SUNUCU 1:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Nasıl devam etmek istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam buyurunuz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam kaplumbağanın, yarım kalmıştı Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi, kaplumbağayı anlatacaksın, tamam peki anlat.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. 37 milyon yıllık Hocam, kaplumbağa fosili burada gördüğümüz. Tam 37 milyon yıl boyunca gerçeğinden en ufak bir farklılık göstermiyor. Bu da hiçbir şekilde evrimleşmediğini Allah tarafından yaratıldığını kanıtlıyor. Bakın, kabuk yapısı, sırt yapısı baktığımızda günümüzdekinin tıpatıp aynısı. Dolayısıyla hiçbir şekilde evrim geçirmemiş Allah tarafından milyonlarca yıl önce, ilk örneğinde olduğu gibi, yaratıldığını ve evrimleşmediğini gösteriyor inşaAllah, fosil.
ADNAN OKTAR:Diğerleri nedir?
OKTAR BABUNA:Devam edeyim Hocam, bu bir Latince ismi var gerçi bunu sonraya bıraktım, gürgen yaprağı var Hocam. 50 milyon yıl yaşında. Burada gördüğümüz gürgen yaprağı. Biraz, günümüzdeki örneğiyle.
Natiulus var 114 milyon yıllık günümüzdeki halinin tıpatıp aynısı. Tam 114 milyon yıl yaşında, iç kısmını görüyoruz kabuklu olarak, günümüzdekinin tıpatıp aynısı inşaAllah. Hiçbir şekilde evrimleşmediğini Allah tarafından yaratıldığını kanıtlıyor. İlk yaratıldığı andaki haliyle günümüzdeki hali tıpatıp aynı milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişikliğe uğramıyor.
Yılan balığı fosili var. 95 milyon yıllık. Burada görüyoruz. Günümüzdeki halinin tıpatıp aynısı. Bakın günümüzdeki haliyle, fosil hali arasında en ufak bir fark yok. Tam 95 milyon yıl boyunca hiçbir değişikliğe uğramamış. Hiçbir şekilde evrim geçirmemiş. Allah tarafından yaratıldığını kanıtlayan fosillerden üç yüz milyon tane fosilden yalnızca bir tanesi, maşaAllah. Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Hepsini sonuna kadar anlattın mı?
OKTAR BABUNA:Bir tane bu kaldı ama onun günümüzdeki haline bir bakayım.
ADNAN OKTAR:Bak. Evet Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Bivalvial isminde, 23 milyon yıllık bivalvial. Evet burada görüğümüz gibi hiçbir değişikliğe uğramadığını görüyoruz. Dalgalı yapısı üzerindeki yapısıyla korunmuş. Bu kadar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam peki. Kardeşim bana bir hayli soru gelmişti bunlar neredeler?
“Sayın Adnan Oktar Hocam. Geçen gün bir kardeşimiz yazmıştı ama tam açıklama yapmadınız. Dünyanın ömrü 7000 yıl diyorsunuz ama 30 milyon yıllık fosil bulundu diyen de sizlersiniz, bu bir çelişki, bilime uymuyor” diyor Muhammed Bahattin kardeşimiz. Doğru bilime uymuyor ama çelişkiyi nereden çıkarttın? Çünkü biz açıkladık, sen açıklamalarımızı izlememişsin Muhammed kardeş. O yüzden, böyle bir kanaate varmışsın. Ben konuyu 7000 yılı en az bir otuz, kırk kere açıklamışımdır.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Muhammed Bahattin yeni yeni izlediği için, Hocamız herhalde açıklamamıştır diye, tahmin ediyorum. Yok açıkladık. Bak bir daha açıklıyorum; Peygamberimiz (s.a.v.) 7000 yıllık bir takvimden bahsediyor, 7000 yıl. Bunun diyor 5600 yılı geçmiştir. 7000 den 5600 çıktığında ne kalır Hocam?
SUNUCU:1400.
ADNAN OKTAR:1400, evet. Şimdi bir kere bak bunu ben söylemiyorum. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, hadiste açık. 7000 yıldan 5600 yıl geçtiğine göre.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:1400 ile 1500 arasında bir vakit var, bunun dışında vakit yok.
OKTAR BABUNA:Yok Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman da bunu çok açık izah etmiş. Bak, Sungur Ağabey de açıkladı. Sungur Ağabey’in açıklamasını göstersene. Bunu birçok kişi anlamazlıktan geliyordu ama biz bunu anlata anlata anlaşılır hale getireceğiz, inşaAllah. Bediüzzaman bunu hadislere dayandırarak söylüyor, şimdi bu açıklayacağını. Aynı zamanda hem ebcetle açıklıyor, hem hadistir bu. Net bilgidir, doğru bilgi. Bediüzzaman`ın belirttiği bir konu mutlaka doğrudur.
VTR; SUNGUR AĞABEY’İN SEMPOZYUMDAKİ KONUŞMASI
ADNAN OKTAR:Ne anladın Sungur Ağabey’in açıklamalarından Oktar?
OKTAR BABUNA:Said Nursi’nin izahlarına dayanarak Hocam, 1500’e kadar olduğu, 70 yıllık bir vakit kaldığı çok net olarak anlaşılıyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Peki nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmı bunun farkında mı? Öyle bir havaları var mı üstlerinde? 70 yıl içinde, bak İslam ahlakının hakimiyeti, hepsi bu yıllar içerisinde olacak diyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Böyle bir üslupları var mı hallerinde tavırlarında?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam.
ADNAN OKTAR:Niye öyle oluyor sence?
OKTAR BABUNA:Sizin anlattığınız sebeplerden Hocam. Biraz önce bir analiz yapmıştınız daha önceki programda. Bunun böyle aslında bazılarına zor veya imkansız göründüğü, (haşa) Said Nursi Hazretleri`nin bunu bu şekilde şahs-ı maneviye getirerek, güya mantığa uygun onların mantığınca mantığa uygun bir hale geldiği, (haşa) sizin de tersine bir şey olduğunu düşündükleri, böyle Mehdi (a.s.) şahıs olarak geldi dediğinizde, vakit verdiğinizde 70 yıl kaldı dediğinizde de, Hz. İsa (a.s.)’nın geleceğini söylediğinizde de, bunun tersine bir durum oluşturduğunu düşündüklerini ama bunun da bir iman zafiyetinden kaynaklandığını açıklamıştınız Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Peki anlatımlarımız yavaş yavaş etkili oluyor mu?
OKTAR BABUNA:Tam manasıyla Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Essalamün aleyküm Adnan Hocam, hayırlı akşamlar diliyorum. İnternette gezinirken tesadüfen, Ahmediyelerin internet sitesine girdim.” Mirza Gulam Ahmet diye birisi çıkmış, binlerce cami yaptırmış. İyi, tamam dinsiz olmalarından daha iyi, bir mahzuru yok. Ama yanlış yoldalar, düşünceleri inançları yanlış, inşaAllah.
7000 yıl derken, 7000 yıllık bir takvim. Yoksa dünyanın ömrü yaklaşık 15 milyar yıl falandır, Bing Bang den itibaren yaklaşık 15 milyar yıldır. Yüz milyonlarca yıl önce canlılar hayat sahasına çıkmıştır. İnsanın yaratılışı da birkaç milyon yıl önce olabilir, inşaAllah. Dolayısıyla 7000 yıl ile ilgili açıklaması Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir takvimi belirtmek içindir. Mesela biz şu an 2010 dayız, dünyanın ömrü 2010 yıl mı?
OKTAR BABUNA:Değil tabii ki Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Hicri 1400 deyiz, dünyanın ömrü 1400 yıl mı?
OKTAR BABUNA:Değil Hocam.
ADNAN OKTAR:Değil. Başka takvimler de var. Maya takvimleri var, Kızılderili takvimleri var, mason takvimleri var, onların hiç biri dünyanın ömrünü vermez. Takvim ömrünü verir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği 7000 yıllık takvim ömrüdür, takvim olarak veriyor. Bunun 5600 yılı geçti dedim mi, çok net bir tarih çıkıyor. Hicri 1400 ve 1500 arasında bir tarih. Müslümanların bir kısmı tabii biraz boş bulundular, ani yakalandılar, bunun heyecanı içindeler, anlamazlıktan geliyorlar. Hiç sorun değil. Bizim vaktimiz bol, anlatacak imkanımız da çok, yavaş yavaş böyle yedire yedire anlatacağız. Eze eze de ikna ederiz.
