapsız hurafeler buluyorlar; kimi diyor ki, “bana vahiy geldi” kimi, “ben bunu duydum” kimi başka bir şey söylüyor; ilaveler, ekler, çıkartmalar yapmaya kalkıyorlar. O zaman Cenab-ı Allah ne diyor? Bak; “Biz Kitab’ı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi” karar veremedikleri şeyi “onlara açıklaman” tam doğrusuyla bildirmen “ve inanan bir kavme” imanlı bir kavme “rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik.” “Hidayet de rahmet de Kuran içindedir, bu amaçla inmiştir” diyor Cenab-ı Allah. Kuran’ı da en mükemmel açıklayan Peygamberimiz (s.a.v.)’dir. Yani en mükemmel Kuran tefsiri yapan Peygamberimiz (s.a.v.)’dir. Onun yaptığı tefsire uygun hareket ettiğimizde konu biter.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Evet Oktar Hocam, şimdi seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Mehmet Altan’ın bir yazısı vardı Hocam, Star Gazetesi’nde. İran’a yönelik, yine İran’la ilgili olarak tasarlanan füze kalkanı projesiyle ilgili basında çok yoğun haberler çıkıyor bu günlerde. Mehmet Altan da bu konuda bir yazı yazmış. Bu konunun Türkiye’nin neden gazetenin ilk sayfalarında yer almadığını, çok hayati bir konu olduğunu yazmış. Amerikan Haber Ajansı Associated Press’te bir yorum yer almış. “Eğer Türkiye kalkanı reddederse tansiyon yükselir. Türkiye tuhaf bir durumda; reddederse NATO’yla ilişkiler çok bozulur” denmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte bak Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan evvel acayip bir gerilim meydana geliyor. Yani, “ya bir İslam ülkesiyle savaşacaksınız” diyorlar, “Müslüman’ı Müslüman’a kırdıracağız. Yoksa sizi de NATO’dan çıkarırız, size de saldırırız.” Buna getiriyorlar. Yani anlamı bu. Türk-İslam Birliği olmadı mı bak önüne gelen kabadayılık yapıyor. Yani adam diyor ki mafya babası gibi; “şu adamı gidip vuracaksın” diyor. Diyor ki adam; “benim kardeşim ya” diyor, “ben onu niye vurayım? Hiçbir suçu yok” diyor. “Eğer onu vurmazsan seni de onu da vururum” diyor. Tam mafya muhabbeti yani. Türk-İslam Birliği olsa, adamın ne babalığı kalır ne mafyalığı kalır. Ta iliklerine kadar titrer, bu konu da kapanır. İşte tek tek oldun mu, küfür adama böyle meydan okur işte, bölündün mü. Cübbeli kafası. Cübbeli ne diyor? “Gelsinler” diyor, “bizi” diyor, “şehid etsinler” diyor. Adam da diyor ki; “zaten onu yapacağız” diyor. Adam şehid olacakmış. Geride çoluğunu çocuğunu bırakacak, insanlar, kadınlar, dedeler bırakacak; o da şehid olup gömülecekmiş. Onlar da o şekilde kurtulacaklarmış. Bu nasıl kurtulmaysa. Mahvetmiş oluyorsun sen ülkeyi o zaman. Küfrün eline vermiş olacaksın. Müslüman, Allah rızası için var gücüyle gayret eder, cehd eder ve İttihad-ı İslam’ın kökten hallolması mevzubahisken, Mehdi (a.s.)’ye ittibayla kökten hallolması mevzubahisken akıl almaz bir inatla Mehdi (a.s.)’yi aramazsan, akıl almaz inatla Hz. İsa (a.s)’yı aramazsan; Allah bela getiriyor işte. Sen yapmazsan, Allah zorla yaptıracak; görülüyor olay inşaAllah.
Kardeşim bu kemik kafalı yobaz takımı ne korkunç adamlar. Ben aslında hep anlatmıyorum, buraya yüzlerce yazı geliyor. Bu çocukların başının açık olması falan… Acayip nefret ediyorlar. Çok deli adamlar yani, çok manyaklar. Hâlbuki bunlar bizim kardeşimiz, canımız. Kuzu gibi insanlar. Kapalı olanlar da bizim canımız ciğerimiz, tertemiz, mazlum; onlar da bizim canımız. Hepsi bizim kızımız, kardeşimiz. Bu ne azgınlıktır. Yani bir kere bir merhamet ve şefkat vardır. Bir anlayış ve akılcılık vardır. Yani sen inancını yaşarsın, güzel bir şey, sana kimsenin bir şey dediği yok. O insan da böyle inanıyor. Ne karışıyorsun yani. Çok acayip, yani bu öfkeler çok acayip. Ondan sonra da oturup çok mazlum havalarına giriyorlar, bilmem ne havalarına giriyorlar; bunları bırakacaklar. İnşaAllah. Evet, seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Yiğit Bulut da HaberTürk’te Hocam, Türkiye’nin lider ülke olma yolunda ilerlediğini yazmaya devam ediyor maşaAllah. Dünkü yazısında; “Avrupa ekonomisi çökerken Türkiye onlardan ayrışmayı başarmıştır. Avrupa bir birlik olmayı başaramadı ama Türkiye dini, etnik ve kültürel temeliyle bir model ortaya çıkarıyor” demiş, “önünü dahi göremeyenler ise Avrupa Birliği diyip duruyorlarmış” demiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi nedir şimdi bu Yiğit Bulut’un oradaki görevi ne, Haber Türk’te?
OKTAR BABUNA:Haber Türk Kanalının Genel Yayın Yönetmeni.
ADNAN OKTAR:Öyle mi? Fatih Altaylı neyi oluyor?
OKTAR BABUNA: HaberTürk Grubu’nun galiba yönetimindeydi. Bir öğreneyim onu Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aslında Yiğit Bulut tam Müslüman Türk delikanlısı; yani çok dürüst, çok candan yaklaşıyor, kişiliği de çok iyi ama konumunun daha güçlü olması gerekiyor HaberTürk içerisinde.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Son yazılarında Türkiye’nin liderliğini, Türk-İslam Birliği’ni savunan yazıları çıkıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sağlam delikanlı.
OKTAR BABUNA: Programlarınızı, Allah-u alem, bayağı bir takip ediyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet maşaAllah. Bak HaberTürk’te geceli gündüzlü Cübbeli’yi çıkarıyorlar; komünistlerden, ateistlerden, satanistlerden, Darwinistlerden, materyalistlerden çıt yok. Memnunlar, böyle ağızları açık seyrediyorlar, hoşlarına gidiyor. Biz çıktık, yeri göğü birbirine kattılar, “Yiğit Bulut istifa etsin”, “memleket elden gidiyor”, “mahvolduk” falan. Çünkü Cübbeli çıktığında onların ideolojisi güç bulmuş oluyor.
Mesela Darwinistler daha güçlenmiş oluyor, materyalistler daha güçlenmiş oluyor, din karşıtları mevzi kazanmış oluyor, daha cesaretlerini topluyorlar, yani daha itibarları artıyor halk arasında.Biz çıktık mı Kayseri pestiline dönüyor, tabii. E adam ister mi? Tabii. Şimdi bu bilinçaltı, din aleyhindeki faaliyetlerin mantığını hazırlayan bir kitap hazırlıyorum, inşaAllah. Asıl olaylar böyle zahire göre olmaz. Yani insan mesela bir yere gider, bir toplantıya gider; insanların yüzünden o insanlar kendine karşı tavır alır. Mesela der ki herkes, “hoş geldin” falan der. “Ya” der adam, “biraz ağır yapıyor” der, birisi der ki, “biraz bana karşı soğuk.” Çok sıcakkanlıdır ama onu bir şekilde hissederler. Kimi mesela, “korkuyor” der, kimi “tedirgin” der. Din anlatılırken de böyle çok ince mesajlar asıl etkilidir. Mesela Cübbeli’yi çıkarıyorlar, kendilerinin istediği her türlü neticeyi almış oluyorlar. Gerek adamın tipiyle, gerek üslubuyla, gerek ezikliğiyle, gerek kişiliğindeki orijinal halleriyle; yani onların yüz sene anlatsalar inandıramayacakları bir şeyi çok rahat anlatmış oluyorlar. Yani muazzam bir psikolojik tahribat olmuş oluyor. Ama adam belki de hakikaten farkında değil, yani enaniyet ve çocuksulukla öne çıkma duygusuyla, kendini meşhur etme duygusuyla ve görgü eksikliği, bilgi eksikliği, tecrübe eksikliğiyle ve düşünme darlığıyla meydana getirdiği tahribatı fark edemiyor. Ama karşı taraf çok kurnaz. Yani böyle mal bulmuş mağribi gibi ona sıkı sıkıya sarıldılar. Büyük bir heyecanla bunu ortaya çıkartıyorlar. Mesela başka bu tarzda kişileri de şimdi yavaş yavaş ortaya çıkartmaya başladılar, yani Cübbeli’nin tarzında. Yani istedikleri neticeyi, mesela on yılda elde edemeyecekleri neticeyi on dakikada elde edebiliyorlar, kendi kafalarınca. Ama biz olduğumuz müddetçe de bir türlü o dengeyi bozamıyorlar. Yani bizim gücümüz çok etkileyici, yani kahredici bir güç oluyor. O yüzden bu tip faaliyetlerle netice alamıyorlar, yoksa normalde bu tip olaylarla çok çabuk netice alabilirlerdi. Biz çıkmasaydık; mesela Darwinizm, materyalizmle ilgili çalışmalar yapmasak; kişilik olarak, yapı olarak İslam’a, dine bu kadar sıkı sarılmasak; hadisleri, mesela müteşabih hadisleri açıklamasak; Kuran’ın yeterliliğini detaylı olarak anlatmamış olsak. Yani Cübbeli mantığını darmakeşan etmek, yani mesela herhangi bir televizyon kanalı için hem büyük bir zevk alırlar, hem çok çabuk elde ederler, yani yerle bir ederler isteseler. Yani mesela Cübbeli, o adam için bir iki saatlik program yapmış olsalar dümdüz olurlar, siler süpürürler. Ama şu an sadece onu hayatta tutmaya çalışıyorlar, yani canlı tutmaya çalışıyorlar. Onun için dikkat edersen hiç dokunmamaya özen gösteriyorlar, hayatta kalabilmesine özen gösteriyorlar. Yani isteseler bir sallasalar yerle bir olur. Yani her yerden adam açmazda çünkü. Yani gerçek yapıyı bir ortaya koysalar, konu biter. Bizden bu kadar şiddetli rahatsız olmalarının nedeni; bir türlü adım attırmıyoruz onlara, ayaklarına böyle atın ayağına demirden böyle zincir sarmış gibi oldu, sadece debeleniyorlar yani, ayağa da kalkamıyorlar. MaşaAllah, onlar uyurken biz ayaklarına zincir sarmıştık.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, maşaAllah. Yiğit Bulut, televizyonun Hocam; Fatih Altaylı, gazetenin Genel Yayın Yönetmeniymiş.
