SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak ART Tv, Uşak Egem Tv, HaberHilal.com, SelamHaber.com ve 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlayalım Hocam?
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, emredin inşaAllah. Hocam bir yemeğiniz oldu biraz önce maşaAllah. Biz de hayret ediyoruz Hocam maşaAllah. Allah büyük bir üstünlük vermiş maşaAllah size. Dünyanın her tarafından takdim etmek için uzun bir liste var elimde. 17 ülkeden Hocam, 60 iştirakçinin katıldığı ki bunlar Bosna Hersek, Bulgaristan, Sırbistan, İsviçre, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Hollanda, Romanya, Türkiye, İngiltere, Asya, Afrika, Amerika Avustralya kıtalarından, Lübnan, Fas, Birleşik Arap Emirlikleri ve ABD’den katılan Uri Gençlik Elçileri, Uri demek anlamı: Birleşik Dinler Girişimi, Yedinci Bölgesel Avrupa Toplantısının temsilcileri Hocam katıldılar, maşaAllah. Bunların arasında sonradan Müslüman olan Hristiyanlar vardı, Avrupalılar vardı. Hepsi kitaplarınızı okumuşlar, filmlerinizi seyretmişler maşaAllah. Çok güzel bir katılım oldu. Siz onlara aynı zamanda Darwinizm ile ilgili çalışmalarınızı anlattınız maşaAllah. Zaten biliyorlardı, katılıyorlardı. Çok güzel bir yemek oldu bu şekilde katılımla, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak o Katolik adamla konuştum Belçikalı. Nasıl dedim Belçika’da Hıristiyanlığın durumu? “Bir tane rahip çıkaramadık bu sene” dedi. Yani “rahip bile bulamıyoruz, kiliselere. Gençler hiç uğramıyorlar artık, kendi hayatlarını yaşıyorlar” dedi. “Darwinizm yaygın mı?” dedim. “Zaten resmi olarak okutuluyor, devletin resmi düşüncesi” dedi. Tam anlamıyla Belçika’ya Darwinizm hakim olmuş. Tabii bu durumda gözümde Fatih Sultan Mehmet belirdi. Demek ki Feth-i Mübin gerekiyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Oraya da bir seferi hümayun Allah’ın izniyle.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Bu kadar dünya çapında çalışmalarınızın etkili olması... Hepsi biliyorlardı size gelenler oraya maşaAllah çalışmalarınızı takdir ediyorlardı. Allah hakikaten çok büyük bir üstünlük vermiş ve biz de hayrete düşüyoruz her gün böyle bu şekilde Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ufak bir çocuk vardı küçük üç yaşında, acayip şeker. Böyle sarı, fındık gibi de bir burnu var, renkli gözlü, masaların altında oralarda geziyor tünel gibi, bakalım dedik nereden çıkacak, en sonunda geldi geldi geldi çok uzun masalar böyle geniş U biçimi, bayağı uzun masaydı. Oradan tünel gibi gitti, gitti geldi en sonunda benim masamın altından çıktı. Bayağı bir sevdim, acayip şeker bir şey ama tarif edilecek gibi değil, kuzuya benziyor. Sonra resimlerini gösteririz. Evet Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bekir Coşkun’un bir yazısı vardı Hocam inşaAllah, bugün olan. Cumhuriyet Gazetesinde bu.
ADNAN OKTAR:Cumhuriyet mi? Bekir Coşkun, ne işi var Cumhuriyet’te onun?
OKTAR BABUNA:Evet, referandum sırasında Haber Türk’ten işten çıkarılmıştı, sonrasında Cumhuriyet’e geçti.
ADNAN OKTAR:Anladım tamam.
OKTAR BABUNA:İlk yazısında Tayyip Erdoğan’a, Başbakana yönelik hakaret içeren bir yazı yazmış. Kısa bir bölüm okuyayım mı Hocam? Diyor ki: “Cumhuriyet’in koltuğuna oturmuş, Cumhuriyet’e burun kıvıran, badem bıyıklı. Cumhuriyet olmasaydı (Başbakanımızı tenzih ederim) inek güdecekti, Cumhuriyet adam etmiştir onu. Cumhuriyet’in eseridir. Övünerek yaptıklarını söyledikleri her şey ama her şey Cumhuriyet’in eseridir. Türbanlısı, cübbelisi, yobazı dahi tümü Cumhuriyet’in sağladığı özgürlük ortamının eseridir” demiş.
ADNAN OKTAR:“Cumhuriyet’i niçin yıkamazsınız?” Yani yıkmayı kim düşünüyormuş, Cumhuriyet’i yıkmayı düşünen kimmiş?
OKTAR BABUNA:O dindarlara karşı Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bekir Coşkun’a bir şey olmuş Allah-u alem. Herhalde böyle uykusuz kaldı. Cumhuriyet zaten Kuran’ın bir emridir.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah’ın emridir Cumhuriyet. Yani Cumhuriyet’e onun sahip çıkması, başkalarının sahip çıkmadığını düşünmesi çok acayip. Bekir Coşkun eskiden daha kontrollü, daha mantıklı konuşuyordu. Şu anki üslubu çok kontrolsüz ve çok sert, ona yakışmamış, ayıp yapıyor, düzeltsin onu.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne gerek kardeşim, bunun ne faydası olacak? Cumhuriyet’in sahibi, bekçisi bizleriz inşaAllah. Türk milleti yani. Onun oturup sahip çıkıyor görünümünde bu tip üslup kullanması yakışık almaz. Ayrıca hiç Atatürk’ten bahsetmiş, nasıl oluyor? Sırf Cumhuriyet’ten bahsetmiş.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam da Cumhuriyet’in kurucusu kim, niye ondan bahsetmemiş. O da biraz garip. Yani tek kelime Atatürk’ten bahsetmemesi anormal inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Cumhuriyet yani, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler var, onlar da Cumhuriyet, Çin Halk Cumhuriyeti var o da Cumhuriyet, Çek Cumhuriyeti var. Ama burası Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet. Onu vurgulaması lazım. Yani biraz bir acayiplik var, dikkatlice izlemek lazım üslubunu.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Oktay Ekşi Hürriyet’te bir yazı yazmış Hocam. İki gün önce Başbakan’a ve hükümete yönelik, çok ağır ve çirkin bir hakarette bulunmuştu yazısında.
ADNAN OKTAR:O inek gütmek bilmem ne falan, o inek güdenler Bekir Coşkun’un çok çok üstünde. İnek güdenleri niye beğenmiyor ki? Hz. Musa (a.s.) da çobandı. Birçok Peygamber çobanlık yapmıştır. Hemen hemen Peygamberlerin büyük bir bölümü çobanlık yapmıştır. Kutsal bir görevdir, kutsal bir meslektir. Yani Allah’ı daha çok tefekkür etmelerine neden olur o. Dolayısıyla oradaki üslubu da beğenmedim. Biraz kontrolsüz konuşmuş.
OKTAR BABUNA:Oktay Ekşi iki gün önceki hakaret yazısından sonra hükümete ve Başbakan’a yönelik, bunun üzerine hem Başbakan’dan, hem de çok sayıda gazeteciden ağır eleştiriler almıştı. Okurlarından da tepki almış. Onun üzerine bugün bir yazı yazmış, özür dilemiş. “Ayarı kaçırmışız” başlıklı bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktay Ekşi, bu Hürriyette yazmaya devam ediyor mu bu adam? İstifa etmiş. Dedem zaten doğal olarak da istifa etmişti ama bir de teknik olarak da istifa etmiş. Çoktan istifa etmişti de milletin haberi yoktu. Ben dedim; “bak dedem istifa etti dedim yani anlamadılar”. “Niye böyle yazıyor?” diyorlar. Haftalardan beri bu tarz yazıyor zaten.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:“İstifa etti de onun için öyle yazıyor” dedik. Şimdi teknik istifa etmiş, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Murat Bardakçı Haber Türk’te “Yeni Osmanlı fikrinin bir hayalden ibaret olduğunu” yazmış Hocam. Yazının başlığı “Yeni Osmanlı dedikleri boş hayal” diyor. Bu fikri savunanlara yönelikte bazı sorular yazmış yazının sonlarında. Okuyayım mı kısa bir bölüm Hocam. “Bazı sözler vardır, kulağa hoş gelir, dinleyene zevk verir ve tatlı bir hayal alemine sürükler. Yeni Osmanlılık, Osmanlı barışı, Osmanlı ittifakı yahut balkanlarda ve Kafkasya’da Osmanlı şemsiyesi gibisinden tantanalı büyük ama derinliği olmayan kavramlar böyle hayallerdendir. Eskinin güzel ve güçlü günlerinin hayali belki hoş ama aslında boş bomboş bir işten ibarettir. Neo Osmanlı’dan bahsedilirken, bazı hayati sorular nedense hiç sorulmuyor. Bölgedeki dertlerin devası Osmanlı birliğinde hakikaten mevcut idiyse Osmanlı neden yıkıldı? 19. Asırda başlayan ve ilk Dünya Savaşı sonrasında çok acı bir yenilgiyle noktalanan çöküş, Allah’ın durup dururken gösterdiği (haşa) bir kahrın mı yoksa bizim hatalarımızın mı neticesiydi. Hasreti çekilen barış ve huzur Osmanlı modelinde madem ki vardı, o halde imparatorluğun son devirlerine doğru her millet neden bize karşı özgürlük mücadelesine girişti? İmparatorluğun en güçlü günlerinde bile, birliği sağlamaya muvaffak olamayıp, çökmüş olan bir siyaset, eski gücümüze artık sahip bulunmadığımız günlerde nasıl olacak da komşularımıza yön verecek. Ve en önemli soru sadık imparatorluğu yıkıma götüren hatalardan bir türlü ders alamayan ve aynı hataları hala tekrar etmekte olan Türkiye nasıl olacak da bu işi Neo’suna yani yenisini hayata geçirecek” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Murat Bardakçı?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Gözlüklü tombul.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi bir kere Osmanlı’yı yeniden kuracağız diyen oldu mu ki ona? Nerden çıkarıyor, öyle bir şey yok. Türk-İslam Birliği var, Türk-İslam Birliği. Türk devletlerini bir araya getireceğiz, bütün İslam alemini bir araya getireceğiz; bunun adına Türk-İslam Birliği deniyor. Bu Osmanlı Birliği değil. Osmanlı bizim eski dönemde, şanlı-şerefli olarak yaşadığımız bir birlik Osmanlı. Selçuklular vardı, Gazneliler vardı, Karahanlılar vardı, Memlükler vardı, vardı oğlu vardı.. Uygurlar, Peçenekler bayağı vardı.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Biz geçmişe geçmiş diyoruz. Şimdi olacak olan Türk-İslam Birliği’dir ve bunun teknik olarak bütün gerekçeleri oluşmuştur. İslam ülkeleriyle bağlantılar son aşamadadır, Türk devletleriyle bağlantılar son aşamadadır, en mükemmel gelişmeler halkın gözü önündedir. Dolayısıyla Türk-İslam Birliği’nin adının konmasına aylar, yıllar kaldı artık yani bu net. Bir de Murat Bardakçı Avrupa Birliği’nin olmasını normal görüyor, “makul, olması lazım” diyor. “Akdeniz Ülkeleri Birliği olur mu?” diyorsun, “o da olur” diyor. “Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Birliği oluyor mu?” O da oluyor. Masonların dünya hakimiyeti oluyor mu,? O da oluyor. Amerika’nın dünya hakimiyeti oluyor mu? O da oluyor. Türk-İslam Birliği’ne gelince adına Neo Osmanlı koyup, olayı bambaşka şekle getirmeye çalışıyor. Bir kere koyduğu isim yanlış. “Türk-İslam Birliği”, herhalde o anlamda dedi, inşaAllah. “Osmanlı’yı ne yıktı?” diyor. Şimdi bak tombul gözlüklü, neden yıkıldı biliyor musun? Darwinizm’in ortaya çıkışıyla beraber Osmanlı yerle bir oldu. Toplam en fazla üç bin kitaptır Türlerin Kökeni. Osmanlı’ya da ilk o kitaplardan da iki, üç tane geldi buraya, yetti, bütün Osmanlı’yı yerle bir etti. İman zafiyetine sebep oldu. İman zafiyeti dünyada nereye gidersen, bir ülkeye giderse, ülkeyi böler, parçalar. Bir başka ülkeye giderse anarşi, kaos çıkartır mutsuzluk getirir, intiharları arttırır, acı getirir ve ekonomik kriz meydana getirir. İman zafiyetinin etkisi budur. İman zafiyeti de ilk olarak Osmanlı da yıkılışı getirdi. Irkçılığı getirir çünkü Darwinizm girdiğinde bir ülkeye. Osmanlı da önce ırkçılık yoktu. Herkes Allah’ın kulları olarak kabul ediliyordu. Darwinizm ortaya atılınca ırkçılık, kavmiyetçilik düşüncesi gelişti. Herkes bölünmeye başladı. Bölündü de bölündü, bölündü. O öyle bir şey ki kanser hastalığı gibi kendi içinde bir daha bölünür, bir daha bölünür, kendini öldürünceye kadar bölünür. Hatta aile oluyor, karı koca oluyor, karı koca da bölünüyor, birbirlerinden ayrılırlar. Ayrılıyor ondan da rahat etmiyor, kadın ayrı intihar ediyor erkek de ayrı intihar ediyor. En sonu budur. Allah vermesin. Osmanlı yıkılışını Darwin yaptığı için, Darwinizm yaptığı için, Osmanlı’yı da yıkan nedeni de biz yeniden yıktığımız için, şimdi süreç tersine döndü. Şimdi yeniden Türk-İslam Birliği. Çünkü bak hastalık bünyeyi devirdi. Şimdi hastalığı tedavi edince ne olur? Bünye yeniden ayağa kalkar. Biz hastaları tedavi ettik, antibiyotikle yok ettik. Antibiyotik bak şu kitaplar (Yaratılış Atlası). O kitabı böyle okuyan adam, onu yutmuş demektir. Yuttuğunda tedavi olur. Tedavi olduğunda hastalığı gider, hastalığı gittiğinde Türk-İslam Birliği’nin önü sonuna kadar açılır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi benim bu arkadaşa tavsiyem; kendine iyi dikkat etsin, sağlığına dikkat etsin, biraz fazla tombul. Ondan sonra kolesterolünü falan düşürsün. İnşaAllah uzun ömürlü olur. Bir on yıl daha yaşarsa, bizim tombul gözlüklümüz, gözlüğünün de yağını silerse biraz bezle. Dikkatlice Türkiye’ye baktığında, koskoca bir Türk-İslam Birliği oluşmuş olduğunu görecek.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ara sırada silecek gözlüğünü tamamdır o zaman.