OKTAR BABUNA:EvvelAllah.
ADNAN OKTAR:Bu konuyu bize bıraksınlar, tam bizim konumuz bu. İkna dedin mi üzerime yoktur, gayet güzel anlatırım. Hele de deliller sağlamsa, hiç kimsenin kaçıp göçemeyeceği gibiyse, gayet güzel anlatırız.
Efendim, biraz da büyük alimlerin, Hocalarımızın izahlarından da anlatalım, anlattıralım. Bir kere Mehmet Talu Hocamı bir daha dinleyelim.
VTR: MEHMED TALU HOCA’NIN ALTUĞ BERKER İLE SÖYLEŞİSİ.
ADNAN OKTAR:“İyi akşamlar Sayın Adnan Bey.” Aman Allah`ım, bayağı uzun bir yazı. Biz kardeşlerimize ne kadar kısa olmasını rica etsek de, tam anlamıyla uzun. “Aşağı yukarı on yıldır isminizi ve eserlerinizi duyuyorum. Son birkaç haftadır Sivas`ta Sipas TV de sohbet programınızı takip ediyorum, merakımı uyandırdığı için. Sivas ta Sipas Tv, doğru mu?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam doğru inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Ancak otuz yaşında aklı başında öngörü sahibi bir genç olarak, insan olarak, sizin sözlerinizi ve fikirlerinizi kendi mantık din ve ahlak süzgecimde ve tabii ki su götürmez gerçekler ışığında değerlendirdiğimde, doğru ve güzel buluyorum.” Numan Kurtulmuş hakkındaki görüşümü arkadaşımız soruyor. Numan Kurtulmuş`un ben herhangi bir insan olduğu kanaatindeyim, normal bir profesör, normal vatandaş, olağanüstü bir özelliği yok. Fakat Erbakan Hocamıza karşı, Saadet Partisine karşı hazırlanan mühendislik planında, belki de farkında olmadan, bu olaya alet edildiğini düşünüyorum. Ama tabii Müslümandır, her halükarda ben ona şefkat duyarım, acırım. Her halükarda mazlum bir insan, ona karşı bir kin ve öfke olmaz. Ama Erbakan Hocama karşı gösterilen o sadakatsiz ve vicdana uygun olmayan, harcanmaya yönelik gibi üsluptan şiddetle rahatsız olmuştum ve akılcı olarak tavrımı koymuştum ve çok büyükte netice aldık gördünüz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Aldım. Ben kendi alanımda, kendi düşüncem içerisinde net netice aldım. Bütün basın ve Türkiye de gördü alınan neticeyi. Fikrimde herhangi bir değişiklik yok. Az önceki Talu Hocamızın videosunu ses yayına gitmemiş yarısı kadar bir bölümü. Yeniden yayınlayın. İstirham ederim.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
VTR: MEHMED TALU HOCA’NIN ALTUĞ BERKER İLE SÖYLEŞİSİ.
ADNAN OKTAR:Evet, Mehmet Talu Hocam büyük, değerli, nezaketli, efendi bir müctehiddir, müceddiddir. Yine tekrar söylüyorum Mahmut Hocamdan sonra ikinci insandır benim açımdan. Bu nettir, bir çok kişinin de görüşü, ilim ehlinin görüşü de budur. Öyle cıvık tavırlardan, oynak hareketlerden, basitliklerden nefret eder. Laubalilikten, şaklabanlıktan, yağcılıktan, yalakalık yapmaktan nefret eder. İlmin izzetini koruyan, ilmin onurunu koruyan, dik başlı, güzel huylu, temiz, nezih bir insandır ve tam bir Osmanlı beyefendisidir. Cumhuriyetin yetiştirdiği büyük alimlerden bir tanesidir, o yönden Allah yolunu açık etsin. Ama Hocamıza bak geçenlerde bir suikast girişimi oldu. Birçok, yanlış bilmiyorsam yedi el falan silah sıktılar Hocamıza. Hangi it kopuk takımının, hangi çakal takımının ne amaçla yaptığını, yani planlayan, ana tepeden planlayanları söylüyorum, bu tip olayları organize ettiğini aşağı yukarı herkes tahmin eder. Ama Allah’ın koruması altında, hiçbir şey de olmadı, olmaz da Allah’ın izniyle. Dolayısıyla samimi dürüst bir Müslümanının samimi üslubunu bak görüyorsunuz. İttihad-ı İslam’ı net savunuyor, Mehdi (a.s.)’nin vaktinin geldiğini söylüyor, Mehdi (a.s.)’yi de bizzat göreceğiz diyor, inşaAllah. Dürüst Müslümanın üslubu budur ve Mahmut Hocamızın da aynı görüşte olduğunu söylüyor, inşaAllah, Allah’ın izniyle, inşaAllah.
Kardeşimizin konuşmalarına gelince, Numan Kurtulmuş; insan olarak biz akılcı baktığımızda, kimseye zoru olmayan gariban bir adam. Ama dedikleri gibi öyle deha falan değil, olağanüstü birisi değil, herhangi bir adam. Beni şu andan itibaren de dolayısıyla o kadar da ilgilendirmiyor. Kardeşim olarak yine saygı, sevgi duyarım ama o yapılan mühendislik projesinde bilgisi haricinde yönlendirildiğine inanıyorum. Ve netice de alamadılar görüyorsunuz, tepetaklak gittiler. Dümdüz ettim Allah’ın izniyle. Taha Akyol’un ilk olaya el atmasıyla olayın içine girdik, olayı anladık, böyle bir müdahale olduğunu gördük. Gördüm daha doğrusu şahsım adına, ilimi, akılcı, mantıklı girişimle olayı tam tersine çevirdik. Elhamdülillah Erbakan Hocamız hak ettiği güzel yere geldi, inşaAllah. Allah vesile etti, inşaAllah. Görüşüm nedir? bir fikir ayrılığı yok, aynı görüşteyim, yine aynı mantıktayım, değişen bir şey yok. Ben haindir falan demiyorum ama Aydın Doğan’ın takımına paralel hareket etti. Basiretli, ferasetli bir insan bunu yapmaz, bunda bir anormallik var, bir gariplik var. Umarım bundan sonra daha doğru, güzel düşünür, daha ince düşünür, daha vefalı, daha şefkatli, daha büyüklerine karşı derin bir vefa hissiyle yaklaşır. Ve inşaAllah bunlar olmaz. Dürüstlüğü konusunda ben, ilk başlangıçta bana göre dürüsttü, iyi ve dürüsttü. Ben zaten destekledim başlangıcında, ben teklif ettim zaten Saadet Partisi’nin başına geçmesini. Birkaç tane büyüğümüz dediler ki, “Hocam Numan Kurtulmuş Saadet Partisi’nin başına geçse nasıl olur?” dediler. Ondan sonra hatta hiç tahmin edilmedik yerlerden de böyle insanlar öyle bir fikir öne sürdüler bana. Ben, tanımıyorum şahsını dedim. Çağırdım, istirham ettim, lutfettiler, kerem buyurdular, şeref verdiler fakirhaneye geldiler, konuştum. İlk görüşmemde içine kapalı, böyle halim selim, efendi, dürüst bir insan görünümü vardı. Yine aynı görüşteyim, öyle bir şey yok dürüst, sahtekar demiyorum ben. Bir kere daha görüşsem iyi olur dedim, bir kere daha görüştüm. İkinci görüşmemizde net ortaya koydum, Erbakan