SUNUCU 3:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv, Gaziantep Olay Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve harunyahya.tv sitemizden devam ediyoruz. Hocam nasıl devam ediyoruz?
ADNAN OKTAR: Güzel devam edeceğiz, inşaAllah. Bak güzel. Binali isimli bir kardeşimiz. “Sevgili Hocam, Ben Antalya’dan Binali Yazıcı. Sevgili Hocam, ben 35 senelik Risale-i Nur talebesiyim. Bugüne kadar yapmış olduğumuz derslerde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin şahs-ı manevi olduğunu söylemedik.” Yani “yaptığımız derslerde hiç şahs-ı manevi demedik” diyor, “35 seneden beri.” “Üstadın buyurduğu gibi, Hz Mehdi (a.s.)’nin şahıs olduğunu, İslam aleminin başında olacağını, Allah-u Alem 1432’de zuhur edeceğini, 1453 Hicri yılda, İslam’ın yeryüzünü fethedeceğini, 1506’ ya kadar dünyanın mutlu ve müreffeh olacağını, 1542’ye kadar İslam’ın yeryüzünden peyderpey kaldırılacağını, 1545 gibi de Kıyametin, inşaAllah kafirlerin başına kopacağını, bütün Nur talabeleri bilmektedir. Sizden tek ricam, 5. Şua’ yı tetkik etmenizdir. Saygılar sunarım. Oktar Hocama da selam ediyorum” diyor.
OKTAR BABUNA: Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam. “Allah’a emanet olunuz. Binali.” Kardeşim, Binali kardeşim; şimdi, bu güzel bir müjde de maalesef pratikte böyle bir durum yok. Yani Nur talebelerinin içerisinde bir hayli insan, Mehdi (a.s.)’nin şahıs değil, şahs-ı manevi olduğuna inanıyor. Mehdi (a.s.)’nin de geleceğine dair kanaatleri yok. İsa (a.s)’nın da geleceğine dair kanaatleri yok. “İsa (a.s) geldi-geçti” gibi, yani böyle olayı bir şekilde yok edecek, yani pratikte yok edecek bir sistem bulmuşlar. Yani, “şu kişi Mehdi (a.s.)’dir” diye bağlantı kuracağımız bir kişi yok. “İsa (a.s.)’dır bu kişi diye de bağlantı kuracağımız bir kişi yok.” Yani böyle garip izahlarla olayı kapatmışlar.
Ali Aydın; “Sayın Hocam, Allah razı olsun; çalışmanız, Türk-İslam aleminin önünü açmaktadır. İki aydır sizi takip ediyorum.” Kardeşimiz Ali Aydın da aşağı-yukarı aynı şeyleri anlatıyor. “Sevgili Hocam, sevdiğiniz tabirle Muhammed Adnan Hocam, ben Risale-ı Nur talebesi olma gayretinde bir kardeşinizim. Üstad’ın hayatındaki en büyük gayesi, Meyve Risalesi’nde anlatıldığı düsturlardır. Bu bağlamda hayatı sadece kabre imanla girmek derdi olan bizlere Mehdiyet düsturları açısından neler söylersiniz?” ‘Kabre imanla girmek’, tamam, doğru ama şimdi iman ne demek? Kuran’dır iman. Kuran’a iman. Kuran baştan sona İttihad-ı İslam’ı anlatıyor. İttihad-ı İslam adamı ilgilendirmiyor. O zaman, ‘kabre imanla gireceğim’ diyor. Kuran’da Peygamber sevgisi var. Hz. İsa (a.s.)’ya Müslüman’ın kavuşmak istemesi, ne güzel bir aşktır, ne kadar hoş bir şey. Hz. İsa (a.s.)’yı 2000 yıl sonra görmek, müminin müthiş aşkla isteyeceği bir şey. Adam hiçbir şekilde istemiyor. Öldürmek istiyor Hz. İsa (a.s.)’yı; ya şahs-ı manevi yapıp yok etmek istiyor; ya “geldi, geçti” diyor veyahut “esrarengiz şekilde ortadan kayboldu” diyor. Bir şekilde Hz. İsa (a.s.)’yla bağlantı kurmak istemiyor adam. Mehdi (a.s.) ile de yani. Direkt sahtekarlık yapıp konuyu kapatmak isteyen tipler var. Ama Hocalarımızı konuşturduk işte; büyük üstadlarımızı, değerli ağabeylerimizi konuşturduk; hepsi de Mehdi (a.s.)’nin şahıs olacağını söylüyorlar teker teker. Ama buna rağmen deliler gibi diretiyor adamlar.
Bak mesela; Kırkıncı Hoca’yı konuşturduk, Seyyid Salih Özcan Hocamızı konuşturduk, diğer alimleri konuşturuyoruz, adamlara hiç etki etmiyor. Hani diyorlar, “Nuh diyor Peygamber demiyor” derler, acayip kararlılar. Deliler gibi kararlılar. Bu da iman zaafiyetinden oluyor. Ama uyanık, aklı başında kardeşlerimiz de çok tabii, inşaAllah.
“Hocam bazen şahsınızı yüceltiyorsunuz” diyor, Aydın kardeş. Niye böyle diyor? Yani “çok yakışıklıyım” falan mı, onu mu kastediyor? Yani diyoruz ya; “küfrün kafasını ezdik,” yani doğru kardeşim, yalan mı söylüyorum? Yalansa, “Hocam, doğru söylemiyorsunuz” desinler. Yani doğru olan bir şey söylenir. Ben mesela merhametliyim. Ne yüceltmesi? Doğru. Samimi Müslümanım, bu da doğru, kendi inancım olarak. Yakışıklıyız, Allah’a çok şükür. Deli doluyum, bu da doğru. Darwinizmi dünyada ezen adamım, arkadaşlarlarımla beraber. Doğru, beraber ezdik. Ezdiren kim? Allah. Güzel gösteren kim? Allah. Mühim olan bu. Ben Allah’ın tecellisiyim. Adamlara ne diyoruz? Allah’ın tecellisi deyince, adam kabul etmiyor. “Ben müstakil maddeyim, varlığım” diyor. “Allah hayal, ben gerçeğim” diyor. Ben öyle bir şey demiyorum ki. “Ben hayal olan bir varlığım, gölge bir varlığım. Dışarıda madde var ama ben gölge bir varlığım. Bütün güç ve kudretin tamamı Allah’ın elinde” diyorum ben. Ben, “Allah’ın tecellisi olarak, sıfatlarının tecellisi olarak tecelli ediyorum” diyorum. Burada övgü kime oluyor? Allah’a oluyor. Ne alaka o zaman. Samimi olduktan sonra, bu konular rahatça anlatılır. Yanlış biliyorlar. Mesela güzel bir insan diyecek ki; “elhamdülillah, ben güzelim” diyecek. “Yok, ben maymun gibiyim,” bilmem ne, hepsi sahtekarlık yapıyor, çok adice bir hareket o. İşte, “beni övmeyin, perişan oluyorum,” bilmem ne falan, bu da samimiyetsiz hareketler. “Elhamdülillah” diyecek, “evet, hakikaten güzelim. Allah güzel tecelli ediyor. Allah güzelleştirdi. Allah hepimize güzellik versin” diyecek. Abidik gubidik sahtekarlığa gerek yok, dürüst olmak lazım. Akıllıysa bir adam, der; “ben akıllıyım” der, yani ne var bunda? Anormal olan bir şey yok. “Geri zekalıyım” mı desin, ne desin adam?. Geri zekalılık, o da bir güzelliktir. Allah onu öyle yaratır, o ayrı. Onu yanlış biliyorlar. Ben görüyorum mesela, “çok güzelsin” diyorum. “Ah” falan diyor, sanki kafasına taşla falan vurulmuş gibi. “Demeyin, işte mahçup oluyorum, yerin dibine giriyorum,” bilmem ne. Bu densizliktir, böyle denmez. “Allah’a hamd olsun, elhamdülillah” denir. “Allah güzel gösteriyor, güzel tecelli ediyor, Allah güzel yaratmış, Allah’a hamd olsun” denir. Kendine aldığı için, putlaştırdığı için kendini, övdü mü; kendini, şahsını, putunu övmüş oluyor. O da şirk olur. Biz putu övmüyoruz ki, Allah’ı övüyoruz. Ben kendimi övmüyorum, Allah’ı övüyorum ben. Ben çünkü kendimden geçmişim. Ben ne diyorum? “Allah gerçek, mutlak varlık. Ben tecelliyim” diyorum. İstediğin kadar öv ondan sonra. Allah’ı öveceksin. Mühim olan o, inşaAllah.
“Esselamu aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Başbakan ulusa sesleniş konuşmasında, şu sözleri ifade etti: "Bu vesile ile sizlerden ricam başta İstanbul ile ilgili olmak üzere, zaman zaman gündeme getirilen muhtemel deprem senaryolarına itibar etmeyip, yetkili resmi kaynaklardan yapılacak açıklamalara kulak vermenizdir" dedi. MaşaAllah, siz çok önceden, İstanbul’da deprem olmayacağını dile getirmiştiniz. Bu arada sizi çok çok seviyorum, inşaAllah. Dualarınızı beklerim. Sevgi, saygı ve muhabbetlerimle.”
Kardeşim, bana böyle eleştiri yapıyorsunuz, hoşuma gidiyor ama ben gerçekten samimi adamım, anormal bir şey olsa hemen düzeltirim ben zaten. Övmem doğru o yani, o güzel, onda bir şey yok. Ben Allah’ı övüyorum. Anormal bir şey olduğunda da derhal düzeltirim, öyle diretecek adam da değilim. Allah’tan korkarım. Yani vicdanım elvermez. Ama Cübbeli’nin falan böyle garip konuşmalarına tabii, şu rahat konuşamamak yok mu. Tam karşılığı var, söyleyemiyorum. Neyse, o günler de gelir inşaAllah; rahat konuşacağım günler. Hayır, kötü bir şey değil, hakikaten hoşunuza gider, iyi bir şey. Ama gitmez.
