SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Kaçkar Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak ART Tv, Uşak Egem Tv, haberhilal.com, selamhaber.com ve 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Nedir şu kemikler? Ne bunlar?
OKTAR BABUNA:Fosiller Hocam, birazdan göstersek olur mu?
ADNAN OKTAR:Tamam, birazdan yapalım. En azından şunu göster de şunu bir kaldıralım elimin altından.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, söylüyorum birazdan. Güneş Balığı Ringa 50 milyon yıllık. Onun bugünkü halini de göstereceğim şimdi. Bu da bugünkü hali Hocam, inşaAllah. 50 milyon yıl boyunca en ufak bir değişikliğe uğramamış gördüğünüz gibi. Günümüzdeki halinden en ufak bir farkı yok. Yüzgeçleri, omurgası, vücut yapısıyla 50 milyon yıl önce nasılsa şimdi de öyle.
ADNAN OKTAR:Şimdi bu orjinal fosil. Taşlaşmış, gomalak ile rengi koyulaştırılıp gösterilebilir hale getirilmiş. Taş içerisinde, taşlaşmış fosil.
OKTAR BABUNA:50 milyon yıllık fosil.
ADNAN OKTAR:Yaşayan halini de göster şimdi.
OKTAR BABUNA:Yaşayan halini de gösterirsek o da, günümüzdeki hali bize 50 milyon yıl boyunca en ufak bir değişikliğe uğramadığını, Allah tarafından yaratıldığını kanıtlıyor. 50 milyon yıl önce çıktığı hali günümüzdeki ile aynısı. Hiçbir şekilde evrimleşmediğini gösteriyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam buyur.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, Nuh Gönültaş bir yazı yazmış Bugün Gazetesi’nde. Doğan Grubu’nun neden Cübbeli Ahmet Hoca’yı savunduğunu sormuş. Kısa bir alıntı okuyayım Hocam, inşaAllah? “Bazı Hürriyet yazarları Cübbeli Ahmet Hoca'nın hakkını savunmaya geçiyor, falan filan. Ne oluyoruz beyler? Ruşen Çakır, Fatih Altaylı, Mehmet Yakup Yılmaz. Müslüm Gündüz'ü çok mu seviyorsunuz? Cübbeli Ahmet Hoca'nın haklarını savunurken kılık kıyafetini millete örnek mi gösteriyorsunuz? Cübbeli Ahmet Hoca artık Habertürk TV'nin kadrolu elemanı oldu. Fatih Altaylı gülmek istediği zaman Cübbeli Ahmet Hoca'yı ekrana çıkarıp ona fıkra anlattırıyor. Ama Türkiye'yi artık 28 Şubat'taki korku tüneline sokamazlar. Çünkü medya artık bütünüyle onların elinde değil ve tabii ki Türkiye artık eski Türkiye değil” demiş Hocam, yazısında.
ADNAN OKTAR:Fatih Altaylı bir yazı yazmış. Fatih Altaylı tabii çok uyanık, her cümlesinde bir derin anlam oluyor. Bak, “Cübbeli Ahmet Hoca ile ilgili tavır değişikliğinin sinyallerini bir süredir alıyordum” diyor. Demek ki, uzun süreden beri sinyal takibi yapıyor. Cübbeli, demek ki bu kişi için çok önemli. Benim için, mesela birçok kişi için hiç önemli değil, mesela adam muhatap dahi olmaz. Ne alaka? Cübbeli ile yolu ayrı, evi ayrı adamın. Ama bak, adam sinyal uzmanı olmuş. Bak, ne diyor? “Sinyallerini bir süredir alıyordum. Bir süre öncesine kadar, "Yahu Ahmet Hoca'yı almakla ne iyi ediyorsunuz. Çok tatlı adamdır. Herkes öcü olmadığını gördü" diyen bir kesim” bu da bilinçaltı kurgu. “Almakla ne iyi ediyorsunuz. Çok tatlı bir adam. Herkes onun öcü olmadığını gördü” bu da bir propaganda metodu, yani kendince sevdirmeye çalışıyor. Bilinçaltı kurgulama yapıyor, öyle diyorlar diyor ama bu tabii kendi dediği olmuş oluyor. Sen bir diğer konuları anlat bakayım. Ben biraz sonra bu konuyu genişleteceğim. Şu konuyu anlat bir önce. Şunu genişlet.
OKTAR BABUNA:Okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“Cübbeli Ahmet Hoca ile ilgili tavır değişikliğinin sinyallerini bir süredir alıyordum. Bir süre öncesine kadar, "Yahu Ahmet Hoca'yı almakla ne iyi ediyorsunuz. Çok tatlı adamdır. Herkes öcü olmadığını gördü" diyen bir kesim, son programdan önce "rahatsızlıklarını" açık açık dile getirmeye başlayınca iyice anladım bunu. Ama doğrusu "manşetten kafa yiyeceğini" hiç beklemiyordum. Benim gördüğüm şudur: Cübbeli Ahmet'in "popüler" hale gelmesi ve neredeyse bir "pop kültür ikonu" olması "bazılarını" pek mutlu etmedi. Burada Cübbeli Ahmet'i itibarsızlaştırma operasyonu başlatıldı. İslami cemaatlerin kendi aralarındaki çekişmelere pek aklım ermez. Kodlarını detaylı bir biçimde bilmem. Ancak Cübbeli Ahmet'le ilgili bazı kanaatlerim, yaptığımız programlar sonucunda oluştu. Cübbeli Ahmet ve içinde bulunduğu çevre, Erbakan'a yakın. Saadet'in başına Erbakan'ın geçmesinden memnunlar. Erbakan'ın "milli" politikalarını benimsiyorlar. Ondan yanalar. "Globalleşmeye" karşılar. İslami açıdan da farklı bir konumdalar. Suudi Vehhabiliğine kökten karşılar. Bunu sert biçimde eleştiriyorlar. Aslında bu da garip değil, çünkü Nakşibendiliğin oluşum felsefesindeki temellerden biri "Vehhabiliğe karşı durmak". Cübbeli Ahmet de özel sohbetlerinde sık sık "Biz Bahaeddin Nakşibend'in Orta Asya'daki yolundan geliyoruz" vurgusu yapıyor. Bunun dışında Cübbeli Ahmet ve çevresi, Hayreddin Karaman'ın öncülüğünü yaptığı fikirlerden, İslam'ın "ekonomik gerçeklerle" sündürülmesinden, Suud'laştırılmasından hoşlanmıyorlar. Bunu açık açık dile getiriyorlar. Vehhabiliğe karşı Nakşilerle aynı duyguları paylaşan Gülen Cemaati ile aralarında da geniş bir uçurum var. Gülen Cemaati'ni bir cemaat olarak görmüyorlar bile. Gülenciler'e yaklaşımları "alaycı". Bu yüzden de birbirlerinden çok hoşlanmıyorlar. Bunlar kendisiyle yaptığımız programlar sonucunda edindiğim izlenimler. Önünde, arkasında bu anlattıklarımın dışında başka neler var bilemem. Ancak bildiğim, "İslamcıların" tek bir vücut ve tek bir gövde, hatta tek bir kafa olarak hareket etmedikleri. Kendi içlerindeki çelişkiler ve ayrımlar, bazen bizimle olan çelişki ve ayrımlarından daha derin. Not: Cübbeli Ahmet Hoca'nın Mahmut Ustaosmanoğlu ile arasının açık olduğunu da düşünmüyorum. Bizim program sırasında bile Mahmut Ustaosmanoğlu ile iki kez telefonda konuşup bilgi aldı, bilgi verdi.”
ADNAN OKTAR:Ne diyorsun sen buna? Ne anladın?
OKTAR BABUNA:Fatih Altaylı, Cübbeli’yi açıkça savunuyor. Cübbeli’nin bir pop kültür ikonu olduğunu söylemiş ve onu itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar demiş. Birde kendince diğer cemaatlerle olan ilişkisini anlatmış.
ADNAN OKTAR:“Pop kültür ikonu”, ne demek?
OKTAR BABUNA:“Pop kültür ikonu”, ikon (haşa) ilah anlamında gibi bir şey.
ADNAN OKTAR:Pop kültür, ne demek?
OKTAR BABUNA:Pop kültürü gençlerin Allah-u alem onu kastetmiş.
ADNAN OKTAR:Bağlantısını nasıl kurdu acaba?
OKTAR BABUNA:Ona fıkralar anlattırıyor gibi bir şeyler anlatmış ama.
ADNAN OKTAR:Neyi kastediyor pop kültüründen? Popüler kültür. Şimdi bak, ben bu adamcağızın anlatmak istediklerini size biraz anlatmaya çalışayım. Kendini çok uyanık zannediyor ama. Cübbeli Ahmet’in Erbakan’ı desteklediğini ve Erbakan’ın Saadet’in başına geçmesinden memnun oluğunu söylüyor. Sen Numan Kurtulmuş’un döneminde, Numan Kurtulmuş’un o ayak dansları başladığında ve bunlar Numan Kurtulmuş’u desteklediği dönemde, bunlar destekliyordu, değil mi tam takım? Fatih Altaylı, Aydın Doğan’ın takımı, tamamı Saadet’i ele geçirmek yönünde yani fikren, manen ele geçirmek yönünde bir faaliyet vardı. O dönemde Erbakan Hocam’a da şiddetil bir saldırı vardı bunlardan, konuşarak, yazı yazarak falan saldırı vardı. Cübbeli’nin tek kelime konuştuğunu gördün mü o dönemde sen? Yani, “Siz Erbakan’a nasıl böyle konuşuyorsunuz? Bu insan kaç yıllık dava adamı, buna böyle konuşmanız yakışık almıyor. Ayıp yapıyorsunuz” falan dediğini duydun mu? Duymadın. Numan Kurtulmuş’un o Aydın Doğan’ın takımıyla görüşmesinden rahatsız olmuş bir ifade gördün mü? Bayağı memnundu. O zaman Cübbeli Numancı idi. O dönemde Numancıydı, nereden çıktı Erbakan’a karşı tavır? Numan Kurtulmuş tası tarağı toplayıp gidince, doğal olarak adam Erbakan yanlısı olmuş oldu. Bakın şimdi iki büyük proje vardı; biri Saadet Partisi’ni ele geçirmek, iki bu Fatih’teki tertemiz insanların oluşturduğu cemaati ele geçirmek, onları kontrol altına almak. O kontrolü Cübbeli kanalı ile yapacaklardı. Cübbeli zaten şu an kontrol altına almış durumdalar, Cübbeli onların eline geçti adeta, onların kontrolünde, şu an “baba” diyor zaten Fatih Altaylı’ya. Eğer Numan Kurtulmuş da Saadet’i ele geçirmiş olsaydı, konu kökten hallolmuş olacaktı. İstedikleri gibi yönlendirebilecekleri bir yapı olmuş olacaktı. O cami cemaatini kontrol altına almayı Cübbeli kanalı ile yapacaklardı. Saadet Partisi’nin kontrolünü de Hocanın kanalıyla yapacaklardı, yani Numan Kurtulmuş kanalıyla yapacaklardı. Bu iki projelerini de biz, ben fikren konuşmalarımla, tavrımızla, düşüncelerimizle, gerçekleri anlatarak yerle bir ettik. Bak, var gücüyle kurtarmaya çalışıyor ama kurtaramıyor. Yani oyun dansa dönüşmüştü, biz danslarını durdurduk, inşaAllah. Böyle samba yapıyorlardı, Cübbeli ile beraber karşılıklı samba yapıyorlardı. Şimdi bakın, uyanıklıklarına bakın. Bir de “Nakşibendiliğin oluşum felsefesindeki temellerden biri "Vehhabiliğe karşı durmak"” diyor. Müslümanları toptan bir mücadelenin içerisine doğru çekiyor. Sanki Cübbeli sadece Vahabilere karşıymış gibi bir izlenim veriyor. Cübbeli Alevilere de karşı, Bektaşilere de karşı, Şiilere de karşı, Caferilere de karşı yani kendinden olmayan herkese karşı ama nasıl bir karşı olma biliyor musun? Pırasa gibi doğrama tarzında bir karşı olma, bak pırasa gibi. Açıkça söylüyor adam konuşmasında, ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında ne yapacak çocuklar?” diyor. “Caferileri, Şiileri, Alevileri ne yapacak? Pırasa gibi doğrayacak” diyor, pırasa gibi. Hep bir arada, onları da coşturuyor amigoluk yapıyor onlara, doğrama amigoluğu yapıyor, doğrama dersi veriyor. Şimdi burada insanların dikkatini Vehhabiliğe çekip, sanki konu sadece oradaymış gibi, oranın içerisinde de; bir tane Suudilere halkın arasında bir gıcıklık vardır yani Suudi dersin. Suudi sermayesi, zenginlere karşı insanların arasında bir muhalefet olur biraz, fakir kesimde, bir kısım insanlarda zenginlere karşı bir öfke olur. Suudilere karşı da genellikle eskiden beri propaganda sonucu oluşmuş bir öfke vardır bazı kişilerde. Onu gıdıklayarak oradan bir dikkat daralması meydana getiriyor. Yani sadece Cübbeli diyeceksin, Vehhabilere karşı, o da fikren. Halbuki öyle değil, direk doğrama tarzında bir düşünceye sahip Cübbeli. Ve Alevi ve Bektaşi, Caferi ve Şii bütün müminlere karşı. Şimdi böyle bir durumda Müslümanların birleşmesi, Mehdiyet mümkün mü? Olmaz. Yani sen, Türk dünyada zaten bir avuç Müslüman var, onlar da esir durumdalar. Amerika saldırıyor, Fransa saldırıyor, İngiltere saldırıyor, toplu bir saldırı var. Afganistan’da da mesela yabancı sırf Amerikan askeri yok, her türlü asker var, o da yanlış biliniyor. Sadece Amerikan askerleri saldırıyor zannediliyor. Ve psikopatça adam öldürmek isteyen her türlü cinsi sapık oraya gelip, orada adam öldürüyor, yani şehit ediyorlar. Dolayısıyla Cübbeli’nin siyasetine göre Müslümanların birleşmesi asla ve kesinlikle mümkün değil. Halbuki biz “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” diyen herkesi kardeşimiz biliriz. Dinsizse, onu da kardeşimiz biliriz, çünkü potansiyel Müslümandır o da, biz de onu eğitiriz. Dinsiz olması, olabilir. Allah dinsizlerin olacağını yazıyor Kuran’da, kaderi öyledir, dua ederiz düzelmesi için. Ama müminler kardeştir ve bütün müminler “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” diyen herkes. Şimdi Cübbeli neden işe gelecek gibi? İttihad-ı İslam ve Türk-İslam Birliği’nin oluşmasına net engel olduğu için, çok sağlam engel, tam net politika izliyor. Ve zaten Mehdiliğe karşı olduğunu 570 yıl geriye alarak gösteriyor. 