SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın seyircilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Gaziantep Olay Tv, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV, Haber58.com, HaberHilal.com, SelamHaber.com, 8Sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Güzel başlamak istiyoruz, inşaAllah. Buyurun.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Numan Kurtulmuş yeni partisini açıklamış Hocam.
ADNAN OKTAR: Hadi gözümüz aydın.
ALTUĞ BERKER: Kısaltılmışı HAS Parti.
ADNAN OKTAR: HAS Parti.
ALTUĞ BERKER: Halkın Sesi Partisi’ymiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Güzel.
ALTUĞ BERKER: Ahmet Hakan da bu konuyla ilgili; “Karşınızda İslamcı sol parti var” diye yazı yazmış.
ADNAN OKTAR: İslamcı sol, entel, inşaAllah olmazlar. Hadi bakalım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Gazete Vatan’da da aynı şekilde yazarların yorumları var Hocam.
ADNAN OKTAR: İyi, iyi, güzel.
ALTUĞ BERKER: Bilal Çetin de, Numan Kurtulmuş’un kendi ifadesi için; “sağcı değiliz, solcu değiliz, liberal değiliz, muhafazakar da değiliz” dediğini aktarmış.
ADNAN OKTAR: Neymiş peki?
ALTUĞ BERKER: Bilal Çetin de; “demek ki Milli Görüş değil hedefi, hedefi merkez sağdaki %50’nin üstündeki çoğunlukla AKP ile rekabet olduğu anlaşılıyor” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, hadi görelim, inşaAllah. Madem öyle yeteneği var. Hayırlı, uğurlu olsun.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Özdemir İnce; “Türban fesadını (haşa) anlamak için Milli Görüş akımının hangi hareketlerin etkisiyle büyüdüğünü bilmek gerekir.”
ADNAN OKTAR: Hangi hareketmiş?
ALTUĞ BERKER: Hocam, Mevdudi, işte Pakistan’dan.
ADNAN OKTAR: Mevdudi değerli bir alim, ne var Mevdudi’de?
ALTUĞ BERKER: “Ali şeriatı” diyor, İran’da. “Mısırlı Müslüman kardeşler.” “Örnek aldıkları düşünürlerin tamamı İslam’a dönüşü, öze dönüşü temsil ederler ve bir Kuran nesli yaratmayı ülkü edinmişlerdir.”
ADNAN OKTAR: Tamam, güzel. Kuran ahlakı, güzel. Ne var? Nasıl olması lazım? Şeytan nesli mi yapacak? Ne yapacak.
ALTUĞ BERKER: Kendisi Marksist olduğu için.
ADNAN OKTAR: Yok öyle şey. Marksist gençlik; denediler, Allah karşılığını verdi. Tabii ki, Türk Milleti Kuran ahlakına göre hareket eden, necip bir millettir. Mesela aile kavramı vardır, Kuran’dan kaynaklanır. Namus kavramı vardır, Kuran’dan kaynaklanır. Devlet, Kuran’dan kaynaklanır. Nereden çıktı peki namus kavramı, nedir? Kuran’a dayalıdır. Aile kavramı nedir, aile. Kuran olmazsa, aile olmaz. Onun için devletin kökeninde temel çimentodur din. Çok hayati bir konudur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Star Gazetesi’nden İbrahim Kiraz, zorunlu din dersleri ile ilgili bir yazı kaleme almış. Bunun kalkmasını isteyenleri eleştirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diye?
ALTUĞ BERKER: “Ben dine inanmıyorum, çocuğumuzun da öğrenmesini istemiyorum” demekle; “ben tarihten hoşlanmıyorum, çocuğumun tarih öğrenmesini istemiyorum” arasında bir fark yok. Bu çelişki olur” demiş.
ADNAN OKTAR: Tarih, felsefe, sosyoloji, bir tek tarih değil. Bak; tarih, felsefe ve sosyoloji. Çünkü dünya dine göre idare ediliyor her yerde. Mesela; İsrail din kökenlidir, Amerika din kökenlidir. Bütün İslam ülkelerinde din hakimdir. Laik Fransa bile o dinin etkisindedir. Öyle din, unutulacak, kenara konulacak bir sistem değildir. Dolayısıyla herkesin bütün dinleri öğrenmesi lazım. Hıristiyanlığı, Museviliği, Müslümanlığı, Marksizmi, Leninizmi, faşizmi her şeyi bilecekler. Baş açık, başı kapalı kavgası son derece tehlikeli, son derece vahim sonuçlar doğurabilecek büyük bir fitnedir. Böyle bir belayı kimse körüklemesin. Son derece anormal bir hareket olur. İsteyen başını kapar, isteyen açar. Hepsi bizim canımız ciğerimiz, tertemiz kardeşlerimizdir. Hepsi bizim evladımız, hepsi bizim kardeşlerimiz. Başı açık olanlara Müslüman gözüyle bakmamak, başı kapalı olanlara gerici gözüyle bakmak, bunlar çok büyük bir zulümdür. Başı açık olanlar, tertemiz, mümin, muttaki, temiz insanlar. Ben görüyorum, konuşuyorum. Hakikaten dört dörtlük mükemmel insanlar, kapalı olanlara bakıyoruz onlar da muttaki, dört dörtlük Müslümanlar. Bunu böyle kin ruhuna çevirmeye kalkmak şeytanın karakteridir, şeytanın kişiliğidir. Şeytan bizden ne istiyor? Bir kere sevgiyi istemiyor. Bak, sevgi gösteren bir insan olduğunda, niye sevgi gösteriyorsun” diyor. Çünkü ne göstereceksin? Nefret istiyor adam ve yahut donuk, abus bir surat, firavun suratı istiyor. Böyle neşesiz, sevinçsiz, şevksiz nesiller istiyorlar. “Niye sevgi duyuyorsun?” diyor. Ne duymam lazım? Nefret mi duymam lazım? Senin şeytanına uymuyorum ben. “Mehdi (a.s.)’den bahsetme.” Neden bahsedeceğiz? Şeytanından mı bahsedeyim senin? Şeytanını mı öveceğim? Tabii ki Mehdi (a.s.)’den bahsedeceğim. Resulullah (s.a.v.)’ın müjdelediği, Allah’ın bize nimet olarak sunduğu böyle bir güzelliği ben tabii ki iftiharla, sevinçle, coşkuyla anlatacağım. “İsa Mesih (a.s.)’den bahsetme fitne olur” diyor. Fitnenin kendisi olmuşsun sen, onu söylemekle. İsa Mesih (a.s.) bizim canımız ruhumuz, tabii ki onu sevinçle anacağız. Resulullah (s.a.v.)’ı nasıl seviyorsak, nasıl aşkla seviyoruz, bütün Peygamberleri seviyoruz biz. İsa Mesih (a.s.) de ulu’l azm bir Peygamberdir, onun gelişini biz heyecanla bekliyoruz. Tabii ki seveceğiz ve tabii ki anacağız, görme azminde bulunacağız. Bak, sahabeler görmek istiyor. Sahabeler bile görmek istiyorlar, gece gündüz Mehdi (a.s.)’den bahsediyorlar. Ama zamanımıza gelince bakıyoruz adamlar ne Mehdi (a.s.)’yi görmek istiyor, ne İsa (a.s.)’yı görmek istiyor, ne İttihad-ı İslam’ı, ne sevgiyi, ne merhameti, ne şefkati, ne coşkuyu. İş adamı olacak, kemik gibi olacak suratı; soğuk, buz gibi, resmi, mesafeli olacak, eğleşecek, millete laf sokacak, kafası sadece böyle politik konuşmalara yatacak, entel havalarına girecek, milletle eğleşecek, laf sokacak, dedikodu yapacak, bunu mükemmel görüyorlar, bu yanlış.
Evet, Berkerim seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, Milliyet Gazetesi’nde Derya Sazak, Taksim’deki terör saldırısını kaleme almış. Bunun çok şaibeli olduğunu yazmış.
ADNAN OKTAR:Ne bakımdan?
ALTUĞ BERKER:“Puslu hava” başlıklı bir yazı bu, Cumhurbaşkanımızın resepsiyonunda, 29 Ekim’de, BDP Genel Başkanı’yla arkadaşlarının Cumhurbaşkanımızla söyleşisi; “demokratik çözümler konusunda umut vericiydi” diye kaleme almış. “Tam o gün, son gün böyle bir saldırı olması pek akılcı görünmüyor” demiş.
Siz ilk gün söylediniz, Ergenekon’un bir kolu olduğuna dair.
ADNAN OKTAR:Canım şimdi adamın görüşünü söyle sen, benim görüşüm ayrı, bu adam ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Derin güçler iması yapıyor Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:İma, niye ağzı tutuluyor mu? Konuşsun. İddia edilen Ergenekon Örgütü demek zor mu yani? Niye dememiş? Döverler diye mi korkuyor?
ALTUĞ BERKER:O gazetelerde onu pek şey yapmıyorlar Hocam, siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok çok çok kapalı konuşabiliyorlar diyorsun. Devlet onları korur, eğer onlar o samimiyete ulaşırlarsa. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yaptığını söylemek çekinilecek bir konu mu? Gürül gürül söylesin.
ALTUĞ BERKER:Samanyolu Haber de Hocam; geçtiğimiz hafta CHP Genel Merkezi’nde AKP eziyetleri adında bir sergi düzenlenmiş. Burada birçok siyasi ve toplumun saygın kişilerine hakaret içeren fotoğraflar ve yazılar yer almış. Başbakanı Hitler’e benzeten, Fethullah Hoca Efendi’yi aynı şekilde, Cumhurbaşkanı’nı gibi böyle montajlı, alaycı ve hakaret içeren bir sergi düzenlenmiş. Yetkililer de onu gezmişler, CHP yetkilileri. Dava açılıyormuş galiba CHP’ye, bu sergiden dolayı. Ahmet Hakan örneğin, birçok yazar gibi; “CHP gibi bir partiye iktidar partisiyle çocukça kafa bulan sergiler düzenlemek yakışıyor mu?” demiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi aynısını Ak Parti de yapabilir. Aynı, muhalif olan kişilere aynı şekilde, yüzlerini aynı şekilde değiştirerek, tıpa tıp aynısını yapıp sergi haline getirebilirler, ne olacak o zaman? O ona, o ona, yakışmaz. Doğru mu? Alaycılık doğru bir şey değil, sevecen olacağız, sevgiyle hareket edeceğiz. Başka ne var?
ALTUĞ BERKER:Milliyet’ten Melih Aşık’ın bir yazısı var, Oktay Ekşi ile ilgili yazmış. “O, sarf ettiği sözü nedeniyle değil, altmış yıldır savunduğu değerler yüzünden istifa ettirildi” diyor. Yani “kendiliğinden istifa etse mesele yoktu” diyor “"ama öyle uygun görmüş" der, geçerdik. Fakat mecbur bırakıldı” diyor. O iki kelime yüzünden. Demokrat bir ülkede bu suçun karşılığı hakaret ve tazminattır. Bir Başbakan’ın onu işten çıkarması değildir” diye savunmuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama Oktay Dedemizin emeklilik vakti gelmemiş miydi çoktan?
ALTUĞ BERKER:Geçmişti, siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bıraksınlar, dedem dinlensin. Pipo içmesin de ne yapsın? Sandalyeler var, altı yarım ay şeklinde, sallanıyor böyle, denize karşı orada hatıralarını yazsın, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Yine Milliyet’ten Taha Akyol, “PKK üstlenmedi dünkü terör saldırısını” demiş Hocam. “Muhtemelen alt gruplarından biridir PKK’nın” demiş.