Hocamıza sadakat çok önemli benim açımdan, sizin bakış açınız nasıl Hocam, dedim. Onu çok güzel bir karşılıkla değerlendirdi. Hocamıza çoşkulu bir muhabbeti olduğunu, ona karşı bağlılığının şiddetli olduğunu, vefa hislerinin çok güçlü olduğunu, kendisini yetiştiren bir insan olarak ona karşı böyle hoş bir sevgi ve saygı anlayışı içerisinde olduğunu belirtti. Bayağı kanaatim geldi. Hocam nasıl olur Saadet Partisi’nin başına geçseniz, dedim. Ondan sonra baktım niyeti var gibi böyle, öyle bir üslubu var. Allah inşaAllah mübarek etsin, çok iyi olur inşaAllah, dedim. Hocamız da nitekim daha sonra Saadet Partisi’nin başına geçti. Fakat sonradan Taha Akyol’un karşısına geçip, temennaya geçmesi, topuk selamına geçmesi, emredersiniz efendim mantığına geçmesi, benim nevrimi döndürdü. Ben Erbakan Hocamı çok severim. Çok şefkat duyduğum, çok saygı duyduğum, değer verdiğim bir büyüğüm. Saadet Partili değilim ben yalnız, onu da söyleyeyim ama çok seviyorum Hocamızı. Benim çok ağırıma gitti bu olay ve bilimsel, akılcı, mantıklı, vicdani ölçüler içerisinde, Kuran’a uygun olarak olayı açıkladım. Ve Aydın Doğan ve ekibi bütün debelenmelerine, çırpınmalarına rağmen ki tam kadro, tam saha pres yapmalarna rağmen yerle bir oldular. İşte demek ki “el mi yaman, bey mi yaman, bey hepsinden yaman” derler. Adamı böyle yaparlar, inşaAllah. Bunu görmüş oldular. Bak tek başına şahsi kanaatim, bir vatandaş olarak hepsini hakkından geldim Allah’ın izniyle, vatandaş olarak. Milli Gazete’de de bir bozukluk vardı, ağız bozukluğu, Erbakan Hocamızın hiçbir şekilde ne resmini yayınlıyorlardı, ne ismini yayınlıyorlardı. Onu da ayıpladım, o konunun da üzerine gittim, hemen dillerini düzelttiler. Oradaki ekibi alıp götürdüler, Erbakan Hocamın resmini de, ismini de, cismini de görmeye başladık mübareğin. İnternet sitesinden çıkarttılar, onu da ayıpladım, o konunun da üzerine gittim. İnternet sitesine de Erbakan Hocamızın resmini, ismini koydular ve saygıyla, hürmetle bahsetmeye başladılar. Karanlık bir dönemin sonu, aydınlık bir dönemin başlangıcı olarak, Erbakan Hocamız anlı şanlı şekilde, ezici şekilde ama ezip geçerek, sıfır fireyle Saadet Partisi’nin başına geçti, Allah mübarek etsin. Ben hizmetçisiyim, naciz bir kapıcısıyım, bizim elimizden gelen bu. Yine olsun yine yaparım, inşaAllah. Demek ki vatandaş susmuyor, ben de bir Türk vatandaşı olarak susmuyorum, gereğini yaparım.
Kardeşimiz beni uzun uzun eleştirmiş, çok güzel, ben çok severim böyle şeyleri. Muhabbeti güzel bir hale getirmiş oldu kardeşimiz ama efendi bir üslupla yazmış. Küfür de edebilir sorun değil, öyle isteyen küfür de etsin, ben hiç takmam. “Bazı İslami kesimlerle ve şahıslarla münakaşa havasında konuşuyorsunuz” diyor. Emr-i bi'l ma'ruf ve nehy-i anil münker, Allah’ın emridir. O münakaşayı andırıyor olsa bile, tek yanlı böyle tek kol vardır böyle güreşte, alırsın adamı böyle yere yatırırsın. Adam direnir böyle köprüye gelir, ondan sonra kurt kapanı derler alttan takarsın, böyle bağırta bağırta zorla çat diye getirirsin sırtını yere yapıştırırsın. Benim yaptığım bu, münakaşa değil. Kanırta kanırta yenmek, söke söke, eze eze yenmek, böğürte böğürte, dana gibi böğürterek, yaptığımız bu. Nerenin münakaşası. Münakaşa diye, adam bir o sana söyler sen ona söylersin bir türlü yenişemezsin. Adama koyduğumda oturtuyorum çıtını çıkartamıyor zaten. Vurduğumda adam havada bir sekiz kere dönüyor, ondan sonra düştüğü yerde nereye düştüm diye onu arıyor. Nereden geldi, kim düşürdü, ne oluyor burada, uzaya mı geçti nereye geçti, onu soruyor adam. Öyle bir konu yok. Demek ki koyduğunda oturtma var, inşaAllah. Kim? Mesela Cübbeli, şaşar beşer, şu bu falan, Osman Ünlü falan. Kardeşim milletin gözünün içine baka baka adam çıkıyor diyor ki, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir sözünü çarpıtıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Bin yıl geçtikten sonra.” İmam-ı Rabbani de diyor. “Bin yıl geçtikten sonra”. Adam ne diyor? Olmaz, İmam-ı Rabbani’nin şanına şerefine uymaz o, bin yılı İmam-ı Rabbani’ye vereceğiz, sonra Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)’a o bin yılı verebiliriz, diyor. Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) İmam-ı Rabbani’den kıyas kabul etmeyecek derecede üstündür. İmam-ı Rabbani onların talebesinin talebesi hükmündedir. Veyahut talebesi hükmündedir diyeyim, inşaAllah. Sen nasıl onlara, o bin yılı layık görmezsin? Ve nasıl o bin yılın içinde olmasını hakaret gibi görürsün veyahut aşağılayıcı bir şey olarak görürsün? Bu ne Mehdi (a.s.) alerjisidir kardeşim? Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmında ayrı bir alerji var, bunlarda ayrı bir alerji var, yok öyle şey. Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından bin yıl sonra ikinci bin yılı gelindiğinde Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)’dan bahis var, İmam-ı Rabbani’den bahis yok. İmam-ı Rabbani’yi biz ilave ediyoruz oraya, saygı ve sevgimizden dolayı. Biz kendimiz ilave ediyoruz, İmam-ı Rabbani ben onun içindeyim, demiyor. Nerede onun yazısı? Öyle bir şey yok. Biz onu sevdiğimiz için onun binin içine koyuyoruz. Adam ne yapıyor? Ulul Azm bir Peygamberi ve Hatem-i Veliyi, en büyük veliyi ve Ulul Azm bir Peygamberi o binin içine koymaya haya ediyor, ağırına gidiyor, yakıştıramıyor İmam-ı Rabbani’ye daha büyük gördüğü için. Bir nevi putlaştırmış (haşa). İmam-ı Rabbani’nin böyle bir sözü olmadığı halde, kendi kısır aklıyla, kendi dar aklıyla, onu üçüncü bin yıla koyuyor, Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.)’yi. Bin yıl ilave yapıyor, biz bunu tabii ki cevap vereceğiz. Biz münakaşa mı ediyoruz burada? Koyduğumuzda oturtuyoruz, inşaAllah.
