SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam www.harunyahya.tv,Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv, Adana Ceylan CRT Tv ve radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv, Bingöl FM 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Nevşehir Keyf FM 92.7, www.haber58.com,www.haberhilal.com, www.selamhaber.com, www.8sütun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar`la Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Hocam nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Efendim, şimdi güzeller güzeli iki tane yeni misafirimiz var, gerçi hocamız her zaman geliyor ama. Senin adın neydi?
SUNUCU 2:Mahdi.
ADNAN OKTAR:Mahdi, ne güzel. Mehdi der gibi bir isim, çok güzel. Hocamız malum, malum efsane diyelim sadece. Efsane demek yeterli. Ve asilim tabir edilen, eski Osmanlı Berker Hocamız.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam, vesilenizle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne diyor Şamil Tayyar Hocamız?
ALTUĞ BERKER:Hocam dün sizin söylediğiniz gibi, “Bu kanlı saldırının amacı nedir?” başlıklı bir yazı yazmış, provakatif bir eylem olduğunu belirtmiş. Siz de dün iddia edilen Ergenekon’un bir kolu, hangi kolu diye sormuştunuz hocam. Bu çizgide bir yazı kaleme almış hocam., inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani provakatif olunca ne oluyor?
ALTUĞ BERKER:31 Ekim’de PKK’nın aldığı eylemsizlik kararı sona ermişti, tam o gün bu bomba patlatıldı. Dolayısıyla bunu provakatif olarak değerlendirmiş hocam, PKK’nın farklı bir kolu olabilir demiş, daha belli olmadığı için. Sizin teşhisinizle paralel hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Suyumuz kahvemizgelsin.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Şevket Eygi Hocamız önemli bir yazı yazmış hocam bugün, inşaAllah. “Müslümanların kurtulması için bilinmesi ve hayata geçirilmesi gerekli çare ve çözümleri” başlıklı bir yazı yazmış. Birkaç madde saymış, onlardan dikkatimizi çeken hocam, “Ümmetin derlenip toparlanması için mutlaka ehil ve layık bir kişinin ‘imam-ı kebir’ olarak seçilmesi ve ona biat edilmesi gerekir. Ehliyetsiz dar ve münafık biri seçilirse felaket ve yıkım olur” demiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, doğru söylüyor hocamız tabii.
ALTUĞ BERKER:Milliyet'ten Kadri Gürsel bir yazı yazmış, onu göstereyim. Murat Bardakçı gibi Kadri Yüksel de yeni Osmanlılar kavramını eleştirmiş, ayrıca Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve hükümetin dış politikasını eleştirmiş hocam, “beceriksizler” demiş.
ADNAN OKTAR:Yeni Osmanlı diye bir şey yok. Türk-İslam Birliği var, nereden çıkarttılar bu Yeni Osmanlı’yı? Türk-İslam Birliği’ne ses çıkaramayınca Yeni Osmanlı’ya yönelik konuşmalar yapıyorlar, hayali konular üstünde duruyorlar. Böyle hayali bir hedef yok, Yeni Osmanlı diye bir hedef yok. Türk-İslam Birliği var, o kadar. Başka bir şey yok.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Berker’im sen devam et.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Milliyet Gazetesi’nden Semih İdiz bir yazı kaleme almış. “Türkiye Batı Sisteminde Kalabilir mi?” başlıklı bir yazı yazmış. Özetle şunları söylemiş, sıfır sorun politikasının gerçekleşmesi mümkün değildir, çünkü biriyle aran düzelince diğeriyle bozuluyor, diyor. İran nedeniyle tüm batılı müttefikleriyle arasını bozuyor Türkiye. Türkiye tarafını seçti ve bu taraf Batı değil. Dışarıda böyle bir izlenim var, bu da ülkemiz açısından çok da hayırlı bir durum değil” demiş.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam ne anlatıyorsun?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Milliyet gazetesinde Semih İdiz’in bir yazısı vardı onu okudum. “Türkiye Batı sisteminde kalabilir mi?” demiş hocam. İran`dan bahsetmiş, arasını bozuyor Batılı müttefikleriyle, demiş bu yakınlaşmalardan dolayı. Dolayısıyla pek hayırlı değil, gibi söylemiş hocam.
ADNAN OKTAR:O adamın anlatmaları çok önemli değil. Türkiye’nin bir milli politikası var. Türkiye’nin bulunduğu bölgenin bir inanç sistemi var. Halk o inanç sistemine göre yaşar. Biz bu Türkiye’de kendi gelenek göreneklerimiz var, din inancımız var, milli hedeflerimiz var. Bize heyecan veren şeyler var, değil mi? Yani bahçe anlayışımız var, sohbet anlayışımız var, kıyafet anlayışımız var, hitabet anlayışımız var, saygı, sevgi anlayışımız var, biz bize benziyoruz. Ortadoğu da birbirine benzer, genelde. Sarılırız mesela birbirimize, Avrupalılar bilmez onu. Sarılarak muhabbet gösteririz. Hal hatır sorarız, kahvenin gelişi bile ayrıdır bizde, bambaşka bir şeydir. O yüzden bunu adamlar kendi kafasına göre değerlendiriyor, bunların hiç önemi yok. Bunlar Türkiye’yi tanımıyorlar. Bakın daha hala Yeni Osmanlı diye tutturmuşlar gidiyorlar, kim size Yeni Osmanlı diyor, nerden çıkarttınız? Nerden çıktı Yeni Osmanlı? Durup durup aynı şey, başka bir konu da bilmiyorlar. Tazeleyip tazeleyip aynı konuya geliyorlar. Bak otuz kere de cevap verdik, yahut olayın şokunda olabilirler. Yeni Osmanlı diye bir şey yok. Bir kere bu kavramı kafalarından kaldırsınlar, Türk-İslam Birliği var.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:Türk devletleri birleşecek, bunda acayip bir şey var mı? Yok. İslam ülkeleri birleşecek, bunda acayip bir şey var mı? Yok. Türkler zaten Müslüman olduğu için İslam alemiyle birleşiyorlar, bunda acayip bir şey var mı, acayip olan bir şey var mı? Yok. İtiraz edilecek ne var bunda? Medeni, modern, laik, güzel, sosyal yönden mükemmel, sanat yönünden mükemmel, bilim yönünden mükemmel, yepyeni bir medeniyet. Bu köşe yazarları günlük yazı yazmaya mecbur oldukları için canları sıkılıyor. O ona bakıyor falanca ne yazmış diyor? Osmanlı’yla ilgili bir şey, Yeni Osmanlı diye bir şey yazmış, diyor. Ona benzer ben de bir şey yazayım, diyor. Öbürü bir başka bir şey görüyor, ben de ona benzer bir şey yapayım, diyor. Ufukları dar olduğu için, konu bulamadıkları için, bir de okumuyorlar da bunlar, iş güç de yok. Akşam gidiyorlar orada burada kahvehanelerde sohbet ediyorlar, uykuları geliyor akşam. Biraz da gazoz mazoz içiyorlar, kafa yerinde, gidip kafayı vurup yatıyorlar, taa öğlene kadar falan, ikindiye kadar. Sonra canları sıkılıyor yine işte birkaç yazı yazıyorlar. Böyle olunca gerçekleri göremiyorlar. Onun için bunların ne dediğini yakından takip edip, ne kadar boş adamlar olduklarını vurgulamak da önemli.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Yeni Asya Gazetesi’nden Ali Ferşatoğlu, hocam “Batı medeniyeti kurtlanmış bir ağaç” başlıklı yazısında, Bediüzzaman’ın sözlerinden de hareket ederek, Batının maddi yönünün ilerlediği ama maneviyatının geri kaldığından bahsetmiş, çok geri olduğunu yazmış. “Batı toplumunun bunalım içinde olduğunu anlatmak için eğitim görmeye gerek yok, herkes bunu fark ediyor” demiş. Darwinizm’den de bahsetmiş Üstad’tan alıntı yaparak hocam, “hayatı bir mücadele olarak görüyor demiş bu medeniyet. Kuvvetli olan daima haklıdır, kuvvetli zayıfı ezmekte sömürmekte ve köleleştirmektedir. Hayattaki en büyük prensibi çarpışmaktır” demiş hocam, Bediüzzaman’ın bu görüşlerinden de bahsetmiş.
ADNAN OKTAR:Tamam, peki. Genellikle bu meyanda konuşmalar, evet. Berker’im şu ayetleri yüksek sesle bir güzel oku da, Kuran’a ilave hurafe eklemek isteyenler veyahut “bana vahiy geldi” deyip, vahiy ilave etmeye kalkanlar, Kuran’ın yeterli olduğunu Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetinin yeterli olduğunu anlasınlar oradan.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım. (Bakara Suresi, 176) “Bu, Allah'ın Kitabı şüphesiz hak olarak indirmesindendir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise uzak bir ayrılık içindedirler.”(Al-i İmran Suresi, 3) Şeytandan Allah’a sığınırım. “O sana Kitab’ı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi ve size apaçık bir nur (Kur'an) indirdik.”
ADNAN OKTAR:Apaçık.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani kapalı değil.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. “İşte Allah'a iman edenler ve O'na sarılanlar, onları Kendisi'nden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir ve onları Kendisi'ne varan dosdoğru bir yola yöneltip-iletecektir.”(Nisa Suresi 174-175) “Bu indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Şu halde ona uyun ve korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.” (Enam Suresi, 155)
ADNAN OKTAR:Demek ki kitaba uyulacak.
ALTUĞ BERKER:“Elif, Lam, Mim, Ra. Bunlar kitabın ayetleridir ve sana Rabbinden indirilen haktır. Ancak insanların çoğu iman etmezler.” (Rad Suresi, 1)
ADNAN OKTAR:İnsanların çoğu iman etmez. Bak bu ahir zamanda bütün açıklığıyla yoğunluğuyla gördük. Şu an insanların %95`i Darwinizm’in pençesinde. Evet,
ALTUĞ BERKER:“Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.” (Hicr Suresi 9).
ADNAN OKTAR:Evet, Kuran’ı Allah koruyor.
ALTUĞ BERKER:“Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” (İsra Suresi, 105). “Hamd, Kitab'ı kulu üzerine indiren ve onda hiçbir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.” (Kehf Suresi, 1).
