SUNUCU 1:Merhabalar, programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam nasıl devam edelim?
ADNAN OKTAR:Hocam buyur.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Özdemir İnce Hürriyet’te bir yazı yazmış Hocam. “Demek devlet diye bir şey varmış” diyor yazıda. “Eğer 18 yaşından küçük bir çocuğun ailesi başını kapatırsa, devletin bu konuya müdahale etmesi, gerekirse çocuğu ailenin elinden alması gerekir” diyor.
ADNAN OKTAR:Kim? Buna mı vermeleri gerekiyormuş çocuğu? Özdemir Dedem, kaç yaşında Özdemir Dede?
OKTAR BABUNA:72 idi galiba bakayım tekrar Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet anlaşılıyor, Hocam uykusuz kalmasın, Özdemir Dedem.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Özdemir Dede’nin yapacağı şeyler onlar. İyi dinlenecek, kendine iyi bakacak, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Sevgili Sayın Muhammed Adnan Hocam. Yine çok şıksınız.” Allah Allah, bugün öyle bir şey mi var?
SUNUCU 2:MaşaAllah Hocam, her zamanki gibi.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
“Bulgaristan’dan İlyas Mehmet, sizi çok seviyorum.” Bulgaristan’daki kardeşlerimizin hepsine selam. “Ve her gece heyecanla izliyorum, inşaAllah.” “Benim çok değer verdiğim, yakın tanıdığım bir ağabeyim var. Kafası karışık. Hz. Mehdi (a.s.) konusunda size sormak istediği bir soru var, inşaAllah. İşte bu soru: Türkiye %99 oranında en az Sünni mezhebinden. Ben bir Bulgaristan Türk’ü gibi farklı değilim. O yüzden merak ettiğim Sünni mezhebinde öyle bir Hz. Mehdi (a.s.) beklentisi var mıdır? Sünnilik Müslüman dünyasının direğidir ve tarih boyunca Türklerin mezhebidir. O yüzden yanlış olmasın diye soruyorum.” Sünni, Alevi, Şii, Caferi, Vehabi bütün mezheplerin tamamında Mehdilik haktır. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı konusunda hiçbir tereddüt olmamıştır bu mezheplerde. Hanefi, Hanbeli, Maliki mezheplerinde de öyle, Bektaşilikte de öyle, hepsinde Mehdiyet haktır, inşaAllah.
“Allah’ın selamı üzerinizde olsun.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Saygıdeğer Hocam. Sizi her akşam izliyorum. Geçen akşam sizi dinledim. Siz iyi niyetiniz ve samimiyetinizle “Nurcu kardeşlerimizin içinde bir yaramazlık olmadığını” söylediniz. Ben geçen sene babam vefat ettikten sonra kısa bir dönem onların içinde bulundum. Ama daha önceden uzun bir müddet Diyarbakır Cemaati’nin içindeydim. Sonra İstanbul Cemaati’nde tanıdıklarım vardı. Ben anne ve baba tarafından Gönenliyim. Fakat Gönen Cemaati’nin büyük kısmı sizin anlattığınız gibi değil Hocam. Paranız yoksa yüzünüze bakmıyor, asla sahip çıkmıyor, insan yerine koymuyorlar. Ama paranız varsa en şerefli yere yükselebiliyorsunuz onların gözünde. Bediüzzaman Said Nursi Hocaefendi onlarda bir marka olmuş durumda. Risale-i Nur kitaplarını, sizin de söylediğiniz gibi sansürlüyorlar, yasaklıyorlar. "Onu okuma, bunu oku" diyorlar. Hz. Mehdi (a.s.) meselesine, Hz. İsa (a.s.) konusuna asla değinmiyorlar. Ahiret konusuna hiç girmiyorlar. Ben geçen sene Nurcu geçinenlerin içindeyken benim valizimde sizin bazı eserleriniz vardı. Birçok talebe odama geliyorlardı. Ben onlara sizin eserlerinizi ödünç veriyordum. Onlara sizden bahsediyordum ama Nurcuların başları bunu haber aldı. Bir akşam öğrenciler benim odamdayken içeri girdiler ve sizin eserlerinizi hemen toplamamı ve yurdun önündeki çöp konteynırına atmamı söylediler. Ben bunu yapamayacağımı söyledim. Sizin eserlerinizin içinde ayetler ve hadisler olduğunu onları da çöpe gönderemeyeceğimi söyledim. Aynı şekilde emri tekrarladılar, hatta ısrar ettiler. Allah’ın selamı üzerinize olsun.”
Şimdi böyle vakalar olabilir. Yani kıyıda köşede o vakalar olabilir. Burada kardeşlerimiz sabırlı, güzel bir üslup gösterecekler. Diyecekler ki; “muhterem Hocam şimdi benim Darwinizmin, materyalizmin aleyhinde ve onu eleştiren ve başarıyla yıkan, söken bir esere ihtiyacım var. Ben bunu Harun Yahya Hocamın kitaplarında görüyorum. Ama Harun Yahya Hocamın kitaplarını okumak istemiyorsanız, okutmak istemiyorsanız, o kitabın benzeri bir şey yapın, biz onları okuyalım” demeleri lazım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Eğer ona da müsaade etmiyorsanız, deccalle boğuşmamıza müsaade etmiyorsanız, o zaman siz deccal taraftarı olursunuz” demesi lazım. Çünkü deccalle savaşan insanın deccali yenmesini engelliyorsa bir insan, deccal yanlısıdır. Ya o kitabın bir benzerini yapacak, hakkımızı helal ederiz. Rahatça yapsın, hiçbir mahsuru yok. Hatta üzerine para da veririz. Kardeşlerimizi deccalin pençesinden kurtarsın veya müsaade etsin kardeşlerimiz kitabı okusun. Yani öyle hasetlikle Mehdi (a.s.)’den bahsettirmeyerek, Hz. İsa (a.s.)’dan bahsettirmeyerek, Ahir zamandan bahsettirmeyerek, deccaliyeti gündeme getirmeyerek Nur talebesi olunmaz. Böyle şey olmaz. Hele kitap okutturmayarak hiç olmaz. Bizim kitaplarımızda hep iman hakikatleri anlatılıyor, siyasi bir konu yok. Herhangi bir cemaate, herhangi bir topluluğa yönelik özel bir çalışma da yok. Özel bir yönlendirme de yok. Her cemaat, hatta Hıristiyanlar ve Museviler bile bizim kitaplarımızdan istifade ediyorlar. Tabii, kiliselerde okunuyor, sinagoglarda okunuyor, Müslüman cemaatlerde okunuyor. Çünkü her görüşü destekleyen, Allah’a inanan herkesi saran bir üslup var. Dolayısıyla bir cemaat, bir topluluk teşviki yok orada. Ama buna rağmen adam Darwinizmin yıkılmasını istemiyorsa, Materyalizmin yıkılmasını istemiyorsa ya gizli bir ajandır, ya deccalin adamıdır, ya münafıktır, ya aklından bir zoru vardır, ya cahildir. Cahil olması ihtimali yüksek olduğu için eğitecek kardeşlerimiz, inşaAllah.
“Muhterem üstadım. Birkaç gündür size yazıyorum. Adım Kemalettin Yıldız, Bayburtluyum. İstanbul’da yetiştik. Altı senedir Avustralya-Viyana’da yaşıyorum. Sizi 90’lardaki linç etme kampanyaları esnasında tanıdım. Allah affetsin, sizi tanıttıkları gibi tanıyordum. Fakat sultanımla tanışıncaya kadar. O sizi şahsen tanıdığını, sizin nasıl bir aslan olduğunuzu anlattı bize. O gün bu gün size büyük bir hürmet ve sevgi besliyorum. Sanki benim ağabeyim, ailem, çok yakınım gibisiniz. Seyda Muhammed Raşit Hazretleri’nin yetiştirdiği en büyük aslanlardan Seyyid Halit Orak, kendisi sizin akrabanızdır.” Olabilir, yani şu an tam bilmiyorum ama eğer tanıtırsa olabilir, mümkündür. “İstanbul’da ‘Çift takkeli’ diye tanır herkes. Allah onun sırrını yüceltsin. Ondan sevmeyi, Allah aşkını öğrendik. Allah’a iman etmenin yolunu, bu yobazlar gibi değil, sevgi ve aşktan geçtiğini öğretti bize. Üstad, bize iftira kampanyası eskiden bilinen, tanınan dinsizler tarafından yapılırdı. Şimdi ise dinli, imanlı olduğunu iddia edenler tarafından iftiralar başladı. Elhamdülillah, bütün bunlar sizi daha da çok yüceltiyor, Allah Katında tabii ki. Üstat, kimseye bir şey konuşulmuyor, herkes tek pencereden bakıp yorumlara gidiyor. Üstadım, Cübbeli denen o… sizi mutlaka izliyor veya adamları izliyordur. Ona her zaman şunu sormak istedim. Yirmi beş senedir insanlardan topluyorlar, Avrupa’dan topluyorlar. Bir tane adamı yetiştirmiş, bir icraat mı yapmış? Mayorka’da tatil yapmaktan başka.” Mayorka mı, başka yer değil mi o? Mayorka’ya gitti mi bu?
OKTAR BABUNA:Malta.
ADNAN OKTAR:Mayorka yok. Malta.
OKTAR BABUNA:Mayorka’yı bilmiyorum Hocam, orayı bilmiyorum, inşaAllah. Belki vardır.
