SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Super Tv ve Radyo, Uşak Art Tv, Uşak Egem Tv, haberhilal.com, selamhaber.com ve 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
OKTAR BABUNA: Bugün Hocam 29 Ekim, Cumhuriyetimizin 87. yıldönümü. 29 Ekim 1923 yılında ilan edilen Cumhuriyetimiz 87 yaşında. Kurtuluş Savaşımızın zaferle sonuçlanmasını ve Lozan Antlaşması ile bağımsızlığımızın onaylanmasını takiben artık mevcut devlet yönetiminin daha açık biçimde isim alması gerekiyordu. Gerçi milli mücadeleyi büyük önder Atatürk’ün başkanlığında başarıyla yönetilen TBMM ve bu meclisin içinden çıkan TBMM Hükümeti yapısı ve işleyişi yönünden ismi konmamış bir cumhuriyet yönetiminden farksızdı. Ancak bu yönetime çağdaş dünyanın gözünde daha belirgin bir nitelik kazandırmak amacıyla 29 Ekim 1923 günü Anayasa’da yapılan bir değişiklikle Cumhuriyetimiz ilan edildi. 29 Ekim günü Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ta kutlanan ulusal bayramımız Atatürk Cumhuriyeti’nin 10. yıl kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 günü verdiği 10. Yıl Nutku’nda Cumhuriyetimiz için diyor ki; “en büyük bayram” olarak nitelendirmiştir.
ADNAN OKTAR: En büyük bayram kutlu olsun diyorum. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Kutlu olsun, bütün Türk milletimize, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir kısım tipler Atatürk’ten pek hazzetmiyorlar ve unutturmaya çalışıyorlar, biz de ısrarla gündemde tutacağız, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Dışişleri Bakanımız Davutoğlu, Doğu Türkistan ziyareti yaptı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Helal olsun, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sami Kohen, Milliyet’te bir yazı yazmış, “Davutoğlu’ndan Uygur Güvencesi” başlıklı yazıda; Ahmet Davutoğlu’nun Çin’deki görüşmelerinde Doğu Türkistan’ın Türkiye açısından önemini vurguladığını, Çin ziyaretinin yanında iki günde Doğu Türkistan’ı ziyaret ettiğini ve bu durumun, Doğu Türkistan konusunda asla taviz verilmeyeceğinin de bir işareti olduğunu yazmış. “Temmuz 2009’daki olaylarda Türkiye Çin’e karşı çok sert bir tutum takınmıştı. Başbakan Çin’i soykırım yapmakla suçlamıştı” diyor Sami Kohen. Çin de çok sert karşılık verince iki ülke ilişkileri iyice bozulmuştu. Ama siz o zaman de belirtmiştiniz Hocam; “bu gibi konular sevgiyle, dostlukla, iyi niyetle, barışla çözülmeli” diye. Hükümetin de son dönemde bir politika değişikliği oldu. Çin ile ilişkileri düzelterek Doğu Türkistan konusunu daha kolay çözebileceğini fark etti. Nitekim Çin hükümeti de Uygurlara karşı tavrını yumuşattı. 15 milyar dolarlık bir yardım programını uygulamaya koydu. Sincan’daki Komünist Partisi’nin sertlik yanlısı liderini görevden aldı. Eski hükümetler döneminde Çin ile ilişkilere önem verilir ve Doğu Türkistan hep ikinci plana atılırdı. Hatta Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah, Tantan döneminde bu yönde antlaşmalar da imzalanmıştı. Doğu Türkistan’ı mağdur edecek şekilde Hocam. Doğu Türkistanlılar neredeyse terörist ilan edilmişti onun döneminde yapılan antlaşmalarla.
ADNAN OKTAR: Tantan döneminde.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Tantan, döneminde genelevlerin statüsünde de bir genişleme meydana getirmişti, yani o yönde bir çalışması olmuştu. Bir de bu yönde. Başka da böyle ilginç çalışmaları olmuştu. Sonra da mason diyememişti, Tapınak Şövalyeleri diye ortaya çıktı. Masonları ağzına alamıyor, ne hikmetse. Ama Tapınak Şövalyeleri’ni rahat söylüyor, onlar ona bir rahatsızlık verdiler anladığım kadarıyla. Onlardan çekinmiyor ama masonlardan çekiniyor.
OKTAR BABUNA: “Türkiye, Füze Kalkanı ve İran” başlıklı bir yazısı var Nasuhi Güngör’ün Hocam, Star Gazetesi’nde; “Türkiye, Füze Kalkanı ve İran” başlıklı bir yazı yazmış. “Türkiye ve İran bölge açısından yıllardır rekabet halinde olsalar da hiçbir zaman ciddi bir sorun yaşanmadı aralarında” diyor ve “Türkiye tüm baskılara rağmen füze kalkanı projesine hayır deme cesaretini gösterebilecek mi?” diye sormuş, “bu ihtimal çok güçlü” demiş.
ADNAN OKTAR: Yani başka türlü olmaz zaten. “Gelin buradan adam öldürün” diyemeyiz. Yani buraya füzeleri doldurun, İran ile de savaş olsun, buradan İran’ı vuracağız, İran da kendini savunacak Türkiye’yi vuracak; sonra savaş, İran ile Türkiye arasında savaş. Yok öyle şey, uyanıklık. İlkel uyanıklıklar onlar, onlara müsaade etmeyiz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. İngiliz Daily Mail Gazetesi’nde dün çok güzel bir haber vardı Hocam. Haberin başlığı; “Neden birçok modern kariyer sahibi kadın İslam’a dönüyor?” İngiliz gazetesinde. Gazete, İngiltere’nin eski başbakanlarından Tony Blair’in baldızı Lauren Booth’un Müslüman olmasının ardından İslam’ı seçen İngiliz kadınların sayısında artış olduğunu belirtmiş. Gazetedeki haberi de görüyoruz orada. Dünyaca tanınmış müzik kanalı MTV’nin Müslüman olan ünlü spikeri Kristiane Backer’ın açıklamalarına yer vermiş. Backer şunları söylemiş; “İşim gereği Müslüman inancını araştırdım. Çünkü dünyanın dört bir tarafına seyahat ediyordum ve birçok ünlü kişiyle mülakatlar yapıyordum. İslam’ın değer sistemleri batı ülkelerinden çok farklıydı. Stresten uzak, her şeyi Allah için yapmak gerektiği benim için çok önemliydi” demiş. MTV’nin ünlü spikeri Kristiane Backer.
ADNAN OKTAR: Evet, dünyada bir akıl derinliği, şuur derinliği, bakış derinliği gittikçe artıyor, tabii o da İslam’a yansıyor. Müslümanlık bağnazlık, yobazlık şeklinde değil de gerçek Müslümanlık şeklinde dünyada hakim olmaya başladı. Eskiden Müslümanlık deyince insanlar biraz çekiniyorlardı. Sonra aklı başında Müslümanlar çıkıp yobazlıkla Müslümanlık arasındaki farkı anlatınca çok faydalı oldu, değiştiler, maşaAllah. Çok olumlu etkisi oldu.
OKTAR BABUNA: Yine Daily Mail’de çıkan bir haber başlığını görüyoruz burada, aynı gazetede. Diyor ki, İngiltere’de yeni doğan erkek çocuklarına en çok verilen isim Muhammed’miş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben de Muhammed ismi aldım. MaşaAllah, çok şahane.
OKTAR BABUNA: İngiliz gazetesinin haberi bu.
ADNAN OKTAR: Ama acayip böyle bir şey olması. Hayret, maşaAllah. En çok Muhammed?
OKTAR BABUNA: Evet. “Oliver iki numara, Jack üç” diyor. Muhammed bir numara ama.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Daha da yayılsın, inşaAllah, Muhammed ismi. Çok şahane bir isim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Ardan Zentürk, Star Gazetesi’nde şöyle bir yazı yazmış; “Türkiye’nin Ortadoğu’daki ağırlığı tüm cephelerde artmakta. Bu da bazı ülkelerde rahatsızlık yaratıyor, Gazze’den Lübnan’a, Afganistan’dan Irak’a uzanan geniş bir coğrafyada öncü rolünü üstlenmiş durumda” diyor, Türkiye için. Bir de önemli bir konuya dikkat çekmiş, “Irak ile Suudi Arabistan’ın ilişkileri düzeliyor, oysa ABD İran karşıtı Sünni Arap cephesi oluşturmaya çalışıyordu” demiş.” Bu planları fiyaskoya dönüştü” diyor.
-VTR- (Cübbeli Ahmet Hoca)
ADNAN OKTAR: “Zaman, zemin tamam” diyor bak. “Akşam ezanı okundu” diyor. Kıyamet yakın, Mehdi(a.s.) ve İsa (a.s.) da. Hocamız söylüyor, bütün ulema söylüyor, faaliyette, inşaAllah. Ama Cübbeli’ye tabii bu konuyu biz biraz ikna ile söyletebildik. Ama şimdi en sıkı talebem oldu, bak görüyorsunuz. Mehdiyet’i de anlattırıyorum, Hz. İsa (a.s.)’nın inişini de anlattırıyorum müjdeletiyorum da. Fakat en istemediği konuyu ona zorla yaptırıyorum. Şu an bir numaralı talebem oldu.
SUNUCU 3:İnşaAllah devamı gelir.
ADNAN OKTAR: Devamı var.
-VTR- (Cübbeli Ahmet Hoca)
ADNAN OKTAR: Bak, “hadisler çıkıyor” diyor. Ay ve Güneş tutulmaları, Ramazan ayında. On beş gün arayla Ay ve Güneş tutulması olması, kuyruklu yıldızların çıkması, Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali ve diğer bütün alametler, yüz elliye yakın alamet çıktı ve çıkıyor. Cübbeli de “çıkıyor” diyor, bak. Şimdi Cübbeli’nin konuşmuyor olması, Mehdi(a.s.) konusunda tırsmış ve kaçıyor olması onu kurtarıyor mu?
OKTAR BABUNA: Kurtarmıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kurtarmıyor. Zorla konuşturuyor muyum şu an?
OKTAR BABUNA: EvelAllah.
ADNAN OKTAR: Bak zorla talebem ettim. Bak, akşam vaktindeyiz, akşam vakti ne demek? Biraz sonra yatsı demektir. “Kıyametin içine girdik” diyor. “Vakit tamam” diyor, “zaman tamam” diyor. “Alametler de çıktı” diyor. Hiç bahsetmediği konular, bak zorla konuşturuyorum, inşaAllah.
SUNUCU 3: Daha önce hiç bahsetmiyordu bu konulardan.
