SUNUCU:Kaçkar TV’den yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
OKTAR BABUNA:İtalya’da “Yaratılış Gerçeği Konferansı” ile ilgili haber vardı basında inşaAllah, Yeni Akit Gazetesi’nde.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İtalya’yı salladık.
OKTAR BABUNA:EvelAllah, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi Roma’da yapacağız önümüzdeki günlerde.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hırat’ın şehri Roma, inşaAllah. Orayı da fethedeceğiz.
OKTAR BABUNA:Sizin adınız gidince yetiyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bunlar ön vuruşlar. Bunlar, bunlar hiçbir şey. Tanıma, yoklama yapıyoruz şu an. Tabii asıl önümüzdeki yıllarda yapacağız.
OKTAR BABUNA:EvelAllah.
ADNAN OKTAR:Allah’ın izniyle. İnşaAllah. Yani net netice alacağız. Başka ne var?
OKTAR BABUNA:Şöyle bir haber vardı Hocam; “MGK’dan yeni kırmızı kitaba onay” diye. Şöyle bir yorum var içerisinde Hocam, bu bu akşamki açıklama; “bugün yapılan Mili Güvenlik Kurulu’nda yeni Milli Güvenlik Siyaset Belgesi görüşülerek uygun bulundu ve bu konudaki tavsiye kararının Bakanlar Kurulu’na bildirilmesi görüşü benimsendi. Yeni kabul edilen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne göre devletin vatandaşını potansiyel tehdit görmediği, yerine kendine ve vatandaşına güven esasına dayalı görüşün hakim olduğu 48 sayfalık bir metne yayıldı. Belge, Türkiye'de darbeler ve çetelerin engellenmesi adına da üstü kapalı mesaj içeriyor ve ‘demokratik sistemin temel kurumlarının da anlayış ve desteği ile demokratik kurallarla işletilmesinin sağlanması’ yönünde cümle yer alıyor. ‘İrtica’ kelimesi tamamen çıkarıldı. İrticanın, cumhuriyet tarihinde ilk kez metinden isim olarak tamamen çıkarıldığı MGSB'de, iç güvenlik bölümünde, ‘din istismarı ile aşırı dinci örgütler’ ise teker teker mercek altına alındı. Ama irtica ve tehdidi kelimesi tarihe gömüldü. Aşırı sol örgütlerle birlikte PKK terör örgütünün faaliyetleri, alınması gerekli tedbirler ve yarattığı bölücü tehdit olarak ayrı başlık altında analiz edildi”, Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama doğrusu da budur yani irtica tehdidi. Zaten insanların iman etmesi o kadar kolay değildir. İman edecek, arkasından başka türlü olacak, çok çok zor. Ama bir münafık tehdidi vardı. Yani münafık tehdidi çok eskidir, peygamber devrinden beri devam eden bir şeydir. Yani akılcı analiz ettiğimizde, akılcı baktığımızda Atatürk’ün münafıklığa karşı çok büyük bir darbe indirdiğini görüyoruz.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Adamların haberi yok, birçok kişinin. Yani münafıklığı bıçak gibi kesip atmıştır Atatürk. Münafıklara dünyayı dar etmiştir. Bir de Atatürk’ün çıkışı Mehdi (a.s.)’in çıkış alametidir. Yani Atatürk çıkmadan Mehdi (a.s.) çıkmazdı. Atatürk müthiş bir zemin hazırlamıştır Mehdi (a.s.)’a ve münafıklara karşı da muazzam bir set meydana getirmiştir. Merak edenler sorsunlar anlatayım. İnşaAllah, dediğim doğru. Çok önemli bir şahıstır Atatürk. Çok hayati bir şahsiyettir. Mehdiyet için de bir bütünlüktür. Yani Mehdiyetin bir bölümüdür. Yani Mehdiyetin önündeki Bütün engelleri kaldırmıştır Atatürk. Muazzam zemin hazırlamıştır. Mehdiyet elini kolunu sallayarak rahat hareket edeceği bir yapı oluşturmuştur. Ondan sonra Mehdiyet atağa geçmiştir. Yoksa Mehdiyet öyle bir sistem içerisinde kaybolurdu, yok olurdu, inşaAllah. Bu ne ilmine girer? Batın ilmine girer, ilm-i ledün, ledün ilmi. Mesela bak, bir kısım insanlar şaşırdılar. Ben dedim ki, “Atatürk’e Hızır (a.s.) yardım etti” dedim. Dediğim doğru. Hızır (a.s.) yardım etmiştir. Yani tam Hızır (a.s.)’in ilgileneceği bir konu, inşaAllah. Müslümanlık aslında çoktan hâkim olurdu da hayret bir durum, çok inanılmaz şeylere insanlar inanabiliyorlar. Biz mesela “olmaz, inanılır gibi değil, nasıl olur?” diyoruz, hakikaten inanıyor.
Mesela adam çıkıyor, diyor ki “bana vahiy geliyor” diyor. “Sultanım, hay mübarek, peygambersin sen o zaman” diyor. Üç tane olur, beş tane olur ama yüzlerce adam inanıyor. İnanılır gibi değil, mucize bu yani, hayret. Mesela abuk subuk bir şey söylüyor adam, “o mübarek, ne güzel” diyor. Mesela bir Ahmedilik vardır Pakistan’da, milyonlarca taraftarı var, yani şaşırtıcı. Hinduizm olacak iş değil, inananlar var. Puta tapanlar var mesela, mantığı yok. Adam put yapıyor, doğuda, acayip sayıda insan var, milyonlarca, yüz milyonlarca. Kendi yaptığı put var, tahtadan yapıyor, oyuyor, tapıyor yani. Gayet makul karşılanıyor. Yani ben insanların böyle abuk subuk şeylere inanmasına hayret ediyorum.
Mesela bak Bediüzzaman diyor ki “Mehdi (a.s.) gelecek” açıkça söylüyor, “yo, nereden çıkardın, şahs-ı manevi diyor” diyor.
Bugün kardeşler yine Hocalarımızla, büyüklerimizle görüşmeler yaptılar. Olumlu bilgiler topluyoruz inşaAllah. Yalnız Cübbeli’nin Alevi karşıtlığı çok önemli. Onun filmi var mı? O filmi seyredelim.
VTR
ADNAN OKTAR:Şimdi bak, bu adam burada pervasızca pırasa gibi doğramaktan bahsediyor. Mesela Fatih Altaylı eğer dürüst bir insansa, bunu sorması lazım. Bu Alevilerin, Bektaşilerin, Caferilerin, Şiilerin, Musevilerin, Hıristiyanların pırasa gibi doğranması gerekiyor mu gerekmiyor mu? Değil mi, ne görüşünde? Adam, bak görüşü bu, pırasa gibi doğranmasından yana, ondan yana fikri. Şimdi “adamı niye destekliyorlar?” dediğimizde, olayı biraz daha kurcaladığımızda dibinde tam istedikleri gibi bir tip olduğu anlaşılıyor. Yani her yönden. Bazı kaynakların, bazı noktaların, bazı göremediğimiz dibi görünmeyen, derinden, karanlıktan gelen mor ışıkların, neyi niçin savunduğunu şu an daha iyi anlıyoruz. Alevi sana ne yaptı kardeşim? Şii sana ne yaptı? Vahabi sana ne yaptı. Bektaşi sana ne yaptı? Niçin pırasa gibi doğranması gereksin? Pırasanın özelliği nedir? Üst üste koyarsın, toptan doğrarsın. Çünkü Hıristiyanlar doğranacak, Museviler doğranacak, Aleviler doğranacak, Bektaşi doğranacak, Vahabi doğranacak. Milyarlarca adam, yaklaşık altı buçuk milyar insan, hatta daha da fazla. Şimdi bunları tek tek doğramak mümkün olmadığı için tavsiyeyi görüyor musun, Cübbeli’nin? Toptan pırasa gibi doğramadan bahsediyor. Bak oradaki topluluğu da coşturuyor, onları da gaza getirmiş, onları da galeyana getirmiş. Soruyor, diyor, “ne yapacak, pırasa gibi doğrayacak mı, asker mi yapacak? Hangisini yapacak?” diyor. “Pırasa gibi doğrayacak” diyorlar toplu halde, bir ağızdan söylüyorlar. Aleviler sevgi, şefkat, merhamet insanlarıdır, güzellik insanlarıdır. Bütün böyle ezgilerinde, şiirlerinde, mesela Yunus Emre’nin şiirlerinde görürsünüz bunu. Bektaşilikte de budur. Coşkun bir insan sevgisi, coşkun bir canlı sevgisi vardır ve bir de yiğit ve delikanlı bir topluluktur. Yani kabadayıdırlar, öyle söyleyeyim, yani baş eğmezler, boyun eğmezler, yiğittirler, Ankara’dan falan da biliyorum. Ama tabii “kabadayı” derken, haksızlığa karşı, düşmana karşı yiğittirler. Hiç baş eğmemişlerdir, hiçbir zaman için. Ve bizim milletimizin mayası böyledir zaten, delikanlı millettir. Şimdi adamın bak bunu bağıra bağıra konuşuyor, internete koyuyor, bağıra bağıra bunu bütün millet dinliyor. Ondan sonra da diyorlar ki “nereden çıktı bu şeyler, nereden çıktı bu düşünceler?”. Bu düşüncelerin kaynağını görüyorsunuz. Toplum böyle yetiştirilirse, bu adamların eline verilirse ne olur? Bağnazlığın, bakıyorsun kaynağını buradan çıkartıyorsun. Şimdi Türkiye’nin birliğe, beraberliğe, kardeşliğe ihtiyacı var. İslam aleminin birlik, beraberliğe ve kardeşliğe ihtiyacı var. Zaten bir avuç Müslüman var. Şiirleri doğradın, Alevileri doğradın, Bektaşileri doğradın, Caferileri doğradın, kim kaldı geriye? Bir avuç Sünni kalıyor. Onları da beğenmiyorsun zaten. Onların da kendinden olmasını istiyor. Yani Nur talebelerinin, yani Bediüzzaman’a karşı içindeki gizli öfke bambaşka. Yani Nur talebeleri araya girdiler de onu zor bela yatıştırdılar. Götürdüler radyolarına, orada konuşturdular ama o Allah-u alem usulen bir konuşma. “Bilmiyormuşum, pardon” falan dedi, onlardan gelecek muhalefeti susturmak için. Yoksa samimi kanaati Bediüzzaman’ın en az 30 noktada ehl-i sünnete uymadığı yönünde. Yani samimi kanaati bu. Mesela Şeyh Nazım’ın yanına gidiyor, onu orada övüyor. Ama arkasından gittiğinde bambaşka laflar ediyor. Mesela Nurcuların yanında, Nur talebelerinin yanında bambaşka konuşuyor, gittiğinde arkalarından bambaşka konuşuyor. Bunu bir risk olarak görmüyor insanlar. Ben bunlara dikkat çekiyorum. Şimdi seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz çok daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Bediüzzaman havf korku damarının insanlarda en mühim his olduğunu söylüyor. Kuran’da da insanların en çok nelerden korktuklarına işaret edilmiş ayetler okuyacaktım, inşaAllah.