ADNAN OKTAR:“Başka binlerce eksi yanı var. Konuşmaya bile değmez. Sizinle muhatap olamaz bile, o hürmet ve muhabbetle, muhatap olamaz sizinle” diyor. “Muhatabınız olacak bir tip değil” diyor. “Hürmet ve muhabbetle selam, mübarek ellerinizden öperim. Size çok dua ediyorum” diyor, maşaAllah. Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin yetiştirdiği talebelerden bir tanesiymiş kardeşimiz, maşaAllah.
Muhammed Raşit Erol Hazretleri, İslam aleminin yetiştirdiği mübarek, seçkin, değerli, hal ehli, büyük müceddidlerden, büyük mürşitlerden biridir. Allah ona rahmet etsin. Çile ehlidir. Çok değerli, güzel insanlar yetiştirdi, halen de yetiştiriyor bu ruhaniyetiyle, etkisiyle. Onun yetiştirdiği has, aslan talebeler çok güzel insanlar yetiştiriyorlar, devam ediyorlar. Allah sevaplarını arttırsın, Allah onlardan razı olsun, maşaAllah.
“Sayın Hocam, Nur talebesi kardeşlerimizi genel olarak çok sevdiğinizi ve aralarında Said Nursi Hazretleri’nin Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili anlatımlarını yanlış anlatan veya kitaplardan çıkartan kişiler de doğru yolu bulsunlar diye uyardığınızı biliyoruz. Fakat Facebook’ta bu konuyu anlatan bazı kişiler, Nur talebeleri arasında sanki Müslüman görünümlü başka dinden ajanlar varmış gibi anlatıyorlar. Bu doğru olabilir mi? Sizin görüşleriniz nedir? Zafer.” “Facebook’ta bu konuyu anlatan bazı kişiler, Nur talebeleri arasında sanki Müslüman görünümlü başka dinden ajanlar varmış gibi anlatıyorlar. Bu doğru olabilir mi? Sizin görüşleriniz nedir?” Yok canım, o çok abartı, ne alakası var, öyle şey olmaz. Ama hakikaten Mehdi (a.s.) konusunu çok örtbas ediyorlardı. Biz de üzerine üzerine gidiyoruz. Bak, Seyyid Salih Özcan Hocamı demin iki kere dinledik. Çok net, çok sarih.
“İyi geceler Hocam. Size soru soran bir arkadaşın sorusu: "Hz. Mehdi (a.s.)’ye bir gecede güç verilecek, ıslah edilecek. Hocam Allah bu gücü Mehdi (a.s.)’ye mi verecek yoksa cincilere, insanlara mı verecek? Güç olmadan kontrol, hakimiyet olmaz. Hocam, Mehdi (a.s.) bu gücü cincilerden alacaksa, cinciler Mehdi (a.s.)’den üstün olacak o zaman. Öyle bir yönetimin sonu birlik olabilir mi Hocam? Hocam hadiste niçin bu şekilde açıklamışlar” diyor. “Hocam Mehdi (a.s.) çıktığında onun karşısındaki münafıklara karşı Mehdi (a.s.)’nin mücadelesi nasıl olacak” diyor. Evet, şimdi Şahin’in bu sözüne karşı, açıklamasına karşı, Mehdi (a.s.)’nin etrafında talebeleri olacak. Bediüzzaman ne diyor? Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? 313 tane talebesinden bahsediyor. Mehdi (a.s.) o talebeleriyle Mehdi (a.s.). Yani tek başına Mehdi (a.s.) değildir. Talebeleriyle Mehdi (a.s.). “Her ne kadar sayıları az da olsa, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Mesela Bediüzzaman’ın açıklamalarında; “Mehdi (a.s.) hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir mürşit, hem kutup, hem Mehdidir” diyor. “Kutuptur” diyor. Şimdi buradan anlıyoruz ki Mehdi (a.s.)’nin tek başına müceddid olması mümkün değil, tek başına mürşid olması mümkün değil. Nasıl olacak? Bir ekibi olacak, bir topluluğu olacak. Mesela diyor ki Bediüzzaman; “deccaliyeti, Darwinizmi, materyalizmi yıkarken” diyor, “kendi talebelerinin içerisinde küçük bir ekip,” ayrı bir ekip bak, “kendi talebelerinden küçük bir ekip, ayrı bir ekip ona bu konuda yardım eder” diyor. Yani Darwinizmi, materyalizmi yıkan eserlerin, kitapların hazırlanmasında bilim adamlarının, bir taifenin hazırladıkları eserleri alırlar, onlardan istifade ederek, Darwinizme, materyalizme karşı kitaplar, eserler hazırlarlar” diyor. Ama bunu yaparken Mehdi (a.s.)’nin vakti dardır” diyor, “azdır” diyor. “Vaktinin hal ve zamanı müsait olmaz” diyor. “Mehdi (a.s.) talebeleriyle beraber bu görevi yapar” diyor. “Fakat talebelerin bir kısmını bu işe görevlendirir” diyor, bir kısmını, “ve o bir kısım talebeleri o kitapları hazırlar ve onunla o birinci vazifeyi yapmış olur” diyor. Şimdi bak, kardeşimize bu bir cevap. Mesela cinlerle bağlantıda da, bir kısım talebe de cinlerle bağlantıyı sağlar. O da, Mehdi (a.s.)’nin, Allah’ın izniyle; yani Allah, Mehdi (a.s.)’nin yüzü suyu hürmetine onlara o gücü veriyor. Yani adamlar muntazam gayret etseler, çalışsalar bile Mehdi (a.s.) olmadan o neticeyi alamazlar. Yani vesile, sebep olan yine Mehdi (a.s.)’dır. Mesela kitaplar hazırlanıyor, Mehdi (a.s.) olmadan yine yapamazlar. Ama bak, “ondan önce bir taife, bir cihette” diyor, bak; “bir cihet.” Bu eserlere zemin hazırlıyorlar ama ‘bir cihette’. ‘Bir taife’, yani bilim adamlarının hazırladığı bir kitaplar yine kafi olmuyor. Ne gerekiyor? Mehdi (a.s.)’nin eli değmesi gerekiyor. Mehdi (a.s.) ne yapıyor? Talebelerine, “bu tarz kitaplar hazırlayacağız” diyor. “Yöntem budur” diyor, “yorumlar budur, mantık budur” diyor ve kitapları hazırlatıyor. Mehdi (a.s.) olmadan o kitapların hazırlanması mümkün mü? Değil. Olmaz, etkisi de olmaz. Allah onu sebep ediyor, orada mühim olan o. Mesela Mehdi (a.s.)’nin cin ile bağlantılı olan talebeleri oluyor. Ne diyor? Mesela; “Hz. Süleyman (a.s.)’ın, Kutsal emanetlerin, Hz. Musa (a.s.)’nın sandığını bulacağız” diyor. Allah, Mehdi (a.s.)’nin yüzü suyu hürmetine o cinlere o bilgiyi veriyor ve talebelerini vesile ediyor. Dolayısıyla meydana gelen netice Hz. Mehdi (a.s.) vesilesi ile olmuş oluyor. Anlaşıldı mı? Mesela müceddidlik yapacaktır, müctehid olacaktır Mehdi (a.s.). Bütün mezhepleri kaldırıyor. Ama ne diyecek? Mesela bir kısmı Kuran’ı inceleyecek, bir kısmı hadisleri inceleyecek talebelerinin. Bir kısmı mezhepleri inceleyecekler. Mesela geniş bir kurul kurulacak. Büyük alimlerden oluşan kurul kuracak. Ona neticeyi getirecekler. Mehdi (a.s.) de ilhamla, Allah’ın izniyle diyecek ki; “doğru olan bu” diyecek yani “bu hükümdür.” Yani “Asr-ı Saadet’te olan çalışma budur, Asr-ı Saadet’teki hayat budur, dolayısıyla bu şekilde olacak” diye mezhebinin hükümlerini açıklamış olacak. Mezhep değil de, mezhepleri bu şekilde kaldırmış olacak. Yoksa bizzat kendisi Kuran’ı ezberleyerek, hadisleri ezberleyerek, Kütüb-i Sitte’yi su gibi ezberleyerek; mezhep alimlerinin, mezhep imamlarının kitaplarını su gibi ezberleyerek; İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça dilleri bilerek ve internette elde edilen bütün bilgileri, internette gelmiş olan bütün bilgileri su gibi ezberine alarak değil. Oradaki çalışmada Dabbet-ül Arz’ın yani internetin ve bilgisayarın Mehdi (a.s.)’nin emrine gireceğini anlıyoruz. Çünkü bir insan hafızasında, internetteki bilginin tamamı toplanamaz. Mehdi (a.s.) ne yapıyor? İnternetteki bilginin tamamını bir insan hafızası gibi, kendi hafızası gibi kullanmış oluyor. Yani internetin bütün bilgisi Hz. Mehdi (a.s.)’nin hafızası olmuş oluyor. Ne yapıyor? Dabbet-ül Arz kanalıyla, bilgisayar kanalıyla onları kullanmış oluyor Mehdi (a.s.). Ulemayı, alimleri de topluyor, talebelerini topluyor. Onlara da bütün her şeyi incelettiriyor. Ona özgü bilgi geliyor ve doğrusu da budur dediğinde hüküm konmuş oluyor. O yüzden en büyük müceddid ve en büyük müctehiddir. Yoksa bir insanın… mesela sırf Hanefi mezhebinin incelenmesi bir ömür sürer. Şafi mezhebinin incelenmesi bir ömür sürer. Şiilik, Caferilik, Alevilik, Bektaşilik, bunlar bir ömür sürer. Ne yapacak? O, o konudaki uzman insanları bir araya getirecek Mehdi (a.s.). Bunu anlıyoruz ve onlara; “görüşleriniz, düşünceleriniz, bu konudaki bilginiz nedir?” diyecek. “Şu, şu, şu, şu.” “Demek ki doğrusu olan şuymuş” diyecek ve hükmü verecek Mehdi (a.s.) ve Asr-ı Saadet’in İslam anlayışını, Kuran anlayışını ortaya çıkaracak. Allah onu vesile edecek. Çünkü Allah diyor; “Hata yaptığı yerde onu düzelten yanında bir Melek vardır.” “Onun hata yapmasına müsaade etmez” diyor Allah. Ahkamda masumdur Mehdi (a.s.). “Verdiği hükümlerde mutlaka doğru hüküm verir” diyor. Allah işte bu özelliğini Mehdi (a.s.)’nin devreye sokmuş oluyor. Dolayısıyla bir de Mehdi (a.s.)’nin cinlerden doğrudan bilgi almayacağına dair bir bilgi de yok. Yani o, şu anki benim tahminim o. Yani bizim açıklamalarımız. Biz de ne yapıyoruz? Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olarak Mehdi (a.s.)’ye ortam hazırlamış oluyoruz. Ben de aynı Mehdiyet yöntemleriyle ilerliyorum. Yani bizim yöntemlerimiz aynı, Mehdiyet yöntemleriyle. Yani talebe Hocasına benzer. Hoca da talebesine benzer. Yani mutlaka bağlantılı. Mesela Oktar’ın stili bana benziyor.