ADNAN OKTAR:Tamam bana ver şimdi. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan)” yani her türlü ihtiyacınızı, her şeyi kapsayan, “zikrinizin içinde bulunduğu bir kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?”diyor Cenab-ı Allah. (Enbiya Suresi, 10)
(Nur Suresi, 34) “ Andolsun,” Allah yemin ediyor, “size açıklayıcı ayetler,” yani kapalı değil, bilakis açıklayıcı ayetler, “sizden önce gelip geçenlerden bir örnek ve takva sahipleri için bir öğüt indirdik”diyor Allah. (Nur Suresi, 34)
(Nur Suresi, 46) “Andolsun Biz, açıklayıcı ayetler indirdik.” Açıklayıcı. “Allah, dilediğini doğru yola yöneltip-iletir.” “Kendilerine okunmakta olan Kitab`ı sana indirmemiz,” yani Kuran`ı sana indirmemiz, “onlara yetmiyor mu?” Yani yeni yeni hurafeler, yeni yeni ilaveler, vahiy geldi bana diye yeni yeni ekler yapmak nedir diyor Allah, değil mi? O zamanda da var hurafeciler, bana vahiy geldi diyen sapıklar o devirde de var. Hurafe, o zaman da müşriklerde muazzam hurafeler vardı, uydurmalar vardı. Kuran’a ilave etmek istiyorlardı onu, Allah bak diyor ki; “Kendilerine okunmakta olan Kitab`ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?” Kuran onlara yetmiyor mu, diyor. Adam da yetmiyor, diyor. “Şüphesiz bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt, zikir vardır.” (Ankebut Suresi, 51) Ama gerçekten iman ediyorsa yetiyor Kuran. İman etmiyorsa, müşrikse, münafıksa, üç kağıtçıysa yetmiyor. Bir o kadar daha Kuran getir bana diyorlar.
(Nisa Suresi, 105) “Şüphesiz,” Allah bak şüphesiz diyor. “Allah’ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik.” Peygamber (sav) neyle hükmediyormuş? Kuran’la.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kendi aklına göre hükmetmiyor. Kendi kafasına göre hükmetmiyor. Kuran’a göre hükmediyor. Adam ne diyor? Ben hurafeye göre hükmederim, diyor. Hurafe yetmezse ne yapacaksın, diyorsun, yani senin mantığına göre yetmezse, o zaman da bana vahiy geldi derim, diyor. İlave ilhamla, vahiyle kafamdan yeni hükümler çıkarırım diyor, yeni yeni hurafeler. Bak Allah Peygamberine (s.a.v.) bile “Allah`ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için Biz sana Kitab`ı hak olarak indirdik.” Sadece Kitap indirdim, diyor başka bir şey yok. Peygamber (s.a.v.) de sadece kitapla hükmediyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’i o devirde münafıklar kendilerince sıkıştırmaya kalkıyorlar güya, o zamanki üç kağıtçı deliler, sahtekar münafıklar. Peygamber (s.a.v.) de Allah`ın, Allah onun diliyle vahiy indiriyor bak Peygamber (s.a.v.)’in diliyle. (Enam Suresi, 114) “Allah`tan başka bir hakem mi arayayım?” diyor Peygamber (s.a.v.), yani Kuran’ın dışında size yeni bir hüküm mü getireyim, nasıl yapıyım, diyor. “Allah`tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O size Kitab`ı açıklanmış olarak indirmiştir.” Kuran’ı, üstelik açıklanmış olarak, şerh edilmiş olarak indirmiştir. “Kendilerine Kitap verdiklerimiz bunun (Kuran’ın) gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedir. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma.” Yani Kuran`ın yetersizliğini düşünüp hurafeye, üç kağıtçılığa, yeni ilave bilgilere, bana vahiy geldi diye sapıtmalara, sakın yaklaşmayın, diyor Allah. (Enam Suresi, 114)
(Maide Suresi, 3) “Bugün size dininizi kemale erdirdim.” Son ayetlerden, kemale erdirdim. “Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Ve size din olarak İslam’ı seçip beğendim.” Dininiz İslam diyor, Cenab-ı Allah.
(Bakara Suresi, 2) “Bu kendisinde şüphe olmayan muttakiler için yol gösterici olan bir Kitaptır.” Muttakiler için hangi kitap yol göstericiymiş? Kuran.
(Al-i İmran Suresi, 138) “Bu Kuran insanlar için bir beyan, sakınanlar için” yani helale harama dikkat edenler için, “bir hidayet ve öğüttür.” Hem hidayetine vesile olur hem de öğüttür diyor Allah. Nerede bunlar? Hepsi Kuran’da diyor, Allah.
(Maide Suresi, 15-16) “Ey Kitap ehli,” yani Musevi ve Hıristiyanlar. “Kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan,” Tevrat`ta ve İncil`de olduğu halde söylemediğiniz bazı gerçekleri size açıklayan, “ve bir çoğundan geçen ve bir çoğunu da açıklamayan elçimiz geldi. Size Allah`tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. Allah, rızasına uyanları bununla (Kuran’la) kurtuluş yollarına ulaştırır.” Neyle kurtuluş yollarına ulaştırıyormuş Cenab-ı Allah? Kuran’la. Başka bir ilave var mı? Yok. Bak diyor ki Allah, “rızasına uyanları” yani Allah, Kendi rızasını arayanları, “bununla (Kuran’la) kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır.” Zulümatlardan nura. “Onları dosdoğru yola yöneltip iletir.”
(Araf Suresi, 52) Allah yemin ediyor. “Andolsun, Biz onlara bir kitap getirdik; iman edecek bir topluluğa bir hidayet,” hidayet nerdeymiş? Kuran’daymış. “Ve rahmet olmak üzere bir bilgiye dayanarak onu çeşitli biçimlerde açıkladık.” diyor, yani anlaşılmayacak halde bırakmadım, diyor Allah. “Çeşitli biçimlerde açıkladık.” Bak, “Biz onlara Kitap getirdik, (Kuran) iman edecek bir topluluğa bir hidayet,” hidayet demek ki Kuran’daymış. “Ve rahmet olmak üzere bir bilgiye dayanarak onu çeşitli biçimlerde açıkladık.” Tek bir biçimde demiyor Allah. Hani anlamadım diyenler var ya, Allah açıkladım diyor. (Araf Suresi, 52)
(Yunus Suresi, 57) “Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa,” kalplerde olana şifa, “ve mü'minler için bir hidayet” bak hidayet yine Kuran’da, “ve rahmet geldi.” Hepsi nerdeymiş? Kuran’da. (Yunus Suresi, 57)
(Nahl Suresi, 89) “Biz Kuran’ı sana her şeyin açıklayıcısı,” bazı şeylerin değil her şeyin, yani bilinen her şeyin açıklayıcısı. “Müslümanlara bir hidayet,” bazı deliler ne diyorlar? Hidayet ayrı bir şey, onu biz sağlarız diyorlar. Allah Müslümana hidayet, Kuran diyor, değil mi? Sen nereden sağlıyorsun? Kuran’a davet edersen tamam. Ama bana vahiy geliyor diyor. Ben vahiyle, ayrı bir bilgiyle hidayet geliyor veyahut hurafeyle hidayete erdiriyorum, diyor. Hurafeyle hidayet yok Kuran’la, bak Allah açıklıyor. “Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” Ama ana özelliklerinden birini Allah bize belirtiyor Kuran’ın. “Biz Kitab`ı sana her şeyin açıklayıcısı olarak indirdik” diyor, her şeyin açıklayıcısı. (Nahl Suresi, 89).
Efendim, (Casiye Suresi, 20) “Bu (Kur'an), insanlar için basiret (nuruyla Allah'a yönelten ayet)lerdir, kesin bilgiyle inanan bir kavim için bir hidayet ve bir rahmettir.” Bak, hidayet de, rahmet de, kurtuluş da, şifa da hepsi de Allah Kuran`da diyor. (Casiye Suresi, 20) Ve diğer ayetlerden de bunları anlıyoruz.
(Zuhruf Suresi, 43-44) “Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı-tutun; ”Allah’ın ipine sımsıkı tutun, Kuran’a. “Çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin.” Dosdoğru yol nedir? Kuran. “Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.” Sadece Kuran’dan. Ne hurafeden, ne bazı sahtekarların uydurduğu, bana vahiy olarak geldi dediği, bilgilerden. Bak ne hurafeden, ne de bana vahiy olarak geldi denilen, sahtekarca açıklamalardan sorulmayacaksınız, diyor Allah. Neden sorulacakmışız? Tek bir tanesini söylüyor Allah,“Siz Kuran’dan sorulacaksınız.” Demek ki Ahiret’e biz gittiğimizde, yanımızda Kuran olacak ve Allah bize Kuran’dan soracak, o kadar. Hurafeden sorulmuyoruz.
ALTUĞ BERKER:Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hurafe’den sorgulama yok. (Sad Suresi, 29) “Bu Kuran ayetlerini iyiden iyiye düşünsünler” demek ki derin düşüneceğiz. Bak “iyiden iyiye düşünsünler” Cübbeli ne diyor? Motoru bozarsın, diyor. Kafayı da motora benzetiyor. Motoru bozarsın, ince ince düşünmeyeceksin, diyor. Allah ne diyor? “iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” Başka da bir şey yok, kaynak yok, sadece bu, diyor Allah.
(Araf Suresi, 203) “Onlara bir ayet getirmediğin zaman” o zaman ki münafıklar, müşrik üçkağıtçı takımı, o zaman, her zaman vardır bu üçkağıtçı müşrik takımı. Münafıklar aynı zamanda müşriktir. Yani her türlü psikopatlık var üzerlerinde. Bak “Onlara bir ayet getirmediğin zaman, sen onu (indirilmeyen ayeti,) kendi aklından derleyip derleyip, toplasana” diyorlar, kendin uydur bir şeyler söyle, diyorlar Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e, madem ayet inmiyor, sen kendin bir şeyler yap, diyorlar. Hurafe çıkart, diyorlar Peygamber (s.a.v.)’e veyahut bana vahiy geldi de, yalan söyle, yeni bir hüküm koy, diyorlar. “De ki: “Ben yalnızca bana Rabbimden vahyolunana uyarım”, ancak Allah’tan vahiy gelirse ben ona uyarım, yani hurafeye uymam, müşriklerin uydurmalarına uymam, yalan da söylemem, diyor Peygamber (s.a.v.). “Ben yalnızca bana Rabbimden vahyolunana uyarım. Bu Rabbimiz'den olan basiretlerdir, iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.” Hem hidayet, hem rahmet. (Araf Suresi, 203)
(Nahl Suresi, 64) “Biz Kuran’ı ancak hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman,” birçok konuda ihtilafa düşmüş durumdalar. Müşrik kafasıyla, üçkağıtçı kafasıyla, sahtekar kafasıyla hurafelerden dolayı, uydurmalardan dolayı ihtilaf oluyor. İhtilafı düzeltmek için ne gerekiyor? Kuran gerekiyor, Kuran’ın net hükümleri gerekiyor. “İhtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik.” (Nahl Suresi, 64) Hidayette Kuran’ın içinde.