ADNAN OKTAR:Alt grubu, yani iddia edilen Ergenekon Örgütü demek istiyor. Alt grubu mu, üst grubu mu? Sadece onu karıştırmış. Üst grubu olan iddia edilen Ergenekon Örgütü.
ALTUĞ BERKER:“Hükümet de dağda kurşun sıkmakla bu işi çözemeyecek. Düz ovada siyasetle çözülebilir” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir daha söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER:“Hükümet de dağda kurşun sıkmakla bu işi çözemeyecek. Düz ovada siyasetle çözülebilir” demiş.
ADNAN OKTAR:Biz bu ağzı hatırlıyoruz bir yerlerden ama. Yani başınız beladan eksik olmaz. Bu kendini savunmayı bırakın, çıkın müzakere yapın. Müzakere çok açık: Silahları bırakırlar, tövbe istiğfar ederler, ondan sonra gelip teslim olurlar, kanuni süreç işler, konu da biter, inşaAllah. Ama bununla olmaz tabii, asıl fikri mücadele. Köşesinden böyle bilgiç yazılar yazacağına Taha Akyol. Dini konuları tenzih ederim. Marksizmin geçersizliğini anlatsın; Stalinizmin geçersizliğini, öldüğünü anlatsın; Darwinizmin öldüğünü anlatsın. PKK’ya karşı çok güçlü bir mücadele vermiş olur. Çok çok güçlü bir mücadele vermiş olur. Dilbazlık yapmakla olmaz, tabii.
ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Eğer samimiyse bunu yapması lazım.
ALTUĞ BERKER:Star Gazetesi’nde Fadime Özkan’ın yazısında, “Prof. Nur Serter zamanında üniversitede ikna odaları kurmuştu” demiş. “Başörtülü kızları tek kişi olarak bu odalara alıp başlarını açmak yönünde iknaya çalışmıştı.” Bu görüşmelerin hepsini kasete çekmiş, saklıyormuş. Fadime Özkan, Nur Serter ile röportaj yapmış. Onları söylemiş. “Ben de” demiş, “imha ederim” demiş.
ADNAN OKTAR:İkna odasında, özel almış.
ALTUĞ BERKER:Evet, kasetleri de var.
ADNAN OKTAR:Suç.
ALTUĞ BERKER:Tahmin ediyorum, suç.
ADNAN OKTAR:Bir insanın kendi rızası dışında kasede alınması suçtur. Bir ara bize öyle bir iftira atmışlardı. Yıllarca uğraştık sonra ispat ettik, onun üzerine yakamızı kurtardık. Yer yerinden oynamıştı. Bak, adamlar burada kasede alıyorlar, hiçbir sorun çıkmadı. Ben yapmadığım halde olay çıkartmışlardı. İşte, yok kasede aldı, yok bilmem ne diyerekten. İki evin teknik farklılığını ispat ettik, o şekilde kurtulduk. Benim kaldığım evin tavanı dümdüz, asmolen tavandı. O bayanın bulunduğu evin tavanında kirişler aşağı doğru sarkıyor. Teknik olarak o ev yıkılmadıktan sonra, yeniden yapılmadıktan sonra evlerde öyle bir düzeltme yapılması mümkün değil. Bir de benim bulunduğum evde pencereler tabandan tavana kadar. Orada küçük pimapen pencere var; pimapen, küçük. Oradan da farklılığı ispat ettik. O şekilde kurtulduk. Beraat ettik yani. Bak, kadın çok daha ağır suç işlemiş. Bir insanın bilgisi haricinde gizlice kameraya alınması suçtur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Yılmaz, Hürriyet’te; dünyanın her yerinde muhafazakar kişilerin eğlenceye ve boş işlere daha düşkün, eğitimsiz kişiler olduklarını söylemiş. Muhafazakar olmayanların daha eğitimli ve kültürlü olduklarını, dolayısıyla işte referandum sonuçlarını analiz edince de bu sonucun ortaya çıktığını yazmış.
ADNAN OKTAR:Muhafazakar olmayanlar kültürlü mü?
ALTUĞ BERKER:Daha da kültürlüymüş. Muhafazakar eğlenceye ve boş işlere daha düşkün, eğitimsiz kişilermiş.
ADNAN OKTAR:Ama muhafazakardan kastını açıklaması lazım. Çünkü muhafazakardır ama dindar değildir adam. Muhafazakar ortada bir kelime. Onu söylesin. Eğer “dinsiz olanlar daha kültürlü oluyor” diyorsa; Rusya’nın, Çin’in konumu ortada. Tam bir çöküntü var. Dindar olan ülkeler dünyada daha güçlü oluyorlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yiğit Bulut’un bir yazısı vardı, Habertürk’te Hocam. CHP ve MHP’nin bugünkü durumu hakkında bir yorum yapmış. “CHP kalplerde ve akıllarda çoktan bölündü” demiş. “Kılıçdaroğlu, Baykal çizgisini tutturamadı. MHP’de de durum farklı değil. Seçimden önce yeni bir genel başkan aranıyor” demiş. “MHP günden güne eriyor” demiş.
ADNAN OKTAR:“MHP’de de durum farklı değil. Seçimden önce yeni bir genel başkan aranıyor.” MHP’nin daima güçlü olması gerekir. CHP’nin de daima dimdik ayakta durması gerekir. Türkiye’deki genel denge açısından çok önemli partilerdir. Aynı şekilde Büyük Birlik ve Saadet de öyle, inşaAllah. Başka neler var?
ALTUĞ BERKER:Nuh Gönültaş’ın bir yazısı vardı Hocam, Bugün Gazetesi’nde; “Soğuk savaş dönemi gazeteciliği biterken” başlıklı bir yazı bu. “Bekir Coşkun, Emin Çölaşan, Oktay Ekşi’den kurtulmaları için sevinmeliler” demiş. “Onlar soğuk savaş döneminin kalemşörleriydi” demiş Hocam. Bir yorum yapmış; “düşman konseptine dayanır” demiş, “psikolojik savaş metotları kullanırlar” demiş, bu gazeteciler. “Toplumu kamplara ayırır, bir bölümünü düşman ilan ederler. Fikir olmayınca tamamen imha metodunu kullanırlar” diye devam etmişler Hocam. Köşe yazarlarına bir tür (haşa) yarı tanrılık bahşeden Hürriyet gibi gazeteler, “kendi meydana getirdikleri canavarların şimdi birer birer kendini patlatmasını seyrediyorlar” demiş.
ADNAN OKTAR: Adamlara canavar demeyelim de, hakikaten değişik kişilerdi; gitmeleri bir kısmının çok iyi oldu, inşaAllah. Bayağı iyi oldu, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sizin iftarlarınıza da iştirak eden bir yazar Hocam, Nuh Gönültaş.
ADNAN OKTAR: Öyle mi? MaşaAllah. Demek ki, iman gözüyle bakıyor, evet. Başka neler var.
ALTUĞ BERKER: Milliyet’ten Semih İdiz’in “Türkiye batı sisteminde kalabilir mi?” Diye bir yazı var. “Sıfır sorun politikasını gerçekleşmesini mümkün değil” demiş Hocam. “Çünkü biriyle aran düzelince, diğeriyle bozuluyor” diye bir yorum yapmış. “İran nedeniyle tüm müttefiklerle arasını bozuyor Türkiye” demiş. “Türkiye tarafını seçti ve bu taraf batı değil, dışarıda böyle bir izlenim var. Bu da ülkemiz açısından daha hayırlı bir durum değil” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Niye? Türkiye hem Batı’yı hem Doğu’yu kucaklayan bir ülke. Tek bir yere bakış açısı yok. Ama sosyal yönden, inanç yönünden, tarihi yönünden biz Doğu’ya aidiz. Türk-İslam ülkeleriyle birleşecek bir ruha sahibiz ve mantıklı olan da budur. Fakat Batı’yı da çok seviyoruz, Amerika’yı çok seviyoruz, Amerikalıları çok seviyoruz. Katillerini, itini-kopuğunu sevmiyoruz. Güzel huylu Amerikalıyı, güzel huylu Avrupalıyı biz niye sevmeyelim?
ALTUĞ BERKER: Behiç Kılıç’ın bir yazısı vardı Hocam, Yeniçağ’da; “Cumhuriyet’in batırılışı kutlanıyor” demiş. “Kutlanan Cumhuriyet değildir, Cumhuriyet’in batışıdır, havai fişeklere hayran hayran seyreden Cumhuriyetçi, laik vatandaşlar uyanana kadar, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş olacaktır” demiş Hocam. “Vatanın bütün tersanelerine girildiğinin en net işareti de budur” demiş.
ADNAN OKTAR: Bunlar çok ağır sözler, çok galiz ifadeler. Bu şekilde değil de, madde madde; “şurada hata var, şunun düzeltilmesi gerekir” diye tamir edici, düzeltici çalışması yapılması lazım, üslup kullanması lazım. “Yıkıldık,” “bittik,” “mahvolduk,” “Cumhuriyet yıkıldı” falan bunlara kimse inanmaz. Hem bir faydası olmaz, bir anlamı da yok, böyle olmaz. Behiç Kılıç’ı bu konuda yazılı da uyarmak mümkün olabilir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Rahmi Turan’ın bir yazısı var Hocam; “Meleklerin cinsiyeti olur mu?” başlıklı bir yazı yazmış. “Devletin temelleri sarsılıyor, biz hala türbanı tartışıyoruz” diye yazmış. Kendince de tarihten bir örnek vermiş. Fatih Sultan Mehmet’in Türkiye’yi fethettiği yıllarda, Bizanslılar bu tartışma içindeymiş Hocam. Meleklerin cinsiyeti olur mu, olmaz mı? diye tartışıyorlarmış. “O sırada ülkeleri ellerinden gidiyordu, bunlar farkında bile değildi” diye, türban tartışmalarını da buna benzetmiş.
ADNAN OKTAR: Rahmi Turan, işte bu Oktay Ekşi ekolünün devamıdır. Bu eski, böyle bir kısım; insanlara tepeden bakan, kendini beğenen, her şeyi en iyi ben bilirim kafasında olan ekolün son temsilcilerindendir. Son birkaç temsilcisinin bir tanesidir. Yavaş yavaş çekiliyorlar. İnşaAllah hayırlısı olur.
ALTUĞ BERKER: Milli Gazete’de Ömer Polat’ın güzel bir yazısı var Hocam; “Ahir zaman felsefesi” başlıklı. “İmanlı insanlar her sorunun çözümünü, vahiy de ve vahiy temelli uyarılarda bulabilirler” demiş. “Ancak yeni nesil bu uyarıları bir türlü anlayamıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylerini biz o dönemde yaşamıyoruz diyerek geçiştiriyorlar” demiş. “Hadislerde geçen Ahir zamanda; "imanı elde tutmak, kor ateşi elde tutmak gibidir" vahyini bir masal olarak dinliyorlar” demiş. “Oysa bu hususlar üzerinde önemle durulması gereken gerçeklerdir” demiş ve örnekler vermiş.
ADNAN OKTAR: Daha yeni anlatmıştım onu, oradan olumlu etkilemiş olabilir Hocamız, inşaAllah.
“Muhterem Hocam, önce Allah’a hamdü senalar edip Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve onun Al-i Ashabına ve Ehl-i Beyt’ine ve onları sevenlere salatü selam olsun.” İnşaAllah. “Hürmetle, sevgiyle ellerinizden öpüyor bu fakir.” Kardeşimiz; “Danimarka’da Darwinizm biraz yaygın” diyor. “Hocam orayı bir yerle bir edin, Allah’ın izniyle” diyor. EvelAllah, evelAllah gerekeni yaparız, inşaAllah.
“Selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Harun Yahya Hocam, geçenlerde Cübbeli Hoca’ya sorulan soruda; "aklı olmayan insanlar Ahirette toprak olacak" dedi. Bu benim kafamı karıştırdı. Benim kızım ağır zihinsel engelli. Ben kızım Beyzanur’u Cennet gülü olacak mazlum olarak görürken, Cübbeli Ahmet Hoca’nın sözleriyle kafam karıştı. Bu konuda beni aydınlatırsanız sevinirim. Kayseri’den, Beyzanur’un annesi Fatma Yağmur Yılmaz.” Doğum anında ölen çocuklar; küçükken, bebekken ölen çocuklar, akıl hastaları; Ahirette küçük vildan olarak doğarlar, inşaAllah. Vildan olarak. Ve birçok küçük çocuğu babaları, anneleri o şekilde görecekler, inşaAllah. Annesi de Beyzanur’u orada güzel bir insan olarak görecek, inşaAllah. Güzel bir varlık olarak görecek. Var olan hiçbir şey Allah Katında yok olmaz, mümkün değil. Cübbeli’nin sözü yanlış, “toprak olacak” diyor. Mesela şu bizim konuşmamız kilitlenmiştir, sonsuza kadar kaybolmaz. Sonsuz evvelde de var bu, sonsuz sonra da var, asla kaybolmaz. Haşa bu Allah’a acz söylemektir, Allah’ı aczla itham etmek anlamına gelir, bir şeyin yok olması. Her şey durur Allah’ın hıfzında. O minik Beyzanur da durur. Allah onu sevsin diye yaratıyor. Bak, bu dünyada ona bakıyor, onu koruyup kolluyor, Ahirette ona teşekkür edecek, hamd edecek. O da Allah’ın ruhunu taşıyor, fakat uykuda. Uykuda olan bir insan ne olur? Yok mu olur? Hiçbir şey olmaz. Mesela Cübbeli uyuduğunda yok mu oluyor? Uyanıyor. Beyzanur da şu anda uyuyor, Ahirette uyanacak, olay bu, inşaAllah. Küçük bebekler de vildan olarak kalkarlar, hepsi. Bir de bak, Allah ayette; “istediğiniz her şey” diyor. “Ben kızımı istiyorum” diyor, Cenab-ı Allah’tan. Cenab-ı Allah niye reddetsin onu? Mesela “ben Beyzanur’u istiyorum” diyor,“kızımı görmek istiyorum” diyor. Suçu yok, günahı yok, hiçbir şey yapmamış. Allah’ın ona akıl verip onu annesinin karşısına getirmesi, Allah Katında güç mü?
ALTUĞ BERKER: Haşa.
ADNAN OKTAR:Gayet kolay. Mümin bir annenin istediğini Allah niye yerine getirmesin? Bakın, “istediğiniz her şeyi yapacağım” diyor Allah. o da diyor; “ben çocuğumu istiyorum” diyor. Günahkar olsa tamam, isteyemez günahkar olsa. Çünkü yeri Cehennem olur. Ama tertemiz. Hiçbir günahı yok, masum. İstedi mi tamamdır.
“Sevgili Hocam, sizin söylediklerinizi can kulağıyla dinliyorum, daha önce Cübbeli Hoca’yı izledim ama çok radikal konuşuyordu, açıkçası korktum ondan. Siz daha çok kitleye ulaşabilirsiniz, çünkü söylediklerinizin temeli var. Korktum demesin de, “tedirgin oldum” demesi lazım, “hoşlanmadım” diyebilir ama korkma, bir tek Allah’tan korkarız. Kardeşimiz de onu demek istemiş ama böyle vurgulamış.
“Hocam, Allah sizden razı olsun, her gece sizi izlemeye çalışıyorum, Allah şevkinizi daim kılsın, Allah sizi benden önce vefat ettirmesin diye dua ediyorum.” Allah hayırlısını versin diye dua edeceksin, herkese hayırlısını versin. “Yaşım otuz. İnşaAllah yüz on yıl daha yaşarsınız, daha fazla diyeceğim ama inşaAllah yüz on yıl sonra Kıyamet kopacağı için diyemiyorum. Sizi geçen yıldan beri izliyorum. Sizi izlemeye başladıktan sonra hayatımdan lezzet alıyorum ve geleceğe ümitle bakıyorum. Eserleriniz, Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmayı sağlayacak tarzda, maşaAllah. Ancak size çok ön yargıyla bakan kimseler var. Nasip meselesi midir bu durum acaba? Hayırlı geceler, Tahsin Tokaç.” Hatay’dan yazıyor kardeşimiz. Nasip meselesi tabii. Bana muhalif insanlar olmasa ben daha az sevap alırım. Mesela bana hakaret eden, saldıran, iftira eden olmasa, aldığım sevap farz edelim milyonda bir veya milyarda bire düşer. Ne kadar iftira olur, ne kadar baskı olur, ne kadar saldırı olursa, ne kadar muhalifim olursa o kadar çok sevap alırım. İmtihanın kanunu budur, Allah böyle yaratmıştır. Herkes seni destekler, bağrına basarsa sevabın acayip düşer.
Mesela Ahir zamana kadar Mehdi (a.s.) muazzam çile çekecektir. Hakarete uğrayacak, iftiraya uğrayacak, hapsedilecek, yani her türlü baskıyı uygulayacaklar. Akla gelmeyecek hakaretler, iftiralar edecekler. Mehdi (a.s.)’ye biattan sonra, bütün dünya onu bağrına basıyor. İsa Mesih (a.s.)’in gelişiyle beraber. İsa Mesih (a.s.) yüzünü mesh ettiğinde, şeytanlar artık etki edemeyecek hale gelecek, Mehdi (a.s.)’ye. O deccalin büyüsü Mehdi (a.s.)’yi de sarmış olacak normalde, herkesi sarmış olacak. Bütün insanlığı sarmış olacak. Ama mesh ettiğinde o etki kalmayacak yüzünde, o etki tamamen kalkacak. Çünkü Mehdi (a.s.) cinlerin saldırısıyla da imtihan olacaktır, şeytanların saldırısıyla da imtihan olacaktır. Bu imtihan içerisinde o da bir zorluktur. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in de üstüne yükleniyorlar cinler. “Neredeyse keçeleşeceklerdi” diyor Allah, keçeleşmişlerdi. O kadar yoğun üstüne yükleniyorlar. Bu çok zor bir şeydir, şeytanların saldırısı çok zor bir şeydir. Onlarla göğüs göğüse mücadele etmek, çok zordur. Ama Hz. İsa (a.s.)’nın meshinden sonra, bütün dünyayı saran o etki Mehdi (a.s.)’nin üzerinden de kalkıyor, herkesin üzerinden kalkacaktır, bütün insanlığın üzerinden kalkacaktır. Her gördüğü yerde kime rastlarsa, kime baksa etki bozuluyor, Mesih (a.s.)’in gelişiyle. Peki, bundan sonra Mehdi (a.s.)’nin aldığı sevap nasıl olacaktır? Çok düşecektir. Ama alabildiğine aza düşecektir. Daha evvel mesela trilyonlarla aldığı sevap, müthiş düşer. Rahatlıkla beraber sevaplar düşer. Böyledir. Onun için Mehdi (a.s.)’nin son dönemine bırakıyor Allah hakimiyeti, dünya hakimiyetini. Saltanat ve rahatlık, baskının kalmasını, huzur ve güvenlik ortamını son döneme bırakıyor Cenab-ı Allah. Çünkü bütün ömrü boyunca sevabı topluyor zaten Mehdi (a.s.). Bütün ömrü boyunca topluyor. Şimdi insanlar zannediyor ki böyle rahatlık olduğunda; huzur, güven olduğunda çok daha fazla sevap alacaklarını düşünüyor olabilirler. Acayip düşer sevap. Hakaret, saldırı, baskı ne kadar şiddetliyse onunla orantılı olduğunu Kuran’da açıkça görüyoruz.
ALTUĞ BERKER:Peygamberlerdeki gibi.
ADNAN OKTAR:Peygamberlerdeki gibi tabii, inşaAllah. Biz de Mehdi (a.s.) talebesi olduğumuz için, öncüsü olduğumuz için, inşaAllah; bize olan baskılar, saldırılar, hakaretler, iftiralar bizim gücümüz katbekat arttırır. Aldığımız sevabı kat kat artırır, inşaAllah. Çünkü başka türlü bir imtihan modeli yok. Ya bedeni acılar, rahatsızlıklar; ya dışarıdan gelen saldırılar; ikisinden birisi. Mehdi (a.s.) hepsi ile imtihan oluyor. Bütün cinni alemi saldıracaktır Mehdi (a.s.)’ye. Bütün şeytanlar saldıracaklardır. Bütün münafıklar saldıracaktır, münafık orduları. Güler yüzle, pırıl pırıl bir ifade ile aslanlar gibi karşı koyacaktır mübarek, maşaAllah. Biz de onun yolundayız, Resulullah (s.a.v)’ın yolundayız, Mehdi (a.s.)’nin yolundayız, inşaAllah.
“Sevgi ve saygılarımla” diyor Yusuf kardeş. “Allah’a emanet olun. Cübbeli, Murat Bardakçı’nın karşısında Şeyh Nazım Hocamızın gıyabında, Şeyh Nazım Efendimizin söylediği sözleri reddetti. Fakat yanındayken tasdik etti. Fakat Fatih Altaylı’nın karşısında, “babacığım, babacığım” diye tutturup, Şeyh Nazım Efendi’nin sözlerinin doğru olmadığını ifade etti. Halbuki çok açık kendi videosunda da bu görülüyor. Şeyh Nazım Hocamız ne söylese kabul ediyor konuşmasında” diyor. Cübbeli’dir yapar.
Filmimiz var mı? Şeyh Ahmed Yasin Hocamızın son konuşmaları vardı. Çok mübarek ve çok samimi bir insan. Talebeleri de Hocamızın kıymetini bilsinler. Şeyh Nazım Hocamızın kıymetini hepsinin üzerinde bilsinler. Çok değerli bir insan. Onun her sözünü, her sohbetini itina ile takip ediyordur kardeşlerimiz. İnşaAllah bundan sonra da özenli takip etmelerini, Hocamıza güvenle, sevgiyle, saygıyla yaklaşmalarını, her sözüne itibar etmelerini ben de istirham ediyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, biraz evvel bahsettiğiniz konu hakkında; Hz. Mehdi (a.s.)’nin zorluklarla karşılaşacağı ve hiçbir engelin durduramayacağına dair bir hadis var, okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Oku, evet.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş; “Doğu tarafından çıkacaktır.” Hz. Mehdi (a.s.). “Geldiğinde karşısına dağlar dikilse bile onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır” diyor.
ADNAN OKTAR:“Benim Ehl-i Beyt’im cevir ve cefaya maruz kalacak” diyor Resulullah (s.a.v.), Mehdi (a.s.)’den bahsederken. “Gözleri doldu, rengi soldu” diyor hadiste, bahsederken. Mehdi (a.s.) muazzam acılar çekecektir, zorluklar çekecektir, fakat sezdirmeyecektir. Bu bir aslanlık alametidir. Mesela bazı insan bağırır, canı yandı mı. Mesela başı ağırdığı zaman bağırır, kolu yandığı zaman bağırır. Mehdi (a.s.) koç yiğittir. Asla sezdirmez, çünkü o bir zaaf olur. Küfre zaaf gösterilmez. Daima gücünü, ezici gücünü bir aslan gibi gösterecektir, inşaAllah. Biz de göreceğiz, inşaAllah.