ADNAN OKTAR: Ha gazetenin. Gazetede bayağı bir hizmet veriyor Fatih Altaylı. Yani geçenlerde getirdi bana arkadaşlar çok az. Bayağı akıl almaz rezalet, şimdi çok özür dilerim yani. Ucu bucağı yok yani. Hepsinde “tıklayın” diyor; “nefes kesen pozlar için tıklayın” diyor, “seksi manken verdiği pozlarla bilmem basında gündem olur” diyor. “Golleri art arda sıralayan bilmem kim Rus güzeli” diyor, “her gittiği yerde bilmem ne oluyor” diyor, “bunu yedi kişi tavsiye etti” diyor. Tavsiye edenler de var ayrıca. “Tıklayın” diyor, “bayağı içiniz açılacak” diyor Fatih Altaylı. Hizmeti bu adamın, bak; “düğününde bile frikik verdi” diyor, “bilmem kimlerle” falan, “şimdi bunu” diyor, “görmek istiyorsanız” diyor, “Lady Gaga’nın” diyor işte “çamaşırla” falan diyor, “anadan doğma pozlarını tıklayın” diyor, “göreceksiniz” diyor. Bir de millete ahlak dersi veriyor arkasından, yani adap edep ve ahlak dersi veriyor. Bak; “frikikli promosyon galeri” diyor, “Playboy güzeli bilmem kimin” diyor, “başarısını böyle kutladı” diyor. Kadının orasını burası görünmüş, “eğer” diyor “merak ediyorsanız” diyor “galeriye girmek için tıklayın” diyor, “istediğiniz gibi bol resim var” diyor. “E yorum da yapabilirsin altına” diyor, “hoşunuza gittiyse” diyor, “hoşunuza gitmediyse söyleyin” diyor, “ona göre de size yardımcı olalım” diyor, “daha iyi bir şeyler yapalım” diyor, Fatih Altaylı. Faaliyette adam. Millete de çıkıp burada ahlak dersi veriyor Cübbeli’yle birlikte, ikisi birlikte. Cübbeli’nin de babası oldu biliyorsun. Cübbeli “baba” diyor, “baba baba” diye peşinde geziyor. Yani yüzlerce binlerce böyle haber, bir tane, iki tane, üç tane değil. Bak; “bilmem şarkıcı bilmem kimin en seksi hali” diyor, “istiyorsanız” diyor, “basın” diyor, düğmeye mi artık neyse, “istediğiniz her yere ulaşabilirsiniz” diyor. yorumlar, rezalet tarzında da yorumlar var. Cübbeli de bayılıyor, “beyefendi” falan, “ağabeyim, babam” bilmem ne falan. Madem akıl veriyorsun işte anlatsana adama bunları, “bu, ne yapıyorsun sen?” falan desene, nasihat etsene orada. Babanın bak böyle özellikleri var, efendi babanın. İnşaAllah. Normalde “baba” diye insan, şeyhine der. Fatih Altaylı’ya diyor “baba” diye.
Evet, Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Hasan Cemal, Milliyet’te Hocam, Türkiye’deki değişimden bahsetmiş. Milliyet’teki yazısında, artık Türkiye’nin çok değiştiğini, “o nedenle Avrupa Birliği ve ABD’nin eski politikaları değiştirip Türkiye’ye karşı farklı bir üslup kullanması zamanı geldi” diyor. Kısa bir bölüm okuyayım mı Hocam yazıdan?
ADNAN OKTAR: Türkiye’ye gücünüz yetmez anlamında mı? Onu mu diyor özetle?
OKTAR BABUNA:“Türkiye artık eski Türkiye değil” diyor.
ADNAN OKTAR: Ne oldu diyor Türkiye için?
OKTAR BABUNA: “Türkiye gücüyle” diyor, “Avrupa Birliği’ne de birçok bakımdan güç katacağını düşünüyorum” diyor.
ADNAN OKTAR: Hangi gücü? Ne gücü?
OKTAR BABUNA: Manevi gücü.
ADNAN OKTAR: Para gücü yok Türkiye’nin. Yani bunu açıklaması lazım Hasan Cemal’in. Türkiye’de para yok. Zengin misiniz siz?
SUNUCU 3: Maalesef değil.
ADNAN OKTAR: Siz zengin misiniz? Siz? Sen zengin misin? Öyle bir şey yok. Yani para yok Türkiye’de, öyle bir şey yok. Bizde de yok yani, inşaAllah. Manevi güç var, İslam gücü var, Kuran gücü var. Bunu diyorsa, bunu açıkça söylemesi lazım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ahmet Hakan da bir yazı yazmış Hocam. Birkaç yıl önce Ufuk Güldemir’in çıkardığı ‘Beyaz Türk’ diye bir tanım vardı. Buna göre kolej mezunu, yabancı dil bilen, yurt dışı görmüş, dindar olmayan, zengin, modern semtlerde oturan kişileri tanımlamak için kullanılıyor. Son günlerde özellikle Doğan Medya’da muhafazakâr kesimi ‘Kara Türkler’ diye adlandıran yazılar çıkmaya başladı. Ahmet Hakan da bu konuyla ilgili kendince alaycı bir yazı yazmış Hocam. “Yeşil Türk” demiş mesela, “Maklube’ye” Maklube de Fethullah Hoca’nın en sevdiği yemekmiş, cemaat evlerinde yenirmiş. “Maklube’ye bayılan, nargileden keyif alan ve boş vakitlerinde ilçe belediyelerinin AK Partili meclis üyelerinin doldurduğu Tophane kahvelerinde okey oynayan Türklere ‘Yeşil Türk’ denir” demiş.
ADNAN OKTAR: Çok komik ama. Ne? Bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: “Maklube’ye bayılan”
ADNAN OKTAR: Maklube nedir?
OKTAR BABUNA:Fethullah Hoca’nın en sevdiği yemekmiş, cemaat evlerinde yenilen.
ADNAN OKTAR: Ama nasıl bir şey acaba?
SUNUCU 1: Pilav, pilav. Bir tepsi vardır Hocam, yani tabakla yenmez, tepsinin ortasına tencereden boşaltırlar; işte pilav, kabak karışık işte öyle bir yemek hazırlarlar.
ADNAN OKTAR: Pilav bir kere şahane, efendim pilavın üzerine et de mi var?
SUNUCU 1: Arzu ederseniz var.
ADNAN OKTAR: Yani zaten pilav etsiz olmaz, mantığı olmaz, et de pilavsız olmaz.
SUNUCU 2: Özelliği de Hocam, aynı tepsiden yiyor, tabaklara servis edilmiyor.
SUNUCU 1:Salatalar da yanlara konur.
ADNAN OKTAR: Ama gripte riskli olabilir tabii, yani. Sarılıkta şunda bunda riskli olabilir o. O doğru değil aslında, ayrı tabaklara alınıp yense daha iyi olur. Yani bedenen sağlam olan kişiler de olabilir. Mesela bilinmeyen, bir toplulukta mesela hepatit, sarılık taşıyıcısı oluyor adam, söylemiyor. Yemek de zaten sıcak, ısısı da müsait; orada virüs rahatça yaşayabilir. Grip, nezle de gelişebilir, o tip virüsler de yaşayabilir, dolayısıyla riskli olur. Maklube, ondan sonra başka ne olur diyor? “Nargile” mi diyor?
OKTAR BABUNA:“Nargileden keyif alan ve boş vakitlerinde ilçe belediyelerinin AK Partili meclis üyelerinin doldurduğu Tophane kahvelerinde okey oynayan Türklere ‘Yeşil Türk’ denir” demiş.
ADNAN OKTAR: Tophane’de öyle kahve mi var?
OKTAR BABUNA: Öyle diyor Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Doğru mu? Öyle kahve içilen yer var mı?
SUNUCU 1: Tophane nargilesi meşhur bir yer.
ADNAN OKTAR: Nargile benim dedem de içerdi, çok kötü kokusu.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, zararlı.
ADNAN OKTAR: Tömbeki alırdı dedem, onu torbaya koyardı. Böyle onun renkli suyu çıkıyor önce, çay gibi koyu.
SUNUCU 3: Tütünü var, tütün ile beraber suyunu çıkarıyorlar, onu içiyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet, sonra o kururdu. Bayağı bir emek verirdi dedem ona. ‘Mangır’ denen bir şey vardı, yuvarlak böyle ateş. Hatta biz özel meşe kabuğu alırdık dedeme, zat-ı alinin nargilesine efendim güzel, iyilik olsun gibisinden. Ondan sonra, bahçede yakardık dedemin güzelce kurumuş tömbekisinin üzerine konurdu. Dedemin de nargilesinin antikadan cam haznesi vardı. Onu sonra bir gün bir kırdık, o camı, antika olanı. Bütün ev araziye geçtik herkes; ananem, ben, ağabeyim. Kimse dedeme durumu arz edemiyor. Dedem dedi, “nerede” dedi, “şey” dedi. Bir ara herhalde hafif herhalde parçasını görmüş. Dedi ki; “bu kadar telaş etmenize gerek yok, önemi yok” dedi, “hayırlısı olsun” dedi, bizi yatıştırdı. Ondan sonra dedemin huzuruna çıkabilmiştik, gadab-ı şahanesinden. İnşaAllah. Kardeşim tömbeki zararlı iş, fakır fakır gençler meraklı o işlere.
SUNUCU 3: Sigaradan yüz kat daha zararlı.
ADNAN OKTAR: Çok çok zararlıdır tömbeki, aman ha, öyle şey yok. İşte “iyi geliyor öksürüğe” bilmem ne, öksürüğe boğuluyorlar, öksürüğü zaten o yapıyor yani. “Öksürüğü açıyor” diyor. Açar mı? Daha da kötü yapar. Biri bir şey yaptı mı hemen onun peşi sıra onu yapmak doğru değil. Efendim orada kahvehanede güzel kitap okunabilinir, çay içsin, kahve içsin, sohbet etsin ayrı mesele de ama bu sigara, nargile, olaylar; bunlar sakat, yani sağlığa zarar verir. İnşaAllah evet. Biz Müslüman kardeşlerimiz olduğu için uyarıyoruz. Evet.