(İsra Suresi, 9) “Şüphesiz bu Kuran, en doğru yola iletir.” Bitti. En doğru yol, ne hurafe, ne uydurma. “ve salih amelde bulunan müminlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.” (İsra Suresi, 9).
(Ra’d Suresi, 31) “Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kuran olsaydı, (yine de bu Kuran olurdu). Hayır, emrin tümü Allah’ındır. İman edenler hala anlamadılar mı ki, eğer Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu.” Ben hepsini iman ettiririm istesem, diyor Allah. “İnkar edenler, Allah’ın vadi gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak,” “Allah’ın vadi gelinceye kadar” bu aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ın gelişinin işareti olabilir bu ayet. İsa Mesih (a.s.)’in inişi ve Mehdi (a.s.)’ın çıkışına işaret ediyor olabilir, aynı zamanda Kıyamet’e. “Yaptıkları dolayısıyla başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının yakınına inecek. Şüphesiz Allah verdiği sözden dönmez.” Yani verdiği tarihten şaşmaz, diyor Allah. 13/31. Miyadını şaşırmaz, yani vakti geldi mi gereğini yapar, diyor Allah. “Allah’ın vaadi gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak,” ki Allah-u alem burada ki ayete göre Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) olması gerekiyor, “Allah’ın vadi gelinceye kadar,” Allah-u alem. Çünkü bak “Yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak” Kıyamet olsa, zaten Kıyamet her şeyi kökünden hallediyor. Ondan evvel bir vaadden bahsediyor Allah, ama o vaadden önce de başlarına bir belanın çatacağını belirtiyor Allah ve “yurtlarının yakınına inecek.” Bu meteor yağmuru olabilir, büyük bir olay olabilir, yani büyük bir felaket olabilir.
(Kamer Suresi, 17) Andolsun Biz bu Kuran’ı zikir, (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık.” Kuran zor muymuş? Allah kolay, diyor, adam zor, diyor. Ben kime inanacağım? Allah’a inanırım ben. Allah, “kolaylaştırdık” diyor. “Fakat öğüt alıp düşünen var mı? Bak ahir zamanda insanların yüzde 95’i sapıtmış vaziyette. Allah da ne diyor: “Fakat öğüt alıp düşünen var mı? (Kamer Suresi, 17).
(Enam Suresi, 38) “Yeryüzünde hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın.” Hep toplu bir arada yaşıyorlar. “Biz Kitapta, (Kuran’da) hiçbir şeyi noksan bırakmadık. Hani noksandı, eksikti, hani hurafeye ihtiyaç vardı, hani vahye ihtiyaç vardı? Bak Allah ne diyor? “Biz Kitapta, (Kuran’da) hiçbir şeyi noksan bırakmadık.” Hiç istisna bırakmamış Allah, “hepsini tamamladım” diyor Allah. “Sonra onlar Rablerine toplanacaklar”, (Enam Suresi, 38).
(Kehf Suresi, 54) “Andolsun bu Kuran’da insanlar için Biz, her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk.” Her örnekten verdim, diyor Allah, bir de çeşitli açıklamalarda bulundum, diyor, hepsi var diyor Allah Kuran içerisinde.
(Rum Suresi, 58) “Andolsun, Biz bu Kuran’da insanlar için her örneği gösterdik. Şüphesiz sen onlara bir ayetle geldiğin zaman”, yani o hurafeye, o uydurmaya karşı, o ilaveye karşı “şüphesiz” diyor Cenab-ı Allah, “sen Kuran’dan bir ayetle geldiğin zaman, o inkar edenler”, o münafıklar, o müşrikler “mutlaka sen ancak muptil” dinimizi iptal eden, “olandan başkası değilsin derler” diyor. Mehdi (a.s.)’a, o İstanbul’daki münafıklar ne diyecek? Dinimizi iptal ettin, diyecek. Bak adam aynısını söylüyor. Dinimizi iptal ettin derler, diyor. Neyle gelince? Kuran ile gelince.
(Furkan Suresi, 33) “Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki,” hurafeler, uydurma, vahiy iddiasıyla ortaya çıkarttığı ilaveler, yalanlar, her türlü sahtekarlık. Bak “Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, Biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım.” Kuran ile Biz sana cevap verdik, diyor Allah. Yani cevabı gönderdik, onların o uydurmalarına karşı en mükemmel cevabı verdik, diyor Allah. (Furkan Suresi, 33)
(Zümer Suresi, 27) “Andolsun, Biz bu Kuran’da, belki öğüt alıp düşünürler diye” bak “belki öğüt alıp düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik.” Tamamını açıkladım, diyor Allah.
(Bakara Suresi, 118) “Biz kesin bilgiyle inanan bir topluluğa Kuran ayetlerini apaçık gösterdik” diyor Allah. Kapalı değil, apaçık.
(Hud Suresi, 1) “Elif, Ram, Ra.” Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Elif, Lam, Ra. (Bu) ayetleri muhkem kılınmış” Muhkem ne demek? Tereddütsüz açık. Namaz kılın; açık muhkem, ima ile değil. Allah hükümlerini ima ile bildirmiyor. Domuz eti haram; net. İçkiye yaklaşmayın; net. “Ayetleri muhkem kılınmış,” muhkem diye buna denir, açık, aleni, emir, kapalı değil. Münafıklar ne yapıyor, ima ile, Allah ima ile bize bildirdi, diyor. Allah hükmü ima ile bildirmez, açık bildirir. İma ile Allah emri olur mu? Herhalde Allah böyle demek istedi, diyor. Öbür münafıkta diyor ki; yok öyle demek istemedi, herhalde böyle demek istedi, diyor. Allah böyle sahtekarlık yapacaklarını bildiği için, bak ne diyor Cenab-ı Allah: “Ayetleri muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından birer birer, (bölüm bölüm) açıklanmış bir Kitap’tır.” Ayrıca açıkladım da, diyor Allah, sahtekarlık yapmasınlar diye bölüm bölüm açıklıyor. Buna rağmen münafıklar, müşrikler ortalığı birbirine katmaya yine devam ediyorlar.
(Yusuf Suresi, 111) “Bu Kuran (Kuran-ı Kerim) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı” bak her şeyin, ama “her şeyin çeşitli biçimlerde açıklaması ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.” Hidayet de, rahmet de Kuran’da, diyor Allah inşaAllah.
(Enam Suresi, 115) “Rabbinin sözü” bak “doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır.” Tastamam ne demek? Eksiksiz. Doğruluğu da tamam, adalet bakımından da tamam. “O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur.” Ne ilave yapabilirsin, ne çıkartma yapabilirsin, ne de kendi kafana göre hurafelerle değiştirip, başka bir şekle sokabilirsin. “O işitendir, bilendir.” (Enam Suresi, 115)
Bak Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki, (Yunus Suresi, 15) En mükemmel Peygamberimiz (s.a.v.) açıklar Kuran’ı, en mükemmel tefsirini de o yapmıştır. “De ki: “Benim (Kuran’ı) kendi nefsimin bir öngörmesi olarak” bak Peygamber (s.a.v.)’e Allah diyor ki: “De ki: Kuran’ı Kerim’i kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem” ilaveler yapmam veya çıkartmam “benim için olacak şey değildir” Ben böyle bir şey yapamam, dedirtiyor Peygamber (s.a.v.)’e “Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım.” Allah ne vahiy ediyorsa ona uyarım, diyor. “Eğer Rabbime isyan edersem,” yani aksini yaparsam, ilaveler yaparsam, çıkartmalar yaparsam, hurafe eklersem, isyan edersem, “gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım” diyor. Böyle bir şeyin hükmünü açıklıyor. (Yunus Suresi, 15).
(Kehf Suresi, 27) “Sana Rabbinin Kitabından vahyedileni oku. O’nun sözlerini değiştirici yoktur.” Kuran’ın sözleri değişmeyecek, inşaAllah.
(Enam Suresi, 19) “Sizi ve kime ulaşırsa” bak “Size ve kime ulaşırsa” mesela kime ulaştı, bize ulaştı veyahut başkasına ulaştı, “kime ulaşırsa kendisiyle uyarman için bana şu Kuran vahyedildi.” Neyle uyarılıyormuş? Kuran ile. İnsanlar kendi kafasına göre uyaramıyorlar. Yeni bir hüküm getiremiyorlar. Hükmü çıkaramıyor, eksiltemiyor, değiştiremiyor.
(Hicr Suresi, 89-91) “Ve de ki: Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım. Parça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi” bak Allah şimdi şerh ediyor, “ki onlar bu Kuran’ı (Kuran-ı Kerim’i) parça parça kıldılar.” Hurafelerle, ilavelerle, eklerle çıkartarak, Kuran’ı bambaşka bir şekle getirdiler, diyor Allah’ın dinini. “Kuran’ı parça parça kıldılar.” (Hicr Suresi, 89-91)
Cehenneme gitmenin gerekçesini açıklıyor Allah. Bak Allah’ın Peygamberinin (s.a.v.) bir tane şikayeti var, tek bir tane, başka şikayeti yok. Ahiret’te Cenab-ı Allah senin şikayetin ne, diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e, bir tane şikayeti var. Bakın o şikayeti açıklıyorum: “Allah’ın Resulü (elçisi) dedi ki: “Rabbim gerçekten benim kavmim” yani bulunduğu millet, çevresindeki kim varsa “benim kavmim” ve devamı, kimse onlar, “bu Kuran’ı terk edilmiş (bir Kitap) olarak bıraktılar.” Kuran’a tabi olmadılar. Neye tabi olmuşlar? Hurafeye, başka? Bana vahiy geldi, diye adam ortaya çıkıyor, onlara. (Furkan Suresi, 30) Allah, “Ben de bunun hesabını soracağım” diyor işte bu anlamdadır bu, inşaAllah.
(Muhammed Suresi, 24) “Öyle olmasa, Kuran’ı iyiden iyiye düşünmezler miydi?” Demek ki Kuran’ı iyiden iyiye, derin düşüneceğiz. “Yoksa bir takım kalpler üzerinde kilitler mi vurulmuş?” diyor Allah. Demek ki bir kısım münafıkların, sahtekarların kalbine kilit vurulmuş. Resulullah da zamanında bütün ümmetini hep Kuran’la uyarmıştır. Hz. Ömer (r.a.) Kuran’la uyarmıştır, Hz. Ebubekir (r.a.) Kuran’la uyarmıştır. En mükemmel Kuran tefsirini de Resulullah (s.a.v.) yapmıştır.