“Aleviler, Caferiler, Vahabiler hakkında olumlu ve Müslümanlar oldukları yönünde yaklaşımınız da, başta Kuran-ı Kerim olmak üzere dinimiz de dahil, her şeye karşı bir tavır sergilenmektedir.” Yani demek istiyor ki kardeşim, Aleviler, Caferiler, Vehabiler kafirdirler, kesilmeleri gerekir falan inancında anladığım kadarıyla. Canım ciğerim kardeşim onlar benim nur gibi Müslüman kardeşlerim, La ilahe illallah, Muhammedün resulullah diyen, tertemiz kardeşlerim. Onların kılına zarar getirtmem kılına. Sıkıysa yapsınlar bakalım, inşaAllah. Bak, üsluba bak, bak bak ağzını nasıl yanlış yerlere getirmiş bak, hataya bak. Rabbimiz diyor ki, “kafirlerden dost edinmeyin”. Kimler kafirmiş biliyor musun? Vahabiler, ondan sonra Aleviler, Caferiler, bunların hepsi kafirmiş. Ve ayet söylüyor, Allah’ın ayetine uymuyorsun sen diyor. Kardeşim şimdi sen, Allah sana hidayet versin, Allah senin aklını açsın, kim yazdıysa bu kardeşimiz. İsmini de vermemiş mi? Bak şimdi buna delikanlılığa sığar mı bu? İsmi de yok. Uzun uzun yazmış, hadi nezaketli bir üslupla yazmış ama, çok ayıp yapıyorsun canım kardeşim, sen kimsen, ismini ne koyalım senin? Ahmet diyelim. Ahmet kardeş çok ayıp yapıyorsun. Nur gibi müminlere kafir dersen, kendin kafir olursun Allah esirgesin, aklını başına al. Nerede görülmüş, Allah’ın birliğine inanıyor, Peygamber (s.a.v.)’e inanıyor, aynı kıbleye dönüyorsun, beş vakit namazlarını kılıyorlar. Nerenin kafiri? Velevki kafir bile olsa, bu azgınlık, bu kin, bu nefret ne kardeşim? Velevki birisi kafir, zaten onlar mümin muttaki bunlar, harama girersin böyle bir şey dediğinde. Kendi kafir olur. Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis var, “karşındaki kafir değil kendisi kafir olur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yanİ öyle tekvir haramdır, tekvir etmek, delil yokken. Aranan nedir kardeşim? “La ilahe illallah” diyor mu? Diyor. “Muhammedün resulullah” diyor mu? Diyor. Kıblen aynı mı? Aynı. Namazında niyazında, ne istiyorsun? Ablasına bakıyorsun ayrı bir kafada, eniştesine bakıyorsun ayrı kafada bambaşka, onlara acayip muhabbeti var, ama akrabası olması şartıyla. Başkası olduğunda, kesmek, doğramak gerekiyor, yakını olduğunda dinsiz dahi olsa hiçbir sorun yok. Bir kere dinsiz ise, dindar olması için gayret edersin, senin kardeşindir, yine kardeşindir. Demek ki sende bir eksiklik var ki, uğraşmamışsın, anlatmamışsın, gayret etmemişsin onlar da düzelmemiş. Sorumluluğu üzerine al. Diyeceksin ben eksik adamım ki iyi anlatmamışım bak kardeşimiz de yanlış yola gitmiş, diyeceksin. Doğru mu Oktar’ım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, inşaAllah. Tamamen doğrusunuz maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu ayeti yanlış kullanıyorsun kardeşim sen, mümine kafir demek haramdır. Ayrıca gerçek kafire de kin duyulmaz, düşman olunmaz. Kime düşman olunur? Münafığa düşman olunur, münafığa. Bediüzzaman Said Nursi diyor bak, “kafire düşman olunmaz” diyor. İkna edilir kafir sadece. Olursa olur, olmassa olmaz, kendi haline bırakırsın. “Dinde zorlama yok” ayet var. Şeytandan Allah’a sığınırım, açık Allah’ın ayeti. Hatta diyor Cenab-ı Allah, “kul ya eyyühel kafirun”. “Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize,” en fazla bu denir. Sana ne adam dinsiz ise dinsiz, Allah’a verecek hesabını. Sen anlatmakla mükellefsin. Şimdi bak senin kafanla olmuş olsa canım kardeşim, neler olur biliyor musun? Müslümanlar birbirini yer ve parçalarlar. Mesela Sünni, Alevi, Caferi ve Şii, Vahabi Müslümanlar birbirine girer, kan gövdeyi götürür, dünyada Müslüman kalmaz. Sen bunu yapmakla ne olmuş olursun? Deccallik yapmış olursun. Dünyadan Müslümanları kazımış olursun. Müslümanları birbirine düşürmekle mi mükelleftir Mehdiyet? Müslümanları kardeş yapmakla mı mükelleftir? Kardeş yapmakla. Müslamanları birbirine düşürene ne derler? Deccal derler. İblisin, iblis ordusunu kafasıdır bu, Müslümanları birbirine düşürmek. Mehdi (a.s.) ordusunun tavrı nedir? Birbirine kardeş yapmaktır. Mehdi (a.s.) devrinde bütün Müslümanlar kardeş olacak, Allah’ın ayeti var. Allah “müminler ancak kardeştirler” diyor. Ölçü ne? “La ilahe illallah, Muhammedün resulullah” bunu kim diyorsa bizim kardeşimizdir. Mesela musallaya geliyor, musalla taşına getiriliyor, deniliyor ki, musallaya getirilmiş olması zaten Müslüman olduğunu gösteriyor, diyor. Bak hiç adamı tanımıyoruz bilmiyoruz. Hatta adam sırf inşaAllah dese, bir kere inşaAllah dese, hah diyeceğiz Müslümandır bu, bitti. Yani delil budur, olay budur. Kardeşim burada La ilahe illallah var, Muhammedün resulullah var, her şey var. Buna rağmen kafir olmasını düşünüp, o Müslüman kardeşlerimizi pırasa gibi doğramak isteyen, kan tutmuş yarasalar gibi bakarsa bir insan, o zaman deccal ordusu olur, deccaliyet olur. Biz Alevi olsun, Sünni olsun, Şii olsun, bütün kardeşlerimizi, Müslümanları birleştireceğiz. Hatta daha da onlara ilginç bir şey söyleyeyim, Hıristiyan kardeşlerimizle de ittifak edeceğiz, daha da şaşıracaklar. Hıristiyanlar zaten doğranması gereken kişiler bu kardeşimize göre. Bak biz doğramak değil; biz doğrarız, patates doğrarız en fazla, ne doğranır, marul doğranır bir de, salata yapılabilir bir de, kardeşlerimize rica ederiz salata yaparlar, o doğrama işleminden vazgeçecekler. Bu doğrama hırsını bırakacaklar. İblis bunları eğitiyor, iblis. Deccal, deccaliyet eğitiyor. Bir avuç Müslümanı, bir avuç gariban; zaten küfür ezim ezim eziyor, sen geri kalanını da ben yapacağım diyorsun. Bak Amerika, Rusya bir yandan doğruyor. Efendim İngiltere, Fransa, bak Afganistan’a girmişler, Irak’a girmişler, bütün dünya ülkelerinde her yerde ezim ezim eziyorlar. Bu olur mu? Adamlar çok az asıp kesiyorlar, böyle kesme olmaz, biz de buradan girelim, diyor. Vahabileri de biz buradan doğrayalım, Alevileri de doğrayalım, Bektaşileri de doğrayalım, onlar da Sünnileri doğrasınlar diyor. Adamlara yazık. Onlara zahmet oluyor, biz bu işi daha kolay bitiririz, demek istiyor. Beni övmüş kardeşimiz, “materyalizm ve akımını barındıran, Darwinizm saçmalığına hitap eden yaptığınız yayın ve çalışmalar için de sonsuz teşekkürü borç bilirim.” Teşekküre gerek yok, Allah razı olsun dersen yeter. Çünkü biz şükrümüzü Allah’a yapıyoruz. Allah’a şükredilir, insana şükredilmez. “İlkokulda 80’li yıllarda bizlere maymun gibi bir hayvandan evrimleştiğimiz zihniyeti kafalarımıza sokmaya çalışan ve tabii buna inanan o ahmak kitleye en büyük bilimsel tokatı atan siz oldunuz.” EvelAllah, evelAllah. Ama bak bu anlattıklarım da çok önemli, sakın bu dediğim hallere girip, bu hayvandan aşağı duruma da düşme. Bu değerli kardeşimizden bunu istirham ediyoruz, bunu hayvandan daha aşağılık olan mahluklar yapabilir. Mahvediyorlar zaten benim gariban Müslümanlarımı, bir de geri kalanını da biz tamamlayacağız demek, ne demek? Eksik kalanı da biz tamamlayacağız demek, ne demek? Yok öyle şey. Hepsi bizim canımız ciğerimiz kardeşlerimizdir, kılına tüyüne zarar getittirmeyiz. Museviler de aynı şekilde, hepsi bizi yedi emanımızdalar. Bu düşünceler malum odakların düşünceleri, Müslümanları bu çizgiye çekeceklerin düşünüyorlardı, buna müsaade etmedik. Cübbeli’yi ortaya çıkarırken Fatih Altaylı, böyle hani rakı masasına böyle tipler çağırılır, hani eğlence olsun gibisinden. Hem adam içer, hem de o konuştukça o keyfe gelir böyle, rakı masasına çağırılmış gibi çağırıyorlar Cübbeli’yi. Böyle hafif neşesi yerinde oluyar zaten Fatih Altaylı’nın, çakır keyif oluyor, öbür gözlüklü de çakır keyif. Zaten normal bir neşe değil, kendilerini kaybediyorlar. Canı şenlenmek istedikçe adam, keyfe gelmek istedikçe, çağırın şu Cübbeli’yi diyor. Ağabeyim, babam diye o da koşarak hemen gidiyor, beni çağırmışsın baba diyor, beni çağırmışsın ağabeyim diyor. Otur bakalım Cübbeli, anlat da bize biraz keyiflendir diyorlar. O orada başlıyor adamları keyiflendirmeye. Bunlar yanlış. Bak senin mürşidin Cübbeli asma kesme işlerini nasıl anlatıyor, bir daha göster de görsün. İran hakkında ne düşünüyor, Müslümanlar hakkında ne düşünüyor. Ki bunca zavallılığa rağmen, bak Fatih Altaylı’ya yaranmak için, ona yaranmak için, ondan aferin almak için bak ne hallere giriyor, insan nasıl acıyor ona. İki büklüm iki kişinin kolunda oralara zoraki getiriyorlar böyle, tengellenerek zoraki yürüyor. Ona şirinlik yapıp, beğenisini kazanmak için ona fıkralar anlatıyor, onu eğlendirmeye çalışıyor, dine, imana, mukaddesata yönelik böyle çirkin espriler yapıyor. Ki onun olurunu, aferinini kazansın. O arada da Müslümanlar perişan ediliyor, bak kendi de bunun farkında, Müslümanlar perişan ediliyor. Diyor ki, “bunlara karşı ne yapılabilir, Mısır kan ağlıyor, Ürdün de kan ağlıyor, Afganistan, Doğu Türkistan, her yer kan ağlıyor” diyor. “Irak”. “Çözüm, gelsin bizi öldürsünler şehit oluruz, böylece onları cezalandırmış oluruz, konu da biter” diyor. Bak İttihad-ı İslam diyemiyor, Türk-İslam Birliği diyemiyor, çözüm Mehdiyet’tir diyemiyor adam. Çözüm budur, diyor. Şimdi de kardeşimiz kibar kibar bana katliamdan bahsediyor. Onları kafir ilan etmekten bahsediyor. Onlar da seni kafir ilan edecekler. Vahabiler de bunları kafir ilan edecek, o onu kafir ilan edecek, yok öyle kardeşim. Mehdiyet devrindeyiz, Muhammed Mehdi (a.s.)’nin çıktığı devirdeyiz. Bütüm Müslümanlar kardeştir, Allah’ın emri var ayet. Bak, “müminler kardeştir” diyor Allah. Bu ayet tahakkuk etti artık, aksi olmaz bundan sonra.