ADNAN OKTAR: Bunlar çok eski konuşmalar. Bunlar, baktı ki bir hakikat payı var, tamamen sükuta geçti, kendini seks konusunda uzman yaptı. Yani İslam’da cinsel hayat nedir, onunla ilgili koskoca iki cilt kitap yazmış. Bütün vaktini ona vermeye başladı. Biz de şimdi asıl mecrasına Hocayı getirdik. Şimdi gayet güzel şeyler anlatacak size. Başka? Bir tane daha. Bak, Cübbeli Allah’ın izniyle çok faydalı olacak.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli olayı o kadar net anlatıyor ki. Benim ilave yapmama gerek var mı şimdi?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Şu an Flash TV’de cinsel hayat üzerine konuşuyormuş, seks üzerine konuşuyormuş. Flash TV’de şu an devam ediyormuş konu. Bak, ben ona asıl konuları anlattırıyorum, inşaAllah, talebem olarak. Başka var mı Hocanın? Onu da dinleyelim.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Şimdi, o kadar mükemmel anlatmış ki. Bak biz anlatıyoruz, Cübbeli’nin sevenlerinden birkaç kişi bana yazdılar. “Hocam, nereden çıkarttın; Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerinin kalkacağını? Olur mu?” diyor, “Mehdi(a.s.) Hanefi mezhebine uyacak geldiği vakit” diyor. Bak, bizzat kendi anlatıyor; “Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi bütün mezhepleri kaldıracak Mehdi (a.s.) ve ilhamla ve doğru karar verecek” diyor. Dolayısıyla Şiilik de kalmıyor, Alevilik de kalmıyor ve Bektaşilik de kalmıyor Vehabilik de kalmıyor, hiçbiri kalmıyor. Hepsini dost ve kardeş ediyor, muhalefet kalmıyor. “Sahabe devri gibi olacak” diyor. Ama Mehdi(a.s.)’den bazı yobazlar ölümüne nefret edecekler” diyor. Yani müthiş. Küfürle ittifak ederek. O devrin masonlarıyla, o devrin itiyle-kopuğuyla ittifak ederek Mehdi(a.s.)’ye karşı cephe alacaklar. Ne diyecekler? “Bu adam sapkın, bu bizim dinimizi öldürdü” diyecekler. Kim diyor bunu? Cübbeli diyor. Nereden diyor? Peygamberimiz (sav)’in hadislerine dayandırarak söylüyor. Bak, “fetva veren Hocalar en büyük düşmanı olacak” diyor. Fetva veren Hocalar, hani herkese fetva veren Hocalar var. Ama tabii onların bir kısmı, onların bir kısmı, hepsi değil. Çünkü çok değerli alimler var. Ama “şehrin,” bak “İstanbul şehrinin büyük alimi,” yani İstanbul şehrinin ünlü alimi, “Mehdi(a.s.)’ye karşı deccalin safında savaş verecek” diyor, kendisi anlatıyor. “Adeta deccal gibi olacak” diyor, Mehdi(a.s.)’ye karşı. İstanbul’da büyük, ünlü, tanınan bir alim; fetva veren bir alim. Kendisi söylüyor. Evet.
Şimdi cinsellikle ilgili bayağı bir konu anlatmış, o anlattığı konuların listesi var elimde. Bak, Afganistan kan ağlıyor, Irak kan ağlıyor, İslam alemi paramparça; adamın derdine bak. Nelerin üzerinde duruyor? Bu anlattıklarının birçoğu çok eskiden anlattığı konular. Bir kısmı yakın zamanlarda anlattığı konular ama bunların çoğu çok eski konular. Başka var mı film? Onları da dinleyelim.
-VTR- (Cübbeli Ahmet Hoca)
ADNAN OKTAR: Bak, bu da çok önemli. Mesela bir kısım kardeşlerim diyor ki; “Kadiri tarikatından olacak Mehdi(a.s.).” Kimi de diyor ki; “Nakşibendi tarikatından olacak.” Bak, Cübbeli kendisi söylüyor; hiçbir tarikattan olamaz. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; “hiç kimsenin hilafeti boynunda olmayacak” diyor. Yani herhangi bir kişinin tabiyeti altında olmayacak diyor Mehdi(a.s.) için, değil mi. Bak Cübbeli de aynısını söylüyor. Hiçbir tarikata bağlı değil. Çünkü tarikatlar ona bağlı, o nasıl tarikata bağlı olsun? Bütün tarikatlar kalkıyor Mehdi(a.s.)’nin zamanında, herkes ona bağlanıyor. Öyle bir konumda nasıl o gitsin, bir tarikata bağlansın?
OKTAR BABUNA: Halifetullah’tır, Allah’ın halifesi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, Allah’ın halifesi. Dolayısıyla Cübbeli’nin bu anlatımlarını defalarca gündeme getireceğiz. Onu dün en iyi talebelerimden ilan ettim. Ama tabii ensesinden tutup zoraki diz çöktürdüm, öyle konuşturuyorum ben. Yoksa o, bak şu an bambaşka şeylerin peşinde.
-VTR- (Cübbeli Ahmet Hoca)
ADNAN OKTAR:Bak, şimdi onda, Mehdi(a.s.)’nin kendisini kesmesi kabusu da var. Bir ara tutturdu benim de böyle söylediğimi söylüyordu. “"Kesecek" dedi” diyor. Benimle ilgili öyle bir hadis söyledi. Onu hatırlıyor musunuz? Bulabiliyorsanız gösterin. “Kesecek” diyor. Ben ne zaman ‘kesecek’ dedim? Der miyim öyle bir şey?
OKTAR BABUNA: Tam tersine, “bir damla kan akıtmayacak” diyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, Mehdi(a.s.)’nin özelliğidir kan akıtmaması; sevgiyle, şefkatle yaklaşması; merhametle yaklaşması. Dostluk, arkadaşlık ve kardeşlikle yaklaşacaktır Mehdi(a.s.).
SUNUCU 3: Allah tarafından gönderiliyor. Kan akıtması zaten bir çelişki oluşturur.
ADNAN OKTAR: Kan akıtan deccaldir. Mehdi(a.s.) kanı durdurmaya geliyor zaten. Deccal de kan akıtıyor, Mehdi(a.s.) de kan akıtıyor. Olur mu öyle şey? Birbirinin zıttılar.
SUNUCU 3: O zaman yerin dibine batar dünya.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Mehdi(a.s.) sevgi insanıdır, muhabbet insanıdır; Allah aşkını öğreten insandır; dostluğu ve kardeşliği öğreten insandır.
-VTR- (Cübbeli Ahmet Hoca)
ADNAN OKTAR: Şimdi ne diyor konuşmasında? “En bozukları benim” diyor. “En ödlek, korkak olan da benim” diyor. “Ödlek ve korkağım” diyor. “İlk önce Mehdi(a.s.) beni kesecek” diyor. Şimdi bu durumda bu Mehdi(a.s.)’den korkuyor bu Allah-u alem, Mehdi(a.s.)’nin gelip hakikaten bunu keseceğini düşünüyor. Halbuki Mehdi(a.s.) bunu niye kessin, garibanın teki. Mehdi(a.s.) sevgiyi şefkati dostluğu derin muhabbeti, koruyuculuğu getiren bir insandır, dolayısıyla böyle bir dehşet yaşaması son derece yersiz, mantıksız, anlamsız. Kendinden emin; “ben ödlek korkağım” diyor. “En bozuğu da benim” diyor. “Mehdi(a.s.) beni kesin kesecek” diyor. Mehdi(a.s.) seni kesmeyecek, bir şey olmaz, korkma. Ne kesecek seni Mehdi(a.s.)? “Böyle bir hadis yok” diyor. Yetmiş bin sarıklı.
OKTAR BABUNA: Yok diyor, evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Oku sen hadisi.
OKTAR BABUNA: Ebu Bekir Abdürrazzak b. Hemmam, Abdürrazzak es San’ani , El Musannef; “Resulullah (s.a.v.): "Ümmetimden başları sarıklı yetmiş bin kişi deccale tabi olacaktır."”
Ayrıca, Ahmed Bin Hanbel, el-kütübi Sitte ve Süruruha El- Müsned’inde sayfa 503/447; “Ümmetimden başı sarıklı yetmiş bin alim kişi, deccale tabi olacaklar.”
ADNAN OKTAR: Hani yoktu? Orijinal belge. Fotokopisi, evet. Başka bir tane daha vardı.
OKTAR BABUNA: Bakayım Hocam ona da. Biri Müsned, Ahmet bin Hanbel’den.
ADNAN OKTAR: Evet. Onu bir daha oku, baştan oku.
OKTAR BABUNA: El Musannef’de olan; Ebu Bekir Abdürrazzak b. Hemmam, orijinalini de ekranda görüyoruz;“Resulullah (s.a.v.): "Ümmetimden başları sarıklı yetmiş bin kişi deccale tabi olacaktır."”
ADNAN OKTAR: Yani deccalin safhında Mehdi(a.s.)’ye karşı mücadele veriyorlar. Deccalin özelliği nedir? Kan akıtıcı olması. Onlar neyi savunacaklar, onlar da kan akıtılmasını savunacaklar. “Başı sarıklı yetmiş bin tane yobaz çıkacak” diyor. Evet. İstanbul’daki alim de bunların başı olacak, hadise göre öyle görünüyor.
OKTAR BABUNA: Yok demişti ama orijinal kapağını görüyoruz burada El Musannef’in. Burada da kitabın içinde altı çizili olan yerdeki bölüm; hadis, inşaAllah. El yazması orijinali.
ADNAN OKTAR: Nerede bu, hangi kütüphanede?
OKTAR BABUNA: Bakalım Hocam hemen. Türkiye Diyanet Vakfı’nın galiba, tam çıkaramadım Hocam. Bakayım bir ona 8258-11 numarası 297-334.
ADNAN OKTAR: Orijinalinin kütüphane numarası.
OKTAR BABUNA: Kütüphane numarası evet.
ADNAN OKTAR: “Ben neyim?” diyor. “Eğer varsa” diyor. Var, bak işte.
OKTAR BABUNA: Burada da Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi’nin kütüphanesinden 171-087 numaralı; bu da Hocam Ahmet bin Hanbel’in kitabın da; El-kütüb’s-sitte ve süruhuha, müsnedu Ahmed bin Hanbel. Burada şimdi kapağını görüyoruz, tekrar göstereyim, bu şekilde. Şimdi içinde hadisin olduğu yeri göstereyim, altı çizili olarak burası.
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli ne yapacak? İspat ettik. Doğru söylemediği ne varsa hepsini ispat ettik şu anda.
OKTAR BABUNA: Yedi bin yılı da ispat etmiştiniz Hocam, inşaAllah. Ondan sonra var demişti, yedi bin yılla ilgili hadis.