Bak (Yunus Suresi, 15) “Onlara Kuran ayetleri apaçık belgeler okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar” imansız, münafık, sahtekar takımı “derler ki: “Bundan başka bir Kuran getir” yeni bir Kuran getir. Düşün, kendin bul, araştır fakat bizim kafamızdaki dine göre, bizim kafamızda daha önce oluşmuş inançlara göre yeniden Kuran hükümleri bul bize, diyor. Adam diyor ki, bana göre şu, şu, şu haram, şunlar şunlar helal. Ama ben bunu Kuran’da bulamadım, diyor. Böyle de Kuran olmayacağına göre, Kuran’ın hak olması için benim kafamdaki dine uyulması gerekiyor. Benim helallerime, haramlarıma uyması lazım. Peygamber (s.a.v.) de ne yapmam gerekiyor, diyor herhalde veyahut demiş olabilir veya demese bile ne diyorlar? “Bundan başka bir Kuran getir veya onu değiştir”, ilave yap, çıkartma yap, hurafe ekle ama bizim kafamızdaki o batıl din, atalardan gelen o batıl, müşrik, münafık dinine uydur. Yoksa senin getirdiğin bu Kuran’ın sadeliği, tertemiz, özlü din olması bizi rahatsız etti, diyor adamlar. Karmaşık olsun diyor, karmakarışık. Namazlar, oruçlar, zekatlar, ibadetler, kurbanlar, her şey karmaşık olsun, tam müşrik dini gibi olsun, biz böyle istemiyoruz, diyorlar. “De ki: ‘Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem, benim için olacak şey değildir.” Yani ben hurafe, ilave, ek çıkartıp böyle bir şey yapamam, diyor Peygamber (s.a.v.) Ama Allah dedirtiyor ona, onun diliyle. Bak Peygamber (s.a.v.) diyor ki: “Ben yalnızca bana vahyolunan (Kuran’a) uyarım”, vahyolunana uyarım. “Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım.” (Yunus Suresi, 15)
(Ankebut Suresi, 51) O zamanki münafıklar, üçkağıtçılar Musevi ve Hıristiyanların etkisinde kalarak, dini kolay buldular İslam dinini. Ağırlarına gitti, öyle din mi olur, dediler (haşa). Bak onların dini ne kadar karmaşık, ne kadar girift detayları var. Musevilerin öyle, Hıristiyanların öyle karmakarışık dinleri var. Bu din çok kolay, dediler, böyle din olmaz. Bize ilaveler yap, ekler yap. Düşün olmuyorsa kendin ilave et, kendin vahiy geldiğini söyle, yalan olarak söyle, ekle, o zaman biz seni kabul edeceğiz, dediler Peygamber (s.a.v.)’e. Bak (Ankebut Suresi, 51)’de Cenab-ı Allah diyor ki: “Kendilerine okunan Kuran (Kuran-ı Kerim)’i sana göndermiş olmamız” Kitabı yani Kuran-ı Kerim’i “sana göndermiş olmamız onlara”; o müşriklere, o üçkağıtçılara “yetmiyor mu” diyor Allah “yetmiyor mu”. Adamlar yetmiyor, diyorlar. Şu anda da yetmiyor, diyor adam. Ne gerekiyor diyorsun, hurafe istiyorum ben, diyor. Çok sade bir din, böyle din olur mu, diyor. O zaman olağanüstü kolay, diyor. Çünkü bakıyor Yahudilere, kıskanıyor adam Yahudilerin dini karmakarışık olduğu için. Onlarda da çok hurafe vardır. Tabii dürüst olan Yahudiler de var, dinini daha sade yaşayan, mesela Kuran’a daha yakın olanlar da var ama çoğunluğu hem hurafeyi meydana getirmiş, hurafeye de uymuyorlar. Allah diyor ki, Biz onlar için ruhbanlığı emretmedik ama onlar ruhbanlığı da gereği gibi yerine getirmediler. Oradaki hükümleri de yerine getirmediler, onu da yapmadılar, diyor. Hem uydurdular, hem de yapmadılar, diyor Allah.
Bak (Rum Suresi, 32) “(O müşrikler ki)” münafıklar “Kendi dinlerini fırkalara ayırmış.” Bir tane din var, parça parça ayırmışlar dini.“Fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça olmuşlardır;” bir de aralarında yeniden parçalara bölünmüşler, parçalanma yetmiyor bir daha parçalara bölünmüşler. “Parça parça olmuşlardır; ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır.” Kendini kurtuluşta diyor, bizim grup kurtuluşta diyor. Herkes batıl, batmıştır, burası, kurtuluş yolu burasıdır diyor. Hepsi kendi kurtuluşuyla övünürler, diyor Allah. Bir ana parçalara ayırıyorlar, ana parçaların içinde de yeniden parçalara ayrıldılar, diyor Allah. Birde övünüyorlar, diyor Allah.
(Fussilet Suresi, 40) “Bizim ayetlerimiz konusunda” Kuran ayetleri konusunda “çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar.” Kuran’a ilave yapan, çıkaran, hurafe ekleyen, bunlar Bize gizli kalmazlar diyor Allah. Bu münafıkları, müşrikleri, bu sahtekarları Ben biliyorum, diyor Allah. “Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir” diyor Allah ayette. Bak, Fusillet Suresi 40, ayetin devamı. Bak, “siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.” Sonra belanızı vereceğim, diyor Allah, inşaAllah.
(Nahl Suresi, 116) Bak “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla” alışmış diliniz, diyor Allah. Bak, “dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin.” Uydurmalar yapmayın, mesela helal bir şey, haram diyor. Neye göre? Bak ima var burada, diyor. Göster diyorsun nerede öyle bir şey? İma, ben imadan anladım, diyor. Bak Allah diyor ki; “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz” Allah’a karşı yalan söylemiş olursunuz. “Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler” diyor Allah, belanızı veririm diyor Allah, mahvederim sizi diyor. (Nahl Suresi, 116).
(Hucurat Suresi, 16) “De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz?” Müthiş bir açıklama, Kuran’ın hepsi mükemmel. Kuran iniyor, adamlar diyor ki, bu nasıl bir din böyle, namaz kolay, oruç kolay, zekat kolay, hayat kolay, böyle olmaz sende bir yanlışlık var. Sen ya düşün yeni bir şey bul ya bu bizim ilavelerimizi yap, bu dine benzemiyor diyorlar. Böyle din olmaz, biz utanırız Yahudilerle, Hıristiyanlarla karşılaştığımızda, şöyle karmakarışık bir şey yap diyorlar, bir şey yap. Allah da diyor ki; “De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz?”” Dini Ben anlatıyorum diyor Allah. Sen kendi kafandaki dini Kuran’da aramayacaksın, Kuran’a bakacaksın, Kuran’da ki Allah’ın dinini bulacaksın. Adamın kafasında hazır bir din var, onu Kuran’da arıyor, bulamadığında, ya diyor bunda bir acayiplik var, o zaman ilave olsun diyor.
Bak (Müminun Suresi, 53) “Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler;” bak hem de ayrıca kitaplar da yazıyorlar. Bak, “farklı kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.” Ne kadar doğru yoldayız biz diyorlar. “Bu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır.” Bak, “ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır.” Detaylara girerek açıklıyorum diyor Allah, kapalı bir şey yok Kuran’da diyor. Daha öncekileri de doğrular diyor Allah, Tevrat’ı ve İncil’i de doğruluyor.
(Şura Suresi, 14) “Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'tecavüz ve haksızlık' dolayısıyla ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden, adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Şüphesiz onların ardından kitaba mirasçı olanlar ise, herhalde ona karşı kuşku verici bir tereddüt içindedirler.” Daha hala Kuran’a karşı kuşku verici bir tereddüt içindeler. Müsevilerde de var bu, Hıristiyanlarda da çıkıyor, Müslümanım diyen adamlar, münafıklar onlarda da çıkıyor.
Bak Allah diyor ki (Şura Suresi, 13)’te; “O: "Dini (İslam’ı) dosdoğru ayakta tutun.” İslam’ı ayakta tutmak farz, Allah’ın emri, “ve onda ayrılığa düşmeyin" haram, dinde ayrılığa düşmek haram “diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi” diyor Allah. Adamlara ağır gelmiş. Onuruna dokunuyor adamın, karmakarışık olmadığı için (haşa). “Allah, dilediğini buna seçer ve içten Kendisi'ne yöneleni hidayete erdirir.” Ne yapması gerekiyormuş? İçten Allah’a yönelmesi gerekiyormuş o zaman Allah hidayete erdirir diyor.
(Şura Suresi, 16-17) “O'na icabet olunduktan sonra, Allah hakkında (sözde)” kendi kafalarına göre “deliller öne sürüp tartışanların' delilleri, Rableri Katında geçersizdir.” Nasıl deliller sunuyorlar Kuran’a karşı? Hurafeler. Diyorsun Kuran’ın hükmü açık, olur mu öyle bir şey, hüküm yok sen bilmiyorsun, diyor. Nedir diyoruz? Bak böyle bir hurafe var diyor, bu hurafe o hükmü kaldırır, öyle bir şey yok, diyor. O da yoksa ne yapıyorsun diyorsun, delil olmazsa? O zaman vahiy gelir diyor, sorun değil efendiye vahiy geliyor, oradan o konu halloluyor diyor adam. Bak Allah diyor ki; “Onların üzerinde bir gazab vardır ve şiddetli azap onlaradır ki Allah, hak olmak üzere kitabı ve mizanı indirdi. Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakındır.” Ahir zamanda bu olayların olacağına da işaret edilmiş oluyor aynı zamanda. Bak, Kuran’a karşı “Allah hakkında (sözde) deliller öne sürüp tartışanların' delilleri, Rableri Katında geçersizdir” diyor Allah Kuran’da.