OKTAR BABUNA:Şu an Hocam sizi Haber58.com bir Sivas haber portalında canlı olarak izliyorlar Hocam. Burada “Sayın Adnan Oktar’ın canlı röportajlarını her gün 22:00-24:00 arası izlemek için tıklayınız” bölümü var. Tıklarlarsa onun üzerine Haber.58.com, Sivas haber portalı Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bütün Sivaslılara selam ve bütün milletimize, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Aleyküm selam Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Sen Oktar böyle alerji tutanlar varsa başka oku bana ben gereken cevabı vereyim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Tayyip bey CHP’yi yönetebilir miydi?” diye bir yazı yazmış Ahmet Hakan. Bunda “Vallahi de Billahi de yönetemezdi” demiş. “AK Parti ile CHP çok farklıdır, burada onun karizması filan etkili olmaz. Bir anda karşısında on yedi tane hizip bulurdu” demiş. “CHP tabanı biata yatkın, itiraza kapalı, sorgulamaya mesafeli, çelişkilere gözü kapalı, munis, itaatkar, ses çıkarmayan bir taban değil ki. Nerede öyle en doğrusunu liderimiz bilir diyecek bir taban. Nerede öyle ne verirsen o kadarıyla yetinecek bir taban. Her kafadan ayrı bir ses çıkar, her taraftan itirazlar yükselir. Çelişki avcıları, sorgulama meraklıları, itaatsizliği meslek edinmişler falan başlarlardı kazanları fokurdatmayı” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:CHP’den hoşlanmıyor demek Ahmet Hakan. Ama CHP mühim bir partidir yani mühim bir denge partisidir. CHP’nin diri ve canlı kalması çok önemlidir. Fakat Deniz Baykal çok kaliteli bir insandır, ona yapılanı pek hazmedemedim yani orada ayıp yaptılar. Onu CHP’nin düzeltmesi gerekir. Yani Kılıçdaroğlu’nu görevden alsınlar demiyorum da, o olay hiç şık durmadı. Yani kaliteli bir insana, öyle klas bir insana böyle bir tavır gösterilmesi çok ürkütücü oldu. Yani adam harcamak Türkiye’de bu kadar kolay olmaması lazım. Çok acayip onu en kısa sürede eski haline getirmek gerekir. Hatta eskisinden daha iyi hale getirmeleri lazım evet.
OKTAR BABUNA:Pervin Kaplan Haber Türk’te; “kimin Cehennemlik olduğuna karar veren profesörler” haşa başlıklı bir yazı yazmış. Yazısında “artık üniversitelerde derslere giren Hocaların her dersi İslami bakış açısı ile anlattıklarını” söylemiş. “Genelde Evrim Teorisi’ne karşı çıkan Hocalar, bu teorinin baştan sona yanlış olduğunu söylüyorlar ve Evrim Teorisini kesinlikle kabul edilemez olduğunu söyleyerek başlıyorlar derslere” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Peki Pervin Hanım yanlış olduğu kanaatinde mi bunun, evrimi mi savunuyor?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Eğer Evrimi savunuyorsa, Yaratılış Atlası’nı gönderelim. Al adresini, okusun kardeşimiz. Al yaz orada adresi var gördün mü?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam mail adresi var.
ADNAN OKTAR:Tamam bak açıkça söyleyeyim, Pervin Hanım’ın cahilliğinden kaynaklanıyor evrimci olması. Darwinizm’in geçersizliğini, proteinlerin yapısını inceleyip fosillerin yapısını incelediğinde hemen anlar. Yani bir fosilleri inceleyecek, bir de protein yapısını inceleyecek yüzde yüz kanaati gelir ki evrim diye bir şey yok.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Profesörler onları boş versin hata yapabilir insan o önemli değil. Ama bizim dediğimiz doğru. Yani evrimin bir aldatmaca, oyundur. Dünya çapında, dünya tarihinin en büyük aldatmacasıdır. Yani dünya tarihinde böyle büyük bir aldatmaca ilk defa oluyor. O konuda Pervin Hanım’ın gönlü son derece müsterih olabilir. İncelesin, bilimsel gözle, mantıklı gözle baksın gerçek olduğunu anlayacak dediklerimizin.
OKTAR BABUNA:Özdemir İnce, Hürriyet’te bir yazı yazmış Hocam. “Türban sadece türban değildir” başlıklı yazısında; “Türban asla sadece türban değildir bazı kesimler için. Cumhuriyet’e baş kaldırış simgesidir. İnsan haklarıyla, özgürlükle ilgisi yoktur” diyor. Bir de farklı bir konuda da şunları söylemiş Hocam. Kuran-ı Kerim’i Türkçe, Fransızca ve İngilizcelerinden okuyorum. Yabancı dil bilenlere, Kuran’ı bildikleri yabancı dille okumalarını salık veririm. Çünkü bu çevirilerde hiçbir aşırı yorum yok. Oysa Türkçe çevirilerin çoğu sapmalarla, saptırmalarla dolu. Yazdıklarımın tamamı belgeli, kanıtlı, Kuran’a saygısızlık söz konusu bile değil. Tam tersi yazılarıma saygı duyulması gerekir” diye bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Fıkhi konuda Özdemir Hoca’nın tartışmaya girecek bir hali yok. Zaten o herhalde anladığım kadarıyla Darwinist-materyalist.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Fıkhi görüşleri farklı olabilir. Ama Allah’a inanç konusunda bir kere sorunu var Hocamızın, imanında sorunu var, onun için onun bir kere şu evrim konusunda aydınlatılması gerekiyor. Koyu evrimci, koyu Darwinist. Bizim Yaratılış Atlası’nı bir baştan sona okuması şart. Özdemir Hoca’ya gönderdik mi biz kitap?
OKTAR BABUNA:Göndermiş olmamız gerekir.
ADNAN OKTAR:Bir bakın, göndermemişsek ona da gönderelim.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Güngör Mengi Vatan Gazetesinde; “direneni ezen, düzen” başlıklı bir yazı yazmış. Ve iktidar hukuka uygunluk dinlemeden, dozer gibi herkesi ezip geçiyor, ülkede bağımsız kurum kalmadı” demiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi çok samimiyetsiz bir şey. Neymiş mesela bağımsız olmayan, hangi kurummuş o?
OKTAR BABUNA:Bağımsız kurum olarak mı?
ADNAN OKTAR:Nerede sorun varmış yani hangi konuda sorun varmış?
OKTAR BABUNA:Mesela YÖK’ten bahsetmiş Hocam. “Anayasa mahkemesini ve HSYK`yı baştan aşağı değiştirdi” diyor. Bunları söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Canım yani seçen, başbakan seçmiyor ki onu hâkimler seçiyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Devletin hâkimleri devletin savcıları seçiyor onların kanaati oysa odur. Ne var onda? Bir de sürekli onların istediği kişiler mi seçilecek? Yani “onun dışında seçim mantıksızdır. Bizim dediğimiz adaylar bizim dediğimiz kişilerin dışında birisi seçilirse Cumhuriyet elden gitti. Ama bizim dediklerimiz olursa Cumhuriyet ele geldi” diyor. Mantık mı şu? Cumhuriyetin sahibi millettir. Milletin içinden çıkıyor hâkimler savcılar ve onların samimi kanaatiyle yaptıkları seçim. Dolayısıyla devlet daha sağlıklı daha güzel işliyor şu an. Bozuk olan hiçbir şey yok, kimsenin hakkı da yendiği yok. Kimsenin kayırıldığı falan da yok. Kardeşim kayrılsak mesela ben sağcıyım, dindarım benim kayrılmam gerekir. Öyle bir şey yok. Mesela ben, Kadıköy’de bizim davalarımız oluyor, hangi dava olsa kaybediyorum, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Hangi dava olursa olsun. Hakkımda da hangi dava açılırsa açılsın karşı taraf kazanıyor, maşaAllah. Var mı burada bir kayırma kollama? Yok. Öyle olmuş olsa başka türlü olurdu kayırma kollama. Bak, onu ölçü alsınlar. Yani bunu ölçü alsınlar. Biz yani iktidara karşı bir sözümüz yok, pozitif yönlerini de destekliyoruz. Ama mesela bak Kadıköy Adliyesinde, tamamını kaybettim şu ana kadar hangi davayı açtıysam. Aleyhimize açılan her davada mutlaka kazanıyor karşı taraf. Bir harikalık var işte bir güzellik var. Demek ki tıkır tıkır demokrasi işliyor bir şey yok. Ortalı olsaydı inanırdım yani onların dediği gibi.
OKTAR BABUNA:Bir de siz Hocam daha önce de söylemiştiniz sizin başınıza gelen, geçmişinizde başınıza gelen her şey de sağ iktidarlar döneminde oldu.
ADNAN OKTAR:Kardeşim öyle bir şey olmuyor sağ iktidar hiçbir zaman için ne dindarları kollar, ne de sağcıların lehine olur. Yani öyle bir şey olmaz. Sol bilakis sol iktidarlarda sağ daha rahat etmiştir. Yani ben sol iktidar olsun demiyorum ama öyle bir şey yok tam tersinedir. Yani Adnan Menderes döneminde Bediüzzaman`a kan kusturmuşlardır mübareğe yani akıl almaz işkence yapmışlardır Adnan Menderes döneminde. Adnan Menderes’i bizzat desteklemiştir de ayrıca Bediüzzaman. Ama hükümet elinden geleni ardına bırakmamıştır Bediüzzamana karşı. Olabilecek ne varsa yapmıştır. Hukuk da tamamen aleyhine işlemiştir Bediüzzaman’ın o dönemde. Yoğun olarak böyle olmuştur. Mesela biz ANAP döneminde de, kokain komplosu o zaman oldu bana yapılan kokain komplosu.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Sürekli gözaltına alınırız, tutuklanırız olmadık olaylar olur. ANAP işte koyu muhafazakâr mukaddesatçı, ne alakası var kardeşim? Bilakis sol çok rahat ediyorduk o dönemde. Çünkü sol, sağın üstüne gittikçe sağ genellikle taviz veriyor, eskiden beri öyledir. Yani böyle daha hoş görünmek için sürekli karşı tarafın dediklerini yapar. Sağı da gittikçe ezerek yine hoş görünmek için sola bu tip çabalar içinde olmuştur, çok zaman. Bu herkes tarafından bilinir. Hatta bunu kitaplaştırabiliriz de.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Belgelendirebilirim de yani bu çok açık olan bir şey. Ama şu anda Ak parti döneminde yani dindarların korunması kollanması diye bir olay yok, kesinlikle yok yani. Ben bütün cemaatleri tanıyorum mesela Vakit Gazetesi’nin aleyhine dava açılıyor, şakır şakır kazanıyorlar karşı taraf, dava açanlar. Ve cayır cayır tazminata mahkûm ediyorlar. Yani yazarlarına mesela açıldığında dava, mutlaka kazanıyorlar. Öyle bir şey yok, hukukun ele geçirilmesi bilmem ne falan öyle bir konu yok. Hukuk son derece bağımsız. Ölçü olarak da bunu görebilirler. Neyse eskiden sistem, aynı şekilde işliyor öyle farklı bir yön yok.