ADNAN OKTAR: Evet. Sonra da itiraf ettirdik, en sıkı talebem konumunda şu an, aferin Cübbeli’ye, inşaAllah. Mehdi(a.s.) kesmeyecek onu da, garanti veriyorum, rahat olsun, öyle bir şey yok. Mehdi(a.s.) ona acır, ne yapacak Mehdi(a.s.) onu kesip de? “Kesecek, kesecek.” Ya bir rüya gördü, ya kabus gördü Allah-u alem; anladığım kadarıyla rüya gördü. Mehdi(a.s.) onu kesiyor olarak gördü. Korkudan üzerine bir şey geldi, acayiplik geldi. Mehdi(a.s.)’ye karşı muazzam bir tavır aldı. Acayip korkuyor. Mehdi(a.s.) seni niye kessin? Garibanın tekisin. Mehdi(a.s.) canlandırmaya geliyor, öldürmeye gelmiyor. Ölü kalpleri diriltmeye gelecek Mehdi(a.s.). Kanla, irinle işi olmaz Mehdi(a.s.)’nin. “"Kesecek, kesecek" dedi” diyor. Allah-u alem rüyasında beni ona bir kötülük yaparken falan mı gördü, bilmiyorum ki. Yahut Müslümanlar ona kötülük yaparken gördü herhalde kendisini yahut rüyasında Mehdi(a.s.)’nin kendisini kestiğini gördü bir şekilde. Çünkü bu acayip. Nereden duyduğu da belli değil bunun, “"Kesecek" dedi” diyor. Bunu durduk yere demez o.
SUNUCU 1: Bir de emin konuşuyor.
ADNAN OKTAR: Emin konuşuyor. Muhtemelen rüyasında gördü, Allah-u alem. Ondan sonra unuttu. Unutuyor sonradan. Mesela o hapishanedeki olay var ya onun, sonra unuttu onu. Hahambaşı geldi, bilmem ne falan. Onu bir göstersene, bak nasıl unutkan.
OKTAR BABUNA: Hocam, daha önce siz bu konuyu açıklamıştınız. “Kan akıtmama emri, Allah’ın emridir” demiştiniz Hz. Mehdi(a.s.)’ye. “Allah Cebrail’e, Cebrail Peygamberimiz (s.a.v.)’e, Hz. Muhammed (s.a.v.) Hz. Mehdi(a.s.)’ye kesin bir talimat olarak söylemiştir” demiştiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Damla kan akıtamaz. Mehdi(a.s.)’ye kan akıtmak haram. Allah ona yasaklamış, Peygamberimiz (s.a.v.) diliyle gelmiş o emir. Zaten Müslüman Kuran’a göre de akıtamaz ayrıca.
Bak şimdi, önce diyor ki; “hapishaneye yanıma hahambaşını gönderdiler” diyor. O devirde adam seksen küsür yaşında, hahambaşı hiçbir şekilde hapishaneye girmedi garibim adamcağız. “Benim yanıma geldi” diyor. “"Eresin Otel’e seni götüreyim" dedi” diyor. “Oraya götüreyim, buraya götüreyim.” Ne yapsın adam, Eresin Otel’de falan? “"Amerika’ya götürürüm, İsrail’e götüreyim, sana büyük görevler vereceğim" dedi” diyor. “Şöyle yapacağım böyle yapacağım.” “"Sadece Kuran’daki Musevilerle ilgili ayetleri okumayacaksın" dedi” diyor. Kardeşim, Kuran’ı yüz binlerce, milyonlarca matbaalar basıyor ve herkes okuyor zaten Musevilerle ilgili ayetleri. Sen okusun da, okumasan da zaten herkesin haberi var. Televizyonlarda da okunuyor, yani senin okumanla ne değişecek? Yahut ne değişmeyecek, Museviler açısından? Niye onları tedirgin etsin Kuran ayetleri ve sana niye böyle uçsuz bucaksız hazineler ve uçsuz bucaksız imkanlar göstersinler? Hem hapishaneden çıkaracaklar, hem paraya pula boğacaklar, hem de otele götürecekler. Sonra da diyor ki; “böyle bir laf çıkartmışlar benimle ilgili, bunu nereden çıkarttılar?” diyor. Kendi anlattığını kızarak soruyor. “Nereden çıkarttılar ya bu sözü böyle?” diyor. “Bir de böyle laflar çıktı” diyor. Unuttu, Allah-u alem; unutmuş kendi anlattığını. Rüya görünce de unutuyor, Allah-u alem. Kabus görmüş anladığım kadarıyla, onu kestiklerini gördü herhalde, “böyle dedi” diyor, “"yetmiş bin kişiyi kesecek" dedi” diyor. Öyle bir şey yok, tek kelime. Mehdi (a.s.)’nin kan akıtmayacağını, şefkatli ve merhametli olacağını yıllardan beri anlatıyorum. Dilim sürçerek bile olsa, ona benzer bir ifadem hiçbir şekilde olmadı. Zaten konuşmamızı da gösterdik, buna rağmen söylüyor.
SUNUCU 1: Buradan da kendini haberdar edeceğiz şu an.
ADNAN OKTAR: Evet, şu an zaten kapasite izler o. Bir bakalım filme.
-VTR- (Cübbeli Ahmet Hoca)
ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun? Dediğini unutmuş bu anlattıkları baştan sona hikaye. Ne yanına öyle biri Yahudi haham geldi, ne öyle bir olay var, ne böyle bir konuşma var; hayalinde yani, tamamen hayali anlatıyor. Sonra bu anlattığını da unutuyor, “sonra bunu nerden çıkardıklar?” diyor.
SUNUCU 1: “Kim söyledi” diyor, “kim ortaya attı.”
ADNAN OKTAR: “Kim söyledi bunu?” diyor, “ben tek başıma oldum” diyor. Hakikaten cezaevinde yalnızdı, kimse gelmedi yanına. Haham diye, öyle bir olay da yok. Peki, bu hikayeyi niye çıkardın sen? Bu hikayeyi niye çıkardığını anlatmıyor. Çocuk gibi.
SUNUCU 1: Söyledin madem, devamını niye getirmiyorsun?
ADNAN OKTAR: Hayır, “özür dilerim” desin, “yalan söyledim, orada sempati olsun” gibisinden, kim bilir neyi düşündü? Hangi kafadan söyledi? “Doğru söylemedim” de, bu konu bitsin. “Onu kim dedi?” diyor. Sen dedin işte, sen diyorsun, görmüyor musun?
SUNUCU 1: Hocam, bence o şekilde konuşma olduğunu unutmuş, belki de daha sonradan fark etmiştir, o yüzden öyle söylüyordur.
ADNAN OKTAR: Haberi yok. Ne konuştuğundan haberi yok, Allah-u alem. Söylüyor, gidiyor; söylüyor, gidiyor. Şimdi benim korkumdan Allah-u alem, internete şeylerini videobant olarak koymuyor. Eskiden koyuyordu. Yakalıyorum yaptığı anormal hareketleri, oradan alıp gösteriyorum. Sık sık unuttuğu için, nerede hata yaptığını göremiyor, onun için hiç koymuyor videobantlarını. Eskiden sürekli koyardı, her konuşmasında. FakatMehdi(a.s.) konusundaki verdiği bilgiler çok önemli, onu tekrar tekrar dinleteceğiz. Çünkü hiç konuşmak istemeyeceği konular onlar, en çekindiği. Çünkü Mehdiyet’i tam anlatıyor; hiçbir mürşide, hiçbir tarikata bağlı olmayacağı; mezhepleri kaldıracağını, Mehdi(a.s.)’nin devrinde olduğumuzu, Kıyametin çok yakın olduğunu, akşam ezanının okunduğunu. Akşam ezanı okundu artık Kıyametin baş göz üzere olduğunu, en hayati konuları anlatıyor. Mehmet Kırkıncı Hocamla da Berker konuştu bugün, o da; “İsa (a.s.) şu an gelmiş olabilir” demiş. Onun da filmi hazırlanıyor, onu da göstereceğiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Mehdi(a.s.) hiç kimsenin, hiçbir düşüncenin, hiçbir tarikatın etkisi altında olmayacaktır, inşaAllah, söylemiştiniz Hocam. Hadisini okuyayım mı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in? Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor; “Arkasında İsa bin Meryem (a.s.)’in namaz kılacağı Kaim (Mehdi (a.s.)) dışında biz Ehl-i Beyt’ten olan hepimizin boynunda zamanın tağutunun,” Allah’ın hükmünü tanımayan her varlık, tağutun anlamı, şeytani, “biati olacağını,” Mehdi(a.s.) döneminde dinsizliğin hakim olacağı, hemen hemen herkesin, “bunubilmiyor musunuz? Yüce Allah onun velâdetini,” yani zuhurunu, “gizleyecek ve şahsını saklayacaktır. Böylece o (Hz. Mehdi(a.s.))zuhur ettiğinde kimsenin biati onun boynunda olmayacaktır.”