OKTAR BABUNA: Sonra devam etmiş sınıflamaya kendince. “Kara Türk” demiş, “yer sofrasından masaya geçmeyen ve daha önemlisi bu konuda zerre kadar bir eksiklik ve ihtiyaç hissetmeyen Türklere ‘Kara Türk’ denir” demiş.
ADNAN OKTAR: Ne? Yer sofrası mı? Yerde çok zevkli olur, böyle güzel tepsiyi koyarsın. Çok güzel, böyle pide de gelecek inşaAllah. Osmanlı Kebap olacak. Onun özelliği orada, yerde yiyeceksin. Bu kadar kibarlaşmış mı Ahmet Hakan? Masada da yersin, yerde de yersin, bir zevktir o. Niye olmasın? Bugün inadına yerde yiyeceğim Ahmet Hakan’ın, inşaAllah. Şöyle güzel kilimin üstüne bir tepsi ayarlatayım inşaAllah. Hüseyin Hilmi Işık Hocam çok güzel tarif ediyor yemek tariflerini, Hüseyin Hilmi Hocam. Yemeğe “yimek gerekir” diyor, böyle “yimek” diyor, “yirse insan” diyor. Çok şahane. Allah-u alem orijinali o, yani doğrusu o. Evet.
OKTAR BABUNA: Bir de; “Alaca Türk” demiş, “son zamanlarda devlet erkânının gittiği camileri kollayan, badem bıyık tarzına meyleden ve eşinin türban takmaya heves ettiğini söyleyen Türklere ‘Alaca Türk’ denir” demiş.
ADNAN OKTAR: Biraz tabii ilginç anlatım tarzı, yani sırf haksız da değil, yani bir kısım dedikleri yerler doğru da. Fakat yine de bizim milletimiz İslam’a, Kuran’a karşı kalbinde sevgi var, istek var yani en azından; bu gittikçe yayılıyor. Fakat onu boğmaya çalışan sisteme karşı tabii akılcı davranmamız gerekiyor. Kuran’ın berrak Müslümanlığını, yani zinde Müslümanlığını Allah bizden istiyor. Kuran’da bahsedilen berrak, zinde Müslümanlık olmadığında felaket geliyor, sürünme geliyor, kavga geliyor, kindarlık geliyor, insanların birbiriyle uğraşması geliyor; yani iyi olmuyor. Elliye ellidir, ha kapalı ha açık; elli ona, elli onadır, hiç fark yoktur, hepsi mümin muttaki kardeşlerimizin. Türkiye’de yeni bir olay çıkartmak için bazı aklı evveller böyle bir ayırım, kin dolu bir mantıkları var. O kin dolu mantıklarını biz artık kireç badanası ile yüzlerine sürüp kapatacağız.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Öyle diyelim. Ne diyeyim başka? Kireç mikropları kırar da onun için, inşaAllah. Suratlarındaki pisliği de giderir, iyi olur.
Kardeşim, Süleyman Kardeşim. Allah’ım, ya Rabbim. Sen otuz bin kere anlatsam yine anlayacak değilsin. Şimdi bak, Allah vermesin, Hocanın ömrü uzun olsun ama Hoca efendi vefat ettiğinde seninle bir daha görüşeceğiz, Allah ömür verirse, inşaAllah. Bomboş işin peşinden gittiğini sen göreceksin. Çok yanlış yapıyorlar. Kuran’a ilave olmaz, “bana vahiy geliyor” olmaz, daha halen diretiyorlar. Anlatıyorum, bak kaç günden beri ayetten anlatıyorum. Allah; “Kuran yeterli” diyor, daha hala adam ilave yapmaya kalkıyor. Desene kardeşim; “Kuran yeterli, elhamdülillah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in tefsirine de biz uyuyoruz”. “Ama ben Hocamı da ben Mehdi (a.s.) gibi görüyorum” de. Elini öper “peşinden git” derim, bir şey demiyorum sana. Sen ne diyorsun? “Adam kesin Mehdi (a.s.)’dir” diyorsun, “vahiy alıyor” diyorsun. Öbürü çıkıyor diyor ki; “bende hurafeler var” diyor. Öbürü diyor ki; “ben Kuran’dan çıkartmalar yaptım.” Öbürü; “ilaveler yaptım” diyor. Daha da cins tipler var; “asıl Kuran kaybolmuş durumda” diyor, “bu çok küçük bir bölümü” diyor. Hep belasını arayan tipler yani, Allah’tan. Kuran neyine yetmiyor? Allah “yeter” diyor, “Kuran’dan sorulacaksınız” diyor. Daha ne istiyorsun? Ne kolay yani. Yanımıza Allah Kuran’ı verecek, “Kuran’dan sorulacaksınız” diyor Cenab-ı Allah, “başka da bir şey sormayacağım size” diyor. Yeter işte. Daha ne? Güzel, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Başka neler var?
OKTAR BABUNA: Mehmet Ali Birand Hocam. Siz bir kaç gün önce, “Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin kabul edilmemesinin tek nedeni İslam’dır. Avrupa’yı Müslüman yapacağımızdan korkuyorlar” demiştiniz siz Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam.
OKTAR BABUNA: Mehmet Ali Birand da geçtiğimiz haftalarda katıldığı üç toplantı ile ilgili izlenimlerini yazarken tam da bu sözleri tasdik eden bir yazı yazmış. Son zamanlarda bu sizin konuşmalarınızı hep tasdik eden yazılar yazıyor Hocam maşaAllah, teyit eden. Diyor ki; “Avrupa Birliği kamuoyunu iki unsur korkutuyor. Ne ekonomi, ne insan hakları, ne de başka bir konu. Korkunun biri, yeni bir genişleme, diğeri ise İslam” demiş. “Avrupa halkı Avrupa Birliği’nin bir daha genişlemesini istemiyor. Hele Türkiye gibi büyük ve Müslüman bir ülkeyle genişlemesi hiçbir şekilde istenmiyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Söylediklerimin aynısını söylemiş, daha önce bambaşka nedenler söylüyorlardı. Sosyolojik nedenlere dayandırıyorlardı, ekonomik nedenlere dayandırıyorlardı. Bak ısrarla inat ediyorlardı. Ben; “öyle değil” dedim, “korkuları Türkiye’nin onları Müslüman yapması, asıl ondan çekiniyorlar” dedim, yani Darwinist-materyalist sistemin gitmesi, daha Türkçesi. Asıl korkuları bu. Türkiye de bu konunun ustası olduğu için, dümdüz olacaklarını biliyorlar. O yüzden “aman aman kardeşim” diyorlar, “ne siz bizimle görüşün, ne de biz sizinle görüşelim” diyorlar. Konu bu. Ama maşaAllah, bak o iyi, takip ediyor demek ki dediklerimizi. Aynısı ile, birkaç gün sonra aynısı ile tekrarlıyor.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, daha önce de başka konuları tekrarlamıştı bu şekilde, MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Alman televizyonu ZDF’nin internet sitesinde bir röportajda Hocam, Türkiye uzmanı Günter Seufert ile yapılmış röportajda, “Türkiye bir çekim merkezi” diyor başlıkta. Özetle de şunları diyor; “yeni Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu önderliğindeki yeni aktif Türk dış politikası, ülkenin bölgede sadece en büyük askeri güç değil, aynı zamanda bir çekim merkezi olduğunu gösterdi.”
“Bu, bir yandan ülkenin ekonomik başarısından kaynaklanıyor. Bu bir yandan ülkenin ekonomik başarısından kaynaklanıyor. Son sekiz yıl içinde, Türkiye'nin Avrupa'ya olan bağımlılığı yavaş yavaş azaldı” demiş. Doğu'daki komşu devletlerin Türkiye için önemi artarken Avrupa'nın ekonomik önemi yavaş yavaş azalıyor. Avrupa Birliği’ne olan siyasal bağımlılık da azalıyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Daha hala askeri güçten bahsediyor. Kardeşim Türkiye’nin askeri gücü yok o anlamda. Yani normal bir askeri gücü var. Yani tank sayısı belli, uçak sayısı belli, silah sayısı belli. Öyle olağanüstü bir askeri gücü yok Türkiye’nin. Ekonomik gücü yok. İman gücü var Türkiye’nin. Israrla bunu anlamazlıktan gelmelerinin alemi yok. Bizim millet imanlı. İman da en büyük silahtır. Atom bombasının falan hepsinin üstündedir. Ve dolayısıyla bütün bölgeyi kontrol altına alıyor. Mesela normalde Türkiye, bütün bölgeyi neyle etkisi altına alırdı? Amerika modelinde olsaydı silahla etkisi altın alırdı. Askeri gücüyle millet korkar, hizaya gelirdi. Şimdi neyle etkiliyor Türkiye? İmanıyla ve samimiyetiyle etkiliyor, sevgisiyle etkiliyor. Bütün ülkeler “ne derseniz yapalım” diyorlar.
OKTAR BABUNA:Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, masonlar geldi dün, evvelsi gün de geldiler, toplandılar, konuştular. Bütün mason locaları arasında şimdi muazzam bir yazışma var. Yani hepsinde muazzam bir sempati oluşmuş. Dün Tapınak Şövalyeleri’nin lideri olan kişi dedi ki; “Hocam” dedi, “bizim” dedi, “binlerce yıllık geleneğimizde; gün gelecek bir gün tek bir inanç, Allah’ın birliğine inanan, hak olan din dünyaya hakim olacak olarak inanıyoruz” dedi, “bunun geleneklerimize göre vaktine biz girdik” dedi. Yani “Tapınak Şövalyeleri’nin inancına göre bunun vaktine girdik” dedi. Şu an vaktindeyiz. “Yine Tapınak Şövalyeleri’nin inancına göre” dedi, “bu olayın yapılacağı yer merkez olarak İstanbul’dur” dedi. “Yani binlerce yıllık kültürümüzde bu böyledir” dedi, “geleneğimizde. Yani, Konstantiniyye; İstanbul, merkez olarak bilinir” dedi, “burada olacağını biliyoruz. Burada da” dedi, “bir topluluğun bu konuda görevli olacağını biliyoruz” dedi “bizim geleneğimize göre” dedi “böyle bir toplulukla karşılaşacağımızı düşünüyoruz” dedi. “İstanbul’un bu konuda vazifeye başladığına inanıyoruz şu an” dedi “ve biz sizin emrinizdeyiz” dedi adam. “Yani bütün Tapınak Şövalyeleri olarak emrinizdeyiz” dediler. Yani tabii başka şeyler de söyledi ama şimdi yakışık almaz. Çok net konuşuyor, böyle açık. Yani asıl Tapınak Şövalyeleri’nin eski üstatları, yaşlılar, o beyaz sakallı Tapınak Şövalyeleri var; dünyanın her tarafından toplanıyorlar. Onların büyük toplantısında aldıkları karar.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii “net” diyorlar. Yani “bu olay doğru” diyorlar, “zaman da doğru, yer de doğru, olay da doğru” diyorlar. “Bu, bu şekilde ve biz size yardım edeceğiz” diyorlar. Yani “İslam ahlakı dünyaya hakim olsun” diyor adamlar açıkça, “istiyoruz” diyorlar, “yardım edeceğiz” diyorlar. Bak cayır, cayır topluca namaz kıldılar. Var mı onların namaz kıldıkları film?
