SUNUCU: “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza Kaçkar Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve harunyahya.tv sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah devam edeceğiz. Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah emredin inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Hayırlı geceler” diyor kardeşimiz Tarık Ziya. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü aynı zamanda selamını da almış olalım. “Allah’ın varlığını ispat için uğraşıyorsunuz, tereddütler mi var ispata ihtiyaç duyuluyor. Dili yalan söyleyebilir ama vicdanı yalan söyleyemez. Kim diyorsa Allah yoktur (haşa) yalan söylediğini kendisi de biliyordur, farkındadır. Bu konuda çok duruyorsunuz, tepkiye neden olabilir mi? İspatla uğraşmak yerine Rab nasıl sevilir ve nasıl iyi bir kul olunur, nasıl kayıtsız şartsız teslim olunur, bunun için gayret edilmez mi? Hz. Mehdi (a.s.) gelsin ya da gelmesin, kayıtsız şartsız teslim olmak için, ihlaslı iman için bu çok da önemli olmasa gerek.” Yani Allah’ın varlığını ispatına gerek yok, diyor kardeşimiz Tarık Ziya. MaşaAllah, elhamdülillah senin imanın çok güzel ama insanların %95’i ateizmin, Darwinizm’in eline teslim olmuş durumda ve dinsiz, ateist durumdalar. Bu durumda biz adamlara desek ki; işte vicdanınızla davranın, Rab Allah nasıl sevilirse anlatalım, nasıl iyi bir kul olunur anlatalım dersek adam o zaman boş boş bizi dinler, çünkü puta teslim olmuş. Darwinizm’e, materyalizme teslim olmuş. Deccaliyet dünyayı istila etmiş durumda. Böyle bir durumda önce putların yıkılması gerekiyor. Putlar neler: Darwinizm, materyalizm ve ateizm. Bunların yıkılması için ispat gerekir, bilimsel çalışma gerekiyor. Çünkü “fen ile felsefenin tasallutuyla” diyor Bediüzzaman, “maddiyyun ve tabiiyyun taunu beşer içinde intişar etmesiyle, her şeyden evvel” diyor, “maddiyyun ve tabiiyyun taununun meydana getirdiği bu felsefi, deccali akımı yerle bir etmek esastır” diyor Bediüzzaman.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Dolayısıyla bilimsel çalışma yapmak durumundayız. Öbür türlü gerçeklere gözümüzü kapatmış olacağız, Cübbeli’nin metodu. Cübbeli’nin metodu mağlup olmaya mecburdur. Yani Cübbeli ne yapıyor? Doğrudan namazın farz, vacip, mendup ve sünnetlerini anlatıyor. Adam iman ediyor mu?
OKTAR BABUNA:Etmiyor.
ADNAN OKTAR:Adam bak Fatih Altaylı’nın karşısına çıkıyor, adam kahkahalarla gülüyor, çakır keyif bir vaziyette neşeli, o tombul gözlüklü de öyle. Müthiş kafa buluyorlar, acayip eğleniyorlar. O farzları, vacipleri, mendupları anlatıyor, bakalım onları ilgilendiriyor mu onlar. Önce onların kafasındaki Darwinist, materyalist, ateist düşünceyi ortadan kaldırmak lazım. Veyahut ateist değilse de Darwinist düşünceyi ortadan kaldırmak gerekir.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Öbür türlü kendini kandırmak olur ve netice alamaz. Ne diyorsun Oktar Hocam bu konuda sen?
OKTAR BABUNA:Hocam tamamen haklısınız, maşaAllah. Bir de otuz yıldır yaptığınız çalışmalarla zaten bunu ispatladınız siz, inşaAllah. Bu teorik bir şey değil. Dünya çapında Darwinizm’in, materyalizmin yıkılması vesilesiyle her gün haberler geliyor. “İslami yöneliş var” diye bütün “dünyada dine yöneliş var” diye. Bu sizin çalışmalarınızla oldu, durup dururken olmadı. Allah vesile etti sizi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. İbrahim (a.s.) ne yaptı?
OKTAR BABUNA:Putları kırdı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani Hz. İbrahim (a.s.) diyebilirdi orada, Allah nasıl sevilir, nasıl iyi bir kul olunur, onları anlatabilirdi. Ama Cenab-ı Allah ilk önce onun putları yerle bir ettiğini söylüyor ama büyük putu bırakıyor. O da Ledün İlmidir, İlmi Batın. Baltayı onun boynuna asıyor, diyor ki: “bu öyle yüce bir put ki, öyle akıllı bir put ki, bunları geldi devirdi hepsini, imanlı bir put. Tahammül edemedi onların put olmasına, onları kırdı. Bu put aslan gibi ortaya çıktı” diyor, yaklaşık ona benzer yani. Bu bir Ledün İlmidir. Bak “bu put” diyor, “imanıyla, öbür putların yanlışlığını tespit etti ve patlattı, hepsini kırdı, yıktı” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:“Dolayısıyla gidip ona sorun işte, o anlatır size” diyor. Adamlar diyor ki: “sen bilirsin onun anlatmayacağını” diyorlar. Yani içinden öyle geçiriyorlar ama yapacakları da bir şey yok. Yani acı acı böyle ızdırap çekiyorlar, yapacağı da bir şey yok. Dolayısıyla orada bir kere putları kırdığını görüyoruz. Hz. Musa (a.s.) ne yapıyor? Bakıyor buzağıdan bir put yapmışlar. O zamanın Darwinist, materyalist inancı o. Onlar da hayvana tapıyorlar orada. Firavun’un Darwinist, materyalist inancı o zaman yayılmış Museviler arasında ve putla sembolize ediyorlar. Yani o böğüren buzağı heykeliyle, altın heykelle sembolize ediyorlar. Hatta diyorlar ki, Musa yani niye öyle Allah’a inanıyor, başka inançları var, Allah’a inancından kaynaklanan detayları var, ne gerek var. Bak Mısır’ın Darwinist, materyalist dini, Mısır’ı ihya etmiş, adamlar zengin olmuşlar. Biz de o dine girersek bayağı rahat ederiz. Çünkü İslam dinine girince rahat etmedik biz. Her türlü uğursuzluğa, belaya uğradık. O zaman çözüm ne? Biz eski materyalist, ateist, Şamanist dinimize dönelim diyorlar, sapkın dinimize dönelim. Yani hayvana tapınma Şamanizm’de de vardır o, Darwinist, materyalist bir din. Hz. Musa (a.s.) ne yapıyor? Selamün aleyküm diyor, yerle bir ediyor putu paramparça ediyor. Ama altından yapılmış olduğu için, altın kaplama olduğu için tabii onu yerle bir etmek mümkün olmuyor. Ateşe atsa en fazla eriyor. O zaman ne yapıyor? Özel bir ilim, özel bir ilimle altını toz haline getiriyor. Beyaz toz ve ondan sonra onu denize savuruyorlar ve eriyor. Bu ilim Tapınakçılar tarafından, Tapınak Şövalyeleri tarafından silsile yoluyla, ondan ona, ondan ona, ondan ona muhafaza edilmiş. Şimdi bana bir daha ki geldiklerinde Tapınak Şövalyelerinin, yaşlı asıl üstadlarını getirecekler.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir de bana toz haline getirilmiş, beyaz toz haline getirilmiş altın getirecekler, inşaAllah. Şimdi onun sözünü verdiler. O ayrı bir ilim, özel bir ilim, onunla bunu elde etmişler.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani normal altın, isterlerse götürsün analiz etsinler, beyaz toza çevrilmiş. Üfürdüğünde uçuyor böyle bildiğin, denize savur yani istediğin gibi savurabileceğin gibi toz. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaptığı neydi? Mekke’ye girdi, putları yerle bir etti, aldığını parçaladı, aldığını parçaladı. Putları parçalamak çok önemlidir. Biz, Allah nasıl sevilir, nasıl iyi bir kul olunur tabii ki anlatacağız ama putları parçaladıktan sonra.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ve iman hakikatleri anlatılarak. Tabii ki Allah’ı ispat edeceğiz, nasıl ispat edeceğiz? Allah yolunu gösteriyor bize, diyor ki: “Yerde ve gökte nice alametler var, inceleyin”diyor. “Bilimsel metodlarla inceleyin” diyor Allah. “Dikkat verin, inceleyin, bakın ve anlatın” diyor Allah bize. Allah’ın emri olduğu için yapıyoruz biz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Cübbeli ne diyor? Yok bunları düşünmeye gerek yok. Allah Kuran’da böyle diyor ama siz kocakarı imanı dediği kendince bir iman şekli var, onun özelliği ne biliyor musun? Hiç düşünmemek. Motoru yakarsın diyor. Kafayı motor olarak alıyor insan kafasını, motoru yakarsın diyor. Düşünmeyeceksin, düşünmeyince Cübbeli olusun benim gibi, diyor. Cübbeli Ahmet kafasında olmak için çözüm neymiş? Düşünmemekmiş. Kuran’da ne diyor Cenab-ı Allah? Düşünün, derin derin düşünün, diyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Derin, derin düşünün, tahkik edin, geçmiş insanların kalıntılarına bakın, geçmiş yaşantılara ait kalıntılara bakın, kalıntıları da inceleyin, göğü inceleyin astronomi ilmine Allah dikkat çekiyor. Gökteki yıldızları inceleyin, canlıları inceleyin, kendi bedeninizi inceleyin, buradaki ince sanatımı görün, diyor Allah. Kuran’da emrediyor bize. Demek ki Allah’ın varlığını tahkik, tahkik-i iman ve Allah’ın varlığını bu şekilde anlatarak ispat Kuran’ın bize emrettiği bir hakikat. Aksi Cübbelizm inancı oluyor. Biz Cübbelizm’e karşıyız. Cübbelizm’de düşünce yoktur, düşünme yoktur. Hani derler ya (haşa) dini konuları tenzih ederim, körü körüne inanma vardır ve taassup ve bağnazlık vardır. Bilim yoksa, araştırma yoksa, düşünce yoksa, derin düşünme yoksa, bağnazlık gelir. Biz de buna karşıyız. Çünkü niye? Allah’ın emri olduğu için, biz bilimi savunuyoruz. İnce düşünmeyi, detaylı düşünmeyi savunuyoruz. Allah’ın emrini yerine getiriyoruz. Dolayısıyla arkadaşımızın açıklaması, samimi gibi görünmekle beraber Kuran’a uygun değil. Yani zahiren öyle gibi görünüyor ama batınında değil, yani derinliğinde böyle değil.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Seni dinliyoruz Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Dün gece çok önemli bir konu anlatmıştınız Hocam. Bazı Nur talebeleri Hz. Mehdi (a.s.)’nin, Hz. İsa (a.s.)’nin gelişinin, çıkışının olabileceğini inanamadıkları için bu konuya hiç girmek istemiyorlar demiştiniz Hocam. Hiç yanaşmıyorlar, Allah’a tam güvenemiyorlar demiştiniz. Ya Mehdi (a.s.) çıkmazsa, ya yalancı konumuna düşersek, gibi düşünüp Mehdi (a.s.)’yi de tamamen kapama yoluna gidiyor, demiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, biraz genişlet onu.