VTR
ADNAN OKTAR:Pırasa nasıl doğranıyor Oktar gördün mü sen?
OKTAR BABUNA:Toplu halde böyle.
ADNAN OKTAR:Üst üste yığılıyor, niye öyle üst üste yapıyorlar?
OKTAR BABUNA:Toplu kesim.
ADNAN OKTAR:Kolay olsun, zaman harcamamak için tek tek doğranmaz pırasa. Bak adam yöntem gösteriyor. Müslümanların nasıl doğranması gerektiğini ve koro halinde adamlara, “nasıl yapacak?” diyor ve direk kesmekten bahsediyor adam kesmek, doğramak. Kardeşimiz ne diyor? Onlar kafir diyor. Geriye ne kalıyor? Hiç kimse kalmıyor. Hıristiyanları doğrayacak, Musevileri de doğrayacak, Vahabileri doğrayacak, Şiileri doğrayacak, Alevileri doğrayacak, Bektaşileri doğrayacak, kendi cemaatinden olmayanları doğrayacak, kim kalıyor geriye? Üçyüz-beşyüz bin kişi en fazla, o kadar adam kalacak. Bak diyor ki adam, hazret Cübbeli Hazretleri, öyle bir kan akacak, öyle bir insan ölüsü, o kadar ceset yığılacak ki, bir kuş insan ceset yığınları; cesetler öyle üst üste gelecekmiş ki, dağlar gibi insan cesedi yığılacakmış. Kuş uça uça uça hayvan ki yüzlerce kilometre uçabiliyor, hayvanın ömrü telef olacakmış ama cesetler yine bitmeyecemiş. Kardeşim nedir bu kan, irin, ceset teklifiniz, talebiniz, bu arzunuz? Alla sizi ıslah etsin, Allah size hidayet versin, Allah size akıl fikir versin. Kardeşim deccal bunlara öyle bir üfürmüş ki, ağzına, burnuna, kulaklarına, doldurmuş zehirini. Bak gece gündüz anlatıyoruz, adamlar daha hala ne konuşuyorlar. Mehdi (a.s.)’nin niye geldiğini şimdi daha iyi anlıyorlar, İsa Mesih (a.s.)’in neden geldiğini şimdi daha iyi anlıyorlar. Mehdi (a.s.) gelmemiş olsa demek ki, zibil gibi kan akacaktı. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, Mehdi (a.s.) talebesi olarak ben Mehdi (a.s.)’nin kapıcısıyım, ondan sonra Mehdi (a.s.)’nin kapıcısı olarak da ben bu faaliyetleri yapıyorum işte. Bu engelleri ortadan kaldırmaya çalışıyorum. Doğru mu söylüyorum? Ne diyorsun Hocam? Siz Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Hocam hakkı savunduğunuz için, Allah her zaman haklıdır inşaAllah, siz de hakkı savunarak haklı oluyorsunuz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim inşaAllah, demin Cem TV’yi seyrediyordum, Alevilerin kanalı Cem TV, çocuk genç elinde sazla, La ilahe illallah’la çok güzel bir parça, çok güzel ifade ediyor, Hz. Ali (r.a.)’nin sevgisinden bahsediyor. Nefesim kesildi, acayip güzel okuyor. Genç kızlar da orada La ilahe illallah’a katkıda bulunuyorlar, habire Allah’ı zikrediyorlar. Kardeşim neyini asıp kesiyorsun, sen delirdin mi? Bak La ilahe illallah, Muhammedün resulullah diyorlar aşkla şevkle çocuklar, ellerinden yüzlerinden nur akıyor çocukların. Cem TV’de seyrettim buraya gelmeden önce, nefis, çok şahane, Allah aşkıyla coşmuşlar ne güzel, tertemiz mümin kardeşlerimiz. Neyi asıp kesesin kardeşim? Seni hızar atölyesini götüreyim, keresteleri doğra. Onu doğra, yazık işçiler orada soğukta donuyorlar adamcağızlar. Giy güzelce üzerine kalın paltonu, orada doğra, akşama kadar kütük doğra, insan doğrama kafasını at, bırak. MaşaAllah imrendim, keşke ben de orada olsaydım, o şeyi dinleseydim, acayip güzel okuyorlar. Sürekli Hz. Ali (r.a.)’den bahis, on iki imam, on iki imamı teker teker saydılar ve Mehdi (a.s.)’den bahsettiler mübarekler, içim eridi maşaAllah. Sazla aşkla çok güzel şekilde okuyorlardı, icra ediyorlardı maşaAllah. Onlar bizim canımız, ağızlarından sevgi, muhabbet akıyor. Bu ne azgınlıktır kardeşim, bu ne deliliktir bu? Cübbeli’yi demiyorum, o cahilliğinden yapıyor da genel olarak bu mantıkta olanlar, o cahilin cahili. Genel kültür yok, görgüsü çok zayıf, bütün dünyası kapalı ortamlarda gelişiyor, az insanla da görüşüyor, çocuk gibi. Manevi babası Fatih Altaylı da böyle çakır keyf oldukça bunu çağırıyor, gel bizi eğlendir gibisinden. Acayip keyfe geliyor, dikkat ediyor musun? Acayip neşesi yerine geliyor. Kendini zor tutuyor gülmemek için böyle. O da iki büklüm böyle, iki tarafa sallanarak böyle yürüyerek oralara gidiyor. Çok büyük hizmet yaptığı kanaatinde. Onları fıkralarla falan öyle eğlendirince, din ile, İslam ile ilgili fıkralar anlatıp, onları eğlendirince çok büyük hizmet yağtığı kanaatinde. Bak gülüyor, güldüğüne göre beni seviyor, diyor.