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah Hocam.
ADNAN OKTAR:Benim stilim de ona benzer. Mutlaka benzerlik olacaktır.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Şimdi gül ağacından ne çıkar? Gül çıkar. Hangi gülü alsan hepsi gül kokacaktır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama demek ki kaynak çok önemlidir, inşaAllah. Biz Mehdiyet’ten beslendiğimiz için, mesela stil olarak ben de Darwinizme karşı mücadelede aynı yöntemi kullanıyorum. Bilim adamlarından hazır bilgileri alıyoruz. Son teknoloji ile gelişmiş bütün bilgileri; internetten olsun, kitapları alarak hepsini alıyoruz. Hazır bilgilerin hepsi, tamamı geliyor bana. Bakıyorum; “şu, şu, şu, şunları bir araya getirelim, şöyle bir yorum yapalım, şu fotoğrafları kullanalım, götürün baskıya” diyorum, kitap karşımızda.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Eğer ben mesela Yaratılış Atlası’nı tek başıma yapmaya kalksam, yani 50 senede yapılmaz. Ama elli saatte yaptık Yaratılış Atlası’nı.
OKTAR BABUNA:Ama siz olmasanız da olmazdı hiçbiri Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben olmasam da olmaz. Olacak olsa şu ana kadar olurdu zaten. Çünkü mesela bak, benden ayrılanlar dediler ki; “kitapları biz yaptık.” İyi, ala, güzel dedik. Tamam, sen yaptıysan güzel, ne güzel. Devam etsene o zaman.
OKTAR BABUNA:Evet, bir tane bile yok Hocam.
ADNAN OKTAR:Devam et, ne güzel yani, kaldığın yerden devam edersin. Biz de senin kitaplarını okuruz. Tek bir tane böyle bir kitap yok, tek bir tane. Demek ki kaynak malummuş yani, inşaAllah. Mesela cin konusunda da öyle, ben devreye girmiyorum. Kardeşlerim var, yetenekli. Ama Allah Mehdiyet vesilesiyle, biz de Mehdi (a.s.) talebesi olduğumuz için Allah bu bereketi veriyor. Yoksa cin niye adamın parmağına gelsin de öyle bir görüntü oluşsun. Birçok insan yapıyor ve en azından doğru bilgi vermezler. Yani biz mesela hayati bir konu olduğunda, ben diyorum mesela; “cine şu konuyu sorun” diyorum. Adam şakır şakır tam doğrusuyla cevap veriyor. Niye doğru cevap versin? Cinlerin genel özelliği; hep aldatır, yalan söylerler. Herkes bilir, cin çağıranlar. Yani %90 yalandır. Bizde de %90 doğru söylüyorlar. Kardeşim, adres vermeler, isim vermeler, dar bölge artık yani. Arabanın markasını, görünümünü bile veriyor adam. Mesela bak, kız arkadaşımızı kaçırdıklarında minibüsle kaçırmışlardı, “minibüste şu an” dedi. Güzergahını da söyledi. “Kız arkadaşın kollarını bağlamışlar, elini bağlamışlar, ağzını da bağlamışlar, bantla bağlamışlar” dedi cin, sorduğumuzda. Kız arkadaşımızla sonra konuştuk; “beni minibüsle kaçırdılar, ağzımı bağladılar, ellerimi de bağladılar” dedi. Cinle aynı dediği. Sonra dedi ki cin; “yolda araba değiştirdiler” dedi cin, çağırdığımızda. Sorduk, araba değiştirmişler yolda. “Şu an metruk bir evde” dedi cin, hakikaten metruk bir eve götürmüşler. Adım adım cin hepsini anlattı. Yine başka bir adli olayda da mesela şahidin ismini verdi. Hatta biz bulamadık öyle birisini. “Böyle biri yok, nereden çıktı. Cin atıyor mu acaba?” dedik, “yalan mı söylüyor?” dedik. Üç ay sonra ana şahit, asıl şahit olan kızın o olduğunu anladık. Mahallede bulduk. Yani asıl ana şahit olan kişi o, net isim verdi cin, “bu” dedi. Üç ay sonra çıktı. Biz aradık, bulamadık. Yalan söylüyor zannediyorduk, net doğru söyledi.
OKTAR BABUNA:Şey vardı Hocam, bir arkadaşınızın biriyle görüştüğünü, çok değişik bir isim olarak vermişti.
ADNAN OKTAR:Mesela. Çok nadir rastlanan bir isim. “Şu an” dedi, gece dört gibi falan, “şu kişi, şu arkadaşınızla, şu isimli kişiyle buluşmak üzere gitti” dedi. “Şimdi açın telefon, sorun” dedi cin, “onunla buluşacak” dedi. “Yalnız yaptığı fiil, kötü bir fiil. Kötü bir amaçla yapıyor bunu” dedi, haber verdi. “Gece dörtte şimdi ayıp olur, milleti rahatsız etmeyelim” dedik, sabahı bekledik, sabah namazını. Sabah telefon açtık; “böyle bir şey var mı, böyle bir adam var mı?” dedik. “İki yıldan beri ben o arkadaşla görüşmüyordum, ilk defa bugün karar verdim ama nereden öğrendiniz siz, onu anlayamadım ben” dedi. İsim de çok alengirli bir isim, yani hayret edilecek, akla hayale gelmedik bir isim yani, bir insan ismi. Bak, “iki yıldan beri görüşmüyordum, bugün görüşecektik, şimdi çıkıyordum, siz nereden öğrendiniz bunu? Hayret” dedi. Acayip panik oldu, vazgeçti görüşmekten. Net söylüyor, net isim verdi yani. Gecenin yarısı niye söylesin kardeşim, sabahleyin görüşeceğini falan? Olacak iş değil. Hangi cin çağırma olayında bu kadar net açıklama olur? Mesela ben deftere yazıyorum, odanın bir bölümünde; mesela sekiz rakamı yazıyorum. “Kaç yazdım?” diyorum, soruyorum, şak adam söylüyor; “sekiz yazdı” diyor. Mesela üç yazıyorum, “kaç yazdım? Diyorum, şak oradan söylüyor; “üç.” Yedi kere üst üste bildi. Saydırdı böyle teker teker hepsini, bütün tamamını söyledi. Mesela rakam yazıyorum, söylüyor; harf yazıyorum, söylüyor. “Ne harfi yazdım şu an?” diyorum; küçük bir defter, tamamen iç odada, yani dışarıdan ses geliyor, tamamen kapalı böyle, kimse yok yanımda, ne yazıyorsam söylüyor. Bu olacak iş değil yani, çok zordur bu. Harika bir şey bu. Hatta “bunu canlı yayında da göstersek mi?” dedim ama bilmiyorum cinleri tedirgin mi ederiz? Bir de şimdi nasıl ispat edeceğiz? Adamlar derler ki; “işte kamera kullanıyorlar,” bilmem ne falan, çok zor ispatı onun. Yani hep altında bir çapanoğlu aranabilir biraz, insanlar kuşkuya açıktır. Onun için gerek yok, bir anlamı da yok şimdi onun. Fakat şeyde bir tek, ben asıl cinleri, Hz. Musa (a.s.)’nın sandığının bulunması, Kuran’ın ve İncil’in orijinalinin bulunmasında kullanmak üzere hazırlattırıyorum arkadaşlarıma. Yani o yönde eğittiriyorum şu an. Yoksa böyle bu tip şeylere girmek, bunlara gerek yok. Zaten çok önemli bir şey olduğunda bize bilgi veriyor cinler, çok hayati bir konu olduğunda. Bütün arkadaşlarım, herkesin gözü önünde oluyor bu, yani biliyorlar, inşaAllah. Kardeşimizin anlattıklarına biraz uygun şeyimiz oldu mu acaba, anlamış mıdır? Anlamıştır, inşaAllah. Ama bu yazan arkadaşlarımızın hepsi, bak bu tip yazı yazan kardeşlerimizin hepsinde ortak bir özellik var, bunların hepsi İttihad-ı İslam’ı istemiyorlar, bu çok acayip. Yani iblis bunları bir yerden öpmüş. Yani bir yerlerinden öpmüş iblis. Israrla, en hassas oldukları nokta İttihad-ı İslam’ı istememek bir; iki, Mehdi (a.s.)’nin çıkmasını istemiyorlar; üç, İsa (a.s.)’nın inişini istemiyorlar. Üç noktada ittifak halinde bu adamlar. Bir, İsa (a.s.)’dan nefret ediyorlar; iki, Mehdi (a.s.)’den; üç, İttihad-ı İslam’dan. Şeytan bunları uygun yerlerinden öpmüş benim gördüğüm. Yani bu anlaşılıyor, inşaAllah. Çünkü bakın, hepsinde istisnasız aynı şeylerle karşılaşıyoruz. Dese ki, “ben İttihad-ı İslam’ı istiyorum, Mehdi (a.s.)’nin çıkmasını istiyorum ama böyle bir sorum da var” dese, kabul edeceğim. Adam, komple sisteme karşı. Onun için iblisane kendince alttan bir oyunlar çıkaracağını zannediyor, cevap verdin mi de tabii apışıp kalıyor.