Mevcut sistemin kendilerine zarar vermesinden korkuyorlar. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.” Yani mevcut sistemin kendilerine zarar vermesi büyük bir korku unsuru, ayette Allah dikkat çekiyor. Yine başka bir ayette Allah, “şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vaat ediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.” Şeytanın fakirlikle korkutması, malını kaybetmesi, insanın servetini kaybetmeleri korkusu, büyük bir korku unsuru oluyor. Allah bildiriyor bunu inşaAllah.
“Hatırlayın; hani sizler sayıca azdınız ve yeryüzünde zayıf bırakılmıştınız, insanların sizi kapıp-yakalamasından korkuyordunuz. İşte O, sizi (yerleşik kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz şeylerden rızklar verdi. Ki şükredesiniz.” Allah’ın bildiği bu korkularında Bediüzzaman Said Nursi insanlarda en mühim his olduğunu, korku damarının, söylüyor inşaAllah.
Özdemir İnce’nin bir yazısı vardı Hocam, dün yazdığı. Yazısında özetle şunu söylüyor; “eğer 18 yaşından küçük bir çocuğun ailesi başını kapatırsa, devletin bu konuya müdahale etmesi, gerekirse çocuğu ailenin elinden alması gerekir” diyor.
ADNAN OKTAR:Peki çocuğuna zorla Darwinizm, materyalizm öğretiyorsa, namazını engelliyorsa, baskı yapıyorsa, çocuğunu dövüyor, sövüyorsa, o zaman ne yapacak devlet? Ona açıklık getirmemiş. Zorla çocuğa şarap içiriyorsa, rakı içiriyorsa, kokain çektiriyorsa zorla, ona ne yapacağız? Ona da bir açıklık getirsin. Yarın da o yazıyı görelim. Ondan sonra Özdemir Hocayı ince ince inceleyeceğiz, inşaAllah. Hadi bakalım.
OKTAR BABUNA:Yonca Topbaş da Hürriyet’te Hocam “nüfus kâğıdındaki din hanesi” başlıklı yazıda, Ali Bardakoğlu “nüfus kâğıdındaki din hanesi kaldırılabilir” demişti. O da diyor ki ”dinim benim dinim. Allah ile benim aramda. Ne işi var nüfus kâğıdında? Orada yazınca ben daha inançlı mı oluyorum? Neyi kanıtlıyor? Neyi gösteriyor ve kime kanıtlıyor?” diye devam etmiş.
ADNAN OKTAR:Yani nüfus cüzdanında din yazması, şimdi bazen faydalı ama bazen de mahsurlu. Hakikaten mesela çünkü adama ona göre de muamele yapmaları mevzubahis olabiliyor. Ama ne var ki yazmasında, niye yazmasın ki yani? Hıristiyan iftihar eder Hıristiyan olmasıyla. Musevi de Museviliği ile iftihar eder. Müslüman da Müslümanlığı ile iftihar eder. Bir mahsuru yok ki onun. Ne anlamda, niye rahatsız oluyorlar ondan?
OKTAR BABUNA:Yazan kişi ateist olduğunu söyleyen bir kişi.
ADNAN OKTAR:Yazsın, yazdırsın, “ateist” diye yazdırsın. “Müslüman” diye yazması mecbur değil ki. Veyahut boş bıraksın, tire çektirsin. “Ben bu konuda açıklık getirilmesini istemiyorum” der. Bu kadar basit yani, zor bir şey değil ki. Gitsin nüfus memurluğuna, bir tire çeker, olur biter. Ama Müslüman olan “Müslüman” olarak yazdırsın, niye rahatsız oluyor? Mecburiyet olmasın tabii. Zorla “Müslüman” diye yazmak, o olmaz. Ateist adam, “ben ateistim” diyor, “yok, illa sana ‘Müslüman’ yazacağız” dersen olmaz. Bu doğru, bu konuda haklılar. Zaten münafıkhane bir şey olmuş olur bu, aldatmış olursun. Adam değilse, daha ne istiyorsun. Adam tire çektiriyor, “ben arkadaş Müslüman değilim” diyor. Saygı duyarız, bir şey yok ki onda. O doğru bir şey, o dediği, haklı.
OKTAR BABUNA:Cüneyt Ülsever de Hürriyet’te, sizin dün dikkat çektiğiniz bir konu vardı Hocam, İran’a karşı Türkiye’de konuşlandırılması istenen füze kalkanı ile ilgili yazı yazmış. “Bence bu kalkanı hükümet eninde sonunda kabul edecek” diyor. Türkiye Batının Ortadoğu’da temsilcisi ise kabul etmesi lazım” diyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi kardeşim bak, Cübbeli ne diyor? “İran karışmış. Allah karışıklığını daha da arttırsın” diyor. İran’ın yarısı Sünni’dir ve Türk asıllıdır İran’ın büyük bir bölümü. Yani ırk olarak Türk asıllıdırlar. Yani Hamaney mesela Türk’tür. Kuvvet komutanlarının birçoğu Türkler, Türk asıllıdır. Gayet iyi de Türkçe konuşurlar. Büyük bir bölümü de Sünni. Caferi ve Alevi olanlar da son derece takva ve dindar insanlardır, yani mükemmel dindar insanlardır. Tertemiz insanlar. Hepsini de çok seviyoruz. Allah güç, kuvvet versin ordularına, devletine, milletine, hepsine güç, kuvvet versin. Allah dağınıklıklarını varsa onu da düzeltsin. Cübbeli’nin dediğinin tam tersini Allah meydana getirsin. Hepsine hidayet, güzellik, bolluk, bereket versin. Karışıklıklarını durdursun Allah. Şimdi Avrupa’nın istediği ne biliyor musun? Diyorlar, “İran’ın hakkından en iyi Türkiye gelir. Türkiye’nin de hakkından en iyi İran gelir. Bunları birbirine kırdıralım” diyorlar. Yani kediyi kediye kırdırma, onların tabirine göre, hâşâ. Avrupa’nın ünlü modelidir o. Yani klasik modeli. Yani “biz elimizi hiç bu işin içine sokmayalım” diyorlar. Türkiye’de füzeleri konuşlandıracaklar. İran’ı kızdıracak, tahrik edecek ve İran’a bomba atacak. Şimdi İran da kendini savunmak için karşı atağa geçince, Türkiye’den bombalamaya başlayacaklar. Şimdi adam can havliyle ne yapması gerekiyor? Mesela kedi, kendini pençeleyen bir kedi olduğunda nereye vuruyor? Kendini pençeleyene vurur. Bir insan da, kendini savunurken, karşısındaki ne ise o hedef ona yöneliyor, kendini korumak için. Can havliyle Türkiye’ye saldıracaktır. Ondan sonra bitti. Türk ordusu içeriye, İran ordusu içeriye, kırıp geçirecekler birbirlerini. Avrupalılar da purosunu tüttürüp keyifle seyredecekler. Böyle bir şey olmaz, bunu unutsunlar. İran bizim dostumuz, canımız, ciğerimiz. Bütün Aleviler, Şiirler, Vahabiler, hepsi bizim parçamız. Canına dokunanın, onların canına dokunanın karşısında olacağımızı bilsinler. Kılına dokunanın karşısında olacağımızı bilsinler. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz. Silah milah da buraya konuşlandırıp, öyle bir şey de yapmayız. Ne alaka? Ama bak adam, Fatih Altaylı’nın evladı, manevi evladı. Cübbeli’nin babası Fatih Altaylı, manevi babası Fatih Altaylı ve onun evladı Cübbeli program yapıyorlar. Adam böyle kendince sempatik konuşmalar yapıyor. Bak konuşmasını gördünüz, “İran’ın Allah karışıklığını arttırsın. Mahvolsun İran. Yerle bir olsun, Allah yok etsin. Dümdüz olsun orada kim varsa, binalar, insanlar hepsi yerle bir olsun” diyor. Bu ancak bombalamayla ve savaşla olur. Bunun için de ikna olması lazım insanların, değil mi, Türkiye’nin ikna olması lazım. Buyurun size fetva işte. “Allah karışıklığını arttırsın” ne demektir? “Alevileri pırasa gibi doğramak” ne demektir? “Bektaşi, Caferi ve Şiirleri pırasa gibi doğramak” ne demektir? “Bunu bize verin” demeye getiriyor, yani “Türkiye bu işin hakkından gelir. Bizde zaten Alevi nefreti var, bir Şii nefreti var, yerle bir edelim” demeye getiriyor. Anlamı bu. “Allah karışıklığını arttırsın”, anlamı ne? Hayır, ben yanlış anlıyorsam bana söyleyin. Başka ne anlamı var bunun yani?