Şimdi talebemi huzuruma getirin bakalım. Başla Cübbeli’den, dünkü sohbetlerden başlayalım.
-VTR- (Cübbeli Ahmet Hoca)
ADNAN OKTAR: Bak, maşaAllah, maşaAllah; talebe dediğin böyle olacak, maşaAllah. Ayeti şimdi hiçbir şekilde okumuyor. Oku ayeti.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.” (Tevbe Suresi, 33)
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi ‘bütün dinlere üstün olmak’ ne demektir? Her yönde; siyasi, sosyal, iktisadi, politik, sanatsal, ekonomik, her yönde üstün. Bu, Muhammed Mehdi (a.s.) zamanında olacak. Bu asırda olacak ve vakit de yok, bakın 70 sene. Yedi tane on sene var. Cübbeli de biliyor, vaktin kalmadığını. Ama şeytanın ifasıyla, nefsinin ifasıyla, çok yanlış bir yola girdi. 570 sene dünyanın ömrü olmadığını biliyor Cübbeli. Yani bu sekiz tane Suyuti’nin hadisini bilmemesi mümkün değil. Su gibi bildiği bir hadis. Gayet iyi biliyor. Anlamazlıktan gelip, Müslümanları Kıyamete hazırlıksız götürüyor ve İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini geciktiriyor. Yani bu kafayla, Cübbeli’nin kafasıyla, İslam ahlakının dünyaya hakim olması mümkün değil ve 70 yılı boşa geçirttirecek, ondan sonra İslamiyet kalkacak, kıyamet kopacak, Cübbeli’ de ferahlamış olacak ve bu kadar insanın, manen kanına girmiş olacak. Manen. Bu kadar insanın, Allah vermesin, Cehennemine vesile olacak. Bunu bildiği halde, Kıyametin çok yakın da olduğunu bildiği halde; bütün ulema biliyor, Şeyh Mahmut Efendi Hazretleri biliyor, Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri; gürül gürül, gece-gündüz televizyonlarda anlatılıyor. Sungur Ağabey de çıktı, bak televizyonda söyledi; “70 yıl var” dedi. Açıkça söyledi. Daha hala, gafilane ve cahilane bir kısım insanlar, anlamamazlıktan geliyorlar ve devam ettiriyorlar. Cübbeli de cahilane. Gafil değil ama cahil. Anlamıyor değil, biliyor yani. O kadar önemli bir konu ki kardeşim, dünyaya hakim.
Mesela bak şimdi, bir toplantı oldu. Orada yemekte, dünyanın her tarafından Hindular gelmiş, ne o başka da ilginç bir şey de var böyle.
OKTAR BABUNA:Bahailer. Hıristiyanlar, Museviler, Müslümanlar…
ADNAN OKTAR: Bahailer, Hıristiyan, Musevi, puta tapan, hepsi gelmişler. Hayran oldu adamlar, maşaAllah. Hiç konuşmadım da, kısa bir konuşma oldu. Ne dediler? Sen anlatıyordun az önce.
OKTAR BABUNA:Örnek vereyim Hocam, inşaAllah. Mesela Hintli, sih inancında olan birisi; kendi dillerinde, ‘Oktar’ kelimesinin, ‘Allah’ın tek ve yegane hizmetkarı’ demek olduğunu söyledi. Hıristiyan bir kişi; “biz bugün büyük sarayları gezdik. Akşam da gerçek sultanı gördük. O bu mekanlara layık kişi” diye söyledi, sizin gıyabınızda, maşaAllah. Yaşlı bir bayan; “biz sizin kitaplarınızı okumadık ama sizin gibi kaliteli, dürüst, temiz yüzlü insanların her dediği doğrudur. Okumadan, gerçek olduklarına inanıyoruz” dedi. Daha önce sizi tanımayan bir başka kişi, sizin dindarları bir araya getirip, materyalizm ve Darwinizm ile mücadeleye teşvik ettiğini öğrenince, kendilerinin de bu mücadeleyi verdiğini söylemişti. Arkadaşımız sizin için; “30 yıldır bu mücadeleyi veriyor” deyince de, o kişi de; “demek ki biz onun mücadelesi sayesinde şimdi bir araya gelebilmişiz” demiş Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak, “ümmetimden bir taife” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Allah’ın emri gelinceye kadar,” Muhammed Mehdi (a.s.) ve talebeleri, “Allah’ın emri gelinceye kadar (yani Kıyametin kopmasına kadar) hak üzerinde galip olacaklardır. Meşhur bir hadis, bu hadis. Buhari, Müslim, İmare, Davud, Tirmizi, İbn-i Mace, El-hakim, Hakimin Müstedreki, hepsinde var. Meşhur bir hadis. Şimdi, Sungur Ağabey bu hadisi, Bediüzzaman’ın söylediği hadisi, şerh edip açıklıyor. Bediüzzaman söylüyor bakın. Ebcedle Kıyametin tarihini veriyor, Allah’ın izniyle.
-VTR- (Mustafa Sungur Ağabey)
ADNAN OKTAR: Bakın, şaşar beşer Faruk Beşer, Cübbeli, işte Osman Ünlü falan gibi tipler, Müslümanların böyle gafil avlanma derler ya; şeytanın eline gafil avlanacakları, düşecekleri gibi bir sistem meydana getiriyorlar, cahilliklerinden. “Vakit yok” diyor, bak söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Yani dünyanın illaki bir son vakti olacaktır. Biz de o vakitte yaratılmışız. Bunda şaşacak ne var? “Bize mi rastgeldi?” kafasındalar. Evet, bize rastgeldi. Yani Kıyametin son zamanı bize rastgeldi. Hani diyor ya adam, piyangodan para çıkıyor; “bana nasıl çıkar?” diyor. Veya bir şey, bir olay oluyor. Bu bize rast geldi, hayret, Allah’ın hikmeti. Yani dünyanın sonu bize rastgeldi. Şaşacak bir şey yok. Bak açık, en büyük alimler söylüyor bunu. “Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî zâhirine ale’l-hakkı hattâ ye’tiyallahü bi emrihî.” “Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar (yani Kıyametin kopmasına kadar) hak üzerinde galip olacaktır.” “Ramazan-ı Şerif’te, 10. günün, 2. saatinde. Şimdi bakın Ramazan-ı Şerif-i unutmasınlar, 1545’teki arkadaşlar. Bak, unutmasınlar bunu. Ramazan-ı Şerifin 10. gününün 2. saatini unutmasınlar. Kafalarında iyi tutsunlar. Yani ayrı bir nokta olarak belirtiyorum. “Birden şu hadis-i şerif hatırıma geldi. Belki, Risale-i Nur şakirtlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi. "Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî." (Ümmetimden bir taife zail olmayıp devam edecektir.) Şedde sayılır, tenvin sayılmaz fıkrasının makam-ı cifrîsi 1542 ederek nihayeti devamına ima eder. Yani o devre kadar perişan olarak insanlar devam ediyorlar, 1542’ ye kadar. Küfrün en kudurup, azdığı dönem, 42’den sonra. “"Gaybı yalnız Allah bilir." (Neml Suresi, 27. Sure, 65.ayet. Ayrıca Tirmizi, Sevabul Kur’an ve Darimi, Fedailül Kur’an, 21.” “"Zâhirîne ale'l hakk" (hak üzerine gâlibâne olacaktır.) Şedde sayılı fıkrası dahi makamı cifrisi 1506 edip, bu tarihe kadar zahir ve aşikare,” yani böyle bizim gibi; öttüre öttüre, eze eze, “zahir ve aşikare ama belki galibane” diyor. Onu diyorsa, son zamandır demektir. ‘Belki’ girdi mi araya artık… Bak daha önce belki yok. Eze eze devam ediyor. Mesela şu an nasıl devam ediyor? Zahir, aşikarane ve galibane. Ve eze eze, söke söke değil mi, şu an? Açıkça şu an karşımızda adam yok. Ama bak, 1506’dan sonra ne diyor? Bu tarihe kadar; “zahir, aşikare belki galibane.” O zaman bitti. ‘Belki’ girdi mi ona, artık denge o tarafa kayıyor demektir. Sonra ta 42’ye kadar, 1431’deyiz; “1542’ye kadar gizli ve mağlubiyet içinde.” Nasıl gizli? Ne namaz kıldığını hissettiriyor, ne oruç tuttuğunu hissettiriyor, ne Allah’tan bahsediyor, ne dinden bahsediyor. Ve anlattığında da mesela, gizlice birisine anlattığında da mağlubiyet içinde. Dinlemiyor adamlar, mağlubiyet içinde. “Vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın ima eder. "Vel ilmu indallah." (Gerçek ilim ancak Allah Katındadır.) Hatta "yatiyallahu biemrihi" (Allah’ın emri gelinceye kadar yani Kıyametin kopmasına kadar) şedde sayılır fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi 1545 olup kâfirin başında Kıyâmet kopmasına ima eder.” İşte bu kadar. 1545. 46 değil, 45. 46 oldu mu öbür tarafa doğru sarkmış oluyor tarih. “"La yaglumel gaybe illallah." (Gaybı Allah’tan başkası bilemez.) Câ-yı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil’ittifak bin beş yüz tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına mânidar, mâkul ve hikmetli bir surette bin beş yüz altı (1506)’dan tâ ‘1542’ye, tâ ‘1545’e kadar,” üç büyük değişimin, “üç büyük inkılâbın,” bakın 1506’da bir devrim var, inkılap oluyor. Yani sistem değişiyor. Bilmiyoruz, belki komünist-faşist karışımı bir şey yapacaklar, bilemiyoruz. 1542’de karşı bir inkılap var. 1545’te de Kıyamet kopuyor. Üç büyük değişimin, “üç büyük inkılâbın ayrı ayrı zamanlarına tetabuk, birbirine uygun düşmesi ve tevafuklarıdır. Bu imalar gerçi yalnız bir tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil; fakat birden ihtar edilmesi,” ani ihtar edilmesi, şimdi burada çok büyük bir olay var. “Birden ihtar edildi” diyor Bediüzzaman. “Ve bana kanaat verdi. Hem Kıyametin vaktini kat’î tarzda kimse bilmez; fakat böyle îmalarla bir nevî kanaat, bir galip ihtimal gelebilir. Fatiha’da doğru yol,” Fatiha Suresi, “ashabının tâife-i kübrâsını târif eden "Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun kimseler" fıkrası, şeddesiz bin beş yüz altı (1506) veya yedi (7) ederek,” bakın, Fatiha’da da aynı şeyi çıkartıyor Bediüzzaman, Fatiha Suresi’nde. “Hepsi aynısını veriyor” diyor, “aynı tarihi veriyor” diyor. “Bin beş yüz altı (1506) veya yedi (7) ederek, tam tamına "Hak üzerinde galip olacaktır" fıkrasının makamına tevafuku ve mânâsına tetabuku ve şedde sayılsa "ümmetimden bir taife zail olmayıp devam edecektir,"” Muhammed Mehdi (a.s.)’nin ordusu devam edecektir, “fıkrasına üç mânidar farkla tam muvafakatı ve mânen mutabakatı, bu hadisin imasını teyid edip remiz derecesine çıkarıyor.” Bak, “remz derecesine çıkarıyor” diyor. “Ve müteaddit âyât-ı Kur’âniyede sıratulmustakim kelimesi, bir mânâ-yı remziyle Risaletü’n-Nur’a mânâca ve cifirce ima etmesi remze yakın bir ima ile Risaletü’n-Nur şakirtlerinin taifesi, Ahir zamanda o taife-i kübrâ-i âzamın,” nedir o?
OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s.) ordusu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, Bediüzzaman’ın verdiği isme bak,onlara;“Taife-i kübrâ-i âzam.” Bak, “Kübra ve azam.” “Büyük taifenin ve azam taifenin âhirlerinde bir hizb-i makbul olacağını işâret eder diye def’aten birden ihtar edildi” diyor. “Gerçek ilim ancak Allah katındadır. Gaybı yalnız Allah bilir” diyor. Şimdi nereye dayandırıyor Bediüzzaman bunu söylerken? Peygamberimiz (s.a.v.)’in sekiz tane hadisine dayandırıyor. Bakın, 8 tane hadis, çok net. Cübbeli’den bu hadisleri duyamıyoruz. Hiç duydunuz mu? Ahmet Hilmi Hanbel’in İlel’inde naklettiği; “Dünyadan 5600 yıl geçmiştir.” Cübbeli’den hiç duydunuz mu bu hadisi?
OKTAR BABUNA:Hayır Hocam.
ADNAN OKTAR: Cübbeli çıksın, bana; “bu hadis yalan” desin, kardeşim. “Yok, böyle bir şey” desin. “Yalan söylüyorsun” desin bana. Adam korkuyor, söyleyemiyor. Milleti niye oyalıyorsun kardeşim? Gerçeği söylesene. Kıyamet yakın. Mehdi (a.s.)’nin çıkma vakti tamam. İsa Mesih (a.s.)’in çıkma vakti tamam. O, tabii çocukluğundan beri beklediği bazı şeyler var ama onun kafasında, o ona göre gidiyor. Öyle değil. Ben bunları niye anlatıyorum? Yani hani bir telaşım olduğundan değil. Fakat ben bunları anlatmazsam bu konulara önem vermiyorum anlamı çıkar. Eğer ben Mehdi (a.s.) talebesiysem, Mehdi (a.s.) aşkıyla yanıp tutuşmam lazım. İsa (a.s.) aşkıyla yanıp tutuşmam lazım. İttihad-ı İslam’ın, Türk-İslam Birliği’nin aşkıyla yanıp tutuşmam lazım. Susuyorsam, sönmüşüm demektir. Bağırıyorsam, yanıyorum demektir. Yandığım için böyle konuşuyorum, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam, sizi ilk gördüğüm bu günden bu yana kadar hayatımda çok değişiklikler oldu. Size günden güne saygım artıyor. Allah razı olsun sizden. Soracağım soru; ben Doğu Türkistanlıyım.” Hay maşaAllah. Koçum benim. Yalnız Çin polisiyle başın belaya girmesin. İsmini vermeyeyim en iyisi senin. “Çinlilerin zulmü günden güne artıyor. Dilimizi ve dinimizi yasakladılar ve buradaki camilerdeki imamlarımız Çinliler için çalışır oldu ve bizlere yanlış bilgiler veriyorlar. Kime inanacağımızı ve ne yapacağımızı bilemedik. Bize doğru olan bir yolu ya da fikir verebilir misiniz? Allah razı olsun sizden Hocam, saygılar.” Bak, fikir ne biliyor musunuz? Allah’tan; “Ya Rabbi” diyeceksiniz, yalvaracaksınız. “Ya Rabbi, Mehdi (a.s.)’yi zuhur ettir.” Yoksa Çin orada ne Müslümanlık bırakır, ne din bırakır, ne imam bırakır, ne cami bırakır. Bak, orada adamların askeri gücü de var, iti-kopuğu da var, çakalı da var. Tam anlamıyla esir almışlar. Eze, eze, eze dini yok ederler, söyleyeyim. Ve kimse de karşılarında duramaz. Muhammed Mehdi Muntazır (a.s.)’dır çözümü, bu kadar. Ve İsa Mesih (a.s.) İbn-i Meryem, Meryem oğlu Mesih (a.s.)’tir. Allah’tan çözümü istemiyorsa insan, Allah belasını verir, söyleyeyim. İsa Mesih (a.s.)’i, Meryem oğlu Mesih’i Allah’tan isteyecekler. Yalvaracaklar; nüzulünü, gelmesini, görünmesini, yani görünmesini istesinler, öyle diyeyim. Mehdi (a.s.)’nin de zuhurunu istesinler. Başka da hiçbir çözüm yoktur söyleyeyim. Boş yere uğraşırsınız. Hiçbir netice alamazsınız. Dünyanın her yerinde eze, eze, eze, eze, bütün Müslümanları yok ederler, söyleyeyim. Bak, Cübbeli buradaki yaptığı politikasıyla yavaş, yavaş, yavaş, yavaş Müslümanları pasifize edip, yok olmasına neden olacak, bu sistemden. Bak, en takva bilinen cemaattir, en takva bilinen cemaatin içerisinden böyle bir insanı çıkartıp Müslümanları müthiş bir pasifizmin içerisine soktular. Ve bu sistemde 570 yıl ne demek? 570 yılda İslam’ın ‘i’ si kalmaz, Allah-u alem. Yani hiç öyle bir olay kalmaz. 70 yıl var. Kardeşim, akılcı bir dünyaya bakın, gençliğe bakın, topluma bakın, böyle bir perişanlığın nereye gideceğini anlamak mümkün mü? Son kere İslam ahlakının hakim olacağı açıkça görünüyor, son kere. Mehdi (a.s.)’den sonra da zaten gitmez. Yani Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra bitiyor olay. Cübbeli bunu bildiği halde çocuk gibi inat ediyor. Şaşar Beşer de biliyor, Osman Ünlü de biliyor, anlamazlıktan geliyorlar. Gözlerinin iki tarafına şöyle gözlük takmışlar, görmüyorlar etrafı. Yalnız tabii Mehdi (a.s.)… gerisine karışma sen. Mehdi (a.s.) talebesi ol, Mesih (a.s.) talebesi ol, sen iman et, bırak kendini, olduğunu göreceksin. Doğu Türkistan’da hep beraber toplu namaz kılacağız. Bana inansın. Ama Mehdi (a.s.) vesilesiyle olacak. “Çin’i ve Deylem dağını fetheder, Mehdi (a.s.)” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hindistan da alınıyor, Çin de alınıyor, Roma da alınıyor; Hırak’ın şehri, Roma, inşaAllah.
“Mezhep ayrılıkları nasıl ortaya çıkmıştır? Caferi, Şia mezhebi hak mıdır?” Kardeşim, bunların hepsi birbirinden güzel mezheplerdir. Şiilik, Alevilik, Bektaşilik, bunlar nur gibi insanlar. Sünnilik, bunlar hepsi Allah’ın kuzuları, beş vakit namazında, canım ciğerim kardeşlerim. Allah’ı severler, Peygamber (s.a.v.)’i severler. Kıblemiz bir, sevgi dolular, gece-gündüz Allah’ı anarlar. Şeytan bizi birbirimize düşürdü, Müslümanları birbirine düşürdü. Mehdi (a.s.) bu belayı durdurmak için geldi. Olay bu. Kardeşim, daha nasıl olsun adamlar? Takvadan artık eriyorlar, maşaAllah. Her yanları takva Caferilerin. Şiiler öyle. Geçen gün dedim, Cem TV seyrettim, şahane; çoluk çocuk doluşmuşlar, genç kızlar da var. “Allah, Allah” diye inletiyorlar ortalığı, maşaAllah. “La ilahe illallah” diye, mükemmel; sazla böyle, aşkla Allah’ı anıyorlar. Ne güzel. MaşaAllah.
