SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Hocam buyurun, yine size bırakıyorum sözü.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Berker’im nasılsın?
ALTUĞ BERKER:Allah’a çok şükür Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Neler yapıyoruz, ne anlatalım?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, günlük haberler var, eğer arzu ederseniz.
ADNAN OKTAR:Eski haberlerden var mı?
ALTUĞ BERKER:Oktay Ekşi’nin istifası üzerine Hocam haberler çıkıyormuş. Taha Akyol ve Mehmet Yılmaz başyazar olmak için kulis yapıyorlarmış. Onunla ilgili gazete haberleri var.
ADNAN OKTAR:Bence Taha Akyol olur. Çok sever öyle şeyleri. Köşe başlarını falan iyi bilir, ince ayarı iyi bilir.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Yılmaz, Oktay Ekşi’yi koruyan bir haber yazmış. Başbakan Oktay Ekşi’nin yazısından sonra, “ben bunlarla mücadele etmem, savaşırım, görün bakın neler olacak. Oktay Ağabey de Hürriyet’i korumak için, istifa etti” demiş.
ADNAN OKTAR:Hürriyet yok mu Türkiye’de? Zaten hepimiz hürüz. Ne anlamda hürriyeti kuracakmış? Hür değil misin sen?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim yani o kadar pervasızlar ki, o kadar acayipler ki yani Başbakan’a söylenen o söz çok ağır bir hakaret. Yani bu kadar çirkin cesaret geliştirmeleri inanılır gibi değil. İnsan yazıyı yazdığında ben ne yazdım diye görmez mi? Editörler görmüyor mu, gazete görmüyor mu buradaki yazıyı?. Bu kadar galiz hakaret gazetede.
ALTUĞ BERKER:Görüp sormuşlar galiba, o da ona rağmen yayınlatmış.
ADNAN OKTAR:İnanılır gibi değil. Bu ne pervasızlık. Kendisine söylense öyle bir hakareti kabul eder mi? Aydın Doğan böyle bir hakaret duysa ne der? İnanılır gibi değil. Başbakan’a karşı tavır çok acayip. Kardeşim böyle şeyler AK Partiyi güçlendirir. Yani hem AK Parti’yi değiştirmek istiyorlar, hem AK Partiyi güçlendirecek işler yapıyorlar. Mesela 29 Ekim’deki törene başı kapalı diye, Cumhurbaşkanı’nın eşinin başı kapalı diye gitmemek AK Partiyi acayip güçlendirir, acayip güçlendirir. Kardeşim AK Partiyi sen iktidardan indirmek istiyorsan toplantıya git. Başörtüsünü serbest bırak, saygılı konuş, o zaman AK Partiyi iktidardan indirirsin. Gerçekten bir süre sonra herkes iktidarda tutmaz partiyi. Ama böyle yaparlarsa AK Parti dallanıp budaklanıp daha da güçlenir. Yani böyle partiyle mücadele olmaz. Yani indirsinler demiyorum ama yani bu güçlendirir AK Partiyi. Göreceksiniz, seçimlerde görün acayip güçlendirir. Çünkü bu Hamiyeti İslamiye’yi kabartıyor, koruma hissini kabartır. Bir insanın annesine hakaret edilmesi ne demek. Yani koruma hissini harekete geçirir bu. Cumhurbaşkanı hanımı başörtülü diye, o kişiyle muhatap olmamak ne demektir? Kardeşim başörtüsüne karşı olanların da hamiyetini coşturur bu. Başörtüsünden adam şiddetle kaçınıyor, karşı olsa bile bu onu kızdırdığı için, ağrına gittiği için, onuruna dokunduğu için tam aksini yapar, AK Partiyi iktidara getirir. Amaç AK partiyi iktidara getirmekse, güzel faaliyet yapıyorlar, iyi yapıyorlar, doğru yapıyorlar. Yani öyle bir amaçları varsa. Hakikaten geçen gün düşündüm bunlar AK Partiyi iktidarda tutmaya karar verdiler, hakikaten samimi. Tam yöntem yani. Bunu gören bir adam başka partiye oy verir mi, böyle bir durumda? Başörtüyü serbest bırak, git tokalaş, konuş, saygılı davran AK Parti gider, başka parti gelir yerine. Çözüm budur gitmesini istiyorlarsa. Başka türlü gitmez, AK Parti. Bu arada onu da söyleyeyim; ben AK Partili değilim. AK Partiden biz himaye falan hiç görmüyoruz, öyle bir şey yok. Benim bütün mahkemelerim devam ediyor, sürekli ceza alıyorum mahkemelerden. Özetle Kadıköy Allah razı olsunlar Kadıköy Adliyesinden, hemen hemen bütün davaları kaybediyorum, mübarek yani tamamını. Açtığım her davayı kaybediyorum, aleyhime olan her davayı da karşı taraf kazanıyor. Bir de diyorlar ki; “korunuyorlar.” Ne korunması? Öyle bir konu yok, önüne gelen dava açıyor, canı sıkılan dava açıyor.
Üniversitede de Doktor Kenan Ateş diye bir arkadaş, Hasan Ali Yücel İstanbul Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fen Bilimleri dersinde dağıtan, dağıtan ayrı. Dağıtan Cihan Demirci Tansel, Zooloji Ana Bilim Dalı’nın Başkanı Prof. Dr. Cihan Demirci Tansel Hanım. Beni Evrim konusunda eleştiren sekiz sayfa arkalı önlü yazı yazmış. Bu bayan kardeşimiz, okulda öğrencilere bu yazıyı dağıtmış İstanbul Üniversitesi Eğitim Fakültesinde. Baştan sona benim Yaratılış Atlası’mı eleştiren, beni eleştiren Yaratılışçılığı güya eleştiren yazı dağıtmış. Kardeşim öyle garibanca yazmış ki muhterem Hoca Cihan Hanım, yenileceğini bile bile bir insan çırpınmaya başlarsa, benim onu ilmi yönden ezeceğim açık değil midir?
ALTUĞ BERKER:Tabii ki.
ADNAN OKTAR:Bak diyor ki: “Buna rağmen sözü edilen geçiş formlarının, fosil kalıntıları hiç az olmayan sayıda bulunuyor”, “geçiş formlarına ait kalıntılar bulunuyor” diyor. “Evrim karşıtları (beni kastediyor) her ne kadar yok deseler de böyle pek çok fosil kanıtı var” diyor. Hay mübarek ablamız, Allah ilmini arttırsın. Bu kadar çırpınacağına, o tatlı canını bu kadar yoracağına, bu kadar fotokopi çektireceğine, bir fotokopi de bir tane bak işte bu da ara fosil diye koysana resmini değerli ablamız. Milli ablamız yani milli Hocamız. Bir tane koyarsın, konu biter. Bak dersin; “hani yok diyordunuz, al sana ara fosil” dersin. Bak bak üsluba bak: “Evrim karşıtları her ne kadar yok deseler de böyle pek çok fosil kanıtı var”, tam böyle dümbelek, darbuka karışımıyla böyle fasıl havası. Kardeşim ben net sayıyorum, diyorum ki; “üç yüz elli milyon adet Yaratılışı ispat eden fosil var” diyorum. Buna karşı diyorum; “koç yiğitlerim, canlarım bir tane ama tek bir tane bana fosil getirin” dedim, yengemizin dediği gibi, profesör yengemizin dediği gibi. Bir tane ama tek bir tane varsa. “Var” diyor bak yengem “her ne kadar yok deseler de böyle pek çok fosil kanıtı var”. Sen devlet memurusun. Maaşla geçiniyorsun bak, “on trilyon vereceğim” diyorum. Fotoğrafına da razıyım, ben ondan da vazgeçtim, fotokopisine de razıyım. Bir sayfa fotokopisi, bak diyecek; koç yiğidim diyecek bana, artık ne diyorsa nasıl hitap ediyor bilemiyorum, “al sana fosil, ara fosil fotokopisi” diyecek. Bak söz veriyorum bütün Türkiye’nin gözü önünde, şak okuluna götürüp masanın üstüne koyacağım on trilyonu. Yok, yok annem doğru söylemiyorsun, yapma etme gözünü seveyim. Sen bunu okulda dağıtıyorsun ama öğrenciler sana gülüyorlar. Yapma bunu, baştan sona kadar yok Harun Yahya yok Yaratılış Atlası, yok şu yok bu. Bak bükemediğin bileği öpeceksin. Bükemediği bileği öpecek. Derste dağıtan Cihan Hanım, yazan da Doktor Kenan Ateş kardeşimiz. Hocam kendi de hazırlayamıyor yani Hocam kendi bilgisine de güvenemiyor. Halbuki Zooloji Ana Bilim Dalı Başkanısın sen. Burada öttüreceksin. Olayları anlat bakalım. Ama delilin yok, biliyorsun bir şey anlatamayacağını. Doktor Kenan Ateş arkadaşımıza istirham buyurmuş herhalde anladığım kadarıyla, o da kendince bir şeyler yazmış. Şimdi bak yengemizi biz davet ediyoruz buraya, Cihan Demirci Tansel Hanımefendi istirham ediyoruz. Doktor Kenan Ateş Paşayı da Hocamızın yerine, bizim o koç yiğitlerin gelip karşısına şöyle oturur, inşaAllah. Yarım saatte böyle üstlerinde ne kadar efendim pürüz varsa zımparalarız. Yarım saatte biter, en fazla yarım saattir. Böyle oradaki çocukların bilgisizliğinden istifade ederek, okuldaki gençlerin bilgisizliğinden istifade ederek onlara yanlış bilgiler sunmak yakışmıyor, yakışmıyor. Bu kadar edebiyat yapacağınıza. Bu kadar edebi konuşma yapacağınıza, bir tane ara fosilin resmini koyarsınız, konu biter. Ara fosil yok, doğru konuşun. Tek bir protein bile tesadüfen meydana gelemez. Genetik mükemmelliğinin de farkındalar, kromozomların tesadüfen olamayacağını çok iyi biliyorlar. Ne diyor, bakayım Hocam; Amerika Birleşik Devletleri’nden yayılan Yaratılışçılık.