570 yıla, zaten dünya kalmaz 570 yıl. O Kıyamete kadar bir süreyi geçiştirmeye çalışıyor. O arada Müslümanlığın hakim olmaması için şu an var gücüyle gayret ediyor. Biliyor, Kıyametin de yakın olduğunu biliyor. Ama o arada zaman kazanmak ve İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini engellemek için bir faaliyeti var. O yüzden Fatih Altaylı’nın tam beğeneceği bir tip, çok hoşlanacağı bir tip. Suudi karşıtlığı yok. Bir de Müslümanlar, bütün Müslümanları severler. Bu sanki, bütün Nakşibendilerde böyle bir şey vardır, imajı vermiş. Cübbeli’den de çıkarmış olayı, bütün Nakşibendiliği töhmet altında bırakıyor. Halbuki Nakşibendiler sevgi insanıdırlar, muhabbet insanıdır, dostluk insanıdırlar. “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” diyen herkesi severler. Mesela Menzil Cemaati’ne oraya giden adamlar esrarkeşi gidiyor, uyuşturucu müptelası gidiyor, sarhoşu gidiyor. Hepsine şefkat, muhabbet gösteriyorlar. Hiçbirine karşı da bir muhalif düşünceleri yok. Her partiye, her düşünceye karşı da açıklar. Şimdi bunu bir kere Nakşibendiliğe mal etmesin çünkü bu manevi evladı Cübbeli’ye ait bir özellik. Bunu yaymasın, uyanıklık yapmasın. “Cübbeli Ahmet de özel sohbetlerinde sık sık "Biz Bahaeddin Nakşibend'in Orta Asya'daki yolundan geliyoruz"” diyerek Cübbeli’yi bir de miliyetçi bir görünümde göstererek şirin göstermeye çalışıyor. Orta Asya ile bağlantı kurmaya çalışıyor. Zaten adam Türk-İslam Birliği’ni istemiyor ki, sen Orta Asya’dan bahsediyorsun. Buradaki bu uyanıklığı da bıraksın. “Hayreddin Karaman'ın öncülüğünü yaptığı fikirlerden, İslam'ın "ekonomik gerekçelerle" sündürülmesinden, Suud'laştırılmasından hoşlanmıyorlar.” Öyle bir hizmet yapıyormuş ki, ekonominin Suud’laştırılmasını engelleyen, böyle ekonomiye de faydası olan adam görünümünde bir tavır veriyor. Halbuki Müslümanları bölüp parçalayan bir insan konumunda şu an ve İttihad-ı İslam’ı engelleyen, Müslümanların birleşmesini engelleyen adam konumunda. Bir tanesini örnek vermiş. Peki Caferilerden niye örnek vermedin Fatih Bey? Şiilerden niye örnek vermedin manevi babası? Alevilerden, Bektaşilerden niye haber vermedin? Sorsana adama, bu doğrama fikrini nereden çıkartmış mesela? Hz. Mehdi (a.s.)’ın doğrayacağına ümit var, onları kıtır kıtır doğrayacağına ümitvar. Bu doğrama konusundaki düşüncesini nereden çıkartmış? Ve bu inancına Fatih Altaylı katılıyor mu? Bu çok korkunç bir şey, dehşet verici bir şey bu. Aleviler niye kesilsin kardeşim? Şiiler, Caferiler niye kesilsin? Nur gibi kardeşlerimiz. Hz. Ali (r.a.) aşıkları, Ehl-i Beyt aşıkları canlarımız bizim. “Allah” diyor ki, Allah’a dua ediyor, “Allah, İran’ın karışıklığını arttırsın. İran yerle bir olsun” diyor. Yani İslam ülkesine, Müslümanların olduğu bir yere karşı içinde bu kadar öfke duyan bir insana Fatih Altaylı’nın destek çıkmasını anlıyoruz. Mantığını anlıyoruz. Ama bize böyle aradan kakalamaya, yutturmaya falan kalkmasınlar. Kendini uyanık zannetmesin. Bizim milletimiz böyle şeyleri yutmaz. Bu kakalamalara karşı da çok uyanıktır yani, inşaAllah. “Vehhabiliğe karşı Nakşilerle aynı duyguları paylaşan Gülen Cemaati” bak, Gülen Cemaati’ni de olayın içine sokmuş. Yani suç ortağı yapıyor, yayıyor bak, çok uyanık. Mesela Vehhabi karşıtlığı, “Vehhabilerin doğranması fikrini Nakşiler de savunuyor, Gülen Cemaati de savunuyor” diyor. Halbuki ne Nakşilerin böyle bir iddiası var, ne Gülen Cemaati’nin böyle bir iddiası var. Bu Cübbeli’ye mahsus bir özellik. Ve İttihad-ı İslam’ı istememe, Hz. Mehdi (a.s.)’ı istememe düşüncesi, Cübbeli’ye has bir özelliktir. Bunu yaygınlaştırıp suçunu hafifletmek veyahut inceltip yok etmek yönünde kendince ince bir siyaset izlemiş ama benden döner, inşaAllah. “Gülen Cemaati'ni bir cemaat olarak görmüyorlar bile. Gülenciler'e yaklaşımları "alaycı."” Bak güya Gülen Cemaati’ni de aşağılamış oluyor kendi kafasınca. Mesela alaycı falan takmıyor, yani cemaat olarak bile görmüyorlar, hiç kaale almaz, “onlar da kim?” falan. Bak, Müslümanların arasındaki bölünmeyi de burada körüklemiş oluyor. Bir kanaat getirecek, diyecek ki Müslümanlar, hem Vehhabiler bölünmüş, Şiiler bölünmüş ama Müslümanlar da kendileri arasında bölünmüş ve bölünmenin de derin temelleri var. Cübbeli haklı, doğru ama Fethullah Hoca Cemaati de yanlış yolda ve alay edilecek konumdalar, yani böyle küçük görülecek konumdalar ve sıradan hiç kaale alınmayacak konumdalar imajı vermiş kendi kafasınca. Böylece İttihad-ı İslam’ın olmasını mümkün olmadığını bir kere daha perçinlemiş oluyor, kendi kafasınca uyanıklık yapıyor. Bak, “bu yüzden de birbirlerinden çok hoşlanmıyorlar.” Müslümanlar birbirlerini sever, niye hoşlanmasınlar? Ben bütün Müslümanları seviyorum. Hepsini seviyorum. Niye hoşlanmayalım? Bak, “önünde, arkasında bu anlattıklarımın dışında başka neler var bilemem.” Ben de sana öğrettim işte, anlaşıldı mı? Bak “Bilmem” diyor, bilmemek suç değil, öğrenmemek suç, ben de sana öğretiyorum. Çok yakından takip ediyor programları. “Duyuyoruz” diyor, “duydum” de, “duyuyoruz” deme. “Ancak bildiğim, "İslamcıların" tek bir vücut ve tek bir gövde, hatta tek bir kafa olarak hareket etmedikleri.” Bak Mehdiyet’in oluşmayacağına dair kanaatini nasıl vurguluyor görüyor musun? Üsluba bak, “"İslamcıların" tek bir vücut ve tek bir gövde, hatta tek bir kafa olarak”, tek bir kafa nedir? Hz. Mehdi (a.s.)’dir. Tek bir kafanın anlamı Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Tek bir kafanın Müslümanlara imam olması, onlara manevi önder olması, onları yönetmesi, onlara sevgiyi, şefkati, merhameti, dürüstlüğü, iyiliği göstermesi, Müslüman kardeşliğini sağlaması, Müslümanların bölünmüşlüğünü yok etmesi, Alevi, Bektaşi, Şii, Sünni bütün bu ayrımları ortadan kaldırıp hepsinin birbirini kucaklamasını sağlaması ne ile olur? Tek bir vücut olmak, tek bir gövde ve tek bir kafa olmakla olur. Bak, adam ne diyor? “Hareket etmedikleri. Kendi içlerindeki çelişkiler ve ayrımlar, bazen bizimle olan çelişki ve ayrımlarından daha derin” diyor. Böylece bilinçaltı kurgulama yapıyor, yani İttihad-ı İslam’ın oluşamayacağı, Mehdiyet’in oluşamayacağını çok kurnaz bir üslupla anlatmış kendince. Bakın buradaki kelimeler çok önemli bak, “hatta tek bir kafa olarak,” tek bir kafa, Allah’ın emridir zaten. İttihad-ı İslam’da Hz. Mehdi (a.s.)’yi temsil eden bir ifadedir. Tek bir beyinin bütün İslam alemine sevgiyi, demokrasiyi, güzelliği, iyiliği, sanatı, bilimi göstermesi ve onları teşvik edip, Altınçağa ulaştırması. Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdesi, Kuran’ın emri, Kuran’ın emridir İttihad-ı İslam ve Bediüzzaman’ın da müjdesidir ayrıca, inşaAllah. “Cübbeli Ahmet Hoca'nın Mahmut Ustaosmanoğlu ile arasının açık olduğunu da düşünmüyorum. Bizim program sırasında bile Mahmut Ustaosmanoğlu ile iki kez telefonda konuşup bilgi aldı, bilgi verdi.” Arasının, yani o çeşitli öyle, o tip konuşmalar oldu, öyle bir şey olması için de bir sebep yok. Mahmut Hocamız son derece müşfik, merhametli, makul bir insan, yani oturup kimseye küsmez, darılmaz da, kimseyle de uğraşmaz. Ama kimsenin de anormallik yapmasına müsaade etmez, inşaAllah. Benim gördüğüm, dikkatlice takip edilen bir insan Cübbeli. Çünkü Fatih Altaylı ve Aydın Doğan’ın ekibi tam kadro, derin bir muhabbetle, derinlerden bir muhabbetle ona tam pres destek oluyorlar. Burada bir olağanüstülük var. Numan Kurtulmuş’a olan desteğin daha alengirli ve daha derinden olanı. Bir İsmailağa Cemaati hedefti, ele geçirilmesi gereken yer olarak, bir de Saadet Partisi. İkisinde de kollarını kırdım, ikisinde küt küt iki tane ses geldi. İkisinin de de kollarını kırdım, ne ile? Bilgi ile, ilimle, sevgiyle, dürüstlükle, doğrulukla ve perdenin arkasını göstermekle insanlara. Perdeyi bize başka türlü gösteriyorlar, perdenin arka tarafı bambaşka. Biz perdenin arka tarafına geçtik onu gördük şu an, inşaAllah. Bir de Cübbeli, şimdi dense ki Cübbeli’ye, mesela Allah vermesin, bir sorun çıksa, “Cübbeli sen bizim başımıza iş açtın, bizim başımıza bela oldun. Sen buradan git, bu topluluktan çık git”, pek denilecek gibi değil yani durum. Onun da farkında Fatih Altaylı, adamın elindeki imkanlar çok geniş şu an. Saf görünüyor ama öyle değil olay, inşaAllah. Ama evvelAllah biz buradayız, inşaAllah. Şimdi bu, bir kere şu Vehhabi karşıtlığını, o Alevileri doğrama videosu var ya, onu bir daha göster, İran ve şey. Fatih babası iyi bir dinlesin, Cübbeli’nin manevi babası. Sürekli, “Baba, baba” diye peşinde geziyor.