ADNAN OKTAR: Zaten oMehdi(a.s.) olmaz, yani şeyhin bağlantısı içindeyse, Mehdi(a.s.) nübüvvet yolundan, doğrudan bir bağlantı var. Herhangi bir silsileye, herhangi bir aracıya ihtiyacı yok Mehdi(a.s.)’nin, inşaAllah. Anlatım çok iyi gidiyor, biz böyle anlatmaya devam edersek, Cenab-ı Allah imkan verirse; milletimiz bayağı güzel eğitiliyor, bilgileri de artıyor. Mesela ağabeylerde falan da, Nur talebesi ağabeylerde de çok güzel gelişmeler olmaya başladı. Alenen, konuyu tam açıkladılar. Ama Mehdiyet uzun bir süreçtir, öyle telaş edilecek, “aman hemen olsun” denilecek bir hareket değil. Biraz zaman alacak, alır yani. Epey bir zaman alacak, fakat adım adım gelişecek. Benim bunu çok süratle anlatmam… bu konuda muazzam bir boşluk oluşmuş, bu konuyu çok örtbas etmişler. Çok kapatmaya çalışmışlar, yıllarca. Ben bilirim. Bak, Cübbeli de diyor; “"bu konuyu konuşmayalım" diyor” diyor. “"Mehdi(a.s.)’yi, İsa (a.s.) konusunu kapatalım" derler” diyor, “diyorlar” diyor. Çok ihmal edilen kapatılan bir konu olduğu için; süratle, toplumda dolu dolu bir bilgi akışı sağladım, inşaAllah. Şu an gençler, insanlar çok çok iyi biliyorlar. Sonradan bu dediklerimin doğru olduğunu gördükçe çok büyük zevk alacaklar, hoşlarına gidecek, onun için şu an söylüyorum. Yoksa o kadar acil bir şey yok tabii ki. Dünya hakimiyeti açısından asıl olan iman hakikatleridir; iman hakikatlerinin anlatılması, Kuran mucizelerinin anlatılması, Kuran’ın sevdirilmesi, Allah korkusunun arttırılmasıdır. Asıl bunlardır. Fakat insanların mucizeye de ihtiyaçları vardır. Müslümanlar mucizeden çok zevk alırlar, çok etkileyici bir şeydir. Onun için Allah Kuran’da Kuran mucizeleri koymuştur, Kuran içinde mucizeler vardır. Kuran mucizelerini gördüğümüz de biz, imanımız artıyor. Hücrenin içerisinde mesela kromozomun yapısını bakıyoruz; bir kitap dolusu bilgi var, bir tane hücrenin içinde. Bu bir mucize, bu bizim imanımızı arttırır. Ama şimdi Mehdi(a.s.) ile ilgili de Peygamberimiz (s.a.v.) tepeden tırnağa tarif etmiş. Aynısı ile Mehdi(a.s.)’yi görürsek, şimdi bu nefes kesici bir mucize olmaz mı? Çok şaşırtıcı bu. Bütün detayları söylemiş. Mesela “kuyruklu yıldız çıkacak” diyor, “Ay ve Güneş tutulmaları olacak” diyor. Yüz eli tane alamet saymış. Bak, Cübbeli de diyor; “bütün alametler çıktı diyor. Şimdi bu çıkınca, bu bir mucize olmuş oluyor ve iman hakikati olmuş oluyor. İmanın artması için insanların iman hakikatlerine ihtiyacı var. Benim Mehdiyet’i anlatmamamın nedeni; bu mucizeleri insanlar görsün, hayretler içinde kalsınlar; Allah’a olan güvenleri artsın, Allah’a olan sevgileri artsın, Peygamber (s.a.v.)’in doğru söylediğine karşı güvenleri gelsin ve sürecin Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den sonra hiç kesilmeden, sıcak bir bağlantıyla devam ettiğini görmeleri için söylüyorum. Kesintisiz devam ediyor, sıcak bağlantı var. Hiçbir sekme, durma olmadan; muntazam, Peygamberimiz (s.a.v.) ne dediyse hepsi olmaya başladı. Şimdi mesela Bediüzzaman 1971’deki olayları yirmi sene öncesinden bildiriyor. Ne oluyor? Bediüzzaman’a karşı güvenimizi arttırıyor bu. Çok hayret vericidir bu yani, aynısıyla tarif etmiştir. Ne yapıyor? Bir tek onunla bırakmıyor; 28 Şubat’taki olayı söylüyor. Yetmiş sene öncesinden söylüyor, 28 Şubat’taki olayı. Daha 28 Şubat’ın elemanları, şahısları daha doğmamışlar. Bak daha doğmamışken, 28 Şubat’taki olacak olayları söylüyor, Kuran’ın, ayetin içindeki ebcedleri çıkartıp söylüyor. Şimdi bu, Kuran’ın mucizesi, çok harika bir şey bu. Bu insanın imanını artırır, çok önemlidir. Sırf çekirgenin hayatıyla, sırf karıncanın hayatıyla insanların kalbi mutmain olmaz. Böyle gaybı Peygamber (s.a.v.)’in bilmesi, velilerin bilmesi, Allah’ın dilemesiyle, insanların imanını çok artırır. Hayret verici. Mesela ben de bile, bir şey söylüyorum doğru çıkıyor, o bana olan güveni arttırır. Ama her söylediğimin ters çıksa, mesela bizim Aydın Doğan’ın takımı ne yapıyor? Ne söylese ters çıkıyor. “Şu kazanacak” diyorlar, kaybediyorlar. Ama bak, ben ne dersem o çıkıyor, maşaAllah. Bu da sevenlerim etrafında olumlu etki yapar. İnsanın hoşuna gider. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözünün tam çıkması, Allah’a olan imanı çok artırır. İman o kadar kolay olan bir şey değildir. İman çok büyük bir lükstür, dünyadaki en büyük lükstür iman. Çünkü gerçek imanı kazandı mı bir insan, dünya onun için Cennet gibi oluyor.
SUNUCU 1: Aynı zamanda en büyük zenginliktir.
ADNAN OKTAR: Tabii, maşaAllah. Mucizelerin anlatılması, imanı arttıracağına göre, artıracağına göre; biz de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Ahir zamanda söylediklerini ve meydana gelen olayları anlatmaya devam edeceğiz. İman artınca, insanın ahlakı da güzelleşir, tavrına etki eder o. Daha merhametli olur, daha sevgi dolu olur, sabırlı olur, insancıl olur, cömert olur. Çünkü insanın imanı zayıfladıkça pintileşir, dünyaya karşı sevgisi artar. Hiçbir şeyini insanlara hibe etmek istemez, hiçbir şeyi fedakarlık olarak insanlara sunmaz. Mesela affetmek istemez, intikam almak ister, gaddar olur. Onun için en hayati konu iman olduğu için, imanı da tek bir noktadan geliştirmeniz mümkün olmaz. Mesela zaman zaman Kuran mucizelerini anlatıyoruz, bu arttırıyor imanlarını insanların. Peygamberimiz (s.a.v.)’in o zaman gösterdiği mucizeleri anlatıyoruz, bu da arttırır. Ama şimdi sıcak mucize gösteriyoruz; olmuş, şu an olmuş ve 1400 sene sonra tahakkuk etmiş. Çünkü o zamanki mucizeleri görmemiş bizim insanlarımız, sadece nakille aktarılıyor. Ona iman zannedildiği kadar, o kadar güçlü olmaz. İnsanın bizzat gördüğü daha ayrıdır; gözü ile gördüğü, kulağı ile işittiği daha ayrıdır. Mesela Hz. İsa (a.s.) mucize gösteriyordu ama talebeleri bizzat görüyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v.) mucize gösteriyordu ama bizzat görüyordu sahabeler. Biz nakille alıyoruz. Ama şu an Peygamber (s.a.v.) söylüyor, biz de gözümüzle görüyoruz olduğunu. Bu çok büyük mucizedir.
SUNUCU 1: İnşaAllah göreceğiz.
ADNAN OKTAR: Tabii, daha da göreceğiz. Şimdi İsa (a.s.)’nın ve Mehdi(a.s.)’nin çıkışmasıyla da, İslam ahlakının dünyaya hakim olmasıyla da, insanların nefesi kesilecek tabii ki. Ama buna rağmen yine bozulacak dünya. Son dönemdeyiz. Ben dışarı bakıyorum; evlere, sokaklara; hakikaten dünya çürümüş, ayakta zor duruyor. Yabancı ülkelere falan da bakıyorum, her yer çürümüş. Dünyanın o eski gürbüzlüğü yok; dağılmak için bekliyor. İyi bir vuruşla şöyle darmadağın olur gibi. Oktar Hocam, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Kadri Gürsel’in Milliyet’teki yazısında Hocam; “Türkiye ‘yeni soğuk savaş’ın neresinde?” diye başlık atmış Hocam. Özetle şöyle diyor; hükümetin komşu ülkelerle sıfır politikasını eleştirmiş. “Bu komşularla ‘sıfır sorun’ demek, ABD’yle, AB’yle ve İsrail’le ‘birçok sorun’ demektir. İran ile yakınlaşma da uzun vadede devam edemez. Çünkü İran’ın Ortadoğu’daki çıkarlarıyla Türkiye’ninki çakışıyor. Bu iki ülke arasında kalıcı uzlaşma imkansızdır, çatışma kaçınılmazdır demiş.
ADNAN OKTAR: Kim bu?
OKTAR BABUNA: Kadir Gürsel, Milliyet.
ADNAN OKTAR: Aydın Baba üflemiş. Aydın Baba bir sol kulağına, bir de ağzına üfürüyor böyle, ondan sonra başlıyorlar. Yok savaş, yok kapışma falan. Bak, Kadri kardeş, ben sana söyleyeyim. İran’la birleşeceğiz. Mehdi(a.s.)’nin öncülüğünde birleşeceğiz. Pakistan’la, bütün Ortadoğu, Balkanlar, bütün Türk alemi birleşecek. Aydın Baban çırpınsa da, sen de çırpınsan, hiçbir şey değişmez.
OKTAR BABUNA: Erdal Şafak da Sabah Gazetesi’nde Hocam; “Kalkan sancısı” diye bir yazı yazmış. NATO tarafından gündeme getirilen füze kalkanı projesi hakkında diyor ki; “Türkiye’nin bu açmazdan tek kurtulma yolu var” diyor özetle, “kendi füze sistemini kurup NATO savunma sistemine entegre olmak. Böylece kontrol kendinde olur ve sorun ortadan kalkar” demiş. Ama bu sistemi dünya üzerinde tek kurabilecek ülke ABD. O buna izin verir mi?” diye sormuş. İran’a karşı füze kalkanı konusunda.
ADNAN OKTAR: Füzeye müzeye falan ihtiyaç yok. Füzelerin hepsi yok edilecek zaten. Dostluğa, sevgiye ihtiyaç var. Bütün bölge birleşti mi Amerika hayran hayran seyreder, başka hiçbir şey yapamaz. Bitti. Birbirimize muhalifliğimizden Amerika’daki bir kısım Evanjelikler istifade etmek istiyorlar, bir kısım masonlar istifade etmek istiyorlar. Birleşen bir güce karşı hiç kimse bir şey diyemez. Tek parmakla adama karşı çıkarsan netice alamazsın ama yumrukla karşı olursan netice alıyorsun, bunun gibi. Dört parmak, beş parmak bir araya geldi mi; katlandı mı, birbirine iyice kenetlendi mi yumruk haline geliyor. Ayrı ayrı iken bir gücü olmuyor. Bizim bölünmüşlüğümüzden istifade ediyorlar. Biz bütün Türklük alemi, bütün İslam alemi birleşmiş olsak sevgi bağıyla, adam ne desin, Amerika? Dev bir güç. Ne desin? “Ben bütün İslam alemine, bütün Türklük alemine füze mi atacağım” diyecek Amerika? Amerika’nın tek yapacağı diz çökmektir. Ahbap olacaktır, dost olacaktır.
SUNUCU 1: Onun zamanı da gelecek.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, süratle o devrin içindeyiz, ilerliyoruz, inşaAllah.
SUNUCU 1: Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
OKTAR BABUNA: NBA yıldızı Shaguille O’Neal, dünyanın en ünlü basketbolcularından, hacca gidiyormuş bu yıl Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kim o?