Ne diyeyim ben bu adama? Hep asma kesme, nefret bilmem ne. Mesela bak başı açık hanımlara karşı da öyle. Acayip tahammülsüz ve acayip katılar. Kardeşim onun inancı öyle. Ben Kuran’ı böyle yorumluyorum, diyor. Sana ne? Yorumluyorsa öyle yorumluyor. Tertemiz Müslüman, La ilahe illallah Muhammeden Resulallah, diyor. Allah’a dine baş eğmiş, boyun eğmiş bir insan. Kazanacak şekilde tavır gösterecekken, hep böyle çirkin, sert, kavgacı, laf sokan ters bir üslup içerisindeler. Bu ne öfkedir kardeşim? Mesela çarşaflı hanımlar, onlar da benim canım, onlar da benim ruhum, süper seviyorum hepsini, saygı duyuyorum. Aynıdır elliye elli, hiç hiç farkı yok. Ha ceketli, paltolu bir insan, ha gömlekle oturan bir insan benim için aynıdır, inşaAllah. Ateşle oynuyorlar ve İslam’ı içten vuracak muazzam bir sistem kurdurmuş deccaliyet. Kardeşim sen zaten ayakta zor duruyorsun, bir avuçsun, fitne ortalığı vuruyor. Darwinizm, materyalizm bir yandan, fitne bir yandan, sen ne yapıyorsun? Birleştirici olup, bütünleştirici olacağı yerde, parçalayıcı ve mahvedici bir sisteme doğru insanları çekiyor.
“Selamün aleyküm” Aleyküm selam Ahmet Çelikbaş kardeşim. “Benim sorum bakış açınıza yönelik olacak. Siz Türk-İslam Birliğini savunuyorsunuz. Sizi Türkiye’de sevenler de bu fikre destek veriyorlar. Peki Kürtlerin Kürt-İslam, Arapların Arap-İslam Birliğini savunması, fitneye yanlış anlaşılmaya yol açmaz mı? Her türlü ırk, millet anlayışından arınmış, mükemmel bir İslam Birliği fikri daha sağlıklı olmaz mı? Saygılar, Ahmet Çelikbaş.” Şimdi Ahmet kardeş, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Arap’ın Aceme (Arap dışı olan milletlere), Acem’in de Arap’a üstünlüğü yoktur, üstünlük takvayladır” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bitti, hepimiz Adem (a.s.) evladıyız.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Fakat Türkiye’nin, Türk Devletlerinin liderliğinde bir Türk-İslam Birliği oluştuğunda, İttihad-ı İslam oluştuğunda adama sormazlar mı, bu kim başı liderleri kimler yapıyor, hangi milletler yapıyor, hangi topluluk yapıyor diye sormazlar mı?
OKTAR BABUNA:Sorarlar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Sorduğunda ne diyelim, hangi millet diyelim? Bilinmeyen bir millet, x millet mi diyelim? Adı Türk işte, Türk milleti diyoruz. Ne diyelim? Osmanlı’yı kim kurdu? Türk milleti kurmadı mı?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyelim? X millet mi kurdu diyeceğiz? Bu nedir bu alerji, ben anlamıyorum. Burada üstünlük iddiası yok ki. Bu toplumun adını koyuyoruz biz. Öncüsü lider olan millet, Türk milletidir, olay bu. Biz üstündür dedik mi? Genetik üstünlük, ırk üstünlüğü vardır dedik mi? Genetik.
OKTAR BABUNA:Hayır Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama ahlak üstünlüğü var. Kafa üstünlüğü, cesaret üstünlüğü var buyur. “Takvada yarışın” diyor Allah. Ne demek yarışmak? Demek ki biri birinden üstün oluyor ki yarışıyorlar. Bu yarışta sende onların daha iyi olması için gayret edeceksin, yarışta ben öne geçtim seni geride bırakacağım demiyorsun ki. Onun da iyi olması için uğraşacaksın.
“Sayın Adnan Hocam. Sizi 1992 yılından beri takip ediyorum. Hizmetlerinizden dolayı Allah razı olsun. Sayın Hocam hadislerde Kıyamet’e yakın Armagedon veya Melhame-i Kübra adı ile bilinen şiddetli bir savaşın olacağını İslam alimleri söylemektedir. Bu konuda bilgi verebilir misiniz? Saygılarımla.” Bu Irak’ta yapılan savaş, bu Melhame-i Kübra’dır. Irak’a yapılan tam, yeri de doğru, yabancı ülkelerle yapılmıştır. Asker sayısı, topluluk açısından, her bakımdan tam Melhame-i Kübra’dır.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama Melhame-i Kübra’cı kardeşlerimizin hepsini tenzih ederim de, bir kısmı Irak’ta akan kanı az buluyorlar. Yani öyle “bir milyon kan falan hafif” diyorlar. Ne kadar lazım olması Melhame-i Kübra için? Şöyle temiz en az iki milyar olması gerekir ki, bir anlamı olsun, dolu dolu olsun. Yani bir buçuk döner istiyor ya adamlar daha bol olsun, onun gibi bir üslup. Bu kadardır, kastedilen budur. Melhame-i Kübra olmuştur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Allah’ın selamı üzerinize olsun, sevgili Muhammed Adnan Hocam. Hocam Yüce ve her şeye kadir olan Allah Hz. Mehdi (a.s.)’yi bir gecede ıslah ettiği kimi” diyor, “ettiği gibi” diyor, Azerbaycan’dan yazıyor. “Allah’a çok dua eden zavallı bir kulunu da ıslah eder mi?” Tabii ki bir gecede ıslah edebilir Allah. “Azerbaycan’dan çok sevgiler.” Bütün Azerbaycan’daki koç yiğitlere, hanımlara, beylere hepsine selam ediyorum. Şebnem Muhammed, bak bunu da yeni duyuyorum. Azerbaycan’da acayip kalabalıklar. Her şehirde öyle, yani yüzlerce, her şehirde öyle arkadaş grupları oluşturmuşlar. Geçenlerde de buraya geldiler. Bana sevgileri de bayağı şiddetli. Bastırsınlar, Azerbaycan ile Türkiye’nin arasındaki sınırı kaldıracağız yakında Allah’ın izniyle.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Başbakana dilekçe versinler. Desinler ki biz pasaport istemiyoruz Azerbaycan’la. İran’la da görüşmeler yapılsın, İran bir koridor versin. İstiyorlarsa ben görüşeyim vatandaş olarak, o da olur. Çünkü nazım geçiyor benim İranlılara, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir otuz kilometre çaplı bir koridor Azerbaycan’a, o kadar. Çünkü en az böyle sekiz şeritli bir yol olması lazım. Sekiz şerit gidiş, sekiz şerit de geliş. Geniş olacak ki sürat yapabilelim. Ben şimdi ancak 220 ile gitsek, fazla mı 220? Fazla fazla fazla. Sakın ha kimse yapmasın. Ama ben yapabilirim, ama kimse yapmasın. Çok tehlikeli, Allah vermesin.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bir kere anlatmıştım ben, Ankara’dan geliyorduk, ondan sonra bizde Mercedes vardı. Çocuklara, tabii doğru bir şey değil, ama işte yaptırıyordum. Herkesi sollatıyordum teker teker. Ağır gitmek gıcığıma gidiyordu, hatta böceklerin çarpmasından cam böyle şey oluyordu, bir katman oluşuyordu camda böyle acayip, onları temizliyorduk, öyle yine devam ediyorduk. Küçük bir Volkswagen gibi bir araba böyle önümüzde biz de hemen ışık yaktık böyle uzunları, evet selektör yaktık. Çekil önümüzden ufaklık der gibi falan böyle, adamı arkada dörtlü mü beşli mi diyorlar neyse o lambaları falan bir yaktı söndürdü şöyle, ne anlama geldiğini anlamadım. Adam bir bastı uçuyor, araba kayboldu. Kardeşim 200 ile gidiyoruz, 210’a çıktık yetişemiyoruz. Ne dedim? Araba Porsche imiş. Artık yapacak bir şey yoktu tabii teknolojik üstünlük olduğu için, böyle baktık kaldık arkasından, bir süre sonra nokta gibi kaldı araba sonra da kayboldu, inşaAllah. Böylece bir daha o konularda iddialı olmamıştık, hani nezaketli bir üslupla inşaAllah.
Kardeşlerimizin aklında olsun, bak 70 yıl var. Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilik bitiyor. İslam ahlakı bu 70 yılın içerisinde dünyaya hakim olacak.