OKTAR BABUNA:Bu korkuları var Hocam, siz anlatmıştınız, açıklamıştınız inşaAllah. Ya yalancı konumuna düşersek; yani Mehdi (a.s.)’ye, Allah’a güvenemedikleri için bu alametlerin, Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından bildirilen gaybi alametlerin doğruluğuna inanmıyorlar. Ve çıkmazsa da, biz çıkacak dersek de ve çıkmazsa da yalancı konumuna düşeriz, gibi büyük bir korku içinde o konuya hiç girmiyorlar. Siz açıklamıştınız; o konuyu, Risale-i Nur’un tamamını anlatıyorlar ama o bölümü hiç anlatmıyorlar, örtbas ediyorlar. Anlatılmaya çalışan olduğu zaman da susturma cihetine gidiyorlar diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Risale-i Nur’da çok açık, alenidir, yani Mehdi (a.s.) çok açık, aleni anlatılıyor. Mucizevi bir tarzda da kardeşlerimiz hem örtbas ediyorlar, hem de inkar ediyorlar, bir kısım kardeşlerimiz. Bir de bakıyoruz ki her biri, bakın her biri birbirinden bağımsız ayrı tevillerle olayı örtbas ediyor. Yani birbirine hiç bağlantısı olmayan teviller var. Mesela A türü, B, C, D, E, F, G, H, İ, J, K, diye arkaya doğru gidiyor. Her birinde ayrı. Hatta A1, A2, A3, A4 böyle ayrı ayrı kendi aralarında da detaylara ayrılmış. O kadar çok tevil metodu çıkarmışlar. Reddetmek ve katmak için.
Evet Oktar Hocam sen hiç okumuyorsun, oku bakalım şu yazıyı, “Selamün aleyküm sevgili Adnan Hocam” diyor.
Kırkıncı Hocam? Tamam. Hocamız çok değerli ve büyük, muhterem bir alimdir Kırkıncı Hoca. Herkes çok sever, bildiğim kadarıyla Erzurumlu. Ondan sonra dürüstlüğüyle ünlü, kendini Allah’a adamış, müşvik, mübarek, muhterem bir Hoca efendidir. Bediüzzaman’a karşı da aşk derecesinde sevgi duyar. Bakalım Hocamız neler söylemiş, bakalım.
VİDEO- MEHMET KIRKINCI HOCA İLE RÖPORTAJ:
ALTUĞ BERKER:Evet Kırkıncı Hocam, lütfederseniz soru sormak istiyorum.
MEHMET KIRKINCI HOCA:Buyurun.
ALTUĞ BERKER:Bu yüzyılda İslam ahlakı dünyaya hakim olacak mı Hocam.
MEHMET KIRKINCI HOCA:Her geçen gün, efendim, İslamiyet artıyor, her saat. Üstad Hazretleri tebliğ ediyor diye ümitvar oluyorsun, şu istikbali içerisinde en gür seda İslam’ın sedası olacak. Kuran’ı Azimüşşan’ın feyzi dalga dalga dünyanın her tarafına girip yayılıyor inşaAllah. Müslümanlar biraz daha böyle bir şuurlu olsa da, yani hayatlarıyla da İslamiyet’i yaşasalar var ya çok yakın zamanda İslamiyet dünyaya son olarak, biraz yani Müslümanlar şuurlu olsa da yani hayatlarına da İslamiyet’i geçirseler var ya efendim o zaman daha tez neticeye varacağız inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. İslam ahlakı dünyaya hakim olacağına göre Hocam Müslümanların bir lideri, bir lideri olacak mı Hocam başında?
MEHMET KIRKINCI HOCA:Muhakkak, muhakkak. Allah razı olsun (Risaleleri) okuyorsunuz.
ALTUĞ BERKER:Okuyoruz, okumaz mıyız? Bizi Hocamız hep Risale-i Nur ile yetiştirdi Hocam.
MEHMET KIRKINCI HOCA:Güzel güzel, Hoca Efendi’yi ben çoktan takip ediyorum tasvip diyorum. MaşaAllah, SuphanAllah. Akıllı, şuurlu bir hizmet, efendim, birçok gençlerin feyzine vesile oldu.
ALTUĞ BERKER:O zaman Hz. İsa (a.s.)’ın da nüzulü söz konusu değil mi Hocam?
MEHMET KIRKINCI HOCA:Tabii.
ALTUĞ BERKER:Hz. İsa (a.s.) bizzat, cismen nüzul edecek.
MEHMET KIRKINCI HOCA:Bizzat, bizzat kendi gelecek.
ALTUĞ BERKER:“Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulü kati olmakla birlikte” diyor,”kati” diyor, “kesin” diyor Üstad. O zaman Mehdi (a.s.) hem İslam Birliği’ni kuracak, hem de İslam ahlakını dünyaya hakim edecek. Hz. İsa (a.s.) ile birlikte.
MEHMET KIRKINCI HOCA:Tabii, tabii, tabii.
ALTUĞ BERKER:Dünya hakimiyeti Allah’ın izniyle, İslam ahlakının dünya hakimiyeti olacak, İttihad-ı İslam olacak, başında bir kişi olacak ama bu kişi Risale-i Nur’u neşr ve tatbik eden ama bir lider olacak yani.
MEHMET KIRKINCI HOCA:Tabii öyle olmazsa olmaz.
ALTUĞ BERKER:Bir kişi yani şahs-ı manevi değil, bir kişi.
ADNAN OKTAR:Evet hani şahs-ı maneviydi Mehdi (a.s.)? Bak Mehmet Kırkıncı Hocam, bak günlerden beri en muteber, en etkili Nur talebelerini konuşturuyoruz, Hocalarımızı. Berker Hocam, Mehmet Kırkıncı Hocamla da konuştu. “Mehdi (a.s.) şahıstır” diyor, bitti. “Vakti de tamam, vakti de bu vakittir” diyor. “İsa (a.s.) da şahıs olarak gelmiştir” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Daha ne desin? Çok net.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hani şahs-ı maneviydi Hz. İsa (a.s.)?
OKTAR BABUNA:Evet değil.
ADNAN OKTAR:Hani Mehdi (a.s.) şahs-ı maneviydi? Bak “Mehdi (a.s.) de haktır, İsa (a.s.)’da haktır ve şahıstır bunlar ve İsa (a.s.) da geldi” diyor, inşaAllah. “Mehdi (a.s.)’yi de inşaAllah göreceğiz” diyor.
İhsan Atasoy’un İttihad-ı İslam ile ilgili videosu, dün seyretmiştik, yine seyredelim. Buyurun.
VİDEO-Nur talebesi İhsan Atasoy Hocaefendi İttihad-ı İslam’ın gerekliliğini anlatıyor:
ALTUĞ BERKER:Biz İslam Birliği’ni şu an, bu dönemde istemeliyiz ve gayret etmeliyiz.
İHSAN ATASOY:Elbette, elbette buna bütün gücümüzle, var gücümüzle çalışmalıyız İslam’ın ittihadına. İslam ahlakı dünyasının ipi kopmuş veya imamesi kopmuş bir tesbih taneleri gibi paramparça yapılmıştır, hale getirilmiştir bu bir gerçek. Ama sonuçta bunun derlenip, toparlanmaya başladığını, yeniden o ittihadın zuhura geldiğini görüyoruz. Bunun emareleri başlamıştır. Bu bakımdan buna gayret verecek her gayret, her himmet çok kutsaldır ve olması da gerekir.
ADNAN OKTAR:İhsan Atasoy Ağabeyimiz de Bediüzaman’a tabii ki yetişen bir kişi değildir ama ikinci kuşak Nur talebelerinden en tanınmışlarındandır. Bak o da İttihad-ı İslam’ın önemini çok açık anlatıyor ama Cübbeli zaten talebemiz oldu evelAllah. Şapkadan bahsede, bahsede şapkayı değiştirdi sonunda.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam değiştirdi.
ADNAN OKTAR:Tarz yapmış böyle ressam şapkası koymuş. Daha o çok değişir.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mühim olan Mehdi (a.s.) konusunda çok kapsamlı, açıklamalarda bulunmuş zamanında, fakat bunlar unutulmuş. Kendi de belki unutmuştur, bak ben ona güzel, güzel hatırlattırıyorum, inşaAllah. Ne diyor? “Mehdi (a.s.) herhangi bir tarikata mensup değildir” diyor. “Bütün tarikatlar ona bağlıdır” diyor. “O bir tarikata bağlı değildir” diyor, İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet, mezhepleri söylüyor.
ADNAN OKTAR:“Mezheplerin tamamı kalkacak” diyor. “Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi hiçbir mezhep kalmayacak” diyor. Ama bir kısım arkadaşlarımız çıkıp ne diyorlardı Cübbeli adına? “Olur mu” diyor, “Hanefi mezhebinden olacak Mehdi (a.s.)” diyor. Nasıl oluyor o zaman? Hem müceddid, hem müçtehid, İmam-ı Hanefi’nin de Hocası oluyor ama o tersine bir durum olmuş oluyor, böyle değil. Sahabe dönemi gibi bütün mezhepleri kaldırıyor, inşaAllah. Aynı sahabe dönemi gibi olacak, inşaAllah. Evet Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam emredin inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben sana bir yazı veriyorum, güzelce şöyle oku.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Size “Selamün aleyküm” diyor Hocam.