“Bu Hoca üç hafta önce, evrim dersinde ‘bir makale okuyacağım’ deyip sizin Yaratılış Atlası’nızın hangi ülkede, kaç tane basıldığını ve dağıtıldığını anlattı”. Onun hakkında tam doğru bilgisi olamaz Hocamın, duysa dudakları uçuklar yani bıraksın bir kere, ne bilecek. “Dinleyen çocuklar; ‘evrim dersi mi dinledik, muhasebe dersi mi dinledik’ deyip gülüyorlarmış”. Şahane bak helal olsun. Kardeşim cin gibi bizim gençlerimiz maşaAllah fırtınalar. Ne güzel bak çocukların verdiği cevap. Cihan anne dinliyor musun bak gençler sana ne diyorlarmış biliyor musun? “Evrim dersi mi dinledik, muhasebe dersi mi dinledik tam anlayamadık” diyorlarmış. Sen kardeşim “zenginin malı hani malı olmayanların çenesini yorarmış” derler. Sen de yap kardeşim, sen de çalış, koy birilerini ortaya görelim. Delilin yok ki kitap yazasın. Ne yazacak adam? Delil olmayınca ne yazacak?
Bak diyor ki: “ABD’den yayılan Yaratılışçılık” Kardeşim ABD’de ki Yaratılışçılık hem Amerika’da, hem Avrupa’da ezilmiş durumda, ezilmiş. Dalga geçiyor gariplerimle, eziyorlardı onları, eziyorlardı değil ezdiler. Mağluptu onlar, öyle bir şey yok Amerika’da. Kardeşim “dünya 6000 yıl” diyor adam. 6000 yıl deyince, “fosillerin ömrü 6000 yıl” diyor. Mesela granit haline gelmiş, 400 milyon yıllık fosile adam “6000 yıllık” diyor, dalga geçer gibi. Böyle bir durumda yenilmeye Allah’ın izniyle mukadder. Mukadder, Allah’ın izniyle ve yenildiler, perişan oldular. Deccal’in ağzında onlar böyle sakız gibi çiğneniyordu. Ağızlarına ben koyunca otuz iki dişlerini birden ağızlarına döktüm ve Yaratılışçılık Türkiye’den dünyaya yayıldı, açsınlar baksınlar. Yaratılışçılık, onlar diyordu onun için diyoruz biz. Yani Yaratılış Gerçeği. “Çok ülkede sürekli yeni yayınlar yapıyorlar. Yeni kitaplar, broşürler, kasetler, dvdler çıkarıyorlar. Türkiye ülkemizde özellikle son 10-15 yıldan bu yana hemen hemen tümü Harun Yahya imzalı çok sayıda kitap, kaset, DVD yayınlanıyor. Bu kitapların hepsi de pahallı ve kaliteli. Kağıtları çok renkli, bol resimli olarak basılmış durumdalar” diyor. Annem sen getir ara fosil, ben sana yemin ediyorum basacağım, getir bedava basacağım ve bedava dağıtacağım senin delillerini. Birinci sınıf kağıda, birinci hamur kağıda, birinci sınıf matbaada en kaliteli şekilde basacağım. Delilin yok, atış delil olmaz, yalan da delil olmaz, uydurma da delilin olmaz, delilin yok. “On binlerce basılan bu materyaller yıllardır dağıtılıyor. Bunlara en son eklenen üç ciltlik Yaratılış Atlası oldu. Toplamda 2497 sayfayı bulan pahallı, lüks sınıfı, kuşe kağıda çok renkli ve çok resimli olarak basılmış 28x38 cm’lik”, boyunun 28x38 cm yani artık muhasebeyi de geçmiş o artık, direk geometri ilmine girmiş. “Dev boyutlarıyla Yaratılış Atlasları bugüne dek Harun Yahya imzasıyla yayınlanan kitapların zirvesi durumunda”. Annem, hakikaten fark etmişsin. Bizde öyle devasa boyutlarda olur hizmet, inşaAllah. “Yıllardır öteki kitaplarda yapılanlar Yaratılış Atlası’nda bolca anlatılmış. Evrim kuramı çöktü, bilim evrim kuramını reddetti, bilim adamları artık Darwin’i, evrim kuramını savunmuyor. Bilim evrimin yanlışlığını ortaya koydu gibi yazılar yayınlıyor” diyor. Anneme bayağı bir koymuş, ızdırap vermiş kalbine, hayrettir yani. Yani özetle bak yengem samimiyse bana bir tane ama tek bir tane, bir tanecik ara fosil getirecek. Her neyse kardeşim yani elektron mikroskop, evrimcilerin defterini dürdü. Elektron mikroskopla bittiler. Mikrobiyoloji, evrimin sonudur. Mikrobiyoloji geldi, evrim havaya uçtu, konu bitti. Bilim-milim hiçbir şey kalmadı. O yüzden Türkiye’de sol çöktü. Darwinizm’in çökmesiyle, sol da çöktü Türkiye’de. Boşa çırpınıyorlar. Kardeşim ansiklopediler sizden yana; devletin kitaplarında Darwinizm cayır cayır anlatılıyor, devlet hizmetinizde, devlet hizmetinizde artık, Darwinistlerin hizmetinde devlet. Yaratılışı anlatmak devletçe yasak, yasak anlatamıyorsun. Evrimi anlatmak devlet eliyle mecburi. Televizyon ulusal kanallarının hemen hemen büyük olanlarının tamamı evrim propagandası yapıyor. Okullarda, kolejlerde her yerde evrim propagandası yapılıyor. Ama bak bir avuç insanla biz çıktık, evrimi tek kelimeyle ezdik. Bu ağlama destanları bunlar, bak sekiz sayfa ağlamış. Şöyle eziyorlar, böyle eziyorlar, şu kadar kitap dağıtıldı, bu kadar kitap dağıtıldı. Ağlamayı bırakın ve gerçekleri kabul edin, bu konu bitti, inşaAllah.
“İyi akşamlar Muhammed Adnan Hocam”, aleyküm selam diyelim, selamla başlayalım, aleyküm selam. “Hızır (a.s.)’ı her isteyen sıkıntı anında görebilir mi? Göremese de Hızır (a.s.) yine sıkıntısı olan kişiye gelebilir mi? Hani bazı kişiler söyler; acil bir işi olan yada sıkıntılı bir anda gönder Allah’ım Hızır (a.s.)’ı’ diye, Allah’tan dilerler. Doğru mudur Hocam? Aydınlatırsanız bize doğruyu öğrenmiş oluruz sayenizde. Sizi çok seviyorum Hocam. Oradaki bütün kardeşlerimize selamlarımı gönderiyorum, Elif”. Yok Hızır (a.s.) çok önemli konularda görev alır. Önemli yani İslam ahlakının dünya hakimiyeti, Mehdi (a.s.) karşıtlarının ezilmesinde görev alır, İsa Mesih’in düşmanlarının ezilmesinde görev alır, Mehdi (a.s.)’nın düşmanlarının ezilmesinde görev alır, İslam karşıtlarının kilit noktalarda, Müslümanları durduranların ezilmesinde görev alır. Bu tip bir görev alabilir. Yani manen ezmek inşaAllah.
“Değerli Hocam benim şöyle bir sorum olacak. Dünyanın ömrü son 70 sene olduğuna göre, geri kalan zamanda Kıyamet kopana kadar nasıl bir dünya yaşanacak? Dinlerin sonu bu 70 sene sonunda geleceğine göre, son yıllarda Allah’a iman eden hiç kimse kalmayacak mı? Bu dünyayı tasvir edebilir misiniz? Yüce Allah sizi ve talebelerinizi her türlü şerden muhafaza etsin, korusun. Tuzak kuranların tuzaklarını kendi başlarına geçirsin inşaAllah. Mustafa Karahasan”. Yetmiş seneden sonra yavaş yavaş gerileme başlıyor böyle böyle gittikçe taa sıfır noktaya kadar geliyor. Sonra hiç Müslümanlık, Hıristiyanlık, Musevilik hiçbir din kalmayacak din dünyadan kalkacak. Yani bunu şimdiki mesela, şu an beş yaşında altı yaşında olan kardeşlerimizin torunları bizzat görecek yani, yetişkinken görecekler. Hatta çocukları da görecekler. Çocukları görür yani şu an sekiz yaşında yedi yaşında on yaşında olan kardeşlerimizin çocukları görürler. inşaAllah, o kadar yakın.