“Ben Gökhan, selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sayın Adnan Hocam, bir sorum olacak; bu kadar zamandır ülkemizde kaos sendromları imal eden satanist, paganist, batıl iddia edilen Ergenekon güruh oluşumu, halkın demokratik hür iradesine darbe yapıp değiştirecek boyutta faal bir etkisi kaldı mı? Sizin iki ciltlik (İddia Edilen) ‘Ergenekon Örgütü Masonluğun Kılıncı’ adlı kitabınız ne zaman çıkacak? Ya da çıkmayacak mı? Sevgi ve saygılarım ile.” Mahkemenin bitmesini bekliyorum, bu mahkemenin. Yani şu an mahkemeye baskı yapmış oluruz, kitabı çıkarırsak. Olmaz. Yoksa yani beni biliyorsunuz, kodum mu oturturum, inşaAllah, Allah’ın izniyle. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kontrolü, bak açıkça söyleyeyim, metafizik güçlerin kontrolündedir. Nereden anlıyoruz? İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün dosyasına bakın görürsünüz. Çok kapsamlı, savcının kendi açıklamaları var. Yeraltında ruhani varlıkların kendilerini yönettiklerini söylüyorlar. Yeraltında, mağaralarda yaşayan, yeraltı mağaralarında yaşayan ruhani varlıkların kendilerini yönettiği söylüyorlar. Yani Hızır (a.s.)’ı anlatmak istiyorlar. Hızır (a.s.) it-kopuk takımını kullanır. Mahkemedeki şahısları ben tenzih ediyorum; yargılanan, hapiste olanları tenzih ediyorum. Mesela köpeği kullanırsın, o köpeğin işi bitti mi de ağzını bağlarsın. Hızır (a.s.) gereken yerde kullanmıştır. Şimdi de köpeğin ağzını bağlıyor. Olay bu, karışık bir şey yok. Bak, bir türlü bulamıyorlar. “Birisi vardı” diyorlar, tarif ediyorlar, ortada yok. “Nerede bu? Gelip, gelip bize bilgi veriyordu” diyorlar. “Bizi yönlendiriyordu, bizi idare ediyordu, başımızdı, sırtımızdı, yanımızdı, köşemizdi” falan diyorlardı. Böyle bir şey yok. O hani şambala, mambala falan anlatıyorlar.
“Selamun aleyküm aslan Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam, sizi örnek almaya çalışmak şöyle dursun, siz güneş gibisiniz, maşaAllah. İnsanlar güneşten nasıl istifade ediyorsa, sizin maşaAllah üstün ahlakınızdan, ilminizden, sevginizden, inşaAllah, Allah’ın izniyle faydalanıyoruz, inşaAllah. MaşaAllah, Allah sizden razı olsun. İsa Aktaş, Lahey.” MaşaAllah.
“İnci Sözlük’ten olan kişiler, ‘Ahir Zaman Sohbetleri’nde sorular arasında ‘inci’ kelimesi geçirerek sorular yolluyorlar sürekli. Genelde, amaçları isimlerini duyurmak olduğu için bu soruları gönderiyorlar, inşaAllah.” Bu İnci Sözlük, suç işleyen bir örgüt gibi çalışıyor. Yani birçok insanı da rahatsız ediyorlar. Bunu devletin istihbaratı MİT çok rahat tespit edebilir, polisin istihbarat örgütü rahatça tespit edebilir. Bunların böyle ipini bırakıp, bu adamların milleti rahatsız ettirmenin bir anlamı yok. Biz devletten istirham ediyoruz; MİT de bunu çok rahat yapabilir, polisin istihbaratı da bunu çok rahat yapabilir. Bunları deşifre etsinler; şu, şu, şu şahıslardır desinler. Halk da bunlara rahatça mahkeme açabilsin. Kim oldukları ortaya çıksın. Adamlar kafalarında yoğurt torbası, bilmem neyle ortaya çıkıyorlar, bilmem ne. Bu da çok anormal bir hareket. Suç örgütü gibi böyle gözleri kapalı falan, böyle şey olmaz. Bunlar hemen deşifre edilsin, bu kişiler. Böyle münasebetsizlik olmaz. Adapla edeple ne yazıyorlarsa yazsınlar. Ama böyle kaçamak maçamak, milleti rahatsız ederek falan, böyle hareketler olmaz. Yani biz bunları tespit etmekle uğraşmak durumunda değiliz. Devletimiz tespit etsin; “şu, şu şahıslardır” desinler. İnsanlar da kendilerini hukuki anlamda savunabilsinler, inşaAllah.
Ne anlatayım?
SUNUCU 3: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam ama ben Yecüc-Mecüc olayını merak ediyorum.
ADNAN OKTAR: Din, iman, İslam, Kuran olmadı mı toplumun tamamı Yecüc-Mecüc olur. Yani Allah’sız, kitapsız bir ortam olduğunda toplumun manevi zincirleri ortadan kalkıyor. Yani “cebri bir serbestliyetlik meydana getirir” diyor. “Artık insanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka artık zapt olunamaz” diyor Bediüzzaman. Gayet şiddetli. İşte burada meydana gelen taifenin adına Yecüc ve Mecüc deniliyor. Psikopat topluluk. Bunun ilk zuhuru Birinci Dünya Harbi’nde, İkinci Dünya Harbi’nde çıktı. Yani komünist ve faşist sistemler. Yecüc ve Mecüc, Kuran ‘da bahsedilen en büyük Yecüc ve Mecüc zuhuru komünist ve faşist sistemlerdir. Çünkü öldürdükleri insan sayısıyla anlıyoruz. Bir milyarın üstünde insan öldürdü bunlar, komünist ve faşist sistem. Ve bütün dünyayı kapladı. “Tepelerin üzerinden aktığını görürsünüz” diyor. Ahir zamanda, yine işte 1542 gibi toplumun hemen hemen tamamı Yecüc Mecüc olacak. Mançur ve Moğol kavimlerinden de katılanlar olacak, onlara öncülük yapacaklar, kırıp geçirecekler birbirlerini. “Ve bir kısım Kırgız kabileleri” diyor Bediüzzaman. Ama o, yani tetikleyenler. Yoksa hepsi birbirini kırıp geçirecek. Yani tamamı Yecüc Mecüc oluyor toplumun. Çünkü “her yeri kaplayacak” diyor zaten hadiste Peygamberimiz (s.a.v.). “Suları kuruturlar” diyor. Böyle hayvan gibi, böyle öküz gibi bir güruh; birbirini kırıp geçiren bir güruh. Allah-u alem huruç vakitleri 1542’dir; 42, 43, 44, 45’e kadar. Ve yahut 1545’te başlayıp 44, 45’e kadar devam edecektir. Yani iki yıl kadar muazzam katliam yapan bir it-kopuk takımı. Ama asıl Yecüc-Mecüc, Birinci Dünya Harbi’nde, İkinci Dünya Harbi’nde çıkan komünist-faşist harekettir. Fakat Bediüzzaman diyor ki; “çekirge gibi zaman zaman bunlar yine kudurur, azarlar” diyor, yani “sabit kalmayacaklar” diyor. “Bir daha olurlar, bir daha olurlar, bir daha olurlar” diyor. Şimdi İkinci Dünya Harbi’nde oldular, bir daha olacaklar. Birinci Dünya harbi, İkinci Dünya Harbi’nde oldu. Son olarak da işte 1543 gibi bir kere daha oluyor.
Şu Cübbeli Hoca’dan dinleyelim biraz anlat, devam et.
-VTR- (Cübbeli Ahmet Hoca)
ADNAN OKTAR: Evet güzel. Şimdi diyor ki kardeşimiz; “Hocam, artık şu Cübbeli mevzunu kapatmayı düşünmüyor musunuz Hocam?” diyor. “Ben onun art niyetli olduğuna inanmıyorum. Üstadın tabiriyle "safdil bazı Hocalar" işte, diyebilir miyiz? Çünkü önümüzde daha büyük yangınlar yok mu Hocam? Cübbeli’yle uğraşmak bize ne kazandırır?” Uğraşmıyorum, talebe yaptım. İnsanların eğitiminde görev verdim ona. Ne uğraşması? Onu en çok koruyan benim, öyle bir şey yok. Küfür etmiyorum, hakaret etmiyorum, yani sevimli bir tip, komik adam, öyle bir şey yok. Ama güzel hizmet ediyor, hizmet ettiriyorum. Şu anlattığı, nedir bunlar? Biz bunu anormal mi gördük, şu anlattığını? Güzel bulduk, güzel bulduğumuz için anlatıyoruz. Adam bunu anlatmıyor. Ben zorla anlattırıyorum, konu bu, başka bir şey yok ve Cübbeli bir semboldür orada. Bizim, yani benim onunla bir alıp veremediğim yok. Ne diyeyim? Şimdi söylesek bir acayip olur, başka bir laf söylesek. Onun şahsında şaşar Beşer Faruk Beşer var. Onunla mı şimdi şey yapalım? Onları eksik yönleriyle eleştirdiğimizde hak ilerliyor, doğru yol ilerliyor, gelişiyor. Ve onların hak olan izahlarını, fakat söyleyemedikleri izahlarını onlara zorla söyletmek de İslam’a çok büyük hizmettir. Yoksa nefis anlatımı şu an, çok güzel. Ama korkuyor şu an, bunu anlatamıyor bu adam. Yıllar önce anlattığı şeyler. Şimdi tamamen araziye çekildi, ağzına dahi almıyor bu ayetleri, rüya oldu artık, söylemiyor. Biz zorla söyletiyoruz, konu bu.