VTR
ADNAN OKTAR:Bak, kesme, kafasını kesmeden kasıt, Ortadan ikiye biçme. Ama bak modeli de belirtiyor, nasıl kesileceğini de söylüyor. Normal bir idam falan da değil, kurşuna dizme falan tarzında da değil. Pırasa gibi, yani üst üste koyup doğranmaları gerektiği kanaatinde ve etrafına da bunu anlatıyor. Fatih Altaylı da durumun farkına varmış anladığım kadarı ile, durumu kurtarmanın peşinde gibi, manevi evladını kurtarmanın peşinde, evlatlığını. Şimdi bunu görüp de buna karşı tavır almaması Fatih Altaylı’nın bana çok çok acayip geldi. Yani iddia edilen Fatih Altaylı, biraz garibime gitti burada. İddia edilen Aydın dedesi, iddia edilen Fatih babamız falan, ortalık bayağı karışmış. Bizimki bir iddia tabii, biz bunu anlatıyoruz. Aydın Doğan’la da ilgili bir iddiamız var, onun için iddia edilen diyoruz, inşaAllah. Her neyse de, çok dikkatlice izliyorum sakın bir abidik gubidik yapmaya kalkmasınlar, inşaAllah. Ne Alevilere laf söyletirim, ne 12 imama, ne Caferilere, ne Bektaşilere, ne Vehhabilere, onlar benim canım. Hiç bir Müsülman topluluğa, gruba tek kelime laf ettirmem. Biz kardeşiz, bedende de kardeşiz, ruhta da kardeşiz, tek kafada da kardeşiz, Hz. Mehdi (a.s.)’de de, birleşmede de kardeşiz. Boş yere hiç hoplayıp, zıplayıp böyle samba yapmasınlar. Fatih Altaylı, Aydın Doğan, Cübbeli hep toplu samba yapmaya başladılar, inşaAllah. Brezilya Festivali’ne çevirdiler ortalığı böyle. Cübbeli en önde gidiyor böyle, arkasından Fatih Altaylı, Aydın Doğan. Numan Kurtulmuş Hoca’ya da öğretmek istediler biraz samba. O da beceremiyor ama yine de kendince bir şeyler yapmaya çalışıyor, yok, inşaAllah. Daha da derin analiz yaparım da, şimdilik bu kadar yeter. Anlatmak istediğimi anlamışlardır. Evet, şimdi seni dinliyorum Oktar.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bardakoğlu, Ali Bardakoğlu bir açıklama yapmış. Siz hep bir süredir Müslümanların, başı açık olanların da birinci sınıf Müslüman olduklarını vurguluyordunuz Hocam. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu da bu doğrultuda açıklama yapmış. “Başını örtsün örtmesin bir insan ben Müslüman’ım diyorsa, Müslüman’dır.” Demiş. “Ancak başını örtsün örtmesin bir insan ben Müslüman’ım diyorsa, Müslüman’dır. Kimse kimseye baskı yapmamalıdır. Başını kapattığı için ne hak mahrumiyeti olmalıdır ne de başını açtığı için yadırganmalıdır. Herkes birinci sınıf Müslüman’dır.” demiş.
ADNAN OKTAR: O kadar. Modern, tatlı, çok şahane insanlar. Birinci sınıf halis Müslüman’dır. Kapalı kardeşim olsun burada, o da birinci sınıf türbanlı, çarşaflı olsun o da benim için birinci sınıf halis Müslüman’dır. Hepsi benim kardeşimdir. Başı açık, başı kapalı diye bölmeye kalkmak milleti, çok büyük bir fitnedir. Buna da müsaade etmeyiz. Kardeşim Alevi, Sünni, başı açık, başı kapalı, her seferinde bir konu çıkartmaya kalkıyorlar. Hepsi birbirinden güzel insanlar, hepsi birbirinden üstün insanlar ve hepsi de bizim kardeşimiz. Bıraksınlar bunları yani, inşaAllah. Evet, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Son zamanlarda Türk-İslam Birliği’nin acil bir ihtiyaç olduğunu yönünde yazılar artmaya başladı. Bir yazıda Engin Ardınç Sabah’ta yazmış Hocam. “Osmanlı bozgunu bitti. Bir takım kimseler Osmanlı’yı yok etmeye çalıştı ama halk Osmanlı olduğunu hiç unutmad,ı hiç vazgeçmedi. Komşular ile sıfır sorun politikası, Osmanlı’nın kucaklayıcı yanını akıllara getiriyor. Halk eski kardeşlerini, en başta Kürt halkını kucaklayacak. Türkiye’de çok hayırlı şeyler oluyor. Osmanlı bozgunu bitiyor.” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Engin Ardınç, helal olsun, ağzından nur akıyor. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu da delikanlı çıktı. Ben böyle Diyanet İşleri Başkanı görmedim, maşAllah. Engin Ardınç da tam anlamı ile delikanlı, helal olsun. Her seferinde samimi gayet güzel ifadeleri oluyor, maşAllah.
OKTAR BABUNA:Nasuhi Güngör’de Hocam, tam sizin anlattıklarınız yönünde bir yorum yapmış. “Türkiye Suriye Irak nasıl birleşir?” demiş. “Her zaman olduğu gibi tek çözümün, bu coğrafyada en başta Türkiye, Suriye, Kuzey Irak merkezli olmak üzere bir entegrasyon olduğunu anlattım. Bizi çağıran ortak bir kader var. Bundan kaçmak yerine birlikte neler yapabilirize kafa yormak herhalde daha akılcı olur.” demiş yazısında Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Suriye, Irak, Ürdün hepsini birleştireceğiz, inşaAllah. Modern, neşeli, gürbüz, zinde, güzel bir gençlik olacak. Acayip bir hoşluk, acayip bir mükemmellik bunun adına ne diyeceğiz? Altınçağ diyeceğiz. Bediüzzaman ne diyor; “Cennet asa bir bahar da.” Yani Cennet gibi bir bahar meydana gelecek, diyor. Ne Cübbeli’nin öyle simsiyah karanlık dünyasına müsaade edeceğiz, ne Fatih Altaylı’nın o iddia edilen kişiliğine itibar edeceğiz, ne Aydın dedesinin o iddia edilen o karakterine itibar edeceğiz. Cayır cayır böyle gürül gürül Türk-İslam Birliği’ni oluşturacağız, inşaAllah.
Bediüzzaman ile ilgili olarak, Seyid Salih Hocamızın açıklamaları çok hayati. Sonradan gelen talebelerin, kendilerince grup taassubu içerisinde bir kısım kişilerin, Bediüzzaman’ın sözlerini böyle değiştirmeye kalkmaları geçerli olmaz. Bir kere Bediüzzaman’ın düz ifadelerinin üzerinde dursun kardeşlerimiz. Herkes bize yardımcı olsun. Nur dairesindeki Risale-i Nur talebelerindeki yanlış düşünceyi düzelmek için, bütün kardeşlerimizin biraz sabırlı çalışma yapmaları gerekiyor. Bu biraz zaman alır. Acele etmeyecekler çünkü muazzam bir tahribat meydana getirilmiş. O tahribat itinalı bir anlatım ile düzeltilecek, inşaAllah. Çünkü şahs-ı manevi diyerek Müslüman’ları pasifine etmek, Kıyametin de bu kadar yakın olduğunu bildiği halde, Müslümanları dünyaya sardırmak, İslam’a, Kuran’a karşı bir mücadele olmuş olur, inşaAllah. O yüzden kimin ne dediği falan önemli değil. Mesela bak Seyid Salih Özcan Hocam bir tek Allah’tan korkar, grup taassubu da yoktur, kimseye verilecek hesabı da yoktur. Ben Bediüzzaman’dan bizzat duyduklarımı anlatıyorum, diyor. Kendi duyduğumu anlatıyorum, diyor. O yönde kardeşlerimiz bizden duyduklarını, okuduklarını halka yavaş yavaş anlatsınlar, hiç acele etmesinler.
Bak mesela ne diyor Bediüzzaman; “Ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek zatın, üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü.” Gayet rahat olsunlar. Mesela “ümmetin beklediği” ne demek? Bekleniyor demek ki, gelmesi bekleniyor. Ne zaman geliyor? Ahir zamanda, Ahir zamanda gelecek. Nasıl, şahs-ı manevi mi? Değil, zat. Üç vazifesi, iki tane değil üç tane. Mesela ağabeyler bazen diyorlar, iki vazifesi var gelecek kişinin yahut bir tane vazifesi var. Bak Bediüzzaman üç tane diyor. Bunu ısrarla söyledikten sonra bir gerileme olacaktır, yani o ısrarda devam edemezler. Bu konuları anlamamalarının veyahut bu konulardaki tevillerinin nedeni, bu konulara girmek yasaktı. Yıllardan beri, yaklaşık 1960’lardan beri, 1960’tan beri, Bediüzzaman’dan sonra bu konular hep yasak edilmiştir Nur talebeleri içerisinde. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.), deccal bu konular okunmamıştır.
SUNUCU:Niye peki Hocam?