OKTAR BABUNA:Var Hocam.
ADNAN OKTAR:Göster bakayım. Hepsine Kuran hediye ettik. Sabahlara kadar Kuran okuyorlar, sohbet ediyorlar. Bakın, hepsi Tapınak Şövalyesi, birçoğu. Mesela bak şu şahıs, şu, şu kişi, Küçük Ayasofya Camii’nde bak topluca. Önce abdest aldılar bir arada. Evet, tamam, yeterli bu kadar.
Reyhan Hanım yazmış; “hayırlı geceler benim canım Hocam. Size Allah’ın İsimleri kitabınız hakkında soru sormak istedim. Kitabınızı yayınevinden hediye olarak aldım. Allah razı olsun. Ancak bize şimdiye kadar hep ‘Allah’ın hep doksan dokuz ismi var’ diye anlatılırdı. Ama siz daha fazla sayıda Allah’ın ismini açıklamışsınız. Aradaki farkı tam anlamamıştım. Neden hep ‘doksan dokuz isim’ diye bize öğretilmiş olabilir? Allah razı olsun. Saygılarımla, Reyhan.” Yo, net doksan dokuz sayısı diye bir şey yok. Yani ama yani doksan dokuz olarak da alınabilir ama çok daha fazladır, Allah’ın mesela birçok tecellisi vardır, inşaAllah.
Mehmet Kaldırım, Kocaeli; “değerli mübarek Hocam. NTV’de Müslüm Gündüz programa davet edilmiş ve yine malum konuşmalarını yapıyordu. Çok merak ettim sebeb-i hikmeti nedir bu şahsın tekrardan on dört yıl sonra ortaya çıkmasının? Birileri Erbakan Hocamız’ın gelişinden çok korktu herhalde. Bütün kozlarını piyasaya mı sürmeye çalışıyorlar? Biz anlayamadık. Siz doğrusunu bilirsiniz. Ama çok da merak ediyoruz bu gelişmenin sebebini. Muhammed Kaldırım, Kocaeli.”
Kardeşim, genellikle Müslüm Gündüz de olsa diğer kişiler de olsa, bu kişiler tabii genellikle iyi niyetli oluyorlar ama neyin neye mal olacağını, hangi hareketin İslam’a zarar vereceğini, akılcı bir yöntemin ne olacağını tam çıkaramıyorlar. Kendilerini de yakıyorlar, başkalarını da yakıyorlar. Çok yanlış bir strateji izliyorlar ama genelde ben o adamın hain olduğuna, işte ajan majan olduğuna falan inanmıyorum, öyle bir şey yok. Gariban bir adam, gariban bir insan, iyi niyetli, samimi fakat derin düşünemiyor. Yani Kuran ölçüsü içerisinde, Kuran akılcılığı içerisinde derin düşünemiyor. Bilmiyor, mesela meydana gelecek tahribatı tahmin edemiyor.
Mesela bak, Cübbeli geçen günler; “yüz bin kişi yahut iki yüz bin kişi veyahut üç yüz bin kişi toplanacaktık” diyor. Şimdi, üç yüz bin kişi toplanmış olsa Cübbeli’nin o gururunu okşamış olacak. O, Cübbeli adına toplanmış olacaklar o üç yüz bin kişi. Halbuki öyle bir şey olmaz. Yani onun için toplanmaz. Mesela üç yüz tane alim var. Her biri ayrı ayrı değerli insanlar, her biri kendi bölgesinde lider bilinen, her biri ayrı ayrı Mehdi (a.s.) gibi görülen büyük insanlar. Dolayısıyla hiçbiri Cübbeli’yi o anlamda kaale almaz. Ama o, kendine mal etmiş olacaktı eğer öyle bir toplantı olmuş olsaydı. “Bak” diyecekti, “bütün dünya alimleri geldi, üç yüz bin kişi geldi, hepsi benden yana.” Halbuki böyle bir olay yok. Yani onların içinde belki en fazla üç yüz kişi destekleyecektir onu. O da öyle usulen destekleyecektir. Ama o üç yüz bin kişiyi kendi hesabına alacaktı o. Halbuki gelen, mesela Mahmut Hocamız için gelen oluyor, Erbakan Hocam’ı sevdiği için gelen oluyor, Esat Hoca’yı sevdikleri için gelen oluyor, Şeyh Nazım Hoca’yı sevdikleri için veyahut hiçbir Hocaya bağlı olarak değil de Müslüman olarak sevdiği için gelebilir, merak ettiği için gelenler olabilir; hepsini kendi hesabına alacaktı, öyle bir kurnazlık yapacaktı kendince ve gövde gösterisi yapmış olacaktı. Allah nasip etmedi. Ama hadis yerine geldi. “Üç yüz alim gelecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “Mehdi (a.s.) devrinde, Mehdi (a.s.)’nin zamanında çeşitli ülkelerden.” “Üç yüz on” da demiyor, tam “üç yüz” diyor. “Şam” diyor. Şam, İstanbul’u da içine alan bir yerdir, ‘Şam’ denen yer. “Üç yüz alim gelecek” diyor; o hadis de tahakkuk etmiş oldu. Ve gelen alimlerin hepsi Mehdi (a.s.)’nin çıkışından emin olan insanlar ve Mehdi (a.s.)’yi savunan, bu yüzyılda Mehdi (a.s.)’yi göreceğimize kani olan insanlar. Yani yüzde doksan beşi o şekilde alimlerin. Ama Cübbeli, o alimlerin görüşünün tam tersi kanaatte. Onlarla o konuda uyum halinde değil. Ama sanki onlar onun görüşündeymiş gibi lanse edecekti Cübbeli, kendi kafasına göre. E tam da başörtüsü konusunun falan tartışıldığı bir konumda, tabii görünüş tedirgin edeceği aşikar. Böyle bir, mesela üç yüz bin kişilik bir topluluk, herhangi bir topluluk gibi toplanmış olsa üç yüz bin kişi farz edelim; Türkiye’de bir teyakkuza sebep olur. Bu çok ses getirecek bir şeydir bu yani çok. Dolayısıyla yani yapılan bir şey varsa bunun geriye çekilmesini gerektirecek bir durum olur, vazgeçilmesini gerektirecek bir durum olur. Gereksiz bir ajitasyona ve paniğe sebep olabilir. Ortada hiçbir şey yokken bir şey varmış gibi görünecek. Bunları pek akledemiyor hazret, yani Cübbeli. Ama mesela alimleri toplarsın. Tamam, o çok güzel. Ama orada, mesela stadyum gibi bir yerde, herhangi bir yerde öyle büyük bir kalabalığın rahatça provoke edilebileceğini de düşünmesi gerekir. Mesela orada, Allah esirgesin, herhangi birisi bomba atabilir yahut bir olay çıkarabilirler yahut çıkış kapısına doğru bir panik meydana getirebilirler, izdiham olabilir ve bu bütün Müslümanlara mal olabilir. Onun için oraya büyük kalabalıkların toplanması çok risklidir. Sen büyük kalabalıklara hitap etmek istiyorsan çık televizyonda anlat. Ben mesela otuz milyon kişiye hitap ediyorum şu an. Toplam otuz milyonun üstünde hitap ettiğimiz kişi sayısı şu an. E biz şimdi bir milyon kişiyi toplasak bir stadyuma yahut büyük, geniş bir alana; çok büyük bir olay olur bu yani ve çok tehlikeli bir hareket olur. Gereksiz yere ajitasyona sebep olur. Ortada hiçbir şey yokken olay çıkartmış olursun. Eğer senin amacın geniş kitlelere duyurmaksa amacın, zaten televizyona çıkıyorsun, herkese anlatıyorsun. Ama amacın sükseyse Allah ona müsaade etmez işte.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Amacın sükseyse o ayrı mesela yani. Çünkü sükse çok ters etki yapacağı aşikar belli onun. Yani nasıl bir fitneye sebep olacağı belli. Yani oradaki görünüm, oradaki olaylar, oradaki şeyler; o tip kalabalıklarda mutlaka o tip olaylar olabiliyor, provokasyon olabiliyor. “Benim haberim yok.” Tamam haberin yok, zaten birçok şeyden haberin yok, yüzündeki ifadeden anlaşılıyor. Kaşlar omega falan böyle şey gibi bakıyor etrafa. Ama senin karşında kurt gibi insanlar var, Müslümanlara zarar vermek için pusuda bekleyen insanlar var; onları hiç hesap etmiyor. Burası yani sen bir tarlada yürüyor gibi gidemezsin ki. Akılcı hareket etmek durumundasın. Neyin zarar vereceğini, neyin fayda vereceğini hesap etmek durumundasın.
Mesela şimdi herhangi bir topluluk toplansa, Türkiye’de üç yüz bin kişilik yürüyüş yapılmış olsa bu her kesimi teyakkuza geçirecektir. Yani çok büyük bir olay olur. Bir de dağıldığını düşün. Bak, tekrar ediyorum; eğer amaç insanları uyarmaksa kitlelere ulaşmak için internet var, televizyonlar var, radyolar var; bunlarla rahatça yapabilirsin. Ama toplantı yapmaktaki amaç sadece sükse yapmaksa Allah ona müsaade etmez işte. O zaman eline yüzüne bulaştırırsın. Bir de alakasızken, yani seni destekleyen adamlar olmadığı halde destekliyormuş gibi gösterirsen. Çok nadir. Mesela bak, Mehmet Talu Hocamız’ı çıkarttım, televizyona çıkarttık; bambaşka görüşü Cübbeli’den ki, Mahmut Hoca’dan sonra -benim görüşüme göre- ikinci kişidir. Yani Mahmut Hocam’dan sonra ikinci kişidir yani alim olarak. Dünya çapında bir alimdir. Yani, Cübbeli onun yanında talebe dahi olamaz. Ama bak mesela son derece olgun insan. Gazetedeki köşesinde yazar, televizyonlara çıkmaz. O tip, mesela şamatadan hiç hoşlanmaz. İlla anlatacaksa kitapla, dergiyle anlatır. Veyahut internetten anlatıyor, o şekilde. Öğrenmek isteyen öğrenir. Ama halkı ajite edecek şeylerden kaçınıyor.