ADNAN OKATR:Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
OKTAR BABUNA:“Cübbeli Ahmet Hoca acaba neden bu haham hikayesini uydurdu diye sordunuz. Benim aklıma aslında sebep olabilecek bir şey geldi. Cübbeli Ahmet Hoca Allah-u alem, başka alimleri, kötü zan altında bırakmak için o haham hikayesini uydurmuştur veya böyle bir şeye teşvik edilmiştir. Konuşmasında başkalarının gizli anlaşmalar içerisinde olduğunu ve dünya çapında üne kavuştuklarından bahsediyor, birilerini kastederek. Allah-u alem kendinden hariç. Başka değerli alimleri kötü zan altında bırakmak için düzenlenen bir senaryonun parçasıdır. Başkalarına çamur atarak, kendisinden başka güvenilir adam, alim olmadığına, orada bulunan insanların inanması için bir girişim, başkaları işbirlikçi, ben ise direndim, malum benim başımdan geçti, ben yaşadım deyince yalan daha inanılır bir hal alıyordur. Tabii doğrusunu Allah bilir, günahını almaktan Allah’a sığınırım. Sizlerle birlikte Efendimize salavat getirmek isterim inşaAllah. Allahümme salli ala seyyidine Muhammedin ve ala ali seyyidine Muhammed. Allah’ın selamı sizin ve ümmeti Muhammed üzerine olsun inşaAllah. Sizleri çok seviyorum, gurbetten Döndü Kandemir, Dusseldorf.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Oktar Hocam tevkifatın devam edecekti ama, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Avrupa’dan çok fazla izleyen kardeşimiz var, o çok hoşuma gidiyor maşaAllah. Yeni bir, geçenlerde anlattım, kardeşlerimiz sistem kurmuşlar, dünya haritası görülüyor. Bizi izleyen, canlı olarak izleyen herkes, her yer, her bölge noktalar halinde belli. Düğmeye bastığında, o noktaya bastığında orada kaç kişi seyrediyorsa, topluluk tamamı çıkıyor, bayağı güzel. Türkiye simsiyah görülüyor böyle olduğu gibi. Her yer ama yani istisnasız tamamı seyrediyor Türkiye’nin, maşaAllah, o çok hoşuma gitti. Avrupa’da muazzam bir koyuluk var. Amerika’da, özellikle Texas eyaletinde yoğunlaşan, diğer eyaletlerde de var ama yoğunluk, fakat orada iyice koyuluk artmış, acayip yoğunlaşmış. Acaba İsa (a.s.) oralarda mı mübarek, bilmiyorum ki. Orada bir acayiplik var yani o kadar yoğunlaşma biraz şaşırtıcı, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak klonlama falan diyor burada arkadaş anlatıyor. Oktar Hocam tam senin ilmi kariyerine uygun bir yazı, uygun bir soru.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ankara’dan Burak Yenipınar, oku, cevabını sen ver.
OKTAR BABUNA:“Selamün aleyküm hayırlı geceler. Hocam benim sorum, insan klonlamanın dinimizdeki yeri. Bir de insan DNA’sıyla başka bir DNA karıştırılarak bir canlı oluşabilir mi? Var sayalım ki oluştu. Dinimizdeki yeri ne olur? Bir de Allah ona da ruh verir mi? Hayırlı geceler, Ankara’dan Burak Yenipınar.
ADNAN OKTAR:Ne diyorsun?
OKTAR BABUNA:İnsan klonlama Hocam, teknik olarak anlatayım mı bilmeyenler için?
ADNAN OKTAR:Anlat anlat.
OKTAR BABUNA:Bir hücre, mesela birisinin bedeninden alınan bir hücre varsayalım. Onun çekirdeğini çıkardığımızda, o kişiye ait bütün genetik özellikler, yani bütün özellikleri var o çekirdeğin içerisinde. Herhangi birinden alınan bir yumurta hücresi düşünelim. Anneden alına bir yumurta hücresi, onun çekirdeğini çıkarttıkları zaman, o hücre çekirdeksiz bir yumurta hücresi oluyor. Onun içerisinde diğer kişiden alınan çekirdek, genetik bilgi ile birlikte yerleştirildiği zaman, o yumurta hücresi bölünmeye başlıyor doğal olarak. Ve bölünürken başkasının genetik hücresiyle, bilgisiyle bölündüğü için o kişinin bedeni tıpa tıp aynısı oluşuyor. Bütün özellikleriyle yani kaşı, gözü, boyun uzunluğu her şeyi ona benziyor, tıpa tıp aynısı oluyor. Fakat insan ruhu olan bir varlık olduğu için, Hocamız daha iyi bilir inşaAllah, çok daha iyi bilir inşaAllah, ruhu farklı olan bir insan olmuş oluyor tıpa tıp aynı olsa da. Şimdi burada Hocam başka daha derin sorular sormuşlar. O beni aşar inşaAllah. Dinimizdeki yeri birde insan DNA’sıyla, başka bir DNA karıştırılarak bir canlı oluşturulabilir mi?”
ADNAN OKTAR:Seni aşmaz da belki daha iyi açıklayan biri vardır.
OKTAR BABUNA:EvvelAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet söyle onu anlat.
OKTAR BABUNA:“Başka bir DNA karıştırılarak bir canlı oluşabilir mi?” Allah-u alem oluşabilir, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. İleride siz demiştiniz zaten böyle bir şey son dönemlerinde mümkün olabilecek diye dünyanın belki, (haşa) insanı da biz yarattık diye ortaya çıkacaklar inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kurt ile insan karışımı bazı şeyler yapabilirler.
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Olabilir. Birbirlerini kırıp geçirecek yeni bir sistem geliştirebilirler.
OKTAR BABUNA:Bir de “dinimizdeki yerini” sormuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Söyle ne var, anlat tamam.
OKTAR BABUNA:Bilimsel olarak insanın faydasına olabilecek her şey, dinen Allah zaten yarattığı için, yaratan Allah. Yani burada insana tamamen nakil yapıyor. Mesela bir hücrenin çekirdeğini alıp, bir hücreye naklettiğiniz zaman hücreyi yaratan Allah, çekirdeği DNA’yı yaratan Allah. Birisi alıp onu bir yerden bir yere nakletmiş oluyor. Burada insanı da vesile kılıyor. Onu da yaratan Allah inşaAllah. Dolayısıyla dine karşı diye bir şey söz konusu değil. Ama zararına, aleyhine kullanılırsa, tabii bu haram olur. Yani insanın, mesela atom bombası içinde nükleer füzyon reaksiyonu gerçekleşiyor. Bu nükleer santral olarak insanların yararına kullanıldığında helal. Ama atom bombası alıp siz onu atıp da insanları öldürdüğünüzde haram olmuş oluyor.
ADNAN OKTAR:Yani mesela gerçi sıradan bir örnek de, atla eşek birleştiğinde katır oluyor.
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani şimdi Allah ona ruh veriyor mu dersen, tabii ki hayvanında bir ruhu vardır, inşaAllah. Eşyanın, her şeyin bir ruhu vardır Allah’ın dilemesiyle. Allah her yerde tecelli eder, her şeyde tecelli eder. Ama dünyada o kadar teknolojinin, bilimin o kadar gelişeceği kadar bir vakti yok. Yani yaklaşık 70 yıl sonra Hıristiyanlık da, Musevilik de, Müslümanlık da bitiyor artık. Ondan sonra çok kısa bir dönem insanlar yaşayacaklar, sonrada Kıyamet kopacak. O devirde zaten it kopuk takımı gelişecektir. Pek bilimle ilgilenmeyecektir onlar da. Onlar rahatına düşkün, yiyip içen işte cinsel ilişki kuran, çakallık yapan, birbirine saldıran, daha çok birbirlerini öldürmek, dövmek, birbirini kovalamak onlarla uğraşacaklar. Yani pek bilim adamı kalmaz Ahir zamanda.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Çünkü bilim adamı olmak için de iman gerekiyor, irade gerekir, dikkat gerekir. O zamanlar ne sanat kalacak, ne bilim kalacak, ne kültür kalacak. Sadece it, çakal mangaları böyle o onu bıçaklayacak, o onu dövecek, o onu kovalayacak, onunla ilgilenecekler. Cinsi sapıklıklar, ahlaksızlar, şu bu falan yayılacak. Dolayısıyla bilimin gelişmesi yine Müslümanların olduğu dönemde, Mehdi (a.s.)’nin ve İsa (a.s.)’nın olduğu dönemde en yüksek dereceye çıkacaktır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:O dönemde, yani zaten tohum ıslah çalışmalarına hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.) işaret etmiş. Mesela “bir buğday tanesi atılacak” diyor, alışılmışın dışında “çok fazla buğday vereceği” belirtiliyor. Mesela ineklerin sütünün müthiş bollaşacağı, hadislerde belirtiliyor, Mehdi (a.s.) devrinde. Bu neyle olur? Gen ıslahıyla olur.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Genetik ıslahla olur. Onu yaratan kimdir? Allah’tır. Geni ıslah eden kim oluyor? Allah oluyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mesela çocuk doğduğunda, iyi bakıldığında sağlıklı sıhhatli oluyor. Ona bakan kimdir? Allah, gıdayı veren kim? Allah, o etkiyi onda meydana getiren kim? Yine Allah.