“Selamun aleyküm. Nur Cemaati’nde şöyle bir anlayış da olduğunu öğrendim” diyor. Allah Allah, daha neler duyacağız. “Üstad Bediüzzaman ölmeden önce "vazifemiz bitmedi" demiş. Yani öldükten sonra başka bir boyuta geçmiş, bazı ağabeyler de bazen o boyuta geçip Bediüzzaman’la görüşüyorlarmış. Yani sanırım Mehdilik vazifesini bu şekilde yapıyormuş. Saygılar” diyor, Serkan Zorbas. Şimdi ilk defa duyuyoruz bunu. Hadi Bismillah; hepimize hayırlı uğurlu olsun.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, ilk defa duyduk, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, tamam Bediüzzaman’ın ruhaniyeti hizmet eder de, Mehdi (a.s.) bir varlık, bir tek ağabeylerin gördüğü; ağabey, hangi ağabeyse bilemiyoruz artık, böyle badem şekeri yemiş gibi tipler var bazı, böyle cinle biraz şeytan karışımı gibi. Batıl rahibi, büyücü gibi tipler, onlar kendi kendilerini ağabey ilan etmişler. Kendi kendilerini ağabey ilan etmiş, nereden ağabeylik geliyor onu anlayamadık. Bediüzzaman’ın has talebelerini biz konuşturuyoruz, öz talebelerini konuşturuyoruz; onlar net, açık söylüyorlar, ‘Mehdi (a.s.) gelecek’ diye. Ama bu batın büyücüleri ayrı. Bunlar ayrı, bunlar diyorlar ki; “biz metafizik bağlantılar kuruyoruz, Bediüzzaman’ı görüyoruz, ruhaniyetini görüyoruz. O bize bilgi veriyor, o bize Mehdilik ediyor.” Rezalet tarzında oyunlardan, yalanlardan bir tanesi. Bunlar şeytana teslim olmuş tipler. Bu sahtekarlara kimse inanmasın. İnşaAllah. Bak, Bediüzzaman’ın has talebesi ne diyor, bir daha göster Seyyid Salih Özcan Hocamızı. Bak bugün konuştuk.
-VTR- (Seyyid Salih Özcan Ağabey)
ADNAN OKTAR:Şimdi aklı başında samimi bir Nur talebesi ise bir insan; Kuran’a inanıyorsa, hadise inanıyorsa, Bediüzzaman’a inanıyorsa ve talebelerine inanıyorsa, olay ortada, anlatım ortada. Bunu anlamazdan gelen adamların olması, bana o kadar heyecan veriyor ki. Ahir zamanın ne kadar harika olduğunu görüyorum, ne kadar şaşırtıcı. Yani ellerinde hiçbir delil olmadığı halde, sadece batıl büyücüleri var ellerinde, batıl büyücülerinin zırvaları var, başka bir şey yok. Adamlar alenen zırvalıyor böyle. Bu anlatımlarımıza devam edeceğiz. Yani böyle değerli Hocalarımızı konuşturacağız, onların izahlarını yapacağız. Bu şaşırtıcı durum, zannediyorum gittikçe gerileyecek, gerileyecek, gerileyecek, sonunda Mehdi (a.s.) ortaya çıkacak, inşaAllah. İsa (a.s.) da ortaya çıkacak. Şimdi bunlar olmasa biz bunları anlatamazdık. Bediüzzaman ne diyor, Said Nursi Hazretleri? “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirdleri gelir, o daireyi genişlendirir, biz de kabrimizden onları seyredip Allah’a şükrederiz” diyor.
Avusturya’dan Fatih; “Muhammed Adnan Hocam size samimi olarak bir soru sormak istiyorum” diyor. Gaybın Allah tarafından Peygamber (s.a.v)’e bildirilmesi olayına aklı pek yatmamış kardeşimizin. O gaybla ilgili ayetleri göstersene.
OKTAR BABUNA:Tamam, inşaAllah Hocam. Okuyorum, şeytandan Allah’a sığınırım; “O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz. Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka.” (Cin Suresi, 26-27)
ADNAN OKTAR:Demek ki gaybı Cenab-ı Allah elçilerine bildiriyormuş. Evet.
OKTAR BABUNA:“Allah sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. Ama Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçisine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.” “Allah, elçilerinden dilediğini seçer” diyor Allah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Gaybı bildiriyor. Evet, söyle şimdi.
OKTAR BABUNA:“Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz.” (Al-i İmran, 44)
ADNAN OKTAR:Bak, “gayb haberini sana vahyediyoruz,” bildiriyoruz. Gaybı Peygamber (s.a.v.)’e Allah bildiriyor, evet.
OKTAR BABUNA:“Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun.” (Hud Suresi, 49) Hocam.
“Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir.” “Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" dediler.” “İsmi Ahmed olan bir elçinin müjdeleyicisiyim” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi Peygamberimizin (s.a.v.) geleceğini önceden ismiyle bildiriyor mu Hz. İsa (a.s.)?
OKTAR BABUNA: Bildiriyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu gayb bilgisi mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Gayb bilgisi. Başka var mı söyleyeceğin?
OKTAR BABUNA:Var Hocam. Hz. İsa (a.s.) ile ilgili, inşaAllah. “Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.” (Al-i İmran Suresi, 49)
ADNAN OKTAR:Gizli olan bir bilgiyi, bu gayb bilgisi mi?
OKTAR BABUNA:Gayb bilgisi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. İsa (a.s.) bildiriyor mu, Allah’ın bildirmesiyle?
OKTAR BABUNA:Bildiriyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hani gayb bilinmiyordu? Allah’ın bildirmesiyle gayb biliniyormuş demek ki.
OKTAR BABUNA:Hz. Yusuf (a.s.); “Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir.” (Yusuf Suresi, 37)
Hz. Muhammed (s.a.v.); “Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, O da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (her şeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti.” (Tahrim Suresi, 3)
ADNAN OKTAR:Şimdi bu gayb haberi mi?
OKTAR BABUNA:Gayb haberi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah gizli bir gayb haberini Peygambere (s.a.v.) bildiriyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hani gayb bilinmiyordu. Yani bu konuyu anlamazlıktan gelmenin nedeni, yine kökeninde Mehdiyet’ten kurtulma, Hz. İsa (a.s.)’nın gelişinden kurtulma, enaniyetli yaşama arzusu ve keyf, zevk içinde yaşama arzusudur. Çünkü Mehdi (a.s.) geldiğinde hemen arkasından Kıyamet kopacak. Adamın tesisleri var, okulları var, hastaneleri var, gemileri var, kayıkları var. Soy sop, çoluk çocuk. Bayağı bir tesisler kurmuş; eğlence tesisleri, oteller kurmuş. Şimdi sen 70 yıl var diyorsun adama, ciğerine oturuyor tabii, ta karaciğerine oturuyor. Şimdi gitmesini istemiyor, ne yapsın? Var gücüyle çırpınıyor, anlamazlıktan geliyor. “Gayb bilinmez” diyor. Gayb biliniyor, Allah’ın bildirmesiyle. Allah Peygamberine bildiriyor gaybı, gaybın bilindiğini görüyoruz. Ayetle, Kuran’la delil veriyorum yani. Çok daha deliller var ama yeterli bu kadar.
“Milyonlarca yıllık fosiller var, nasıl yedi bin yıl oluyor dünyanın ömrü?” diyor. Kardeşim, maşaAllah Fatih, ne güzel izliyorsun sen de bizi, maşaAllah. Bu kaçıncı anlatışım benim. MaşaAllah. Tamam, biz yine anlatalım, o da bilsin. Bakın, Cenab-ı Allah, Cebrail (a.s.) kanalıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahyediyor, gayb haberi veriyor. Gayb, gaybla ilgili bilgi veriyor.