OKTAR BABUNA: Dünyanın en iyi basketbolcularından bir tanesi, Amerika’nın ünlü basketçisi, zenci Müslüman Hocam. Hacca gideceğini açıklamış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
“ Selamlar sayın Hocam” Aleyküm selam ve rahmatullahi ve berekatühü. “Hz. Mehdi(a.s.) yeryüzünden batılı deccaliyeti ve cehaleti ortadan kaldıracaktır. Kılıcı ise Allah’tan aldığı Vehbi ilmidir. Hak geldiğinde batıl gider. Muhammed.” Doğru. Mehdi(a.s.)’nin kan akıtması mevzu bahis değildir. Kılıcı, ilim kılıcıdır. Cübbeli onu yanlış biliyor; asacak, kesecek şeklinde biliyor. İlim kılıcıdır. Mehdi(a.s.) bir kere silahları kaldırıyor. Silahları kaldıran insan nasıl kan döksün? Bütün silahları yok edecek Mehdi(a.s.), dünyada silah kalmıyor. Silahla kan beraber olmaz onlar, inşaAllah. Dolayısıyla Mehdi(a.s.)’nin onu kesmesi veyahut Mehdi(a.s.)’nin talebelerinin Cübbeli’yi kesmesi gibi konu yok. Şu kesme edebiyatını bir kessin. Romantik bir anlatımla cezaevi günlerini falan anlatıyordu demin. Zannettiği gibi kinli falan değilim, öfkem falan yok; gariban, zavallı; acıyorum, şefkat duyuyorum. Öyle bir şey yok ama yanlış yönlendirmesine tabii müsaade etmem, doğruyu anlattırıyorum. Biraz da zorla oluyor ama doğruyu anlattırıyoruz, inşaAllah. Onun bilinçaltındaki korkusu Allah-u alem, Mehdiyet’i o yüzden de istemiyor olabilir. Çünkü Mehdi(a.s.)’nin kan akıtacağını, uçsuz bucaksız insan cesedi meydana geleceğine inanıyor. Böyle şeylerden de, Allah-u alem korkup-çekindiği için muhtemelen Mehdi(a.s.)’nin gelmesini istemiyor. Muazzam kan akacağı kanaatinde, onun için İsa (a.s.) ve Mehdi(a.s.)’yi mümkün mertebe erteleme isteği var. Ve kendisini de keseceği kanaatinde. Zaten diyor; “beni de keser Mehdi (a.s.)” diye. Dolayısıyla talebeleri de kesecek yani çünkü Mehdi(a.s.) talebeleriyle oluşuyor. Dolayısıyla benim de onu keseceğimi falan da düşünüyor olabilir Mehdi(a.s.) talebesi olarak. Öyle bir kabusu olabilir. Kimse kimseyi kesmez kardeşim. Vesveselenmesin, kimse kimseyi doğramayacak. Pırasa mırasa öyle bir şey yok. O kabusu kafasından atsın, herkes birbirine kardeşi olacak, birbirini sevecekler. Hıristiyanlara, Musevilere, onlara da çok derin şefkat oluşacak; Alevisi ile Sünnisi ile hep kardeş olacağız. Birlik, beraberlik içinde olacağız. Asma, kesme, şu, bu falan yok. Talebeleri de kimseyi kesmez. Ben de mesela Mehdi(a.s.) talebesiyim, karıncayı dahi ezemem yani. Hiç kimse öyle bir şey yapmaz, inşaAllah. Öyle bir şey olmaz. Bilakis şefkat ve sevgi görür. Yani Mehdi(a.s.) geldiğinde Cübbeli’yi oturup rencide edici bir şey olmaz. Ama şu an doğru konuşmadığı için, tabii hakkı, doğruyu anlatıyoruz. Ama aleyhine bir şey olmuş olsa, otuz kere söyledim, hemen tavır alırım, kimseye dokundurtmam. İsterse denesinler, bakayım oluyor mu? Öyle bir şey olmaz. Kafasındaki o kabusu düşünceyi kafasından atarsa Mehdi(a.s.)’nin gelmesinden zevk alır, hoşnut olur, sevinç duyar. Neden istemiyor diye insan düşününce ortaya bu çıkıyor. Mesela “kuş,” herhangi bir kuş, mesela farz edelim güvercin; “ömrü boyunca uçsa hayvan, insan cesetlerinden olan o kalın duvarı bitiremez” diyor. İnsanlar o kadar üst üste yığılacakmış ki cesetler, o kadar kan akacakmış ki, güvercin dimdik gittiği halde ömrü boyunca, hayvan helak olur, ölür ama cesetler bitmez” diyor. Şimdi bu korku filmlerinde bile yok. o Freddie’nin Kabusu falan, o tip filmler de bile yok. Akıl almaz bir kabustan bahsediyor, böyle bir kabusu tabii ki istemez. İstemediği için de Mehdi(a.s.)’nin de gelmesini istemiyor. “Kesecek, kesecek, kesecek.” Kimsenin bizi kestiği falan yok, at bunu kafandan, inşaAllah. Çocuk gibi. Dolayısıyla benim de ona bir kötülük yapacağımı düşünüyor Allah-u alem. Bizleri de MehdiOrdusu olarak, öncüsü, askerleri olarak görüyor. Bizim de ona kötülük yapacağımızı düşünüyor olabilir. Öyle bir şey yok, bilakis koruyup kollarız. Yani hürmet gösteririz, öyle bir şey olmaz. Hiç kimseye karşı Müslüman’ın sert bir tavrı olmaz, onu kafasından atsın, inşaAllah.
Zehra Hanım yazmış; “Sevgili Muhammed Adnan Hocam, sizi çok seviyorum ve gönlümün derinliklerinden bunu ifade ediyorum” diyor. Türk-İslam Birliği’ni gönülden istiyorum ve tüm inancımla bekliyorum. Çevremde çok Cübbeli Ahmetler var ve başım açık olduğu ve yaşım henüz orta yaş olduğu için bir avuç insana karşı duruyorlar, hakaret ediyorlar.” Çok ayıp. “İftira ediyorlar. onlar çoğunlukta ama biz son nefesimize kadar Mehdi(a.s.)’nin izindeyiz, inşaAllah. Allah bizi sizden ayırmasın. Tüm bu sırtını dönen herkes, en yakınlarımız bile bir gün anlayacak, inşaAllah. Değil mi Hocam? Sizi çok seviyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun, inşaAllah Hocam” diyor. Açık olan hanımlara karşı saygısız bir üslup çok büyük ahlaksızlık, terbiyesizliktir. Kim yaparsa ahlaksızlık, terbiyesizlik yapıyordur. Onlara karşı son derece saygılı ve hürmetli olunmalı. İnanç bu. “Ben böyle inanıyorum” dedi mi tamamdır. Kapalı olan hanıma, ona yapılan şey de hakarettir, ahlaksızlıktır. Onlara yapılan iftiralar da ahlaksızlıktır, kapalı hanımlara. Hepsine karşı hürmetli, sevgi doluyuz. Kadınların hepsi birbirinden güzel varlıklar, hepsi bize Allah’ın emaneti. Kimi kapalı olur, kimi açık olur; hepsi birinci sınıf Müslümandır, tertemiz insandır. Her zaman söylerim, elliye elli; kapalı da benim kardeşim, açık da benim kardeşim. Aynı.
SUNUCU 1: Keşke herkes sizin gibi düşünse Hocam.
ADNAN OKTAR: Net böyledir. Ha sağ kol, ha sol kol. Etimiz, kemiğimiz olur. En ufak bir farklılık yoktur. Hepsi birbirinden güzel, hoş varlıklar. Birbirlerine o gözle bakmaları çok büyük fitnedir, Allah esirgesin. Bir de bu fitneyle uğraşmayalım. Alevi, Sünni fitnesi; açık, kapalı fitnesi, deli misiniz siz? Ne kadar anormal hareket. Mesela burada çarşaflı hanımlar olsa onları da canım gibi severim. Çok da güzel oluyorlar, yakışıyor da. İnancı o, ne kadar güzel. Türban, o da helal olsun, çok güzel, o da yakışıyor. O da onların isteği. Kimi de şapka takar başına, şapkaya gezer. Kimi de hiç kapatmaz, o da Allah’ın bir yaratmasıdır. Onda da bir hayır vardır. Hiçbirine karşı bizim bir sözümüz olmaz. Her inanca saygılı olacağız.
“Selam yakışıklı Hocam” diyor, maşaAllah. Sen de yakışıklısın Sedat. “Ben Adana’dan, kısa ve öz bir sorum olacak. Hz. İsa (a.s.)’nın yeri hakkında bilginiz var mı merak ediyorum? Ülkemize gelmiş midir? Bu soruyu sizden başka kime sorarım Hocam? Bir siz varsınız. Bu arada Oktar Hocamızı da seviyoruz. Ona da selam.”
OKTAR BABUNA: Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR: “İyi sohbetler” diyor. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. İsa Mesih (a.s.) şimdi Peygamberlik iddia edeceği için, yani alenen ve mucize göstereceği için onun korunması bizim üzerimize farz. Görsem yerini söylemem. Hainlik olur. Bulunduğu yeri söylemem. Siyaset yönünde faaliyet yapacağı için çok kritik onun görevi. Biz söylemeyiz ama biraz beklerse kardeşlerimiz, Allah Mehdi’sini de ispat eder, İsa’sını da ispat eder, yani hiç telaş etmeye gerek yok. Yani onlar özel gayretle bunu elde etmezler. Özel gayretle İslam ahlakı dünyaya hakim olmuş değil. Allah istediği için, yoksa normalde İslam ahlakı hakim olmaz. O kadar aleyhte ki durum, normalde İslam ahlakının hakim olmaması gerekiyor şu an. Yani sırf Müslümanların konumundan dolayı hakim olmaması gerekiyor. Bir kere Sünni-Şii ayrımı, mezheplerin kendi içinde bölünmüş olması, cemaatlerin birbirine muhalif olması gibi ve insanların imanlarının zayıf olması; Darwinizmin, materyalizmin dünyaya hakim olması gibi birçok nedenden, çok net nedenlerden dolayı İslam ahlakının dünyaya hakim olmaması gerekiyor. İşte özellik burada. Allah kayanın içerisinden çam ağacı çıkartıyor mesela. Parçalayarak çıkar, mucize. Kayadan su çıkarıyor, ölüden diri çıkarıyor. Yani imkansız gibi görünen bir ortamdan bakın İslam’ı kısa sürede dünyaya hakim edecek. Defalarca söylüyorum ki, videolardan defalarca görebilesiniz diye, tabii. Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Fosil gösterelim mi Hocam biraz?
ADNAN BABUNA:Göster.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Evet, günümüzdeki halleriyle birlikte şimdi mesela Yusufçuk fosili görüyoruz burada. 150 milyon yıllık. Bakın, 150 milyon yıllık fosilimizi görüyoruz burada.
ADNAN OKTAR: Herifteki güzelliğe bak sen, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tam 150 milyon yıl önce.