OKTAR BABUNA:Allah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Timurtaş Hocamızı anlatayım mı Hocam inşaAllah. Timurtaş Hoca Efendi 1944 yılında Elazığ’ın Sivrice ilçesi, Uslu köyünde doğdu. Resmini de hemen göstereyim inşaAllah Timurtaş Hocamızın. Elazığ’ın Sivrice ilçesi, Uslu köyünde doğdu. Kuleli Askeri Lisesini birincilikle kazandı ama onun yerine İstanbul İmam Hatip Lisesine kaydoldu. İmam Hatip Lisesinde kaydolmasında bilim adamlarının tavsiyeleri etkili oldu. İmam Hatip Lisesinde Ömer Nasuhi Bilmen, Ahmet Davudoğlu, Mahir İz, Peyami Sefa, Ömer Kirazoğlu, Nihat Sami Baharlı, Nurettin Topçu gibi değerli Hocalardan ders aldı. 1967 yılında Bağlarbaşı’nda bulunan Yüksek İslam Enstitüsü’nden mezun oldu. İlk görev yeri olan Malatya’da altı yıl kaldı. Heyecanlı, coşkulu hitap tarzıyla dikkat çekti ve kalıcı hizmetler verdi. Malatya halkınca çok sevildi, tanındı. Muş’a tayin oldu. Bir yıl kadar görevden sonra müftü muavini olarak İstanbul’a atandı. Yeni Cami ve Şehzadebaşı’nda iki yıl kadar etkili vaaz ve irşatta bulundu. Bu arada birçok ilçede ve camiide vaazları devam etti. 12 Eylül 1980 ihtilalinde tutuklandı ve ailesi aylarca nerede olduğunu bilemedi. Eşinin ifadelerine göre altı ay sonra eve geldiğinde, işkence ve ağır şartlar nedeniyle tanınmayacak haldeymiş. 20 kilo vermiş ve fiziken çok yıpranmış bir durumdaymış. Çileli hayat dönemi bundan sonra başladı. Sıkıyönetim mahkemeleri, ağır ceza mahkemeleri, devlet güvenlik mahkemelerinde 55 kez yargılandı, üç kez idamla ve 328 yıl hapisle yargılandı. Vefatından dört gün önce bile mahkeme salonundaydı ve hakkında açılan en son davadan da beraat etti. Ev aramaları, gözaltılar, göz hapsi ve yurt dışı yasakları dolayısıyla 1992’ye kadar Hac ve Umre’ye gidemedi. Bu süreç içinde çok ciddi işkenceler gördüğünü, kendisi daha sonra detaylı olarak anlattı. Avukat bulabildiği, bulamadığı günler oldu. Bazen bir günde iki duruşmaya çağrıldı. Ancak yargılandığı tüm davalardan beraat ile ayrıldı, devlete hiç karşı çıkmadı. Sadece adaletsizliklere ve zulme karşı çıktı. Önce Bilecik’e sürüldü, Artvin ve Bursa görevlerinden sonra Şile’ye imam tayin oldu, ardından Beykoz Çavuşbaşı köyüne, yıllar sonra Ümraniye ilçesine geldi. Cemaat yoğun bir özlemle onu hep takip etti. Vaazlarını kasete kaydedenler, yurtiçi ve yırt dışında her yere ulaştırıp dağıttılar. Timurtaş Hoca Efendinin bazı kasetleri milyonlarca çoğaltılıp, dünyanın dört bir yanına dağıtılmıştır. Bu konuda henüz kırılamamış bir rekoru vardır kendisinin. Timurtaş Hoca Efendi maddi olarak kaset satışlarından hiçbir elde etmedi, hep başkaları çoğaltıp, dağıtmıştır vaazlarını. Vaazlarına on binden fazla kişi katılıyordu. Özellikle de Şehzadebaşı’ndaki vaazları çok kalabalık oluyordu. Avrupa’da yüzlerce konferans verdi. 1999 yılında 32 yıl emek verdiği Diyanet İşleri’nden emekli oldu ve kendisi 2000 yılında Hakkın rahmetine kavuştu. Timurtaş Hocamız, kürsülerin en haşmetli, en hikmetli ve en celalli Hocalarından biriydi. Vaazlarına koşan on binlere en detaylı meseleleri bile sular seller gibi anlatan zeki ve cesur din adamı ve çile ehliydi. Kendisi bir sohbetinde Hocamız için şunları söylemişti: “Adnan Oktar’ın keskin bir bakışı, etkileyici bir hitabı var. Sanki Allah’ın “Hadi” ismi üzerine tecelli etmiş. On dakika bir gençle konuşsa, o genç muhakkak namaza başlar” demiş Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet çok muhterem, tertemiz bir insandı, Allah rahmet etsin Hocamıza. Herkesin sevdiği ve inşaAllah Cennet insanı görünümünde, güzel bir insandı. Allah çoluğuna çocuğuna da bereket, bolluk, güzellik versin. Bütün milletimize de inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Biraz önce söylediğiniz konu Hocam, genetik mühendisliğine işaret eden hadis’i okuyorum inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında 700 ölçek bulacak. İnsan birkaç avuç tohum alıp atacak 700 avuç hasad edecektir. Ümmetimden gerek iyilere ve gerekse de kötüleri misli asla görülmemiş şekilde pek çok nimetlere sahip olacaktır. Çok yağmur yağmasına rağmen bir damlası bile boşa gitmeyecek, toprak bir tek tohum islemeden verimli ve bereketli olacaktır” El Kavlül Muhtazar.
ADNAN OKTAR:İşte bu genetik çalışmaya dikkat çekiyor hadis. İneklerin sütünün bollaşması da yine aynı şekilde, o da genetiğin ne kadar gelişeceğini göstertiyor. Genetiği nimet olarak yaratan da Allah`tır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Yani bir şeyi biz şekillendirdiğimizde Allah şekillendirir. Mesela diyor ki Allah; “size giyimler var ettik” diyor. Giyimler, kıyafetler. Mesela modacılar çok güzel kıyafet yaptığı kanaatinde oluyorlar, halbuki tamamını Allah yapar. Beyninin içerisinde Allah o kıyafeti ona göstermezse o kıyafet yoktur. Mesela, böyle, çeşitli firmalar güzel elbiseler yapıyorlar, dışarıdaki elbise saydam siyah-beyaz bir cisimdir.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak saydam, siyah-beyaz. O da, eğer ışıklandırdığını düşünürsek, normalde simsiyahtır. Yani öyle bir şey yok ama farz edelim ki ışık verildiğini düşünürsek siyah-beyazdır. Dolayısıyla kimsenin işine gelmez dışarıdaki kıyafet. Kıyafetleri beynimizin içinde yaratan Allah`tır. Rengarenk birbirinden güzel renklerle gösteriyor Allah. Saydamlığını da gideriyor kafamızda.
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam bu global ısınma dediklerinde, siz böyle bir şey olmadığını bunun Ahir zaman alameti olduğunu söylemiştiniz. Lulin kuyruklu yıldızı çıktıktan sonra da tam dediğinizi teyit eder şekilde yağmurlar bollaşmıştı. Son çıkan bir haberde de Hocam barajlar %100 seviyelerine ulaştı diyor. Üstelik de bu kış gelmeden, kış mevsimi gelmeden %100 seviyelerine ulaşmış barajlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bakanlar milletvekilleri, belediye başkanları ayaklanmıştı biliyorsunuz bir aralar. Dediler ki; küresel ısınma var Kızılırmağın suyunu kullanalım Yeşilırmağın suyunu kullanalım, Kızılırmağın da, Yeşilırmağın da suyu çekilecek gibi görünüyor, ne yapsak acaba? Bittik mahvolduk gibi konuşuyorlardı. İşte çakmak çakmayın, işte ocak gazı yakmayın, işte ne bileyim deodorant sıkmayın, falan işte Japon bilmem ne işte Kore kriterlerine girelim, Japon bahçesinde gezinelim, bilmem ne bayağı bir şey söylüyorlardı. Bak bunların hiç birinin aslı yok, Mehdiyet’le ilgili bir harika mucize durumdur. Bir süre sonra yağmurlar bollaşacak tam tersi olacak, dedim.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aynen dediğim gibi çıktı. Küresel ısınma hiç duyuyor musun artık?
OKTAR BABUNA:Hiç Hocam, barajların kapaklarını açıyorlarmış. Bursa içme suyu sağlayan barajların kapakları açıldı diyor, daha kış gelmeden.
ADNAN OKTAR:Tabii. George Bush, şu bu falan, Japon’u, İngiliz’i, Fransız’ı falan hep ayaklanmıştı küresel ısınmayı nasıl durduracağız diye.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Selam Hocam.” Aleyküm selâm. “Geçen günlerde mason olan arkadaşları karşınızda görünce aklıma mason mabetlerinde olan tabloda Adonun masonları karşısına alıp onlarla görüşmesi aklıma geldi diyor, o resim aklıma geldi” diyor. Evet, öyle bir tablo var, ünlü bir mason tablosu var büyük. Mason kıtaları böyle flamalarıyla, mason kıyafetlerle dizilmişler ama yüz binlerce mason, derin perspektifle yapılmış. Adon da yüksek yerde Adonay, Adon. O da böyle çok ihtişamlı bir kıyafet giyinmiş başında taç var mason kıtalarına emir veriyor, İnşaAllah. Masonları idare eden Ahir zamanda Adon’un geleceği ve onların başına geçeceğine inanıyorlar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. “Hocam siz ve arkadaşlarınız şerefli mücadelesi ile önceleri deccal ordusuna yardımcı olan ateist masonlara karşı kazandığınız zafer şu mısralarla özetlenebilir inşaAllah diyor. “Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik; Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik! Haykırdı ak tolgalı beylerbeyi: İlerle! Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle...” Tuna`dan üstelik, hay maşaAllah. “Şimşek gibi atıldık bir semte yedi koldan. Şimşek gibi Türk atlılarının geçtiği yoldan. Bir gün yine doludizgin atlılarımızla, Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla... Cennette bugün gülleri açmış görürüz de İnşaAllah. Hâlâ o kızıl hatıra gitmez gözümüzde!” Hâlâ o kızıl hatıra gitmez gözümüzde! Kızıl elma, yani Türklerin dünya hâkimiyeti mefkûresi biliyorsunuz. Bizim milli idealimizdir yani, her Türk gencinin doğuştan ruhunda olan bir idealdi: Kızıl elma. Uçsuz bucaksız dünya hâkimiyeti düşüncesi inşaAllah. Bu Ahir zamanda Mehdi (a.s.) devrinde oluyor inşaAllah. Bak diyor ki şiirde de: “Hâlâ o kızıl hatıra gitmez gözümüzde! Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik; Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!” MaşaAllah, inşaAllah bu şiir doğrudan Mehdi (a.s.)’ye ithaf edilen bir şiir, inşaAllah ve mükemmel anlatılmış.
“Sevgili Adnan Hocam; maşaAllah her zamanki gibi dinç ve şıksınız. Sayın Hocam, Cübbeli Hoca’nın vaaz ederken, hitap ederken düşünmeden konuşması büyük yanlış. Hani bir söz vardır, ne yaptığını bilmeyenin vardığı yerin önemi yoktur.” Tabii dini konuları tenzih ederiz. “Söz ağzın içindeyken senin esirindir, ağzından çıktığı vakit sen onun esiri olursun, derler. Buna binaen Bediüzzaman muhakemattaki bir sözü aklıma geldi bakın ne diyor: ‘Tergip ve terhiple gıybeti katle müsavi görmek veya daha basit bir konuyu zina derecesinde göstermek veya bir dirhemi tasadduk etmek hacca mukabil gibi göstertmek. Muvazenesiz sözler katil ve zinayı tahfif ve haccın kıymetini tenzil ediyorlar. Bu sırra binaen vaiz hem hakim hem muhakemeli olmalıdır. Evet, muvazenesiz vaizler çok hakaiki neyyireyi diniyenin husufuna sebep olmuşlardır.’” Yani mesela diyor ki, bir avuç fakire ekmek verirseniz, bin kere hacca gitmiş gibi sevap kazanırsınız, diyorlar. Cübbelinin hurafeleri. Veyahut mesela bir kişi namaz kılarken önünden geçerseniz, yanlışlıkla önünden geçerse; işte farz edin diyor Cübbeli, ama genel mantığıyla, Cübbeli bunu dedi demiyorum da, buna benzer mantıklar geliştiriyor. İşte bin kişiyi katletmiş gibi günah olur diyor. Bediüzzaman diyor ki; “bu son derece tehlikeli ve yanlış bir şeydir. Vaizler bu konuda böyle endazesiz, ölçüsüz sözlerden kaçınmaları gerekir” diyor. “Bak vaiz hem hâkim hem muhakemeli olmalıdır. Evet, muvazenesiz vaizler çok hakaiki neyyireyi diniyenin husufuna sebep olmuşlardır.” Yani değerini düşürürsünüz o zaman, diyor. Yani cinayete eş tutmak, işte basit bir şeyi hacca gitmeye eş tutmak. Mesela küçük bir hizmeti, çok büyük güzel hizmetlere eş tutmak, o zaman o hizmetin değerini tenzil edebilir, diyor Bediüzzaman. Tehlikeli olur diyor, yanlış olur diyor, onu anlatmış. Cübbeli’nin çok bol kullandığı bir üslup bu. Bediüzzaman onu Kurani bir üslupla eleştirmiş.