Yani, bir ara mı verelim, ne yapalım? Tamam.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra tekrar birlikte olacağız inşaAllah.
Ve tekrar buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam. MaşaAllah her zaman çok yakışıklı ve karizmatiksiniz.” Doğru mu Oktar?
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, evet.
SUNUCU 4: İnşaAllah, kesinlikle.
ADNAN OKTAR:“Bizler yakışıklı ve karizmatik görünmek için sizi taklit etmeye çalışıyoruz” diyor, “inşaAllah” diyor. Estağfurullah. Kemal Hocam zaten yakışıklısındır sen, maşaAllah. “Hocam, bir Nur talebesi ağabeyimize kadınlar hakkında konuşmamda bu ağabeyimiz, tesbihatta deccaldan Allah’a sığınmanın bir kere, kadınlardan Allah’a sığınmanın üç kere geçtiğini söyledi. Bu doğru. Ancak bunun tüm kadınların özelliği gibi görülmesi yanlıştır. Ellerinizden öperim. Kemal Zengin, Gaziantep.” Deccaldan Allah’a sığınılır. Kadınlar için de Allah’a hamd edilir. Allah böyle güzel bir nimet verdi diye. Kadın düşmanlığı yobazların özelliğidir, münafıkların özelliğidir. Nefret ederler kadından onlar. Bir türlü anlamazlar o zevksizler yani. Allah’ın çok büyük bir nimetidir. Bak, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “bana üç şey sevdirildi. Bir, gözümün nuru namaz; iki, güzel koku; üç, saliha kadın.”
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:En büyük nimettir kadın, Allah’ın insanlara verdiği en büyük nimettir. Şefkat madenidir; Allah Latif ismiyle, Cemal ismiyle tecelli eder. Zaten onların sıcaklığı, tatlılığı hemen hissedilir. Büyük bir nimettir. Nereden çıkartıyorlar bunları, o ayrı. Ahlaksız, alçak erkeklerden, münafıklardan kaç defa sığınmamız gerekiyor? Onlardan niye bahsetmemişler? Müslümanlar ne çekiyor onlardan. Asıl onlardan, deccaldan da Allah’a sığınılır ama deccalın ordusu bunlardan da Allah’a sığınılıyor. Kadınlardan Allah onları uzak tutuyor. Allah onlara o nimeti vermiyor. Kadınlar çok büyük bir nimettir, bir güzelliktir.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Sayın Adnan Hocam, hapis hayatınızı tekrar anlatır mısınız, Nazlı Ilıcak ile ilgili olanı. Hüseyin Şen.” Vay be, damdaki hayatımız filan.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Nazlı Ilıcak, onla biz bir röportaj yapmıştık, Nazlı Ilıcak, onun gazetesinde. Gazetede ben; “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” diye bir söz ettim. Ondan dolayı beni emniyete çağırdılar, Gayrettepe Emniyet Amirliği’ne. Tabii, çağırdılar derken; alıp götürdüler daha Türkçesi. Hep beraber o beyaz Renaultlar vardı ya o zamanlar, böyle bayağı eski oluyordu onlar, kurşun delikleri filan olur bazen onların. Rahmetli Doğan Ağabey vardı, “Hocam” dedi, “seni savcım istiyor” dedi, “oraya göndereceğiz seni” dedi. Hiç yapmadıkları bir şey. Normalde emniyette benim ifadem alınıyordu. Usul de odur zaten; önce polis ifade alır, sonra savcılığa gider, savcı değerlendirir. Ama savcı “direkt ben alacağım ifadeyi” demiş, sağlama bağlamak için herhalde, anladığım kadarıyla. DGM savcısının huzuruna gittik. Savcı dedi ki; “bu ifade senin mi?” dedi. “Türk kavmindenim, İslam milletindenim.” E gayet güzel, doğru. “Evet, benim” dedim. “Tamam” dedi, “şimdi hakime git” dedi, “o işlemler tamamlasın” dedi. DGM hakimliğine geçtik. Tek hakim oluyor. Hakim dedi; “bu ‘Türk kavmindenim, İslam milletindenim’ sözü sana mı ait?” dedi, “böyle röportajda konuşman oldu mu?” dedi. “Evet, benim” dedim. “Tamam o zaman” dedi. Katibe kız vardı orada önünde de, hanım, hanımefendi. “Yaz kızım” dedi, “sanığın tutuklanmasına” ondan sonra işte arkasından geliyor açıklamalar. Ben; “çok özür dilerim” dedim, “yani neden? Tutuklanacak ne var burada?” dedim, “ben anlamadım” dedim. “Sana anlatırlar cezaevinde” dedi hakim. Allah Allah. Düşünüyorum, aklıma da gelmiyor. “Türk kavmindenim” e kavmim Türk, “İslam milletindenim” millet-i İbrahim, Kuran’da geçiyor. ‘Din’; millet anlamındadır yani. Aman Allah’ım. Bir de bayağı bir ceza da istediler. Toplam on beş yıl mı ne böyle? Muazzam bir hapis cezası istediler. Nazlı Hanım ile biz çıktık mahkemeye. Nazlı Hanım her zamanki gibi takmış takıştırmış geldi böyle. Ben cezaevi giysileriyle geldim tabii. O lacivert gibi bir o zaman kıyafet vardı. Oktar Hocam benzetmek gibi olmasın ama senin ceket, takımın rengi gibi böyle bir şey.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, çok büyük müşerref oluruz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ondan sonra zaten önümüze bir torba attılar orada. Cezaevine geldim, ilk kapıdan girdik, asker üstümde cep tarağım falan vardı, saç tarağım falan vardı; hepsini aldı çöpe attı ne varsa. Allah Allah. İlk defa karşılaşıyorum, cezaevinde hiç görmedim ben. Ne varsa; ama kalem malem olduğu gibi attı hepsini. Tehlikeli gördükleri için alıyorlar demek ki. İçeriye girdik. Çok kalabalık bir yer böyle, ‘karantina’ diyorlar. Ondan sonra yaklaşık şöyle yerden iki metre kadar yüksek, bir buçuk metre kadar yüksek, çok geniş, branda kaplı bir şey; yatak gibi bir şey yapmışlar ama çok büyük yani. Mesela dört metreye dört metre falan diyebilirim, o kadar. Ama her yeri yırtık, sökük, samanlar çıkmış, teller çıkmış; insanlar onun üstüne yatıyorlar. Hava da çok sıcak böyle. ‘Banyo’ denen yerde, orada da bir şey var; borular patlamış, sürekli su akıyor, variller falan var, şarıl şurul yerlere akıyor böyle, her yerden su fışkırıyor falan. İçerisi yoğun sigara dumanı. Çok kirli bir koku var. Ondan sonra ve oranın kıyafetleri var işte. Ama en az yüz elli kişi falan var yani, çok kalabalık karantina denilen yer. Bir torba getirdiler; “Hocam” dediler “al buradan giy” dediler. Biz de iri yarıyız şimdi, aldım, hiçbiri gelmiyor, böyle daracık böyle. E “neyse” dedik, “bir tanesini alalım” dedik. Kispet gibi bir tanesi geldi üstümüze, giydik. Elbiselerimi falan aldılar, ceketleri aldılar. “Hocam” dediler, “şimdi” dediler, “buyurun, berbere buyurun” dediler. “Tamam” dedim. “Hocam” dediler, “sakalı keseceğiz” dediler. “Kesmesek olmaz mı?” dedim. “Olmaz” dediler, “kesmemiz gerekiyor.” “O zaman cezaevi doktorunu çağırabilir misiniz?” dedim. Yani oradan hukuki bir yol bulabiliriz gibisinden. Yani; “cildim tahriş oluyor gibisinden, öyle bir bahane bulayım” dedim, doktora. “Öyle bir rapor veremem ben” dedi. O “mümkün değil” dedi, “yani öyle bir şeyi yapamayız” dedi. “Bir kurtuluşu yok mu?” dedim. “Yok” dedi. “Tamam” dedik, “o zaman gel, kes” dedik. Güzelce bir sakallarımızı kestiler. Ondan sonra saçları da kestiler. Ondan sonra üç gün kadar karantinada bekledim. Oradan komünistlerin koğuşuna verdiler, oradaki siyasi koğuş, komünistlerin koğuşuna. Her fraksiyondan adam var kardeşim, bir tek Müslüman da benim orada, yani İslam’ı savunan. Bir de kendi düzenekleri var, mesela özel sistem kurmuşlar, mesela herkese bir görev vermişler. Sonra orada bir gün kaldım. Ertesi gün “seni Hocam” dediler, “tek tek koğuşuna alalım” dediler. “E tamam” dedim. ‘Tek tek’; küçük bir karantina böyle, harabe gibi bir yer. Yani iki, üç metre boyunda iki metre genişliğinde, küçük bir yer. Önü parmaklıklarla kapalı. Yani ayrıca zaten kapalı bir alan içerisine ama ayrıca kendi içerisinde de parmaklıklarla kapalı. Gümbür diye kapıyı kilitlediler, paslı kapıyı. “Ne yapacağız burada?” dedim. “İşte artık Hocam” dedi “sen kendi imkanlarında bir şey yapacaksın” dedi. Ranzalar rezalet, samanlar falan dökülmüş, içi samandan yapılmış yataklar. Bir tane de ampul sallanıyor aşağı doğru, yani sarı ampullerden o, yanmış. Sürekli rüzgar esiyor o şeyden, bir koridor yapmışlar, arka taraftan da boş, yani rüzgar akımı olacak gibi yapmışlar ama muazzam bir rüzgar esinti meydana geliyor. Yani o da fena değil yani, iyi, havadar oluşu o şeyin. Orada günlerimiz geçiyordu. Sonra işte Nazlı Hanım’la beraber mahkemeye çıktık. Nazlı Hanım kısacık bir yazı yazmış böyle savunma. “Ben” dedi, “savunmamı yazılı vereceğim efendim” dedi. “Onun tutuklanmasına gerek yok” dedi mahkeme. Benim? E benim zaten gerekiyor. Halbuki aynı ama tabii takdir onların. Yayınlayan ben de değilim ama… Neyi göstereceksin?