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Fakat belki rüşvet müşvet olayları falan pek yapılamıyor olabilir şu an, şu dönemde. Ondan bazı kişiler sıkılmış olabilirler o kadar. Onun dışında pek değişen bir şey yok.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii.
OKTAR BABUNA:Vatan Gazetesi’nden Güngör Mengi gibi Mehmet Yılmaz da Hocam hükümeti eleştiren bir yazı yazmış. “Bugünün Türkiye`sinde muhalifseniz bedelini ödersiz. Ama cici çocuk olursanız hükümeti eleştirmezseniz o zaman rahat edersiniz” demiş.
ADNAN OKTAR:Yok ben Hükümet yanlış bir şey yapsa öyle bir eleştiririm ki hiçbir şey de olmaz. Ne olacak yani? Öyle bir konu olmaz. Direk samimiyetsiz bir üslup bunlar yani. Gerçekten doğruysa söylediği ama, iftira atarsan herkes kendini korur tabii. Ama doğru konuşuyorsan, doğruya kim ne der yani?
“Selamün Aleyküm saygıdeğer Muhammet Adnan Hocam” Aleykümselam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Şehit ailelerinin ve malul gazilerin sorunları hakkında çeşitli zamanlarda yapmış olduğunuz konuşmalarınız ve büyük desteğiniz çok kısa zamanda ses getirdi Allah razı olsun.” Bu doğru, hakikaten o konuşmamdan sonra yani bütün talepler yerine gelmeye başladı.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Daha önceye hakikaten çıt yoktu. “Şehit ailelerine nasıl davranılması gerektiği konusunda yapmış olduğunuz açıklamalarınızdan bu yana önemli gelişmeler olmaya başladı. Devletimiz şehitlerimizin birinci derecedeki yakınlarına ikinci iş hakkı veriyor. Ancak aynı amaç uğruna kıymetli uzuvlarını kaybeden benim gibi gazi kardeşlerime, ikinci iş hakkı verilmiyor. İnşaAllah devletimiz sesimizi duyar ve bu konudaki mağduriyetimize bir son verir. Allah sizlerden razı olsun, iyi akşamlar, saygılar Hocam” diyor.
Kardeşim şimdi bak şehit olan zaten şehitlerin yanına gider son derece konforlu güzel bir hayatı var gayet hoş. Dünyayla kıyaslanmayacak bir hayatı var. Ama gazilik çok zordur kardeşim. İki ayağını birden kaybetmiş bu adam, ne yapabilir? Sokağa çıkması bir konu evin içinde gezinmesi bir konu. Kolunu kaybetmiş ve yahut gözlerini kaybetmiş, gazi. Gazi, şehit ayarındadır bizim için korunup kollanması için. Kardeşim ne demek, bak; iki gözünü vatan için vermiş millet için vermiş Allah rızası için vermiş. Milletin namusu, haysiyeti, şerefini korumak için vermiş, vatan bölünmesin diye vermiş. Göz ne kadar güzel bir şeydir. Işık, dünyanın nuru. Bunu veriyor, bütün gençliğini veriyor adam, eli yüzü parçalanıyor. Böyle döküntü bir apartman dairesinin mesela zemin katta o mübarek gazi orda sürünüyor. Öbür tarafta da adam samba yapıyor, oynuyor. Bak samba yapanı korumak için o hale gelmiş o bak düşün.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Anlaşıldı mı? Adam böyle sonuna kadar açıyor müziği çılgınlar gibi oynuyor böyle viski içip. O da onu korumak için o hale gelmiş. Şimdi bunu hiçbir vicdan kaldırmaz. Gaziler bir kere her yerde saygı hürmet görmeli. Mesela o arabasıyla dışarı çıktığında; hemen onu arabaya almak, hemen istediği yere götürmek. Mesela gazi bir şey almaya gittiği zaman, gaziden para alınır mı? Yani şimdi bir şey söyleyeceğim ama çok ağır bir söz söyleyecektim, söylemeyeyim. Gaziden para almak çok acayip bir olay. Mesela takım elbise aldı, diyecek “bereket getirdin, Allah razı olsun gazim” diyecek. “Allah razı olsun, bereket getirdin. Allah bereketinle seni gideceğin yere vardırsın” diyecek. Hatta bir de hediye olarak orda bir kravat bilmem ne bu da şirketimizin hediyesi diyecek. Onun sevabı ona çok çok çok yeter. Gazinin maaşı tamam olması lazım, hayatı güzel olması lazım, her yerde gönlünün alınması lazım. Bir yere gittiğinde mesela farzedelim İstinye Park’a gitti falan, hemen ona bir yer açılması. Gaziler için özel bir yer ayarlanması lazım. Hemen yedirmek içirmek falan ne istiyorsa, yesin içsin böyle. Ondan para alınmaz. İltifat edilir, gönül alınır. Oranın sahibi gelecek, “efendim hoş geldiniz” diyecek “safa geldiniz, şeref verdiniz” diyecek.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, evet.
ADNAN OKTAR:Ondan sonra... Her seferinde de ona nasıl oldu diye anlattırılmaz. Güzel konular hatırlatılır. İşte “vah vah vah vah” diyor. Yani şimdi bu çok anormal bir hareket. Çok kızdırıcı bir hareket. Allah ona bir şeref vermiş vah vah ne demek vah vah? Gazi ne demektir? Allah yolunda yara almış insan. O bir şereftir. Hz. Ali 17 yerinden yaralandı. Hz. Ali de gaziydi. Sahabelerin büyük bir bölümü gaziydi. Peygamber Efendimiz de gazi. Biliyorsunuz.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:O da dişinden yara aldı. Mübarek yüzüne vurdular şu ön üst dişi kırıldı. Yani şu azı dişiyle ön dişlerinin arasındaki diş. Şuradaki kısımdaki diş kırıldı Resulullahın. O da gazidir. Gazilerimizi böyle büyük bir muhabbetle büyük bir sevgiyle bağrımıza basacağız. Nereye giderse onlar nur saçarlar. Sakın ha sakın. Sakın ha sakın. İster bakkala gitsin ister şuraya gitsin ister buraya gitsin. Mesela bin tane konut satıyorsun, gazi geldi. En azından mesela millete on taksit yapıyorsan ona kırk taksit yaparsın. Muazzam bir kolaylık yaparsın, kırk taksit. Ödeyemezse de “helal olsun” dersin. Ödeyemezse de ödeyemez. Ödeyebilirse öder, ödeyemezse tamam, bereketi yeter onun. Normalde hiç alınmaz ama çok müracaat olduğunda zorluk olabileceği için olma ihtimalinde yoksa bir tane geldiyse iki tane geldiyse ayıp. O bereketten istifade etmek lazım ama çok fazla olunca onda da taksidi öyle bir bölecek ki ferah ferah ödeyeceği gibi olması lazım, inşaAllah. Otobüs harçlığı gibi böyle. Bir kolaylık olacak yani inşaAllah.
Gamze hanım yazmış; “selamlar benim canımın içi Hocam. Sert dediğiniz o asil duruşunuz yüzünüze yansıyan o görüntü Allah`a olan güveninizden. O`na olan bağlılığınızın yansıması. Benim biricik Hocam sizi sert bulanlar yanlış yaptıklarında tepelerine çökmenden korkan insanlardır” diyor, Gamze. Canım sert yüzlüyüm ama güzel, ben rahatsız değilim yani. Ama hakikaten şahin, yüzüm çok sert, yırtıcı bir görünümüm var. Ama öyle bir insan değilim yani çok müşfik, merhametli bir insanım. Yani hani vurup kıran falan darmakeşan eden falan böyle bir insan değilim ben. Yani en sinirlendiğim anda bile çok makulümdür ben. Yani hani diyorlar; “zıvanadan çıktı falan” derler bazılarına. Ben hiç bir kere o dereceye gelmem. Ama müthiş sinirlensem de mutlaka Kuranın ölçüsü içerisinde, Allah`tan korkarım. Makul ve mantıklı en doğru kararı vermeye çalışırım ve karşımdaki insanla da bağlantım olur. Yani onu kurtaracak şekilde yani kendimi haklı çıkaracak değil de onu haklı çıkaracak şekilde hareket ederim. Ama hiçbir kurtarırı yoksa da Kuranla bir çözüm ararım. Yani çok çılgınca ve çok küçük düşürücü bir insanın kendini kaybetmesi, sinirlenip saldırganlaşması çok anormal bir hareket. Ben öyle bir şey yapmam.
“Bismillahirrahmanirrahim, selamün aleyküm”, ve aleyna aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Yusuf yüzlü Muhammet Adnan Hocam ve kardeşlerim. Hürmetler Hocam bugün her zaman olduğu gibi yine nur saçıyorsunuz, maşaAllah. Hocam sizi yakından görmeyi çok isterim inşaAllah. Bir gün nasip olur Veysel Karani nasıl ki Peygamber Efendimiz (S.A.V)`i görmek aşkıyla çöllere düştü. Bende kar üstünde sürünerek de olsa sizi görmeye geleceğim, inşaAllah. MaşaAllah. Cübbeli elinize su bile dökemez” diyor. Ellemeyin ya garibimi. O talebem oldu artık sorun yok. Onu her gün konuşturuyorum artık televizyonda. Gözdünüz mü? Dinlediniz mi dün?
SUNUCU:Hayır Hocam.
ADNAN OKTAR:Mükemmel anlatıyor Mehdiyeti yani. Eski konuşmalarından buldum, bütün detaylarıyla anlatıyor. Şu an dili tutuldu, o normal dili tutulmuş, ben dilini açtım onun çözdüm. Şimdi konuşturmaya başladım. Mühim olan bunun televizyonda konuşması. Zaten halkla birebir konuşması çok az bunun. Televizyondaki asıl konuşması. Ben de adamı televizyonda konuşturuyorum zaten. İsteyerek mi oluyor? İstemiyor tabii. Ama ben zorla konuşturuyorum, inşaAllah. “Bir insan bu kadar çelişki içinde yüzer mi?” diyor, Cübbeli için. “Sizi çok seven Azerbaycandan kardeşiniz Oktay Aliyev” MaşaAllah.
“Esselamü Aleyküm Seyit Muhammet Adnan Hocam; eserlerinizi ilgiyle takip ediyor ilminizin genişliği ve farklılığı neticesinde şuurlarımızı açmasına vesile olduğunuz için Allah sizden razı olsun. Hocam, İsmailağa Cemaati soruşturması kapsamında cemaate kız çocuklarının okutulmadığı, kız çocuklarının çarşaf giymeleri gerektiği, kocası çağırdığında yatağa gitmeyen, başörtüsünü açan ve namaz kılmayan kadınlara şiddet uygulandığı konusunda iddialara ne dersiniz? Kadınlar konusunda ne kadar hassas ve onları koruyucu ve şefkatli olduğunuzu bildiğim için bu konudaki düşüncelerinizi merak ediyorum Hocam. Din kisvesi altında bu çağ dışı ve en önemlisi de Kuran dışı uygulamalara ne diyorsunuz Hocam? Allah sizi başımızdan eksik etmesin inşaAllah. Sizi çok seven talebeniz Nilgün Sağlam”.