ADNAN OKTAR: Dur, dur, önce kendini seyredelim şu keratanın. Bak, ağabeysi görüyor musun tepedeki şu süse bak? Orada bir tane var, orada da bir tane var. Bak burada varsa, burada da var. Evrimci arkadaşlar ne diyor? “Burada bir mutasyon oldu” diyorlar. “Sonra?” diyoruz. “Aynı anda, nasıl olduysa, birden bire, Allah’ın hikmeti,” işte onların kendi şeyine göre, bir mutasyon da orada olmuş, aynı anda. Bakın tam altın oran ve mükemmel bir geometri var. Allah canlıları hep geometri ilmini kullanmıştır. Yani kusursuz bir perspektif, kusursuz bir düzgünlük, matematik düzgünlük ve simetri ve altın oran. Kafasında, göz yapısında, her yerde altın oran görüyoruz. Vücut yapısında altın oran, kanatların yapısında altın oran görüyoruz ve mükemmel bir renk cümbüşü var. Bak vernikle parlatılmış gibi. Bütün bu özellikleri, bu kadar mükemmel özellikleri, kanadının ucundan küçücük bir parça alsak, ufacık bir parça alsak, hayvanın yüz binlerce kopyası onun içinde var. Milyonlarca kopyası onun içinde var. O kanadın içinde, küçücük bir parçasında. Evet, şimdi dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Bu da 150 milyon yıl önceki hali, fosilleşmiş hali. Tıpatıp aynısı. Bakın, çift kanat yapısı. Gövde, kuyruk yapısı. Hatta burada baş kısmında bazı detayları gözüküyor. 150 milyon yıl önce Allah tarafından yaratıldığını kanıtlıyor ve hiç evrim geçirmediğini kanıtlıyor. Çünkü en ufak bir değişikliğe uğramamış, milimetresi bile değişmemiş. Evrimin olmadığını kanıtlayan çok net, 300 milyon tane delilden bir tanesi. Devam edelim. Burada bir tane yengeç fosili görüyoruz. 23 milyon yıllık. Bakın yengeç, 23 milyon yıl önce bu şekilde. Bütün sert kabuklu yapısı, kıskaçları, ayaklarını görüyoruz.
ADNAN OKTAR: Bak granit gibi, kaya olmuş, taş olmuş, yani normal inşaatta kullanılan taş halinde şu an.
OKTAR BABUNA: Evet. Günümüzdeki haline bakıyoruz, tıpatıp aynısı. Hiçbir şekilde evrim geçirmediğini, Allah tarafından yaratıldığını kanıtlıyor. Devam edelim. Burada Ringa Balığı görüyoruz, 54 milyon yıllık. Bakın 54 milyon yıl önceki fosilleşmiş halini görüyoruz burada. Baş kısmı, kuyruğu, yüzgeçleri, omurgasıyla Ringa Balığı. Günümüzdeki haline bakıyoruz, milimetresi milimetresine aynı. 50 milyon yıl boyunca hiçbir değişlik geçirmemiş.
SUNUCU 1: Allah’ın verdiği nimetler ne kadar güzel, ne kadar değerli.
OKTAR BABUNA: Allah tarafından yaratıldığını kanıtlıyor. Devam ediyoruz. Burada Çamur Balığı fosili görüyoruz, 50 milyon yıllık. Bakın, Çamur Balığı’nın 50 milyon yıl önceki hali; kuyruk kısmı, baş kısmı, omurgasını görüyoruz burada, yüzgeçleri. Vücut yapısı dikkatle bakalım. Günümüzdeki haline bakıyoruz şimdi, tıpatıp aynısı. Hiçbir değişikliğe uğramamış. 50 milyon yıl önce nasılsa, günümüzde de aynı. En ufak bir evrim yok. Allah tarafından yaratıldığını kanıtlıyor. Devam ediyoruz. Deniz Yıldızı, bakın 490 milyon yıllık, yaklaşık 500 milyon yıllık bir Deniz Yıldızı fosili görüyoruz. 490 milyon yıllık. Günümüzdeki hali tıpatıp aynısı, her şeyiyle.
SUNUCU 2: Hiçbir fark yok.
OKTAR BABUNA: Hiçbir şekilde evrim yok, hepsi Allah tarafından yaratıldığını tek tek kanıtlıyor. Biraz önce Hocam siz de söylediniz. Ara geçiş formu diye bir şey yok. Hatta Hocamız, getirene on triyon lira veriyor, iki senedir. Hiçbir yerden getiren yok.
ADNAN OKTAR: “Haber yok” diyorsun. Evrim, çocukluğumuzda anlatırlardı, biz dinlerdik; böyle lisede, her yerde. Okulda da hala anlatılıyor, Uygarlık Tarihi dersinde, birçok yerde doğrudan doğruya evrim anlatılıyor. Bakın, alenen söylüyorum, koskoca insanlar gözümüzün içine baka baka net yalan söylüyorlar. Evrim Teorisi net yalandan oluşan bir teori, çok çok rahat olabilirler. Yani tamamı yalan, net. Fosillerin sayısı, şu an gösterdiğimiz fosillerin sayısı 350 milyonun üzerinde. Bizim evin bahçesinde taş parçası var. Açıyorum, birçok hayvan fosili çıkıyor. Normal, parçaladığında. Dağ, taş fosil dolu ve hepsinde tek şey görülüyor. Hiçbir değişime uğramamışlar. Mucize zaten, değişmemesi zaten acayip, ben şaşırıyorum. Normalde değişir, değişebilir yani, makul ama hiçbir şekilde değişmemmiş. Allah orada da büyük bir mucize meydana getirmiş ve gayet sağlıklı olarak nesiller devam etmiş; ondan ona, ondan ona, ondan ona. Mesela bu Ringa Balığı belki yüz binlerce göbek öncesinden şu andaki Ringa Balıklarının dedesi bunlar.
Allah, Allah. Şimdi hemşerilerim Tokat’tan bana üç koli elma göndermişler, şu an masanın üzerinde elmalar. Görünüyor mu? Evet, ben bir kısmını aldım getirdim. Tokat elması, hemşirelerime teşekkür ediyorum, Allah razı olsun. Ta buraya geliyor maşaAllah cayır cayır Tokat kokuyor, maşaAllah. Kardeşim o kadar güzel bir yerdir ki Tokat, anlatamam. Şimdi bizi seyrediyor Tokatlı hemşirelerimiz. O kanaldan birisi Tokat’ta şu an. Tokat çok güzel. Ben istirham ediyorum, beton yığını haline getirmesinler Tokat’ı. Bir kere Tokat’ın bağlarına hiç dokunulmasın, Belediye Başkanımdan da istirham ediyorum. Şehri aşağı doğru büyütelim yahut yanlara doğru büyütelim ama bağların hiçbirini ellemeyelim. Çünkü geleceğim ben bağlara, şimdi gelip betonla karşılaşmayayım. Tokat’a gideceğiz, Batmantaş Köyü’ne de gideceğiz. Hemşerilerim, oradakiler… Çocukluğumda giderdim ben Batmantaş Köyü’ne, acayip güzel bir dağ köyü. Çok şahaneydi, acayip yüksekti. Böyle bir jiple tırmanırdık, tırmanırdık, tırmanırdık, çıkardık. Ben bir inerdim, uzaya gitmiş gibi böyle. Yani çok fark atıyordu, basınç farklılığı var. Bize geldik mi hemen bol tereyağının içine yumurtaları kırarlardı, köy yumurtalarını. Tereyağı katman oluyordu. Yumurtayı içinde buluyorduk, o şekilde. Çayla falan. Yer sofrası oluyor, böyle tahta sofra. Simsiyah böyle köy ekmeği, çok şahane olurdu. Mis gibi de köyün kendine has kokusu var. Dedemin evi duruyor. Geçenlerde resmini gördüm. Duruyor, maşaAllah. Yalnız ırmağın suyu biraz azalmış. Ona Allah rızası için müdahale etsinler, bir şey yapsınlar. Suyun azalması normal bir şey değil. Eskiden biz orada balık tutardık, acayip dolu doluydu, gürül gürül akardı ırmak. Tokat’ta Ali Paşa Camii; çok şahane bir yerdi. Orada böyle. Bir selvi ağacı vardı, koskocaman böyle. Selvi ağacını o zaman sevmiştim. Çok güzeldir onun yaprakları; böyle ince, kibar, aşağı doğru. Bayılıyordum ben ona. Çok eski, abartmayayım da en az bir 700 senelik vardır ağaç. 700-800 senelik vardır, çok eski bir ağaç. Oranın serin şadırvanında otururduk, oradan su içerdik. Aşağıda çocuk parkı vardı belediyenin, oraya giderdik. Belediyenin havuzu vardı, oraya giderdik. Tokat şahane bir yerdir. Yeşilırmak’a giderdik. Yeşilırmak’ta gider, yüzerdim ben. Ağabeyimle beraber giderdik. O kadar sıhhatli akıyor ki ırmak, öyle hakikaten açık yeşil, dolu dolu, çok sıhhatli bir su. Gürül gürül akıyor. Orada hep bağların içinden geçiyor ırmak, Yeşilırmak. Bağlardan bir tanesine gittim, baktım kenardan. Kardeşim, mısırlar, hiç abartmıyorum, şu bayrağın boyunda var böyle. Acayip yani. Elmalar koca koca. Ahmet Eniştemin bağ evi vardı. Beybağı’nda, Tokat’ta. Oraya da faytonla giderdik. Faytonla gitmek şahane. Tokat’ta en iyi araç faytondur, gidenlere tavsiye ederim. Arabayı bıraksınlar. Orada da böyle mis gibi güzel elmalar vardı. Bak, şahane kokuyor. Allah’ın hikmeti. Manavda böyle kokmuyor. Acayip güzel, maşaAllah. Mis gibi çok şahane. Dalından bunları alıp yemek çok şahane olur. Biz çocukluğumuzda bunları dalından alıp, üzerimize sürerdik. Temizlik öyle olurdu. Haşırt diye yerdik böyle, inşaAllah. Hemşerilerime selam ediyorum. Hepsine sevgilerimi sunuyorum. Tokat’ta o bağ evlerini daha da bir güzelleştirsinler, inşaAllah. O Osmanlı evlerini daha da güzelleştirsinler. Eniştemlerin evi vardı orada, çok güzel, Ali Paşa Camii’nin bitişiğindeydi. Evin bahçesine küçük bir domates, yabani yetişmiş herhalde, çekirdek düşmüş, kocaman olmuş. Her seferinde gider onu orada görürdüm. Gider yaprağına elimi sürerdim. Mis gibi domates kokusu var, domates yaprağının. Çok acayip kendine has bir kokusu var onun. Onları seyrederdim. Tokat’a ben bayılırdım. Ekmeği çok güzel mesela; bembeyaz, güzel ekmeği olur Tokat’ın. Gıcır gıcır böyle. Baktın mı her yer yeşillik. Fuat’ın Konağı vardı Tokat’ta, oradan geçerdik. Dağın eteklerinde, Fuat’ın Konağı diye bir yer vardı. Her yer elmalık, yeşillik. Köy ama çok yüksekti, bizim köy. Orada meyve olmuyordu. Kiraz oluyordu, yabani kiraz oluyordu; erik oluyordu, yeşil erik, yeşil elma. Dedemin çok kocaman bir elma ağacı vardı. Büyük, dedemin elma ağacı vardı. Ama uçsuz bucaksız, çok büyük bir ağaçtı. O da çok yaşlı bir ağaçtı. Köyde ne kadar çocuk varsa, boş olan, biz de evelAllah boş oluyorduk. Hemen sabah ilk işimiz kalkar kalkmaz, ağaca tırmanmak olurdu. Dedem; “düşeceksiniz oğlum, dikkat edin” falan derdi bize, çok tedirgin olurdu. Onun elmaları küçük küçüktü, ufaktı. Çok lezzetliydi ama, çok şahaneydi. Ekşi. Şimdi aklıma gelince çok hoşuma gitti. Tokat, Turhal, Amasya, Çorum falan, çok şahane memleket Türkiye. Bu Karadeniz, Antalya falan. Hakikaten inanılır gibi değil Türkiye’nin güzelliği.