“Selamün Aleyküm Sayın Adnan Hocam”, aleykümselam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Benim bir sorum olacak rahmetli Alperen Muhsin Yazıcıoğlu Beyefendi hakkındaki görüşlerinizi merak etmekteyim”. O, veli, derin ilmi olan, güzel ahlaklı, ana sütü gibi ak bir koç yiğitti. Türk-İslam Birliği`ni savunan mübarek bir insandı. Allah rahmet etsin. “Rahmetli`nin kazasında komplo var mıdır?”, en başında söylemiştim komplo var tabii ki. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir oyunu. “Bugün tartışılan bir konu” diyor. Tartışılacak bir şey yok çok açık. “Sevgiler saygılar efendim” diyor. Biz de sevgilerimizi, saygılarımızı selamlarımızı iletiyoruz kardeşimize. Selamlarına da; aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum. Yani olayın komplo olduğu o kadar fazla delil var ki bir tane iki tane üç tane dört tane değil, net komplo. Ve alenen şehit ettiler. Şu an zaten tahkikat devam ediyor ama o kadar fazla delil var ki bir gün o konuyu teknik olarak da detaylı anlatabiliriz. Bakın, dinleyin % 100 kanaatiniz gelecek. Her yönden komplo olduğu açık.
“Selamün Aleyküm Adnan Oktar Hocam; programınızı geçen yıldan beri takip ediyorum. Aklıma şu sual takılmadan edemedi. Mehdi (a.s.) ben Mehdiyim demez diyorsunuz ki, hakikaten de demez. Geçmiş yıldan iyi hatırlıyorum Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.) olduğunu bilmez demiştiniz, Hazreti Üstad Mehdi (a.s.) değilim deyince de, bakın Bediüzzaman; “Mehdi (a.s.) değilim” diye, kendisi söylüyor diyorsunuz. Bu büyük bir çelişkidir. Barla Lahikası’nda Üstadın Risale-i Nur`un Mehdi (a.s.) olduğuna dair talebelerinin mektup ve şiirleri mevcuttur. O halde Üstad onları niye tekzip ettirmedi. Ayrıca Üstad’ın Mehdi-yi Azam olması sizi niye bu kadar üzer? Biz Üstada Mehdi-yi Azam demekle hüsnü zan ederiz. Doğruysa doğru çıkarız değilse günaha da girmeyiz. Allah`a emanet olunuz. Selime Hanım”. Selime kardeş güzel, çok samimi bir yazı yazmış. Mehdi (a.s.) Mehdiyim demez, tamam doğru. Madde madde açıklayalım. “Hazreti Üstad; ‘Mehdi (a.s.) değilim’ deyince de, bakın Bediüzzaman; ‘Mehdi değilim’ diye, kendisi söylüyor diyorsunuz”, evet söylüyor açıklıyor maddeleriyle detay detay açıklıyor. Yani şu, şu, şu nedenlerle. “Seyit değilim” diyor, ama bir de, “zaman ve şart müsait değil” diyor. Yani “benim bulunduğum zamanda hayatın dar dairesi var” diyor. “Mehdi bizzat şahsı, talebeleri ve şahsı manevisi de şuan olsa dahi başarılı olamaz” diyor. Yani “bu devirde Mehdi (a.s.)’nin gelmesi mümkün değildir” diyor. Ne zaman gelecek? “Hayatın geniş dairesinde. O zaman başarılı olabilir Mehdi (a.s.). Bu devirde gelse de başarılı olmaz” diyor. Bunu teknik nedenleriyle çok detaylı Kurani ve hadise dayalı akli delillerini uzun uzun anlatıyor. Üstad’ın takiyye yaptığını iddia etseler bile böyle bir takiyye olmaz çünkü bu teknik ispat var burada. Teknik ispat ediyor olayı.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Hocam.En azından bir asır sonra gelecek demez.Mesela İslam Birliği o an olacaksa hakimiyet, onu ileriye attırmaz dediğiniz gibi sizin söylediğiniz gibi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim o kadar açık ki yani bakın Bediüzzaman`ın kendi talebesi çıkıp söylüyor. Seyit Salih Özcan Hocamız, çıkıp söylüyor anlatıyor, çok net. Yani “Mehdi (a.s.) şahsı manevi değil, şahıstır. Üç görevi birden yapacak” diyor. Bediüzzaman bak bu konuyu teknik olarak açıklıyor diyor ki; ben Mehdi (a.s.) değilim demiyor, Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’dir. İmamı Rabbani Mehdi (a.s.)’dir, Abdülkadir Geylani Mehdi (a.s.)’dir, Mehdiyi Abbasi Mehdi (a.s.)’dir. Yani o anlamda Mehdiler yani küçük Mehdiler olarak belirtiyor, Bediüzzaman. “Bu Mehdi (a.s.)’ler gelmiştir” diyor. O anlamda Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) olduğu çok açıktır. Yani diyanet yönünde gelen bir Mehdi (a.s.) olduğunu, Bediüzzaman kabul ediyor kendisi. Abdülkadir Geylani de Mehdi (a.s.) olduğunu kabul ediyor. İmamı Rabbani de Mehdi (a.s.) olduğunu kabul ediyor. Ve bütün ulemanın on iki imamın. Ve mezhep imamlarının, bunlar hepsi Mehdi (a.s.) olduğunu kabul ediyor. “Fakat üç görevi birden yapan bir Mehdi (a.s.) şu ana kadar hiç gelmemiştir. Ya diyanet aleminde gelmiştir, ya siyaset aleminde, ya saltanat aleminde gelmiştir. Üçünü birden yapan Mehdi hiç olmamıştır. Bu üçünü birden yapan kişiye Mehdi-yi Azam, Büyük Mehdi (a.s.) diyoruz. Mehdi budur” diyor, Bediüzzaman. “Ve bir yüzyıl sonra gelecek. Benim görevim onun bir piştar neferi öncü bir askeriyim ona zemin izhar ediyorum. Benim görevim budur” diyor. Kardeşim şimdi Mehdi (a.s.) değilim demekle bitirmiyor ki, Bediüzzaman. Yüzlerce sayfa teknik ayete dayalı, hadise dayalı, akli delillerle ispat ediyor bunu. Yani, çok açık deliller var. Şimdi yüzlerce sayfa böyle bir yalan söylemesine böyle bir takiyye yapmasına Bediüzzamanın ihtiyacı yok ki. Ben Mehdi (a.s.) değilim der tamam, konu kapanır. Bir kelime, biter. Böyle yapmamış. Yüzlerce sayfa teknik olarak neden olamayacağını açıklamış. Ve gelen Mehdinin de vazifesinin neler olacağını, Darwinizmi-materyalizmi yıkacağını. Onun zamanında ittihad-ı İslam olacağını Müslümanların bir araya geleceklerini, Mehdi (a.s.)’nin halifelik unvanı alacağını Müslümanların halifesi unvanını alacağını ve ittihad-ı İslam`ın nokta-i istinad edilmesi sonucunda, noktayı istinad edinmesi sonucunda büyük bir İslam Birliği oluşacağını, Mehdi (a.s.)`nin başlarına geçeceğini, başkumandan olacağını hakimlik yapacağını. “Hem Mehdi (a.s.), hem mürşit, hem kutb-u azam olarak. Bir zat-ı nurani`yi gönderecek, o da Ehl-i Beyt-i Nebevi`den olacak” diyor. Bütün bu açıklamalar, Üstadın açıklamalarından bunu çok açık anlıyoruz, karmaşık bir şey yok. “Bu büyük bir çelişkidir” diyor. İşte bak ben çelişkiyi sana açıkladım. Buradaki soru soran kişi herkese, evet herkese selam vermiş kardeşimiz.
ALTUĞ BERKER: Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR: Herkes Aleykümselam.Şimdibu çelişkiyi bir kere kaldırmış olduk buradan anlattık. Eğer kanaati gelmezse kardeşimiz yine yazsın bak ben buradayım, yetişmezse yarın da sorabilir. Yani sonuna kadar üstüne gitsinler nur talebesi kardeşlerim. Bakın, hiç sansürsüz yayınlayacağım söz veriyorum. Yani aklına yatmayan mutlaka yazsın.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kelimesi kelimesine yayınlayacağım, açıklayacağım. Çünkü bu mühim bir konu, çok mühim bir konu, hayati bir konu açıklığa kavuşması çok önemli. “Barla Lahikası’nda, Üstadı’n Risale-i Nur’un Mehdi (a.s.) olduğuna dair talebelerin mektup ve şiirleri mevcuttur. Kardeşim bak, bu ne? Kuran. Mehdi (a.s.)’dir. İslamı anlatıyorsun, dini anlatıyorsun sen bir Mehdi (a.s.)’sin.