ADNAN OKTAR:Şimdi Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) bilinmesi bir heyecan ve saygı meydana getiriyor. Her harekette bu vardır, yani insan kendi mürşidini Mehdi (a.s.) bildiğinde daha bir enerjik, daha bir iddialı oluyor. Fakat Mehdi (a.s.) olmadığı kanaatinde olursa, daha sakin, daha pasif bir politikaya girebiliyor, faaliyete girebiliyor. Bir kere Bediüzzaman’a karşı sevgi ve saygının biraz azalacağını düşünüyorlar. Halbuki bakın çok önemli bir durum var, Bediüzzaman, Mehdi (a.s.) konusunda hiçbir alimin vermediği, çok kapsamlı bilgiyi, “bizzat gözümle görerek verdim” tarzında açıklıyor. Ayrıca diyor ki Bediüzzaman; “Risale-i Nur’un gerçek sahibi Mehdi (a.s.)’dir.” bir. İkincisi, “buradan da anlaşılıyor ki o eşhas çıktığı vakit Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. Şimdi bu durumda Mehdi (a.s.) kanalıyla Bediüzzaman’ın dünyada en tanınan kişi haline getirileceği belli. Gerçekten seviyorlarsa Bediüzzaman’ı, Mehdiyete de sıkı sıkıya sarılmaları gerekiyor. Bir de asıl korku, ya Mehdi (a.s.) çıkmazsa, yani asıl kökeni iman zafiyeti. Bediüzzaman’ın, onları imanen olmayacak şeyleri böyle yumuşatarak makul hale getirdiğini, böylece onlara inanılması mümkün imani bir sistem meydana getirdiğine inanıyorlar, bir kısmı. Mesela inanılmayacak şeyleri yumuşatarak, şeklini düzelterek asla kabul edilmeyecek, yani dinsizlik olacağını, Bediüzzaman öyle bir şey yapmıştır ki, dini bir şekillendirmiştir. Hz. İsa (a.s.)’ya şahs-ı manevi demiştir, Mehdi (a.s.)’ye şahs-ı manevi demiştir, dolayısıyla sonradan olması mümkün olmayacağı aşikar belli olan, güya onlara göre (haşa), bazı konuları inanılır hale getirmiştir. Şimdi bu inanılır hale getirilmiş bir şeyi, yeniden inanılması zor hale getirmek gibi oluyor şu an bizim yaptığımız şey. Çünkü Bediüzzaman’ın güya onların iddia ettiği Mehdi (a.s.) inancına inanmak çok kolay, çünkü şahs-ı manevi diyor. Fikir sistemi, çıkmış zaten şu an var tamam, dolayısıyla Mehdi (a.s.)’ye inanma sorun olmaktan çıkıyor o zaman o kişiler için, yani imanında bir zorlanmaya ihtiyaç yok. Mesela nasıl insanlar şu an kaderde zorlanıyor. Kadere imanda birçok insan zorlanıyor, alenen inanamıyorlar yani. Ancak işte çok teknik detaylı bilimsel açıklamalardan sonra birçok insanın kanaati geliyor. Bizim teknik açıklamalarımızdan sonra birçok kişinin akılları yattı, mutmain oldular. Hz. İsa (a.s.)’nın inişi hiç makul gelmiyor, yani asla kabul edemiyorlar Hz. İsa (a.s.)’yı. Hz. İsa (a.s.) inecek, iki bin yıl sonra canlı olarak yeniden gelecek ve Müslümanlara imam olacak. Şimdi buna inanmak da çok zor olduğu için, onu da çok yumuşatmışlar, o da şahs-ı manevidir diyorlar, Hz. İsa (a.s.). O zaman çok rahat, zaten görünmeyen bir şey. Hıristiyan alemindeki mesela on tane rahip bile, İslam olabilir, iyi dindir İslamiyet demiş olsa, diyecekler Hz. İsa (a.s.) geldi, inşaAllah. Hz. İsa (a.s.)’nın şahs-ı manevisi çıkmıştır, bu kadar. Bunun olmasını mümkün görmedikleri için, Bediüzzaman’ın da bu sistemi yumuşatıp inanılır hale getirdiğini düşündükleri için, yeniden bir badire çıkartmak gibi görüyorlar onu. Bu sefer Mehdi (a.s.) de zaten çıkmayacak, diyeceğiz ki biz bak burada Mehdi (a.s.) çıkacak dedi Bediüzzaman, halbuki daha önce halledilmiş zaten şahs-ı manevi diye kapatılmış olay. Hz. İsa (a.s.)’nın inişi de şahs -ı manevi olarak kapatılmış, konu bitmiş. Şimdi biz yeniden bunu alt üst etmiş oluyoruz, anlaşıldı mı? Yeniden bir şahıs olan Mehdi (a.s.)’den bahsediyoruz, Peygamber (s.a.v.)’in tarif ettiği. Ve iki bin yıl sonra inecek bir Hz. İsa (a.s.)’dan bahsediyoruz. Şimdi buna inanması çok zor birçok insan için, yani mümkün değil. Adam inanmış olsa bile, şeyhi var, mürşidi var, hastaneleri var, okulları var, tesisleri var, bilmem sanayi tesisleri var, işi gücü yerinde adamın. Şimdi onun hepsinin Mehdi (a.s.)’nin emrine verileceğini düşünecek adam. Dolayısıyla yani mürşid bildiği kişiler de elinden gitmiş oluyor o zaman. Hoca olarak, büyük olarak gördüğü kişiler de elinden gitmiş olacak. O ona kabus gibi geliyor, o zaman bir Mehdi (a.s.) nefreti meydana geliyor. Mehdi (a.s.) onun malını mülkünü alacak, şeyhini elinden alacak, şeyhinin itibarını yok edecek bir varlık gibi görüyor ve müthiş kinleniyor. Hz. İsa (a.s.)’ı da çok çok daha tehlikeli görüyor, çünkü o da Peygamber, Peygambere hiçbir şey diyemeyeceği için, onu da bir an önce öldürmeye, yani mezarın altına sokmaya veyahut en baştan hiç gelemeyecek hale getirmeye çalışıyorlar.
Şimdi mesela birçok Nur talebesinin işi gücü var, tesisleri var. Mesela Bediüzzaman diyor ki; “yetmiş yıl var İslam’ın bozulmasına.” Bu kabus gibi bir şey adam için, yetmiş yıl. Daha yeni binanın temelini kurmuş adam, harcını daha yeni atmış binanın, holdingler yeni oluşmuş, hastaneler, okullar yeni oluşturmuş, sen yetmiş sene sonra İslam’ın bozulacağından, Hristiyanlık, Musevilik hiçbir din kalmayacağından bahsediyorsun. Bu adamı dehşete düşürür yetmiş yıl, yedi tane on sene, bitmiş yani dünya o zaman. Onun için büyük bir panikle deliye döndü bir kısmı. Artık ne yaptılar çözüm olarak biliyor musun? Hiç konuyu uzatmaya gerek duymadan Bediüzzaman’ı devreden çıkarttılar doğrudan. Aman kardeşim dediler Risale-i Nur’u da alın, Bediüzzaman da sizin olsun, Risale-i Nuru da kaldırın. Biz tamam okuyorduk Risale-i Nur ama elhamdülillah Müslümanız. Ama mesela bizim şaşar beşer Faruk Beşer Hocamız var demeye başladılar. Nedir mürşidim Faruk Beşer Hocam, diyorsun, “bir kere şu Ehl-i Sünnet alimlerinin yazdığı eserleri falan hepsini bir kenara koy” diyor. “Hadis kitaplarını da bir kenara koy, ben sana doğrusunu söyleyeceğim. Kitapların yüzde doksan beşi geçersiz bir kere koçum, canım ciğerim sana söyleyeyim” diyor. Açık, net konuşuyor adam, göstereceğim şimdi. “Bediüzzaman da o devirde gelmiş mübarek ama yanlış. Baştan sona kadar hemen hemen, yanlış yapmadığı yer yok” diyor. Cübbeli otuz tane tespit etmiş yanlış. Bu arkadaşlarımızınki üç bin adet falan oluyor, öyle az buz olmuyor. Mesela Cübbeli’nin dediği otuz, yine mütevazi bir sayı olmuş oluyor. Şaşar beşere söylesen yahut mesela Abdülaziz Bayındır’a falan, onlarda binlerce var. Abdülaziz Bayındır diyor, “bana iniyor” diyor adam, iniyor diyor böyle ama fazla da şey yapmıyor. Yani böyle cezbeye kapılmış heyecandan, iniyor diyor. Yani o kadar anormal bir insan ki Bediüzzaman, o kadar anormal ki, “iniyor” diyor, vahiy iniyor diyor. Allah’tan, gökten bana vahiy iniyor diyor, özetle. Böyle söyleyince zaten dalalete düşmüş oluyorsun onun peşinden gidersen sen. Ne yapman gerekiyor? Bütün kitapları külliyen, hatta yakmak gerekir normalde o kitapları, en kısa çözüm budur, yakmaktır. Şaşar beşer Faruk Beşer, Abdülaziz Bayındır’ın üçte bir porsiyonluk bölümü. O daha nezaketli, daha kibar. Böyle çok galiz konuşmadan o komple reddetmiş durumda ve nur talebelerinin iştiyakla ve güvenle dinlediği Samanyolu Tv.’de Hocamız adeta böyle coşuyor, şakıyor yani, dini konuları tenzih ederim, alim. Göstersene mübareğin büyüklüğünü bir görelim.
VTR- Faruk Beşer
ADNAN OKTAR:Allah, bak yüzde doksandan, Hocamı görüyor musun mübarek? Şeyhülislam, fetvayı verdi mübarek. Bak yüzde doksandan yüzde doksan beşe çıkarttım diyor. Tek bilir kişi olduğuna göre bitmiştir %95, konu bitmiş %95. Daha aslında devamı var da, onu da koyun onu da görelim. “Aslında daha yüksek” diyor, “%95 de yüksek ama ayıp olmasın diye, ben bu kadar söyledim” diyor. Bir tek Hocanın kitapları geçerliymiş. Özetle bir iman zafiyetinden kaynaklanan korku var. Mesela Cübbeli de Allah-u alem Mehdi (a.s.)’ye hiçbir şekilde inanmıyordur, çünkü okuduğunda, bayağı kurnaz ve çok uyanık bir tip o, bayağı uyanık. 300 metrelik bir eşeğin anırarak gökte uçmayacağı bilir, çok iyi bilir onu. Bütün gök meleklerle dolacak, bağaracaklar, falanca kişi Mehdi (a.s.) dir. Sırpça, İngilizce, Yunanca her dilden yayın yapılacak gökten Melekler tarafından, diyor. Cübbeli buna kesinlikle inanmaz böyle bir şeye, bilir bunun olmayacağını. Zaten kendini o böyle hani (haşa) benzetmek gibi olmasın da, sinemalarda yer gösteren insanlar vardır, çok iyi bilir sinema salonunu, sen bilmezsin karanlıkta giderken. O der ki, gel şurdan, güvenirsin arkasından gidersin, o tam oturacağın koltuğu gösterir. Bu da böyle Ahiret ustası havasında, “Ahireti ben çok iyi bilirim” diyor. Neler söyleyecek, mesela Allah’ın gazapladığı anda onu kurtaracak kelimeler nelerdir, “hepsini ben bilirim” diyor. Allah’tan zaten, “Allah’la pazarlık yapılır” diyor. “Pazarlık yapılır, o olur” diyor, açıkça anlatıyor. “Yolunu size öğretirim, ben bunu ben çok iyi bilirim” diyor, zaten usul de gösteriyor. Mesela Allah’a (haşa) nasıl kafa tutulacağını da gösteriyor. Sonsuz kere haşa, “sen beni Cehenneme mi atacaksın der, Allah’a” diyor. “Cehenneme mi koyacaksın?” Bir de ya’lı malı böyle. Kafa tutar tarzda. Böylece Allah’a, sonunda lafta üstün geleceğini, konuşmada üstün geleceği, Allah’la tartışmada üstün geleceğini, ve ondan sonra Cennete gireceğine dair bir üslubu var. Allah-u alem bunların büyük bir bölümüne inanmıyordur, büyük bir bölüne inanmıyor. Ama toplumun buna ihtiyacı olduğunu düşünüyor benim kanaatim. O da bu ihtiyacı karşılayan bir kişi olarak ortaya çıkıyor gibi görünüyor. Fatih Altaylı falan, şunlar bunlar bunda bir ışık görmese, fevkaladelik görmese buna yanaşmazlar, Fatih Altaylı kaçın kurası. Mesela Müslüm Gündüz onunla aynı ayardadır Cübbeliy’le de, hatta daha samimi, çok daha dürüsttür Müslüm Gündüz, kıyas kabul edilmez ama stil olarak aynıdır. İstiyorsa, normalde onu çıkarması lazım. Bilgisi kültürü de iyidir Müslüm Gündüz’ün. Ama ışık onda, Cübbeli’de ışık. Mühim olan Türk-İslam Birliği’nin oluşmaması özetle. Ve iman zafiyeti şu an dünyayı kasıp kavuruyor. Bir çok nur talebesi veya bir kısmı, İsa (a.s.)’nın şahıs olarak geleceğine asla ihtimal vermiyorlar. Mesela şimdi Bediüzzaman diyor ya; “70 yıl var Kıyamete,” Allah-u alem epey bir kitle, Nur talebesi epey bir insan inanmıyordur. Ne Mehdi (a.s.)’ye inanıyorlar, ne İsa (a.s.)’nın inişine inanıyorlar, ne Kıyamete inanıyorlar. Anormal rahatlar, üsluptan falan anlaşılıyor. Bu epey derken, mesela 50 kişi, 100 kişi bile olsa bizim için epeydir. Ama Nur talebelerinin %99’u mükemmel insanlardır, iyi insanlardır ama küçük de olsa böyle bir kitle var, bizim sözümüz bunlara. Aslında iman zafiyeti zannedildiği gibi değil, dünyada çok büyük bir sorundur. İnsanların çok çok büyük bir bölümü iman zafiyeti içindedir. Namaz kılıp, oruç tutuyor olması sizi aldatmasın. Mesela namaz kılıyor ama bakıyorsun dine muhalif. Mesela Cübbeli’nin konuşmalarından, Allah’tan korkmadığı anlaşılıyor. 100 cihetten gösterebilirim. Gerçek imanda, mümin tahayül dahi edemez öyle bir sözü, öyle bir konuşmayı yapamaz. Üstünde çirkin bir cesaret var. Bu cahilliğinden kaynaklanan iman zafiyetinden oluyor. Zaten diyor ki; “kardeşim çok düşünmeye gelmez, bu kafa bunu kaldırmaz” diyor. Çok acayip de bir söz ediyor, “kocakarı imanı gerekir insana, düşünmeyeceksin,” diyor. Sigortan mı atar kafanın diyor?Sigortaya mı, kafayı mı yakarsın, bir şey diyor. Yani düşünmeme üzerine kurulu bir sistem. Halbuki iman derin düşünme üzerine kuruludur. Allah’a iman, Allah sevgisi, Allah korkusu derin düşünmenin dışında olmaz. Bak o ne diyor? Kocakarı dediği, cahil yaşlı annelerin, hiç düşünmeyecek konuma geldikleri durumda, gözü kapalı dindarlık yapıyorlar, hiçbir şey düşünmüyor. Mesela ne eve gelen memuru düşünür, ne evden çıkan bir şeyi düşünür, bir köşede oturur anneler. Yaşlanır, ileri yaşta bazı annelerde bu görülür. Bir din anlayışı vardır ama orada da hiçbir şey düşünmeyerek dindardır. Halbuki bu geçerli değildir Kuranda, kabul edilmeyen bir iman şekildedir. Bak kabul edilmeyen bir iman şeklini insanlara inandırmaya çalışıyor. Halbuki Allah “derin derin düşünürler” diyor ayette. Allah’ın bütün ayetlerini, yerde ki ve gökteki alametlerini düşünürler, Kuran ayetlerini düşünürler, diyor Allah. Ve özümsüyor Müslüman, derin bir perspektife sahip oluyor ve mutmain oluyor kalbi, itminana kavuşuyor, aynel yakin, hakkel yakin bir imana kavuşuyor. Allah onları Cennete koyuyor, öyle hiçbir şeyi düşünmeyen Cennete gidilme, öyle bir şey yok. Cübbeli’nin meydana getirdiği sistem tahmin tahayyülün üzerinde tahribat meydana getirecek bir sistemdir. Onun için adama çok özen göstermelerinin sebebi bu.