OKTAR BABUNA:Gazete şeyi vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte şu bak; “biz İslam milletinden Türk kavmindeniz” evet, tamam, kaldır şimdi. Yani ben dedim hani “genetik yönden bende gurur olmaz” dedim. Yani “genetikle ilgili hani ama hars olarak tabii ki bir gururum var.” Ama yani Türk milletinden olup da, mesela Çerkez olmuş olsam benim gururum olmayacak mı? Türklük gururum olmayacak mı? E olur. Yani “genetik anlamda Türklük, onu hiçbir şekilde kabul etmiyorum” dedim, “genetik olarak değil, hars olarak kabul ediyorum” dedim, “yani ‘Türk'üm’ diyen herkes Türk'tür benim için” dedim, “o anlamda” dedim, “gurur duymuyorum. Yani genetik yapıdan dolayı bir gurur duymuyorum” dedim, “yani onla övünmüyorum, yani genetik üstünlüğümle övünmüyorum; hars olarak övünüyorum Türklüğümle” dedim. Anlaşıldı mı? “Tamam” dediler, yani “sen orada yine bunu anlatırsın detaylı olarak anlatırsın” dediler. Dokuz ay hücre hapsinde kaldım. Sonra akıl hastanesine sevk ettiler, biliyorsunuz o dönemde. On ay da akıl hastanesinde kaldık. On dokuz ay sonra aynı savcı dedi ki; “sanığın” dedi, “bu ifadelerinde bir suç unsuru yok” dedi aynı savcı. E tamam, Allah razı olsun ama on dokuz ay. Yani on dokuz dakika sonra da olabilir bu, on dokuz ay sonra da olabilir. Biraz gecikmeli oldu bizimkisi. Orada acayip olan o oldu. Ama takdir yine yüce mahkemenin tabii biz bir şey demiyoruz. Arslan gibi, kuzu kuzu gittik, yattık.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, işte Hüseyin Şen Kardeşimiz’in sorduğu konuyu anlatmış olduk.
“Essalamu aleyküm Ankara'nın delikanlı, yiğit, mert efesi, kıymetli Muhammed Adnan Hocam.” Çok uzun, güzel bitirmiş. Ankara'nın efeleri vardır, biliyorsunuz. Ankara’nın delikanlı, Ankara'da delikanlılık da önemli bir şeydir. Aynı anlama gelir. “Yiğit, mert efesi” diyor. Efeler, biliyorsunuz, Atatürk'ü karşılamışlardı Ankara efeleri. Biliyorsun. Seymenler vardı, hepsi delikanlıdır hakikaten. “Kıymetli Muhammed Adnan Hocam. Sizin bu cesaretiniz bizlere şevk ve cesaret veriyor. Her gün sizlerden aldığımız feyz ile bizler etrafımızda İttihat-ı İslam'ı ve bunun bir lideri olması gerektiğini, onun da bu birleşme için gece gündüz, en çok çalışan kişinin Hz. Mehdi (a.s.) olacağını ve tüm dünyanın içinde bulunduğu zulümden bu şekilde kurtulacağını söylüyoruz. Allah sizden razı olsun.” Kardeşim tek bir insanın etrafına toplanmadan, yani Kuran'da hiçbir kavim şahs-ı manevi ile idare edilmemiş. Her kavmin başında bir insan var. Açın, bakın. Mesela Nuh Kavmi öyledir, Lut Kavmi öyledir, Ad Kavmi, Semud; hepsi öyledir. Firavun, Nemrud Kavmi, Sebe Halkı, hatta karıncalar; hayvanların bile bir lideri olur. Lideri olmayan topluluk olur mu. Vahşi hayvanların bile lideri oluyor. Masonların lideri vardır, Hıristiyanların lideri vardır. Müslümanların da tabii ki lideri olacak, lidersiz olmaz. Mehdi (a.s.)'den çekinmeleri tabii çok büyük mucize, çok hayret verici yani. Bediüzzaman'ın bunca açık ifadelerine rağmen, ağabeylerin bunca açık ifadelerine rağmen, izahlarına rağmen anlamazlıktan gelip, konuyu bu hale getirmeleri çok acayip tabii. Mesela Hz. İsa (a.s.) için de ayrıca anlamazlıktan geliyorlar. Halbuki Hz. İsa (a.s.)'nın inişi çok nefis bir şey, müthiş bir heyecan, acayip güzel bir nimet.
Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. İttihat-i İslam, Bediüzzaman'dan, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Seyit Salih Özcan Hocam ile bugün yine görüştük, daha kapsamlı görüştük. O görüşmenin bandını biraz sonra yayınlayacağız. Hazır mı bant? Tamam, Seyit Salih Özcan Hocam çok samimi, dürüst olduğu için -diğer ağabeyler gibi- çok açık, alenen söylüyor. Yani ben fevkalade bir durum olmasa böyle bir konu üstünde bu kadar durmam. Ben en önemli konuların üstünde duruyorum. Bir de Mehdi (a.s.), yani; “şu falanca kişiyi Mehdi (a.s.) seçin” diye değil. Mehdiyet’i mutlaka istemesi lazım Müslümanların, sevmesi lazım. Çünkü kaderde olacak kişinin dışında bir kişinin Mehdi (a.s.) olması mümkün değildir zaten; inanıyorsa, Allah'a inanıyorsa, hadise inanıyorsa aksi mümkün değil. Telaş etmesine gerek yok. Yani sahte bir Mehdi (a.s.)'nin başa geçmesi mümkün değildir. Müslümanların lideri olması mümkün değildir. Yani uğraşmayla, oyun oynamayla, işte kalabalıkları toplamayla, televizyonlara çıkmayla falan Mehdi (a.s.) olunmaz. Yani Mehdi (a.s.), Allah kaderde onu o şekilde yaratmış olması gerekir. Yani Allah yolunu açacak; o imkansız aksi olması.
Kadınların aleyhinde olan hadislere inanmayın, uydurma hadislere. Yani kadınları kötüleyen böyle yobazların, gözü dönmüş psikopatların izahlarına inanmayın. Kadın çok mübarek, muhterem bir varlıktır. Allah tarafından dünyaya bir süs, dünyanın en güzel süsü olarak yaratılmışlardır. O şeytanın fitnesidir. Şeytan kadının düşmanıdır. Şeytan kadından nefret eder. Darwinisler de nefret ederler, komünistler de nefret ederler, faşistler de nefret eder ve yobazlar da çok nefret ederler kadından. Yani kadını çok aşağılık, üçüncü sınıf olarak görürler. Musevilerin de öyle, yobazları kadını aşağılık görürler. Kadın mübarek, muhterem bir varlıktır, üstündür ve çok zeki bir varlıktır kadın. Çok akıllı, ince düşünen, sanatçı ruhlu bir varlıktır ve çok güzel bir varlıktır, çok tatlı bir varlıktır. Eğer aleyhte hadis istiyorlarsa; yobazlarla ilgili Kuran ayetleri dolu dolu, münafıklarla ilgili dolu dolu. Onlar bir o ayetleri ezberlesinler, münafıklarla ilgili ayetleri. Üç kağıtçı, sahtekarlarla ilgili, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in onları lanetleyen hadisleri var, onları ezberlesinler. Kadınlarla ilgili söylenen sözler, onlar hurafedir, öyle bir şey yok. Her toplumun kötüsü olur, yani kadının kötüsü tabii ki kötüdür. O, münafikun ve münafikat. O ayrı, geçer ‘münafikat’, kötü kadınlar geçer. Ama kadınları toptan kötüleyen bir ifade çok büyük bir ahlaksızlıktır, vicdansızlıktır. Kötü, erkeğin de kötüsü olur, kadının da kötüsü olur. O ayrı, sen onu ne alaka onun içine, iyi insanların içine katıyorsun. Kötü insan kötüdür, kötü kadın kötüdür, inşaAllah.
Evet, bak Bediüzzaman diyor ki; “Şimdi hatıra geldi ki eğer şeddeli ‘lamlar’ ve ‘mimler’ ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulumatı dağıtacak zatlar ise Hz. Mehdi (a.s.)'nin şakirtleri olabilir.” Yani 2010. Şualar, 605. Bak, “ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra” kendisinden bir asır sonra “zulumatı dağıtacak zatlar ise Hz. Mehdi (a.s.)'nin şakirtleri olabilir.”
Evet, bak; “istikbal-i dünyeviyede (dünyanın geleceğinde) 1400 sene sonra gelecek” yani Hicri 1400'de gelecek, yani 1980 yılında gelecek “bir hakikati” yani Mehdi (a.s.)'yi “asırlarında karib (yakın) zannetmişler” diyor. “Ta o zamanlarda, sahabe devrinde beklemişler” diyor, “Mehdi (a.s.)'yi” diyor, Bediüzzaman.
Kastamonu Lahikası, sayfa 57; “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse” diyor Bediüzzaman, bak; “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek” bak vaktini de belirtiyor, “o zat” yani Mehdi (a.s.).
“Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle, Ahir zamanın Büyük Mehdî (a.s.) unvanını almamışlardır” diyor. Seyit Salih Özcan Hocam da; “gelenlerin hiçbiri Mehdi (a.s.) değildir” diyor, Bediüzzaman da dahil olarak hiçbiri. “Hepsi bir vazifeyi yapmışlardır” diyor ama Seyit Salih Hocam diyor ki; “Mehdi (a.s.) geldiğinde üç vazifenin üçünü birden yapacak” diyor. Çok net, açık söylüyor yani.
“Ben kendimi Seyit (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan) bilmiyorum” diyor, Bediüzzaman. Yani “ben, seyit olduğuma dair bir bilgi yok bende” diyor. “Bu zamanda nesiller bilinmiyor halbuki Ahir zamanın o büyük şahsı, yani Mehdi (a.s.) Al-i Beyt'ten (Peygamberimizin soyundan) olacaktır.” Ayrıca Bediüzzaman diyor ki; “seyit olmayanın ‘seyitim’ demesi haramdır” diyor. “Seyit olmayanın ‘seyitim’ demesi, seyit olanın da, seyit olduğunu bildiği halde, ‘ben seyit değilim’ demesi yine haram ve günahtır” diyor. Bunu söyledikten sonra diyor ki Bediüzzaman; “ben seyit değilim” diyor arkasından da. Bak; “seyit olanın” diyor, “seyitliğini gizlemesi haramdır” diyor, “günahtır, Allah'a isyandır –haşa-” diyor. “Seyit mutlaka seyitse, seyitliğini söylemekle mükelleftir” diyor, “gizleyemez” diyor, “ama ben seyit değilim” diyor. “Yok” diyorlar, “Bediüzzaman yalan söylüyor” diyorlar. Kardeşim o zaman Risale-i Nur'u baştan sona kadar yalan olarak göreceksin sen. Neye inanacaksın o zaman.