Evet, Kuran’da böyle çok fazla ayet var, ben bir kısmını okudum. Kuran’a tabi olunmadığı için İslam alemi böyle perişan halde. Müslümanlar hurafelere girdiği için böyle perişan haldeler ve uydurma, bir de vahiy geliyor diyen böyle sapıklıklar var, çok fazla İslam aleminde her yerde var onlar ve Müslümanları böyle perişan etmiş durumdalar. Buna karşı Kuran’a ve Peygamberin (s.a.v.) sünnetine sıkı sıkıya bağlanmak gerekiyor, inşaAllah. O zaman Allah Müslümanları tam doğru yolda, sağlıklı, sıhhatli tutuyor, birarada tutuyor, tek bir ümmet oluyorlar, bölünmüyorlar, parçalanmıyorlar. Ki Mehdi (a.s.) devrinde mezhepler de kalkıyor. Mezhep de kalmayacak inşaAllah.
Berker Hocam ne anlatmak istersin?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Buna mukabil yobazlar da, şeytandan Allah’a sığınırım, “Onlara ‘Allah’ın indirdiklerine uyun’ denildiğinde, derler ki: ‘Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler” diyor Cenab-ı Allah hocam (Lokman Suresi, 21). Başka bir ayette de, “Onlara: ‘Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin’ denildiğinde, ‘Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter’ derler.” (Maide Suresi, 104)
ADNAN OKTAR:Tabii bak Kuran’a davet edildiğinde, biz geleneğe uyarız, diyor. Bizim ecdadımız, hocalarımız, efendiler, daha önceki kişiler ne söylüyorsa biz ona göre hareket ederiz, olur mu öyle şey, diyor. Ya diyorsun Kuran’ın hükmü çok açık, bak bayağı net, Allah çok açık ısrarlı vurguluyor, şerh ederek söylüyor Cenab-ı Allah, diyoruz. Olsun diyor, ben onu anlamam, ben geleneğe, atalardan gelen dine uyarım, diyor. O zaman da Allah belalarını veriyor işte. Olmaz öyle. Allah, şeytandan Allah’a sığınırım diyor ki; “Ya ataları bir şey bilmiyen cahil kimselerse, yine mi uyacaklar?” diyor Allah. Evet diyor adam yine uyacağım, o zaman da Allah belanı veriyor işte, inşaAllah.
Ne yapıyoruz ara mı verelim? Tamam.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrar devam edeceğiz.
SUNUCU:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam buyrun.
ADNAN OKTAR:Evet, Asilim ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili biraz evvel okuduğunuz ayetlerde hidayetten bahsettik hocam, Kuran’ın hidayet olduğundan ve bir ayette de “Benden bir hidayet geldiğinde de ona uyun” buyuruyor Allah. Siz daha evvel Hz. Mehdi (a.s.)’nin de Allah’ın “Hadi” isminin tecellisi olduğu için, işari manada ona uyulmasını haber veriyor ayette Allah, demiştiniz hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ayet şu şekilde, okuyorum, şeytandan Allah’a sığınırım; “Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Biz’e ibadet edenlerdi.” (Enbiya Suresi, 73) Bir diğer ayette; “Dedik ki: "Oradan tümünüz inin. Bundan sonra size Ben’den bir hidayet geldiğinde” 1984 ayetin ebcedi hocam inşaAllah, daha evvel söylediğiniz gibi. “Kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." (Bakara Suresi, 38)
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bak, Ahmedinejat bu hafta Lübnan’da yaptığı konuşmada diyor ki; şeytandan Allah’a sığınırım “Tevrat’tan sonra Zebur’da da yeryüzüne salih kullarımın varis olacağını yazmıştık” Kuran’dan ayet veriyor. Bak, “Tevrat’tan sonra Zebur’da da yeryüzüne salih kullarımın varis olacağını yazmıştık.” Dünyaya hakim olacak salih kullarım diyor Allah. O ayeti veriyor, “İlahi irade, yani Cenab-ı Allah, peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v.)’in torunlarından Mehdi (a.s.)’nin ve İsa (a.s.)’nın bir grup salih Müslümanla birlikte gelip, güzel ve tatlı bir dünyanın oluşması için elimizi tutmasıdır. Evet insanlığın samimi aşıkları ve Allah’ın ihlaslı kulları bize doğru yola çıktılar” yani geliyorlar diyor ikisi de, Mehdi (a.s.) de, İsa (a.s.) da “yoldalar” diyor. “Çok kısa zamanda gelecekler.” Bak “yola çıktılar” diyor. Yola çıktılar, ne demek? Dünyadalar, ama geziniyorlar, faaliyet halindeler. “Kısa bir zamanda gelecekler” diyor. Yanlız tabii Mehdiyet’in ara ara çok az, mesela 15 günde bir veyahut ayda bir veyahut yılda bir gündeme getirilmesi, çok nadir gündeme getirilmesi, ya önem verilmemesindendir Mehdiyet’e, veyahut ihtimal olarak görülüp, zayıf ihtimal olarak görülüp, yani şüpheli görülmesinden olur. Yoksa 70 yıl kaldı denildiği halde, bak Şeyh Nazım Kıbrisi öyle diyor, Mustafa Sungur Ağabey öyle diyor, Bediüzzaman öyle diyor, hepsinin üzerinde Resulullah (s.a.v.) bunu söylüyor, 70 yıl kaldığını söylüyor. Yani bütün ulema Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu sözüne istinaden dünyanın sonunun geldiğini söylüyor. 70 yıl ne demektir? 70 yıl herkesin görebileceği bir durum, 70 yıl değil mi? Yaşayan gençlerin hepsi görecekler demektir. Başka da zaman yok deniyor. Böyle bir durumda Kuran ve Kuran’ın hakimiyeti, Mehdi (a.s.), İsa (a.s.)’ın dışında önemli ne kalıyor? Yani hangi konudan konuşulabilir başka böyle bir durumda? Bak 70 yıl sonra Kıyamet kopuyor, İslam, Hıristiyanlık, Musevilik bitiyor, sonra da, kısa bir süre sonra Kıyamet kopacak, 70 yıldan sonra bozulma başlıyor. Yani 2120 gibi de Kıyamet kopacak inşaAllah. Adamlar diyor ki, Mehdiyet’e niye o kadar önem veriyorsun diyor. O zaman sizin holdingin binalarının planlarının nasıl gelişmesi gerektiğini konuşalım. Efendim, yapacağınız turistik tesislerin nasıl planlanması gerektiği onu konuşalım. Ne konuşulur 70 yıl kalmış artık, ne konuşalım yani, değil mi? Tabii ki Mehdi (a.s.)’yi konuşacağız, tabii ki İsa (a.s.)’mı, tabii ki İttihad-ı İslam’ı, Kuran’ın hakimiyetini konuşacağız, başka ne konuşacağız? Münafıklar şiddetle kaçınıyorlar Mehdi (a.s.)’den bahsetmekten.
Kardeşim diyorlar ki, sen Mehdi (a.s.) değilsin. Kardeşim münasebetsizliği bırak, zaten benim öyle bir iddiam yok. Peki sizin karşı olduğunuz kişilerin Mehdi (a.s.) olmaması, Mehdi (a.s.)’yi aramanızı niye durduruyor o zaman? Bu çok acayip bir şey. Diyor ki adam, sen Mehdi (a.s.) değilsin, ben de şimdi Mehdilik’e karşıyım. Tamam, zaten benim böyle bir iddiam yok, değil mi? Yemin de ettim. Sen Mehdi (a.s.)’yi arasana, İsa (a.s.)’ı arasana. Hadi Mehdi (a.s.)’ye karşı düşman oldun, hergele diyelim, İsa (a.s.) ile ne alıp veremediğin var (haşa)? Ona karşı niye öfken var? Değil mi? Onu da istemiyorsun sen. Kahpe, sen ne Peygamber (s.a.v.)’i istiyorsun, ne Allah’ı istiyorsun, ne Mehdi (a.s.)’yi, ne İsa (a.s.)’ı istiyorsun, bunlar zincirleme bir bütündür. Mehdi (a.s.)’den nefret eden Allah’tan nefret eder (haşa). İsa (a.s.)’dan nefret eden, Allah’tan nefret eder (haşa). Bunlar Peygamber (s.a.v.)’e de düşmanlar, ama dillerinde Peygamber (s.a.v.) var, o da usulen. Yani öyle bir müşrik inanç içerisinde bunu yapıyorlar. Mehdiyet’i ortadan kaldırmak için bir plan uyguluyor tabii ki şeytan, uygulamasa deccaliyet olmaz. Deccaliyet herhangi dümdüz bir sistem değil; kapsamlı, girift bir sistemdir. Şimdi Mehdiyet’e doğrudan karşı olmak yerine, daha kendilerince kurnazca tedbirler almaya başladılar, daha kurnaz tedbirler. Mesela biri çıktı dedi ki, Mehdi 1000 yıl sonra gelecek. Nereden çıkarttın, dedik. İmam-ı Rabbani söylüyor, dedi. İmam-ı Rabbani nerede söyledi, dedik. Baktık, İmam-ı Rabbani öyle bir şey söylemiyor. 1000 yıl kafadan ilave etmiş adam. Mehdi (a.s.)’den kurtulmak için bir kurnazlıktır bu. Mesela Cübbeli’ye bakıyoruz, o da 570 yıl ilave ediyor, o da bir kurnazlıktır. Yani dünyanın sonuna gelindiğini herkes biliyor. 570 yıl diyerek Müslümanları oyalayıp, Müslümanları Kıyamet vaktine kadar boş tutup, atıl tutup, Kıyamet yanlılarına, Kıyamet’in ekibine uygun bir dünya meydana getirmiş oluyorlar, bilerek veya bilmeyerek. Onun için bu hayati duruma karşı, bu hayati önemi olan bu konuyu sürekli gündemde tutmak durumundayız. Örtbas etmek isteyenlere karşı, bütün müminler uyanık dursunlar, herkes uyanık dursun. Bakın şeytani bir oyunda diyorlar ki, Cübbeli de bazen şeytani mi diyelim artık, şeytanın da etkisinde kalıyor Allah-u alem, “o Mehdiliğini ilan etmeyeceğine söz versin, ben Mehdilik’le ilgili bu yüzyılda İslam’ın hakim olacağını söyleyeceğim” diyor. “Ama bana söz versin” diyor. Kardeşim sen beni unut, öldü bil sen beni bırak, takma bana kafanı. Ben eşittir İslam, İslam eşittir ben, değil ki. Ben Allah’ın herhangi bir kuluyum, sen ne alaka benimle, değil mi? Biz Mehdi (a.s.)’den, İsa (a.s.) ve İttihad-ı İslam’dan söz ediyoruz. Sen kimi biliyorsan Mehdi (a.s.), bizim sana sözümüz yok. Niye onu Mehdi (a.s.) biliyorsun demem ben hüsn-ü zan ettiğinde, yeter ki ara, değil mi? Yeter ki Hz. İsa (a.s.)’ı ara ve yeterki ona karşı sevgin olsun ve İttihad-ı İslam’ı canla başla iste. Ben sana, kusursuzum, mükemmelim, Mehdi (a.s.)’yim mi dedim ben sana, değil mi? Ben Allah’ın herhangi gariban bir kuluyum, herhangi bir insanım. Ankara’da ben ilk, orta, liseyi, akademide okudum, felsefede okudum, yeni yeni bilgimi artırıyorum ben, halktan herhangi bir insanım ben. Değil mi? Mehdilik’le beni özdeş hale getirip, benim hakim olmamam için, İslam’ın hakim olmamasını sağlamak gerekiyor mantığıyla ortaya çıkıyorlar ve bu sefer İttihad-ı İslam’dan vazgeçiyorlar. Benim hakim olmam korkusundan, İttihad-ı İslam’dan vazgeçiyor adam. Kardeşim nerede benim öyle iddiam olsun da, öyle bir ihtimal olsun da böyle bir konu meydana gelsin, şunda mantık var mı? Sen nelere malediyorsun ve ne çizgilere giriyorsun görüyor musun buradaki hatanı? Çok büyük bir hata içindeler, çok büyük bir yanlışlık içindeler. Allah akıllarını artırsın, inşaAllah.