“Kız çocuklarının okutulmadığı”, yoo, İsmailağa Cemaati`nin mensupları medeni dışa dönük insanlardır çocukları da okutuyorlar yani ben biliyorum. Öyle bir şey yok. Hepsi okuyorlar gayet de zeki çalışkan çocuklar. “Kız çocuklarının çarşaf giymeleri gerektiği”, yok küçük kızlarda ben çarşaf görmedim. Yani büyük hanımlar giyiyorlar onlara da çok yakışıyor. Ben onları takdir ediyorum yani gayet güzel. Kadında çarşaf çok güzel olur, ben şahsi kanaatim olarak çok beğeniyorum. Güzel buluyorum, inşaAllah. Kız çocuklarını zaten onlar ufak çocuk istedikleri gibi giyiniyor öyle bir şey yok. “Kocası çağırdığında yatağa gitmeyen, başörtüsünü açan”, başörtüsünü isteyen açar kimse karışmaz. “Namaz kılmayan”, namaz ona da kimse karışmaz, kimin ne zoru yani? Öyle bir şey olmaz. O hurafe öyle bir şey yok. “Kocası çağırdığında yatağa gitmeyen”. Gıcık bir heriftir gitmez yani Allah Allah. Yani İsmailağa Cemaatini tenzih ederim de; leş gibi kokuyor herif. Bir çağırıyor yani çok sinir bozucu bir şey kadın için. Yani kadının ona hoşt demesi lazım başka ne denir yani. Yazık kadınlara. Öyle pislik mahluklara. İsmailağa Cemati için değil de onları tenzih ederim tertemiz müminler onlar ben hepsini çok seviyorum onların ben. Ama fakat öyle tipler var. Göbeğini kaşıyarak falan. Kadın onun kölesi değil ki yani istediği an bilmem ne yapacak. Çok pis, kalitesiz bir cinsellik anlayışları var. Çok itici çok aşağılık bir cinsellik anlayışları var. Ama tarif tahayyül edemiyorum. Sadece tiksinilecek yani böyle pislik ve çok aşağılık yani. Bir de onu da makul görüyorlar doğal ihtiyaç bilmem ne diyerek. En iyisi bu konuya fazla girmeyeyim şimdi, daha keskin konuşacağım. Ama, İsmailağa Cemaati mazlumdur. Onlara karşı bakış açınız rahat olsun. Sadece Cübbeli`nin desteklenmesinin altında başka nedenler var, o yüzden ben olaya el koydum. Yani olayın altında fevkalade nedenler var yani Aydın Doğan`ın bizzat olayın içinde olması mevzubahis. Çünkü o mübarek cemaati kontrol altına alma düşüncesi var. Aydın Doğan`ın kontrolüne geçirilme düşüncesi var. Saadet Partisi için de böyle bir plan vardı, aynı zamanda o topluluğu da Müslümanlara karşı kullanma stratejisi vardı. O strateji içerisinde en önemli yönde Mehdi (a.s.)`nin gelişinin engellenmesi. İsa (a.s.)`nın çıkışının güya engellenmesi, Türk İslam Birliği`nin durdurulması, İttihad-ı İslamın tamamen gündemden çıkarılması projesi var. Bu proje için Cübbeli kullanılıyor. Ben bunu bildiğim için yani emin kaynaklardan bilgi aldığım için adamı benim elime verdiler. Onlar yani kiminle karşı karşıya olduğunun farkında değiller. Elin garibanını getirdiler. Dediler ki; “bunu senin eline veriyoruz” dediler. Ben onu böyle kayseri pestili gibi şekilden şekle sokacağım. Böyle bir oyuna girdiği için de ilimle, bilgiyle, düşünceyle, sevgiyle bütün oyunlarını durdurdum ve durduracağım. Ve ona güvenenlerin zavallılığını onlara gösterdim. Yani o kadar çürük bir binaya yatırım yaptılar ki, yani inanılır gibi değil. Yani onu öyle kaale alıp, sanki gerçekten bir gücü varmış gibi ona güvenip benim karşıma çıkartmaları, Müslümanların karşılarına çıkartmaları, hamiyet-i İslamiyemi bildikleri halde adamı getirip önüme önüme sürmeleri, onların akıllarının değişik olduğunu gösteriyor. Yani böyle bir neticenin alınacağı belliydi. Bak adamın pestilini çıkarttım, Kayseri pestili gibi paket yapıp ceplerine koydum. Boş zamanlarında böyle ondan sonra yanlarında gezdirsinler şimdi, inşaAllah. Bir amaç da Müslümanları Cübbeli modelinde gösterip ürküntü meydana getirmek, Müslümanlıktan insanları uzaklaştırmak. Çünkü Cübbeli’nin ana özelliği dini iyice zor ve içinden çıkılmaz gösterip, böyle labirentlere sokup insanları, o labirentlerde boğma şeklinde bir stili var. Çünkü onun anlattıklarını kendi yapamıyor, diyor ki; “ben yapamıyorum” diyor. Kendi yapamadığını niye anlatıyorsun millete? Yani bak ne anlatsa “ben kendim yapamıyorum” diyor. Madem bir insanın takati üzerinde, senin takatinin üzerinde, niye millete tavsiye ediyorsun o zaman? Ve nereden çıkartıyorsun bu hurafeleri sen? Kuran’da yok, Peygamberin (s.a.v.) sünnetinde yok, ama hurafede var. Adam hurafe deposu olmuş, hurafe deposu. Cübbeli dediğinde çaka çaka hurafe, bitip tükenmek bilmiyor hurafeleri, adamı yüz sene konuştursan hurafe anlat arkadaş diye yüz senelik deposu var yani. Geceli gündüzlü hurafe anlatıyor, bitmiyor hurafeleri, inşaAllah. Ve hiçbirini de kendi yapmıyor. Diyor; “cami cemaat sıkıldık” diyor, ondan sonra adam malum mekana gitmiş ondan sonra, orada açılmış. Takkeyi falan da atmış, jetski’ye binmiş böyle keyf içinde etrafı seyrederek, etraf kadın kız dolu, kaynıyor, kadın kaynıyor her taraf. “Yoktu” diyor, fotoğraflarda da görüyoruz, zaten demeye gerek yok, zaten oranın özelliği o yani. Her yer kadın kız kaynıyor. “Sakın ha gitmeyin” diyor millete, “ama ben giderim, ben sıkıldım camiden, cemaatten” diyor. Aslında ziyaret ettiği yerlerin haddi hesabı yok sadece bir tanesi biliniyor. Yani ona benzer çok fazla yere gitmiş. Gezmeye bayılıyor, terliği var böyle şıpıdık terliği var, eline de o bastonu alıyor, pür neşe böyle.
OKTAR BABUNA:En son siz söyleye söyleye takkeyi değiştirdi Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet tarz yapmış. Ressam şapkası takmış gördün mü?
MİSAFİR:Hayır.
ADNAN OKTAR:Böyle Che’nin şapkası var, gerillalar falan giyiyor şeyde, o tarz. Tarz yapmış. O daha da değişir Allah-u alem, anorak falan bilmem ne falan. Hurafelere, şimdi yavaş yavaş din adına hurafe deyince insanlar o hurafelerle uğraşmaktan, ne İttihad-ı İslam’a vakit bulabiliyorlar, ne Türk-İslam Birliği’ni düşünecek vakitleri oluyor, ne Mehdi (a.s.)’yi bekleyecek bir azimleri oluyor, ne İsa (a.s.)’ya sevecek, ona aşkla bağlanacak bir güçleri oluyor. Yani insanları öyle bir açmazın içine sokuyor ki, insanların enerjisi, ruhu, aklı o sistemin içerisinde boğuluyor. Boğulduğunda felç oluyor hiçbir şey yapamayacak hale geliyorlar. Ama kendisi bambaşka bir alemde. Mesela kendisi televizyon seyrediyor, eğleniyor da, yani onun kendine has eğlenceleri var özel. Milleti de davet ediyor, “gelin özelde göstereceğim” diyor. Neyse o bilemiyoruz yani. Fatih babası biliyor, manevi baba ilan etti Fatih Altaylı’yı da. Yani İttihad-ı İslam’ı unutturmaya çalışması, Türk-İslam Birliği’ni unutturmaya çalışması akıl alacak gibi değil. Onun dünkü konuşmalarını yeniden yayınlayalım, o çok önemli onlar. Bütün dünyada genel olarak bir iman zafiyeti var. Cübbeli diyor ki; “işte gece namaza kalktığınızda şunları yapacaksınız, bunları yapacaksınız, abdest alırken şunu yapacaksın, bunu yapacaksın”. Hiç düşünmüyor bu adamın imanı var mı, yani Allah’tan korkusu var mı? Onu hiç önemli görmüyor, “o mühim değil” diyor. Yani böyle kocakarı imanı tabir ettiği düşünmeden oluşan bir, imana benzemeyen iman. Halbuki iman demek, düşünüp aklın kabul etmesi ve kalbin tasdikiyle meydana gelen, insandaki samimi kanaate iman denir. Yani akıl tasdik eder, kalp tasdik eder, ona iman denir. Kocakarı imanı dediği bir kere o laf zaten çok çirkin bir laf, kadına kocakarı denmez. Yaşlı hanım imanı diyelim onun sözüyle ki, o da mantıklı değil, hiçbir anlamı yok. Kuran’da geçerli değildir öyle bir şey. Yani öyle bir iman olmaz. Allah imanı uzun uzun tarif ediyor, “derin derin düşünürler” diyor Allah, tefekkür eder. Mesela “tüyleri ürperir” diyor, Allah. Yani “iman heyecanından tüyleri ürperir” diyor. Allah samimi ve candan imanı Kuran’da çok fazla ayetle açıklamıştır. Allah korkusunda insanın alacağı durumu da Allah uzun uzun açıklamıştır. Bunun konuşmalarında Allah korkusunun kaldırılması politikası var. Yani Allah’a karşı haşa böyle saygısız, üstperdeden, çirkin bir cesaretle konuşan bir insan modelini geliştiriyor ve kendisi de bizzat örnek oluyor. Bak diyor; “ben nasıl çirkin bir cesaret gösteriyorum görün, siz de benim gibi olun” üslubunda. Konuşmalarına bakın göreceksiniz. Allah’a dua edin, insan iki büklümdür yani, büyük bir saygıyla, haşyetle, Allah korkusuyla Allah’a dua edilir. Allah’a hitap ederken en güzel sözlerle, en saygılı üslupla Allah’a dua edilir. Bu “sen beni Cehennem’e mi atacaksın ya” bilmem ne haşa o tarz. Yani böyle kafa tutar bir üslupla. Yani birbirinden çirkin üsluplarla Allah’a karşı hitap eden bir insan modeli geliştirmeye çalışıyor. Bunun sonucunda da imanı zayıf hasta insanlar oluşur. Ondan sonra diyor ki; “benim etrafımda, benden yana samimi bir insan yok, ben hiçbirinize güvenmiyorum. Sizin mesala arabanızı bırakın dersem, cemaati bırakırsın, davayı İslam’ı bırakırsınız” diyor. Adamları, oradaki insanları moral yönünden de çökertecek bir politika izliyor. Psikolojik yönden de çökertecek bir üslup kullanıyor. Bundaki ışığı gördükleri için, adamlar da bunu tam anlamıyla destekliyorlar. Çünkü Darwinizm’e karşı da yapılan mücadeleyi durduracak bir tavrı var.
Mesela onu Fatih Altaylı veyahut öbür tombul gözlüklü, şu bu falan konuşturdukça ortaya çıkıyor. Mesela Yiğit Bulut da onu konuşturdu, sordu dedi “evrim hakkında ne düşünüyorsunuz” dedi. Bu haşır huşur sakallarını bir kaşıdıktan sonra “evrim ne ki?” dedi. Bu bir işaret işte, yani ben evrim teorisine karşı değilim anlamı çıkar burdan. Ve “bilmiyorum zaten, karşı koyacak gücüm de yok, dolayısıyla ben sizin için bir risk değilim” mesajı veriyor. Zaten bunların asıl derdi o, Darwinizm’e bir din adamı karşı olmadıktan sonra, bunların alıp veremediği olmaz ki. Yani adam, kendi dinine sen dokunmadıktan sonra, o senin dinine bir şey demez. Ama kendi dinine saldırdığın için, Darwinizm’e saldırdığın için, onu çok büyük bir tehlike olarak görür. Çünkü Darwinizm kalktığında iman geliyor onun yerine, gerçek iman gelir. O da “ben Darwinizm’den zaten anlamam, materyalizmden zaten anlamam, genel kültürüm de yok, bilgim de yok, sadece bol bol hurafe anlatırım, bazen de Kuran’dan, hadisten anlatırım, ama bol bol da hurafe anlatırım, espriler yaparım, fıkralar anlatırım, sizi eğlendiririm, eve gelirseniz neşelendirecek başka şeyler de yaparım” tarzında konuşup emrinizdeyim mesajı veriyor. Mesela diyor, “Mehdiyet hareketi varsa benimle durdurabilirsiniz” diyor. “Hz. İsa (a.s.)’nın gelişi mevzubahis ise benimle durdurabilirsiniz, İttihad-ı İslam’ı da benimle durdurabilirsiniz, Türk-İslam Birliği’nin oluşmasını da benimle durdurabilirsiniz, siz beni destekleyin, ben de sizi destekleyeyim tatlı tatlı geçinelim” politikası izliyordu, biz de olaya el koyduk, olay bu. Bundan sonra sıkıysa yapsın, inşaAllah.