“Hatta Hz. İsa (a.s.) gelir, Hz. Mehdi (a.s.)'ye namazda iktida eder (namazda uyar, tabi olur) diye rivayet Hıristiyan ve Müslümanların bu ittifakına (birleşmeye) ve hakikat-ı Kur'aniyenin (Kuran’ın) matbuiyetine ve hakimiyetine (üstünlüğüne) işaret eder” diyor Şualar’da Bediüzzaman, sayfa 493'üncü sayfasında.
“Kıyamet alametlerinden, Ahir zaman vukuatı (olayları)ndan bazı a’malin (amelin) fazilet ve sevaplarından bahseden hâdîs-i şerife (hadis-i şerifler) güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim” bir kısım Nur talebeleriyle ilgili bu. “Akıllarına güvenen” diyor, kendinin çok akıllı olduğu kanaatinde. “Akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim (ilim sahibi) onların bir kısmına ‘zaif (zayıf) veya mevzu (uydurma hadis)’ demişler. İmanı zayıf ve enaniyeti kavi olan bir kısım ulema da, inkarına kadar gitmiştir” diyor. “Onlar da inkar etmişlerdir” diyor. Şaşar Beşer Faruk Beşer ne yapıyor? Ene kavi, imanı da zayıf Allahuaem. Ne yapıyor? İnkar cihetine gidiyor. Bediüzzaman ne diyor, bak? “İmanı zayıf ve enaniyeti kavi, bir kısmı da inkara kadar gitmişlerdir” diyor. O da inkar ediyor hadisleri. Adam da diyor ki; “niye Şaşar Beşer diyorsun?” diyor. Adam şaşmış. Ne diyeyim? “Şaşırmadı” mı diyeyim yani? O zaman “Şaşırmadı Beşer Faruk Beşer” mi diyeceğiz?
Bak “İsa Aleyhisselam’ı nur-u iman ile (imanın ışığı ile) tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti (sayısı), deccalın mektebce ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir” diyor hadis. Buradaki hadis diyor bak; “İsa Aleyhisselam’ı nur-u iman ile tanıyan” demek ki Hz. İsa (a.s.)'ı nur-u imaniye ile tanıyan bir topluluk olacak “ve tabi olan” tanıdıktan sonra tabi oluyorlar, onun yanına yaklaşıyorlar, ona uyuyorlar “cemaat-i ruhaniye-i mücahidin (ruhani mücahitler topluluğu) kemiyeti Deccal'in mektepçe ve askerce.” “Deccal'in mektepleri çok olacak” diyor, “askerleri de çok olacak” diyor. “İlmi ve maddi ordularına nispeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.” Demek ki Hz. İsa (a.s.)'nın talebeleri üniversitelerde ve bir kısım askeri sistem içerisinde yer alacaklar. Yani kilit noktalarda adamları olacak. Yani mesela kimi korgeneral olacak, kimi orgeneral olacak, kimi profesör, kimi doçent olacak. Demek ki elit kesime yüklenecek Hz. İsa (a.s.), seçkin kesime yükleniyor; bunu görüyoruz. O zaman seçkin bir cemaat içerisinde faaliyet yaptığı anlaşılıyor. Yani seçkinciliği esas almış bir cemaat içerisinde faaliyet yapacağı anlaşılıyor Hz. İsa (a.s.)'ın. O kadar söyleyeyim, artık oradan anlayın, inşaAllah.
Evet, bak Bediüzzaman diyor ki; “bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevi ordusu” Mehdi (a.s.) için “yalnız ihlas, samimiyet, sadakat ve tesanüd” yani birbirine dayanışma “sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir. Ne kadar da az da olsa manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Çok iyi, böyle yaman kardeşleri varmış Mehdi (a.s.)'nin, inşaAllah.
Oktar ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)'nin Allah korkusunu anlatan hadislerden okuyabilir miyim Hocam.
Hz. Mehdi (a.s.)'nin derin Allah korkusunu anlatan hadislerden okuyabilir miyim Hocam? “Hz. Mehdi (a.s.) adildir, kutlu ve tertemiz. Hakk’ın bir zerresinden dahi geçmez o (Hz. Mehdi (a.s.)). Allah onun, (Hz. Mehdi (a.s.)'nin) eli ile İslam dinini aziz edecektir… Hz. Mehdi (a.s.) her an Allah korkusunu kalbinde taşımaktadır. Ve Allah Katı’nda sahip olduğu takarruk (Allah’a yakınlık) makamından dolayı da gururlanmaz.” “Her an Allah korkusunu kalbinde taşımaktadır” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), maşaAllah. Bir de; “Hz. Mehdi (a.s.) son derece takva sahibidir.” “Allah'tan çok korkan birisidir. Kartal cinsinden nesir kuşunun kanatlarıyla titrediği gibi Allah'tan korkar.” “Mehdi (a.s.) gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah'tan çok korkan kimsedir.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Mehdi (a.s.)'nin çıkış yeri İstanbul'dur. Yani bu, hadislerde çok açık, detaylı belirtilmiştir. onunla ilgili muhtelif hadisler var. Onlar var mı sende Oktar?
OKTAR BABUNA:İstanbul'da çıkışı mı?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA: Bakayım, hazırlayayım Hocam hemen inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) konusunda bahane arayan insanlar da böyle çeşitli rivayetleri birbirine karıştırarak oradan bir şekilde kurtulmaya çalışıyorlar. Mehdi (a.s.)'yi en azından İstanbul'dan uzaklaştırmaya çalıştırıyorlar. “Hiç olmazsa buradan çıkmasın, işte Mekke'den çıksın.” Hâlbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde açıkça, İslam âleminin son başkenti neresi ise oradan çıkacağı belirtiliyor. Yani o konuda bir tereddüt yok. Buldun mu?
OKTAR BABUNA: Buldum Hocam, inşaAllah. “Mehdi (a.s.) Rum’dan Türklerden, (çünkü eskiden Türkiye'ye diyar-ı Rum deniliyordu) ayrılmayacaktır.” “Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ‘Mehdi (a.s.), Medine’den çıkacak ve Mekke'ye gelecek. İnsanlar onu, kendi aralarından (tanıyıp) ortaya çıkaracaklar ve o, istemediği halde Rükun ile Makam arasında ona biat edecekler.’" “Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki: ‘Ey Ümmet! Altı şey vardır ki; onlar olmadan kıyamet kopmaz (altıncısı) Medine’nin (şehrin)fethi.’ Denildi ki: ‘Hangi Medine (hangi şehir)?’”
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v.)’e soruyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’e; “Medine’den kastın ne?” diyorlar, soruyorlar. Evet?
OKTAR BABUNA: “Buyurdu ki: ‘Konstantiniyye (İstanbul).’”
ADNAN OKTAR:Bitti. Yani “Medine” dedi mi, insanın aklına tek bir Medine geliyor; hâlbuki Medine ‘şehir’ anlamındadır. Peygamberimiz (s.a.v.) birçok şehir için Medine demiştir. Mesela, “Mehdi (a.s.) Medine’de doğacaktır.” Sorulduğunda söylüyor, yani hadisi Peygamberimiz (s.a.v.) kapalı söylüyor. Mesela, büyük bir şehirde olacağı anlaşılıyor. Ama birçok Medine olunca, detay sorulduğunda söylüyor. “Hangi Medine diyarı ya Resulullah (s.a.v.)?” dendiğinde; “İstanbul” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) Konstantiniyye ve Deylem dağını (manen) fethedecektir.” El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ayrıca “hilafet merkezinin bulunduğu yerden çıkacak” diye hadiste de vardı inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, eski hilafet merkezi.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Rad Suresi 7’nci ayet; “inkâr edenler derler ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi." Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderisin.” Yani “bir Mehdi’sin” diyor Cenab-ı Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e. “Yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için” sırf Hıristiyan, Musevi, Hindu değil; yani herkese, hepsine “bir hidayet önderisin.” Ebcedi zaten 1982 tarihini veriyor. Bak, “Sen, yalnızca bir uyarıcısın” şeytandan Allah’a sığınırım “ve her topluluk için bir” Mehdi’sin “hidayet önderisin.” Ebcedi 1982 tarihini veriyor, net.
“Allah, her dişinin neyi yüklendiğini ve döl yataklarının neyi eksiltip neyi eklediğini bilir.” Yani “kim hamile kalırsa, kim bir çocuk doğurursa hepsi Allah’ın kontrolündedir” diyor Allah. “O'nun Katında her şey bir miktar (ölçü ve denge) iledir.” Allah altın orana burada dikkat çekmiş oluyor, 8. ayette. Çünkü her şeyde hem simetri var, hem altın oran var, kâinattaki her şeyde. Mesela insanların yüzünde, elinde, vücudunda, çiçeklerde, böceklerde tamamında, hepsinde altın oran var. Bak, Allah diyor ki; “O'nun Katı’nda” Bak, Allah’ın Katı’nda “her şey” bak, istisnasız her şey, atom dahil “bir miktar (ölçü ve denge) iledir.”
Cenab-ı Allah “O, gaybı ve müşahade edileni bilendir. Pek büyüktür, Yücedir.” “Gaybı,” yani bilinmeyeni ve “müşahede edileni” görüleni “bilendir. Pek büyüktür, Yücedir.” Mehdi (a.s.) mesela, hem gaiptir, hem müşahade de edilecektir, görülecektir. Bir ismidir mesela Gaib, Mehdi (a.s.)’nin ismidir, ona da bir işaret var. Bak, “O, hem gaybı ve müşahade edileni bilendir” görüneni, görülecek olanı bilendir. “Pek büyüktür, Yücedir.”
“Sizden sözü saklı tutan da, onu açığa vuran da, geceleyin gizlenen de ve gündüzün ortaklıkta gezen de (O'nun Katı’nda bilme bakımından) birdir.” “Hepsini bilirim” diyor Allah. Yani “gizli, açık, gece, gündüz, hiç fark etmez” diyor, “tamamını Allah bilir” diyor.