-VTR- (Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri)
ADNAN OKTAR: Bak, mübarek Hocaefendinin candanlığını, samimiyetini herkes görüyor. İrticalen çok akıcı ve güzel de konuşuyor, maşaAllah. Candanlıkta, samimiyette Allah yardım eder. Elinde, yüzünde bir nur var ve talebeleri de hakikaten samimi olarak güvenebiliyorlar. Sözleri de doğru, çok akılcı, güzel. Ehl-i Sünnet’e çok çok titiz, Hak aşığı, mübarek, muhterem bir insan ki Şeyh Nazım Hocamızın bütün vekilleri böyledir. Allah candanlığını, samimiyetini, ilmini arttırsın. Şeyh Nazım Hocamızın ömrünü uzun etsin ve diğer vekil efendilerin de Allah ömürlerini uzun etsin. Haseten de Allah Şeyh Nazım Hocamızın ömrünü uzun etsin. Allah ilmini arttırsın. Dua etsin kardeşlerimiz, daha güzel hizmetler, daha faydalı çalışmalar yapabilmeleri için o mübarek topluluğun. Allah yolunu açsın, inşaAllah. Berkerim ne anlatayım.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam nasıl uygun görürseniz. Amerika’da Darwin ile ilgili bir belgesel yayınlanmış Hocam, uygun görürseniz ondan bahsedeyim. “Yakın zamanda Darwin nelere sebep oldu?” başlıklı bir belgesel yayınlandı. Belgeselde Sosyal Darwinizme değiniliyor ve Darwin’in Nazi soykırımına, o dönemde gerçekleştirilen toplu katliamlara sebep olduğu detaylı ve belgeli bir şekilde anlatılıyor Hocam. Aynı zamanda belgesele konu hakkında fikirlerini almak için çeşitli profesörler de davet edilmiş. Belgeselde, Darwin karşıtı profesörler, ellerinde detaylı bilgi ve belgelerle konu hakkında açıklamalar yaparken programın sunucusu görüşlerini almak için Richard Dawkins ve benzeri birkaç profesörü de davet etmiş ama gelmeyi reddetmişler.
ADNAN OKTAR:Onun hayatı hep kaçmakla geçiyor, benden de kaçıyor. Yiğit Bulut çağırdı, “gel Adnan Hocam ile bir tartıştırayım seni” dedi, oradan da kaçtı. İngiltere’de gazetelere ilan verdim, “gel seni en iyi şartlarda, burada en güzel otellerde ağırlayacağız. Gel tartışalım, yarım saatini alacağız. Fazla bir şey değil” dedik. Pır, böyle sazan kuşu gibi uçtu. Kaçabildiği yere kadar kaçsın. Mutfağa kadar kovalayacağım onu. Yemek yediği yere kadar. Evet, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Amerikan Doğa Bilimleri Müzesi’nden de davet etmişler. Darwinist hiç kimse katılmamış Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bizim bu konuda güzel, öncü bir çalışmamız oldu. Çok kapsamlı bir çalışmamız oldu. Dünyaya iyi bir örnek olduk, elhamdülillah. Ondan sonra bu tarz eserler yaygın olarak hazırlanmaya başlandı. Bu da güzel bir eser, gördüğüm kadarıyla. Onu da alalım, inşaAllah. Önemli bölümlerini kardeşlerimize izlettirelim, inşaAllah. Canlı yayında seyrettirelim. Alın derken, hemen alsınlar, istirham ederim.
ALTUĞ BERKER:Tabii, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Bugün ısmarlarsınız. Başka ne var Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Dün bir grafik göstermiştim. O ilgisini çekmiş, dinleyicilerin, izleyicilerimizin; tekrardan gösteriyorum, inşaAllah. 1966’dan 2010 yılına kadar deprem grafiği yapılmış. Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak, depremlerin çoğalması geçiyor hadislerde, inşaAllah. Hakikaten 2000’li yıllarda çoğalmaya başlıyor Hocam.
ADNAN OKTAR:99’dan itibaren başlıyor. Yani Mehdi (a.s.)’ye karşı yoğun saldırının artacağı döneme de işaret ediyor Allah-u alem, 1999. Oradan itibaren depremler başlıyor ve gittikçe gücü artarak… böyle istatistik yapıldığında da bu çok açık görülüyor. Hayret verecek, şaşılacak şekilde hadislerle tam uygun olarak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini tam tasdik edecek tarzda ciddi bir artış var. Buradaki şemada da çok açık görülüyor. Bakın, 99’dan itibaren, 2000’lerden itibaren ciddi şekilde bir artış. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bunu defaatle birçok hadiste belirtmiş; “Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde depremler artacak” diye. Aynı şekilde görüyoruz.
ALTUĞ BERKER:Bir de göktaşlarının durumundan da bahsediyordunuz dünyaya isabet eden, Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah. Yine Mehdi (a.s.) devrinde de göktaşlarında akıl almaz bir artış oldu, Mehdi (a.s.)’nin zuhuru ile beraber. Kıyamete hazırlık olarak Cenab-ı Allah, dünyanın etrafını göktaşlarıyla sarıyor. Bakın, 1980’lerde çok az. Bu elektronik yöntemlerle üniversiteler tarafından tespit edilen, bilimsel bir çalışma. Gittikçe göktaşlarında artma oluyor. Bilgisayar tespiti bunlar. Bilgisayarla yapılan çalışmalar. 90’da daha da artıyor. 1999’da aniden hem depremlerde artış var, hem göktaşlarında artış var. Muazzam bir artış.
ALTUĞ BERKER:Tam 99’da o yeşil çizgi oluşuyor Hocam, dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR:Evet. Bakın, 99’da oluşuyor. 2001’den itibaren daha da şiddetleniyor. 2002’de daha da artıyor 2003’te. Kuran’da göktaşlarının bu durumuna dikkat çeken birçok ayet var. Kuran ayeti var, hadisler var bu konuda, bu konuya dikkat çeken. 2010’da iyice yoğunlaşıyor. Hem Kuran ayetlerinde, hem hadislerde belirtilmiştir. Hadislerde de Mehdi (a.s.) devrinde, özellikle Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak bu göktaşlarıyla ilgili çok kapsamlı açıklamalar var.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. Bir de Nemesis’i anlatıyordunuz Hocam, inşaAllah, onu da gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Aynı şekilde bak, Mehdi (a.s.)’nin zuhuru zamanında Nemesis denilen, dünyanın celladı olan görünmeyen bir yıldız dünyanın kenarına yaklaştırıldı. Bu yıldızın özelliği göktaşı fırlatması, kuyruklu yıldız fırlatması. Dünyanın yedi bin katı büyüklüğünde. Kıyametin başlamasını Allah-u alem bu yıldız tetikleyecek. Buradan fırlatılan göktaşlarıyla dünya dönüş istikametini ters yöne çevirecek ve onun arkasından Kıyamet başlıyor, inşaAllah.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Kahverengi cüce denen, görünmeyen bir yıldız. Sürekli dans eder gibi oynuyor dünyanın etrafında, yani yeri de tespit edilemiyor. Her an kayıyor bir yerden bir yere, bir yerden bir yere. Bazen aniden bir göktaşı fırlatıyor ve nereye fırlatacağı da belli olmuyor. Dünyanın yanına özel olarak yaklaştırıldı. Ahir zamanda, tam Mehdi (a.s.) devrinde yaklaştırıldı. Bu çok harikadır, göktaşlarının bu kadar çoğalması. Gördünüz; elektronik tespit yapılan; bilgisayar tespiti. Nemesis’in dünyanın yanına yaklaştırılması tam Mehdi (a.s.) devrinde olmuştur. Aynı şekilde depremlerin aniden çoğalması yine Mehdiyet’in tırmanışa geçmesiyle o olaylarda da, depremlerde de ciddi bir artış başlamıştır. Bunları, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu alametleri detay detay hadislerde belirtmiş. Biz de anlatıyoruz. Anlamazlıktan gelen tabii anlamazlıktan gelmeye devam edebilir. Cübbeli örtbas etmeye çalışabilir. “Beş yüz yetmiş yıl var” diyor. Osman Ünlü “bin yıl daha var” diyor. Böylece Müslümanları uyuşturmuş oluyorlar ve onları Kıyamete karşı hazırlıksız, şeytana karşı hazırlıksız bir konuma getiriyorlar. Bu da çok anormal bir harekettir, çok yanlış bir harekettir ve bunun karşılığı Cehennem olabilir, Ahirette bunun hesabını veremeyebilir bu insanlar, bunu düşünmeleri lazım. Seni dinliyorum Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, sizin söylediklerinizin çıkmasının sayısı 1200 ü aştı inşaAllah, söyledikleriniz birer birer gerçekleşiyor. Bununla ilgili bir gösterim vardı. “Türkiye geleceğini tarım üzerine kurmalı” demiş Hocam, Uludağ Meyve-Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Orhan Gençoğlu. Türkiye’nin geleceğini tarım üzerine kurması gerektiğini söylemiş yaptığı açıklamalarda. Siz bunu Hocam, bundan çok daha önceki zamanlarda, örneğin 2008 Kasım’da Kaçkar Tv’deki röportajınızda bahsediyorsunuz Hocam. “Tarıma son derece önem verilmesi gerekiyor bu dönemden itibaren, hayvancılığa son derece önem verilmesi gerekiyor. Bu büyükbaş hayvanlar da olabilir, kümes hayvanları da olabilir. Bu konuda çalışma yapan herkesin devlet tarafından desteklenmesi gerekiyor” diyorsunuz ve “bizzat devletin de bu konuda bir faaliyet içinde olması gerekiyor. Tarımın da Türkiye çapında tam anlamıyla desteklenmesi gerekiyor yani diğer alanların değil özellikle bu iki alanın desteklenmesi ve tarıma ve hayvancılığa dolaylı yoldan destek veren başka türlü sanayinin de desteklenmesi. Mesela tarımsal ilaçlar olabilir, traktörler, biçerdöverler, bunların imalatı, bunlarla ilgilenen kesime de devletin birinci dereceden destek olması gerekir” demişsiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Berker Hocam seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Estağfurullah, inşaAllah. Hocam siz dün, Hz. Mehdi (a.s.)’nin hiçbir tarikata bağlı olmayacağını ve tüm tarikatların en mükemmel haliyle Hz. Mehdi (a.s.)’de son bulacağını söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR:Doğru.
ALTUĞ BERKER:Konuyla ilgili hadisi okuyorum, inşaAllah. “Hasan bin Münzir’in Zürare’den naklettiğine göre İmam Caferi Sadık aleyhisselam sonunda şöyle buyurdu:” Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Vallahi sonunda sahibiniz mutlaka zuhur edecek ve boynunda hiç kimsenin biatı olmayacak.”
ADNAN OKTAR:Evet, boynunda biatı demek, herhangi bir şeyhe, bir mürşide, herhangi bir kimseye bağlı değil. Cübbeli de zaten onu çok kapsamlı anlatıyor. Ama çok çok önceleri anlatmış bunları, şu an dili tutuldu. Biz onun dilini açıp çalışır hale getirdik, inşaAllah. Zorla konuşturuyorum. Evet, Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, estağfurullah. Bir hadis-i şerifte Hz. Mehdi (a.s.)’nin şirki kaldırılacağını haber veriliyor Hocam, malumunuz. “Cenab-ı Hak İslam’ı nasıl bizimle başlatmışsa” diyor Resulullah Efendimiz (s.a.v.), “onunla da (Hz. Mehdi (a.s.) ile) sona erdirecektir. Nasıl bizimle onlar aralarındaki şirk ve adavetten (husumet ve düşmanlıktan) kurtulmuş ve kalplerine ülfet (dostluk) ve muhabbet (sevgi) yerleşmişse, (onun gelişi ile) yine öyle olacaktır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Evet. Demek ki Müslümanları şu anda da şirk kaplamış, adavet kaplamış. Şirki ve adaveti kaldıracak; Kuran’ın yeterliliğiniz, sünnetin yeterliliğini onlara öğretecek. Bölünmeyi kaldıracak, mezhepleri kaldıracak, böylece adavet kalmayacak. Tarikatlar kalkıyor; şucu bucu diye Müslümanlar bölümlere ayrılmamış olacaklar. Tek bir Müslümanlık olacak bütün dünyada. Dolayısıyla Hıristiyan mezhepler de kalkmış oluyor, Musevi mezhepler de kalkıyor, tek Müslümanlık kalıyor. Sahabe devri Müslümanlığı. Asr-ı Saadet Müslümanlığı, inşaAllah.