İman olmadan amelin hiçbir kıymeti olmaz. Yani imanın yoksa istediğin kadar namaz kıl, gece namazlarına kalk, kafana sarık sar, cübbe giy, cübbenin üzerine istersen bir cübbe daha giysin. Şalvar giysin, entari giysin, ne giyiyorsa giysin, hiçbir şekilde kurtulmaz. Bütün konu derin ve samimi imandadır. Asıl konu budur. Cübbeli imanı esas almıyor, yani ameli esas alıyor, iman olmadan amelin bir anlamı yok. Amelde de hurafeyi esas alıyor, yani gerçeği de anlatıyor, yanında hurafeyle de karıştırıyor, o zaman çok acayip bir sistem oluşmuş oluyor. Halbuki saf Kuran’a dayalı, sünnete dayalı, doğru olan ameli anlatması lazım. Ama daha da önemlisi, önce imanı oluşturması lazım. İmanın oluşması için de putların, Darwinizm’in, materyalizmin yıkılması gerekiyor, iman hakikatlerinin anlatılması lazım, Kuran mucizelerinin anlatılması lazım, insanların hidayetine vesile olacak samimi sohbetler yapılması lazım, imanı tam kazandıktan sonra şahıs amelle ilgili, yani dinin ibadet kısımlarıyla ilgili detay anlatılır. Yoksa iman olmadan ibadet anlatırsan bu boş olur. Allah diyor “bütün yapıp ettikleri boşa gitmiştir” diyor şeytandan Allah’a sığınırım. Bak “bütün yapıp ettikleri boşa gitmiştir”. Çünkü iman olmadan amelin, yani eylemlerin, yapılan ibadetlerin hiçbir anlamı kıymeti yok. Bunu anlamazdan geliyor Cübbeli, aslında çok iyi anlıyor fakat anlamazdan geliyor. Biz anlatmaya devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam sen ne anlatıyordun son olarak, ne anlatmak istiyorsun?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Melih Aşık’ın bir yazısı vardı Hocam bundan bahsedelim mi? Biraz sert bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
OKTAR BABUNA:Bu yazının başlığı “köşk mavrası bitti” diye. Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuyla ilgili yazmış. “Akşam ne askerler ne Kılıçdaroğlu resepsiyona gitti. Yaptığı atamalarda tek bir CHP'liye şans vermeyen, daha üç gün önce Genelkurmay’ın fuhuş operasyonu çerçevesinde aranmasına seyirci kalan Cumhurbaşkanı’nın hakettiği davranış buydu. Gül iktidarın ruh gibi parçasıdır. Eğer CHP lideri ve askerler resepsiyona gitse bu onursuzluk olurdu” demiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim ne alaka CHP’de adamlarla ne bağlantısı var. Olayın kökeni bambaşka, o tip şeylerin. Melih Aşık direk olaya yandan, çarktan, tepeden, kenardan geliyor, hiç alakasız yerlerden geliyor. Bir de Genelkurmay arama yapılması gerekmiyorsa, arama yaptırmaz. Genelkurmay’ın bilgisi dahilinde oluyor bu aramalar. Yani Genelkurmay’dan askerler katılıyor aramaya. Yani nereden konuşuyor bu lafı, çok cahilce konuşuyor. Resepsiyona Kılıçdaroğlu’nun gelmemesi makul, gelmeyebilir. Askerin gelmemesinde de bir hikmet vardır, bir sebep vardır. Her şeyde bir hayır vardır, bir hayra yönelik, güzelliğe yönelik, güzellik amaçlı, hayır amaçlı olur onlar. Yani şer amaçlı olmaz, hiçbir şeyde şer olmaz, mutlaka bir hayır olur. Ama CHP denge partisidir, önemli bir partidir, güçlü olması önemlidir CHP’nin. CHP, MHP, her zaman söylüyorum, Saadet, Büyük Birlik Partisi, bunlar zinde ve gürbüz parti olarak her zaman olacaklar. Ama merkez sağ parti de her zaman olur. Yani Ak Parti gitse bir başka parti gelir, illa ki merkez sağ olacaktır. Ama ideal bir karışım meydana getirdiği için Ak Parti, ben anladım, ilk parti kuruluşunda da anladım, mükemmel bir sağ karışım meydana getirdi. Bak ben iktidar olmak isteyenleri yolu göstereyim. Eğer CHP iktidar olmak istiyorsa, ben ona net açık yol gösteriyorum, çok temiz, kolay. Ki çok da isterim yani CHP’nin iktidar olmasını, samimi olarak isterim. Bir, Allah’ı sevdiklerini çok açık hissettirecekler ki, hissettiriyorlar, Baykal’la başladı bu güzel gidiyor, bir. Darwinizm’e karşı olduklarını vurgulasınlar. Yani bakın inanın siler süpürürler bunu yaparlarsa, dünya çapında büyük parti olurlar. Herkesi kucaklayan bir üslup, çetelere şiddetle karşı olmaları, yani özellikle iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı. Bu olmayan her parti kaybeder söyleyeyim. Bunu yaparsa CHP siler geçer. Bak, iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı olacak, demokrasi isteyecek, halkın özgürlüğünü savunacak, modern dindarlığı, aydın dindarlığı savunacak bağnazlığı değil, aydın dindarlığı savunacak, ama Darwinizm’e karşı olması, hiç görülmemiş bir şeydir çünkü, yani bakın inanın yıkar atar, yüzde yetmişle eğer iktidara gelmezse bana ne diyorsa desinler. Bu dediklerimi yapsınlar, bunu yapmadıktan sonra CHP denge partisi olarak devam eder ben söyleyeyim. Bunu yaparlarsa net olur. Ki bu görüşlerimi epeyden beri söylüyorum, CHP de bu yönde değişmeye başladı zaten. Toplantılarda da bu konu gündeme geliyor, bu görüşte fikir beyan etmeye başladılar. Yani bakış açıları bu yönde gidiyor. Ama bu konuda biraz netleştirme gerekiyor. Bir de parti içerisinde daha sıcak bir hava estirmeleri lazım, böyle kavgacı gergin, sert bir üslup, bizim milletimiz sert insanlardan rahatsız olur. Yani hiç sezdirmezler ama, mesela bir restauranta gidiyorlar bakıyorlar orada it kopuk adamlar var. Çok özür dilerim CHP’lileri ben tenzih ederim, mesela gergin insanlar var, kavgacı insanlar, yüzünü beğenmiyor, tipini beğenmiyor, hemen yemeğini yiyip çıkıp giderler, hatta yemeden yarım bırakıp çıkıp gider insanlar. Gerilimden insanlar hoşlanmaz, yani böyle bir tatlılık, sevecenlik, muhabbet çok açar. CHP’nin elemanları, üyeleri genellikle kaliteli insanlar, o yönden güzel olur. Yani diğer partiler de çok kaliteli ama CHP de seçkin bir partidir. Yani seçkin bir tabanı vardır. Ama tam anlamıyla samimi dindar olmaları lazım, yani bunu partiye oturttursunlar. Sevgi dolu olsunlar, milleti kucaklasınlar, mesela köydeki Hasan Ağayı da, efendim traktördeki Mehmet Ağayı da bağırlarına bassınlar. Bizim milletimiz sıcaklık arıyor, inanın yani parti farketmez, Ak Parti’ye milletimiz öyle bir, özel bir bağı yok, öyle bir şey yok. Kim bunu sağlarsa onun peşine giderler. Ak Parti sıcak davrandığı için millete ve dindar davrandığı için millet Ak Parti’ye gidiyor. Başka bir şey yok. Millet dindar, yani milletin Allah’a çok şükür dindar olması için yoğun faaliyet gösterdik. Darwinizm’i, materyalizmi yıktık. Şimdi sırf dindar olmak kurtarmazdı yani, çünkü sol çok güçlüydü Türkiye’de, Darwinizm’e gerçekten inanıyorlardı. Darwinizm hakikaten bir resmi ideoloji gibiydi, çok güçlü bir sistemdi. Gerçekten Darwinizm’in olmadığını anladı devletin içindeki birçok birim, güç ve insanlar. Birçok kişi anladı bunun olmayacağını. O zaman müthiş bir boşluk oluştu, CHP’de de ciddi bir boşluk oluştu. Ondan sonra CHP dedi ki, “biz sol parti değiliz” dediler. Yoksa sol parti olmaması, zaten CHP’nin anlamı kalmaz o zaman, ama hakikaten değil. Hakikaten sol yok ve hakikaten Darwinizm yıkıldı.
MİSAFİR:Ama öyle gösteriyorlar.
ADNAN OKTAR:Evet Darwinizm ayaktaymış gibi gösteriyorlar. Fakat ben CHP’nin candanlığını güzel buluyorum. Yani CHP’yi aslında biraz böyle şevklendirip, canlandırıp böyle güzel mukaddesatçı, İslam’ı candan savunan, kaliteli dindarların oluştuğu güzel bir parti haline getirelim ve cayır cayır iktidara gelsin. Cayır cayır böyle. Ama bak, kaliteli modern dindarların, temiz dindarların, bağnazlığa karşı, aydın, sevecen, herkesi, bütün dünyayı kucaklayan gerçek dindarların partisi haline getirelim. Yani yüzde yüz iktidara gelir. Yani Tayyip Bey’in şahsi bir hırsı yok ben söyleyeyim, yani onun asıl ideali beyin, bilinçaltındaki ideali söyleyeyim ben, Müslümanların, inananların rahat yaşaması, yani asıl budur. Yani Ak Parti’deki kurucu olan kişilerin de asıl bilinçaltında olan, demokrasi gelsin, özgürlükler gelsin, rahatlık olsun. Ha becerebiliyorlar mı, beceremiyorlar mı, o ayrı, ama samimi gayret ediyorlar bence. Ellerinden gelen bu, mümkün olan şartlar altında bu kadar çıkarabiliyorlar. Daha iyisini bilen varsa, gelsin onlar yapsınlar. Samimi olarak söylüyorum bütün gücümüzle destekleriz, ben desteklerim. Ve dediğimi de yaparlarsa inanın kesin iktidara gelirler, net gelir. Bunun dışında mümkünü yok. Mesela benim kızım geldi, o neden anlar? Mesala şefkat, merhamet. Mesela dinsizlikten bahsedilse burada, bu çocuk kasılır burada, rahatsız olur. Kasılır kardeşim, dinsiz bile kasılır. Yani ürkütücü bir şey, ne olacağı belli değil ki. Nereye gideceği belli değil. Yani her an burayı da vurabilir, orayı da vurabilir, buraya da vurabilir, yani serseri mayın gibi. Heryerde patlayabilir. Ama dindar olduğunda adamın ne yapacağı belli. Bir Kitabı var, kuralı var, nasıl hareket edeceği belli, helallerin, haramların ne olduğu belli. Fakat dindar olduğunda da bağnazlık tehlikesi oluyor. Mesela Cübbeli tarzı, bu büyük bir tehlike. Milletin gözüne gözüne sokuyorlar bu sefer. Dine karşı yapılan mücadele çok etkili bir yöntemdir, yani bağnaz, tutucu kişileri ön plana çıkartmak hakikaten dine karşı mücadelede en büyük silahlardan birisidir. Yani komünist propaganda yapacağına, Darwinist propaganda yapacağına, iki tane bağnazı çıkarırsın, tutucuyu çıkarırsın böyle, veyahut gerici düşünceyi savunanı çıkarırsın, komünist faaliyetten on bin misli daha etkili olur. Yani adamın on senede elde edemediğini, bir bağnaz, bir tutucu, bir gerici, on dakikada elde edebilir televizyonda. Yani muazzam tahrip gücü vardır. Yani imanı yıkma konusunda da müthiş gücü vardır onların. Yani imani heyecanı ortadan kaldırma, Allah korkusunu ortadan kaldırma yönünde müthiş güçleri olur. Ona dikkat eden, onu kavrayan farkeden tipler, böyle kişileri çok iyi kullanıyorlar. Ama biz de tabii buna müsade etmeyeceğiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Mehmet Ali Birand Hocam Posta’da bir yazı yazmış. Mehmet Ali Birand aslında son zamanlarda sizin anlattığınız konuları beş altı kez yazdı Hocam. Siz bir ara Kemal Kılıçdaroğlu’nun üslubu konusunda uyarıyordunuz. Aslında çok kibar bir kişi olduğunu söylemiştiniz ve bu kavgacı üslubun ona hiç yakışmadığı. Aynı konuyu Mehmet Ali Birand yazmış kısa bir bölüm okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:“CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu tanıyanlar çok iyi bilirler, gerçek bir İstanbul efendisidir. Son derece kibar, kimseyi kırmayan, en ağır eleştirileri dahi karşısındakini incitmeden yapan bir kişiliği vardır. Ancak gelin görün ki, öylesine ince bir kişi, CHP lideri olduktan sonra değişmeye başladı. Üslubu farklılaştı. Ağzından çıkmayan argo kelimeleri kullanır oldu. Perşembe günkü 32.GÜN için söyleşi yaparken, merakımdan bu soruyu sordum. ‘Emin olun, kendi üslubumdan bende memnun değilim’ dedi. Ancak gelin görün ki, teşkilat baskısı var. Bizim toplumumuz kavga sever. Yüksek sesle, kavgacı üslup kullanan kişiye, aynı ses ve aynı kavgacı yaklaşımla yanıt verilmesini ister. Kılıçdaroğlu da işte bu yumağın içine düşmüş durumda. Kibar, efendi Kemal Kılıçdaroğlu, liderliğin dayattığı şekilde değişiyor. O da memnun değil, ancak teslim olmaktan başka yapacağı bir şey yok” demiş.
