SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.tv, Tv Kayseri, Samsun Aks, Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Tokat Turhal Tv ve Radyo, haberhilal.com, selamhaber.com, sekizsutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Evet nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Muhterem Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, emredin.
ADNAN OKTAR:Zatıaliniz neler anlatmak istiyorsunuz? Bir kere programında neler var onu bir anlat.
OKTAR BABUNA:Güncel gazete haberleri var Hocam. Güzel haberler var maşaAllah. Kıyametin canlandırıldığı bir filmimiz var maşaAllah Hocam. Güzel canlandırma yapmışlar. Diyanet İşleri Başkanı’nın evrimle ilgili bir açıklaması olmuş Hocam, Ali Bardakoğlu’nun. Irak’ta olan olaylar ve deccali aramaya gerek olmadığına dair bir haberimiz vardı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Niye aramaya gerek yok?
OKTAR BABUNA:Zaten Irak’ta oluyor. Orada olan olaylarla kendini belli ediyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bütün dünyada.
OKTAR BABUNA:Bütün dünyada evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ali Bardakoğlu; cesareti güzel o insanın. MaşaAllah. Evrime karşı konuşma yapan benim gördüğüm ilk Diyanet İşleri Başkanı. Siyasilerden hiç kimse şu ana kadar, evrime karşı olduğunu, Türkiye’de söylememiştir. Bakın Darwinizm’in, Darwinist diktatörlüğün gücünün dünya çapındaki etkisinin Türkiye’ye yansıması olarak görün. Hiç bir siyasi lider; “Ben Darwinizme karşıyım. Darwinizm safsatadır” diyememiştir. Hiçbir şekilde. Ne Adnan Menderes’te, ne Süleyman Demirel’de, hiçkimse diyememiştir. Avrupa’da da diyemiyorlar. Mesela İngiltere’de, Fransa’da, bana bir tane siyasetçi gösterin; “Ben evrime karşıyım” diyen. En fazla söyleyebilen yarım ağız, dolaylı yoldan, “Biz Allah’ın yaratttığına inanıyoruz” gibi, konuşanlar var, en fazla. Alanen, yani, “Darwin sahtekarlık yapmıştır, yalan söylemiştir. Proteinlerin meydana gelmesi imkansızdır. Fosillerin varlığı yaratılışı ispatlıyor” diyememiştir. Diyememesinin nedeni neden? Dünyada en büyük sorun, iman zafiyetidir. İnsanların iman zayıflığıdır. İmanını güçlü olsa bir insanın bir kere müthiş bir cesaret olur üzerinde. İkincisi dini anlatmak için müthiş bir heyecan ve şevk duyar. Allah sevgisini sürekli anlatmak ihtiyacı duyar. Allah’ı sürekli savunur. Allah korkusunu anlatır. İnsanların büyük bir bölümünün buna gücünün yetmemesinin sebebi, Allah’a inançlarının insanların zayıf olmasıdır. Bu dünya imtihan meydanıdır. En önemli şey, iman hakikatlerinden Allah’ın varlığını, samimi olarak anlamaktır. Ulu’l azim Peygamberler, mesela bizim Peygamberimiz (s.a.v.) olsun, diğer Peygamberler olsun. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) Hira Mağarasında düşünüyordu, tefekkür ediyordu. Derin düşündüğü için Allah’a karşı derin sevgisi oluşmuştu. Allah ona onu vesile ediyordu. Hz. İsa (a.s.) da öyle, çok derin düşündüğü için derin imanı vardı. Derin imanda Allah çok güzel neticeler verir insanlara. Mesela Bediüzzaman’ın Ahir zaman ile ilgili anlatımları. Bak ne diyor; “Yetmiş yıl var. İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti süresi tamamı yetmiş yıldır” diyor. Mesela imanlı bir insan için 70 yıllık bir süre akıl almaz kısa bir zaman. 7 tane 10 sene. Bir insan ömrü. Ondan sonra ne Hıristiyanlık ne Müslümanlık ne Musevilik kalmıyor. Gittikçe zayıflıyor ve sonra da kopup gidecek. O konu ile ilgili Nur talebesi bir arkadaşın filmi var, Hocamızın.
VTR
ADNAN OKTAR:Burada da Hoca Efendi 70 yıllık bir süreden bahsediyor. Şimdi iman eden aklı başında bir insan olağanüstü bir durum olduğunu görüp bütün hayatının sosyal yönlerinden çekilip var gücüyle İslam ahlakını yaymak için böyle bir durumda gayret eder mi etmez mi?
OKTAR BABUNA:Eder Hocam İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Gerçek imanda bunu eder. Adam son derece sakin, lakayt ise “Nur talebesiyim. Hadisleri de iyi biliyorum” diyor. Ama öyle bir üslup ve amaç hiç görünmüyor. Öyle bir yöntem göremiyoruz. Onun için en önemli konu iman hakikatlerinin anlatılması. Mesela ben Mehdiyeti anlatıyorum şunu bunu anlatıyorum ama az insanda etki gösteriyor. İman zayıflığından dolayı o konuya pek yanaşmak istemiyor epey bir insan. Mesela biz diyoruz ki; “Irak’ta Müslümanları perişan ediyorlar. Afganistan’da da eziyorlar” diyoruz. Yine iman zayıflığından dolayı insanlar ilgilenmek istemiyorlar. Önemli görmüyorlar onu. Ne kadar anlatırsak anlatalım beyninde sanki ağdalı büyük bir magma varmış gibi, sanki beynine ağır bir pençe yemiş gibi kavrayamıyor. Ama kolay bir şey olduğunda ondan zevk alıyorlar. Mesela Cübbeli en kolay olan yolları seçiyor ama en zormuş gibi gösteriyor. Çünkü mesela “evinde, gir akşam eve 70 bin kere zikir yap” diyor. Burada tebliğ yok, araştırma yok, inceleme yok. Dalaletle mücadele etmek yok ve derin bir zihni faaliyet de yok. Sürekli aynı şeyi, mesela büyük bir tesbih alıyor aynı ifadeyi söyleyecek. Uyuyor onu yaparken de zaten. Zaten söylüyor “onu yaptığınızda uyursunuz, iyi uyursunuz” diyor. Onu, uykuyu iyi getiren bir şey olarak görüyor. Uyku ilacı gibi görüyor. Halbuki biz Allah’ı andığımız da kalbimiz açılır şevkimiz artar. Allah’a karşı heyecanımız artar.
Geçen günler Müslüm Gündüz Hoca’yı çıkardılar. Adama işte iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün elemanı casus şu bu falan. Ben hiçbirine inanmıyorum. Öyle bir şey yok. Adam hakikaten samimi, inançlarında samimi; ve mazlum adam benim kanaatim. Birçok yönden tabii anormal.
“Ne yapıyorsunuz?” deseler. “Biz de tebliğ yapıyoruz. Resullullah da böyle giyiniyordu. Biz de böyle giyiniyoruz. Siz sünnete uymuyorsunuz işte mükemmel tebliğ yapıyoruz size” dersek. Bu akılcı bir yol olmaz. Çünkü karşımızda Darwinizm ve materyalizm var. Sarık, cübbe ile ilgili bir sorun yok ki. Yani onun İslam’ı tebliğde bir etkisinin olmayacağı aşikar belli. Bir de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde, o zaman ki tarihi filmlerde de görürsünüz, Çağrı filminde de vardır. Mekke müşrikleri de sarıklıydılar, cübbeliydiler, sakallıydılar. Peygamberimiz (s.a.v.) de sarıklı, cübbeli, sarıklı sahabeler de aynıydı. O film birebir aynısını düşünülerek yapılmıştır. Yani herkes aynı kıyafet giyiniyordu o devirde farklı bir şey yoktu yani. Hıristiyan ve Museviler de sarık takıyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) o devrin kıyafetini aynısı ile giymiştir. Yani herkesin giydiği kıyafeti giymiştir. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) sarıkla cübbeyle tebliğ yapmamıştır ki. İman hakikatleri ile, aklı ile, iradesi ile, coşkun imanı ile, güzel ahlakı ile ve konuşarak tebliğ yapmıştır. Yani o adamlara önce sarığı cübbeyi öğretmemiştir. Adamlar zaten sarık cübbe giyiniyordu. Herkes giyiniyordu sarık cübbe orada. Dolayısıyla ana konu sarık cübbe sakal değildir. Cübbeli mesela birisine sakal bıraktırdığında, şalvar giydirdiğinde, cübbe giydirdiğinde konunun hallolacağını zannediyor. İşte kendisi gibi adam olmuş oluyor o zaman, olmuyor. Tabii içlerinde iyi, aklı başında, kültürlü binlerce insan var; o ayrı. Ama Cübbeli’nin kafası açısından diyorum. Onun yetiştirdiği kişiler açısından diyorum. Bazıları tabii müstakil kendilerini yetiştiriyor olabilirler. Cübbeli’nin etkisinden çıkıp daha samimi bir akla doğru ilerleyebilirler. Mesela bu zafiyet içinde, duygu zafiyeti içinde yanlış teşhisler koyuyor. Yani çıktığında, çok sempatik olduğunu, o takkesinin çok sempatik olduğunu zannediyor. Üslubunun çok sempatik olduğunu zannediyor. Babacığım, ağabeyciğim diye konuşunca, onların olurunu kazanacağını, beğenileceğini zannediyor. Halbuki aklı başında bir insan onu zaaf olarak, eziklik ve güçsüzlük olarak görür. O şekilde görmez. Yani dinsizler bile onu küçük düşürücü bir hareket olarak görürler. Takdir etmezler. Bir kere akılcı baktıklarında çok cahil olduklarını görüyorlar. Hiçbir insan onun konumuna gelmek istemez. Yani Cübbeli’nin konumuna gelmek istemez. Kültür ve görgü yönüne de bakıyorlar. Bir hayli düşük yani hem kültürü çok düşük, hem görgüsü çok düşük ve önem verdiği şeyler hiç acil olmayan şeyler. Bir kısmı da hurafe. Yani hiç Peygamberimiz (s.a.v.)’in ağzından çıkmayan, kendi kafasından çıkardığı yahut hurafecilerin çıkardığı hurafelerden elde ettiği bilgiler. Halbuki biz akılcı baktığımızda dünyanın geneline baktığımızda acil olan bütün dünyayı kaplayan bir Darwinizm var. Darwinist- materyalist felsefe var. Şimdi biz, bu hayali mi diyoruz? Yok. Mesela üniversitelere gidiyoruz. Üniversitede ki öğrenciler ile görüştüğümüzde %95’inin bu görüşte olduğunu görüyoruz. Dünyada. Türkiye’de tabii hallettik Elhamdüllilah. Afrika’ya gidiyoruz. Moritanya’ya ya gitsen, İngiltere’ye git, Rusya’ya da git her yerde durum böyle. Biz karşımızdaki gerçek anormallik ne ise onunla mücadele etmek durumundayız. Gerçek anormallik ne? Darwinist, materyalist, ateist sistem ve ona bağlı da umursamazlık boşvermişlik. Onun arkasından gelen şey. Şimdi bütün bunlar dururken; gel sana bir sarık giydirelim, cübbe giydirelim, sakal bıraktıralım diye ortaya çıkarsan bu bir tebliğ yöntemi olmaz. Veyahut namazın mendupları, müstehaplarını anlatıyor. Kardeşim adamın bir kere namaz kılacak gücü var mı bir ona baksana sen. Allah’a inanıyor mu? Adam Allah’a inanamıyor. Namaz kılacak gücü yok. Namazın detaylarını anlatıyor. Aynı şekilde Müslüm Gündüz Hoca da. Mesela o omzuna bir şal alıyor, başına sarık sarıyor. Sakalını bırakıyor, cübbesi var. Talebeleri ile geziyor. O unutulmuş sünnetleri ihya ettiği kanaatinde. Halbuki asıl konu bu. Temelde dinsizlik ve ateizm var, materyalizm var. Müslüm Hoca’nın veya Cübbelinin ilk yapacağı şey nedir? Muazzam bir genel kültüre sahip olmaları. Çok bilgili olmalarıdır. Yani hitabet olarak, üslup olarak çok kültürlü, bilgili olmalarıdır. Darwinizmi ve materyalizmi tam mat edecek geniş bir bilgiye sahip olmaları lazım. İkincisi, ana konudan, iman hakikatlerinden ayrılmamalarıdır. Kuran mucizelerinin üstünde durmalarıdır. Kuran mucizeleri. Mesela Cübbeli’de ben bunları duymuyorum.