Engin Badem Ankara’dan yazmış. “Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Bediüzzaman İhlas Risalesi’nde aşağıdaki maddelerden bahseder. İkinci Düsturunda; Bu hizmet-i Kur'aniye’de bulunan kardeşlerinizi tenkid etmemek ve onların üstünde faziletfüruşluk nev'inden bir gıpta damarını tahrik etmemektir.” Bu ona girmiyor. “…tenkid etmemek ve onların üstünde faziletfüruşluk nev'inden bir gıpta damarını tahrik etmemektir.” Biz onu, gıpta damarını tahrik etmiyoruz. Zorla konuşturup İslam’a hizmet ettiriyoruz. Yani susan dilini hareketli hale getirdik. Allah’ı anmazken zorla Allah’ı andırıyoruz. Mehdi (a.s.)’den bahsetmezken zorla da Mehdi (a.s.)’den bahsettiriyoruz. İsa (a.s.)’den de bahsettireceğim ona. İsa (a.s.)’nın gelişini de anlattıracağım ona. En çekindiği şeyleri yaptıracağım. Kıyametin yakın olduğunu da ona söyleteceğim. Zaten bak, üstüne gide gide ben bunu söylettim. Şapkayı bile ben söyledikten sonra değiştirdi. Yani İttihad-ı İslam’ı söyleyecek şeye geldi, fakat söyleyemiyor. Enaniyeti tuttu. Onu da söyleteceğim, inşaAllah. “tenkid etmemek ve onların üstünde faziletfüruşluk nev'inden bir gıpta damarını tahrik etmemektir.” “"İhlası kıran ikinci mani: Hubb-u cahtan gelen şöhretperestlik saikasıyla ve şan ve şeref perdesi altında teveccüh-ü ammeyi kazanmak, nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enaniyeti okşamak ve nefs-i emmareye bir makam vermektir ki, en mühim maraz-ı ruhi olduğu gibi, ‘şirk-i hafi’ tabir edilen riyakarlığa, hodfuruşluğa kapı açar, ihlâsı zedeler." İkinci bölümdeki düsturunda Mehdi (a.s.)’nin durumu nasıl olacaktır? "Şöhretperestlik nevinden nazar-ı dikkati kendine celb etmek" meselesine yorumunuz nedir? Engin Badem, Ankara.” Tabii, şimdi şunu demek istiyor kardeşim; “Hocam sen Mehdi adamsın, Mehdi’sin, niye böyle hani şöhretperest hareketler yapıyorsun?” Ben bunu anlıyorum. Yanlış anlamıyorsam. “Şan ve şeref.” Şan da, şeref de, hepsi Kuran’ındır, Allah’ındır. İnsanın ne şanı-şerefi olacak yani. Her şey Allah’a aittir, biz Allah’ın tecellisiyiz. “Enaniyeti okşamak,” ne enaniyeti? Ben gölge bir varlığım, Allah’tan başka hiçbir şey yoktur. Ne enaniyeti? Kendini müstakil varlık gören öyle oluyor. Allah’ın varlığı içerisinde ben bir hiçim. Allah’ın zavallı bir kuluyum ben. Allah’ın zavallı yarattığı bir insanım. Bütün güç, kuvvet, beni konuşturan Allah’tır. Nerenin enaniyeti. İnşaAllah. “Şöhretperestlik;” bizim Kuran’ı, İslam’ı savunmamız, Mehdi (a.s.)’yi müjdelememizin şöhretle ne alakası var. Ben, Allah’ın Mehdi (a.s.)’sini övüyorum. Peygamberimiz (s.a.v.); “onu övün, onunla müjdelenin” diyor. Peygamber (s.a.v.)’in emrini yerine getiriyorum. Aksi Peygamber (s.a.v.)’e isyan olur. Peygamber (s.a.v.)’e isyan, Allah’a isyandır. Mehdi (a.s.)’yi övün, Mehdi (a.s.)’yi müjdeleyin dediğinde Resulullah (s.a.v.), neyi yapmam gerekiyor? İsa Mesih (a.s.)’i övmek, onun güzelliğini vurgulamak Allah’ın emridir bize. Kuran’da üç ayette geleceği bildiriliyor. Ben bunu gizlersem harama girmiş olurum. İsa (a.s.) sevgisi benim kalbimde yoksa Allah sevgisi de yok demektir. Bak, aşık sevgilisinden bahseder. Bahsetmiyorsa sevgili yoktur. Ben Hz. İsa (a.s.)’ya aşığım, Mehdi (a.s.)’ye aşığım, Allah’a aşığım. Aşık olduğum için de sürekli onlar benim dilimde olacaktır. Nerenin şöhreti? Mehdi (a.s.), tabii ki şöhrettir Mehdi (a.s.). Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; “bütün dünyanın dilinde olacak Mehdi (a.s.)” diyor. Allah, “Ben onu şöhret yapacağım” diyor, “bütün dünyada şöhret olacak” diyor. Allah diyor, bizi de vesile etmiş oluyor. “Mehdi (a.s.)’den bahsetmedik hiç kimse kalmayacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Her yerde ondan bahsedilecek, onun sevgisi kalplere dolacak” diyor, Mehdi (a.s.)’nin. Biz de vesile oluyoruz. Dolayısıyla bu açıklamanın onunla uzaktan yakından alakası yok. Bir de ayrıca Mehdi (a.s.) çıkıp da “ben en büyüğüm” demediğine göre niye hodfuruşluk olsun. Mehdi (a.s.) çıkıp bir enaniyet gösterisinde, bir büyüklük gösterisinde bulunmuyor ki.
OKTAR BABUNA: İlgili hadisi okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “O Kureyş'ten ve Ehl-i Beytimden bir kişidir. O, insanların ihtilaf ve sosyal sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar. O Hz. Mehdi (a.s.) yeryüzünü, kendinden önce zulüm ve baskı ile doldurulduğu gibi, adalet ve insaf ile (merhametle) doldurur.” Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: Bakın onun şöhreti, şanı bütün dünyaya yayılacak. İsa Mesih (a.s.)’in de öyle. Onların şöhreti ve şanı, Allah’ın şöhreti ve şanıdır. Allah’ın tecellisi olarak çıkacak Mehdi (a.s.). Mehdi (a.s.) et-kemik görüntüsünde bir alettir. Allah’ın kullandığı bir alettir Mehdi (a.s.). Dünyaya İslam ahlakını onunla hakim ediyor. Mesih (a.s.) de öyle, etten-kemikten bir varlıktır. Allah onu kullanıyor. Allah ruhundan üfürmüş; ruhullah, kelimetullah, Allah’ın kelimesi. Allah onun ağzından konuşma şeklinde tecelli ediyor. Tabii ki şöhret olacak. Yer, gök inleyecek, inşaAllah. Yani bu bir enaniyet, gurur meselesi değildir. Güzelliktir, Müslüman’ın vazifesi, yapmayan anormaldir. Böyle bir şey yapmayan, nasıl bir Müslüman ki Allah’ın bu kadar övdüğü, Peygamber (s.a.v.)’in vesilesiyle bu kadar övdüğü Mehdi (a.s.) adamı ilgilendirmiyor. Nasıl bir insan ki bu Allah’ın Ulu’l Azm Peygamberi, İsa Mesih (a.s.) onu ilgilendirmiyor. Kalbi aşkla dolması lazım, büyük bir tutkuyla sevmesi lazım. Adamlar öldürüp, mezara sokmanın peşinde, kurtulmanın peşinde. Biz de insanlara göstermenin peşindeyiz o güzelliklerini, inşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Şeyh Nazım Hocamızı anlatalım mı Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Nasıl yani? Şeyh Nazım neyini anlatacaksın Hocamızın?
OKTAR BABUNA: Hayatını Hocam, inşaAllah, resimleri.
ADNAN OKTAR: Şimdi o acayip bir şey oldu. Şeyh Nazım Hocamı tanımayan kim var da anlatıyorsun sen? Bizim anlattığımız tanınmayan kişiler. Şeyh Nazım Hocamız kutup, dünyanın gülü, dünyanın bir tanesi. Anlat, tabii anlatacaksın.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, şu güzelliğe bak, güzelliğe; tam seyyid güzelliği, görüyor musun? Gözleri böyle zehir yeşili, maşaAllah, deniz yeşili. Bak görüyor musun? Seyyidler hep böyle güzel olurlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in nesli. Avrupai olurlar. Bayağı keskin ve son derece akıllı bakışları; üslup, adap, edep çok şahane, şimdi anlat.
OKTAR BABUNA: Şeyh Nazım El Kıbrısi Hazretleri 23 Nisan 1922’de Kıbrıs Larnaka’da doğmuştur. Bu nedenle kendisine Kıbrıslı Şeyh Nazım anlamına gelen Şeyh Nazım El Kıbrısi denilen bu mübarek insanın tam adı; Muhammed Nazım Adil El Kıbrısi El Hakkani' dir.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Annesi'nin kökeni Mevleviliğin kurucusu olan Mevlana Celalettin Rumi Hazretleri’ne dayanmaktadır. Babası ise İslam ahlakı ile ahlaklanmış müstesna kişilerdendir. Her zaman güler yüzlü ve sabırlı olduğu bilinen Şeyh Nazım Hazretleri’nin çocukluğu Kıbrıs' ta dönemin İslam alimlerinden olan dedesinin yanında geçmiş ve İslamiyet ile ilgili ilk temel eğitimini de onun yanında almıştır. Aldığı bu ilk eğitim onun hayatı boyunca müşfik, insanları seven; onları Allah'ın yoluna güler yüz ve hoş sohbetle davet eden bir insan olmasına vesile olmuştur. 1940'ta İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü’nde Kimya Mühendisliği eğitimi almaya başlayan Şeyh Nazım Hazretleri,1944'te Tropoli'ye (Lübnan'ın 2. büyük şehri Trablus) gitmiş, orada şehirdeki dönemin İslam alimlerinden olan Tropoli Müftüsü Şeyh Münir-El Malik ile tanışmıştır. Aynı zamanda yine dönemin ünlü İslam alimlerinden olan Abdullah El Dağıstani ile tanışıp sohbetlerine katılmıştır. Şeyh Nazım Hazretleri’nin gerek dedesinden gerek Abdullah El Dağıstani’den aldığı eğitim, onun İslam ahlakı konusunda derin bilgi almasına vesile olmuştur. Kuran ahlakına göre yaşamayı, her şeyin Allah’ın kontrolünde gerçekleştiğini, affediciliği, hoşgörü ve insanları güler yüzle Kuran ahlakına davet etmenin önemini bu dönemlerde pekiştirmiştir. Allah’ın ona lütfettiği bu güzel ahlak, aldığı eğitimle onun hep insanlar tarafından sevilmesine, sayılmasına, insanların ona karşı muhabbetine vesile olmuştur. Şeyh Nazım Hazretleri’ne tüm dünyadan büyük bir teveccüh vardır. 1974 yılında Avrupa ziyaretlerine başlayan Şeyh Nazım Hazretleri,o yıllarda da hangi kültür ya da inanıştan olursa olsun her dine mensup insanla görüşerek sohbet etmiş ve din ahlakını tanıtmaya çalışmıştır. Dünya’nın her yerinden yüz binlerce seveni, onun sohbetlerinden istifade etmek isteyen binlerce insan vardır. Bu kadar çok sevilmesini sebebi; samimi, sıcak ve candan bir üslupla din ahlakını anlatması, çok büyük bir hoş görüye sahip olması ve herkese her zaman güler yüzle yaklaşmasıdır. Şeyh Nazım Hazretleri 1991'de Amerika'ya ilk ziyaretini gerçekleştirmiş ve bu ülkenin yaklaşık on beş eyaletini ziyaret etmiştir. Bu vesile ile Kuzey Amerika’da on binden den fazla insanı İslamiyet’le tanışarak Müslüman olmasına vesile olmuştur. 1993’e ABD’nin Michigan eyaletinin Fenton bölgesinde ‘Hakkani Derneği ve Dinlenme Merkezi’ni açmış ve burada çok sayıda seminer ve sohbet yapmıştır. Şeyh Nazım Hazretleri 1996 yılında Uzakdoğu ziyaretlerine başladı. Çeşitli ülkelere gittikten sonra; Malezya, Singapur, Hindistan, Pakistan, Sri Lanka’da önemli şehirleri ziyaret etti. Bilgisi, tevazusu, insanlara yaklaşım tarzı ve her durumda Allah’a olan bağlılığı ile onu gören her insan tarafından muhabbet ve derin bir saygıyla karşılandı. Şeyh Muhammed Nazım El Kıbrısi Hazretleri şimdi Kıbrıs’ta Lefke’deki medrese şeklindeki evinde dünyanın her yerinden ziyaretine gelen misafirlerini ağırlayıp, onlarla sohbetlerde bulunmakta, 88 yaşında olmasına rağmen üstün çabası ile Kuran ahlakının yeryüzünde yoğun bir şekilde yaşanması için gayret göstermektedir.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocamız dünya tatlısıdır. Çok acayip güzel huylu, çok güzel ahlaklıdır. Talebeleri de çok güzel huylular, hepsi. Bütün onun yetiştirdiği mürşitleri de çok asil, çok değerli insanlar. Böyle medeniler, tabii, çok hoş insanlar.
“Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocam, Mehdi (a.s.) nasıl ölecek? Şehit mi edilecek yoksa normal yoldan, herkes gibi mi ölecek? Anlatırsanız sevinirim” diyor. “Velilerin sonu şehittir” diyor, Kıyamet Alametleri’nde. Zaten Mehdi (a.s.)’nin bütün hayatı cehddir. Yani nereye gitse cehd edeceği için, yolda cehd etmeye giderken vefat ederse o da bir şehitliktir. Ama rivayette, bir hadiste “vasıtasında ölür” diyor. Ve “feceten, ani bir ölümle birden Allah ruhunu alır” diyor. Feceten. Muhtemelen anladığım kadarıyla arabasında giderken feceten, ani bir ölümle yani hiç umulmadık bir anda birden ölecek ve şehittir. Hükmü de şehittir, inşaAllah. Olduğu vakit anlarız zaten, inşaAllah.
“Hocam selamun aleyküm, ben sizi çok seviyorum. Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Bir soru daha sormak istiyorum size, eğer haddimi aşmıyorsam. Benim Hocam Mehdiyet hakkında anlatılan çoğu konunun İsrailiyat olduğunu söyledi.” Ne güzel. İsrailiyat ne demek? Tevrat’ta var, Zebur’da var. Tam sağlam delil olmuş oluyor. Tevrat, Zebur’da geçen bir konu, Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından da tasdik ediliyorsa, bitti. Allah’ın ayetlerinde var; Tevrat’ta, İncil’de var, Peygamber (s.a.v.) de vahiy ile tasdik ediyor. Ne güzel, doğru. “Ona nasıl cevap verebilirim. Fakat kendisi İslam ümmetinin birleşmesi gerektiğine inanan biri. Tekrar Allah’a emanet olun. Allah yolunuzu ve yolumuzu açık etsin” diyor Salih kardeşimiz. Kardeşim, Cenab-ı Allah, Mehdi (a.s.)’yi Tevrat’ta muhteşem övüyor, Cenab-ı Allah, Tevrat’ta. Yani acayip, çok fazla Tevrat ayeti var, Tevrat hükmü var. Tipini, şeklini, şemalini, Allah’ın ona nasıl yardım edeceğini detaylı anlatıyor. Ve Tevrat’ın anlattıklarını Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de aynısıyla tasdik ederek yaklaşık, vahiy ile anlatıyor. Nerenin İsrailiyat’ı? Ve o güzel Hocasının elini öpsün, desin ki Hocasına, bak ona o kadar sağlam bir delil veriyorum ki, şimdi diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdi (a.s.)’nin zamanında iki tane kuyruklu yıldız çıkacak.” Çıktı mı? Hani İsrailiyat’tı? Tevrat’ta söylüyor, aynısıyla çıkıyor. Üç bin yıl öncesinden Allah bildiriyor Mehdi (a.s.)’yi, bakın üç bin yıl. Üç bin yıl sonra aynısıyla çıkıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bin dört yüz sene öncesinden söylüyor, aynısıyla çıkmış. “Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor. Doğru mu?
OKTAR BABUNA: Oldu Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çıktı. Kardeşim bakın, mason sembollerinde Mehdi (a.s.)’nin bütün alametleri vardır. Masonların nefesi kesildi, ben anlatınca adamlara. O arı kovanı ve arı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in özel hadisi var; “Arıların beylerine hizmet ettiği gibi Mehdi (a.s.)’ye hizmet edecekler” diyor. Masonlar da kendilerini arı olarak kabul ediyorlar. Hayretler içinde kaldılar adamlar. Sembollerin büyük bir bölümünü açıkladım. Daha açıklamadığım bölümleri de var. Bütün mason sembollerini onlara açıklayacağım. Hepsinde Mehdi (a.s.) anlatılır ve Hz. Süleyman (a.s.) devrinden kalma sembollerdir. Sembollerle anlatmış o zaman demek ki Hz. Süleyman (a.s.), onlar da o şekilde muhafaza etmişler. Tevrat’ta olması olayın %100 doğru olduğunun ve ayetle sabit olduğunun delilidir. Kuran’da da var. Mehdiyet’e çok fazla ayet işaret eder. Ama Tevrat’ta öve öve, Cenab-ı Allah. Hatta Hz. Musa (a.s.) Tevrat’ta bu kadar uzun anlatıldığını görünce Mehdi (a.s.)’nin; “Ya Rabbi. Beni Mehdi (a.s.) yap” diyor. Allah kabul etmiyor. Yine Allah’a yalvarıyor; “Ya Rabbi. Beni Mehdi (a.s.) yap, ben Mehdi (a.s.) olayım” diyor. Allah yine kabul etmiyor. Yine yalvarıyor Allah’a, “Ya Rabbi. Benim Mehdi (a.s.) olmamı sağla” diyor. Üçüncü kereden sonra artık daha ısrar edemiyor. Allah kabul etmiyor. “Mehdi (a.s.) Ahir zamanda gelecek” diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği hadislerin yüz elli tanesinin yüz ellisi de teker teker, hepsi çıktı, net. “Fırat’ın suyu kesilecek” dedi, kesildi. “İran’la Irak savaşacak” diyor, savaştı. “Afganistan işgal olacak” dedi, oldu. “Irak işgal olacak” dedi, oldu, en ince detayına kadar. Sonra da diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “şimdi de oğlumu, torunumu tarif ediyorum” diyor, Muhammed Mehdi (a.s.)’yi; “saçı siyah, kaşı kavisli, burnu küçük, boyu orta boyludur.” İşte “omuzunda ben vardır, bir tane daha vardır” diyor. Yaklaşık yani, anladığım kadarıyla en az otuzun üzerinde alamet veriyor vücudunda. Allah’ın Resulü (s.a.v.)’ne tek tek Cenab-ı Allah vahiyle bildirmiş, Cibril (a.s.) kanalıyla. Bütün vücudu bildirilmiş, detayları. Mehdi (a.s.)’nin daha fazla alametleri var, ben bir kısmını söylemiyorum. Mesela bir kısmını söylemiyorum. Bakın daha vücut alametleri var. Akıl almaz detay vermiş Peygamberimiz (s.a.v.). Yani ben öğrendim, nefesim kesildi, söylemiyorum ama. Çok acayip, çok acayip. Zamanı gelince söyleriz, inşaAllah. Acelesi yok, inşaAllah. Tevrat’a bakıyoruz, Tevrat da aynısı söylüyor. Kardeşim, tahakkuk etmiş bütün alametler. Ahir zamanı, deccali tarif ediyor Tevrat, aynısıyla çıktı. Musevilerin de nefesi kesildi, yani hepsi farkındalar. Sanhedrin… Mesela adamların bir kısmı lakayttı arkadaşlarımızın, son gelen mektuplarını bir göstereyim; “Allah Mehdi (a.s.)’yi çıkarsın, inşaAllah” diyor. Net, adamın bayağı kanaati gelmiş. Çok sarih. Çünkü Tevrat’ta örtülü olarak da Mehdi (a.s.) anlatılıyor. Mehdi (a.s.) ayrıca şifrelenmiş Tevrat’ın içerisinde, şifre olarak da var. Yani bu onların nefesini çok kesiyor. Tevrat öyle yani sırf düz okuma değil. Bir de ayrıca şifre sistemleri var Tevrat’ta. Yani uzman olanlar, Tevrat uzmanları onu biliyor. Rabbani bilginler vardır. Kuran’da da belirtilir. Yani derinliği bilen Tevrat alimleri, Tevrat’a hakim alimler; onların nefesleri kesiliyor, o gerçekleri görünce. O yüzden Mehdi (a.s.)’nin öyle reddedilecek, kapanacak bir hali yok. Yani öyle kimse kapatamaz Mehdiyet’i. Bediüzzaman’ın açıklamaları da çok net ve sarih. Yani nereye kapatıyorlar? Kardeşim, bir tesadüf olur, iki tane olur, üç olur, on olur, yüz olur, yüz elli tane tesadüf olur mu? Şimdi desem ki ben, işte; “şu kalem şöyle yan geldi.” Tesadüf. “Bu da böyle olacak, bu da tesadüf” diyorsun. “Bu havada kalacak” diyorum, “bu da tesadüf” diyorsun. Yüz elli tane, adamın aklından şüphe ederler.