Ara vermemiz gerekiyor. Sonra devam ederiz.
SUNUCU 1:Programımıza kaldığımız yerden hemen devam edeceğiz.
SUNUCU 2:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Tur Suresi, 44. “Eğer” diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile” bir göktaşının yahut işte gökten taş parçalarının düştüğünü, “görseler bile,” bunu tespit etseler bile, “‘üst üste yığılmış bir buluttur’ derler.” Ebcedi 1999 yılını veriyor. Göktaşlarının en yoğun biriktiği, birden yoğunlaştığı tarihi veriyor, 1999 tarihini veriyor. Demin seyretmiştik. 1980 yılında başlıyor biliyorsunuz, göktaşları artmaya. Mehdi (a.s.)’nin çıkışıyla beraber, onlar da artmaya başlıyorlar. Bütün bunları anlamazlıktan gelmek, Kıyametten sonra insanlar dirildiğinde, Cenab-ı Allah bunları sorduğunda; “göktaşlarının 1980’den sonra ani olarak bu kadar yoğunlaşmasına ne mana verdin, ne anlam verdin?” dese, “anlamazdan geldim” diyecek. “Nemesis’in niye yaklaştırıldığını düşündün mü? Onun göktaşı fırlattığını biliyordun” diyecek Cenab-ı Allah. “Ne anlama geldiğini biliyor muydun?” “Bilmiyordum. Yalan söyleyemem, biliyordum” diyecektir sonra. “Peki” diyecek, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i şahit getirecek Cenab-ı Allah. “Dünyanın ömrü 7000 yıl, dedi mi?” diyecek. “Dedi.” “Bunun, ne kadarı geçti?” “5600 yılı geçti. Bunu söyledi mi?” “Söyledi” diyecek. “O zaman sen hesap edemedin mi?” diyecek. Mesela “7000’den 5600’u çıkaramadın mı?” dese, “çıkarabiliyordum” diyecektir tabii ki. Bu ne demektir? “Anlamazlıktan geldim” diyecek. Çünkü 7000’den 5600’ü ilkokul çocuğu olsa çıkarır. Cübbeli diyor ki; “bundan hesap çıkmaz” diyor. Bakayım Ahirette Allah’ın karşısında diyebilecek misin? “Allah’la pazarlık edilir” diyor. Bakalım pazarlık edebilecek gücün olacak mı senin? Haşa. Ağzın tersine döner, yani Allah’ın karşısında sen Allah’la pazarlık etmeye kalkacaksın, öyle mi? Allah’ın gücünü anlamamış demek ki. Berkerim seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Bir okuyucumuz bir Kuran mucizesi notu göndermiş Hocam bize. Okuyabilir miyim onu?
ADNAN OKTAR:Oku, evet.
ALTUĞ BERKER:“Kuran’da "gün" yevm kelimesinin Kuran’da tekil olarak 365 kez, çoğul olarak 30 kez geçtiğini biliyoruz. "Gün" kelimesinin bütün türevleriyle kullanımı ise 475 kezdir. 475 sayısı 19x25’e eşittir. Dünya kendi çevresinde 365 kez döndüğü zaman, Güneş kendi çevresinde tam 25 kere dönüyor. 25’in kat sayısı olan 19’un Güneş, Dünya, gün kavramları bağlamında önemi vardır. Çünkü Dünya’nın, Güneş’in ve Ay’ın aynı hizaya geldiği Meton devri 19 dünya yılında bir oluşur. Yani Güneş, bir Meton Devrinde, 19 çarpı 25, eşittir 475 defa kendi etrafında döner. Bu sayı tamı tamamına "gün" kelimesinin tüm türevleriyle Kuran’daki geçiş sayısına eşittir.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
“Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı üzerinize olsun” diyor. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “"Faruk Beşer, Bediüzzaman Hazretleri’nin Hz. İsa (a.s.)’nın şahs-ı manevi olarak geleceğini söylediğini her yerde anlatıp duruyor. Üstad’ın böyle bir beyanı olmuş mudur?” Seyyid Salih Özcan Hocamızla konuştuğunda, İsa (a.s.) şahs-ı manevi olarak mı gelecek dedi?
ALTUĞ BERKER: Özellikle sordum, “hayır şahıstır” dedi, “ben Bediüzzaman’dan öğrendiklerimi söylüyorum” dedi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Faruk Beşer, elbet şaşar, üçer beşer hata işler, çünkü ismidir Faruk Beşer” diyoruz. “Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili de buna benzer yaklaşımları vardı, siz hepsini, inşaAllah çürüttünüz. Bu konuda sizden açıklama rica ediyorum.” Kardeşim, Faruk Beşer’in tabii esrarengiz böyle bir şey yapıyor olması. Bediüzzaman’a komple karşı çıkıyor canım, bütünüyle. Risale-i Nur’un tamamına karşı çıkıyor. Yani hiç kabul etmiyor, “en iyisini ben bilirim” diyor. Kitapların, “%95’in üzerinde kitaplar zaten geçersizdir” diyor. Yani Ehl-i Sünnet eserleri satılıyor dışarıda, “onlar da geçersizdir” diyor, dolayısıyla “en iyisini ben bilirim” diyor. Onun için Faruk Beşer konusu, Fethullah Hocam bu konu üzerinde çok titiz dursun. Burada eğer bir mühendislik varsa, bu çok çok vahim olur. Çünkü Risale-i Nur dairesinden çıktı mı Fethullah Hocamın talebeleri, Allah-u alem, ben söyleyeyim hiçbir işe yaramazlar. Hiçbir işe yaramazlar, bitti demektir. Yani ister mühendis olsun, ister mimar olsun, bilmem ne olsun. Allah vermesin; bambaşka, tahmin etmediğimiz, çok şaşıracağımız, Amerika’nın da hoşlanacağı, hatta dış başka yerlerin de hoşlanacağı garip bir neslin yetişmesi mevzu bahis olabilir. Sakın ha, sakın. Çok çok tehlikeli olur, bu konuya mutlaka bir açıklık getirilsin. Faruk Beşer’i iki de bir ortaya çıkarıp Samanyolu’nda, Mehtap TV’de konuşturup gençlerin beynini böyle yavaş, yavaş, yavaş, yavaş bambaşka bir çizgiye kaydırırlarsa bunun vebalini Ahirette Allah-u alem kimse ödeyemeyebilir, yani ilgili kişiler. Meydana gelecek tahribatı iyi düşünsünler. Yarın bir gün Faruk Beşer gibi tipler meydana gelirse ne yapacağız biz. Bediüzzaman’ın o sıcak, sevecen, güzel, sevgi dolu ruhunu gençlere verelim. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den aldığı, sahabelerden aldığı o güzel ruhu. Haklı mıyım, ne diyorsun?
SUNUCU 2:Evet Hocam, inşaAllah haklısınız. Hocam, dün de anlatmıştınız, Mehdi (a.s.)’ye de, İsa (a.s.)’ya da şahıs değil de bir ruh olarak söylediklerinde ne kadar zarar verdiklerini anlatmıştınız dün. Hani bir şey söyleseler, mesela bir zarar verseler, “Mehdi (a.s.)söyledi, ben de yaptım” diyebilirler. Bunun da bir karşı önlemini alamayız” demiştiniz.
ADNAN OKTAR:Tabii, o da Şiiler açısından büyük bir tehlike. Şii inancındaki. Çünkü görünmez bir Mehdi (a.s.)’den bahsediyorlar. Haşa, “Allah gibi, her yerde” diyorlar. Çok vahim olur öyle bir şey, bayağı tehlikeli. Adam bize dese ki; “ışık gördüm, Mehdi (a.s.)ışık gibi geldi böyle” dese, ne diyeceğiz?. Çok anormal olur.
Cübbeli’nin, Mehdi (a.s.)’nin herhangi bir şeyhe, tarikata bağlı olmadığına dair, açıklamaları olan bir filmi vardı. Onu bulup yayınlarsanız.
“Selamun aleyküm Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. Hocam, sizi neşeli görmeye alışmışız, biraz sıkıntılı görsek biz de sıkılıyoruz.” Allah Allah, ben zaten sıkıntılı pek olmuyorum, inşaAllah. Ciddi oluyorum, sıkıntılı olmuyorum da, ama genelde öyledir benim dış görünüşüm, şahindir. Yani sert ve yırtıcı görünüyor yüzüm. Ama çok şefkatli, merhametli bir insanım. Yani öyle bir yönüm yok benim. Çok itidalli, mutedil, tutarlı, yani eleştiriye açık, makul bir insanım. Yani öyle, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dün de bahsetmiştiniz; “hamiyet-i İslamiyem’den kaynaklanıyor” demiştiniz Hocam. İslam’a yönelik tehlikelerden.
ADNAN OKTAR:Sert konuşmamın nedeni o. Evet. Coşuyorum, İslam’a, Kuran’a, dine yönelik bir şey olduğunda, şiddetli bir coşku meydana geliyor. Hamiyet hislerim kabarıyor. O zaman sert gibi görünüyor üslubum ama her zaman ruhen mutedil ve itidalli, her an kalbim Allah’la beraber, yani öyle bir durumum olmaz. Sıkıntı da olmadı bende, çok rahat olsun.
ALTUĞ BERKER:Ben Hocam 25 yıldır yanınızdayım. Merhametten ve adaletten hiç ayrıldığınızı görmedim.
ADNAN OKTAR:Hocamın yazısını bitireyim. “MaşaAllah, çok sabırlı ve tevekküllüsünüz, inşaAllah. Normal bir insanın kaldırması, sabretmesi güç olan şeylerle uğraşıyorsunuz. Hem Türk-İslam Birliği’ni oluşturmaya çalışırken, hem Nur talebeleri, Cübbeli taraftarları ve yetmezmiş gibi bizim gibi sizi sevenlerin kaprisleri ve sayısız davayla, mahkemelerle uğraşıyorsunuz. Bizler, siz anlatmadığınız müddetçe ne hasta olduğunuzu fark edebiliyoruz, ne zorluklarınızı tam anlıyoruz. Allah ecrinizi, sabrınızı, gücünüzü, kuvvetinizi arttırsın. Biz, sizi sevenlere de anlayış versin. Size yardımcı ve destek olmaya nasip etsin, inşaAllah. Saygılar” diyor. Bu da güzel Zeynep’ten gelmiş. MaşaAllah, Zeynep’i tanımıyorum ama gıyabında çok seviyorum. MaşaAllah.