OKTAR BABUNA:Hiç anlatmıyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne iman hakikati anlatıyor, ne Kuran mucizeleri anlatıyor. Ne ittihad-ı İslam’ı anlatıyor.
OKTAR BABUNA:Evet anlatmıyor Hocam hiç.
ADNAN OKTAR:Mehdi konusunu da suni olarak kapattı. Allah-u Alem farkına varmış benim gördüğüm kadarıyla. Fakat bu İslam aleminde de genel olarak örtbas edilen bir konu. Peygamberimiz (s.a.v.)’i seven, Peygamberimiz (s.a.v.)’in torununu, onun aliini sevmiyorsa, onun Ehl-i Beyt’ini sevmiyorsa Peygamber (s.a.v.) de sevmiyordur. Yani insanda bir Mehdi (a.s.) özlemi yoksa Peygamber (s.a.v.)’e karşı da bir özlemi yoktur. Dünyada sen Mehdi (a.s.)’i, Peygamber (s.a.v.)’in torununu görme imkanını varken, Allah’tan bunu istemezsen Allah sana bunu nasip etmeyebilir. Ve Hz. İsa (a.s.) gibi ulu’l azim bir Peygamberi Allah göreceğimizi bize söylüyor. Bu çok heyecan verici bir şey bayağı güzel. Biz dua edeceğiz ki, isteyeceğiz ki Allah da bize versin. Adam istemiyor arkasında da “ben Müslümanım dindarım” diyor. Çizgilerinde derinden bir hata var. Bunun farkına varmıyorlar.
Münafıklar da genellikle dinin özüne ve asıl gerçeğe değil de, bambaşka yan olaylara girerek Müslümanları boğmak istiyorlar. Mesela Müslümanın yapamayacağı ibadet şekilleri ortaya çıkarıyorlar. Yapamayacakları yeni ilave hayat şekilleri ortaya çıkarıyorlar ve onları boğmuş oluyorlar bir anlamda.
Mesela Seyyid Salih Özcan Hocamın konuşmasının diğer bölümünü de birazdan yayınlayacağız. Mesela o farkında. Darwinizm, materyalizmin yıkılmasının öneminin farkında. Bediüzzaman’ın bunu söylediğinin farkında ki, yaşlı bir insan fakat imanın nuru ile çok keskin bir nazara, akla sahip.
VTR
ADNAN OKTAR:Seyyid Salih Hocam’ın yeni hazırlanan bir filmi daha olması lazım. Geldi mi o film?
VTR
ADNAN OKTAR:Bak, bu kişi, mübarek Hocamız, bu gerçek nur talebesi. O hapis cezalarının bir tanesi bile bizim kibarcıklara dokunmuş olsa kendini artık Japonya’ya mı atardı, Kore’ye mi atardı, nereye atardı bilemiyorum. Bak, bir tek Allah’tan korkuyor. Yani hapis cezalarının haddi hesabı yok, bak sürgün de dahil. Onun bir tanesi yeter bir insana. Ömür boyu yatacak bir şey. Ama Allah bir sebep meydana getirmiş, vesile etmiş, işte o hapis cezalarının yazıldığı defter kaybolmuş, arkaya düşmüş, dolabın arkasına düşmüş ve hüküm giymemiş. Ama bak, bu şahıs göze almış bunu. Yani ömür boyu hapse girmeyi göze almış. O hapis cezalarının toplamı, dehşetli bir toplam meydana getiriyor. Eğer defter dursa orada yat da yat hapishanede ve vazgeçmiyor, yani hiçbir şekilde vazgeçmiyor. Tam dava adamı, böyle korkak değil bazı bizim üç kağıtçı, kibar Mehdi adayları gibi. Yani canları tatlı değil. Hepsi öyle, Hulusi Yahya, diğer Sungur Ağabey. Sungur Ağabey sürekli hapishanede beraberdi. Bak, dürüst olarak açık, aleni olarak söylüyor, “Bediüzzaman’ın söylediği Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi değil, şahıs olarak gelecek ve “Hz. İsa (a.s.) da gelecek, birlikte namaz kılacaklar ve Mehdi (a.s.)’ı ben göreceğim” diyor. Hali hazırda bakın, bu yaşında “ben göreceğim” diyor. Yani bu ne demektir? Mehdi (a.s.) geldi demektir, çok net. Bunu anlamazdan gelen Nur talebesi kardeşlerimize bunu anlattıkça onların vicdanında, vicdanı olanlarda vicdanında yarar meydana geliyor. Biz de o yarayı sürekli böyle etkileyerek vicdanlarının onlara sahip olmasını istiyoruz, etkilenmelerini istiyoruz. Bu konulara devam edeceğiz. Bakın herkes aynı konuda ittifak halinde. Sadece münafıklar Mehdi (a.s.) konusunda çok rahatsız oluyorlar. Bir insanın münafık olup olmadığını anlamanız için Mehdi (a.s.) konusunda yola çıkabilirsiniz. Eğer Allah’ı seviyorsa Resullullah (s.a.v.)’ı sevmesi lazım, Resulullah (s.a.v.)’ı seviyorsa Resulullah (s.a.v.)’ın torununu, Ehl-i Beyt’ini sevmesi lazım. Bir adam Mehdi (a.s.)’yi sevmiyorsa Peygamberimiz (s.a.v.)’i de sevmiyordur. Peygamberimiz (s.a.v.)’i sevmiyorsa Allah’ı da sevmiyordur. Çünkü nasıl olur yani Peygamberimiz (s.a.v.)’den parça, Mehdi (a.s.). Onun evladı ve onu müjdeliyor. Onun müjdelediğine karşı içine bir sevgi, bir iştiyak, bir özlem yoksa bir insanın onda o münafıklık alameti var demektir. Ya da çok cahil veyahut gafildir, ikisinden birisi. Yani münafığı anlamanın yolarından birisi, bakın bir İttihad-ı İslam’dır. İttihad-ı İslam’ı isteyip istemediğidir. İki, Mehdi (a.s.)’yi isteyip istemediğidir. Üç, İsa (a.s.)’yı isteyip istemediğidir. Münafıklarda bu üç konuyu geçeceksin ama desen ki; “işte sabaha kadar yemek yemeyeceksin, ondan sonra üzerine çul giyeceksin, ondan sonra şu odadan çıkmayacaksın”, münafık öyle artistlik gösterilere çok yatkındır. Ver eline mesela dokuz yüz doksan dokuzluk tespihi, mesela bir, herhangi bir kelime, bir cümle, yani Allah’ın adını andığını da unutuyor o zaten. Ne dediğinden haberi yok. Zikir yapıyor ama zikrin zaten daha ilk şeylerinde elinde tespihle beraber derin uykuya horlamaya başlıyor. Cübbeli söylüyor bak, “iyi insanı uyutur tesbih yapmak” diyor. “Bir Kuran okuyun. Bir cüz Kuran okuyun, hemen uykunuz gelir. Tespih de çekerseniz de uykunuz gelir” diyor. Halbuki Müslüman Allah’ı tesbih ettikçe içi açılır, şevki artar ama şimdi ben mesela yetmiş bin zikir mi, yetmiş sayfa iman hakikati okumam mı faydalı olur? Yetmiş sayfa iman hakikati daha faydalı olur. Çünkü ben onunla insanın imanını kurtarırım. Benim çektiğim zikirle insanları benim kurtarmam mümkün olmaz. Çünkü iman hakikati zaten Allah’ın zikirdir. Yani Allah’ın kalben anılması bile Allah’ın zikridir. Dolayısıyla hem bilgin artıyor, hem görgün kültürün artıyor, hem insanlar kurtaracak konuma gelmiş oluyorsun. Ama sadece zikir çekmekle insanları kurtaracak konumda olamazsın, bilgin artmaz. Dolayısıyla yetmiş bin zikir yerine dediğim gibi yetmiş sayfa iman hakikati okumuş olsa, bilgisini artırmış olsa çok çok daha faydalı olur, inşaAllah. Mesela Kuran’ın da Arapçasını anlamadığı halde Kuran’ın sadece Arapçasını okuyor fakat tek kelime anlamıyor. Onun yerine mealini okuyup, anlamını ezberlese çok çok daha faydalı olur. Çünkü öbüründe hiçbir bilgisi yok, hiçbir şey bilmiyor. Sonunda “ne anladın” dediğimizde, hiçbir şey. Ama öbürü Türkçesini okuduğunda Allah’ın ne dediğini anlamış oluyor ki, asıl Allah’ın muradı odur zaten. Kişinin, ne dediğini anlamasıdır. Gönül ister ki keşke Arapçasından, orijinalinden o şekilde bilsek ama bu çok zordur, inşaAllah. Bak, Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdi (a.s.) bile Arapçayı pek bilmez” diyor. Bizim milletimizde Arapçayı bilen çok az insan vardır. Genellikle mealden öğreniyorlar tabii. Evet, Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, Esra Uçar bugün bir yazı yazmış Bugün Gazetesi’nde. Esra Uçar Hanımefendi burada ölümden bahsediyor Hocam. Ölümle ilgili “sonunda ölüm var” başlıklı yazıda sizin dünya hayatının geçiciliği ve ölümle de ilgili anlattıklarınız ve kitaplarınızda yazdıklarınızda birebir uyumlu Hocam yazdıkları. Kısa bir bölüm okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Oku, evet.