SUNUCU 1: Dört mevsimi yaşıyoruz.
ADNAN OKTAR: Şahane bir ülke, anlatamam yani, Mardin, Urfa, Siirt, oranın dağları da çok güzel. Derin plato mu deniyor o şeylere? Çok şahane oralar, maşaAllah. Allah Cennette asıllarıyla karşılaştırsın. Ama Cennet gibidir bizim memleketimiz. İnsanlarımız da çok şahanedir. Tokat da acayip, Çerkez köyüydü. Müthiş hürmetkarlardı, acayip güzeldi. Kibar Hanım vardı, Vahit Amca’nın annesi. Bizim karşımızdaydı. Cevdet, Necdet vardı, küçük ufaklıklar, evin karşısında otururlardı. Sahir Ağabey vardı. O Tokat’a gittiğinde, şeker falan ihtiyaç olduğunda ona söylerdik. Gidip gelirken o getirirdi. Sahir Ağabeyi geçenlerde gördüm fotoğrafını. Yaşlanmış, sevimli bir amca olmuş. Çok şahane insanlar, çok güzel insanlar. Allah ömürlerini uzun etsin. Köye bir koli kitap gönderdim. Köy odasına koydular. Bayağı da dindarlar, maşaAllah, elhamdülillah. Baktım cami dolmuş, böyle camide resimler çekmişler. Bütün gençler, yaşlılar, hep camideler. Düğünler olurdu, gece giderdim, on ikide, birde, geç vakitler. İtiraf edeyim, bir mantar tabancam vardı; iki tane falan aşka gelip düğünde sıkardım. Çok güzel günlerdi. Allah, inşaAllah ömür verirse tekrar gideriz, oralara bakarız, inşaAllah. Hepsine selam ediyorum, bütün hemşerilerime. Evet, Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Erbakan Hocamız, bayramla ilgili bir açıklama yapmış Hocam. “İnanç varsa her şey vardır” demiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamızı bize unutturmasınlar. Ben zaten olayın şokundayım. Her gün istiyorum ben Hocamı. Milli Gazete’nin kapağından istiyorum. Sık sık Hocamdan gündem konular olsun. Ben Hocamı sürekli duyayım. Bir de Fatih ortalarda yok, Fatih Erbakan. Bir ara görüşelim Fatih ile, inşaAllah. Bir de Erbakan Hocam da İstanbul’a geldiğinde kollayın, Hocamın bir elini öpeyim, inşaAllah. İlk İstanbul’a geldiğimde Hocamızla karşılaşalım. Ayarlayın, inşaAllah. Çok şahane İstanbul insanıdır Erbakan Hocam. Dünya iyisidir, maşaAllah. Seni dinliyorum Oktar.
OKTAR BABUNA: Mehmet Metiner bir yazı yazmış Hocam. “Biji Serok Gül” diye. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Türk ve Kürtlerin kardeş olduğunu ifade eden bir konuşma yaptı. Kürt kökenli yazar Mehmet Metiner de bu konuşmayı öven bir konuşma yapmış. Yazının başlığı da “Biji Sero Gül” yani “Yaşasın Cumhurbaşkanı Gül” “Dün anadilini yasaklayan ve kendi dilini kabul eden bir devlet vardı. Bugün ise varlığını kabul eden ve ana dilini özgürce konuşmasına izin veren bir devlet var. Ve o devletin gül gibi Cunhurbaşkanı.” Cumhurbaşkanı Gül’e kendi anadilinde“hoş geldin” diyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bunu abartmanın bir anlamı var mı? Kürt kardeşlerim, benim güzel kardeşlerim, ben Güneydoğu’ya gittiğimde Kürtçe konuşsalar, Kürtçe zılgıt çekseler hoşuma gider ama abartmaya gerek yok. Bizim Çerkez köyüydü. Herkes Çerkezce bilir ama Türkçe konuşurduk. Türkiye bizim vatanımız. Nereye gitsek Türkçe konuşuluyor. Otele gidersin, manava gidersin, sokağa çıkarsın, her yerde Türkçe konuşuluyor. Abartmanın bir alimi yok. Ben küçükken mesela Çerkezce öğrenmek isterdim, sorardım, hoşuma giderdi. Çerkezce konuşurlardı kendi aralarında. Ama Türkçe esastır, ana dilimiz. Onun için böyle vulgarize etmenin alemi yok.
Muhammed Bahattin, “Hz. Mehdi(a.s.) yeryüzünden halk dinini, kaldırıp hak dinini insanlığa açıklayacaktır.” İlginç, güzel bir açıklama. Halk dini. Halkın bir kısmı hurafelerle kendine bir uydurma din meydana getiriyor. “Ama Mehdi(a.s.) hak dinini açıklayacaktır” diyor. Çok güzel, aferin, güzel. “Kuran’ın bir adı da Mucizet’ül Beyan’dır” diyor. Tabii, Kuran bir mucizedir, inşaAllah. “Sevgiler ve saygılar” diyor. MaşaAllah, güzel. Evet, Oktar Hocam, seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Emre Aköz de Sabah Gazetesi’nde bir yazı yazmış Hocam. Diyor ki; “Türkiye’nin önünde ki dev engel, CHP’ ye oy veren, görece paralı ve eğitimli sınıftır. Türkiye’ de asıl tutucu olanlar, giyimine, kuşamına, seyrettiği filme, yediği yemeğe bakarak, kendini ilerici sanan kişilerdir. Çünkü Türkiye’nin değişiminin önünde takoz gibi duran onlardır. Hatta CHP’nin değişmesini de engelliyor aynı kesim” diye yazmış Hocam, Emre Aköz.
ADNAN OKTAR: Evet. Herkes demokrasiyi isterse çok güzel olur. Demokrasi çok hayati bir konudur. Yani, demokrasiden taviz verilmez.
OKTAR BABUNA: Serdar Akinan, Akşam Gazetesi’nde; “ Hüzün de var” başlıklı yazısında, Amerika’nın yaptığı savaş suçlarını ortaya çıkaran Wikileaks isimli siteden bahsediyor. “Bu belgelerde korkunç şeyler yer alıyor” demiş. “Ama okuyanlar etkilenmiyorlar, izleyenler etkilenmiyorlar” diye yazmış. “Neler var bu belgelerde?” diyor. “Irak’ta yapılan savaş suçlarının belgeleri, infaz ve işkence görüntüleri, matkapla işkence yapılan siviller. Bu satırları okuyup geçiyorsunuz. Ne oluyor farkında mısınız?” demiş. “O sahte kristal kulelerde saatlerinizi feda edip karşılığında zaman ve para alıyorsunuz. Ele geçirildiği, satın alındığı veya tüketildiği anda sizi azaltan ve kendini biraz daha popüler kılan markalara tapınıyorsunuz.” Yani “farkında değilsiniz olanların” diyor, “böyle işkenceler yapılıyor, aldırmıyorsunuz.”
ADNAN OKTAR: Serdar Akinan, İkizce’lidir, o da Çerkez’dir. O da efendi çocuktur. Bazen böyle Aydın Doğan meşrep bazı sözler ediyor. Fakat o anlattığı konu çok hayati. Bayağı güzel. Ama çözümü göstermemiş Serdar kardeş, çözüm nedir?
OKTAR BABUNA: Türk-İslam Birliği Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bitti. Türk-İslam Birliği oldu mu, konu kapanmıştır. Aydın, demokrat, sevecen, sevgi dolu ve laik. Çünkü laik olmadı mı sistem, münafıklar it gibi kudururlar. Laik sistemde münafığın hayat hakkı olmuyor. Dürüst olur insanlar. Mesela; “arkadaşım, Müslüman mısın?” “Elhamdülillah.” Açıkça söyler. “Dinsiz misin?” “Evet, ben de dinsizim” der. Samimi dinsizden bir zarar gelmez. Adam söylüyor yani. Gizli değil ki, açık. Bir şey demiyor. “Benim inancım bu, arkadaş” diyor. Ama öbür türlü zibil gibi münafık olur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Seyfettin Gürsel’in bir yazısı var Hocam, Radikal’de. Siz, ekonomik kriz ilk başladığında, tarıma yönelinmesini tavsiye etmiştiniz Hocam. Israrla tavsiye etmiştiniz. Gerçekten o yönde bir politika izlenmiş. O haber ediliyor burada. Radikal’de Seyfettin Gürsel de; “Tarımda istihdam neden arttı?” başlıklı yazısında, “ekonomik krizin sürdüğü son iki yıldır tarımda sıra dışı bir istihdam ortaya çıktı. İlginç olanı ise, kamuoyunun bu konuyla hiç ilgilenmemesi” diye yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Tarım güzeldir, maşaAllah. Türkiye tarım ülkesi olsun, tabii. İslam alemi de öyle. Tarım çok hayati bir konudur. Tarımın güçlü olduğu ülkelerde, ekonomik kriz, şu, bu falan hiç etkili olmaz, inşaAllah.