OKTAR BABUNA: Bir de söylemiştiniz Hocam; “Fırat’ın suyu kesilecek” diyor, bir kere oluyor tarihte.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bak, “Kabe işgal olacak” diyor. Bütün Kabe tarihinde, ilk kuruluşundan itibaren ilk defa işgal oluyor. Bu bir kere olmuştur. Tarihte yok, başka hiç yok bir tane. Yani bin dört yüz seneden beri değil, üç bin yıldan beri yok.
SUNUCU 3:Gripler bile vardı. Domuz gribi, kuş gribi.
ADNAN OKTAR: Tabii, hepsi belirtilmiş detaylı.
OKTAR BABUNA: Depremlerin olması.
ADNAN OKTAR: Tamamını belirtiyor, tabii. Onun için ancak cehalete dayalı ya da kendini uyuşturmaya dayalı anlamazlık. Ben bir de abartılı bir insan değilim. Yani tapu gibi delil olduğunda ben ortaya çıkarım, net, çok açık. Ben böyle abudik gubudik, hambul humbul, abuk subuk izahlar yapmam. Yani lafı lastiklendirip, sündürüp, kenara çekip -dini konuları tenzih ederim- böyle sahtekar ağzına ben gıcık olurum. Çok net benim anlattıklarım. Kapı gibi hadis, açıklama; hadis, açıklama. Böyle sahtekar üslubu Ahir zamanın bir özelliği. Kardeşim, sahtekarlığı yedi yüze çıkarmışlar. Onu da kendi aralarında dallandırmışlar. Şimdi bir tevil daha geldi bize, Mehdi (a.s.) ile ilgili; akıl almaz rezalet. Yani inanılır değil, kepazelik yani. Dini konuları tenzih ederim, İslam’ı; akıl almaz rezalet, delirmişler böyle. O ayrı tevil ediyor, o ayrı tevil ediyor. Her birinin yalanı ayrı, bir yalanda da ittifak etmemişler bak. Üç çeşit yalanda da ittifak etmemişler. Yetmiş çeşit yalan var. Yetmiş çeşit, her biri ayrı yalan söylüyor panik halinde. Kardeşim ne korkuyorsunuz? Mehdi (a.s.) gelmeyecekse niye heyecanlanıyorsunuz? Yalana dolana, abudik gubudiğe, sahtekarlığa ne gerek var? Evinde otur, işine gücüne bak. Niye hop oturup, hop kalkıyorsun kardeşim. Aydın Doğan’ın zoruna ne oldu? Ben onu da anlamıyorum. Gelmeyecekse sakin ol, otur. Bütün milleti ne ayaklandırıyorsun. Hani böyle sivri laflarım için ismi geçen kişileri tenzih ediyorum.
OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisini okuyayım mı Hocam, Mehdi (a.s.)’nin gelişinin önemiyle ilgili?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Peygamber Efenimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Sizden veya sonra gelenlerden birisi ona (Hz. Mehdi (a.s.)’ye) yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin ona katılsın. Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır.” Bütün gücüyle, bütün gayretiyle onu arayıp bulsun ve katılsın diye emrediyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bir de bu şeyi söylemiştiniz Hocam, onunla ilgili hadiste okuyorum, arı ile ilgili; “Ebu Said Hudri Resulluh (s.a.v.)'dan rivayet ediyor: "Mehdi (a.s.)'nin izleyicileri ona sığınırlar, bal arılarının kraliçe arıya sığındıkları gibi (onun yanında güven ve huzur bulurlar), o yeryüzünü adalet ve dürüstlükle dolduracaktır."”
ADNAN OKTAR: Kardeşim, yani Tapınak Şövalyeleri, masonlar namaz kılıyor. Bana söyleseler, rüyamda görsem hayret ederdim. Net adamlar yani aşkla, şevkle Kuran öğreniyorlar cayır cayır şu an. Hiçbir şeyde anlatmadık. Kısaca böyle sadece burada tanıştık.
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, iftihar ediyorlar. Namaz kılmak müthiş hoşlarına gitmiş. O ona anlatıyor, o ona anlatıyor. Birbirleriyle müjdeleşiyor. Onlar tabii çok büyük bir yapılanma. Yüz binlerce üyesi var. Herkes birbirine müjde veriyor. Acayip hoşlarına gitmiş. Yani Allah’ın hikmeti, acayip bir şey oluyor dünyada. Bir şey oldu dünyaya, maşaAllah. Kardeşim, mason gelir, bütün gücüyle sana karşı olur. Öldürmeye kalkması gerekir normalde. Komplo, oyun etmesi lazım. Adamlar imamın mesela cübbesini giymiş, müthiş hoşuna gitmiş. İftihar ediyor. Bütün arkadaşlarına böyle sevinçle anlatıyor. Namaz kılanlar, şu an en sevilenler onlar. Namaz kılmak istiyorlar. “Biz de kılmak istiyoruz” diyorlar.
OKTAR BABUNA: Onlar en üst düzey Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Tapınak Şövalyeleri’nin bu lideri dedi ki; “Hocam, biz binlerce yıllık geleneğimizde dünyaya hak dinin bir gün hakim olacağına dahi inanırız. Kuruluş amacımız buydu zaten bizim. Yani Tapınak Şövalyeleri’nin ana hedefi budur” dedi. “Ve bunun merkez şehrinin de İstanbul olduğu geleneğimizde var” dedi. “Bizim inancımız, yani Tapınak Şövalyeleri’nin, merkezi İstanbul’dur” dedi. İstanbul’da sizlere rastladık” dedi. Başka şeylerde söyledi de onları şimdi söylersek, Allah artık… İnşaAllah. “Bulduk şehri, yeri de bulduk, olayı da biliyoruz. Emrinizdeyiz, ne gerekiyorsa yapacağız biz” dedi, inşaAllah. İlk yapacağımız şey Allah’ın izniyle İslam ahlakını bir kere dünyaya hakim etmek, bir; İttihat-ı İslam. İkincisi, kutsal beldeleri imar etmek. Önce Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidi. Ne demek yıkıntı olarak kalacak? Ne acıdır kardeşim? Ne ızdıraptır? Kim kabul eder onu? Aynı ihtişamıyla yeniden kuracağız, Allah’ın izniyle mescidi, Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidini.
Bak diyor ki Markos’ta Hz. İsa (a.s.); “İnsanlar sizi mahkemelere verecekler.” Mahkeme, direkt mahkeme diye geçiyor. “Benden ötürü valilerin ve kralların önüne çıkarılacak” yani hakim ve savcıların önüne çıkarılacak, “böylece onlara tanıklık edeceksiniz. Benim adımdan,” Hz. İsa (a.s.)’nın adından, “ötürü herkes sizden nefret edecek.” Bak Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) düşmanlığını görüyor musun? Ta o zamanlar var. Bak, İsa (a.s.) gelecekte olan şeyleri söylüyor. Ahir zamanda olacak olan olayları söylüyor. Bak İsa (a.s.)’yı adam duymak istemiyor, öldürmek istiyor İsa (a.s.)’yı. Bak, diyor ki; “Bunlardan kimini öldüreceksiniz.” “Size bilgin kişiler ve din bilginleri gönderiyorum.” Bak, din bilginleri gönderiyor. “Bunlardan kimini öldüreceksiniz. Kimini kamçılayacak (eziyet edecek), kentten kente kovalayacaksınız.” “Sürgün edeceksiniz, nefes aldırmayacaksınız onlara” diyor. Yani insanların Ahir zamanda Müslümanlara yapacağı zulmü anlatıyor. Matta’da. Mehdi talebelerine ve Mesih (a.s.)’in talebelerine. “Bütün bunlar doğum sancılarının başlangıcıdır” diyor İsa Mesih (a.s.). “O zaman sizi sıkıntıya sokacaklar, öldürecekler. Benim adımdan (Hz. İsa (a.s.)’nın adından) ötürü bütün uluslar sizden nefret edecek.” Şimdi Mehdi (a.s.) dedin mi adamlar olay çıkarıyorlar, İsa Mesih (a.s.) dediğinde. Bak bunların olacağını söylüyor İsa Mesih (a.s.). “Benim adımdan (Hz. İsa (a.s.)’nın adından) ötürü kralların ve valilerin önüne çıkarılacaksınız.” Yani emniyete, polise, mülki amirliklere teslim edileceksiniz. “Anne babalarınız, kardeşleriniz, akraba ve dostlarınız bile sizi ele verecek.” “İhbar edecekler” diyor. “Polise, mahkemelere aleyhinizde şahitlik edecekler, mahkum olmanız için” diyor. “Ve bazılarınızı öldürtecekler. Benim adımdan ötürü herkes sizden nefret edecek.” “Aman aman, onlar mı ya bize müsaade” diyecekler. “Dayanmakla canlarınızı kazanacaksınız.” “Dayanın, sabırlı olun” diyor. “Canlarınızı kazanacaksınız.” Luka’da ve “talebeleri de bu şekilde zorluk çekecekler” diyor. Bir tek kendisi değil, talebeleri de. Evet, Oktar Hocam, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz sahabenin cesaretini ve yiğitliğini anlatıyorsunuz Hocam. Hanım sahabe de çok yiğitti, maşaAllah. Örneğin; Hz. Nesibe Uhud Savaşı’nda Peygamberimiz (s.a.v.)’e yönelen müşriklerle birebir savaşmıştı. Okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Tamam oku, evet.