OKTAR BABUNA:“Ölüm konuşulmaz bizde. O tatsız konu hemen kapatılır açıldığı anda, gereksizdir. Sanki bahsedersek uyandırabiliriz uyuyan bir devi ve hatırlatırız kendimizi. Hiçbirimiz ölümü düşünmeyi sevmediğimiz gibi yakınlarımıza da konduramayız. ‘Allah korusun’ deriz hemen. Allah bizi neden ölümden korusun o kısmı anlayamamışımdır, ayrı. Daha çok bahsedilmeli ölümden. Çocuklar, gençler ölümün her an kolumuza girebileceğini bilmeli. Daha sakin karşılanmalı cenazeler, daha çok anılmalı gidenler. Ve gidilen yerler. Ki hayata anlam katabilelim. Zamanı iyi değerlendirelim, maddiyatla birlikte maneviyatı da güçlendirelim. Ben belli ki birkaç hafta gökyüzünü inceleyip yağmur damlalarının nasıl kuru toprağa hayat verdiğini anlamaya çalışacak, her şeyin bir görüntü olduğunu anlatan kitaba döneceğim. Sabah 'mavi nerede' onu arıyordum mesela. Paylaşacağım bulunca” demiş Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Leyla Karacalar isimli Hanımefendi aramış, “selamün aleyküm”, aleyküm selam ve rahmetullahi. “Muhammed Adnan Hocam. Mübarek Hocam iki gün önce sizi rüyamda gördüm”. Mesela şu rüyayla Mehdi (a.s.) olduğuna teşhis koyan tipler var. Bak diyor ki arkadaş, “görüyorum ki siz çok genç yaştasınız” zaten genciz. “Bir saraydasınız, üzerinizde bembeyaz elbise ve başınızda gümüş taç var. Çevrenizde çok sayıda genç kızlar var, erkekler var. Toplanmışlar ve bir ihtiyar geldi. Gençlerden sizin kim olduğunuzu sordu. Onlar da imam Mehdi (a.s.) dediler”. Benim için öyle demiş rüyasında. Henüz bu muhteşem rüyanın etkisindeyim. Belki de siz Mehdi (a.s.)’siniz.” Şimdi o Mehdici adamlar var, arkadaşlar, buyurun işte delil istiyorlarsa şimdi bu adam çıkıp benim Mehdi (a.s.) olduğunu mu iddia edecek bu adam? Kardeşimiz.
OKTAR BABUNA:Tabii ki değil Hocam.
ADNAN OKTAR:Harama girer, küfre girer. Ben şimdi “aaa ne kadar güzel, maşaAllah bak, çocuğun kalbine doğmuş, Allah vahyetmiş, Allah’ın hükmüdür bu. Zaten rüya ne demek?” dersen “vahiy demektir” diyor adamlar. Rüya vahiymiş madem. Buyurun, adam görmüş işte rüyasında. Madem vahiymiş. Vahiy hükmünde mi şimdi bu?
OKTAR BABUNA:Tabii ki değil Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu dalalet olur, küfre girer bunu yapan. Dinden, imandan çıkar. Akıllarını başına alsınlar. Daha hala Hz. Yusuf (a.s.) rüya görüyor ama o Peygamber. Sen Peygamber misin? Yahut senin arkadaşların Peygamber mi? Sokaktaki herhangi bir, o zaman ne olur dünyanın hali. Her rüya gören vahiy aldığını iddia edecek. Artık gören görene, o onu Mehdi (a.s.) görecek, o onu Peygamber görecek rüyasında. Rüyasında bir insan sevdiğini şeytan olarak da görebilir. Adam şeytan mı diyeceksin o zaman? Mesela şeytani bir rüya görebilir insan. Kötü bir insan olarak görebilir rüyasında, onun öyle olduğunu mu gösterir? Bıraksınlar bu anormal hareketleri. Bak delilsse buyur işte. Arkadaş mesela hanımefendi yazmış. Böyle iddia olmaz. Bu direk küfür ve delalet olur. Hiçbir şekilde bu vahiy değildir bir Müslüman için. Vahiy hükmünde değildir. Vahiy Kuran’dır. Kuran’ın dışında vahiy yok ve bitmiştir yani. Allah bize hükmünü bildirmiştir. Hatta bak diyor ki; “Mehdi (a.s.) özelliklerinin büyük bölümünü üzerinizde taşıyor olmanız” diyor, “%95” demiş. “Tesadüf olabilir mi?” diyor. Olur, tabii tevafuk. Niye olmasın? Birçok insanda bu alametler çıkabilir, inşaAllah.
“Merhaba ben Cübbeli’yi kayırmıyorum, hatta olanlar rahatsız ediyor ama sizlerin bir olması gerekiyor. Böyle destek çıkmazsanız birbirinize dünyada İslam nasıl birlik, beraberlik içinde sürdürürüz? Neden etrafınızda güzel kadınlar var? Neden erkekler yok. Efendimizin etrafında erkek sahabeler vardı”. Akşama kadar bu herifleri görüyoruz zaten. Nereye gitsek, arabada bunlar, sokakta bunlar, bir tek röportajda bu sevimlilerle beraber oluyoruz. Şimdi biz, ben Cübbeli’ye destek olmuş oluyorum ve ona doğru yolu göstermiş oluyorum, doğru hareket etmiş oluyorum. Yani aksinde zarar vermiş olurum. Ses çıkarmazsam dine, İslam’a zarar vermiş olurum. Şimdi o da bana faydalı oluyor. Çünkü Mehdi (a.s.) konusunu dünya tarihinde ilk defa bu kadar gündemde tutacak bir sisteme bizi yaklaştırmış oldu. Belki biz Mehdilikten mesela on kere bahsedecektik ama o adam bize yetmiş bin kere bahsettirdi, vesile oldu. Güzel, demek ki destek oluyor, faydalı oluyoruz birbirimize, yardımcı oluyoruz. Ama gariban yani birisi bir şey yapmaya kalksa yani hukuk, kanun ölçüleri içerisinde yapamazlar, yani ben söyleyeyim. Zaten düşünüyorlar ona bir komplo yapmayı falan, korkmuştu bir ara kendisi de. Milletle helalleşiyordu falan bir şeyler. Bayağı korkmuştu yani. İşte her an bana bir şey yapabilirler, bilmem ne. Ben dedim yani, buradan kükredim. “Eğer onun kılına dokunurlarsa, gök kubbe tepelerine çöker” dedim, yaklaşık. Ben mazluma, garibana; gariban olduğu her halinden belli ama cahil. Cahil tahribat yapıyor, şimdi çocuk da olur, gider, kabloyu çeker. Efendim. Gece lambasını devirir, evi yakar. Şimdi çocuk diye biz onu ellemeyecek miyiz? Dövmüyoruz ki, ne yapıyorsun? Uyarıyorsun. “Aman çocuğum “tehlikeli bu kablo, bunu çekme, evi yakarsın” diyoruz. O da zaten baba baba diye gitti Fatih Altaylı’nın peşine takıldı. Kendini baba ilan etti Fatih Altaylı.
“Sizi çok seviyorum. Karanlıkları... aynı Hz. Ali (r.a.)’ın kılıcı gibi insanları iyiye doğruya güzele, hiçbir şeyden korkmadan, sakınmadan hakka ve hakikati savunuyorsunuz”. Bir tek Allah’tan korkuyorum, tabii. “Bunun içindir ki Allah ve O’nun sevgili kulları sizinle. Ben de o kullar arasındayım, eğer kabul buyurursanız”. Estağfurullah ne haddimize, biz sizin emrinizdeyiz, inşaAllah. “Sizi evliyaların, siz evliyaların ayağının tozuyum diyorsunuz. Ben de önce onların, sonra sizin ayağınızın tozuyum” diyor. Ama haşa yani biz kardeşiz. “Bir sorum var müsaade buyurursanız. Hz. Mehdi (a.s.) kendilerine yardım için gitmeden önce neden insanlar yardım etmiyor?” Yani “neden Mehdiliğini kabul edip ortaya kendiliğinden çıkmıyor” diyorsun. Öyle bir şey yapamaz küfre gider. Yani kim ben Mehdi (a.s.)’yim derse, ben masumum derse, günahsızım derse, benim imtihanıma gerek kalmadı derse küfre gider. Resulullah (s.a.v.)’a savaş açmış olur, Allah’a savaş açmış olur. O Mehdi (a.s.) olmaz o zaman, deccal olur. Bir adam çıkıp ben Mehdi (a.s.)’yim diye ortaya çıktığında o deccal olmuş olur. Allah’a savaş açmış oluyor artık o. Masumluk, “ben imtihan olmayacağım. Ben imtihan olmuyorum ben” diyor. Dolayısıyla “Kuran da benim muhatabım değil” diyor, haşa. O zaman ne yapacak adam? Vahye ihtiyacı olmuş oluyor işte o zaman. “Bana vahiy geliyor” diyor. Ondan sonra şeytan ona vahyediyor hakikaten. Şeytandan aldığı vahyi insanlara sunmaya başlar. Şimdi İskender Hoca oturup alınmasın da, bu genel bir dert, o genel bir konu bu. Garibanın teki benim onunla ne alıp veremediğim var? Acıyorum ben ona. Mesela asla ezdirtmem, ne Müslüm Hocayı ezdiririm, ne onu ezdiririm. Bunlar gariban adamlar, ucuz kahramanlığa gerek yok ki yani herkesin ezdiği adamları oturup ezmek yiğitlik, delikanlılık değildir. Ezilecek ne halleri var, yani ama ciddi şekilde bir rahatsızlığı olduğu (İskender Hoca) anlaşılıyor. Yani akıl rahatsızlığı demeyeyim de, bir inanç rahatsızlığı olduğu anlaşılıyor. Böyle insana yardım edilir. Ben ne üzerine gideyim adamın.