“Değerli hocam ben elhamdülilah Müslüman bir bayanım. Fakat benim başım açık, benim durumum nasıldır, yani nedir benim durumum” diyor. Nedir? Müslümansın, muttaki normal mümin kardeşimizsin. Başı açıklar da mümin kardeşimizdir, başı kapalı olanlar da mümin kardeşimizdir. Dünyanın yüzde doksan beşinin başı açık. Dünyanın yüzde doksan beşinin bayanların başı açık. Yani başı açık olan Müslüman olamaz diye bir konu yok. Müslümandır, hepsi kardeşimizdir inşaAllah. Ama başı kapalı olmuş olsa, o çok daha güzel tabii, güzel olur ama başı açık olmak o kişiyi dinden çıkartmaz, Müslümanlıktan çıkartmaz. Nur gibi Müslüman mümin kardeşimizdir onlar.
Yasemin: Hocam, “selamün aleyküm sayın hocam. Sizi seviyorum. Rabbim Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri ve Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri ve sizden Ahiret’te de ayırmasın. Sizleri bana sevdirdiği için Rabbime binlerce şükürler olsun, sonu gelmeyen, arkası kesilmeyen hamd ile Rabbime hamd ederim. Soracak soru bulamıyorum. Sultanlarımın ve sizin videolarınızı, sohbetlerinizi dinleyerek hiç şüphe ve soru kalmadı içimde, elhamdulillah. Allah’a emanet olun, sizi Allah için çok seviyorum.” Yasemin.
Bak müminler bir bütündür. Bak “Şeyh Ahmet Yasin’i de seyrediyorum” diyor, “Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretlerini seyrediyorum” ne kadar güzel, değil mi? Odaklanmaya ne gerek kardeşim? Mesela diyor ki, sırf Fethullah Hocayı dinlerim ben, yok sırf Adnan Hocamızı dinlerim, başkasını dinlemem veyahut sırf Şeyh Nazım Hocayı dinlerim, başkasını dinlemem, olur mu? Birbirinden güzel insanlar bunlar, hepsini dinleriz, hepsinden istifade ederiz. Ondan bir şey alırız, ondan bir şey alırız, ondan bir şey alırız, aksi vahşiliktir, anormalliktir. Yani mesela Şeyh Nazım Hocamızın eserlerini okutmamak veyahut Fethullah hocamızın eserlerin okutmamak veyahut Mahmut Hocamızın kitaplarını okutmamak, vahşiyane hareketlerdir bunlar. Veyahut bizim kitaplarımızı okutmamak vahşiyane hareketleredir bunlar. Çünkü orada hak, hakikat anlatılıyor. Gelin bize tabi olun, efendim bizle beraber hareket edin, denilmiyor ki o kitaplarda. Ne deniliyor? Allah’ın varlığının delilleri bunlardır, Kuran mucizeleri bunlardır, iman hakikatleri bunlardır, efendim Darwinizm, materyalizmin geçersizliğini anlatan deliller de bunlardır, kendi düşüncenizle, kendi fikir ekolünüzle bu güzel bilgilerden istifade ederek, hak yolda ilerleyin deniliyor, değil mi? Bizimle beraber hareket edeceksiniz, bizimle aynı çizgide olacaksınız diye orada bir ibare var mı? Onun için Müslüman kardeşlerimizin kitap okumalarını engellemek, işte şu kitapları okumayacaksın, yani ehl-i sünnet eserlerinin hepsini tavsiye etmek lazım. Hepsi birbirinden güzel insanlar. Birbirlerinin aleyhinde konuşmalarına şiddetle karşı olmak lazım. Ne Mahmut Hocamızın aleyhinde konuştururum, ne Şeyh Nazım Hocamızın aleyhinde, ne Fethullah Gülen Hoca Efendinin aleyhinde, efendim ne Nur talebelerinin aleyhinde, ne İskender Paşa cemaati, ne Sultan Baba’nın aleyhinde, efendim diğer Nakşibendi büyükleri, diğer Kadiri kardeşlerimiz hakkında, aleyhlerinde kesinlikle konuşturtmam. Hepsinin eserlerini tavsiye ederim. Hepsi, hepsinin eserlerinde istifade etsin, okusun. Sever gözle, sevecen gözle birbirlerine yaklaşsınlar, muhabbetle yaklaşsınlar. Ayrılık gayrılık kafasıyla bakmak çok yanlış olur. Hiç kimse orada gelin buraya tabi olun demez. Hayır bizim yolumuz güzeldir diyebilir, diyecek, tabii ki diyecek. Ama sadece biz hakkız, doğruyuz, diğerleri batıldır, hiçbir Müslüman demez bunu. Değil mi? Dolayısıyla kitap yasaklamak, özellikle Darwinizm’e, materyalizme yönelik, Darwinizm’i, materyalizmi yerlebir eden eserleri yasaklamak, deccaliyete karşı savaşı durdurmaya çalışmak, iman hakikatlerini anlatan kitapları okutmamak, Kuran mucizelerini anlatan kitapları okutmamak, hainlik olur bir Müslüman için. Samimi bir Müslüman için, muttaki olduğunu iddia eden bir Müslüman için Kuran’a ve İslam’a hıyanettir bu. Haince bir hareket olur. Çünkü Kuran’ın mucizesi anlatılıyor, Kuran’ın mucizeseni dinletmemek ne demektir bir Müslüman için? Hıyanettir. Hainliktir, başka bir açıklaması yok. İttihad-ı İslam’ı anlatan bir kitabı okutmamak nedir? Bu da hıyanettir, inşaAllah. Ama ben samimi Müslümanlar için bunu söylüyorum tabii, ama inanmıyorsa tabii kendi bilir. İnanmıyorsa biz onu hıyanetle suçlayamayız. Ama inanmıyorum diyor, inanmıyorsa tabi o artık kendi inancı, ona kimse bir şey diyemez, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz burada Mehmet Talu Hocamın kitaplarını gösteriyorsunuz hocam, tavsiye ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR:Tabii kardeşim gayet güzel. Mesela Mehmet Talu Hocamızın eserleri olsun, efendim, Şeyh Nazım Hocamızın videoları olsun. Bak devamlı onların filmleri gösteriyorum, konuşmalarını gösteriyorum inşaAllah.
SUNUCU:Sizin sitenizi önermişti, videolarda gösterdiğinizde, sizin sitelerinizi de önermişti Mehmet Talu hocamız.
ADNAN OKTAR:Tabii ki Müslüman öyle olması lazım, inşaAllah. Mühim olan İslam’ın dünyaya hakim olmasıdır. İttihad-ı İslam, kim ne farkeder, ne farkeder? Allah’ın takdir ettiği kişi Mehdi (a.s.) olarak çıksın, Allah’ın takdir ettiği İsa (a.s.) nuzül etsin, görülsün, biz Cennet’e gidelim, değil mi? Allah’ın rızasını kazanalım, bitti. İslam dünyaya hakim olsun, İttihad-ı İslam olsun, bitti, inşaAllah. Artık Cübbeli Ahmet’in de, 570 yıl sonra Mehdi (a.s.) gelecek sözünün geçersiz olduğunu bize en yetkili ağız açıklamış oldu. Efendim önce bir Sungur Ağabeyimizin yine o konuşmasını bir dinleyelim. Bakın 70 yıl kaldığını söylüyor, bütün Nur talebeleri onu çok dikkatli incelesinler. Sonra Seyyid Salih Özcan Hocamızın Mehdi (a.s.) ile ilgili açıklamasını izleyelim.
VTR Sungur Ağabey ileyapılan söyleşi.