OKTAR BABUAN:İnşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İsa Mesih (a.s.)’ı göreceksiniz, Mehdi (a.s.)’ı göreceksiniz. Bediüzzaman’ın açıklaması öyle, Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıklaması böyle. Anlamazdan gelen böyle kaşar tipleri falan, cahil olanları tenzih ederim, hiç kaale almasınlar, çok önemli, çok hayati bir dönemdeyiz. Ve Lailahe illallah Muhammeden Resulullah diyen herkesi bağrımıza basacağız ve hatta Hıristiyanlarla da ittifak edeceğiz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Çünkü şu an dünyaya deccaliyet hakim. Böyle şeylerle muhalefet olmaz, Müslümanlar kendi aralarında uğraşmazlar. Kardeşim ben anlayamıyorum, çocuk olsa bilir bunları ama fark edemiyorlar.
“Sayın Hocam eserlerinizi, bilgilerinizi çok beğeniyoruz. İltifatlarınız tuhafımıza gidiyor. Gençlik sorunlarından bahsedin arkadaşlara” diyor. Tamam bahsedeyim. Hatice Üzümcü. Hatice, sana ben ne diyeyim seni sevimli Hatice. Kıskançlıktan başka bir şey değil bu, inan bana net kıskançlık. Hem güzeller, hem tatlılar, hem güzel huylular, iltifat edemiyoruz biz de Hatice’ye tabii göremediğimiz için artık. İltifat çok güzeldir, muhabbeti arttırır, sevgiyi arttırır. Ama derin bir güven, derin bir sevgi varsa, Allah için Allah’ın tecellisi olarak seviyorsan. Ve onun canını, malını, ırzını, güzelliğini her şeyini korumaya azmetmiş bir kararlılıktaysan. Ve Allah’ın tecellisi olarak görüyorsan, çok değer veriyorsan ve saygı duyuyorsan bu olur. Allah’ın tecellisinden ancak Allah’ın aşkıyla sarhoş olanlar anlar. Onlarda derin bir zevk. Ne kadar samimiyetsiz ve aptalca bir hareket, evladım nasılsın falan diyeceğim bilmem ne. Güzele güzel denir. Niye güzel demeyeyim yani. O da biliyor güzel olduğunu, ben de biliyorum güzel olduğunu. Yani kalbimizde olanı gizleyelim mi, niçin gizleyelim güzelliğini? Sen güzel değil misin?
SUNUCU:Takdiriniz.
ADNAN OKTAR:Ama Allah’ın tecellisi olarak biliyor güzel olduğunu. Ben de biliyorum, o da biliyor. Var olan bir şeyi dile getirmiş oluyoruz. Kardeşim şu anda burada röportaj yapmıyor muyuz, konuşmuyor muyuz?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAlllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi biz bunu desek de, demesek de bu böyle. Neyini gizleyeceğiz biz bunun değil mi Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
SUNUCU 2:Samimi diye de yaranamıyoruz, samimi davranıyorsunuz ona da kızıyorlar.
ADNAN OKTAR:Yani neyse.
Hayır hayır bak kardeşimiz yine yazı yazmış, olmaz şu kusur var bu, herkesin fikrine saygı gösterecek. Başka çözüm olmaz, olmaz öyle şey. Cübbeli bile sakalın boyunu bile sorun çıkarıyor adam. Sana ne nasıl bırakıyorsa bıraksın, sana ne sakalından, ne karışıyorsun? Şu kadar olması gerekiyor, diyor. Sakalsız da zaten adamın arkasında namaz kılınmıyor. Ne demek bu biliyor musunuz anlamı? Adamı bambaşka bir hale sokmuş oluyorsun sen. Mesela imam namaz kılıyor. Adam bakıyor sakalı yok, hadi bana müsaade. Bu nereye gider bunun sonu?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Olmaz herkese kendi yapısı içerisinde, kendi düşüncesi içerisinde saygı göstermek ve şefkatle yaklaşmak lazım. O zaman bir de Vehhabi’ye sor bakayım, seni nasıl karşılıyor. Vehhabi de seni o zaman o kafayla gidersen, onlarda da o kafada olanları var. Onların da Cübbelisi oluyor o tarzların, o da onları kesmenin peşinde oluyor. Olmaz öyle şey, Mehdiyet’in olduğu ortamda bunların hepsi kalkacaktır. Mesela Vehhabiler’de de bu olayı değerlendir desek, mesela kardeşimizi değerlendir desek Vehhabilere, bir kısmı için diyorum tabii, otuz cihette kafir olduğuna dair fetva çıkartır, en az otuz çeşit. Bak kafir yani su katılmamış kafir olduğuna kanaat getirir. İsterse ben ispat edeyim. Bak kardeşimiz, ismini de yazmamışsın, ondan sonra ver adresini ben özelliklerini göreyim senin, bir Vehhabi’ye ben soracağım. Onların Hocaları var, kaç cihette kafir olduğunu sana ispat edeyim, yani Vehhabi açısından. Onlarda da cins adamlar var öyle, çeşitli adamlar. Buna müsaade etmeyeceğiz işte. Müslümanların birbirini kırıp geçirmesine, insanları mahvetmesine, deccalin oyununa gelmelerine müsaade etmeyeceğiz, bu yok. Kardeşim bu durumda zaten Amerika’ya, masona, kafire, şuna buna hiç kimseye ihtiyaç yok ki. Zaten birbirini kırıp geçirmek için can atıyor adamlar, olur mu böyle şey?
OKTAR BABUNA:Olmaz tabii ki inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak ballandıra, ballandıra Vehhabilerin neden kafir olduğunu anlatıyor. Peki Vehhabinin senin nasıl kafir olduğunu anlattığını niye anlatmıyorsun? Adı gibi emin o da senin kafir olduğuna, net ayetle, hadisle konuşuyor adamlar. Senin kafir olduğunu öyle kapsamlı anlatır ki, aklın durur. İşte Allah onun için Mehdi (a.s)’yi gönderiyor, bu büyük fitne ve belayı durdurmak için. Mehdi (a.s.)’ye tabi olunduğunda bu konu biter. Bu rezalet biter. Aksine dünyada Müslümanlar, insan hiç kimse kalmaz.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Deccal muazzam bir oyun hazırlamış. Öyle bir sistem kurmuş ki, herkesin herkesi kırıp geçireceği gibi bir sistem kurmuş. Buna müsaade yok, bunu unutacaklar inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Akılcı bakmıyorlar, makul gözle bakmıyorlar. Mesela şunu akıl edememiştir, şu dediğimi akıl edemiyor. Yani Vehhabi, ben bir çok adam getiririm, arkadaşımız bak samimi olarak söylüyorum, yani net öyle çıkacaktır, kaç cihetten kafir olduğuna dair ayetli, hadisli açıklama yapacaktır.
“Kadir Eroğlu”, Kadir kardeş sen güzel düşünüyorsun. “Selamün aleyküm” Diyor ki: “Hocam siz Cübbeli’ye yüklendikçe, eleştirdikçe, onlar da sizleri eleştirdikçe insanlar hem Mehdiyet’i, hem Ahir zaman’ı, hem de İttihad-ı İslam’ı en güzel şekilde öğreniyorlar” diyor Kadir Eroğlu. Doğru söylüyorsun, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hakikaten İttihad-ı İslam’ın İ’sini bilmiyorlardı, onu öğrendiler.
OKTAR BABUNA:EvvelAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehdiyet’in M’sini bilmiyorlardı, onu öğrendiler. İsa (a.s)’nın ineceğinden haberleri yoktu, onu öğrendiler. Türk-İslam Birliği’nin varlığından haberleri yoktu, onu öğrendiler. Ne güzel, ne güzel.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah vesile etti. Demek ki Cübbeli’ye ihtiyaç varmış. Olmasa da biz bir Cübbeli bulurduk zaten. Benim derdim öyle bir sorunum olmaz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cübbeli olmasaydı biz duracak mıydık? Ben yine bulacaktım bir Cübbeli, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:EvvelAllah.
ADNAN OKTAR:Maksat İttihad-ı İslam’ın oluşması, Türk-İslam Birliği’nin oluşması, dünyaya İslam ahlakının hakim olması, Allah’ın Nurunu tamamlaması. Ledün ilmi içerisinde, batın ilmi içerisinde biz buluruz, öyle bir sorunumuz olmaz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onu bana bıraksınlar. Onların ben üstadıyım o konularda inşaAllah. Adama sorulmaz zaten, senin gönlün var mı denmez. O istemese de İslam’ın hizmeti içerisine sokulur zaten, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cübbeli’nin hiç niyeti var mıydı İttihad-ı İslam için?