Bir de Nur talebesi kardeşlerimiz de, Mehdi (a.s.)’nin bir şahıs olarak, böyle harikulade bir şahıs olarak çıkacağı inanmıyorlar, Allahualem. Bediüzzaman’ın dediğinin doğru olduğunu görüyorlar onlar aslında, kasten anlamazlıktan gelip tevil ediyorlar. Bak Seyyid Salih Özcan Hocamız çıktı, çok net söylüyor. Bütün talebeleri söylüyor ama inanamıyorlar, o imana güçleri yetmiyor. Mesela İsa (a.s.), aynı şekli ile İsa (a.s.) gelecek, asla inanmıyorlar, kabul etmiyorlar, sorun bu. Ve Kıyamet, Allah-u alem Kıyamete de inanmıyorlar, yakın bir zamanda Kıyametin olacağına da inanmıyorlar. Kuran’da da var, “asla Kıyametin kopacağına zannetmiyorum” diyor, “Kıyamet kopsa bile ben kurtuluşa ereceğimi düşünüyorum” diyor ayette. 70 yıl olduğuna inansa, bir insan yerinde duramaz. 70 yıl nedir ki kardeşim? Göz açıp kapayıncaya kadar geçecek yıllar, 7 tane 10 sene, sonunda bitiyor gidiyor zaten Bediüzzaman. Yerinde duramaz geceli gündüzlü İslama, Kuran’a hizmet eder böyle bir durumda. Mehdi (a.s.)’yi tahmin edemedikleri için, öyle bir şeyin olabileceğini. İsa (a.s.)’ya da ihtimal vermiyorlar ve çok mahcup olacaklarını düşünüyorlar Allah-u alem. Şimdi diyecek ki Bediüzzaman; “Mehdi (a.s.) çıkacak.” Adamlar bekleyecek bekleyecek böyle biri yok. Bekleyecek bekleyecek böyle birisi yok. Seneler de geçecek, mesela 10 yıl 20 yıl 70 yıl, halbuki tesisler devam edecek, hastaneler kurulmaya devam edecek, hiçbir konu yok. Sonunda ve yalancı çıkmaktan korkuyorlar ayrıca, Allah’a güvenemiyorlar daha doğrusu. Ne Peygamber (s.a.v.)’e güvenebiliyorlar, ne Allah’a güveniyorlar, ne Bediüzzaman’a güvenebiliyorlar, olayın kökeninde bu var. Ara verelim mi?
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra tekrardan burada olacağız. Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Nasıl devam etmek istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Güzel devam edeceğiz inşaAllah.
“Selamun aleyküm muhterem Hocam.” Aleyna aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Çalışmalarınızı liseden beri takip ediyorum. Tek kelime ile muhteşemsiniz.” Övülmek çok hoşuma gidiyor, maşaAllah. Niye Oktar Hocam böyle insan eriyor, çok güzel. Geçen bir tanesi diyor ki; “Hocam siz bunu nasıl söylersiniz, övülmekten hoşlanıyorum” diye. Bir de “ben ben” diyorsun sürekli. Sen sen diyemeyeceğime göre, ben diyeceğim, nasıl diyeyim başka? Bana ben demem lazım, nasıl diyeceğim. “Benim sorum başörtüsüyle alakalı Hocam. Şu anda siyasetçilerin uslübuna bakınca, başörtüsü sorunun çözümü noktasında samimi bir tablo göremiyoruz. Darwininin canlılar çatışarak gelişir tezini sanki, siyasetçilerin üzerinde tecelli ettiğin görüyoruz, birbirleriyle kavga ederek hem çözümü engelliyorlar, hem de günde mi çatışmalarla oyalıyorlar. Kuran’da istişare farz kılınmışken, sosyal Darwinist bir şekilde devam eden tartışmanın çözümü noktasında ne yapmak gerekiyor Hocam? Ali Başar, Karaman. Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi’nden yazmış kardeşimiz.
Bir kere başörtüsü konusunda şunlar çok önemli; baş örtülü kardeşlerimiz, baş örtüsüz kardeşlerimize çok şefkatli ve sevgi dolu olmaları lazım. Başörtüsüz kardeşlerimize karşı olan üsluptaki münasebetsizliğin kaldırılması lazım. Başörtülü kardeşlerimize karşı kullanılan münasebetsizliğin kaldırılması lazım. Mesela ben ceket giyiyorum, adam da palto giyiyor, gibi düşünecekler. Bunu böyle iki büyük ekol haline getirdin mi, fitne alır yürür. Bu Müslüman, bu da Müslüman değil anlamına gelirse, bu çok anormal bir hareket olur. Başı açık insanlara bakıyorum ben, Müslümanın hası, alası. Başı kapalı kardeşlerimiz de, o da hası ve alası. Bir kere bu ayırım bitecek. Bununla ilgili tek kelime, konuşma, ima ve üslup olmaması lazım, bir. Başörtülü kardeşlerim; o benim güzel kız kardeşlerim, biraz zevkli olmaları lazım. Başörtülerini böyle yakıştırmaları ve çok temiz giyinmeleri lazım. Allı, güllü falan, biraz zevksiz giyiniyorlar, bir kısmı hepsini tenzih ederim. Mesela baktın mı, insanların gözüne hoş gelmesi lazım. Böyle zarif, tatlı bir görünüm olması lazım. Bir de tertemiz olmaları lazım. Çok bakımsız oluyorlar bir kısmı, bazıları çok az da olsa. Özendirici bir güzellik olması gerekir. Ayrıca ben çarşafa da karşı değilim. Çarşafı da çok beğeniyorum, süper güzel oluyor, kadına acayip yakışıyor. Başörtüsü de gayet güzel ondan sonra, ama açık olan kardeşlerimizi ben çok çok güzel buluyorum, hepsini çok beğenip seviyorum. Bu ruhu vermek gerekiyor, bir. İkincisi Darwinist, materyalist sistemin sürekli etkisiz hale getirilmesi için anti-Darwinist çalışma yapılması, bakın kardeşimiz konuyu Darwinizm’e getirmiş.