“O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah'ın emriyle gözetip-koruyorlar.” Görünüyor mu? Görünmüyor mu? Cübbeli ne diyor? “Görünecek” diyor. Bak, Allah görünmeden meleklerle izliyor insanları. Evet. “…gözetip-koruyorlar. Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar”. Bak, bu çok önemli. Müslüman âleminin başına gelenleri Allah açıklıyor, neden olduğunu Allah açıklıyor. “Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar”. Mesela, “Kuran’a bağlılığı, Kuran’ı yeterli görmeyi, Kuran’a tam ittiba etmeyi bozuncaya kadar bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz.” Yani, “imparatorluğu yıkmaz, topluluğu yıkmaz. Zenginlik bolluk içinde olursunuz” diyor Allah. “Eğer yıktıysam siz bir şeyler yıkmışsınızdır, Ben de onun için yıkmışımdır” diyor Allah, “yıkmamın nedeni budur” diyor Allah. Bak, sırrı açıklıyor Allah. “Allah bir topluluğa (bir topluma) kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiçbir (biçimde imkân) yoktur.” İllaki o millet yıkılır, o devlet yıkılır. “Onlar için O'ndan başka bir veli yoktur.” Ve aynı zamanda da ekonomik krize de bakıyor bu ayet. Çünkü bak diyor ki Allah; “Allah bir topluluğa kötülük istedi mi”. Darwinist, materyalist, ateistse mesela bir topluluk, Allah’a karşı isyan halindeyse, kötülük nasıl oluyor? Anarşi, terör, ekonomik kriz. Bu da bir beladır insana. “Artık onu geri çevirmeye hiçbir (biçimde imkân) yoktur. Onlar için O'ndan başka veli yoktur.” Allah’tan başka veli yoktur.
Seyit Salih Özcan Hocamız Nur talebelerinin en ünlüsü ve en önemlilerinden birisidir. Onun Mehdi (a.s.) hakkındaki görüşlerini görelim.
-VTR- (Seyit Salih Özcan Hoca’nın Mehdi (a.s.) hakkındaki görüşleri)
ADNAN OKTAR: Bak, çok açık Hocamızın anlattıkları. Ne anlatıyor Hocamız?
OKTAR BABUNA: Hz. İsa (a.s.)’nın imamı olacağını, İttihad-ı İslam’ın mutlaka kuracağını, vazifelerini yerine getireceğini; mutlaka Mehdi (a.s.)’nin yapacağını bunu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O filmi bir daha seyredelim ki, iyi ezberlerine girsin Nur talebesi kardeşlerimizin. Çünkü “anlamadık”, “duymadık”, “bilmedik” diyorlar.
-VTR- (Seyit Salih Özcan Hoca’nın Mehdi (a.s.) hakkındaki görüşleri)
ADNAN OKTAR: Şimdi bunu dinleyen Nur talebesi kardeşlerimizin vicdanlı olanları bizzat artık Üstattan duyan kişiye herhalde inanırlar. Ama batın rahiplerine inananlar var. Onlara da artık Ahirette Allah soracaktır. Onlara artık bir sözümüz yok. Çünkü batın rahipleri ne Kuran kabul ediyor, ne hadis kabul ediyor, ne Bediüzzaman’ı kabul ediyor; onlar kendi kafalarını kabul ediyorlar. Ama bakın Kuran, hadis ve Bediüzzaman’ın açıklamalarında olay çok net ve talebesi Seyit Salih Özcan Hocamız çok net söylüyor; “Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi olarak değil, şahıs olarak gelecek ve Hz. İsa (a.s.) ile birlikte namaz kılacaklar” diyor, “üç vazifenin üçünü birden yapacak” diyor, “daha önce gelen mehdiler” diyor, “birer görev yapmışlardır” diyor “ve o yüzden” diyor, “gerçek Büyük Mehdi (a.s.) olamamışlardır. Üçünü birden yapıp ve Reis olacaktır” diyor. Bak açıkça da “Reis” diyor, iyi anlasınlar diye “Reis olacak” diyor. Yani “imamdır ve reis olacaktır” diyor. Bunu demagojiyle örtbas etmeye kalkmak utanç vericidir. Bak, en muteber, en geçerli kaynaklardan; Kuran’dan, hadisten, Kütüb-i Sitte’den, Risale-i Nur’dan ve Bediüzzaman’ın yaşayan talebelerinden, en yakın ve en güvenilir talebelerinden biz bunları anlatıyoruz. Buna rağmen adamlar batın rahiplerine, batın büyücülerine uyuyorlar. E ben o zaman ne diyeyim adamlara yani? Artık benim onlara sözüm olmaz. Ama benden sorumluluk gidiyor, ben anlatıyorum. Yani “anlatmadı”, “fark edemedik” demesinler, inşaAllah. Yarın, bir gün Cenab-ı Allah’ın huzuruna giderlerse, batın rahiplerinin açıklamalarından değil, batın büyücülerinin açıklamalarından değil; Kuran’dan, hadisten, Bediüzzaman’ın açıklamalarından konuyu bildikleri halde inkâr ettiklerini söyleyenler mahcup olurlar, inşaAllah.
Araf Suresi, 203. “Onlara bir ayet getirmediğin zaman” yani onların istediği gibi, müşriklerin, münafıkların istediği gibi olmadığı vakit Kuran’ın hükmü. Hurafe ekleyecek; olmuyor. “Bana vahiy geliyor” diyecek; olmuyor. O dönem sahtekârlık da yapamıyorlar Peygamber (s.a.v.) de olduğu için. O zaman ne diyorlar, biliyor musun? “Sen onu” yani istedikleri ayeti “(inmeyen ayeti) derleyip-toplasana" derler” diyor. Yani “sen kafandan bir şey yapsana” diyorlar. Yani “inmesine gerek yok ki” diyorlar, “vahiy inmesine. Kuran’a ilave et bir şey” diyorlar, “bizim dediğimiz gibi olsun” diyorlar. Münafıkların hep kafasında hazır bir din vardır, müşriklerin. O dini ararlar Kuran’da. Onu bulamazsa delirir o. O illaki hurafe ile yahut “bana vahiy geldi” diyerek ilave edecek onu, aklını takmıştır. Kuran’da Cenab-ı Allah dikkat çekiyor bak; ““sen onu (inmeyen ayeti) derleyip-toplasana" derler. De ki: "Ben, yalnızca bana Rabbimden vahyolunana uyarım.” Yani “Kuran’a uyarım” diyor, “ben. İlave yapamam ben, hurafe de katamam, olmadığı halde de ‘bana vahiy geliyor’ demem” diyor, “gelirse söyleyebilirim” diyor. “Bu, Rabbinizden olan basiretlerdir; iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve bir rahmettir.” Neymiş Kuran? Hidayetmiş ve rahmetmiş.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun.” Birçok yerde Kuran okunuyor, camilerde de bağıra bağıra Kuran okunuyor. Adamlar konuşuyor, geziniyorlar, caminin tavanı hakkında bilgi ediniyorlar. Yahut radyoda da Kuran okunuyor, adam; hangi takım maçı kazanmış, onu konuşuyor. Bak, ayette haram kılmış Allah. “Kuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin” Dikkat verecek, dinleyecek Müslüman. “Ve susun.” “Konuşmayı kesin” diyor Allah; farz, muhkem ayet. “Umulur ki esirgenmiş olursunuz.” “O zaman Allah sizi korur” diyor. Aksi ne demektir? “Bela veririm” diyor Allah.
“Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma.” “Allah’ı zikrederken, dua ederken çok candan, derin bir konsantrasyonla Allah ile bağlantı kurun” diyor Cenab-ı Allah. “Bir de yüksek sesle yapmayın” diyor, “duayı” diyor, “kendi duyacağınız kadar.” Var ya bağıra bağıra dua ediyorlar. Bak, Allah onu yasaklıyor. “Bağıra bağıra olmaz” diyor Allah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. 188’inci ayet. “De ki: "Ben, Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim.” “Ben kaderime uyuyorum” diyor Peygamber (s.a.v.). Yani “benim öyle ayrı, müstakil, ilahi bir gücüm yok” diyor. “Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım.” Yani “gelecekle ilgili ben sürekli bir bilgiye sahip olsam, hani gelecekte ne olacak hepsini bilsem, hayırdan yaptıklarımı arttırırdım. Daha fazla hayır yapardım” diyor. “Ve bana bir kötülük dokunmazdı.” “Çünkü belanın geleceğini bilirim, durdururum; bir şey olur, engellerim. Mesela, araba çarpacaksa yola çıkmam” diyor. Yani “sürekli gaybı ben bilemem” diyor. Nasıl bilir Peygamber (s.a.v.)? Allah’ın bildirmesiyle biliyor. Allah’ın bildirdiği anda biliyor, onun dışında bilemez. Bir kısım insanlar diyor ki; “her an o geleceği bilir, sürekli bilir. Mesela, biraz sonra ne olacağını bilir.” Öyle bir şey bilmiyor Peygamber (s.a.v.). Allah bildirdiği anda gaybı biliyor. “Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.” Bak, “iman eden bir topluluk için” iman ediyorsa, “bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.” Ebcedi 2026, dünya hâkimiyeti devrini veriyor. Kardeşim bu kadar tevafuk olur mu? Yani bütün ayetler, hâkimiyet ile ilgili ayetlerinin hepsi Mehdi (a.s.) devrini veriyor ebcedleri, istisnasız.
MaşaAllah. Allah’ın huzuruna gitmek ölümle olur. “Yarın bir gün Allah’ın huzuruna gidecek” demek odur; ölüm. Herkes Allah’ın huzuruna gidecek. İşte “Allah’ın huzuru” denilen, zaten o şekilde ifade edilir o, inşaAllah.
Mesela, Hz. İsa (a.s.) 33’üncü ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.” Ebcedi, birinci ebced 1987, şeddeli olursa 2007 tarihini veriyor. Yine ayetin devamına baktığımızda, yine şedde eklendiğinde de 2057 tarihini veriyor. Bak 1987, 2007 ve 2057 tarihini veriyor, üç ayrı tarih veriyor. “Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün.” Hz. İsa (a.s.)’nın inişi, Allah-u alem, 2007, yani o tarihler ve 2057 İslam’ın en parlak yılları, inşaAllah.
Bak, mesela 40’ıncı ayet, Meryem Suresi. “Elbette, yeryüzüne” yani dünyaya “ve onun üzerindekilere” yani bütün insanlara, “Biz varis olacağız” yani Allah varis olacak. Ebcedi 1992 tarihini veriyor. Mehdiyetin tarihi. Bir tane tarih veriyor, 1992. Bak, “Elbette, yeryüzünde ve onun üzerindekilere Biz varis olacağız.” Bu, dünya hâkimiyetidir, buradaki ifade. Yani ilk bakışta ayet odur.
Mesela, şeytandan Allah’a sığınırım. “(İsa (a.s.)) Dedi ki:” İsa İbn-i Meryem “Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana Kitab’ı verdi ve beni Peygamber kıldı.” 1410, şeddeli 1412, yine şeddeli 1462 tarihlerini veriyor. Bak üç ayrı tarih veriyor; 1410, 1412, 1462. Yani hep İslam’ın gelişme safhaları, önemli yılları veriyor, inşaAllah.
Ne yapıyoruz?
SUNUCU 1: HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerimizden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza 00:30’dan itibaren Kaçkar TV, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Art TV ve harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...