SUNUCU:Hayra dua etmiyor yani.
ADNAN OKTAR:Bak adamlar da ne diyor? “Arkadaşım füzeleri buraya yerleştirelim. Ne olur olmaz, gün gelir ihtiyaç olur. Hani vurmanız gerekebilir, yağmur gibi yağdırın” diyor. Biz o füzeleri alırız Avrupalıların, böyle kulaklarının içine kulak pamuğu gibi yerleştiririz. Bıraksınlar bu işi. Böyle bir şey olmaz. Biz İran’la iş birliği yapacağız, birlikte olacağız. Dünyanın en büyük askeri gücünü oluşturacağız. İran, Türkiye, Rusya, bütün Türkî devletler, Pakistan, Fas, Tunus, Cezayir, Ürdün, Suriye, boydan boya, Lübnan, daha aşağıya kadar, Yemen, Suudi Arabistan, hepsini bu topluluğun içine katacağız. Dünyanın en büyük askeri, siyasi gücünü oluşturacağız. Ondan sonra o füzeciler füzelerini alıp, onları kürdan niyetine böyle yemekten sonra dişlerini karıştırırlar. Bıraksınlar bu münasebetsizliği. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmayız. Mazlumu mazluma kırdırtmayız. Böyle bir olay yok. Sıkıysa yapsınlar bakalım. Yani gökkubbeyi tepelerine geçiririm. Yapamazlar. Hiç kimse yapamaz yani bir kere bunu bilecekler. Tahayyül dahi etmesinler. Yani açıkça söyleyeyim, böyle bir şey mümkün değil. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Sıkıysa yapsınlar. Göreyim bakayım, inşaAllah. Hükümetin de hiçbir şekilde buna niyeti yok. Benim bildiğim Tayip Erdoğan mümin, muttaki bir insan. Hükümet üyelerinin çoğu dindar insanlar. Uyanık insanlar. MHP yine öyle uyanık. Ak Parti yine öyle uyanık. Saadet Partisi uyanık, BBP uyanık, CHP uyanıktır. Nereye gidiyor bu kervan yani? Öyle bir olay olmaz. Bu edebiyatı da bir daha duymasak iyi olur. Füze muhabbetini kessinler, böyle bir şey yok, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Nuray Mert ilginç bir yazı yazmış Hocam. Özetle şunu diyor; “Türkiye’de İslam’ın yükselmesi söz konusu değil. Din mevcut iktidar tarafından seçimleri kazanma stratejisi olarak kullanılıyor. İktidarın İslam’ı ihya etmek gibi bir fikri yok ve ülke de despotik bir rejime doğru sürükleniyor” demiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi kardeşim bu kadıncağızın, bu hanımefendinin söylediklerinin bir kısmı doğru. Yani hükümetin İslamiyeti yayma gibi bir faaliyeti yok. Darwinizmi, materyalizmi yok etme faaliyeti yok. Devletin ajansı zaten, Anadolu Ajansı habire evrim propagandası yapıyor. TRT’de de evrim propagandası yapılıyor. Hükümetin o yönde hiçbir faaliyeti yok. Olması da düşünülemez. Laik sistemde zaten böyle bir şey olmaz. Yani hükümetin öyle bir sorumluluğu yok. Hükümet bizim oluşturduğumuz imanlı zemin toplumun, imanlı milletin normal tavrını, normal reaksiyonlarını tabii ki oya çeviriyor. Ama bir sağ partinin zaten oya çevirmesi gerekir. Yani biz zaten sağın iktidar olmasını istiyoruz. Ak parti olmazsa bir başka partinin bunu yapması gerekiyor zaten. Hangi parti olsa bunu yapacaktır. Milletin bu isteğidir zaten. Yani millet imanlı olunca, Allah’tan korkunca, Darwinizme, materyalizme karşı olunca, o inanca paralel bir iktidarın iktidara gelmesini ister. Ak Parti’nin de iktidara gelmesinde toplumdaki iman çalışması, imani çalışma sebep olmuştur. Bak Doğu Perinçek açıkça söyledi, “Ak parti’nin iktidara gelmesine Adnan Hoca sebep oldu. Onun yaptığı faaliyetler sebep oldu” dedi. Çok iyi bir analisttir o, çok iyi analiz yapabilen birisidir. Öyle langur lungur konuşmaz. Komünist düşünceyi savunur, solcudur ama kendi düşüncesi içerisinde çok yamandır. Analiz yaptığında da doğru analiz yapıyor, sol anlamında, materyalist anlamında. Akılcı baktığında bakıyor yani, köy köy, kasaba kasaba bütün Anadolu’da anti-Darwinist, anti-materyalist çalışma ve imani çalışma yapılıyor. Tabii ki imanlı toplum iktidara sağı getirecektir. Ama genellikle tabii merkez sağı getirme eğiliminde oluyor insanlarımız. Oy bölünmesini istemedikleri için. Aslında merkez sağ da değildir Türkiye’deki, sağdır, yani sağdır asıl eğilim. Fakat mecbur oldukları için merkez sağa gidiyor insanlar. Mesela Saadet Partililer var, Saadet Parti’ye oyunu verdiğinde oyun heder olacağını, kaybolacağını düşündüğü için, yani klasik sağ olduğu halde orta sağa oyunu vermek durumunda kalıyor. Yoksa çok fazla MHP’li de var AK Parti’ye oyunu veren, BBP’li de var. Tam anlamıyla sağcıdır Türkiye. Ama genel olarak hep böyle olmuştur. Adnan Menderes döneminde de böyle olmuştur, Özal zamanında da böyle olmuştur, klasik bu şekilde olmuştur. Bir dereceye kadar da normal yani gelişmesi. Mesela Ak Parti ayarında da bir parti oluşturulmuş olsa, halk oraya da gidebilir, birden öyle güçlü bir parti çıkarılmış olsa. Ak Parti’nin bir özelliği olduğu için gitmiyor halk AK parti’ye. Ilımlı yaklaştığı, biraz samimi yaklaştığı için, laf söz dinlediği için, yani sevecen yaklaştığı için. Yani bazı yönlerden hoş buldukları için gidiyorlar. Yani aynı ayarda bir parti oluşturulmuş olsa, bölünme riskini de görmezse halk, eğer bölünme riski yoksa gider o partiye oy verirler. Yani Ak Parti’nin özel bir anlamı yok millet için. Dolayısıyla AK Parti tabiî ki imani bir çalışmanın sonucunda bu başarıyı elde etmiş değil. Ak Parti’nin öyle hiçbir özelliği yok. Hazır sistemin üzerine gelip, o durumu değerlendiren bir partidir. Ama bu bir ihtiyaçtır zaten. Olay bu. Onun dışında ne diyordu Nuray Hanım?