Ama bakın biraz kökeninde şu konuları da görebiliyoruz. Başı kapalı kız kardeşlerimiz, biraz acayip olacak ama doğruyu söylemek için mecburen söylüyorum, saçlarına bakmıyorlar, çok sağlıksız oluyor saçları, duyuyoruz. Çünkü sarıyor, bastırıyor, içine bir tülbentle de sarıyor bastırıyor falan, saç hiç kıpırdamıyor, hiç kıpırdamıyor. Eve gidiyor yine başını kapatıyor, sıkıyor bastırıyor. Saçın doğal bir fıtratı vardır, onu açıp havalandırması lazım, taraması lazım. Bir bakım yapması lazım saça, yapmıyor. Saatlerce saçı başörtüsü ile kapalı kaldığından saç dökülür. Saç diplerine bakım yapılması lazım, masaj yapılması lazım, zaman zaman güneşe çıkarması lazım saçı. Ondan istifade etmesi lazım. Bu imkansız değil, olabilir, bu gayet rahat yapılabilecek bir şey. Ben o kardeşlerimi çok sevdiğim için, ben normalde bunu söylemeyebilirim de, söylenmemesi gerekir gibi de görünüyor ama vicdanen benim üzerime bir sorumluluk olduğu için söylüyorum. Saçlarına çok özen göstersinler, baksınlar ve kalın giyinmede daha da özenli temizliğe dikkat edilmesi gerekir, kalın giyinildiğinde. Çünkü ince kıyafette vücut hava aldığı için daha kolaydır ama kalın giyinildiğinde vücut çabuk kirlenir. Çok çok özen gösterilmesi lazım temizliğe, günde mesela en az, mümkünse en az iki kere banyo alınması lazım. Normalde günde üç kere banyo alınır. Ama en az iki kere banyo alınması gerekiyor. Zorsa, biz zaten buraya imtihana geliyoruz, güzellik kolay değildir ki, güzel olmak kolay değildir. Bakımla olur, akılla olur, inşaAllah. Buna özen göstermeleri lazım. Bir de kavgacı ve ters olmasınlar. Ben kapalı bazı hanımlarda görüyorum, çok vahşi yüzündeki ifade. Mesela kavgaya hazır, her lafın altında bir çapanoğlu arayan, saldırgan ve tetikte olan bir hava oluyor. Halbuki Müslüman çok sevilen bir varlık olması lazım, kapalı bir kız gördün mü insanın içinin açılması lazım. Mesela açık olan hanımlarla, onlarla içli dışlı olup sohbet etmesi, onlara sevgi göstermesi, arada bir fark olmadığını göstermesi gerekir. Adı konmamış bir korku meydana geliyor o zaman. Bakın bir çok kişi konuşmuyor ama bir çok kişi konuşmuyor; ben onu açıkça söyleyeyim. Adı konulmamış, tarif edilmemiş bir korku meydana geliyor, toplum içinde bölünme korkusu meydana geliyor. Ve hürriyetlerinin ellerinden gitme korkusu geliyor insanlara, gelir. Onun için kapalı kardeşlerimiz, böyle sosyal yönü açık, güzel konuşabilen, sevgi dolu, barışçıl bir üslup içerisinde olmaları lazım. Öyle esrarengiz, anlaşılamayan, sinirli, lafa laf on da üste, anında kavgaya hazır, stresli bir kişilik gösterirlerse, genel olarak toplumda birçok insanda antipati meydana gelir. Bak, çok az da olsa bazı kız arkadaşlarda ben bunu görüyorum. Çok çok az da olsa görüyorum. Bir kere Müslümana vahşilik yakışmaz. Yani ne idiğü belirsiz görüntü yakışmaz. Kavgaya hazır olmak yakışmaz. Her lafın altında çapanoğlu arayıp, yani anında. Böyle diklenmek Müslümana yakışmaz. Biz böyle Müslümanlar, İslam terbiyesi alan kişiler bilgisi az olan kardeşlerine karşı son derece müşfik, merhametli, alttan alan insancıl ve sabırlı bir yaklaşım göstermek durumundalar. Ve sosyal yönü açık, sevecen olması lazım. Şimdi biri keseceğim meseceğim, doğrayacağım pırasa gibi diyor. Öbürü başörtüsü olan kardeşlerimize, bana buraya da yazdılar gönderdiler, akıl almaz laflar ediyorlar. Yok, başında örtüsü yok, şu yok. Ben onları söylemeye gerek duymuyorum. Bunlar bilinçaltında insanlara çok zarar verir, yani dine İslam’a zarar vermiş oluyorlar bu tip hareketler. Benim milletimin büyük bölümü başı açık. Halis, muhlis, tertemiz, mümin, muttaki insanlar ve ahlaken de çok güzel ahlaka sahipler, çok nezihler, çok da sevecenler. Ve %100’de Müslümanlar, birinci sınıf Müslümanlar. Onları böyle ikinci sınıf insan gibi görmeye kalkarsa bir adam, bu fitnenin daniskası olur. Kardeşim mesela sen başörtüsüne o yönde iman ediyorsun, inanç yapıyorsun. Adama da diyor ki, ben Kuran’dan bu şekilde yorumluyorum, ben bu şekilde biliyorum. Sen elleme yorumlarını. Vahhabi’nin ayrıdır, Şii’nin ayrıdır, Aleviler’in ayrıdır, başka bir görüşteki insanın görüşü ayrı olabilir, başka bir Hocanın bakışı başka türlü oluyor. Biz hepsine karşı saygılıyız, yeter ki dürüst ve samimi olarak söylesin fikrini. Kendini gizlemesin, münafıklık yapmasın. Dürüstçe, arkadaşlar benim kanaatim bu diyorsa, biz ona müdahale edemeyiz. Allah’a hesabını verecek olan odur, sana ne? Sen anlatıyorsun, tamam. İllaki sen yanlış düşünüyorsun olmaz, inşaAllah. Ben işte bu olayların altındaki asıl nedenleri hafiften bir hissettirmeye çalışıyorum. Yani asıl kökeninde bunlar yatıyor. Olayın asıl nedeni budur. Yoksa öyle karmaşık pek bir neden yok. Yani sürüncemede kalmasının nedeni de bunlar. Asıl kökeninde tahmin edilmeyen nedenler var.
Mesela Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alınmamasında da, hiç tahmin etmediğimiz nedenler var. Adamlar direkt söylemiyorlar ama kökeninde başka bir şey oluyor, tabii. Mesela diyor ki, ekonomik nedenlerden arkadaş, size bakamayız, biz o yüzden almak istemiyoruz. Halbuki gerçek neden o değil, başka bir şey oluyor. İnsanlar genellikle bazen gerçek nedenini söyleyemezler, söylemezler. Mesela birisinden rahatsız olur ama söylemez gerçek nedenini. O bilinçaltında kalır. Gerçek nedenleri bulup, gerçek nedenlere göre tedavi etmek lazım, ondan kaçınmamak lazım. Açıkça anlayıp, hissedip bunun gerçek nedeni bu anlaşıldı, görmezden gelmek çok büyük hata olur.
“Selamün aleyküm muhterem Adnan Hocam. Şöyle diyorsunuz; bir kişinin kesin olarak Mehdi (a.s.) olduğunu iddia etmek küfür olur fakat hüsn-ü zan edilmesinde sakınca yoktur. Hocam benim anladığım kadarıyla siz bir insanın Mehdi (a.s.) olduğunu kesin olarak inanmanın değil, vahiyle bildirilmediği için bunu kesin ifadelerle iddia etmenin günah olduğunu belirtiyorsunuz. Örneğin ben sizin kesin olarak Hz. Mehdi (a.s.) olduğunuza inanıyorsam bile Adnan Oktar Mehdi (a.s.)’dır gibi ifadeler günah, hatta küfür olabilir. Fakat bu inancımızı şöyle ifade edersek; Allah-u Alem Adnan Oktar Mehdi (a.s.)’dir veya inşaAllah Adnan Oktar’ın Mehdi (a.s.) olduğunu düşünüyorum veya Adnan Oktar Mehdi (a.s.) olabilir, cümleleriyle ifade edersek doğru ifade etmiş oluruz. Çünkü vahiyle kesin olarak bildirilmemiş bir hususata kesinlik ifade eden cümleler kurmak, Allah’a karşı saygıda kusur olur. Doğru anlamış mıyım acaba? İstanbul’dan Salih.” Çok doğru, güzel anlamışsın, inşaAllah.
Mesela bak geçenlerde bana sordular, dediler ki; “Fethullah Hoca Mehdi (a.s.) olabilir mi?” evet, olabilir, mümkündür. Niye olmasın. Mahmut Hocamız da olabilir. Bir başkası da olabilir, hüsn-ü zan ederiz, bir şey kaybetmeyiz. Bu bir saygı ifadesidir. Mesela benim kızlarım geliyor, ben hürmet ediyorum, tertemizler diyorum, efendiler diyorum, inşaAllah Cennete giderler diyorum. Bu bir hüsn-ü zandır. Ama ben %100 öyledir diyemem ben hiç kimseye, ben kendim için de diyemem, başkası için de diyemem yani.
“Essalamün aleyküm muhterem Hocam.” Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve beraketühü. “Hocam Mehmet Şevket Eygi Hocamızın bugünkü ve yakın geçmişte yazdığı bir yazısında sürekli elektriklerin kesileceği, felaket bir günün geleceğinden bahsediliyor. 2012’de Güneş’te patlama olmasının etkisi olarak bu durumu ilk yazısında, Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretlerinin sözü ile delillendirmiş.” Şimdi kardeşim öyle deliller vermişsin ki, Mehmet Şevket Eygi Hocamın karşısında ben zaten bir şey diyemem. Şeyh Nazım Hocam dedin mi, akan sular durur zaten. Bakalım nasıl cevap vereceğiz, inşaAllah. “Adnan Hocam sürekli 2012’de akıllar kıyam edecek, diyor. İnsanların akılları açılacak diyor ve gelecekte hep güzel günlerden bahsediyor ve müjde verirken Mehmet Şevket Eygi Hocamız bu şekilde bir yazı niçin yazmış? Böyle bir olay yaşanacak ve akılların kıyam etmesine sebep mi olacak? Hikmet nedir? Muhammed Kaldırım.” 2012’de doğru mu, öyle bir şeyler mi var?
OKTAR BABUNA:Böyle bir haberler çıkmıştı Hocam evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O nasıl yani? Teknik olarak mümkün mü öyle bir şey?
OKTAR BABUNA:Tam detayını bilmiyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hocalarımız diyorsa vardır bildikleri, beklemek lazım 2012’yi. Ne diyelim. İnşaAllah.
“Hocam iyi akşamlar. Bundan iki sene önce sizi televizyonda gördüm, iki saniye kadar. İlk gördüğüm an ben çocukluğumda benim Hocam Mehdi (a.s.)’yi anlatırdı. Ben Hocamın anlattıklarını hiç unutmuyorum. Hocam bizlere diyordu ki, ben görmeyeceğim ama siz göreceksiniz. İki sene evvel sizi televizyonda bir an görünce ben de bir elektriklenme oldu. Sanki Hocam sizi anlatmış. Sizi Peygamberimiz (s.a.v.) zamanındaki alimlere benzettim. Sizi televizyonda çok aradım, iki aydan beri sık sık görüyorum. Sıkıntılı zamanlarımda sizi rüyamda görüyorum. Sabah kalkınca rüyamı anlatıyorum. Hocam Cübbeli Hocaya bir dur diyecek bir Müslüman yok mu diyordum, Allah sizlerden razı olsun. Ben sizin Mehdi (a.s.) olduğunuza hüsn-ü zan etmek istiyorum. Mahsuru var mı? Çünkü sizin gibi hiç kimse yok, hepinize selamlar, Neriman Almanya’dan.”
Kardeşim şimdi işin doğrusu benim kardeşlerimin hepsi Mehdi (a.s.)’dir, yani bir anlamda. Bütün bizim milletimiz, Türk Milleti’nin tamamı Mehdi (a.s.)’dir. İslam’ı, dini, Kuran’ı anlatan herkes Mehdi (a.s.)’dir. Ama gerçek Mehdi (a.s.)’yi Allah zaten bize gösterecek, kimsenin itiraz edecek hali kalmayacak. Hani ispat edilmek için uğraşılacak veyahut ne yapsak da hani Mehdi (a.s.) olduğunu hissettirsek, kabul ettirsek diye uğraşmamıza gerek yoktur Mehdi (a.s.)’yi. Öyle bir şey olmaz. Zaten Allah Mehdi (a.s.)’sini insanlara tanıtacaktır. İsa (a.s.)’yla birlikte namaz kılacaklar, olağanüstü bir olaydır bu. Kader içinde akacaktır ama kardeşlerim beni seviyorlarsa şunu yapsınlar, bizim izlenme oranımızı daha da artırsınlar. Mesela 30 milyon kişi falan yaklaşık seyrediyor bizi ama bu az, dünya çünkü 7 milyar. Bu oranı iyice geliştirsinler. Anlattıklarımızı mümkünse İngilizce çevirip Youtube, oraya buraya koysunlar. Neydi o, Youtube’tan başka bir şey daha vardı?
OKTAR BABUNA: Facebook.
ADNAN OKTAR:Twiter, mwiter falan neyse de oralara koysunlar, izlenme oranını artırsınlar. Alıp indirip. Yapılabiliyor, tamam.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam yapılabiliyor, daha çok siteler de var öyle.
ADNAN OKTAR:Alıp indirip oralarda yeni yeni yerler yapsınlar, küçük küçük siteler oluştursunlar. Ve bıkıp usanmadan anlatsınlar. Yani, mesela diyor ki adam, Nur talebeleri niye Mehdi(a.s.)’yi kabul etmiyor? Kardeşim iman zafiyeti var. Yani adam bir kere kadere inanmakta zorlanıyor, Allah’ın varlığına inanmakta zorlanıyor. Yani Mehdi(a.s.)’ye inanmak onun için en sona gelecek olaylardan bir tanesi. Önce Allah’ın varlığına inandırmak çok önemlidir. Allah’ı sevdirmek, Allah korkusunun gelişmesini, o konu da tereddütü var. Allah korkusunda tereddütü olanın Mehdi (a.s.) konusunda tereddütü olmaz mı? Oluyor. Tereddütü olunca da kurtulmak için ne yapıyor? Şahs-ı manevidir diyor, kurtulmaya çalışıyor. Samimi olarak yapanları tenzih ediyorum. Tabii cahilliğinden, samimiyetinden, bilemediği için yapanları tenzih ediyorum ama genelde usul bu. Mesela İsa (a.s.)’nın ineceğine ilk inanamadığı için, Allah’a inanamıyor en başta, imanı zayıf. O zaman İsa (a.s.)’nın inişine zaten inanamaz, çünkü o çok büyük bir mucize onun için. Onun için imanlarını güçlendirmeliyiz sonuçta. İmanları güçlenince, şakır şakır görürler. Çok iyi de anlarlar. Risalei Nur’u da çok iyi anlarlar, konuları da çok iyi anlarlar.