“Bu birlik kurulduktan sonra, bu yalancı, riyakar dindarların; kendine saygı duymayan, din ahlakına çok uzak olan kimselerin ve münafıkların durumu ne olacak? Bunlar yeryüzünün neresinde oturacaklar? Nasıl kaybolacaklar, inşaAllah? Bu kimselerin durumunu daha da esefla açıklamanızı rica ederim muhterem Hocam. Saygılar, canım Hocam. Sevgi, selam ve dualarımı sunuyorum.” Seyyide Aliyeva. Aliyeva benim ceddimden, maşaAllah. Seyyid, Peygamber (s.a.v.)’in neslinden mübarek bir seyyide kardeşimiz. “Münafıklar ne olacak?” Münafıklar kuzuya döner, hiçbir şey olmaz. Yobazlar da kuzuya dönerler, bayağı adam olurlar. Hiçbir sorun çıkmaz. Mehdiyet’te intikam, kin yok. Sakin olurlar. Mehdiyet’in insanları rahatsız etmeyen, tedirgin etmeyen mükemmel bir istihbarat ağı olacaktır. Bütün dünya avucunun içi gibi olacaktır Mehdi(a.s.)’nin. Dolayısıyla, Allah’tan korkmayan, Mehdi(a.s.)’den korkacaktır. Bir zulüm yapacağından değil ama tarif edilemeyen bir korku duyacaklardır. Yani, canlarını acıtmaz, canlarını yakmaz ama korkacaklardır. Hadiste de var. Allah’tan korkmayan Mehdi(a.s.)’den korkacak, inşaAllah. Mehdi(a.s.) öldükten sonra da, adamlar böyle ipi kopmuş dana gibi sapıtacaklar. Hatta Hz. Süleyman (a.s.), asasına dayanmış olarak cinleri ve şeytanları idare ediyor. Hepsini hizmet ettiriyor. Hz. Süleyman (a.s.) ayaktayken vefat ediyor, asasına dayalı olarak. Cinler ve şeytanlar daha hala hizmete devam ediyorlar, o hayatta diye. Korkuyorlar ondan, it gibi korkuyorlar böyle. “Asasını yemekte olan bir kurt,” asasında zaten var demek ki, kurt iyice zayıflaştırıyor asayı ve asa kırılıyor. Asanın kırılmasıyla, Hz. Süleyman (a.s.) da düşüyor. “Anladılar ki” diyor, cinler ve şeytanlar, “gaybı bilmiş olsalardı, bu kadar aşağılatıcı bir durumda hizmet ediyor olmazlardı” diyor Cenab-ı Allah. Şimdi bak, bu ayette şunu görüyoruz; bir kere zaafın hissettirilmemesi lazım, zaafın. Mesela, Mehdi(a.s.)’nin ölümüyle, İsa Mesih (a.s.)’in ölümüyle zaaf meydana geliyor bir anda. O zaafın nedeniyle küfür dünyaya hakim oluyor. Bak, iki kişinin vefatıyla. Görülmemiş bir küfür hakimiyeti oluyor. Onun için zaafı son ana kadar hissettirmemek çok önemlidir. Hatta Mehdi(a.s.)’nin vefatı da mümkündür ki, gizli tutulabilir bir süre. Mesela İsa Mesih (a.s.)’in vefatı da mümkündür ki bir süre gizli tutulabilir. Osmanlı’da da bu böyleydi, biliyorsunuz Kanuni’nin vefatı gizli tutulmuştu. Zaaftır yani. Açıkladığında, akıl almaz fitne, olay çıkar. Onun için mesela ünlü insanların, büyük liderlerin vefatını devlet bazen gizler. Mesela beş saat, altı-yedi saat gizlenir. Kargaşa çıkmasın diye. Önce önlemler alınır, ortalık yatıştırılır, ondan sonra vefat haberi açıklanır. Yani aniden açıklanmaz. Toplumda infial meydana gelmemesi için önlem alınır. Mesela Hz. Yakup (a.s.) ne diyor? “Oğlum, çekindiğim konu ne biliyor musunuz? Benim oğlumu kurt kapmasından çekiniyorum” diyor. “Kurda kaptırmaktan çekiniyorum” diyor. Bak, zaafını açıklamış oluyor. Hemen oğulları ne diyorlar? “Baba, oğlunu kurt kaptı.” Direkt oradan. Onu için Müslüman’ın hiç bir şekilde zaafını belirtmemesi gerekir. Bak, Hz. Süleyman (a.s.)’ı ayakta tutması Cenab-ı Allah’ın, onu öyle göstermesi, zaaf oluşmaması içindir.
“Haber Türk’te Big Bang konuşuluyor. Taşkın Tuna’ya, Pelin Çift soruyor. Allah, ol dedi oldu mu? Bir ihtimal kainattaki ince ayarı tutturmuş mudur? Bilim öyle demiyor. Einstein “Tanrı zar atmaz” diyor” diyormuş Taşkın Tuna.”
ADNAN OKTAR:Gereksiz ifadeler. “Tanrı zar atmaz.” Allah’tan bahsederken böyle artistik üsluplar, üst perdeden saygıya uygun olmayan üsluplar, bunlar hiç de dinsizlere sempatik gelmez. Yani onları da kızdırır. Yani bir dinsiz, kendi davasına titiz olan insana saygı duyar. Kendi davasında böyle samimiyetsiz gördüğü, taviz veren, kendi inancına saygı duymayan insana karşı saygı duymazlar. Onun için, ateistlere sempatik görüneceğim diye böyle bir üsluba girmek yakışık kalmaz.
Hangi kanaldayız biraz sonra? Kaçkar, Karadeniz. Aslanlarım benim. Karadeniz boydan boya çimentodur. Hepsi koç yiğittir Karadeniz’in, maşaAllah. Çok hoştur insanları. Tokat da Karadeniz’e dahil. Evet, maşaAllah. Hakikaten Karadeniz’in havası vardır oralarda. İç Anadolu ayrı bir sıcaktır, Antalya tarafı ayrı bir güzeldir, Güneydoğu Anadolu ayrı bir güzeldir; İzmir, Ege ayrı bir güzeldir, Trakya Bölgesi ayrı. Şahane benim memleketim, şahane, maşaAllah. İslam ahlakı bir hakim olsun, ilk yapacağım bütün Türkiye’yi gezmek. Adım adım yani, her yere gideceğim yani. Bir ay orada kalacağım, bir ay orada kalacağım, bir ay orada kalacağım. Tadını çıkaracağım yani inşaAllah. Sonra Kudüs-ü Şerif’e gideceğiz. Mekke-i Mükerreme’ye, Medine-i Münevvere’ye. Kudüs’te de bayağı bir süre kalacağız, Allah’ın izniyle, inşaAllah. Oraların o güzel taşlarına bir elimizi sürelim, inşaAllah. Peygamberler diyarında gezeceğiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bizi oraya konferansa göndermiştiniz Hocam, üniversitelerde, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kudüs-ü Şerif’e.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. İbrahim Üniversitesi’nde.
ADNAN OKTAR: Adım adım gezeceğiz böyle, adım adım, inşaAllah, Allah nasip ederse.
“Esselamu aleyküm. Geceniz mübarek olsun.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Şu anda sizi dinlemekteyim, Sayın Adnan Hocam. Benim bir sorun olacak. Risale-i Nur’ da yazıyor; Mehdi(a.s.)’nin Hz. İsa (a.s.)olduğu ve deccali öldürecektir. Deccal tek gözlü ve insanlara göz göre göre geldiğinde imanını alacakmış. Risale-i Nur’da böyle yazıyor. Peki sorum şu; bu deccal insan suretinde gelecek ve bu kişi daha önceden yaşamış ve tanınmış bir kişi midir?” Semih. Deccal, açıkça söyleyeyim; işte bu ateist masonların lideri olan bir şahıs. Bunlar meraklıdır böyle, hipnoz seanslarına, işte manyetik alan oluşturmak, var ya tipler böyle; havada dururum, karada gezerim diyenler var, böyle cins bir tip. Bir gözünde sorun var adamın, bu doğru. Yani ama öyle saldırgan falan değil. Öyle entel-dantel havasında olan bir tip, inşaAllah. Hz. İsa (a.s.)’ın inişine inanmaz, Hz. Mehdi(a.s.)’nin çıkışına inanmayan bir kişi. Ateist. Kendince bir din anlayışı, yeni bir din anlayışı çıkartan bir mahluk. Darwinist ve materyalist. Bak, çok önemli bu. Asıl din Darwinistlere, Darwinizm ve materyalizmdir. Asıl dinsizlik budur. Adam son dönemde ortaya çıkıp kendince insanları etkileyebileceğini zanneden bir densiz. Hz. Mehdi(a.s.)’in halledebileceği gibi bir tip değil, çünkü hipnoz gücü de var adamın. Kitle hipnozu yapabiliyor. Bu çok acayip bir yetenektir. Bazı tipler var televizyonda da çıkıyor; diziyor adamları, daha bakar bakmaz şak diye hipnoz oluyor adamlar. Adam “uyu” diyor, uyuyor. İtalyan kanallarında da var. Bazıları çok zor hipnoz yaparlar, uğraşır falan, mesela on beş dakika uğraşıyor hipnoz için. Ama bazıları da 3-5 saniye içinde hipnoz yapıyor. Kitleye, bakıyor adamlara; “arkadaşlar, hepiniz derin uyku içindesiniz şu anda.” Adamlar toptan horlayarak uyumaya başlıyor. Allah’ın hikmeti. Çok kısa sürede yapıyor hipnozu. Hipnoz olunca da uyandırdığında şahıslar kendilerini normal yaşıyor zannediyorlar, bir şey yok. Adam derin hipnoz halinde. Zati Sungur vardı, daha önce de anlatmıştım. “Arkadaşlar, saat kaç?” diyor. Herkes toptan bakıyor saatine, “on iki” diyorlar, saat. “Yok, saat on iki değil, saat üç şu an. İsterseniz bakın saatinize” diyor. Herkes saatine bakıyor, saat üç. Hipnozun etkisinde hakikaten, net üç olarak görüyor. Şimdi buna bir şey yapamazsın. Mehdi(a.s.) olsa ne yapabilir? Adam dese ki; “yalan söylüyorsun.” İnandıramaz. İsa Mesih (a.s.), hipnozu ve manyetik alanın etkisini ortadan kaldırıyor. O şeytanların etkisiyle yapacaktır; mason olan bu arkadaş, bütün ateist masonların lideri olan bu kişi, yani benim anladığım bu görülüyor. Böyle insanlarda unutkanlık meydana getirebiliyor, şeytanların etkisiyle; zaman algısını değiştirebiliyor insanlarda. O yüzden de ona hayran olacaklar. Çünkü bütün dünyada zaman algısını değiştirebilmesi çok acayip bir şey. Bütün insanlarda unutkanlık meydana getirmesi, mesela beyinlerine etki etmesi çok acayip bir şey. O yüzden, haşa onu Allah gibi görecekler. Mesela diyor ki adama; “babanı çağırayım mı?” diyor. “Nasıl yapacaksın onu?” diyor. “Babanın ismi ne?” diyor, soruyor. Mesela Hüseyin, “Hüseyin, buraya gel” diyor. Adam, kapıyı açıp geliyor, adamın otuz sene önce ölmüş babası. Birden karşısında görüyor. “İnandın mı?” diyor, haşa, “benim Allah olduğuma” diyor. O da; “inanmaz olur muyum? Sen yaratıyorsun” diyor. Hıristiyanlara bilhassa etki edecek. Hıristiyanlarda var ya öyle, Hz. İsa (a.s.)’nın ölüleri diriltmesine inanıyorlar. Biz de inanıyoruz ama onlar o tarzda değil. Yeni ölmüş bir ölüyü kaldıracak Hz. İsa (a.s.). Otuz sene önce ölmüş bir insanı kaldırmaz, inşaAllah. En fazla üç günlük, beş günlük bir ölü ama doktor raporuyla sabit olan bir ölüyü kaldıracaktır. O daha harika gibi görünecek insanlara. O yüzden de ona iman edecektir. Onu ortadan kaldıracak Hz. İsa (a.s.), özelliği budur yani. Bitirelim, inşaAllah.
SUNUCU 1: HarunYahya.Tv sitemizden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza 00:30’dan itibaren Kaçkar Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aba Tv ve Kocaeli Tv’den takip edebilirsiniz.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...