OKTAR BABUNA:“İslam’ı ihya etmesi gibi bir fikri yok ve ülke de despotik bir rejime doğru sürükleniyor”
ADNAN OKTAR:Yani o zor, öyle bir şey. Boş yere korkuyor çünkü Türkiye’de MHP bayağı güçlüdür. CHP de güçlüdür. Aydın gençlik çok, cayır cayır her yerde hâkimdir. Ama halk hakikaten iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kabadayılığından, itliğinden bıktı. Çok nalet bir teşkilat, pislik yani. Bizi de yıllardan beri böyle zora sokan, başımıza sürekli olaylar çıkaran, aşağılık bir çete iddia edilen Ergenekon Örgütü. 99’dan itibaren gittikçe tırmandılar. Eskiden beridir uğraşıyorlar da 99’dan itibaren şiddetini arttırdı. Yani halen de uğraşıyorlar, vazgeçmiş değiller. Çok sinsi bir yapılanma. Çok kahpe bir yapılanmadır. Ona karşı çok cesur AK Parti, o yönüyle güzel. Suskun değil. Yani alenen tehlike, adamlar görmezden geliyorlar. Ben o zaman hayretler içinde kalıyorum. Deli olan anlar yani. 3 milyon insanı bir gecede öldürmeye adam hazırlanıyor, katletmeye. Böyle bir melanet çetesine insan susar mı? Seni de doğrar bu adam eğer koruyup kollarsan. Kendini de doğrar. Korkudan mıdır, nedendir bilmiyorum, gidip destekliyorlar. Ya gebe kaldılar bunlara yani ellerini kaptırdılar, bizim tahmin edemediğimiz, mesela hiç ummadığım insanlar destekliyor. Tam bir rezalet. Ama sonra da bakıyoruz ki ya ellerinde adamın kaseti var ya adamın kızının, karısının çıplak, bilmem fotoğrafları var. Çok pislik bir teşkilat, çok aşağılık, kahpe bir teşkilat iddia edilen Ergenekon Örgütü. Çok kalleş, nerede ne zaman ne kalleşlik, ne itlik yapacağı belli olmuyor. Herhalde onlar da korku belasına onu destekliyorlar. Onun için hükümet iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü ezerken, tabii kanun, hukuk ölçüleri içerisinde ezerken, en ufak bir merhamet göstermesi yakışık almaz. Bazen böyle ılık konuşanlar oldu, birkaç tane, sakın ha sakın. Bütün milleti ve bölgeyi yakarsınız, Allah esirgesin. Atatürk ne diyor? “Türk milletinin en büyük düşmanı komünistliktir, behemehal”, bakın her görüldüğü yerde “ezilmelidir” diyor. “Ezme” ne demek? Yani çok net bir ifade bu, kastedilen budur. Her görüldüğü yerde kafasının ezilmesi lazım. Onun için son günlerde bak yeniden atağa geçtiler. Mesela bu çok güzel, nefes aldırmamak lazım. Pes edip sırtını tamamen yapıştırıncaya kadar, bu yılanı bırakmaya gelmez. Yani bunun kuyruğunu kesmekle olmaz. Belinden de kessen bu yaşar, bu öyle bir mahluk. Bir de bunda uzlaşma da olmaz. İddia edilen Ergenekon Örgütü ile uzlaşma diye bir konu olmaz. Kahpe bu yani illa ki çeker vurur seni. Yani elini bıraktın mı, bunun zincirini çözdün mü, boğar seni. Kolunu kıracaksın, mutlaka kırmak lazım kolunu. Hukuk ve kanun ölçüleri içerisinde felç edeceksin. Onun için operasyonların ve faaliyetlerin tırmandırılarak, cesurca devamında fayda var. Yani kesilmesi son derece vahim olur, durdurulması. Ve bunlarla uzlaşma diye bir konu olmaz. Yani zaten hükümet öyle bir şey düşünmüyor da ben vatandaş olarak kanaatimi söylüyorum. Zaten öyle uzlaşma diye, öyle bir şey mevzu bahis olmaz. Ama bazı ılık tipler var yani ılık ılık konuşuyorlar. Bak bu çok tehlikeli. Ne konuştuklarının farkında değiller. Bu şeytani merhamet olur. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Derya Sazak da bu konu ile ilgili bir yazı yazmış Hocam. “Referandum sonrası faili meçhullerin üzerine gidilmesi gerekiyordu ama gidilmiyor” demiş. Şöyle demiş: “Musa Anter ile birlikte Abdi İpekçi’den, Doğan Öz’e, Ümit Kaptancıoğlu’ndan, Uğur Mumcu’ya, Çetin Emeç’e, Muammer Aksoy’a, Bahri Üçok’a kadar onlarca, yüzlerce cinayetin, toplu katliamın aydınlatılması için TBMM’den beklenen adım nedense bir türlü atılamıyor. Sanki gizli bir el faili meçhullerin araştırılmasını önlüyor.”
ADNAN OKTAR:Faili meçhul, ben zannetmiyorum, yani Tayyip Beyi ben eskiden beri tanırım. Yani yüz yüze görüşmüşlüğüm yok ama takip ediyorum, tanırım. Çevresinden kişileri de tanırım. Anadolu delikanlı çocuktur, delikanlı insandır ve cesurdur. Zaten üslubundan falan anlaşılıyor. Taviz verecek bir tip değil öyle alttan falan almaz. Öyle bir şey yok. Ne gerekiyorsa yapılsın. O zaman desteklesinler hükümeti, daha da teşvik etsinler. Savcıları, mahkemeleri daha da teşvik edelim inşaAllah. Ben mesela Uğur Mumcu’nun cinayetinin örtbas edilmesinden çok rahatsızım. Çok mazlum bir insandı, kendi halinde bir insan. Solcu, sağcı hiç fark etmez kardeşim, bu vatanın evladı ve mazlum bir adam. Ne yapmış? Adam mı kesmiş, ne yapmış? Velev yapsa bile sana ne? Yargılanır, varsa cezası çeker. Ama gidip infaz edilmesi çok büyük bir zulümdür. Hepsinin hesabının sorulması lazım, tek tek. İnşaAllah.
Bak Mehmet Talu Hocamın konuşmasını bir daha rica ediyorlar. Kardeşim diyor ki, “selamun aleyküm Hocam.” Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Bir video izlemiştim. Bir ağabeyimiz Mehmet Talu Hocam ile yapılan sohbette Mehdi (a.s.)’ı soruyor. O da Mahmut Efendi Hazretleri’ni referans göstererek Mehdi (a.s.)’ı göreceğini söylüyor. Mehmet Talu Hocamız bilinen hadis alimidir.” Yani benim samimi kanaatim Türkiye’de üzerine yok. Yani Cübbeli’yi 70 bin kere cebinden çıkarır. Çok büyük alimdir, müceddiddir. Yani benim gördüğüm Mahmut Hocamdan sonra ikinci insandır, net hiç tartışılacak gibi değil, çok büyük alimdir. Ve olgun, efendi, saygılı, öyle cıvıklıklardan falan hiç hoşlanmaz. Lafını sözünü bilir, son derece hürmetkar, nezih. Bizim her iftarımıza gelir aşağı yukarı. Hep de sağıma oturturum Hocamı inşaAllah. Duayı ona yaptırıyorum yani iftar dualarını hep ona yaptırıyorum, iftarlarda güzel uzun dua yapıyor. Geçenlerde de gemide bir yemek yemiştik. O kadar titiz ki maşaAllah, çıktı geminin o yüksek kısmına, orada güzel farzıyla, sünnetiyle namazını eda etti. Öyle vakti geçirmemek için, yetiştirmek için. İnsanın içi açılıyor yanında. Hürmeti güzeldir, üslubu güzeldir, Kuran aşığıdır, Allah aşığıdır, Resulullah aşığıdır, gösterişten hoşlanmaz, artistik hareketlerden falan nefret eder o tip şeylerden. Son derece halim selim, yüzünde güzel efendi bir gülümseme. Kütüphane gibi. Sor, ayet hadisle böyle takır takır istediğini her türlü bilgiyi verir. Bağnazlığa karşıdır. Usul, adap edep yani böyle mükemmeldir. Tam mükemmel Osmanlıdır aynı zamanda. “Mehmet Talu Hocamız bilinen hadis alimidir inşaAllah. İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hocam. Bu video da cemaate çok faydalı etki yapacak Allah-u alem. Cübbeli Ahmet Hoca da inşaAllah farkına varmıştır gerçeklerin. Sizden o videonun fazlaca yayınlanmasını istirham ediyorum. Allah sizden razı olsun. Dua rica ediyorum inşaAllah.” Arif Bostan kardeşimiz yazmış.
VTR
ADNAN OKTAR:Bak üzerinden, başından efendilik akıyor. Cübbeli’nin üsluba bak Hocamın üslubuna bak. Her yerinden efendilik akıyor. Yani normalde Mahmut Hocamızın yetiştirdiği gerçek talebeler bu şekildedir. Ama öbürü nasıl oldu, Allah’ın hikmeti, nereden girdi o camiye, onu da anlamıyorum. Mucize yani. Bir de bazı böyle karanlık tilkiler Hocamıza karşı bir suikast düzenlemişti, Mehmet Talu Hocamıza geçenlerde. Allah korudu. Silahlı suikasta uğradı. O da çok karanlık bir olay. Tabii onun da üzerinde duruyoruz. Yani çok çok karanlıktı. Acaba neden Mehmet Talu Hocamızın şehit olması gerekiyordu, kimlere yarayacaktı bu? Bu bizi düşündürüyor. Ama Allah’ın inayeti altında Hocamız. Mahmut Hocamızdan sonra benim gördüğüm en büyük alimdir, inşaAllah. Allah’ın inayeti üzerinde olsun inşaAllah. Yani o çıksa, konuşsa, ne dese başımın üzerindedir. Acayip hürmet ederim. Yani ne diyorsa tamamdır. Benim için senet o. Ama Cübbeli’nin şımarık üslubu, laubali üslubu, İslam’ın, Kuran’ın izzetine yakışmayan üslubu çok anormal, çok yanlış. Biz bunu eleştireceğiz tabii ki. Bir de Mehmet Talu Hocama böyle çakallık yapmaya kalkanların da kulaklarını çaprazlama kanun, hukuk ölçüleri içerisinde değiştiririz. Onu da bilsinler. Kanunla, hukukla. İnşaAllah. Yani devlete meydan okumaya kalkanın değil mi boynunu geriye çeviririz, kanun ve hukuk ölçüleri içerisinde inşaAllah. Yani ayaklarını denk alacaklar inşaAllah. Oktar Hocam şimdi seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Bir iki fosil göstereyim mi Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Bolca göster.
OKTAR BABUNA:Mesela burada bir deniz kaplumbağası fosili görüyoruz. Günümüzdeki halini de hemen göstereyim. Bu da günümüzdeki hali. Tam 120 milyon yıllık. En ufak bir değişikliğe uğramamış. Günümüzdeki halinin tıpatıp aynısı. 120 milyon yıl önce nasılsa günümüzde nasılsa daha doğrusu, 120 milyon yıl önce birden bire Allah tarafından o şekilde yaratılıyor maşaAllah. Ve hiçbir değişikliğe uğramıyor.