Şimdi Peygamberimiz (s.a.v.)’e verilmiş gaybla ilgili bilgilerden veriyorum. “İbn-i Asaki diyor ki:” Bunu kim diyor biliyor musunuz? Suyuti söylüyor, hadis imamı, Suyuti dedin mi bitti, tartışması yok. Ama bazı cins tipler için ne Suyuti’nin önemi vardır, ne Kuran’ın önemi vardır, ne hadisin önemi vardır. Ne anlatırsan anlat, o kendi kafasındaki sisteme kilitleniyor. “İbni Asakir diyor ki: Ebu Said Ahmed b. Muhammed Bağdadi (ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)'dan. O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu:” Bak, Allah’ın Peygamberi (s.a.v.) buyuruyor. Ne ile söylüyor? Vahiyle söylüyor, Cebrail (a.s.)’den aldığı bilgiyi söylüyor. “Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah-u Teala onun için, gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişçesine şu dünyanın yedi bin yıllık ömrü müddetince sevap yazar.” Ne kadarmış dünyanın ömrü? Yedi bin yıl. Şimdi bu yedi bin yılın nasıl olduğunu merak ediyor, onu söyleyelim. Arkadaşımız Sümerler devrinde olsaydı, “kaç yılındasın?” desem, ne diyecek? Sümer takvimini kullanacaktı. Mesela diyecek ki; “dördüncü bin yıldayız” diyecek. Mesela “4012’deyiz” diyecekti. Musevilere soruyoruz, “kaç?” diyoruz; Musevi takvimiyle bir takvim söylüyorlar. Masonlara soruyoruz, masonların da takvimi var ayrı, onlar da ona göre cevap veriyor. Müslümanlara söylüyoruz, Hicri takvimle. Hıristiyanlara söylüyoruz, Miladi takvimle. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de o devirdeki, yani insanların kullandığı takvime göre söylüyor. Yedi bin yıllık bir ömür dünya. Bakın bunu nasıl açıklıyor; Ahmed İbn-i Hanbel, “bu 7000 yıldan” diyor, “Ahmed İbn-i Hanbel İlel’inde nakletti:” Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “dünyadan 5600 yıl geçmiştir.” 7000’den 5600’ü çıkartırsak ne kalır? 1400. Şimdi burada Kıyamet’in vakti de, İslam ümmetinin yaşama zamanı da çok net ortaya çıkıyor. 1400’den sonra 1500 gelir, Hicri 1500. 1500’de bitmiş oluyor artık. 1545’den 1546’ya atladığın an, başka bir tarihe geçersin. Bediüzzaman da diyor ki; “Hicri 1545’de Kıyamet kopacak.” İnşaAllah. Ve “ümmetin ömrü de Hicri 1506’lara kadar” diyor. Bak ‘altı’ rakamı da çok manidar. Beşten sonra altı, o kadar. “Altıdan sonra bitiyor” diyor. Mesela 1502’lerde devam ediyor; aktif, canlı, 1502’lerde devam ediyor. 1545’de de devam ediyor, ama 46’ya geldiğinde artık süre geçtiği için, çünkü beş buçuğu bir geçti mi tamamdır. Altıya artık girmiş oluyoruz. Orada da Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerine bakarak; İmam-ı Azam’ın, İmam-ı Rabbani’nin, Abdülkadir Geylani’nin, bütün eserlere, hepsine bakmış Bediüzzaman, tamamında aynı üslup ve aynı açıklamaları görüyoruz. Çünkü hepsi Resulullah (s.a.v.)’a tabi oluyorlar. Resulullah (s.a.v.)’ın sekiz tane hadisinde net olarak tarih belli. Bediüzzaman da bunu açıkça söylemiş. Bak Sungur Ağabey de çıktı, vaktin ne kadar dar olduğunu ve Kıyametin vaktini de söyledi, Allah’ın izniyle. Neye dayandırarak? Hadislere. Peygamberimiz (s.a.v.)’e bildirilen hadislere dayandırarak. Sungur Ağabey diyor, bak; “Hicri 1500’e kadar vakit.” Hicri 1502-1506’ya kadar. Ne kaldı? 70 yıl var. Mehdi (a.s.)’nin de çıkışı için vakit yok başka, İsa (a.s.)’nın inişi için de başka vakit yok, İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti için de başka vakit yok. 70 yıl sonra, ne Hıristiyanlık kalıyor, ne Müslümanlık kalacak, ne Musevilik kalacak, hiçbir din kalmıyor ondan sonra. Bitiyor.
-VTR- (Mustafa Sungur Ağabey)
ADNAN OKTAR:Bak “biz son devirdeyiz, son asırdayız” diyor, çok net söylüyor. Kardeşim, şimdi ecini gibi bir taife var, yani güya “Nur talebesiyim” diyor, adamlar böyle Hıristiyan büyücüler gibi adam, büyücü, bambaşka bir şey. Ne Kuran’ı dinliyor, ne hadisi dinliyor, ne Bediüzzaman’ı, ne talebelerini dinliyor. Büyücü olmuş adam, bambaşka bir şey olmuş. Ve o büyücülere de uyanlar var. Böyle olmaz. Bak, çok net söylüyor; “1502’ye kadar zahir aşikare, 1506’ya kadar zahir aşikare belki galibane” diyor. “1542’ye kadar gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine yapmaya devam edecekler” diyor, Müslümanlar, 1542. 1542’den sonra 1543, 1544, 1545, yani 1543 tarihini veriyor Bediüzzaman ayrıca, 1543; 44, 45. 1544, bak 1544. 1544 yılına yetişenler yazsınlar bir yere, mesela torununa, şu an yeni doğan çocukların torunları net görecekler, çok net, 1544 tarihini yazsınlar. Hıristiyanlık adına hiçbir delil bulamayacaklar 1544’de. Musevilikle ilgili hiçbir delil bulamayacaklar, ne Tevrat, ne İncil. Kuran’ın tek bir harfini bulamayacaklar, dinlerin tamamı kalkmış oluyor. Tamamı yani, din yeryüzünden kalkıyor. 1545’de de, bak Nemesis özel infaz için geldi dünyanın kenarına, iyi gözlesinler, peş peşe iki tane kuyruklu yıldız vurarak dünyayı paramparça edecek ve Kıyamet kopacak. Ve dünyanın üzerine de göktaşları, milyonlarca göktaşı kapladı. 1980 yılından sonra, Mehdi (a.s.)’nin çıkışından sonra. Bütün bunları anlamazlıktan geliyorlar. Çünkü adam mesela Amerika’da profesörlük eğitimi alıyor, doçentlik yapıyor, bakıyor; Kıyamet kopacaksa bir anlamı yok onun için tabii. Hastaneler açmış, lokantalar açmış, keyfi yerinde. Mehdi (a.s.) ağzının tadını kaçıracak, İsa (a.s.) da ağzının tadını kaçıracak, Kıyameti hiç istemiyor, Cennet’ten, Cehennem’den bahsetmek bunaltıyor adamı. Bediüzzaman’ın hangi kısmını istiyorsun? “Demokrasi kısmını istiyorum” diyor. Sosyal hayat, zenginlik, sanat, “sanat, marifet, ittifak” diyor, “sanattan gaye sanayi, sanayiye girelim iş adamı olalım, ithalat-ihracat yapıp zengin olalım, iş biter” diyor. Bazı dedeleri de kandırmışlar, onlar da aynı kafadalar. Kardeşim “Kıyametin kopmasına çok az bir zaman kaldı” diyor. Bak, Bediüzzaman’ın kendi talebesi söylüyor. “Son zamandayız, başka vakit yok” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, hadislerde söyleniyor, açık ve Mehdi (a.s.)’nin çıkışı için de başka vakit yok. Başka vakit yok yani. Bütün alametleri çıktı.
Ama güzel olan, İttihad-ı İslam olacak, Türk-İslam Birliği kuruluyor, Türk Milleti anlı, şanlı olarak dünyaya hakim olacaktır. Yani zaten yakışan da bu, elhamdülillah, Allah öyle yaratmış. Bunu göreceğiz. Böyle kabalacı büyücüler; Hıristiyan mı, Musevi mi, Müslüman mı belli olmayan cins mahluklar, batın büyücüleri istediği kadar çırpınsın; bak, hakikatler dalga dalga yayılıyor. Bak, Sungur Ağabey, tarihi bir konuşma, açıklaması; Seyyid Salih Özcan Hocamızın açıklaması tarihi. Bunlara da bakan, gören insanın anlamaması için, yani bu anlatılanları anlamaması için eşek olması lazım. Bana diyorlar ki, “Hocam niye eşeğe, köpeğe benzetiyorsun bu adamları.” Kardeşim ne kadar cahil insanlar. Allah Kuran’da Müslümanları aslana benzetiyor. Aslan Hz. Ali (a.s.)’nin mesela lakabıdır. Haydar, Ali Haydar, Ali Haydar Murtaza, Haydar-ı Kerrar, döne döne dövüşen aslan. Allah’ın aslanı. Peki, bak, diyor ki Allah, küfür için, alçaklar için, büyücü takımı için; “onlar da aslandan korkup kaçan yaban eşekleri gibidirler.” Allah da eşeğe benzetiyor bunları. Diyorlar ki; “niye eşeğe benzetiyorsun?” Allah’ın bir üslubu, Kuran’daki üslubudur. Allah köpeğe de benzetiyor bu alçakları. Hatta diyor ki; “hayvanlar gibidir, hayvanlardan daha da aşağıdırlar” diyor. Hayvanı daha üstün görüyor, münafıklardan, küfürden. Hayvanı daha üstün görüyor. Hayvan olmak onlar için bir iltifat olur. Hayvandan da aşağılar. Onun için buna alışsınlar, benim böyle bu tip üslubuma, bu doğru yani. Bunda yanlış olan bir şey yok, inşaAllah.