“Sizi çok seviyorum. Allah’ım sizin gibi özü, sözü bir insanlarla beraber olsun Cenab-ı Allah” diyor. “Selam ve duayla.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve beraketuhu. “Dualarınıza muhtaç aciz kul” diyor. Hakan kardeş, Hakan Baydur, maşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve beraketuhu. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) (Zeynep Hanım soruyor) çok evlilik yapmasıyla ilgili olan ayetleri söyler misiniz? Arkadaşların çoğu bu evliliklerin belli nedenlerle yapıldığı görüşünde. Ben kadınların ona sevdirildiğini açıklamakta zorlanıyorum. Ayetlerle açıklamak istiyorum, inşaAllah. Hocam bu konuya girmişken siz bir gece Hz. Hüseyin (r.a.)’nin çok evlilik yaptığı anlattınız, çok titiz olduğuna ve bazı durumlarda eşini boşadığını söylemiştiniz. Ben de İslam ansiklopedisinde bunu okumuştum. Hocam eleştirmek gibi değil de hani boşadığı eşleri üzülmüyor muydu?” diyor Zeynep. Şimdi Zeynep o zaman beni madem zorladın doğrusunu söyleyeyim mi? Bir kere Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.) boşadığı bir hanımını bırakmaz. Yani boşama diye bir olay yok. Çünkü kadınlar kendini hibe ediyor zaten, nerenin boşanması? Boşasa da hibe ediyor, “seninim” diyor kadın. Dolayısıyla sonsuza kadar onun o, inşaAllah. Boşamış olması ayrı, sohbet eder, konuşur fakat cinsel beraberlik olmaması belki burada kastedilmiş olabilir. Ama canı gibi sever, korur, kollar, şefkat duyar, sarılır, bağrına basar ayrı. Evlilik demek illaki cinsel ilişki anlamına gelmez. Allah’ın takdir ettiği hanımlarla beraber oluyordur. Ama Hz. Hüseyin (r.a.)’e hep aşıklar onlar, nasıl bıraksınlar Hz. Hüseyin (r.a.)’ı zaten yani. Kovalasa gitmez onlar, kendilerini hibe etmişler. Ama Peygambere Efendimiz (s.a.v.)’e de var mesela diyor ki; “ayrıldığın eşlerine dönmende senin için bir sakınca yoktur” diyor, Allah ayette. Mesela beraber olmuyor ama sonra, bir süre sonra kanaati değişiyor, Allah kalbine ilham ediyor. Kaderindeki an geliyor, geri dönüyor. Kaderi öyle oluyor. Allah’ın takdiri geri dönüyor hanımına, inşaAllah. Hz. Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.)’de de öyle, yani Hüseyin (r.a.)’ı gören bir hanımın, Hasan (r.a.)’ı gören bir hanımın başkasıyla evlenmeyi tahayyül edemez. Kafasından geçiremez. Yani gücü yetmez. Kadınların öyle bir özelliği vardır. Çok sevdiği, değerli bulduğu, çok kaliteli, güzel bulduğu bir erkek olduğunda bir başka erkekten etkilenmez. Kadın aklına bakar inşaAllah ve Allah’ın yarattığı kalbinde yarattığı vahiyle ilham ettiği bilgiye bakar. Mesela kadın bilemez onun, Allah ona onu yazmıştır kaderinde bir türlü bilemediği bir şekilde, müthiş bir güç onu ona doğru çeker. Onu gördüğünde müthiş heyecanlanır, eşini gördüğünde. Hani diyorlar, “ruh ikizi” bilmem ne falan. Ruh eşi, işte kastedilen kaderinde Allah’ın yönlendirdiği kişi olur. Onun dışına gidemez o. Döner dolaşır kafası onda kalır. Hz. Hasan (r.a.)’ı gördüğünde, dedemi, hipnotize oluyorlardı. Simsiyah gözler, kaşlar hilal gibi, bembeyaz cilt, böyle pembe beyaz, çok duru ve güzel bir cildi var, parlak cildi var. Geniş omuzlu, atletik, kibar, saygılı falan. Çok güzel yetiştirdi Peygamberimiz (s.a.v) onları. Nezaket, adap edep, incelik, hayvanlara sevgi, bitkilere sevgi, kadınlara sevgi, gözüne bakan kadın hipnotize oluyordu adeta sevgiden. Hz. Hasan baktığında bir kadının ikinci bir seçimi kalmıyor ki. Baktığında bitiyor zaten, eriyorlardı. Hemen alıyordu Hz. Hasan da. Nikah ediyordu ama mesela boşuyor, farz edelim boşuyor. O git gözüme görünme anlamında boşanma değildir. Hibe etmiş kadın zaten kendisini ona. Yine oradalar. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) de eşlerini boşuyordu, sürgüne git anlamına gelmiyor ki o. Yine dönüyor. Allah diyor ki; “Geri dönmende senin için bir sakınca yoktur” diyor. Geri dönmende geri dönüyor işte. Çünkü kadın kendini hibe etmiş vazgeçmez Peygamber (s.a.v.)’den. Nasıl geçsin Peygamberden vazgeçer mi bir kadın?
OKTAR BABUNA: Geçmez Hocam Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Kadın kendini zaten Allah’a adamış. Allah aşkıyla divane olmuş. Allah’ın en mükemmel tecellisini nasıl bıraksın kadın. Deli olması lazım. Dolayısıyla illaki sırrını sormak istiyorsanız sırrı bu, inşaAllah. Yani Peygamberimizden hiçbir kadın ayrılamaz. Kalben ayrılması mümkün değildir. Hiçbir kadın da Hz. Hasan (a.s.)’dan, Hz. Hüseyin (a.s.)’den ayrılmamıştır kalben. Mühim olanda kalben aşkla sevmektir. Yoksa illaki böyle yapışık yaşamak anlamında değildir bu. Kaliteli sevgi önemlidir bazıları vardır böyle kadın illet olur adam emekli olur daha hala yapışır. Gider salata yaparken kadının burnunun dibine girer. Yani böyle zamk gibidir nereye gitse başına bela. Adamı gönderiyor “kahvehaneye git” diyor. Gitmiyor. Emekli oluyor, kadın illet oluyor. Nasıl kurtulacağını bilemiyor. Sırt sırta yapışık olmak kaliteli bir sevginin alameti değildir. Az olur öz olur fakat derin ve çok şiddetli olur. Bu çok önemlidir. Yani sık sık görüşmek sık sık görmek derin sevgiyi ifade etme açısından yeterli değildir. Biz mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’i deli gibi seviyoruz aşkla seviyoruz görüyor muyuz? Göremiyoruz. Ahiret’e gitsek yetmiş yıldan beri tanıyormuş gibi bağrımıza basacağız. O kadar yani bu aşkımızda ne eksiklik oluyor göremiyoruz. Bak 1400 seneden beri ümmet göremiyor. Ne var eksiklik? Daha 10 dakika önce görmüş gibiyiz. 10 dakika önce görmüş gibiyiz. Kalpte coşkun ve derin sevginin devam etmesi çok önemlidir. Yoksa ette kemikte hiç bir şey yok ki insan zavallı bir varlıktır. Ne çıkar etten kemikten. Derin akıldan derin imandan kaynaklanan derin tuktu vardır. Ayette diyor mesela şeytandan Allah’a sığınırım; “Bakışlarını tutkuyla eşlerine çevirmiş hanımlar” dan bahsediyor Allah. Sadece eşlerine teksif olmuş. Ama nasıl bakıyor tutkuyla bakıyor. Ben mesela bakıyorum ben insanın ilk bakışına dikkat ederim. Bakışından ben bir kadının hemen anlarım. Yani bütün ruh halini, kişiliğini, şahsiyetini en ince detayına kadar çıkarabilirim. Getirsinler yazayım ne var ne yoksa en ince detayına kadar yazarım. Mesela herhangi bir insan da olsa baktığımda yüzüne dengesiz mi, normal mi hemen anlarım. Bakışlar çok önemlidir Allah’ın dilemesiyle. Bakış her şeyi anlatır onun için Kuranda ilk ona dikkat çekmiş Cenab-ı Allah. Eşlerine bakışlarını tutkuyla kilitlemiş kadınlardan bahsediyor Allah. Başkasına dönemiyor sadece ondan zevk alıyor ama tutku. Tutku nedir dersen? Tutku uçsuz bucaksız deniz gibidir. Allah aşkının ucu bucağı yoktur. O insanda tecelli ettiğinde ona tutku denir. O da bir yiğitlik, temizlik, dürüstlük, efendilik, derin iman, Allah’tan çok korkmak, Allah’a aşık olmak, fedakarlık, Allah için her an ölmeye hazır olmak. Müslüman o yönde Allah’ın delisidir yani. Mesela Allah için ölme konusunda gözünü kırpmaz, saniye düşünmez. Bu iman alametidir. Münafıklarda öyle teklif geldiğinde, ayette ne diyor? “Ölüm baygınlığı gibi sana baktıklarını görürsün”. Gözleri akıyor adamların. Hani agonide falan hastalar oluyor ya komaya girmiş, gözü-mözü akar, dili falan içine kaçar, çıkarırlar dilini. Adamın gözü-mözü akıyor böyle, kendini kaybediyor korkunun şiddetinden. Ondan sonra kurtaracak yer arıyor. Münafıklar hep ucuz kahramandır. Yine yeri gelmişken söyleyeyim; İttihad-ı İslam’ı istemezler, Mehdi (a.s.)’yi istemezler, İsa (a.s.)’yı istemezler. Peygamberimiz (s.a.v.)’den de hiç haz etmez münafıklar. Överler ama nefret ederler. Kuran’da da geçiyor, yemin ediyorlar; “sen Allah’ın Resulüsün” diyorlar. “Tabii ki sen Allah’ın Resulüsün. Ama onlar yalan söylüyorlar” diyor Allah. Münafıkların ağzından Peygamberimiz (s.a.v.)’in ismi hiç eksik olmaz. Ama nefret ederler Peygamberimiz (s.a.v.)’den.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bardakoğlu’nun bir açıklaması daha olmuş Hocam. “Başı açık olan da Müslüman” demiş. Şöyle diyor özetle; “dini yönü Diyanet İşleri Başkanlığı’na aittir ama bu konuda konuda kamu yönetimi açısından çözümü ise siyasetindir. Elbette Müslüman yetişkin kadınların başlarının örtülmesi 14 asırlık dini tarihimiz açısından hep bir dini vecibe olarak görülmüştür. Ancak başını örtsün-örtmesin bir insan ben Müslüman’ım diyorsa Müslüman’dır” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: O kadar, maşaAllah. Hepsi birinci sınıf Müslüman’dır. Başı açık da birinci sınıf Müslüman’dır, başı kapalı da birinci sınıf Müslüman’dır. O öyle inanır, o da öyle inanır. Hepsi kardeşimizdir. Evet, başka?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Esra Uçar Hanım’ın diğer bir yazısı daha vardı Hocam, inşaAllah. Bu yazısında da şöyle diyor; “Cübbeli türbandan daha tehlikeli” demiş. “Asıl tehlikenin cehalet yüklü vaazlar, bağnaz söylemler ve etkileridir. Şekillere, dış görünüşlere takılmamak gerekir” demiş yazısında. Çok çarpıcı yorumları var Hocam. Kısa bir bölüm okuyayım mı?
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
OKTAR BABUNA: “Bir gıdım aklı olan hele bir kerecik Kur’an’a göz atmış olan ‘yok artık’ çığlığını basar. Din kavramıyla sık sık dalga geçerek (haşa) saçma sapan espriler yaparak, Kur’an’da tek bir karşılığını bulamayacağınız, insan aklının ve kalbinin tamamen reddeceği, ‘hadis’ lafı ardına saklanarak uydurduğu tahminen yüzlerce hurafeyi hiç çekinmeden aktarabiliyor bu din adamı! Ama diğer yanda bunların hiç birinin gerçek olamayacağını gayet iyi bilerek onu programlarında saatlerce konuşturanların amaçlarını da ayrıca sorgulamalı. Din böyle hurafeler yığını olarak bilindikten sonra insanların başı açık olsa ne olur kapalı olsa ne olur? Bunlarla büyüyen başı açıkların yaşam standartları ne olur düşünen yok mu? Bence acilen suç duyurusu yapılmalı” diye devam etmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Acilen ne, ne duyurusu?
OKTAR BABUNA: “Acilen suç duyurusu yapılmalı” demiş.
ADNAN OKTAR: Kime?
OKTAR BABUNA: Bu yapan kişiyle ilgili olarak.
ADNAN OKTAR: O olmaz. Fikir özgürlüğü var, istediği gibi söyler. O tip insanlara da ihtiyaç var. Eğer onlar konuşmazsa biz böyle cevap veremeyiz. Yani anormalliğin de görülmesi lazım, doğrunun da anlatılması lazım. Anormale sen sus dersen, normal nasıl anlatsın. Her adam istediği gibi özgürdür.