Evet. Mehmet Kırkıncı Hocamızın konuşmasını biz bir daha dinleyelim.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Çok önemli bir insan Mehmet Kırkıncı Hocamız.
VTR- ALTUĞ BERKER ve MEHMET KIRKINCI HOCA’NIN SÖYLEŞİSİ
ADNAN OKTAR:Evet, bu kadar. Evet, maşaAllah. Mehmet Kırkıncı Hocam çalışmalarımı da tasvip ettiğini, beğendiğini söyledi, maşaAllah. Biz de Hocamızı çok seviyoruz, maşaAllah. Elinden yüzünden nur akan bir insan, maşaAllah. Müslümanların kısa bir süre sonra İttihad-ı İslamı gerçekleştireceğini söylüyor ve Müslümanların da başında bir lider olacak diyor. Bu liderin adı ne?
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi (a.s.), inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bitti. İsa (a.s.) için ne diyor? Bizzat kendi gelecek, şahs-ı manevi değil. Bak Mehdi (a.s.) de şahs-ı manevi değil diyor, şahıs bir kişi, Müslümanların başına geliyor.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:İsa (a.s.) da şahıs, çünkü İsa (a.s.) ile Mehdi (a.s.) beraber namaz kılacaklar birlikte.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ve her an, şu an faaliyette diyor İsa (a.s.). Dolayısıyla şahs-ı manevi yalanının yanlışlığını açıkça en güvenilir ağızlardan duymuş oluyoruz.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak Seyit Salih Özcan Hocam “şahs-ı manevi diye bir şey yok” dedi. Mehdi (a.s.) şahıs, talebeleri var ve bir şahs-ı manevi oluşuyor bundan oluşan. İsa (a.s.) var, şahsı var, talebeleri var ve ondan oluşan şahs-ı manevi var. Dolayısıyla İsa (a.s.) yoktur, talebeleri yoktur şahs-ı manevi vardır, o söz yanlıştır. Yahut İsa (a.s.) yoktur, talebeleri vardır, birde şahs-ı manevisi vardır, bu da yanlıştır. Doğrusu ne? İsa (a.s.), talebeleri ve şahs-ı manevisi. Mehdi (a.s.), talebeleri ve şahs-ı manevisi.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak samimi olan, Müslüman olan Hocalarımız, dindar olan gerçek Nur talebesi olan ağabeylerimiz, ki ben onların tırnağıyım, kölesiyim ben onların, mübarek Hocalarımın. Allah sevgilerini muhabbetlerini artırsın, inşaAllah. Onların samimi ifadesi bu. Mehdi (a.s.)’nin vakti tamamdır, İsa (a.s.) vazife başındadır. Şahs-ı manevi değildirler ve şahıstırlar. Bak şimdi artık Bezdiüzzaman’la ispat ediyoruz Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’le ispat ediyoruz, daha hala direnmeye kalkarlarsa sorumluluk kendilerinin olur, inşaAllah. Ne anlatayım Oktar?
OKTAR BABUNA:Kuran’da yeterliliği anlatmıştınız Hocam dün.
ADNAN OKTAR:“Hocam, selamün aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahü. “Ben İzmir’den Cemil. Benim sorum; Allah-u Teala niçin insanları bu imtihan ortamında bunca olaylar yaşatarak sınıyor, direk Cennetine koymuyor? Hayırlı geceler.” Cemil, direk Cennete girsen zannettiğin gibi mutlu olmazsın. Yani Cennet bu dünyadaki bilgiden tecrübelerden ve manevi inkişaftan oluşan güzel, derin ruh halini yaşamaktan kaynaklanıyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak şimdi şöyle düşünsün Cemil, diyor ki Cenab-ı Allah, Cennette koltuklar var, koltuklar var yaslanırlar diyor Allah, yaslanırlar. Koltuğa yaslanmak; yorgunluğu bilmeyen, çileyi bilmeyen, dinlenmeyi bilmeyen bir insan koltuktan niye zevk alsın?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Niye zevk alsın? Biz burada koltuğun kıymetini önemini ve dinlenmenin önemini öyle bir öğreniyoruz ki, kromozomlarımıza yerleşiyor artık yani su gibi ezberliyoruz. Cennette; Allah inşaAllah cennet nasip ederse, mesela 400 trilyon sene geçti. Soruyorsun oradaki arkadaşa diyorsun, dünyadaki olaylar sana ne kadar yakın geliyor? Daha dün gibi falan, diyor. Zaman kavramı olmadığı için, yani zaman izafi olduğu için daha dün gibi diyor, asla unutmaz. Her bulduğu koltuğa kendini atar Müslüman Cennette. Alıştı ya o dinlenmeye, yani yorgunluğa alıştığı için yorgun olmadığı halde koltuğa karşı bir muhabbet oluşuyor ve bak yaslanırlar diyor, illa ki yaslanır, çünkü bak niye yaslanır? Yaslanmazsa sırtı ağrır. Yani düz, mesela yaslanacak bir yeri olmayan bir oturakta insan oturmak istemez. Tabure gibi falan, mesela yoruluyor taburede adam oturamıyor, buyurun diyorsun koltuğa. Adam koltuğa gelince oh hele şükür diyor, illaki sırta. Bak orada yaslanmanın önemi, dünyada öğreniliyor. Allah ne diyor; “yaslanacaklar” diyor, “sırtlarını yaslayacaklar.” Ve “yüksek döşeklerdedir” diyor. Döşek niye hoşumuza gidiyor? Geniş yataklar niye hoşumuza gidiyor? Yorgunluğu bildiğimiz için. İnsan şöyle ayaklarını uzatıp böyle yatağa uzandı mı, çok hoşuna gidiyor, zevk alıyor. Ve çadır tarzında, mesela çadır, insanın hoşuna gidiyor. Betondansa, çadırdan daha zevk aldığı için Allah o tarzda yapacağım, diyor. Mesela hoşumuza gitmesi için, kıyasla. Ama direk giderse adam, çadır, yatak, yani adam ne yapsın yatağı?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ve Cennette mesela müminler var, Peygamberimiz (s.a.v.) var tutup tutup kucaklayacağız, devamlı seveceğiz Resulullah (s.a.v.)’ı. Ne kadar zamana kadar? Sonsuza kadar seveceğiz. Niye seviyoruz? Kuran’dan öğrendiğimiz o aşkla onu seviyoruz. Görmedik biz Peygamberimiz (s.a.v.)’i, sanki yanında böyle kırk yıl, otuz yıl, elli yıl kalmışız gibi muhabbetle seveceğiz, görür görmez zaten Cennette gidip sarılacağız. Hz. Musa (a.s.)’ya da öyle, tanıyoruz çünkü Kuran’dan tanıyoruz. İmanla seviyoruz. Yoksa tanımasak, bilmesek kime sarılacağız biz? Yani mesela bak Cennet hurileri var, hepsi güzel kadınlardır, güzel hoş kadınlardır. Cennet hanımları, yani Müslüman hanımları biz hatıralarıyla çok seveceğiz, kişiliklerini seveceğiz. Ama onlar sadece helallerini sevecek şekilde, yani cinsel yönden sadece helallerini sevecek şekilde yaratılıyor. Gücü sadece oraya yönelik, Allah`ın hikmeti, başka türlü olmuyor, mümkün değil. Yani diğer öbürü mesela insan. Helaline baktığında çok etkileniyor, inşaAllah. Ama başka bir şeye baktığında etkilenmez. Hiçbir şekilde etkilenmiyor kadın. Sadece helalinden etkileniyor, Cennetin özelliği bu. Mesela biz Cennete gidiyoruz, kiraz ağaçları, hep özlem duyarız ama kirazı insan göremez, bahçe çok zordur insanlar için, lükstür. Kiraz ancak mevsiminde açar, mevsimi gelecek de, kiraz olgunlaşacak, en fazla hadi diyelim bir ay ağaçta kalır kiraz, hemen tükenir. Ama Cennette diri diri sürekli duruyor kiraz. Şimdi kiraz ağacı olan insan, kirazlara dokunmak istemez, çünkü aldın mı kirazı, ağaç çıplak kalır. Yani ağacın artık estetiği, görüntüsü kalmaz. Dümdüz bir şey kalır. Kıyamadığı için, dokunamaz ona uzun süre. Yese bir türlü, yemese bir türlü. Yemediğinde zorluk çekiyor, bir nimet, yemek istiyor. Yese güzelliği bozulacak ama Cennette böyle değildir işte. Koparırsın, güzelliği gidecek zannettiğin anda, bakarsın sen daha koparmamış olursun. Bak, “tükenmeyen meyveler” diyor, istediğin kadar kopar, iki elinle kopar, yani yüz trilyon sene koparsan o meyve bitmez. Ve istediğin kadar ye doymazsın. Mesela biz sofraya oturuyoruz, daha bismillah pilavdan, şundan bundan az bir şey tabağa koyuyoruz, tak doyuyoruz. Hâlbuki devamı vardı orada, baklava falan ama istesen de yiyemiyorsun. Ama Cennette öyle değil işte. Cennet sofraları, ayrıdır Cennet sofraları. Çok müzeyyen böyle süslenmiş çok şahane, istediğin gibi yersin, anında yine oluşur. Mesela cennet kuşları vardır, kuşa elinle işaret ediyorsun kuş kızarmış olarak hemen tabağının içinde oluşuyor. Yiyorsun kemikleri var; kemikler normalde dünyada rahatsız edici bir şey onu çöpe atacaksın, bilmem ne bir anda kemik toparlanıp yeniden kuş olup yine uçuyor. Cennetin özelliğidir bu.