Ama bakın uyanan kardeşlerimiz, hamiyet-i İslamiyesi güçlü olan samimi olan kardeşlerimiz, bana var gücüyle yardımcı olsunlar, bak oyun görülüyor, rezalet görülüyor. Deccal çok büyük bir oyun oynuyor Müslümanlara. Eğer ittifak edersek, eğer akılcı gayret edersek, Allah’ın izniyle yerle bir edeceğiz, bitireceğiz.
OKTAR BABUNA:EvelAllah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Çok kolaydır. İt-kopuk takımı karşımızdakiler, hiç dert edinmesinler. Yani münafıkat ve münafikun tam it kopuk takımı, hiçbir sorun olmaz. Yeter ki samimi olarak gayret etsinler, bol tekrar gerekir. Çünkü deccal, tekrarla beyinleri uyuşturdu. Biz de tekrarla beyinlerdeki uyuşukluğu gidereceğiz. Çünkü hani var ya hipnozda adam; uyu, uyu, uyu der, adam uyumaya başlar. Derin komaya giriyor, işte deccal de bol tekrarla bu hipnozu elde etti. Deccalın hipnozunu bozacağız, bozabildiğimiz kadar. Ama İsa Mesih (a.s.) geldiğinde mübareğin nuru yetiyor. Hadiste diyor; “nefesi yeter” diyor, nefesi. Geliyor, adam bir görüyor, kafasında deccalin bütün etkisi kalkıyor. Bir anda dinçleşiyor, yüzüne bakar bakmaz. Özelliği var, İsa Mesih (a.s.)’in. Mehdi (a.s.) de üslubuyla çözecektir, konuşmasıyla.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
Sayın Adnan Hocam, sizi eşimle her akşam zevkle izliyoruz. Her ne kadar eşim size tamamen katılsa da benim bazı dediklerinizle ilgili tereddütlerim var.” Atilla kardeş Belçika`dan yazmış. Hafif yanlı, “Cübbeli Ahmet Hoca’yı eleştiriyorsunuz” diyor. Şey diyor; Cübbeli’yi, Hocam savunuyor gördüğüm kadarıyla, herhalde tahmin ediyorum Cübbeli’nin yanından arıyor şu an. Kardeşim olay ortada, adam ortada; yani suratına, yüzüne baktın mı, üslubuna baktın mı ve yaptığı psikolojik tahribata baktın mı anlaşılır. Mesela diyor ki; “Norveç’te insanlar akın akın imana geliyorlar” diyor. Cübbeli’nin suratına bakacak, üslubuna bakacak, adam iman edecek? Adamların imanını yok eder, Allah esirgesin. Ve müthiş tahribat meydana getirir. Yani Fatih Altaylı’ya “babacığım” diyerek ortaya çıkan adama sen ne diyeceksin? Allah’la haşa kafa tutar gibi konuşmayı teşvik eden, Allah’a üst perdeden konuşmayı teşvik eden bir insan, haşa, nasıl dine hizmet edecek bu? Dinin esası Allah korkusudur, adam Allah korkusunu kaldırmak için uğraşıyor gece-gündüz. Din Allah korkusu üzerine kurulu. Bu adam ne yapmaya çalışıyor? Gece-gündüz Allah korkusunu kaldırmaya çalışıyor. Ve binlerce örnek var, yüzlerce örnek var. Bunu göremeyenlere biz gösteriyoruz işte, bunları anlatıyoruz.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun Hocam.
ADNAN OKTAR: Eşiniz hanımefendi doğru yolda, Atilla. Eşin tam böyle iman gözüyle bakmış, hidayet gözüyle bakıyor, doğruyu görmüş. Sen de inşaAllah eşin gibi doğru gözle bakarsın, eşine selam. Sana da selam, inşaAllah.
Helal olsun. “Selamun aleyküm Adnan Hocam.” Aleyküm selam. “Affınıza sığınarak sormak istediğim bir konu var.” Canım, affedilecek ne var? Burada bir şey yok. Bir de Allah affeder, biz mümin kullarız, biz kardeşiz. “Özetle Türklere ait olan beyaz piramidin içinde onlarca Türk simgesinin yanı sıra 2023 yılına işaret eden bir yazısı olduğunu söyledi. Cevabı; o yılda Türk Milleti’nin birleşeceği Türk imparatorluğu kuracağını söyledi. Benim soruma gelince de; bu yazıtların Mehdiyet’le yani büyük Türk-İslam Birliği ile bir bağlantısı vardır diyebilir miyiz?” Tabii ki var. “Programdaki şahsiyeti pek tanımadığımdan bu konu hakkında ilminizi paylaşabilir misiniz Hocam? Selamun aleyküm.” Enes kardeş. Enes evet güzel bir isim. Beyaz piramidin üzerinde, demek ki o dönemde Peygamberlerden duymuşlar, daha önce gelen Peygamberler de 2023 yılını vermiş. Mehdi (a.s.)’nin tam hakim olacağı yıldır 2023, inşaAllah. Ve onu da Türklere ait beyaz piramidin üzerine taşın üstüne oyup nakşetmiş olmaları çok büyük bir güzellik. Helal olsun, o zaman ki mümin Türkler demek ki böyle bir güzellik yapmışlar.
“Selamun aleyküm Seyyid Adnan Hocam. Hocam, maşaAllah, her akşam öyle güzel konuşup yüreklerimizi coşturuyorsunuz ki bir an önce İslam Birliği kurulsun istiyoruz. Kaç defadır yazıyorum Hocam” diyor. “Her akşam seyrediyorum canım Hocam. Bu arada gece nafile namazı kılmama da sebep oluyorsunuz” diyor. Aferin, maşaAllah, gece namazına kalkıyormuş. “Sizlerin yanında olmaya çalışanlardan olmak isterim, sizin talebeniz olmak isterim. Maalesef elimden gelen sadece sizi çevremdeki arkadaşlara tanıtmaktır. Bu yolda daha fazla çalışmak isterim Hocam. Hocam her konuda öyle güzel konuşuyorsunuz ki sanki insanların yüreklerindeki dikeni çıkarıyorsunuz. Canım Hocam sizi çok seviyorum, sizin çektiklerinizin Allah’ın izniyle üstesinden gelmeniz bana büyük güç veriyor.” Evet, yani “zorluklar içinde olmanıza rağmen başarmanız bize büyük güç veriyor, sizden olağanüstü bir güç alıyoruz” diyor. Vesile oluyoruz, inşaAllah. “Selam ve dualarımla.” Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Mir Hamza Aliyeva.” Azerbaycan Astra’dan yazmış. Azerbaycan’da öyle yüzlerce koç yiğitler var; her ilde, her ilçede. Azerbaycan artık bizim, elhamdülillah, maşaAllah. Türk-İslam Birliği için yanıp tutuşuyor koç yiğitlerim, benim aslanlarım. Ne şahane insanlar Azerbaycanlılar. Bizim milletimiz bilmiyor. Haberleri yok, nasıl o çocuklar, o gençler, o genç kızlar; nasıl yürekleri parçalanıyor Türk İslam Birliği için. Bak, gecenin şu vaktinde hepsi televizyon başında, maşaAllah. İnternet başındalar. Kardeşim, sadece Türk-İslam Birliğini istiyorum diyecekler, bu inanılır gibi değil, saniyeni almaz; Türk-İslam Birliğini istiyorum, bu kadar. Bitecek yani. Şeytan dedirttirmiyor, birçok insana dedirttirmiyor. Ama dedirteceğiz, Allah’ın izniyle, inşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz Mehdi (a.s.)’ye hep karşı çıkıldığını defaatle anlatmıştınız gerçi Hocam, inşaAllah, hadislere dayanarak. Mehdi (a.s.)’ye karşı çıkılmasının da Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametleri olduğunu, onunla ilgili hadis olduğunu; okuyum mu Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “İnsanların ümitsiz olduğu ve "hiç Mehdi (a.s.) falan yokmuş" dediği bir sırada Allah Mehdi (a.s.)’yi gönderir.” (Ali Bin Husameddin el-Muttaki)
ADNAN OKTAR:İmam Muhammed Mehdi (a.s.), Mehdi Muntazır (a.s.) Hayret mesela, İmam Muhammed Mehdi Muntazır, ebcedi de yine öyle Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini veriyor, inşaAllah. İmam Muhammed Mehdi Muntazır (a.s.). Mehdi (a.s.)’nin tam ismi, yani tam açıklaması. 1979, Hicri 1400 yılını veriyor. Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini veriyor, inşaAllah. Merak ettim acaba nasıl çıkacak ebcedi, bakın dedim. Hicri 1400 çıktı, maşaAllah.
Evet, ne anlatayım?
SUNUCU 2:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin alametlerinden, geliş alametlerinden bahsedebiliriz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Mehdiyet’ten insanların korkması ve örtbas etmesine karşı bizim de bu kadar şiddetli bastırmamız çok şahane oluyor.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çünkü hayrettir, Nur talebesi adam her konuyu konuşabiliyorsun. Ne konuyu konuşamıyorsun? Mehdi (a.s.)’yi konuşamıyorsun. Başka? İsa (a.s.)’yı konuşamıyorsun. Ey büyücü, ey büyücü. Niye sıkıldın? Niye İttihad-ı İslam’dan bahsedemiyoruz? Niye Türk-İslam Birliği’nden bahsedemiyoruz. Böyle gevrek, pişkin, Manisa simidi gibi böyle ortalarda geziyorsun. Olmaz, inşaAllah. O gevrek sesli kardeşimi tenzih ederim, o ayrı. Ona ben çok değer veriyorum, Hocama, o var.