OKTAR BABUNA: Biraz önce söylediniz Hocam, dediniz ki; “biz normalde Mehdiyet’i on kere anlatırdık, böyle olunca yetmiş bin kere anlattık” dediniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii, inşaAllah. Başka ne var?
OKTAR BABUNA: Hürriyet’te Ayşe Arman’ın bir yazısı var Hocam. Ayşe Arman yazısında şöyle diyor; “Seni ne kadar seviyorum biliyor musun?” başlıklı bir yazı yazmış Hocam. Her akşam kızı ile birlikte dua ettiklerini, Allah’ın verdiği nimetler için şükrettiklerini yazmış. Şöyle diyor; “Her akşam birlikte dua ediyoruz. Allah’ın bize verdiği nimetler için şükrediyoruz. ‘Allah’ım sen herkesi koru, esirge, yardıma muhtaç olanların yanında ol’ diyoruz. Allah’a sevgilerimizi, öpücüklerimizi yolluyoruz. O, Allah’ın her yerde olduğunun, her şeyi gördüğünün, bildiğinin farkında. Hepimizi O’nun yarattığının da. Allah’ın gücünün ucu bucağı yok. Allah büyük, çooooook büyük” diye bitirmiş yazısını.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ayşe Arman’da çok güzel gelişmeler var, maşaAllah. Tebrik ediyorum, aferin. Delikanlı kız, maşaAllah. İnşaAllah daha iyi olur.
OKTAR BABUNA: Sedat Ergin Hürriyet’te bir yazı yazmış Hocam. Aydın Doğan medyasında zorunlu din derslerinin kaldırılmasıyla ilgili çok fazla yazı çıkıyor bu günlerde. Gerekçe olarak da bu derslerde Sünni İslam’ın anlatıldığı, diğer mezheplere yer verilmediği öne sürülüyor. Nüfus cüzdanlarından din hanesinin kaldırılması yönünde yazılar de sık çıkmaya başladı. Sedat Ergin bu konuda bir yazı yazmış; “ders programı Sünniliği esas alıyor, Aleviliğe yer ayrılmıyor” demiş, örnekler vermiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim otuz kere söyledik; Şiilik, Vehabilik, Alevilik, Bektaşilik, bunlar mutlaka kapsamlı olarak anlatılması gereken derslerdir. Yani genel kültür olarak bunlar çok önemlidir. Sünniliği bilen bir inan, Şiiliği bilmemesi, Aleviliği bilmemesi çok acayip bir harekettir. Hepsini bileceğiz. Olur mu öyle şey? Bir de komünizmi, faşizmi ve diğer felsefeleri bilmek lazım. Materyalizmi bilecek, Darwinizmi bilecek, onun karşıt cevabını bilecek, verilmiş cevabını bilecek, inşaAllah. Evet, başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Ergun Babahan’ın bir yazısı var Hocam.
ADNAN OKTAR: Kim o?
OKTAR BABUNA: Star Gazetesi’nde Hocam. Ergun Babahan da; “sadece türbanın tartışılması doğru değil, özgürlükler bir bütün olarak ele alınmalıdır” demiş. Türban konusuyla birlikte şu konuların da ele alınmasını söylemiş; Cemevlerinin ibadethane statüsünün alınması, zorunlu din dersi, Ruhban Okulu’nun açılması, Kürtlerin ana dilde eğitimi, vs. gibi konuları, “onlar da ele alınsın” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ana dilde eğitim. Kardeşim şimdi benim kökenim Arap. Aynı zamanda Türkmenlik var bende. Çerkezlik de var. Ne yapacağım ben? Bıraksınlar bunu. Olur mu öyle? Türkiye’deyiz, Türk’üz, Türk vatandaşıyız, hars olarak hepimiz Türk’üz. Ana bir dil var, Türkçe; ne kadar kolay. Bir de hoş, güzel bir dildir Türkçe ve akıcı, kolay, rahat konuşulan bir dildir. Mesela İtalyanca yorucu, Fransızca aşırı kibar.
SUNUCU 2: Bir de Hocam, insanlar kendilerini daha kolay anlayabilmeleri için tabii ki bir ortak dil olmak zorunda.
ADNAN OKTAR: Tabii, başka türlü nasıl olur?
SUNUCU 2: Ama şöyle bir şey olabilir, ek ders olarak öğrenmek istiyorlarsanız, yani meraklıysanız yabancı dillere olabilir o zaman.
ADNAN OKTAR: Adamın hoşuna gidiyordur Kürtçe, öğrenmek istiyordur, Allah Allah. Öğreniriz, niye öğrenmeyelim. Kürtçe de öğreniriz. Adam Japonca’yı merak eder, öğrenir. Çince öğrenmek ister, Çerkezce, mesela bak bizim hemşerilerden var, Çerkezce kursları açıyorlar, Çerkezce öğreniyorlar. Hoşlarına gidiyor. Ev sohbetlerinde Çerkezce konuşuyorlar, hoşlarına gitmesi de çok makul. Toplantılarda falan. Hatta babam falan da Çerkezce konuşurdu, benim çok hoşuma giderdi. Ama bana şimdi Çerkezce mi konuşursun, Türkçe mi? Türkçeyi tercih ederim. Türkçe şahane dil yani, gayet de akıcı. Bütün milletimin kullandığı dil, ne alaka? Ama ayrıca hoşuma giderse öğrenirim de, başka diller de öğrenirim. Lokantaya gideceğim, ben Çerkezce diyeceğim ki; “bana yemek getir.” Adam anlamaz. Otele gitsek, anlamaz.
SUNUCU:İletişim eksikliği.
ADNAN OKTAR: Tabii, koparır olur mu öyle şey?
Ben hanımların hanımları kıskanmasını da anlayamıyorum, kardeşim. Bir kere kadınlar çok ihmal edilmiş, hakları ellerinden alınmış, çok nadide güzel çiçekler onlar. Onlara, inşaAllah, Allah’ın izniyle haklarını kat, kat, kat, kat fazlasıyla geri ödeyeceğiz. İleride Allah’ın izniyle, bak daha önce de söyledim, meclisin en az yarısı hanım olacak. Devlet dairelerinin en az yarısı, hem de bütün en kilit noktaları kadınlara vereceksin. Müdürlükler, şunlar bunlar falan, kolay işleri kadınlara vereceksin. Zor işleri erkeklere vereceksin, çalışsınlar, inşaAllah. Tabii, kadına zor iş verilir mi? Tehlikeli işleri erkeklere vereceksin. En iyi yerler onların; otobüslerde, arabalarda falan en güzel yerler onların olacak. Özel kayrılması gerekir. Benim çocukluğumdan beri içim burkulur. Mesela giderdim küçükken falan, mesela kadınları ayakta gördüğümde hep içim burkulurdu, rahatsız olurdum. Mesela biri yer verdiğinde kalbimde ona karşı muhabbet olurdu, bir sevgim olurdu. Tabii, bayağı bir saygı duyardım. Ne güzel insanın sevinmesi o anda.
SUNUCU 2:Şimdi yaşlılarımız ayakta gidiyor otobüslerde.
ADNAN OKTAR: Tabii. Ben mesela, genç kıza gelen giden çarpıyor; insanın içinde bir kıskançlık duygusu olur. İnsan bir korur-kollar. Kıyamaz. Al, getir, kenara oturttur güzel. Kendin de orada siper olursun. Selametle gitsin. Sululuğa, cıvıklığa da gerek yok. Saygı gösterirsin, onun kalbinde bir sevgi kalır, değer verdiğini hissedersin. O bir güzelliktir. Yani niye mağdur durumda bırakıyorsun? Ama tabii o, derin imanla olur, inşaAllah. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Diyanet İşleri’nin evrimle ilgili açıklaması vardı, gösterelim mi onu, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Helal olsun Bardakoğlu Hocama.
OKTAR BABUNA: Şöyle demiş Hocam;"Evrim teorisi okullarda öğretilebilir mi?" sorusuna yanıt: ‘Bir kuram olarak öğretilebilir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yapısından misyonerliğe, mali ve idari özerklikten inanç konularına kadar birbirinden farklı alanlarda konuştuğumuz” diyor, devam ediyor. “Bardakoğlu’nun ‘evrim kuramı’, Darwin, Darwinizm tartışmalarına ilişkin değerlendirmesini de merak ediyordum. Bu konuya girme imkanı da bulduk. ‘Hakikat olarak değil, bir kuram olarak öğretilebilir.’ Bardakoğlu yanıt olarak, bunun hakikat gibi değil ama bir kuram olarak öğretilmesine karşı olmadığını belirtti. Evrim Teorisi’ni, Darwinizmi bir ideoloji olarak değil, böyle düşünenler de var gibi ele almalı. Hiçbir zaman dinle evrim kuramı karşı karşıya getirilmemeli. Zaten bir din değil." "Bir dindar (diye devam etti). Bir bilgi dinle çatışınca dini esas alır. Dindar için Yüce Yaradan’ın verdiği bilgiler esastır. Dini bilgi hiçbir zaman bilime engel değil. Galileo zamanında bir dindar için dini bilgi dünyanın tepsi gibi olması ve Güneşin etrafında dönmemesi değil miydi? Dini bilgiyi din adamları oluşturursa, kendi bölgelerinin kendilerine tayin ettiği her bilgiyi dini bilgi olarak verirler diye yanıtladı sorumu. Şöyle devam etti: O yüzden İslamiyet dini bilgi üretmeyi Kuran’a ve Peygamber (s.a.v.)’e bıraktı. O gün bugündür dini bilgi hiçbir zaman gelişmenin, bilimin önünü kapatmadı, aksine onların ulaşamadığı alanlara ulaştı. Dini bilginin amacı sizin daha çok elektrik üretebilmenizi, daha iyi tedavi olmanızı sağlamak değildir. Bu dar alanımızda olup bitenin geniş ve metafizik açıklamasını yapmaktır’” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte Bardakoğlu Hocam bir de “Evrim Teorisi uydurma bir teori” derse, tam delikanlı olduğuna kanaatim gelecek, inşaAllah. Haydi bakalım, bir de onu söylesin, inşaAllah. MaşaAllah, bayağı iyi gidiyor; cesareti, dürüstlüğü çok iyi. Hiç de durmuyor da, maşaAllah. Bayağı güzel demeçler veriyor. Ben ilk defa böyle bir Diyanet İşleri Başkanı görüyorum. Hep mübarekler susarlardı.