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mis gibi tertemiz. Mesela sabah kalktığında adam der ki, şimdi ben banyo yapacağım fasıl, yani zordur insanlar için. Meşakkattir. Bir kere uykun gelmiyor Cennette, uykun yok. Özel olarak veriliyor uyku, yani özel olarak sırf acz olsun diye verilir. Hiçbir şey yok sabah kalktığında, adamlar anlasınlar diye diyorum, sabah zaten yok da, böyle hafif gölge ve gölgenin biraz daha canlanması şeklinde gece gündüz farklılığı, öyle veriliyor Cennette. Hafif fluluk, bir parça fluluk sonra iyice canlanma gibi, yine fluluk ama o fluluk da çok ayrı bir tatlı oluyor. Canlanma da ayrı bir tatlı oluyor. Oradan zaman kıyasını öyle yapıyor insanlar, Ahirette. Bunları gören insan, mesela banyo yapmak, yok makyaj yapmak yok. Kadınlar mesela, bir kadın için makyaj ne kadar zordur. Kadının bakım yapması ne kadar zor. Cildi pırıl pırıl olacak kadınların. Hiçbir şekilde, saçları mesela çok çok mükemmel. Kadınlarda mükemmel saç vardır, hiçbir kadın mükemmel saçı bulamaz. Varsa bana getirin, benim saçım mükemmel diyen bir kadın yoktur. Her saç kusurludur, eksiktir. Nereden biliyorsun, diye sorarsan; biliyorum, diyor. Yani mükemmel bir saç var ama ben bunu bulamıyorum diyor. İşte Cennetteki saçtır bulamadığı mükemmel. Mesela mükemmel bir makyaj vardır, her makyaj yapan kadın bir türlü o makyajı bulamaz, çünkü cennette o ve sürekli sabittir. Hiçbir meyve bizi doyurmaz. Ya dersin bunun daha, mesela elma yediğinde mükemmel bir elma modeli vardır kafanda, bir türlü onu bulamazsın. Mesela çileği bile aldığında pudra şekerine batırırlar, bir eksikliktir. Çilekte bir şey vardır eksik olan, bir şeyler vardır. İşte Cennette o kalkıyor. Onun için o mükemmel elmayı görmek, mükemmel çileği görmek, o makyajın sürekli tabii olarak doğal olarak olması. Mesela tırnak bakımına ihtiyacı olmaması kadınların, mükemmel tırnakları olması, bütün vücudunun mükemmel olması, toz ve kirin hiç olmaması. Toz, burada özel olarak, mucize olarak yaratılır. Her bir toz tanesi uzay gemisi gibidir, eğer yakından bakarsak. Büyütürsen, elektron mikroskobunda büyüttüğünde toz tanesini muazzam bir âlem olduğunu görürsün, havada uçuyor gemi gibi toz. Gezer böyle uzay gemisi gibi. Bir de onun içindeki canlılara sor sen, her bir tozun. Ama Cennette yok toz, hiçbir yerde toz olmaz. Hiçbir şekilde oluşmuyor, bozulmuyor. Şimdi bunun insanlara vereceği zevki bir düşünün. Mesela dişlerini her yemekten sonra yıkamak gerekiyor. Daha yemeği yer yemez yıkamak gerekiyor. Böyle bir şey yok, gıcır gıcır dişler. Birde unutmuyorsun sen bunu, sürekli bu aklında. Adam her seferinde dişini yıkamamasına hayret edecektir, dişini yıkamasına gerek olmamasına. Makyaj yapmaya gerek olmamasına ama yüz katrilyon sene geçiyor yine hayret ediyor, yüz katrilyon sene geçiyor yine hayret ediyor, dün gibidir hiç unutmaz. Mesela 100 katrilyon çarpı 100 katrilyon değil, 100 katrilyon sene bir insan söylese, bak 100 katrilyon çarpı yüz katrilyon diye sürekli söylüyor. Çarp çarp çarp diyor, bunun sonucunu bir araya getirsen, adama ne kadar zaman geçti desen, daha dün gibi der, çünkü Allah Katında zaman yok. Zaman algı biçimi olarak veriliyor, zannedildiği gibi olmaz, insana öyle şey gelmiyor. Ve dünyayı biz hiçbir zaman için unutmayacağız. Ama kötü olan şeyleri unuturuz, aklımıza gelmez, Cennetin vasfı bu. Onun için Allah çok titiz bir imtihandan sonra Cennete alıyor. Yoksa Cennetin bir anlamı olmaz. Mesela Hz. Adem (a.s.)’i Cennete doğrudan aldı Cenab-ı Allah, Hz. Adem (a.s.)’i, şeytan geldi daha ilk konuşmada konu bitti. Dedi ki, ben sana sonsuzluk ağacını, sonsuzluğu vereceğim. Sonsuzluğun ilmini vereceğim sana, imkânını vereceğim dedi. Şu meyveden yediğinizde sonsuzluğa kavuşmuş olacaksınız. Allah size özellikle yememenizi söylüyor ki, sonsuz olmayasınız diye, diyor. Allah`a güveneceğine şeytana güvendi Hz. Adem (a.s.). Zelledir, Peygamber zellesi. Peygamberlerin yaptığı hataya zelle denir. Hata denmez, zelle denir. Peygamber zellesi yaptı. Gittiler o meyveden yediler, sonsuz olacaklarını düşünerek. İnsanın ruhunda var çünkü. Hâlbuki Allah’a güvenmesi lazım, zaten Cennette belliki sonsuz olacak. Allah`ın sözüne güveneceği yerde şeytanın sözüne güvendi. Niye? Cehennem yok ortada da onun için, imtihan yok. Dünyaya inince Hz. Âdem (a.s.) baktı her yer açık, vücudun her tarafı açık, hemen orada yapraklarla vücutlarının açık olan kısımlarını örttüler. Bir de baktı doğal ihtiyaçları da var, onu kaldıramadı artık o kadarını yani, inşaAllah. Ve dünyanın diğer zorluklarını da gördü, yani bir tane iki tane üç tane değil biliyorsunuz dünyanın zorlukları. Buradaki imtihandan sonra yeniden Cennete alındı Hz. Âdem (a.s.). Şimdi git bak bakayım, ister şeytan gelsin, isterse ordusu gelsin. Desin ki, sana sonsuzluk ağacını sonsuzluk imkanını vereceğim dese, Hz. Âdem (a.s.)`in ne cevap vereceği belli ona. Onu nasıl kovalayacağı da belli. Olmaz, çünkü biz Ahirete gittiğimizde Cehennemi bir küçük pencereden, yani bir televizyon gibi düşünün, küçük pencereden Cehennemi görebileceğiz istediğimiz zaman. Onu gören bir adam, bu dünyadaki zorlukları gören bir adamın Cennette garip bir hareket yapması mümkün değildir. Yani Cennette biz robot gibi değiliz, aynı bu özgür kafamızla oluyoruz. Şu an baskı altında hissediyor musunuz kendinizi? Cennette de öyle. Mesela kafamıza eser uçmak istersek uçarız, denizin altında yüzmek istersek yüzeriz. İstediğimiz yere gitmek istesek, anında kafamızda geçmesiyle beraber o anda orada oluruz. Bediüzzaman diyor, ışık hızının üstündedir hayal hızı, diyor. Sırf hayal ettiğimizde, Cennetin en uzak noktasında, anında orda oluyoruz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Anında, hayal ederek. Bu dünyada onun flu bir modeli yaratılmıştır. Mesela insan bir yemeği aklından geçiriyor hemen yutkunmaya başlıyor, ağzı sulanıyor. Hemen beyninde o yemek oluşuyor. Tadı ve kokusu da oluşuyor yaklaşık, onun için zaten ağzı sulanıyor. Bu sistemin netleşmesiyle oluşuyor, yani fludur bu dünyada, Cennette net olmasıdır. Bir insan aklından geçirdiği an birden o net, üç boyutlu görüntü olarak oluşur, kokusuyla, tadıyla her şeyiyle. Allah onu anlamamız için flu olarak o sistemi beynimize koymuştur, ruhumuza koymuştur. Cennette bu çok nettir. Mesela uçmak isteyen kafasından geçirince uçtuğunu hisseder. Hatta rüyasında da birçok insan uçar. Hayal ettiğinde de uçabilir. Denizin altında yüzdüğünü, mesela istediğin gibi hayal ettiğinde olursun. Ahiret’te kafamızdan geçirmemizle yaratılması bir olacaktır, aynı bu dünyadaki beynimizde olduğu gibi. Ama bu fluluğun tabii biraz daha neti rüyada oluyor, ama Ahiret’te tam neti olacaktır. Birde bu dünya o kadar net değildir, Allah “o gün görüş keskindir” diyor. Yani biz bu dünyadan uykudan uyanır gibi uyanacağız, inşaAllah. Oktar Hocam şimdi seni dinliyoruz. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. İnşaAllah. Bazı kimseleri korkuları İttihad-ı İslam’ı istemekten, Mehdiyet’i anlatmaktan alıkoyuyor. Ama Allah Kuran’da Müslümanların cesur olduklarını, hiçbir şeyden korkmadıklarını bildiriyor. Bu konuyla ilgili ayetlerden bazıları şu şekildeydi inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Mü'minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: ‘Bu, Allah'ın ve Resûlü’nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir.’ Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.” Burada müminlerin Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmadıklarını görüyoruz, hatta imanının artmasına vesile oluyor korku ortamıyla karşılaştırları zaman. “De ki: ‘Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.’" Allah’ın kaderde belirlediklerinin dışında hiçbir şey olmaz, yaratılan her durum, herşey Allah’ın kontrolündedir, inşaAllah. “De ki: ‘Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz.”’ Şunu anlıyoruz bundan, müminler Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmazlar. Dolayısıyla bazı insanların korkuları, bunları da Allah Kuran’da bildiriyor, mesela şeytanın fakirlikle korkutması, bulundukları ortamda zarar geleceğinden korkmaları. Mesela Firavun dönemindeki insanların Firavun’dan korkmaları gibi, çeşitli korkuları Mehdiyet’i ve İttihad-ı İslam’ı istemekten alıkoyuyor ama, Allah da Kuran’da müminlerin hiçbir şeyden kormayacağını bildiriyor inşaAllah. Dolayısıyla bu düşünceleri yanlış.
ADNAN OKTAR:Evet inşaAllah.
“Hocam selamlar” Üsküdar’dan Mustafa kardeşimiz yazmış, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Vikipedia” nedir bu?
OKTAR BABUNA:Ansiklopedi Hocam, internet ansiklopedisi.
ADNAN OKTAR:“Vikipedia biliyorsunuz her isteyenin editleyebildiği, değiştirebildiği ama okuyanı çok olan bir site.” Editleme nedir bu?
OKTAR BABUNA:Oraya yazı koyulabiliyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir de “değiştirebildiği” diyor, nasıl değiştiriliyor?
OKTAR BABUNA:Değişlik yapılabilir üzerinde, eklemeler yapılabiliyor.
ADNAN OKTAR:Ha kendi yazdığını değiştirebiliyor, başkasını yazısını değil.
OKTAR BABUNA:Tam nasıl işlediğini bilmiyorum ama.
ADNAN OKTAR:Başkasının yazdığını da değiştiriyor. O zaman bir grubun kontrolüne girer, nasıl oluyor?