ADNAN OKTAR:Kılıçdaroğlu kaliteli güzel bir gömlek giymişti, giydiğine giyeceğine pişman ettiler. Sen nasıl giyersin, bilmem ne. Niye giyinsin, temiz giyinsin, şık giyinsin ne olur.
MİSAFİR 3:Öyle bir şey niye olmuş.
ADNAN OKTAR:İşte marka gömlek giydi diye olay çıkarttılar. Giyinsin ne var yani, lider olan insan, Türkiye’yi temsil eden bir insanın kaliteli giyinmesinde ne mahsur var, zaten öyle olması lazım, yakışan da odur. Yani bunu bu tarzda gündem yapan, işte klasik Marksist kafada olan bazı kişiler. Bence bayağı şık giyinsin. Ondan sonra nezaketli konuşması önemli ama, bakın ben asıl gerçeği söylüyorum, sevecen dindarlık, samimi dindarlık bizim milletimizin ruhunun mayası. Onu gördüğünde dinsiz bile o partiyi tercih eder onu söyleyeyim, dinsiz bile. Çünkü insanlar güven ve huzur ararlar. Güvenlik ve huzur. O ona doğal olarak güven ve huzur verecektir. Yani Ak Parti’yi insanlar iktidara getirirken, çok kaliteli elemanları olduğu için, yani iyi ekonomi bildikleri için, iyi yetişmiş elemanları olduğu için iktidara getirmediler. Niye getirdiler biliyor musunuz? Huzur ve güven. Bakın net karşılığı budur. Yani dindarlara iyi davranırlar, normal davranırlar, zulüm olmaz, ürkütücü olaylar olmaz, işte mafya derin devlet falan olayları olmaz. Böyle ürkütücü tedirgin edici şeyler olmaz diye düşündükleri için iktidara getirdiler, yani sebebi budur. Yoksa Anadolu insanları Ak Parti’nin yöneticileri, benim mazlum tertemiz milletimin insanları. Yani öyle çok çok özel eğitim almış bir yapısı yok. Ama candanlık var yani, samimiyet var. Onun içinde de tabii insani hatalar olabiliyor, insani eksiklikler olabiliyor. Ama yani süper parti olduğu için iktidarda değil, millet dindar olduğu için, başka da sağ, yani sağ kitle partisi olmadığı için öyle bir durum oldu. Yani başka bir parti mesela sağ kitle partisi olarak çıkmış olsa, o da aynı şeyi alır. Ama orta sağ aranıyor yalnız o çok önemli, orta sağ, orta sağ oluşturduğunda hiç farketmez bizim milletimize. Milletimiz yeni gördü Erdoğan’ı bilmiyorlardı ki ilk gördü. Eğer başka biri, mesela CHP aynı şekilde bir parti oluşumu meydana getirmiş olsaydı, bakın CHP, Kılıçdaroğlu veyahut Deniz Baykal yapmış olsaydı AKP modelinde; yani biz bütün milleti kucaklıyoruz, dindarları çok seviyoruz, sola da açığız, bizim dönemimizde iddia edilen Ergenekon Örgütü, böyle çeteler, bunlar falan olmaz, bize güvenin deselerdi, ezici şekilde onlar iktidara gelirdi. Hiç farketmez.
İddia edilen Ergenekon Örgütünü kim savunursa mahvolur söyleyeyim. Kardeşim bir kabus, yani net kabus, yani deli olmak lazım iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü savunmak için. Yani bakın sırf iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü savunduğunu düşündüğümüz her partiye karşı milletimiz tavır alıyor. Hangi partinin savunduğunu anlarsa veyahut sessiz kaldığını, tarafsız kaldığını görürse, millet dehşete kapılır o partiden söyleyeyim. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü millet nasıl desteklesin kardeşim, cinayet örgütü desteklenir mi? Deli olmak lazım yani. Adam gece-gündüz adam doğruyor, bunlar manyak adamlar, psikopat, katil. Katili bir insan nasıl destekler? Aklını tamamen yitirse bile insan yapmaz, deli bile yapmaz yani. Onun için böyle bir kabusu insanlara tatdırmaya kalkmak çok büyük hata olur. Bir kere iktidara gelmek isteyen her parti, iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı net tavır alması lazım. Ben üyeleri, elemanları alınsın, adamlar işte cezaevlerinde mahvedilsin, ezilsinler demiyorum. Örgüt etkisiz hale getirilsin, nasıl yapılıyorsa, yapılsın. Dursun örgütün faaliyeti o kadar, yoksa ben insanlar acı çekmesinden, hapis yatmasından falan mutlu olan birisi değilim ben. Yani oh ne iyi oldu falan, ezsinler demem. Acıyorum işin doğrusu, ben herkese acırım insana. Ama katile acımam, katil cezasını çekmesi lazım yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Oktay Ekşi’nin istifa etti haberi var Hocam.
ADNAN OKTAR:Dedem zaten istifa etmişti de, sadece paraf etmiş oldu. Haydi gözümüz aydın, dedemiz gitmiş, inşaAllah.
“İyi yayınlar Hocam. Söylediklerinizin hemen hemen hepsine karşıyım, Mehdiyet’e, Türk-İslam Birliği’ne, hepsine, fakat şu gazilerle ilgili söylediğiniz cümleler çok hoşuma gitti” diyor. Kardeşim benim sen eğer gazilerle ilgili sözümü beğeniyorsan zaten Türk-İslam Birliği’ni beğeniyorsun demektir. Çünkü Türk-İslam Birliği’nin ruhu, o gazileri savunan ruh Türk-İslam Birliği ruhudur, inşaAllah. Ama ilk defa görüyorum böyle bir şey.
Salih kardeş “selamün aleyküm”, ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Değerli Adnan Hocam, bir vakfın yöneticisi sizinle ilgili kendi kafasından bir şeyler anlatıyor. Bu adama ne diyorsunuz” diyor. Böyle her kriptoyla oturup uğraşmaya kalkarsak, işimiz var yani. Böyle atom forvet tipler yani, nerede cıncık adam varsa karşımıza çıkıyor. Onların hepsini adam yerine koymak, onları kaale almak olmaz. Bir kısmına hakikaten acıyorum, samimi buluyorum onlara kurtulması için şey yapıyorum. Ama böyle kıl tiplerle oturup uğraşmaya gerek yok. Bir kere adamın konuşmasında meymenet yok, geçen günler dinlettiler, “masonlarla bağlantısı olabilir de, olmayabilir de”, desene, net bir şey söyle, tam bir şey söyleyemiyor.
MİSAFİR 2:Üslubu çok iyiymiş.
ADNAN OKTAR:Anormal kıl, “o kadar farklı bir durum var ki, tam karar da veremiyorum yani” size dinleteyim bak, illet olursun böyle. Konuşurken sakalını sıvazlıyor-mıvazlıyor arada sırada.
OKTAR BABUNA:Saniyelerce duruyor böyle bir konuşmuyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim yani, mesela üç dakikada konuşulacak bir şeyi üç saatte konuşuyor herif, beyin gitmiş adamın, bir daha tekrarlıyor, yeniden bir konuya giriyor, “yani ki” diyor bilmem ne, ilaveler, ekler falan. Yani incir kabuğunu doldurmaz anlattıkları, dini konuları tenzih ederim, tam böyle kripto yani.
“Selam ve saygılar muhterem Hocam”, aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Darwinizm’in Osmanlı’yı nasıl yıktığından bahsediyorsunuz Hocam. Darwin’in kitabını Osmanlı’da ilk önce askeriye ve tıbbıyede tercüme edilerek okutulmaya başladığına şahit oluyoruz. Bozulmanın ilk çıkış kurumunun peygamber ocağı dediğimiz askeriyeden başlamış olmasını” şunu şöyle lafı uygun bir hale getirelim, nasıl söyleyelim? “Bu faaliyet iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün o devirdeki ilk çıkış noktasını oluşturur” diyor, kardeşimiz. Evet yüz elli yıllık bir örgüt zaten doğru. “Deccaliyetin nasıl bir çalışma yaptığını ortaya koyuyor Hocam. Allah sizden razı olsun, tehlikenin başını açıkça belirterek nasıl bir çaba harcadığınızı her akşam bu ekranlardan size şahit oluyoruz ve siz de bizleri bu hizmetinizde şahit tutuyorsunuz. Biz sizlerden razıyız Hocam, bizler için dua edin Hocam.”
“Hocam CHP’nin başkanı Kılıçdaroğlu ve Cumhurbaşkanı hanımının başı türbanlı diyerek 29 Ekim resepsiyonuna katılmıyorlar. Bu nasıl bir anlayıştır” diyor, Yılmaz Tanrıkulu.
Kardeşim, bak Yılmaz şimdi şöyle söyleyeyim, oradaki olay bence başka, siyasidir yani, kökeni o değildir, başörtüsüyle alakası olduğunu zannetmiyorum. Bu Demirel döneminde de vardı, mesela Süleyman Demirel; “Çankaya’nın şişmanı” diyordu Turgut Özal’a o zamanlar. Yani hoşlanmıyordu yani, bir şekilde bir bahane buluyordu ve net tavır koymuştu. Çankaya’nın şişmanı diye, Cumhurbaşkanı bile demiyordu. Bu tip olaylar oluyor. Siyasi çekişmede, siyasi faaliyetlerde bu tip şeyler oluyor. Ben Cumhurbaşkanı’nın hanımını tamamen tenzih ediyorum, çok seviyorum o hanımefendiyi. Cumhurbaşkanımız da çok sevimli, çok şeker bir insan bayağı güzel, mazlum, tam Anadolu insanı, çok muhterem bir insan. Sürekli güler yüzlü, candan, sıcak, yani kimseye bir zarı yok, zoru yok. Yani ayıp bence oturup orada onu böyle, onun Cumhurbaşkanı olmasını hazmedememek falan, biraz vicdanları yaralıyor. Ayıp yapıyorlar, orada anlayışlı davranmak, güzel davranmak lazım. Yani birçok insan mahçup oluyor o hareketlerden, yakışmıyor yani.