-VTR- (Cübbeli Ahmet Hoca)
ADNAN OKTAR:Bak, diyor; “bir medresede yetişmeyecek” diyor. Demek ki, medrese öğrencisi değil. Herhangi bir alimin dizinin dibinde de yetişmiş değil, bir alim onu yetiştirmiş de değil. Bir şeyhe de bağlı değil. Neden? Çünkü Allah’ın halifesi. Vehbi ilimle donatılıyor. Allah ona, Cebrail, Mikail ve İsrafil’i ve diğer Melekleri yardımcı kılmış. Yanında özel hususi Melek var. Onu hata yaptığı yerde düzelten. Yani hatasını düzelttiren ve ona ilham eden bir Melek var. Dolayısıyla söyledikleri ilhamla oluyor. Allah’ın kalbine ilham etmesi ile oluyor. Fakat farkına varmıyor. Yani kalbine ilham verildiğinin farkına varmıyor. Dolayısıyla ahkamda masumdur Mehdi (a.s.). Ne yapıyorsa doğru oluyor. Ama halk baktığında anormal görecektir. Onun için cemaatinin sayısı 313. Yani en küçük cemaat bile 313 olmaz. Gelen gidecek, gelen gidecek. Çünkü anormal görecekler. Yani birçok yönde anormal görecekler. Yanlış görecekler, halbuki yaptıklarının hepsi doğru. Ama taassup içinde oldukları için, bağnazlık içinde oldukları için insanlar, gelip giden o münafıklar anlayamayacaklar. Onun hatalı hareket ettiğini, yanlış teşhis koyduğunu, her biri kendi dini inancına göre, kendi kafasındaki dine uymadıklarını gördükleri için, Mehdi (a.s.)’den uzak duracaklar. Çünkü müşriklerde ve münafıklarda bir sabit din olur, hazır kafasında. Oradan buradan derleme, toplama, atalardan gelen bir din olur. Onu bakar, Kuran’da bulamazsa Kuran’a tavır alır. Mehdi (a.s.)’de bulamazsa, Mehdi (a.s.)’ye tavır alır. İllaki o kendi kafasındaki dini arar o. Kuran’daki dini aramaz. Kuran’ın anlattığı dini aramaz o. Halbuki Kuran’a bakıp biz dini anlarız. O, atalarına bakıp, kendi hatıralarına bakıp dini anlar. Dolayısıyla Kuran’da bulamayınca da Kuran’a da tavır alır. Ne yapar? O zaman vahye ihtiyacı olmuş oluyor. Ne diyor? “Bana vahiy geliyor” diyor veyahut daha da olmazsa hurafeye ihtiyacı oluyor. Hurafe ile ilaveler yapıyor. O zaman da müşrikler ne diyorlar Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e? “Bize yeni bir Kuran daha getir” diyorlar. Yeni bir Kuran, yani ilave bir Kuran, Kuran kadar bir Kuran daha. Veya “onu değiştir, eklemeler yap, ilaveler yap” diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Ben, ancak Allah’tan bana gelen vahye uyarım. Kuran’a uyarım. Bunun dışında bir şey yapmam mümkün değil” diyor. Zeynep’e aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyoruz.
“Esselamun aleyküm, yeryüzünde yaşayan insanların en iyilerinden, en temizlerinden, en güzellerinden, en heybetlilerinden Muhammed Adnan Hocam, Hürriyet Gazetesi’ndeki haberde şöyle yazıyordu: “İsrail’in önde gelen gazetelerinde bugünkü başyazıda Türkiye ile ilişkilere değinildi. İsrail’in Türkiye ile ilişkilerini düzeltmesi için elinden geleni yapması gerektiğini, ifade eden yazıda; "Prestij takıntımızın üstesinden gelip, üzgün olduğumuzu belirtmeli, tazminat ödemeliyiz" denildi. Hocam, siz çok önceden İsrail’in özür dilemesini, tazminat vermesini çok kere anlatmıştınız. Yine aynısı çıktı, maşaAllah. Dualarınızı bekliyorum. Sizi seviyorum. Yasin Bayat.” Şimdi İsrail’den bir heyet gelecek önümüzdeki günlerde, kalabalık bir heyet. Onlara, inşaAllah, Allah’ın izniyle hem özür dileteceğim. Yani bütün Türkiye’nin gözü önünde, basının gözü önünde özür dileteceğim, Allah nasip ederse. Tazminat için de konuşur devlet, onu halleder, inşaAllah. Ama gelen kişilere özür dileteceğim. İnşaAllah diğerleri de özür dilerler.
ALTUĞ BERKER:Bununla ilgili bir haber vardı Hocam. “İsrail’in Haaretz Gazetesi, bugünkü başyazısında Türkiye’yi ele aldı. "İsrail’in düşmanı değil" yorumunu yaptı. Makalede; "İsrail’in Türkiye’den resmen özür dilemesi, dünyanın sonu olmaz" denildi.”
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Başka ne var Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Siz, “Hz. Mehdi (a.s.)’nin en önemli mücadelelerinden biri, münafıklara karşı olacak” demiştiniz Hocam, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.), münafıkların hurafelerini ortadan kaldırarak, dini Peygamberimiz (s.a.v.) zamanındaki gibi özüne döndürecek, inşaAllah. Onunla ilgili hadis okuyorum Hocam.
“Dini, Peygamber (s.a.v.)’in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak.” Berzenci’de geçiyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Tabii, bütün mezhepler kalkıyor. Cübbeli de, bak onu açık açık söyledi, inşaAllah. Hem o hadisi oku, hem de Cübbeli’nin Mehdi (a.s.)’nin hiçbir mezhebe uymayacağına dair bu açıklamasını yayınlayalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. “Dini, Peygamber (s.a.v.)’in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
-VTR- (Cübbeli Ahmet Hoca)
ADNAN OKTAR:Evet, bak Cübbeli açıkça söylüyor; “Hanefi, Hanbeli, Maliki hiçbir mezhep kalmayacak” diyor. Resulullah (s.a.v.)’a, Cenab-ı Allah nasıl doğru bir ilhamla, doğru bir vahiy ile içtihadı, hükmü nasıl doğru verdirdiyse, Mehdi (a.s.)’ye de aynı şekilde verecek” diyor. Allah’a güvenecek Müslümanlar. Allah’ın vaadine güvenecek. Allah’ın vaadine inanamıyorlar. Mehdi (a.s.) gelmez zannediyor. Geliyor Mehdi (a.s.), geldi. İsa (a.s.) gelmez zannediyor; gelir, geldi. Bu iman zafiyeti, Ahir zamanda deccaliyetin yoğun faaliyeti ile elde edildi. Öyle bir din hazırlıyorlar ki, öyle bir din anlatıyorlar ki mesela inanamadığı her yeri biraz böyle şekillendirerek, biraz geriye çekerek, biraz iterek falan akıllarına uydurmaya çalışıyorlar. Bunu da gören insanlar anlıyor, anlamaz diye bir konu yok, anlar. Mesela Mehdi (a.s.)’nin geleceğini açıkça Bediüzzaman; “gelecek” dediği halde anlamazlıktan gelip, “şahs-ı manevi” deyip kapatmaya çalışıyor. Onun orada doğru söylemediğini, alenen yalan söylediğini görüyorlar. O zaman ne o dershanedeki insanlara güveni kalıyor, ne ona anlatan insana güveni kalıyor. Onları samimiyetsiz, yalancı olarak görüyorlar. Cahilliğinden, bilgisizliğinden bunu söyleyenleri ben tenzih ediyorum. Çünkü dikkati dağılmış olabilir. O konu hiç okunmadığı için yahut hiç okutturulmadığı için fark edememiş olabilirler. Ama Bediüzzaman bu konuyu çok açık, net, beş yaşındaki çocuğun anlayacağı gibi söylüyor. Bediüzzaman’ın söyleyip de çıkmayan hiçbir olay yoktur. Bediüzzaman’ın her söylediği çıkmıştır. Ne söylediyse. Tek bir tane aksi mevzu bahis değildir. Yani; “Bediüzzaman söyledi ama şöyle çıktı” diye bir konu yoktur. Nitekim Seyyid Salih Özcan Hocam da bu konuyu çok açık, gayet güzel vurguluyor, anlatıyor. Özellikle Seyyid Salih Özcan Hocam, bakın şuuru son derece açık, gayet keskin, dikkati çok açık, hatıraları mükemmel anlatan, konuları mükemmel anlatan bir insan. Çok sarih, açık ve aleni olarak söylüyor. “Mehdi (a.s.) şahıstır, üç görevi birden yapacak, ben göreceğim Mehdi (a.s.)’yi” diyor ve bize de söyledi; özel konuşmada söyledi, “Mehdi (a.s.) geldi” dedi. Zaten “gelmedi” diyemez, çünkü çok yaşlı zaten Hocamız. Sungur Ağabey’e de diyor Bediüzaman; “sen de göreceksin” diyor “ve mezarıma gelip bu sevinci açıklayacaksın. Bu bayramı bana söyleyeceksin. Mezarıma da geleceksin” diyor. Demek ki Sungur Ağabey, Bediüzzaman’ın mezarının yerini bilecek. Ama bak Seyyid Salih Özcan Hocama ne demiş? “Sen bilmeyeceksin” diyor. “Ama o bilecek” diyor. Hakikaten Sungur Ağabey biliyor mezarının yerini. Yani bu söylenmemesi gereken bir bilgi olabilir ama... Söylüyorum yani, inşaAllah. Biliyor, yerini biliyor. “Ve bu bayramı, bu sevinci söyleyeceksin gelip bana. Mezarda sen söylediğinde ben duyacağım” diyor. Bu da olağanüstü bir durum yani. MaşaAllah. “Ve sen hayatta olduğun müddetçe de seni takip edeceğim” diyor Bediüzzaman. Bak, “senin hayatınla benim hayatım devam edecek” diyor. “Seni izleyeceğim” diyor, “sen hayattayken.” Ve “gelip bana bu müjdeyi vereceksin” diyor. Sungur Ağabey; “ben ölüyorum” dedi bana. “Sen ölmeyeceksin, görevdesin” dedim ben, inşaAllah. Ondan sonra acayip dirildi. Herkes ölümünü bekliyordu. Hatta, haşa, “bunadı” falan diyorlardı. “Sen velisin, sen bunamazsın. Hiçbir şey olmaz sana” dedim. Onu tasdik etti; “Doğru, olmaz hakikaten” dedi, inşaAllah. Bütün talebelerinin gözü önünde dirildi birdenbire, hakikaten acayip canlandı. Normalde beyin damarlarında misket gibi kolesterol düğümleri oluşmuş. Normalde bir insan yaşamaz o durumda. Muazzam şekeri yüksek, komaya girmesi lazım şu anki şekeri ile. Şeker komasına girmesi gerekiyor. O kolesterolle de yaşamaması gerekiyor. Beyninin her yeri tıkanmış, vücudu öyle. Müthiş şuuru açık, gayet güzel hatırlıyor. Mükemmel hitabeti var. Çok da güzel yaşıyor. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Bir ay hastanede kaldı dediğiniz şekilde. Çıktı ezberden Risale-i Nur’dan anlatıyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Ezberden anlatıyor, tabii. Gayet iyi, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dün de uzunca ve bütün ayetlerden bahsederek, Kuran’ın yeterli olduğunu açıkladınız Hocam, inşaAllah. Ben de bir ayet okuyorum bu konuyla ilgili, şeytandan Allah’a sığınırım; “(Bu Kur'an,) Rahman ve Rahim'den indirilmiştir. Bilen bir kavim için, ayetleri (çeşitli biçimlerde, birer birer) 'fasıllar halinde açıklanmış' Arapça Kur'an (veya okunan) Kitap'tır; bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak. Ama çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar dinlemezler.” (Fussilet Suresi, 2-4)
ADNAN OKTAR:“Çeşitli biçimlerde, fasıllar halinde,” bak. Allah; “çok kapsamlı açıkladım” diyor Kuran’da ve hiçbir şeyi eksik bırakmadığını söylüyor Kuran’da. Adam çıkıyor, “Kuran bana yetmez” diyor. “Ne gerekiyor o zaman senin kafana göre, senin o sapkın mantığına göre?” diyoruz. “Hurafe gerekir” diyor. Hurafe de yetmeyince kafasında, ne gerekiyor? O zaman vahiy gerekiyor adama. Ne yapıyor? “Bana vahiy geliyor” diyor. Ahir zamanın bir felaketi. İşte Mehdi (a.s.)’nin geliş amaçlarından birisi de Kuran’ın yeterliliğini onlara öğretmesidir. Kuran’a, sünnete tam tabi olmalarını sağlayacak, inşaAllah ümmetin. Evet, Berker Hocam yine zat-ı alinizin güzel fikirlerinden istifade edelim. Düşüncelerinden, anlatımından, ilminizden, feyzinizden.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Ben sizden öğrendiklerimi tekrarlıyorum Hocam, inşaAllah. Kuran’la, sünnet ışığında, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bir hadisinde, “Eğer kalbi sağlam ve kulağı olan bir şahit gibi ona bakarsanız onu tanırsınız” buyuruyor.