ALTUĞ BERKER: İnşAllah.
ADNAN OKTAR: İslamı kim anlatsa Mehdi (a.s.)’dir. Risale-i Nur Mehdi (a.s.)’dir, Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’dir. İnsanın hidayetine vesile olan herkes Mehdi (a.s.)’dir. Ama “Ahir zamanın büyük Mehdisi ayrıdır” diyor, Bediüzzaman bunu açıklıyor. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in kastettiği Mehdi (a.s.) ayrıdır. Risale-i Nur tabî iki Mehdi (a.s.)’dir. İnsanların hidayetine vesile olmuyor mu, Risale-i Nur Külliyatı?
ALTUĞ BERKER: Ki, öyle de demiyor “müceddiddir denilebilir” diyor.
ADNAN OKTAR: Hayır onu açıklıyor zaten de, yani şiirlerde var canım şiirlerde “Mehdi (a.s.)’dir” diyor, Bediüzzaman’a da diyorlar, Risale-i Nur Külliyatı’na da diyorlar. Şahsı maneviye de diyorlar yani hidayete vesile olan her şey Mehdi (a.s.)’dir. Ahir zamanın büyük Mehdisi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kastettiği halife olan Müslümanların başına geçen, İslam alemini birleştiren, bütün mezhepleri kaldıran, başkumandanlık yapan, Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılan, Hz İsa (a.s.) ile birlikte namaz kılan Hıristiyan aleminin de Müslüman olmasına dolayısıyla katkısı olan, dünyada tek din islam`ın kalmasına vesile olan o büyük müceddidin adı Mehdi (a.s.)’dir. Muhammet Mehdi (a.s.), Büyük Mehdi (a.s.).
“O halde Üstad onları niye tekzip ettirmedi?” diyor ki, Bediüzzaman; “ziyade hüsn-ü zan’a müdahale edilmez. Ben de eskiden beri müdahale etmezdim. Hüsn-ü zan’a müdahale edilmez” diyor. Yani “eskiden beri olur. Herkes üstadlarına, mürşitlerine Mehdi (a.s.) der. Yani Mehdilik umarlar ondan, ben de fazla ilişmezdim. Ama şimdi mecbur oldum artık açıklıyorum. Yani önceden ilişmezdim” diyor, Bediüzzaman. Mesela Muhammed Raşit Erol Hazretleri vardı, Mehdi (a.s.) biliyordu talebeleri, normal yani. Mesela Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerini Mehdi (a.s.) bilir talebeleri. Ziyade hüsn-ü zan olur, her zaman olur. Yani “ve ilişilmez, ilişmezdim” diyor, Bediüzzaman. Ama bir gerçek var ortada yani. Bu teknik açık delilleri var bunun, bunu oturup inkarın bir alemi yok. Yetmiş yıl kalmış bak açık açık söylüyor. Bediüzzaman’ın talebesi bak, Seyit Salih Özcan ben diyor; “Bediüzzaman`dan kendim bizzat duydum” diyor, açıklıyor, inşaAllah. “Ayrıca Üstad’ın Mehdi-yi Azam olması sizi niye bu kadar üzer?” Üstadı benim kadar dünyada seven var mıdır? Onu bir tartışalım, inşaAllah. Yani Üstadı bu kadar gündemde tutan, bu kadar değerini bilen ve O`nun yalancılıkla itham edenlere onun dürüstlüğünü benim kadar anlatan var mı?
ALTUĞ BERKER: Buna Nur talebesi ağabeylerde şahittir Hocam. Yani Nesil grubu ağabeyleri, sohbetinizde kendilerinin daha fevkinde Üstadı sevdiğinizi ve övdüğünüzü, daha büyük bir makamla gördüğünüzü ifade etmiştiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben Üstad’ın tırnağı değilim, tırnağı olamam, öyle. Ben Üstad’ın hizmetçisiyim. Mehdi-yi Azam olsa ben iftihar ederim. Ama insanlara yalan söylemek haramdır, Müslümanları kandırmak haramdır. Mehdi-yi Azam olmadığı halde göz göre göre Müslümanları aldatıp tevillerle, sahtekarlıklarla, sahte izahlarla, yalanlarla Müslümanları oyalayıp; Müslümanları Kıyamete kadar başsız, ittihad-ı İslamsız Hz. İsa`dan uzak yaşatmak kalleşlik olur. Ben böyle bir kalleşliğin içerisine girmem. Böyle bir şeyde Üstad benden hesap sorar Ahirette. Benden şikayetçi olur. Resulullah benden şikayetçi olur. Bütün müminler benden şikayetçi olur. Allah benden bunu sorar, ben bunun ağır bir yükün altına giremem böyle bir şeyin. Üstadı sevmek, ben Allah`ı hepsinin üstünde seviyorum. Peygamberi (s.a.v.) seviyorum ve Üstad’ı da gerçekten sevdiğim için O`na yalancılık isnad edenlerin ağızlarını yırtıyorum kulaklarına kadar. Üstad’ın bütün Müslümanları aldattığı yalanını ortadan kaldırıyorum. Yüzlerce sayfa yalan söylediğini iddia edenlerin, bilakis onların yalan söylediğini söylüyorum ben. Yüzlerce sayfa teknik delillerle yalan söylemez bir insan. Ben bunu ispat ediyorum. Bu Üstad’ı sevmektir, Allah`ı sevmektir, Resulullah`ı sevmektir. Üstad’ı sevmek böyle olur. Ondan yana olmak ve O`nun dediklerinin doğru olduğunu orta koymakla olur. Üstad diyor ki; “Risale-i Nur`un gerçek sahipleri, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelir” diyor. Ben Risale-i Nur’u gerçek sahiplerine teslim etmek için uğraşıyorum. Bak demek ki Risale-i Nur gerçek sahiplerinin elinde değil. Gerçek sahibinin kim olduğunu, Bediüzzaman açıklıyor. “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir” diyor. En çok sevenler de Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir, Bediüzzaman’ı. Bunu anlıyoruz.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kim gerçek sahibiyse,gerçekten seven de odur. Biz de onlara ortam hazırlamaya çalışıyoruz şu an. “Biz Üstad’a Mehdi-yi Azam demekle hüsn-ü zan ederiz”, hüsn-ü zan edersin ama Peygamber (s.a.v)’e karşı da savaş vermiş oluyorsun. Allah`a karşı mücadele vermiş oluyorsun. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’in bütün hadislerini reddediyorsun sen, uymadığını gördüğün halde. Bediüzzaman’a karşı savaş veriyorsun. Bediüzzaman’ı doğru söylememekle itham ediyorsun. Hüsn-ü zan etmiş olmuyorsun ki, su-i zan etmiş oluyorsun sen. Kötü zan etmiş oluyorsun. Keşke hüsn-ü zan etsen, su-i zan etmiş oluyorsun. Bütün dediklerini geçersiz kılıyorsun. Diyorsun ki, Bediüzzaman; “baştan sona kadar takiyye yaptı, doğru konuşmadı. Verdiği bütün teknik deliller ayetler hadisler hepsi bir oyundu” diyorsun. Nerede burada hüsn-ü zan? Burada su-i zan var ve Bediüzaman’a en büyük kötülüklerden birini yapıyorsun sen. Bediüzzaman’ın senin iltifatına ihtiyacı yok ki, Bediüzzaman`ın gerçeklere ihtiyacı var.