Yalnız başörtüsüyle ilgili bak geçen günlerde söyledim kız arkadaşlarıma, kapalı kız arkadaşların hepsini çok seviyorum, onların hepsi benim canım. Bir kısmı kendine bakmıyor, yani bir kalitesizlik var. Bu kalitesizlik tedirginlik meydana getiriyor, kalitesizlik çok kötü bir şeydir, rahatsız edici bir şeydir. Bir kere Müslümanın çok kaliteli olması lazım, özellikle genç kızların, Müslüman genç kızların. Mesela başörtüsünün çok estetik ve güzel olması lazım, kıyafetlerin de çok estetik ve güzel olması lazım ve mis gibi tertemiz kokmaları lazım. Ben görüyorum alenen kötü kokuyorlar, yani çok ayıp ve çok kötü bir genç kızda böyle bir şey olması. Mesela yine duyuyorum, saçları böyle yapış yapış, bakımsız çoğunun saçı dökülüyor. İnsan git evde bir saçını güzel, günde en az iki veya üç kere banyo almaları lazım. Mis gibi tertemiz olacaklar. Mesela zinde bir ten, güzel zinde bir ten, zinde bir görünüş, uykularına dikkat etmeleri lazım, dışarıda güler yüzlü hareket etmesi lazım, dimdik böyle, aklı başında. Konuştuğunda iddialaşmayan, sürekli etrafına kuşkuyla bakan bir insan görünümünden uzak, insanlara sevgiyle yaklaşan, Peygamberimizin (s.a.v.) hanımı gibi mesela Hz. Ayşe gibi olmaları lazım, yani sempatik olmaları lazım böyle. Mesela kimini görüyorum ayağında sanki dağa çıkıyor böyle terörist şeyi gibi alt taraf, üst taraf rengarenk, karmakarışık, üzerinde muşamba gibi bir şey, altında etek, onun altında pantolon. Yani bu çok kolay, aslında bir ağabeyimiz mi, kardeşimiz mi artık böyle hanımlar buna bir yol göstermeleri lazım. Kaliteli ve güzel olmaları için, üsluplarının hoş olması için. Yani sevilir hale gelmeleri, çok çok fazla sevilir hale gelmeleri çok güzel olur. Kimsenin başörtüyle bir alıp veremediği olamaz yani, ben mantıklı bulamıyorum. Bir şey yok başörtüde, herkes de olabilir başörtüsü. Yani Avrupa’da da mesela hanımlar bir ara türban modası vardı Avrupa’da, hepsi kapatıyordu başlarını, ama şık ve temiz, güzel. Yani o bir kalitesizlik, genel bir kalitesizlik havasını vermesi çok ürkütücü olur. Yani bir kalitesizlik bütün millete malolur. Yani toplumda kalitesizliğin bir parça yayılması, dünya milletleri arasındaki itibarımızı da çok kötü etkiler. Çok az sayıda da olsa hanım kız kardeşlerimizde ben bakımsızlık görüyorum. Bir de sinirli ve saldırgan bir üslup ve gergin. Yani her an herkesi potansiyel düşman gibi gören, her an laf sokmaya hazır, her an lafa laf on da üste. Ne olur boyun eğ, mazlum ol mesela güzel cevap ver, saygılı cevap ver, insancıl ol. Yani sürekli böyle ters, sürekli aksi, sürekli pusuda bekleyen, sürekli atak yapmak için hazırolda bir insan görünümü yorucu olur. Ama mesela benim konuştuğum hanım kızlar falan çok efendiler, çok mazlumlar. Ama öyle tipler de çok yaygın, böyle sol eğilimli, Marksist havada, böyle entel sohbetleri yapıyor, bilmem ne falan. Mesela uzun sıkıcı sohbetler, bir candanlık, bir güzellik, yani bir toplumu böyle güzelleştiren, mesela biz onları değil mi çiçek görmüş gibi olalım. Nergis, menekşe, lale gibi böyle toplumu güzelleştirsinler. Bir tek onlar da değil, açık gençler de öyle. Bir tshirt giyiyor, altında bir blujean leş gibi. Ayda bir mi yıkıyor, artık ne bilmiyorum, üst baş böyle muşambaya dönmüş artık, kararmış falan. Oto tamirinde hani mecburen oluyor çocukların böyle, mazot falan bulaşıyor, yağ bulaşıyor, her yer mazot, yağ gibi. Nedir o öyle? Saçı üç numaraya kestiriyorlar, saça şekil verme sorunu da yok zaten, kafayı da sonra kazıtıyorlar, bir de üzerine tshirt. Eskiden 71’lerde falan çok şık giyinirlerdi insanlar, yani güzel bir yarış vardı. Hatta 60’ların falan filmlerine bakın, kadınlar falan acayip şık giyinirler, gençler çok güzel giyinmeye özen gösterirler. Herkes kendini beğendirmeye çalışırdı, güzel olmaya çalışırdı. Şimdi ohoo, bir elinde simit, elinin tersiyle burnunu, murnunu siliyor sokakta böyle, göbeğini kaşıyarak falan lahmacun yiyerek falan yani, kabus gibi. Yani hepsini tenzih ederim de, çok nadir bakımlı insan görüyorum ben. Mesela bakımlı genç kız da çok nadir oluyor. Paldır küldür altlarında bir blujean, üzerinde bir şey, dümdüz, hep işlevsel yani, soğuktan onu koruyacak bir şey. Yüzünde dümdüz bir ifade, sanki komünist bir ülkenin, komünist işçileri oluyor ya fabrikalarda falan; artık hayatı kaymış olur, onun için hayatın hiçbir anlamı olmaz, sırf yemek yiyeceği parayı kazanmanın derdinde olur, öyle bir imaj veriyorlar. Bizim milletimiz güzel insanlar, herkes bakımlı olsun, neşeli olsun. “Para yok ki ondan bu hale geliyoruz”, bunun da anlamı yok. Kardeşim, insan öleceğini bilse, ölürken bile gözünde insanın sevgi kalır, aşk kalır yani. Bu parayla pulla alakası olan bir şey değil ki, bu zevk meselesidir, yani kaliteli olmayı aramak esastır. Nereden çıktı bu yeni modalar, bu şeyler? Hayır modaya da benzemiyor, yani estetikle uzaktan yakından alakası yok, bir tane tshirt bir blujean, ee rahat geziyorum, free takılıyormuş bilmem ne. Bir de onlara işte underground mı ne ipsiz sapsız, tevbe estağfurullah beni konuşturuyorlar şimdi. Neyi andıracaksak... Böyle insan güzel varlıktır, insan dışarı çıktığında güzel bir insan görmek ister. Güler yüz görmek ister, selamlaşmak ister. Yani üzerinde muşamba gibi bir şey, kafası önde, yerde böyle, kafayı üç numara traş ettirmiş, paldır küldür o oraya gidiyor, o oraya büyük bir süratle. Nereye varmak istediklerini de anlamıyorum, herkes süratle bir yere ulaşmaya çalışıyor. Bir sevgiyle, sevecenlikle gezsenize. Dışarı çıkmanın anlamı olur o zaman, güzel olur o zaman. Mesela kavgacı şüpheci falan, ormanda mı geziyorsun, bu nedir? Elini kaldırıyorsun böyle yapıyor. Yani böyle yaşanır mı? Neyse inşaAllah güzel olacak da fakat tabii biz ön olarak ön proje, ön düşünce olarak bunları söylememiz gerekiyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Selamün aleyküm Hocam”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “İki gündür aşağıdakileri soruyorum, ancak cevap alamadım. Eğer cevapladıysanız ve ben kaçırdıysam çok özür dilerim.”
“Selamün aleyküm” Pendik’ten Mustafa Aydın. “Ben sürekli yayınlarınızı takip ediyorum”, Ahmet Hulusi ile ilgili bir şey sormuş. Nerede Ahmet Hulusi, Türkiye dışında mı o arkadaş? Yaşıyor mu? Kibar bir delikanlıydı benim hatırladığım, yıllar önce öyle tanıyorum. Nedir o Türkiye de mi?
OKTAR BABUNA:Bakayım Hocam, ben de bilmiyorum tam.
ADNAN OKTAR:Ama böyle ilginç fikirleri vardı. Güneş Cehennemdir diye, yanlış bilmiyorsam eğer. Güneş bildiğimiz Güneş “Cehennem orası” diyor. Yani bu acayip tabii, ne alaka Güneş ile Cehennem. Güneş normal Güneş, Cehennemle alakası yok. Ama oturup ben Müslüman’la uğraşmam. Yani benim uğraşacağım çok adam var, dinsiz, imansız, Materyalist’le uğraşırım. Onunla uğraşmam. Anormalse de eksik yönlerini zaten doğrusunu anlatıyoruz. Kuran’da var, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri var, ilmihaller ortada yani o karmaşık bir şey değil. Ama şimdi işi gücü bırakıp Müslümanlarla uğraşmak, benim yöntemim değil. En son düşüneceğim olaylardır. Ama aklımda kalan o işte.
OKTAR BABUNA:Bir internet sitesi yapmış.
ADNAN OKTAR:Ahmet Hulusi, nedir? İllaki faydalı yerleri vardır, anormal şeyleri de ayırt edersiniz yani aklı başında bir insan anlar. Mesela Güneşin Cehennem olmadığı belli. Güneşi Allah nimet olarak yaratmış. Nerenin Cehennemi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte “insanlar uçup oraya gidiyor falan” diyormuş, öyle bir şey yok, yani alakası yok. Allah Cehennem yaratacaksa yani bizim sadece Güneşimiz mi var? Allah’ın gücünü dar düşünmekten kaynaklanıyor, bunlar. Milyonlarca Güneş sistemi var dünyada, ayrıca Allah’ın yakmak için illaki böyle yanan bir cisme ihtiyacı yok. Cennet, Cehennem ayrı bir boyuttur. Bu dünya boyutudur, bu bizim gördüğümüz boyut. Mesela biz şimdi iki boyutlu böyle böyle, bir de üçüncü boyut var, üçüncü boyuttakiler bizi görürler. Yani nasıl söyleyeyim, veyahut şöyle diyeyim, dördüncü boyutu anlatalım. Mesela şu kitapta bakın iki boyut var. Bir en, bir de şöyle boy, şöyle iki tane boyut var. Biz dışarıdan üçüncü boyuttan bunu görüyoruz. Aslında biz de böyle bir boyutuz, düz bir boyutuz olarak düşünürsen, dördüncü boyuttan da bizi görürler. Cennet, Cehennem bu dördüncü boyuttadır. Dolayısıyla Güneşe ihtiyaç yoktur. Ama onu dışında faydalıdır yani faydalı yönleri vardır, anormal yönlerini ayırt etsinler, faydalı yönlerinden de faydalansınlar. Ama o uzun uzun anlattığı şeylerin çoğu yanlış onlar, o kadar karmakarışık değil. Din sadedir. Karmakarışık bir şeyler anlatmaya başladıkları başdığı vakit birisi diyeceksin ki; “bunda bir acayiplik var”. Allah bak, “Hz. İbrahim (a.s.)’in dini gibi kolaydır” diyor, Allah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. Derin iman da kolaylığın içindedir din de kolaylığın içindedir. Karmaşaya kafa gittiğinde, şeytan’ın ülkesine doğru yol almaya başlarsın.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Şeytan karmaşada boğar insanları, karmaşanın içine girmeyeceksin. İmanı anlamak çok sadedir. Mesela bakıyoruz dünyaya, hemen anlıyoruz Allah’ın varlığını. Öyle yani çok kapsamlı girift bir çalışmanın sonucunda Allah anlaşılmaz. Allah hemen anlaşılır. Kuran’da mesela baktığımızda Kuran’ı, zor ucu ucuna anlıyor değiliz. Kuran’ı hemen anlıyoruz hak olduğunu. Güzel ahlak mesela vicdanlı bir davranışta hemen anlaşılır. Mesela birine kötü bir hareket, ben fark edemedim, kusura bakma denir mi? Nasıl olduğunu bilirsin.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Dini sadelikten çıkartıp, karmaşaya sokanlar dini kendi içinde boğuyorlar. Müslümanları o meydana getirdikleri batağın içinde boğuyorlar. Özel olarak bataklık meydana getirip, Müslümanları içine çekip, orada onları öldürüyorlar. Batağın içine kimse girmez. Din sadedir, sade ve kolaydır. Cennet, Cehennem de öyle yani karmaşık bir şey yok. Cennet son derece güzel zevk yurdudur, mutluluk yurdudur. Cehennem de acıların çekildiği bir yerdir. Böyle Allah’a kul olmak da son derece kolaydır. Beş vakit namazını kılarsın, helale, harama dikkat edersin, Allah’ı çok seversin, Allah’tan korkarsın, insanlara iyilik yaparsan, samimi olursan Cennete gidersin.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Karmakarışık bir sistem yok, helallere haramlara dikkat ettiğinde tamamdır. Onun için, yok işte şu harfin anlamı şu, şu harften de şu çıkıyor, o zaman şu şöyledir, bu böyle, böyle logaritma gibi karmakarışık formüller, karmakarışık olayların içerisinden din çıkmaz. İşte bak burada ima edilmiş, bu imadan şu ima çıkıyor, o imanın bağlantısı da şu imanın bağlantısıyla bağlandığında böyle bir netice çıkıyor. Böyle bir din olmaz. O sahtekar deli tiplerin çıkarttığı oyundur ve dini bataklığa çevirip insanları boğmak için şeytan’ın geliştirdiği bir sistem. Böyle bir oyuna hiç kimse gelmesin. Kuran’ın açık, muhkem hükümleri vardır. Helaller, haramlar alenen bellidir. Allah diyor “Kuran’dan sorulacaksınız” diyor. “Kuran’da da apaçık indirdik” diyor. Kuran’ı da Peygamber efendilerimiz (s.a.v.) gayet güzel, tefsir etmiş, ona uyacağız, karmaşık bir şey yok. Bak “bir tek Kuran’dan soracağım” diyor, Allah. Kuran’dan sorgulanacaksınız. Yani bizim yanımızda Ahiret’te Kuran olacak, o kadar. Allah; “sizi Kuran’dan imtihan edeceğim” diyor. Oradan sorulacaksın. İmtihanın sonucunda sorgunuz sadece Kuran’dan olacak, diyor Allah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Burada Kuran’a uyduk mu, uymadık mı ona bakılacak, Cenab-ı Allah o kadar. Samimi de olursak yani Allah bizim canımızı yakıp, bize azap vermenin peşinde değil. Allah söylüyor, şeytan’dan Allah’a sığınırım “Allah size azap verip de ne yapsın” diyor, Allah. Yani öyle karmakarışık sistemler mesela Cübbeli diyor; “Allah’ın huzuruna gideceğiz. Allah ile tartışmaya gireceğiz. Tartışmada Allah’ı yenersek Cennet’e gireriz. Ama tartışmada Allah’ı yenemezsek giremeyiz” diyor, özetle bunu söylüyor ve “pazarlık da yapabiliriz biz Allah’la” diyor, alenen söylüyor “pazarlık yaparız” diyor. İşte bu karmaşa, bu çok hatalı bir hareket. Bu şeytan’ın oluşturduğu bataklığın içine doğru Müslümanları çekmek olur. Cübbeli de cahilliğinden tabii, hainliğinden değil, cahilliğinden bunu yapıyor. Çocukluğundan itibaren kendini o şekilde şartlandırmış anladığım kadarıyla, başka bir şeyi de okumama politikası var, Risale-i Nur’u da okumuyor, televizyon seyretmiyor, felsefeyle ilgilenmiyor, Darwinizm’i, Materyalizm’i zaten bilmiyor. Öyle olunca da küfrü de tanımıyor. Putların durumunu bilmiyor, onlarla nasıl mücadele edilir onları bilmiyor. Halbuki Kuran’a göre Müslüman Hıristiyanlığı da bilecek, Museviliği de bilecek, putları bilecek, Deccaliyet’i bilecek, hepsini bilecek ki ve ona karşı mücadele versin. Yani insan düşmanını bilmezse neyle mücadele edecek?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Adam düşmanını bilmiyor ve bilmeyince de mücadele edemiyor. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Ahmet Hulusi’yi sormuştunuz, Amerika’daymış Hocam Amerika’nın bir eyaletinde.