Bak, diyor ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Yetmiş iki haslet var Mehdi (a.s.)’nin çıkışıyla ilgili,” delil. Bak, “cinayetler artacak” diyor, Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti. “Yüksek binalar yapılacak.” “Yalan doğru olarak kabul edilecek” diyor. “Boşanmalar çoğalacak.” “Ani ölümler artacak.” “Yalancılar doğrulanacak” diyor. “İftiralar çoğalacak, iyiler azalacak” diyor. “Hafızlar,” Kuran hafızları, Kuran’ı ezberden bilen kişiler, fasık, bir kısmı fasık, üç kağıtçı ve münafık olacaklarmış. Kuran hafızları. Hatta “kalpleri leşten daha kötü koktuğu halde, dıştan misk sürünecekler” diyor. “Marufu emredenler azalacak” diyor. Peygamberimiz diyor ki; Ebu Davud’tan; “Ardımızda çetin günler vardır. O günlerde dine temessük eden kişi sizden, sahabelerden elli kişinin kazandığı sevabı kazanacaktır.” Bakın, ama Mehdi talebeleri kastediliyor burada, Mehdi talebeleri. Bak, “o günlerde dine temessük eden,” Mehdi (a.s.) devrinde, “dine temessük eden kişi sahabelerden elli kişinin kazandığı sevabı kazanacak.” “Elli misli daha çok sevap kazanacaklardır” diyor, Ahir zamanda.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Oktar Hocam, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’nin önemini söylemiştiniz Hocam. “O olmazsa” demiştiniz, “talebelerinin yapacakları olmaz. Talebeleri olmaz, inşaAllah.” Siz defaatle anlatmıştınız.
ADNAN OKTAR:Şimdi Mehdi (a.s.)’den rahatsız olmasının nedeni ne biliyor musun? Mesela Mehdi (a.s.)’nin çıktığını farz edelim. Cübbeli’yle karşılaştı, pozisyonu ne oluyor Cübbeli’nin?
OKTAR BABUNA: Yok oluyor.
ADNAN OKTAR:Bitti. O portakal sandığından tahtı ne olmuş oluyor? Uçuyor, taht gitti. Kafasına konfeti yağacak mı? Yağmaz. Maytaplar? Süs olsun diye yapabilir, şenlik olsun diye, inşaAllah. Çünkü maytabın uzaktan yanması ayrıdır, kulağının yakınında yanması daha ayrıdır. Daha hoş bir görüntü verebilir, inşaAllah. Dolayısıyla bütün süksesi, enaniyeti, Habertürk’e çıkıp böyle kendince kendini meşhur etme faaliyetleri falan, bir anlamı kalmamış oluyor, anlaşıldı mı? Dolayısıyla diğer menfaatleri de ortadan kalkmış oluyor. En başta enaniyetini de ortadan kaldırdığı için istemiyor. Bir Müslüman mutlaka Mehdi (a.s.)’ye kavuşmak azminde olması gerekir ve mutlaka İsa (a.s.)’ya kavuşma azminde olması lazım ve mutlaka İttihad-ı İslam’a kavuşma azminde olması lazım. Adamda bu üç hasletin üçü de yok. Çekiniyor, istemiyor adam. Şaşar beşer Faruk Beşer, bu da istemiyor. Bak, Cübbeli’yle aynı ekip bunlar. Hiç farkları yok bunların. Osman Ünlü, bu da istemiyor. Çünkü Osman Ünlü’nün şirketler mirketler falan feşmekan konum, pozisyon falan bunların hepsinin gideceğini düşünüyor. Dolayısıyla istemez. Mehdi (a.s.) demek bütün sistemin bambaşka olması demek. Aşkla, şevkle isteyecekleri yerde şiddetle kaçınır hale geldiler. Nur talebelerinden de büyücülerin etkisinde kalan kardeşlerimiz artık ne Hocalarını dinliyorlar, ne alimleri dinliyorlar, ne Bediüzzaman’ın has talebelerini. Hayatta kalmışlar; bir de bizim için çok kıymetli, çok mübarek insanlar. Seyyid Salih Özcan Hocam, yani ne kadar hayati bir şey, Bediüzzaman’la iç içe, yüz yüze yaşamış, birebir konuşmuş, günlerce onun yanında yaşamış mübarek, muhterem insandır ve Bediüzzaman’ın garanti verdiği insanlar ve kendine vekil kıldığı has talebeleri. Adamlar onu da dinlemiyor, onları da dinlemiyorlar. Varsa yoksa büyücüler, batın büyücüleri.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: “Sayın Hocam, Mehdi (a.s.) zaten vakti gelince çıkıp, başa geçecek diyor. İnkar edilse de, edilmese de bu gerçekleşecek. Bu konunun bu kadar üzerinde durmanızın sebebi nedir? Teşekkürler, Mustafa Seyhan.”
Şimdi Mustafa, Mehdiyet’e bir kere hakaret var. Ben Mehdi (a.s.)’ye laf ettirmem. İsa (as)’ya karşı bir öfke var, bir kısım insanlarda, bunu da yaptırtmam. İsa (as)’ya karşı bir sevgisizlik var, bunu da yaptırmam. Mehdi (a.s.)’ye karşı sevgisizlik, Peygamber (s.a.v.)’e karşı sevgisizliktir, bunu da yaptırmam. Mehdi (a.s.)’den nefret eden Peygamber (s.a.v.)’den de nefret eder. Mehdi (a.s.)’yi seven Peygamber (s.a.v.)’i de sever. İsa (a.s.)’dan nefret eden, Peygamberimiz (s.a.v.)’den de nefret eder, Allah’a karşı da düşmandır. Onun için çok hayati bu konu. Ve benim dışımda da bu konuyu bu derece aktif ve canlı olarak gündeme tutan kimse yok. Tek olduğuma göre, müsaade etsinler de biz de kükreyelim yani. Ben de susarsam kim konuşacak. Müsaade etsinler de inim inim inletelim dünyayı, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnletiyorsunuz zaten, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabi, Mehdi (a.s.) ile de, Hz. İsa Mesih (as.) ile de ve İttihad-ı İslam’la da dünyayı müjdelemeye devam edeceğiz. Ve büyücülerin ağzını burnunu tekkeşin tavasına çevireceğim, inşaAllah. İlimle, fenle, sevgiyle, inşaAllah. Biz de zor yok. Tabii, böyle tavada istavrit balığı gibi hopluyor şu an büyücüler. Bak Seyyid Salih Özcan Hocamızı çıkarttık. Bu çok tarihi bir olaydır. Hiç böyle bir konuşma olmamıştır. İlk defa tarihi olarak konuşma oldu bu. Bediüzzaman’ın vaktinden beri bu devire kadar böyle bir konuşma olmamıştır. Varsa çıkartsınlar. İlk defa ben yaptırdım, Allah’ın izni ile. Bak Mustafa Sungur Hocamızın konuşmasını örtbas ediyorlardı, ben var gücümle ortaya koyuyorum. Bu örtbas etmeyi kim delecek benim dışımda? Göstersinler, ben ayağının altını öpüp peşinden gideyim. Kardeşim, ben de susarsam kim konuşacak. Böyle hayati... Bak, dünyanın son dönemindeyiz, yetmiş yıl var. İttihad-ı İslam oluyor, böyle bir şeyi nasıl örtbas ederiz kardeşim, nasıl önemsiz görürüz? Önemli gördüğünüz ne oluyor. Yani Cübbeli’nin cinsel ilişkide pozisyonları anlatması var. Fatih ağabeyi de, Fatih babası da çırılçıplak kadın resimlerini koymuş, “tıklayın” diyor, “her türlü, size burada hizmet var” diyor. “İyi göremiyorsanız zoom da yapabilirsiniz” diyor. “Basın düğmeye, kadın çırılçıplak karşınıza gelecektir” diyor. “İstediğiniz gibi.” Elalemin karısının, kızının çırılçıplak resimlerini doldurmuş internet sitesine, kendi de başında ekibin. Dünyanın her tarafında ne kadar kadın, kız varsa aşağı-yukarı; çırılçıplak yani böyle anadan doğmalar. “İyi göremediyseniz bir daha düğmeye basın” diyor, “zoomlayın, çeşitleri de bol, her pozisyonu da görebilirsiniz” diyor. Babası, Cübbeli’nin babası, yapan bunu da.
OKTAR BABUNA:“Yorumunuzu da yazın” diyor.
ADNAN OKTAR:“Babam” diyor çünkü. “Yorum yapın” diyor, altına da yazmışlar adamlar; “of, dehşet” diyor, “devam et” diyor. “İyi resimler, başka resimler bul” diyor adamlar, yorum yapmışlar. Seviniyor Fatih Altaylı da, yani onlar mutlu oluyor diye. Ondan sonra da bize Cübbeli’yle beraber ahlak dersi vermeye kalkıyorlar. Fatih Altaylı da zaten yıllardan beri benimle uğraşır. Mahkemelerde, şununla bununla. Halen de öyle, devam ediyor.