OKTAR BABUNA: Savaşın ilk zamanlarında yaralılara su taşıyan Nesibe, savaşın bir anda yön değiştirmesiyle Resulullah (s.a.v.)’ın savunmasına koşmuştur. Hatta birkaç saniye Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında sadece Hz. Nesibe vardı. Müşriklerden biri fırsat bilip saldırdıysa da Nesibe kılıcıyla onu öldürdü. Ardından ikinci bir müşrik saldırdı Resulullah (s.a.v.)’a, Hz. Nesibe kendini Resulullah (s.a.v.)’ın önüne attı. Omzundan beline dek ağır bir kılıç darbesi aldı. Uhud’da Hz. Nesibe tam on bir yara aldı. Buna rağmen savaşın sonuna kadar bırakmadı. Hz. Nesibe bundan sonraki savaşlarda da yalnızca yaralılara bakmakla kalmamış, bizzat savaşta kılıcı ve oğullarıyla mücadele etmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) de Uhud Savaşı’nda Hz. Nesibe’nin yiğitliğini anlatırken; “O gün nereye baksam Nesibe vardı. Sağıma döndüm Nesibe, soluma döndüm Nesibe” sözleriyle aktarmıştır.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
“Selamun aleyküm pek kıymetli Muhammed Adnan Hocam. Mehdi (a.s.)’nin çıktığını ve hatta Hz. İsa (a.s.)’ın çıktığını biliyoruz. Peki, bunların kim olduğunu neden araştırmıyoruz veya çıktıklarında nasıl bileceğiz gerçek olduklarını? İslam ulemaları ki bazıları karşı gelecek, biz bu ilimle nasıl anlayacağız? Ve benim tahmin ettiğim biri var” diyor. Allah’ım, Ya Rabbim. Ne sevimliler. “Yani demek istediğim Mehdi (a.s.) buradaysa kim?” Bunun derdine düşmemek lazım. Şimdi Mehdiyet, deccalin yapısından anlaşılır. Şimdi deccaliyeti, yani bir olayı anlamak o kadar kolaydır ki, karmaşık bir şey yok. Biz şimdi dünyaya aniden geldiğimizi düşünelim. “Kardeşim” deriz, “dünyada en rezillik, pislik nedir?” En milleti rahatsız eden ne var?” deriz. İnsana en acı çektiren. Dinsizliği ne organize ediyor? “Darwinizm” diyecekler. “Ne kadar yaygın arkadaşım?” diyoruz. “Ortaokul, lise, her yerde yaygın; okula, devlete hakim, devletlere hakim, birçok yere hakim” diyecekler. O zaman Deccaliyeti hemen anlamış oluyoruz. Karmaşık bir şey var mı? Şimdi Mehdi (a.s.) ne olur? Bunun zıttı olur. Bunu ortadan kaldıran. Deccali. Peki, “deccal ne yapmış?” diyoruz, Darwinizm? Adam, tamam, “tesadüf” diyor da, bir milyar insanın ölümüne sebep olmuş. Çok büyük olay. On binlerce şehir ve kasabanın yerle bir olmasına sebep olmuş. En az bir milyar insanın da sakat kalmasına sebep olmuş. İnsanları mutsuz etmiş, ekonomik krize neden olmuş. İnsanların yüzünü mask yüz haline getirmiş, neşesini almış. Bütün insanların ruhunu çekmiş almış. Kimse gülmüyor; sokağa çıkın, bakın. Neşe yok bütün dünyanın her yerinde, mutlu değil insanlar. Biz diyoruz, dediğim işte bu, deccal çıkmış. Bunun tam zıddı harekete de Mehdiyet deriz. Onu kim yapıyorsa Mehdi (a.s.) odur. Bu kadar. Karmaşık bir şey yok. Kabadayılık yapmak, kan dökmek, öyle Mehdilik olmaz. Etrafına adam toplamak, işte; “asıp, keserim,” bilmem ne, Mehdi (a.s.) o değil. Mehdi (a.s.) şefkat insanıdır, muhabbet insanıdır. Sevgi insanıdır. Acele de etmeye gerek yok. Akılcı bakışla olur. Mehdiyet de bir akılcılık vardır, bir samimiyet vardır, candanlık vardır. Mehdi (a.s.) hiçbir zaman böyle kendini uhrevi göstermek için de uğraşmaz. Öyle bir insan da değildir.
İstanbul’dan Yunus Emre kardeşimiz; “Selamun aleyküm Aslan Muhammed Adnan Hocam.” MaşaAllah, bayağı uzun bir isim olmuş ama güzel. “Sizi çok seviyoruz Hocam, Allah sizden razı olsun, inşaAllah. Hocam, Allah neşenizi arttırsın. Gördükçe ve dinledikçe bizim neşemiz artıyor, maşaAllah. Allah’ın izniyle, Türk-İslam Birliği’ne kavuşunca daha da neşemiz ve heyecanımız artar, inşaAllah. O güzel günleri görebilmeyi, Allah cümlemize nasip eder, inşaAllah. Aslan Hocam, Allah yar ve yardımcınız olsun. Her türlü kötülükten korusun. Gücünüze güç katsın, inşaAllah. Saygılarım ve hürmetlerimle” diyor. Sorusu yok kardeşimizin. Sadece sevgilerini ifade etmiş.
“İslam Birliği yeri, göğü inletsin” diyor Arda Erden kardeşimiz.
Şu Cübbeli’nin derslerine devam edelim. Benim talebem, güzel güzel anlatsın, inşaAllah. Yanlış anlaşılıyor olabilirim, bayağı şefkat duyuyorum yani öyle bir şeyimiz yok.
-VTR- (Cübbeli Ahmet Hoca)
ADNAN OKTAR: Bak, Cübbeli ne diyor? “Bütün alametleri çıktı” diyor, Mehdi (a.s.)’nin. Hiç anlattığını duydunuz mu?
OKTAR BABUNA: Hayır Hocam.
ADNAN OKTAR: Şu an anlatıyor mu? “Fırat’ın suyu kesildi. On beş gün arayla Ay ve Güneş tutulması oldu” diyor mu? “Kuyruklu yıldızlar çıktı” diyor mu? Demiyor. Ama bak, Allah ona daha önce dedirtmiş bunu. Alametlerin, daha önce çıktığını dedirtmiş. Ben de onu, yani şimdi ısrarla kaçındığı, söylemek istemediği bu gerçekleri ona zorla söyletiyorum. Bunda bir şey yok, bayağı güzel. Yalnız şimdi o “Mehdi (a.s.) asacak, kesecek” diye yanlış izahları var kendisinin. “Kesecek” diyor. Takmış kafaya, pırasa gibi doğramaya falan. Öyle bir şey yok. Öbür açıkladıklarından devam edebiliriz. Ama vakit dar, bak iki tane ayet okuyayım, sonra devam ederiz.
Taha Suresi. Bak, Cenabı-ı Allah diyor ki Hz. Musa (a.s.)’ya; “Firavun'a git, çünkü o azmış bulunuyor.” Bana diyorlar ki; “niye masonlara tebliğ yapıyorsun?” Allah, “Firavun’ a git” diyor. Firavun’dan daha mı aşağı masonlar yani veyahut daha mı yukarı? Ona dendiğine göre, herkese tebliğ yapılabilecek demektir. “Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç."” İlk istediği o; heyecanlı, kalbinde çarpıntı oluyor Allah-u Alem, tansiyonu da çıkıyor, rahatsız oluyor, onun için; “göğsümü aç” diyor. “Bana işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz.” Heyecandan konuşamıyor, dili dolanıyor. “Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar.” “Ailemden bana bir yardımcı kıl, kardeşim Harun’u.” Harun, Musevilerde de önemli bir isimdir. Masonlukta da çok önemlidir Harun. "Kardeşim Harun’u. Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, böylece Seni çok tesbih edelim ve Seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun." (Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir. Andolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk"” diyor Cenab-ı Allah. “Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)” Hz. Musa (a.s.) için söylüyor Cenab-ı Allah, “Onu sandığın içine koy.” İşte bak burada sandık geçiyor. Sonradan altın kaplanıp, kutsal sandık haline geliyor, inşaAllah. Bunu bulacağız, inşaAllah. Bak, “onu sandığın içine koy.” Orada da sandık, burada da sandık geçiyor, başka bir şey değil. “Suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın.” ‘Sahile’, bakın burada bir şifre var. “Suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın.” Deniz kenarında bir şey var. “Onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır.” Hem Musa (a.s.)’ya hem de Mehdi (a.s.)’ye işaret eden bir ayet. Demek ki Mehdi (a.s.) de denizin kenarında bir mücadele yapacak. Yani böyle bir kalelere, bazı küfür kalelerine, ilmi bir mücadele verecek. “Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim’den sana bir sevgi yönelttim.” “Sevmeyi ben yaratıyorum” diyor Allah. Mesela önce, Mehdi (a.s.)’den insanlar çok korkup çekinecekler. Ama sonra da Allah sevgiyi meydana getiriyor. “Sevgiyi yönelttim” diyor. “Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa” diyor Cenab-ı Allah. Burada da bir şey var tabii. Medyen halkı arasında bir anlam var.
Taha Suresi, 45; “Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz."” Taha Suresi’nde. Yani küfür ve delalet her zaman taşkındır. Allah’tan korkmadıkları için azgın ve taşkın, kontrolsüz oluyorlar. Dedi ki: Cenab-ı Allah "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum." Şu an Allah bizi işitiyor mu? (Taha Suresi, 45-46)
OKTAR BABUNA: İşitiyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Görüyor mu?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Görüyor. İnsanlar bunu sık sık unuturlar. Allah da bunu sık sık hatırlatıyor Kuran’da. Hep, “ah, ne yapacağım ben?” diyor, kafasını duvarlara vuruyor. Halbuki o anda, Allah onu hem işitiyor, hem görüyor, olayı da Allah yaratıyor zaten. Kendi yaptı zannediyor. Onun için perişan oluyor. Bitmiş, doğru mu?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, biz de Harun Yahya Tv’den devam ederiz, inşaAllah.
SUNUCU 3:Bizi yarın 22:00’den itibaren, harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv ve Kanal Avrupa’dan takip edebilirsiniz.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...