OKTAR BABUNA: Haşmet Babaoğlu Sabah’ta bir yazı yazmış Hocam. “Gelecekte sosyalistlere yer var mı?” demiş. Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programına sosyalistler katılmış, onları eleştiriyor. Diyor ki; “Bu gibi sosyalistler ancak tabela partisi olabilirler. Çünkü toplumun sorunlarını kavramaktan çok uzaklar. Hayali bir dünyada yaşıyorlar. Halkın kültürüyle ve inançlarıyla yüzleşmekten kaçıyorlar. Kendilerini yenilemek konusunda cesaretleri yok. Bizdeki haliyle sosyalizm üniversite gençliğinin moral enerjisini israf etmekten öteye gidemez” demiş Haşmet Babaoğlu, Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru söylüyor. Ama sosyalizm kalırdı da, şimdi sosyalizmin temelini kökten kaldırınca sosyalistler planör gibi havada kaldılar. Denize alçak iniş yaptılar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam maşaAllah, sizin vesilenizle Avrupa’da dört yüz tane toplantı yapmış sol partiler. “Neden sol bitti?” diye, Avrupa’da arka arkaya dört yüz tane toplantı, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Neden bittiğini benim fotoğrafımı koysunlar salona, anlarlar.
OKTAR BABUNA: Onun dışında Avrupa Konseyi toplanmıştı Hocam. Kadın kaldırıyor böyle Atlası elinde, gösteriyor. Neden bittiğini anlatıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başka vardır Oktar Hocam senin?
OKTAR BABUNA: Cüneyt Arcayürek’in bir yazısı var Hocam. Özetle şunu söylüyor; “bazı iyi niyetli yazarlar, AK Parti gibi dinci bir parti ile uzlaşma olamayacağını ne zaman anlayacaklar acaba? Kaleler AK Parti tarafından fethedildi. Bu gerçeği anlayamıyorlar. Şimdi bu yazarlar düş kırıklığından söz ediyorlar. Oysa devlet giderek AKP’leşiyor. Ağlayan çok, önleyecek yok” demiş yazısında özetle, Hocam.
ADNAN OKTAR: Devlet AKP’leşiyor muymuş? Ne demek o?
OKTAR BABUNA: Devletin bütün noktalarını ele geçirdiğini iddia etmiş Hocam. “Böyle dinci bir parti ile uzlaşma olamayacağını ne zaman anlayacaklar?” gibi de bir ifade kullanmış.
ADNAN OKTAR: Uzlaşacak olan kim?
OKTAR BABUNA: “Bazı iyi niyetli yazarlar” diyor.
ADNAN OKTAR: Türkiye’de MHP çok güçlü partidir, CHP güçlü bir partidir, Saadet güçlü bir partidir. Birçok fikirlere ayrılmış partiler var. Ama genellikle klasik olarak Türkiye’de bir merkez sağ parti olur her zaman. Bir zaman DYP idi o görevi yapan sonra ANAP oldu sonra Ak Parti oldu. Merkez sağ parti sürekli kayar ondan ona, ondan ona kayar. Ama bizim milletimiz genellikle sağ eğilimlidir. Yani anti-Darwinist, anti-materyalist %70-80 sağ eğilimlidir. Mukaddesatçı, maneviyatçıdır. Ak Parti olmasa herhangi bir parti de olsa da yine gider oyunu verir. Sağ ılımlı sağ olması şartıyla. Olay bu başka bir şey yok. Yani orta sağ ama MHP’ye çok büyük ihtiyaç vardır. CHP’ye de ihtiyaç vardır, Saadete ihtiyaç vardır, BBP partisine ihtiyaç vardır bunlar dengedir. Bu partiler olduğu müddetçe merkez sağın sürekli değişerek iktidarda kalmasında hiçbir mahsur yok. Çünkü o çok kontrollü olmuş oluyor. Bir risk meydana gelmez öyle bir şeyde.
OKTAR BABUNA: Özdemir İnce Hürriyet’te bir yazı yazmış Hocam. Ak Parti yönetimini eleştiriyor. Dikta rejimi haline geldi demiş. Ak Parti yönetimini artık diktatörlük olarak tanımlamamız mümkündür ve öyle gerekir.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak Özdemir dede köşesinden kaynaksız, delilsiz ispatsız konuşursa olmaz. Bize delil versin söz veriyorum ben ona yardımcı olacağım. Bana açık aleni delil versinler kardeşim iftirayla böyle abuk-sabuk izahlarla bunlarla olmaz. Bak şu var şu olay var ve neticesi de bu alenen böyle bir durum var. Söz veriyorum var gücümle ona yardımcı olacağım, anormal bir şey olursa. Kim olursa olsun bana söylesin. Mücadele en sevdiğim olaylardan bir tanesidir. Haksızlık gördüğümde balıklama girerim zaten, inşaAllah. Ama hayali mesela geçenlerde yine Fethullah Hocayla ilgili bana abuk-sabuk yazılar yazmışlar boş münasebetsiz izahlar. Ayıp yapıyorlar, münasebetsizlik yapıyorlar, terbiyesizlik yapıyorlar. Yani alenen net bilgi getirsinler kim olursa olsun ama kim olursa olsun hiç fark etmez mücadele ederim.
OKTAR BABUNA: EvelAllah maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Nasıl mücadele ederim? Akılla bilimle. Hukuk kanun ölçüleri içerisinde mücadele ederim ve gayet iyi de hakkını avucuna koyarım, inşaAllah. Ama haksız yere de ayıp. Böyle gaza gelmeye çok müsait bizim bazı kardeşlerimiz. Bir de özellikle bütün millet üzerine gidiyorsa birisinin coşuyorlar. Mesela ben herkesin ezmeye kalktığı bir insanda, bir dururum şöyle. Çok kolaydır, ucuz iştir o. Ne olacak bir yumruk da sen vurursun; olmaz öyle şey. Çok samimi yaklaşmak lazım, mesela bak şu Müslüm Gündüz olayında olduğu gibi. Ben adamcağıza acıyorum. Anormal yönleri var, eksik yönleri var ben bunları görüyorum tek tek anlatırım. Ama genel anlamda çok büyük abartı; yok ajanmış yok Türkiye’yi birbirine karıştırmak için yapmış. O dönemde o kendi kafasına göre Allah-u alem Bediüzzaman Said Nursi de; “biz Aczmendiyiz” diyor, Bediüzzaman. Yani aczini bilen, fakrini bilenleriz. “İlla ki bir tarikat olmak gerekiyorsa o anlamda biz Aczmendiyiz” diyor. Yani farz edelim diyerek söylüyor. Açıklıyor; “illa ki bir tarikat gerekiyorsa öyle bir şey olması gerekiyor. Biz aczmendi sayılırız yani aczini, fakrını bilenler sayılırız” diyor. “Ama biz tarikat değiliz zaten” diyor. Net açıklıyor, söylüyor. Şimdi o da oradan giderek Bediüzzaman’ın böyle bir şeye işaret ettiğini düşünüp Aczmendilik ortaya çıkarttı. Bir de Mehdi (a.s.)’de beklendiği için Ahir zamanda, alenen bir Mehdiyet, Risale-i Nur’da hiç örtülecek gibi değil. Açıkça beklendiği için “Mehdi (a.s.) olsa olsa nasıl olur” dedi. Sarıkla, cübbeyle çıkacaktır, işte talebeleri de sarıklı cübbelidir, saçlarını uzatırlar, saçlarını örerler. Peygamberimiz (s.a.v.) ‘in dış alametleri. Mesela yerde yemek yerler, bu tip şeyler yaparlar. O da baktı kimse bunu yaptığı yok. Nur talebeleri genellikle badem bıyık bırakıyorlar dörtgen bıyık bırakırlar. Kravat ceket giyerler, takım elbise giyerler. Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’ye benzeyen birisi yok ortalık boştu. Müslüm Hoca’da Allah-u alem benim gördüğüm nacizane Mehdi (a.s.) adayı olarak çıktı. Demese bile bu belli yani o tip bir şey. Çünkü başka birisi yok sarıklı, cübbeli Mehdi (a.s.) talebeleri illaki sarıklı cübbeli olması gerektiğine göre. Ana konu da bu Mehdi (a.s.)’nin bunu vurgulayacağını düşünüyorlar çünkü. Mehdi (a.s.) çıktığında sarığı, cübbeyi, sakalı işte “kabak yemek sünnettir” der. İşte Cübbeli’nin başka bir versiyonu olacağını zanneder. Cübbeli’nin Nur talebesi olmuş şekli gibi yani o tarz. Çünkü Cübbeli ile Müslüm Hoca arasında çok küçük nüans var aşağı yukarı birbirinin aynılar. Cübbeli biraz daha taviz veriyor ona göre. Mesela saçlarını uzatmıyor, saçlarını tıraş ettiriyor. Halbuki normalde uzatıyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Onlar sarığı uzatıyorlar aşağı sarkıtıyorlar, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) o şekilde toplamıyor, o şekilde bir sarık modeli yok. Musevilerde vardır o tip Müslümanlar takke tarzında bir sarık kullanabilirler. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in asıl kullandığı omzunun arkasından hatta önünden ve arkasından sarkıtılacak şekilde kullanmıştır. Veyahut direk iki sırt arasından sarkıtacak gibi kullanmıştır. Tülbenttendir. Ama bak o devirde müşrikler de, Museviler de sarık takıyorlardı. Yani onu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir ibadet olarak yapmadı o sarığı. Yani o devrin kıyafetiydi o. Herkes sarık giyiyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Müslüman olmadan da önce de yani Müslümanlık dini ortaya çıkmadan önce de yani Peygamberlik görevi almadan da sarık giyiyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Hz. Ömer, Osman, Ali, Ebubekir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Peygamberliğini ilan etmeden önce de Peygamberliğini ilan ettiği kıyafetler arasında bir fark yoktu. Aynı kıyafetleri giydiler yine sarık vardı yine cübbe vardı yine sakallıydılar. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) tabii bunu hadislerinde tavsiye ettiğine göre sünnet olur, tavsiye ederse sünnet olur ki tavsiye etmiştir sünnet olur. Fakat şimdi, buradaki kişi buradaki şahısların yaptığı uygulama da ana konu buymuş haline getirdiler. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.) şöhretten sakınmamızı söylüyor. Mesela “hiç kimse sarık takmazken eğer sarık takarsan sen, (Hüseyin Hilmi Işık söylüyor bunu bak Ehl-i Sünnet alimidir) Bu fitne olur” diyor. Yani şöhrete sebep olur ve fitne oluyor, kimsenin yapmadığı bir şey. “Herkes neyi giyiyorsa onu giymek lazım” diyor, Hüseyin Hilmi Işık. “Herkes ceket takım elbise giyerse siz de onu giyersiniz. Öbür türlü dikkat çeker ve şöhret olur” diyor. Ama mesela biz Arabistan’da olmuş olsak mesela çöl ortamında olsak tabiî ki mecburen sarık saracak zaten. Orada örf olduğuna göre sen de orada sarık sararsın. Dolayısıyla fitne olmaz, inşaAllah. Mesela Arapların belli bir kıyafeti var başlarında bir kıyafet giyiyorlar, sarık giyiyorlar orada kimsenin dikkatini çekmiyor.