Bak Bediüzzaman diyor ki; “Ahir Zamanın o, acip şahsı gibi hiçbir cihette olamam. Onun bir pişdar neferi öncü bir askeriyim. Biz anladık ki, bu çalışmalarımızla onlara zemin izhar ediyoruz” diyor.. “Ahir zamanda gelecek o zat, şimdi dahi gelse, siyasetten kaçınacak” diyor, Bediüzzaman. “Siyasete girmeyecek. Ahir zamanda gelecek.VeRisale-i Nuru hazır bir programolarak neşr ve tatbik edecek” diyor, Mehdi. Demek ki Bediüzzaman’ın asıl kıymetini bilecek Mehdi (a.s.) ve talebeleridir. İşte ben de onun asıl kıymetini bilecek kişileri savunuyorum, Mehdi (a.s.)’yi savunuyorum. Nasıl, arkadaşımızın konumu burada? Tam ters konumda olmuş oluyor. “Doğruysa doğru çıkarız, değilse günaha da girmeyiz”. Nereden biliyorsun, günaha girmeyeceğini? Doğru söylememek haramdır. Sen doğru söylemediğini bile bile bir Müslüman’ın sözünü yalan göstermekle. Büyük bir alimi yalancı göstermekle nasıl günaha girmiyorsun sen? Hz. İsa (a.s.)’ı Müslümanlar heyecanla beklerken, aşkla severken Hz. İsa (a.s.)`ya öldü diyerek, Hz. İsa (a.s.)`yı ortadan kaldırmaya kalkıyorsun, bu nasıl günah olmuyor? Kuranın üç ayetiyle sabitken, İsa (a.s.)`nın geleceği ve dünyaya hakim olacağı açıkken sen bunu örtbas ediyorsun. Bu nasıl günah olmuyor? Günaha da girmeyiz, nereden biliyorsun günaha girmediğini? İttihad-ı İslamı geciktirmekle nasıl bir konuma düşüyorsun sen? Eğer İttihad-ı İslamı kabul ediyorsan Müslümanların başına bir lider geçiyor, bütün dünyanın başına geçiyor.Hz. İsa (a.s.)’la beraber namaz kılacak Mehdi. Bütün dünyanın başına geçiyor. Peki bu durumda sen bu kişiye diyorsun ki sen Mehdi-yi Azam değilsin. Bak İsa (a.s.) onun arkasında namaz kılıyor, o kişinin arkasında namaz kılacak. Ve bütün dünyanın halifesi oluyor. Sende Bediüzzaman’a sevgi adına, Bediüzzaman’a kötülük yapmış oluyorsun. Hz. Ali’yi çok seviyorlardı dediler ki, Hz. Ali’ye o devirde; (haşa) “sen Allah’sın” dediler. Hz. Ali, dedi ki; “haşa sen aklını kaybetmişsin” dedi. Nasıl konuşuyorsun böyle? Adam tevbe etmedi, “yine sen Allah’sın” dedi. “Yakın bunu” dedi, Hz. Ali öfkelendi gadaba geldi. “Allah`ın şanındandır, yakacaksın tabiî ki beni” dedi. Adam psikopat. Bak sevgi adına böyle anormallikler yapan insanları da aklında, mantığında tutması gerekiyor kardeşimizin. Göz önünde bulundurması gerekiyor. Hz. İsa (a.s.)`yı sevme adına Hz. İsa (a.s.)`ya (haşa) “Allah” dediler. Niye yapıyorsunuz? “Ben sevgimden yapıyorum” diyor. Böyle sevgi olur mu? Mahvediyorsun sen kendini. Doğru mu?
ALTUĞ BERKER: Tabii ki Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selime kardeş, benim üslubum biraz serttir sana karşı yani sevgisizliğimden yahut muhabbetim olmadığından değil. Ben senin samimiyetine inanıyorum, seviyorum da şefkatim de derin ama ben hamiyet-i islamiye’de manevi bir sarhoşluk içerisinde oluyorum. Yani bir cehd ruhu içerisinde olduğum için. O heyecanımdan yani bu yoksa bir, mesela seni görsem ben ayağına kapanırım yani saygı duyar, hürmet ederim yani öyle bir şeyim olmaz, inşaAllah.
Seyit Salih Özcan Hocamı dinlemiyor mu bu kişiler? Çok açık değil miydi deminki konuşması?
ALTUĞ BERKER: Tabii ki Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah.
ALTUĞ BERKER: “Ben Üstad`dan duyduklarımı söylüyorum” diye, özellikle de söylüyor.
ADNAN OKTAR: Yani “şahs-ı manevi değil, Mehdi-yi Azam gelecek. Üç görevi birden yapacak” diyor, açıkça söylüyor. Bak iki görevi değil “üç görevi birden yapacak” diyor. Bir daha yayınlasana o şeyi, kaseti. Aslında samimi baksalar hemen anlayacaklar konuyu biraz samimiyetsizce ele alıyorlar gibi geliyor bana. Yani sevgi adına mı? Yani Bediüzzaman`ı hakikaten sevdikleri keşke sevdikleri için söyleseler. Bence iman zafiyetinden kaynaklanıyor. Yani keşke iman gücünden kaynaklansa keşke Bediüzzaman`ı sevdiklerinden kaynaklansa ama bilakis çünkü Mehdi (a.s.) demek, geceli gündüzlü cehd demek, gayret demek ittihat-ı İslam demek. Adam çünkü Avrupa da tahsilini tamamlıyor, düğününün peşinde kendine koca bulma peşinde. Erkek ise kendisine kadın bulma peşinde, adamlar işinde gücünde. Şimdi Mehdi (a.s.) ile İsa (a.s.) ile olay bambaşka bir çizgiye giriyor. 70 yıl da kaldı deyince adamın ciğerine oturuyor tabii, gırtlağına taş gibi oturuyor. O zaman ne 70 yılı kabul etmek istiyor, hatta daha da sıkılırlarsa Bediüzzaman’ı da reddediyorlar. Nitekim bak Nur talebelerinin yoğun olduğu, onların yönetiminin hakim olduğu Samanyolu TV’de efendim öbürü neydi, Mehtap TV miydi, evet Mehtap TV’de, şaşar beşer ünlü Faruk Beşer’i çıkarıyorlar, adam cayır cayır diyor; “ben Bediüzzaman’ı kökten kabul etmiyorum, böyle bir şey yok” diyor. Yani anlattıklarının hurafe olduğu kanaatinde.
ALTUĞ BERKER: Üstad tam bir Mehdi (a.s.) aşığı Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. “İttihad-ı İslam da olmayacak, öyle bir şey de yok. Öyle bir konuyu bırakın, Mehdi (a.s.) de yok, İsa (a.s.) da gelmeyecek” diyor. Bakın son mühendislik projesinin devamı budur. Fethullah Hocamızı da oraya hapsettiler adeta, esir aldılar. Buyrun meydan açık at oynuyor etrafta yani. İnşaAllah Allah Nur talebelerini, Fethullah Hocamız’ın değerli talebelerini, basiretlerini açar, onları oyuna gelmekten Allah onları korur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: O oyunu siz bozuyorsunuz Allah’ın izniyle Hocam.
ADNAN OKTAR: EvelAllah, evvelAllah. Evet bakalım.
VTR
ADNAN OKTAR:Ben mesela, ben Mehdi (a.s.) değilim diyorum bitiyor, tek kelimeyle. Mesela başkasına soruyorlar, ben Mehdi (a.s.) değilim diyor bitiyor. Ama Bediüzzaman yüz küsür sayfa bu konuyu açıklıyor. Ve ayet ve hadise dayandırarak açıklıyor. Ayet ve hadise dayanarak yalan söylenir mi? Bir Müslüman böyle bir şey yapabilir mi? Kuran ayetleriyle, hadislerle yalan söylediğini iddia ediyorlar Bediüzzaman’ın. Böyle şey olmaz. Bak gördünüz ağabeyimizi, Bediüzzaman’ın bizzat yanında yetişmiş talebesi, dizinin dibinde gece -gündüz birlikte olan kişi. “Üç vazifeyi birden yapacak Mehdi (a.s.) öbürleri de Mehdidir” diyor. Bediüzzaman da Mehdidir. Yani “diğer bütün alimler Mehdidir gelenler, ama Ahir zamanın büyük Mehdi (a.s.)’si ayrıdır. O Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılacak, üç görevi birden yapacak” diyor. Anlaşılmayacak ne var burada?
Bak Bediüzzaman diyor ki; “Aziz, sıddık kardeşlerim, ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimmi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan” bak “ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek zatın” böyle bir yalana niye ihtiyaç duysun? “Gelecek” diyor, “geldi” demiyor ki. “Üç vazifesi” diyor, kardeşim üç vazife deyince, üç vazifedir yani, bunu ikiye, dörde, sekize çıkaramazsın ki sen, üç taneyse üç tanedir. “En mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı dalaletten kurtarmak cihetiyle, ve en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmihâ Risâle-i Nur'da görmüşler (böyle zanettmişler)” diyor. “İmam-ı Ali ve Gavs-ı âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zatın makamını Risâle-i Nur'un şahs-ı mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazen da o şahsın, o şahs-ı mânevîyi bir hâdimine (Bediüzzaman’a vermişler) bana verdiler” diyor. “O hâdime mültefitane (iltifatla) bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat” bak; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat Risâle-i Nur'u, bir programı olarak neşr ve tatbik edecek”. “Risale-i Nur bir Mehdi (a.s.)’dir” diyor, Bediüzzaman kabul ediyor onu. “Ben de bir Mehdiyim, bir nevi Mehdiyim, ama buradan anlaşılıyor ki, Mehdi (a.s.), gelecek Mehdi (a.s.), o mübaret zat” bak “sonra gelecek o mübaret zat Risâle-i Nur'u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek”. “Risale-i Nur’dan geniş çaplı istifade edecek” diyor, “ve anlatacak insanlara. O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektedir”. Çok açık değil mi bak, “şeriatı icra ve tatbik etmektedir. Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde” demek ki, Mehdi (a.s.)’nin özellikleri ne? Kuvvetli itikatı var, çok ihlaslı, samimi ve sadık, sadakatle, davasına sadık. “Bu ikinci vazife gayet büyük maddî bir kuvvet ve hakimiyet lâzımdır ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin. O zatın üçüncü vazifesi”, bakın sürekli o zat, o zat, o zat. Birinci vazife, ikinci vazife, üçüncü vazife, tek tek belirtiyor. Ne yapıyor bazı kardeşlerimiz? “Şu birinci vazifeyi tamam ona verelim, büyük Mehdi (a.s.)’ye veyahut Mehdi (a.s.)’ye verelim. Ama şu diğer, ikinci, üçüncü vazifeyi vermeyelim, onu alalım” diyor. Kardeşim sen nereye alıyorsun? Bediüzzaman yapacak dedikten sonra, sen nasıl çıkarabilirsin onu? Hangi yetkiyle çıkarıyorsun sen. Bak teker teker, her seferinde ayrı, o zatın ikinci vazifesi, o zatın üçüncü vazifesi, tek tek saymış. Ne yapıyor adam? “Bu iki tanesini alalım, bir tanesini bırakalım. Veyahut “birini alalım, iki tanesini bırakalım” diyor. Böyle bir şey yok. Üç tane ise, üçtür. Ayrı ayrı üçünü de saymış. Bak, “O zatın üçüncü vazifesi hilâfet-i İslâmiyeyi, ittihad-ı İslâma bina ederek”, İslam Birliği’ne, İslam halifeliğini bina ederek, “İsevî ruhanîleriyle ittifak edip (Hıristiyanlara ittifak edip) din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir”. Bak diyor ki; “O ileride gelecek acip şahsın (Mehdi için) bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın”, bütün Müslümanların kumandanı “kumandanın pîşdâr bir neferi (öncü bir askeri) olduğumu zannediyorum”. Bunların tamamı mı yalan yani? Bak diyor ki Bediüzzaman; “Muhbir-i Sâdıkın ihbarını (Peygamberimizin (s.a.v.)) aynen tasdik etmiş ve vukuatla ispat etmiş ve ediyor”, olaylar, Ahir zaman alametleri devam ediyor diyor.