“Tekrar selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi. “Arkadaşlarım, lütfen Seyyid Adnan Hocama iletin, adımı Mir Hamza okudu, Mir Hamza, benim dedemin adını okudu, inşaAllah. Bana Seyyid Mir Hamza Aliyeva diyebilir.” Tamam, öyle diyoruz o zaman. Seyyid Mir Hamza Aliyeva diyoruz. “Hayırlı akşamlar.” Hayırlı akşamlar. Ne sevimli şeyler bunlar, maşaAllah. Bu vakitte bak maşaAllah hepsi ayaktalar. Azerbaycan’da, Bulgaristan’da öyle.
OKTAR BABUNA:‘Seyyide Mir Hamza’ymış Hocam, bayan. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam o zaman, Seyyide Mir Hamza Aliyeva. Ama nasıl anlayacağız biz? Aliyeva çünkü erkeklerde de kullanıyorlar Azerbaycan’da. Bana bir kolaylık göstersinler çünkü Azerbaycan’ın stilini, sistemini pek bilmiyoruz, bize bir kolaylık göstersinler. Türkiye’de hanım isimleri belli ama Azeri isimlerinde hangisi hanım ismi hangisi bey ismi bilemiyoruz. Onu uygun bir üslupla hissettirirlerse yani mesela bayan olduğunu açıkça yazsın yani üslubuyla. Aliyeva, bilmiyorum. Tamam, neyse de, Seyyide Mir Hamza Aliyeva Hanımefendi.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam çok komik bir evrim haberi var, gösterelim mi? “Ozyy Osbourne Neandertal çıktı” diye.
ADNAN OKTAR:Adamı bitirmişler.
OKTAR BABUNA:“Neandertal geni taşıdığını, ortak bir atadan gelen Neandertal’ler” diye böyle bir haber yapmış Haber Türk.
ADNAN OKTAR:Demek ki bir şey yokmuş bak garip adam. Hani Neandertal’ler maymun türüydü?. Bak, adam her tarafını da boyamış. Allah akıl fikir versin. O yandaki hazret kimdir, öbürü?
OKTAR BABUNA:O da kendi hayallerindeki Neandertal, öyle hayali çizim yapmışlar.
ADNAN OKTAR:Mustafa Karahasan kardeşimiz yazmış ama uzun bir yazı bunu inşaAllah internette cevap verelim. Bu kardeşimiz kim? İsmini tam ismini yazmamış, o olmaz. Mutlaka kardeşlerimiz isimlerini yazsınlar. Bazen isimleri olmuyor, o biraz garip oluyor sanki bir mahsuru yok ki. Ne var ismini yazar inşaAllah. Evet, Oktar Hocam.
Açtım, Fatır Suresi çıktı. 24. ayet; “Şüphesiz” diyor Cenab-ı Allah,” şeytandan Allah’a sığınırım; “Biz seni, hak ile bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.” Bak, “Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.” Bediüzzaman’ın, Üstad’ın talebeleri, o devirde Kuran’dan ebced çalışmaları yapıyorlar. Bediüzzaman da tasdik ettiği bir çalışma, inşaAllah. Mesela bak; “Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” 1983 yılını veriyor.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.” O da 2026 tarihini veriyor.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Dünya hakimiyeti tarihini veriyor. Birinci ayet, bak; “Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” 1983 tarihini veriyor. “Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.” O da 2026 tarihini veriyor. “Eğer seni yalanlıyorlarsa” diyor Cenab-ı Allah, “senden öncekiler de yalanlandı.” Demek ki o devirlerde de Mehdiler istenmemiş. O devirlerde de Allah’ın elçilerine karşı bir öfke olmuş. Adamların sistemlerini yıkacağı için anlamazdan gelmişler. Hz. İsa (a.s.)’nın vefatından sonra, mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gelmesini adamlar hazmedemediler, kabul edemediler. “Yok öyle bir şey” dediler, Hıristiyanlar; “nereden çıkarıyorsunuz?” dediler. Şimdi de aynı konum meydana geldi. Bak Peygamber müjdeliyor. “Gelecek” diyor. Mehdi (a.s.)’nin vaktini, zamanını da bildiriyor. Adamlar; “yok öyle bir şey” diyor. Hz Musa (a.s.) zamanında da öyle oldu. Hz. İbrahim (a.s.)’de, hep böyledir. Bak, Allah ona dikkat çekiyor; “Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden öncekiler de yalanlandı.”Bu şaşmaz bir kanun. Hep üçkağıtçılar bunu yapmışlar. “Elçileri ise; kendilerine apaçık ayetler, sahifeler ve aydınlatıcı kitaplar getirmişlerdi. Sonra Ben de o inkar edenleri yakalayıverdim. Beni inkarları nasıl oldu (onlar gördüler.)” Tabii, bir kısmı da cahilliğinden yapıyor, bir kısmı üçkağıtçılığından yapar; bir kısmı itliğinden, çakallığından yapar, bir kısmı gaflete düştüğü için yapar, değişik.
Kulları içinde ise” diyor Cenab-ı Allah, “Allah’tan ancak alim olanlar,” bilim adamları, “içleri titreyerek-korkar.”Neden? Genetiği inceliyor, astronomiyi inceliyor, Allah’a hayran oluyor. “Bilim adamlarında bu güç yüksektir” diyor Allah. Bak “Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.” Yani “ilminin derecesine göre” Allah; “Allah’tan korkmaları artar” diyor. (Fatır Suresi, 28)
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamd olsun; "” Şimdi millet hep üzülüyor, bir şeyler oluyor. Cennette, Ahirette hüzün yok. Üzülmeyi bilmiyor, yani ne olduğunu çıkaramıyor kafasında. Üzülme hiç üzerine gelmiyor. Burada sinek konsa üzülüyor. Mesela ne bileyim, çayının şekeri olmuyor o an yahut eksik oluyor, üzülüyor. Bakkala gidemediği için üzülüyor. Yüzünde bir kızarıklık oluyor, ona da üzülüyor. Bir ben çıkıyor bir yerinde, ona da üzülüyor, her şeye üzülüyor. “Derler ki: ‘Bizden hüznü giderip yok eden Allah’a hamdolsun. Şüphesiz Rabbimiz gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir.” (Fatır Suresi, 33)
Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. (Kıyamet) Saatin(in) emri de yalnızca (süratli) göz açıp kapama gibidir.”Yani bak, emri, Allah’ın verdiği emir; “çok anidir” diyor Allah. “Veya daha yakındır. Şüphesiz, Allah her şeye güç yetirendir.” (Nahl Suresi, 77)
“Allah, size evlerinizi (içinde) "güvenlik ve huzur bulacağınız yerler" kıldı.” Hakikatten insan hep evine gittiğinde hem güvenlik, hem de huzur bulur. Herkes öyle, “aman” derler. Bir yere gidiyor, eğlence yerine; “aman, bir eve gideyim” diyorlar. Bir sokağa çıkıyor; “aman, bir eve gideyim” diyorlar. Yani Allah’ın hikmeti. Allah bak öyle… Normalde bir kahvehanede de rahat etmesi lazım, bir başka bir yerde de rahat etmesi lazım, eğlenceli bir yerde, illaki evi. Otele gidiyor mesela lüks otel, yine kafası evinde kalıyor, “bir eve gitseydik” diyor. “Ve size hayvan derilerinden hem göç gününde, hem yerleşme gününde kolaylıkla taşıyabileceğiniz evler; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir zamana kadar giyimlikler-döşemelikler ve (ticaret için) bir meta kıldı.”Halı, kilim gibi, “her türlü imkanı size sağladım” diyor Allah, “yarattım.” “Allah, sizin için yarattığı şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için barınaklar-siperler kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda (zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler de var etti.” Bu zırh giyiyorlar ya askerler, polisler, kurşungeçirmez. Allah onlardan bahsediyor. “İşte O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır. Umulur ki teslim olursunuz.” “Allah’a kendinizi bırakırsınız” diyor Allah. (Nahl Suresi,80-81)
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Nisa Suresi. “Ama iman edenler” diyor Allah. 173. ayet, Nisa Suresi; “ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara Kendi fazlından ekleyecektir de” diyor Allah. “Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi ve size apaçık bir nur (Kur'an) indirdik.”Allah Kuran’ı övüyor ve Kuran’ın yeterli olduğunu söylüyor. Münafıklar ne diyor? “Yok, Kuran bize yetmez” diyorlar. “Ne yapmak gerekiyor?” diyorsun, “bir hurafe ekleyelim” diyor, “Hurafe tüketince ne yapacaksın?” diyorsun, “o zaman da bana bir vahiy gelir, onu da ekleriz” diyor. “Başka ne rahatsızlığın var?” diyoruz, “Kuran’da fazla yerler var, oraları çıkaralım” diyor. “Başka?” diyorsun, “biraz da ekleme yapalım” diyor. Hurafeyle ekleme, ayetleri de çıkartmaları gerekiyormuş. Münafıkların, yobazların ana özelliklerinin biri de budur. Gidin ağızlarını arayın, konuşun, şakır şakır dökmeye başlarlar bu dangalak izahlarını. (Nisa Suresi, 173-174)
Evet ne yapıyoruz, HarunYahya.Tv’den devam mı ediyoruz?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
SUNUCU 1:HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’dan itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tv Kayseri ve Samsun AKS Tv’den takip edebilirsiniz.
Kitaplar
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...