ADNAN OKTAR:Darwinistler karbonat marbonat bir şey alsınlar da biraz müsaade et, mideleri kaynamaya başlamıştır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Burada bir örümcek fosili görüyoruz. 150 milyon yıllık. Günümüzdeki halinin tıpatıp aynısı. 150 milyon yıl önce nasılsa günümüzde de tıpatıp aynısı, maşaAllah. Allah’ın yarattığının kesin bir kanıtı.
ADNAN OKTAR:Darwinistler delikanlıysa bak bizim gibi delil göstersinler. Bak şakır şakır delil gösteriyorum. Granitleşmiş artık bak, gerçek fosil.
OKTAR BABUNA:Burada da bir yengeç fosili görüyoruz. Tam 50 milyon yıllık. 50 milyon yıl önce nasılsa günümüzde de tıpatıp aynısı. Resimdeki günümüzdeki hali. Bütün kıskaçlarıyla, kabuklu yapısıyla, 50 milyon yıl boyunca en ufak bir değişikliğe uğramamış. Allah tarafından yaratılmış, hiç evrim geçirmemiş. Kesin kanıtı inşaAllah. Bunun gibi 350 milyon tane fosil var inşaAllah. Burada Mersin balığı fosili görüyoruz. 156 milyon yıllık. Bakın Mersin balığı fosili, yüzgeçlerine, kuyruk yapısına, vücut yapısına dikkat edelim. İnşaAllah günümüzdeki halinin tıpatıp aynısı. 156 milyon yıl boyunca hiçbir değişikliğe uğramadığını görüyoruz. Bu da evrimin hiçbir şekilde olmadığı, Allah tarafından yaratıldığının kesin kanıtları inşaAllah.
Bu yusufçuk fosili, 150 milyon yıllık, bakın dikkat edelim, çift kanat yapısı, kuyruk yapısı, vücut yapısı, milimetrik olarak 150 milyon yıl boyunca en ufak bir değişikliğe uğramamış. Milimetrik olarak aynı. Allah tarafından yaratıldığının kesin kanıtı inşaAllah. Vatoz fosili Hocam, 110 milyon yıllık, maşaAllah. Bakın vatoz fosili, tam 110 milyon yıllık. Hatta şöyle tutalım ki günümüzdeki haliyle daha iyi anlaşılsın.
ADNAN OKTAR:Alçıdan, çimentodan falan değil. Gerçek fosil bunlar.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Üniversitelerde de kontrolü yapılmış, testleri yapılmış, araştırması yapılmış, gerçek fosiller.
OKTAR BABUNA:Evet maşaAllah. Tıpatıp aynısı günümüzdeki halinin. Vatozların da Allah tarafından yaratıldığını ve 110 milyon yıl boyunca hiçbir değişikliğe uğramadığını kanıtlıyor Hocam, evrimin olmadığını maşaAllah. Bu da ıstakoz fosili. 125 milyon yıllık. Bakın vücut yapısına, kıskaçlarına dikkat edelim. Kuyruk kısmı bu taraf. Günümüzdeki halinin tıpatıp aynısı. 125 milyon önce nasılsa, günümüzde de aynısı. Hiçbir değişikliğe uğramamış.
ADNAN OKTAR:Evrimciler böyle çalışacaklar kardeşim. Böyle konuşsunlar. Bak biz şakır şakır delil yağdırıyoruz. Adamlar hayal yağdırıyor, hayal. Hayal ile olmaz, gerçek ile olur, bak. Net delil. Kaç milyon yıllık olduğunu söylüyoruz, üniversite referanslıdır. Hepsi gerçek fosil. Ve hiçbir değişikliğe uğramamış. Gelsin baksınlar. Kendileri de istiyorlarsa “yakından inceleyeceğiz” diyebilirler. Yani bizde öyle bir yasak masak yok. “Hocam ben Darwinist, materyalistim. Bu fosilleri ben yakından incelemek istiyorum” diyenler, buyursunlar, gelebilirler. Samimi olanlar bize telefon etsinler, gelip baksınlar. Gerçeği samimiyetle arayanlar. Ama inatla adam bir şeye kafayı taktı mı, anlamazdan geldi mi, anlamıyor. Biz diyoruz ki mesela “evrimle meydana gelmedi, yaratılıştır” diyoruz, ispat ediyoruz. Adam diyor ki “ben böyle arkadaş iman ettim, böyle inandım.” “Bak Mehdi (a.s.) gelecek, açık delil var” diyoruz, “yok, kafamı taktım. Bir kere Mehdi (a.s.) zıttıyım ben. Mehdi (a.s.)’a muhalifim kafamda, kabul etmeyeceğim” diyor. Önyargılı adama yapacak bir şey yok. Önyargısız samimi insanlara biz hitap ediyoruz. Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Hasta ile ilgili bir mesaj geldi şu an.
ADNAN OKTAR:Acil bir şey değil?
OKTAR BABUNA:Değil inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben hastalıklarda falan hiç şamata yapmam. Mesela bak geçen günler iki arkadaşımız trafik kazası geçirdiler. Hiç bak sessiz sedasız gayet güzel tedavilerini de yaptırdık. En ufak bir şamata olmadı dikkat ederseniz. En iyi şartlarda tedavi oldular, şu anda da rahatları yerinde maşaAllah. İmtihan, olacak, kaderinde öyle. Yüz kere başa gelse yine o gün onunla karşılaşır. Yani hiç kimse onu durduramaz. İnşaAllah. Hayır var.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam. Ama sebebe de tam sarılıyorsunuz Hocam. Beni bin doktora takip ettirmiştiniz, dünya çapında maşaAllah. Bütün dünyada bin. Sayı tam bindi ama maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet bin. 999 değil, bine tamamlattırdım. Taktım kafamı, “bin olacak” dedim.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, maşaAllah Hocam. Sizin nakil olmasına her gün kala soruyorduk. “700 oldu sayın Hocam devam edelim mi?” diye, “devam” diyordunuz. 800, 900 oldu, bin oldu orada durdunuz Hocam. O da son gündü, kemik iliği nakli olmasının bir gün öncesiydi Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak Bediüzzaman diyor ki münafıklarla ilgili, Mektubat sayfa 346’da,“son derece alçaklığa düşmüş bir vicdan ki”, vicdanı tefessüh etmiş münafıkların, “bilerek dinini dünyaya satar,” bak “bilerek dinini dünyaya satar.” Nasıl yapıyor biliyor musunuz? Son derece takva görünümde dinini satıyor. Yani “münafık” denince insanlar, dinden uzak, İslam’ı yaşamayan adam gibi zannediyorlar. Acayip takva görünür yani Müslüman’ı beğenmeme iddiası ile ortaya çıkıyor münafıklar. Münafığın ana özelliği odur. “Bilerek dinini dünyaya satar ve bilerek hakikat elmaslarını,” mesela Kuran’ın hakikatlerini, Kuran’daki ayetleri, “pis, muzır şişe parçalarına değiştirir.” Yani hurafelere değiştirir. “Pis şişe parçası” hurafelerdir. “Hakikat elmasları” Kuran ayetleri. “Değiştirir derecede münafıklığa girmiş insan suretindeki yılanlara”, bak insan suretindeki yılanlardır” diyor Bediüzzaman, “gerçeği söylemek, hakaike karşı bir hürmetsizliktir.” Yani “anlatsan da dinlemezler” diyor. Yani kafayı takmış bir kere münafıklığa. “Münafık, imansızdır, inançsızdır, kalpsizdir ve vicdansızdır. Peygamber (s.a.v.)’in aleyhinedir.” Dolayısıyla Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’in de aleyhinedir. Peygamber (s.a.v.) aleyhine, Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’in de aleyhinde olur. O yüzden ne Mehdi (a.s.)’in gelmesini ister ne İsa (a.s.)’in gelmesini ister. Ne de ittihad-ı İslam’ı ister. Öyle bir kahpe kan vardır münafıklarda. Cahilleri tenzih ediyorum, cahilliğinden bunu yapanları. “İmansız olduğu halde imanlı gibi gösteriyor, inançsız olduğu halde inançlı gibi gösterir, kalpsizdir ve vicdansızdır” diyor. Çok kalleş ve kahpedir, katil ruhludur. Ve Peygamber (s.a.v.) aleyhine, Peygamber (s.a.v.)’den nefret eder ve onun alinden, Ehl-i Beyt’ten. Bak Ehl-i Beyt düşmanıdırlar. Yani 12 imamdan mesela nefret eder münafıklar. Akıl almaz bir nefret vardır. Ve o yüzyıllardan beri de değişmemiştir münafıklarda. O yüzden de Mehdi (a.s.)’dan da müthiş nefret ederler ve asla girmesini istemezler. “Eğer siyaset topuzuyla hareket edilip üstün gelinse, o kafirler münafıklık derecesine iner.” Yani “toplumda eğer siyaset dindarların kontrolünde olur da, onlar da siyasi gücü, mesela polis gücünü veya askeri gücü kullanarak dinsizleri sindirirse ve baskı yaparlarsa, münafık derecesine inerler kafirler” diyor. “Münafık kafirden daha fenadır. Demek, topuz böyle bir zamanda kalbi ıslah etmez.” Demek ki “şiddet ve güç kullanmak dinde yoktur” diyor. Allah ayette de diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “dinde zorlama yoktur.” “Topuz böyle bir zamanda kalbi ıslah etmez. O vakit küfür kalbe girer, saklanır, münafıklığa, iki yüzlülüğe dönüşür.” İşte laikliğin de getirdiği fayda budur. Siyaset topuzunu kullanamadığı için adam, rezillik yapamadığı için, kan dökemediği için, herkes özgür olarak dindar olan dindar olduğunu söylüyor, dinsiz olan da göğsünü gererek dinsiz olduğunu söylüyor. Ama buna rağmen yine münafık oluyor. Halbuki şu sistemde münafığın olmaması gerekiyor. Kafir olduğunu ilan etmesi gerekiyor. Ama kahpe köpekler illaki yapıyor bunu. Hem de takva görünümünde, ehl-i sünnet görünümünde. Yoğun ehl-i sünnet titizliğiyle ortaya çıkıyorlar, yoğun.