ADNAN OKTAR:Bir daha söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER:“Eğer kalbi sağlam ve kulağı olan bir şahit gibi ona bakarsanız onu tanırsınız”
ADNAN OKTAR:“Kalbi sağlam,” bir daha söyle, üç kere söylemek sünnettir.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. “Eğer kalbi sağlam ve kulağı olan bir şahit gibi ona bakarsanız onu tanırsınız”
ADNAN OKTAR:“Kulağı olan bir şahit gibi.” Demek ki hulusi kalple, samimiyetle, samimi bir şahidin. Şahit ne yapıyor? Çok keskin bir dikkat, keskin bir samimiyet ve keskin bir içtenlikle bakıyor. Kimsenin etkisinde kalmıyor. Bir tek Allah’tan korkar, o kadar. “Böyle bakarsanız Mehdi (a.s.)’yi tanırsınız” diyor. İşte Bediüzzaman’ın da dediği bu; “imanın nuru ile baktığınızda tanırsınız” denilen budur. Mehdi (a.s.) sevgiyi, merhameti, şefkati savunacak. Karşıtları da; “Mehdi (a.s.) gelmeyecek, İsa (a.s.) gelmeyecek” diyecek. Sevgisizliği, bağnazlığı, tutuculuğu, soğukluğu, nefreti savunacaklar. Ben sevgiyi savununca adamlar şok oluyor. Deccalin avaneleri şok oluyorlar. “Sen bu sevgiyi nereden çıkardın?” diyorlar. “Ne yapmam gerekiyor? “ diyorum, “Nefret gerekir. Buz gibi bir surat gerekir” diyor. Alışmış böyle kemik gibi odun suratlı heriflere, kemik kafalı adamlara. Beni de o pisliklerin içine katmaya çalışıyor. Ben o pisliklerin içine girmem. Ben sevgi insanıyım. Kalbim Allah aşkı ile coşan bir insanım. Sevgiyi buram buram yaşayan bir insanım. Helale, harama da çok çok titizim ben. Harama ben mesela asla girmem. Asla ve asla. Yani milim, santim harama girmem. Çok titiz davranırım. Ama sevgiyi de buram buram yaşarım. Neşeyi buram buram yaşarım. Diyorum, “alemciyim” diyorum. Eğlenceyi, sevinci, neşeyi, Allah aşkı ile yaşarım. Ama Kuran’dan asla taviz vermem. Harama da asla girmem, inşaAllah. İnşaAllah. Vicdan azabından insanın kemikleri kırılır yani, Allah vermesin. Mesela namazımı tek bir kere aksatmadım, elhamdülillah. Kaç yerden tedbir alıyorum, kaç kişiden. Uyurken de, hem ayakta olan arkadaşlarımı tembihliyorum, hem saati kurarız, hem başka şey. Mümkün değil bir namazı kaçırmış olmam. İmkansız yani, Allah’ın izniyle. Mümkün değil yani, Allah vermesin. Dünya başıma yıkılır öyle bir şey olursa, Allah vermesin.
ALTUĞ BERKER:Bu okuduğum hadiste Hocam, inşaAllah, Cabir Bin Abdullah Ensari’den; “Ey Resulullah seni hak Peygamber olarak gönderen Allah’a hamdolsun ki bize vasini (Mehdi (a.s.)’yi) göster. Onu görmeyi çok istiyoruz” demiş Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş; “Allah müminlere onu bir ayet olarak karar kılmıştır. Eğer kalbi sağlam ve kulağı olan bir şahit gibi ona bakarsanız onu tanırsınız” demiş burada Hocam. “Tıpkı benim Peygamber olduğumu anladığınız gibi, onun da vasim olduğunu anlarsınız” demiş. Safları karıştırarak, çehrelere bakmaya başlamışlar, Hocam sahabeler.
ADNAN OKTAR:Bak, sahabe devrinde Mehdi (a.s.)’yi arıyorlar, görüyor musun? Mehdi (a.s.)aşkına bak yani. Ta o zaman aranıyor. “1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında yakın zannetmişler” diyor Bediüzzaman. Sahabeler ta o devirde arıyorlar Mehdi (a.s.)’yi. Her gün soruyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e, Mehdi (a.s.) hakkında; alnı nasıl, gözü nasıl? Nasıl oturur? Nasıl kalkar? Nasıl yemek yer? Nerede bulunur? Nerede çıkacak? O kadar fazla sormuşlar ki Resulullah (s.a.v)’a. Elene elene kalmaması gerekiyor, değil mi, zaman içerisinde? Birçok yerde insan unutabilir. Binlerce hadis kalmış Mehdi (a.s.) ile ilgili, unutulmamış. Kaşı, gözü, ağzı, burnu, boyu-posu, hepsi. Nerede çıkar? Ne yapar? Hepsi duruyor, elhamdülillah, maşaAllah. Ki benim anlatmadıklarım da var. Şimdi anlatırsam ortalık bambaşka bir şekle girer. Onun için anlatmıyorum yani. Nefesim kesildi, hayret ettim hadislere. Ama şimdi vakti değil, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v.) devam etmiş Hocam, bu sözünün arkasından, saflara bakınca müminler, “Çünkü Yüce Allah Kuran’ı Kerim’de buyuruyor ki;” şeytandan Allah’a sığınırım; “Sen insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl.” Yani, “ona ve onun evlatlarına” diyor İbrahim Suresi, 37. ayette, Hocam. Bu ayetin de ebcedi 1989. Şeddesiz olarak ve şeddeli olarak da 2037’yi veriyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. “Canım Hocam, siz sohbetinizde; "zaman gelecek ki, ‘Hocam Mehdiyet’ten az bile bahsetmişsiniz’ diyecekler” demiştiniz. Aynısını Şeyh Ahmed Yasin Hoca Hazretleri az önceki filminde söyledi, maşaAllah. Sizi çok ama çok seviyorum” diyor Mehtap.
“Selamun aleyküm Hocam. Hocam, "rahmetli Gün Sazak,” o bir koç yiğitti, maşaAllah, “Muhsin Yazıcıoğlu,” o da aslandı, maşaAllah, “iddia edilen Ergenekon Çetesi tarafından şehit edildi" diyorsunuz, ben de katılıyorum Hocam. Türk-İslam Birliğini ben de savunuyorum” diyor Hüseyin kardeşimiz. MaşaAllah, inşaAllah. İddia edilen Ergenekon Örgütü 30 yıldan beri özellikle daha da azgınlığını arttırdı, daha da şiddetini arttırdı. Ama 150 yıldır bir kan dökücü örgüttür, inşaAllah. Ben 1980’lerden itibaren karşımızda gizli bir gücü hissettim ama bir anlam veremiyordum. Sonra anladık. Biz buna dedik ki sonra; “komünist derin devlet çetesi” dedik. Nereye gitsek karşımızdaydı, komünist derin devlet çetesi. Sonra adını bulduk; İddia edilen Ergenekon Örgütü olduğunu. Ben bunun 15 yıl önce falan kitabını yazdım, iddia edilen Ergenekon Örgütünün.
Kardeşim, bize yapılan kokain komplosunu iddia edilen Ergenekon Örgütü yapmıştır. 1986’da bize yapılan eziyetleri, oyunları ve bana yapılan komploları, suikast girişimlerini iddia edilen Ergenekon Örgütü yapmıştır. Akıl almaz alçaklıklar ve kahpelikler yapmıştır. Hepsini de aslan gibi savuşturdum. Ve şu anda da meydan okuyorum, yani gelsinler beşer beşer, onar onar, inşaAllah. Bu kahpe, alçak örgütlenmeyi devletimiz her gördüğü yerde ezsin. Cesurca ve yiğitçe devletimiz üstüne gidiyor, daha da gitsin. Türkiye’nin kalkınmasını durdurdular. İttihad-ı İslam’ın oluşmasını engellediler. Bölgeyi kan gölüne çevirdiler bunlar. Türk-İslam Birliği’ni engellediler. Gittiler, Türki devletler de çakallıklarını, itliklerini, pisliklerini gösterdiler. Türk devletleri bunlardan nefret etti, bu alçaklardan. Ondan sonra dediler ki; “Türk-İslam Birliği olacak gibi bir şey değil. Bu adamlar geldi, bu kahpeler, bu pislikler; eğer bunlarsa kastedilen kişiler, biz buna yanaşmıyoruz” dediler. Bunlar da pis, iğrenç dişleri ile sırıtarak geri geldiler. Bir marifet etmiş gibi, “Türk-İslam Birliğini engelledik” diye. O mikrop takımının yaptığı oyunu da bozduk. Ve Türk-İslam Birliği’nin nur gibi, tertemiz bir birlik olduğunu, Türk Milleti’nin de nur gibi olduğunu gösterdik. O çakallar oraya gidip elaleme rezillik yaparak, insanlara rezillik yaparak Müslüman Türk Milleti’ni onlara yanlış empoze ettiler. Kan dökücü ve böyle piskopat, it-kopuk, mafya gibi gösterdiler. Biz bu pisliği ortadan kaldırdık. Devletimize de helal olsun, helal olsun. Allah yardımcıları olsun. Allah gazalarını mübarek etsin. Sonuna kadar gitsinler. Bu it-kopuk takımını tamamen temizlesinler. Bunlar gitti mi, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün pisliği ortadan kalktığı zaman, Türk-İslam Birliği bütün ihtişamıyla kurulacaktır.
Bak, Baron it gibi sıkıştı köşeye. Oyundan oyuna geçiyor çakal. Oradan kuyruğuna basıyorum, oraya hoplayıp kaçıyor; oradan kuyruğuna basıyorum, oraya hoplayıp kaçıyor. Oyundan oyuna geçiyor. Nerede pislik yapabileceği bir ekip varsa gidip onu destekliyor. Her seferinde de kuyruğuna basıp hoplatıyorum. Bütün Türkiye’nin gözü önünde kıran kırana bir mücadele var. Bir avuç arkadaşımla yeri göğü inletiyorum, elhamdülillah, Allah’ın dilemesiyle.