Şimdi Cübbeliyle Müslüm Gündüz’ün yöntemleri arasında farklılık olmamasını anlatırken bazı detaylar var tabii. Mesela Müslüm Gündüz daha cesurdur, daha fedakardır. Cübbeli daha kurttur öyle tarif edeyim, daha uyanıktır pek açık vermez o Cübbeli kendince. Mesela İttihad-ı İslam’dan hiç bahsetmiyor. Çünkü İttihat-ı İslam’dan bahsedince ona ikinci aşamasını soracaklar. Diyecekler; “Mehdi (a.s.) var mı, o zaman?” diyecekler. Orada kilitlenip kalacak tabiî. Onu dememek için hiçbir şekilde İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyor. Çok politik davranıyor, süper uyanık. Mesela yüzüne saf ifadeyi çok iyi verebiliyor. Mesela şu geçenlerde ki olayda yanında sarıklı bir arkadaş getirmiş bütün olayı onun üstüne bırakıyor, “hepsinden o sorumlu” diyor. Sürekli küçük çocuk gibi. “O yaptı o yaptı, o halletti” diyor. Kavga eder de çocuklar babaları aralarını bulmak için getirirler, kaşlar omega yüzünde ızdırap alametleri hiçbir şeyden haberim yoktu o meşhur sesiyle böyle cingir cingir böyle. “Onu da o yaptı, onu da şu yaptı” diyor. O da alıyor üstüne “onu da ben yaptım onu da ben yaptım” diyor. Mesela Flash TV’ye çıkarken sarığını takmıyor soba borusundan kesmiş gibi şapkası var, onu kafasına koyuyor çok uyanık, inşaAllah. Halbuki öbür arkadaşları açık açık her yerde nasıl sarık takıyorsa orada da sarığını takıp geldi. Görünüyor televizyonda o şekilde neyse o adam, inşaAllah. Mesela birçok konuya girmekten kaçınıyor. Halbuki açıkça hak olan konular hiçbir mahsuru da yok kanunide bir mahsuru yok. Kanuni mahsuru olan bir şeyden kaçınması normal ona ben bir şey demem. Der mesela; “kanunen bu riskli olduğu için, bunu söylemek istemiyorum” diyebilir. Ama kanunen riski olmayan şeylerden de kaçınıyor, süper uyanık. İnsanların hoşuna gidecek şeyleri arıyor. Mesela hep affedilmeden bahsediyor, sürekli affedilme, ne yaparsanız yapın affedilirsiniz, hep sürekli affedilme yani. Çünkü bu da insanların işine geliyor tabii, mesela Fatih Altaylı diyor ki; “ben her gün akşama kadar tövbe ediyorum. Her gün bir şeyler yapıyorum” diyor, kakır kakır gülüyor. Zaten fikriyatını Haber Türk Gazetesinde ki, internet sitesine girdiğimizde görüyoruz. Teşvik ediyorlar bu tip şeyleri, bu üslubu zaten görülüyor teşvik ettiği. Cübbeli’yi ortaya çıkarmalarının nedeni, bir sol kesime dikkat komutu veriyorlar. “Bakın” diyorlar, halka da, milletimize de dikkat komutu veriyorlar. “Bakın siz özgür yaşamaya, neşeli yaşamaya alışık adamlarsınız, insanlarsınız. Ama diyor; ‘bak böyle bir adam var, böyle bir zihniyet, böyle bir kişi var, ne kadar rahat olabiliyorsunuz siz’” gibisinden. Çünkü onun zihniyetinde müzik yok, resim yok, sanat yok, neşe yok, gülmek yok, hiçbir şey yok. Gülmek derken onun kötü esprilerine gülme var, sıradan esprilerine, inşaAllah. Aba altından bir sopa gösterilmiş oluyor, bir tehlikeye dikkat çekilmiş oluyor, bazı yerlerde uyarmış oluyor. Eskiden olsa bu çok daha büyük reaksiyon gösterirdi, Darwinizm ezildiği için, şimdi bir kısım güçlerin o kadar kıpırdayacak gücü kalmadı, yoksa bu tahrikle çok müthiş hareket edebilirlerdi. Mesela bak Müslüm Gündüz’ü çıkardılar hiçbir etkisi olmadı, kimse kale almadı. Çünkü halk imani ve akli yönden bilinçlendiği için, derinden şiddetli reaksiyon gösterme gücünü kaybetti öyle bir özellikleri yok. Daha makul, daha tutarlı, daha demokrat, daha sevecen, makul ve olayın hangi amaçla yapıldığını bilen bir bakış açısı içindeler. Müslüm Gündüz mesela niye çıkarıldı biliyorlar şu an. Cübbeli niye çıkarılıyor biliyor. Bildiği için etkilenmiyorlar, olumsuz bir etkisi olmuyor. Bazen insanlar riskli korku film seyrettirirler, insanlar heyecanlanır veya aksiyon gerilim filmleri olur. İnsanlar özellikle onu tercih ederler. Cübbeliyi de aksiyon gerilim filmi gibi çıkarıyorlar. İnsanları gerilime düşürmek, böyle biraz da dehşete düşürmek bir kısmını. O da eğleniyor zaten çok hoşuna gidiyor, öyle birini oraya getirmiş olmak, kontrolünde. O da zaten “abğabey, baba” diyor sürekli, “baba, baba” diyor. Çok çok ilginç bir görünüm olmuş oluyor. Ama bakın mesela Müslüm Gündüz İttihad-ı İslamı açıkça savunur o. Öyle korkak değil o konuda. Zannediyorum Mehdiliği de açıkça savunuyordur, açıkça savunur. Ama onun hatası şu, Mehdilik bilimsel bir metotken, medeniyeti, modernliği, sevgiyi, aşkı getiren bir metotken, bunun üstünde durmuyor. Bilimin ve sanatın üstünde durmuyor. Halbuki bilim ve sanatla deccaliyet yok edilecektir. O, sarıkla, cübbeyle, bastonla yok edeceğini zannediyor. Sokaklarda gösteri yaparak veya insanların sinir uçlarına dokunarak netice alacağını zannediyor. Halbuki o, sadece ezilmeyi ve karşı reaksiyon şiddetlemesini getirir. Karşı tarafı tahrik ederek değil, karşı tarafı kendine çekerek, samimi sıcak bir ortam meydana getirerek İslam ahlakı yayılır. Çünkü İslam’da gerilim yok. İslam güzel olan her şeyin toplamıdır. İslam demek battaniyeyi sırtına alıp, kafasına sadece sarık veya tülbent sarıp gezmek değil.
SUNUCU: Bir üretim içinde bulunmak gerekir.
ADNAN OKTAR: Şimdi putlar duruyor, mesela sen kafanda sarıkla geziyorsun. Darwinizm, materyalizm putu var. Eğer samimiysen kültürünü, bilgini arttır Darwinizm, materyalizmi yerle bir et, bilgini arttır. İman hakikatleri anlat. Allah’ın mesela binlerce iman hakikati var onları anlat, Kuran mucizeleri anlat sansasyon meydana getirecek şeylerle İslamı yaymaya kalmak akılcı bir hareket olmaz. Mesela Cübbeli ne yapıyor? “Üç yüz bin kişiyi toplayacaktık” diyor, stadyumda toplayacakmış, üç yüz bin kişiyi. Tabii ki oraya sarıklı cübbeli insanlar gelecektir, çarşaflı kadınlar gelecektir. Onu niye inkar ediyor onu da anlamıyorum. Gelen kadınlar suç değil ben çarşafı beğeniyorum, mesela bir kadın çarşaf giyinmiş olsa beğenirim ben. Suç olarak görmüyorum. Ama birçok insanı bunun ürküteceği açık belli, görünen manzara dehşete kaptırır insanları. Üç yüz bin kişi Cübbeli de orada tahtında oturuyor düşün, portakal sandığından bir tahtı var. Bir de ışıklandırıyorlar, konfetiler falan yağdırıyorlar. O kadar uyanık ki bu tür toplantıların tamamını kendine mal ediyor. Mesela geçenlerde de alimlerin toplantısı olmuş onun filmi varsa, konfetiler falan var ya o filmi hazırlayın göstereyim. Mesela birçok alim var orada toplantıya gelecek. Bak şimdi bir toplantı yapılmış, oraya her görüşten insan gelmiş. Birçok alim gelmiş, birçok Hoca gelmiş. Gayet saygın, aklı başında bir konuşma yapıyorlar, böyle cıvık bir gösteriye yanaşmıyorlar. Ve onları da insanlar sevgiyle dinliyorlar. Ama Cübbeli çıktığında bütün toplantının ve orada olan insanların meydana getirdiği gayreti ve neticeyi, tamamını üstüne toplayacak bir uyanıklık yapmış. Bak şimdi onu bir görelim.
VTR
ADNAN OKTAR:Bak görüyor musun uyanıklığı. Bak toplantıda hiç kimse böyle bir şey yapmıyor. Ama mesela oraya gelmiş kalabalık toplantının en son hülasası oradaki Mehdi (a.s.) belli olmuş oluyor. Türkiyenin lideri, İslam aleminin liderinin kim olduğu, nezaketiyle, ev sahibi nasıl belli olur. Ev sahibi evde belli olur, ev sahibi gerçek olayın sahibi en sonunda, olayın kahramanı ortaya çıkmış oluyor. Nasıl oluyor? Konfetiler yağarak, maytaplar yağıyor böyle alkışlar arasında, işte ilahiler okunuyor mübarek. Kaşlar da omega, yaylanarak böyle sakin sakin elinde bastonu çıkıyor. Dolayısıyla bütün netice bunda toplanmış oluyor. Şimdi oradaki yapılacak toplantıda öyle 300 alim gelmiş. O alimler, Cübbeliyi 300 bin kere cebinden çıkarak alimler. Hepsi büyük Ehl-i Sünnet alimidir, Cübbeli’nin esamesi okunmaz onun yanında. Ama eğer orada toplantı yapılmış olsaydı o alimlerin, orada toplanan halkın mesela Saadet Partililer de gelir, Büyük Birlik Partililer de gelir, bizden de insanlar gider herkes gider. Merak eden gelir, halktan gider, laikler, sosyalistler gider, merak eder ne olduğunu. Tabii çarşaflı hanımlar olacaktır, baş örtülü hanımlar, sakallı insanlar da olacaktır, en son da Cübbeli çıkacaktır. Yine böyle konfetiler, ışıklarla falan dolayısıyla, mübareğin Mehdiliği veya işte İslam aleminin lideri büyük müceddit ortaya çıkacaktır. Acayip kurnaz, acayip uyanık. Böyle çarıklı erkanı harp derler ya tam o tarz, acayip uyanık. Allah ayağına dolandırdı. Tabii ki, bak 300 alim, o bilse Mehdi’nin çıkış alameti olduğunu, o 300 alimi mutlaka ya 200’e indirirdi. Ya da 350-400’e çıkarırdı. Peygamberimizin (s.a.v.) dediği o sayı tutmasın diye, o sayıyı düşürürdü o. Bir şey yapardı o veya o toplantıyı hiç yaptırmazdı. Onu bilemedi, halbuki Peygamber (s.a.v.)’in dediği o olay gerçekleşmiş oldu.Mehdi (a.s.)’nin zuhur alametlerinden, 300 alimin toplanması. Tam 300 bak, 300 kişi gelmiştir ve sadece alimler. Bak 29 Ekimin hemen yakın bir tarihinde oluyor bu toplantı yani yapacaktı. Tabii ki bunu planlı yapmamıştır. Ama “neyin nereye gittiğini bilmez” diyor, Şeyh Nazım Hocamız. İnsanlara vereceği tahribat, psikolojik etki, kime ne etki yapar onu hiç ilgilendirmiyor, öyle şeylerden haberi yok. Mesela üç yüz bin kişilik bir toplantının kamuoyunda meydana getireceği etki nedir? Tarih açısından 29 Ekime çok yakın bir tarihte olmasının meydana getireceği etki nedir, bunların hiçbirini hesaplamıyor. Olay olduktan sonra uyanıyor. Şeyh Nazım Hocamız da onu çok güzel anlatıyor bir göstersene.