ADNAN OKTAR:Bakın burada hocamız bütün Nur talebelerine, burada sesleniyor. Bediüzzaman’ın dilinden ve Resulullah’ın (s.a.v.) dilinden, en başta Resulullah’ın (s.a.v.) dilinden sesleniyor. 70 yıl kaldı, İslamiyet’in, Museviliğin, Hıristiyanlığın artık sonuna gelindi. 70 yıl sonra bitiyor ve bu 70 yıl içerisinde Mehdi (a.s.) de, İsa (a.s.) da bunun içerisinde, bu 70 yılın içerisinde. İttihad-ı İslam bu 70 yılın içerisinde, İttihad-ı İslam’ın başına geçecek kişi de bu 70 yılın içerisinde. Bir kısmı işte küçük Mehdi’dir, orta Mehdi’dir diye kendi kendine hüküm koyuyorlar. Orta Mehdi olarak görse de kabul ederiz, fark etmez. Küçük Mehdi de olarak görsünler, fark etmez. Kim olduğunu zaten anlayacaklar. Ama İttihad-ı İslam’ın başına geçecek, Müslümanların başına geçecek lider bu önümüzdeki 10 yıl içerisinde ortaya çıkacak, herkes bunda ittifak halinde. Ama diyorlar ki, işte Bediüzzaman’dan, Bediüzzaman daha yukarıdadır, Mehdi (a.s.) daha da aşağıdadır. Onu Allah bilir, o derdine düşülecek bir konu değil o. Mühim olan İttihad-ı İslam’ın başına birisi geçecek, mübarek bir kişi geçecek, bu kişinin ismi Mehdi (a.s.)’dir. Kimi küçük görebilir, kimi orta görebilir, kimi büyük görebilir, Sonra onlar ağızlarını düzeltirler, nasıl konuşacaklarını öğrenecekler. Ama vaktin bittiğini açıkladı bak Sungur Ağabey, anlaşılmayacak gibi değil, vakit bitmiş. Üstad diyorlar, birinci vazifeyi yaptı, o ikinci ve üçüncü vazifeyi yapacak. Tamam, kabul, olsun, öyle düşünün ama bakın yine diyorsun ki sen, İttihad-ı İslam’ın başına biri geçecek, İttihad-ı İslam olacak diyorsun. Sen bunu söyledikten sonra gerisi kolay. Sen ünvan vermede veyahut onun derecesini takdir etmede tereddüd içinde oluyor olabilirsin, Mehdi (a.s.)’yi görmediğin için, bilmediğin için. Onu demen inşaAllah günah olmaz, yani sorun da değil o. Ama İslam bu 70 yıl içerisinde hakim olacağına göre, İttihad-ı İslam olacağına göre, Müslümanlar birlik ve beraberlik içinde olacağına göre, Müslümanların başına biri geçeceğine göre ve İsa (a.s.) da geleceğine göre ve görüneceğine göre, ki şu an vazife başında. Görüneceğine göre ve o küçük Mehdi dediğiniz kişinin arkasında da namaz kılacağına göre veyahut orta Mehdi veyahut ikinci, üçüncü görevleri yapacak alelade Mehdi dediğiniz kişiyle beraber namaz kılacağına göre, İsa (a.s.)’nın geleceğini inkar etmiyorlar. Geldiğine göre namaz kılacak, Bediüzzaman söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Birlikte namaz kılacaklarına göre, Ahir zamanının olayları tahakkuk etmiş oluyor ve Ahir zaman bitmiş oluyor. O yüzden bu konunun önemini gördüğümüzü göstermiş de oluyoruz. Eğer ben bu konunun üzerinde bu kadar durmasam, ben bu konuya inanmıyorum anlamına gelir, anlamı budur. Eğer ben bu derece, bak 70 yıl kalacak, dünya sonlanıyor, bitiyor ve ben anormal rahat olarak Cübbeli gibi böyle hurafeler anlatarak, eğlenerek, fıkralar anlatarak vakit geçireceğim, olacak iş mi bu! Yedi tane on sene bu. Bakın binlerce yıllık dünya tarihi bitiyor. Binlerce yıllık dünya tarihi bitiyor. Bu tarihin bitmesine ne kadar kalmış biliyor musun, 70 yıl. Yedi tane on sene kalmış. Ve bu senenin içerisinde Müslümanların başkanı ortaya çıkıyor, İsa (a.s.) onun arkasında namaz kılıyor, Mehdi (a.s.) demiyorum ki, çünkü alerjileri var bir kısımının. Çünkü o küçük Mehdi’dir diyorlar. Tamam kabul, İsa (a.s.) arkasında namaz kılacak ama, işte küçük mü, büyük mü görecekler, o ayrı mesele. Bu konuyu ehemmiyetsiz gören, bence hiçbir şeye inanmıyordur. Birçok şeye inanmıyordur. Çünkü İtthad-ı İslam’ı önemsiz görüyorsa bir adam, Mehdi (a.s.)’nin çıkışını önemsiz görüyorsa, İsa (a.s.)’ın zatını önemsiz görüyorsa, zuhurunu önemsiz görüyorsa, İslam’ı da önemsiz görüyordur o. Onun için gündemde tutmaya bütün gücümüzle devam edeceğiz, çatlasalar da, patlasalar da. Mesela münafıklar hopluyor, müşrikler çatlıyor, beni hiç ilgilendirmez. Biz emin yolda devam edeceğiz. Bu arada durup durup, sen işte Mehdilik, kardeşim bırakın bizim böyle iddiamız yok. Ben Allah’ın gariban bir kuluyum. Günahkar, eksiklikleri olan, bilgisini artıran bir kuluyum ben. Benim hiçbir iddiam yok. Bırakın benimle olayı bağlantılı hale getirmeyi. Olay olduğunda göreceksiniz değil mi? İnşaAllah. Biz müjdeliyoruz, hak olan, gerçek olan bir şeyi ortaya koyuyoruz. Bizim bir iddiamız yok. Örneğim de demiyorum ben, millet benim gibi olsun da demiyorum. Ben, Peygamberlere uyalım diyorum, Kuran’a uyalım diyorum, Kuran’a dikkat çekiyorum, sahabelere benzeyelim diyorum. Bana benzeyin diyor muyum ben millete? İnşaAllah.
Öbür filmi de seyredelim.
VTR Seyyid Salih Özcan Hoca ileyapılan söyleşi.
ADNAN OKTAR:Seyyid Salih Özcan Hocamızın açıklaması senet hükmündedir, yani bunun üzerine daha konuşulacak bir şey kalmaz. Yani has talebelerinden bir tanesi, bizzat gördüğünü, duyduğunu anlatıyorsa o konu bitmiştir. Yani onun üzerine ikinci bir açıklama, işte falanca ağabey bilmem ne, sonradan gelmiş bir kişinin yorum, ilave, ek yapması mümkün değildir. Hocamızın bir evvelki konuşmasına da bakalım. Evet, çünkü Risale-i Nur açık, adam anlamazdan geliyor, talebesini de konuşturuyoruz, has talebesi, onu da açıklıyor, onu da anlamazdan geliyorsa, o zaten Nur talebesi değildir o. Risale-i Nur’la alakası yoktur, o bambaşka bir çizgiye gitmiştir, Allah ıslah etsin, inşaAllah.
VTR Seyyid Salih Özcan Hoca ileyapılan bir başka söyleşi.
ADNAN OKTAR:Evet, nasıl hocamızın sağlığı sıhhati yerindeydi konuştuğumuzda.
ALTUĞ BERKER:Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bayağı dinçleşmiş.
ALTUĞ BERKER:İlk gün tanıdığımız günden bu güne kadar çok fazla böyle gözlerindeki ifade dahi çok fazla değişmiş.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Çok keskinleşti. Hocamız bir nevi unutulmuştu adeta. Bir çok kişi ilgilenmiyordu, alaka göstermiyorlardı. Fakat şu an çok keskin hafızasıyla, değil mi? Keskin aklıyla, çok samimi olarak Bediüzzaman’ın anlattığı gerçekleri ifade ediyor. Bir de kardeşlerimiz bu Bediüzzaman Hazretlerinin seyyidliğine kafayı takmış vaziyetteler. Bediüzzaman ben seyyid değilim diyor. Peki Bediüzzaman’ı yalancı çıkartmak neyimize yarayacak bizim? Diyor ki; “seyyidliğim doğru kabul ediyorum, ama manen seyyidim” diyor ve onu uzun uzun açıklıyor, şerh ediyor. “Hz. Ali’den ders aldım, Nur talebeleri de manen seyyiddir diyor. Fakat ben kendimi seyyid bilemiyorum, bu devirde soylar bilinmiyor” diyor. Ve bu uzun uzun, yani kendisi için seyyid değilim demesiyle ilgili uzun açıklamalar, ayrıca manen seyyid olduğuna dair uzun açıklamalar, tamamının yalan olduğunu söylemekle Bediüzzaman’a biz iyilik mi yapmış olacağız? Hepsi yalandır demekle iyilik mi yapacağız? Burada en güzeli, Bediüzzaman da ayrıca diyor ki bakın, “seyyid olanın ben seyyid değilim demesi haramdır” diyor. Arkasından da seyyid olmadığını uzun uzun açıklıyor. Ama seyyid de olsa son derece makul olurdu yani, Fethullah Hoca mesela seyyiddir, birçok alim seyyiddir. Mesela Menzil’deki o mübarek şeyh efendilerin hepsi seyyiddirler. Abdülhakim Arvasi Hazretleri seyyiddir. Mesela Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri seyyiddir. Yani seyyid olması, o kişinin Mehdi (a.s.) olmasını gerektirmez ki, yani net delil değildir ki. Bediüzzaman dış görünüm olarak da Mehdi (a.s.)’ye benzemiyor, hadislerdeki şeye. Hayatındaki konum, bulunduğu çağ itibarıyla “Mehdi (a.s.)’nin bu devirde gelmesi mümkün değildir” diyor Bediüzzaman. “Ancak hayatın geniş dairesinde gelebilir, şu anda gelse dahi birbirini cerhetmemesi, başarılı olması mümkün değildir” diyor Mehdiyetin. “Ta hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelir, ondan sonra bu sistem oturur” diyor. Yani Bediüzzaman diğer cihetlerden de, hiçbir cihetten Mehdi (a.s.) olmadığını da açıklıyor, olamayacağını açıklıyor. Ama tebliğ yönünden, “imani tebliğ yönünden bu doğrudur, bu bir Mehdiyettir” diyor. “Ama, İmam-ı Rabbani de yaptı bunu, Abdülkadir Geylani de yaptı, büyük alimler bunları yaptı, ben de yaptım. O anlamda biz birer Mehdi sayılırız” diyor. “Ama Ahir zamanın Mehdi (a.s.)’si, hem imani konuları, İslami konuları anlatacak, hem siyaset aleminde başarılı olacak, hem saltanat aleminde başarılı olacak, hem cihat aleminde, hepsini bitirecek” diyor tamamen. “Bu ana kadar bunların hiçbirini yapan bir Mehdi çıkmadı” diyor şu ana kadar, kendisi de dahil. Şahs-ı manevisiyle olanı da kabul etmiyor Bediüzzaman, “şahs-ı manevisi yaptığında o da Mehdi değildir” diyor. “Şahs-ı manevinin yapmasını da kabul etmiyor, bizzat hayattayken yapması gerekir” diyor Bediüzzaman. Öyle olsa onu uzun uzun açıklamazdı Bediüzzaman. Şahs-ı manevinin yapması olur mu? O zaman Abdülkadir Geylani’nin şahs-ı manevisi şu an devam ediyor. Mesela Şah-ı Nakşibendi şahs-ı manevisi şu an devam ediyor, dünyadaki en büyük tarikattır Şah-ı Nakşibendi tarikatı, o zaman dünyaya hakim oldu Mehdi (a.s.) deriz. Şah-ı Nakşibend Mehdi (a.s.)’dir demek lazım. Böyle değil, Bediüzzaman böyle demiyor. Onların o dönemde görevlerini yaptıklarını ve bir cihette görevlerini yaptıklarını söylüyor, bak bir yönde ve bir cihette, sadece bir cihette. Mehdi (a.s.) de tam anlamıyla üç görev birden yapılacak diyor, bak Seyyid Salih Özcan Hocam da dedi o gün değil mi? Senin konuşmanda, üç görevi birden yapacak, diyor. Öbürleri büyük Mehdi (a.s.) değildir diyor, diğer Mehdi’lerdir diyor inşaAllah.