Bir aklıevvel kardeşimiz de, masonlar burada namaz kılıyorlar, geldiler bizim Küçük Ayasofya Camii’nde namaz kıldılar. Tadil-i Erkan’la kılmıyor diye adamları eleştiriyor. Bakın ahmaklığa, adam daha yeni geldi, bismillah Türkiye’ye yeni gelmiş, ilk defa gösteriliyor namaz, adam nereden bilsin? Tadil-i Erkan’a tam uygun değildi diyor, kılış şekli. Yani bu kadar aptallık olmaz, inanılır gibi değil yani. Kardeşim sen daha ne istiyorsun? Adamlar kısa bir sure öğrendi. Mesela kısa bir sure öğrettik, ezberlettik. Mesela abdesti de orada yeni öğrendi. Adam her şeyi yeni öğreniyor ilk defa, ilk defa namaz kılıyor adam. Gayet normal. Tadil-i Erkan ile niye kılmadı diyor, aptala bak yani. Sen o kadar bir kıldır bakalım. Tadil-i Erkan’ı da öğrenir sonra inşaAllah.
Almanya’dan Fırat kardeşimiz yazmış; “Esselamun aleyküm. Hocam lütfen bu sorumu şimdi canlı yayında okuyunuz.” Tamam, inşaAllah. “Sizi sürekli izliyorum ama bir türlü sorumun cevabını sizden duymadım. Detaylı bir araştırma yaptım, aylarca sürdü. Mehdi(a.s.)’yet ile alakalı konularda hiç şüphem yok. Birazcık dikkat eden insaflı insan Mehdi (a.s.)’nin kim olduğunu zaten bilir. Sorum; siz bu geniş, ucu bucağı olmayan bilgileri kısacık ömrünüzde nasıl öğrendiniz? Kendime bakıyorum, bin sene ömür gerekir bu bilgileri edinmek için. Lütfen bizlere bu konularda yardımcı olun. Sizin ilminizi komprime,” özet demek istiyor yani. “Sizin ilminiz açıldıkça açılıyor nasıl ve ne şekilde sizin gibi olabiliriz, kendinizi nasıl yetiştirdiniz, kaynağınız nedir?” diyor.
Kaynağımız Kuran, hadis, Risale-i Nur, inşaAllah. Bir de vicdan, inşaAllah.
Ahmet kardeşimiz Konya’dan yazmış; “Hocam Hz. İsa (a.s.) mucize gösterecek. Üç dört günlük bir ölüyü morgda diriltme olayı, çamurdan bir kuş yapıp üfleyecek ve Allah’ın izni ile kuş canlanıp uçup gidecek. Bunu bütün insanlar görecek mi? Yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin şakirdleri bu olayı videoya alıp, o videoyu web sitesinde izletebilecekler mi? Hz. İsa (a.s.) ile Hz. Mehdi(a.s.) buluştular mı, namaz kıldılar mı, ya da ne zaman kılınacak? Bütün dünya insanları bu namaz kılma esnasını görebilecek mi?”
Bu dediklerin doğru tabii, bu tip olaylar mutlaka videoya alınır. Hz. İsa (a.s.)’nın her anı, hemen hemen her anı, yaşantısı, yemesi, içmesi onu rahatsız etmeyecek şekilde birçok kamera tarafından videoya alınacak tabii ki, alınır tabii. Çünkü sürekli yayın yapılacak, canlı yayın yapılacak. Mehdi (a.s.)’de de öyle şekildedir, bütün hayatı, her anı sık sık videoya alınarak yayın yapılır. Çünkü istifade edilmesi gerekiyor. O kardeşimiz o yönden doğru söylüyor. O mucizeleri yaparlarken, tabii o da yayınlanır. O zamanlar az, beş-on kişi, elli-yüz kişi görüyordu mucize yaptıklarında, bu sefer dünyanın tamamı görecek, inşaAllah. Herkese Allah böyle bir imkân verecek, inşaAllah.
Tatarlar’dan Albert Gabdalullah; “Essalamun aleyküm sevgili ağabeyimiz. Son dönemlerde Türk Milletleri latin alfabesine geçmeye çalışıyor. Kazak, Azeri, Özbek kardeşlerimiz değiştirebildi elhamdülillah, bize Tatarlara Rusya yasakladı. Hatta öyle korktuk ki, Anayasasına karşı olan kanunlar çıkarttı. Dünyada tüm Türklerin ortak bir alfabeye geçmesine ne düşünüyorsunuz? Ortak bir alfabe kurmak mümkün müdür? Ortak bir alfabe ittihada bir adım ileri olmaz mı? Saygılarla.” diyor.
Bir kere hem ortak alfabe, yani Türkiye’nin kullandığı alfabe ve Türk lehçesi Türki devletler için olduğunda süper olur, yani konu biter. Türk-İslam Birliği net oluşur. Azerbaycan’da, Kazakistan’da, Türkistan’da, Tacikistan’da Türk lehçesi ile Türkçe konuşsunlar, net netice alınır söyleyeyim. Latin alfabesi, mesela Türkiye ile bağlantı açısından; Kuran harflerini zaten öğrensinler ama latin alfabesinin bütün Türk devletlerinde olması iletişim bağlantısı açısından süper olur, çok iyi olur. Ama lehçe birliği konuyu bitirir söyleyeyim. Türk Birliği’ni isteyen, lehçe birliğine ağırlık versin. Mesela bütün Kazak kardeşlerimiz, Özbekler, Yakut Türkleri hepsi Türkiye lehçesini alsınlar. Türkiye lehçesi, bütün sorun buradadır bakın söyleyeyim. Bir de dünya çapında kullanılan zaten Türkiye lehçesi. Bütün dünyada bilinen Türkçe, Türkçe büyük bir dildir ama Türkiye lehçesi esastır. Asıl onu kullanıyorlar dünya çapında, o kardeşlerimiz de Türkiye lehçesini kullansınlar.
OKTAR BABUNA: Siz daha önce açıklamıştınız Hocam bir hadisi vardı Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in okuyayım mı onu Hocam inşaAllah?
“Türk dilini mutlaka öğreniniz, zira mülk ve saltanat uzun süre onların elinde olacaktır.” El Kaşgari Divan-ü Lügatü Türk.
ADNAN OKTAR: Yani evet İstanbul’da çıkacağına göre Mehdi (a.s.).
“Selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sevgili Hocam ben Hollanda’dan Sinan Ergin, benim bir arkadaşım gelecek olan Mehdi (a.s.)’nin hem Hasani hem de Hüseyni olması gerekiyormuş doğru mu?” Hayır, seyyiddir sadece Ehl-i Beyt’tendir o kadar. Hz. Ali (r.a.)’nin neslindendir. “Mehdi (a.s.)’yi sarıklı ve cübbeli mi beklememiz gerek? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) giysileri parlak olacak dediğine göre, bu konuyu biraz açıklar mısınız? Sinan.”
Mehdi (a.s.) bir kere başına sarık sarmış olsa, o hadis yerine gelmiş olur. Yani sarık demek geceli-gündüzlü kafasında sürekli sarıkla gezecek anlamında değil. Bir de ayrıca sarıkla ve cübbe o devrin modasıydı, giyilen kıyafetiydi, herkes sarık giyiyordu Peygamber Efendimiz (a.s.) zamanında. Mekke müşrikleri de sarık giyiyordu, Hıristiyanlar da sarık giyiyordu, Museviler de sarık giyiyordu, sarık giymeyen yoktu herkes cübbe giyiyordu. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in üzerinde Bizans cübbesi vardı, çok değerli bir Bizans cübbesi vardı. Bizans, Hıristiyan adamlar, onlardan cübbe aldı giydi Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Bizans cübbesi. Yani dolayısıyla o devirdeki kıyafet esastır. Mesela şimdi aksini yaparsan bu şöhret olur, şöhret de fitne. Bunu kim söylüyor? Hüseyin Hilmi Işık Hocamız söylüyor, tam ilmihalinde yazıyor, inşaAllah. Seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Cumhurbaşkanımızın güzel bir açıklaması olmuş. “Hepimiz bu ülkenin şerefli vatandaşıyız” diyor Hocam inşaAllah. Herkesin Kürt, Laz, Çerkez kardeş olduğunu bildiren. Kahramanmaraş Aksu TV’de 23 Eylül 2010 tarihinde şöyle demiştiniz Hocam. “Bu tip şeyleri anlatırken kardeşlik bağının güçlendirileceği tedbirlerinde alınması gerekir. Güneydoğu Anadolu’da yoğun bir komünist bir propaganda var. Bu propagandaya karşı devletin anti-komünist propaganda yapması, kardeşlik bağlarını güçlendirecek demeçlerin güçlenmesi gerekiyor. Kürt, Laz, Çerkez hepimiz kardeşiz. Bu iyi vurgulansın. Cumhurbaşkanımız bu yönde de açıklamalar yaparsa çok faydalı olur. Bu iyi vurgulansın bunun denmemesi olmaz.” demiştiniz Hocam. Cumhurbaşkanımız da hepimiz bu ülkenin şerefli vatandaşlarıyız diye açıklama yapmış Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne dediysek Allah yaratıyor. MaşaAllah, elhamdülillah. En önemli konu bakın bütün kardeşlerime söylüyorum, Allah’a inanmada zorlanıyor insanlar. Ahir zamanda en büyük sorun iman sorunudur. Allah’ın varlığına olan sorundur, inanç. Allah’ın gücüne olan sorundur. Onların açısından sorundur olay, mümin de öyle bir sorun olmaz da, bütün bu anormalliklerin kökeninde o var. Mesela Cübbeli’nin rahatlatıcılığının sebebi şu. Mesela diyor ki adam; sen ne yaparsan yap, tevbe edersen kurtulursun. Şimdi imanı zayıf bir insan, Allah’a inanmakta zorlanan bir insan için, Allah’tan şüphe eden birisi için bu çok rahatlatıcı bir şey. Yani ne yaparsa yapsın, mesela ne diyor Fatih Altaylı; sürekli tevbe ediyorum. Zaten gazetesinde de durumu gösteriyor adam. Zaten sorulduğu sorulardan da anlaşılıyor. Mesela Cübbeli bakıyor ki; insanlar Mehdi (a.s.)’ye inanmakta zorlanacaklar mı, “Mehdi (a.s.) 570 sene sonra gelecek” diyor, o konuyu halletmiş oluyor. İsa (a.s.)’nın inişi konusunda insanlar zorlanıyor mu mesela, “o da 570 sene sonra gelecek.” diyor. Onun için, ne kadar iyi bir adam acayip ferahlatıyor, çok rahatlatıcı bir insan, çok iyi oluyor. Espriler yapıyor, fıkralar anlatıyor babacığım, ağabeyciğim falan, kendini beğendirmek için hiç hoşlanmadığı adamlara. Adam ne anlatıyor? Cimanın önemini anlatıyor, yemek yemenin şekli nasıl olur onları anlatıyor, İttihad-ı İslam çok zor iş adam için. İttihad-ı İslam ne demek? Gecesini gündüzüne katacak demektir. Muazzam gayret gerektiren bir şey. Ondan da adam teberrü etmiş oluyor. İttihad-ı İslam da yok, sen şöyle rahat ol diyor, İsa (a.s.) da yok, İsa (a.s.) da gelmeyecek, onun için de hazırlık yapmana gerek yok. Mehdi (a.s.) de gelmeyecek, onun için de hazırlık yapmana gerek yok. Günah işlersen, hata yaparsan ona da bir tevbe edersin, diyor. Başka? O kadar, diyor. Gelin size fıkra anlatayım, beraber eğlenelim diyor. Kim ne istiyorsa, ona onu sunuyor adam. Fakat tabii en vahim yönü; Alevi ve Bektaşi, Vahabi, Caferi, Şii kardeşlerimize karşı bakış açısı, bu çok korkunç, çok tehlikeli. Hem Müslümanları bölmek, hem de mahvetmek için çok tehlikeli bir düşünce. Ve bunun desteklenmesi de çok anormal bir hareket olur. Yani adam Caferi, Vahabi, Alevi, Şii bunların hepsini üst üste koyup pırasa gibi doğramaktan bahsediyorsa, ve bir adam da çıkıp bize bunu makul birisi gibi bize göstermeye kalkıyorsa, burada bir olağanüstülük var demektir. Ama onlar tabii istedikleri atağı yapsınlar, biz de gereken karşılığı veriyoruz, inşaAllah. Oktar Hocam var mı sende ilginç anlatacağın şeyler?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz biraz önce söylediniz, Cübbeli; motoru yakarsın dini konuları çok düşünmeyin, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Allah’ın emrettiğinin tam tersi, ayeti okuyorum inşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru." Allah ayaktayken, yan yatarken, otururken Allah’ı zikrederler diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Ve derin derin düşünürler,” diyor Allah. Adam da, düşünmeyin, diyor. Allah da “düşünün” diyor, “derin derin düşünün” diyor. Bak motoru yakarsın diyor, bir de üslupta çok acayip yani çok ilkel bir üslup kullanıyor, çok sıradan bir üslup kullanıyor. Öyle acayip sözleri vardı onun, göstersene şu Cübbeli’yi. Şu Seyyid Salih Özcan Hocamı göster de, çünkü o çok vahim bir anormallik ve bozukluk. Seyyid Salih Özcan Hocam, bizzat Bediüzzaman talebesi olduğu için, onun çaka çaka anlatılması gerekiyor. Onu yayınlayalım şu an. Sonra onu yayınlarız.