VTR
ADNAN OKTAR: Bakın bu Şeyh Nazım Hocamızın kerameti, Şeyh Nazım Hocamız, Cübbeli’nin kişiliğini ve meydana getireceği olayları bir şeyi hesap edememesini mesela 2x2= 4 eder. Cübbeliye göre 8 ediyor veya 1,5 ediyor. Hesap edemiyor ondan sonra şok oluyor. Gördünüz mesela o günkü şaşkınlığını, el, yüz gitmiş böyle, sürekli “bu yaptı amca, bu yaptı” falan diyor sürekli. Bir de baba diye tutturdu son zamanlarda. Şimdi Müslüm Hoca da bir kahramanlık ruhu var üstünde şu an. Ama ben ona şefkat duyuyorum ama bir ucuz kahramanlık olmuş oluyor. Kardeşim böyle bir netice alınamayacağını 5 yaşında çocuk olsa bilir. Ateizmin, dinsizliğin tek özelliği materyalist ve Darwinist olmasıdır. Put belli, senin puttan haberin yok, putun indirilmesi gerekiyor önce. Put indirirsen arakası kolay ondan sonra sarık da sar kafana, cübbe de ne giyiyorsan giy, sana kim karışır. Ama milletin kıyafetine müdahale etmeyeceksin, özgürlük dinde esastır. Hristiyan da istediği gibi giyinir, Musevi de istediği gibi giyinir. Bir insan laik görüşü savunuyordur. Veyahut dini yorumlar der ki; “arkadaş bana göre sarık ben sünnet olarak kabul etmiyorum, ben böyle giyinmek istiyorum” der. Giyinir kimse karışamaz. Milletin kılığına, kıyafetine baskı yapılması çok anormal. Mesela genç kızların, kadınların kıyafetine karışmak. “Ben inancıma göre bunun doğru olduğuna inanıyorum” diyor. Karışamazsın sen. Sen öyle inanıyorsun, oda öyle inanıyor. İnancı zorlamanın bir anlamı yok. Sen Kuran’ı öyle yorumlarsın, “o da bende böyle yorumluyorum” diyor. Niye böyle yorumluyorsun diyebilir misin adama? “Benim samimi kanaatim bu” diyor. Veyahut Allah vermesin “hiç inanmıyorum” diyor. Karışamazsın oda senin kardeşin, dua edebilirsin sadece, ama baskı olmaz. Psikolojik baskı olmaz, bak bana 100 tane belki bu hanımlarla ilgili yazı geldi, şu ana kadar en az, istisnasız. Bu çok anormal bir hareket, çok tahammülsüzlük. Nur gibi insanlar bayağı tatlı, sevecen. Mazlumlar, temizler, saygılılar, Allah’tan korkuyorlar, Allah’ı seviyorlar. İnanmıyor da olabilirler ayrıca, dua ederiz. Ama bu ne öfke. Ne kapalı hanımlara karşı bir öfke yakışır Müslümana, ne açık bir hanıma karşı öfke yakışır. İkisi de fanatik anormal hareketlerdir. Mesela sakalsız adama karşı öfke duyulması, mesela Cübbeli normalde sakalsız bir insanın arkasında namaz kılmaz o inanca göre. Başka kişiye göre de bu doğru değildir, adam “ben ne akası var sakalı, ben kabul etmiyorum. Müslüman olması yeterlidir benim için, ben onun arkasında namazımı kılarım” der. Bak ne diyor ki, Cübbeli için; ”eker ne biçeceğini bilmez” diyor. Bak mesela bu olay budur. Akıllı bir insan, tolumdaki meydana gelecek ajitasyonu, meydana gelecek paniği, gelecek reaksiyonu çok iyi hesap eder. Cübbeli paldır küldür dalıyor ve iman hakikatlerine girme diye bir konu yok. Kuran mucizelerine girme diye bir konu yok, Darwinizm materyalizmi yerle bir etme diye bir konu yok. Habire hurafe, hurafe, hurafe çok nadir ayet söylüyor, bol bol hurafe. Fıkralar ezberlemiş abuk subuk, böyle müstehcen fıkralar, onları anlatıyor kakara kiriri. Bir kısmını ben söylemeye utanıyorum, haya ediyorum. İnternette geziyor youtube’da bunun fıkraları. Çok utanç verici fıkralar anlatıyor. Bir Müslüman hiçbir şekilde konuşamayacağı, söyleyemeyeceği, haya edeceği fıkraları çok rahat anlatıyor. Millet de onlara yerlere yatarak gülüyorlar. İnsan haya eder onu öyle dinler mi? Onu anlatırken çık git dışarıya, dinlenir mi o? Ben o fıkraları burada göstermeye utanıyorum insanlara, youtube’a girenler baksınlar görürler. Birbirinden acayip ve çirkin müstehcen fıkralar. Müslümanların hareketlerinin, tavırlarının tutarlı ve asil olması lazım. Kuran’ın, Müslümanlığın izzetini üstünde taşıması lazım. Eziklik, zavallılık Müslümana yakışmaz. Özellikle cahil cühela Kuran’a, İslam’a karşı tavrı malum olan kişilerin yanında, izzetini ezmesi, kendini küçük gören bir üslup göstermesi çok çok çirkin, çok yanlış. Aslında bu tip analizler, psikolojik analizler yapabiliriz, zaman zaman daha da derinleştirip daha da genişletebiliriz, inşaAllah. Çünkü asıl kökeninde bunlar yatıyor, başka bir şey yok. Bir de ben kitle psikolojisiyle karar verilmesini çok çirkin buluyorum. Türkiye’de bu biraz olabiliyor bazı yerlerde. Kitle psikolojisi. Mesela birini hedef gösterdiklerinde coşuyorlar. Mesela Fethullah Hocayı hedef gösterdiklerinde, coştular. “Ne oluyor hemşerim?” dedik. “Pardon” dediler, geri adım attılar. “Bütün devletin, bütün kilit noktalarını tuttu Fethullahçılar, Fethullahçı polis Emniyete hakim...” Nerenin Emniyetine hakim olması, insan görüyor ne olduğunu biliyor. Hatta bir ara bizi de inandırdılar. Dediler ki; “Fethullahçılar size bu oyunları oynayanlar, şu ana kadar bu kadar komploların yapılması, hep arkasında Fetullahçılar var, sizi kıskandıkları için, size oyun oynuyorlar” dediler. En sonunda onların en ileri gelenlerinden bir tanesini eve çağırdım. En başlarından bir tanesini istirham ettim, rica ettim. O da lütfetti. Hocam dedim; “bu nedir bu, doğru mu bunlar?” dedim. Bak bir parça kuşku bile olsa insan sorar, bu nedir? Biliyorum olmadığını ama kulağımla duymak istedim, anlattırdım. “Yok Hocam ne alakası var biz öyle bir şey yapmayız, öyle bir şey olmaz mümkün değil” dedi. İşte bu kadar. Niye inanayım? Kuş gibi hemen her şeye inanma eğilimleri var.
OKTAR BABUNA: Masonlar namaz kılma görüntülerini herkesle paylaşmışlar Hocam internette, resimlerini Facebookta altında olumlu yorumlar varmış.
ADNAN OKTAR: Bak biz masonlara ey kafir, ey iblis demedik. Dedik ki; “siz Allah’ın birliğine iman edecek insanlarsınız, Müslüman olmaya yatkın insanlarsınız” konuştuk. Adamlar sabahlara kadar bizimle beraber Kuran dersi yaptılar ve ertesi gün de gittiler küçük Ayasofya’da abdest aldılar, sünnete uygun gittiler namazlarını kıldılar.
SUNUCU: Hayırlı olmuş.
ADNAN OKTAR: Tabii ve en ileri gelen masonlar bunlar en ileri gelenler. Şimdi mesela yüz binlerce mason “Hocam emrindeyiz” diyorlar şu an. 1-2 tane değil yüz binlerce. Çünkü asıl liderleri bunlar olduğu için masonluk çünkü merkezden yönetilen bir topluluk dünya çapında “ne istiyorsan yapalım” diyorlar. Ne isteyeceğiz Müslüman olmanızı isteyeceğiz, başka ne isteyeceğiz.
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle namaz kıldıklarını söylemişler özetle söylüyorum Hocam İngilizce altındaki yorumda da; “bu da şunu gösteriyor, bütün masonların Allah’a inandıklarını gerçek masonların Allah’a inandıkların” diyor.
ADNAN OKTAR: Bütün masonların değil, Fransız, İngiliz masonları var, Rus Masonları var bunlar hep çoğu dinsiz imansız, materyalistler ve Müslümanlara düşmanlar. Biz bunları ayırdık şimdi ikiye bölündü masonluk. İmanlı olanları yanımıza alacağız, imansız olanlara karşı mücadele edeceğiz, inşaAllah.
SUNUCU: Harun Yahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirisiniz. harun yahya.org ve harun yahya.net sitesinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00:30’dan itibaren Kaçkar Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Art Tv ve harun yahya.tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00 den itibaren Harun Yahya Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Aksu Tv ve Kaçkar Tv’ den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Ben konuşamaya devam edeceğim ama daha vaktimiz var. Cübbeli’yi tercih etmelerinin bir nedeni de veya Cübbeli’nin bir hatası diyelim onu tercih etmelerinin nedeni. Alevilere ve Vehabilere karşı, Caferilere, Şiilere kaşı tavrı. Çünkü onların pırasa gibi doğranması yanlısı, bakın pırasa gibi. Bir de Musevilerin ve Hristiyanların yine pırasa gibi doğranmasından yana. Pırasa gibi doğranmayan çok az bir adam kalıyor. Kendi gibi cemaatindeki insanlar veya onun uygun gördüğü kişilerin dışındaki herkes pırasa gibi doğranması gerekiyor imajı çıkıyor. Çünkü bak ne diyor; Mehdi (a.s.) kimleri doğrayacak diyor; “Şiileri, Caferileri, dolayısıyla Alevileri, Bektaşileri, dolayısıyla Hristiyanları, Musevileri. Dünyanın en az 6 milyarı Mehdi (a.s.)’nin doğramasından bahsediyor. Şimdi böyle bir adam onlara ilginç geliyor, bir yönü de budur, ilginç gelmesinin nedeni budur. Biz de bu oyunu durdurduk. Alevilerin kılına dokundurtmam, Bektaşilerin kılına dokundurtmam; nur gibi tertemiz insanlar hepsi benim canım onların. Vehabiler, Şiiler, Caferiler Allah aşkı ile içleri yanan insanlar, sıkıysa bir şey yapsınlar bakalım görelim bakalım, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...