Mesala, Fırat’ın suyunun kesilmesi, Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları “vukuatla ispat etmiş ve ediyor ve inşaAllah daha edecek. Hem öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu'nun sinesinden Risale-i Nur'u çıkaramaz. Tâ Ahir zamanda,” bak “tâ Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde”, benim zamanımda hayatın dar dairesi var diyor. “Hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri”, burada kardeşlerimiz iyi dinlesin “asıl sahipleri yani” bak açıklık getiriyor “yani Mehdî ve şakirtleri (talebeleri) Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz”. Şimdi bu baştan sona yalam mı, bu anlattıkları? Bediüzzaman’ı ya yalanla itham edeceksin, ya doğru söylediğini söyleyeceksin. Yalanla itham etmek nasıl Bediüzzaman’ı sevmek oluyor? Sahtekar göstermek haşa, oyuncu göstermek, Müslümanları kandırdı gibi göstermek, nasıl Bediüzzaman’ı sevmek oluyormuş? Bediüzzaman’ı sevmek, onu doğrulamakla, onun dediklerini tasdik etmekle, onun dediklerini savunmakla, ona yalancı diyenlerin ağızlarını yırtmakla olur. Ben ona yalancı diyenlerin ağzını yırtıyorum. Konu bu; ilimle, fenle, bilgiyle yırtıyorum, inşaAllah. Bak ne kadar açık. “Tâ Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri (talebeleri) Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir”. Ne anlıyorsun sen bundan?
SUNUCU:İleride geleceğinden bahsediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak, “ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri (talebeleri) Cenab-ı Hakkın izniyle gelir.” Deli olsa anlar bunu, anlaşılmayacak ne var bunda?
ALTUĞ BERKER:“Ben de kabrimdeyim o sırada” diyor.
ADNAN OKTAR:“Ben de ölü olmuş olacağım o anda, kabrimde olacağım” diyor. Bir de diyorlar ki, “Bediüzzaman’ı seviyoruz”. Bediüzzaman’ı sevmek onu doğrulamakladır. Onu yalancı göstermek, haşa sahtekar göstermekle değildir. Haşa ve bin kere haşa. Bak diyor ki Bediüzzaman; “Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi Mehdî ve Müceddid geliyor ve gelmiş”. Ben Mehdi (a.s.) değilim demiyor ki Bediüzzaman, “o anlamda Mehdiyim” diyor. Yani sayıyor da, “On iki İmam, Gavsı Azam, hepsi Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Fakat her biri üç vazifelerden birisini” bak, “bu üç vazifeden birisini”, ayrıca onunla da bırakmıyor, birisini ve ayrıca “bir cihette” diyor. Tam anlamıyla da değil. “Bir cihette yapması itibariyle, Ahir zamanın büyük Mehdi’si unvanını almamışlar” diyor. Yalan mı söylüyor şimdi burada? Yani Bediüzzaman’ı yalancılıkla itham etmek onu sevdiğimizi mi gösterir bizim? Bu Allah’a, dine bakış açımızın, Kuran’a bakış açımızın, hasta olduğunu gösterir öyle bir şey yapmış olsak, Allah esirgesin. Samimiyetsizliği gösterir. Gerçekten seven Bediüzzaman’ın dürüstlüğünü, doğruluğunu, samimiyetini doğrular. Aksi iftira olur, inşaAllah. Sen çok sıkı bir Nur talebesisin, şurayı bir oku.
ALTUĞ BERKER:Vesilenizle Hocam, sizden.
ADNAN OKTAR:Sungur Ağabey yetiştirdi seni zamanında, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, Risaleleri siz öğrettiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet doğru ama, Sungur Ağabey’in de çok büyük emeği geçti.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
“Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdi (a.s.), hem mürşid, hem Kutb-u azam olarak bir zat-i nuraniyi gönderecek ve o zat da, Ehl-i Beyt-i nebeviden olacaktır. Cenab-ı Hakk bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden kadir-i zülcelal; Mehdi ile de, alem-i islam'ın zulümatını dağıtabilir. Ve va'detmiştir, va'dini elbette yapacaktır.”
ADNAN OKTAR:Ne anladın?
ALTUĞ BERKER:Hocam “vadetmiş” diyor, üstad, yani bu eğer Peygamber Efendimiz (s.a.v.) devam da ediyor Hocam orayı okumadım ama, “Allah’ın kudretindedir” diyor. “Kışın nasıl baharı yarattığı gibi, aynı şekilde Mehdi (a.s.) ile de İslam aleminin karanlığını dağıtacaktır” diyor.
ADNAN OKTAR: Ama bir kısım kişiler böyle çıkıyor, “bu mümkün değildir. Bediüzzaman böyle söyledi ama, olamaz böyle bir şey adetullaha aykırı” diyorlar. Bediüzzaman da; “Allah’ın adetullahına uygun bu” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v.) uygun” diyor. “Allah Kuran’da uygun” diyor. Ama “adamlar uygun değil” diyor. Biz Kuran’a, hadise ve Bediüzzaman’a inanırız.
ALTUĞ BERKER:Ki, devamında Hocam, “muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır' diye Ehl-i tefekkür hükmeder”.
ADNAN OKTAR:Tabii ki.
“Selamün aleyküm Hocam”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam Mehdi (a.s.)’nin siyasi ortamdaki görevi nedir? İkinci sorum, Mehdi (a.s.)’nin saltanatı manevi liderlik konumunda mı olacak, yoksa resmi bir iktidarı mı olacak?” Yok, Mehdi (a.s.) sevgi insanıdır, sevgi öğretmenidir. Resmi bir yönü yoktur. Evinden yönetiyor. Gönül insanıdır Mehdi (a.s.) öyle şeylere karışmaz, devlet yönetimine falan. Hepsini, siyaseti hepsini kendi haline bırakır. Cemahiriyeler halinde, yani Cumhuriyetler, serbest. O manevi lider. Mesela Şeyh Nazım Hocamız resmi görevli mi? Değil. Ama ben, bir şey dese hazır ola geçerim, ne diyorsa yaparım. Niçin yaparım? Allah rızası için, sevdiğim için. Allah rızası için sevdiğim için. Mehdi (a.s.)’de de böyledir. “Hocam ayrıca merak ettiğim bir konu var, en yakın talebelerinizden olan Cübbeli Ahmet Hoca, nasıl bu kadar hızlı bir u dönüşü yaptı, merak ediyorum”, ben de merak ediyorum, ben de anlayamadım, maşaAllah. Çok güzel anlatıyor Mehdiyet’i. Zorla çevirdik, u dönüşünü aniden böyle burnuna kaya çarptı mübareğin adeta, birden havada bir sekiz takla attı, gerisiye dönüş yaptı. Fatih Altaylı’yı artık baba olarak görmüyor, bundan sonra bize hizmet edecek, İslam’a hizmet edecek, inşaAllah. İstese de, istemese de inşaAllah.
Cübbeli’nin şu sesini bir dinleyelim mi Mehdi (a.s.) ile ilgili. Yok mu nedir? Talebelikten istifa mı etti yoksa Cübbeli?
VTR
ADNAN OKTAR:Bak Cübbeli de Kıyamet’in yakın olduğunu nihayet anlatmaya başladı. Gerçi Fatih Altaylı’nın programında al külah ver takke bayağı neşeli onları eğlendiriyor, bu konulara girmiyor. Ama bak biz zorla anlattırıyoruz, inşaAllah. Unutmuş, biz unuttuklarını yeniden anlattırıyoruz. Başka ne var Cübbeli’nin yine anlattığı?