MHP aleyhindeki ifadelere kimse kulak asmasın, dinlemesin. MHP, Türkiye’de mühim bir partidir. MHP’nin güçlü olması Türkiye’nin lehinedir. Büyük Birlik Partisi’nin güçlü olması Türkiye’nin lehinedir. CHP’nin güçlü olması Türkiye’nin lehinedir. Ak Parti’yi de yıpratma girişimleri çok münasebet ve çok çirkin çizgide devam ediyor. Bunu kimlerin yaptığını zaten herkes biliyor. Ak Partililer samimi, candan, vatan evlatlarıdır. İçlerinde var anormal adamlar, kabul etmediğim kişiler var, bana göre anormal gördüğüm kişiler var. Anormal dediğim, tavırları anormal, mesela düşünceleri, beğenmiyorum yani düşüncelerini. Neyse şimdi açıkça söylemeyeyim. Ama onların da düzelmesi için gayret ediyoruz, uğraşıyoruz, inşaAllah. Saadet Partisi mesela, Türkiye’nin gülüdür, çok güçlü olması lazım. Gürül gürül olması lazım. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün faaliyetlerine karşı, Allah mükemmel bir denge kurmuş Türkiye’de. Mükemmel bir denge. Allah’ın kurduğu denge çok güzel. Allah’a güvenelim. Gürül gürül yolumuza devam edelim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah, yıllardır Türk-İslam Birliği’ni söylüyorsunuz Hocam, bu konuda kitaplar çıkartıyorsunuz, konferanslar, ne kadar bölmek isteseler de siz de büyütmeye son hızla devam ediyorsunuz. Haberlerde Birleşik Arap Emirlikleri’nden yazarlar, Doğu’dan; “Türkiye ile Doğu Birliğini kuralım” diye. Türkiye, Lübnan, Suriye ve Ürdün, Irak’la serbest bölge girişimleri, birlik adımları, maşaAllah ilerliyor. Siz yıllardır söylüyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, niye olmasın? Biz Suriye’ye niye pasaportla gidelim? Azerbaycan’a pasaportla gidilir mi? Konya’ya pasaportla giriyor gibi, Allah vermesin. Kabus gibi, insan gözlerine inanamıyor. Türkistan, adı üstünde Türkistan. Türkistan’a ben pasaportla nasıl girerim? Ne pasaportu yani? Bunların hepsini kaldıracağız, Allah’ın izniyle. Irak’ta da, bak çakallar orayı yerle bir etmişler, acayip bir tahribat meydana getirmişler. Hatta bir saat içinde 24 patlama meydana gelmiş. 100’ün üzerinde ölü, 805’in üzerinde de yaralı var ki çok çok daha yüksektir. Bu da iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün çakallıklarından birisidir. Orayı daha uygun buldular kan dökmek için. O da onların işi. Orada mazlum o garibanlar. Bir Şiilerin camisine koyuyorlar bomba, ertesi gün Sünnilerinkine koyuyorlar, ertesi gün Şiilerin. Çünkü kafayı Müslümanlığa taktı ya bunlar. Şii-Sünni düşmanlığı yaratacak. Şiiler bizim canımız, onlar bizim ruhumuz, etimiz-kemiğimiz. Kıllarına dokundurtmayız, evelAllah.
“Selam Hocam. Bu sabah Tv 5’te 10:30’da evrimi anlatan bir çizgi film izlettirildi. Aslan Kral Simba isminde bir çizgi film. Konusu; yaşı bir kaplumbağa diğer canlılara evrimsel süreci anlatıyor. Tv 5’e yakışmayan bu filmin telafisini yapsınlar, inşaAllah Hocam” diyor Haydar Akbaş. Bu Tv 5 bizim bildiğimiz.
ALTUĞ BERKER:Milli Gazete’nin Hocam.
ADNAN OKTAR:Erbakan Hocamızın desteklediği Milli Gazete’nin Tv 5’i değil mi bu?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Herhalde farkında olmadılar Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bu ne iştir? Şimdi buna karşı yarın mutlaka bizim çocuklar gitsinler, bir program Tv 5’te.
ALTUĞ BERKER:Derhal Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Akıl alacak gibi değil kardeşim. Daha hala böyle olaylar oluyor mu? Üstelik Tv 5’te. Gidiyorlar, Türkiye Gazetesi’nde çıkarıyorlar, Tgrt’de evrimle ilgili propaganda yapıyorlar. Samanyolu’nda da bir ara öyle bir şeyler oluyordu.
ALTUĞ BERKER:Niyetlendiler. Siz, maşaAllah durdunuz Hocam.
ADNAN OKTAR:Onların Aksiyon Dergisi’nde bir ara çıkmıştı; “Ne insan, ne maymun” Kardeşim, sen bunu dediğin zaman bitti. Nereden çıkarttın bu lafı? Zorla o lafı geri aldırttık. İlmi, bilimsel çalışmalar yaparak. Zorla derken, ilmin zoruyla, bilimin zoruyla, inşaAllah.
Mevlana diyarı Konya’dan Murat Avşar; “Selamun aleyküm.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetüllahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam, MaşaAllah yine gürül gürül çağlıyorsunuz. Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah en kısa zamanda Türk-İslam Birliği ışığı altında İslam’ı dünyaya hakim eylesin, inşaAllah-u Rahman. Mümin, Müslüman kardeşlerime bir çağrım olacak Hocam, inşaAllah. Kardeşlerim her zaman namazlarında dualarında mutlaka ama mutlaka Türk-İslam Birliği’ne yer versinler. Size bir sorum olacak Hocam, inşaAllah; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, "Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça Kıyamet kopmaz.” Yine bir başka hadiste de buyuruyor ki; "Gün gelecek her taş, ağaç ey Müslüman arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür diyecek.” Bu iki hadisi yorumlamanızı rica edecektim sizden Hocam. Mübarek ellerinizden öpüyorum, oradaki herkese de hayırlı akşamlar diliyorum.” Kardeşlerimizin Türk-İslam Birliği için dua etmesini yıllardan beri söylüyoruz, inşaAllah. Hatta bir kelime olsun söyleyin diyorum. “Türk-İslam Birliği’ni istiyorum” deyin. Onlarla ilgili tişörtler bastılar çocuklar, bastırıyorlar. “Bilgisayarınızın bir köşesine koyun. Yaptığınız sitenizin bir köşesine koyun. "Türk-İslam Birliği’ni istiyorum" deyin” diye söyleyin. Namaz vakitlerinde, namaz haricinde sürekli bu duayı yenilesinler, kendi aralarında da konuşsunlar, inşaAllah.
“Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor; "Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça Kıyamet kopmaz."” Yahudilerle Filistin’de savaştılar. O altı gün savaşı var. Çok büyük olay oldu. Mısır’la savaştılar, Suriye’yle savaştılar, Ürdün’le savaştılar. Bu hadis gerçekleşti. Bu oldu. “"Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça Kıyamet kopmaz." Yine bir başka hadiste de buyuruyor ki Resulullah (s.a.v.); "Her taş, her ağaç ey Müslüman arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür diyecek."” Şimdi bu hadisi daha önce birkaç kere yorumladım, açıkladım. Şimdi bir kere, bir insan suçuna göre cezalandırılır. Bir taşın arkasında bir Yahudi çocuğuyla karşılaşsak. Mazlum küçük bir çocuk. Göbüşü möbüşü ortada böyle duruyor. Taş da bize ses getiriyor. “Ey işte falanca! Bak, burada yanımda bir Yahudi çocuğu var, onu öldür.” Bu şeytandan gelen sestir. Biz buna uymayız. Çünkü o cinayete teşvik eden bir halüsinasyon. Bu doğru değil. Biz ne yaparız? Arkamızda Yahudi olup olmadığını, yahut din aleyhtarı bir şey olup olmadığını, mesela bir elektronik bir cihazla olur, biz ondan tespit edebiliriz. Taşın arkasındadır, taştır bilmem nedir, bize haber verir. Elektronik haberleşmeyle insanların yerini tespit edebiliriz. Ama öldürmek için değil, onu etkisiz hale getirmek için. Zarar veren bir Yahudi ise, dinsiz bir Yahudi ise, Allah’sızsa, kitapsızsa, Tevrat’a uymuyorsa, Kuran’a uymuyorsa, çünkü Tevrat’ta da Müslümanlara zulüm yok. Tevrat’a göre Müslümanlara çünkü Ben-i Nuh olarak bakması gerekir Musevilerin. Ben-i Nuh. Ben-i Nuh nedir? Müslüman, mümin demektir. Her Musevi, Müslüman’a Ben-i Nuh olarak baktığına göre, mümin olarak gördüğüne göre; onun canına, malına, ırzına, namusuna dokunması haramdır. Dokunamaz ama bunun dışında zulüm yapan bir Yahudi ise, demek ki taşlar, ağaçlar, her türlü cisim, mobilya da olabilir, bir şey de olabilir; mikro kameralarla, teknik aletlerle bize bunu haber verecek. Biz de yerini bulup onu etkisiz hale getireceğiz. Öldürme demek, fikren etkisiz hale getirmek anlamındadır. Mesela Mehdi (a.s.) için de var, deccaliyeti öldürüyor. Deccali öldürüyor, fikrini öldürüyor. Fikren öldürmedir. İlim olarak öldürmektir, bedeni değil, inşaAllah. Dolayısıyla taş ve ağacın Müslümanlara bilgi vermesi, Ahir zamanda zaten gerçekleşiyor şu an.
Biz dedik; “Güneydoğu’da Mehmetçiklerimizin mücadelesinde mikro kameralar yerleştirilsin, düşmanın yeri tespit edilsin” dedik. Bunu nereye yerleştireceksin sen? Taşın içine yerleştirmek durumundasın. Kamera nereye yerleştirilir? Gizli düşmana karşı mücadele yapılıyorsa, taşın içine yerleştirmen lazım. Veyahut ağacın içine yerleştirilecektir ki görülmesin. Gizlice düşmanı tespit edebilmek için, mükemmel bir teknolojiye, gizli bir istihbarat ağının nasıl kurulacağına Peygamberimiz (s.a.v.) vahiyle mükemmel bir şekilde işaret etmiş. Bu ancak Ahir zamanda oluyor şu an. Sırf Yahudiler için değil bu; ateist, Yahudi, ateist Hıristiyan, ateist Müslüman eğer zulüm verdiyse, acı çektiriyorsa, cinayet işliyorsa, onu bizim tespit etmemiz gerekir. Resulullah (s.a.v.) onun bir yönünü söylemiş, bir kısmını söylemiş. Biz oradan tamamını anlamış oluruz. Peygamberimiz (s.a.v.) özlü ve kısa anlatır. Mücadele anında bizim nefsi savunma yapacağımız vakit, Müslüman demek ki gizli bilgiyi bu tarz bir sistemle elde edecek Ahir zamanda. Mesela diyor ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “İnsanlar avuçlarının içine bakacaklar, Mehdi (a.s.)’yi görecekler” diyor. Şimdi yaptılar. Ipodlar var; şunlar, bunlar var, telefonlar var. Adam avucunun içe baktı mı karşındaki insanı görüyor. Bu gerçekleşmiş oldu. Kastedilen bu, inşaAllah. Ama bir de, şimdi parmakta bir görüntü olma olayı var, Allah-u alem o da olacak gibi görünüyor. Fiilen de olacak gibi görünüyor, inşaAllah.
Selam verip de alamadığım herkese vealeyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum, ehlen ve sehlen biküm. Berkerim söyleyeceğin son sözler var mı? Biraz sonra başka yanına geçeceğiz. Yarım saat sonra neredeyiz?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Kaçkar Tv’deyiz Hocam.
ADNAN OKTAR: Kaçkar, Karadeniz. Karadeniz deyince içim bir coşuyor böyle. Karadeniz’in koçları aklıma geliyor, yiğitleri. Oradaki hanımlar, oradaki beyler, hepsi koç yiğittir, maşaAllah. Hepsi delikanlıdır. Bütün benim mübarek milletimgibi, Türkiye’nin çimentosudur hepsi, maşaAllah. Bir ayet okuyayım, bitirelim. Ya Allah Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dedi ki: "Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et."” (Ankebut Suresi, 30) Demek ki Mehdi (a.s.) de fesat çıkaranlara karşı, Allah’tan yardım dileyecek, inşaAllah. Biz de Allah’tan yardım diliyoruz, Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, inşaAllah.
SUNUCU 2: Bizleri yarın 22:00’den itibaren Harun Yahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Tv Kayseri ve Samsun Aks’tan takip edebilirsiniz.
Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Adil Yargı
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...