ADNAN OKTAR:Önüne gelen Amerika’ya gidiyor Allah Allah, ne var bu Amerika’da anlamadım? Ne güzel Türkiye. Ahmed Hulusi Hocam. O İskender dede de orada. O da Amerika’da.
OKTAR BABUNA:Evet orada.
ADNAN OKTAR:Allah Allah hayırlı olsun ne diyelim, bir biz kaldık herhalde burada.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, evelAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah ve diğer kardeşlerimiz. Yani kimi tabii zaruri olduğu için gidiyor, onlara bir şey demiyoruz. Ama zaruret olmadan ne alaka.
OKTAR BABUNA:Okuyayım mı Hocam, Ahmet Hulusi’nin ifadesini? Kendi sitesinde Güneşi tanımlarken şöyle diyor; “Atom altı boyuta ait ışınsal ikizi Cehennem olan, yüzey harareti olarak verilen altı bin derece olan büyük patlama, genişleme devresinde gelip Dünyayı içine alacak olan yıldız”.
ADNAN OKTAR:Bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA:“Atom altı boyuta ait ışınsal ikizi Cehennem olan, yüzey harareti olarak verilen altı bin derece olan büyük patlama, genişleme devresinde gelip Dünyayı içine alacak olan yıldız”.
ADNAN OKTAR:Kardeşim yani bu süslü şeylere ne gerek var. Yani ışınsal ikizi falan. Cennet, Cehennem bir başka boyutta olan Allah’ın halen şu anda yaşattığı bir sistem. Yani şu an Cennet, Cehennem kurulu zaten ve insanlar onun içindeler zaten. Bir başka boyuttur ve zaman boyutu da ayrı. Yani bizim Dünyanın zaman boyutu, mekan boyutu ayrıdır, dördüncü boyutun zaman ve mekan boyutu ayrı. Apayrı zaman ve mekan boyutları. Dolayısıyla ışınsal ekseninin paralel izdüşümü koordinat noktasındaki, ışınsal şok dalgalarının meydana getirdiği kuantik hareketler yani böyle karmakarışık. Yani Hocamın ellerinden öperim de yapmasın, etmesin Allah aşkına böyle karmakarışık şeyler. Nereden çıkarıyorlar böyle şeyleri. Ama faydalı şeyler de vardır. İyi yönlerinden de istifade etmek lazım, güzel yönlerini. Bir şey daha vardı o neydi Hansberg mi, Iceberg mi, saçı turuncu bir mübarek vardı. Hans Iceberg mi? Sonra yok öyle biri falan dediler.
OKTAR BABUNA:Buradan bakayım Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak yeni öğreniyorsun. Bu tipler de insanlara faydalı çok yönleri oluyor yani güzel ifadeleri oluyor. Mesela masonluğun bile faydalı yönlerini almak lazım.
OKTAR BABUNA:Hans Von Aiberg.
ADNAN OKTAR:Onun da mesela faydalı yönlerini almak lazım. Böyle garip şeyler olursa, yani abuk şeyler olursa onları almamak lazım. Ama hakikaten böyle düşüncedeki insanlarda çok ilginç bilgiler olabiliyor, faydalı şeyler olabiliyor, faydalı kısımları alırız.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim dünya ilginç yani imtihan olduğumuz için her çeşit olay oluyor. Acayip renkli dünya Allah çok hoş yaratmış. Ama bakın benim bir özelliğim, ben karmaşaya girmiyorum. Ben Kuran’ı çok samimi tefsir ediyorum, açıklıyorum. Peygamberimiz (s.a.v.)in açıkladığı tarzın içerisinde. Hadisleri çok samimi açıklıyorum ve doğrudan ispat ediyorum, bilimsel olarak ispat ediyorum delille yani elle, gözle tutulacak şekilde. Böyle abuk, subuk yok şahs-ı maneviymiş, yok ruhaniyetmiş, kaybolmuşmuş böyle samimiyetsiz izahlarla, inanamayan bazı insanların yaptığı tarzda kafalama ve örtme üslupları yapmıyorum. Son derece candanım ve o söylediklerim de doğru. Yani beni takip eden kardeşlerimiz bana güvensinler. Yani benim şahsımı örnek almasınlar yani ben Peygamber değilim. Hani diyorlar; “Adnan Hoca çapkın, şu bu” falan onları bir kere bir kenara koysunlar. O Allah’la benim aramda, inşaAllah. Öyle duyuyoruz etrafta yani Allah Allah. Ben Peygamberimiz (s.a.v.)’i örnek gösteriyorum, Sahabeleri örnek gösteriyorum. Yani zaten başka türlü de model olmaz. Kardeşim, beni örnek alın denir mi?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Olur mu öyle şey, çok mantıksız. Ben normal bir Türk vatandaşıyım, Türk delikanlısıyım, deli doluyum yani alemciyim, neşeliyim, dışa dönüğüm yani oturup beni örnek almalarına gerek yok. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.)’i örnek alsınlar, Sahabeleri örnek alsınlar, helale harama da dikkat edecekler o kadar, inşaAllah. “Yok Hocam işte şunu duyduk, bunu duyduk” Boşver, onlarla... Duydun, ne oturup uğraşıyorsun sen. Oturuyor beni savunmaya vakit ayırıyor. Yani vaktini kaybediyor. Elalemin delisinin ağzı kapanır mı? Milletin ağzı torba değil ki büzesin derler yani. Ne uğraşıyorsun, istediği gibi desin, sana ne. Sen bütün enerjini, gücünü Kuran’ı ve İslam ahlakını anlatmaya ayır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Hadisleri anlat, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediklerini anlat, Ahir zamanı anlat. Hocamıza da böyle diyorlar derse, “sen boşver onu, sen şunları dinle” dersin olur biter. Onlarla mı uğraşacağız. Aylarca uğraştık kokain içmedim diye, uğraşıyoruz yine inandıramıyoruz adamlara Allah Allah. Bir tane dindar bir hanım vardı, ünlü dindar bir hanım. “Hocam nedir bu kokain işi?” dedi. İftira attılar, öyle bir şey yok dedim. “Niye öyle söylüyorsun, sıkılmışsındır, içmişsindir Hocam” dedi. Dedim; “artık sen de böyle diyorsan, artık yapacağımız bir şey yok” dedim. Ben de uzun uzun anlatıyorum, bak dedim; “evde arama yaptı adamlar, işte kanımda mikrogram olarak çok yüksek oranda çıktı, bilimsel olarak bu mümkün değil. Adlı Tıp’ta rapor var. Yani Emniyette verildiğine dair rapor var ve beraat ettim” dedim. “Olabilir sıkılmış, içmişsindir” dedi, daha hala, Allah Allah. Onun için artık ben bu işlerle uğraşmak istemiyorum. Çözüm bulamıyorsun yani öyle bir konu yok. Adama ne kadar yapmadım, etmedim desem yok, makullüğünü anlatıyor. “Niye delikanlı adam yapmışsındır” falan diyor. O zaman yapacak bir şey yok. Kokainman, niye içeyim kokain deli miyim ben. Suyun bile en iyisini hasını içiyoruz biz, oturup kokain içeceğim, bilmediğim etmediğim iş. Allah esirgesin insanın aklı gider, çok tehlikeli iş.
OKTAR BABUNA:Size hemen hemen atılmadık iftira kalmadı Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet Allah-u alem.
OKTAR BABUNA:Her şeyi, hepsini denediler.
ADNAN OKTAR:Yok ben öyle şeyleri takmam yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Size o dönemde Hocam Scotland Yard dahil 22 ayrı Adli Tıp raporu verilmişti. Yalnız Türkiye’den değil, dünya çapında 22 ayrı kurum rapor vermişti onun imkansız olduğuna dair.
ADNAN OKTAR:Bak görüyor musun “bir akıllı bir taş atar kırk akıllı çıkaramaz” derler. Adamlar bir oyun yaptılar, bizi aylarca uğraştırdılar. Onu ispat etmek için alnımızın derisi çatladı.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Sağolsunlar o zaman Turgut Özal rahmetli, Ankara’dan burayı aramış. Demiş; “daha hala o işi bitiremediniz mi?” demiş, benim için, “bu işi bitirin” demiş. İşi bitiren de diyor ki: “Ben bu derece, bu şekilde olsun demedim ki, tosunlar kendilerini fazla kaptırmışlar” diyor. Bak “tosunlar kendini fazla kaptırmışlar, ben bu ayarda söylememiştim. Ayarını kaçırmışlar” diyor. Yani “kokain komplosu yapın dememiştim ben” diyor. Ne diyeceksin adamlara? Şimdi adamı yakalatsan, hapse attırsan yaşlı başlı adamlar, bilmem ne ondan da bir şey çıkmaz yani beni mutlu edecek bir şey de değil. Aşağı-yukarı biliyorum yapan hergeleleri ama yazık yani adamın çoluğu çocuğu var. Yani olayın direk içinde. Biliyorum Emniyette viski falan aldırdı, getirtti, üç şişe falan viski alıp getirtti, gözümün önünde orada. Yani her şey gözümün önünde oldu. Kebabı getirttireni de biliyorum, hepsini biliyorum. Ama ne yapacaksın, adamı şimdi elin garibini ezdirip ne yapacağım yani. O da diyecek; “işte ben emir eriyim ne yapayım” diyecek, oluyor böyle şeyler.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne yapalım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Güneydoğu Olay ve Kahramanmaraş Aksu Tv’de yarım saat sonra devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Biraz sonra Cübbeli’nin yeni marifetlerini anlatacağız, ondan sonra güzel anlatıyor. Mehdi (a.s.) ile ilgili mükemmel, talebem oldu. Onu Mehdiyet’i savunucusu yaptım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehdiyet’i onun kadar mükemmel savunan şu an talebem yok. Muazzam anlatıyor, her zamanda anlattıracağım... muhterem, kerata diyecektim ama demeyeyim mantıksız olacak. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
SUNUCU:HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize Ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Bak gözüme bir ayete takıldı, okumadan açtın değil mi, kendin açtın, ben açmadım yani kendin açtın, bu sayfa çıktı.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Bu sayfa çıktı, 76’da diyor ki, Cenab-ı Allah; “Öyleyse onların sözü, (sözleri, konuşmaları) seni üzmesin (iftiralar seni üzmesin) Elbette sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz”diyor, Cenab-ı Allah. Ben de haram olduğu için tabiki böyle şeylerden olumsuz etkilenmem, hiç kale almam. İt ürür, kervan yürür derler, inşaAllah. Onlar oradan ilgili seslerle kervana koşacaklar, havlayacaklar biz de gideceğiz.
OKTAR BABUNA:EvelAllah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şeytan’dan Allah’a sığınırım “İşte oyalnızca tek bir çığlıktan ibarettir. Artık kendileri diriltilmiş olarak bakıp duruyorlar” diyor, Cenab-ı Allah. “Birden kalkacaklar” diyor, Allah, yerden. “Derler ki eyvahlar bize, bu din günüdür”, “Kastedilen dirilme demek ki buymuş” diyorlar. “Bu sizin yalanladığınız ayırma günüdür”, hani Allah diyordu, mesela bu olacak, bunlar da reddediyorlar, Allah da diyor bak “bu sizin yalanladığınız(olmaz dediğiniz) ayırma günüdür”, “kafirlerle, müminleri ayırma günü” diyor, Allah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Dergiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...