Mesela Bediüzzaman zamanında birçok kahpe Bediüzzaman’ı ihbar etmiştir. Yani Bediüzzaman’ın tutukluluğunun nedeninde muhbirlerin büyük bir bölümü ehl-i sünnet iddiasıyla ortaya çıkan kişilerdir. Ve haset etmişlerdir Bediüzzaman’a. Onun Mehdi (a.s.)’ı müjdelemesinden rahatsız olmuşlardır. Hz. İsa (a.s.)’i müjdelemesinden rahatsız olmuşladır. Hz. İsa (a.s.)’ı müjdelemesi çok ağırlarına gitmiştir. Meshi (a.s.)’in öncüsü olduğunu söylemeleri çok ağırlarına gitmiştir. Ve iman hakikatlerini anlatıp ittihad-ı İslam’ı savunması çok ağırlarına gitmiştir, münafıkların. Bir an önce susturmak için “40 cihette, 50 cihette, 60 cihette ehl-i sünnete uygun davranmıyor, ehl-i sünnet düşmanı” diye propaganda yapıp Bediüzzaman’ı köşeye sıkıştırmaya kalkmışlardır. Açın bakın Risale-i Nur Külliyatı’na. Hep bu konularla doludur.
Bak diyor ki Bediüzzaman, Şualar sayfa 436’da, “gizli münafıkların,” bak bir kere gizli olur münafık, çok kahpedirler. “Takip ettikleri iki plandan birisi”, birçok siyaset güder onlar, strateji güderler. Bak ikisinden birisi. “Benim haysiyetimi kırmak ile güya nurların kıymeti düşecek.” Yani Bediüzzaman’ı böyle akılsız, zayıf akıllı, deli, kadına kıza düşkün... 70 yaşında adamın, piri fani, “evde akşam kadınları topluyordu” diyorlar, Risale-i Nur Külliyat’ında geçiyor. Ve “rakı kasayla geliyordu Bediüzzaman’a, kasa hesabıyla” diyor. Bakın münafık kahpeliğinin ne boyutlara ulaştığını görüyor musunuz alçaklığının, nasıl gözü dönmüşler artık yani. “Benim haysiyetimi kırmak”, bir de “ehl-i sünnete uygun değil, ehl-i sünnet düşmanı. Aman bu sapkın, anormal, sakın yanaşmayın” diyorlar. Yani “ehl-i, sünnete kim titiz ise bunun yanına gitmesin” diyorlar. “Haysiyetimi kırmak ile güya nurların kıymeti düşecek.” Kitaplarının da yayılmasını istemiyorlar Bediüzzaman’ın. O devirde alçaklar, kahpe münafıklar, Bediüzzaman’ın kitabını bir görüyor, “aman, sen sapıttın mı, Allah esirgesin, hemen çıkar onu evden. Müslüman’ın evine sokulur mu bu, sen deli misin? Adam ehl-i sünnete karşı, sapık bu. Bunun kitabını nasıl okuyorsun sen?” diyor. Hiçbir eve sokmamaya özen gösteriyorlar Risale-i Nur’u. Peki kardeşim sen anlat, iman hakikatlerini sen anlat. “Ben de anlatmayacağım” diyor. Mehdi (a.s.)’ı sen müjdele. “Ben de müjdelemeyeceğim” diyor. Hz. İsa (a.s.)’in geleceğini sen söyle. O da yok. Kuran mucizelerini sen anlat. O da yok. Al Risale-i Nur Külliyatı’ndan, de ki “ben yazdım, bana ait” de, bas, dağıt. “Onu da kabul etmiyorum” diyor. “Ne istiyorsun?” diyorsun, “sadece Bediüzzaman’ın faaliyetinin durmasını istiyorum” diyor. Bu kahpe zihniyet hiçbir zaman için durmamıştır. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da aynıdır, Bediüzzaman zamanında da aynıdır, şu an Mehdi (a.s.) devrinde de aynıdır. Mehdi (a.s.)’a karşı da aynı kahpe siyaset güdülmektedir şu an.
“İkincisi: Nur şakirtlerine telaş ve gevşeklik vermekle nurlarının yayılmasına mani olunacak.” Telaş ve gevşeklik nasıl verilebilir? “Dünyaya bak, artık evlen, işine gücüne bak, hayatına bak, okulunu bitir, ne alaka sen bu yaşlı adamın peşinden gidiyorsun? Zaten aklında bir sorun var. Toptaşı Hastanesi’nde yatmış” diyorlar. “Akıl hastası, sen bunun için, bir de ehl-i sünnet düşmanı, ne işin var bunun peşinde” diyorlar, gevşeklik veriyorlar. Anlamayana da telaş veriyorlar. Diyorlar ki “Hapsedilirsin arkadaş. Belanı arama, okul mokul hepsi biter. Sabıka alırsın, hayatın kayar, sakın ha” diyorlar. “Nurların yayılmasına mani olunacak”, yani bu kitapların yayılmasına, iman hakikatlerinin yayılmasın mani olunacak. “Hiç korkmayınız” diyor Bediüzzaman talebelerine, “milyonlar kahraman baslar feda oldukları bir kudsî hakikate bizim gibi bazı bîçarelerin başları da feda olsun” diyor. Yani “rahatça kendinizi, Allah için ölüm de gerekiyorsa şehit de olur ama delikanlı, cesur olun” diyor. Bak gördünüz Hocamın talebesini, koç yiğit. Bir daha, Hocamın o yiğitliğini bir daha dinleyelim, seyit Salih Özcan Hocamın son videosunu.
VTR
ADNAN OKTAR:Bak burada Mehdi (a.s.)’in şahs-ı manevi olmadığını ve şahıs olarak geleceğini, 3 vazifeyi birden yapacağını söylüyor. “Ben Bediüzzaman’dan duyduğumu, bana anlattığını söylüyorum” diyor. Öbür batıl rahipleri, büyücü rahipler şeytandan gelen bilgileri aktarıyorlar. Bu mübarek insan nereden aldığı bilgiyi aktarıyor? Bediüzzaman’dan aldığını ve “bizzat duyduğum bilgiyi söylüyorum ben” diyor.
VTR
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak en yetkili ağızlar bunlar. Değil mi bak Bediüzzaman’dan birebir. Ve Bediüzzaman 12 tane, yüzlerce binlerce talebesi vardı, 12 kişi seçmiştir. Bir heyet yani güvendiği, sır katibi olarak ve vekili olarak kendine tayin ettiği. Bir tanesi seyit Sait Özcan’dır, Peygamberimiz (s.a.v.)in soyundandır, seyittir, seyit Sait Özcan. Biri Sungur Ağabeydir, birisi Hulusi Ağabey işte diğer ağabeyler, 12 kişidir bunlar. Bunların sözü senet yani. Sungur Ağabey ile de ben görüştüğümde, camide görüştüğümde, ama o çok acayip. Nusretiye Cami’ne gelmişti. Ben yeni gelmiştim o zaman İstanbul’a. Bizim çocuklarla, o zaman biz sarıkla namaz kılıyorduk, herkesin başında sarık vardı, beyaz sarık, böyle bir daire oluşturmuştuk camide. O zaman da ne cesaret bende? Kanun, hukuk da bilmiyorum. Ne bileyim, normal gönlüme göre hareket ediyordum yani. İçeriye girdi Sungur Ağabey. Şöyle bir dikkatlice baktı, bana da baktı. İlk defa görüşüyorum. Yanıma geldi. “Senin adın ne kardeş?” dedi. “Adnan Oktar Hocam, ismim” dedim. “Nerelisin?” dedi. “Ankaralıyım” dedim. Onu der demez hemen cebinden bir defter çıkardı, bir de kalem çıkardı. Biraz hafif yan döndü. Orada bir hesap yapmaya başladı. Bir ebced hesabı yapmaya başladı. Sonra onu görünce “Hocam sizinle biraz konuşabilir miyim?” gibisinden yani tam hatırlamıyorum, ona benzer bir şey söyledim. Biraz ileriye geçtik. “Hocam, Mehdi (a.s.) Nur talebesi mi olacak?” dedim. “Hayır, ‘bambaşka olacak’ dedi Bediüzzaman” dedi. Onu deyince ben müthiş şaşırdım. Yani çünkü ben eskiden beri Nur talebesi olacak zannediyordum. Fazla da soru sormadım böyle tedirgin olmasın diye. Çünkü hakikaten biraz üsteleyince tedirgin oluyor, Sungur Ağabeyin bir özelliği var öyle. Yani böyle rahatına bırakınca güzel, rahatça, akıcı konuşuyor. Geçenlerde gittiğimizde de çocuklarla konuştuğumuzda, bak “Nur talebesi olmayacak, bambaşka olacak” dedi. Önce “Nur talebesi olmayacak” dedi, sonra “bambaşka olacak” dedi. Geçenlerde de yerine gittiğimizde, yanına konuştuğumuzda da, ben Ahir zamandan, Mehdiyetten, İslam ahlakının dünya hakimiyetinden bahsedince “Bediüzzaman bana bizzat söyledi” dedi, “’ben görmeyeceğim ama sen göreceksin’ dedi” dedi. Bak, seyit Salih Özcan Hocama da demiş, ona da demiş. Aynı şeyi ona da demiş. Bak, bir; ”Nur talebesi olmayacak” diyor, iki; ”bambaşka olacak”, mesela bu hiç bilinmedik bir şey bu. Yani talebelerin hiçbiri bilmiyor bunu Allah-u alem. Veyahut biliyor söylemiyor da olabilirler. Ama ilk defa ondan duydum. Bir de bak “’ben görmeyeceğim, sen göreceksin’ dedi” diyor Sungur Ağabey, maşaAllah. Şimdi bütün bunlara rağmen görmezden, anlamazlıktan gelenler vicdanlarını samimi kullanacaklar. Artık ispatsa ispat ediyorum. Bediüzzaman’dan okuyorum, bak “70 yıl kaldı” diyor Sungur Ağabey. Vakit de yok. Sungur Ağabeyin o konuşmasını versene, o toplantıda yaptığı konuşma. Yani bitiyor dünya, İslamiyet, Hıristiyanlık, Musevilik, dünya, komünistlik, faşistlik, hiçbir şey kalmıyor artık. Dünya bitecek. Yani son aşama. Zaten dünyaya bakın, her yeri çürümüştür dünyanın. Ayakta zor duruyor dünya şu an. Yani çürüdü bitti dünya, inşaAllah.