VTR: Seyyid Salih Özcan Hoca’nın konuşması.
ADNAN OKTAR: Ne diyorsun, Seyyid Salih Özcan Hocam’a?
OKTAR BABUNA: Hocam çok net söyledi. “Üstad’dan duydum” dedi ve anlattı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak bu insan, bu mübarek Hocamız, normal iman ediyor ve dürüst normal, çünkü Said Nursi’nin anlattığı konularda netlik var. Net, İstanbul’da çıkacak Mehdi (a.s.), ileride gelecek, üç vazifesi olacak diyor. Ama insan iman edemedi mi, artık tevil başlar. Bak Bediüzzaman diyor ki; “imanı zayıf, enesi kavi bir kısım ulema da inkar cihetine gitmişlerdir” diyor. Bediüzzaman ısrarla belirttiği halde, ne Bediüzzaman’ı dinliyorlar, bak ne Peygamberimiz (s.a.v.)’i dinliyorlar, ne Bediüzzaman’ı dinliyorlar, ne Bediüzzaman’ın talebelerini dinliyorlar. Bak Bediüzzaman’ın talebesi, has talebesi hem de birebir yanında yaşamış. “Ben Bediüzzaman’dan kendim kulağımla duydum, yanımda söyledi” diyor. Olabilir kardeşim, Mehdi (a.s.) şahs-ı manevidir, Mehdi (a.s.) diye birisi yok, diyor. İsa (a.s.) da şahs-ı manevidir, o da gelmeyecek, diyor. Dolayısıyla da 70 yıl var diyorsun, olabilir diyor. Ha ne zaman, 70 yıl mı vardı, diyor, yeni öğreniyorlar bizden de zaten, haberleri de yok. Dolayısıyla kendilerini dünyaya, hayata vermiş vaziyette bir kısım kardeşlerimiz. Bu konuları anlamamazlıktan geliyorlar. Israrlı anlatımlar, çok büyük netice verir.
Mesela bak şimdi ben, bizim internetteki takiplerimiz geliyor, döküm olarak geliyor. Sürekli artıyor, 3000, 5000 bilmem ne. Mesela şimdi 120.000’ e kadar çıktı günlük giriş, Harunyahya Tv’ de. Bak sırf Harunyahya Tv’de günlük 120.000 giriş var, yani film indiriyorlar. 120.000, demek ki esaslı netice alıyoruz, muazzam netice alıyoruz. Ama telaş etmeye gerek yok. Daha dur bakalım, 2011’e gireceğiz, 2012’ye gireceğiz. 2012’de tabii ki harika olaylar var. Çünkü rakamlardan anlaşılıyor. 2012, 2 tane 2 var. Yani bir harikalık var 2012’de. Zamanı gelince görür kardeşlerimiz, yani hiç telaşa gerek yok. Daha 2013’ü göreceğiz, 2014’ü göreceğiz. Çok heyecanlıdır 2014, bayağı bereketli olacak. 2015’i göreceğiz, 2017’de bana bu sorular sorulmaz artık. Bak ben size söyleyeyim, eğer bana bir tane böyle soru soran olursa, gelin bana söyleyin. 2017’de soru sorma biter. 18, 19, 21‘de bitti, hadi bakalım diyeceğiz, elhamdülillah, maşaAllah bitmiştir diyeceğiz. Ben buradayım. İnsanlar da burada. Bak Bediüzzaman’ın her dediği çıkıyor dedi mi Hocam? Hiç çıkmadığı olmuş muydu?
OKTAR BABUNA:Hayır Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, net tarih veriyor. “1400’de İstanbul’da çıkacak Mehdi (a.s.), faaliyet yapacak” diyor. “Ancak imanın nuruyla farkedilebilir, herkes farkedemeyecek” diyor. Yani nadir insanlar farkedeceklerdir Mehdi (a.s.)’’yi, diyor. Cayır cayır, bütün milletin gözü önünde faaliyet yapacak Mehdi (a.s.). “Mehdi (a.s.) insanları görür, insanlar Mehdi (a.s.)’yi farkedemez” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Hz. Yusuf (a.s.) gibidir, diyor. O gezer insanların arasında, o insanları görecektir, fakat insanlar onu göremeyecektir, farkedemeyecektir, diyor. Allah böyle mükemmel bir sistem meydana getirmiş ve bu çok heyecan verici bir şey. Arkasından İsa Mesih (a.s.) geliyor, o da ortaya çıkacak. “O da imanın nuruyla farkedilir” diyor Bediüzzaman. Şimdi bu şahs-ı manevici kardeşlerimin yüzlerinin alacağı şekli çok merak ediyorum. Karşısındaki şahs-ı manevidir, bilmem nedir falan, bakalım yine o zaman aynı şekilde döktürebilecekler mi öyle, o zaman göreceğiz inşaAllah. Yani dini konuları tenzih ederim.
OKTAR BABUNA:Bir de şeyi söylüyor Hocam, Seyyid Salih Özcan Hocamız. Said Nursi’nin; “Keçeli, keçeli ben görmeyeceğim ama sen göreceksin” dediğini, Seyyid salih Özcan’ın da göreceğini, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, başörtüsü konusunda çok kardeşlerimiz sorular sormuşlar da, bana göre Kuran da başörtüsü var. Benim inancıma göre tesettür var, benim kendi inancıma göre. Ama bu inançta olmayan kardeşlerime de saygı duyuyorum. Yani oturup illa ki benim dediğim doğru, benim dediğim gibi kabul edin diye baskı yapmam. Diyor ki kardeşim, “ben o kanaatte değilim” Mesela ben Kuran’da böyle bir şey olduğuna inanmıyorum, diyor. Ben ona da saygı duyarım. Yani acayip bir durum değil o, ondan dolayı bir muhalefet, bir uğraşma içerisine girmem. Mesela Vahabi kardeşim, benim inancıma uygun olmayan görüşler olabilir, der ki, ben Kuran’ı öyle yorumlamıyorum, saygı duyarım. Şii kardeşim gelir ayrı bir yorum yapıyordur, ben ona da saygı duyarım. Ama benim hepsi kardeşimdir, hepsini bağrıma basarım. Nihayetinde Allah’ın karşısına gideceğiz, az bir süremiz var, 70 yıl var. Bütün dinlerin bitmesine 70 yıl var, inşaAllah. O yüzden anlayışlı, sevecen, böyle olgun, candan bir tavır içinde olmak lazım. Mesela bir kısmı der ki, ben inanmıyorum da diyebilir, hiç inanmıyorum da diyebilir. Ben ona da saygı duyarım, o da benim kardeşimdir, dua ederim iyi olması için. Ama zoraki böyle, işte başı açıktır oturup ona böyle baskı yapmak, tahkir edici cümleler kullanmak, veyahut başı kapalı olana tahkir edici cümleler kullanmak, aşağılamak falan, bunlar çok çirkin. Aynı şeyi defalarca söylüyorum, önemli olduğu için söylüyorum, hep sevecenlikle, saygıyla, hürmetle. Ayrıca diyorum ben, çarşafı mesela bir kadına çok yakıştırıyorum, mesela benden hiç ummassınız belki, çünkü modern bir görüşe sahip olabilirim ama, acayip beğeniyorum çarşafı. Çok güzel gidiyor kadına, acayip yakışıyor. Ve başörtüsünün olduğuna da inanıyorum. Kuran’da olduğuna, sünnette de olduğuna inanıyorum. Ama mesela benim kardeşlerimde yok başörtüsü, canım gibi seviyorum onları. Neyse onun düşüncesi, ona karşı saygı içinde olurum. Adam ben böyle istiyorum diyor, tamam böyledir, Allah Allah. Şimdi Oktar Hocam, sen bir şey söyleyecek misin?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Fosil mi gösterelim?
ADNAN OKTAR: Şu fosillerle milleti bir kızdıralım, Darwinistleri. Bak bak bak şimdi.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Kozalak fosili.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şu bir kere, Allah aşkına şuna baksana. Tam kaya değil mi şu? Kozalak fosili görüyor musun?
SUNUCU:Çam kozalağı.
ADNAN OKTAR: Çam kozalağı. Yani, mermer gibi olmamış mı şu? Klasik mermer. Hocama göster. Banyo mermeri gibi.
SUNUCU:Evet.
ADNAN OKTAR: Klasik yani. Taş kesilmiş. En ufak milim, santim değişikliğe uğramamış milyonlarca sene içerisinde. Oktar Hocam anlat seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Hocam kaç yıllık olduğunu bulmaya çalışıyorum.
ADNAN OKTAR: Ben sana söyleyim. En az 100 milyon yıllıktır.
OKTAR BABUNA:Burdaydı Hocam önümdeydi de. Günümüzdeki halinden en ufak bir farkı yok, inşaAllah. Buldum Hocam inşaAllah. 206 milyon yıllık Hocam.
ADNAN OKTAR: 206 milyon.
OKTAR BABUNA:Evet. 206 milyon yıllık. Çift parça kozalak. Bir parçası daha vardı, burda inşaAllah. Çift parça 206 milyon yıllık. Ortadan kesilmiş hali.
ADNAN OKTAR: Net granit değil mi bu? Granit olmuş iyice. Allah’ın hikmeti, çok büyük bir hikmet. Alenen granit olmuş, bak milim santim değişikliğe uğramamış. Hiç bir değişiklik yok. Bu nedir?
OKTAR BABUNA:Kaplumbağa Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kaldır bakalım, göster. Kaç yıllık?
OKTAR BABUNA:150 milyon yıllık Hocam inşaAllah. Günümüzdeki halini gösteriyorum inşaAllah şimdi.
ADNAN OKTAR: Bak bu da alenen granit olmuş yani. Klasik mermer sertliğinde şu an. Bildiğin kaya, yani sokaktaki kaya gibi olmuş.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam 206 milyon yıllık kozalak. Günümüzdeki halinden de en ufak bir farkı yok. 206 milyon yıl önce nasılsa, günümüzde de aynı.
ADNAN OKTAR: Yakından görmek isteyen arkadaşlarımız olursa gelsinler, gösterelim. Hocam nereden devam edeceğiz inşaAllah?
SUNUCU:harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirisiniz. Soru ve görüşlerinizi bize, ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden ulaştırabilirsiniz.
Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
“Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 00:30’dan itibaren Samsun Aks Tv, Tokat Turhal Süper tv ve Radyo, Kütahya Destan tv ve harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Bizi yarın 22:00’den itibaren, harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv’den takip edebilirsiniz.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...