OKTAR BABUNA:Yoktu.
ADNAN OKTAR:Bak bir numaralı İttihad-ı İslam’ı savunan adam haline getirdim onu, bir numaralı. Ağzından tek kelime, Cübbeli’nin ağzından çıkıyor muydu İttihad-ı İslam?
OKTAR BABUNA:Çıkmıyor.
ADNAN OKTAR:Bir numaralı Mehdi (a.s.)’yi savunan insan haline getirdim. Şu an dünyada Mehdi (a.s.)’yi en mükemmel savunan insan Cübbeli’dir. Bak zorla yaptım bunu. Zorla, bağırta bağırta. İsa (a.s)’nın ineceğini, bu yüzyılda ineceğini, Türk-İslam Birliği’nin olacağını söyleyebiliyor muydu? Bak söyleyemedi, bak bunu defalarca söyleseydik, ezberletirdim. Mehdiliyet’i, İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni şu an dünyada Cübbeli’den daha mükemmel anlatan kişi yok. Ama bunu zorla yaptırdım ben zorla. O benim elime geçti bir kere. Güya bana karşı kullanacaklardı, getirin bakalım şunu neymiş falan dedik. Tutunca ensesinden ciyak ciyak böyle bağırdı, aldım ve bu hale getirdik. Daha da konuşacak. Bak ben ona daha neler konuşturacağım ve Türk-İslam Birliği oluşuncaya kadar onu konuşturmaya devam edeceğim. Şimdi devam et.
VTR: CÜBBELİ- FLASH TV, 08 EKİM 2010
ADNAN OKTAR:Bak, “şifreyi çözemiyor” diyor ben sana şifreyi çözdürdüm canım ciğerim yiğit kardeşim. Ama ensene çöküp zorla o şifreyi çözdürdüm. Bak “şifre” diyor söyleyemiyor Türk-İslam Birliği görüyor musun? İttihad-ı İslam diyemiyor. Allah`ın dini dünyaya hakim olsun diyemiyor. Ama adama işte böyle zorla dedirtirler işte.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak hiç niyeti yoktu. Açıkça söylüyor zaten, söyleyemiyor. Bak “şifre” diyor. Ancak şifreye gelebildi. Ama onun demesine gerek kalmadı, ben bağırta bağırta ona söyledim.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi Mehdi (a.s.) ile ilgili duasını da güzel bir dinleyelim Hocamızın, inşaAllah. Mehdi (a.s.)`nin gelmesi için dua ediyor. Evet, bak şifreymiş. Ne şifre diyorsun? Desene İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği desene. “Müminler kurşunla kaynatılmış binalar gibi” şeytandan Allah`a sığınırım “saf bağlayıp mücadele etsinler” desene. Nur Suresi`nin 55. ayetinde Allah dünya hakimiyeti vaat ediyor, dünyaya İslam ahlakı hakim olacak desene. Şeytandan Allaha sığınırım. “Din Allah`ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadele farzdır” desene, Allah`ın ayeti var desene. Demiyor. İşte ben de böyle zorla dedirtirim.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, var mı? Hazırsa dinleyelim, evet.
CÜBBELİ HZ. MEHDİ (A.S) I ANLATIYOR.
ADNAN OKTAR:Bak ne diyor? “Mehdi (a.s.) çıktığında”, herifin “maddesine dokunacakmış,”. “Çıkarına dokunacakmış.” Efendim, ağa babalarının da tabii, onların da çıkarına dokunacak ve Mehdi (a.s.)`ye sapkın diyecek. “Bizi dinden çıkarıyor diyecek” diyor mübarek Hocamız, bizzat mübarek ağzıyla. Bu tahakkuk etmiş olmasın Cübbeli Hocam bu dediğin.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah-u alem tahakkuk etti. Kim bilir nerede ama? Kim bilir kim? En çekindiği şeyde mecbur ettim onu bak. Mehdi (a.s.)’ye hizmet en çekindiği konuydu, bağırta bağırta Mehdi (a.s.)’nin askeri yaptım onu.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, evet Hocam
ADNAN OKTAR:Geceli gündüzlü hizmet ediyor. En sıkı talebem konumunda şu an. Ben de Mehdi (a.s.)’nin talebesiyim, öncüsüyüm ama o da benim talebem konumunda şu an. Güya hizmet etmeyecekti, güya Mehdiyeti unutturacaktı, güya 570 yıl geriye atacaktı, kendince. Bak bu tarihe getirttik.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:El mi yaman bey mi yaman?
OKTAR BABUNA:Bey yaman.
ADNAN OKTAR:Bey hepsinden yaman derler, inşaAllah.
Şeyh Ahmed Yasin Hocamız`ın güzel bir şeyi vardı, konuşması vardı ilk. Evet, hazırlayın. Onu görelim o da çok mübarek, muhterem bir insan. Şeyh Ahmed Yasin Hocam ne konuşsa zaten güzel konuşuyor. Siz herhangi bir tanesini gösterin ben size söylerim. İkinci, ikinci olan. Ama sorun varsa? Hazırsa bakayım.
ŞEYH NAZIM KIBRİSİ HAZRETLERİNİN VEKİLİ ŞEYH AHMED YASİN`İN SAYIN ADNAN OKTAR HAKKINDA GÖRÜŞLERİ
ADNAN OKTAR:Hocamızın bir evvelki olan konuşmasını da yayınlayalım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Efendim, çok çok çok samimi gayet candan bir insan. Enaniyeti yok, kibiri yok, makam hırsı yok, dünya hırsı yok. Hep Şeyh Nazım Hocamızın talebeleri hep böyleler. Abdülkerim Efendi de öyle, Şeyh Hişam da öyle, bayağı efendi. Şeyh Adnan Hocamız, maşaAllah çok değerli tasavvuf ehli, nezih insanlar, saygılı hürmetkar insanlar. Evet bakalım.
(17 EYLÜL 2010) ŞEYH NAZIM KIBRISİ HAZRETLERİNİN VEKİLİ ŞEYH AHMED YASİN HZ. MEHDİ (A.S)`I ANLATIYOR.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, ağzından nur akıyor. Bayağı candan ve şeyhimiz mübarek Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri çok övüyor, bir konuşmasında gördüm. Şeyh Ahmed Yasin`i acayip övüyor maşaAllah. Şeyhimiz de bir ara rahatsızdı şimdi maşaAllah iyiymiş.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:O gün kardeşlerimiz herkes dua etti, maşaAllah hemen şifa buldu. O saatlerde şifa buldu, maşaAllah.
Efendim, Sebe Suresi’ni okuyorum. “O elçiye gelen” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)`e diyorlar ki: “Allah`a karşı yalan mı uyduruyor?” O devrin Mehdi’si Peygamberimiz (s.a.v.). “Allah`a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" deli mi, diyorlar. Bütün Peygamberlere hep delilik iddiası var genellkle. “Hayır, ahirete inanmayanlar, azapta ve uzak bir sapıklık içindedirler” Şeytandan Allah`a sığınırım. “Onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı?” Bak, “Onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı?” Şimdi gök taşları dizildi.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Milyonlarca. Allah görmüyorlar mı, diyor. “Ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı? Eğer Biz dilersek, onları yerin-dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz” Gök taşı yağmuru yaparız diyor Allah. 9. Ayet. “Hiç şüphesiz, bunda 'gönülden (Allah'a) yönelen' her kul için bir ayet vardır.” “Orada yürüme imkanlarını takdir etik: ‘Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın’ dedik” Geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde ne zaman gezip dolaşacağız tam anlamıyla?
OKTAR BABUNA:Mehdi (a.s.) döneminde Hocam inşaAllah. Çok yakın zamanda inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ebcedi 2023.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Türkiye büyüyüp dev bir devlet olacak, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Süper devlet olacağız Allah`ın izniyle inşaAllah. Tamam, ne yapalım, ne diyelim, yarın görüşecek miyiz?
SUNUCU:harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren www.harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv` den takip edebilirsiniz.
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...