OKTAR BABUNA:Onun da yöneticileri var galiba, bir kontrol ekibi var.
ADNAN OKTAR:Yok canım öyle değildir, olur mu öyle şey? Kendi yazısını düzeltebilir, başkasının zannetmiyorum. “Burada da Mehdi (a.s.) hakkında Sünni inançta Mehdilik yoktur, Hıristiyanlıktan geçmiş gibi ibareler var.” Vikipedia, o mikipedia olmuş, ondan olmuş. “Sanırım düzeltilmesi gerekmekte bilginize sunarım. Ekran görüntüsü screen shot nedir bu?
OKTAR BABUNA:Screen shot.
ADNAN OKTAR:Vay be Amerikan aksanıyla, Oktar yaktın bitirdin ortalığı, kavurdun yani helal olsun sana.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, estağfurullah, affedin.
ADNAN OKTAR:Yaktın attın, maşaAllah. Yok ben affettim de toplum. “Ayrıca makalenin linki de burada” diyor. Sünni inançta yoktur, kardeşim canım ciğerim, Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezhepleri, bu dört mezhebe biz Sünni mezhep mi diyoruz, Sünnilik bunlar. Hah, Hanefilikte, Hanbelilikte, Malikilikte, Şafilikte Mehdi haktır, İsa (a.s.) inişi haktır. Bıraksınlar böyle mikipedia falan, bunları bıraksınlar öyle şey yok. Biz mikipediadan değil, Ehl-i Sünnet kaynaklarından bunu öğreneceğiz, bitmiş. Ayrıca Şiada, Şiilikte haktır. Vacip derecesinde haktır yani, vacip. Vacip farz gibi yani. Sünnilikte de vaciptir Mehdiyet’e inanmak, farz gibi yani. Alevilikte, Bektaşilikte, hepsinde haktır. Bana bu tip üsluplarla gelmesinler, inşaAllah, yani ezerim, inşaAllah. Efendim, Buhari, Müslim, Tırmizi, İbn-i Mace, Süneni Nesei, Süneni Davud, bütün Küttib-i Sitte’de doludur hadisler ve Şia, Şia’da; koç yiğitlerim benim, binlercedir Mehdi (a.s.) ile ilgili hadis, binlerce bir tane, iki tane, on tane değil, binlercedir. Bütün detaylarıyla Mehdi (a.s.) anlatılmıştır. Evet.
OKTAR BABUNA:Sizin siteniz Hocam inşaAllah, kutubisittedemehdiveisa.com’a girerlerse bütün Ehl-i Sünnet alimlerinin, Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim, Tırmizi, Ebu Davud, İbni Mace’den hadisler, Hz. Ali’ (r.a.)’den rivayet edilen hadisler, İmam-ı Rabbani, çok detaylı olarak görebilirler inşaAllah. Burada Bediüzzaman Said Nursi’nin açıklamaları, bazı İslam alimlerimizin Hz. Mehdi (a.s.) hakkında anlattıkları, çok ünlü eserler, beklenen Mehdi (a.s.)’nin alametleri ve Ahir zaman Mehdi’sinin alametleri buradan yükleyebilirler. Dolayısıyla çok detaylı bilgi alabilirler. Tekrar kutubisittedemehdiveisa.com inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O mübareklerin resimleri vardı, bir daha göster bakayım. Hay maşaAllah, bak Mehdi (a.s.)’yi müjdeleyen Ehl-i Sünnet alimleri. Mesela bu senettir, bak şuradaki bu yüzler varya, buradaki alimler, bu değerli insanlar, bunlar Mehdi (a.s.) var dediğinde konu kapanmıştır. Mikipedya, bilmem ne bunlara hiç gerek yok yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Vikipadia’ya herkes ekleme yapabiliyormuş Hocam, ama onaylanıyor her zaman da onaylanmıyor diye bilgi olarak Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Merhaba maddeyi inkar ederek, maddeperestliği bitirmek düşüncesi Risale-i Nur’un öğretisine göre yanlış değil midir Hocam? Çünkü Risale-i Nur maddenin varlığı ile maddeperestliği mahvediyor. Örnek: Tabiat Risalesi. Asıl sorum ise Mehdi (a.s.)’nin asıl programı olan Risale-i Nur’un öğretisine ters düşülmüş olmuyor mu?” Engin Badem. Doğru, maddeyi inkar etmek yanlıştır, maddeperestliği bitirmek düşüncesi maddeyi inkar ederek ne Kuran’a, ne sünnete, ne akla, ne fikre uygun değildir. Peki maddeyi inkar ettiğimiz nereden çıktı? O kısmı önce bir anlayalım. Biz dışarıda madde var diyoruz, madde var dışarıda bu gerçek, ama saydam. Bunu kim diyor? Bütün İslam alimleri diyor. Bunu kim diyor? Bütün ateistler söylüyor. Ne kadar dinsiz imansız profesör varsa aynısını söylüyor, ne kadar mümin muttaki alim varsa, fizik alimi varsa aynı şeyi söylüyor. Bu bilimin bize gösterdiği bir gerçektir. Güneş dışarıda var, ama simsiyah, dalga yayıyor, sıcak da değil güneş, sıcaklık bizim algımız, beynimiz öyle algılıyor. Niye sıcak olsun? Titreşiyor, titreşim yayıyor. Titreşimi biz ışık ve ısı olarak alıyoruz. Bir başkası bambaşka alabilir, soğuk alabilir. Allah bize onu öyle gösteriyor. Ama dışarıda güneş var, ay da var, insanlar da var, hepsi var, fakat saydam. Güneş de saydamdır ve simsiyahtır, karanlıktır. Aksini söyleyen bana bir tane bilim adamı getirin dünyada göreyim. Dünyadaki bütün görüntüleri Cenab-ı Allah bize göstermesi; bak albayrak kıpkırmızı ne güzel, bütün ihtişamıyla görüyoruz. Kırmızı-beyaz. Nerede oluşuyor? Beynimde oluşturuyor Allah. “Ben yaratıyorum” diyor Allah “Ben”. “Ben yaratıyorum” diyor Allah. Anlaşıldı mı? Dolayısıyla Risale-i Nur’un anlatımına uygun üslubumuz, tam uygun ve Risale-i Nur’u da en güzel anlatan kişilerden biri de benim. Çünkü şöyle Risale-i Nur’daki gerçekleri Müslüman alemi, kardeşlerimiz, bakın işin doğrusu, ilk defa benden öğreniyorlar. İlk defa benden öğreniyorlar. Kim daha önce Mehdi (a.s.)’nin alanen Risale-i Nur’da yazdığını anlatıyordu bana gösterin bakayım. Hiç kimse. İsa Mesih (a.s.)’in gelişinin şahıs olarak olacağını, şahıs olarak olacağını ve vaktinin geldiğini kim anlatıyordu? Bakın açıkca söyleyeyim, Fethullah Hocamın ben eserlerine baktığımda, her ikisi için de; Mehdi (a.s.) için de şahs-ı manevi diyor, İsa (a.s.) için de şahs-ı manevidir diyor. Ama şahıs olduğunu da söyleyenler vardır diyor. Ortalı koymuş, vardır bir hikmeti Hocamın. Onun şahıs olarak geleceğini en iyi bilenlerden biri de Fethullah Hocadır, ama örtülü anlatmıştır. İlk defa benden öğrendiler, bu nettir yani. Seyyid Salih Özcan Hocamın bu açıklamaları hangi internet sitesinde vardı daha önce bana göstersinler. İlk defa Hocama soran benim. İlk defa bu gerçekleri de ortaya koyan Hocamdır, Seyyid Salih Özcan Hocamdır. Efendim mesela Kırkıncı Hocam’dan bu konular, böyle geniş kitlelere televizyon ve radyo ile duyuran, daha önce duyuran var mıydı? İnşaAllah. Hocalarım bunu tabii ki daha önceden savunuyorlardı, ama gizli kalmıştı, bilinmiyordu. Ben bilinir hale getirdim, yani aradaki fark bu. Yoksa Seyyid Salih Özcan Hocam başından beri bu gerçeği savulnuyordu. Mehmet Kırkıncı Hocam da savunuyordu. Ama mübareklerin sesini boğmuşlardı. Nerede öyle televizyona çıkartacaklar? Hocamızı böyle konuşturtacaklar, bu mübarek velileri, bu değerli alimleri, bak gürül gürül çıkarttım ve konuşturttum. Çünkü benim bir tabiyet derdim yok, yani beni tarikattan atarlar, cemaatlerinden atarlar, gruplarından atarlar derdim yok. Ben bir tek Allah’a hesap veren konumdayım ve açıkca söyleyeyim delikanlıyım ben yani, inşaAllah. Bir tek Allah’tan korkarım ben, inşaAllah. Ve söke söke, çaka çaka bu gerçekleri herkese kabul ettirdim, inşaAllah. Bak Cübbeli vargücüyle bana karşı mücadele veriyordu, ensesinden yakaladım çöktü, zorla talebem yaptım. Bak gürül gürül Mehdi (a.s.) propagandası yaptırıyorum ona. Mehdi (a.s.)’yi anlattırıyorum. Cayır cayır anlatıyor, cayır cayır. Bir numaralı talebem şu an. Şapkasını da değiştittirdim bak, şeklini şemalini bile düzelttirdim. Bak terbiyeli konuşmasını söyledim onu sağladık, gereksiz espriler yapmamasını söyledik, bak onu sağladık. Karşısındakilerin de böyle cıvık ağır bir kelime de ne diyelim? İşte daha usturuplu konuşmalarını söyledik, onları da sağladık. Fatih Altaylı da hiza oldu. O gözlüklü tombul da hiza oldu. Fakat mübareğe bir türlü İttihad-ı İslam ve Türk-İslam Birliği’ni söyletemiyoruz. Baktık olacak gibi değil, eskiden söylediği fakat unuttuğu, kendisinin unuttuğu konuları ona yeniden şakır şakır söyletiyorum şu an. Mühim olan bu adamın televizyona çıkıp konuşması. Televizyona çıkartıp konuşturuyor muyum ben bunu? Zorla konuşturuyoruz. O asla istemez bunların konuşulmasını, ama ben konuşturuyorum işte. Cübbeli’nin yine birkaç tane şeyini konuşturacağız son olarak, öyle bitirelim programı Hocamızın o mübarek ağzından inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Ben hemen bir siteyi daha tanıtayım mı Hocam inşaAllah? Dorthakmezhebegoremehdi.com’a girerlerse izleyicilerimiz inşaAllah, Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbeli mezheplerinde Hz. Mehdi (a.s.)’nin geleceğini söyleyen Ehl-i Sünnet alimleri ve Küttib-i Sitte’de yer alan Mehdilik hakkındaki hadislere ulaşabilirler. Dört Hak Mezhebe Göre Mehdi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak Cübbeli’nin yapacağı ne biliyor musunuz? Mahmut Hocamdan sonra en büyük en değerli alim kimdir?