VTR
ADNAN OKTAR:Fatih Altaylı’nın programında konuşur mu bunları sence?
ALTUĞ BERKER:Konuşmuyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Konuşmaz.
ALTUĞ BERKER:Bir de “bahsetmeme gafletine düşmeyiz” diyor.
ADNAN OKTAR:Flaş TV’de de bahsetmiyor. Orada seksten bahsediyor, İslam’da seks. Bak burada gürül gürül konuşturuyoruz. Bediüzzaman’ı sevdiklerinden değil o kardeşlerin, Mehdi-yi azam diye göstermek rahatlık sağlıyor, orada Kıyamet’i de unutmuş vaziyetteler, Mehdi (a.s.) zaten gelip geçmiş, İsa (a.s.) da ölmüş toprağın altında, kardeşlerimiz sadece Avrupa’da okuyup, pilavını yiyip geğirerek yan gelip yatmak. Yani zaten milyonlarca sene var dünyanın ömrü de, yavaş yavaş böyle gevrek sesle böyle güzel güzel konuşacaklar. Hiç ummadılar 70 yıl kaldığını, birdenbire karşılaştılar bir gerçekle, Allah-u alem ona da inandıklarını zannetmiyorum ben, işin acı gerçeği. Yani ne 70 yıla inanıyorlar, ne Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.)’ın olduğuna inanıyorlar, ne İsa (a.s.)’ın ineceğine inanıyorlar. Allah vermesin daha da kötüsü Allah’a da inanmıyor olabilirler. Yani müthiş bir iman çöküntüsü var. Bunun için de özel bir çaba, Avrupa Birliği’ne Türkiye’yi sokabilmek için Türkiye’nin önce imanını almak istiyorlar, dinsiz Müslümanlık projesi var. Mehdi’siz, İsa (a.s.)’sız, ondan sonra yecüc mecüc’ün zuhur etmediği, Kıyamet’in kopmadığı bir İslam inancına ihtiyaçları var. Onun için ajanlarını Türkiye’ye soktular, Fethullah Hocamızı da orada esir aldılar, geceli gündüzlü bastırıyorlar. Ellerinden geleni ardlarına koymasınlar. Ağızlarını kulaklarına kadar yırtmazsam bana da Adnan demesinler Allah’ın izniyle. Allah’ın dilemesiyle. Ben bunu nasıl yapacağım? İlim, sanatla, ikna ederek, telkinle ve kaynak göstererek bilimsel yönden rezil rüsvay edeceğim. Bunların sayısı toplam 10 kişiyi geçmez, bu it kopuk takımının sayısı ve bu saydıklarımın. Yani bu it-kopuk takımının 10 kişiyi geçmez. Yeri göğü sallıyorlar, ben de onları sallayacağım bakalım ne olacak, inşaAllah.
Bak diyor ki Bediüzzaman; “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lamlar ve mimler ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi' (a.s.)’nin şakirtleri olabilir". Yaklaşık 2010 tarihini veriyor. “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat”, (Kastamonu Lahikası, s. 61-62) Bak, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat”, kim bu hakiki beklenilen?
ALTUĞ BERKER: Büyük Mehdi (a.s.) inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. "Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse harekatını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek”. Yani “herhangi bir parti içerisinde politik faaliyet yapmayacak. Partiler üstü olacak, bütün partilere eşit olacak” diyor. Mehdi (a.s.)’nin vasfı olarak anlatıyor. Ama ne zaman gelecek diyor? “Bir asır sonra gelecek o zat” diyor. Bak, “hakiki beklenilen”, beklenilen demiyor “hakiki beklenilen”, sahtekarlık yapmasınlar diye kitliyor, Bediüzzaman. Beklenilen derse belki sahtekarlık yaparlar, ama “hakiki beklenilen ve” zaman veriyor bak “bir asır sonra gelecek o zat”. Bediüzzaman burada yalan söylüyor diyenler kendileri yalancı ve sahterkar ve üçkağıtçıdırlar ve alçaktırlar, Bediüzzaman’ı yalancılıkla itham edenler. Ben açıkca söylüyorum. Kardeşim sürekli yalan söylediğini söylemek ne kadar büyük ahlaksızlık. Yüzlerce sayfa bir insan yalan söyler mi? Ayet ve hadisle büyük bir alim, 30 yıl hapiste yatan bir insan yüzlerce sayfa yalan söylemeye niye mecbur olsun. Ayetle hadisle yalan söyler mi. Her yerde yalan söylüyor diyorlar, kendini gizliyor, ne mecburiyeti var gizlemeye kardeşim, Mehdi (a.s.) değilim der, konu biter. Ayetle Kuran’la yalan söylenir mi? Bak diyor; “ve öyle kökleşmiş ki inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu (Risale-i Nur’u) çıkaramaz. Ta Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir”. Şimdi “arkadaş ne diyorsunuz?” diyoruz. “Bediüzzaman burada yalan söylemiştir” diyor. Sen yalan söylüyorsun, sen yalan söylüyorsun, Bediüzzaman doğru söylüyor. Ne zoru var da yalan söylesin. Kardeşim bir tane olur yalan, iki tane olur, yüzlerce yalan söyler mi? Bir tane bile yalan söylemez, niçin yalan söylesin? Bütün ömrünü sıdka doğruluğa adamış, Allah rızası için yaşamış bir insanı, dünyanın en büyük doladırıcısı, sahtekarı gibi göstermek çok büyük alçaklık değil midir. Bir de seviyoruz diye ortaya çıkıyorlar, nerenin sevmesi? Hem yalancılıkla itham ediyorsun, hem de sevdiğinden bahsediyorsun.
Bak diyor ki, Barla Lahikası s.162; “Fakat o ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdâr bir neferi olduğumu zannediyorum”. Buda mı yalan? Hepsi yalan diyorlar kardeşim, o zaman Risale-i Nur Külliyatı diye bir şey yok, senin kafana göre. Sen yalan söylüyorsun, Bediüzzaman doğru söylüyor. Bak diyor ki; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek”. Demek ki Risale-i Nur’dan gürül gürül kükreyecek, Risale-i Nur’u kükreyerek anlatacak. Risale-i Nur’u yalancı konumuna getirerek anlatanları, Bediüzzaman’ı yalancı konumuna getirerek anlatanları, bizzat onların yalancı ve sahtekar olduğunu insanların gözünün içine soka soka gösterecek. Bediüzzaman’ı yalancı, haşa sahteci gösterenlerin, kendilerinin yalancı ve sahteci olduğunu ispat edecek. Bu anlaşılıyor, ben bunu anlıyorum, inşaAllah.
Bak diyor ki, Emirdağ Lahikası’nın el yazmasında; “Ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi (a.s.) de Risale-i Nur’a o kıymeti verecek itikatındayım” diyor. Mehdi (a.s.) diye açıkça geçiyor. Bak, “Ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi (a.s.) de Risale-i Nur’a o, kıymeti verecek itikatındayım”. “Bu da yalan” diyorlar. Bu da yalan, bu da yalan. En pratik. Ben seni yalancı ilan etsem, daha kökten olayı çözüyor yani, inşaAllah.
“Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin izhar etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz”, “bu da yalan” diyorlar, hepsi yalanmış, haşa yani asıl kendileri yalancı, inşaAllah. Ama Nur talebesi kardeşlerimizi ben tenzih ederim, iyi niyetli bilmeyenler olabilir, cahilliğinden söyleyenler olabilir, bana yazsınlar. Eleştirebilirler de, aynısıyla söz veriyorum yayınlayacağım. Yani yanlış anladığım bir yön varsa bana mutlaka tarif etsinler anlatsınlar. Ben eleştiriye açık bir insanım, mesela kelimeyi yanlış anlayabilirim, cümleyi yanlış anlayabilirim. Ama ben Bediüzzaman’a yalancı dedirttirmem, oyun oynuyor dedirttirmem, Müslümanları aldatıyor dedirttirmem. Ama bunun dışında bildikleri bir şey varsa söylesinler. “Böyle bir cemaat-ı azîme içindeki mukaddes kuvveti tehyic edecek ve uyandıracak hâdisat-ı azîme vücuda geliyor. Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i aliye feveran edecek ve Hazret-i Mehdi (a.s.) başına geçip, tarik-ı hak ve hakikate sevk edecek”, şahs-ı manevi başa geçecek demiyor, Mehdi (a.s.) başına geçecek diyor. Ne gerek kardeşim yalana, abidik gubidiğe. Sahtekarlığa ne gerek. Dürüstçe okusana Bediüzzaman’ın dediklerini, Peygamberin (s.a.v.) dediklerini, Kuran’ın ayetlerini dürüstçe okusanıza. Bak, “hamiyet-i aliye feveran edecek (Müslümanlar coşacak) ve Hazret-i Mehdi (a.s.) başına geçecek” diyor, Müslümanların. “Başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek. böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, âdetullahtan ve Rahmet-i İlâhiyeden bekleriz ve beklemekte haklıyız” diyor. “İslam ahlakı dünyaya hakim olacak, Müslümanlar birleşecek, İttihad-ı İslam olacak, Mehdi (a.s.) de başlarına geçecek” diyor. İsim veriyor Mehdi (a.s.) diye geçiyor. Bak, “Madem adeti öyle cereyan ediyor” diyor, Bediüzzaman, “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdi (a.s.), (hakimlik yapacak Mehdi (a.s.)) hem Mehdi (a.s.), hem mürşid, hem Kutb-u azam olarak” yani bütün tarikat şeyhlerinin üzerinde. Tarikatlar kalkıyor Mehdi (a.s.) geldiğinde. “Bir zat-ı nuraniyi gönderecek” gönderdi demiyor. Bak, “bir zat-ı nuraniyi gönderecek”, kardeşlerimize soruyoruz, “bu ne dediği Bediüzzaman’ın?”, “yalan söylüyor orada, takiyye yapıyor, kendini gizliyor” diyor. O kadar kızdıracak bir laf ki bu. Yani kardeşim yüzlerce sayfa yalan söylenir mi? Ayetle hadisle yalan söylenir mi? Niye söylesin, ne zoru kardeşim. 30 sene hapiste yatan bir insan, dünyadan geçmiş bir insan, kimden korkuyor, Allah’tan başka kimseden korkmuyor. Sizden mi korktuğu için yalan söyleyecek? Bak, “bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, Ehl-i Beyt-i nebeviden olacaktır (Peygamberimizin (s.a.v.) neslinden olacaktır)”. Bakın olmaz diyenlere cevap veriyor Bediüzzaman, “Cenab-ı Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, Mehdi (a.s.) ile de bu işi yapar” diyor. Bu konuyu yapar. “Bir dakika zaman içinde bulutlarla nasıl doldurup boşaltıyor göğü, hızını süratini de görüyorsunuz, nasıl kısa sürede yapıyor, aynı şekilde yapar” diyor. Yani “Adetullaha aykırıdır demeyin, doğrusu yapacak, yapar” diyor. “Bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder” diyor, bir saniyede. Bak akılları alsın diye tarif ediyor Bediüzzaman. Ne kadar süratli Allah’ın gücünün yeteceğini gösteriyor. “Bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümunesini meydana getirir” diyor. Baharda mesela “serin havada bir anda yaz yapar” diyor, aniden. “Bir saatin içinde yapar” diyor, kısa sürede. “Yazın da bir saatte kış meydana getirir” diyor. “Bir anda yaz ortamında kış gibi olur, soğuk olur” diyor. “Bunları yapan, bunları icad eden Kadir-i Zülcelal (her şeye kadir olan Allah), Mehdi (a.s.) ile de, alem-i islam'ın zulümatını dağıtabilir”. Dağıttı demiyor, “Dağıtabilir ve va'detmiştir, va'dini elbette yapacaktır”. Yaptı demiyor, yapacaktır. Ne zaman? Tarih de veriyor, “1400’de diyor, Hicri 1400’de gelecek” diyor, net. 1401 de demiyor, 1403 de demiyor net.
Bak diyor ki; “ İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler” diyor. Ta sahabe döneminde beklemişler diyor. Halbuki “1400 sene sonra gelecek Mehdi (a.s.)” diyor. Aklı yatmayan olursa kardeşlerimiz bize mutlaka yazsın, bu çok büyük bir oyundur Bediüzzaman’a karşı büyük bir oyun oynanıyor. Nur talebelerine karşı büyük bir oyun oynanıyor. İslam alemine, Mehdiyet’e, Hz. İsa (a.s.)’a karşı büyük bir oyun oynanıyor. Allah’ı seven, Kuran’ı seven, Resulullah (s.a.v.)’ı sevenler mutlaka hakkı savunacak tarzda hakkın tarafında olsunlar. Bu büyük oyunun içerisine girip şeytanın taraftarı olmasınlar. Bu büyük oyunun içerisinde kendilerini parçalatmasınlar. Bir de Bediüzzaman’ı koruma adına ortaya çıkıyorlar, ne kadar korkunç bir şey. Bediüzzaman’ı koruma adına Mehdi (a.s.)’ye savaş açıyor, Hz. İsa (a.s.)’a savaş açıyor, Resulullah (s.a.v.)’a savaş açıyor ve Bediüzzaman’a da savaş açıyor. “Ne yapıyorsunuz?” diyoruz. “Bediüzzaman’ı koruyoruz biz” diyor. Bir de bakıyoruz ki, adam keyfinde zevkinde, kendi işinde gücünde. Ama iman edemiyorsan o ayrı mesele, orada sen sorumlu olmazsın. Sorumlu derken, Allah’la senin aranda. De ki; “arkadaş benim imanım zayıf, Mehdi (a.s.)’nin geleceğine de inanamıyorum, İsa (a.s.)’ın ineceğine de inanamıyorum” dersin. Bizzat karşılaştığında da anlarsın, inanıp inanamamanın neden olduğunu, kendilerine sorarsın, inşaAllah. Kardeşim bir tek Mehdi (a.s.) alerjileri yok, İsa (a.s.)’ı da istemiyorlar, onu da toprağın altına sokmaya kalkıyorlar. Bu nasıl bir kindir bu kardeşim. Aşkla şevkle beklesene, İsa Mesih (a.s.) o güzeller güzeli bağrına bassana, Allah’a yalvarsana onu görebilmek için. Aşkla şevkle bağrımıza basacağız, seveceğiz. Mehdi (a.s.)’yi de, Hz. İsa (a.s.)’mı da. Müşrikler hiç hoşlanmazlar, münafıklar hiç hoşlanmazlar, seviyormuş gibi görünürler ama, nefret ederler. Onlar kurtulmanın bir yolunu bulmaya çalışırlar.
Efendim, açtım Casiye Suresi geldi, 45. ayet, 32. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçekten Allah'ın va'di haktır”, 2031 veriyor ebceti. Bak; - "Gerçekten Allah'ın va'di haktır”, 2031. Ayet devam ediyor, “Kıyamet-saatinde hiçbir kuşku yoktur. Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince”, yani iman ediyor, “samimi amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları Kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur”. İsra Suresi’ni açmışsın maşaAllah. “Şüphesiz” diyor 87. ayette Cenab-ı Allah, “Şüphesiz O'nun lütfu senin üzerinde çok büyüktür”, tam 1980 tarihini veriyor ebceti. Bakın; “Şüphesiz O'nun lütfu senin üzerinde çok büyüktür”, net 1980 tarihini veriyor, ne aşağı, ne yukarı.
Ya Allah bismillah şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Nuh Suresi ve Mearic Suresi. Nuh Suresi 2’de şeytandan Allah’a sığınırım “Ey kavmim gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım (tebliğciyim)”, ebcedi 2000 tarihini veriyor, net 2000. Yani 2001 de değil, 99 da, tam 2000. Bak; “Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım". Bu ayetlerin tamamı Ahir zamanı veriyor, tamamı. Çok büyük bir mucize. Harika bu. Yani 150’nin üzerinde ayet, hakimiyetle ilgili ayet, hepsi 1980, 1990, 2000, 2023 ve tamı tamına ilgili olaylarla ilgili yılları veriyor, maşaAllah. Hayret verici. Bak diyor ki Allah, 23. ayet Mearic Suresi; “Ki onlar, namazlarında süreklidirler”, namazlarında süreklidirler, canı istediğinde namaz kılmıyor, beş vakit namazını muhtazam kılıyor. “Ve onların mallarında belirli bir hak vardır: Yoksul ve yoksun olan(lar)için”, Allah rızası için dağıtıyor malını. “Onlar, din gününü tasdik etmektedirler”, Kıyamet’i, dirilişi tasdik etmektedirler. 34. ayette yine diyor ki; “Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır. İşte onlar, Cennetler içinde ağırlananlardır” inşaAllah. Her Müslüman sevinçle, aşkla namazlarını beş vakit güzel sünnetlerine uyarak kılmakla mükelleftir, inşaAllah. “Orada yürüme imkanları takdir ettik; ‘Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın’”, geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşmak ne zaman olacak?
ALTUĞ BERKER:Mehdi (a.s.) devrinde, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ebcedi 2023, tam 2023 tarihini veriyor. Bak bu sayfayı da ben açtım. Deminkileri kardeşlerime açtırmıştım. Bu da Sebe Suresi 18.
Ne yapıyoruz? HarunYahya.tv’den devam mı ediyoruz? Tamam.
SUNUCU:Yayınımıza HarunYahya.tv internet sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Yarın neredeyiz?
SUNUCU:Yarın da Gaziantep Olay TV’deyiz.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Gaziantep delikanlı dolu, bütün Anadolu, bütün Türkiye gazidir. Ama Antep adı üzerinde Gaziantep, maşaAllah. Peki, Allah hepimize sağlık sıhhat, güzellikler nasip etsin, inşaAllah.
Dergiler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...