VTR
ADNAN OKTAR:Şimdi bunu anlamazlıktan gelmek çok anormal bir hareket olur. Bediüzzaman’ın bu sözü ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.)’in 8 tane hadisi ile de net, 8 hadisi ile nettir, çok açık. Ayrıca Musevilere göre de bu böyle. Zaten dünyaya baktığımızda da bu açıkça görülüyor. Dünyanın hiçbir devrinde böyle bir dinsiz hareket olmamıştır. Yani bu kadar büyük çaplı böyle bir deccali hareket ilk defa oluyor. Gökteki olaylara baktığımızda da Kıyametle ilgili hazırlık yapıldığını görüyoruz. Yani Cenab-ı Allah’ın dünyayı Kıyamete hazırladığını görüyoruz. Nemesis’in dünyanın yanına yaklaştırılması ki infaz için getirilmiştir. Göktaşlarının böyle milyonlarca göktaşının atmosferde yoğunlaşması ve 1980’den sonra yoğunlaşması ve sürekli bu tayfunların, şunların bunların, depremlerin artması, ilk defa tarihte oluyor. Bakın Mehdi (a.s.)’in çıkışından sonra dünya tarihinde ilk defa depremler bu kadar yüksek sayıya çıktı. Dünya tarihinde hiç yok. İlk defa Mehdi (a.s.) devrinde depremler bu derece artıyor. Göktaşlarının sayısı ilk defa Mehdi (a.s.) devrinde böyle milyonları buldu. Nemesis ilk defa Mehdi (a.s.) devrinde dünyaya yaklaştırıldı. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerinde de aynı şekilde dünyanın sonunun geldiğini görüyoruz. Bediüzzaman’ın izahlarında bunu görüyoruz. Bu anlaşılmayacak gibi değil. Vakit de son derece dar. Öyle okullar, hastaneler, şunla, bununla, işte işyerleri holdingler falan uğraşanlar bunu anlamazlıktan geliyorlar. Ve insanları boş ve gafil halde Kıyametin içine doğru sürüklemeye çalışıyorlar. Doğrusu benim dediğim gibi ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’den naklettiğim gibidir. Bu konuda tereddüt edecek bir şey yok. Bak Sungur Ağabey ne demiş? “Bana gelip kabrimin başında müjdeyi vereceksin” diyor, Sungur Ağabey. Yani “Mehdi (a.s.)’in çıktığını, İslam’ın hâkim olduğunu, gelip sen bana bizzat söyleyeceksin” diyor Sungur Ağabey’e.
Bugün Sait Özdemir Ağabey ile de görüşme yapmış kardeşlerimiz, Bediüzzaman’ın talebelerinden, meşhur büyük talebelerinden. Sungur Ağabeyin yanında oturan şahıstı demin filmde, Sungur Ağabeyin yanında oturuyordu. Sonra filmi de gösteririz. Seyit Salih Özcan ile yapılan konuşmayı da seyrettirmişler. Ve Üstad’ın Ahir zaman ile ilgili izahlarını şerh etmesini ve bu konu ile ilgili fikir ve düşüncelerini aktarmasını istemişler. Kendisi “Mehdi (a.s.) elbette bir şahıs olacak” demiş. Mesela bak bu çok önemli. Çünkü bir delil daha veriyorum bak. Fakat videoya almadık bu konuşmasını. Yani sözlü olarak aldık, yeni yapılan bir konuşma. “Elbette bir şahıs olacak.” Yalnız tabii demiş ki “Mehdi (a.s.)’in ikinci ve üçüncü vazifelerini yapacak” demiş. Şimdi ağabey birden bire geçişte tabii biraz zorlanıyor olabilir ağabeyimiz. Halbuki Bediüzzaman “ikinci, üçüncü” demiyor ki, “birinci, ikinci, üçüncü hepsini birden yapacak” diyor. Yani ikiyi ve üçü söylese, biz görürüz Risale-i Nur Külliyatı’nda, “iki, üç” demiyor ki. Herhalde Bediüzzaman’a sevgisinden birinci vazifeyi ona vermek istiyor. Halbuki Mehdi (a.s.) Darwinizme, materyalizme karşı mücadele yapıyor, iman hakikatlerini anlatıyor, Kuran mucizelerini anlatıyor ve bu yönde birinci vazifesi var ve çok uzun sürüyor bu, 40 yıl sürüyor. Bak seyit Salih Özcan Hocam söyledi, “40 yıllık vazifesi vardı” dedi, inşaAllah. O da kabul yine, ikinci, üçüncü vazifesi, hiç olmazsa Mehdi (a.s.)’i kabul etmiş. Bu çok önemli bir gelişme. “’Peki, bu ikinci, üçüncü vazifeyi yapacak kişi Mehdi (a.s.) değil midir?’ diye sorduk, o da ‘evet, Mehdi (a.s.)’dır’ dedi” diyor. Seyit Salih Özcan Hocamıza Üstad Bediüzzaman’ın “Keçeli Keçeli ben görmeyeceğim ama sen Mehdi (a.s.)’i göreceksin” dediğini söylemişler. Ancak gelecek şahsın ikinci ve üçüncü görevleri yapacağını belirtmiş. Tamam, onun mahsuru yok, tamam yine kabul ediyoruz öyle de olsa. Yani hiç olmazsa Müslümanların başına bir lider geçeceğini, ittihad-ı İslam’ın olacağını çünkü “ikinci, üçüncü görevler” ne demektir? İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği’nin oluşması. Ama ikinci, üçüncü görevi yapacak adamın nasıl oluyor da iman hakikatlerini anlatamayacak kadar aciz oluyor bu insan? Hem İslam âleminin başına geçiyor, hem Mehdi (a.s.) olmuş oluyor, bütün dünya ona tabi oluyor, Hz. İsa (a.s.) arkasında namaz kılıyor, onu kabul ediyor mesela Hz. İsa (a.s.)’in arkasında namaz kılacağını da kabul ediyor. Hocamıza söylemişler yani vaktin dar olduğunu, Hz. İsa (a.s.)’in da geleceğini, onu kabul ediyormuş. Peki, Darwinizmi, materyalizmi çökertecek bir bilgiye sahip olmasında ne mahsuru var Mehdi (a.s.)’in? Sayın Hocamızdan, ben onun tırnağı etmem, ben onun ayağının altını öperim ama bunları bir sorsak Hocamıza. Bizi aydınlatsa çok güzel olur.
“Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.)’in birlikte olması ile ilgili hadisleri hatırlattığımızda, ilk önce ‘aynı dönemlerde olmayacak, Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) ayrı ayrı zamanlarda olacak ‘” demiş. Yani “Hz. İsa (a.s.) ayrı bir dönemde, Mehdi (a.s.) ayrı bir zamanda gelecek, birbirleriyle alakası yok” demiş. “Sonra biz Üstad’ın Hicri 1506’a kadar bütün olayların biteceği izahını hatırlatınca, ‘evet, o zaman bu doğru, Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.), İslam ahlakının hakimiyeti bu 70 yıl içerisinde olacak’ dedi.” Bitti işte. Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılan kişinin adı Mehdi (a.s.)’dır. İttihad-ı İslam’da Müslümanların başına geçen, imam olan kişinin adı Mehdi (a.s.)’dır. Ama Hocamız diyor ki, “iman hakikatlerini o anlatmayacak”, niye anlatmasın? İman hakikatleri anlatması, ne mahsuru var ayrıca? Yani Hocamız müsaade etsin de anlatsın yani, inşaAllah. Bediüzzaman’a sevgisinden söylüyor. Halbuki Bediüzzaman’ı ihya edecek olan Mehdi (a.s.)’dır. Çünkü bak “Risale-i Nur’un gerçek sahibi” diyor Mehdi (a.s.) için. Yani “sizsiniz” demiyor. Sungur Ağabeye, Sait özdemir Ağabeye “sizsiniz” demiyor. “Mehdi (a.s.)’dır gerçek sahibi Risale-i Nur’un” diyor. “Ta Ahir zamanda gerçek sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelir Cenab-ı Hakkın izniyle o tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. Demek ki konu gittikçe netleşiyor. Bak Hocamız hiç tereddüt etmemiş, “1506” deyince, “o zaman tamam” demiş. “O zaman Mehdi (a.s.) ile ikisi aynı anda gelecek, Hz. İsa (a.s.) ile Mehdi (a.s.)” demiş. Kardeşim Hz. İsa (a.s.), yani ikinci, üçüncü görevi yapan kişinin arkasında Hz. İsa (a.s.) namaz kılar mı? Yani birinci görevi yapamayacak bir kişinin arkasında namaz kılar mı Hz. İsa (a.s.)? Koskoca Ulu’l Azm Peygamber, bakın “bütün umumun makbulü bir peygamber” diyor Bediüzzaman. İsa Mesih “sen benim imamımsın, reisimsin, ben senin emrindeyim” diyor. Yani Mehdi (a.s.)’in emrine giriyor. Böyle bir insan Darwinizmi, materyalizmi ezemeyecek güçte olur mu? İman hakikatini anlatamayacak güçte olur mu? İman hakikatinin ne zorluğu var ki yapamasın? Ama Hocam, kurban olayım ben onu yaratana, ben onun tırnağıyım yani. Nitekim bak konuşulunca hemen ikna olmuş. Yani o mübarek, Allah’tan korkan insan. Ne demişler bak çocuklar? Demişler ki “Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.)’in birlikte olması ile ilgili hadisi hatırlattığımızda ilk önce aynı dönemlerde olmayacak demiş.” “Ayrı ayrı dönemlerde gelecekler” demiş. “Sonra biz Üstad’ın Hicri 1506’ya kadar bütün olayların biteceği izahlarını hatırlatınca, ‘evet, o zaman bu doğru, Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.), İslam ahlakının hakimiyeti bu 70 yıl içerisinde olup bitecek’” demiş. Aksini zaten söyleyemez. Aksini zaten söyleyemez. Demek ki ağabeylerimizden böyle konuşup konuyu netleştirmeleri için onlardan yardımcı olmalarını istirham edeceğiz. Çok mübarek, muhterem bir insan. Ve Bediüzzaman’ın sevgisi ile sarhoş olmuş durumda, manevi sarhoşluk içerisinde. Biz de büyük bir coşkuyla Bediüzzaman’ı seviyoruz ama Hakkın hatırı hepsinin üzerindedir. Bak Bediüzzaman diyor ki “ben Mehdi (a.s.)’in öncü bir askeriyim, pişdar bir neferiyim, ona zemin izhar ediyorum” diyor. “Benim görevim bu” diyor. Şimdi Bediüzzaman’ı incitmiş oluruz. Mehdi (a.s.) aşkıyla coşmuş bir insandır Bediüzzaman. Bak “hiçbir cihette Ahir zamanın o acayip şahsı gibi olamam” diyor. Adı gibi emin. “İstanbul’da çıkacak” diyor, yerini de söylüyor. “Gördüğümü söylüyorum” Bediüzzaman diyor bak ayrıca. Bak “ben görmediğim bir şeyi söylemedim” diyor. Gördüğü insanı, Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor. Yani Bediüzzaman’ı seviyorsak, Mehdi (a.s.)’ı da sevmemiz gerekir. Yani Bediüzzaman’ı seviyoruz diye Mehdi (a.s.)’a sırt çevrilirse, bu Bediüzzaman’a karşı hıyanet olur, Resulullah (s.a.v.)’a karşı hıyanet olur, Allah’a karşı hıyanet olur. Nitekim biz almadık Hocamızın, seyit Salih Özcan Hocamızın, “haindir kabul etmeyen” diyor, seyit Salih Özcan Hocam. Yani “bu konuyu kabul etmeyen bir insan haindir” diyor. Yani “ittihad-ı İslam’ı, Müslüman olduğu halde, ‘samimiyim’ dediği halde, ‘ehl-i sünnetim’ dediği halde, Mehdiyeti, ittihad-ı İslam’ı kabul etmeyen haindir” diyor bak. Açık, ben yayınlamadım o kısmını. Ama yayınlarım da yani. Hocam belki kendi sehven söylemiştir, riskli de olabilir mi acaba diye düşündüm. Benim açımdan bir mahsuru yok, ben söylerim ama direk “haindir” diyor seyit Salih Özcan Hocam.
“Niye anlatıyorsun?” diyor arkadaşlar. Niye anlattığımı yıllar sonra daha iyi anlayacaksınız. Ben bir şeyi anlatıyorsam, bir bildiğim vardır. Beni kim konuşturuyor?
OKTAR BABUNA:Allah inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah konuşturuyor. O zaman, konuşturan Allah olduğuna göre, demek konuşacağım daha da. İnşaAllah. Ve konuştukça vurdukça açılıyor, vurdukça açılıyor. Mehdiyeti göremeyen pus gittikçe açılmaya başladı. Derdim sanki Mehdiyeti ilan etmekmiş gibi bir dertleri var. Kardeşim ne alaka? Allah’ın takdir ettiği Mehdi (a.s.) çıkacak, ben ayakkabısının altını öpeceğim. İyi kapıcılık yaparım ben yani derdine düşmesinler. Benim Mehdilik iddiam yok. Ben Allah’ın kastettiği Mehdi (a.s.)’in peşindeyim. Nerede bulursam kölesiyim ben onun, o kadar. İslam ahlakı hâkim olduğunda Cennete döner. Bak “Cennet asa bir baharda geleceksiniz. Cennete dönecek dünya” diyor Bediüzzaman. Bak “Cennet asa bahar” ne demek? “Cennet gibi olacak” diyor. Mehdiyet böyledir. Münafıklar ve müşrikler, üçkağıtçı yobazlar neye çevirmeye çalışıyor? Cehenneme. Mehdi (a.s.) nereye çevirecek dünyayı? Cennete. Onun için Mehdi (a.s.) görevlidir. Mehdi (a.s.)’in olmadığı yerde acı, ızdırab, zulümden başka bir şey olmaz. İstediği kadar toplantı yapsın Müslümanlar, istediği kadar konuşma yapsınlar, ne yaparsa yapsınlar anahtar Mehdi (a.s.)’dadır. Mehdi (a.s.)’in dışında çözüm olmaz. Bunu ben söylemiyorum. Resulullah (s.a.v.) söylüyor. Allah söylüyor. Allah kim kanalıyla söylüyor? Resulü kanalıyla söylüyor. Cibril’e söylüyor Cebrail, Cebrail de Peygamberimize (s.a.v.) söylüyor. Peygamber (s.a.v.) de bize söylüyor.
Bunu anlamazlıktan geldiği müddetçe Müslümanlar, felaket ve zillet başlarından gitmez. Bak kabadayılık üzerine kabadayılık yapıyorlar. Şimdi de İran’a ve Türkiye’ye kabadayılık yapmaya yapıyorlar. Vardır ya böyle mafya mensupları falan olur, zorla “git arkadaşını vur” falan derler böyle, itlik çakallık yaparlar. Bak bunlar da çakallık yapıyorlar. “Şimdi sana silah vereceğim” diyor, mafya gibi bak adamlar, “ee?” diyorsun, “gidip arkadaşını vuracaksın” diyor. “Vurmazsam ne olur? “diyor, “seni vururuz biz. Onu da seni de vururuz” diyor. Tam içmiş, alkolik mafya psikopat hareketler oluyor, filmlerde falan görülür, tam çakal muhabbeti yani.
Özetle şöyle diyeyim, biz İran ile dostuz, kardeşiz, Alevilerle, onlar bizim canımız. “Alevi” ne demek? Hz. Ali âşıkları. Biz neyiz? Hz. Ali aşığıyız. Ben evlad-ı Resul’üm. Hz. Ali evlatlarındanım. Dedeme laf söyletmem. Dedemi sevenleri de baş tacı yaparım. Resulullah (s.a.v.)’i sevenleri baş tacı yaparım. Daha ne istiyorsun, Hz. Ali’ye aşkla sevgi duyuyor mübarekler, kardeşlerim. Bas bağrına. Niye pırasa gibi doğrayayım ben kardeşimi? Ne diyorsun Oktar?
OKTAR BABUNA:Hocam maşaAllah, öyle hikmetle anlatıyorsunuz ki elhamdülillah Hocam. Bir de dediğiniz gibi vurdukça açılıyor artık konu inşaAllah Hocam, maşaAllah dünya çapında.
ADNAN OKTAR:Kardeşim İran ile birleşeceğiz. Bak Ahmedinejad var gücüyle bağırıyor, “Mehdi (a.s.) çıktı” diyor. Var bir bildiği ki söylüyor.
Tamam, Oktar Hocam, şimdi ne yapıyoruz? İnternetten mi devam edeceğiz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, harunyahya.tv’den.
SUNUCU:Yarın 22.00’dan itibaren harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV’den takip edebilirsiniz.
Sokak Röportajları
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Radyo programları
Devamı ...