OKTAR BABUNA:Mehmet Talu Hocamız.
ADNAN OKTAR:Mehmet Talu Hocamızdır. Hem müceddiddir, hem müştehiddir, derin alim, tasavvuf alimidir, hal ehlidir ve mürşiddir. Gitsin onun dizinin dibine otursun, onun halini alsın, onun derinliğini alsın, onun takvasını alsın, ona benzesin. Mahmut Hocama benzesin hepsinin başında, ama hepsinin daha üzerinde Peygamberimize (s.a.v.) benzesin. İnşaAllah.
Ben biraz televizyonda falan böyle sert ve sinirli görünüyorum ama, öyle biri değilim ben, çok merhametli, şefkatli bir insanım.
OKTAR BABUNA:Eşiniz benzeriniz yok maşaAllah, öyle üstün ahlakınız var ki maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Halim selim bir insanım, yani öyle çok olağanüstü merhametli, müşfik ve kılı kırkyaran bir insanım. Ama gören de hani böyle tozu dumana katar falan böyle, yani çok haşin falan zannediyorlar, öyle değilim. Tabii ki haksızlığa karşı yani bir efe ruhum var, ama kanun hukuk ölçüleri içerisinde, şefkat merhamet ölçüleri içerisinde, hepsinin üzerinde Kuran’ın ölçüleri içerisinde, inşaAllah. Dolayısıyla benden öyle tahmin edilmedik bir öfke ve kin ve nefret öyle bir şey olmaz. Ben çok affedici bir insanım, yani öyle halim selim bir ruhum var. Ama ben de bakıyorum bazen televizyona falan hakikaten çok sert yüzümdeki ifade, çok şahin ve yırtıcı bir şey var ama değil yani, öyle değil. Yaratılıştan öyle, görünüşüm öyle, inşaAllah. Kardeşim yani güzel Hz. Ali keremullahi veche, değil mi, Allah’ın aslanı döne döne dövüşüyordu. İnşaAllah Haydar-ı Kerrar. Hz. Ömer (r.a.) de öyle, gözünden, elinden, yüzünden cesaret ve kararlılık akıyordu, görünüşü sertti Hz. Ömer (r.a.)’in, inşaAllah. Ama çok müşfik ve çok merhametliydi, acayip delikanlıydı Hz. Ömer (r.a.). Yani herkes titriyordu Hz. Ömer (r.a.)’den, o bilinmiyordur belki, bilmeyenler vardır. Yani kelimenin tam anlamıyla delikanlıydı yani, inşaAllah. O Müslüman olduktan sonra zaten bütün millet aman dedi, ne istiyorsanız yapalım, kanaatimiz geldi gibisinden bir tavra girdiler. Yani İslam’a muazzam katkı olmuştu onun girişi, maşaAllah Müslüman olması, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA:Hocam öyle merhametlisiniz ki, maşaAllah. Doğu Türkistan’daki Müslümanlara siz sahip çıkıyorsunuz, Irak’takilere, Afganistan’dakilere siz sahip çıkıyorsunuz. Hıristiyanlara siz sahip çıkıyorsunuz, teslisten kurtarmaya çalışıyorsunuz. Musevilere, ezilen Musevilere siz sahip çıkıyorsunuz. Açıkçası kimse de sahip çıkmıyor sizden başka Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak Museviler de diyor ki, ilk defa böyle bize sahip çıkan birisi çıktı diyorlar ve ilk defa Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidini yapmak isteyen tarihte teksin diyorlar. İlk defa görüyoruz diyorlar. Hiç kimse bize Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidini yeniden yapalım, yapacağız diyen kimse çıkmadı diyorlar. Yani sahip çıkmam yönünden de çok hayret ediyorlar. Bu mescidin yapılması konusunda kararlılığım yönünden de hayret ediyorlar, maşaAllah. Risale-i Nur’da Mehdilik alenen ve açıkca geçtiği halde, insanları nasıl baskı altına aldılarsa almışlar, akıl almaz şekilde örtbas etmişlerdi. Biz de gayet sakin anlattık. Kardeşim ben adım gibi emin olmasam bir şeyi savunmam. Bakın, Mehdi (a.s.) geldi diyorsam, doğrudur o. İsa Mesih (a.s.) geldi diyorsam, doğrudur. Yani etmeyim yapmayın, bak 70 yıllık bir süre var, ben herkesin içindeyim, yani mahcup olacağım bir şeyi söylemem ben. Yüzde yüz emin olmadığım bir şeyi söylemem ben. Yani bana güvensinler, doğru dediklerim. Yani daha nasıl doğru olsun 150 tane alamet hepsi çıktı yani. Cübbeli kendi de diyor, “bütün alametler çıktı” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet, “bundan sonra çıkacakların da garantisi onların çıkmış olması” diyor.
ADNAN OKTAR:O benim en sıkı talebem şu anda. Var mı hazretin? Hangisi, hepsi birbirinden güzel yani maşaAllah ilim deryası. Yeterki hakkı söylesin. Bak daha önce söylüyormuş, daha önce yalvarıyor “Yarabbi Mehdi (a.s.)’yi bize nasip et” diyor. “Peygamberleri görmedik, büyüklerimizi görmedik, hiç olmazsa Mehdi (a.s.)’yi bize nasip et” diyor. Ama bu sefer diyor ki, “Mehdi (a.s.) beni keser gelirse” diyor. “Çok korkağım” diyor. Mehdi (a.s.) senin neyini kesecek yani, garibanın tekisin yani, değil mi? Neyini şey yapsın yani. Mehdi (a.s.) merhamete geliyor, Mehdi (a.s.) sevgiye geliyor, Mehdi (a.s.) şefkate geliyor. Ne Mehdi (a.s.), ne talebeleriden zulüm olmaz, acı olmaz. Mehdi (a.s.)’nin getireceği, demokrasi, huzur, güzellik, neşe, sevinç, hürriyet, özgürlük, sağlık, sıhhattir. Karanlığı, simsiyah karanlığı, bağnaz, gerici, yobaz karanlığı nur gibi aydınlığa çevirecek, zulümatlardan nura çıkaracak Müslümanları, simsiyah karanlığı Müslümanların üzerinden kaldıracak. Tamam bakalım inşaAllah.
VTR-
ADNAN OKTAR:Şu kesilme korkusunu da atsın şu Cübbeli, kimse onu kesmeyecek. Mehdi (a.s.)’nin öyle bir şeye niyeti yok, öyle bir şey yapmaz. İsa (a.s.) da onu kesmez, korkmasın bir şey yok. Onlar sevgi için geliyor, merhamet, muhabbet. Bak takmış kafasını, yok korkakmış da, ödlekmiş de, ondan sonra en bozuğu kendisi olduğunu söylüyor. Geldiğinde Mehdi (a.s.) beni keser, hepimizi keser, diyor. Niye kesecek seni? Allah-u alem o yüzden örtbas etmek istiyor yani, o yüzden konuyu kapatmak istiyor. Mehdi (a.s.)’den sadece güzellik görür insanlar. Yani merhameti, insancıllığı, letafeti, nezaketi, kaliteyi görecekler.
Kalitesizlik de Müslüman alemini kasıp kavuruyor. Kalitesizlik Müslümanları çok mağdur durumda bırakıyor. Yani bunun acısını bütün Müslümanlar çekiyor, kalitesizliğin. Adı konulmuyor ama kalitesizlik bir iç burkuntusu meydana getiriyor. Mesela bakıyorsun adam çok kalitesiz, basit, ama söyleyemiyorsun da mahçup olmasın diye. Yani insanlar da kaliteli bir hayat, kaliteli insan olmak, giyiminde, kuşamında, yemesinde, içmesinde, evinde barkında, davranışlarında kaliteli olmak durumundadır. Kalitesizlik çok sıkıcıdır, çok kötüdür. Ama bir kalitesiz adama sen bunu anlatamazsın ki, kalitenin değerini bilmeyen bir insana bunu anlatamıyorsun. Adam kendini samimi buluyor, dümdüz gidiyor. Mehdi (a.s.) dünyaya kaliteyi getirecek, dünyanını en kaliteli insanları olacak Müslümanlar. Ve dolayısıyla şu Cübbeli’nin korkularını anlamı yok, inşaAllah. Ama bayağı iyi talebem, maşaAllah. Yok yok iyi, adam olacak. Adam zaten iyi adam oldu da, daha da iyi olacak, inşaAllah. Konuşmak istemediği her şeyi bak konuşturuyorum ona, inşaAllah. Ama daha da devam edecek. Anlatmış, unutmuş zamanında bunları. Bayağı unutuğu şeyler var, hepsini çıkarttırıyorum inşaAllah.
Bismillah. Cenab-ı Allah Yasin Suresi 82’de, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Bir şeyi dilediği zaman,” Cenab-ı Allah “O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir” evrim geçirmeden hemen oluyor. “De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." Her türlü yaratmayı Allah bilir. İsterse evrimle de yaratır. Ama bu şekilde yaratıyor Allah, isterse öyle de yaratırdı. Mesela anne karnında spermi alıyor, yavaş yavaş geliştiriyor Cenab-ı Allah. Yumurtayla birleştiriyor yavaş yavaş, o da bir yaratma şeklidir. Ama insanı yaratmada ani yaratıyor ve bunu Allah bize gösteriyor. Gösterdi inşaAllah. “Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.” Yani sen diyor Cenab-ı Allah’ın bu muhteşem yaratılışına, aniden yaratmasına, mükemmel kusursuz yaratmasına, genetik açıdan olsun, altın oranlı olsun, simetri açısından olsun, “şaşırdın” diyor. Bir Müslüman şaşırır. Hayret ediyor. Ve “onların inkarına da şaşırdın” diyor, yani Darwinist, materyalist olmalarına da şaşırdın diyor, hakikaten şaşırıyoruz. MaşaAllah. “Onlar ise alay edip duruyorlar” Müslümanlarla güya kendi kafalarınca alay ediyorlar. Ama alaylarını ne yapıyoruz? Katlayıp efendim küçük bir hap haline getirip yutturuyoruz. Bak diyor ki Cenab-ı Allah, “alay ettikleri şey” şeytandan Allah’a sığınırım “onları sarıp kuşattı” diyor. Alay ettikleri şeyle onları ezdik. Onları küçük düşürdük, onları aşağı konuma getirdik. Evet ne yapıyoruz yarın?
SUNUCU:Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aba TV ve Kocaeli TV’den takip edebilirsiniz. İyi akşamlar.
Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...