Efendim Mehmet Talu Hocamızı da dinleyelim. Ki Cübbeli Ahmet’in de iddiası kalmaması açısından bu çok önemli dev bir delildir. Yani Cübbeli Ahmet’in ağzını tamamen kapatan bir delil. Yani konuştuklarının doğru olmadığını birinci ağızdan, en yetkili ağızdan duymuş oluyoruz. Hem Mahmut Hocamızın gerçek fikrini duymuş olduk, hem de Mehmet Talu Hocamız ki Mahmut Hocadan sonra, değerli hocamızdan sonra en büyük alim odur. Yani o dergahtaki en büyük alim odur, inşaAllah. Bakalım.
VTR Mehmet Talu Hoca ile yapılan söyleşi.
ADNAN OKTAR:Mehmet Talu Hocam, Milli Gazete’de yazardır aynı zamanda, fetva verebilen bir kişidir. Fetva yönünde en güvenilir kişidir, en güvenilir kişidir, inşaAllah. Çok mütevazi, efendi, lafını sözünü bilen, olgun, son derece kişilikli, şahsiyetli, asil bir insandır Mahmut Hocamız gibi. O da çok değerli bir insan, aynı onun gibi kokusu, onun güzelliği üzerindedir, maşaAllah. Cübbeli’nin anlattıklarına bir çizgi çekmiştir ve gerçeği açıklamıştır. Allah ondan razı olsun. Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda gelmiş olduğunu açıkladı, bak çok net. Göreceğim demek budur, geldi demektir. Mahmut Hocamızın da buna kabul anlamında manevi bir işaret verdiğini, güzel bir işaret verdiğini söylüyor ki, zaten usül adap budur, inşaAllah. Zaten aksi beklenemezdi, büyük bir alimin aksini söylemesi, fark etmediğini iddia etmesi zaten mümkün değil, inşaAllah. O da aynı Şeyh Nazım Hocamız gibi, efendim, Şeyh Adnan gibi, efendim diğer büyük Şeyh Ahmet Yasin Hocamız gibi, değerli büyüklerimiz gibi, değerli kardeşlerimiz gibi, hakkı, hakikati açıklamıştır, maşaAllah. Sungur Ağabey açıkladı. Bak görüyorsunuz en yetkili ağızlardır bunlar en yetkili, artık üzerine yok bunların. Seyyid Salih Özcan, en yetkili ağızdır. Sungur Ağabey, en yetkili ağızdır.
ALTUĞ BERKER:“Hayatım hayatınla devam edecek.” demiş.
ADNAN OKTAR:Tabii, bak o çok manidar, oradaki ifade. “Bayramı göreceksin,” ne demek? Mehdi (a.s.)’yi göreceksin diyor. Zaten Sungur Ağabey bize söyledi, “ben görmedim, sen göreceksin dedi” dedi, “Mehdi (a.s.)’yi göreceksin”. Bak Seyyid Salih Özcan Hocamıza da demiş “Mehdi (a.s.)’yi ben görmeyeceğim ama sen göreceksin”. Bu ne demek? Mehdi (a.s.) geldi demektir. Yani gerçek samimi bir Nur talebesinin bu büyük gerçeği görmesi lazım. Özellikle üzerinde mühendislik projesi uygulanan Nur talebesi kardeşlerimiz silkinsin, kendilerine gelsinler. Onlara şeytani bir oyun oynandı. Deccal komitesi onlara bir oyun oynadı. Mehdiyet’i onlara unutturmaya çalıştılar. İsa Mesih (a.s.) güzeller güzeli o İsa Mesih (a.s.)’i, Mesih İsa (a.s.)’yı unutturmaya çalıştılar, İttihad-ı İslam’ı unutturmaya çalıştılar. Deccaliyet büyük bir hamle yapmıştı, biz de deccaliyetin ağzını burnunu birbirine kattık, değil mi? Nur talebelerinin üzerindeki o karanlık kılıcını katlayıp, kırıp ağzından içeriye soktuk. Ve bu oyuna gelen Nur talebesi kardeşlerimiz de şiddetle silkinip, bu beladan kurtulsunlar. Mehdi (a.s.) de geldi, İsa (a.s.) da görev başında, 70 yıl vardır, çok az bir süre kaldı. Bütün dinler bitiyor, İttihad-ı İslam an meselesidir. Son derece güzel, medeni, modern, neşeli, sevinçli, ruhumuzu coşkuyla açacak, bize bayram sevinci verecek İttihad-ı İslam’ın sınırındayız artık. “Bayramı göreceksin ve mezarımda bana müjdeyi sen vereceksin Sungur dedi” diyor. “Mehdi (a.s.)’nin müjdesini sen bana vereceksin dedi” diyor Bediüzzaman. Bayram bu, Müslümanların bayramı budur, inşaAllah.
Bu arada Yasemin Hanımın selamını almamıştım, ona da aleyküm selam ve rahmetullahi ve bekeratühü diyorum, inşaAllah. Cübbeli de o arada talebem oldu, o da çok iyi oldu. Eskiden pek bir işe yaramıyordu, bol bol fıkra anlatıp Fatih Altaylı’yı güldürüyordu, şimdi Mehdi (a.s.)’nin geleceğini, İttihad-ı İslam’ı anlattırıyoruz. Sıkı talebem oldu, iyi istediğimiz çizgiye girdi, inşaAllah. Ha isteyerek mi oldu? İstemeyerek oldu tabii ki o, o ayrı mesele.
Sen bir şey mi söyleyeceksin Berkerim?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’den insanların nasıl memnun olacağını Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş: “Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı sadece ehl-i iman için değil, yer ve gök ehl-i için dahi sevinç kaynağı olur” demiş hocam. “Öyle ki kuşlar, vahşi hayvanlar, denizdeki balıklar dahi sevinirler.” Kıyamet Alametleri’nde hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Elhamdulillah maşaAllah. Beril Hocam ne anlatayım?
SUNUCU:Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerinden bahsedebiliriz hocam inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam eğer uygun görürseniz o alametlerden birini ekrana yansıttım. Depremlerin çoğalması Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerinden. Bir grafik yapmışlar 1966 yılından 2010 yılına kadar. Gördüğünüz gibi 1999’da bir yükselme var ani hocam, ondan sonra 2003’ten itibaren 2010’a kadar sürekli depremlerin çoğaldığı gözüküyor.
ADNAN OKTAR:Evet bu çok şaşırtıcı. Yani dümdüz giderken, çok az sayıda, belirli sayıda, üç aşağı beş yukarı birbirine paralelken, son yıllarda depremlerde muazzam bir artış meydana geldi. Bu da Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından bildirilen büyük bir mucizedir. Peygamberimiz (s.a.v.) Mehdi (a.s.) zamanında depremler sıklaşacak, depremin gücünün artacağını söylüyor. Bak bu da bilimsel ispatıdır delildir, açık net delildir.
Bakayım, talebem Cübbeli bakalım neler anlatacak.
VTR Cübbeli ile ilgili video
ADNAN OKTAR:Bak adamlar eğlenmek için kime ihtiyaçları olduğunu söylüyorlar, görüyorsun. Çok eğlendirici, acayip eğlendiriyor bizi, diyor. Adamlar böyle çakırkeyf böyle keyfe geldikçe, telefon açıyorlar, buraya gel Cübbeli diyorlar bizi eğlendir, adamlar kendine geliyor. Kendi kafasına göre, kafa oluyorlar yani, kafa açıyorlar onunla ve eğleniyoruz diyorlar. Cem Yılmaz’dan daha iyi diyorlar eğlence açısından, bayağı bizi eğlendiren bir kişi, bir varlık diyorlar. İşte anlaşılmayacak gibi değil, çok net yani bunun üzerine ilave ben ne söyleyeyim. Bu bir Müslümana yakışır mı? Bu hallere düşmek bir Müslümana yakışır mı? Birde babacığım babacığım diye arkasından geziyor. Mehmet Talu Hocamızın asaletine, olgunluğuna bak, kalitesine bak, derinliğine bak, Cübbeli’nin konumuna bak, tavırlarına bak, hareketlerine bak, kişiliğine bak. Ortada olduğu için herşey yoruma dahi gerek yok. İnşaAllah.
Evet, Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Şimdi bu konu biraz uzun, ne yapalım? Üç dakikamız var, şunu okuyayım. “Fakat çiçekler baharda gelir” diyor Bediüzzaman, baharda. “Öyle kudsî çiçeklere zemin izhar etmek lâzım gelir,” yani onlara ortam meydana getirmek lazım. “Anladık ki, biz bu hizmetimizle o nuranî zatlara zemin ihzar ediyoruz. Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirtleri (talebeleri) olabilir. ” Yani 2010 yılına işaret ediyor bu açıklama. Bak; “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli 'lamlar' ve 'mimler'ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirtleri olabilir.” 2010 ve ondan sonraki yıllara işaret ediyor.
“Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi Al-İ Resul’ün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var.” Arkadaşlar bunu ikiye veyahut bire indiriyorlar. Bediüzzaman üç diyor, onlar yok diyorlar Bediüzzaman bilmez, biz daha iyi biliriz diyorlar. Kaç, diyoruz. İki. Öbürüne soruyoruz, kaç diyoruz, bir tane vazifesi var diyorlar. Bediüzzaman üç tane diyor. “Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti “ Mehdi (a.s.) ve onun cemiyeti “ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlahiyyeden bekliyoruz. Ve Onun Üç Büyük Vazifesi Olacak.” Bak bir daha söylüyor Bediüzzaman, “ve Onun Üç Büyük Vazifesi Olacak.” Bir tane değil.Beril Hocam kapatıyor muyuz?
SUNUCU:Evet hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne zaman görüşeceğiz bir daha?
SUNUCU:12:30’dan itibaren.
ADNAN OKTAR:Yarımda, gece yarımda evet.
SUNUCU:İnşaAllah. Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve Harunyahya.tv internet sitemizden devam edeceğiz. Bizleri yarın 22:00’den itibaren Harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Gaziantep Olay TV’den takip edebilirsiniz.
ALTUĞ BERKER:Ben de tekrarlayayım hocam, yarım saat sonra 12:30’dan 02:00’ye kadar Kahramanmaraş Aksu TV’de.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, Maraş’ın aslanlarına selam, inşaAllah.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...